Hukuk ders notları soru cevap 4


  • Tacir olmanın hükümlerini sayınız.

Tacir Olmanın Hüküm Ve Sonuçları Nelerdir?

  • İflasa Tabi Olma: Tacirler her türlü borçları için iflasa tabidirler. Dolayısıyla bir gerçek kişi tacirin, sadece ticari nitelikteki borçarı için değil ticari işletmesini ilgilendirmeyen borçları için de iflasının istenmesi mümkündür.
  • Ticaret Siciline Kaydolma: Her tacir, ticari işletmenin açıldığı günden itibaren onbeş gün içinde ticari işletmesini ve seçtiği ticaret ünvanını, işletme merkezinin bulunduğu yet ticaret siciline tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür.

  • Odalara Kaydolma: Ticaret siciline kayıtlı tacir ve sanayici sıfatını haiz tüm gerçek ve tüzel kişilerle şubeleri ve fabrikaları, bulundukları yerin mensup olacakları odalarına veya ajanlıklarına kaydolmaya mecburdurlar.
  • Ticaret Ünvanı Seçme ve Kullanma: Tacir, kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret ünvanı seçmeye ve kullanmaya mecburdur. Tacir, ticari işletmesi ile ilgili işlemleri ticaret ünvanı ile yapar; işletmesi ile ilgili senet ve diğer evrakı bu ünvan altında imzalar. Ticaret ünvanın ticaret siciline kaydedilmesi gereklidir.
  • Ticari İş Karinesine Tabi Olma: Tacirlerin borçlarının ticari olması asıldır. Tüzel kişi tacirler için mutlak olan bu tanım, gerçek kişi tacirler için bazı istisnaları ihtiva eder.
  • Ticari Örf ve Adete Tabi Olma: Ticari örf ve adete uygun davranışlar tacirler bakımından mutlak olarak uygulanır.
  • Ticari Defterler Tutma: Tacirler ticari defter tutmak zorundadır. Bu ticari defterler Türkçe tutulmalıdır.
  • Ücret ve Faiz İsteme: Ticari işletmenin gelir sağlama amacına yönelik olması, bu işletme aracılığı ile yürütülen iş ve hizmetlerin de ücret karşılığında yapılmasının zorunlu olduğunu ortaya koyar. Ayrıca ticari işletmesi ile ilgili olarak verdiği avanslar ve yaptığı masraflar için de ödeme tarihinden başlayarak faize hak kazanacağı gösterilmiştir.
  • Ücret ve Cezanın İndirilmesini İsteyememe: Ticaretine ilişkin tüm faaliyetlerinde basiretli davranmak ve buna bağlı olarak üstleneceği yükümlülüklerin kapsam ve sonuçlarını tartarak hukuki ilişkiye girmesi gereken tacirlerin, önceden girmiş olduğu ticari veya hukuki bir ilişki nedeniyle, ücretin veya cezanın fahiş olduğu iddiasını isteyemezler.
  • Fatura Verme: Ticari işletmesi gereği bir mal satın alan, imal eden veya bir iş gören ya da menfaat sağlayan tacir, talep üzerine fatura düzenlemek ve bedel ödenmiş ise bu hususu da faturada göstermek zorundadır.
  • Fatura ve Teyit Mektubuna 8 Gün İçinde İtiraz Etme: Bir faturayı alan kimse, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır.
  • İhtar ve İhbarları Belli Şekillerde Yapma: Tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmek veya sözleşmeyi fesih ya da sözleşmeden rücu amacıyla yapılacak ihbar ve ihtarların geçerli olabilmesi için bunların noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla yapılması zorunludur.
  • Hapis Hakkını Kullanmada Kolaylıktan Faydalanma: Hapis hakkı, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde alacaklıya, zilyetliği altında bulunan borçluya ait menkul mallar ile kıymetli evrakı iade etmeyerek, bunların alacağının teminatı olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisini veren bir ayni haktır.
  • Satış ve Trampalarda Özel Hükümlere Tabi Olma: Tacirler arasında yapılan ticari satış ve trampalar, esas itibariyle BK hükümlerine tabidir. Ancak tacirler için özel bazı hükümler de uygulanacaktır.
  • Basiretli İş Adamı Gibi Davranma: Her tacir, tüm ticari faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmek sağduyu sahibi ve ileriyi düşünmek ve işlemlerini ona göre organize etmek zorundadır. Bu cümleden olmak üzere memleketin siyasi atmosferini dahi düşünmek ithal ve ihraç yasağını takip etmek velhasıl piyasa durumunu ve ekonomik çalkantıları hesaba katmak zorundadır. Yapacağı sözleşmelerin yerine getirilip getirilmeyeceğini hesaba katıp “basiretli bir iş adamı” gibi davranıp borcun yerine getirilmesini engelleyebilecek hareketleri önceden nazara alması gerekecektir.
  • Cari hesap nedir?__________________________________________________________________________

Ticaret Kanununun 87. maddesine göre, iki kimsenin para, mal, hizmet ve diğer hususlardan dolayı birbirlerindeki alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem kalem zimmet ve matlup şekline çevirerek hesabın kesilmesinden çıkacak bakiyeyi

İYİ ÇALIŞMALAR, BAŞARILAR.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

isteyebileceklerine                            dair                          bulunan                         mukaveleye                           cari                                                       hesap                          denir.

Cari hesabın olabilmesi için en az iki taraf arasında alacak ve borç doğuran para, hizmet ve mal değişimi bulunması ve tarafların karşılıklı olarak bu çeşitli işlemlerden doğan borç ve alacaklarını bağımsız bir biçimde ödeme ve tahsil talebinden sözleşmede belirtilen süreye kadar vazgeçmiş olmaları gerekir. Takası mümkün olmayan alacaklar, belirli bir sebeple sarfedilmek veya ayrıca emre amade tutulmak üzere tesl im olunan para ve mallardan doğan alacaklar ile önceden mevcut olan alacaklar cari hesaba geçirilemez. Hesap devresinin uzunluğu sözleşme                                           yoksa     teamül ile belirlenir. Bu                                                    da yoksa takvim yılı                                                          dikkate alınır.

Devre sonunda hesap kapatılır ve çıkan bakiye                tespit edilir. Bu bakiyeyi tespit eden cetvel        karşı tarafa gönderilir.                                                                         Karşı taraf aldığı tarihten

itibaren bir ay içinde noterce taahhütlü mektup veya telgrafla itiraz etmezse kabul etmiş sayılır. Ödeme ancak cari hesap sözleşmesinin sonunda istenebilir.

  • Ticari işletmenin tanımı ve unsurları nelerdir?

Ticaret Kanunu “Ticari İşletme” esasına dayanmaktadır. Bununla beraber ticari işletme kavramı kanunda tanımlanmış değildir. Sadece kanunun

  1. maddesinin 1.fıkrasında “ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.” denilmektedir. Kanunun 12. maddesinin 1.fıkrasında ticarethane sayılacak müesseseleri sıralanarak aynı maddenin 2.fıkrasında “hammadde veya diğer malların makine veyahut sair teknik vasıtalarla işlenerek yeni veya değerli mahsuller vücuda getirilmesi ” fabrikacılık olarak tanımlanmıştır. 13. maddede ise ticari şekilde işletilen diğer müesseselerden söz edilerek bunların hangi hallerde ticari işletme sayılacağına ilişkin dolaylı da olsa bir takım ölçüler verilmiştir.

Ticaret Kanunundaki bu hükümleri yanında, Ticaret Sicil Nizamnamesinin 14. maddesinin 2. fıkrası da “bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle Ticaret Kanununun 17. maddesinde tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşamayan faaliyetler ticari işletme sayılmaz” hükmünü getirmiştir.

  • Gelir sağlama hedefi: Burada önemli olan gelir sağlama amacının varlığıdır. Gerçekten gelir sağlanmamış olması, hatta zarar edilmiş olması işletmenin /’ticari işletme” sayılmasına engel oluşturmaz.
  • Devamlılık: Bir ticari işletmenin varlığı için o işletmenin devamlı bir nitelik taşıması gerekir. Burada da önemli olan süreklilik amacıdır. Faaliyetin konusu gereği kesintili olması devamlılık ögesini etkilemez. Ticari işletme konusu gereği periyodik de çalışabilir, örneğin okul kantinleri.
  • Belli bir çapı aşma: Bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilebilmesi için bu işletmenin etkinlik çapının belirli bir sınırı aşmış olması gerekmektedir. Bu sınır da esnaf işletmesine göre belirlenmektedir.

Hangi işletmelerin esnaf işletmesi olacağı Türk Ticaret Kanununun 17. ve 1463. maddeleri ile düzenlenmiştir. Kanunun 17. maddesi „iktisadi faaliyetin nakdi sermayeden çok bedeni çalışmaya dayanmasını ve kazancın ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olmasını öngörür”. Aynı kanunun 1463. maddesi de Bakanlar Kurulunu “yıllık gayri safi geliri kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan sanat ve ticaret erbabının, iktisadı faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetec ek derecede olan sanat ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkartmaya” yetkili kılmıştır. Böyle kararnamelerin çıkarılması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayri safi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz. Bakanlar Kurulunun bu hükme dayanarak çıkardığı kararnamede öngörülen sınırı aşan,her işletme, ticari işletme kabu l edilmektedir. Sonuç olarak ticari işletme; gelir sağlama ve devam amacı ile, esnaf işletmesi sınırlarını aşan ölçüdeki işletmeler olarak tanımlanabilir.

  • Bağımsızlık:Kanunda olmamakla beraber türk doktrininde bir işletmenin ticari işletme sayılabilmesi için bağımsız şekilde faaliyette bulunmasını öngörmüştür.Bu anlamda şube bağımsız şekilde faaliyette bulnumayıp merkeze tabi olduğundan ayrı bir işletme sayılmaz.Buna

karşılık bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi meslek edinen kişiler tarafından yürütülen faaliyet bağımsız nitelik arz ettiğinden acentelik faaliyetleri ile ilğili açılan müesseseler ticari işletme sayılırlar.

  • Ticaret hukukunun uygulama alanını ve ticari işleri açıklayınız.

Ticaret                       hukukunun                       uygulama                     alanıyla                       ilgili                     bazı                                      görüşler                         vardır.

  • Klasik Görüş:
  1. Subjektif Sistem:Buna göre ticaret hukukunun uygulama alanı tespit ederken bizatihi ticari faaliyetin öznesini esas almış ve ticaret hukukunu

“tacirler hukuku” olarak tebliğ etmiştir.Ticari faaliyetlerle uğraşan kişilere(tacirlere)uygulanan özel kurallar bütünü denmiştir.Yalnız tacir niteliğine            haiz                                             olanlara                                             uygulanır                                                          demektedir.

  1. Objektif Sistem:Buna göre ticaret hukukunun uygulanması bakımından “ticari muameleler” önde gelir.Bu görüş,1789 Fransız İht ilaliyle ortaya

çıkmıştır,tacir hukukuna karşı çıkmışlardır.Muameleyi yapan kimsenin kim olduğu önemli değil,muamelenin yapılmış olması önemlidir.Ticaret hukukuna                       girmesi                                          için             muamelelerin            ticari                                          olması                       yeterlidir.

Örn:Ticari                     işleri                   yapan                   nakliye                   kamyonu                    eve                  girerek                                    kaza                   yaptı.

  1. Karma Sistem:Ticaret hukukuna sadece tacir hukuku yada hukuki muamele hukuku denmesi yanlıştır.Bu yüzden karma sistem oluşmuştur.Her ikisini de kapsar.Ancak bu sistemde bir belirlilik oluşmamıştır.Yani merkezi belirsiz olmuştur.
  • Modern Görüş(Ticari         İşletme                                                                           Sistemi):

Karma sistemde bir belirlilik olmaması nedeniyle modern görüş oluşmuştur.Buna göre,ticaret hukuku ne tacirlerin,ne de ticari muamele hukukudur.Ticaret hukuku,ticari işletmenin hukukudur demiştir.Gerçektende 20. yy’da iktisadi alanda tüm ticari faaliyetler ticari işletmeler eliyle yürütülür.Bunu işleten tacir,ticari işletme münasebetiyle yapılan işlemler ise ticari muameledir.Buna göre,ticaret hukuku,ticari işletmeyi ilgilendiren muamele,fiil ve işlerin düzenlendiği hukuk anlamındadır.

TÜRKİYE’DE TİCARET HUKUKUNUN DÜZENLENİŞİ

Bizim hukukumuz,ticaret hukukunu ticari işletme kabul eder.Ticaret kanununda düzenlenen kurallar ticaret hukuku kapsamına girer. Örn:Bankalar kanunu ayrı bir kanundur,sigorta muratebesi ayrı bir kanundur.Ancak banka işlemleri Bankalar ticari işletmesinde yapılır ve bu da ticaret hukuku kapsamına girer.

Sonuç olarak;ticari işletmeyi ilgilendiren muamele,fiil ve işlemi düzenleyen diğer kanunlarda ticaret hukuku kapsamına girer.Uygulama alanları ticaret hukuku alanlarıdır.

Ticaret kanunu,ticaret hukukunun en önemli kaynaklarından birisidir,ancak yegane kaynak değildir.Türk Ticaret Kanunumuz;Başlangıç Hükümleri,5 kitap ve Son Hükümlerden oluşur.

1475 maddeli bir kanun olup,ilk 10 maddesini başlangıç hükümleri oluşturur.

Başlangıç hükümlerine 2 nevi düzenleme getirilmiştir;

İlk düzenleme kanunun tatbik safhasıyla ilgilidir; 1)Ticari hükümler, 2)Ticari örf ve adetler 3)Ticari işler 4)Ticari davalar ve deliller 5)Ticari mahkemelerin iş sahası olarak düzenlenmiştir.

İkinci düzenleme çeşitli hükümlerdir.6-10 arası maddeleri içerir;6)Mürur-u zaman 7)Teselsül karinesi 8)Ticari işlerde faiz 9)Kanuni faiz miktarı ve ticari temerrüt faizi 10)Faizin başlangıcı olarak düzenlenmiştir.

Kitaplar; 1.Kitap:Ticari işletme hukuku(11-135 maddeler)

  1. Kitap:Ticaret şirketleri(136-556 maddeler)
  2. kitap:Kıymetli Evrak Hukuku(557-815 maddeler)
  3. kitap: Deniz ticareti hukuku(816-1262 maddeler)
  4. kitap:Sigorta hukuku(1263-1459 maddeler)

Son Hükümler ise;1460 ve 1475 maddeler ile düzenlenmiştir.

  • TTK hükümlerine göre haksız rekabeti tanımlayıp, haksız rekabet hallerini ve haksız rekabet sonucu açılacak davları sayınız.

HAKSIZ REKABET

Bir tanım vermek gerekirse haksız rekabet, iktisadi rekabetin iyi niyet kurallarına aykırı olan aldatıcı davranış veya başkaca suretle her türlü kötüye kullanılmasıdır. Bu tanıma göre önce iktisadi bir rekabet mevcut olmalıdır. Ekonomik rekabetin ilk koşulu, ortada ekonomik bir etkinliğin bulunmasıdır. Haksız rekabetin ikinci unsuru iyi niyet kurallarına aykırı davranmaktır. Rakibini kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak gibi hareketler kabul edilemez. Üçüncü olarak da haksız rekabetin varlığı için rekabet hakkının kötüye kullanılmış olması aranmaktadır. İyi niyet kuralları ile belirli olan rekabet özgürlüğünün sınırlarının asılmış olması, kötüye kullanmayı gösterir.

Ticaret Kanununun haksız rekabeti düzenleyen bu genel hükmü yanında, özellikle iyi niyet kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini oluşturan bazı özel haller Kanunun 57. maddesinde tek tek sayılmıştır.

Ticaret Kanununun 57.maddesinde sayılan başlıca haksız rekabet halleri şunlardır :

  1. Kötüleme : Başkalarını veya onların emtiasını, iş ürünlerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bir haksız rekabet hali oluşturur. Örneğin, bir rakip işletme sahibinin ticari itibarını sarsacak şekilde iflasın eşiğinde olduğu veya rakip işletmenin ürünlerinde domuz yağının kullanıldığı yönünde söylentiler çıkarılması.
  2. Başkasının ahlaki veya mali iktidarı hakkında gerçeğe aykırı bilgi verme: Örneğin, bir kimse hakkında gerçeğe aykırı bir biçimde kötü bilgi vererek onun kredi almasını engelleme hali.
  3. Bir kişinin kendisi ile ilgili olarak yanlış veya yanıltıcı bilgi vermesi : Burada bir kişinin kendi iş veya ürünlerini veya üçüncü kişilerinkini aldatıcı bir şekilde överek rakiplerine karşı üstün duruma getirmesi söz konusudur. Burada özellikle, yanlış ya da yanıltıcı beyanlara dayanan aldatıcı reklamlardan söz edilmektedir. Örneğin, bir ürünün “en iyi” olduğu yönündeki reklam gerçeğe aykırı ise bir haksız rekabet hali oluşturur.
  4. Yanlış ünvanlar, mesleki adlar ve işaretler kullanma: Örneğin, bir kişinin ürünlerinde hakkı olmadığı halde TSE işaretini kullanması.
  5. Karışıklığa (iltibasa) yol açma: Burada karışıklık meydana getirerek başkasının müşteri çevresinden haksız olarak yararlanma söz konusudur. Bu da bir kişinin, başkasının emtiası, iş ürünleri, faaliyeti veya ticari işletmesi ile ilgili benzerlik yaratarak yanılmaya sebep olmakla gerçekleşir. Örneğin “lacoste” markasının ambleminin tekstil ürünlerinde kullanılarak tanınmış bu ürünlerin taklit edilmesi, ya da “Güloğlu” markası ile karışıklık yaratacak. şekilde “Güllüoğlu” markasının kullanılması.
  6. Başkasının yardımcılarını görevlerini ihlale sevk etme.
  7. Başkasının işçilerini veya diğer yardımcılarını kandırmak suretiyle, o kişinin imalat ve ticaret sırlarını ele geçirmek.
  8. Başkasının, iyi niyet kurallarına aykırı bir biçimde ele geçirilen ticaret ve imalat sırlarından faydalanma ve onları başkalarına yayma.
  9. İyi niyetli kişileri kandırabilecek şekilde gerçeğe aykırı iyihal veya iktidar belgeleri verme.
  10. İş hayatı şarlarına uymama: Rakiplerin de uymak zorunda oldukları kurallara aykırı davranma: Örneğin, İş Kanunundaki çeşitli hükümlere uymamak ya da ilgili meslek kuruluşu tarafından belirlenen indirimli satış dönemleri dışında indirimli satışlar yapmak.

Haksız rekabeti düzenleyen hükümler, hukuksal ve cezai yaptırımlarla korunmaktadır. Haksız rekabet hallerinde açılabilecek davalar şunlardır: Tespit davası : Bu davada haksız rekabetin varlığı saptanır.

Men davası : Haksız rekabette bulunan kimsenin haksız rekabetinin durdurulması davasıdır.

Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış ve yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bunların düzeltilmesi davası.

Maddi tazminat davası : Haksız rekabetten doğan parasal giderim davasıdır. Ancak haksız rekabet eyleminde bulunan kimsenin kusuru varsa bu dava açılabilir.

Manevi tazminat davası : Bu dava için de kusur aranmaktadır. Bu davayı haksız rekabete maruz kalmış gerçek veya tüzel kişiler açabilirler.

Bu davaları, haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi mesleki itibarı, ticari işletmesi veya diğer iktisadi çıkarları zarar gören veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya olan kişiler açabilecekleri gibi ayrıca, haksız rekabet dolayısıyla iktisadi çıkarları zarar gören müşteriler de açabilirler. Ancak, müşterilerin dava açabilmesi için sadece zarar görme tehlikesinin varlığı yeterli değildir. Haksız rekabet yüzünden iktisadi çıkarları zarar görmüş olmalıdır. Ticaret ve Sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin iktisadi çıkarlarını korumaya yetkili bulunan diğer mesleki ve iktisadi birlikler dahi kendilerinin veya şubelerinin üyeleri dava açmak hakkına sahip oldukları takdirde tazminat davası dışındaki diğer davaları açabilirler. Ancak bu kuruluşlar, tazminat davası açamazlar. Tazminat talep hakkı sadece zarar gören kişilere ve müşterilere tanınmıştır.

Kendisine karşı haksız rekabet davası açılabilecek kişiler şunlardır :

Haksız rekabet fiilini işleyen kişiler. Bunların rakip olmaları gerekmez. Haksız rekabet fiiline dolaylı veya doğrudan katılan her kişi aleyhine b u davalar açılabilir.

İstihdam eden. Haksız rekabet fiili, hizmet veya işlerini gördükleri sırada müstahdemler veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, bu davalar istihdam eden aleyhine de açılabilir.

Yazı sahibi veya ilan veren. Haksız rekabet fiili basın yolu ile işlenmişse tespit, men ve hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılması davası yazı sahibi veya ilan veren aleyhine açılır. Ancak, yazı veya ilan yazı sahibinin yahut ilan verenin haberi olmaksızın veyahut rızalarına aykırı olarak yayımlanmışsa; yazı sahibi veya ilan verenin kim olduğunun açıklanmasından kaçınılırsa; veya diğer nedenlerden dolayı yazı sahibi veya ilan verenin ortaya çıkarılması veya aleyhlerine bir Türk mahkemesinde dava açılması mümkün olmazsa, bu davalar yazı işleri müdürü; eğer b ir ilan söz konusu ise ilan servisi şefi, yazı işleri müdürü ve ilan şefi gösterilmemiş veya yoksa yayımcı; bu da gösterilmemiş ise matbaacı aleyhine de açılabilir.

Haksız rekabetin men’i veya maddi durumun ortadan kaldırılması (eski hale iade) davalarında fail aleyhine verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu olan ürünü doğrudan doğruya veya dolayısıyla failden elde etmiş olan kişiler hakkında da uygulanır. Ancak bunun için ürünün kişisel ihtiyaç dışında örneğin, satmak için elde bulunduruluyor olması gerekir.

Bu davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve herhalde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.

Haksız rekabet fiili dolayısıyla ceza davalarının açılması da mümkündür.

  • Cari hesaba geçirilemeyen alacaklar nelerdir?

Cari hesaba geçirilemeyen alacaklar;

-takası mümkün olmayan alacaklar

-belli bir yönde sarf edilmek üzere para ve mallardan doğan alacaklar

-emre amade tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar

Bazı alacakların cari hesaba geçirilmesi TTK uyarınca bazı şartlara bağlanmıştır. Bunlar;

-sözleşmenin yapılmasından önce doğmuş alacaklar -henüz muaccel olmayan alacaklar

Cari hesaba geçirilemeyen ve geçirilmesi vazı şartlara bağlı alacakların dışında kural olarak cari hesap sözleşmesinin yapılmasından sonra doğmuş ve muaccel hale gelmiş tüm alacaklar cari hesaba geçirilebilir.

  • Ticaret sicili ve özellikleri nelerdir?

Tanım:Sicil kelimesi sözlük anlamıyla bazı hakların ve hukuksal işlemlerin kaydedildiği resmi defterdir. Ticaret sicili ise tacir ve ticari işletmesiyle ilgili önemli tüm bilgilerin kaydedildiği ve böylece hukuki güvenliğin sağlandığı resmi müessesedir. Tacir ve ticari işletmesiyle ilgili bazı bilgilerin kaydı zorunlu iken bazılarının kaydı ihtiyaridir.

