Kurum sınavlarında çıkmış mülakat soruları ve cevapları


ÇIKMIŞ MÜLAKAT SORULARI

King Kanunu nedir?

Bolluk Paradoksu olarak da bilinmektedir. Yaptığı gözlemlerle miktar artışları ile fiyat azalışları arasındaki ilişkiyi belirlemeye çalışan King, bu bakımdan ekonometrinin ilk öncülerinden biri olarak kabul edilir. Talep elastikiyeti düşük tarımsal malların arzındaki değişmelerin, bu malların fiyatlarının ters yönde etkilenmesi. G. King buğday arzındaki %10 bir artış ceteris paribus fiyatlarda % 50 düşmeye, arzdaki bir % 10’luk azalma ise buğday fiyatını %10 oranında yükselttiğini gözlemiş ve tarımsal malların arzındaki azalmanın, üreticinin toplam gelirini arttırdığnı, buna karşılık arzdaki bir artışın fiyatları düşürerek üreticinin gelirini de azalttığını ileri sürmüştür

Kamu Hizmeti-Kamu Görevi Farkı Nedir?

devlete ait iktidar ve yetkilerin kullanılması suretiyle gerçekleştirilen faaliyetler kamu görevini oluştururken, devlete ait iktidar ve yetkilerin kullanılmasını gerektirmeyen faaliyetler ise kamu hizmeti olarak değerlendirilmektedir.”

Kamu hukuku usulüne göre hukuki tasarrufta bulunan veya işlem yapanlarla, bu işlemlerin yapılması sırasında kamu hukuku usulü çerçevesinde katkısı olan, bunların faaliyetlerine yardımda bulunan kimseler kamu görevi yaparlar ve maddi ceza hukuku uygulamasında memur sayılırlar. Kamu hukuku usulü dairesinde tasarrufta bulunmayan veya işlem yapmayan ve bu faaliyetlere kamu hukuku usulü dairesinde yardımda bulunmayan kimseler ise kamu hizmeti gören kimselerdir

Kamu görevi; yasama ve yargı etkinliklerinin yanı sıra, devletin olmazsa olmaz birincil amaçlarının gerçekleşmesi için, öznel açıdan devlete özgü, devletçe yapılması zorunlu; egemen gücün, yetkinin ve kamu hukuku kurallarına göre oluşturulan iradenin kullanılıp örgütlenmesini yansıtan etkinlikler bütünüdür. Kamu hizmeti ise, devletin ikincil nitelikteki amaçlarını gerçekleştirmek için başkalarına da bırakabileceği etkinliklerdir

Cari Hesap Sözleşmesi Tanımı ve Özellikleri

Kanuni tanımına göre cari hesap sözleşmesi; İki kişinin her hangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesidir.

Tanımından da anlaşılacağı gibi cari hesap sözleşmesi iki taraf arasında kurulan bir rızai sözleşmedir. Her iki taraf da aralarındaki ilişkiden kaynaklanan alacak ve borçlardan dolayı kalem kalem kayıt tutmakta, alacağın ya da borcun doğumu anında bir ödeme yapmamaktadır. Hesap dönemi sonunda bir tarafında diğerinden alacağının kalması durumunda ise bu alacak aradaki cari hesap sözleşmesine göre talep edilebilecektir.

Kanunen geçerli bir cari hesap sözleşmesinin varlığından söz edebilmek için bunun yazılı bir şekilde yapılması gerekmektedir. Yazılı olarak yapılmadıkça cari hesap sözleşmesi muteber değildir.

Aksi kararlaştırılmadıkça, cari hesaba alacak veya borç kaydedilmesi, tarafların, alacağı veya borcu doğuran sözleşme veya işleme ilişkin dava ve savunma hakkını düşürmez. Sözleşme veya işlem iptal edilirse bunlardan kaynaklanan kalemler hesaptan çıkarılır.

Cari hesap sözleşmesinin yapılmasında önce doğmuş bulunan bir alacak, tarafların onayıyla cari hesaba kayıt edilirse, aksi kararlaştırılmamışsa bu alacak yenilenmiş olmaz.

Bir ticari senedin cari hesaba kaydı, bedelinin alınmış olması halinde geçerli olmak şartıyla yapılmış sayılır.

Her hesap devresi sonunda alacak ve borcu oluşturan tutarlar birbirinden çıkarıldıktan sonra tanınan hükmen belirlenen bakiye yeni hesap devresine ait bir kalem olmak üzere hesaba geçirilir. Sözleşme sona ermiş veya artan tutar haciz edilmiş ise onun ödenmesi gerekir.

Cari hesap alacak sütununa yazılan tutarlar için sözleşme veya ticari teamüller gereğince kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler.

Temsili / Doğrudan Demokrasi

Temsili Demokrasi, demokratik ülkelerde milletin egemenlik hakkını doğrudan değil de, seçtiği temsilciler aracılığıyla kullandığı bir demokrasi uygulamasıdır. Genellikle nüfusu kalabalık ülkelerde uygulanır.

Ayrıca, temsili demokraside halk istediği zaman yöneticilerini değiştirme hakkına sahiptir. Bu, demokrasinin halka sağlamış olduğu bir kolaylıktır. Halkın seçtiği temsilciler meclis ya da genel anlamıyla parlamento olarak adlandırılan yerde toplanır ve halk adına kararlar alır. Bu temsilcilere milletvekili ya da parlamenter denir. Milletvekilleri belirli sayıda ve belirli bir süre için seçilirler.

Doğrudan demokrasi, halkın egemenliğini bizzat ve doğrudan doğruya kullandığı demokrasi türüdür. Doğrudan demokrasi, halkın halk tarafından yönetilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla doğrudan demokrasi dizgesi, demokrasinin ülkesel anlamına en yakın olan hâlidir. Genellikle nüfusu az olan ülkelerde yapılır[kaynak belirtilmeli].Siyasi kararların, çoğunluk esasına göre, yurttaşların oy çokluğu ile, doğrudan doğruya şehir halkı tarafından alındığı yönetim şekline, doğrudan doğruya demokrasi denir. İsviçre’de ve bu da ülkenin genelinde değil sadece 1 kantonu (bir ülkenin, idari ya da sınırsal alt birimlerinden her birine verilen addır. Örneğin bu bir coğrafi bölge ya da bir eyalet olabilir.) ve 4 yarım kantonunda uygulanmaktadır. bu tek kanton glaris kantonu olup,yarım kantonlar da aşağı ve yukarı unterwald ile iç ve dış appenzell’dir.

Gini katsayısı nedir

Gelir dağılımı eşitsizliğini ölçmekte kullanılan 0 ile 1 arasında değer alan bir katsayıdır. Katsayı sıfıra ne kadar yakınsa gelir dağılımında eşitliğe o kadar yaklaşılıyor, 1’e ne kadar yaklaşıyorsa gelir dağılımında eşitlikten o kadar uzaklaşılıyor demektir. Türkiye de bu oran :0,39

Türkiye ile ilgili temel veriler şöyle:Nüfus (milyon kişi): 74,5 (2030 beklentisi 86,7 milyon)

Nüfus artış hızı (2010 – 2015, %): 1,1

Doğumdan itibaren yaşam süresi beklentisi: 74,2

GSYH (GNI, milyar dolar): 991,7

Kişi başına gelir (GNI ölçümüyle, dolar): 13.701

Gelir dağılımı eşitsizliği (Gini katsayısı): 0,39

Ulusal fakirlik çizgisinin altındaki nüfus (%): 18,1

Okur – yazarlık oranı (%): 90,8

Eğitimde geçirilmesi beklenen süre: 12,9 yıl

Orta öğretimde kadın oranı (%): 26,7

Sağlık harcamaları / GSYH (SAGP, %): 5,1

Eğitim harcamaları / GSYH (SAGP, %): 2,9

Savunma harcamaları / GSYH (SAGP, %): 2,4

Toplam borç servisi / GSYH (SAGP, %): 8,0

Çalışma yaşamında kadınların oranı (%): 28,1

Genç işsizlerin oranı (%): 20,7

Ormanlık alan / Toplam ülke alanı (%): 14,7

Tarım alanı / Toplam ülke alanı (%): 50,6

Her 100 kişiden kaçı kişisel bilgisayara sahip? 6,4’ü

Her 100 kişiden kaçı internet kullanıcısı? 39,8’i

Her 100 kişiden kaçı telefon abonesi? 107,2’si

İnsani Gelişme Endeksleri karşılaştırmasında 187 ülkeden 90.

Bu tabloda en çarpıcı konu her 100 kişiden 107,2’sinin telefon abonesi ve her 100 kişiden 39,8’inin internet kullanıcısı olması. Yani bazılarında kişi başına birden fazla telefon aboneliği var.

Regresyon analizi, aralarında sebep-sonuç ilişkisi bulunan iki veya daha fazla değişken

arasındaki ilişkiyi belirlemek ve bu ilişkiyi kullanarak o konu ile ilgili tahminler (estimation)

ya da kestirimler (prediction) yapabilmek amacıyla yapılır. Doğada birçok olayda sebep sonuç

ilişkisine rastlamak mümkündür.

Mali Tatil nedir ?

Mali Tatilin, Kanunun 1. maddesinin 1. bendi gereği her yıl 01 Temmuz – 20 Temmuz (20’si dahil) arasında uygulanması karar altına alınmıştır. Haziran ayının son gününün tatil gününe rastlaması halinde, (2013 Yılı için böyle bir durum söz konusudur. 30.06.2013 tarihi Pazar gününe denk gelmektedir.) mali tatil Temmuz ayının ilk iş gününden sonraki gün başlar. Son günü Mali tatile rastlayan işlemler ve yükümlülükler, tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılacaktır.

Kamu İktisadi Teşebbüsü= İktisadî devlet teşekkülü+ Kamu iktisadi kuruluşu

Kamu iktisadi teşebbüsü (KİT) “Teşebbüs”; iktisadî devlet teşekkülü (İDT) ile kamu iktisadî kuruluşu (KİK)in ortak adıdır.

İktisadî Devlet teşekkülü (İDT) “Teşekkül”: Sermayesinin tamamı Devlet’e ait, iktisadî alanda ticarî esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu iktisadî teşebbüsüdür. (Ör: Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu)

Kamu iktisadi kuruluşu (KİK) “Kuruluş”; Sermayesinin tamamı veya bir bölümü Devlet’e ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan kamu iktisadî teşebbüsüdür. (Ör: TCDD, Devlet Hava Meydanları İşletmesi)

Kusursuz İmkansızlık

Borcu sona erdiren sebeplerden biridir. borcun ifasını engelleyen ve borçlunun kusurunun olmadığı hallerde kusursuz imkansızlıktan söz edilebilir. maddi bir olaydan veya hukuki bir nedenden kaynaklanabilir. Borçlar kanunu md. 117’ye göre meşruluk kazanır. Kusursuz imkansızlığı bk. md. 117 anlamında kabul edebilmek için üç şart aranır.

  1. imkânsızlığa neden olan olay sonradan meydana çıkmalıdır.
  2. söz konusu olay öngörülemez ve önlenemez olmalıdır.
  3. borçlu imkânsızlığın doğumuna kendi kusuru ile sebebiyet vermemiş olmalıdır.

Borçlu kusurlu ise, imkânsızlık sonucunda sözleşme ortadan kalkmaz, tazminat yükümlülüğüne dönüşür. Buna karşılık, borçlu kusursuzsa, borç sona erer ve tazminat ödeme de söz konusu olmaz. Bu durumda borçlu, sadece mücbir sebep veya olağanüstü durumların bulunması halinde sorumluluktan kurtulabilecektir

MUHASEBENİN TEMEL KAVRAMLARI

  1. Sosyal Sorumluluk Kavramı: Sorumluluk; görevleri yerine getirme bilincidir. Muhasebe açısından bakıldığında ise; işletme yaptığı çok sayıda faaliyet sonucu birçok kişi ve kuruluş ile muhatap olmak zorundadır. İşletme faaliyetlerini yerine getirirken sorumluluklarının bilincinde ve ilk denetleyici her zaman kendisi olmalıdır. Muhasebe bilgileri doğru, tarafsız, adil ve kurallara uygun olmalıdır. İnsanlara yanlış bilgi verilerek insanlar yanıltılmamalıdır. Bu kavram hukuki sorumluluk ile birlikte vicdani sorumluluğu da kapsamaktadır.
  2. Kişilik Kavramı: Kişilik kavramı işletme sahibinden, ortaklardan ve işletme ile ilgisi olan tüm kişi ve kuruluşlardan ayrı bir kişiliğe

sahiptir. Hukuk iki tür kişiliği kabul etmiştir. Bunlar gerçek ve tüzel kişilerdir. Tüm insanlar birer gerçek kişidir. Bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelen insanların oluşturduğu topluluklar ise tüzel kişilerdir. Buna göre işletmeler tüzel kişiliğe sahiptir. Yapılan işlemler bu kişilik adına yürütülür.

  1. İşletmenin Sürekliliği Kavramı: İşletmeler hiçbir zaman kapatılmak düşüncesiyle kurulamaz. Sözleşmede aksi bir madde yoksa işletmenin sonsuz bir süre için kurulduğu ve ömrünün belli bir süreye bağlı olmadığı kabul edilir. İşletmenin faaliyet süresi sahiplerinin yaşam süreleri ile sınırlı değildir. Sahiplerinin ölümünden sonra işletme varisler tarafından işletilmeye devam edilir.
  2. Dönemsellik Kavramı: İşletmenin sınırsız olarak kabul edilen ömrü belli dönemlere ayrılır ve her dönemin faaliyetleri birbirinden bağımsız olarak sürdürülür. Muhasebede bu dönem genellikle bir yıldır. Her dönem birbirinden bağımsızdır. Her dönemin gelir ve gideri birbiri ile karşılaştırılarak o döneme ait kar ya da zarar rakamı bulunur.
  3. Parayla Ölçme Kavramı: Muhasebenin konusu para ile ifade edilen değerlerdir. Olayların kaydedilebilmesi için ortak bir ölçü (ulusal para değeri) kullanılır.
  4. Maliyet Esası Kavramı: İşletmelerin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetlerin elde edilmesi için katlandığı her türlü faktörlerin para olarak ifade edildiği toplam değere maliyet denir. Bir varlığı edinirken katlanılan parasal fedakârlıktır. İşletmenin edindiği tüm varlık ve hizmetler muhasebeleştirilirken bunların maliyetleri esas alınır. Piyasa şartlarındaki değişim ile malın değeri de değişebilir. Para değerindeki değişmeler ile maliyet değeri anlamsız hale gelirse maliyet yeniden belirlenebilir.
  5. Tarafsızlık ve Belgelendirme Kavramı: Muhasebede yapılan tüm işlemlerin belgelendirilmesi ve kayıtların belgeye dayanması gerekir. Belgeler usulüne uygun düzenlenmeli ve gerçeği yansıtmalıdır. Kişilerin beyanına göre değil, fatura, senet, makbuz gibi belgelere dayanarak kayıt yapılmalıdır.
  6. Tutarlılık Kavramı: Muhasebede seçilen politika ve izlenen yöntemler her dönemde aynı şekilde uygulanmalıdır. Benzer işlem ve olaylarda kayıt düzeni ve işlem basamakları değişmemelidir. Geçerli sebepler ile değişiklik yapılırsa bu değişimin nedenleri ve sonuçları açıklanmalıdır.
  7. Tam Açıklama Kavramı: Muhasebenin temel kavramlarından birisi de bilgi vermektir. Tablolar işletmenin bilgilerine ihtiyaç duyan ve öğrenmek isteyen ilgi gruplarına yardımcı olacak ölçüde yeterli ve anlaşılır olmalıdır. Örneğin borç tutarı yazılırken bunların biçimi, vadesi, ayrı şekilde belirtilmelidir.
  • İhtiyatlılık Kavramı: İşletmenin karşılaşabileceği riskler göz önüne alınarak temkinli davranılmalıdır. Örneğin, ileri bir tarihte bedeli tahsil edilmek üzere bir mal veya hizmet satılırsa hemen gelir olarak kaydedilmemeli, tahsilât yapıldıktan sonra kaydedilmelidir. Aynı şekilde bir gider veya zarar kesinleşmese bile ortaya çıktığında bunun için karşılık ayrılmalıdır.
  • Önemlilik Kavramı: İşletme bilgilerinin muhasebeleştirilmesinde önemli hesap tutarları sayısal sonuç çok küçük olsa bile gösterilmelidir. Bir bilgi verilmediğinde tablo doğru yorumlanamıyorsa o bilgi önemlidir.
  1. Özün Önceliği Kavramı: Muhasebe kayıtları yapılırken şekilden çok finansal özellikleri ve işletme için ifade ettiği önem göz önüne alınmalıdır. Genelde şekil ve öz paraleldir. Ancak arada fark olursa öz önceliklidir. Örneğin bir alacak zamanında tahsil edilemediğinde öz olarak şüpheli duruma düşmüş sayılır. İşletme borçlunun ödeme yapacağından emin olsa bile alacağın şüpheli duruma düştüğüne dair kayıt yapmak zorundadır.

TEK FİYAT KANUNU

Tek Fiyat Kanunu, etkin piyasalarda aynı mallar için tek fiyat oluşacağını ifade eden iktisadi kanundur. Etkin piyasalarda, alıcılar veya tüketiciler fiyatı düşük olan mala doğru hareket gösterirler, satıcılar veya üreticiler ise fiyatı yüksek olan mala doğru hareket gösterirler. Dolayısıyla piyasanın dengeye gelmesi çok kısa sürecektir. Bu yüzden tek fiyat kanununun geçerli olmasını sağlayan en önemli olgu arbitrajdır.(Farklı piyasalarda aynı menkul kıymetler için farklı denge fiyatları oluşmuş olması durumunda, menkul kıymetlerin ucuz olduğu piyasadan alınarak daha pahalı olduğu piyasada satılmasıdır)

Döviz Piyasalarında Tek Fiyat Kanunu

Tek fiyat kanununun en belirgin gözlendiği piyasa tipi döviz piyasasıdr. Arbitrajcılar, örneğin doları ucuz olan yerden satın alıp pahalı olan yerde bozdurmaya çalışır. Bunun sonucunda doların satın alındığı yerde dolar talebi arttığı için doların yerel para cinsinden değeri artar. Aynı şekilde arbitrajcının doları sattığı yerde ise dolar arzı arttığı için doların yerel para cinsinden değeri azalır. İki piyasadaki birbirine doğru zıt yönlü hareket sonuçta ikisinde de aynı döviz kurunun oluşmasını sağlar.

Geçerlilik Koşulları

Tek fiyat kanununun düzgün işleyebilmesi için taşıma maliyeti olmaması gerekir, ticareti yapılan mallar birbirinin aynı olmalıdır. Örneğin New York’ta dolar bozduran bir kişi, Türk lirası almak için fazladan bir maliyete katlanmak zorunda kalıyorsa, bu maliyet arbitraj işleminden elde edeceği potansiyel kârı engelleyebilir.

SATINALMA GÜCÜ PARİTESİ NEDİR?

Satınalma gücü paritesi (SAGP) ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak farklı para birimlerinin satın alma güçlerini eşitleyen bir değişim oranını ifade ediyor.

Bir kilogram domatesin ortalama olarak Türkiye’de 2 TL, ABD’de ise 2,5 dolar olduğunu varsayalım. Bu durumda yıllık geliri 10.000 dolar olan bir Amerikalı yılda (10.000 / 2,5 =) 4000 kg domates alabilir. Aynı miktar domatesi alabilmesi için bir Türk’ün yıllık gelirinin 8.000 TL olması yeterlidir. 1 dolar 1,8 TL’ye eşit ise Amerikalının geliri (10.000 x 1,8 =) 18.000 TL’ye, Türk’ün geliri ise (8.000 / 1,8 =) 4.445 dolara eşit olmaktadır. Amerikalı Türkiye’ye gelir de parasını TL’ye çevirirse bu parayla (18.000 / 2 =) 9.000 kg domates alabilir. Buna karşılık Türk, ABD’ye gider de parasını dolara çevirirse bu parayla (4.445 / 2,5 =) 1.778 kg domates alabilir.

Satınalma gücü paritesi bu iki kişinin ikisinin de gelirini kendi ülkesinde harcadığı varsayımını yapar. Bu durumda Amerikalı 10.000 dolarıyla, Türk ise 8.000 TL’siyle aynı miktar (4.000 kg) domates alabilmektedir. Bu durumda satınalma gücü paritesi şöyle formüle edilir:

SAGP (Türkiye / ABD) = 2 / 2,5 = 0,8 TL / Dolar

Buna göre bir kg domates için ABD’de 1 dolar ödemek gerekirken Türkiye’de 0,8 TL ödenmesi gerekmektedir. ABD’nin hem cari fiyatlarla hem de SAGP’ye göre aynı kişi başına gelire sahiptir. Bunun tek nedeni bu hesaplamalarda ortak para birimi olarak ABD doları kullanılmasından dolayıdır. Almanya ve İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde gelirin satın alma gücü düşük, buna karşılık gelişme yolundaki ülkelerde yüksektir. Bu, bize yaşamın gelişme yolundaki ülkelerde daha ucuz olduğunu gösteriyor. Hesaplamaya esas alınan sepette ağırlık gıda maddeleri ve giyeceklerde olduğu için bu sonuç normaldir.

MALİ KÂR VE TİCARİ KÂR

Mali kâr ve ticari kâr birbirinden farklı kavramlardır. Bu iki kârın birbirinden farklı olmasının temel nedeni farklı esaslar dikkate alınarak hesaplanmalarıdır.

Mali kâr vergi kanunlarında yer alan düzenlemeler sonucunda tespit edilen kârdır ve genelde verginin matrahını da teşkil eder.

Bu aşamada ticari kâr ile mali kâr arasındaki en önemli farklılık ticari kârın tespitinde indirim konusu yapılabilen bazı giderler, vergi uygulaması açısından kanunen kabul edilmeyen gider niteliğine sahiptir ve mali kârın tespitinde dikkate alınmaz.

Mali kâr ile ticari kâr arasındaki farklılık gider yönünden olduğu kadar gelir yönünden de mevcuttur. Vergi uygulaması açısından bazı kazanç ve iratlar vergiden istisna tutulmuştur. Dolayısıyla mali kârın tespitinde bu kazançlar vergi matrahına dahil edilmeyecektir. Oysa bu kazançlar ticari kârın içinde yer alabilecektir.

HUKUK DEVLETİ NEDİR?

Sınırları içerisinde kamu erkinin değişmezlik ve süreklilik temeline dayalı olarak değer ve hukuk düzenine bağlı olduğu bir devlet şeklidir. Mutlakıyetçe devletlerden farklı olarak devlet gücü, vatandaşları keyfi uygulamalardan korumak amacıyla yasalar yardımıyla tanımlanır (Şekli Hukuk Devleti kavramı). Modern anlayış temelindeki bir hukuk devleti bunun dışında maddi anlamda adaletli bir düzenin yaratılması ve korunmasını hedefler (Maddi Hukuk Devleti kavramı). Nesnel değer yargıları bireylerin öznel haklarından farklı olarak, belirlenmiş prensipler aracılığıyla kanun koyucunun sınırlanması işlevi görürler.

Temel İlkeler

Devletin faaliyetlerinde hukuk kurallarıyla bağlı olması.

Hukuk önünde eşitlik ve devletin tarafsızlığı.

Temel hakların güvence altına alınması.

Devletin yargısal denetimi, hakim ve yargı bağımsızlığı.

İKİZ/ÜÇÜZ AÇIK NEDİR

İktisatçıların bir bölümü cari açığın, kamu gelir gider dengesinin açık vermesinden kaynaklandığı ve cari açığın da dönüp kamu gelir gider açığını beslediği görüşündedir. Bu neden sonuç ilişkisine ikiz açık hipotezi adı veriliyor

Üçüz açık cari işlemler açığı bütçe açığı ve tasarruf açığının toplamıdır. Türkiye ekonomisi 2012 yılında, özel kesim dengesi açığı, bütçe açığı ve cari açıkla karşılaşarak üçüz açık yaşamıştır. Üçüz açık genellikle iç tasarrufları yetersiz olduğu halde potansiyelinin üzerinde büyümeye çalışan ekonomilerde ortaya çıkıyor. Üçüz açık bir ekonomi için her türlü krize açıklık anlamına gelir.

(S – I) + (T – G) = (X – M)

Bu üç dengeden birisinin açık olduğu duruma tekil açık, hem kamu kesimi iç dengesinin hem de cari açığın olduğu duruma ikiz açık deniyor. Ben, bunlara özel kesim açığının da eklendiği duruma üçüz açık adını veriyorum. Örneğin Çin, Almanya ve Japonya’da yalnızca bütçe açığı yani tekil açık var. Buna karşılık ABD, İngiltere ve Fransa’da hem bütçe açığı hem de cari açık yani ikiz açık durumu söz konusu. Türkiye ve Polonya’da ise üçüz açık geçerli.

Yasama sorumsuzluğu:

TBMM üyeleri meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden; o oturumdaki başkanlık divanının teklifi üzerine meclisçe başka karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açıklamaktan sorumlu tutulamazlar. Yasama sorumsuzluğu en kısa tanımıyla milletvekillerinin söz hürriyetini korur.

Hayat boyu sürecek olan sorumsuzluk milletvekilini cezai takibatlara karşı mutlak olarak korur. Sorumsuzluğun meclis veya başka bir organ tarafından kaldırılması söz konusu değildir.

Yasama Dokunulmazlığı:

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili meclis kararı olmadıkça tutulamaz, tutuklanamaz, sorguya çekilemez ve yargılanamaz.

Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlamak kaydıyla anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.

Seçimden önce veya sonra milletvekiline verilmiş bir ceza hükmünün uygulanması üyeliğin sona ermesine bırakılır.

Dokunulmazlığı kaldırılan üye tekrar seçilirse başka bir işleme gerek olmadan dokunulmazlığını elde eder.

TBMM siyasi parti guruplarından yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz.

Dokunulmazlığı kaldırılan bir milletvekilinin hangi fiilden yargılanacaksa onunla sınırlı olarak hakkında kovuşturma yapılabilir.

Sorumsuzluk mutlak, dokunulmazlık nispidir.

Sorumsuzluk devamlı dokunulmazlık geçicidir.

Bu krizin çıkışı büyük ölçüde emlak fiyatlarının mortgage kredileriyle şişirilmesine ve çoğunluğu bu tür değerlere dayalı kâğıtların satılmasına dayanmaktadır. 2008 Küresel Krizi ise kapitalizmin küreselleşmesinin ardından çıkmıştır. Bu kez yaşanan büyük dönüşüm sermaye hareketlerinin serbest kalması ve bütün dünyanın tek bir oyun alanına dönmesi aşamasında ortaya çıkmıştır. Kurallar ve denetim yine bu yeni dönüşüme ayak uyduramamış ve başıboş kalan sistem yine kriz yaratmıştır.

ABD’deki konut fiyatları 2000’li yıllar boyunca büyük bir yükselme göstermişti. Bu yükselmenin bir nedeni de kolaylıkla elde edilebilen tutulu satışlar (mortgage) idi. Sürekli olarak yükselen konut fiyatları piyasalarda aşırı derecede iyimser bir hava yaratmış, bankaların düşük gelirli ailelere konut almak için kolayca kredi sağlamalarına yol açmıştı. Konut fiyatları inişe geçince birden bire subprime mortgage (yüksek risk ve yüksek faizli kredi) denilen bu kredi piyasası çökmüş, kredi faizlerini ödeyemeyen düşük gelirli ailerinin iflas etmelerine ve konutlarına el konmasına neden olmuştur.

2008 yılı ilerledikçe subprime mortgage krizinin sadece küçük bir kesimi değil, bütün ABD mali sistemini etkilediği anlaşıldı. Düşük gelirli ailelere yüksek riskli kredi açan bu kurumlar kredi akitlerini birleştirip paketleyerek borsalarda alınıp satılabilen tahviller haline getirmişler, yatırım bankaları ve ticaret bankalarına satmışlardı. Elinde çok miktarda yüksek riskli konut kredisi tutan yatırım bankalarından Bear Stearns Mart ayında iflas ederek ABD hükümeti tarafından diğer bir yatırım bankası olan JPMorgan Chase’e satıldı. Bu iflası diğer bir yatırım bankası olan Lehman Brothers ve Merrill Lynch ve sigorta firması American International Group izledi. Washington Mutual ve Wachovia gibi bankalar iflas ederek diğer bankalara satıldılar. Bu krizi durdurmak için Eylül ayı sonlarında ABD Kongresi 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketini onayladı.

ABD’deki kriz kısa zamanda Avrupa’ya da sıçradı. İzlanda’nın 3 büyük bankası iflas etti. 2008 yılında İzlanda Kronası Avroya karşı % 40 değer kaybetti ve İzlanda’daki enflasyon oranı % 15’e ulaştı. Birleşik Krallık’taki taşınmaz mal piyasası da aynen ABD gibi büyük bir düşüşe geçti.

Türkiye’ye Etkisi

Türkiye’deki bankacılık sisteminin mevcut yapısal özelliği ve piyasadaki aktörlerin kriz sırasındaki davranış biçimleri Türkiye’nin bu krizi göreli az hasarla atlatmasına neden olmuştur. Buna göre özellikle 2001 krizinden sonra atılan adımlar Türkiye’deki bankacılık sistemini sağlamlaştırmış ve bir istikrara kavuşturmuştur. Gerçekten de BDDK’nın sıkı bir şekilde bankaları gözetimi, bankaların sermaye yeterliliklerinde bir eksiklik olmaması, döviz varlıklarıyla döviz yükümlülükleri arasında bir denge olması ve ABD’dekinin aksine Türkiye’de konut ipoteğine dayalı tahvil/bono ihracının yapılmaması olumlu birer yapısal özellik olarak karşımıza çıkmıştır.

Ayrıca, bankaların kendi aralarındaki kredi akışını kesmemeleri ve bir anlamda likiditeyi devam ettirmeleri, birey, şirket ya da başka bir finans kuruluşuna kullandırdıkları kredilerini paniğe kapılarak hemen geri çağırmamaları, mudilerin mevduatlarını çekmek için bankalara hücum etmemeleri ve bu anlamda piyasaya olan güvenlerini örtülü olarak açıklamaları da Türkiye’nin hanesine artı bir değer olarak geçmiştir. BDDK rakamlarına göre krizi takip eden 2 haftalık periyod yukarıdaki görüşleri doğrulamaktadır. Buna göre, krizin hissedilmediği 3 Ekim günü toplam YTL krediler 274 milyar YTL iken krizin ortasında, 17 Ekim’de, (sadece) 270 milyar YTL’ye geriledi. 3 Ekim’de döviz kredileri toplamı 75 milyar USD iken 17 Ekim’de (sadece) 71 milyar USD’a geriledi. Toplam YTL mevduatı ise 3 Ekim’de 285 milyar YTL iken 17 Ekim’de 289 YTL’ye yükseldi.

Yaşadığımız küresel kriz ABD ekonomisinin belirli bazı yapısal özelliklerinden kaynaklanmış ve hızla dünyaya yayılmıştır. Fakat finansal yapısı ABD’den farklılık gösteren Türkiye’de kriz faiz oranlarını ve döviz kurlarını yükseltmesine rağmen yine de göreli daha az hasara yol açmıştır. Ayrıca, hemen her krizde olduğu gibi bu krizde de yeni fırsatlar ortaya çıkmıştır. Düşmesi öngörülen konut fiyatları, artan mevduat faiz oranları, yurtdışı varlıklara transferleri halinde vergi muafiyetinin ve KOBİ kredi faiz yüklerinin paylaşılmasının öngörülmesi bunlara örnektir.

Müstahsil Makbuzu:

Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar ile kazancı basit usulde tespit edilenler ve defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler gerçek usulde vergiye tabi olmayan çiftçilerden satın aldıkları malların bedelini ödedikleri sırada iki nüsha makbuz tanzim etmeye ve bunlardan birini imzalıyarak satıcı çiftçiye vermeye ve diğerini ona imzalatarak almaya mecburdurlar. Mal tüccar veya çiftçi adına bir adamı veya mutavassıt tarafından alındığı takdirde makbuz bunlar tarafından tanzim ve imza olunur. Çiftçiden avans üzerine yapılan mubayaalarda, makbuz, malın teslimi sırasında verilir.Müstahsil makbuzunun tüccar vaya alıcı çiftçi nezdinde kalan nüshası fatura yerine geçer.

Gider Pusulasının birinci ve ikinci sınıf tüccarlarla defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnaftan aldıkları mal ve hizmet alımlarında düzenlenmesi gerektiği hüküm altına alınmış ve ilgili Gider Pusulasının fatura hükmünde olduğu belirtilmiştir. Gider Pusulası da aynı fatura gibi bir takım şekil şartlarına tabidir. Bu şartlar işin mahiyeti, emtianın cins ve nev’i ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın ve ya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını (Tüzel kişilerde ünvanlarını) ve adreslerini ve tarihi ihtiva etmek zorundadır.

Gider Pusulası iki nüsha olarak tanzim edilip bir nüshası işi yapana ve ya malı satana tevdi olunur ve ilgili Gider Pusulasında malı satan ve ya işi yapanın imzası olmak zorundadır. Ayrıca Gider Pusulaları, seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir.

Hatır Senedi

Kişinin kredi gereksinmelerini karşılamak amacıyla, karşılıklı güven ilişkisi içinde bulunduğu üçüncü kişilerden ticari işlemlere dayalı gerçek bir alacak olmaksızın aldığı ve bankaya kırdırdığı veya başkasına ciro ettiği senet.

Çözüm: Hatır senedi verildiğinde aşağıdaki kayıt yapılır.

DİĞER ÇEŞİTLİ ALACAKLAR XXX
BORÇ SENETLERİ XXX

Hatır senedi alan firma ise şu şekilde kayı yapar.

ALACAK SENETLERİ XXX
DİĞER ÇEŞİTLİ BORÇLAR XXX

MAASTRİCHT KRİTERLERİ

AB’ye üye ülkelerin Ekonomik ve Parasal Birliğe katılabilmeleri için gerekli şartları, Kopenhag kriterleri ise AB’ye tam üyelik koşullarının esaslarını belirlemektedir.

9-10 Aralık 1991 tarihinde imzalanarak 1 Ocak 1993’de yürürlüğe giren Maastricht Anlaşması’nda Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) aşamaları, bu süreçte izlenecek ekonomik ve parasal politikalar ile bunların gerektirdiği kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlendi. Bu düzenleme çerçevesinde EPB’nin son aşamasına geçiş öncesinde, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesini teminen bazı makro büyüklükler açısından yakınlaşma kriterleri tespit edildi ve bunlara uyulmaması durumunda yaptırımlar belirlendi.

Kriterler

  • Toplulukta en düşük enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile, ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.
  • Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı %60’ı geçmemelidir.
  • Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sına oranı %3’ü geçmemelidir.
  • Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşmayacaktır.
  • Son 2 yıl itibariyle üye ülke parası diğer bir üye ülke parası karşısında devalüe edilmiş

olmamalıdır.

FED NEDİR BAŞKANI KİMDİR?

Federal Reserv Sistemi (İngilizce: Federal Reserve ya da Fed olarak da bilinir) 23 Aralık 1913’te kurulan ABD’nin merkez bankasıdır. Zamanla Federal Rezerv Sistemi’nin rolleri ve sorumlulukları genişletilmiş ve yapısında değisiklikler meydana gelmiştir. Banka, Amerikan Doları basımı ve dağıtımı yetkisini de elinde bulundurur. Merkezi Washington’da olan bankanın başkanı Ben Bernanke’dir. Görev süresi Ocak 2014’te doluyor fed başkanlığı için düşünülen adaylardan seçilme olasılığı en yüksek olan isimler Lawrence Summers ve Janet Yellen. Geçmişte Hazine Bakanlığı yapmış olan Summers, onun arkasından Harvard Üniversitesi’nde rektörlük ve yakın zaman önce de Başkan Obama’nın danışmanlığını yapmış olan iddialı bir isim. CNBC’nin temmuz sonu yaptığı ankete göre yüzde 70 çoğunluk Obama’nın Yellen’i aday göstereceğine inanırken Summers’ın başkan olacağına inananlar yüzde 25’de kalıyor

KAMU ETİK KURULU

  • Kurul, kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken uymaları gereken etik davranış ilkelerini hazırlayacağı yönetmeliklerle belirlemek, etik davranış ilkelerinin ihlâl edildiği iddiasıyla re’sen veya yapılacak başvurular üzerine gerekli inceleme ve araştırmayı yaparak sonucu ilgili makamlara bildirmek, kamuda etik kültürünü yerleştirmek üzere çalışmalar yapmak veya yaptırmak ve bu konuda yapılacak çalışmalara destek olmakla görevli ve yetkilidir.

Bu Kanun, genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

Bu Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında etik davranış ilkelerine aykırı uygulamalar bulunduğu iddiasıyla, en az genel müdür veya eşiti seviyedeki kamu görevlileri hakkında Kurula başvurulabilir. Hangi unvanların genel müdür eşiti sayılacağı kurum ve kuruluşların teşkilât yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından belirlenir

Başvurular, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler tarafından yapılabilir. Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvurular değerlendirmeye alınmaz.

CUMHURİYET VE DEMOKRASİ NE DEMEKTİR.

Cumhuriyet : hükümet başkanının, halk tarafından belli bir süre için ve belirli yetkilerle seçildiği yönetim biçimidir.

Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir

MALİYE POLİTİKASININ AMAÇLARI

Ekonomik refahı maksimize etmek Ekonomik istikrarı sağlamak Tam istihdamı gerçekleştirmek

Ekonomik büyümeyi hızlandırmak ve sürekli kılmak (gelişmekte olan ülkelerde)

Adaletli bir gelir dağılımı yaratmak MALİYE POLİTİKASININ ARAÇLARI

Devletin tam istihdam, enflasyon, adil gelir dağılımı ve büyüme gibi temel sorunlarını gidermek üzere kullandıkları politikalardır. Bunlardan bazıları kamu harcamaları, transfer harcamaları, vergiler, borçlanma ve bütçe politikasıdır.

TAPU SİCİLİNE HÂKİM OLAN İLKELER

  • Tescilin gerekliliği (lüzumu) ilkesi: Bir aynı hakkın kazanılması için tescilin yapılmış olması gereğidir.
  • Açıklık (aleniyet) ilkesi: Tapu sicilinin sadece ilgilisine açık olması demektir.
  • Devletin sorumluluğu (mesuliyet) ilkesi: Tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan devletin (hazinenin) kusuru olmasa da sorumlu olması demektir.
  • Tapu siciline güven (itimat) ilkesi: Tapu siciline güvenerek bir hak iktisap etmiş kimsenin bu hakkının korunarak geçerli kabul edilmesi demektir.
  • Sicile yapılan tescilin sebebe bağlılığı(illiyet) İlkesi: Tapu siciline yapılan tescilin hukuken geçerli bir sebebe dayalı olması demektir. Aksi halde tescil, yolsuz tescil sayılır.

ORTA GELİR TUZAĞI

Kişi başı milli geliri belli bir seviyeye ulaşan gelişmekte olan bir ülkenin ar-ge yoksunu üretim stili ve geleneksel iş yapış modellerine bağlı kalması nedeniyle kısırdöngüye girmesi ve kolay kolay gelişmiş ülke kategorisine ulaşamamasıdır. son kırk yılda japonya ve güney kore dışında bu tuzağa düşmeyen hiçbir gelişmekte olan ülke yoktur. tayland, filipinler, malezya, brezilya ve arjantin kişi başı milli gelir bakımından belli çıtaları aşamadan orta gelir tuzağına düşen ülkeler olarak sıralanabilir. orta gelir tuzağına düşen ekonomilerin tipik özellikleri arasında düşük yatırım düzeyi, imalat sanayiinde yavaşlama, sanayi üretimi farklılaşmasında sınırlı kalma, emek piyasasının koşullarının uygunsuzluğu gibi nedenler yer alıyor. bu çerçevede bir ekonominin doğal kaynakları sınırlıysa, nüfusu büyük ve hızlı çoğalıyorsa, sanayide yeni buluşlara açık bir yapısı yoksa orta gelir tuzağına düşmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye son beş yıldır 10 bin dolar düzeyindeki lişi başına yıllık ortalama gelirini 12.276 dolarlık sınırın üzerine taşıyamadığı için orta gelir tuzağına düşmeye aday ekonomiler arasında gösteriliyor. Kore’nin orta gelir tuzağına yakalanmamasının altında yatan en önemli neden olarak bilim ve teknolojiyi esas alan yaratıcılığı teşvik eden yeni bir eğitim sistemini oturtmuş olması gösterilmektedir. ”

SWOT ANALİZİ NEDİR SWOT analizi nedir?

Türkiye’de de her geçen gün daha çok uygulanan SWOT analizi, işinizle ilgili alanlarda güçlü ve güçsüz yanlarınızı görmenizi, gelecekte sizi bekleyen fırsatlar ve tehlikelere karşı hazırlığınızı bugünden yapmanızı sağlar. SWOT analizi 4 adımdan oluşur:

S

(Strenghts-Kuvvetli taraflar) Şirketinizin güçlü olduğu yanlar neler? Kuvvetli olduğunuz yanları bulmak için, yeteneklerinizi, potansiyellerinizi, pazarlama gücünüzü, finansal gücünüzü, pazardaki deneyiminizi vb. değerlendirin.

W

(Weaknesses-Güçsüz yanlar) Güçsüz olduğunuz yanlar neler? Mali zorluklarınızı, pazardaki deneyimsizliğinizi, personel yetersizliğinizi vb. değerlendirin.

O

(Opportunities-Olanaklar) Şirketiniz için hangi olanaklar mevcut? Şu anda faaliyet gösterdiğiniz alanla ilişkili bir başka alanda büyüme olanağınızı, kişisel ilişkilerinizin size sağladığı gücü, mali desteklerinizi vb. değerlendirin.

T

(Threats-Tehlikeler) Gelecekte sizi hangi tehlikeler bekliyor? Mali kriz olanaklarını, en değerli personelinizi kaybetme riskini, müşterilerinizi rakip şirkete kaptırma riskini vb. değerlendirin

Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satışı veya yangın, deprem, sel, su basması gibi afetler yüzünden kısmen veya tamamen değer kaybına uğrayan amortismana tabi iktisadi kıymetler için alınan sigorta tazminatlarından elde edilen kârların madde de yer alan şartlar dahilinde belirli bir süre vergilenmesinin ertelenmesi durumu şeklindeki uygulamaya “Yenileme Fonu” uygulaması denir. Yenileme Fonu uygulamasının şartları aşağıdaki gibidir

  1. Bilanço Esasına Göre Defter Tutulması

Yenileme fonu ayrılabilmesi için bilanço esasına göre defter tutulması gerekmektedir. V.U.K. nun 328. ve 329. maddelerinde açıkça belirtilmemekle birlikte, yenileme fonu olarak ayrılacak karın pasifte geçici nitelikli bir hesapta tutulacağı belirtilmiştir. Bundan dolayı bilanço esasına göre defter tutanlar dışındaki mükellefler yenileme fonu ayıramazlar.

  1. İktisadi Kıymetin Yenilenmesinin Zorunlu Bulunması

Yenileme fonu ayrılabilmesi için satılan iktisadi kıymetin yenilenmesinin zorunlu bulunması veya işletmeyi idare edenlerce ilgili sabit kıymetin yenilenmesi konusunda karar verilmiş ve harekete geçilmiş olması gerekir.

Satılan iktisadi kıymetin yenilenmesi işin mahiyeti gereği zorunluluk arz ediyorsa, bu konuda işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve harekete geçilmiş olması şartı aranmaksızın yenileme fonu ayrılabilir. Eğer böyle bir zorunluluk söz konusu değilse iktisadi kıymet satışı nedeniyle oluşan kardan dolayı yenileme fonu ayrılabilmesi için işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş olması ve yeni iktisadi kıymetin satın alınması için harekete geçilmiş olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.

  1. Satın Alınacak İktisadi Kıymetin Aynı Türden Olması

Yenileme fonu ayrılabilmesi için satılan iktisadi kıymet ile aynı türden bir iktisadi kıymetin satın alınması gerekmektedir. Satılan iktisadi kıymetin yerine aynı niteliklere sahip benzeri veya teknolojik gelişmeye uygun yeni modelleri satın alınmalıdır. Aksi takdirde yenileme fonu uygulamasından yararlanılması söz konusu olmayacaktır.

KOOPTASYON NEDİR?

Kuruluşların kendi temsilcilerini kendilerinin belirlemesi yoludur. Seçilmişlerin seçeni seçmesidir.Hakimlerin hakimleri seçmesi. hsyk üyeleri Yargıtay ve Danıştay tarafından seçilmekte, hsyk ise 250 Yargıtay üyesinin tümünü, 95 Danıştay üyesinin 3/4’ünü seçmektedir.

KIST AMORTİSMAN NEDİR?

Faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları binek otomobilleri hariç olmak üzere, işletmelere ait binek otomobillerinin aktife girdiği hesap dönemi için ay kesri tam ay sayılmak suretiyle kalan ay süresi kadar amortisman ayrılır. Amortisman ayrılmayan süreye isabet eden bakiye değer, itfa süresinin son yılında tamamen yok edilir.

Amortismana tabi olup:

  1. Yangın, deprem, su basması gibi afetler neticesinde değerini tamamen veya kısmen kaybeden;
  2. Yeni icatlar dolayısıyla teknik verim ve kıymetleri düşerek tamamen veya kısmen kullanılmaz bir hale gelen;
  3. Cebri çalışmaya tabi tutuldukları için normalden fazla aşınma ve yıpranmaya maruz kalan;

Menkul ve gayrimenkullerle haklara, mükelleflerin müracaatları üzerine ve ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle, Maliye Bakanlığınca her işletme için işin mahiyetine göre ayrı ayrı belli edilen “Fevkalade ekonomik ve teknik amortisman nispetleri” uygulanır.

TAYLOR KURALI NEDİR ?

Taylor kuralı, merkez bankalarının faiz kararını oluştururken temel aldığı iki değişkene dayalıdır.Biri enflasyon farkı, diğeri ise ekonomideki çıktı açığı. Taylor kuralı ile enflasyon hedefi ve mevcut enflasyon arasındaki fark ile potansiyel üretim ve gerçekleşen üretim arasındaki farka göre ama enflasyon farkına daha fazla ağırlık verilerek politika faizinin belirlenmesi sağlanıyordu. Politika faizinin belirlenmesinde katsayı ağırlıklandırması, 1’in üzerinde olması yönündeydi; kabaca enflasyonda 1 puanlık sapmada, 1.5 puanlık faiz artışı, büyümede 1 puanlık düşüşe yarım puanlık faiz düşüşü.

PARLEMENTO KARARI NEDİR?

Yasama işlemlerinin birinci türü “parlâmento kararı ”dır. Parlâmento kararına “meclis kararı” veya “TBMM kararı ” da denmektedir. TANIM: Parlâmento kararları, TBMM’nin iç yapısına ve çalışma düzenine ilişkin olarak veya TBMM’nin yürütme ve yargı organlarıyla ilişkileri çerçevesinde aldığı kararlardır. Parlâmento kararlarıyla vatandaşlar için uyulması zorunlu hukuk kuralları konulamaz. Vatandaşların temel hak ve özgürlükleri parlâmento kararıyla düzenlenemez. Böyle bir düzenleme temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini öngören Anayasanın 13’üncü maddesine aykırı olur. Örnek Meclisin tatile girmesi kararı, Yasama dokunulmazlığının kaldırılması.

SOYUT NORM DENETİMİ/SOMUT NORM DENETİMİ İptal Davası (Soyut Norm Denetimi)

Anayasa’ca belirtilen bazı organların doğrudan iptali istenilen hukuk kuralı hakkında iptal edilmesi amacıyla dava açmasıdır. 1982 Anayasası’na göre,

Kanunların ve Anayasa değişikliklerinin şekil bakımından denetimi için iptal davası Cumhurbaşkanı veya TBMM üye tam sayısının 1/5’i (110 milletvekili) tarafından Resmi Gazete’de yayımlandıkları tarihten itibaren 10 gün içinde açılır.

Kanunların esas (içerik) denetimi için iptal davasını ise, Cumhurbaşkanı, TBMM üye tamsayısının 1/5’i , İktidar partisi meclis grubu, Ana muhalefet partisi meclis grubuResmi Gazete’de yayınlanmalarından itibaren 60 gün içinde açabilir.

Kanun Hükmünde Kararnameler ile TBMM İçtüzüğünün şekil ve içerik denetimi içiniptal davasını ise, Cumhurbaşkanı, TBMM üye tamsayısının 1/5’i, İktidar partisi meclis grubu, Ana muhalefet partisi meclis grubu Resmi Gazete’de yayınlanmalarından itibaren 60 gün içinde açabilir SOMUT NORM DENETİMİ – itiraz yolu, defi yolu da denir

Herhangi bir mahkemede görülmekte olan bir davada uygulanacak kanun ya da kanun hükmünde kararnamenin, davaya bakmakta olan mahkemece kendiliğinden veya taraflarca , Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesidir.

Anayasa Mahkemesi, itirazın, kendisine ulaşmasından başlamak üzere 5 ay içinde kararını verir ve açıklar. Bu süre içinde karar verilmezse ilgili mahkeme davayı yürürlükteki kanun hükümlerine göre sonuçlandırır. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, ilgili mahkeme buna uymak zorundadır.

Anayasa Mahkemesi iptal (itiraz) istemini ret ederse aynı kanun ya da kanun hükmünde kararname 10 yıl süreyle bu yolla Anayasa Mahkemesi’nin önüne getirilemez.

MAKTU VERGİ NEDİR ?

Mükellefler arasında ayrım yapmaksızın, herkesten eşit olarak alınan vergidir. Baş ve damga vergilerini maktu vergiye örnek verebiliriz.

PARA POLİTİKASI ARAÇLARI NELERDİR?

Para Politikası Araçları

Ana ilke olarak, para politikası para arzını, ekonomik ihtiyacına göre belirlemeye yöneliktir. Gerek kağıt para ve gerekse ticari bankaların yarattığı kaydi para miktarı aşağıda açıklayacağımız araçlar yardımı ile düzenlenir.

  1. Açık Piyasa İşlemleri

Para arzını istediği düzeyde tutabilmek için, Merkez Bankasının kullandığı en önemli vasıta açık piyasa işlemleridir. Bu amaçla Merkez Bankası devlet tahvillerinin alım ve satımını yapar. Merkez Bankası bankalardan tahvil satın alırsa, banka rezervleri yükselir ve onlar da kredileri artıracaklarından, para arzı yükselir. Bu araçla Merkez Bankası, ticari bankaların kaynaklarını denetim altında tutar.

Açık piyasa işlemlerinin çeşitleri şunlardır :

  1. Döviz İşlemleri

Merkez Bankası ulusal para ile yabancı paralar arasındaki oranı yani pariteyi belirler. Bu amaçla Merkez Bankası esnek kur sisteminde zaman zaman serbest piyasaya müdahale ederek döviz alır ve döviz satar. Merkez Bankası döviz sattığında döviz kuru düşerken, piyasadaki para miktarı azalır. Döviz satın aldığında ise, para arzı artarken döviz kuru yükselir.

Gerçek ve tüzel kişiler alacak senetlerini ticari bankalara iskonto ettirerek, kredi alırlar. Bankalar da bu alacaklarını Merkez Bankası nezdinde yeniden iskonto ettirerek verdikleri kredilere kaynak bulurlar. Bu işlem, para arzının yükselmesine neden olur. Böyle bir uygulamanın ilk etkisi para miktarı üzerindedir.

Merkez Bankası ticari bankalara bu yolla açtığı kredilerin faizini kendisi belirlediğinden, piyasa faiz oranını da büyük ölçüde belirlemiş olur. Özellikle reeskont oranları, kısa vadeli faiz oranlarını belirlemede başarılıdır. Ticari bankalar Merkez Bankasına ödedikleri faiz oranına, çeşitli komisyon, risk ve kar payını ilave ederek bulduğu meblağı müşterisine yansıtır. Reeskont politikasıyla Merkez Bankası hem para arzı hem de faiz oranını etkiler.

  1. Kredi Tavanı

Ekonomik kredi miktarı sınırlandırılmak istendiğinde, bankaların belli düzeyin üstünde kredi açmaları yasaklayabilir. Böyle bir uygulama, kaydi para arzını sınırlamada etkin bir yöntemdir.

  1. Rezerv Oranını Tespiti

Mevduat sahiplerine güvence sağlam ve mali kesimde panikleri önlemek amacıyla, Merkez Bankası ticari bankalara mevduatlarının belli oranında bir rezerv tutmalarını zorunlu kılar. Bu oranlar banka kesiminde likidite durumlarının yükselmesini veya düşmesini belirler. Rezerv oranları düşerse likidite azalır, aksi durumda likidite artar. Kaydi parayı incelerken gördüğümüz gibi, bu rezerv oranları kaydi para miktarını belirleyen faktörlerden biridir. Rezerv oranı düştükçe kaydi para üretimi artacaktır.

  1. Selektif Kredi Denetimleri

Özel denetim ya da selektif kredi politikası, belli mali kuruluşlarca uygulanırlar ve belli amaçlara yöneliktir. Seçici olan bu uygulama, belli kuruluşların belli kredileri yönlendirmesini amaçlar. Selektif kredi uygulaması ile kimi faaliyetler özendirilir ve kimi faaliyetler frenlenmek istenir. Örneğin Türkiye’de turizm sektörünün gelişmesine katkı sağlam için bu sektöre uzun vadeli ve ucuz kredi sağlanabilir

KAYIP VE KAÇAĞIN ÖNLEMESİ İÇİN ÖNERİLER

Kayıt dışılığın boyutlarının azaltılmasında bazı önerilerimizi şu şekilde sıralayabiliriz;

  • Ödeme sistemimizde ciddi bir revizyona gitmek şarttır. Para ile ödeme yerine kredi kartı vb uygulamalarla belirli hadlerin üzerindeki alışverişler bankalar ve diğer finans piyasaları vasıtasıyla kayıt içerisinde sürdürülebilmelidir.
  • Denetimler artırılmalıdır. Esasen denetimler artırılmadan ne kadar iyi vergi kanunları yapılırsa yapılsın başarı sağlanamayacaktır. Mükellefler, denetimden geçmeyeceklerini bildikleri zaman vergi kanunları ne kadar caydırıcı olursa olsun itibar görmeyecektir. Bu bağlamda esasen 4369
  • Servet beyanı müessesesi tekrar uygulamaya geçirilmelidir. Bu bağlamda “nereden buldun?” yasası işletilmeli mükelleflerin belirli bir tutarı aşan harcamalarının mutlaka kaynağı sorulmalıdır

  • Mükelleflerden toplanan vergilerin onlara geri döneceği inandırılmalıdır. Bu şekilde mükelleflerin vergi ahlakı artacak ve vergi kaçakçılığı eğilimi azalacaktır.
  • Vergi ceza sisteminde hapis cezaları artırılmalı ve kesilecek cezalar mümkün olduğunca paraya çevrilmemelidir.

COLD TURKEY NEDİR?

Enflasyonu indirme yöntemlerinden biridir. bunun için (halka size para mara yok dercesine) para arzının birden kısılması yoluna denir icabında geleneksel Arjantin krizlerinin birinde enflasyonun %3000 olduğu seviyelerden %2 çekilmesi bu yolla olmuştur.( cold turkey adını vermelerinin nedeni ise eskilerde aşırı sarhoş olanların kafasına soğuk hindi koyarlarmış. )

DEVLET PROTOKOLÜNÜ SIRALAYINIZ ?

Aşağıda Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından onaylanmış, en son 8 Mayıs 2008 tarihindeki düzeltmeleri içeren, Dışişleri Bakanlığı Protokol Müdürlüğü tarafından düzenlenen Türkiye Cumhuriyeti Devlet Protokolü listesi bulunmaktadır.[1] Protokol listesinde Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ismi yer almaz. Çünkü Cumhurbaşkanı doğal olarak protokolün başıdır.

  1. TBMM Başkanı
  2. Türkiye Başbakanı
  3. Anayasa Mahkemesi Başkanı
  4. TSK Genelkurmay Başkanı
  5. Ana Muhalefet Partisi Başkanı
  6. Eski Cumhurbaşkanları
  7. Başbakan Yardımcıları
  8. Yargıtay Başkanı
  9. Danıştay Başkanı
  10. Bakanlar Kurulu üyeleri
  11. Türk Silahlı Kuvvetleri Kuvvet komutanları
  12. Orgeneraller/Oramiraller
  13. Y ÖK Başkanı
  14. TBMM Başkan Vekilleri
  15. TBMM’de Grubu Bulunan Siyasi Partilerin Genel Başkanları
  16. TBMM Katip Üyeleri ve İdare Amirleri
  17. TBMM’de Temsil Edilen Siyasi Partilerin Genel Başkanları
  18. TBMM Siyasi Partiler Grup Başkanları ve Başkan Vekilleri
  19. TBMM’de Grubu Bulunan Siyasi Partilerin Genel Başkan Yardımcıları
  20. TBMM’de Grubu Bulunan Siyasi Partilerin Genel Sekreterleri
  21. TBMM üyeleri
  22. Sayıştay Başkanı
  23. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Türkiye Barolar Birliği Başkanı
  24. Danıştay Başsavcısı
  25. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili
  26. Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı
  27. Anayasa Mahkemesi Üyeleri
  28. Yargıtay Birinci Başkan Vekilleri
  29. Danıştay Başkan Vekilleri
  30. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkan Vekili
  31. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili
  32. Yüksek Seçim Kurulu Başkanı
  33. Yüksek Hakem Kurulu Başkanı
  34. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri
  35. TBMM Genel Sekreteri
  36. Başbakanlık Müsteşarı
  37. Devlet Denetleme Kurulu Başkanı
  38. Ankara Valisi
  39. Yüksek Öğretim Kurulu üyeleri
  40. Ankara’daki Üniversitelerin Rektörleri
  41. Ankara Garnizon Komutanı
  42. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı
  43. Korgeneraller/Koramiraller
  44. MGK Genel Sekreteri/Bakanlık Müsteşarları/AB Genel Sekreteri/Başbakanlığa ve Bakanlıklara Bağlı Müsteşarlar
  45. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı
  46. Radyo Televizyon Üst Kurulu Başkanı

  1. Türkiye Bilimler Akademisi Başkanı
  2. Merkez Bankası Başkanı
  3. Diyanet İşleri Başkanı
  4. Rekabet Kurumu Başkanı
  5. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanı
  6. Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı
  7. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcıları
  8. TBMM Genel Sekreter Yardımcıları
  9. Yüksek Denetleme Kurulu Başkanı
  10. Başbakanlık ve Bakanlık Müsteşar Yardımcıları
  11. Yargıtay Daire Başkanları ve Üyeler
  12. Danıştay Daire Başkanları ve Üyeler
  13. Sayıştay Daire Başkanları ve Üyeler
  14. Devlet Personel Başkanı
  15. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı
  16. TÜBİTAK Başkanı
  17. Ankara’daki Üniversitelerin Rektör Yardımcıları
  18. Yüksek Seçim Kurulu Üyeleri
  19. Merkezde Görevli Türk Büyükelçileri
  20. Merkezde Görevli Valiler
  21. Devlet Denetleme Kurulu Üyeleri
  22. Yüksek Denetleme Kurulu Üyeleri
  23. YÖK Genel Sekreteri
  24. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı
  25. Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürü
  26. Anadolu Ajansı Genel Müdürü
  27. TRT Genel Müdürü
  28. Meteoroloji Genel Müdürü

  1. Vakıflar Genel Müdürü
  2. Tapu ve Kadastro Genel Müdürü
  3. Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Genel Müdürü
  4. Başbakanlık ve Bakanlıklar Genel Müdürleri
  5. Ankara’daki Fakültelerin Dekanları, Yardımcıları
  6. Ankara’daki Kamu Kuruluşları Niteliğindeki Meslek Kuruluşları Başkanları
  7. Askeri Dernek Başkanları Taşra (İl,İlçe) Protokol Sıralaması
  8. Mahallin En Büyük Mülki İdare Amiri (İlde Vali, İlçede Kaymakam)
  9. TBMM Üyeleri
  10. Mahallin En Büyük Komutanı, General ve Amiraller, Garnizon Komutanı
  11. Belediye Başkanı
  12. Cumhuriyet Başsavcısı
  13. Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı
  14. Bölge İdare Mahkemesi Başkanı
  15. Üniversite Rektörleri
  16. Baro Başkanı
  17. Rektör yardımcıları, fakülte dekanları, enstitü ve yüksek okul müdürleri
  18. Genel Müdürler
  19. Valilikçe belirlenecek sayıda, Garnizon Komutanınca tespit edilecek silahlı kuvvetler mensupları
  20. Vali yardımcıları, Merkez İlçe Kaymakamları, İl Emniyet Müdürü, İl Jandarma Komutanı ile Merkez İlçe Belediye Başkanları
  21. Hakimler, Savcılar
  22. İktidar Partisi İl (İlçe) Başkanı
  23. Ana Muhalefet Partisi İl (İlçe) Başkanı
  24. Mecliste Grubu Bulunan Partilerin İl (İlçe) Başkanları
  25. Dekan yardımcıları, enstitü ve yüksek okul müdür yardımcıları ile üniversitelerce belirlenecek diğer öğretim üyeleri
  26. Bakanlık müfettişleri, hesap uzmanları, sayıştay denetçileri
  27. Bakanlar Kurulu kararlarındaki imza sırasına göre bakanlıkların il teşkilatındaki amir, başkan ve müdürleri, il milli eğitim müdürlüğünce belirlencek orta öğretim ve temel eğitim okul müdürleri ile öğretmenler
  28. Genel müdürlük ve bölge müfettişleri
  29. Resmi bankalar müdürleri, KİT ve TRT üst yönetecileri
  30. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde grubu bulunmayan siyasi partilerin il başkanları İl genel meclisi ve belediye meclisi üyeleri
  31. O yerdeki mesleki kuruluşlar ve en fazla üyeye sahip basın kuruluşunun temsilcileri
  32. Özel banka müdürleri
  33. Kamu yararına çalışan dernek başkanları,

BÜTÇE HAZIRLAMA SÜRECİ

Bütçe, esas itibariyle bir kanun olmasına karşın bütçe yasa tasarısının hazırlanması, mecliste görüşülmesi ve kanunlaşması açısından özellik arz eden bir kanundur. Bütçe yasası kamu yönetiminin faaliyetlerini hukuki normlara bağlayan bir yasadır. Ülkemizde devlet bütçesi yasal dayanağını Anayasa ve 5018 sayılı Kanundan almaktadır. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile devlet bütçesinin esas ve şekle ait hükümlerini, hazırlama esaslarını ve bütçenin uygulanmasını esaslı bir şekilde saptamış ve yasal ilkeleri belirlemiştir.

Orta Vadeli Program

5018 sayılı Kanunun 16’ncı maddesi uyarınca, çok yıllı bütçe hazırlık süreci Bakanlar Kurulunun en geç Eylül ayının ilk haftası sonuna kadar makro politikaları, ilkeleri, hedef ve gösterge niteliğindeki temel ekonomik büyüklükleri de kapsayacak şekilde Kalkınma Bakanlığınca hazırlanan orta vadeli programı kabul etmesiyle başlamaktadır.

Orta Vadeli Program, bütçe sürecini başlatarak stratejik amaçlar temelinde kamu politikaları ve uygulamalarını şekillendirecek ve kaynak tahsisini bu çerçevede yönlendirecektir. Aynı zamanda, kamu ve özel kesim için öngörülebilirliği artıracak bir yol haritası niteliğinde olan bu Program, son yıllarda sosyal ve ekonomik alanda sağlanan gelişmelerin daha sağlam bir zeminde sürdürülmesi suretiyle güven ve istikrara katkıda bulunacaktır.

Çeşitli alanlarda birbirleriyle tutarlı bir amaç, politika ve öncelikler seti sunan Orta Vadeli Program, makro politikaların yanı sıra, temel gelişme eksenlerini ve ana sektörleri kapsamaktadır.

Bakanlık ve kurum bütçelerinin hazırlanmasında, idari ve yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinde, kurumların karar alma ve uygulama süreçlerinde Programın amaç ve öncelikleri esas alınacaktır.

Dinamik bir yapı arz eden ve üç yıllık perspektife sahip olan Program, yıllık uygulamaların sonuçları ve genel şartlardaki değişmeler dikkate alınarak, her yıl yenilenmektedir. Bu kapsamda, Program uygulamaları ile Programı etkileyebilecek dışsal gelişmeler etkili bir şekilde izlenecek ve değerlendirilecektir. Programda yer alan amaç ve öncelikler bakımından uygulamanın izlenmesi, değerlendirilmesi ve Bakanlar Kuruluna bilgi sunulmasından Kalkınma Bakanlığı sorumludur.

Orta Vadeli Program İçeriği;

  • Kamu ve özel kesim için öngörülebilirliği artıracak bir yol haritası niteliğindedir.
  • Çeşitli alanlarda birbirleriyle tutarlı bir amaç, politika ve öncelikler seti sunmaktadır.
  • Makro politikaların yanı sıra, temel gelişme eksenlerini ve ana sektörleri kapsar.
  • Uzun vadeli amaçlara katkıda bulunacak şekilde, üç yıllık dönemde üzerinde yoğunlaşılacak öncelikleri tespit eder.
  • Uygulamaların sonuçları ve genel şartlardaki değişmeler dikkate alınarak, her yıl yenilenecek dinamik bir yapı arzeder.
  • Üç yıllık perspektife sahiptir.

Orta Vadeli Mali Plan

Bütçe hazırlık sürecinde yer alan ikinci doküman Orta Vadeli Mali Plandır. 5018 sayılı Kanuna göre Orta Vadeli Mali Plan, Orta Vadeli Program ile uyumlu olmak üzere, gelecek üç yıla ilişkin toplam gelir ve gider tahminleri ile birlikte hedef açık ve borçlanma durumu ile kamu idarelerinin ödenek teklif tavanlarını içeren bir belgedir. Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan Orta Vadeli Malî Plan, en geç Eylül ayının onbeşine kadar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanarak Resmî Gazetede yayımlanmaktadır.

Bu maksatla hazırlanan orta vadeli mali plan, orta vadeli programda belirlenen temel amaç ve politikaların hayata geçirilmesine yönelik olarak hazırlanan, merkezi yönetim bütçe büyüklüklerini ve kurumsal bazda ödenek teklif tavanlarını belirleyen bir belge niteliğindedir.

Genel ve özel bütçe kapsamındaki idareler, bu iki belge ile belirlenen sınırlar içinde kendi kurumsal önceliklerini saptayarak bütçelerini hazırlayacaklardır.

Bütçenin hazırlanması ve uygulanmasında etkinliğin artırılarak mali disiplinin güçlendirilmesi, kamu maliyesi politikası hedeflerinin başında gelmektedir. Bu kapsamda ilk defa uygulamaya konulacak çok yıllı bütçeleme anlayışı, bu amaca ulaşma çabalarına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Öte yandan, uygulanan politikaların başarıya ulaşması, katılımcılığın artırılarak toplumda geniş bir destek görmesine ve bu politikaların tasarlanmasında ve uygulanmasında kamu idareleri arasında yeterli düzeyde işbirliği ve eşgüdümün sağlanmasına bağlıdır. Bu destek ve işbirliği, bütçe yönetiminde saydamlık ve hesap verilebilirliğin artırılmasına da yardımcı olacaktır.

Orta Vadeli Mali Planda yer alacak en önemli unsur Mali Planda yer alan politika öncelikleri ve makroekonomik göstergelere dayanarak ekonomik sınıflandırma bazında yapılan merkezi yönetim bütçe ödenek teklif tavanlarıdır. Belirlenmiş olan tavan; söz konusu kurumun verebileceği hizmetler için ayrılmış olan maksimum kaynağı ifade etmekte olup, kurumun bütçe teklifinde belirteceği hizmetlere ihtiyaç duyulup duyulmamasına göre bu kaynağın tamamı tahsis edilebilir veya edilmeyebilir.

Bütçe Çağrısı ve Bütçe Hazırlama Rehberi

Orta vadeli program ve orta vadeli mali plan yayımlandıktan sonra kamu idarelerinin bütçe tekliflerini ve yatırım programını hazırlama sürecini yönlendirmek üzere; Bütçe Çağrısı ve eki Bütçe Hazırlama Rehberi Maliye Bakanlığınca, Yatırım Genelgesi ve eki Yatırım Programı Hazırlama Rehberi ise Kalkınma Bakanlığınca hazırlanarak en geç Eylül ayının onbeşine kadar[1] Resmî Gazetede yayımlanır.

Bütçe Hazırlama Rehberi ile Yatırım Programı Hazırlama Rehberi, Bütçenin hazırlanmasında izlenecek yol ve yöntemler teknik ayrıntı ve standartlar ve hazırlanması esnasında kullanılacak formları içerir.

Bütçe Tekliflerinin Hazırlanması

Gelir ve gider tekliflerinin hazırlanmasında;

  • Orta vadeli program ve malî planda belirlenen temel büyüklükler ile ilke ve esaslar,
  • Kalkınma planı ve yıllık program öncelikleri ile kurumun stratejik planları çerçevesinde belirlenmiş ödenek tavanları,
  • Kamu idarelerinin stratejik planları ile uyumlu çok yıllı bütçeleme anlayışı,
  • İdarenin performans hedefleri,dikkate alınır

Genel ve Özel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdarelerince Yapılacak Bütçe Hazırlık Çalışmaları

Kamu idareleri, stratejik planları ile Bütçe Hazırlama Rehberinde yer alan esaslar çerçevesinde, bütçe gelir ve gider tekliflerini gerekçeli olarak hazırlar ve yetkilileri tarafından imzalanmış olarak en geç Eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına gönderir. Kamu idarelerinin yatırım teklifleri, değerlendirilmek üzere aynı süre içinde Kalkınma Bakanlığına verilir.

Kamu idareleri, gider tekliflerini hazırlarken katılımcı bir yaklaşım benimseyecekler ve merkez dışı birimlerinin ödenek taleplerinin de tekliflere yansıtılmasını sağlayacaklardır.

Özel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, gider teklifleri yanında ilgili yıl ve takip eden iki yıla ilişkin gelir tekliflerini de hazırlayarak en geç Eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına (Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğüne) göndereceklerdir. Genel bütçe gelir teklifi ise Maliye Bakanlığınca hazırlanacaktır.

Gider teklifleri, Maliye Bakanlığınca belirlenmiş kurumsal, fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma esasına (analitik bütçe sınıflandırması); gelir teklifleri ise ekonomik sınıflandırma esasına uygun olarak hazırlanacaktır.

Bütçe gelir ve gider teklifleri gerekçeli olarak hazırlanacak ve yetkilileri tarafından imzalanacaktır.

Düzenleyici ve Denetleyici Kurumlar Tarafından Yürütülecek Bütçe Hazırlık Çalışmaları

5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bütçelerini üç yıllık bütçeleme anlayışına uygun olarak kurumsal, fonksiyonel ve ekonomik sınıflandırma sistemine göre hazırlayacaklardır.