Özellikleri:

ticaret sicilleri alenidir.

devletin denetim ve sorumluluğu altındadır.

Tescilin fonksiyonları

-müspet (olusorumlu) fonksiyonu: 3. kişilerin kayıtları bildiği karinesine dayanır.

-menfi (olumsuz) fonksiyonu: 3. kişilerin kayıt ve ilan edilmemiş işlemleri bilmediği karinesine dayanır.

  • Acenteyi tanımlayıp, hak ve yükümlülüklerini yazınız.

Tanım:Acente, ticari temsilci, ticari vekil, satış memuru ya da müstahdem gibi belirli bir sıfatı olmaksızın, bir sözleşmeye da yanarak belirli bir yöre veya yerde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinmiş kimse ya da faaliyet konusu bu olan kuruluş.

Türk Ticaret Kanunu’nunda da (116 ve devamı maddelerinde), “Bir ticari işletmenin içinde ve o işletmeye bağlı olmaksızın belirli bir sözleşmeye dayalı olarak, bağımsız olarak çalışan, ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık ederek sözleşmeleri ticari işletme nam ve hesabına yapan gerçek veya tüzel kişilerdir.” olarak tanımlanmaktadır. Acente ile ticari işletme arasında devamlı bir ilişki sözkonusudur.

Acentenin borçları:

  • Müvekkilin İşlerini Görme ve Menfaatlerini Koruma Borcu
  • Sadakat Borcu
  • Bilgi Verme
  • Talimatlara Uyma Borcu
  • Rekabet Yapmama Borcu
  • Sır Saklama ve Bunlardan Yararlanmama Borcu
  • Önleyici Tedbirler Alma Borcu
  • Müvekkile Ait Tahsi Edilen Paranın Zamanında Ödenmesi ve Diğer Belgeleri Müvekkile İade Borcu

Acentenin hakları:

  • Ücret İsteme Hakkı
  • Olağanüstü Masrafları İsteme Hakkı
  • Hapis Hakkı
  • Ticaret ünvanına eklenen zorunlu ve ihtiyarı ekler ile izne tabi olan ekleri açıklayınız.

Gerçek kişilerde Ticaret Ünvanı:Gerçek kişi tacirin ünvanı, kendi isim ve soyadından ibaret bir çekirdek ile eklerinden oluşur.

Çekirdek tacirin adı ve soyadıdır.

Ekler ise ikiye ayrılır.

  • Zorunlu Ekler:Sadece isim ve soyad ile ünvan seçmek mümkündür. Ancak aynı sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan aynı soyadı ve addan ibaret bir ünvan varsa ikinci tescili talep edenin ünvanını 1.sinden ayırt etmek için başka ibarelerin ünvanda bulunması zorunludur. Bunlara zorunlu ekler denir. Yılmaz Durak ve oğulları v.b.
  • İhtiyari Ekler:Çekirdek ünvana tacir zorunlu olmasa dahi istediği eki koyabilir.

Eklerin sınırları:

*Tacirin kimliği veya işletmenin önem ve gensoruişliği yahut mali durumu hakkında 3.kişilerde yanılgıya neden olacak nitelikte bulunmamalı ve gerçeğe veya kamu düzenine aykırı olmamalıdır.

*Türk,Türkiye,Cumhuriyet, Milli kelimeleri ancak Bakanlar Kurulu kararı ile konabilir. Ayrıca banka kelimesi konması da Özel izne tabidir.

Tüzel Kişi Tacirlerde Ticaret Ünvanı:

  • Ticaret Ortaklıklarının Ticaret Ünvanı:

Kollektif Ortaklıklarda Ticaret Ünvanı:Ortaklardan en az birinin adı ve soyadı ile ortaklığı ve nevinin gösterir (yani kollektif kelimesini) ibareden oluşur.

Komandit Ortaklılarda Ticaret Ünvanı:Komandit şirket iki ortaktan ibarettir.Bunlar Komandite Ortak (Sınırsız sorumlu) diğeri ise Komanditer (sınırlı sorumlu) ortaktır. Ticaret Ünvanına Komandite ortağın adı soyadı ve Komandit şirket kelimesi yazılır.

Komanditer ortağın adının soyadının yazılması yasak olup, yazılırsa şayet Komandite gibi sorumlu olur.

Anonim Ortaklıklarda Ticaret Ünvanı:Ünvanın çekirdeğini Ortaklığın konusunu gösterir kelime ile Anonim şirket (Ortaklığın türünü gösterir ibare) ibaresi oluşturur. Ünvana ek olarak gerçek kişinin adı soyadı yazılacak olursa ünvanı ve nevini gösterir ibare kısaltılarak yazılamaz.

Limited Ortaklılarda Ticaret Ünvanı:Aynen anonim ortaklıklarda olduğu gibidir. Sadece şirket tarafından tanzim edilecek mektu p ve vesikalarda şirketin ünvanı ile birlikte esas sermaye miktarlarının da gösterilmesi gerekir.

  • Ticari İşletme İşleten Dernek ve Diğer Tüzel kişilerin Ticaret Ünvanları: Bunlar adlarının aynıdır. Zorunlu ek kullanılması olmadığı gibi ihtiyari ekte kullanamazlar.
  • Donatma İştirakının Ticaret Ünvanı:Donatanlardan hiç olmazsa birisinin ad ve soyadını veya Deniz Ticaretinde kullanılan geminin adını içerir.Ayrıca Ünvana Donatma İştirakı ibaresi de konur.
  • Şube Ünvanları:Merkez işletme ünvanının yanında “şube” kelimesinin eklenmesi ile olur.

  • Mürekkep faiz nedir? Hangi hallerde uygulanabilir?

Bileşik Faiz:Faizin muayyen devreler sonunda anaparaya ilave edilerek mütakip devrede anapara ve faizden oluşan yeni meblağa faiz yürütülmesine mürekkep(bileşik)faiz denir.Kısaca faize faiz yürütülmesidir.TTK bazı istisnalar dışında mürekkep faize izin vermemiştir.BK da ise yasaktır.TTK’daki bazı istisnalar(8/2);

-Cari hesaplarda;3 aydan aşağı olmamak üzere faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı yalnız cari hesaplarda -Borçlu bakımından ticari mahiyeti haiz olan karz akitlerinde muteberdir.

Yani bu iki durumda 3 aydan aşağı olmamak üzere uygulanabilir

  • Ticari hüküm kavramını anlatınız.

TTK 1. md’de hangi hükümlerin ticari hükümler olduğu belirlendikten sonra,2. fıkrada hakkında ticari hüküm bulunmayan ticari işlerde de mahkemenin,ticari örf ve adete,bu dahi yoksa umumi hükümlere göre karar verileceği belirtilmiştir.

TTK 1/1:”Bu kanundaki işlemlerle bir ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen herhangi bir müesseseyi ilgilendiren muamele,fiil ve işlere dahil diğer kanunlarda yazılı hususi hükümler ticari hükümlerdir.

Bu hüküm nazara alındığında 2 tür ticari hokum görüyoruz;

  1. TTK’da yer alan hükümler ticari hükümlerdir.Buna mutlak ticari hükümler denir.Bu hükümler sadece ticaret kanununda düzenlendiği için ticari sayılırlar.
  2. Ticari işletmeyi ilgilendiren diğer kanunlarda yazılı olan özel hükümlerdir.Buna nisbi ticari hükümler adı verilir.Bu hükü mlerin ticari hokum olarak adlandırılabilmesi için ticari işletmeyi ilgilendirmesi gerekir.

Örn:TTK’da düzenlenmemiş ancak özel kanunda düzenlenmiş Sigorta Murakebe Kanunu ayrı bir hüküm ama doğrudan doğruya ticari işletmeyi ilgilendirdiğinden ticari hüküm sayılır.

TİCARİ İŞE UYGULANACAK HÜKÜMLERİN UYGULAMA SIRASI:

1.derecede ticari hükümler vardır.(mutlak-nisbi) 2. derecede ticari örf-adetler vardır.3. dereceyi ise genel hükümler teşkil eder.Medeni hükümler,medeni örf ve adet ve hakim tarafından yaratılacak hukuk kaideleri vs.

  • Emredici Hükümlere Öncelikle buna bakılır.Emredici hükümler kanunlarda yer alır.TTK,MK,BK vs.
  • Sözleşme Hükümleri Emredici kurallara aykırı olmayan sözleşme hükümleri uygulanır.Emredici hükümlerde bir hüküm yoksa sözleşme hükümlerine bakılır.
  • Tamamlayıcı Hükümler(Düzenleyici Hükümler) (Yedek hukuk kuralları) Taraflar kendilerine tanınmış irat serbestisinden yararlanmazlarsa yahut sözleşme yaparken bazı ihtimalleri düşünmezlerse bu tür hukuki ilişkilerde boşluğu doldurmaya yarayan kurallardır.

Örn:Faiz serbestçe kararlaştırılabilir.Kararlaştırılmamışsa kanuni faiz uygulanır.Bu kural emredicidir,kişi iradesini belirtmemiş,kanun onu tamamlıyor.

  • Yorumlayıcı Hükümler Tarafların bir hukuk işleminde kullandıkları ve ne anlama geldiğini açıklamadıkları hususların veya bir kimsenin davranışını ,beyanını yorumlamaya yarayan yedek hukuk kurallarıdır.

Örn:Borcun aybaşında ödeneceği belirtilmiş ancak hangi gün olduğu belirsiz.Bu durumda kanunkoyucu şunu yorusorumluyor;ayın 1’i,15’i,son günü gibi.

  • Ticari Örf ve Adet Kanunda uygulanabilecek hüküm yoksa;eğer bölgede örf ve adet varsa önce o uygulanır.Ticaret ve sanayi adaları bölgelerindeki örf ve adeti tespitle görevlidir.

Örn:Faturaya damga basılmış ama “ödendi” ibaresi basılmamış.O faturada damga ve imza varsa ödendi sayılır.Bu bir örf,adettir.

  • Genel Hükümler Yukarıda sayılan hallerin hiçbirinde bir hüküm yoksa genel hükümler uygulanır.Genel hükümler MK ve BK’da düzenlenen hükümlerdir.
  • Medeni Örf ve Adet Medeni hükümlerde de konuyla ilgili bir kural yoksa medeni örf ve adete bakılır.
  • Hakim hukuku Eğer bu durumların hiçbirinde uygulanabilir bir hüküm yoksa hakim,kendisi kanun koyucu olsaydı nasıl bir düze nleme yapacak idiyse o şekilde olayı çözümler.
  • Gerçek ve tüzel kişi tacirleri ile esnaf işletmesini tanımlayınız.

GERÇEK KİŞİ TACİR : Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesine göre bir ticari işletmeyi kısmen bile olsa kendi adına işleten kimse tacir sayılmaktadır.

Bu tanım gereğince gerçek kişilerin tacir niteliğini kaznabilmesi için bir ticari işletmenin var olması, bu ticari işletmenin işletilmesi, ticari işletmenin kısmende olsa kendisi adına işletmesidir.

TÜZEL KİŞİ TACİRLERİ : Ticaret şirketleri ile amacına varmak için ticari bir işletme işleten dernekler, kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümleri dairesinde idare edilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere devlet, vilayet, belediye gibi kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler tacir sayılır. ( TK.18 )

TACİR ESNAF AYIRIMI : 507 sayılı Esnaf ve Küçük Sanatkarlar Kanunu’nun 2. ve Değişik 6. Maddeleriyle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun

  • ve 17. maddelerinin uygulanması bakımından, Esnaf ve Küçük Sanatkarlar ile Tacir ve Sanayicinin ayırımına ilişkin esaslar, Esnaf ve Küçük Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi belirleme Koordinasyon Kurulu’nun 14.1.1985 tarihli ve 5 sayılı kararına istinaden Bakanlar kurulunca Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

Bu karara göre Koordinasyon Kurulunca tespit ve yayımlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olan ve gelir vergisinden muaf olanlarla, kazançları götürü usulde vergilendirilenler, işletme hesabına göre defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayelerinden ziyade bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu’nun 17 7. maddesinin 1. Fıkrasının 1 ve 3 numaralı bendlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, 2 numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanlar Esnaf ve Küçük Sanatkar.

Vergi Usul Kanunu’na istinaden 1. sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve 1. maddede belirtilenlerin dışında kalanlar Tacir ve Sanayici sayılmaktadır.

Diğer bir anlatımla, gerçek usulde vergilendirilenlerden Vergi Usul Kanunu gereğince 1. sınıf tacir sayılan, bilanço esasına göre defter tutanlarla işletme esasına göre defter tutanlardan Vergi Usul Kanunu’nun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 numaralı bendlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, 2 numaralı bendindeki yazılı limitin tamamını aşanlar TACİR sayılmaktadır.

  • Temerrüt faizi kavramını tanımlayarak, nasıl uygulandığını anlatınız.

Temerrüt, borcun yerine getirilmesinde gecikme halidir. Ticari işlerde uygulanacak temerrüt faizine ilişkin esaslar “3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’da düzenlenmiştir. Buna göre taraflar aksini kararlaştırmamışsa uygulanması gereken faiz oranı, Türkiye Cumhuriyeti           Merkez     Bankası’nın                  kısa          vadeli        avanslar                                        için                uyguladığı              faiz             oranıdır.

Bu noktada dikkat etmeniz gereken bir husus vardır. Avans faizi oranı üzerinden temerrüt faizine hükmedilebilmesi için, TCMB’nin kısa vadeli

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

avanslar için uyguladığı faiz oranının “Bakanlar kurulu tarafından faiz oranlarında bir değişiklik yapılmadığı sürece” %12’den fazla olmasıdır. Ticari işlerde temerrüt faizi oranı 01.01.2006 tarihinden itibaren %25 olarak uygulanmaktadır

  • Ticari mümessil kavramını tanımlayınız.

Ticari mümessil, bir ticari işletmenin işlerini idare etmek üzere atanan kişidir. Ticari mümessilin taciri temsil yetkisinin kapsamı çok gensoruiştir. Ticari işletmenin gayesine dahil her türlü hukuki tasarrufu işletme sahibi olan tacir adına yapabilir. Diğer bir ifade ile ticari mümessil, işletmenin amacına ulaşabilmesi için faaliyet konusuna giren her türlü işlemi yapabilir. Örneğin, işletmeye işçi alabilir, onların sözleşmelerini feshedebilir, malların alım satımı konusunda sözleşmeler yapabilir, tacir adına kambiyo taahhüdünde bulunabilir yani emre muharrer senet, çek ve poliçe düzenleyebilir, işletmeye dahil taşınmazları kiraya verebilir. Ancak, ticari mümessil işletmenin ortadan kalkmasına, tasfiye olunmasına yol açabilecek işlemleri yapamaz, özel yetki verilmedikçe işletmeyi devredemez, işletme üzerinde rehin hakkı kuramaz, müvekkili olan tacirin iflasını isteyemez. Aynı şekilde müvekkili olan tacirin hukuki yapısını değiştirecek işlemlerde bulunamaz. Örneğin, işletmeye ortak alamaz, tüzel kişinin türünü değiştiremez. Fakat eğer işletmenin faaliyet konusu taşınmaz alım satımı ise, ticari mümessil taşınmazlar üzerinde işlem yapabilir. Bu konuda özel olarak yetkilendirilmesine gere yoktur.

İşletme sahibinin iradesi ile ticari mümessilin temsil yetkisi sadece iki halde sınırlandırılabilir. Bunlardan bir tanesi, ticari mümessilin temsil yetkisinin sadece görevlendirildiği şube ile sınırlandırılmasıdır. Bu durumda tacir mümessilin diğer şubeler için yaptığı işlemlerden sorumlu olmaz. İkincisi ise, birlikte temsil şartıdır. Tacir birden fazla mümessil atayarak, kendisi adına işlem yaparken birlikte imza atmaları şartını getirebilir. Tüm bu sınırlandırmaların geçerli olması için, bunların ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir. Bu sınırlandırmalar dışında yapılan bir sınırlandırma iyi niyetli üçüncü kişiler açısından geçerli değildir.

*Esnaf işletmesi içinde ticari mümessil atanabilir ancak bu durumun ticaret siciline kaydı zorunludur.

*Kamuya yararlı dernekler ve kamu tüzel kişileri ticari işletme işletseler dahi tacir sayılmazlar.Ancak gerek kamuya kamuya yararlı dernekler gerek kamu tüzel kişilikleri işlettikleri tüzel kişiliği sahip olmayan işletmeler için ticari mümessil atayabilirler.

*Velayet altındaki küçüklere ait işletmeler için velileri ticari mümessil atayabilirler.

TİCARET HUKUKU KIYMETLİ EVRAK

  • Kıymetli evrakı tanımlayıp, adi senetler, menkul kıymetler, ibraz senetleri, teşhis senetleri ile arasındaki farkları belirtiniz.

KIYMETLİ EVRAK

Kıymetli evrak, Türk Ticaret Kanunu’nun 557. maddesinde şu şekilde tanımlanmıştır:

“Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunlarda mündemiç olan hak senetten ayrı olarak dermeyan edilemediği gibi başkalarına da devredilemez”. Günümüz Türkçesiyle ifade etmek gerekirse, “kıymetli evrak, bir hakkı temsil eden ve bu hakkın ileri sürülmesi ve devrinin senedin ibrazına bağlandığı senetlerdir”.

NİTELİKLERİ

-Kıymetli evrak kolayca devredilebilen senetlerdir.

-Kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi uygulanır.

-Kıymetli evrak özel şekil şartlarına tabidir.

-Kıymetli evrakın tipleri belirlidir.

Benzer Kavramlarla Karşılaştırılması

Kıymetli evraka benzerlik gösteren adî senet, menkul kıymet, ibraz senedi ve teşhis senedi gibi çeşitli kavramlar vardır.

Kıymetli evrak kavramını tam olarak anlayabilmek için bu senetlerle karşılaştırılması ve aralarındaki farkların belirlenmesi gerekir.

Kıymetli Evrak-Adi Senet

Adî senetler, bir hakkın varlığını ispat amacıyla borçlu tarafından düzenlenen senetlerdir.

Bu senetler, sadece ispat aracı işlevi görürler.

Alacaklının hakkını talep etmesi, senedin ibrazı koşuluna bağlı değildir.

Ancak, borçlunun borcun varlığını inkâr etmesi durumunda alacaklı elindeki senedi delil olarak mahkemeye sunar ve alacağını ispat eder.

Adi Senetlerden Farkları

Kıymetli evrak ile adî senetler arasındaki farkları dörde ayırmak mümkündür:

Kıymetli evrakta ödemenin yapılması için, senedin ibrazı şarttır.

Kıymetli evrak başkalarına devredilebilir. Adî senetler ise üçüncü kişilere devredilemez.

Kıymetli evrak borçlunun ikametgâhında ödenir. Adî senetlerde ise alacaklının ikametgâhında ödeme yapılır.

Kıymetli evrakın zıyaı halinde hak iddia edebilmek için senedin iptali gerekir.

Kıymetli Evrak-Menkul Kıymet

Kıymetli evraka çok benzeyen bir kavram da menkul kıymettir.

Menkul kıymetler, “ortaklık veya alacaklılık hakkı sağlayan, belirli bir bedeli temsil eden, yatırım aracı olarak kullanılan, dönemsel gelir getiren, misli nitelikte ve seri halinde çıkarılan, ibareleri aynı olan ve şartları SPK’ca belirlenen hisse senetleri, tahviller ve bonolar gibi kıymetli evraktır”. Para ve sermaye piyasalarında yatırım aracı olarak kullanılan yatırım fonu katılma belgeleri, katılma intifa senetleri, banka bonoları, banka garantili bonolar, varlığa dayalı menkul kıymetler, kâra iştirakli tahvil, kâr ve zarar ortaklığı senetleri, hisse senetleri ile değiştirilebilir tahviller, oydan yoksun hisse senetleri ile gayrimenkul sertifikaları başlıca menkul kıymet türlerini oluştururlar.

Buna karşılık, nakit, poliçe, bono ve çek ise menkul kıymet niteliği taşımaz.

Menkul kıymetlerden farkları

menkul kıymetler, kıymetli evrak niteliği taşıyan senetlerden sadece bir grubu oluşturur. Örneğin, hisse senetleri hem kıymet li evrak hem de menkul kıymet özelliğine sahip iken, çek sadece kıymetli evrak niteliği taşır.

Her menkul kıymet bir kıymetli evrak olduğu halde, her kıymetli evrak bir menkul kıymet değildir.

Bir kıymetli evrakın menkul kıymet niteliği taşıyabilmesi için aşağıdaki unsurları taşıması gerekir:

Ortaklık veya alacaklılık hakkı sağlamak Belirli bir bedeli temsil etmek Dönemsel gelir getirmeyi amaçlamak Misli nitelikte olmak

Yatırım aracı olarak kullanılmak üzere çıkarılmak Kıymetli Evrak-İbraz Senetleri

İbraz senetleri, adî borç senetleri gibi bir borç taahhüdü içerir, ancak buna ilave olarak borçlunun senedi ibraz edene ödemede bulunabileceği kaydını taşırlar.

Örneğin, bir bankanın müşterisinden açık depo şeklinde saklamak üzere aldığı hisse senetleri karşılığında verdiğ i makbuzlar ile banka hesap cüzdanları, ibraz senedi niteliği taşırlar.

Bu senetlerde, borçlu talep ettiği takdirde alacaklı senedi ibraz etmekle yükümlüdür.

Borçlu senet ibraz edilmediği sürece ödemekten kaçınabilir, ancak borçlu senet ibraz edilmeden de ödeme yapma yetkisine sahiptir.

Aralarındaki farklar

İbraz senetleri, kıymetli evraka benzemekle birlikte bu senetlerden farklıdırlar.

İbraz senetleri, başkalarına devredilemezler.

Kıymetli evrakta borçlunun senet ibraz edilmediği takdirde ödeme yapma yetkisi bulunmadığı halde, ibraz senetlerinde borçlu senet olmadan da ödeme yapabilir.

Kıymetli Evrak-Teşhis Senetleri

Teşhis senetleri, borçlunun senedi ibraz eden kişiye ödeme yapmak suretiyle sorumluluktan kurtulabileceği senetlerdir.

Aslında, borçlu, sadece gerçek hak sahibine ödeme yaptığı takdirde borcundan kurtulur. Bu yüzden, borçlu, ödemede bulunurken alacaklının kimliğini ve gerçek hak sahibi olup olmadığını araştırmakla yükümlüdür.

Teşhis senetleri, borçluyu bu denetim yükümlülüğünden kurtarmakta ve borçlu senedi ibraz eden kişiye iyi niyetli olarak ödeme yaptığı sürece, bu kişi gerçek hak sahibi olmasa bile, sorumluluktan kurtulmaktadır.

Böylece, borçlu, ödeme talebinde bulunan kişinin gerçek hak sahibi olup olmadığını araştırmadan kolaylıkla işlem yapar.

Otomatik para çekme makinelerinde kullanılmak üzere verilen “banka kartları”, emanetçiye teslim edilen eşya karşılığında verilen “emanet makbuzları” ile “vestiyer fişleri” teşhis senedine örnek oluştururlar.

Aralarındaki farklar

Teşhis senetleri, bazı yönleriyle kıymetli evrak ve ibraz senetlerinden ayrılır.

İbraz senetlerinde borçlu senedi ibraz eden herkese değil, senedi ibraz eden gerçek alacaklıya ödeme yapmak zorundadır; teşhi s senetlerinde ise, senedi ibraz eden gerçek alacaklı olmasa bile borçlu iyi niyetli şekilde yapacağı ödeme ile sorumluluktan kurtulur.

Teşhis senetleri, devir olanağının olmaması ve alacaklının gerçek hak sahibi olduğunu senet olmadan da ispat edebilmesinden dolayı kıymetli evraktan ayrılırlar.

  • Kıymetli evrakın tanzimine sebep olan hukuki ilişkiye göre tasnifini kısaca açıklayınız.

Kıymetli Evrakın İhdasına Sebep Olan Hukuki İşlem İle İlişkisi Bakımından:

  • İlletten mücerret kıymetli evrak: Kıymetli evrakın doğumuna neden olan asıl hukuki ilişki, kıymetli evrakı etkilemez. Poliçe, bono ve çek illetten mücerret senetlerdir. Bu tür senetlerde asıl borç ilişkisi geçersiz ise, bunu ispat etme yükü borçludadır. Fakat asıl borç ilişkisinin geçersizliği senedi iyiniyetle kazanan kişilere karşı ileri sürülemez.
  • İllete bağlı kıymetli evrak: Asıl borç ilişkisi ile kıymetli evrak arasında yakın bir ilişki bulunur. Asıl borç ilişkisindeki sakatlık kıymetli evrakı da etkiler. Bu gibi senetlere ör. Konişmento, hisse senetleri.
  • Emre yazılı senetlerde ileri sürülebilecek defiler hakkında bilgi veriniz.

KIYMETLİ EVRAKTA DEF’İLER: Kıymetli evrak hukukunda def’i ve itirazlar bir arada ve “def’iler” başlığı altında düzenlenmiş bulunmaktadır.

  • Senet metninde anlaşılan def’iler: Senet metnine bakmakla anlaşılan ör. senette herhangi bir şekil şartının yerine getirilmemesinden dolayı senedin geçerli olmaması, vadenin henüz gelmediği, zamanaşımı gibi def’iler bu niteliktedir.

Senet metninden anlaşılan def’iler, senet nedeni ile kendisine başvurulan herkes tarafından başvuran herkese karşı ileri sürülebilir.

Devir şekilleri (nama, emre, hamile) ne olursa olsun, bu tür def’iler her çeşit kıymetli evrakta ileri sürülebileceği için mutlak def’i niteliği taşırlar.

  • Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def’iler: Örneğin, senede çeşitli sıfatlarla imza koyarak (keşideci, lehdar, ciranta, avalist) sorumluluk altına girmiş görünen imzalardan birisi veya birkaçı sahte ise veya imzayı atan kişi ehliyetsiz ise, senet bu kişiler hakkında hükümsüzdür. Fakat imzaların bağımsızlığı ilkesi uyarınca, senetteki diğer imzalar sorumlu kalmakta devam ederler.

Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin def’iler, hükümsüzlük nedeni şahsında doğan kişi tarafından senet ilişkisi nedeni ile kendisine başvuran herkese karşı ileri sürülebilir. Bu def’iler de devir şekilleri ne olursa olsun, tüm kıymetli evrak tiplerinde ileri sürülebildikleri için mutlak def’iler kategorisine girerler.

  1. Kişisel (şahsi) def’iler: Bu def’iler senet borçlusu ile lehdarı arasında senet dışı ilişkilerinden doğan def’ilerdir. Ör. ayıp def’i.

Nama yazılı senetlerde, senet borçlusunun senet lehdarına karşı sahip olduğu kişisel def’iler, senedi lehdardan devralan diğer kişilere karşı da ileri sürülebilir. Çünkü nama yazılı senetlerde alacağın temliki hükümleri uygulanır.

Hamile yazılı senetlerde ise, kişisel defiler ancak senet bedelini talep eden hamil ile borçlu arasındaki senet dışı ilişkiler için söz konusu olabilir. Senet lehdarı ile borçlu arasındaki kişisel defiler söz konusu olamaz, zira bu tür senetlerde lehdar yoktur.

Emre yazılı senetlerde ise senet borçlusu ile lehdar arasında senet ilişkisi dışındaki nedenlerden doğan kişisel defiler ancak taraflar arasında ileri sürülebilir. Senet ciro ve teslim yolu ile üçüncü kişilere devredilmişse, lehdara karşı ileri sürülebilecek kişisel def’iler, kural olarak sonraki hamillere karşı ileri sürülemez. Fakat hamil senedi ciro ve teslim yolu ile devralırken bilerek borçlunun zararına hareket etmişse, senet borçlusu bu takdirde senet lehdarına karşı sahip olduğu tüm defileri, senedi devralan kişiye de ileri sürebilir.

  • Kıymetli evrakın ziyaı ve iptali ne demektir? Kısaca açıklayınız.

KIYMETLİ EVRAKIN ZİYAI VE İPTALİ: Kıymetli evrakta hak ve senet birbirine sıkı şekilde bağlanmış olduğu için ve bu gibi senet lerin emniyetle tedavül etmeleri gayesiyle kıymetli evrakın iptaline ilişkin olarak özel hükümler getirilmiştir. Senedin ziyaı; senedin, hamilin elinden rızası dışında çıkmış olduğunu ve kimin elinde olduğunun bilinmediğini ifade eder.

  1. Emre yazılı senetlerin iptali: Cirosu kabil senetlere, poliçenin iptali hakkındaki hükümler uygulanır. Bütün emre yazılı senetlerin iptali mümkündür. Rızası olmaksızın emre yazılı senedi elinden çıkan kimse, borçlunun ödemeden men edilmesini ödeme yeri mahkemesinden isteyebilir. Senedin kimin elinde bulunduğu bilindiği takdirde, mahkeme, ödemeyi men kararında, istirdat davası açabilmesi için, ilgiliye uygun bir süre verir. Bu davada davacının, senedin rızası dışında elinden çıktığını ve senedi elinde bulunduran kişinin kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu ispatlaması gerekir. Süresi içinde dava açılmazsa mahkeme, tedbiri kaldırır.

Çekte özel ihbar yoluyla ödemenin men’i mümkündür.

Senedin kimin elinde olduğu bilinmiyorsa veya senet maddeten ortadan kalkmışsa iptal davası açılması gerekir. İptali talep eden kişinin, senedin ziyaı anında, senedin ve senetteki hakkın sahibi olması gerekir (malik, intifa       hakkı, rehin hakkı sahibi).                                                                                                                                              Hakim              talepte                                                                                                                                                        bulunanın

iddiasını kuvvetle muhtemel görürse, senedi eline geçireni, onu, belirli bir süre içinde                        mahkemeye getirmeye ilan yoluyla davet                                                                                                                              eder. İlan

Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yapılır. İlan verilecek süre, en az üç ay ve en çok bir yıldır. Bu hüküm emredicidir.   Vadesi                                                                                                                                                               gelmiş senetlerde,

zamanaşımı üç ayın dolmasından önce gerçekleşecekse, mahkeme, üç aylık süre ile bağlı                  olmaz.

Senet getirilip mahkemeye tevdi edilirse, davacıya süre verilerek istirdat davası açması istenir. Dava süresinde açılmazsa, tedbir niteliğinde verilen ödeme yasağı kaldırılır. İlan süresi içinde senet mahkemeye getirilmemişse, senedin iptaline karar verilir. Mahkeme, iptale karar vermeden önce, borçluya senet bedelini tevdi etmesini veya yeterli teminat karşılığında bunu ödemesini de emredebilir.

  1. Hamile yazılı senetlerin iptali: Bu senetlerin iptali ayrıntılı şekilde düzenlenmiş ve bu hükümlerin kıyas yoluyla nama yazılı senetler hakkında da uygulanması benimsenmiştir.

Tahviller, intifa senetleri, kupon varakaları, talonlar (esas kuponun yenilenmesine yarayan varaka) gibi hamile yazılı senetl erin iptalinde yetkili mahkeme, borçlunun ikametgahı mahkemesidir. Hisse senetlerinin iptalinde ise, şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Hamile yazılı bir senet olan milli piyango biletinin iptali mümkün değildir.

Mahkeme, talepte bulunanın senedin zilyedi bulunduğu ve bunu zayi ettiği hakkındaki iddiasını kuvvetle muhtemel görürse, talep üzerine öncelikle, ödeme yasağına karar verir. Emre yazılı senetlerdekinden farklı olarak, bu talep ancak iptal davası açılmışsa dinlenir. Senet borçlusu buna rağmen senedi ibraz edene borcu öderse, asıl hak sahibine ikinci defa ödeme yapmak zorunda kalır. Mahkeme ayrıca ilan yoluyla, belli olmayan hamili, senedi mahkemeye belli süre içinde ibraz etmeye davet eder ve bu süre içinde senet ibraz olunmadığı takdirde iptal kararı vereceğini duyurur. İbraz süresi en az altı aydır ve bu süre ilk ilan gününden itibaren işlemeye başlar. İlan Ticaret Sicili Gazetesi ile üç kez yapılır. Mahkeme gerek görürse başka şekillerde de ilanın yapılmasına karar verir.

Zayi edilmiş senet belli süre içinde mahkemeye ibraz edilmişse mahkeme, dilekçe sahibine senedin iadesi hususunda istirdat davası açması için süre verir. Bu dava senedin iyi niyetli hamiline karşı açılamaz. Dilekçe sahibi verilen süre içinde bu davayı açmazsa, mahke me senedi geri verir ve ödeme yasağını kaldırır.

Zayi edilmiş olan senet süresi içinde ibraz edilmemişse, mahkeme, senedin iptaline ve gerek görürse başka tedbirlerin alınmasına karar verir. İptal kararı Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan olunur. İptal kararı üzerine, borç muaccel ise, iptal kararı senet yerine geçer ve borçlu borcunu öder. Borcun vadesi henüz gelmemiş ise, iptal talebinde bulunan gideri kendisine ait olmak üzere, yeni bir senet düzenlenmesini ister.

  1. Nama yazılı senetlerin iptali: Nama yazılı senetlerin iptali de hamile yazılı senetlerin iptali usulüne tabi olmasına rağmen, bu senetlerin özellikleri dikkate alınarak birtakım özel hükümler getirilmiştir. Bu senetlerde ilanların sayısı azaltılabilir veya mehiller kısaltılabilir. Ayrıca borçlu, alacaklı kendisine senedin iptal ve borcun itfa olunduğunu gösteren resmen düzenlenmiş veya usulen onaylanmış bir vesika verdiği takdirde, senet ibraz edilmeksizin ve iptaline karar verilmeksizin dahi geçerli olmak üzere ödeme hakkını saklı tutabilir.

Nama yazılı poliçe, bono ve çekte, emre yazılı poliçenin iptaline ilişkin hükümler uygulanır.

  1. İptal kararının sonuçları: Bu karar hak sahipliğinin teşhisine imkan verir. Bu olusorumlu fonksiyondur. Diğer sonucu ise artık senedin teşhis işlevi ortadan kalkar. Bu da olumsuz fonksiyondur. Artık borçlu senette hak sahibi gözüken kişiye karşı ödemede bulunmadığı takdirde sorumlu olmaz.

Senet süresi içinde gelmezse mahkeme iptal kararı verir. Bu karar sonucunda ya hak senetsiz olarak talep edilir veya alacaklı yeni bir senet düzenlenmesini talep edebilir.

Mahkemece verilen iptal kararı maddi hukuku etkilemez. Maddi hukukta hak aynen devam eder. İptal kararı, hakkın varlığına, içeriğine ve hak üzerindeki tasarruf yetkisine etki etmez. Karar, yalnızca kararı alan kimsenin bu senedi ibraz etmeden hak sahibi olarak kabul edilmesine hizmet eder.

  • Kambiyo senetlerinin müşterek özellikleri nelerdir? Maddeler halinde sıralandırınız.

KAMBİYO SENETLERİNE İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER: Kambiyo senetleri (ticari senetler) poliçe, bono ve çektir. Poliçe ve bono bir kredi aracı; çek, bir ödeme aracıdır.

Bono bir ödeme vaadi; poliçe ve çek ise bir havale niteliğindedir. Poliçe, çek ve bonoya özgü ortak yönler şunlardır:

  • Kanunen emre yazılı senetlerdendir: Bono, poliçe ve çek, kural olarak emre yazılı senettir.
  • İbraz senetleridir: Senet ibraz ve teslim edilmedikçe borç ödenmez.
  • Şekle bağlıdırlar: Bu senetlerin metninde nelerin bulunması gerektiği TTK’da gösterilmiştir.
  • Müteselsil sorumluluk kuralı geçerlidir: Senedin muhatabı veya keşidecisi senetteki borcu ödemediği takdirde, senedin hamili, senedin üzerinde imzası bulunanlardan herhangi birine, borcun tamamı için başvurabilir.
  • İlletten mücerret senetlerdir: Kıymetli evrakın düzenlenmesine sebep olan hukuki ilişkiye dayanan bir sakatlık, senedi etkilemez.
  • Senetteki beyan ve imzalardan her biri bağımsızdır: Poliçe ile borçlanma ehliyeti bulunmayan kişilerin imzasını, sahte imzaları, mevhum şahısların imzalarını veya namlarına imzalanmış bulunan kimseleri herhangi bir sebeple bağlamayan imzaları taşıyan bir senette, diğer imzaların geçerliliği etkilenmez.
  • Uluslar arası nitelik taşırlar: Bu senetler hızlı bir şekilde devreder ve ulusal sınırları aşabilirler.
  • Poliçenin şekil şartları nelerdir? Maddeler halinde sıralayınız. Şekil şartlarının eksikliğine ilişkin hükümler hakkında bilgi veriniz.

Türk Ticaret Kanunu’nun esas olarak düzenlediği kambiyo senedi poliçedir (TTK.m.583-687). Bu itibarla bazı istisnalar olmakla birlikte poliçedeki birçok hüküm çek ve bonolar için de aynen geçerlidir.

Poliçe üçlü bir havale ilişkisidir. Havale çifte yetki veren hukuki bir işlemdir. Havalede en az üç kişi vardır. Muhatap, keş ideci ve lehdar. Muhatap poliçeyi kabul etmekle asıl borçlu olur. Kabul etmedikçe keşideci asıl borçludur.Bu havale ilişkisi çekte de vardır. Ama çekte muhatap üçüncü şahıstır. Bonoda ise bir keşideci bir borçlu vardır. Muhatap yoktur. Kural olarak poliçenin devri ciro ile gerçekleşir. Poliçe, kanunen emre yazılı senettir. Nama yazılı senede tahvil edilebilir (çevrilebilir).

Konu başlıkları [göster]

1 Şekil Şartları

  • Zorunlu (Mutlak) Geçerlilik Şartları
  • Alternatif (Nispi) Geçerlilik Şartları
  • İhtiyari Şartlar

Şekil Şartları [değiştir]Poliçe sıkı şekil şartlarına bağlıdır. Bu şekil şartları genellikle geçerlilik şartları olup herhangi birisinin eksikliği halinde poliçeyi mutlaka geçersiz kılan şartlar olmakla birlikte (mutlak geçerlilik) bir kısmı birbirleri yerine kaim olabilen(geçebilen) diğer bir ifade ile alternatif şekil şartı olduğu takdirde poliçeyi geçersiz kılmayan, aksi durumda ise geçersiz kılan şartlar (nispi geçerlilik) ve diğer bir kısmı ise eksikliklerinin poliçenin geçerliliğine etkisinin bulunmadığı şartlardır (TTK.m.583-592).

Zorunlu (Mutlak) Geçerlilik Şartları [değiştir] 1 – Poliçe Kelimesinin Poliçe Metninde Yer Alması

Poliçe kelimesinin poliçe metninde yer alması zorunlu olup, poliçenin başına veya diğer bir kısmına yazılması geçerli değildir. Poliçe kelimesinin yer almadığı bir poliçe emre yazılmış ise emre yazılı havale olarak kabul edilir. Yabancı dillerde hazırlanan poliçelerde bu kelimenin yabancı dil karşılığının yer alması gerekir.

  • Belirli (Muayyen) Bir Bedel

Poliçede belirli bir para miktarının yazılmasını zorunlu kılan bu unsur iki alt unsuru içermektedir. Birincisi; miktarın yazılması, ikincisi ise para cinsinin yazılmasıdır. Herhangi bir tutar belirtilmeksizin,sözgelimi, “satın aldığım otomobil bedeli karşılığı ödeyeniz” gibi kayıtlar geçerli değildir. Bedelin bir hesap işlemiyle bulunacak şekilde belirtilmesi de geçerli değildir. Örnek, beheri Onmilyar Türk Lirası olan on adet makine bedelini ödeyiniz gibi..

Miktar, Yeni Türk Lirası olabileceği gibi yabancı para cinsinden de olabilir.Miktar yazılmakla birlikte para cinsinin yazılmaması, eksik veya yetersiz yazılması halinde poliçe geçersiz olur. Örneğin, gerek poliçenin üst tarafındaki tutar kısmına gerekse senet metni içindeki kısma 10.000.000 Dolar yazılması durumunda miktar belli olmakla birlikte para cinsi belli olmadığından poliçe yine geçersiz olur. Z ira hangi para cinsi veya hangi Dolar olduğu belli olmadığından belirli bir bedel şartı yerine gelmemiş olur. Amerikan Doları, Avustralya Doları gibi ayrı ülkelere ait aynı cins para birimleri söz konusudur. Bu nedenle hangi ülke parası olduğu açıkça yazılmalıdır. Para cinslerinin kısaltılarak yazılması halinde, kısaltmanın hangi para cinsine ait olduğunu belirlemeye yeterli olması gerekir. Senet bedeli hem yazı ve hem de rakamla gösterilip de iki bedel arasında fark bulunması halinde, yazı ile gösterilen bedel geçerlidir. Senet üzerinde yer alan miktarın yalnız yazı ile veya yalnız rakamla ancak birçok defa gösterilmiş olması ve bu miktarlar arasında fark bulunması halinde ise en az olan miktar geçerlidir( TTK.m.588).

  • Kayıtsız Ve Şartsız Ödeme Taahhüdü/Havale

Poliçeler, üçüncü bir şahıs tarafından (Keşideci tarafından) bir bedelin lehdara ödenmesine yönelik verilen ödeme talimatı (emri) niteliğin dedir. Bu havalelerin kayıtsız ve şartsız olması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile poliçenin, belirli şartların gerçekleşmesi halinde geçerli olacağı

şeklindeki kayıtları içermemesi gerekir. Bu nitelikteki kayıtlar senedi geçersiz kılar. Misal: “İşbu poliçe ………………………………..  işinin yapılması halinde geçerlidir”

veya “İşbu poliçe malın teslimi halinde geçerlidir” veya “İşbu poliçe……………………. işin yapılmaması halinde geçersiz olacaktır” şeklindeki poliçe bedelinin

hangi durumlarda talep edilebileceği veya edilemeyeceği kaydını taşıyan poliçeler geçersizdir.

  • Lehdarın Adı Ve Soyadı/Unvanı

Poliçe üzerinde, senet bedelinin kime veya kimin emrine ödeneceğini gösteren lehdar unsuru, poliçenin ilk hak sahibini gösteren ve poliçenin tedavüle çıkarılması halinde de ilk ciranta olması gereken kişinin tespiti için de zorunlu olan bir unsurdur. Gerçek veya tüzel kişiler lehdar olabilir. Lehdarın gerçek kişi olması halinde gerçek kişinin ad ve soyadının, tüzel kişi ise unvanının yazılması zorunludur. Bir gerçek veya tüzel kişiyi ifade etmeyen yazılımlar lehdar unsurunun varlığı için yeterli değildir. Örneğin, lehdar olarak Hakan Kuyumculuk gibi bir yazılımda gerçek adı ve soyadı yer almadığı gibi bir tüzel kişinin unvanında yer alması gereken unsurlar da yer almadığı için bu şekilde düzenlenen bir poliçe geçersizdir. Herhangi bir kişi, poliçeyi düzenleyen keşideci veya poliçeyi kabul eden muhatap poliçede lehdar olarak gösterilebilir ( TTK.m.585)..

  • Keşidecinin İmzası

İmzanın geçerliliği için imzanın muhakkak el ile atılması gerekir. Paraf imza olmadığı için paraf ile yetinilemez. Ayrıca mühür veya kaşe, baskılı imza gibi aletlerle ve parmak izi ile atılan imzalar ve dolayısıyla bu imzaları taşıyan poliçe geçersizdir(TTK.m.668). Kanunun parmak izi ve mühür kabulü poliçe daha doğrusu kambiyo senetleri dışındaki belgeler için geçerlidir.Bir başka anlatımla, mühürler ve parmak izleri tasdik edilmiş olsa bile poliçe geçerli olmaz.

Keşidecinin el yazısıyla atılmış imzasının senedin ön yüzünde ve senet metninin altında bulunması gereklidir. Kanunen keşidecinin imzası yeterli olmakla birlikte keşidecinin kim olduğunun tespiti ve özellikle keşidecinin tüzel kişi olması durumunda keşideci unvanının poliçede yer alması, poliçenin kimin tarafından verildiğinin tespiti bakımından önemlidir. Zira, poliçede imzası bulunanın borçlu olarak mı yoksa bir başka kişi adına temsilen veya vekaleten mi imzalamış olup olmadığının tespiti ancak ad ve soyadı veya unvan ile sıfatın belirtilmiş olması ile mümkündür. Kambiyo senedinin temsilen veya vekaleten imzalanması için temsilcinin ve vekilin yetkili olması gerekir. Bu bakımdan temsilc inin hukuki niteliği ile vekaletnamenin kapsamının kambiyo senedi düzenlemeye yeterli olmalıdır. Temsile yetkili olmadığı halde bir şahsın temsilcisi sıfatiyle bir poliçeye imzalayan kişi ile temsil yetkisini aşar biçimde poliçe imzalayan kişiler, poliçeden dolayı kişisel olarak sorumlu olurlar (TTK.m.590). Kambiyo senetlerinin vekaleten düzenlenmesine ilişkin özel düzenleme yapılmış olup, buna göre vekilin vekaletnamesinde özel yetki olmadıkça kambiyo senedi düzenleyemez( Borçlar Kanunu m.388/2).

  • Muhatabın Adı Ve Soyadı/Unvanı

Poliçede asıl borçlu muhataptır. Muhatap ad/soyad veya unvanı, poliçenin herhangi bir yerine yazılabilir.

Kambiyo senedi düzenleme ehliyeti olan herkes poliçede muhatap olarak gösterilebilir. Poliçeyi düzenleyen keşideci kendisini muhatap gösterebilir (TTK.m.585).

Muhatap ad/soyadı veya unvanının poliçede yer alması zorunlu bir unsur olmakla birlikte, muhatap imzasının bulunması zorunlu değildir. Muhatap, poliçeyi imzalamakla birlikte borçlu sıfatını kazanmış olur.

Keşideci için açıklanan hususlar muhatap için de geçerlidir.

  • Keşide (Tanzim) Tarihi

Keşide tarihi, poliçenin ne zaman düzenlendiğini gösteren tarihtir. Keşide tarihinin poliçede yer almasının önemi; senedi tan zim edenin tanzim tarihindeki ehliyet ve yetkisini ve ayrıca tanzim tarihinde keşidecinin lehdara borçlu olup olmadığının tespiti bakımından önemlidir. Sözgelimi, 30.11.2004 tanzim tarihli bir poliçe tanzim eden Fatma Kaya’nın bu tarihte kambiyo senedi (poliçe) düzenleme ehliyetini (rüştünü ikmal edip etmediği, temyiz kudretine haiz olup olmadığı ve kısıtlı olup olmadığı) haiz olup olmadığı, poliçeyi Kaya Antika Ve Hediyelik A.Ş. adına düzenlemesi halinde bu şirketi temsil ve ilzama yetkili olup olmadığı hususu ancak poliçede yer alan tanzim tarihi ile tespit edilebilir.