Söz konusu kurumlar, bütçelerini Eylül ayı sonuna kadar doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, bir örneğini de Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısına eklenmek üzere Maliye Bakanlığına (Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü), yatırım tekliflerini ise Yatırım Programı ile ilişkilendirilmek üzere Kalkınma Bakanlığına göndereceklerdir.

Maliye Bakanlığında Yapılacak Bütçe Görüşmeleri

Harcamacı kurum tarafından oluşturulan bütçe teklifine son şekli Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünce verilir. Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünde gelen bütçe tekliflerinin Bütçe çağrısı ve bütçe hazırlama rehberinde belirtilen ilke ve standartlara uygun hazırlanıp hazırlanmadığı ödenek istemlerinin yasal dayanaklarının ve ekonomik gerekçelerinin yeterli olup olmadığına bakılır. Bu safhada Maliye Bakanlığı ile Kalkınma Bakanlığı sıkı bir koordinasyon içinde çalışmaktadır.

Bütçe Hazırlık Sürecin Diğer Aşamaları

  • Bütçe kanun metni çalışmaları; Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü
  • Yatırım büyüklükleri koordinasyon toplantısı; Kalkınma Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı
  • Yüksek Planlama Kurulu toplantısı
  • Kamu kurum ve kuruluşlarına ait bütçe tekliflerine son şeklinin verilmesi; Bütçe ve Mali Kontrol

Genel Müdürlüğü, Kalkınma Bakanlığı

  • Bütçe kanun tasarısına son halinin verilmesi
  • Bütçe kanun tasarısının TBMM’ ye sevki; Bakanlar Kurulu

Merkezî yönetim bütçe kanun tasarısına (Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında dikkate alınmak üzere);

  • Orta vadeli malî planı da içeren bütçe gerekçesi,
  • Yıllık ekonomik rapor,
  • Vergi muafiyeti, istisnası ve indirimleri ile benzeri uygulamalar nedeniyle vazgeçilen kamu gelirleri cetveli,
  • Kamu borç yönetimi raporu,
  • Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin son iki yıla ait bütçe gerçekleşmeleri ile izleyen iki yıla ait gelir ve gider tahminleri,
  • Mahallî idareler ve sosyal güvenlik kuramlarının bütçe tahminleri,
  • Merkezî yönetim kapsamında olmayıp, merkezî yönetim bütçesinden yardım alan kamu idareleri ile diğer kurum ve kuruluşların listesi, eklenir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştay ile Düzenleyici ve denetleyici kurumlar, bütçelerini Eylül ayı sonuna kadar doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisine, bir örneğini de Maliye Bakanlığına gönderirler.

Bütçenin Kanunlaşması Plan Bütçe Komisyonunda Görüşülmesi

Bakanlar Kurulu tarafından TBMM’ne sunulan bütçe kanun tasarısı; Meclis başkanı tarafından Plan ve Bütçe Komisyonuna gönderilir. Bu komisyon bütçe yasa tasarısı üzerinde teknik incelemeyi yapan komisyon olup, buradaki çalışmaların 55 gün içerisinde tamamlanması gerekir.

Plan Bütçe Komisyonunda 25 iktidardan olmak üzere toplam 40 üye bulunmaktadır. Üyeler komisyon gündemindeki bütçe tasarısı üzerinde önergeler verip, kabul edilmesi halinde, değişiklik yapma imkânına sahiptirler.

Komisyon, merkezi yönetim bütçesine dahil kuruluşların bütçe tasarılarını tek tek görüşür. Tasarı, program bazında onaylanıp gerekli değişikliklerle kabul edildikten sonra yapılan değişiklikleri ve ekleri içeren bir komisyon raporu ile birlikte T.B.M.M Genel Kurulu’na sunar.

Bütçe Yasa Tasarının T.B.M.M. Genel Kurulunda Görüşülmesi

Genel Kurulda bütçe görüşmelerine, Maliye Bakanı’nın konuşmasıyla başlanır. Bütçenin Genel Kurulda görüşülmesi için 20 günlük süre vardır.

Bütçenin bütünü üzerine yapılan görüşmelerden sonra, merkezî yönetim bütçe kanun tasarısının metnini maddeler, gider ve gelir cetvellerini kamu idareleri itibarıyla görüşür ve bölümler halinde oylar. Genel Kuruldaki görüşmeler sırasında, milletvekilleri, Anayasanın 162 inci maddesi gereğince gider arttırıcı veya gelir azaltıcı tekliflerde bulunamazlar. Genel Kuruldaki bütçe görüşmeleri, gelir bütçesi ve kanun tasarısının diğer maddelerinin de görüşülüp oylanması sonucu sona erer.

Bütçe Yasa Tasarısının Mali Yıl Başlangıcından Önce Onaylanması ve Yayınlanması

Genel Kuruldaki görüşmelerin bitiminden sonra bütçenin tümü açık oya sunulur. Kabul oyları red oylarından fazla ise bütçe, T.B.M.M.’nce kabul edilmiş olur.

T.B.M.M. tarafından kabul edilen kanun tasarısı onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığı’na gönderilir. Cumhurbaşkanı, Anayasanın 89 uncu maddesi gereği, bütçe kanununu yeniden görüşülmek üzere T.B.M.M.’ne iade edemez. Cumhurbaşkanı tarafından onaylanan merkezî yönetim bütçe kanunu malî yılbaşından önce Resmî Gazetede yayımlanarak mali yılbaşında yani 1 Ocak’ta yürürlüğe girer.

İSTİNAF MAHKEMESİ NEDİR?

Eskiden memleketimizde bulunan mahkemelerdir. o vakitler bidayet, istinaf ve temyiz olmak üzere 2 + 1 aşamalı görülen davalar, istinaf mahkemelerinin kaldırılmasıyla yine ilk derece mahkemeleri (bidayet) ile temyiz mahkemesi (bkz: Yargıtay) olmak üzere 1 + 1 aşamalı olarak görülmeye başlanmıştır.

İlk derece mahkemesinde dava görülür, istinafa götürüldüğünde ise dava yine bir heyet tarafından aynı şekilde görülürdü. şu anki sistemde ilk dereceden sonra Yargıtay davayı tekrar görmemekte, dosya üzerinden, bazen de mürafaalı olarak usul ve kanuna uygunluk denetimi yapmaktadır.

RAM VE HARD DİSK FARKI NEDİR ?

RAM nedir? RAM, “Random Access Memory” (Rasgele Erişimli Bellek) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. RAM bilgilerin geçici olarak depolandığı bir hafıza türüdür. Bilgisayarlar genellikle o an üzerinde çalıştıkları programlar ve işlemlerle ilgili bilgileri RAM denen bu hafıza parçasında tutarlar.

Harddisk, kısaca HDD ya da sabit disk olarak da ifade edilir. Bilgisayar ortamlarında veri saklama ihtiyacını karşılayan donanımdır. Sabit diskler bilgisayarınızı açtığınızda işletim sistemini ve diğer yazılımları sistem belleğine yükler ve kalıcı olarak saklamaya karar verdiğiniz bilgileri PC’niz kapalı bile olsa korumaya devam eder

RAM ve sabit sürücü temel olarak aynı bilgileri saklarlar, ancak işlemcinin RAM’deki bilgilere erişme ve onları işleme hızı, sabit sürücüdeki bilgilere erişme ve onları işleme hızından çok daha büyüktür.

GENEL UYGUNLUK BİLDİRİMİ NEDİR

Sayıştay, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri için düzenleyeceği genel uygunluk bildirimini, kesin hesap kanun tasarısının verilmesinden başlayarak en geç yetmiş beş gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.

Genel uygunluk bildirimi; dış denetim raporları, idare faaliyet raporları ve genel faaliyet raporu dikkate alınarak hazırlanır.

Sayıştay’ın denetimi; TBMM Başkanlık divanı tarafından görevlendirilen denetim elemanlarından oluşan bir komisyon tarafından, hesaplar ve bunlarla ilgili belgeler esas alınarak yapılır.

DİRSEKLİ TALEP EĞRİSİ EĞRİSİ

Amerikalı iktisatçı Paul Sweezy tarafından geliştirilmiş olan oligopol modelindeki talep eğrisine verilen addır. Bu eğri, oligopol piyasalarda mevcut fiyat sertliğini açıklamaya yöneliktir. Bu modele göre, oligopolcü firma fiyatını yükselttiği zaman diğer firmalar fiyatlarını yükseltemezler; çünkü, bu takdirde oligopolcü firma müşterilerinin çoğunu kaybedecektir. Öte yandan, oligopolcü firmanın fiyatlarını düşürerek satışı artırması da mümkün değildir; çünkü bu durum diğer oligopolcü firmaları aynı şekilde davranmaya itecektir. bu yüzden, oligopolcü firmalar arasındaki rekabet fiyat bazından çok, ürün farklılaştırması, reklam gibi yollarla yürütülmektedir.

Oligopolcü satış fiyatını Fd denge fiyatının üzerine çıkarmak isterse, endüstrideki rakibi olan öteki firmalar bundan yararlanmak için kendisini izlemeyeceklerdir. O halde firma, satış fiyatını Fd piyasa fiyatının üzerine çıkarınca, pazar payını kaptırma riski ile karşı karşıyadır. Bu nedenle Fd piyasa fiyatının üzerindeki fiyatlardan kendi talep eğrisinin üst kısmı olan tD eğrisini göz önüne alacaktır. Firma satış fiyatını Fd denge fiyatının altına indirdiğinde, endüstrideki firmalar tepkisiz kalamayacak, pazar paylarım söz konusu firmaya kaptırmamak için onlar da fiyatlarını düşüreceklerdir. Fd fiyatının altındaki fiyatlarda firma TT endüstri talep eğrisinin alt kısmı olan DT eğrisini göz önüne alacaktır. Dolayısıyla oligopolcü firmanın piyasada karşılaştığı talep eğrisi D noktasında (Fd fiyatı düzeyinde) dirsek yapan tDT eğrisi şeklinde olmaktadır.

Kat mülkiyeti nedir?

İnşaat çalışmaları tamamlanan bir yapının kat, daire, iş bürosu, dükkan, depo gibi bölümlerinden ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya elverişli olanların üzerinde, o gayrimenkulün maliki tarafından bağımsız mülkiyet hakları kurabilmeleri, kat mülkiyeti olarak ifade ediliyor.Söz konusu mülkiyetin kurulabilmesi için aşağıda sıralanan şartlar aranıyor.

  • Ana yapının inşaatının tamamlanmış olması,- Bölümlerin bağımsız olması,- Ana yapının kagir olması,- Ana yapının tümünün kat mülkiyetine çevrilmesi,- İskan belgesinin alınmış olması.Yukarıdaki şartların sağlanması halinde, gerekli belgeler temin edilerek “Kat Mülkiyeti” kurulabiliyor.

Kat irtifakı nedir?

Kat irtifakı ise, kat mülkiyetine geçmeden önce yapılması gereken bir süreç olarak nitelendiriliyor. Kat irtifakı, herhangi bir arsa üzerinde yapılacak veya inşaat çalışmaları devam eden bir binanın üzerinde kurulan mülkiyet hakkını ifade ediyor. Bir diğer deyişle kat irtifakı, müteahhit ile alıcı arasında inşaatı bitmeyen bir yapı için yapılan anlaşmaya deniyor.

Kat irtifakında hangi dairenin nerede olduğu, numarası, kime ait olduğu gibi bilgilere yer veriliyor. Projenin inşaat çalışmalarının tamamlanması halinde, kat irtifaklı tapu, kat mülkiyetine çevriliyor

Kat mülkiyeti ile kat irtifakı arasındaki fark nedir?

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, kat irtifakı inşaat tamamlanmayan bir yapı üzerinde kurulan mülkiyet hakkı iken, kat mülkiyeti ise inşaatı tamamlanmış ve yapı için iskan belgesi alınmış yapılarda kurulan mülkiyet hakkı olarak karşımıza çıkıyor.

Eğer yapı inşaat halindeyse kat irtifakının, kat mülkiyetine geçmeden önceki bir süreç olarak görülmesi ve inşaatın tamamlanması halinde ise, kat mülkiyetine geçilmesi gerekiyor.

İFLASIN ERTELENMESİ

Yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilir.

KANUNUN TEKELCİLİĞİ İLKESİ:

Monopol piyasa gibi, suç, ceza ve emniyet tedbiri ancak kanun ile getirilebilir.

Ancak, hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir (KK. m. 4).

Ne var ki Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir (KK. m. 4).

örf ve adet ceza hukukunda suç ve ceza üretiminde kaynak olmaz.

TÜRKİYENİN ÜYE OLDUĞU ULUSLARARASI EKONOMİK KURULUŞLAR

Kunıhış Üyelik durumu Üye olduğu tarih
Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Üye 26 Mart 1995
Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Katılıma
D-8 (D-8) Kurucu üye 1997
Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (ECO) Kurucu üye 1985
Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) Üye 14 Aralık 1960
Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu (FATF) Üye 24 Eylül 1991
Karadeniz Ülkeleri Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (BSEC) Kurucu üye 25 Haziran 1992
Uluslararası Para Fonu (IMF) Üye

Angajman Kuralları Nedir?

Angajman kelime olarak yükümlülük altına girme, taahhüt etme, toplumsal, siyasal bir eylemin içinde yer alma ve ona bağlanma anlamlarını taşmaktadır. Angajman kuralları ise geniş anlamda (diplomaside) tarafların ilişkilerini yürütürken kullandıkları prosedürleri ifade ederken, askeri anlamda ise bir ülkenin başka bir ülkenin hava sahasını ihlal etme veya ülke topraklarında oluşacak bir tehdide karşı yapılacak askeri tepkinin şartlarını belirlemektedir. Angajman kuralları kısaltmalar içeren askeri direktiflerdir. Bir başka değişle yetkili bir otorite tarafından çıkarılan ve askeri kuvvetlerin hedeflerini yerine getirirken tabi olacakları kuralları ve sınırları çizen direktiflerdir.

TİCARİ İŞLETME VE TİCARİ İŞ NE DEMEKTİR

Ticari İşler Nedir, Ne Demek

Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen hususlarla, bir ticarethane veya fabrika ya da ticari şekilde işletilen diğer bir müesseseyi ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler.

  1. Ticari İşletme: Ticari işletme kavramı kanunda açık ve net olarak tanımlanmış değildir. Sadece kanunun 11. maddesinde ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır denilmektedir. Ekonomik hayatta karşımıza çıkan, para ya da parayla ölçülebilen değerlerle ilgili faaliyet gösteren her iktisadi kurum, teknik anlamda mutlaka bir ticari işletme olmayabilir.

Ticari İşletmenin Unsurları:

  • Gelir Sağlama Hedefi: Burada önemli olan gelir sağlama amacının varlığıdır. Gerçekten gelir sağlanmamış olması, hatta zarar edilmiş olması işletmenin, ticari işletme sayılmasına engel oluşturmaz.
  • Devamlılık: Bir ticari işletmenin varlığı için o işletmenin devamlı bir nitelik taşıması gerekir. Burada da önemli olan süreklilik amacıdır. Faaliyetin konusu gereği kesintili olması devamlılık öğesini etkilemez. Ticari işletme konusu gereği periyodik de çalışabilir. Antalya’da yaz sezonu çalışan oteller buna örnek gösterilebilir.
  • Esnaf Faaliyetini Aşma: Bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilebilmesi için bu işletmenin etkinlik çapının belirli bir sınırı aşmış olması gerekmektedir. Bu sınır da esnaf işletmesine göre belirlenmektedir.

-Hangi işletmelerin esnaf işletmesi olacağı Türk Ticaret Kanununun 17. maddesi ile düzenlenmiştir. Kanunun 17. maddesi “iktisadi faaliyetin nakdi sermayeden çok bedeni çalışmaya dayanmasını ve kazancın ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olmasını” öngörür. İşletme, vergi

kanunlarında belirtilen gelir seviyesinin üzerinde bir gelir elde etmişse esnaf işletmesi değil, ticari işletmedir.

Ticari iş karinesi nedir ?

Bir tacirin borçlarının ticari olması esastır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.

Gelir ortaklığı senetleri alındığında nerede muhasebeleştirilir?

Diğer Menkul kıymetlerde MUNDELL-FLEMİNG MODELİ

Bu model IS-LM modelinin uluslararası sermaye hareketlerinin serbest olduğu açık ekonomide uygulanmasıdır. Model kullanılarak uluslararası sermaye hareketlerinin serbest olduğu açık bir ekonomide para ve maliye politikalarının faizler ve gelir üzerindeki etkileri incelenebilir

KÖTÜ PARA İYİ PARAYI KOVAR ?

Gresham kanunu olarak bilinen bu kanuna göre, 16-17. yüzyılda altın piyasada para olarak kullanılırken piyasaya gümüş ya da bakır da sürülünce, insanlar altını saklamaya, gümüş ya da bakır ile işlem görmeye başlamışlar. Tarihin çeşitli dönemlerinde, iyi para olan altının yastık altına gömüldüğü, bakır veya gümüş ile işlem tesis edilmeye başlandığı görülmüştür. Böyle olunca, kötü para iyi parayı piyasadan kovmuş. Kötü para olan gümüş para piyasayı işgal etmiş, herkes gümüş para ile ticaret yapmaya başlamış. Bu durum da otoriteleri, piyasa kontrolü noktasında müşkül bırakmış ve her bastıkları altın piyasadan çekilmeye başlayınca otoriteler altın basmak yerine kötü para olan ama aynı işlevi gören gümüş ve bakır parayı basmaya başlamışlar.

Bu mesele, iktisat literatüründe kalmış bir ayrıntı değildir. Bugün de altın piyasa kontrol aracı olarak kullanılamadığından para otoriteleri altın basmaz, maliyet değeri ile üzerine kayıtlı değeri arasında büyük fark olan kâğıt parayı basarlar.

BÜTÇE

  1. Bütçe: Bütçe, gelecekteki belirli bir dönemde gerçekleşmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı tahminlerini içeren cetveldir.Bütçe, devletin gelecek bir dönemdeki gelirlerini ve harcamalarını tahmin eden ve yürütme organına harcamaların yapılması, gelirlerin toplanması konusunda yetki ve izin veren bir kanundur. Devlet harcamaları ile gelirlerini ayrıntılı biçimde gösteren, belli bir dönem için harcamaların yapılmasına ve gelirlerin toplanmasına izin veren hukuksal bir belgedir.

Kamusal ihtiyaçlar, kişilerin tek başlarına karşılayamadıkları ancak karşılanması zorunlu olan ihtiyaçlardır. Kamusal ihtiyaçlar olarak belirlenen ihtiyaçlar, ancak devlet ve diğer kamu kuruluşlarınca yerine getirilir. Devletin bu hizmetleri yerine getirebilmesi için birtakım harcamalar yapması (kamu giderleri) ve gelir toplaması (kamu gelirleri) gerekmektedir. Devlet, bu hizmetleri yaparken hangi ihtiyaçlar için ne kadar harcama yapacağını, harcamanın hangi gelir kaynaklarıyla sağlanacağını ve bunların yaratacağı olumlu ve olumsuz sonuçları bilmek zorundadır.

  1. Bütçenin İlkeleri:
  • Genellik ilkesi: Bütün gelir ve harcamaların bütçede ayrı ayrı gösterilmesini ifade eder. Hiçbir gelir ve harcama birbirinin arkasında gizlenemez. Bu ilke, bütçe uygulaması bakımından eskiden kullanılan safi metodun yerine gayrisafi metodun kullanılmasını gerektirmiştir. Safi metot usulünde kuruluşlar harcama yaparken bir taraftan da elde ettikleri gelirlerin tümünü göstermeden yaptıkları harcamaları elde ettikleri gelirlerden düşürdükten sonra harcamalardan arta kalan kısmını göstermekteydiler. Oysa gayrisafi bütçe usulünde gelir ve giderler eksiksiz olarak, yani birbiriyle mahsup edilmeden bütçede yer alır. Bu usule göre herhangi bir gelirin herhangi bir harcamaya doğrudan tahsis edilmemesi gerekir. Buna “ademi tahsis yöntemi” de denir. Böylece tüm gelirler hazinede toplanır ve bütün giderler buradan yapılır.
  • Birlik ilkesi: Kamu sektörünün bütün gelir ve harcamalarını içeren tek bir bütçe hazırlanması anlamına gelir. Gider ve gelirlerin tek bütçede gösterilmesi hâlinde kuruluşlar karşılaştırılabilir. Ayrı ayrı bütçe hâlinde karşılaştırma imkânı azalır ve bu israfa da yol açar. Ülkede bütün harcama ve gelirlerin ekonomideki etkisini topluca görebilmek bakımından birlik ilkesi uygulanmaktadır. Bazı şartlarda olağanüstü harcamalar yapılması gerekebilmektedir. Olağanüstü harcamaların mevcut bütçede yer alması doğru olmayabilir. Bu nedenle olağanüstü bütçe ayrıca hazırlanır.
  • Doğruluk ilkesi: Bütçenin gelir ve harcama tahminleri, mümkün olduğu kadar gerçeklere uygun sonuçlar verebilmelidir. Yıl içerisindeki iktisadi değişmelerin doğru tahmin edilmesi gerekir. Bütçe hazırlanırken gerçeğe yakın tahminler yapılmalıdır. Aksi durumda bütçenin uygulaması güçleşir ve bütçe açığı meydana gelir. Tahminlerin, önceki yıllarla ilgili istatistiki bilgilerden faydalanılarak, ülkenin içinde bulunduğu şartların ve dünyadaki gelişmelerin göz önünde bulundurularak yapılması gerekmektedir.
  • Açıklık ilkesi: Bütçede gelir ve harcamalarla ilgili yer alan bilgilerin mümkün olduğu kadar açık olması, sadece uzmanların değil ilgi duyan vatandaşların da anlayabileceği şekilde hazırlanması gerekir Ayrıca herkesin incelemesine açık olmalıdır. Bütçeler basılarak yayımlanmalıdır. İsteyen herkesin alıp inceleyebilme imkânı sağlanmalıdır. Bütçe ile ilgili bilgi ve belgelerde herhangi bir gizlilik olmamalıdır.
  • Giderlerin gelirlerden önceliği ilkesi: Bütçede önce giderler tahmin edilir. Gider rakamları belirlendikten sonra gelirler tahmin edilir. Gelirlerin önce belirlenmesi durumunda sınırlı gelir kaynaklarıyla yatırımlar artırılamayacağı için ekonomik gelişmenin sağlanması mümkün olamaz. Ancak az gelişmiş ülkelerde yapılması gereken harcamalar, elde edilecek gelirlerden daha fazla olsa bile gelir olanakları yapılacak harcamaları sınırlar. Bu ilke az gelişmiş ülkelerde uygulanmamaktadır. Gelişmiş ülkelerde geçerli olan bir ilkedir.
  • Önceden izin ilkesi: Bütçe, hükümet tarafından hazırlanır. Halkın temsilcilerinden oluşan parlamento tarafından onaylanır. Parlamentonun (yasama organının) izni olmadan hükümet, bütçeyi uygulayamaz. Yani ne gelir toplayabilir ne de harcama yapabilir. Bu ilke yasama organının kamu gelir ve giderleri üzerinde söz sahibi olduğunu ifade eder.
  • Tahsis ilkesi: Bütçede her yıl yapılacak harcamalar için ödenek ayrılması ilkesidir. Nitelik itibariyle tahsiste alanlar açısından ödenekler saptanır. Miktar itibariyle tahsiste her alana yapılacak ödenek ayrımı hizmet alanı itibarı ile miktar olarak belirlenir. Zaman itibariyle tahsiste ise ödenek ayrımı çok mali yıl için yapılır.
  • Anlaşılabilirlik ilkesi: Bütçede yer alan gelir ve giderlerin herkesin kolayca anlayabileceği şekilde açık ve sade olarak düzenlenmesini ifade eder. Bu ilkeye uyulması, aynı zamanda bütçenin

uygulanmasını da kolaylaştırır. Bütçe gelir ve giderleriyle ilgili rakamların kolayca anlaşılmasını sağlar.

  • Tasarruf ilkesi: En az harcama ile en fazla hizmetin sağlanmasını savunur. Gereksiz harcamaların önlenerek, verimliliğin sağlanmaya çalışılarak, kamu gelirlerinin zorunluluk dereceleri dikkate alınarak kamu giderlerinde kullanılmasını açıklar.
  • Denklik ilkesi: Klasik maliyecilerin ve ona uygun klasik maliye görüşünün savunduğu bir ilkedir. Bütçede gelir ve giderlerin birbirine denk olması gerektiği savunulur. Kamu giderleri, normal gelirlerle finansa edilmelidir. Bu nedenle harcamalar gelirlere eşit olmalıdır. Eğer bütçe hazırlanırken giderlerin toplamı, gelirlerin toplamından fazla çıkarsa aradaki fark iç borçlanmalarla kapatılır ve gelir gider toplamları eşitlenir. Bu eşitliğe görünüşte denklik denir. Bütçe uygulandıktan sonra kesin hesap kanununda gelir ve giderler gerçekten birbirine denk çıkarsa buna gerçek denklik denir. Bu ise bütçe hazırlanırken gelir ve giderlerle ilgili tahminlerin gerçeğe yakın olması durumunda mümkündür. Artık klasik iktisatçıların görüşünün dışında bütçe denkliğinin yıllık olarak sağlanması zorunlu görülmemektedir. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu ekonomik duruma göre bütçe açık verebilir. Önemli olan, ekonomik duruma uygun olan ekonomik ve mali politikaların doğru bir şekilde uygulanmasıdır.
  • Yıllık olma (zaman) ilkesi: Söz konusu ilke, bütçenin uygulanması için verilen iznin bir süre ile sınırlandırılmasını ifade eder. Bu süre bir yıl olarak kabul edilir. Ancak bazı istisnai durumlarda geçici bütçe uygulanabilir. Geçici bütçeler, bir yıldan daha az dönemi kapsayabilir. Ekonomik dalgalanmalar, ekonomik planlar nedeniyle daha uzun süreli bütçeler yapılabilir. Genellikle her ülkede kabul edilen ve uygulanan mali yıl, bir yıllık bir süreden oluşur. Bu dönem bütçe uygulaması itibariyle uygun bir zaman dilimidir ve ülkemizde de anayasanın 161. maddesinde “yıllık” ifadesi kullanılmaktadır. Mali bakımdan daha isabetli tahminlerde bulunmak, muhasebe uygulamalarını kolaylaştırmak, bütçenin incelenmesi, onaylanması ve meclis denetimine uygun zaman tanıması açısından bir yıllık süre uygun görülmektedir. Bir yıllık süre meclis araştırmaları, kamuoyundaki eğilim ve değişmelerin izlenmesi, toplumsal karar alma süreci açısından doğru bir süredir.

GENEL OLARAK DEVLET MUHASEBE SİSTEMLERİ

Tarihsel gelişim süreci içerisinde devlet muhasebesi sistemlerini; Kameral muhasebe sistemi, Schneider muhasebe sistemi, Constante muhasebe sistemi ve Logismografi muhasebe sistemişeklinde sınıflandırmak mümkündür

Kameral Muhasebe Sistemi, ilk defa 1768 yılında Avusturya’da uygulanmıştır. Kameral muhasebe sistemi, bütçede yer alan gelir gider tahminleri ile bütçe uygulama sonuçlarının özel cetvel ve sütunlarda gösterilmesinden ibaret olan bir sistemdir. Bu sistemde sadece nakit akımlarını izlemek mümkündür. Devletin alacak ve borçları ile malvarlığı hareketleri sistemin kapsamı dışındadır. Kameral muhasebe sistemi tarihi gelişimi bakımından Basit kameral muhasebe sistemi ve Yeni kameral muhasebe sistemi olarak iki şekilde karşımıza çıkmaktadır.3 Yeni kameral muhasebe sistemi ile getirilen en önemli yenilik tahakkuk esasının sisteme dahil edilmesidir.

Schneider Muhasebe Sistemi, muhasebe sistemlerinde kameral muhasebe sisteminden sonra gelmektedir. Bu sistemde, nakit hareketleri ve bütçe işlemlerinin yanında mahsup işlemlerine ve bütçe dışı alacak ve borç hesaplarına da yer verilmektedir. Sistem, kar-zarar hesaplarının da çıkarılması suretiyle bilanço düzenlenmesine olanak vermektedir. Schneider muhasebe sisteminde kayıtlar çift yanlı kayıt sistemine (double entry system) göre tutulmaktadır. Kameral sistemde tutulan kasa defteribu sistemde yer almamaktadır.

Constante Muhasebe Sistemi, F. Hugli tarafından kurulmuş ve Berne Kantonunda uygulanmıştır. Bu sistemde bütçe hesaplarının yanında malvarlığı hesaplarına da yer verilmektedir. Bütün işlemler çift taraflı kayıt yöntemine göre kayıt edilmektedir ve sistem mali yılın sonunda kar-zarar durumlarını da gösterme kabiliyetine sahiptir.

Logismografi Muhasebe Sistemi, Constante muhasebe sisteminde olduğu gibi bütçe hesapları ve malvarlığı hesapları bir arada görülmektedir. Bu sistemde devlet malvarlığının bir sahibi, bir de malvarlığının idarecisi olduğu anlayışından hareketle, mal sahibi (devlet) hesabı ile görevli (devlet memurları)hesabı olmak üzere iki hesap tutulur. Logismografi sistemi, bütçe ve malvarlığı hesaplarını her an gösterebilmesi yanında,devlet işlemlerinin maliyetini de göz önünde bulundurulmasını sağlayan bir teknik olması sebebiyle devlet muhasebe sistemleri arasında önemli bir yer tutmaktadır

SERMAYENİN İTFASI

Sermayenin itfası, diğer bir deyişle sermayenin amortizasyonu, sermayenin tamamının pay sahiplerine iade edilmesi demektir[48]. Ancak sermayesiz şirket olamayacağı için itfa işlemi ya başka bir işlemle tamamlanmalı ve itfa edilen miktar kadar yedeklerden sermaye azaltımı yapılmalı ya da pay sahiplerine yapılan ödeme itfa adı altında sermayeden değil, şirket bünyesinde yer alan ve bu iş için kullanılabilecek yedeklerden sermaye miktarı kadar yapılmalıdır.

TK.m.405’e göre pay sahipleri şirkete getirdikleri sermayeyi geri isteyemezler. Ayrıca sermayesiz bir şirket olamaz. Dolayısıyla kural olarak sermayenin pay sahiplerine iadesi mümkün değildir. Bu yüzden yukarıda ifade ettiğimiz yöntemlerle sermayenin iadesi, gerçek manada sermayenin itfası veya bir sermaye azaltımı değildir. Kanaatimizce bu tür işlemler kâr dağıtımı niteliğindedir

MÜŞTEREK KARARNAME NEDİR

Müşterek Kararname; cumhurbaşkanı, başbakan, ilgili bakan veya bakanların imzası bulunan kararnamelerdir. Cumhurbaşkanının imzasından dolayı sorumsuzluk hali söz konusu iken başbakan veya bakanların sorumsuzluk hali söz konusu değildir.

Müşterek Kararname İle Yapılanlar:

Valinin atanması

Belediyelerin kurulması

Kaymakamların atanması

Bucakların kurulması

Bir ilçenin komşu il ile olan sınırlarının yeniden düzenlenmesi

Bir bucağın bağlı bulunduğu ilin değiştirilmesi suretiyle bir ilin sınırının değiştirilmesi DOLARIN YÜKSELMESİNİN ÜLKEMİZE ZARARLARI NELERDİR?

Dolar kurunda geçen hafta yaşanan ani yükseliş iç piyasada ithalata dayalı ticaret yapanları vurdu. Doların yükselmesiyle Piyasada birçok şirketin malı elinde kalırken, ciddi bir tahsilat sorununun da zincirleme olarak pek çok tüccarı etkilediği belirtiliyor. Bu yükselme dolarla hammadde alan, dolar üzerinden kredi çeken firmaları etkiledi.

  1. VE 2. SINIF TÜCCARLARIN TUTMAK ZORUNDA OLDUĞU DEFTERLER NELERDİR? Birinci sınıf tüccar sayılıp bilanço esasına göre aşağıdaki defterleri tutarlar:
  • Yevmiye defteri
  • Büyük defter (Defteri kebir)
  • Envanter defteri

İkinci sınıf tacirler İşletme hesabı esasına göre “İşletme Hesabı Defteri” adı verilen ticari defteri tutarlar.

2013 Yılı Bilanço hesabı esasına göre defter tutma hadleri (Madde 177): 1- Yıllık;

  • Alış tutarı 150.000 TL
  • Satış tutarı 200.000 TL
  • Yıllık gayrisafi iş hasılatı 80.000 TL
  • İş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 150.000 TL TOBİN VERGİSİ NEDİR?

Kısa vadeli sermaye hareketlerinin neden olacağı istikrar bozucu etkilerini azaltmak amacıyla dövizle yapılan uluslararası işlemlerden alınan ve ilk kez 1978 yılında J. Tobin tarafından önerilen çok küçük oranlı bir vergi. Bu verginin alınmasını savunanlar, toplanan bu vergi gelirlerinin dünyanın öncelikli ve ivedi sorunlarının çözümünde kullanılmasını önermektedirler.

VERGİ CENNETİ NEDİR

Coğrafi bir kavram olmakla birlikte, vergi cennetleriyle esas itibariyle vergi rekabeti (özellikle haksız vergi rekabeti) ve transfer fiyatlamasını yapan ülkeler kastedilmektedir. Bu ülkeler, yabancı yatırımcıyı ülkelerine çekmek amacıyla başta gelir ve kurumlar vergisi ile veraset ve intikal vergisi gibi vergiler olmak üzere birçok vergiden vazgeçen ya da tamamıyla vazgeçmeksizin bu tür işlemlere sıfır veya kağıt üzerinde kalan göstermelik vergi oranları uygulayan, vergilerden kurtulmak için muafiyetler, istisnalar ve indirimlere geniş bir yelpaze içinde yer veren, önemli idari ve bankacılık kolaylıkları sunan, sermaye hareketlerine tam serbesti sağlayan, coğrafi ve fiziki yapısından ötürü üretim yapmaya pek elverişli olmayan, yüzölçümü açısından küçük ülkelerdir. Ör : Lüksemburg,

Manş Adaları,Bahama Adaları.

G20 VE G8 ÜLKELERİ HANGİLERİDİR?

G20: Dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan 19 ülkeden ve Avrupa Birliği Komisyonu’ndan oluşuyor. Daha çok İngilizce Group of 20 (20 Grubu) kavramının kısaltması olan G20 adıyla bilinir.

G20 ülkelerini ABD, İngiltere, Japonya, Kanada, Almanya, Fransa, İtalya, Rusya, Avustralya,

Brezilya, Arjantin, Hindistan, Çin, Endonezya, Meksika, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye ve Avrupa Birliği Komisyonu oluşturuyor

G20’ye üye 19 ülkenin hepsinin milli geliri dünyada ilk 31’de yer

alıyor. Tayvan, İsviçre, Norveç, İran ve Venezüella, ekonomik olarak bazı üyelerden daha büyük

olmalarına rağmen G20’de bulunmuyor. Birçok Avrupa Birliği ülkesi de, G20’de bağımsız olarak değil sadece AB Komisyonu olarak temsil ediliyor.

G8: (İngilizce: Group of Eight), dünyanın GSMH’sı en yüksek ülkelerini kapsayan grup. Şu ülkeleri kapsar:Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Rusya, İngiltere ve Amerika. Dünya ekonomisinin yaklaşık %65 dünya nüfusunun %14’ünüi temsil ederler.

SUÇUN İLKELERİ VE UNSURLARI NELERDİR?

Ceza hukukun en önemli iki temel ilkesi suçta ve cezada kanunilik ilkesi ve suçta ve cezada kusur ilkesidir.

  1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi (nulla poena sine lege)

Suç ve bunun karşılığı olan cezanın ancak kanun ile belirlenmesidir. Bu temel ilke, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.” Bu da suç tanımının belirgin ve açık biçimde kanunla düzenlenmesini gerektirir. Belirsiz ve muğlak ifadelerle suç tanımlanamaz (nulla poena sine lege certa).

Kanunilik ilkesinin gerektirdiği bir başka şart da, aleyhe olan kanunun geçmişe yürüyemeyeceğidir. Yani, işlendiği sırada suç olmayan bir fiilden dolayı, sonradan fiilin suç olarak düzenlenmesi nedeniyle kimse cezalandırılamaz (nulla poena sine lege praevia).

Gene kanunilik ilkesinin getirdiği bir başka koşul da failin aleyhine kıyas yasağıdır. Hukuk biliminde kıyas, kanunda boşluk bulunması halinde bu boşluğun en benzer hukuk kuralı bulunarak doldurulmasını ifade eder. Ceza hukukunda kıyas, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinin 3. fıkrasında “Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz.” şeklinde belirtildiği üzere uygulanamaz (nulla poena sine lege stricta).

  1. Suçta ve cezada kusur ilkesi

Ceza hukuku anlamında kusur, bir fiilin isnat yeteneği mevcut bir kimse tarafından bilerek ve istenerek işlenmesidir. Yani, failin cezalandırılabilmesi için fiili bilerek ve isteyerek yapmış olması gerekir. Bu ilkeden de ancak fiili bizzat işlemiş failin cezalandırılabileceği ilkesi türetilmiştir. Bu ilke de 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 20. maddesinin 1. fıkrasında yer almaktadır: “Ceza sorumluluğu şahsîdir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.”

Bir fiilin cezalandırılacak bir suç teşkil etmesi için belli unsurların mevcut olması gerekir. Suçu oluşturan temel unsurlar, kanuni unsur, maddi unsur, hukuka aykırılık unsuru ve manevi unsurdur.

  1. Kanuni unsur (tipiklik)

Kanuni unsur, işlenmiş bulunan bir fiilin ceza kanununda düzenlenen suç tanımına birebir uygun olmasıdır. Bu unsura tipiklik adı da verilmektedir. Örneğin, hırsızlık suçunun gerçekleşmesi için failin “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alması” gerekir. Kanunda tanımlanan bu unsurlardan biri yoksa, mesela alınan malın zilyedinin rızası varsa, hırsızlık suçunun kanuni unsuru oluşmaz.

  1. Maddi unsur (hareket/fiil

Suçun meydana gelebilmesi için failin bir fiil işlemesi gerekir. Fiilden kasıt, insanın kendi iradesiyle dış dünyayı değiştiren bir iş ortaya çıkarmasıdır. Mesela refleks hareketleri veya epilepsi hastasının bilincini kaybettiğinde gerçekleştirdiği hareketler fiil unsuru taşımaz.

  1. Hukuka aykırılık unsuru

İşlenen fiil hukuk düzeniyle uyuşmazlık içindeyse hukuka aykırılık unsuru tamamlanır. İlke olarak kanuni unsuru gerçekleştiren bir hareket hukuka aykırıdır. Ancak, ceza hukuku hukuka aykırılığa bir takım istisnalar getirerek, kanuni unsuru tamamlayan bazı fiillerin hukuka uygun olacağını belirlemiştir, bunların başlıcaları şunlardır:

Kanunun hükmü ve amirin emri (TCK m. 24/1)

Meşru savunma (TCK m. 25)

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası (TCK m. 26)

Cebir, şiddet, korkutma ve tehdit altında işlenen suçlar (TCK m. 28)

Zorunluluk (ıztırar) hali 2005 yılında TCK’da hukuka uygunluk nedeni olmaktan çıkarıldı.

  1. Manevi unsur

Suçu gerçekleştiren son unsur kanuni tipikliği mevcut hukuka aykırı fiilin isnat yeteneği var olan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek yapılmasıdır. Bu unsur aynı zamanda, ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biri olan kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesinin suçu oluşturan unsurlara yansımasıdır. Bir eylem yukarıda belirtilen tüm unsurları taşısa bile, kişinin kastı yoksa manevi unsur yokluğu nedeniyle kişinin eylemi cezayı gerektirmeyebilir. Taksir sonucu işlenmiş fiillerden dolayı öngörülen cezalar bunun dışındadır.

RİSK NEDİR TÜRLERİ NELERDİR?

İktisadi karar birimlerinin verecekleri kararlar sonucunda ortaya çıkacak getiriyi olumsuz etkileyebilecek olayların gerçekleşme olasılığı

  • Sistematik risk: Genel ekonomik koşullardan kaynaklanan ve dolayısıyla tüm yatırım araçlarını etkileyen, kaçınılamayan riski ifade eder. Piyasa riski olarak da adlandırılan bu risk azaltılabilir ama tamamen yok edilemez.
  • Sistematik olmayan risk: Yatırım aracının veya işletmenin kendi varlığından kaynaklanan sadece kendisine özgü, kaçınılabilir riski ifade etmektedir.Bir işlem için toplam risk denildiğinde de akla yukarıda belirtilen iki riskin toplamı gelmektedir. Bu risklerin içinde de alt risk türleri mevcuttur. Bunlar da aşağıda belirtilmektedir:
  • Sistematik risk kaynakları içerisinde;o Faiz Oranı Riski, Yeniden Yatırım Riski Satınalma Gücü Riski, Politik Risk, Kur Riski- Sistematik olmayan risk kaynakları ise; Yönetim Riskio İş ve Endüstri Riskio Finansal Risko Operasyonel Risktir.

OMBUSTMAN NEDİR?

Kelime kökeni açısından İsveççe’de “aracı” anlamına gelen ‘ombuds’ ve “kişi” anlamına gelen ‘man’ kelimelerinden oluşmuştur ve aracı kişi anlamına gelmektedir. Kurumsal olarak Ombudsman terimi, Parlamento tarafından halkın şikayetlerini dinleyip, çözümlere ulaştırmak üzere seçilmiş kimse veya kimseleri simgelemektedir. Ombudsman’ın Türkçe karşılığı için kamu denetçisi, arabulucu, kamu hakemi, medeni hakların savunucusu, parlamento komiseri gibi tanımlamalar teklif edilmiştir. Sonuç olarak, Ombudsman kamu hizmetlerinin yürütülüşündeki adaletsizlikler hakkında, konudan etkilenenlerden şikayetleri almak, bu konularda araştırmalar yapmak ve sorunları çözmekle görevlendirilmiş, bağımsız bir kamu otoritesidir. Gazetecilikte ombudsman, halk temsilcisi, halkın sözcüsü ve koruyucusu demektir. Yayın yoluyla haksızlığa uğrayanları temsil eder. Türkiye’de okur temsilcisi karşılığında ombudsmanlığı Emre Kongar Hürriyet’te ve Seyfettin Turhan HHA’da başlatmışlardır.

NORMLAR HİYERARŞİSİ

Normlar hiyerarşisi hukukun yazılı kaynakları arasında bulunan astlık üstlük ilişkileridir. Normlar hiyerarşisi hukukun asıl kaynakları içinde yer alan yazılı kaynakların hiyerarşi sırasını belirterek hangi yazılı kaynakların öncelikli olduğunu göstermektedir.

Normal hiyerarşisi Anayasa > Kanun > Tüzük > Yönetmelik > Genelge > Yönerge şeklinde oluşmaktadır.

ALACAK SENETLERİNE REESKONT AYRIULIRSA BORÇ SENETLERİNE DE AYRILMALIMIDIR?

EVET Çünkü :

VUK Madde 285 – Borçlar mukayyet değerleriyle (bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeridir) değerlenir. Mevduat veya kredi sözleşmelerine müstenit borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle birlikte dikkate alınır.

Vadesi gelmemiş olan senede bağlı borçlar değerleme günü kıymetine irca olunabilir. Bu takdirde

senette faiz nispeti açıklanmışsa bu nispet, açıklanmamışsa Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto haddinde bir faiz uygulanır. Banka ve bankerler ile sigorta şirketleri borçlarını, Cumhuriyet Merkez Bankasının resmi iskonto haddi veya muamelelerinde uyguladıkları faiz haddiyle, değerleme günü kıymetine irca ederler.

(Ek : 4/12/1985 – 3239/22 md.) Alacak senetlerini değerleme gününün kıymetine irca eden mükellefler,

Borç senetlerini de aynı şekilde işleme tabi tutmak zorundadırlar.

KAMU HARCAMALARININ ARTIŞ NEDENLERİ: Kamu Harcamalarının Görünürde Artış Nedenleri

Kamu harcamalarının görünüşte artışı, ihtiyaçlarda köklü bir değişiklik olmamasına ve topluma sunulan

hizmetlerde değişiklik bulunmamasına rağmen, harcama rakamlarının yükselmesini ifade eder. Kamu harcamalarının görünüşte büyümesinde etkili olan faktörler şunlardır:

  1. Para Ekonomisinin Yaygınlaşması : Ödemelerin ayni şekilde yapılmasından nakdi şekilde

yapılmasına geçilmesi sonucunda topluma sunulan hizmetlerin boyutlarında değişme olmamasına rağmen, bütçede

para olarak ifadesinin yükselmesine neden olmuştur.

  1. Bütçe Yöntem Ve Tekniğindeki Değişme: XX. yüzyılın başına kadar, devlet bütçesi gayrisafi

yöntem ile değil, safi bütçe yöntemine göre hazırlanmaktaydı. Kamu gelirlerinin tahsili için yapılan masraflar, elde

edilen gelirden düşülüyor ve kalan tutar bütçede yer alıyordu. Çeşitli sebeplerle gelir ve gider kalemlerinin

birbirlerine mahsubu yapılmaksızın gösterilmesi, bütçe rakamlarının kabarmasına, yükselmesine neden olmuştur.

Yapılan hizmet aynı olsa bile, gayrisafi yöntemde bütçe rakamları daha yüksek gözükmektedir. Eski bir

binanın yerine yeni bir bina yapımında, eski binanın enkazının satışından sağlanan gelirin toplam harcamadan

düşülmesi sonrasında bütçeleştirilmesi yerine gelir ve yapılan giderin ayrı ayrı gösterilmesi halinde olduğu gibi

bütçede bir artış söz konusu olmaktadır.

  1. Paranın Satın Alma Gücündeki Azalma: Bütçe rakamlarının nominal artış göstermesinde, para

değerindeki düşmelerin önemli etkisi vardır. Paranın satınalma gücünde ortaya çıkan azalışlar, kamu hizmetlerinin

gerçekleştirilmesi için katlanılması gereken harcamaların da görünüşte, yani nominal olarak artmasına yolaçmaktadır. Kamu harcamalarının görünürde artışının en önemli nedeni budur. Genel fiyat düzeyindeki yükselmesebebiyle, topluma ulaştırılan o mal veya hizmetin, belki de niteliğinde veya miktarında bir artma olmadığı halde,yapılan harcama tutarı yükselmiş olmaktadır. Mesela, bir köprü yapımı için bir yılda 10.000 YTL harcanırkensonraki yıl 12.000 YTL’ye aynı köprü yapılabiliyorsa bu artış görünüşte artış nedenidir. Bunun nedeni geneldeenflasyon ve devalüasyondur.

  1. Ülke Sınırlarının Genişlemesi Ve Nüfusun Değişmesi : Kamu harcamalarının görünüşte artış

nedenlerinden birisi de ülke sınırlarının büyümesidir. Özellikle savaşlar sonrasında ülke sınırlarının değişmesi(büyümesi), sunulan kamu hizmetlerinin miktar ve kalitesind de herhangi bir artma olmamasına rağmen yapılanharcamaların artmasına neden olur. Hizmet götürülmesi ve yönetilmesi gereken alanların büyümesi sonucu,yapılan kamu harcamalarında da toplam olarak artış olur. Ortalama yaşam süresinin uzaması, eğitim standartlarınınyükselmesi, sosyal devlet anlayışının uzantısı olarak devletten beklentilerin ve devletin fonksiyonlarının değişmesibu bakımdan önemlidir. Hizmetin kalite ve standardında herhangi bir artma söz konusu olmasa dahi nüfus artışısonuçta kamu harcamalarının yükselen bir seyir göstermesine sebep olmaktadır. Nüfus artışlarının kamuharcamaları açısından gerçekte artış yönü de vardır.

Kamu Harcamalarının Gerçekte Artış Nedenleri

Görünürde artış sebepleri yanında, bütçe rakamlarının büyümesinde gerçek artış sebeplerinin de rol oynadığıbilinmektedir. Kamu harcamalarının artan milli gelire nazaran daha fazla bir oranda artmasıdır.Topluma sunulması gereken yeni mal ve hizmet türlerinin ortaya çıkması, ekonomik, sosyal ve teknolojikşartlardaki değişiklikler sonucu toplumun devletten beklentilerine bağlı olarak devletin yüklendiği görevlerde degelişmeler olmaktadır.

Kamu harcamalarının gerçekte artış nedenleri :

  1. Ekonomik Nedenler: Ferdi ihtiyaçlar gibi kamu ihtiyaçları da hem miktar hem de nitelik olarak artmagöstermektedir. Devletin yüklenmiş olduğu klasik görevlerinin yanında ekstra fonksiyonları da yapar hale gelmesi,hizmet ve harcama kalemlerinin gittikçe yükselmesine sebep olmuştur. Devlet anlayışında meydana gelendeğişimle sosyal refah devleti haline gelen devlete daha fazla görevler yüklemiştir. Ekonomik dengesizlik vekrizler, yeni devlet fonksiyonlarının ve hizmet alanlarının ortaya çıkmasına sebep olabilir. Özellikle söz konusukrizler dolayısıyla toplumun refah düzeyini sürdürebilmesi bakımından yapılan katkı ve ödemeler bu anlamdabüyük önem taşır.
  2. Teknolojik Nedenler: Yeni teknik buluş ve ilerlemeler, yeni ihtiyaçların doğmasına sebep olmuş, hemferdi hem de toplumsal boyutta önemli ihtiyaçların karşılanması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Teknolojik alandakibuluş ve gelişmeler, ihtiyaç düzeyinin ve bunlarla ilgili hizmetlerin artmasına yol açmıştır. Sağlık, enerji, ulaşım veiletişim gibi alanlardaki teknik gelişme ve buluşlar, bunlardan vatandaşları yaralandırmak için kamuyu daha dafazla harcama yapmaya itmektedir. Nükleer enerji, uzay, iletişim ve silah konusundaki araştırma ve yeniliklerbunun en basit örnekleridir.
  3. Sosyal Nedenler: Toplumun yapısında meydana gelen değişimler sebebiyle devletin gerçekleştirmekzorunda kaldığı uygulamalar bütçe rakamlarının yükselmesi

sonucunu ortaya çıkarmıştır. Yeni harcama çeşitlerininortaya çıkması, nüfus artışı, toplumun yaşam standardının yükselmesi, devletten beklenen hizmetlerin hemmiktarının hem de kalitesinin artması sonucunu doğurmuştur. Özellikle hızlı nüfus artışı devlet bütçesi üzerindekiyükü daha da ağırlaştırır.

  1. Askeri Nedenler: Özellikle XIX. ve XX. yüzyıllarda, askeri sebeplerle yapılan harcamalar önemliboyutlara ulaşmıştır. Savunma araç ve gereçlerinin sürekli gelişmesi ve maliyetinin yüksekliği bütçe rakamlarınınsürekli yükselmesine yol açmaktadır. Savaşlar bu anlamda artışların çok olduğu dönemlerdendir. Günümüzde millisavunma için ayrılan bölüm, devlet bütçeleri içerisinde önemli bir yer tutar.
  2. Siyasi Nedenler: fertler, oylarıyla seçtikleri kişiler ve partiler üzerinde etkili olabilmektedirler. Gerekseçmenlerin oylarını ve tercihlerini bir baskı unsuru olarak kullanmaları, gerekse siyasi partilerin taahhütleriniyerine getirme çabaları bütçe harcamalarının yükselmesi sonucunu doğurmaktadır. Kamu harcamalarındaki artış ileseçmenlerin tercihlerini yönlendirmesi arasında yakın bir ilişki vardır.

MUHASEBENİN TANIMI VE FOKSİYONLARI

Muhasebenin tanımını, mali nitelikli işlem ve olayları kaydetme, sınıflandırma, özetleyerek rapor etme, analiz etme ve yorumlama bilim ve sanatıdır.

Muhasebenin Fonksiyonları şunlardır.

  • Kaydetme 2. Sınıflandırma 3. Özetleyerek Rapor Etme 4. Analiz ve Yorumlama

1- Kaydetme: Mali nitelikli işlem ve olayların Vergi Usul Kanununda ve Türk Ticaret Kanununda yer alan objektif belgelere dayandırılarak tarih ve sıra numarasına göre Yevmiye Defteri yani günlük deftere kaydedilmesidir. Kayıtlar ilgili deftere aktarılırken Vergi Usul Kanununun belirttiği kurallara uyulması mecburidir. Uyulmadığı takdirde ceza verilir.

  • Sınıflandırma: Yevmiye defterine tarih ve sıra numarasına göre kaydedilen işlem ve olayların Defter-i Kebirde yani büyük defterde tasnif edilmesidir. Örneğin ticari mallar, bankalar, kasa gibi.
  • Özetleyerek Rapor Etme: Yevmiye defterine kaydedilen ardından Defter-i Kebirde sınıflandırılan bilgilerin muhasebe bilgilerinden yararlanacak kişi ya da kuruluşlara( işletme sahibi, yöneticiler, bankalar, müşteriler vs) onların anlayacağı açıklıkta ve doğrulukta mali tablolar yardımıyla rapor halinde sunulmasıdır. Rapor etme, kaydetme ve sınıflandırmanın fonksiyonudur.
  • Analiz ve Yorum: Mali tablolarda işletmenin durumu rapor edildikten sonra sonuçların ne anlama geldiği, işletmenin ne durumda olduğu, ve nereye doğru gittiğinin yorumlanmasıdır. Mali tablolar yorumlanması son derece önemlidir. İşletmenin yol haritası belirlenmesine yardımcı olunur.

FRİKSİYONEL İŞSİZLİK NEDİR

İşgücü piyasasındaki hareketlilikten kaynaklanan olası işsizlik oranına friksiyonel işsizlik denir. Mevsimlik ya da daimi işçilerin daha iyi koşullar için mevcut işlerini bırakıp iş aramaları friksiyonel işsizliğe dahil olur. Tam istihdam durumundaki bir ekonomide bile friksiyonel işsizlik mevcuttur.Buna doğal işsizlik oranı da denir. Friksiyonel işsizlik=araştırma işsizliği+uyum işsizliği şeklinde de formule edilebilir.

KÂR YEDEKLERİ

İşletme kârları üzerinden; kanun, ana sözleşme veya ortaklar kurulu kararınca ayrılan yedekler işletme bilançosunun pasifinde, kârlardan ve öz sermayeden ayrı olarak gösterilir. THP uyarınca yapılan ayırım (detaylandırma) aşağıdaki gibidir.

Yasal Yedekler: Bu kalem içinde TTK uyarınca ayrılan birinci ve ikinci tertip yedek akçeler gösterilir. Dönem içinde kullanılan yasal yedekler bu kalem muhteviyatından düşülür.

  1. Tertip yedek akçe: Her yıl safi kârın % 5 i I.tertip yedek akçe olarak ayrılır.Safi kâr, dönem kârdan varsa geçmiş yıllara ait zararlar düşülerek bulunur. I. tertip yedek akçe, ödenmiş sermayenin beşte biri (%20) buluncaya kadar ayrılır. Ödenmiş sermayenin beşte birini bulduktan sonra I. tertip yedek akçe ayrılması bir zorunluluk olmaktan çıkar.
  2. Tertip yedek akçe: Kurumlar vergisi, 1.tertip yedek akçe ve 1. temettü şirketin dönem kârından ayrıldıktan sonra ortaklara ve kâra iştirak eden diğer kimselere dağıtılması kararlaştırılmış olan kısmın %10’u 2. tertip yedek akçe olarak ayrılır. 2. tertip yedek akçenin ayrılması, kârın dağıtılmasına bağlıdır. Eğer şirket kârı dağıtmıyorsa, 2. tertip yedek akçe ayrılmaz.

Örnek: Kurumlar vergi matrahının hesaplanması aşağıdaki şekilde olur:

Dönem karı

İndirimler (-)……………

İlaveler (+)……………..

Mali kâr (kurumlar vergisi matrahı)   100.000 TL

Kurumlar vergisi   100.000 x 0, 20 = 20.000TL

  1. Tertip Yedek Akçe Hesaplanması:

Ödenmiş sermaye……. 500.000 TL

  1. tertip yedek akçe ayırma sınırı 500.000/5= 100.000 TL’dir.

Şirket 31.12.2008 tarihine kadar 70.000 TL I. tertip yedek akçe ayrıldığına göre:

100.000 – 70.000 = 30.000 TL daha I. tertip yedek akçe ayırma zorunluluğu vardır.

Bu dönem I.tertip yedek akçe tutarı ise şöyledir:

Dönem kârı 100.000 x %5 = 5.000 TL

I.Temettü Hesaplaması:

Anonm şirketler ayrıca ödenmiş sermayenin %5’i kadar da I.temettü ayırmak zorundadır.

  1. temettü: 000 x %5 =25.000 TL’dir
  2. Tertip Yedek Akçe Hesaplanması:
  3. Tertip yedek akçe, dönem kârından, kurumlar vergisi ve I.tertip yedek akçe ile I.temettü düşüldükten sonra kalan kârın % 10’u kadar ayrılır. Buna göre:

Dönem karı…………

Kesintiler toplamı

…. 100.000 TL

(50.000 TL)

Kurumlar vergisi (-)    20.000 TL

  1. tertip yedek akçe (-) 000 TL

Ortaklara I. temettü (-)…. 25.000 TL

  1. Tertip yedek akçe matrahı. 50,000 TL
  2. Tertip yedek akçe 000 x %10 = 5.000 TL

Statü Yedekler: Bu kalem içinde kurum ana sözleşmesi uyarınca ayrılan yedek akçeler gösterilir. Bu akçelerden dönem içinde yapılan kullanımlar, kalem muhteviyatından düşülür.

Olağanüstü Yedekler: Bu kalemde şirket ortaklar kurulu (yetkili organlar) tarafından ayrılmasına karar verilen yedek akçelerden dönem sonu itibariyle kullanılmamış olanlar gösterilir.

Özel Fonlar: İşletmede bırakılması ve tasarrufu zorunlu olan fonlar ile diğer amaçlar için ayrılan fonlar bu kalem içinde bilanço pasifinde gösterilir. Fonlardan dönem içinde kullanılan kısımlar, fon muhteviyatından düşülür. Bu kalem içinde gösterilecek başlıca fonlar şunlardır;

  • Sabit kıymet yenileme fonu,
  • Finansman fonu,
  • Sermaye itfa fonu,
  • Vazgeçilen borçlar fonu,
  • Gayrimenkul ve iştirak hissesi satış kazancı fonu,
  • Sermaye kur farkı fonu.

KUVVETLER AYRILIĞI NEDİR

Kuvvetler ayrılığı, Fransız aydınlanmacı düşünür Baron de Montesquieu tarafından ortaya atılmış olan, demokratik devlet yönetimini düzenleyen bir modeldir.

Bu model içinde devlet çeşitli birimlere ayrılmıştır, her birimin ayrı ve bağımsız gücü ve sorumluluk alanları vardır. Bunun yanında her birim bir diğerinin güç kullanımı üzerine sınırlamalar getirebilmektedir. Devlet birimleri genel olarak yasama, yürütme ve yargıdan oluşur.

Kuvvetler birliği ilkesine göre bir yönetim birimi (genellikle seçilerek gelen yasama birimi) diğerlerinden üstündür ve diğer birimler bu birime hizmet ederler. Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre ise her birim büyük oranda (tamamiyle olmasa da) bağımsızdır. Bağımsızlıktan kasıt her birimin diğer birimlerden bağımsız olarak seçilmesi ya da en azından varlığının diğer birimlere bağlı olmamasıdır. Türkiye’nin kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı bir yapısı vardır. “Yasama”, “Yürütme” ve “Yargı” erklerinden oluşan üçlü kuvvet ayrılığı ilkesi temel alınmıştır.

HAKSIZ FİİLİ NEDİR UNSURLARI NELERDİR?

Haksız Eylem: Başkalarına zarar veren hukuka aykırı davranışa haksız eylem, bundan doğan sorumluluğa haksız eylem sorumluluğu denir. Haksız eylemler, o eylemi işleyeni meydana gelen zararı ödeme borcu altına sokar, böylece haksız eylemi işleyen ile zararı gören arasında bir borç ilişkisi doğurur. Haksız eylemler de borcu doğuran kaynaklardandır.

Haksız Fiilin Unsurları: Borçlar kanununa göre haksız fiillerden sorumlulukta dört unsur söz konusudur

  • Hukuka aykırı fiil
  • Zarar
  • Kusur
  • İlliyet bağı

Hukuka Aykırı Fiil: Hukuk düzeninin, kişilerin mal varlığını veya şahıs varlığını korumaya yönelmiş yazılı, yazılı olmayan kurallarına aykırı eylemler haksız fiillerdir. Her hak, amacı içinde kullanılmalıdır. Hakkın kötüye kullanılması suretiyle zarar verme halinde de haksız fiil söz konusudur. Örneğin mülkiyet hakkına, telif hakkına, şahsiyet hakkına saldırı teşkil eden fiiller hukuka aykırı fiillerdir.

Zarar: Tazminat yükümlülüğünün doğabilmesi için, hukuka aykırı bir fiille bir zarara sebebiyet verilmiş olması gerekmektedir.

  • Maddi zarar: Mal varlığındaki azalmayı ifade eder. Mal varlığındaki azalma mal sahibinin rızası dışı meydana gelmiş olmalıdır. Örneğin bir saldırı sonucu yaralanan kişinin tedavisi için yaptığı masraflar, işe gidememesi, para kazanamaması maddi zarardır.
  • Manevi zarar: Bir kişinin haksız eylem yüzünden çektiği üzüntü, hakarete uğrayan bir kimsenin şeref ve haysiyetinin incinmesi, saygınlığının sarsılması biçiminde görülür. Bunlar para ile ölçülemeyen kayıplardır. Manevi zararın telafisi için bir miktar para tazminat olarak ödenir. Başka telafi yolları da vardır. Örneğin gazete ilanı ile toplum önünde temize çıkmak.

Kusur: Haksız bir fiil ile başkasına zarar veren kimse ancak kusurluysa bu zararı tazmin ile yükümlüdür. Hukuka aykırı sonucu önlemek için gerekli iradeyi göstermeyen kişi kusurludur. Kusur kast ve ihmal olarak ikiye ayrılır.

  • Kast: Kişinin yaptığı fiili ve bunun zarar verici sonuçlarını bilerek ve isteyerek hareket etmesidir. Örneğin kan gütmede fail, mağduru öldürmek istemekte ve silahını bu sonucun gerçekleşmesi için ona yöneltmekte olduğundan kasten haksız bir fiil işlemiş olur. Temyiz gücünden yoksun insanlar hiçbir zaman kusurlu sayılmazlar.
  • İhmal: Normal insanların davranmayacağı şekilde hareket ederek zarara sebep olmak, ihmal şeklinde kusurdur. Burada fail, hukuka aykırı sonucu istememiş ancak gerekli özeni göstermemiş, gerçekleşmemesi için gerekli tedbirleri almamış ve zarara sebep olmuştur. İhmal bazen hafif ihmal bazen de ağır ihmal şeklinde görülür. Örneğin bir kimse aşağıya bakmadan pencereden cam kırıklarını sokağa atarak yoldan geçen çocuğa zarar verse ağır kusurludur.

İlliyet Bağı: Haksız fiilin tazminat borcunun doğması için hukuka aykırı fiil ile zarar arasında bir illiyet (nedensellik) bağının bulunması gerekir. Fiil olmasaydı meydana gelen zararın doğması mümkün olmayacak idiyse fiil ile zarar arasında bir illiyet bağı var demektir.

Bir ilişkinin var olup olmadığı her olayın akışına göre değişir. Örneğin hakarete uğrayan kişi bu nedenle sinirlenip bir yayaya çarpsa, yayanın gördüğü zarar ile hakaret edenin haksız fiili arasında yeterli bağ yoktur. Buna karşılık hakaret nedeni ile namusuna sataşılan kişi intihar ederse onun maddi- manevi desteğinden mahrum kalmış yakınlarının gördüğü zarar ile hakaret arasında mantıklı bir bağ vardır.Haksız fiiller borcun kaynaklarındandır ve bu borç ilişkisinden doğan edim, tazminattır. Maddi tazminat aynî tazminat ve nakdî tazminat şeklinde olur. Tazminatın miktarını ve şeklini bizzat hâkim belirler. Zararı ispat etmek davacıya düşer.

GSMH KALEMLERİ NELERDİR?

ÜRETİM yöntemi GETİR YÖNTEMİ HARCAMALAR YÖNTEMİ
1. TARIM 1. ÜCRET VE MAAŞ GELİRLERİ 1. C (TÜKETİM HARCAMA LARI)
1.1. Çiftçilik ve Hayvancılık
1.2.Ormancılık

1.3.Balıkçılık

2. TEŞEBBÜS VE SERBEST MESLEK GELİRLERİ 2. GSI (GAYRİSAFİ YATIRIM HARCAMALARI)
2.SANAYİ

2.1 .Madencilik ve Taşocakçılık

(KÂRLAR) 3. G (KAMU HARCAMALARI)
2.2. İmalat Sanayii

2.3. Elektrik, Gaz, su

3. ŞİRKET GELİRLERİ (DAĞITILMIŞ VE DAĞITILMAMIŞ KÂRLAR)
3. İNŞAAT

4. TİCARET

4.1 .Topt. ve Perakende Ticaret

4. KİRA GELİRLERİ (RANT)

5. FAİZ GELİRLERİ

4.2.Otel, Lckanta Hizmetleri 5.ULAŞTIRMA VE HABER LEŞME 6. (-) DEVLET TAHVİL FAİZLERİ VE TÜKETİCİ BORÇ FAİZLERİ
6.MALİ KURULUŞLAR
7.KONUT SAHİPLİĞİ
8.SERBEST MESLEK HİZMETLERİ
9.(-)İZAFİ BANKA HİZMETLERİ
10.KAMU HİZMETLERİ
11.KÂR AMACI GÜTME- YEN ÖZEL HİZMET KURULUŞLARI
12.İTHALAT VERGİSİ
(1+2+3+4+5+6+7+8+10+11+12)-9= GSYIH (AF) (1+2+3+4+5) – 6 = (1+2+3)=TOPLAM YURT
± F (DIŞ ALEM GELİRLERİ) TOPLAM YURT İÇİ GELİR İÇİ HARCAMALAR
± F (DIŞ ALEM GELİRLERİ) + (E-M) ± F
GSMH (AF) MG (FF) GSMH (AF)
– IA (AMORTİSMANLAR) + (T1 – SUB) – IA (AMORTİSMANLAR
SMH (AF) – (T1 – SUB) SMH (AF)

+ IA (AMORTİSMANLAR)

SMH (AF) – (T1 – SUB)
MG (FF) GSMH (AF) MG (FF)

MONOPOLUN ARZ EĞRİSİ VAR MIDIR?

YOKTUR çünkü

Veri bir MC eğrisi altında tekelci firma, talebin fiyat esnekliğine bağlı olarak aynı üretim miktarını iki farklı fiyatla arz edebilir. Benzer biçimde, aynı fiyata karşılık iki farklı miktarda arz etmesi de olanaklıdır (Fiyat farklılaştırması) Dolayısıyla fiyat ile miktar arasında arz fonksiyonunu verebilecek bir fonksiyonel ilişki yoktur. Ayrıca monopol piyasasına ait bir firmanın malına uyguladığı fiyat her üretim düzeyinde marjinal maliyet ve marjinal hasılattan daima büyüktür (P>MR=MC) monopol piyasası dengesinde marjinal gelir fiyata bağlı değil talep eğrisinin eğimine bağlıdır.

GELİR TABLOSU NEDİR?

Gelir tablosu, işletmenin belli bir dönemde elde ettiği tüm gelirler ile aynı dönemde katlandığı bütün maliyet ve giderleri ve bunların sonucunda işletmenin elde ettiği dönem net kârı veya zararını gösteren bir tablodur.

OYUN TEORİSİ DENİR? NASH DENGESİ NEDİR?

Çıkarları çatışan ve birbirlerinin davranışlarından etkilenen rakiplerin davranışlarına ilişkin çeşitli varsayımlar altında, ortak bir dengeye ulaşıp ulaşamayacaklarını çözümleyen kuram. Oyunlar Teorisi, esas olarak iki teorem üstüne kurulu. Bunlardan birincisini, yani min-max teoremi adıyla bilinen teoremi, geçen yüzyılın bir başka önemli matematikçisi John von Neuman geliştirdi. İkincisi ve çok daha önemlisini ise Nash geliştirdi. Buna da ‘Nash Dengesi’ deniyor.

NASH DENGESİ

Oyun Teorisi’nin en önemli araçlarından biri olan Nash dengesi, oyuncuların belli özellikler taşıyan strateji seçimlerine verilen isimdir.

Her oyuncu, oyun içinde elinde olan eylemlerden birini seçmiş olsun, ve tüm oyuncuların böyle bir seçim yaptığını düşünelim. Bir oyuncu için seçilmiş eylem, diğer oyuncuların seçtikleri eylem gözetildiğinde oynanabilecek (getiri anlamında) en iyi eylem ise, ve bu özellik tüm oyuncular için sağlanıyorsa, bu eylemler bir Nash Dengesi oluşturur.

Oyuncular, yalın eylemler seçebilecekleri gibi, birden çok eylemi , belli bir olasılıkla oynamayı da tercih edebilirler.

Nash Dengesi, Oyun Teorisi kavramına önemli katkıları olan Amerikalı matematikçi John Nash’in adıyla anılmaktadır. Analitik anlamda benzer bir gözlemde bulunan ilk kişi Antoine Augustin Cournot isimli Fransız bir matematikçidir. Cournot bu olguyu iki firmanın, eş zamanlı olarak üretim miktarını belirledikleri kuramsal bir pazar için gözlemlemiş ve detaya dökmüştür. John Nash, 1950 yılında yazdığı doktora bitirme tezinde, bu dengenin, oyuncuların fayda fonksiyonlarının belli özellikleri sağladığı tüm oyunlarda var oduğunu ispatlayarak 1994 Ekonomi Nobel Ödülü’nü almıştır.

OLİGOPOL MODELLERİ NELERDİR?

Oligopol modelleri ikiye ayrılır. 1. grup anlaşmalı oligopol modelleri ve 2. grup olarak anlaşmasız oligopol modelleridir. anlaşmasız oligopol modellerinde rakipler birbirleri ile kapışıp karlarını firma bazında maksimum etmeye çalışırken, anlaşmalı modellerde bir araya gelerek toptan karlarını maksimize etmeye çalışırlar.