Keşide gününü gün, ay ve yıl olarak gösterilmeli ve resmi tarihe göre imkansız ve takvimde olmayan bir gün, bir tarih olmamalıdır. Sözgelimi, 30 Şubat 2000, 31 Nisan 2001 gibi takvimde olmayan tarih veya 9.18.1994, 25.15.2002 gibi ay ile günün yer değiştirilmesi şekl indeki yazımların geçerli olup olmadığı konusunda farklı Yargıtay kararları bulunmakta olup, son kararları 30 Şubat ve 31 Nisan gibi yazımların geçerli olduğu bu halde olmayan günün son gün ( 30 Şubat’ın 28 Şubat olarak) kabul edilebileceği, aynı şekilde 9.18.1994 tarihindeki yazımda olduğu gibi ay ve günün yer değiştirdiği durumların kabul edilebileceği, ancak 25.15.2004 gibi bir yazımın gün veya ay yer değiştirmesi olarak ka bul edilmeyeceği, zira 25. ve 15. ayın takvimde hiçbir şekilde yer almayacağı bu nedenle bu yazımın senedi geçersiz kılacağı şekl inde kararlar bulunmaktadır.

Alternatif (Nispi) Geçerlilik Şartları

  • Keşide Yeri

Poliçenin nerede düzenlendiğini gösteren bir kayıt olup, poliçenin herhangi bir yerine yazılması yeterlidir.

Keşide yeri olarak herhangi bir yer gösterilmemiş ise poliçe üzerinde ödeme yeri olarak gösterilen yer veya adres olarak yazılı yer keşide yeri olarak kabul edilmektedir(TTK.m.584/4).

Poliçe üzerinde ödeme yeri, adres veya sair bir yer bulunmamakta ise poliçe geçersiz olacaktır. Bir unsurun diğer bir unsur yerine geçebilmesi diğer bir ifade ile ödeme yeri ile keşide yerinin birbirlerinin alternatifi olabilmeleri nedeni ile bu unsur alternatif (nispi) geçerlilik şartı olarak adlandırılmaktadır. Keşide yerinin idari bir birim olarak gösterilmesi gerekir. Mahalle, cadde ve sokak olarak gösterilmesi hukuken zorunlu olmamakla birlikte, adres yazılmakla birlikte bağlı olduğu idari birimin ( ilçe ve ilin) gösterilmemesi halinde keşide yeri yazılmış sayılmayacağından bu nitelikteki bir senet geçersizdir.

  • Ödeme Yeri

Keşide yeri ile ilgili açıklamalarda belirtildiği üzere, ödeme yerinin yazılmış olduğu bir poliçede ödeme yeri keşide unsuru için yete rlidir. Bu sonuç ödeme yeri için de geçerlidir.Ödeme yeri yazılmamış olmakla birlikte keşide yerinin yazılmış olduğu bir poliçede yer alan keşide yeri ödeme yeri olarak da kabul edilebilir. Bu imkan ayrıca ödeme yeri yazılmış olunmasına engel değildir. Ödeme yeri poliçe üzerinde ayrıca gösterilebilir.

Ayrıca ödeme yerinin gösterilmediği durumlarda poliçe üzerindeki adres aynı zamanda ödeme yeri de kabul edilir (TTK.m.584/3). Poliçe üzerinde ödeme yeri gösterilmediği gibi hiçbir adres yoksa bu takdirde poliçe geçersiz olacaktır. Adresle ilgili açıklamalar keşide (tanzim) yeri ile ilgili bölümde yapılmıştır.

İhtiyari Şartlar

  • Vade

Poliçede vadenin olmaması poliçeyi geçersiz kılmamakta ise de vade borcun ne zaman ödeneceğinin belirlenmesi, poliçenin ne zam an tahsil ve takibe konabileceğini göstermesi ve poliçenin zamanaşımı sürelerini tespit bakımından önemli bir unsurdur.

Vadenin yazılmadığı poliçelerin tanzim tarihlerinden itibaren bir yıl içinde keşideciye ibrazı gerekmektedir.

Zamanaşımı süreleri vade tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Yazılan vadenin ilmen olması mümkün olmayan tarih olması ve sair konularda keşide tarihi ile ilgili bölümde yapılan açıklamalar vade için de aynen geçerlidir.

Vadeye ilişkin süreler hesaplanırken poliçenin düzenlendiği gün hesaba dahil edilmez.Vadesi pazara veya diğer bir resmi tatil gününe rastlayan senedin ödenmesi tatili izleyen ilk işgünü istenebilir. Bu durumda senedin vadesi ile ödeme günü farklı olur. Vade olarak dört çeşit vade konabilir. Vadesi başka şekilde yazılan veya birbirini takibeden vadeleri gösteren poliçeler geçersizdir (TTK.m.615).

  1. Vadenin Belli Bir Tarih Olarak Gösterilmesi

Belirli bir tarih belirli bir gün olabileceği gibi belirli bir ayın başı,ayın ortası ya da ayın sonu olarak da gösterilebilir.Bu ifadelerden ayın birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri anlaşılır.

  1. Vadenin Poliçenin Keşide Gününden Belli Bir Süre Sonra Şeklinde Gösterilmesi

Senede keşide tarihinden belirli bir süre sonra , sözgelimi; 121 gün ya da 2 ay sonra gibi bir vade konabilir. Keşide tarihinden bir ya da birkaç ay sonra ödenecek bir senedin vadesi, ödemenin yapılması gereken ayın mukabil gününde gelmiş olur. Eğer mukabil gün bulunamazsa vade söz konusu ayın son günü gelmiş sayılır.Vade 1,5 ay seklinde gösterilmişse, yarim aylar onbes gün dolarak dikkate alınır.

  1. Vadenin Poliçenin Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra Şeklinde Gösterilmesi

Poliçeyi keşide eden kişi, poliçeye düzenlerken, senedin kendisine ibraz edilmesinden belirli bir süre sonra ödeme yapılacağını vade olarak poliçe üzerine kaydedebilir. Örneğin; “Görüldüğünden 30 gün sonra” gibi. Bu durumda, senedin, keşide tarihinden itibaren bir yıl içi nde hamil tarafından kabul için ibrazı gereklidir. Poliçeyi görecek olan muhataptır. Keşide tarihinden itibaren bir yıl içinde muhataba görülmek üzere ibraz edilmelidir. Muhatap kabul etmemek şartıyla görülmüştür diye bir kayıt koyup imzalayabilir. Süre poliçenin görülmesinden sonra belli bir süre şeklinde işler.

Senedin görülmek üzere ibraz edildiğinin ve böylece vadenin tespiti için, kabul için poliçe kendisine ibraz edilen kişinin senedin üzerine görülmüştür kaydı ile birlikte tarih atması gerekir. Bu takdirde bu tarih vadenin başlangıcı olur. Poliçenin kabul edilmemesi neden ile protesto edilmesi veya muhatabın görülmüştür şeklindeki beyan ve tarih atmaması halinde poliçe yasada öngörülmüş olan süresin sonunda ibraz edilmiş sayılır, böyle bir durumda, vade, bir yıllık sürenin sonunda başlar (TTK.m.617).

  1. Görüldüğünde Ödenecek Şeklinde Olan Vadede

Poliçede hiç vade olmaması veya görüldüğünde vadeli olacağının belirtilmesi hallerde poliçe görüldüğünde ödenir demektir(TTK. m.584). Görüldüğünde ödenecek poliçelerin keşide gününden itibaren bir yıl içinde ödenmek üzere ibraz edilmeleri gerekir. Keşidecinin belirli bir süreden önce ibraz edilmeyeceğine dair kaydı koymak hakkı da vardır( TTK.m.616).

  • Bedel Kaydı

Poliçede bulunması mecburi olan bir şart olmamakla birlikte, yazılması halinde ise önemli hukuki sonuçları olan bir unsurdur. Bu kayıt poliçenin niçin düzenlendiğini ve verildiğini göstermektedir. Bu amaçla yazılan kayıtlar içinde en çok rastlanılan “bedeli kabz olunmuş tur.” ya da “bedeli malen alınmıştır” seklinde ifadelerdir. Diğer bir anlatımla, poliçedeki bedel kaydı, asil borç ilişkisinin tarafları arasında doğabilecek anlaşmazlıklarda poliçe bedelinin ödenmesi gerektiğinin ispatı amacıyla yazılan bir kayıttır. Bu itibarla bu kaydın poliçenin verilmesine neden olan ilişkiye (asıl borç ilişkisine) uygun olması gerekir. Aksi takdirde poliçenin bedelsiz olduğu iddiası ile karşılaşmak ihtimali söz konusu olabilmektedir. Örneğin, mal satılan bir kişiden alınan poliçede “bedeli nakden ahzolunmuştur” gibi gerçek ilişki ile alakası olmayan kayıtların konması halinde bu kayıt poliçeyi keşide eden ile lehdar arasında ihtilaf oluşturabilir.

  • Yetki Kaydı

Doğacak uyuşmazlıkların hangi mahkemelerde görüleceği hususunun senet düzenlenirken,senet üzerine yazılmasıdır.

Kanunen yetkili mahkemelerin (borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdeki mahkeme) yanısıra taraflarca, bir başka mahkeme yetki li, olarak tespit edilebilir. “Bu senetten doğan anlaşmazlıkların halinde Ankara İcra Daireleri ve Mahkemeleri yetkilidir.” gi bi.

Poliçede yetkili mahkeme tayin edilmiş ise, poliçe ile ilgili dava, icra takibi ve sair yasal işlemlerin borçlunun ikametgahı mahkeme ve icra dairelerinde veya yetki şartında belirtilen yer mahkemesinde de açılabilir.

  • Faiz Şartı

TTK., görüldüğünde ya da görüldüğünden belirli bir süre sonra ödenecek bonolara faiz şartı konabileceğini diğer vadeli bonolarda faiz şartının yazılamayacağını kabul etmiştir. (TTK.m.587).

  • Muacceliyet Kaydı

Birbirini izleyen vadeli birden fazla poliçenin sözkonusu olduğu durumlarda bonolardan birisinin ödenmemesi halinde diğerlerinin de vadesinin gelmiş sayılması için poliçelere yazılan “poliçe vadesinde ödenmediği takdirde müteakip bonolar muacceliyet kesbedecektir” şeklindeki kayıtlar geçersizdir.

  • Açık poliçe-eksik poliçe ne demektir? Karşılaştırarak anlatınız.

Açık (beyaz) Poliçe: Poliçenin tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış olması durumunda açık poliçe söz konusu olur. Keşideci senedi, boş olarak sadece bir imza ile lehdara devredebilir. Lehdar, senedi doldururken keşideci ile aralarındaki anlaşmaya uymalıdır. Fakat lehdar bu anlaşmaya uymaz ise, senedin ikinci bir cirantaya devri halinde bu kişiye ve sonraki cirantalara karşı, poliçenin anlaşmaya u ygun olarak doldurulmadığı def’i ileri sürülemez. Fakat, hamil poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya poliçenin iktisabı sırasında ağır kusurlu ise, bu def’i hamile karşı da ileri sürülebilir.

Tedavüle çıkarılırken unsurları tamam olmayan, tarafların doldurma yetkisine uygun olarak tamamlanmasını kabul ettikleri poliçeye açık veya beyaz poliçe denir. Açık poliçe eksik poliçeden doldurma yetkisi ile ayrılır. Eksik poliçede doldurma yetkisi söz konusu değildir.

Açık poliçe ile eksik poliçeyi birbirine karıştırmamamız gerekmektedir. Açık poliçede bilerek eksik bırakılan şekil şartlarının tamamlanması işi senedin teslim edildiği şahsa bırakılmaktadır. Eksik poliçede ise durum çok farklıdır. Eksik poliçede senette bulunması gereken şekil şartlarının bilerek eksik bırakılması söz konusu değildir. Dolayısıyla eksik olan şekil şartlarının tamamlanmasından da bahsedilemez. Eksik bir poliçenin tamamlanması bazı hallerde evrakta sahtekarlık suçunu ortaya çıkarabilir. Açık poliçe, açık poliçe anlaşamasına göre doldurulduğu anda geçerli bir poliçe olarak hüküm ve sonuç doğurur. Ancak eksik poliçede yer alan eksikliklerin doldurulması onu geçerli hale getirmez.

  • Kabul beyanı ne demektir? Kabul beyanının senede yazılmasının neticeleri hakkında bilgi veriniz.

Poliçede Kabul: Kabul beyanıyla muhatap, poliçenin borçlusu olur.

  • Kabul beyanının niteliği ve şartları: Kabul, tek taraflı, soyut ve kayıtsız şartsız bir beyandır. Kabul, sadece poliçe için söz konusudur. Kabul, poliçe bedelinin bir kısmına ilişkin olabilir. Senet keşide edildiği gün, kabule arz edilebilir. Hamil, poliçeyi vadenin gelmesine kadar kabule arz edebilir. Vade günü bu süreye dahil değildir. Fakat, vadede veya vadeden sonra poliçeyi kabul eden muhatap da bu beyanı neden iyle sorumlu olur.

Kural olarak keşideci, kabule arz süresini dilediği gibi belirleyebilir. Cirantalar ise, bu süreyi ancak kısaltabilirler. Görüldükten belli bir süre sonra ödenecek poliçelerde keşideci, kabule arz için bir süre belirlememiş ise, poliçenin keşide gününden itibaren bir yıl içinde kabule arz edilmesi gerekir.

Poliçe, muhataba kabul için arz edildiği takdirde, muhatap poliçenin ertesi günü bir daha kendisine arz edilmesini isterse, hamil bu isteme uymadan kabul etmeme protestosu çekemez.

Poliçe hamil veya onu elinde tutan herkes tarafından kabule arz edilebilir. Muhatap kabul beyanını poliçe üzerine yazar ve altını imzalar. Alonj üzerindeki beyan geçerli değildir. Poliçe üzerine muhatabın sadece imza koyması da kabul sayılır. Kabul şerhinin altına tarih konulması kural olarak gerekmez. Fakat, görüldükten belli bir süre sonra ödenmesi şart kılınmış olan poliçelerle, özel bir şart gereğince belli bir süre içinde kabule arz edilmesi zorunlu hale getirilmiş olan senetlerde tarih konulmalıdır. Muhatap bu tarihi yazmamışsa, durumu tevsik için protesto düzenlenmesi gerekir. Tarih yazılmamış ve protestoda çekilmemişse, tarihsiz kabul beyanında bulunan muhatap, senet, kabule arz süresinin son gününde kabul edilmiş sayılarak sorumlu tutulur.

Kabulden rücu: Kabul beyanında bulunan, beyanı karşı tarafa ulaşıncaya kadar bundan rücu edebilir. Çizilmiş bir kabul beyanı, poliçenin kabul edilmemiş olduğunu gösterir. Muhatap, hamile, poliçede imzası bulunan bir kimseye, poliçeyi kabul ettiğini yazı ile bildirmiş olursa, bunlara karşı kabul beyanı dairesinde sorumlu olur. Bu sorumluluk poliçeden dolayı değildir.

Kural olarak, poliçeyi kabule arz ihtiyaridir. Fakat, görüldüğünden itibaren belli bir süre içinde ödenmesi gereken poliçelerin kabule arzı zorunludur, zira, poliçenin vadesi kabulden itibaren işlemeye başlar. Keşideci de, belli bir süre tayin ederek, bu süre içinde poliçenin kabule arzını zorunlu tutabilir. Ciranta da aynı hakka sahiptir. Fakat bunun için keşidecinin kabule arz yasağı koymamış olması gerekir. Cirantalar ibraz yasağı koyamazlar. Kabule arz yasağını sadece keşideci koyabilir.

Kabule arz zorunluluğu keşideci tarafından konulmuşsa, buna uymamanın sonucu, müracaat hakkının kaybıdır. Kabule arz ciranta tarafından zorunlu kılınmışsa, sadece o ciranta ve onun lehine aval veren kimse ileri sürebilir.

Keşidecinin Kabulden sorumlu Olmaması Kaydı: Keşideci, poliçenin kabul edilmemesinden doğan sorumluluktan kendisini, koyacağı bir kayıtla kurtarabilir. Keşideci, poliçenin ödenmemesi sorumluluğundan ise kendisini kurtaramaz. Senede böyle bir kayıt konulursa bu yazılmamış sayılır.

  • Poliçede ciro ne zaman kadar yapılabilir? Gecikmiş ciro ne demektir?

Ciro vadeden sonra da yapılabilir. Vadeden sonra yapılan ciro, vadeden önce yapılan cironun sonuçlarını doğurur. Fakat, ödeme me protestosu keşide edildikten veya bu protestonun düzenlenebilmesi için gerekli süre geçtikten sonra yapılan ciro, alacağın temliki hükmündedir. Belli bir günde veya keşide gününden ya da görüldükten belli bir süre sonra ödenecek poliçelerde, ödememe protestosu, ödeme gününü taki p eden iki iş günü içinde keşide olunur. Görüldüğünde ödenecek poliçeler için ise böyle bir şart yoktur. Bu tür poliçe, muhataba ödeme için ibraz edildikten sonra ciro ile devredilemez. Ancak hamil, bu tür bir poliçeyi keşide gününden itibaren bir yıl içinde herhangi bir tarihte ödeme için muhataba ibraz edebilir.

Ödememe protestosu çekildikten veya bunun için gerekli iki iş günlük süre gectikten sonra yapılan ciro “geçikmiş ciro” ismini alır ve alacağın temlikinin yarattığı sonuçları yaratır.

  • Cironun şekline ve yapılış maksadına göre nevilerini sıralayınız. Tahsil cirosu hakkında bilgi veriniz.

Cironun türleri: Ciro amaca göre üç grupta incelenir:

  1. aa) Temlik cirosu: Bu ciro ile poliçeden doğan bütün haklar ciro edilene geçer. Ciro ile birlikte senedin de teslimi gereklidir. Ciro üzerinde, “bedeli teminattır” veya “tahsil içindir” gibi kayıtlar bulunmaması durumunda, yapılan ciro, temlik cirosu sayılır. Temlik cirosu ile senedi devralan senedi, tekrar temlik cirosu ile devredebileceği gibi, rehin ve tahsil cirosu ile de devredebilir.

Temlik cirosunun, temlik, teminat ve teşhis fonksiyonları vardır. Cirantaların hepsi ve keşideci, senedin ödenmemesinden dolayı müteselsilen sorumludurlar. Ciranta, kendi sorumluluğunu, poliçenin tekrar ciro edilmesini yasaklayarak ortadan kaldırabilir. Keşideci ise sorumluluğunu kaldıracak bir şerhi poliçeye koyamaz. Poliçede ciro, meşru hamilin kim olduğunu da gösterir (teşhis fonksiyonu). Bir beyaz ciroyu diğer bir ciro takip ederse, son ciroyu imzalayan kimse poliçeyi beyaz ciro ile iktisap etmiş sayılır.

  1. bb) Rehin cirosu: “Bedeli teminattır”, “bedeli rehindir” gibi ibareler konularak poliçe rehin cirosu ve teslim ile devredilir. Rehin cirosu ile senedi elinde bulunduran hamil, senetten doğan bütün hakları kendi adına kullanır. Rehin cirosunun teşhis fonksiyonu vardır, teminat fonksiyonunun olup olmadığı ise tartışmalıdır.

Rehin cirosu ile senedi devralan kişi, senedi temlik veya rehin cirosu ile devredemez, ancak tahsil cirosu yapabilir. Asıl borç ilişkisi ortadan kalktığı takdirde, rehin cirosu kendiliğinden hükümsüz hale gelmez, bu cironun çizilmesi veya senedin cirantaya iadesi gerekir. cc) Tahsil cirosu: Poliçe bedelinin bir başka kimse tarafından tahsilini sağlamak gayesiyle yapılan cirodur. Ciro, bedeli “tahsil içindir”, “kabz içindir”, “vekaleten” veya sadece “tahsili” belirten bir kaydı taşımalıdır. Hamil ile ciranta arasında bir vekalet ilişkisi vardır. Hamil, ciranta namına ve hesabına poliçe bedelinin tahsilini istemektedir. Tahsil cirosunda, cirantaya karşı ileri sürülebilecek def’iler, h amile karşı da ileri sürülebilir. Bu cironun, teminat ve teşhis fonksiyonu yoktur. Tahsil cirosu ile senedi elinde bulunduran sadece tahsil cirosu yapabilir.

Tahsil cirosu yapan kimsenin, sonradan ölmesi veya medeni hakları kullanma ehliyetini kaybetmesi ile senedi tahsil cirosu ile elinde bulunduran kimsenin yetkileri ortadan kalkmaz

  • Poliçede vade türleri hakkında bilgi veriniz.

Poliçede Ödeme:

  • Poliçede vade: Vade poliçenin ihtiyari unsurlarındandır. Poliçede herhangi bir vade gösterilmemiş ise, poliçenin, görüldüğünde ödenmesi gerekir.

Poliçe bedelinin muaccel olduğu gün, vadeyi ifade eder. Vade, poliçe ve bonoda söz konusu olur. Çeklerde vade yoktur, ibraz süreleri

vardır.

Poliçelerde dört tür vade vardır. Bunlar:

  1. belli bir günde ödenecek poliçeler,
  2. keşide gününden belli bir süre sonra ödenecek poliçeler,
  3. görüldüğünde ödenecek poliçeler: Keşide gününden itibaren bu tür poliçelerin bir yıl içinde ödeme için ibraz edilmeleri gerekir. Bu tür bir poliçenin belli bir günden önce ödenmek üzere muhataba ibraz edilmesi yasaklanabilir. Bu durumda bir yıllık süre, bu tarihten itibaren işlemeye başlar. Keşideci bu ibraz süresini kısaltabileceği gibi, daha uzun bir süre de belirleyebilir. Cirantalar bu süreyi yalnızca kısaltabilirler.
  4. görüldükten belli bir süre sonra ödenecek poliçeler: Senedin ibrazı için ayrı bir süre belirlenmemişse, keşide tarihinden itibaren bir yıldır. Böyle bir poliçenin vadesi, kabul şerhinde yazılı tarihe göre belirlenir. Tarih gösterilmemişse hamil, protesto düzenler ve vade protesto tarihine göre belirlenir. Protesto da çekilmemişse poliçe, kabule arz için öngörülen sürenin son günü kabule arz edilmiş sayılır.

Bu dört tür vade dışında bir vade söz konusu olmaz. Aksi takdirde senet batıl olur. Birbirini izleyen vadeler de poliçeye konamaz

  • Kısmi ödeme hakkında bilgi veriniz.

Poliçenin bir kısmının ödenmesi de mümkündür. Hamil kısmen yapılan ödemeyi reddedemez. Kısmı ödeme halinde muhatap durumun poliçe üzerine yazılmasını ve kendisine bir makbuz verilmesini isteyebilir. Hamil, poliçenin ödenmeyen kısmı için, ödememe protestosu çekerek poliçe borçlularına başvurabilir.

  • Müracaat hakkının kullanılması için gerekli olan maddi ve şekli şartlar nelerdir?