ANLAŞMASIZ MODELLER

  • cournot modeli

firmalar birbirlerinin tepkilerine göre tepkilerini açıklarlar. bir varsayım altında kurallar işler. varsayım şudur; ” 2 firma vardır. buldukları kaynakta masrafa katlanmadan üretim yapıp para kazanıp mr=mc eşitliğinde dengede yaşıyorlar. talep eğrileri negatif eğimli ve doğrusaldır. firmalar birbirlerinden etkilenir ve bağımsız davranırlar. kar maksimizasyonlarını gerçekleştirmeye çalışırlar.”

cournot modelinde miktar rekabeti vardır. mc’nin sıfır olduğu noktada üretim yapmaya başlayan ilk firma toplam talebin yarısını üretir. (1/2) piyasaya ikinci giren firma ilk firmanın ürettiği kısmı gözardı edip kalan 1/2 talebin yarısını yani toplam talebin 1/4’ünü üretir. bunu takiben ilk firma üretilmeyen ile beraber 3/4’lük kısmı talebin yarısını dikkate alır ve bunu üretir yani 3/8. bu döngü iki firmada toplam talebin 1/3 1/3 yani toplam olarak piyasa talebinin 2/3’ünü üretene kadar devam eder. bu noktada üretimi keserler ve kendileri için kar maksimizasyonu yaparlar.

cournot modelinde tam rekabet piyasasına göre daha az mal üretilir ve daha yüksek fiyattan sayılıp aşırı kar edilebilir. monopol piyasısına göre daha fazla mal üretilir ve daha az fiyattan satılır

  • bertrand modeli

temel prensip olarak fiyat rekabetinden yola çıkar. her bir firma kendi fiyatını düşürerek piyasadan daha çok talep karşılamaya çalışır. ilk giren firma mr=mc eşitliğinden satış yaparken maksimum kar eder. ikinci giren firma fiyatı düşürerek ilk firmadan talep kapmaya çalışır. bu şekilde fiyatı sürekli karşılıklı firmalar düşürerek malın fiyatı sıfır olana kadar devam ederler. piyasanın son geldiği nokta itibariyle durumu tam rekabet piyasasına benzer.

  • edgeworth modeli

temel olarak hem miktar hem fiyat rekabetine dayanır. piyasada olan iki firma da toplam talebin tamamını karşılayacak kadar üretim kapasitesine sahip değildir. ilk giren firma mr=mc eşitliğinden üretim yapıp satış sağlarken ikinci firma fiyatı biraz düşürerek ilk firmadan bir miktar talep çalar. bunun akabinde ilk firmada buna tepki vererek fiyatı biraz daha aşağı çeker ve ikinci firmadan talep çalmaya çalışır. bu şekilde devam ederler ama bir noktadan sonra ikisi de firma olarak tam kapasitede çalışıp piyasa talebini karşılayamadıkları için tam rekabetteki fiyattan biraz yüksek bir fiyatta fiyat düşüşlerini durdururlar. bu noktadan sonra birbirlerinin fiyat düşürmeyeceklerini bildikleri için sırayla fiyatlarını yükseltip kar etmeye çalışırlar. bu yükseltme ilk giren firmanın satış yaptığı ilk fiyata kadar devam eder. süreç sürekli bu ilk fiyatla, tam kapasitede üretim yaptıkları son fiyat arasında sürekli gidip gelir.

  • chamberline modeli

düopol modelleri içinde en akıllı model chamberline’a aittir. uzun dönemde monopol gibi davranmaya çalışırlar. sürekli birbirlerine tepki verirler. ilk giren firma piyasa talebinin yarısını karşılyarak mr=mc eşitliğinde üretim yapar. ikinci firma ilk firmanın ürettiği yeri dikkate almadan kalan talebin yarısını yani 1/4’ünü üretir. bunun akabinde firmalar akıllı olduğu için ilk firma üretimini 1/2’den 1/4’e çeker ve fiyatı düşürmez. ikinci firma ile beraber piyasadaki toplam talebin 1/2’ini üretip monopol gibi davranıp maksimum kar etmeye çalışırlar.

  • stackelberg modeli

piyasaya ilk giren bir adet lider firma ve bir adet takipçi firma vardır. ilk giren lider firma toplam talebin yarısını mr=mc eşitliğinde üretir ve satar. ikinci olan takipçi firma ise kalan talebin yarısını dikkate alır ve 1/4 üretim yapar piyasada. bunun akabinde lider firma üretimini kısmayarak sadece fiyatı düşürür ve ikinci firmanın sattığı fiyattan satış yapar ve miktar liderliğini elinden bulundurup toplam talebin yarısını karşılar. bu modelde cournot modeline göre daha fazla üretim vardır ve fiyat daha ucuzdur. tam rekabete göre daha az üretim vardır ve fiyat daha pahalıdır.

  • bowley modeli

temel olarak miktar rekabetine dayanır ama iktisat literatüründe pek yer almayan bir modeldir. piyasaya giren her iki firma da kendini lider olarak kabul eder ve her iki firma da kar maksimizasyonu yapmak isterler. iki firma da rakibinin tepki fonksiyonlarını kullanarak lider firma gibi davranmaya çalışırlar.

ANLAŞMALI OLİGOPOL MODELLERİ

  • sweezy modeli

dirsekli talep eğrisi ile açıklanan oligopol modelidir. benzer malı üreten firmalar maliyat yapıları farklılaşsa bile aynı fiyat üzerinden satış yapmaya devam ederler. bunun nedeni dirsekli talep eğrisidir. mallar farklılaştırılmış heterojen mallardır. firmalardan biri karar alıp fiyatı yükselttiği zaman diğerlerini bu fiyat yükselişi karşısında tepkisiz kalıp fiyat arttıran firmaya piyasada verilecek tepkiyi beklerler. bu sebepten bu modelde iki farklı talep eğrisi oluşur. bunun aksine ilk firma fiyatı düşürdüğü zaman diğer firmalar da ilk firmayla beraber fiyatlarını düşürürler. bunun sebebi talep kaptırmamak istemeleridir. yine bu modelde tüm piyasa talebi ve firma malına olan talebi göstere iki farklı talep eğrisi vardır ve kesiştikleri nokta dirseği oluşturur. dirseğe kadar fi,rmanın talep eğrisi ve marjinal gelir eğrisi önemli, dirsekten sonra ise piyasanın talep eğrisi ve marjinal gelir eğrisi önemlidir.

  • fiyat liderliği

oligopol piyasasında satış yapan firmalar aralarında anlaşma yaparak bir firmayı fiyat lideri seçerler. mallar homojonse piyasada tek bir fiyat belirlenir. en uygun anlaşma türünü kapalı veya açık olarak gerçekleştirirler. 4 farklı modeli vardır.

  1. maliyet avantajı fiyat liderliği; oligopol firmaları içinde maliyet avantajı olan firma lider firma olarak seçilir.
  2. hakim firma fiyat liderliği; piyasada en çok talep karşılayan firma fiyat lideri olarak seçilir.
  3. barometrik fiyat liderliği; piyasada eskiden beri var olan ve piyasayı iyi bilen firma fiyat lideri olarak seçilir.
  4. anlaşmalı fiyat liderliği; piyasada iki büyük ve bir küçük firma varsa, iki büyük firma bir araya gelerek anlaşırlar. rekabet edip birbirlerini yemek yerine küçük olan firmayı fiyat lideri belirlerler.
  • kartel

belirli bir endüstride bulunan oligopol firmaların aralarındaki rekabeti azaltarak karlarını en yüksek düzeye çabalarının gelişmiş noktasıdır. bir araya gelip anlaşarak piyasada monopol gibi ve tek bir firma gibi davranırlar ve karlarını maksimize etmeye çalışırlar. bilinen kartel modelleri sırasıyla; fiyat karteli – miktar karteli – bölge karteli ve ihracat/ithalat kartelidir.

CUMHURBAŞKANININ GÖREV VE YETKİLERİ (MADDE 104)

Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil eder; Anayasa’nın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasa’nın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

  1. Yasama ile ilgili olanlar :

Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde açılış konuşmasını yapmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak,

Yasaları yayımlamak,

Yasaları yeniden görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri göndermek,

Anayasa değişikliklerine ilişkin yasaları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak,

Yasaların, kanun hükmündeki kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün, tümünün ya da belirli kurallarının Anayasa’ya biçim ya da esas yönünden aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak,

Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,

  1. Yürütme alanına ilişkin olanlar :

Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek,

Başbakanın önerisi üzerine Bakanları atamak ve görevlerine son vermek,

Gerekli gördüğünde Bakanlar Kurulu’na Başkanlık etmek ya da Bakanlar Kurulu’nu Başkanlığı altında toplantıya çağırmak,

Yabancı devletlere Türk Devleti’nin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyeti’ne gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek,

Uluslararası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak,

Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Başkomutanlığını temsil etmek,

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kullanılmasına karar vermek,

Genelkurmay Başkanı’nı atamak,

Milli Güvenlik Kurulu’nu toplantıya çağırmak,

Milli Güvenlik Kurulu’na Başkanlık etmek,

Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim ya da olağanüstü hal ilan etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak,

Kararnameleri imzalamak,

Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek ya da kaldırmak,

Devlet Denetleme Kurulu’nun üyelerini ve Başkanını atamak,

Devlet Denetleme Kurulu’na inceleme, araştırma ve denetleme yaptırmak,

Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek,

Üniversite rektörlerini seçmek,

  1. Yargı ile ilgili olanlar:

Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

29 Ekim 1923 yılında kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde görev yapan cumhurbaşkanlarının listesi sırasıyla şöyledir:

  1. Mustafa Kemal Atatürk: 29 Ekim 1923 – 10 Kasım 1938 (4 dönem, Cumhuriyet Halk Partisi)
  2. İsmet İnönü: 11 Kasım 1938 – 22 Mayıs 1950 (4 dönem, Cumhuriyet Halk Partisi)
  3. Celal Bayar: 22 Mayıs 1950 – 1 Kasım 1960 (3 dönem, Demokrat Parti)
  4. Cemal Gürsel: 27 Mayıs 1960 – 28 Mart 1966 (2 dönem, Bağımsız)
  5. Cevdet Sunay: 28 Mart 1966 – 28 Mart 1973 (1 dönem, Bağımsız)
  6. Fahri Korutürk: 6 Nisan 1973 – 6 Nisan 1980 (1 dönem, Bağımsız)
  7. Kenan Evren: 9 Kasım 1982 – 9 Kasım 1989 (1 dönem, Bağımsız)
  8. Turgut Özal: 31 Ekim 1989 – 17 Nisan 1993 (1 dönem, Anavatan Partisi)
  9. Süleyman Demirel: 16 Mayıs 1993 – 16 Mayıs 2000 (1 dönem, Doğru Yol Partisi)
  10. Ahmet Necdet Sezer: 16 Mayıs 2000 – 28 Ağustos 2007 (1 dönem, Bağımsız)
  11. Abdullah Gül: 28 Ağustos 2007 – Halen görevde (Adalet ve Kalkınma Partisi)

KOMŞUDAN DİLENME POLİTİKASI NEDİR?

Bu politikanın özü korumacılık uygulamalarına dayalıdır. Ödemeler dengesi sıkıntısı çeken, ya da başka bir ekonomik dengesizlikle karşılaşmış olan bir ülke bu dengeleri, başka ülkelerin ödemeler dengesini ya da başka ekonomik dengelerini bozacak bir takım düzenlemelerle düzeltmeye çalışıyorsa buna komşudan dilenme politikası adı veriliyor. Örneğin yüksek ithalatı nedeniyle cari açık veren bir ülke, ithalatını düşürmek için kota, tarife, ya da kur düzenlemelerine girişiyor ve bunların sonucunda ödemeler dengesini başka ülkelerin dengelerini bozacak şekilde düzeltmeye çalışıyorsa uyguladığı bu politikaların tümü bu adla anlıyor. Japonya, komşudan dilenme politikasını son dönemde uygulamaya koyan en önemli örnek. Son 20 yılda yaşanan birçok gelişme Japon ekonomisini geriye düşürdü.

BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTE NEDİR ÖRNEK VERİNİZ?

Bağımsız idari otoriteler, idarenin klasik örgütlenmesi dışında kalan ve yapılanmaları açısından kendine özgü özellikler taşıyan idari kurumlardır “Yeni teknolojilerin, mali enstrüman ve manüpilasyonların, bazı temel hak ve özgürlükler ile ekonomik düzeni tehdit ve ihlallere karşı korumak da, bağımsız idari otoritelerin oluşturulma nedenidir. Özellikle stratejik öneme sahip alanlarda (enerji, sermaye piyasası, bankacılık gibi.) yürütme organının girişebileceği popülist tavırlar

nedeniyle ortaya çıkabilecek sorunları, yasama organı bağımsız idari otoriteler oluşturmak suretiyle engellemek istemiştir

Örnek: Sermaye Piyasası Kurulu, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, Türk Patent Enstitüsü, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Muhasebe Standartları Kurulu, Telekomünikasyon Kurumu (yeni adıyla Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu), Şeker Kurumu, Enerji Piyasası Düzenleme Kurum, Tütün Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu,Kamu İhale Kurumu

AVRUPA BİRLİĞİ NİHAİ SENEDİ

Nihai Senet:önemli uluslararası konferanslar sonrası yayınlanan ve konferans boyunca yapılan ve imzalanan her türlü belgeyi içeren belge.

29/09/2004 tarihinde Brüksel’de Avrupa Birliği için bir Anayasa oluşturan Nihai Senedi üye ülkelerin yanında Türkiyeyle birlikte diğer iki aday ülke Romanya ve Bulgaristan da imzaladı.

ANA HESAP GRUPLARI NELERDİR?

  • Dönen Varlıklar
  • Duran Varlıklar
  • Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar
  • Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar
  • Öz Kaynaklar
  • Gelir Tablosu Hesapları
  • Maliyet Hesapları
  • Bütçe Hesapları
  • Nazım Hesapla Şufa hakkı

Şufa Hakkı Tapu sicili işlemlerinde kullanılan bir terimdir. Önalım hakkı olarak da adlandırılmaktadır. Paylı (hisseli) mülkiyete konu olan taşınmazlarla ilgilidir. Herhangi bir hissedarın, hissedar olmayanlara karşı, öncelikli satın alma hakkını belirtmektedir.

Ortak olarak alınan veya ortak olunan bir gayrimenkulde bulunan bir hisse satılacağı zaman, öncelikle diğer hissedarlara satılacak olan hisseyi alıp almayacakları sorulur, eğer mevcut hissedarlardan herhangi bir alıcı yoksa ancak o zaman diğer alıcılara hisse satışı mümkün olur.

Eğer paylı mülkiyete konu olan bir taşınmaz diğer hissedarların bilgisi haricinde satılmış ise, hissedarlar dava açabilirler.

ELBİRLİĞİ MÜLKİYETİ

“Kanun veya kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir.

Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” Tapu kayıtlarında mülk sahibi ortakların isimlerine karşılık pay oranı belirtilmemiş olup, veraseten yazıldığı takdirde ortada elbirliği mülkiyeti vardır.

PAYLI MÜLKİYET

Paylı mülkiyet birden çok kimse, maddi olarak bölünmüş olmayan bir şeyin tamamına belli paylarla maliktir. Pay kavramı, paylı mülkiyet ilişkisinin temel ve ayırt edici unsurudur. Paylı mülkiyete konu eşyanın fiziksel yapısında açığa çıkmayan pay, bir yandan bağımsız bir malvarlığı objesi olma niteliği taşırken, diğer yandan mülkiyet hakkından kaynaklanan yetki ve ödevlere katılmanın ölçüsünü ifade eder.

VERGİ ÇENGELİ DENİR

Enflasyon döneminde sadece artan oranlı vergi tarifelerinde ortaya çıkan olaydır. enflasyon nedeniyle nominal geliri artan mükellefin üst vergi dilimine çıkarak ( dilim kayması ) daha fazla vergi ödeyerek devlete ödediği pay artar reel geliri azalır ve toplam talebi aşağı çeker. mali fren ve mali sürüklenme de denir.

MALİ BASKINLIK

Kamu borcunun yüksek düzeyde olduğu bir ekonomi ele alalım. Bu yükseklik ekonomik birimleri tedirgin etsin. Borcun sürdürülebilirliğini hep sorgulasınlar. Söz konusu tedirginlik kendisini daha yüksek risk primi ve dolayısıyla daha yüksek reel faiz olarak göstersin. Merkez bankası enflasyon hedeflemesi uygulasın. Enflasyonun temel belirleyicilerinden birisi de kur olsun. Bu ekonomide sermaye çıkışlarına bağlı olarak döviz kurunda çarpıcı bir artış gerçekleşsin. Bu durumda enflasyonun ileride alacağı değerlerin hedefin oldukça üzerinde kalması olasılığı ortaya çıkar. Merkez bankası bu olasılığı önlemek amacıyla kısa vadeli faizleri belirgin biçimde yükseltecektir.

Ama bu durumda şöyle bir tehlike beklemektedir merkez bankasını: Faizlerin yükseltilmesi bir yandan o ülkenin hazinesinin yeni borçlanmalarının maliyetini artıracak ve borcu daha da yükseltme potansiyeli taşıyacaktır. Dolayısıyla tedirginlik daha da artacaktır. Öte yandan ‘işlerin kötüye gittiğinin’ tescil edilmesi olabilir böyle bir faiz artırımı. Bu da tedirginliği daha fazlalaştıracaktır. Tercümesi: Yabancı yatırımcılar kaçacak (daha fazla sermaye çıkışı olacak), içeride ise döviz cinsinden mali varlıklara yöneliş yaygınlaşacaktır. Sonuçta kur artacak, enflasyon daha da yükselme eğilimine girecektir.

FİNANSAL KİRALAMA NEDİR ADİ KİRALAMADAN FARKI NEDİR? FİNANSAL KİRALAMA MUHASEBELEŞTİRMESİ NASIL YAPILIR

Finansal Kiralama (Leasing), kiracı tarafından seçilen bir yatırım malının mülkiyeti finansal kiralama şirketinde kalarak, belirlenen sözleşme süresi ve kiralar karşılığında kullanım hakkının kiracıya verilmesini sağlayan bir finansman yöntemidir. Kiralama süresi sonunda, söz konusu ekipmanın mülkiyeti kiralayan şirkete devredilir.

Adi Kiralama ve Leasing Ayrımı

  • Kira bedeli mal bedelinden oldukça düşüktür
  • Kira süresi amortisman süresine yakın veya eşittir
  • Kira bedeli mal bedeline yakın veya eşittir
  • Finansmanın yanında bazen kiralanan mal ile ilgili servis de verilebilir

4842 sayılı kanun kapsamında finansal kiralama işlemlerinin muhasebeleştirilmesi;

Mart ayında leasing yapılan bir sözleşmenin bilgileri aşağıdaki gibidir

Mal Cinsi : Makina Mal Tutarı: 430.000 KDV oranı: 18%

Ödeme Süresi: 24 ay Sözleşme Süresi: 4 yıl Sözleşme Tarihi: 23.03.200X

Ödeme Planı

Kira Adedi Tarih Anapara Faizi Kira Bedeli KDV Dahil Kira Bedeli
1 23.03.200X 24.280 0 24.280 28.650
2 25.04.200X 19.100 5.930 25.030 29.535
3 25.05.200X 19.200 5.080 24.280 28.650
4 23.06.200X 19.350 4.930 24.280 28.650
5 25.07.200X 19.550 4.730 24.280 28.650
6 25.08.200X 19.870 4.410 24.280 28.650
7 25.09.200X 20.200 4.080 24.280 28.650
8 25.10.200X 20.500 3.780 24.280 28.650
9 24.11.200X 20.700 3.580 24.280 28.650
10 25.12.200X 21.050 3.230 24.280 28.650
11 25.01.200Y 21.320 2.960 24.280 28.650

12 23.02.200Y 21.600 2.680 24.280 28.650
13 23.03.200Y 21.880 2.400 24.280 28.650
14 25.04.200Y 22.170 2.110 24.280 28.650
15 25.05.200Y 22.460 1.820 24.280 28.650
16 25.06.200Y 22.750 1.530 24.280 28.650
17 25.07.200Y 23.050 1.230 24.280 28.650
18 24.08.200Y 23.350 930 24.280 28.650
19 25.09.200Y 23.650 630 24.280 28.650
20 25.10.200Y 23.970 310 24.280 28.650
21 16.02.200Z 0 150 150 177
22 20.02.200V 0 150 150 177
23 20.02.200W 0 150 150 177
24 20.03.200W 0 300 300 354
430.000 57.100 487.100 574.778

Kiracı tarafından ödeme planı kesinleştiği tarihte sabit kıymet 430.000 ytl bedelle kullanım hakkı olarak kayıtlara alınacaktır.

Ayrıca 301 nolu “Finansal Kiralama İşlemlerinden Borçlar” hesabına ödeme planındaki anapara+faiz toplamının kısa vadeli olan kısmı, 401 nolu “Finansal Kiralama İşlemlerinde Borçlar” hesabına da uzun vadeli olan kısımları alacak kaydedilir.

Aynı şekilde ödeme planındaki toplam faiz bedeli de vadesine göre 302 ve 402 nolu “Ertelenmiş Finansal Kiralama Borçlanma Maliyetleri” hesaplarının borcuna kaydedilecektir.

20.03.200X tarihindeki ( Sabit kıymetin kiracı tarafından alınması ve leasing sözleşmesinin imzalanması) muhasebe kaydı;

260 Haklar 430.000
302 Ertelenmiş

Maliyetleri

Fin.Kirl.Borçlanma 47.790
402 Ertelenmiş

Maliyetleri

Fin.Kirl.Borçlanma 9.310

301 Fin. Kirl. İşlemlerinden Borçlar 316.390

401 Fin. Kirl. İşlemlerinden Borçlar 170.710

23.03.200X tarihli faturanın muhasebe kaydı;

301 Fin. Kirl. İşlemlerinden Borçlar 24.280

191 İndirilecek K.D.V.    4.370

23.03.200X tarihli faturanın ödenmesi muhasebe kaydı;

320 Satıcılar 28.650
102 Bankalar 28.650
25.04.200X tarihli faturanın muhasebe kaydı;
780 Finansman Giderleri 5.930
301 Fin. Kirl. İşlemlerinden Borçlar 25.030
191 İndirilecek K.D.V. 4.505
_„7 Ertelenmiş Maliyetleri Fin.Kirl.Borçlanma 5.930
320 Satıcılar 29.535
25.04.200X tarihli faturanın ödenmesi muhasebe kaydı;
320 Satıcılar 29.535

102 Bankalar              29.535

01.07.2003 tarihinden itibaren imzalanan finansal kiralama sözleşmelerine konu olan sabit kıymetler kiracının aktifinde olacağından yıl sonunda kiracı tarafından bu kıymetlere amortisman ayrılacaktır.

770 Genel Yönetim Giderleri 86.000

268 Birikmiş Amortismanlar 86.000

KONSİYE MAL NEDİR YEVMİYE KAYDI NASILDIR?

Malların mülkiyeti işletmeye ait olmakla beraber satılmak üzere başka bir işletmeye gönderilmiş mallar Konsiye mallar olarak tanımlanır. Malı gönderen işletme ile malı satmak üzere alan işletme malın satış şartları üzerinde anlaşmışlardır. Satılmak üzere gönderilen mal­ların mülkiyeti mallar satılıncaya kadar malı gönderen işletmeye ait olduğundan konsinye malların işletmenin aktifinde özel bir hesapta görülmesi gerekir. Konsiye malı satmak üzere teslim alan işletmenin stoklarında da mülkiyeti kendisine ait olmayan mallar olacağından bu işletmenin de konsinye malları Nazım Hesaplarda göstermesi gerekecektir.

Konuyu bir örnek yardımı ile açıklayalım.

ATAK İşletmesi herbirinin maliyeti 6.000.000 TL. olan 3 adet Cep Televizyonunu TELSAT Koll. Şti.’ne satılmak üzere konsinye olarak göndermiştir. ATAK İşletmesi ile TELSAT Koll. Şti. arasındaki anlaşlaşmaya göre ATAK İşletmesi cep televizyonları

satıldığında herbiri için KDV hariç 7.000.000 TL. alacaktır. Bir süre sonra 2 adet cep te­levizyonu TELSAT Koll. Şti. tarafından herbiri 8.500.000 TL.na peşin olarak satılmış ve ATAK İşletmesine anlaşma gereği (14.000.000 + 2.520.000 KDV=) 16.520.000 TL. gönderilmiştir.

Konsinye malları gönderen ATAK İşletmesi kayıtları: Konsinye olarak mal gönderildiğinde;

/

157 DİĞER STOKLAR            21.000.000

  • Konsinye Mallar 000.000
  • Mod. Cep Televizyonu 153 TİCARİ MALLAR 21.000.000

Konsinye malların kaydı

/

  • BORÇLU NAZIM HESAPLAR 000.000
    • Konsinye Mal Teslim Alanları

901 ALACAKLI NAZIM HESAPLAR        21.000.000

  • Konsinye Mallar Konsinye malın teslim alınmasıyla ilgili sorumluluk kaydı

/

yevmiye kayıtları yazılacaktır.

Konsinye olarak gönderilen mallardan 2 adedinin satılmış olduğu öğrenildiğinde konsinye olarak gönderilmiş mallardan satılan kısmının Telsat Koll. Şti.’ne satışı ile ilgili fatura kesilecektir.

/

120 ALICILAR                 16.520.000

  • Telsat Koll. Şti. 520.000

600 YURTİÇİ SATIŞLAR             14.000.000

391 HESAPLANAN KDV                2.520.000

  • Satış KDV Konsinye mal satışının kaydı

/

Satılan kısımla Ilgili sorumluluk kalkacağından nazım hesaplar ters kayıt yapılarak sorumluluk düşülecektir.

/

  • ALACAKLI NAZIM HESAPLAR 000.000
    • Konsinye Mallar
  • BORÇLU NAZIM HESAPLAR O00.000
    • Konsinye Mal            Teslim

AIanIarı Sorumluluğun düşülmesi

/

____________________________ /        100 KASA

16.520.000

120 ALICILAR                       16.520.000

  • Telsat Koll. Şti. 520.000

Yapılan tahsilatın kaydı

/

yevmiye maddesi yazılacaktır.

Konsinye malları alan TELSAT Koll. Şti. kayıtları:

Atak İşletmesinin gönderdiği konsinye mal teslim alındığında sorumluluğu belirten nazım hesaplar açılacaktır.

/

  • BORÇLU NAZIM HESAPLAR
    • Konsinye Mallar
  • ALACAKLI NAZIM HESAPLAR
    • Konsinye Mal Sahipleri Konsinye malın teslim alınması

/

Konsinye mal satıldığında ise;

/

100 KASA

600 YURTİÇİ SATIŞLAR

2 Jap. Mad. Cep Televizyonu 391 HESAPLANAN KDV

  • Satış KDV Mal satışının kaydı

/

yevmiye maddesi yazılacaktır.

Atak İşletmesine konsinye g8nderilen mallardan iki adedinin satıldığı bildirildikten sonra anlaşmaya göre  16.520.000 TL.  gönderilip

malların faturası alındığında:

/

153 TİCARİ MALLAR

  • Mal Alışları
  • Mod. Cep Televizyonu 191 İNDİRİLECEK KDV
  • Alış KDV 100 KASA Alınan mallann kaydı

/

/

  • ALACAKLI NAZIM HESAPLAR 000.000
    • Konsinye Mal Sahipleri

900 BORÇLU NAZIM HESAPLAR          14.000.000

  • Konsinye Mallar Satılan kısımla ilgili sorumluluğun düşülmesi

/

Türkiye Cumhuriyeti’nin Çok Partili Dönemi, 1946 yılından itibaren Türk siyasi hayatının CHP dışında 2. bir partinin (Demokrat Parti)’nin kurularak seçimlere çok partili olarak gidilmesi ile başlamıştır.

Çok partili hayat bundan önce Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet

Fırkası ve 1945 yılında Nuri Demirağ tarafından kurulan Milli Kalkınma Partisi ile başlamıştır. Ancak

bu partilerin hepsi kapatılmıştı

MİZAN NEDİR BİLANÇO NEDİR ? ARALARINDAKİ FARK NEDİR?

Mizanın Tanımı: Mizan, muhasebede kontrol aracı olarak kullanılan, hesapların belli tarihlerde tekrar incelendikten sonra, borç ve alacak toplamlarıyla bakiyelerinin bir tabloya toplu bir şekilde yazılmasıyla oluşan özet bir tablodur. Mizan, hesapların gerçek duruma uygun olup olmadığını, kurallarına göre çalıştırılıp çalıştırılmadığını da kontrol etmemizi sağlar

Mizan düzenlenirken ilk önce büyük defter hesaplarının toplamları alınır. Toplamları alınan hesaplar mizanın tutar kısmına aktarılır. Hesapların borç toplamları borç sütununa, alacak toplamaları alacak sütununa aktarılır. Daha sonra bakiyeleri kalan kısmına yazılır. Hangi taraf daha fazla ise yani ne taraf bakiye veriyorsa kalan kısmında ilgili yere kaydedilir.

Sıra HESAP İSMİ TUT rAR KA] LAN
No BORÇ ALACAK BORÇ ALACAK
1 100 Kasa Hesabı 66.000 37.000 29.000
2 102 Bankalar Hesabı 57.000 10.000 47.000
3 121 Alacak Senetleri 47.000 47.000
4 Hesabı 135.000 135.000
5 153 Ticari Mallar Hesabı 210.000 210.000
6 252 Binalar Hesabı 85.000 55.000 30.000
7 255 Demirbaşlar Hesabı 40.000 115.000 75.000
8 320 Satıcılar Hesabı 79.000 79.000
9 321 Borç Senetleri Hesabı 108.000 108.000
10 400 Banka Kredileri 30.000 37.000 7.000
11 Hesabı

421 Borç Senetleri Hesabı 500 Sermaye Hesabı

229.000 229.000
TOPLAM 670.000 670.000 498.000 498.000

Görüldüğü gibi mizanda tutar kısmının borç ve alacak toplamları eşit, kalan kısmının borç ve alacak toplamları da kendi arasında eşit çıkmıştır.

Bilançonun Tanımı: Bilanço, işletmenin belli bir tarihteki varlıklarını ve bu varlıkların sağlandığı kaynaklarını gösteren mali bir tablodur. Bilanço muhasebe sisteminin en önemli tablolarından biridir. Bilanço işletmeler açısından son derece fayda sağlamaktadır. Bilançonun biçiminde dört bölüm bulunmaktadır.- Bilanço başlığı- Aktif tarafı- Pasif tarafı- Bilanço dipnotları

Bilanço esas olarak mizanın farklı bir şeklidir. Bu bakımdan belli bir tarih itibariyle aldığınız Genel Mizan ile aynı tarihli bilançonun sonuçlarının birbirini tutması gerekir. Eğer sonuçlar arasında tutarsızlık varsa ya bilanço tanımınız yanlıştır

AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERİN ÖZELLİKLERİ…

  • Ekonomik özellikleri:

Kişi başı düşük gelir. v Yetersiz sermaye. v Hammadde ihracatı fazla. v Çalışan nüfusun yaş ortalaması düşük. v Yaşam standartları düşük. v Tasarruflar azdır.

  • Tarım özellikleri v İklime bağımlılık fazla. v Tarımsal üretim düşük. v İlkel tarım metotları. v Tarımda çalışan kişi sayısı fazla . v Tarımda makineleşme az. v Tarımsal ürünlere dayalı sanayi faaliyetleri ön plan çıkar.
  • Demografik Özellikler v Nüfusun büyük kısmı kırsal bölgede yaşar. v Bebek doğum ve ölüm oranları yüksektir. v Ölüm oranları yüksektir. v Çocuk ve genç nüfusu ülke nüfusunun büyük bir kısmını oluşturur. v Ortalama yaşam süresi kısadır. v Yaşlı nüfus azdır.
  • Kültürel Siyasal Özellikler v Eğitimin yetersiz olması. v Okur yazar oranının düşük olması. v Kitap,Dergi Gazete okuma oranının düşük olması. v Eğitim sebepli göçlerin fazla olması. v Kız çocukların okula gönderilme oranının düşük olması. v Bölgeler arası sosyalleşme farklılıkları.v Kişi başına düşen elektrik kullanımın az olması. v Teknolojik yetersizlik. v Üretim düzeyi düşüktür. v Teknolojik gelişimin şehirlerde yoğunluk kazanması. v Sanayileşme süreci geri kalmış ve yavaştır.

AVAL VE KEFALET ARASINDAKİ FARKLAR

AVAL: Ticari senetlerden doğan bir borca kefil olanın senet üzerine şerh ve imza koyması. Aval senede bağlı bir kefalet olduğundan poliçe, şekil şartlarındaki noksanlıktan dolayı kambiyo senedi olma niteliğine sahip olmadığı taktirde hükümsüz olur

Kefalet ile aval arasındaki ilk ayrılık kefaletin alacaklı ile kefil arasındaki bir akitten doğmuş olmasında, avalin ise daha ziyade borçlu ile aval veren arasında bir anlaşmadan meydana gelmesinde gözükür.

MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YETERLİLİĞİ

Yirmibeş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.

En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.

Hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kuramlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler.

Cumhurbaşkanının Seçilme Şartları: * Türkiye Cumhuriyetinin vatandaşı olmak, * Kırk yaşını doldurmuş olmak, * Yükseköğrenim yapmış olmak, * Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olmak yâda milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olmak gerekir. * Halk tarafından seçilir (Daha önce TBMM seçerdi) * Cumhurbaşkanının görev süresi beş yıldır (Daha önce 7 yıldı). * Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir. (Daha önce bir kez seçilirdi) * Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi yirmi milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür. * En son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir.

EŞEL MOBİL SİSTEMİ

Sabit gelirlilerin satın alma güçlerinin enflasyon yüzünden azalmasını önlemek için, maaş ve ücretlerin gerçekleşen enflasyon oranı kadar arttırılması esasına dayalı sistem. krş. dizinleme, ayarlama koşulu. Diğer bir deyişle geçmiş dönem enflasyon oranlarına göre ücretlilere otomatik zam yapılmasıdır.

EŞYA MÜSADERESİ

Madde 54- (1) İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

  • Birinci fıkra kapsamına giren eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkansız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilir.
  • Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.
  • Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya, müsadere edilir.
  • Bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilir.
  • Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunur.

Kazanç müsaderesi

Madde 55- (1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

  • Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir.

LİYAKAT NEDİR

Arapça kökenlidir. Layık olma, yeterlilik, uygunluk, yaraşırlık anlamına gelir. Örneğin işe eleman alınmasında liyakat esası, o işin gerektirdiği bilgi, beceri ve yeteneklere sahip olanların istihdam edilmesini, uygun nitelikte bulunmayanların işe alınmamasını ifade eder.657 sayılı Devlet Memurları

Kanunun 3 temel ilkesinden biridir. (sınıflandırma-kariyer-liyakat) Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkanlarla uygulanmasında Devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır

Walras ve Marshall İntibak Mekanizmaları

Walras ^ Fiyatlar Marshall ^ Miktarlar Walras İntibak Mekanizması

-Bağımsız değişken, fiyattır.

-Talep ve arz miktarları fiyatlara bağlıdır.

-Talep miktarı, arz miktarına eşitse piyasa dengededir(temizlenmiştir).

-Varsayım : Eğer talep edilen miktar ile arz edilen miktar arasında eşitlik kurulamamışsa fiyatlar değişme eğilimi içine girer.Bu yaklaşıma Walrasyan talep fazlası yaklaşımı denir.

Marshall İntibak Mekanizması

-Bağımsız değişken, miktardır.

-Talep ve arz fiyatları miktarlara bağlıdır.

-Talep fiyatı, arz fiyatına eşitse piyasa dengededir.

-Varsayım : Eğer talep fiyatı, arz fiyatına eşit değilse üreticiler arz miktarını değiştirme eğilimi içine girerler.

*İki yaklaşım aynı gibi görünse de dengeye gidiş (intibak) veya dengenin oluşumu açısından farklıdırlar.

BAŞBAKAN YARDIMCILARI KİMLERDİR?