İYİ ÇALIŞMALAR, BAŞARILAR.

Poliçenin Kabul Edilmemesi veya Ödenmemesi Sebebiyle Söz konusu Olan Müracaat Hakkı:

  • Poliçenin borçluları: Poliçenin asli borçlusu, poliçeyi kabul etmiş muhatap ve muhataba aval verenlerdir. Müracaat borçluları ise; keşideci, cirantalar ve bunlara aval veren kimseler ile araya girme suretiyle kabul edenlerdir. Bu kişiler hamile karşı, müteselsilen sorumludurlar.
  • Hamilin ve onun yerine geçenlerin müracaat haklarının kapsamı: Hamil, poliçe bedelini ve eğer şart kılınmış ise, işlemiş faizi, ayrıca vadeden itibaren işleyecek olan temerrüt faizini, keşide edilmiş bulunan protesto ve ihbar giderlerini, poliçe bedelinin % 03 aşmamak üzere komisyon ücreti isteyebilir. Bunlar sınırlı sayıdadır. Hamilin başka bir zararı varsa bunu ancak asıl borç ilişkisine dayanarak talep edebilir.

Müracaat hakkının vadeden evvel kullanıldığı durumlarda, poliçe bedelinden hamilin ikametgahında cari olan resmi iskonto haddi üzerinden hesap edilecek bir iskonto yapılır.

Poliçe bedelini hamile ödemiş olan kimse, kendisinden önce gelen borçlulardan, ödemiş olduğu miktarın tamamını, ödeme tarih inden itibaren bu meblağ için temerrüt faizini, yaptığı giderleri ve poliçe bedelinin % 02’sini geçmemek üzere komisyon ücretini isteyebilir.

  • Müracaat hakkının kullanılabilmesi için gerekli şartlar:
  1. Maddi şartlar: Hamilin, müracaat hakkını kullanabilmesi için senedin vadesinin gelmiş olması ve senedi muhataba ödeme için ibraz etmesi ve poliçe meblağını muhatabın ödememesi gerekir.

Hamil, bazı durumlarda, müracaat hakkını vadeden önce de kullanabilir.Bu haller; muhatabın kabulden tamamen veya kısmen kaçınması (kabul etmeme protestosunun çekilmesi gerekir), muhatabın iflas etmiş veya sadece ödemelerini tatil etmiş yahut aleyhindeki i cra takibinin semeresiz kalmış olması ve kabule arzı yasaklanmış bir poliçenin keşidecisinin iflas etmiş olması durumlarıdır.

  1. Şekli şartlar:
  2. aa) Protesto keşidesi: Hamil, poliçenin kabul edilmediğini veya ödenmediğini kabul etmeme veya ödememe protestosu düzenleyere k belgeler (kabul etmeme protestosu çekilmişse ödememe protestosu çekmeye gerek yoktur). bb) Protesto keşidesine gerek olmaması:

aaa) İradi muafiyet hali: Keşideci (bunun koyduğu kayıt, poliçe dolayısıyla taahhüt altına girmiş olanlardan hepsi için geçerlidir), ciranta veya aval veren kimse (bunların koyduğu kayıt ise sadece bu kişiler için hüküm doğurur) senet üzerine “masrafsız iade”, “protestosuz”, “frankodur” kayıtlarını veya bunlara benzer başka bir ibareyi koyarak imzalamak suretiyle, hamili, müracaat hakkını kullanabilmek için protesto çekmekten muaf tutabilirler. Fakat bu durum, senedin kabul veya ödeme için ibraz edilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.

Keşidecinin koyduğu muafiyete rağmen hamil, protesto çekerse, bunun giderlerini kendisi yükümlenir.

Kabule arzı yasaklanmış poliçe için kabul etmeme protestosu çekilmez. Aynı şekilde keşideci ve cirantalar kabul etmemeden sorumsuzluk şartı koymuşlar ise, kabul etmemeden dolayı başvuru yapılamayacağından, protestonun da bir işlevi olmaz.

Cirantalar poliçeye, poliçenin ödenmemesinden sorumlu olmayacaklarına ilişkin kayıt koyabilirler. Bu kaydı koyan cirantaya karşı ödememe protestosu çekilmez. bbb) Kanuni muafiyet halleri:

  • Borçlunun iflası: Poliçeyi kabul etmiş olsun olmasın muhatap veya kabule arzı yasak edilen bir poliçenin keşidecisi iflas etmiş ise, iflas ilamının ibrazı, müracaat hakkının kullanılması için yeterlidir, protesto keşidesine gerek yoktur.
  • 30 günü geçen mücbir sebep: Poliçenin kabulüne veya ödenmesine ilişkin mücbir sebepler (ör. zelzele, su baskını, saflın hastalı, harp hali, genel grev) otuz günden fazla sürerse kabul etmeme veya ödememe protestosu çekmeye gerek kalmaz. Hamilin veya poliçeyi ibraza veya protesto çekmeye memur ettiği kimsenin şahsına ilişkin olaylar (ör. kaza veya hastalık) mücbir sebeplerden sayılmaz. Ayrıca noterin ölümü, fiil ehliyetini kaybetmesi gibi olaylar da mücbir sebep sayılmaz.

Mücbir sebep meydana geldiğinde, hamil tarafından bu durumun kendisinden önce gelen borçluya ihbar edilmesi gerekir.

  • Protestonun şekli: Protesto, kabul etmeme veya ödememe hallerini ispata yarayan bir belgedir. Protestoyu noter düzenler. Bu protesto muhatabın ticaret yerinde veya meskeninde çekilir. Noter, protestoyu ayrı bir belge şeklinde düzenler ve poliçeye bağlar. Bir poliçeyi kabul ve ödeyecek birden çok borçlular için tek bir protesto düzenlenir.
  • Protesto keşidesinin sonuçları: Kabul etmeme protestosu düzenlemeyen hamilin müracaat hakkı kural olarak düşmez. Fakat, görüldüğünden itibaren belli bir süre içinde ödenecek poliçelerle, kabule arzı zorunlu olan poliçelerde kabul etmeme protestosu çekilmemesi müracaat hakkını düşürür.

Kabul etmeme protestosu çekilmişse, ödememe protestosu çekmek zorunluluğu ortadan kalkar. Ayrıca vadeden önce poliçe borçlularına başvurulabilir.

Ödememe protestosu çekilmediği hallerde ise, hamil müracaat hakkını kural olarak kaybeder.

  • Poliçede aval müessesi ile kefalet sözleşmesi arasında ne gibi farklılıklar bulunmaktadır?

Aval, poliçedeki bedelin ödenmesi hususunda poliçe borçluları lehinde verilen, şahsi teminat niteliğinde mevsuf bir kefalettir. Poliçedeki bedelin ödenmesi, aval suretiyle tamamen veya kısmen temin olunabilir.

Bir kimse, poliçe borçlularından biri için aval vererek ve doğrudan doğruya cirantalar arasında yer almak suretiyle poliçeyi, hamil yönünden daha teminatlı bir hale getirebilir.

Aval bir kefalettir. Aval veren kimse, bu suretle senedin tamamen veya kısmen ödenmesini teminat altına almış olur.

Aval poliçeye bağlı bir kefalettir. Bu itibarla, poliçe bu niteliği taşımadığı takdirde, avalin sıhhatinden söz edilemez. Kez a, lehine aval verilen kimse poliçe borçlusu durumunda değilse, aval hükümsüzdür.

Kefaletten farkları

  • Kefalet bir akde, aval ise tek taraflı bir taahhüde dayanır.
  • Kefalet asıl alacağa bağlı feri bir teminattır. Aval ise, asıl alacaktan bağımsız müstakil bir teminattır.
  • Kefilin sorumluluğu feridir. Aksi öngörülmemişse ve ticari bir borç söz konusu değilse önce borçluya müracaat gerekir. Aval veren, bir taahhüdü ile müstakil bir poliçe borçlusu haline gelir ve doğrudan doğruya ona müracaat etmek mümkündür. Çünkü aval verdiği ş ahıs gibi sorumludur.
  • Kefil, asıl borçluya ait bütün defileri dermeyan ile mükelleftir. Buna karşılık, aval veren sadece kendisine ait şahsi defileri kullanabilir. Aval verdiği şahsa karşı ileri sürülebilecek defilere de muhatap değildir.

e-Ödeyen kefil, borçlunun haklarına halef olur. Aval veren, aval verdiği şahsa ve ona karşı poliçe gereğince sorumlu olanlara karşı poliçeden doğan hakları iktisap eder.

Şekli

Aval “Aval içindir” tabiri ile veya buna eşdeğer herhangi bir ibare ile ifade edilerek veya aval şahıs tarafından imzalanmak suretiyle yapılır. Aval şerhi poliçe veya alonj üzerine yazılır. Poliçenin üstündeki keşidecinin veya muhatabın imzaları dışındaki her imza, aval için sayılır. Yani, sadece imza ile avalin yapılması mümkündür. Ama kimin için verildiği açıklanmayan aval, keşideci lehine verilmiş sayılır.

Hüküm ve neticeleri

  • Aval ile aval veren (avalist), aval verilen gibi sorumlu olur.
  • Aval verenin borcu, aval verdiği şahsın borcundan ayrı bağımsızdır.

Bunun iki neticesi vardır -Aval veren kimsenin temin ettiği borç, şekli noksanı dışında herhangi bir sebeple batıl olsa dahi, aval veren sorumlu kalmakta devam eder. Burada söz konusu olan şekil noksanı, aval verenin sorumluluğunu ortadan kaldıran bir şekil noksanıdır. Mesela, onun imzasının taklit edilmiş olması. Poliçedeki şekil noksanı, senedi poliçe olmaktan çıkarır ve bundan herkes istifade eder.

  • Aval veren, aval verilen ile poliçe alacaklısı arasındaki mevcut doğrudan doğruya ilişkiye dayanamaz. Yani, onun şahsi defilerini kullanamaz. Onun temin ettiği bedeli ödemesi halinde de, hem aval verdiği şahsa, hem de poliçe gereğince sorumlu olanlara karşı müstakil bir rücu hakkı kazanır. Yani, aval verdiği şahsa karşı kullanılabilecek defiler, ona karşı kullanılamaz.
  • Poliçe için öngörülen zamanaşımı hakkında bilgi veriniz.

Hamilin poliçeyi kabul etmiş muhataba karşı açacağı davalar vadenin geldiği tarihten itibaren 3 yıllık zamanaşımına tabidir.

Hamilin, keşideci ve cirantalar aleyhine açacağı davalar hakkında ise, bir yıllık zamanaşımı süresi söz konusudur. Bu sürenin başlangıç tarihi, ödememe protestosunun keşide edildiği tarihtir. Ödememe protestosundan muaf olan poliçelerde bu süre vade tarihinden itibaren işlemeye başlar.

Cirantaların başka bir cirantaya veya keşideciye karşı açacakları dava ise altı aylık zamanaşımına tabidir. Bu süre, cirantanın poliçeyi ödediği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Zamanaşımını kesen haller: Dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi, alacağın iflas masasına bildirilmesi Zamanaşımını durduran haller: TTK’ da zamanaşımının hangi hallerde duracağına ilişkin bir hüküm yoktur. Dolayısıyla Borçlar kanunu m.132’deki zamanaşımını durduran nedenlerin poliçelere de uygulanacağı kabul edilmiştir.

  • Kambiyo Hukukundaki sebepsiz iktisap davası ile BKdaki sebepsiz iktisap davasını karşılaştırınız.

Sebepsiz İktisap Davası: TTK. da düzenlenen sebepsiz iktisap kurumu, BK. da yer alan sebepsiz iktisap kurumundan farklıdır. BK. ya göre; sebepsiz iktisap sebebiyle dava açılabilmesi için, zenginleşen kimsenin malvarlığı ile, aleyhine herhangi bir şey iktisap olunan kimsenin malvarlığı arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hamil ile muhatap veya keşidecinin malvarlıkları arasında böyle bir bağ yoktur. Ayrıca BK., iktisabın haksız olmasını aramaktadır.

TTK. ya göre, sebepsiz iktisap davası açılabilmesi için şu şartların varlığı gerekir:

  • Poliçe, tahsil yerine düzenlenmiş olmalıdır. İfa yerine düzenlenmiş olursa, borç kambiyo taahhüdünde bulunmakla yenilenmiş sayılırdı ve sebepsiz iktisap davası açılamazdı.
  • Hamilin malvarlığında bir azalma, müracaat edilecek kişinin malvarlığında bir artma olmalıdır. Poliçe, karşılıksız ise bu durumdan keşideci yararlanmış olur.
  • Zamanaşımının meydana gelmesi veya hamilin senede dayanan haklarını koruyabilmek için kanunen yapılması gereken işlemleri ihmal etmesi sebebiyle, poliçeden doğan haklarının düşmüş olması gerekir.

Sebepsiz iktisap davası, keşideciyek, poliçeyi kabul etmiş muhataba, ikametgahlı bir poliçeyi ödeyecek olan kimseye, hesabına poliçe keşide edilmiş olan kimseye karşı açılır. Bu kişiler sınırlı sayıda gösterilmiştir. Cirantalar aleyhine bu dava açılamaz.

Davayı hamil açar. Haksız zenginleşmenin varlığını davacı ispatlamalıdır

  • Karşılığın intikali ne demektir?

Poliçe karşılığının devri:

Madde 645 – Keşideci hakkında iflâs açılmasiyle beraber, poliçe karşılığının veya keşidecinin muhatap hesabına matlup olarak geçirdiği diğer paraların geri verilmesi hususunda keşidecinin muhataba karşı poliçe münasebetinden başka bir hukuk münasebetinden dolayı haiz olduğu talep hakkı poliçe hâmiline geçmiş olur.

Keşideci, karşılık münasebetinden dolayı haiz olduğu haklarını devrettiğini poliçede beyan etmiş olursa sözü geçen haklar, poliçe, hâmili kim ise ona ait olur.

Muhatap, iflâsın açıldığı ilân veya kendisine devir keyfiyeti ihbar edildikten sonra yalnız poliçenin iadesi mukabilinde usulüdairesinde hakkını ispat eden hamile karşı ödemede bulunabilir.

  • Bononun (emre muharrer senet) şekil şartlarını sıralayınız. Ödeme yerine ilişkin esasları belirtiniz.

Bonoda Bulunması Gereken Unsurlar: Şekil şartlarına aykırılık nedeniyle geçersiz olan bono, çoğunluk görüşe ve Yargıtay’a gör e adi senet olarak kabul edilir.

  • Zorunlu Unsurlar:
  1. Bono kelimesi: Senet metninde, bono veya emre muharrer senet kelimelerinin ve senet türkçeden başka bir dilde yazılmış ise, o dilde bono karşılığı kullanılan kelimenin bulunması gerekir.

Senet, diğer unsurları içermekle birlikte, sadece, bono veya emre muharrer senet kelimesini ihtiva etmiyorsa, açıkça emre yazılı olmak kaydıyla emre yazılı ödeme vaadi sayılır. Bonoya ilişkin bazı hükümler (araya girme suretiyle ödemeye ilişkin hükümler, kambi yo senetlerine ilişkin özel takip usulü), bunlar hakkında uygulanmaz.

  1. Kayıtsız şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadi: Keşideci bonoda, hamil lehine belli bir bedeli ödeme vaadinde bulunmaktadır. Bono içeriğinin de nakit olması gerekir. Bono ile ödenecek para, Türk parası veya yabancı para olabilir. Bedelin nereye yazılacağı konusunda kanunda bir açıklık olmadığı için, senet metnine veya metnin üstüne yazılabilir.

Bono ile ödenecek miktar kayıtsız şartsız olmalıdır. Şarta veya temel ilişkiye bağlanmış bir ödeme vaadi bonoyu geçersiz kıla r. Bonolara konulacak faiz şartı hakkında poliçelere ilişkin hükümler uygulanır.

  1. Lehdarın adı: Bono, kime veya kimin emrine ödenecekse, onun ad ve soyadını veya tüzelkişilerde ticaret ünvanını taşımalıdı r. Bonoyu düzenleyen kendini lehdar gösteremez.

Hamiline bono düzenlenemez. Bononun nama yazılı senet haline gelebilmesi için “menfi emre kaydı”nı içermesi gerekir.

  1. Düzenleyenin imzası: Bonoyu düzenleyen muhatap gibi sorumludur. Bonoyu düzenleyen kimsenin, el yazısı ile imzasının bulunması gereklidir. İmzanın yanında düzenleyenin ad-soyadı veya ünvanının gösterilmesi zorunlu değildir.
  2. Keşide günü: Bu tarih bonoyu düzenleyenin ehliyeti ve keşide tarihinden itibaren belli bir süre sonra ödenecek bonolarda vadeyi belirleme bakımından önem taşır.
  • Alternatif Unsurlar: Bonoda keşide yeri gösterilmemişse, keşidecinin adının yanında yazılı yer keşide yeri sayılır. Bu da mevcut değilse, senet bono niteliğini kaybeder.

Bonoda ödeme yeri gösterilmemişse, keşide yeri ödeme yeri sayılır. Bu yer de belirtilmemişse, keşidecinin adının yanında yazılı yer, ödeme yeri sayılır. Burada da belirtme yoksa senet bono niteliğini yitirir. Bono adresli veya ikametgahlı düzenlenebilir.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

  • İhtiyari Kayıtlar: TTK’da sayılmış olanlar ve olmayanlar (ör. yetkili icra dairesi veya mahkeme, tahkim kaydı) şeklinde ikiye ayrılabilir
  • Çekin hukuki ve iktisadi mahiyeti hakkında bilgi veriniz. Çek ile poliçe arasındaki farkları belirtiniz.

Çekin Niteliği:Çek, iktisadi niteliği açısından bir ödeme aracıdır. Bu sebeple çekin muhatap tarafından kabulü söz konusu değildir. Keşidecinin muhatap nezdinde bir provizyonunun bulunması gerekir.

Hukuki özelliği açısından çek de poliçe gibi nitelikli bir havale olduğundan çekte üç kişi vardır. Bunlar; çeki düzenleyen kimse, çek bedeli kendisine ödenecek olan kişi ve çek bedelini ödeyecek olan muhatap (bir banka veya özel finans kurumu).

-Çek yalnızca bir banka üzerine çekilebilir.

-Herkes çek çekemez. Bunun için banka ile keşideci arasında bir çek anlaşması olması gerekir.

-Çekte 3 kişi vardır ancak gerçek kişiler muhatap olarak gösterilemez. Gerçek kişi muhatap olarak gösterilmişse havale hükmündedir.

  • Çekler hamiline düzenlenebilir.

-Poliçe ve bono kredi vasıtasıdır ancak çek ödeme vasıtasıdır.

-Çekin kabule arzı sözkonusu değildir. Çek kabul edilmez yalnızca ödenir.

-Çekte vade yoktur ancak görüldüğünde ödenir

-Çekte vade yoktur ama ibraz süreleri vardır. On gün, bir ay ve üç ay gibi ibraz süreleri vardır.

-Çekte müracaat hakkı poliçeye nazaran daha kısadır. Çekte tüm senet ilgililerine zamanaşımı 6 aydır.

-Çekte protesto düzenlemeden müracaat hakkı kullanılabilir.

-Çekte muhatabın cirosu batıldır.

-Poliçenin aksine çek damga resmine tabi değildir.

-Poliçede suret tanzimi mümkün iken çekte mümkün değildir.

-Çekin ödenmemesi bir takım cezai müeyyidelere bağlanmıştır. ( karşılıksız çek)

  • Çekin şekil şartlarını sıralayınız. Ödeme yerine ilişkin esasları belirtiniz.

Çeklerde Şekil Şartları:

  • Zorunlu unsurlar: Bu unsurların bulunmaması halinde senet, çek niteliğini kaybeder, havale hükmünde sayılır.
  1. Çek kelimesi: Çekte çek kelimesi ve eğer senet türkçeden başka bir dilde yazılmış ise o dilde çek karşılığı olarak kullanılan kelime bulunmalıdır. Çekte diğer zorunlu unsurlar bulanmakla birlikte sadece çek kelimesi yoksa, açıkça emre yazılı olmak ve ibrazında ödenmesi öngörülmüş olmak şartıyla böyle bir senet emre yazılı havale sayılır.
  2. Kayıtsız şartsız belli bir bedelin ödenmesi hususunda havale: Bedel para olmalı fakat TL olması şart değil, yabancı para üzerinden de çek düzenlenebilir. Döviz üzerinden keşide edilen çeklerde “aynen ödeme” kaydı yoksa, bedelin ibraz günündeki TL karşılığı ödenebilir.

Çek kredi aracı olmadığı için faiz öngörülemez. Çekin üzerine yazılan faiz şartı, konulmamış sayılır.

Çek bedeli kısmen veya tamamen poliçede olduğu gibi aval yoluyla temin edilebilir. Fakat muhatap bankanın aval vermesi mümkün değildir.

  1. Muhatabın adı ve soyadı: Türkiye’de ödenecek çeklerde muhatap ancak bir banka veya özel finans kurumu olabilir. Muhatap, ç ek metninin içinde veya üzerinde belirtilebilir. Başka bir kişi üzerine çekilen çek, yalnızca havale sayılır.
  2. Keşide günü: Keşide tarihi, ibraz sürelerinin başlaması, keşidecinin ehliyetini belirleme ve zamanaşımı yönlerinden önem taşır.

Keşide tarihinin açık, belirli ve mümkün olması gerekir. Çek üzerinde yazılı tarih ile gerçek keşide günü birbirine uymuyorsa, çek üzerinde yazılı bulunan tarih dikkate alınır. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz edilen çek (ileri tarihli çek), ibraz günü ödenir. Çekin, üzerinde yazılı keşide tarihinden önce muhatap bankaya ibraz edilmesi ve karşılıksız çıkması halinde de karşılıksız çek keşidesi suçu oluşabilmektedir.

  1. Keşidecinin imzası: Keşideciye çek amiri de denir. İmzanın el yazısı ile atılması gerekir.
  • Alternatif unsurlar: Ödeme yeri ve keşide yeri alternatif unsurlardır. Ödeme yeri gösterilmemişse, muhatabın ad ve soyadının yanında yazılı bulunan yer ödeme yeri sayılır. Birden fazla yer gösterilmişse çek, ilk gösterilen yerde ödenir. Böyle bir açıklık ve başka bir kayıt da yoksa çek, muhatabın iş merkezinin bulunduğu yerde ödenir.

Ödeme yerinin bir mülki idare birimi olarak gösterilmesi yeterli olup, ayrıca adresin de yazılması gerekmez. Adresli veya ikametgahlı çek de düzenlenebilir.

Keşide yerinin gösterilmemesi durumunda ise çek, keşidecinin ad ve soyadının yanında yazılı yerde keşide edilmiş sayılır. Bu unsur da yoksa senet, çek niteliğini yitirir, havale kabul edilir.

  • Teyitli ve vizeli çek ne demektir? Kısaca açıklayınız.

Teyitli (bloke) çek: Teyitli çekte muhatap banka, çek üzerine “görülmüştür”, “karşılığı vardır” gibi kayıtlar düşer. Bu kayıtların anlamı, muhatap bankanın ibraz sürelerince, provizyonu hamil lehine bloke edeceğidir. Bu şekilde hamil, ibraz süreleri içinde, çekin karşılığının bulunduğunu bilmiş olur. Keşideci bu süre içinde hesapta tasarruf edemez. Teyitli çekler, TTK. da düzenlenmemiştir.

Kabul muhatabı bağımsız ve soyut bir borç altına sokmakta iken, teyit eden banka fer’i bir borç altına girer.

Çekin vizesi: Teyitten farklı olarak geçici nitelikte bir beyan olup, banka yalnızca kendisine karşılık olup olmadığının lduğu o anda karşılığın var olduğunu bildirir, hamile karşı bir sorumluluk altına girmiş olmaz

  • İleri tarihli çekler hakkında bilgi veriniz.

Türk Ticaret Kanunu 692. Maddesinde çeklerde bulunması gerekli zorunlu unsurlar sayılmıştır. Bu maddeye göre çeklerde vade yoktur. Diğer ticari senetler Poliçe ve Bono (Emre Muharrer Senet) dan farklı olarak Çek iktisadi fonksiyon olarak nakit ödeme aracıdır. Poliçe ve Bono (Emre Muharrer Senet) ise iktisadi fonksiyon olarak kredi aracıdırlar.

İktisadi alanda karşılıksız çek düzenlemek 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun”a göre suçtur. Bu kanunun 16. maddesine göre, karşılıksız çek keşide edenler, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezasına çarptırılırlar. 19.03.1985 yılında çıkarılan bu kanunla getirilen hapis cezası, piyasada çekin itibarını diğer ticari senetlere göre artırmıştır.

Türk Ticaret Kanunu 692. maddesine uygun olarak düzenlenmiş bir çek, lehine çek düzenlenmiş lehdar veya çek hamili çeki keşideciden aldığı andan itibaren bankaya ödeme için ibraz edebilir, karşılığı yoksa, çekin karşılığının olmadığını bankada tespit ettirir (arkasını yazdırır). Daha sonra Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunur.

Bununla beraber makalemizin başlığını oluşturan ileri tarihli çekler hukuken geçerli olmakla beraber, oluşturulan ileri tarihli vadenin hiçbir hükmü yoktur. Bu tür çeklerde çeki keşide edenden teslim alınmasından itibaren, vade beklenmeden bankaya ödeme için ibra z edilebilir; yukarıda bahsedilen normal hukuki prosedür işletilir. Yazılan ileri tarih yazılmamış hükmündedir. Ayrıca çekin üzerine “üzerindeki tarihte muteberdir” veya “üzerindeki tarihten önce ibraz edilemez” kaydı yazılmasının da hukuken hiçbir hükmü yoktur.

Bu şekildeki çekler ileri tarihli çekler (Post Date Çek) olarak adlandırılır. Bu tür çekler piyasada çok sık kullanılmaktadır. Karşılıklı güvene dayanarak keşide edilen bu çeklerden dolayı çek keşide edenler, çek bankaya ibraz edilirse “karşılıksız çek keşide etmek suçunu” işlemiş duruma düşürülebilirler ve bu tür çekleri oluşturdukları vadeden önce ödemek zorunda kalabilirler.

  • Çizgili çek ve mahsup çeki hakkında bilgi veriniz.

Çizgili çek:

Çekin yanlışlıkla veya kasten başka birine ödenmesini önlemek ve güvenliği artırmak amacıyla kabul edilmiş olan bir yoldur. Ancak bir banka veya muhatabın bir müşterisine ödenebildiği için (TTK Md.716/1) çizgili çeke ‘sadece bankaya ödenebilen çek’ adı da verilir.

TTK’nun 715/1 inci maddesine göre, çeki ya keşideci ya da hamil çizebilir. Çekin çizilmesi, çekin iç yüzüne birbirine paralel iki çizgi çizilmesidir. Ön yüzde bulunmak koşulu ile bu çizgilerin yönü ile çizgiler arasındaki uzaklık önemli değildir. Aynı şekilde bunlar arasında tam bir paralellik bulunması ya da çizgiyi çizen tarafından imzalanması gerekmez.

Çizginin kesinlikle bir kalemle yapılması zorunluluğu da yoktur. Çekin boydan boya zımbalanmak suretiyle çizgili hale getirilmesi de mümkündür.

Çek, ya genel ya da özel olarak çizilebilir. İki çizgi arasına hiç bir işaret konulmamış ya da banka kelimesi veya buna   benzer                                                                                                                                                               ibare konulmuşsa,

çek genel olarak çizilmiş demektir. Eğer iki çizgi arasına belirli bir bankanın adı yazılmışsa bu özel çizgili bir çektir.

Genel çizgili çekin özelliği çizgili çeke dönüştürülmesi mümkün ise de, aksi geçerli değildir.

Kanun, çizgilerin ya da anılan banka adının silinmesini, hükümsüz saymıştır (TTK Md. 715/5). Özel çizgili çek,       keşidecinin                                                                                                                                                                                       ya                                                                                                                                                                                       da                                                                                                                                                                               hamilin,

ödemenin belli bir bankaya yapılmasını istemeleri durumunda başvurulan bir yoldur.

Yukarıda da belirtildiği üzere, genel olarak çizilen çek muhatap banka tarafından ancak bir bankaya ya da muhatabın bir müşterisine ödenebilir. Doktirinde denildiği üzere, bir bankanın müşterisi sayılabilmek için o banka tarafından tanınabilmek yeterli değildir. Aksine, ilgili kişinin o banka ile belirli bir iş ilişkisi içinde bulunması zorunludur.

Buna karşılık özel olarak çizilen çek, muhatap tarafından ancak adı gösterilen bankaya ya da bu banka muhatap ise, onun müşterisine ödenebilir. Ancak adı çekte gösterilen banka tahsil fişini bir diğer bankaya yatırabilir (TTK Md.716/2).

Bir banka çizgili çeki ancak müşterisinden ya da diğer bir bankadan edinebilir. Yine bir banka, çizgili çeki sözü edilenler dışında kalan kişiler hesabına tahsil edemez (TTK Md.716/3).

Çek, birden fazla özel olarak çizilmişse, muhatabın bu çeki ödemeye yetkili olabilmesi için, çekin ikiden fazla çizilmemiş bulunması ve çizgilerden birinin çekin bir takas odası tarafından tahsil edilebilmesi amacıyla yapılmış olması zorunludur.

Çizgili çeke ilişkin olarak yukarıda açıklanan hükümlere aykırı hareket eden muhatap, çek bedelini aşmamak koşuluyla doğan zarardan sorumludur. Bazı hallerde, ilgili kişinin birlikte kusurunun bulunduğu kanıtlanarak tazminat tutarının indirilmesi mümkün olabilir.

Mahsup Çeki;

Hesaba geçirilecek çek” anlamına gelir. Genel olarak, paranın taşınması, sayılması ve saklanması kolay değildir. Ödeme aracı olan çek sayesinde bütün bu işler güvenlik altına alınabilmektedir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 717. maddesi de “mahsup çeki”nden söz etmektedir. Bu çekler, fonksiyon bakımından çizgili çeklere benzer. Yalnız b u çeklerle “nakten” değil, “hesaben” ödeme yapılır. Örneğin, bir müessese ya da firma, hâmili bulunduğu bir çeki, muhatap banka dan tahsil edip aynı bankadaki hesabına kaydettirecektir. Fakat, çeki tahsil etmek üzere gönderdiği kimse, parayı bankadan alır kaçarsa ya da yolda gelirken düşürürse, çaldırırsa, o müessese veya firma zarar görür.

Bu ihtimaller karşısında, gerek keşideci ve gerekse hâmil tarafından, çekin iç yüzüne eğik olarak “bedeli hesaba geçirilecektir” şeklinde veya buna benzer bir ibare yazılır ve böylece, çekin para olarak ödenmesi önlenmiş olur. (TK m. 717/1)

Yine, örneğin, keşidecinin bankada bir borçlu, bir de alacaklı cari hesabı vardır. Keşideci firma, bütün tahsil işlerini ve ödemelerini alacaklı cari hesabıyla yaptırmaktadır. Bir hesaptan diğerine bir virman yaptırmak isterse ve bu virman (nakil) için çek çekmişse, keşideci çekin üzerine “mahsup çekidir” ya da “hesaba geçirilecektir” diye bir ibare yazar ve bankaya gönderir. Banka artık, çek hâmiline parayı nakit olarak ödemez; hesaba geçirir.

…………………………………………  Bankası A.Ş. İst. 8.5.200……………..

İstanbul YTL. 10.000. Bu çek karşılığında Ali Korkmaz emrine on bin YTL. ödeyiniz. (Bedeli hesaba geçirilecektir.)

Hasan Uysal (İmza)

Böyle bir çeki Hasan Uysal’dan alan Ali Korkmaz, çeki kendisi bankadan tahsil etmeyip de adamıyla göndermek istese, bu kayıtla çeki emniyete almış olacaktır. Banka, bu çeki getiren kimseye nakit olarak ödemeyecek, Ali Korkmaz’ın hesabına kaydedecektir.

“Hesaba geçirilecektir” gibi mahsup kayıtlarının çizilmesi hükümsüzdür. (TK m. 717/2) Bir hüküm ifade etmiş olsaydı, çeki eli nde bulunduran herkes, bu mahsup kaydını çizerek çekin bedelini para olarak almak imkânını bulurdu.

Mahsup çeki olarak tedavüle çıkarılan, yani, kayden ödenmiş olacaktır. Bu hükme aykırı hareket eden muhatap banka, hasıl olac ak zarar ve ziyandan sorumludur. Bununla beraber, çizgili çekte olduğu gibi, muhatabın bu sorumluluğu çekte yazılı para miktarını geçemez. (TK m. 717/3)

  • Karşılıksız çekin hukuki ve cezai müeyyideleri nelerdir? Açıklayınız.

Karşılıksız çek keşidesi suçu: 3167 sayılı Kanun uyarınca, bir kimse karşılıksız çek keşide edecek olursa, muhatap banka karşılıksız çek keşide eden müşterisine, 10 işgünü içerisinde iadeli taahhütlü olarak elindeki tüm çek karnelerini iade etmesini bildirir. Banka tarafından yapılan ihtardan itibaren on gün içinde geçerli bir sebebe dayanmaksızın çek defterlerini geri vermeyenlere, ilgili bankanın ihbarı üzerine üçyüzellimilyon liradan üçmilyara kadar ağır para cezası verilir.

Muhatap banka, yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmediğini ve hesap sahibi hakkında gereken bilgileri, ibraz tarihinde n itibaren on gün içinde Merkez Bankası’na bildirir. Bu bildirimden sonra çek tutarı ile tazminat ve gecikme faizinin hamile veya hamile ödenmek üzere muhatap bankaya ödenmesi de, muhatap banka tarafından ödeme tarihinden itibaren on gün içinde Merkez Bankası’na bildirilir. Merkez Bankası da bu bildirimleri en geç onbeş gün içinde bankalara duyurur.

Üzerinde yazılı keşide tarihinden önce veya ibraz süresi içinde ibraz edildiğinde, yeterli karşılığı bulunmaması sebebiyle kı smen de olsa ödenmeyen çeki keşide eden hesap sahipleri veya yetkili temsilcileri, kanunların ayrıca suç saydığı haller saklı kalmak üzere, çek bedeli tutarı kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Ancak verilecek para cezası seksen milyar liradan fazla olamaz. Bu miktar her yıl artırılır. Bu suçtan mükerrirlere, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Suç şikayete bağlı bir suçtur. Kısmen veya tamamen karşılıksız çıkan her çek yaprağı ayrı bir suç oluşturur.

Bu suçun, organ veya temsilcisi tarafından tüzelkişi yararına işlenmesi halinde özel hukuk tüzelkişisi hakkında da birinci fıkra uyarınca para cezasına hükmolunur. Ayrıca yetkili temsilci tarafından yararına çek keşide edilen hesap sahibi gerçek kişi hakkında da bu fıkra hükmü uygulanır. Mahkeme, ayrıca işlenen suçun niteliğine göre bir yıl ile beş yıl arasında belirleyeceği bir süre için hesap sahiplerinin ve yetkili temsilcilerinin çek hesabı açtırmalarının yasaklanmasına karar verir. Yasaklanma kararı bütün bankalara duyurulmak üzere Türk iye Cumhuriyet Merkez Bankasına bildirilir. kısa ve özlü anlatım

Çekin ibraz süresi içinde muhatap bankaya ibraz edilmesine rağmen hesap yeterli karşılık bulunmadığı için ödeme yapılmaması halinde “karşılıksız çek” durumu ortaya çıkar.

Karşılıksız çekte muhatap banka ve keşideciye bazı yükümlülükler öngörülmüştür.

MUHATAP BANKA

Muhatap bankanın yapacağı İşlemler

Karşılıksız kaydı düşmek

Keşideciye ihtarname göndermek (10 gün)

Hamile ödeme yapmak (410 YTL)

Merkez Bankasına Bildirim

KEŞİDECİ

Düzeltme hakkını kullanmak (10 gün)

Çek bedeli

%10 çek tazminatı

Gecikme faizi

Çek defterini iade etmek

CEZALAR

İlk seferde ağır para cezası (çek bedeli kadar-en fazla 80.000 YTL)

Suçun tekrarı halinde hapis cezası (1-5 yıl)

Ceza verilmesi hamil, ciranta veya bankanın şikayetine bağlıdır (6 ay).

Çek keşide yasağı (1-5 yıl)

Ceza kapsamına giren kişiler Keşideci (vekil bile olsa)

Hesap sahibi

  • Çekten cayma ve ödemenin men’i kavramlarını açıklayınız.

ÇEKTEN CAYMA

Keşidecinin çeki imzalamak suretiyle muhataba vermiş olduğu ödeme yetkisini tek taraflı bir irade beyanıyla geri almasına “çekten cayma” adı verilir .

Keşideci, cayma hakkını kullanırken herhangi bir sebep açıklamak zorunda değildir.

Çekten cayma, ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder. Buna göre, keşideci ibraz süresi içinde çekten caydığına ilişkin bir bildirimde bulunsa bile, bu beyan, ibraz süresi dolmadan hiçbir hukukî sonuç doğurmaz.

Cayma hakkının kullanılması, muhatabın çeki ödeme yetkisini ortadan kaldırır. Muhatap, keşidecinin bu beyanıyla bağlıdır; bankanın bu hususta herhangi bir takdir yetkisi yoktur

ÖDEMENİN MEN’İ

Keşideci çekin kendisinin veya üçüncü bir kimsenin elinden rızası olmaksızın çıkmış olduğu iddiasında ise muhatabı çeki ödemekten men edebilir. Çekin rıza hilafına elden çıkması, çaldırmak, kaybetme veya zorla alınması hallerini ifade eder. Yargıtay men nedeninin açıkça bildirilmesi gerektiği görüşündedir.

Keşideci tarafından ödemeden men talimatı verilmesi halinde, çekin ibrazında arkasına, banka tarafından, keşidecinin ödemeden men talimatı bulunduğu ve bu nedenle işlem yapılamadığı belirtilerek karşılığı olupolmadığı yazılır ve karşılık veya kısmikarşılık var ise bu miktar bl oke edilir.

Muhatap bankayı ancak keşideci ödemekten men edebilir. Hamilin buna hakkı yoktur. Hamil, ancak mahkemeden alacağı tedbir kararı ile ödemeyi durdurabilir. Çek keşide edilen hesap üzerinde rehin bulunması, haciz veya ihtiyati tedbir konulması halinde muhatap banka ödeme yapamaz.

  • Çekte vade var mıdır? Gerekçeleri ile açıklayınız.________________________________________________

Vade

Çek görüldüğünde ödenir. Buna aykırı herhangi bir kayıt (vade) yazılmamış hükmündedir, dolayısıyla geçersizdir. Keşide günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibraz olunan bir çek ibraz günü ödenir. Karşılığı yok ise arkası yazılır.

  • Çekte ibraz süreleri hakkındaki hükümleri belirtiniz.

Ödeme için ibraz müddetleri

Çek, keşide edildiği yerde ödenecekse (çekin üzerinde yazılı muhatap banka şubesi ile keşide yeri aynı ise) on gün, keşide edildiği yerden başka bir yerde ödenecekse (çek üzerindeki muhatap banka şubesi ile keşide yeri farklı ise) bir ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.

Ödeneceği memleketten başka bir memlekette keşide edilen çek, keşide yeri ile ödeme yeri aynı kıtada ise bir ay, keşide yeri ile ödeme yeri ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir.

Keşide yeri ile ödeme yeri ayrı kıt’alarda bulunsa dahi her iki yer ülkesinin Akdeniz’de kıyılarının olması halinde ibraz süresi üç ay değil, bir ay olarak kabul edilir.

Yukarıda yazılı müddetler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten (keşide günü hariç) itibaren başlar. Sürenin son günü tatile rastladığı takdirde, süre takip eden ilk işgününe kadar uzar. Aradaki tatil günleri süre hesabına dahildir.

  • İpotekli borç ve irat senedi arasındaki farklılıklar nelerdir? Maddeler halinde sıralayınız._________________

-İpotekli borç senedinde borçlu tüm mal varlığı ile sorumlu iken, irad senedinde sadece malın satış değeri ile sorumluluk esası vardır.

-İpotekli borç senedinde her türlü gayrimenkul teminat olarak gösterilebilirken, irad senedinde sadece zirai arsalar ve evler üzerinde rehin kurulabilir. (örneğin oteller üzerinde irad senedi tesisi mümkün değildir.)

-Bu senetlerin tesisinde sulh hakiminin ve tapu memurunun imzaları bulunmalıdır.

-Her iki senedin düzenlenmesi ile eski borç ortadan kalkar ve yeni borç ortaya çıkar. Her ikisi de tapuya tescil hüküm ifade eder.

-Her ikisi de nama veyahut hamile yazılı olarak düzenlenebilir. Bu senetler bir gayrimenkul için çok sayıda çıkarılabilir.

-Bu senetlerden doğan borçlar alacaklının ikametgahında ödenir.

  • Makbuz senedi ve varantın devri hakkındaki hükümleri açıklayınız.

Makbuz senedi

Emtia senetlerinden biri olan makbuz senedi, çeşitli türlerden malların kolayca devredilmesi amacı ile umumi mağazalar tarafından çıkarılabilen bir kıymetli evraktır.

Sadece kendilerini temsil eden senedin el değiştirmesi ile bir mal ya da zahirenin bir kişinin mülkiyetinden çıkıp diğerinin mülkiyetine girmesini sağlayabildiği için, ekonomik açıdan yükleme, boşaltma, taşıma gibi masraflardan tasarruf edilmesini sağlarlar

Makbuz senedi emre ya da nama yazılı olarak düzenlenebilir ve her iki durumda da ciro ve teslim yolu ile devredilebilir. Ciro, yapıldığı günün tarihini de içermelidir. (TK m. 750/1) Makbuz senedi ile varant birlikte beyaz ciro ile de devredilebilir. Bu tür bir ciro, her iki senet teslim edildiği takdirde cirantanın haklarını hâmile geçirir. (TK m.750/2) Makbuz senedinin cirosu, bu cironun varant ile birlikte yapılıp yapılmadığına göre farklı sonuçlar doğurur.

Gerçekten TK m. 751 uyarınca makbuz senedi ve varantın birlikte cirosu, tevdi olunan şeylerin mülkiyetini, buna karşılık yalnız makbuz senedinin cirosu, varant hamilinin hakkı saklı kalmak koşulu ile tevdi olunan şeylerin mülkiyetini nakleder. (TK m. 751/bent

Varant

Umumi mağazalara tevdi edilmiş mallar karşılığında, mağaza sahibi tarafından düzenlenip, malı tevdi edene verilen malı makbuz senedi ile birlikte olursa satma, tek başına olursa rehin etme yetkisini veren kıymetli evrak türüdür.

Varant, emre yazılı senetlerden olduğu için ciroyla devir edilir. Cironun ciro yapıldığı tarihi de içermesi gerekir. (TK m. 750) Eğer beyaz ciro yapılmış ise, makbuz senedinin de varant ile birlikte verilmesi şarttır. Varant, hangi borcu temin etmek için ciro edilmişse, ilk cironun temin ettiği alacak, faiz ve vade tarihinin de belirtilmesi gerekir. (TK m. 752) Cironun doğuracağı sonuçlar TK m. 751’de düzenlenmiştir:

  • Varant makbuz senedi ile birlikte ciro ve devir edilirse, emtianın mülkiyeti ciro edilene geçer. 2) Sadece varantın devri, mal üzerinde rehin hakkı kurar. 3) Varant ve makbuz senedi ayrı ayrı devredilmişlerse, makbuz senedini elinde bulunduran mülkiyeti kazanır. Ancak varantı devir alanın hakları saklı kalır.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

Varant ve makbuz senedi ayrı ayrı devir edilirlerse, makbuz sahibi malı çekebilmek için, varantın temin ettiği borcun ana parası ile vade gününe kadar olan faizini mağazaya yatırmak zorundadır. (TK m. 754) Bu para, varantın ibrazı ile hamiline verilir.

Varant hamili, vadesi gelen borç ödenmezse, mağazaya tevdi edilmiş malı, rehnin paraya çevrilmesi usulüne göre sattırır. Satışa rağmen borcun tamamı karşılanmazsa, varant hamili, cironun teminat fonksiyonuna göre, aradaki fark için esas borçlu ve cirantalara başvurab ilir. (TK m.758) Ancak, varant hamili, bunun için, protesto çekip, malları zamanında sattırmalıdır. Aksi halde müracaat hakkı                                                                                                                                                                                        düşer.

Varant, poliçenin zamanaşımı sürelerine tabidir. Ancak cirantaya karşı zamanaşımı malın satılmasından                                                                                                                                                                                        itibaren                                                                                                                                                                                        işlemeye                                                                                                                                                                                        başlar.                                                                                                                                                                                        Varantın

kaybedilmesi halinde, hamil, varantın sahibi olduğunu ispat edip teminat yatırarak, umumi mağazanın bulunduğu yer mahkemesine başvurur. Aldığı kararı, karada belirtilen gazetelerde ilan eder. İtiraz süresinin geçmesini bekledikten sonra, ikinci bir                                                                                                                                                                                        nüsha                                                                                                                                                                                        çıkarttırır.                                                                                                                                                                                        Varant                                                                                                                                                                                        kaybolmuş

ve süre de geçmişse mahkeme aynı şartlarla ödemeye izin verebilir.

İkinci, nüsha çıkarma ya da ödemeye izin kararı hem mağaza sahibine, hem de ilk borçluya bildirilir. Her ikisinin de itiraz hakkı vardır. İtirazları haklı çıkmazsa, satış geri bırakılmaz. Ancak buna rağmen icra tetkik merciine de itiraz edebilirler. İcra tetkik mercii itiraz sonuçlanıncaya kadar, satıştan elde edilen parasının icra veznesinde saklanmasına karar verebilir.

  • Oydan yoksun hisse senedi nedir? Açıklayınız.

OYDAN YOKSUN HİSSE SENEDİ: Ortaklıkların esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla sermaye artırımı ve oy hakkı hariç, sahibine kar payından ve istediğinde tasfiye bakiyesinden imtiyazlı olarak yararlanma hakkını ve diğer ortaklık haklarını sağlayan hisse senetleridir.

OYDAN YOKSUN HİSSE SENEDİNİN ÖZELLİKLERİ:

Oydan yoksun hisse senedi sahiplerinin, oy hakkı olmaksızın genel kurula katılma ve bilgi alma hakları bulunmaktadır.

Oydan yoksun hisse senedi sayesinde şirketin ortaklık yapısı ve yönetim düzeni bozulmaksızın, şirkete alternatif kaynak sağlanmış olur.