Beşir ATALAY, Ali BABACAN, Bülent ARINÇ, Bekir BOZDAĞ

KALDOR KRİTERİ

Ekonomik bir gelişimin olumsuz veya olumlu bir değişim olduğunun yorumlanmasında kullanılan bir refah kriteridir..

Bu analize göre;”bir değişim sonucu kazanç sağlayanlar, zarar edenlerin kayıplarını karşıladıktan sonra da hala kazançlı iseler, bu olumlu bir değişmedir.”

EMİSYON PRİMİ NEDİR?

Anonim şirketler kuruluşlarında veya sermayelerini artırdıkları sırada çıkardıkları payları, itibari değerinin üzerinde bir bedelle elden çıkarabilmektedirler. Emisyon primi payların itibari değeri ile elden çıkarma bedeli arasındaki fark olarak karşımıza çıkmaktadır. Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5. maddenin 1. fıkrasının (ç) bendi uyarınca emisyon primlerinin tamamı, herhangi bir koşula bağlı olmaksızın kurumlar vergisinden istisnadır.

BBC AÇILIMI NEDİR?

British Broadcasting Corporation =Britanya Yayın Kuruluşu MALİ KURAL NEDİR

Kamu kesiminin gelir, gider, borçlanma ve finansal yükümlülük altına girme konularında orta ve uzun dönemde izleyeceği politikaların esneklik limitlerinin belirli kurallara bağlanması olarak tanımlanabilir. Kurallara bağlı maliye politikası söz konusu olduğunda uygulanacak maliye politikasının esneklik limitlerini belirleyen kurallara mali kural adı veriliyor.

Örneğin bütçe açığı başlangıçta bütçe kanunu ile öngörülen açık miktarını aşmışsa ve artan bütçe açığını finanse edebilmek için hükümet borçlanmaya devam ediyorsa bu esnek maliye politikasının örneğidir. Yasalarda bütçe açığında artış ortaya çıksa bile bu açığa karşı yapılacak borçlanmanın artırılamayacağı öngörülmüşse o zaman kurallara bağlı maliye politikası söz konusu demektir. Bu örnekteki mali kural ise borçlanmaya konulmuş olan limittir.

CİRO PRİMİ NEDİR?

Mal satan şirketler, alıcıların daha fazla mal almalarını özendirmek için ciroya bağlı (çeşitli adlarla) ilave indirimler sağlarlar. Bu indirim aylık, üç aylık, altı aylık veya yıllık dönemler itibariyle, belli bir ciro aşıldığında satış primi, hâsılat primi, yılsonu iskontosu vb. adlarla uygulanıyor olabilir.

BRETTON WOODS ANLAŞMASI

  1. Dünya Savaşı sonrasında kambiyo kurlarının dünya ticaretini geliştirici bir sisteme göre saptanması için yeni yöntemler aranmış ve bu çalışmalar sonucunda Temmuz 1944’te ABD’nin New Hampshire eyaletinin küçük bir beldesi olan Bretton Woods’da toplanan Birleşmiş Milletler Para ve Finans konferansında imzalanan “Uluslararası Para Anlaşması” ile uluslararası ödemelerde kullanılacak yeni bir sistem geliştirilmiştir. Doğu bloku ülkeleri dışındaki 44 ülkeden 730 delegenin katıldığı bu anlaşma ile katılan ülke paralan için sabit kur esası benimsenmiş ve anlaşmaya katılan her ülkenin parasının değerinin, dolar esas alınarak saptanması kabul edilmiştir.

Uluslararası para sisteminin kurallarını belirleyen bu anlaşma, Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kurulmasına karar vermiştir. Bu kurumlar, 1946’da, yeterli sayıda ülke anlaşmayı imzalayınca faaliyete geçmiştir.

Bretton Woods anlaşmasıyla ortaya çıkan yeni uluslararası para sisteminin özellikleri şöyledir:

  1. Anlaşmaya katılan ve parasını altına dönüştürülebilir yapmayı kabul eden her ülkenin parasının değeri dolara göre saptanmıştır. dolar altın ile dönüştürülebilirliğini koruyan tek ulusal para olarak kalmıştır. Anlaşma ile 1 ons altın = 35 dolar ya da 1 dolar 0,88867 gr. altın olarak belirlenmiş ve ABD dış talep olduğunda doları bu parite’si üzerinden altına çevirmeyi kabul etmiştir.
  2. Anlaşma, ancak çok özel ve düzeltilmesi olanaksız parasal dengesizliklerde herhangi bir ülkeye, parasının dolara karşısındaki değerini değiştirme olanağı tanımaktadır. Bu tür düzeltmeler için öngörülmüş olan devalüasyon ve revalüasyon oranları en çok % 10 dur. Ancak söz konusu ekonominin yapısından doğan dengesizlikler nedeni ile ayarlama ile yapılacak değişiklik % 10’u aşacaksa, bu takdirde IMF’nin izni gerekecektir.

Bretton Woods’la getirilen bu sistem ancak 1971 yılına kadar devam edebilmiştir. ABD, içinde bulunduğu ekonomik güçlükler nedeniyle 1971 yılında doların altına dönüştürülebilirliğini kaldırmıştır. ABD’yi buna iten zorunluluklar, dış ticaretinin büyük boyutlara varan açıklar vermesi ile borçlu ülkeler arasına girmesi olmuştur.

Dış Ticaret Haddi Nedir ?

Bir ülkenin ihracat(dış satım) malları fiyat dizininin ithalat(dış alım) malları fiyat dizinine bölünmesiyle hesaplanan ve ülkelerin dış ticaretten elde ettikleri kazanç veya kayıplarını gösteren orandır.

dış ticarett haddi D.RİCARDO tarafından “Bir ülkenin dışa satım(ihracat) fiyatlarının dışa alım (ithalat)ünitesine karşılık geliştirildiği oran”, MARHSALL ise “mübadele oranı” olarak tanımlamıştır.

ENFLASYON VERGİSİ NEDİR?

Enflasyon nedeniyle halkın elinde para stoklarının reel değerinin azalmasıyla devletin ekonomideki toplam finansal net yükümlülüklerinin dış para değerinin düşmesi

YUMUŞAK ANAYASA

Maddelerinin değiştirilme usullerinin herhangi bir kanunun değiştirilme usulünden farklı olmadığı anayasalardır.

KATI (SERT) ANAYASA KAZUİSTİK ANAYASA

Bu anayasalar için özel, değiştirilmesi zor yöntemler benimsenmiştir.

Bir anayasanın ‘sert’ olduğunu gösteren özellikler:

  • Değiştirilemeyecek maddeler içermesi (Örn: C. 1982 Anayasası)
  • Değiştirilmesi için özel (nitelikli) çoğunluk aranması (3/5, 2/3 gibi)
  • Halkoylaması usulüne yer vermesi

YETKİ GASPI, FONKSİYON GASPI, YETKİ TECAVÜZÜ NEDİR

Kişi bakımından yetkisizlik: buna doktrinde yetki gaspı da denir. İdare adına karar alma yetkisi olmayan bir kişinin aldığı karar kişi bakımından yetkisizlik sonucunu doğurur. Bunun müeyyidesi yokluktur.

Görev(fonksiyon) gaspı ise idarenin hiçbir idari kuruluşun görev alanına girmeyen konuda karar almasıdır. Örneğin yargı organının veya yasama organının görev alanına giren konuda idarece karar alınmasıdır. Diğer bir örnek ise kanunla düzenlenmesi gereken bir konunun yönetmelikle düzenlenmesi gibi.

Yetki tecavüzü:Buna da bir kişi idare adına açıklamaya yetkili ama başka bir idarenin görevine giren bir konuda idare açıklıyor. Müeyyidesi iptaldir.

Ağır ve bariz yetki tecavüzü: İdari esaslarına açıkça aykırı bir şekilde alınan kararlardır. Örneğin sağlık bakanlığında çalışan memurun tarım bakanlığı tarafından emekliye sevk edilmesi. Bunun müeyyidesi de yokluktu

Tediye fişi, Kasadan para çıkışına sebep olan belgelerin kaydedildiği fiştir.

DÖVİZ KURU RİSKİNİ AZALTMANIN YOLLARI NELERDİR?

Döviz kuru üzerinden oluşabilecek zararları önlemek ya da en aza indirmek amacıyla yapılan işlemlerin yer aldığı piyasalara vadeli ya da diğer adıyla türev piyasalar adı verilmektedir. Bu piyasalar forward, future, options ve swap işlemlerinin tümünü içermektedir. Döviz kuru riskinin önlemek adına bunlardan en önemlisi İse “forward işlemlerdir”.

Forward terimi, kelime anlamıyla, bir şeyi ileri atmak, ileriye göndermek olarak ifade edilebilir. Bu ifadenin dış ticaretteki karşılığı ise, “farklı döviz ve para birimlerinin ileri bir tarihte, bugünden belirlenen kurlar ve pariteler üzerinden değiştirilmesi, alınıp satılmasını sağlayan bir dış ticaret sözleşmesi” olarak belirtilebilir

FUTURE: Vadeli işlem sözleşmesi (futures), ileri bir tarihte, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte ekonomik veya finansal göstergeyi, sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni veya dövizi alma veya satma yükümlülüğü getiren sözleşmedir. Vadeli işlem sözleşmesinde alım satıma konu mal veya finansal aracın niteliği, miktarı, süresi ve teslim yeri standart olarak tanımlanmıştır.

Options: Satın alana hiçbir taahhüde girmeden belirli tutardaki spesifik bir para birimi üzerinde anlaşılan fiyattan, belirli bir süre içinde veya belirlenen bir vade tarihinde almak veya satmak hakkını veren sözleşmelerdir. Opsiyon satın alan taraf satma veya satın alma hakkını satın almakta, ancak bu konuda herhangi bir taahhüde girmemekte, bunun için ise peşinen kapora mahiyetinde bir komisyon ödemektedir. FOREX Options piyasası, dünyanın en derin, en büyük ve en likit options piyasasıdır.

SWAP: İki tarafın bir varlık ya da yükümlülüğe bağlı olan nakit akışını aralarında değiştirdikleri işlemdir. Örneğin on yıllık sabit faizli borca sahip bir firma ile benzer ancak dalgalı faizli borca sahip bir firma birbirlerinin yükümlülüklerini değiştirebilir. Swap işlemlerinde, faiz oranları ile döviz kurlarındaki değişmeler sonucunda ortaya çıkan riski en aza indirmek amaçlanmaktadır.

SERMAYENİN MARJİNAL VERİMLİLİĞİ NEDİR

Bir girişimci yatırım kararı aldığında, yapacağı harcamalar ile elde edeceği geliri değerlendirerek; tahmini bir saptama yapmaktadır. Yatırım yapacağı malın sağlayacağı gelir, söz konusu malın üretim maliyetlerinden fazla ise yatırım kararı almaktadır.

işte bir yatırım malından beklenen geliri o yatırım malının maliyetine eşit kılan iskonto oranına sermayenin marjinal etkinliği denir. MEC büyüktür piyasa faiz oranı olursa yatırım yapılır tersi durumda yapılmaz

PARASAL TABAN

Dolaşımdaki para, banka nakit rezervleri ve Merkez Bankası’ndaki zorunlu karşılıkların toplamıdır.

CARI ACIK VAR NASIL BIR POLITIKA UYGULARSIN DOVIZ VE FAIZ POLITIKAN NE OLUR?

Cari açık bir ülkenin ürettiğinden fazla harcaması demektir. Türkiye’de ekonomik krizlerin yaşandığı dönemlerde, devlet büyük bütçe açıkları veriyor ve bu açıkların finansmanını da yurt dışından yapıyordu. Yani bu cari açık, devletin bütçe açığından kaynaklanıyordu. Oysa şimdi durum tam tersi! Bugünkü cari açık, özel sektörün ürettiğinden fazla harcamasından kaynaklanıyor. Sermaye hareketlerinin serbest olduğu Türkiye’de, faizleri yükselterek cari açığı kapatmak artık mümkün olamaz. Nedeni de, dünyada dolar, Euro ve yen faizleri çok düşük. Türkiye faiz yükselttiği takdirde, yurt dışından daha fazla sıcak para hemen Türkiye’ye gelir ve bu da piyasada para arzını artıracağı için talep beklenenin aksine çoğalır. Bir de Türk parası gelen döviz nedeniyle değer kazanacağı için ithalat talebi umulanın tam tersi daha da artar. Türkiye cari açığını kapatmak için faiz indirimine giderek ülkeye sıcak para girişini önlemeli. Böylece Türk parasının üzerindeki aşırı değerli kısmı almalı. Aksi takdirde faiz artışı Türk parasını daha da değerli yapacağı için cari açık bugünkü seviyesinden daha da yükseğe çıkabilir. faiz artışı bazılarının hala savunduğu gibi tüketimi de kısamaz çünkü insanlar tüketip tüketmeyeceklerine sürekli gelirlerine bakarak karar verirler. O halde şu anda yapılacak faiz artırımı iç talebi kısmayacak demektir.

TL’nin yabancı paralar karşısındaki durumu gerçeği yansıtmıyor. Döviz kuru serbest piyasada belirlendiği halde böyle bir durumun ortaya çıkmasının iki nedeni var:

Yabancılar açısından reel faiz hâlâ çok yüksek olduğu için Türkiye’ye sıcak para girmeye devam ediyor.

Merkez Bankası, kurdan rahatsız olunca piyasaya müdahale ediyor ya da müdahale edeceğinin işaretini veriyor. Bu durumda kurun istikrarlı kalacağını düşünen yabancı yatırımcı sıcak parasını Türkiye’ye getiriyor. Bu da TL’nin değerlenmesine yol açıyor.

Kısa vadede çözüm doğru kur politikasıdır. Uzun dönemdeki çözüm ise yapısal dönüşümden geçiyor.

ADAM SMİTH’İN VERGİLEME İLKELERİ

Adam Smith’in 1776 yılında yayımlanan The Wealth of Nations (Milletlerin Zenginliği) kitabında yer alan vergileme ilkeleri, bütün maliye otoriteleri tarafından beğenilen ve güncelliğini koruyan ilkelerdir

Adam Smith’e göre ideal bir vergi sisteminin temel özellikleri şunlar olmalıdır:

  1. Adalet : Herkes kendi gelirine orantılı olarak kamu harcamalarına katılmalı,
  2. Kesinlik : Ödeme şekli ve zamanı önceden belli olmalı,
  3. Uygunluk : Mükellefe en az rahatsızlık verecek şekilde olmak,
  4. İktisadilik : Vergi uyum maliyeti düşük olmalıdır (Sağbaş, 2008:203).

ADOLPH WAGNER’İN VERGİLEME İLKELERİ

A.Smith’in ileri sürdüğü ilkelerden kısmen yararlanan Alman maliyecisi Wagner, bu ilkeleri tamamlamaya ve sistematik şekilde derlemeye çalışmıştır. Wagner vergileme ilkelerini dört grupta toplamaktadır. Bunlar sırasıyla şunlardır; Mali ilkeler (Y eterlilik ilkesi ve Esneklik ilkesi), iktisadi ilkeler (iktisaden uygun vergi kaynaklarını seçme ilkesi, Milli ekonominin üretim ve dağılım koşulları ile çeşitli yükümlü zümreleri üzerinde yapacakları etkiler bakımından uygun vergi çeşitlerini seçme ilkesi), Ahlaki İlkeler (Genellik ilkesi, Eşitlik ilkesi) ve Teknik ve idari ilkeler (Belirlilik ilkesi, Uygunluk İlkesi, İktisadilik İlkesi). Vergileme ilkelerinin bu şekilde ayırımı kuşkusuz gerek kapsam, gerekse sistemli bir düzenleme biçimi yönünden Smith’ in ilkelerine göre önemli bir gelişme sayılabilir

BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti) ÜLKELERİ

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın ekonomilerini kastetmek için kullanılır. BRICS, bu ülkelerin İngilizce isimlerinin baş harflerinden oluşur (Brasil, Russia, India, China, South Africa). Bazıları bu ülkelere Meksika’yı da ekleyerek BRIMC de derler. BRICS ülkeleri hızlı bir gelişim içerisindedirler ve 2050 dünyasında önemli konumları bulunacaktır.

KURUMLAR VERGİSİ MÜKELLEFLERİ KİMLERDİR?

  1. Sermaye Şirketleri –Anonim Şirket

–Limited Şirke

–Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket –Menkul Kıymet Yatırım fonları

  1. Kooperatifler
  2. İş Ortaklıkları
  3. İktisadi Kamu Kuruluşları –İktisadi Devlet Teşekkülleri –Kamu İştirakleri

–Kamu Müesseseleri –Bağlı Ortaklıklar

  1. Dernek veya Vakıflara ait İktisadi İşletmeler

Kanunun hükmü ve amirin emri

MADDE 24. – (1) Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez.

  • Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz.
  • Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur.
  • Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hâllerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur.

Meşru savunma ve zorunluluk hâli

MADDE 25. – (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası

MADDE 26. – (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.

(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.

Sınırın aşılması

MADDE 27. – (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

  • Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit

MADDE 28. – (1) Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Bu gibi hâllerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili sayılır.

Haksız tahrik

MADDE 29. – (1) Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Hata

MADDE 30. – (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

  • Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Yaş küçüklüğü

MADDE 31. – (1) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

  • Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiili algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde yedi yıldan dokuz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte ikisi indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası altı yıldan fazla olamaz.
  • Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde ondört yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası sekiz yıldan fazla olamaz.

Akıl hastalığı

MADDE 32. – (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

Sağır ve dilsizlik

MADDE 33. – (1) Bu Kanunun, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocuklara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olanlara ilişkin hükümleri, onsekiz yaşını doldurmuş olup da yirmibir yaşını doldurmamış olan sağır ve dilsizler hakkında da uygulanır.

Geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma

MADDE 34. – (1) Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez.

  • İradî olarak alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisinde suç işleyen kişi hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.

SUÇLARIN İÇTİMAI

Bileşik suç

MADDE 42. – (1) Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.

Zincirleme suç

MADDE 43. – (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.

  • Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
  • Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve yağma suçlarında bu madde hükümleri uygulanmaz.

Fikrî içtima

MADDE 44. – (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.

MUHASEBENİN KURUCUSU KİMDİR?

Toskanalı bir rahip olup geniş bir matematik bilgisine sahip Luco Paciola’DIR Muhasebeyi;Genel Muhasebe,Maliyet Muhasebesi,Yönetim Muhasebesişeklinde üç dala ayırmak mümkündür.

HUKUK BOŞLUĞU VE KANUN BOŞLUĞU NEDİR?

Hukuk Boşluğunda bir somut olaya uygulanacak yazılı ve yazılı olmayan (örf ve adetler) herhangi bir hukuk kuralının bulunmamasıdır.

Hakim bu durumda hukuk yaratır.

Kanun Boşluğunda ise bir somut olaya uygulanacak yazılı herhangi bir hukuk kuralının bulunmamasıdır. Hakim bu durumda takdir yetkisini yaratır.

7/A – 7/B HESAPLARI NELERDİR

7/A70 Maliyet Muhasebesi Bağlantı Hesapları (Maliyet muhasebesinin genel muhasebeden bağımsız çalışması durumunda bu grup çalıştmhr)71 Direkt İlkmadde ve Malzeme Giderleri

  • Direkt İşçilik Giderleri
  • Genel Üretim Giderleri
  • Hizmet Üretim Maliyeti
  • Araştırma Geliştirme Giderleri
  • Pazarlama Satış ve Dağıtım Giderleri
  • Genel Yönetim Giderleri
  • Finansman Giderleri

7/B79. Gider Çeşitleri

  1. İlk Madde Ve Malzeme Giderleri >>>>>
  2. İşçi Ücret Ve Giderleri >>>>>
  3. Memur Ücret Ve Giderleri >>>>>
  4. Dışarıdan Sağlanan Fayda Ve Hizmetler >>>>>
  5. Çeşitli Giderler >>>>>
  6. Vergi, Resim Ve Harçlar >>>>>
  7. Amortisman Ve Tükenme Payları >>>>>
  8. Finansman Giderleri >>>>>
  9. Gider Çeşitleri Yansıtma Hesabı >>>>>
  10. Üretim Maliyet Hesabı >>>>>

SEÇİMLİK BORÇ SEÇİMLİK YETKİ NEDİR

Birden çok edimi içermekle beraber, borçlunun bunlar arasından seçeceği bir tek edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu borca seçimlik borç denir. Seçim hakkı kural olarak borçluya aittir. Bu hak, tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılan değiştirici yenilik doğuran bir haktır. Seçimlik yetkide ise, sözleşmenin yapıldığı anda kesin olarak belirlenmiş ve borçlanılmış bir tek asli edim vardır. Fakat borçlu, tarafların anlaşmalarına veya alacaklının sonradan verdiği yetkiye göre, asıl edim yerine başka bir edimi yerine getirebilir. Seçimlik yetki, kanundan veya taraf iradelerinden doğabilir. Kanundan doğan seçimlik yetkiye örn. aynen ödeme kaydı bulunmayan yabancı para borcunun borçlusu, vadede borcunu yabancı para ile ifa edebileceği gibi, o paranın TL karşılığı üzerinden de borcunu ifa edebilir.

PONZİ FİNANSMAN MODELİ NEDİR?

Bu modelin özü şudur: İlk gelenler parayı yatırıyor, bunların yatırdığı parayı yeni gelenlerin parasıyla ödüyorsun. Sisteme yeni katılımcılar olduğu sürece sistem işliyor, fakat bir aşamada sisteme yeni katılımcı sayısı azalmaya başladığı zaman da sistem gümlüyor. Dolayısıyla aslında bir saadet zinciri kurmuş oluyorsunuz. İlk katılanlar paralarını alabiliyorlar, ama en sona kalmış olanlarınki yanıyor ve bu yanan kitle de en büyük kitle oluyor. 1980’yılların başında oluşan Bankerler Krizinde, tavsiyeye tabi tutulduğu için ve topladığı paraların bir kısmını gayrimenkule yatırdığı için -ki bu gayrimenkuller zaman içinde değerlenmişlerdi- insanlar en azından anaparalarını çoğunu alabilmişti.

MENKUL KIYMET NEDİR?

Menkul kıymetler; ortaklık veya alacaklılık sağlayan, belli bir meblağı temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte (birbiriyle aynı), seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları Sermaye Piyasası Kurulu tarafından belirlenen kıymetli evraklardır.

Tezgahüstü (ikincil) piyasalarda bir çoğu artık kaydi olarak işlem gören, bir başka ifadeyle fiilen el değiştirmeyip hesaben takip edilen menkul kıymet türlerinden, uygulamada en çok karşılaşılanları şunlardır :

  • Hisse Senetleri,^ Devlet Tahvilleri,^ Özel Sektör Tahvilleri,^ Hisse Senedi ve Tahvil Kuponları^ Hazine Bonoları^ Gelir Ortaklığı Senetleri,^ Toplu Konut İdaresi ve Kamu Ortaklığı İdaresince Çıkarılan Tahviller,^ Yatırım Fonu Katılma Belgeleri,^ Finansman Bonoları^ Banka Bonoları^ Banka Garantili Bonolar,^ Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler,^ Kâr-Zarar Ortaklığı Belgeleri.

KİRA TAHSİLATI MUHASEBE KAYDI NASIL YAPILIR

Örneğin bir işletmenin 01.11.2011 tarihinde yıllık 30.000 TL tutarında kira geliri tahsil ettiğini kabul edelim. İşletme dönemsel ayırımı tahsilat tarihinde yapmıştır. Bu işleme ilişkin muhasebe kaydı aşağıdaki gibi olacaktır.

Cari dönem geliri; [(30.000 / 12) x 2=] 5.000 TL

Hesaplanan KDV; 30.000 x 0,18= 5.400 TL

———  01.11.2011—–

371 KASA                      35.400

602 DİĞER GELİRLER              5.000

380 GELECEK DÖN. İLİŞKİN GEL.  25.000

391 HESAPLANAN KDV              5.400

Açıklama: Kira geliri tahsili kaydı      /————-

Dönemsel ayırımının dönem sonunda yapıldığını varsayalım. Bu durumda gelirin tamamı ilk kayıtla cari dönem gelirleri arasına kaydedilecektir. Yıl sonunda ise aşağıdaki kayıt yapılacaktır.

———  31.12.2011—–

602 DİĞER GELİRLER            25.000

380 GELECEK DÖN. İLİŞKİN GEL.  25.000

Açıklama: Kira geliri dönem sonu değerlemesi

———————————–  /————————————-

Iztırar hali, kişinin kendisinin ya da bir başkasın mal ya da kişi varlığına yönelik ciddi bir tehdidi önlemek amacıyla üçüncü bir şahsın mal varlığına tecavüz etmek zorunda kalması halidir. Örneğin peşindeki saldırganlardan kaçan kişi ilk gördüğü eve kapısını kırıp saklanabilir, ölmek üzere olan çocuğunu hastaneye yetiştirmek isteyen baba hiçbir araç bulamazsa otoparktaki arabayı çalabilir. Mal varlığına tecavüz edilen üçüncü kişi bu tecavüze katlanmak zorundadır fakat bu katlanma hali için kişi sonradan hakkı korunandan bir fedakarlık bedeli talep edebilir.,

  1. STOKLAR KODLU HESAPLAR NELERDİR
  2. İlk Madde Malzeme
  3. Yanmamuller
  4. Mamuller
  5. Ticari Mallar
  6. Diğer Stoklar
  7. Stok Değer Düşüklüğü Karsılığı(-)
  8. Verilen Sipariş Avansları

İMKÂNSIZ ÜÇLEME YA DA ÜÇLÜ AÇMAZ

Ekonomideki imkânsız üçleme ya da üçlü açmaz (impossible trinity ya da trilemma) hipotezine göre; sermaye hareketlerinin serbestliği, sabit döviz kuru ve bağımsız bir para politikası uygulaması aynı anda var olamaz.

Türkiye’nin bugünkü uygulaması sermaye hareketlerinin serbestliğine, dalgalı döviz kuruna ve bağımsız para politikasına dayalı modeldir. Para politikasının temel dayanaklarından birisi olan faizler, piyasada oluşmakla birlikte TCMB’nin kendi faizlerini belirleyerek, zorunlu karşılık oranlarını ya da içeriğini değiştirerek yönlendirmesiyle biçimlenmektedir. Bu yönlendirme yeteneği para politikasının bağımsızlığının göstergesidir.

HOŞ OLMAYAN MONOTARİST ARİTMETİK

  1. Sargent ve N. Wallece’a göre de bütçe açıklarının iç borçlanma yoluyla finansmanı uzun dönemde enflasyon oranının daha da yükselmesine neden olmaktadır. Sargent ve Wallece’ın hoş olmayan aritmetik olarak adlandırdıkları bu durumda, iç borçlanmanın sürekli olarak yükselmesi faiz yükü artırmakta, borç yükü adeta bir kar topuna dönüşmekte ve borçların ödenmesi için para arzı artırılmakta sonuçta da ekonomi enflasyon ile yüz yüze gelmektedir

Böyle bir hoş olmayan aritmetiğin ortaya çıkması için üç koşulun gerçekleşmesinin gerektiğini ileri sürmüşler:

  1. Borçlanma için ödenen reel faizin ekonominin büyüme oranından yüksek olması,
  2. Merkez bankasının para basarak(senyoraj) sağlayabilmesi ve,
  3. Merkez bankasının mali koşulların abskısı altında olması ve sonunda bu baskılara boyun eğmek zorunda kalması.

FİİLİ YOL NEDİR

Bir Danıştay kararında fiili yol şu şekilde tanımlanmıştır:

“İdari usul ve esaslar dışında idarece yapılan eylemler <<haksız fiil>> niteliğinde olup, idarilik karakteri, taşımayan bu eylemlerden dolayı ancak adli yargıda dava açılması mümkündür. İdarenin bir kamu hukuku kuralına, yasa, tüzük, yönetmelik gibi bir kural işlem veya bir idari işleme yada bir yargı yeri kararına dayanmadan hadbehad <<haksız fiil>> niteliğinde eylemde bulunması mahkeme içtihatlar ve doktrinde «fiili yol>> olarak nitelendirilmektedir

BÜTÇE

  1. Bütçenin Çeşitleri:
    • Performans bütçe: Devletin yüklendiği görevleri yerine getirebilmesi bakımından gerçekleştirdiği hizmetler ile bunların birim maliyetinin önem kazandığı bir bütçeleme sistemidir.

Mal ve hizmet üretimi yapmaya yönelik kamu kuruluşlarının faaliyet ve etkinliklerinin ölçülmesi bu bütçenin amacıdır. Ayrıca üretim maliyetinin düzeyi ile üretim miktarları arasındaki ilişkinin önemi

söz konusudur. Gerçekleştirilecek görevlerin planlanması yapıldıktan sonra her bir hizmet biriminin alanına giren hizmetler belirlenmekte, ilgili programlar ve faaliyetler incelenmektedir. Faaliyetler sonucu yapılan nihai üretim ve belirli bir üretimin yapılabilmesi için katlanılması söz konusu maliyetin en aza indirilmesi, performans bütçenin esasını oluşturur.

  • Milli bütçe: Milli bütçe kavramı, kamu kesiminin ekonomide taşıdığı önem ve ağırlıktan kaynaklanmaktadır. Kamu ve özel sektör arasında kaynak dağılımın optimal (en uygun, elverişli, akılcı) bir şekilde sağlayabilmek ve toplumsal amaçlarla etkinlik yakalayabilmek amacıyla bu bütçeye başvurulur. Ekonomide toplam kaynakların ve harcamaların denkleştirilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle millî muhasebe kavramına dayanarak ekonomideki kaynakların belirlenmesine yarayan bir millî bütçe hazırlanması gerekir. Bu bütçe, planlı ve programlı bir bütçedir. Millî bütçe, iktisadi ve mali politikaya yön verecek bir bütçe türüdür.
  • Program bütçe: Kamu faaliyetlerinde verimin, tasarruf ve etkinliğin sağlanması bakımından önemli olan bu bütçe, sahip olunan olanakların mevcut alternatifler içerisinde en iyi şekilde kullanımını amaçlamaktadır. Böylece öngörülen amaçlara ulaşabilmek için maliyet-fayda analizleri yapılmak suretiyle kıt kaynakların, ihtiyaçların en etkin düzeyde karşılanmasına yönelik bir şekilde kullanımına çaba gösterilmektedir. Kamu hizmetlerinin en üst düzeyde yerine getirilmesi kamu giderlerinin etkinliği ve verimliliğin yükseltilmesi amacıyla bütçe kaynaklarının optimal düzeyde kullanılması program bütçenin temelini oluşturmaktadır. Genellikle bir yıllık süre için uygulanan bütçelerin devamlılık ve plan-programlar arasındaki koordinasyonunun sağlanması bakımından büyük önemi bulunmaktadır. Verimliliğin artırılması ve israflardan kaçınılması yanında ödenekler, harcama kalemlerine göre değil; planda belirtilen hedeflerin gerektirdiği hizmetler için ayrılmaktadır.
  • Telafi edici bütçe: Kamu harcamaları ile kamu gelirleri arasındaki geleneksel bağ sürdürülmekle birlikte geniş ölçüde ekonomik dengenin gerçekleştirilmesi için çaba gösterilmektedir. Devletin ekonomik hayata müdahalesinin gerekliliği düşüncesine dayanır. Bu bütçe görüşünde bütçe açıkları devam edebilir. Ekonomik hayatın gerektirdiği sürece devletin borçlanmaya başvurması gerekir. Çünkü şartlar daha fazla harcamayı gerektirirken gelirler azaldığında harcamalar artırılmazsa denklik düşüncesi olumsuz sonuçlar meydana getirir. Tam çalışma sağlanıncaya kadar devletin borçlanması gerekmektedir. Ancak devamlı artan borçların faiz ödemelerinin bütçede önemli bir meblağ tutacağı göz önünde bulundurularak borçlanma kontrollü bir şekilde yapılmalıdır.
  • Devri bütçe: Bu bütçede bütçe denkliği şart olarak görülmez. İktisadi faaliyetlerin daralma dönemlerinde bütçe açığı meydana gelir. Bu nedenle devlet harcamalarını artırarak talebi teşvik etmeli ve açığı kapatmaya çalışmalıdır. İktisadi faaliyetlerin genişleme döneminde ise bütçe fazla verir. Bu durumda faaliyetlerin daraltılması gerekir. Aksi hâlde daralma dönemindeki gelirlerdeki azalma, vergileri de artırır.
  • Denk bütçe: Bütçenin denk olması esastır. Yani kamu harcamaları, kamu gelirleriyle karşılanacak ve bütçe açık vermeyecektir. Kamu harcamalarında artış meydana geldiğinde kamu gelirleri de artırılarak harcamalar finanse edilmeli, borçlanmaya gidilmemelidir. Ancak olağanüstü hâllerde borçlanmaya gidilebilir. Bütçenin denkliğini bozan etkenler içinde devletin para basması, bütçe açıklarının borçlanma ile finanse edilmesi ve bütçe fazlalıkları gelmektedir. Kamu giderlerinin normal kamu gelirleriyle karşılanması gerekmektedir. Devletin ekonomiye müdahale etmemesi ve kamu hizmetlerinin sınırlı düzeyde kalması esastır.
  • İktisadi devlet teşekkülü (İDT) bütçeleri: İktisadi devlet teşekküllerinin teşebbüs niteliğinde olması nedeniyle bağımsız bütçeye ihtiyaçları vardır. İktisadi devlet teşekküllerinin idari görev yapan diğer devlet kuruluşlarından farklı olarak iktisadi faaliyetlerde bulunması ayrıca bir bütçe hazırlanmasını gerektirir. İktisadi devlet teşekküllerinin bütçesi özel hukuk hükümlerine tabidir. İktisadi devlet teşekküllerinin sermayesinin tamamı devlete aittir. Bunların ayrıca yatırım ve finansman bütçeleri hazırlanır. Bu nedenle İDT bütçeleri işletme bütçesi niteliği taşır. Yatırım ve finansman programlarını içerir. İDT bütçeleri; genel muhasebe kanununa, Devlet İhale Kanunu’na ve Sayıştay denetimine tabi değildir.
  1. Devlet Bütçesi: Bütçe belli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulanmasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belgedir. Devlet bütçesi, hükümetin bir yıllık programıdır. Bütçe yürütme organı tarafından hazırlanmaktadır. Kamu hizmetlerini ve bunların gerçekleştirilmesiyle ilgili imkânları en iyi bilen yürütme organı hükümettir. Hükümet, kendi programına göre uygun olarak kamu ihtiyaçlarını öncelik sırasına göre belirler ve bütçe ile amaçladığı kamu hizmetlerini gerçekleştirir.

Gelişmekte olan ülkelerde, hükümetlerin en büyük sorunu artan kamu hizmet sayısına rağmen kamu gelir kaynaklarını artıramamaktır. Hükümetler kamu hizmetleriyle ilgili program ve faaliyetlerine, politik, ekonomik, sosyal ve tarihi etkenlerle şekil verir. Burada önemli olan devlet giderleri ve gelirlerinin en iyi tahmini, giderler için en uygun gelir miktarının belirlenmesi, ayrılması ve bunların denetimidir.

  1. Türkiye’de Kamu Bütçeleri: Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması, gelir dağılımının düzeltilmesi, yatırımların teşvik edilmesi gibi hedeflerin gerçekleştirilmesinde kullanılan en önemli mali araçlardan biridir. Bütçe harcamalarının nitelikleri ve etkileri farklı olduğundan bütçenin etkin bir mali araç olarak kullanılabilmesi için harcamaların temel kriterlere göre sınıflandırılması gerekir. Yeni bütçe kanuna göre bütçe analitik olarak sınıflandırılmıştır.

Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezî yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumlan bütçeleri ve mahallî idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad altında bütçe oluşturulamaz. Gelir ve giderlerin belirli bir sistematik içinde sınıflandırılması; aynı türdeki gelir ve giderlerin kolaylıkla toplanabilmesi; gelir ve gider açık istatistiklerine ulaşılabilmesi için de yeni bütçe kodlamaları geliştirilmiştir. Yeni bütçe kodlamasının getirdiği önemli yenilikler; detaylı bir kurumsal kodlamayla program sorunlarının tespitine imkan vermesi, mevcut bütçede var olmayan fonksiyonel sınıflandırmanın sağlanması, aynı kodlamanın konsolide bütçeli kuruluşlar dışındaki kuruluşlarda da uygulanabilir olması, uluslararası karşılaştırmalara imkan vermesi, ölçmeye ve analize elverişli olması olarak sıralanabilir. Bu özellikleri ve özellikle de analize elverişli istatistiki veriler üretmeye imkan vermesi nedenleriyle yeni bütçe kodlaması Analitik Bütçe Sınıflandırması olarak adlandırılmıştır.

Kamu bütçelerini pek çok şekilde sınıflandırmak mümkündür. Biz analitik bakımdan bütçeleri inceleyeceğiz. Analitik bütçe sınıflandırması; kurumsal sınıflandırma, fonksiyonel sınıflandırma, finansman tipi ve ekonomik sınıflandırma olmak üzere dört gruptan oluşmaktadır. Bunlar;

  • Kurumsal Sınıflandırma: Siyasi ya da bürokratik olarak yönetim yetkisi temel kriter kabul edilmiştir. Kurumsal sınıflandırmayla siyasi ve idari sorumluluğun belirlenmesi ve program sorumlularının tespiti hedeflenmektedir. Kurumsal sınıflandırma, dört düzeyli bir kod yapısından oluşmaktadır. Sınıflandırmanın birinci düzeyinde, bakanlıklar ve anayasal olarak eşdeğer idareler ile bütçe türleri itibariyle bir sınıflandırma yer almaktadır. İkinci düzeyde, birinci düzeyde tanımlanan yöneticilere karşı doğrudan sorumlu birimler; üçüncü düzeyde, ana hizmet birimleri gibi ikinci düzeye bağlı olan ve kurumsal politikanın uygulanmasından sorumlu olan birimler; dördüncü düzeyde ise, destek ve lojistik birimler ile politikaları uygulayan ve hizmetten yararlananlarla doğrudan muhatap olan birimler yer almaktadır. Dolayısıyla üçüncü ve dördüncü düzeyde kurumların teşkilatına ilişkin mevzuatına ve teşkilat şemasına uygun olarak sınıflandırılan idari birimler yer alacak ve bu birimler harcama yetkilisinin belirlenmesinde esas alınacaktır. Kurumsal sınıflandırmada teşkilat yasaları esas alınacaktır. Zorunlu haller dışında teşkilat yasalarında bulunmayan birimlere kodlamada yer verilmeyecektir.
  • Fonksiyonel Sınıflandırma: Fonksiyonel sınıflandırma, devlet faaliyetlerinin türünü göstermektedir. Devlet faaliyetlerinin ve bu faaliyetlere yönelik harcamaların zaman serileri boyunca izlenmesi ve uluslararası karşılaştırma imkanının elde edilmesi, fonksiyonel sınıflandırma ile mümkün olabilmektedir. Ayrıca, bütçe politikalarının oluşturulmasında sektörel ayrımların yapılabilmesi de bu sınıflandırmanın hedefleri arasındadır. Fonksiyonel sınıflandırma, dört düzeyli bir kod grubundan oluşmaktadır. Birinci düzey, Devlet faaliyetlerini on ana fonksiyonda gösterilmiş, ana fonksiyonlar, ikinci düzeyde alt fonksiyonlara bölünmüş, üçüncü düzey kodlar ise, nihai hizmetlere ayrılmıştır. Fonksiyonel sınıflandırmanın dördüncü düzeyi de, özel olarak izlemeyi gerektiren bazı kurumsal planlama ihtiyaçlarının karşılanması ve izlenmesi amacıyla yapıya dahil edilmiştir.
  • Finansman Tipi Sınıflandırma: Analitik Bütçe Sınıflandırması, genel idare tanımına giren tüm kamu kurum ve

kuruluşlarının kullanacağı bir kod yapısıdır. Finansman tipi sınıflandırma, yapılan harcamaların hangi kaynaktan finanse edildiğini göstermektedir. Finansman tipinin belirlenmesinde ödemenin nereye yapıldığı hususu önem taşımamaktadır. Örneğin, herhangi bir genel bütçeli idareden döner sermayeye, özel bütçeli bir idareye veya sosyal güvenlik kurumuna yapılan yardım ve ödemelerde, ödemeyi yapan, genel bütçeli bir kurum olduğundan finansman tipi sınıflandırmada bütçe kodu “1-Genel Bütçe” olacaktır. Finansman tipi sınıflandırma aynı zamanda dış proje kredileri ile özel ödenekler ile bağış ve yardımların da takibine imkan vermekte olup, özellikle mali mevzuatımız gereği ayrı tertiplerde izlenmesi gereken ödeneklerin takibine de olanak sağlamış olacaktır.

  • Ekonomik Sınıflandırma: Ekonomik sınıflandırmayla, Devletin görev ve fonksiyonlarını yerine getirirken yürüttüğü faaliyetlerin, milli ekonomiye, piyasalara ve gelir dağılımınaetkilerinin planlanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi hedeflenmektedir. Ekonomik sınıflandırma; gelirlerin, harcama ve borç vermenin, finansmanın (gelir-gider farkı) sınıflandırması şeklinde üç bölümden oluşmaktadır. Gelir ile harcama ve borç vermenin sınıflandırılmasında, karşılıklı veya karşılıksız, cari veya sermaye ayırımı öncelik taşımaktadır. Karşılıksız işlemler, kanunun emrettiği hususlarda bir mal veya hizmet karşılığı olmadan yapılan, burs ödemeleri veya vergi gelirleri gibi tahsilat ve ödemeleri kapsar. Sermaye ve cari ayırımında ise, bütçe hazırlama rehberi ile bütçe kanununda belirlenmiş asgari değer ile kullanım ömrü dikkate alınmaktadır.

STOPAJ NEDİR

(kaynaktan kesme), gelir vergisinde, özellikle maaş ve ücretlilerin vergi borçlarının ödenmesinde, gelir henüz sahibinin eline geçmeden verginin kesilmesini ifade eder.

Stopaj: Gelir veya kurumlar vergisine tabi bir kazanca ilişkin hasılatın ilgilisine ödenmesi aşamasında, ödemeyi yapanlarca, yasa ile belirlenmiş oranlar üzerinden istihkakın bir kısmının tutulup, hasılatı elde eden adına ve onun peşin vergisi olarak vergi dairesine yatırılması şeklinde uygulanan vergileme yöntemi ve vergi güvenlik tedbiridir.

MORATORYUM NEDİR?

Borçlanıcının, ödeme gücünü kaybetmesi nedeniyle borçlarının tümünü veya bir kısmını ödeyemeyeceğini ilan etmesidir. Genelde borçlu ve alıcı arasında borcun yeniden yapılandırılması ile sonuçlanır. Moratoryum bir ülkenin dış borçlarıyla ilgili olabileceği gibi ülke içinde belirli bir grubun borçları üzerinde de yapılabilir. Devletler içine düştükleri yoğun döviz darboğazı dolayısıyla dış borçlarının ana para ve faizlerini ödeyemeyeceklerini ilan ettiklerinde, borçlularla alacaklılar arasında bir anlaşma yapılarak borçların vadesinin uzatılması işlemi de moratoryum olarak adlandırılır.

Ayrıca uluslararası hukukta devletler tarafından bir durumun hatırlatılması amacıyla ilan edilen kararlara da moratoryum denilir.

İHTİYATİ HACİZ VE İHTİYATİ TAHAKKUK NEDİR?

İhtiyati Tahakkuk müessesesi kamu alacağını korumak amacıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkındaki Kanunun 17. maddesinde düzenlenmiştir.

İhtiyati Tahakkuk sadece Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim ve harçlardan bir kısmı için uygulanacağı öngörülen ihtiyatı tahakkuk, mükelleflerin henüz tahakkuk etmemiş borçlarının, tarh, tebliğ ve itiraz yollarından geçmeden ve dolayısıyla normal tahakkuk yollarını izlemeden yapılan tahakkuk işlemini ifade eder. İhtiyati tahakkuk kamu alacağını koruma amacına yönelik bir izlemedir. Kesin bir borç doğurmaz. Ancak, ihtiyati haciz ile birlikte uygulandığı takdirde işlerlik ve etkinlik kazanır.

Aslında, mükellefin kaçmış olması, kaçma ihtimalinin olması, mallarını kaçırması ve hileli yollara başvurma ihtimalinin olması veyahut kamu alacağının tahsili için hakkında takibe başlanan borçlunun borcun tahsiline engel olabilmek maksadıyla mallarının tamamını ya da bir kısmını elden çıkarması, gizlemesi, muvazaalı olarak başkalarına devretmesi hallerinde uygulanması gereken bir önlem

İHTİYATİ HACİZ

Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanunun’un 13.maddesinde ihtiyati haciz açıklanmıştır. Buna göre;

“İhtiyati haciz aşağıdaki hallerden herhangi birinin mevcudiyeti takdirinde hiçbir müddetle mukayyet olmaksızın alacaklı amme idaresinin mahalli en büyük memurunun kararıyla, haczin ne suretle yapılacağına dair olan hükümlere göre, derhal tatbik olunur.

  1. 9’uncu madde gereğince teminat istenmesini mucip haller mevcut ise,
  2. Borçlunun belli ikametgahı yoksa,
  3. Borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara sapması ihtimalleri varsa,
  4. Borçludan teminat göstermesi istendiği halde belli müddette teminat veya kefil göstermemiş yahut şahsi kefalet teklifi veya gösterdiği kefil kabul edilmemişse,
  5. Mal bildirimine çağrılan borçlu belli müddet içinde mal bildiriminde bulunmamış veya noksan bildirimde bulunmuşsa,
  6. Hüküm sadır olmuş bulunsun bulunmasın para cezasını müstelzim fiil dolayısıyla amme davası açılmış ise,
  7. İptali istenen muamele ve tasarrufun mevzuunu teşkil eden mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden çıkaranın diğer malları hakkında uygulanmak üzere, bu kanunun 27, 29, 30’uncu maddelerinin tatbikini icabettiren haller varsa.”

GİDER VE MALİYET NEDİR?

Maliyet: İşletmelerin faaliyet konusuna giren mal veya hizmetlerin elde edilmesi için katlandığı her türlü faktörlerin para olarak ifade edildiği toplam değere maliyet denir

Gider: Dönem hasılatının (gelirinin) elde edilmesi amacıyla faaliyetlerini devam ettirebilmek için yaptığı, kullanılmış veya tüketilmiş harcamalardır.

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ (BMGK),

Birleşmiş Milletler’in, üye ülkeler arasında güvenlik ve barışı korumakla yükümlü, en güçlü organı. Birleşmiş Milletler’in diğer organları sadece tavsiye kararı alabilirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararları, tüm üye ülkeler açısından bağlayıcılık taşımaktadır. Bu bağlayıcılık, üye ülkelerin tamamına yakını tarafından imzalanmış olan Birleşmiş Milletler Tüzüğü’nde açık bir şekilde belirtilmiştir. Daimi üyelerin veto hakları, BM’nin bu kurumunu tam anlamıyla demokratik bir kurum olmaktan çıkarmaktadır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 15 üye ülkeye sahiptir. Bu ülkelerden beş tanesi daimi üye (Fransa,İngiltere,Rusya,Çin,ABD) on tanesi ise seçilmiş üyelerdir

GELİRLER POLİTİKASI

İşsizliğin artmasına yol açmaksızın, fiyatların, ücretlerin, kiraların, faizlerin bir süre için dondurulması veya bunlardaki artışların enflasyon oranının altında tutulması yoluyla enflasyonu düşürmeye yönelik bir iktisat politikası. krş. heteredoks istikrar politikası

ORTODOKS VE HETERODOKS EKONOMİ POLİTİKALARI

Ekonomi politikası uygulamalarını yaklaşım biçimi bakımından ikiye ayırmak mümkün: Ortodoks politikalar, heterodoks politikalar.Dinsel anlamlarını bir yana bırakırsak Ortodoks, Yunanca orthos (doğru) ve doxa (inanç, öğreti) sözcüklerinden oluşan doğru inanç anlamına gelen bir sözcüktür. Ekonomi alanında geleneklere, genel kabul görmüş görüşlere bağlı olan uygulamalara denir. Genel kabul görmüş uygulamalardan oluşan ekonomi politikasına da Ortodoks ekonomi politikası adı verilir. Heterodoks, Yunanca heteros (farklı) ve doxa sözcüklerinden türetilmiş ve farklı inanç anlamına gelen bir sözcüktür. Ekonomi alanında geleneksel görüşlerin ve yaklaşımların dışındaki uygulamaları adlandırmak için kullanılır.

Ortodoks ekonomi politikası: (1) Maliye politikası

  • Vergi politikası (vergiler yoluyla ekonomik aktiviteyi etkilemek)
  • Harcamalar politikası (kamu harcamaları yoluyla talep yaratmak ya da daraltmak.)
  • Borçlanma politikası (kamu borçlanması yoluyla ekonomideki likiditeyi etkilemek.)
  • Diğer alt politikalar
  • Teşvik politikası (vergi teşvikleri vererek yatırımları etkilemek, yönlendirmek.)

(ii) Destekleme politikası (bazı ürünleri kamu kesimi adına satın alarak üreticiye destek vermek. Subvansiyon politikası da deniyor.)

  • Dışticaret politikası
  • İhracat politikası
  • İadeler (ihracat yapanlara vergi iadesi uygulanması.)
  • Primler ve destekler (ihracat yapanlara prim ödenmesi.)
  • Diğerleri (ucuz girdi desteği gibi.
  • İthalat politikası
  • Gümrük tarifeleri (gümrük vergilerinin artırılması ya da indirilmesi yoluyla ithalatın denetimi.)
  • Kotalar (ithal edilecek mallara miktar sınırlaması konularak ithalatın denetlenmesi.)
  • Diğerleri (dengeleyici vergi uygulaması gibi.)
  • Para politikası
  • Dolaysız politika araçları
  • Kredi tavanı (kredilere belirli bir miktar ya da oran tavanı konulması.)
  • Faiz tespiti (piyasada uygulanacak faizler için kamu otoritesince belirleme

yapılması.)

  • Diğerleri (farklı faiz uygulamaları gibi.)
  • Dolaylı para politikası araçları

(i) Açık piyasa işlemleri (merkez bankasının senet alarak ya da satarak piyasaya likidite vermesi ya da piyasadan likidite çekmesi.)

  • Faiz politikası (merkez bankasının kendi uyguladığı faiz oranlarını değiştirerek piyasadaki faizleri, etkilemesi.)
  • Karşılıklar politikası (merkez bankasının banka kaynaklarının bir bölümünü ihtiyat amacıyla alması.)
  • Kur politikası
  • Sabit kur (merkez bankası tarafından döviz kurlarının ilan edilmesi ve piyasada bu kurun uygulanması hali.)
  • Dalgalı kurda müdahale (kurun piyasada belirlendiği durumda merkez bankasının çeşitli araçlarla kuru yönlendirmesi ve düzeyini belirlemesi hali.)

Heterodoks ekonomi politikası

  • Gelirler politikası
  • Ücretlerin sabitlenmesi (dondurulması)
  • Fiyatların sabitlenmesi
  • Diğer sabitlemeler
  • Dış ticarette genel kabulün dışındaki uygulamalar
  • Damping (pazarları ele geçirmek amacıyla maliyetin altında fiyatlarla malların ihraç edilmesi.)
  • Tarife dışı engeller (gümrük vergisi, kota gibi önlemler dışındaki uygulamalarla ithalatın zorlaştırılması.)

(Ayrıntıları bu blogdaki bazı yazılarımda ya da Ercan Kumcu ile birlikte yazdığımız Ekonomi Politikası adlı kitapta bulmak mümkün olduğu için burada değinerek geçiyorum.)

Heterodoks ekonomi politikası üzerinde biraz durmakta yarar var. Genellikle gelirler politikası (incomes policy) adından dolayı vergi politikasıyla karıştırılır. Oysa buradaki gelirler politikasından kastedilen şey gelirlerin dondurulmasıdır. Ekonomideki enflasyonist baskıları önlemek amacıyla ücretler belirli bir süre için ya da süre verilmeksizin dondurulur. Buradan güdülen amaç gelir – fiyat çekişmesini kırmak ve enflasyonu denetim altına almaktır. Bu uygulamaya çoğu kez fiyatların, faizlerin, kiraların dondurulması da eşlik eder. Böylece toplumda belirli bir süre hiçbir fiyat ve ücret artmadığında enflasyonist baskının kırılacağı düşünülür.

Heterodoks ekonomi politikası dünyada en çok başta Brezilya ve Arjantin olmak üzere Güney Amerika ülkelerinde uygulanmış ve başarıya ulaşamamıştır. Kısa süreli başarılar söz konusu olsa da işin temeline inilerek getirilecek çözümlerin yerini bu uygulamalar alamamıştır. Bunun temel nedeni süre uzadıkça karaborsanın, el altından yapılan ödemelerin ortaya çıkmasıdır. Bu uygulamalar dönem dönem geçmişte Türkiye’de de uygulanmış ancak geçici bir takım düzeltmeler dışında kalıcı sonuçlar verememiştir.

Yukarıda sıralama yaparken damping ve tarife dışı engelleri de heterodoks politikalar arasında saydım. Bu konu tartışmalıdır. Bu ikisini bu kategoriye koymamın nedeni ikisinin de genel kabul görmüş uygulamalar olmamasındandır.

VARLIK BARIŞI NEDİR

Sahip olunan para, döviz, altın, hisse senedi, tahvil ve diğer menkul kıymetlerin Türkiye’ye getirilmesi, taşınmazların kayda alınması suretiyle milli ekonomiye kazandırılması; sahip olunan söz konusu kıymetlerin banka ve aracı kurumlara ya da vergi dairlerine bildirilmek ve cüz’i bir oranda vergi ödenmek suretiyle kayda alınması ve yapılan bu beyanlardan hareketle inceleme yapılmaması öngörülen bir tür antlaşmadır.

İyi Niyet (Subjektif İyi Niyet): Bir hakkın doğumuna engel olan bir durumun olayda varlığı veya hakkın doğumu için gerekli unsurlardan birinin olayda yokluğu konusunda kişideki mazur görülebilen bilgisizlik veya yanlış bilgi olarak tanımlanır.

Dürüstlük Kuralı (Objektif İyi Niyet): Bir hak sahibinin hakkını kullanırken ya da borçlarını yerine getirirken iyi, doğru, dürüst, makul, mantıklı, orta zekalı, aklı başında bir kimse gibi hareket etmesidir.

VERGİ DENETİM KURULUNUN İADERİ YAPISI

Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, doğrudan Bakana bağlı olarak Başkan, Başkan Yardımcıları, Grup Başkanları ve Vergi Müfettişleri (Vergi Başmüfettişi, Vergi Müfettişi ve Vergi Müfettiş Yardımcısı)’nden oluşur. Kurulun merkezi Ankara’dır. Vdk Başkanı Adnan ERTÜRK

Sürekli Kurullar / Bağlı Kuruluşlar

  • Gelir İdaresi Başkanlığı
  • İç Denetim Koordinasyon Kurulu
  • Kefalet Sandığı Başkanlığı
  • Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü
  • Özelleştirme İdaresi Başkanlığı
  • Vergi Konseyi Başkanlığı

İlgili Kuruluşlar

  • Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü
  • Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu Düzenleyici ve Denetleyici Kuruluşlar Kamu İhale Kurumu

ENFLASYON MUHASEBESİ

Yüksek enflasyon dönemlerinde finansal tabloların enflasyon oranlarına göre düzeltilmesi için yapılan muhasebe işlemlerine denir. Muhasebede kayıtlı olan varlık ve kaynakların fiyat değişmelerinden nasıl etkildendiklerini gösteren ve bununla ilgili önlemler alınarak kayıtların gerçeğe uygun bir şekile getirilmesini sağlayan muhasebe sistemidir.

Enfalsyon muhasebesi, ortaya çıkan enflasyonun işletmelerdeki finansal tabloların üzerindeki etkilerini ortaya çıkarır. Enflasyon muhasebesi, işletmelerin ve işletme sahip, yöneticilerinin ayrıca işletme ile ilgilenen üçüncü kişi ve kurumların daha gerçeğe uygun kararlar almalarına yardımcı olur.

Enflasyon bilanço üzerindeki etkileri; parasal kalemler üzerindeki etkileri ve parasal olmayan kalemler üzerindeki etkileri olmak üzere iki şekilde incelenebilir.

Parasal kalem, paranın değerindeki değişmeler karşısında nominal değerleri aynı kalan ancak satın alma güçleri fiyat hareketlerine göre ters yönde değişen kalemler olarak ifade edilir.

Parasal olamayan kalem, paranın değerindeki değişmelere paralel olarak nominal değerleri değişen fakat satın alma güçleri aynı kalan kalemler olarak ifade edilir.

Enflasyon muhasebe sistemleri: Geleneksel muhasebenin yetersiz kalması üzerine enflasyon dönemlerinde uygulamak üzere üç tane muhasebe sistemi ortaya çıkmıştır.

Fiyatlar genel seviyesi muhasebesi: Enflasyonun varlığı kabul edilir ve paramın satın alma gücünün değiştiği gerçeğinden hareket edilerek, indeksler yoluyla farklı para birimiyle ifade edilmiş değerler aynı birim ile ifade edilmeye çalışılır. Bun un dışında geleneksel muhasebenin tüm ilkeleri aynen korunur. Böylece enflasyonun muhasebe verilerine yansıması sağlanmış olur.

Bu yöntemde nispi fiyatlar indeksle düzeltilmiş maliyet değerinden daha yüksekse dikkate alınmazlar. Fiyatlar genel seviyesi muhasebesinin amacı homojenliğini yitirmiş mali tabloları aynı para birimiyle ifade etmek, hasılat ve maliyetleri cari para değeriyle ifade ederek gerçek işletme sonuçlarını bulmak ve nakdi değerleri elde bulundurmaktan dolayı işletmenin uğradığı elde bulundurma kazancı ya da kaybım ortaya koymaktır. Fiyatlar Genel Seviyesi Muhasebesi geleneksel muhasebenin düzenlemiş olduğu mali tablolara dayanmaktadır. Bu nedenle söz konusu muhasebenin uygulanması için tarihi maliyetle ifade edilmiş son üç yılın mali tablolarını fiyat indekslerine ve indekslerden elde edilen düzeltme katsayılarına ihtiyaç vardır.

İkame maliyeti muhasebesi: Mmuhasebede ikame maliyeti esas alındığı zaman firmanın üretim gücünün korunduğu savunulmakta, firmanın ancak varlıklarını ikame edebilecek seviyenin ötesinde gelir sağlandığı takdirde kâr edebileceği öne sürülmektedir. İkame maliyetinin önemli sakıncası, ikame maliyetinin saptanma güçlüğü ve sübjektifliği yanında, satın alma gücündeki değişmelere göre düzeltme yapılmadığından firmaların nakdi değerlere sahip olmaktan dolayı elde ettiği bulundurma kayıp ya da kazancının bilinmemesidir.

Genel fiyat ve ikame maliyeti muhasebesi: Muhasebede bütünlüğü gerçekleştirmek üzere ileri sürülen görüşler, her iki muhasebe modelinin üstünlüğünü birleştirmek yönündedir. Bu amaçla hem fiyatlar genel seviyesinde hem de özel fiyatlar seviyesindeki değişmeleri birlikte ele alan bu modelde, ikame maliyeti muhasebesi finansal tablolarının dönem sonunda fiyatlar genel seviyesi muhasebesi indeksleri ile düzeltilmesi önerilmektedir.

KAMU GÖZETİM KURULU NEDİR

Finansal raporların uluslararası standartlarla uyumlu olarak düzenlenmesini ve denetlenmesini sağlayacak standartlar koymak, etkin bir kamu gözetimini gerçekleştirmek.

Temel Muhasebe Denklemi (Bilanço Denkliği)

Varlıklar+Alacaklar=Borçlar+Sermaye (Temel)

KAMU BAŞ DENETÇİLİĞİ SİSTEMİ NEDİR?

M.NİHAT ÖMEROĞLU=Kamu Başdenetçisi= OMBUSDMAN

  • Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kuramlarının, mahallî idarelerin, mahallî idarelerin bağlı idarelerinin, mahallî idare birliklerinin, döner sermayeli kuruluşların, kanunlarla kurulan fonların, kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşların, kamu iktisadi teşebbüslerinin, sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait kuruluşlar ile bunlara bağlı ortaklıklar ve müesseselerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının,
  • Kamunun ortak, sürekli ve kamusal bir ihtiyacını karşılayan ve idarî düzenleme, denetim ve gözetim altında kamu hizmeti yürüten özel hukuk tüzel kişilerinin, her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarına ilişkin şikâyetleri inceler, araştırır ve önerilerde bulunur.

Ancak,

  • Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile re’sen imzaladığı kararlar ve emirler,
  • Yasama yetkisinin kullanılmasına ilişkin işlemler,
  • Yargı yetkisinin kullanılmasına ilişkin kararlar,
  • Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf askerî nitelikteki faaliyetleri, hakkında yapılan şikâyetler Kurumun görev alanı dışındadır. Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış uyuşmazlıklar hakkında Kuruma yapılan şikâyetler incelenmez.

Sebepleri, konusu ve tarafları aynı olup incelenmekte olan veya daha önce sonuçlandırılan şikâyetler hakkında Kuruma yeniden yapılan şikâyetler incelenmez.

Ayrıca, belirli bir konuyu içermeyen şikâyetler de incelenmez.

NOT: MAHALLÎ İDARELERİN, BAĞLI İDARELERİNİN VE BİRLİKLERİNİN EYLEM VE İŞLEMLERİ İLE TUTUM VE DAVRANIŞLARINA KARŞI YAPILACAK ŞİKÂYETLER 29/3/2014 TARİHİNDEN İTİBAREN ALINACAKTIR. İdarenin her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarına karşı, 6328 sayılı Kamu Denetçiliği Kanunu ve 28 Mart 2013 tarihli ve 28601 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde menfaati ihlal edilen gerçek ve tüzel kişiler Kurumumuza şikâyet başvurusunda bulunabilir. Ancak, şikâyetin insan hakları, temel hak ve özgürlükler, kadın hakları, çocuk hakları ve kamuyu ilgilendiren genel konulara yönelik olması hâlinde menfaat ihlali aranmaz.

İKALE SÖZLEŞMESİ

ikale nedir bozma feshetme anlamındadır. İkale sözleşmesi işçi ve işverenin karşılıklı iş akdini sonlandırmasıdır. BORCUN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ NE DEMEKTİR?

Borcun sürdürülebilirliği tanımına göre borcun geri ödemelerinin (faiz ve ana para’nın yıllar içindeki belli bir payının) her yıl zamanında ve eksiksiz olarak yapılmasıdır. Eğer ülke bunu başarıyorsa hem ödeyeceği dış borç faizi oranından daha yüksek bir büyüme sürecinde olduğunun kanıtıdır, hem de yeniden borçlanabilecektir. Tersi bir durum söz konusu olduğunda ise hem ilgili ülkenin yeniden borç bulması zorlaşacaktır, hem de zaman içinde dış borcunun GSMH içindeki payı artacaktır.

SUÇ (CÜRÜM) V KABAHAT FARKLARI

Suç, ceza ve güvenlik tedbirlerinin mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekirken, kabahatlerin değil ama onlara uygulanacak yaptırımların kanunla düzenlenmesi zorunludur.

  • suçlarda lehe kanunun geçmişe yürümesi geçerliyken aynı kural kabahatlere uygulanan idari yaptırımlarda geçerli olmayıp derhal uygulama geçerlidir. (bu konuda diğer hususlar suçlarla aynıdır)
  • suçlara teşebbüs mümkünken kanunda açıkça hüküm bulunan haller dışında kabahatlerde mümkün değildir.
  • suçlardan farklı olarak kabahatlere iştirakte iştirak edenlerin her biri açısından iştirak şekline bakılmaksızın idari para cezası uygulanır.
  • suç da kabahat de hem kast hem taksirle işlenebilir.
  • suçların yaptırımı ceza (hapis ve/veya adli para cezası) ve güvenlik tedbirleri iken kabahatlere sadece idari yaptırımlar (idari para cezası ve idari tedbirler) uygulanabilir.
  • suçlar zincirleme şeklinde işlenebilirken, bu kabahatlerde mümkün değildir.
  • suçlarda zamanaşımı ceza ve dava zamanaşımı olarak ayrılırken, kabahatlerde soruşturma ve yerine getirme zamanaşımı olarak gruplanır. suçlarda zamanaşımı daha uzundur.
  • suçlara ilişkin ceza yaptırımına ceza mahkemeleri karar verirken kabahatlere uygulanacak yaptırımlara idari organlar hükmedebilir.

ANAYASA MAHKEMESİNE BİREYSEL BAŞVURU

Bireysel başvuru, temel hak ve özgürlükleri kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edilen bireylerin diğer başvuru yollarını tükettikten sonra başvurdukları istisnai ve ikincil nitelikte bir hak arama yolu olarak tanımlanabilir.

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki birinin ihlal edilmesi durumunda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapabilirler. Bireysel başvuru, Anayasa’da yer alan temel hak ve özgürlüklerinden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu Protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlalinden dolayı mağdur olduğunu iddia eden kişiler tarafından yapılabilir.

Örneğin yaşama hakkı, işkence ve eziyet yasağı, zorla çalıştırma yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği, hak arama hürriyeti, suç ve cezaların kanuniliği, özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşmeye saygı, düşünce, din ve vicdan hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, toplantı ve örgütlenme hürriyeti, mülkiyet hakkı, serbest seçim hakkı, temel hak ve hürriyetlerin korunması, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi, eşitlik ve etkili başvuru hakkı bu kapsamda sayılabilecek haklardandır.

ÇOK ELYAFLILAR ANLAŞMASI

Sanayileşmiş ülkelerin baskıları sonucunda tekstil ürünlerinin dışalımına miktar kısıtlamaları getirilmesine izin veren ve 1974 yılında GATT sözleşmesi çerçevesinde imzalanan ve 2004 yılına kadar uygulanan anlaşma

BORÇ DEFLASYONU

Bireylerin ve firmaların çok fazla borçlanmaları nedeniyle harcamalarının düştüğü durum fiyatlar genel düzeyindeki beklenmeyen düşmeye bağlı olarak gerçek reel servetin borçlulardan alacaklılara doğru yeniden dağıtılması

OLAĞAN KANUN HÜKMÜNDE KARARNAME OLAĞANÜSTÜ KANUN HÜKMÜNDEKARARNAME
Başbakan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca hazırlanır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca hazırlanır
TBMM tarafından verilen yetki kanununa ihtiyaç vardır. Yetki kanununa ihtiyaç yoktur.
Temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile siyasi haklar ve ödevler üzerinde düzenleme yapamaz. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılması çekirdek alan hariç kısmen veya tamamen durdurulabilir.
Cumhurbaşkanı tarafından imzalandıktan sonra Resmi Gazete’de yayımlanır. Cumhurbaşkanı tarafından imzalanıp Resmi Gazete’de yayımlanır.
Daha sonraki bir tarih belirtilmemişse yayımlandığı gün yürürlüğe girer. Daha sonraki bir tarih belirtilmemişse Yayımlandığı gün yürürlüğe girer.
Resmi Gazete’de yayımlandığı gün TBMM’nin onayına sunulur. Resmi Gazete’de yayımlandığı gün TBMM’nin onayına sunulur.
Yayımlandıkları gün TBMM’ye sunulmayan kararnameler bu tarihte, TBMM’ce reddedilen kararnameler ise reddedilme kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar. Yayımlandıkları gün TBMM’ye Sunulmayan kararnameler bu tarihte, TBMM’ce reddedilen kararnameler ise reddedilme kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı gün yürürlüktenkalkar.
Yargısal denetimini Anayasa Mahkemesi yapar. Yargı yolu kapatılır.

ÖRÜMCEK AĞI (COBWEB) TEOREMİ

Örümcek Ağı Teoremi(Cobweb Teoremi),bazı piyasalarda,fiyatlarda görülen dönemsel ve sürekli dalgalanmaları açıklamaya yönelik bir teorik yapıdır.Özeliikle tarımsal işletmelerin her yıl,topraklarının ne kadarını hangi ürünlerin üretime tahsis edecekleri kararının alınması sırasında,bir önceki yılın piyasa fiyatlarını dikkate almaları sonucunda,tarımsal mal fiyatlarının göserdiği yıllık dalgalanmalar açıklanmaktadır.Dönemler boyunca meydana gelen fiyat dalgalanmalarının oluşturduğu şekiller örümcek ağına benzediği için bu adı almıştır.Dönemler arası fiyat hareketleri sürekli dalgalanma,dengeye yönelen dalgalanma ve dengeden uzaklaşan dalgalanma şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Sürekli dalgalanma,arz ve talep eğrilerinin eğimleri birbirine eşit ise fiyat ve miktardaki dalgalanma dönemden döneme aynı oranda değişerek sürüp gidecek ve piyasa dengesi bozulduğu takdirde bir daha dengeye ulaşmak mümkün olmayacaktır.Dengeye yönelen dalgalanma da,bir tarımsal ürünün talep eğrisi,arz eğrisine oranla daha yatık ise(talep eğrisinin eğimi daha az ise),cari piyasa fiyatı harhangi bir nedenden dolayı denge fiyatından sapma gösterdiğinde,bu malın fiyatı yıllar süresince,giderek dengeye yaklaşan bir şekilde dalgalanma sergileyecektir.

Dengeden uzaklaşan dalgalanmada ise,bir malın talep eğrisinin eğiminin arz eğrisinin eğiminden daha büyük olması(arz eğrisinin daha yatık olması)durumunda,bu malın talep edien miktarında meydana gelen bir artış,üretim dönemlerine paralel olarak piyasa fiyatının giderek dengeden uzaklaşan bir şekilde dalgalanma sergilemesine yol açacaktır.

Fırsat maliyeti, herhangi bir malın üretimini bir birim artırmak için başka bir maldan vazgeçilmesi, feragatta bulunulması gereken mal ve/veya kazanç miktarıdır. Başka bir deyişle iktisadi bir seçim yapılırken vazgeçilmek zorunda kalınan ikinci en iyi alternatiftir.

ENFLASYON SARMALI

Fiyatlar genel düzeyinin bir kez yükselmeye başlamasıyla çeşitli gelir gruplarının yarattığı gelir çekişmesi nedeniyle maliyetlerin artması; maliyet artışları sonucunda da fiyatlar genel düzeyinin daha da yükselmesi biçiminde ortaya çıkan ve iktisadi karar birimlerinin beklentilerinin de değişmesiyle birlikte kendi kendini büyüterek gelişen enflasyon süreci.

HER ARZ KENDİ TALEBİNİ YARATIR MI?

1768-1832 yıllarında yaşamış olan Fransız iktisatçı J.B. SAY’ın mahreçler kanununun da “her arz kendi talebini doğurur” çıkarımı yapılmıştır. Buna göre; arzda, yani üretimdeki fazlalık benzer bir artışın da talepte yani tüketimde olmasına sebep olur. Büyük buhrana kadar geçerli olmuştur.