Oydan yoksun hisse senedi sahiplerine, esas sözleşmede gösterilecek oranda kar payında imtiyaz tanınması zorunludur ve imtiyazlı kar payları nakden dağıtılır.

  • Tahvil türlerini sıralayınız. Kara iştirakli tahvil hakkında bildiklerinizi belirtiniz. Tahvil Türleri

a- Devlet Tahvilleri – Özel Sektör Tahvilleri b- Primli Tahviller – Başabaş Tahviller

c- İkramiyeli Tahviller

d- Nama ve Hamiline Yazılı Tahviller

e- Paraya Çevrilme Kolaylığı Olan Tahviller

f- Garantili ve Garantisiz Tahviller

g- Sabit ve Değişken Faizli Tahviller

h- İndeksli Tahviller

TAHVİLLER: Tahvil, devletin ya da özel sektör şirketlerinin borçlanarak orta ve uzun vadeli fon sağlamak üzere çıkarttıkları borç senetleridir. Tahviller halka arz edilerek veya halka arz edilmeksizin satılabilir. Kamu borçlanma aracı dışındaki tahvillerin ihraç ve halka arzı için Sermaye Piyasası Kurulu’na kaydettirilmesi gereklidir.

Tahviller sahiplerine herhangi bir ortaklık hakkı vermez, sadece ihraççıya karşı alacaklılık hakkı sağlar.

TAHVİLLERLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

Nominal Değer: Tahvil ve bononun vadesinde yatırımcının eline geçecek olan para miktarıdır.

Kupon Oranı: Nominal değer üzerinden, yüzde olarak belirtilen, tahvil sahibinin alacağı faiz miktarıdır. Tahvil ve bonolarda ayrıca faizin ne zaman ödeneceği de belirtilmektedir.

Vade: Ana paranın ve son faiz ödemesinin yapılacağı tarihtir TAHVİLİN GETİRİSİ ve RİSKİ TAHVİLİN DEZAVANTAJLARI

Tahvil sahibi şirketin aktifi üzerinde alacağından başka herhangi bir hakka sahip değildir.

Tahvil sahibi ile şirket arasındaki hukuki ilişki vade bitiminde sona erer.

Tahvil sahibi şirketin yönetimine katılamaz.

Tahviller çoğu zaman sabit getirili menkul kıymetlerdir. Dolayısıyla enflasyon halinde tahvilden elde edilecek getiri enflasyon oranında azalacaktır

TAHVİLİN AVANTAJLARI

Şirketin brüt karından önce tahvil sahiplerinin faizleri ödenir.

Şirketin iflası ya da tasfiyesi durumunda da önce borçlar ödendiği için, tahvil sahipleri, şirket ortaklarından (hisse senedi sahipleri) önce alacaklarını alırlar.

KARA İŞTİRAKLİ TAHVİL: İhraç eden anonim ortaklığın karına iştirak hakkı sağlayan tahvildir.

Vade 2 yıldan az olmamak üzere serbestçe belirlenir.

Kara iştirakli tahviller vade sonu anapara ödemeli olarak çıkarılırlar, anapara ödemesi yıllara dağıtılamaz.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

Tahvil sahiplerinin şirketin kar payı hesapları hakkında bilgi alma hakları vardır.

  • Banka bonoları ve banka garantili bonolar hakkında bildiklerinizi belirtiniz.

BANKA BONOLARI VE BANKA GARANTİLİ BONOLAR

BANKA BONOLARI: Mevduat kabul etmeyen bankaların Sermaye Piyasası Kurul’u düzenlemeleri çerçevesinde borçlu sıfatıyla düzenleyip ihraç ettiği emre veya hamiline yazılı kıymetli evraktır. Banka bonolarında vade en az 60 en çok 720 gün olmak üzere satış anında belirlenir ve tanzim sırasında bononun üzerine yazılır.

BANKA GARANTİLİ BONOLAR: Mevduat kabul etmeyen bankalardan kredi kullanan ortaklıkların, bu kredilerin teminatı olarak borçlu sıfatıyla düzenleyip, alacaklı bankaya verdikleri senetlerden, bu krediyi kullandırmış bankaca kendi garantisi altında ihraç edilen kıymetli evraktır. Banka garantili bonolarda da vade en az 60 en çok 720 gün olmalıdır.

  • Retret ne demektir?

Retret: Hamil veya rücu hakkı sahibi, bu hakkını retret keşide ederek kullanabilir. Hamil poliçenin ödenmemesi üzerine, protesto çekip müracaat borçlularına başvurmak yerine, kendine karşı sorumlu olan kişilerden biri üzerine, yeni bir poliçe düzenleyebilir. Cirantalar da retret düzenleyebilir. Bu yeni poliçeye retret denir. Retret ile ödeme bir müddet geciktirilmiş olur.

Retret keşide edilebilmesi için, poliçede aksine bir kaydın olmaması gerekir. Retret, kimin üzerine çekilmiş ise onun ikametgahında ve görüldüğü anda ödenir. Retretde, adresli veya ikametgahlı poliçeye ilişkin hükümler uygulanmaz.

Üzerine retret çekilen ciranta, bunu ödemezse, ödememe protestosu düzenlenerek diğer poliçe borçlularına müracaat edilebilir. Bu durumda, üzerine retret çekilmiş olan cirantanın ticari itibarının sarsılmasına yol açar.

İCRA İFLAS HUKUKU

  • Genel haciz yolunda ödeme emri ve ödeme emrine itiraz konusunu kısaca anlatınız.

ÖDEME EMRİ

Takip talebini alan icra dairesi, 3 gün içinde bir ödeme emri düzenler ve borçluya gönderir.

Ödeme emri ile borçluya, borcu ödemesi veya itirazı varsa bunu bildirmesi ve bunları yapmazsa hakkında cebri icraya devam edileceği ihtar edilir.

Takip talebini alan icra dairesi ödeme emri göndermeden önce:

İstenen alacağın mevcut olup olmadığını,

Alacağın vadesinin gelip gelmediğini,

Alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığını,

inceleme yetkisine sahip değildir. Bu haller var ise bunu borçlu ödeme emrine itiraz ederek ileri sürebilir.

Ödeme Emrinin İçeriği:

Takip talebinde bulunan kayıtlar

Borcun ve giderlerin 7 gün içinde ödenmesi ihtarı

Borçlunun bir itirazı varsa bunu 7 gün içinde icra dairesine bildirmesi ihtarı

7 gün içinde borcu ödemez veya itiraz etmezse aynı yedi gün içinde mal beyanında bulunması gerektiği yoksa hapisle tazyik olunacağı (m.76) ihtarı, ayrıca hapisle cezalandırılacağı (m.337) ihtarı

Borçlu 7 gün içinde borcu ödemez veya itiraz etmezse mallarının haczedileceği ihtarı İcra Takibinin Ödeme Emrinin Tebliğinden Sonraki Durumu

Ödeme emri kendisine tebliğ edilen borçlunun davranış şekline göre burada üç durum ortaya çıkabilir:

Borçlu ödeme emrinde yazılı olan borcu kabul eder ve 7 gün içinde borcunu icra dairesine yatırabilir. Bu halde borç ödenmiş olduğundan icra takibi sona erer.

Borçlu 7 gün içinde borcu ödemez ve itiraz da etmez ise ödeme emri kesinleşmiş olur. Bunun üzerine alacaklı icra dairesinden borçlunun mallarının haczedilmesini isteyebilir.

Borçlu 7 gün içinde kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz edebilir ÖDEME EMRİNE İTİRAZ

Ödeme emrine itiraz icra dairesine, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 gün içinde yapılır. İCRA MAHKEMESİ’NE yapılan itiraz geçersizdir. Borçlu ödeme emrine itiraz ederken mutlaka yurt içindeki adresini belirtmelidir. Belirtilen bu adres sonradan değişir ve bu d urum icra dairesine bildirilmezse, o adrese yapılan tebligatlar borçluya yapılmış sayılır (2003 Değişikliği)

Borçlu çeşitli nedenlerle ödeme emrine itiraz edebilir:

-İcraya konan senet sahtedir.

-Hiç borç yoktur.

-Borcu doğuran sözleşme geçersizdir.

-Borcun vadesi gelmemiştir.

-Borç zamanaşımına uğramıştır.

-Borç talep edilen kadar değildir(kısmi itiraz).

İtiraz Sebepleri

İtiraz sebepleri ileri sürülüş bakımından ikiye ayrılır:

  • İmzaya İtiraz
  • Borca İtiraz
  • Haczi caiz olmayan mal ve alacaklar nelerdir?

HACZEDİLEMEYEN MAL VE HAKLAR

Haczedilemeyen mal ve haklar iki ana gruba ayrılmaktadır:

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

Tamamı Haczedilemeyen Mal ve Haklar                       Bir Kısmı Haczedilemeyen Mal ve Haklar

I- Tamamı Haczedilemeyen Mal ve Haklar                   Bunlar üçe ayrılmaktadır:

  • Maddi Hukuka Göre Başkasına Devri Yasak Olan Mal ve Haklar

Bu devredilmezlik niteliğinin kanuna dayanması gerekir. Kanundan dolayı devredilemedikleri için haczedilemeyin mal ve haklara örnekler:

Manevi tazminat talepleri

Ana ve babanın çocuk malları üzerindeki intifa hakları Münhasıran şahsa bağlı haklar (MK. m.23) sükna hakkı

Ölünceye kadar bakma alacaklısının hakkı İlama bağlı nafaka alacakları Şahsa bağlı intifa hakları

  • İİK m.82’ye göre Tamamı Haczedilemeyen Mal ve Haklar

Bu mal ve haklar İİK’ da 12 bent halinde sayılmıştır. Bunlardan bazıları:

Devlet malları haczedilemez. Devlete karşı icra takibi yapılabilir ama devlet malları haczedilemez. Özel hukuk hükümlerine tabi olan bazı kamu tüzel kişilerinin malları haczedilebilir. (örnek: SSK ve Bağkur malları).

Haczedilemeyen Devlet Mallarına Bazı Örnekler Köy orta malları İl özel idaresi malları

Katma bütçeli dairelerin (Genel Müdürlüklerin) malları Encümen kararı ile kamu hizmetine tahsis edilmiş belediye malları

Borçlu ve ailesinin yaşaması ve ekonomik varlığını sürdürmeleri için haczedilmemesi gereken mal ve haklar. Bu malların neler olduğu İİK’ da 6 bent halinde sayılmıştır.

Ordu ve zabıta hizmetlerinden malul olanlara bağlanan emekli maaşları.

Vücut ve sıhhat sağlığına verilen zararlar karşılığı verilen tazminatlar

Borçlunun haline münasip evi haczedilemez

Özel Kanunlarda Haczedilemeyeceği Yazılı Olan Mal ve Haklar

SSK ve Bağkur kanunları gereğince bağlanan gelir ve aylıklar ve sağlanan yardımlar

Sendikalar Kanununa göre kurulan mesleki kuruluşların malları v.s.

Telefon intifa hakkı ve tahsis edilen numara Yola çıkmaya hazır gemiler (TTK m.892).

  1. Bir Kısmı Haczedilemeyen Mal ve Haklar
  2. Maaş ve ücretler: Bunların tamamı haczedilemez. Borçlunun ve ailesinin geçinebilmeleri için gerekli olan kısım onlara bırakılmalıdır.

Bir kısmı haczedilemeyen maaş ve ücretlerin neler olduğu İİK.m.83 de sayılmıştır:

Maaşlar, ödenekler, her çeşit ücretler, şahsa bağlı olmayan intifa hakları, emekli aylıkları (SSK ve Bağ-kur hariç—Emekli Sandığı dahil)

İİK m.83’deki ücret kavramına her türlü ücret dahildir. Öğrenci bursları da buraya dahildir.

  • Özel Kanunlara göre Bir Kısmı Haczedilemeyen Haklar

İş Kanununa göre işçilerin aylık ücretlerinden 1/4’den fazlası haczedilemez.

  • İstihkak, istirdat ve menfi tespit davaları hakkında bilgi veriniz.

MENFİ TESPİT VE İSTİRDAT DAVALARI

İlamsız icra takibinde bulunabilmek için alacak hakkında bir mahkeme kararına gerek yoktur. İİK, para (ve teminat) alacaklarının ilâmsız icra prosedürü içinde, alacağın mahkeme kararına ihtiyaç duyulmaksızın tahsil edilmesine yönelik düzenlemeler getirmiştir. Bu s ebeple bir kimse maddi hukuk bakımından borçlu olmadığı halde, kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz etmeyi ihmal etmiş veya itiraz ettiği halde elinde borcunu ödediğine dair İİK.m.68-68a’daki belgeler olmadığı için borçlu olmadığını ispat edememiş böylece hakkındaki icra takibi kesinleşmiş olabilir. Bu borçlu gerçekte borçlu olamadığı bir borcu icra takibi kesinleştiği için ödemek zorunda kalabilir.

Maddi hukuk bakımından gerçekte borçlu olmayan bir borçluya borçlu olmadığını İcra ve İflas Kanunu (İİK) sistemine göre değil, genel hükümlere göre tespit ettirmek imkânı verilmiştir. Bu imkânlar menfi tespit davası ve istirdat davası açma imkânlarıdır.

MENFİ TESPİT DAVASI

Alacaklı tarafından kendisinden talep edilen alacağın gerçekte mevcut olmadığını iddia eden borçlunun açtığı davaya menfi tespit davası denir. Borçlu bu dava ile, borçlu olmadığının tespit edilmesini mahkemeden talep etmektedir.

Menfi tespit davasının icra takibine etkisi:

  • İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davasının İcra Takibine Etkisi

Borçlu, kendisine karşı ortada bir icra takibi yok iken borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir; ancak bunun için borçlu olmadığının hemen tespitinde korunmaya değer bir hukuki yararının olması gerekir (örneğin, A B’ye protesto çekmiş ve 1 milyar TL tutarındaki senedini öde diyor; fakat B A’ya böyle bir senet vermemiş ise bu halde menfi tespit davası açmasında hukuki yararı vardır)

Borçlu menfi tespit davası açtıktan sonra, alacaklı bu dava konusu alacak için icra takibi yapabilir. Daha önce açılan menfi tespit davası icra takibini engellemez ve icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Fakat menfi tespit davasına bakan mahkeme, teminat karşılığında ihtiyati tedbir kararı ile icra takibini durdurabilir.

  • İcra Takibi Başladıktan Sonra Açılan Menfi Tespit Davasının İcra Takibine Etkisi

Borçlu icra takibi devam ederken menfi tespit davası açabilir, bu dava ile de icra takibi kendiliğinden durmaz. Mahkeme, icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir kararı ile dahi icra takibini durduramaz. Davaya bakan mahkeme sadece teminat karşılığı, icra veznesine girmiş olan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verebilir.

Ayrıca, borçlu mallarının haczini engellemek istiyorsa, alacağın tamamını (icra faiz ve giderler ile birlikte) icra dairesine yatıracağını, ancak bunun alacaklıya ödenmesinin engellenmesini mahkemeden ihtiyati tedbir kararı ile isteyebilir. Borçlu bu halde borcu icra dai resine para olarak yatırmak zorundadır (m.72,III c.2).

Menfi Tespit Davasının Sonuçları:

Dava alacaklı lehine sonuçlanırsak Alacaklı icra takibine devam eder. İhtiyati tedbir yolu ile icra takibi durdurulmuş ise, icra takibi uzatıldığı için mahkeme alacaklının talebi olmasa da borçluyu tazminata mahkûm eder.

Borçlu lehine sonuçlanırsak Karar ile icra takibi durur, karar kesinleşince icra takibi iptal edilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının sonunda mahkeme, borçlunun talebi üzerine, alacaklının da kötü niyetle icra takibi yaptığı kanısında ise borçlu leh ine tazminata hükmeder. Menfi tespit davası icra takibinden önce açılmış ise, borçlu lehine tazminata hükmedilmez.

İSTİRDAT DAVASI

Maddi hukuk bakımından gerçekte borçlu olmayan bir kişi kendisine gönderilen ödeme emrine itiraz etmeyi şu veya bu sebeple ihmal etmiş veya itiraz etmesine rağmen İCRA MAHKEMESİNDE borçlu olmadığını ispat edememiş, icra takibinden önce veya icra takibi sırasın da menfi

tespit davası da açmamış ve bunun sonucunda borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için dava açabilir bu davaya istirdat davası denir.

Borçlunun menfi tespit davası açmış olması halinde menfi tespit davası sonuçlanmadan önce icra takibi sonunda borcun ödenmesi söz konusu olursa menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilir.

İstirdat davasının takip hukuku bakımından şartı: takip borçlusunun borçlu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmasıdır.

Borçlu ödeme emrine itiraz süresi olan 7 gün içinde itiraz etmeyerek, borcu ödemiş ise istirdat davası açamaz. Çünkü burada itiraz imkanı olduğundan cebri icra tehdidi henüz yoktur. Bu halde sebepsiz zenginleşme davası açabilir.

Davanın maddi hukuk bakımından şartı: borçlu olunmayan paranın ödenmek zorunda kalınmasıdır.

İstirdat davası açmak 1 yıllık süreye tabidir. Bu süre, hak düşürücü süredir ve paranın icra dairesine tamamen ödendiği tarih ten itibaren başlar. Davada ispat yükü borçlu (davacıdadır) m. 72, VIII c.2; Yargıtay ispat yükünün davalıda olduğu görüşündedir. Bu davada icra inkar tazminatı söz konusu değildir.

İSTİHKAK DAVALARI

Borçlunun malları haczedilirken aslında 3. bir kişiye ait olan mallar da haczedilmiş olabilir. Haciz sırasında borçluya ait bulunduğu çekişmeli olan mallar ile karşılaşılabilir. İşte bu çekişmeli mallara istihkak iddia edilen mallar denir. Bu istihkak iddia edilen malların hacizden kurtarılması için başvurulan yola istihkak davası denmektedir.

İstihkak iddia edilen mal borçlunun elinde ise farklı; mal 3. kişinin elinde ise farklı istihkak davası hükümlerine tabidir.

  • İstihkak İddia Edilen Mal BORÇLUNUN ELİNDE OLMASI Halinde İstihkak Davası

Borçlunun elinde bulunan bir mal icra dairesi tarafından haczedilirken bu malın gerçekte borçluya ait olmadığı, üçüncü kişiye ait olduğu iddia edilebilir. Bu iddia borçlu tarafından ileri sürülebileceği gibi 3. kişi tarafından da ileri sürülebilir. İcra Dairesi bu iddiaya rağmen malı haczeder ancak bu istihkak iddiasını tutanağa yazar. İstihkak iddiası haczin öğrenilmesinden itibaren 7 gün içinde bildirilmelidir.

Borçlu veya 3. kişinin ileri sürdüğü bu istihkak iddiası alacaklıya (borçluya da) bildirilir. Alacaklı, 3. kişinin istihkak iddiasına 3 gün içinde itiraz etmezse 3. kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır. Alacaklı eğer bu iddiayı kabul etmezse icra müdürü dosyayı İCRA MAHKEMESİ’NE verir. İCRA MAHKEMESİ önce icra takibinin devamına veya ertelenmesine (teminat alarak ) karar verir.

İCRA MAHKEMESİ’NİN takibin devamına veya ertelenmesine ilişkin kararının üçüncü kişiye tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde, üçüncü kişi İCRA MAHKEMESİNDE istihkak davası açmalıdır.

  1. kişi bu süre içinde alacaklıya karşı İCRA MAHKEMESİNDE istihkak davası açmazsa, bu takip açısından, istihkak iddiasından vazgeçmiş sayılır yani malın borçluya ait olduğunu kabul etmiş sayılır.

Yetkili İCRA MAHKEMESİ; takibin yapıldığı yer veya hacizli malın bulunduğu yer İCRA MAHKEMESİ’DİR.

  1. kişi bu süre içinde istihkak davası açarsa İCRA MAHKEMESİ bu davayı inceler ve karara bağlar.

Bu davada bazı özel ispat hükümleri vardır. Bu özel ispat hükümleri şunlardır: istihkak davacısı yani 3. kişi mala ne surette sahip olduğunu ispat etmelidir

  1. kişi istihkak iddia ettiği malının borçlunun elinde olmasının hukuki ve fiili sebeplerini göstermek ve hadiseleri ispat etmek zorundadır.
  2. kişi İCRA MAHKEMESİNDE malın kendisine ait olduğunu (veya rehin hakkının olduğunu) yukarıdaki ispat şartlarına göre ispat ederse istihkak davasını kazanır. Böylece 3. kişinin iddia ettiği istihkak iddiasının doğru olduğu ortaya çıkar. (Mülkiyet iddia etmişse ^ o malın sahibi olduğu ; rehin hakkı iddia etmişse o mal üzerinde rehin rehin hakkı olduğu ortaya çıkmış olur.). Bu halde 3. kişi mülkiyet hakkı iddia etmişse o mal üzerindeki haciz kalkar; eğer rehin hakkı gibi bir hak iddia etmişse mal o hak ile yükümlü olarak haczedilmiş sayılır. Alacaklının kötü niyetle istihkak iddiasını kabul etmediği anlaşılırsa, mahkeme %15 oranında tazminata hükmeder (şartları varsa borçluyu da).

3.kişi İCRA MAHKEMESİ de istihkak iddiasını ispat edemezse o malın ona ait olmadığı veya o mal üzerinde rehin hakkı gibi bir hakkı olmadığı ortaya çıkar.İCRA MAHKEMESİ nin istihkak davasını reddetmesi ile o mal üzerine konmuş haciz kesinleşir, alacaklı malın satışını isteyebilir. Ayrıca takip durdurulmuşsa, üçüncü kişi tazminata ( asgari %40) mahkum edilir.

  • İstihkak İddia Edilen MALIN 3.KİŞİNİN ELİNDE OLMASI Halinde İstihkak Davası
  1. kişinin elinde bulunan fakat borçluya ait olduğu iddia edilen bir mal da (alacaklı veya borçlu iddia ederse) icra dairesi tarafından haczedilir. 3 kişi bu mal üzerinde istihkak iddia etse dahi mal haczedilir. Ama bu iddia haciz tutanağına yazılır. Haczedilen o mal 3. kişiye yediemin olarak bırakılır.

İcra dairesi 3. kişi elinde bulunan malı haczettikten sonra, 3. kişiye karşı İCRA MAHKEMESİ de dava açması için alacaklıya 7 günlük süre verir. Alacaklı 7 günlük süre içinde istihkak davası açmazsa, 3.kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş sayılır ve 3. kişinin elinde haciz olunan mallar hacizden kurtulur.

Alacaklı istihkak davası açarsa İCRA MAHKEMESİ bu davayı inceler .İspat yükü alacaklıdadır.

Alacaklı davayı kazanırsa; o malın 3. kişiye değil borçluya ait olduğu ortaya çıkmış olur ve haciz kesinleşir.

Alacaklı davayı kaybederse o mal üzerindeki haciz kalkar Bu davada tazminata ilişkin hükümler uygulanmaz.

  • İstihkak İddia Edilen Malın Borçlu ve 3. Kişi Elinde Birlikte Bulunması Halinde İstihkak Davaları Bu halde mal borçlunun elinde sayılır ve 1. şıktaki hükümler uygulanır.

İstihkak Davasının Konusu

Kanun sadece mülkiyet veya rehin hakkı demektedir; ancak bu sayma tahdidi değildir. Örneğin şu haklar da buraya dahildir:-İntifa hakkı – Sükna hakkı- İrtifak HakkıTapuya şerh verilen vefa, şufa ve iştira hakkı. Borçlar hukuku alanındaki kişisel haklar buraya dahil değildir.

  • Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolunu genel haciz yolu ile karşılaştırarak açıklayınız.
  • Adi(genel) haciz yolu ile takipte, icra müdürünün takibe konu yapılan alacağın mevcut olup olmadığını ve vadesinin gelip gelmediğini

araştırma                                                  görev                                                ve                                                yetkisi                                                              yoktur.

Kambiyo senedine dayanan takipte ise, icra müdürü takibe dayanak yapılmak istenen senedin kambiyo senedi niteliği taşıyıp taşımadığını, vadesinin gelip gelmediğini araştıracağı gibi; alacaklının müracaat hakkını kullanabilmesi için protesto keşidesi gereken hallerde, protestonun keşide                              edilip                  edilmediğine                                      de                                            bakar.                                      (İİK.m.168)

  • Adi haciz yolu ile takipte, icra müdürü ödeme emrini takip talebinden itibaren üç gün içinde tebliğe gönderir. (İİK.m61) Kambiyo senedine dayanan takipte ise, icra müdürü takip talebi üzerine kanunun aradığı şartların varlığını tespit ederse, ödeme emrini hemen gönderir.(İİK.m.168)
  • Adi haciz yolu ile takipte ödeme süresi, yetkiye, borca, imzaya itiraz ve müddetli şikayet süreleri aynı olup 7 gündür. Kambiyo senedine dayanan haciz yoluyla takipte ise, ödeme süresi 10 gün, yetkiye borca ve imzaya itiraz ile müddetli şikayet süreleri 5 gündür.
  • Adi haciz yoluyla takipte borçlu itirazını, dilekçe ile veya sözlü olarak yapabilir. Kambiyo senetlerine dayanan takipte borçlu itirazını mutlaka

bir                                                  dilekçe                                                  ile                                                    yapması                                                     gerekir.

  • Genel haciz yolunda gecikmiş itiraz (İİK.m.65) dışındaki itirazlar icra dairesine yapılır.

Kambiyo                     senedine                    dayanan                     takiplerde                     itiraz                   mercii                                           icra               mahkemesidir.

  • Genel haciz yoluyla takipte borçlunun takip konusu alacağın dayanağı olan adi senede (senet vasfına) muhalefeti, itiraz şeklinde ve icra

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

dairesine                                                                                                      yapılması                                              gerekir.

Kambiyo senedine dayanan takipte ise, borçlunun kambiyo senedinin vasfına ilişkin muhalefeti şikayet şeklinde ve icra mahkemesine yapılır.

  • Genel haciz                  yoluyla                    takipte                  itiraz                   takibi                     kendiliğinden

Kambiyo senetlerine özgü takipte ise itiraz takibi kendiliğinden durdurmaz. Satışa kadar olan işlemlere devam olunur. Takibin durması için icra mahkemesinden karar getirilmesi gerekir.

  • İlamlı icra yolunu ilamsız icra yolu ile karşılaştırarak anlatınız.

İlamlı icrada, alacaklı borçlusuna karşı önce dava açıp alacaklı olduğunu mahkeme kararı ile kesinleştirmiştir ve bu mahkeme hükmünü yani “ilâmı” icra takibine konu etmektedir.

Alacaklının borçludan olan her türlü alacağı mahkeme kararı ile hüküm altına alınmış olabilir. Alacak bir para alacağı olabileceği gibi paradan başka şeylerde olabilir. Örneğin menkul bir malın teslimi veya aile hukukundan doğan bir borç olan çocuk teslimi de ilâmın konusunu teşkil edebilir.

İlamsız icra ise, sadece para ve teminat alacakları için mümkün olan bir yoldur. Alacaklının alacağı bir para (veya teminat) alacağı ise, alacaklı önce mahkemede dava açmadan icra dairesine başvurup bir ilâmsız icra takibi yapabilir.

İlâmsız icra sadece para (ve teminat) alacakları için mümkün olan bir icra takip yoludur. Burada alacaklının alacağı hakkında bir mahkeme ilâmı (hükmü) yoktur.

Alacağın konusu paradan başka bir şey ise o zaman ilâmsız icra yoluna gidilemez, bu halde önce mahkemede dava açılması ve davanın kazanılarak mahkemeden alınacak ilâm ile icra takibi yapılması gerekir.

Hukukumuzda 3 çeşit İlamsız İcra Yolu vardır:

Genel Haciz Yolu

Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu Kiralanan Gayrimenkullerin Tahliyesi İLÂMLI İCRA

Para ve teminat alacakları dışındaki alacaklar için ilâmsız icra yolu kapalıdır. Konusu paradan başka şey olan alacaklar için, alacaklının ilk önce mahkemede dava açarak bir ilâm alması ve ondan sonra bu ilâm ile icraya başvurması gerekir.

Para alacağı için de ilâmlı icra yoluna başvurulabilir.

İlamlar, alacağın konusuna göre farklılık arz ederler ve her birinin kendisine özgü nitelikleri vardır. Örneğin bir gayrimenkulün teslimine dair bir ilâm ile bir para borcunun ödenmesine dair bir ilâmın içerikleri ve nitelikleri farklıdır. Bunların icraları da farklı özellikler içerir. İİK’ nu bu sebeple “ilâmlı icra”yı ikiye ayırmıştır:

  • Para ve teminat borçlarına ilişkin ilâmların icrası
  • Para ve teminattan başka borçlara ilişkin ilâmların icrası:

Menkul teslimine ilişkin ilâmların icrası Gayrimenkullerin tahliye ve teslimine ilişkin ilâmların icrası

Çocuk teslime ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilâmların icrası Bir şeyin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin ilâmların icrası İrtifak hakları hakkındaki ilâmların icrası

Öncelikle bu ilâmların icrası için müşterek olan hükümler incelenecektir.

MÜŞTEREK HÜKÜMLER

I- İlâm ve İlâm Niteliğindeki Belgeler

Mahkeme kararının iki taraftan her birine verilen mühürlü örneklerine ilâm denir.

Buradaki ilâmdan maksat, her şeyden önce hukuk (sulh hukuk, asliye hukuk ve ticaret) mahkemelerinden alınmış olan ilâmlardır.

Bundan başka:

Ceza mahkemesi ilâmlarının tazminata ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm fıkrası,

Tam yargı davası sonucunda verilmiş olan idari yargı mercii ilâmları,

Sayıştay ilâmları,

Hakem kararları

Usulüne göre tenfiz kararı verilmiş bulunan yabancı mahkeme ilâmları ilâmlı icraya konabilir.

Yukarıda sayılan mahkeme ilâmları, eda hükmüne ilişkin ilâmlar ise icraya konabilir; yoksa tespit hükmü içeren ilâmlar ilâmlı icraya konamaz. Tespit hükümlerinin sadece yargılama giderleri ile vekalet ücretine ilişkin hüküm fıkraları ilâmlı icraya konabilir.

İİK m. 38’e göre ilâm niteliğinde sayılan belgeler şunlardır:

  • Mahkeme huzurunda yapılan sulhler
  • Mahkeme huzurunda yapılan kabuller ( ayrıca feragatler)
  • Kayıtsız şartsız tek taraflı para borcu ikrarını içeren düzenleme biçimindeki noter senetleri
  • Temyiz kefaletnameleri
  • İcra dairesindeki kefaletnameler.
  • İhtiyati haciz kararı ve bu kararın kesimleştirilmesi hakkında bilgi veriniz.

İhtiyati haciz bir takip veya davanın sonunda bir para borcunun ödeneceği hususunu garanti altına almak ve paranın zamanında ödenmesini sağlamak amacıyla borçlunun haczedilebilir mallarına geçici olarak el konulmasıdır. Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşımaz mallarını ve alcakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir. Bu ihtiyati haciz işlemi alacaklının alacak hakkına ulaşıp ulaşamayacağı hususunu garanti altına almak istemesinden kaynaklanmaktadır.

Alacaklının ihtiyati haciz talebinde bulunabilmesi için 2 şartın varlığı aranır;

-İlk olarak vadesi gelmiş(muaccel) bir para borcu rehinle temin edilmemişse alacaklı borçlunun mallarının ihtiyaten haczedilmesini talep edebilir.

-İkinci olarak vadesi gelmemiş müeccel bir alacak hakkının kural olarak ihtiyate hacze konu edilebilmesi mümkün değildir, ancak ; borçlunun ikametgahının bulunmaması, haciz işlemlerinden kurtulmak amacıyla kaçması ya da mal kaçırması veya                                                                                                                                                                                 mallarını gizlemesi                                                                                                                                                                    yahut                                                                                                                                                                                 da                                                                                                                                                                                 bu                                                                                                                                                                                 amaçla

alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması durumlarının varlığında ihtiyati haciz kararı alınabilir.

İhtiyati Haczin Kesinleşmesi

Borçlunun mallarına icra dairesi tarafından ihtiyati haciz konulduktan itibaren alacaklı 7 gün içinde harekete geçerek:

Mahkemede dava açmalı ya da

İcra dairesinde icra (veya iflas) takibi yapmalıdır. Aksi halde ihtiyati haciz düşer.

Alacaklı 7 gün içinde dava açar veya takip yapar ise ihtiyati haciz dava veya takip sonuna kadar devam                     eder. Alacaklı                                                                                                                                                                      dava                                                                                                                                                                                 veya                                                                                                                                                                                 takip                                                                                                                                                                                 sonunda

haklı çıkarsa, ihtiyati haciz kesinleşir, malların satışı icra dairesinden istenebilir.

  • Cebri icra yolları olan icra hukuku ile iflas hukuku arasındaki temel farklılıklar nelerdir?

İcra hukukunda, borçlunun karşısında bir veya birkaç alacaklısı vardır ve borçlunun malvarlığındaki şeylerden bir veya birkaçı cebri icranın konusunu oluşturur. Bu mallar icra dairesi tarafından haczedilir, daha sonra satılır ve elde edilen para ile alacaklının alacağı ödenir.

Külli icrada isi, borçlunun karşısında bütün alacaklıları vardır. Borçlunun haczedilebilen bütün malvarlığı cebri icranın konusunu teşkil eder. Borçlunun bütün malvarlığı satılır ve elde edilen para ile borçlunun, bilinen bütün alacaklılarının alacağı ödenir.

  • İcrada bir veya birkaç alacaklıo vardır, iflasta ise tüm alacaklılara karşı tüm malvarlığı ile sorumluluk vardır.
  • İcra takibi tüm borçlular hakkında uygulanabilir ama iflas ancak tacirlere uygulanabilir.
  • İcra takibi şahsidir sadece icra koyduran faydalanabilir ama iflasın nimetlerinden tüm alacaklılar nasiplenir.
  • İcrada önce koyan daha avantajlıdır ama iflasta eşitlik vardır.
  • İcra takibatı icra dairesi ya da icra mahkemesi tarafından yürütülür, ama iflas ticaret mahkemesi kararı üzerine yürütülür.
  • İcrada satış ve paranın dağıtılması icra dairesi tarafından yürütülür ama iflasta mahkeme tarafından seçilen kişiler ve bazen da alacaklılar tarafından yürütülür.
  • Kişi kendi hakkında icra takibinde bulunamaz ama kendi aleyhinde iflas talebinde bulunabilir.
  • İcrada para, alacaklar çocuk teslimi menkul ve g.menkul gibi şeyler hakkında takibat yapılabilir ama iflas sadece para için yapılır.
  • İflasın tasfiyesi hakkında bilgi veriniz.

İflasın Tasfiyesi

  1. Masanın Teşkili

İlk olarak masaya girmesi gereken mal ve hakların neler olduğunun tesbit edilmesi gerekir (defter tanzimi). Bu mal ve hakların kaçırılması veya kaybolmasının önlenmesi için gereken tedbirler alınır (muhafaza tedbirleri). Daha sonra, deftere geçen malların değerine göre iflasın tasfiye şekli tesbit edilir. (tasfiyenin tatili, basit tasfiye veya adi tasfiye).

Masaya ait hiçbir mal bulunamadığı takdirde, tasfiyenin tatiline karar verilir ve bu durum ilan edilir. Masadaki malların adi tasfiye usulünde tasfiye masraflarını karşılayamıyacak değerde olduğu anlaşılırsa, tasfiyenin basit usule göre yapılması kararlaştırılır. Ancak, burada adi tasfiye anlatılmakla yetinilecektir.

  1. Adi Tasfiye

Müflisin mallarının, masrafları karşılayacağı anlaşılırsa, tasfiye adi tasfiye usulüne göre yapılır. Buna göre;

Adi tasfiye yolu ile tasfiyenin yapılacağı ilan edilir.

Birinci alacaklılar toplantısı yapılır ve iflas idaresi seçilir.

Seçilen iflas idaresi masa alacaklarını tahsil eder; bazı hallerde acele satışlar yapar; üçüncü şahısların istihkak iddiaları hakkında karar verir; iflas alacaklılarını araştırır ve sıra cetveli yapar.

İkinci alacaklılar toplantısı yapılır; masa malları satılır ve paralar paylaştırılır.

  1. İflas İdaresi

Birinci alacaklılar toplantısında hazır bulunan alacaklılar bir veya birkaç gerçek kişiden ibaret bir iflas idaresi seçip, masanın idare ve tasfiyesiyle görevlendirirler. İflas idaresinde görev alanların alacaklı olmaları şart değildir. İflas idaresi, iflas dairesinin denetimi altındadır. İflas idaresi, iflas masasının kanuni mümessilidir; yani masanın bir organıdır.

  1. İflas İdaresinin Görevleri

İflas idaresinin görevi, iflas dairesinin denetimi altında iflas masasını idare ve tasfiye etmektir. İflas idaresinin görevi iflasın kapatılmasına kadar devam eder.

Tasfiye sırasında masanın menfaatlerini gözetmek zorundadır.

Masanın teşkili safhasında defteri tutulan ve muhafaza altına alınan masa mallarını muhafaza etmeye devam etmek ve masa mallarını çoğaltmak.

Masanın pasifini tesbit etmek

Bundan sonra iflas idaresi ikinci alacaklılar toplantısı için çağrı yapar ve elde ettiği paraları alacaklılara paylaştırır.

Masada mal kalmadığı takdirde, iflasın kapatılmasına karar vermesi için ticaret mahkemesine müracaat eder.

  1. Alacakların İncelenmesi

Adi tasfiye ilanı ile, müflisten alacaklı olanlara ve müflisin elindeki mallar üzerinde istihkak iddiasında bulunanlara,                                                                                                                                                                          alacaklarını                                                                                                                                                                                    veya                                                                                                                                                                               istihkak

iddialarını yazdırmaları için bir aylık süre verilir. Bu sürenin bitiminde iflas idaresi masaya yazdırılan her alacağı ve istihkak iddiasını                                                                                                                                                             inceleyerek;

Alacağın mevcut olup olmadığını,

Mevcut ise ne nisbette mevcut olduğu,

Alacak yazdıran kimsenin gerçek alacaklı olup olmadığı,

Alacağın imtiyazlı olup olmadığı,

İmtiyazlı ise sırasının ne olduğunu araştırır.

Müflisin yapacağı açıklamaların yanı sıra, alacak veya istihkak iddiasında bulunanların gösterecekleri delillere göre edineceği kanaat uyarınca her alacak ve istihkak iddiası hakkında açık bir şekilde kabul veya ret kararı verir.

İflas idaresinin kabul veya red kararlarına karşı ilgililer sıra cetveline ticaret mahkemesinde itiraz davası açabilirler.

  1. Alacakların Sırası

İflasda ilk ayırım, adi ve rehinli alacak olarak yapılır. Rehinli alacaklar rehinli malın satışından elde edilecek bedelden öncelikli olarak alacaklarını elde etmek hakkına haizdirler. Rehinli alacakların dışında kalan diğer alacaklar adi alacaklar olarak nitelendirilir ve bunlarda sıra şu şekildedir;

  • İmtiyazlı alacaklar.
  1. sıra
  2. İflasın açılmasından önceki bir sene için hizmetçi ücretleri.
  3. İflasın açılmasından önceki altı ay için çalışanların ücretleri.
  4. İflasın açılmasından önceki altı ay için işçi ücretleri.
  5. Cenaze masrafları.
  6. İlama müstenit karı koca ve çocuk nafakaları.
  7. sıra

Velayet ve vesayet sebebiyle malları müflisin idaresine bırakılmış olan kimselerin bu yüzden alacakları.

  1. sıra
  2. İflasın açılmasından önceki bir sene için doktor, eczacı, ebe      alacakları  ve  borçlu  ile ailesinin    tedavi ve     bakım masrafları.
  3. İflasın açılmasından önceki bir sene için acentaların acentalık sözleşmesinden doğmuş          olan alacakları.
  4. sıra

Müflisin karısının şahsi mallarından dolayı alacağının yarısı.

  1. sıra

Her türlü vergiler ve amme alacakları.

  • İmtiyazsız alacaklar.
  1. sıra

Sayılanların dışında kalan her türlü alacaklar.

Yukarıda sayılan altı sıranın her birindeki alacaklılar, kendi aralarında eşit haklara sahiptirler. Toplanan para öncelikle birinci sıradaki alacaklılar arasında eşit şekilde paylaştırılacaktır. Birinci sıradaki alacaklılar alacaklarını tamamen almadıkça ikinci sıradaki alacaklılara hiçbir şey dağıtılamaz. Bu şekilde sonraki sıralara dağıtım yapılır. En son altıncı sıradaki imtiyazsız alacaklılar arasında paylaştırılır. Kalan para altıncı sıradaki alacakları ödemeye yetmezse, her alacaklıya alacağı nisbetinde ödeme yapılır. Buna garameten paylaştırma denilir.

  • Sıra Cetveli

Sıra cetvelinde masaya yazdırılan her alacak ve istihkak iddiasının iflas idaresi tarafından kabul edilen miktarı ve sırası gösterilir. Reddedilen alacaklar da red sebepleriyle birlikte gösterilir.

Cetveli doğru bulmayan ilgililer şikayet veya itiraz yoluna başvurabilirler.

Sıra cetveli düzenlenirken uyulması gereken iflas hukuku kurallarına aykırı hareket edildiği veya yapılan muamelenin hadiseye uygun olmadığı iddia edilirse, bu durumda İcra Tetkik Mercii’ne şikayet yapılması gerekir.

Bir alacaklı alacağı hakkında verilen kararın esasına veya başka bir alacaklının alacağına veya onun sırasına itiraz ediyorsa sıra cetveline itiraz yolu ile ticaret mahkemesinde dava açmak zorundadır.

Sıra cetveline karşı yedi gün içinde şikayet ve itiraz davası yoluna gidilmezse veya gidilir de şikayet veya itirazlar reddedilirse, sıra cetveli kesinleşir. Böylece kesinleşen sıra cetveline göre pay cetveli düzenlenir ve paylaştırma yapılır.

  1. İkinci Alacaklılar Toplantısı

İflas idaresi, alacakların incelenmesini bitirdikten sonra, düzenlediği sıra cetvelini iflas dairesine verir ve ilan ederek alacaklıları ikinci alacaklılar toplantısına davet eder. İkinci alacaklılar toplantısı için sıra cetvelinin kesinleşmesi şart değildir. Toplantıya alacakları kısmen veya tamamen kabul edilmiş olan alacaklılar davet edilir. Alacakları tamamen reddedilmiş olanlar toplantıya katılamazlar.

Toplantıda iflas idaresi alacaklılara borçların durumu hakkında açıklayıcı bir rapor verir.

Alacaklılar, rapordan sonra iflas idaresini görevde bırakmak isteyip istemediği ve masanın menfaati için gerekli gördüğü diğer konular hakkında bir karar verir.

  1. Paraya Çevirme

İflas masasının aktifi ve pasifi tesbit edildikten sonra iflas idaresince masa mallarının paraya çevrilme işlemlerine başlanır. Normal olarak açık artırma suretiyle satışların yapılmasıdır. Ancak, ikinci alacaklılar toplantısında bazı malların pazarlık suretiyle satışına karar verilebilir. Bu durumda bu malların satış işlemleri pazarlık suretiyle yapılır.

  1. Paraların Paylaştırılması

Satış safhası bittikten ve satılan malların bedeli tahsil edildikten sonra, masada toplanan paraların alacaklılara paylaştırılmasına geçilir.

İflas idaresi kesinleşen sıra cetveline göre bütün alacaklılara düşen hisseleri gösterir pay cetveli düzenler. Her sıradaki alacaklı kendi arasında, alacakları nisbetinde olmak üzere eşit bir şekilde paylaştırılır. Buna garameten paylaştırma denir. İflas idaresi pay cetveli ile birlikte son hesabı yapar, iflas dairesine verir ve alacaklılara tebliğ ettirir. Alacaklılar tebliğden itibaren yedi gün içinde pay cetveli ve son hesap hakkında İcra Tetkik Mercii’ne şikayette bulunabilirler.

Pay cetvelinin kesinleşmesinden sonra kesin dağıtıma geçilir. Dağıtım neticesinde bazı alacaklılar alacaklarını tam olarak alamadıkları takdirde bunlara ödenmeyen kısım için aciz belgesi verilir.

  1. İflasın Kapanması

Masadaki paranın kesin dağıtılması ve aciz belgelerinin dağıtılması ile tasfiye işlemleri tamamlanmış olur. İflas idaresi tarafından iflasa karar vermiş olan ticaret mahkemesine müracaat edilerek iflasın kapanmasına karar vermesi talep edilir.

Ticaret mahkemesi yapacağı inceleme neticesinde, iflas tasfiyesinin kanun hükümlerine uygun olarak yapılıp bittiğini tesbit ederse, iflasın kapanmasına karar verir. Bu karar ilan edilir ve iflas idaresinin görevi son bulmuş olur; iflas hali sona erer ancak, müflisin müflislik sıfatı kalkmaz. Bunun için itibarın yerine getirilmesi yoluna başvurulması gerekir.

  1. İflasın Kaldırılması

Tasfiye devam ederken, müflis bütün borçlarını tamamen öder veya alacaklıların rızasını alabilirse, ticaret mahkemesine mürac aat ederek iflasın bütün neticeleri ile birlikte kaldırılmasını isteyebilir.

Ticaret mahkemesi gerekli incelemeyi yaparak istemi yerinde görürse iflasın kaldırılmasına karar verir.

  • Konkordato ne demektir? Konkordato ile ilgili hükümleri ve kavramları açıklayınız.

Elinde olmayan sebeplerle işleri iyi gitmeyen ve mali durumu bozulmuş olan dürüst borçluları korumak için kabul edilmiş bir müessesedir.

Buna göre konkordato, borçlunun alacaklılarının (en az 2/3) çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdiki ile hüküm ifade eden öyle bir anlaşmadır ki, bununla imtiyazsız alacaklılar borçluya karşı alacaklarının belirli bir yüzdesinden feragat ederler ve borçlu, borçlarının konkordatoda kabul edilen kısmını (yüzdesini) ödemekle, borçlarının tamamından kurtulur [1].

Burada anlatılacak olan konkordato resmi konkordatodur. Bunun yanı sıra özel konkordato vardır. Alacak miktarında İndirim veya süre verilmesi şeklinde yapılabilen bu özel konkordato, tamamen alacaklılar ile borçlu arasında