HAYIR

Avrupa ve Amerika’daki tereyağı dağları, depolardan taşan süttozları, sürekli artan stoklar ve son yüzyılda neredeyse her 25 yılda bir yaşanan aşırı üretim krizleri ne oluyor diye sorduğunuz zaman,. Trampa ekonomisi temel alınarak oluşturulmuştur. Ekonomik ilişkileri açıklamaktan çok gizlemeye yarayan ilkel bir ekonomi teorisi olmanın ötesine geçmez.

PARAFİSKAL GELİRLER

Parafiskal gelirler, iktisadi, mesleki ve sosyal amaçlı kamu kuruluşu niteliğindeki mesleki kuruluşların bağımsız olarak finansmanlarını karşılamak amacıyla bunların kamusal ya da yarı kamusal nitelikteki hizmetlerinden dolaylı veya dolaysız olarak yararlanan kimselerden zora dayalı olarak aldığı paralar olarak tanımlanabilir. Parafiskal Gelir Çeşitleri:

  1. Sosyal parafiskal kuruluşlar ve gelirler: Sosyal güvenlik kuruluşlarının üyelerinden topladıkları prim ödemeleridir. Sağlık, emeklilik ve istihdam gibi alanlarda faaliyet gösteren sosyal güvenlik kuruluşları, temel fonksiyonlarını yerine getirmek için kesenek, aidat ve prim adı altında parafiskal gelir toplarlar. Ülkemizde de örneğin, Sosyal Güvenlik Kurumu, emekli aylığı, malullük, dul ve yetim aylığı, ölüm ve sağlık yardımı konularında üyelerine yardım ve hizmet götürmekte ve karşıhğında parafiskal gelir tahsil etmektedir.
  2. Ekonomik parafiskal kuruluşlar ve gelirler: Belirli sektörlerde işlem yapan ki veya kuruluşlardan, söz konusu sektörlerin amaç ve işleyişlerini düzenlemek ve toplum yararına uygun hale getirmek için kesinti, prim ve aidat gibi parafiskal gelir toplayan kurumlar ekonomik parafiskal kurumlardır. Örneğin, FİSKOBİRLİKvb.
  3. Mesleki parafiskal kuruluşlar ve gelirler: Yine özel kanunlarla kurulmuş ve üyelerinin meslekleri ile ilgili yardım ve hizmet sunan mesleki parafiskal kuruluşlar, üyelerinden kayıt ücreti ve aidat gibi parafiskal gelirler toplarlar. Ticaret Oda-ları, Sanayi Odaları, Mühendis ve Mimar Odaları, Barolar, Tabip Odaları vb. gibi kuruluşlar mesleki parafiskal kuruluşlardır.

Kurumlar vergisi oranı 2006 yılından beri %20 KARİNE NEDİR

Bilinen bir olgudan (olgulardan) bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkartılmasıdır; örneğin, evli bir kadının çıplak bir şekilde tenha (kapalı) yerde bir erkekle yakalanması, onun zina ettiğine karinedir.

  1. kanuni karine: Yasanın bir olguyu, diğer bir olgunun olduğuna veya olmadığına delil sayması; örneğin, birlikte ölüm karinesi, iyiniyet (hüsnüniyet) karinesi;
  2. maddi karine (fiili karine) : Yaşam tecrübelerinden çıkan karine;
  3. adi karine: Aksi ispat olunabilen karine;
  4. kesin (kati) karine: Aksinin ispatının olanaksız olduğu karine.

Enflasyon Katılığı (Ataleti)

Enflasyonu düşürmeye yönelik uygulanan politikalara karşın, iktisadi karar birimlerinin geçmiş dönem enflasyon beklentilerini sürdürmeleri nedeniyle, genel ve/veya kesimsel enflasyon oranının düşmeye direnç göstermesi, dolayısıyla yapışkan hale gelmesi.

DARPHANE VE DAMGA MATBAASI GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

234 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre ve Hazine Müsteşarlığı’nın bağlı kuruluşu olarak görev yapan bir kamu kuruluşudur.

1467 yılından beri faaliyet göstermektedir. Temel olarak,

  • Tedavül ve hatıra paraların,
  • Cumhuriyet altınlarının basımı,
  • Kıymetli madenlerin analizi ve ticaretinin düzenlenmesi,
  • Her türlü resmi damga ve mührün, madalya ve nişanın üretimi,
  • Pasaport, nüfus cüzdanı, damga ve harç pulları başta olmak üzere tüm kıymetli kâğıt ve güvenlikli kağıdın imalatıyla görevlidir. Benzeri ürünleri piyasanın talebi üzerine de yapmaktadır. Genel Sermayeli bir kuruluştur

İlanen Tebliğ; Tebliğ işleminde; a-) Muhatabın adresi hiç bilinmezse,

b-) Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olursa ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse, c-) Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa,

d-) Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa, tebliğ ilan yoluyla yapılır.

İlanın şeklinin belirlenmesinde vergi aslı ve ceza tutarlarının toplamı değil, sadece vergi aslı tutarı dikkate alınır. Vergi aslı tutarı kanunda belirtilen haddi geçerse haddi geçen miktar esas alınmak suretiyle hem vergi aslı hem de buna bağlı ceza aynı şekilde ilan edilir.Vergi aslına bağlı olmayan cezaların ilanen tebliğinde ise ceza tutarına göre ilanın şekli belirlenir.İlan listelerinde mükellefin adı, soyadı (ünvanı), vergi kimlik numarası, adresi, tebliğ edilecek vergi ve cezanın dönemi, nevi ve miktarı yer alır.

a-)İlanın Şekli; VUK’nun 104.maddesinde belirtilen tutara göre ilanın şekli üç bölüme ayrılmıştır. Buna göre 2011 yılı için;

Birinci Bölüm;Tebliğin konusu her biri için ayrı ayrı olmak üzere vergi veya vergi cezasının 1.600. -TL’den az olması halinde,

  • İlan listesi tebliği yapan vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılır.
  • İlan listesinin askıya çıkarıldığı tarihi izleyen onbeşinci gün ilan tarihi olarak kabul edilir.
  • İlan listesinin bir sureti mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığı gönderilir.

İkinci Bölüm; Tebliğin konusu her biri için ayrı ayrı olmak üzere vergi veya vergi cezasının 1.600.-TL’ ile 160.000.-TL arasında olması halinde;

  • İlan listesi tebliği yapan vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılır.
  • Vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan bir veya daha fazla gazetede yayımlanır. (yerel gazete yoksa vergi dairesinin ilanı yeterli kabul edilir.)
  • İlan listesinin bir sureti mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığı gönderilir.

Üçüncü Bölüm; Tebliğin konusu her biri için ayrı ayrı olmak üzere vergi veya vergi cezasının 160.000.-TL’yi aşması halinde;

  • İlan listesi tebliği yapan vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılır.
  • Vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan bir veya daha fazlagazetede yayımlanır.
  • Türkiye genelinde yayın yapan günlük gazetelerin birinde yayımlanır.
  • İlan listesinin bir sureti mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığı gönderilir. İlanen Tebliğin

Sonuçları; İlan üzerine mükellefler bir aylık süre içinde vergi dairesine kendileri veya vekilleri tarafından müracaat ederse yerinde, adres bildirirlerse bildirilen adrese posta ile tebliğ yapılır. İlan tarihinden başlayarak bir ay içinde, vergi dairesine müracaat edilmez veya adres bildirmezse bir ayın sonunda tebliğ yapılmış sayılır.

QE NEDİR ? NEDEN QE3 ?

FED QE1 ile piyasalardan 1,75 trilyon ABD dolar değerindeki varlığa dayalı menkul kıymet ve hazine bonosu satın almıştı. Ardından da QE2, Kasım 2010’da uygulanmış ve piyasadan 600 milyar ABD Doları satın alındı.Son günlerde İspanya ve Yunanistan borç krizinin yaşanması, ABD’de büyüme ve istihdam verilerinin kötü gelmesi ve petrol fiyatlarının yükselmesi; FED ’in ekonomik müdahalesini ve yeni QE programı beklentisini ateşledi. Bu nedenle buna QE3 deniliyor.

Quantitative Easing. Fed tarafından 2008 krizi sonrası uylamaya konulan ve bugün 3. döneminin devam ettiği parasal genişleme mekanizmasına verilen ad. Amacı piyasadaki nakit sıkıntısını gidermek ve parasal genişleme sonrası düşen faizlerin etkisiyle yatırımları arttırmak ve işsizlik artışını dizginlemek olarak sıralanabilir. Keza son toplantıda FED işsizliğin belirli bir seviyeye kadar düşürlmesi amacıyla QE politikasının bir süre daha devam ettirileceğini açıkladı.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü ya da kısaca OPEC, (İngilizce: Organization of Petroleum Exporting Countries) net petrol ihraç eden ve bilinen dünya petrol rezervlerinin üçte ikisini ellerinde bulunduran 13 ülkenin oluşturduğu konfederasyondur. Venezuela, İran, Irak, Suudi Arabistan ve Kuveyt Katar, Libya, Endonezya, Abudabi, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Nijerya, Ekvador ve Gabon üyeleridir.

E-FATURA, 397 Sıra No’lu VUK Genel Tebliğinde yer alan şartlara uygun olan ve elektronik belge biçiminde oluşturulmuş faturayı ifade etmektedir. Tebliğe göre e-Fatura, yeni bir b Mal veya hizmet satışı dolayısıyla fatura düzenlemek zorunda olan mükellefler, genel hükümler çerçevesinde kâğıt fatura düzenleyebilecekleri gibi bu Tebliğde yer alan şartlar çerçevesinde eFatura da düzenleyebilirler. Aynı mal veya hizmet satışı işleminde hem kâğıt faturanın hem de elektronik faturanın bir arada düzenlenmesi mümkün değildir. Müşterinin talep etmesi durumunda ise genel hükümler çerçevesinde sadece kâğıt fatura verilmesi zorunludur belge türü olmayıp, kâğıt fatura ile aynı hukuki niteliklere sahiptir

8.7 HISIMLIK: İki kişi arasındaki hukuksal ilişki demektir. 3 türü vardır.

  • Kan Hısımlığı: Birbirinin soyundan ya da ortak bir soydan gelenler arasındaki ilişkidir.
  • Alt Soy-Üst Soy Hısımlığı:Birbirinden doğan ya da türeyenler içindir.
  • Çevre Hısımlığı: Ortak bir soydan gelenler arasındaki hısımlıktır. Kardeşler kuzenler Hısımlığın Yakınlığının Derecesi:
  1. derece: En yakın
  2. derece
  3. derece
  4. derece
  5. derece: dereceden sonrasının önemi yoktur.

Yasaya göre yakınlığın derecesi doğum sayısına başlıdır.

  • Evlenme Hısımlığı: Evlenen kişinin eşinin kan hısımları ile hısımlığıdır.

Karı koca hısım değildir. Eşlerden birinin kan hısımlığı ile diğer eşin kan hısımları arasında kan hısımlığı yoktur.

  • Sözleşme Hısımlığı: Evlat edinme ile oluşan hısımlıktır. Evlat edinebilmesi için kişi 35 yaşını geçmeli ve çocukla yaş farkı en az 18 olmalıdır. Evlatlık daha çok evlatlığın yararına olan bir kurumdur. Bir kişinin evlatlık edinebilmesi için alt soyu olmaması gerekmektedir. Yargıcın evlatlık için izni gerekir. 2 3 kişi bir kişiyi evlat edinemez fakat karı koca birlikte evlat edinebilir. Eşin rızası olmadan evlat edinilemez.

_8.7.3.1 Evlat Edinme ile Doğan Hısımlığın Özellikleri:

  1. Sınırlı bir hısımlıktır. Bu hısımlık evlat edinenle edinilen arasında bir hısımlıktır.

Dede ile evlatlık arasında hısımlık yoktur.

  1. Evlat edinme ile doğan hısımlık ortadan kaldırılabilir: Belli koşullara bağlıdır bu evlatlı9ğın kaldırılması a) Evlatlık gerektiği gibi davranmıyorsa b) Evlat edinen gereğini yapmıyorsa.
  2. Mirasta Gözükür: Yalnızca evlatlık mirasçıdır. Evlat edinen evlatlıktan miras edinemez. BU miras sözleşme ile ortadan kaldırıla bilinir. Kan hısımlığında çocuğunuzun miras hakkını engelleyemezsiniz.
  3. Evlatlıkla, evlat edinen evlenebilir. Evlatlık biter karı koca olurlar.

İdari İşlev ve Özellikleri : İdari işlev; devletin yasama ve yargı işlevleri ile yürütme organının salt siyasal nitelikli işlevleri dışında kalan kamusal işlerin bütünüdür.

-İdari işlevde amaç kamu yararıdır.

-Konusu kamusal hizmetlerdir.

-İdari işlev idari eylem ve işlemlerle yürütülür.

-Süreklidir.

-Yürütülebilmesi için talebe gerek yoktur.

-Herkes bir biçimde idari işlevin yürütülmesinde idare ile ilişki kurar.

Adli idare nedir: tek hukuk sistemi olup, idare birey gibi aynı hukuka tabi olmaktadır, bireyleri yargılayan mahkemelerde idare de denetlenmektedir. abd, kanada, avusturalya gibi ülkelerde uygulanmaktadır. yani böyle idare mahkemesi, danıştay gibi ayrı mahkemeler yoktur, bildiğin hukuk mahkemeleri ve yargıtay idarenin davalarına da bakmaktadır.

idari rejim – idarenin ve onun faaliyetlerinin, genel hukuk (özel hukuk) kuralları dışında özel olarak düzenlenen idare hukuku içinde ele alınması; idari rejimde idare, idari yargı denilen (adli yargıdan ayrı) özel bir yargıya tabidir.

Zamanaşımının durması, kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı halinde, bu sebepler ortadan kalkıncaya kadar devam etmemesini ifade eder. Duran zamanaşımı, söz konusu sebep ortadan kalktığında kaldığı yerden işlemeye devam etmektedir.

HEDGİNG NEDİR?

Ekonominin araçlarından biri olan Hedging ; bugünden gelecekteki fiyat riskine karşı korunma anlamına gelmektedir. Hedging fiyat dalgalanmalarının yol açtığı zarar riskini azaltma yöntemi; birbirinin aynı ya da çok benzer malları eşit miktarlara ayırarak iki farklı piyasada aynı anda satma ya da satın alma işlemidir.Bir tahıl tüccarının mısır satın alması ve aynı anda aynı miktarda mısırı gelecekte, belli bir tarihte teslim etmek üzere satması gibi. Tüccar böylece riski, fiyat hareketlerini tahmin etme becerisine güvendiği bir spekülatöre aktararak kendini fiyat değişikliğinin yol açtığı zarara karşı korumuş olur. Hedging mal ile yapılabildiği gibi, döviz kur dalgalanmalarından korunma amacıyla yabancı para cinsinden de oluşturulabilir. Diğer bir Hedging tanımı da; nakit piyasada bulunulan birpozisyondan oluşan riskleri, diğer piyasalarda (futures,options vs.) pozisyon alarak korunmadır.

Özel Maiyetler Hesabı: Kiralanan gayrimenkullerin geliştirilmesi veya ekonomik değerinin sürekli olarak artırılması amacıyla yapılan giderler ile bu gayrimenkulun kullanılması için yapılıp kira süresinin sonunda mal sahibine bırakılacak olan, varlıkların tutarları kapsar. Yapılan harcamalar bu hesaba borç olarak kaydedilir.

Bu harcamalar kira süresi içerisinde, kira süresinin 5 yıldan fazla olması durumunda ise 5 yılda eşit tutarlar ile amorti edilir.

London Interbank Offered Rate = LIBOR, Londra bankalararası para piyasasında kredibilitesi yüksek bankaların birbirlerine ABD doları üzerinden borç verme işlemlerinde uyguladıkları faiz oranıdır. Londra saati ile 11:00’da sabitlenir. Piyasalar tarafından referans faizi olarak kullanılır. Ancak burada ortaya çıkan faiz oranı sadece Londra’daki bankalar tarafından kullanılmamakta, birçok finansal işlemde Libor referans faiz oranı olarak kullanılmaktadır. Faiz oranını belirleyen bankalar da sadece Ingiliz bankaları değil, 60’dan fazla ülkenin bankası sisteme dahildir.

Alınan hisseler o işletmenin sermayesinin,

%0 – %10 arasında ise kendi kayıtlarında 240 Bağlı Menkul Kıymetler Hesabının borcuna,

%10 – %50 arasında ise 242 İştirakler Hesabının borcuna,

%50 den fazla ise 245 Bağlı Ortaklıklar Hesabının borcuna kaydedilecektir.

ROSTOVUN KALKINMA AŞAMALARI

Rostow’un tezi mantıksal ve pratik olarak kalkınmanın aşamalarını tanımlamanın ve bu aşamalara göre toplumları sınıflandırmanın mümkün olduğunu belirtmektedir Bu aşamalar;

  1. Geleneksel Toplum
  2. “Kalkış” a Hazırlık Dönemindeki Toplum (Geçiş Dönemi)
  3. Kalkış (Take-off) Aşamasındaki Toplum
  4. Olgunlaşma Yolundaki Toplum
  5. Kitle Tüketim Çağındaki Toplum’dur TAM MÜKELLEFİYET

Kurumlardan, kanuni veya iş merkezleri Türkiye’de bulunanlar, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirilecektir.

DAR MÜKELLEFİYET

Kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanlar, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilecektir.

Beyanname Çeşitleri

Gelir Vergisi beyanları:

  1. Yıllık;
  2. Muhtasar;
  3. Münferit;

Beyanname ile yapılır.

  1. Yıllık beyanname, muhtelif kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde edilen kazanç ve iratların bir araya getirilip toplanmasına ve bu suretle hesaplanan gelirin vergi dairesine bildirilmesine mahsustur.

Gelirin takvim yılının belli bir dönemine taalluk etmesi, beyannamenin yıllık vasfını değiştirmez.

  1. Muhtasar beyanname, işverenler veya vergi tevkifatı yapan diğer kimseler tarafından kesilen vergilerin matrahları ile birlikte, toplu olarak vergi dairesine bildirmesine mahsustur.
  2. Münferit beyanname, dar mükellefiyete tabi olanların yıllık beyanname ile bildirmeye mecbur olmadıkları kazanç ve iratlardan, vergisi tevkif suretiyle alınmamış olanların bildirilmesine mahsustur.

XVIII. asır ortalarında Fransa’da ortaya çıkan bir İktisat Ekolü mensuplarına verilen genel ad. Fizyokratların öncülüğünü François Quesney ve Anne Robert Jacques Turgot gibi ünlü düşünürler yapmıştır. Onlara göre gelir ve servetin tek kaynağı vardır,o da tarımdır. Diğer bir deyişle, Fizyokratlara göre, üretim faaliyeti sonucunda kullandığı malzemeden daha fazla ürün yaratma gücüne sahip olan tek kaynak tarımdır.

Tarımın bu özelliğine karşın Fizyokratlar sanayi ve ticaretin verimsiz olduğunu, kullandıkları girdilerden daha fazla ürün sağlayamadığını savunmuşlardır. Fizyokrat Doktrin, kendinden önceki Merkantilizm ile tam bir çelişki içindedir. Çünkü merkantilistler milli servetin kaynağı olarak ticaretin önemini vurguluyorlardı.

Fizyokratlar ayrıca, ekonomik hayatta doğal düzenin varlığına inanmışlar ve devletin rolünün sadece ferdi mülkiyetin ve doğal düzenin korunması olduğunu belirtmişlerdir. Diğer yandan Fizyokratlara göre tarımın, servetin tek kaynağı olması dolayısıyla, ekonomide vergilendirilmesi gereken tek sektör de tarım olacaktır.

Buna “tek vergi” görüşü adı verilir. Toplumu dört sınıfa ayırmışlardır. Bu sınıflar şunlardır : Verimli sınıf, yani tarımla uğraşanlar, mülk sahipleri, verimsiz sınıf ki tüccar, esnaf ve serbest meslek sahiplerini kapsar ve ücretliler yani işçiler. Onlara göre ilk üç sınıf bağımsız olup ekonomide aktif bir rol oynar. Çünkü bunlar ekonomik faaliyetlerini sürdürecek sermayeye sahiptirler.

İşçi sınıfı ise bağımlı ve pasif olup onların sınıf tasniflerinde ikinci derecede rol oynar. Fizyokratlar Adam Smith’i ve öteki İngiliz Klasik Ekol mensuplarını büyük ölçüde etkilemişlerdir. Klasik Laissez – Faire Felsefesi ile Fizyokrat Doktrin arasında birçok noktada benzerlikler bulunabilir. Dr. Quesney’in Tableau Economique adlı eseri (1758) ekonomide servet dolaşımının ve karşılıklı bağımlılık ilkesinin ilk temellerini atarak bugünkü düşünceye öncülük yapmıştır

İŞTİRAKLERDEN TEMETTÜ GELİRLERİ HESABI NASIL ÇALIŞIR

640 İştiraklerden Temettü Gelirleri Hesabının İşleyişi: Temettüler, ortakların kar payları genel kurul tarafından onaylandığında tahakkuk ettirilerek bu hesabın alacağına kaydedilir. Dönem sonunda bu hesap 690 Dönem Kar veya Zararı Hesabına aktarılarak kapatılır.

102 Bankalar Hesabı

640 İştiraklerden Temettü Gelirleri Hesabı

640 İştiraklerden Temettü Gelirleri Hesabı

690 Dönem Karı veya Zararı Hesabı

NURKSE KISIR DENGE

Bir iktisatçının ortaya attığı teori. teorinin anlattığı bir ülkenin başlangıçta bulunduğu durumun yine gelecekteki durumunun nedeni olduğudur. burada bir noktadan başlanan analizde olgular tek yönlü olarak birbirini etkileyerek sebep-sonuç ilişkisi çerçevesinde başlangıç noktasına geri dönülmektedir. bu teoriye farklı yorumlarından birine değinmek gerekirse:

fakirlik > düşük gelir düzeyi > düşük satın alma gücü > düşük talep > düşük üretim > işsizlik > fakirlik. bu olgular arası sebep-sonuç ilişkisini bir süreç olarak düşünmek gerekmektedir


  1. Kambiyo Senetleri: Kambiyo senetleri, kıymetli evrakın tüm özelliklerini taşır ve uygulamada en yaygın olarak kullanılan kıymetli evrak çeşididir. Kanunen emre yazılı olarak düzenlenen, içerdikleri hak bakımından mutlaka bir para alacağını konu edinen, ekonomik alanda çok işlem ve etki gören önemlerine binaen Türk Ticaret Kanunu’nda özel olarak düzenlenmiştir.
  2. Kambiyo senetlerinin özellikleri şunlardır:
  • Bir alacak hakkını içerir.
  • Uluslararası bir nitelik taşır.
  • Bir borç ilişkisini kurucu niteliktedir.
  • İmzaların ve beyanların bağımsızlığı ilkesi geçerlidir.
  • Ödenmesi için senedin ibrazı gereklidir.
  • Gerekli şekil şartlarına uygun olmalıdır.
  • Emre yazılı senetlerdir.
  • Senedi imzalayanlar, kefil sıfatı ile imzalamış olsalar dahi müteselsil borçlu durumundadır.
  1. Kambiyo Senetlerinin Nitelikleri:
  • Senetlerde mahfuz (saklı) olan hak, senet ile beraber doğar, senetten önce yoktur.
  • Kanunen emre yazılı senetlerdir.
  • Şekil şartlarına tâbidirler.
  • Devir, ödeme, üzerlerine imza atanların hak ve yükümlülükleri, hak sahiplerinin haklarını kullanmak için yerine getirmeleri gereken şartlar, söz konusu senetlere bağlı alacakların takibi, zaman aşımı bakımından özel kurallara tâbidirler.
  • Kanuni veya kazai atıfet mehilleri geçerli değildir.
  1. Kambiyo Senedi Çeşitleri: Kambiyo senetleri poliçe, bono ve çek olarak kabul edilir.

POLİÇE

  1. Poliçenin Tanımı, Poliçe Nedir: Poliçe belirli bir kişi emrine, diğer bir kişiye verilen ödeme yetkisini kapsayan bir senettir. Poliçede üç taraflı ilişkiyi düzenleyen bir senettir. Senedi düzenleyen keşideci, bir kişiye borçlu iken diğerinden alacaklıdır. Keşideci alacaklı olduğu kişiye hitaben düzenlediği senedi borçlu olduğu kişiye teslim eder. Borçlu senedi kabul ettiğinde keşideci aradan çekilmiş olur. Borçlu isterse borcunu keşideciye veya diğer alacaklıya ödemekte serbesttir.

Senedi düzenleyen (keşideci), üçüncü bir kişiye (muhatap) poliçede gösterilmiş olandiğer bir şahsa (lehdar) veya onun emri havalesine, senette belirtilen vadede belirli bir meblağı ödeme emrini, kanunun aradığı şekil şartlarını yerine getirmek kaydıyla yöneltir. Poliçeyi düzenleyenin (keşideci) hem muhatapla hem de lehdarla ilişkisi vardır. Keşidecinin muhataptan alacağı, lehdara da borcu vardır. Keşideci poliçe düzenleyecek ve muhatabın da kabul etmesiyle aradan çekilmekte, muhataptan kendisine olan borcundan poliçede yazdığı tutar kadarını kendisinin borcu olan lehdara ödemesini istemektedir.

Poliçe keşideci tarafından düzenlenip, vadesinde lehdara ödeneceğine dair muhatabın onayı alınmak üzere muhataba gönderilir. Muhatap poliçeyi kabul edince “kabul edilmiştir” notunu yazarak imzalar. Poliçe muhatap tarafından lehdara gönderilir. Poliçenin vadesi geldiğinde lehdar poliçeyi muhataba ibraz ederek senet tutarını tahsil eder. Lehdar poliçeye “Tahsil ettim” notu yazarak imza eder ve poliçeyi muhataba verir.

  • Poliçenin Unsurları: Poliçenin üzerinde eksiksiz olarak bulunması gereken unsurlar aşağıdadır:
  • Metinde poliçe kelimesi – başka dilde yazılmış ise o dildeki poliçe karşılığı kelime,
  • Belli bir paranın kayıtsız şartsız ödenmesi için havale.
  • Ödeyecek olanın adı, soyadı, ticaret unvanı – muhatap.
  • Poliçeyi düzenleyenin adı, soyadı, ticaret unvanı ve imzası – keşideci.
  • Kime ve kimin emrine ödeneceği – lehdar.
  • Tanzim (düzenleme) yeri ve tarihi.
  • Ödeme yeri.

BONO

  1. Bononun Tanımı, Bono nedir; Borçlusu tarafından imzalanarak alacaklıya verilen ve belli bir paranın, belli bir süre sonra ödeneceğini bildiren ticari belgeye bono (emre muharrer senet) denir.
    • Bonoda iki taraf bulunur:
  • Borçlu (muhatap): Bono bedelini ödeyecek kişidir.
  • Alacaklı (lehtar): Bono bedelini tahsil edecek kişidir.

Bonoda cümle “ödeyiniz” şeklinde değil, “ödeyeceğim” şeklinde biter. Bu yönüyle bono bir ödeme vaadidir. Bono vadeli işlemlerde kullanılan bir senettir. Borçlu ödeme için ayıracak nakit parası olmaması dolayısıyla nakit ödeme yapmak yerine alacaklısına bono vermekle, ileride vade geldiğinde ödemek üzere borç altına girmiş olmaktadır. A’nın satacağı malı vardır, Z’nin de bu mala İhtiyacı olmakla beraber ödeyecek nakdi (parası) yoktur. A, malı Z’ye satar ve karşılığında da bono alır.

  • Bononun mecburi şekil şartları:
  • Senet metninde “Poliçe” kelimesini ve eğer senet Türkçeden başka bir dilde yazılmışsa o dilde poliçe karşılığı olarak kullanılan kelimeyi,
  • Muayyen bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız havaleyi,
  • Ödeyecek olan kimsenin (Muhatabın) ad ve soyadını,
  • Vadeyi,
  • Ödeme yerini,
  • Kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını,
  • Düzenleme tarihi ve yerini,
  • Düzenleyenin imzasını, ihtiva eder.

ÇEK

  1. Çekin Nedir; Çek bir bankaya hitaben yazılmış ve TTK da belirtilen hükümlere göre düzenlenmiş, ödeme emri niteliğinde olan kıymetli bir evraktır.

Çek de üç taraf bulunur:

  • Keşideci: Çeki düzenleyen
  • Muhatap: Çeki ödeyecek banka şubesi borçlu
  • Hamil: Keşide edilmiş çeki elinde bulunduran kişi, alacaklı

Keşide: Çekin düzenlenerek imza edilmesi ve hamile verilmesi anlamındadır.

  1. Çekin Şekli: Çek, hukuki mahiyeti itibariyle bir ödeme aracıdır. Türk Ticaret Kanunu’nun 692. maddesinde çekin şekle ait yasal unsurları aşağıdaki gibi belirtilmiştir.
    • Çek Kelimesi: Bir çekin geçerli olabilmesi için mutlaka ÇEK kelimesinin bulunması gerekir. Eğer çek Türkçe’den başka bir dilde yazılmış ise o dilde çek karşılığı olarak kullanılan kelime bulunmalıdır.
    • Kayıtsız ve Şartsız Muayyen Bir Bedelin Ödenmesi İçin Havale: Çek kredi aracı olmadığı için faiz öngörülemez. Çekin üzerine yazılan faiz şartı, konulmamış sayılır. Çek bankaya ibraz edildiği zaman eğer borçlunun hesabında yeteri kadar para varsa banka tarafından herhangi bir şart konulmazsızın ödenmesi gerekir.
    • Ödeyecek Kimsenin “Muhatabın” Adı ve Soyadı: Türkiye’de ödenecek çeklerde muhatap ancak bir banka veya özel finans kurumu olabilir.
    • Ödeme Yeri: Çek’de ödeme yerinin gösterilmesi zorunlu değildir. Gösterilmediği takdirde, muhatabın ad ve soyadı yanında (bankanın ünvanının) gösterilen yer ödeme yeridir.
    • Keşide Günü ve Yeri: Çek üzerinde yazılı tarih ile gerçek keşide günü birbirine uymuyorsa, çek üzerinde yazılı bulunan tarih dikkate alınır. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz edilen çek (İleri tarihli çek), ibraz günü ödenir.
    • Keşidecinin (Çeki Düzenleyen) İmzası: Çeki düzenleyene (Keşideci) çek amiri de denir. Çeki, bankada hesabı bulunan ve yetkili olan kişi imzalayabilir. İmza yerine, parmak izi geçerli olmadığı gibi mühür de kullanılamaz.
  2. Çekin Düzenlenmesi:
    • Çek Karnelerinin Bankalardan Alınması: Çek karnesi isteminde bulunan firma ya da kişilerin mevduat hesaplarında yeterli bakiye bulundurması, hesap sahibinin ticari ve mali durumunun yeterli ve ödeme ahlakının bulunması gerekir. Bankaların kendilerine her başvuran kişiye çek karnesi verme yükümlülüğü yoktur. Çek karneleri, bankalar tarafından basılır veya bastırılır. Bankalar, çek karnesi verdikleri müşterilerinin açık kimlik ve adresleri ile vergi kimlik numaralarını talep ederler.
    • Çek Düzenlenmesi: Çek düzenlenirken zorunlu şekil şartlarına uyulması gerekir. Yukarıda verilen şekil şartlarına uyulduğu takdirde düzenlemede herhangi bir zorluk ile karşılaşılmaz. Ancak özellikle rakam yazılırken çok dikkat edilmesi gerekir. Uygulamada çekler hamiline veya nama yazılı olarak düzenlenebilir.
  • Hamiline yazılı çeklerde isim belirtilmez. Çek kimin elinde ise o kişi çeki tahsil edebilir.
  • Nama yazılı çeklerde ise isim belirtilir ve ismi yazılı kişiden başkası çeki tahsil edemez.
  1. Çekin Ciro İşlemleri: Çekte aynı bonoda olduğu gibi ciro ile başkasına devredilebilir. Ciro yapan kişiye ciranta denir. İki tür ciro vardır:
    • Tam ciro: Çekin devredildiği kişinin ad ve soyadı ile “ödeyiniz” yazılarak imzalanır. İsmi yazan kişiden başkası tahsil edemez.
    • Beyaz ciro: İsim belirtilmeden sadece “ödeyiniz” yazılır ve imzalanır. Çek kimin elinde ise o tahsil edebilir.
  2. Çekin Tahsil işlemleri:
    • Vade: Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt (vade) yazılmamış hükmündedir, dolayısıyla geçersizdir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir. Karşılığı yok ise arkası yazılır.
    • Ödeme İçin İbraz Süreleri: Çek görüldüğünde ödenir. Aynı zamanda çek bir ödeme aracıdır. Bu sebeple, çeklerde kabul ve vade yoktur. Fakat keşide ve ödeme yerleri dikkate alınarak çekler için ibraz süreleri belirlenmiştir. Bu süreler şunlardır:
  • Çek, keşide edildiği yerde ödenecekse (çekin üzerinde yazılı muhatap banka şubesi ile keşide yeri aynı ise) on gün,
  • Keşide edildiği yerden başka bir yerde ödenecekse (çek üzerindeki muhatap banka şubesi ile keşide yeri farklı ise) bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.
  • Türkiye’de keşide edilen çek, başka bir yerde ve fakat aynı kıta üzerindeki bir ülkede ödenecekse bir ay, ( Bir Avrupa ülkesinde çekilip de Akdeniz’de sahili bulunan bir ülkede ödenecek olan veya Akdeniz’de sahili bulunanbir ülkede çekilip bir Avrupa ülkesinde ödenecek çekler, aynı kıtada keşide edilmiş ve ödenmesi şart kılınmış çek sayılır.)
  • Bir kıtada keşide edilen çek, başka bir kıtada ödenecekse üç ay içinde ibraz edilmelidir.

Söz konusu süreler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işlemeye başlar. Çek, bu süreler içinde ibraz edilmezse, keşideci çekden rücû edebilir (cayabilir). Etmemişse, muhatap sürenin geçmiş olmasına rağmen ödemede bulunabilir. Fakat, ibraz süresi geçtikden sonra muhatabın alacaklıya ödemede bulunma zorunluluğu yoktur. Bu durumda alacaklının, cirantalara ( Varsa ciro edenlere) ve keşideciye de müracaat hakkı yoktur.

Keşide yeri ile ödeme yeri ayrı kıt’alarda bulunsa dahi her iki yer ülkesinin Akdeniz’de kıyılarının olması halinde ibraz süresi üç ay değil, bir ay olarak kabul edilir. Yukarıda yazılı müddetler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten (keşide günü hariç) itibaren başlar. Sürenin son günü tatile rastladığı takdirde, süre takip eden ilk işgününe kadar uzar. Aradaki tatil günleri süre hesabına dâhildir.

VERGİ YOKLAMASI/VERGİ İNCELEMESİ

Yoklamaya yetkililer:

Yoklama:

  • Vergi dairesi müdürleri;
  • Yoklama memurları;
  • Yetkili makamlar tarafından yoklama işi ile görevlendirilenler;
  • Vergi incelenmesine yetkili olanlar;
  • (Ek: 5/5/2005-5345/34 md.) Gelir uzmanları;tarafından yapılır İNCELEMEYE YETKİLİLER:

Vergi incelemesi; Vergi Müfettişleri, Vergi Müfettiş Yardımcıları, ilin en büyük mal memuru veya vergi dairesi müdürleri tarafından yapılır.Gelir İdaresi Başkanlığının merkez ve taşra teşkilatında müdür kadrolarında görev yapanlar her hal ve takdirde vergi inceleme yetkisini haizdir.

Benzer Yazılar:

Yorumlar 1

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir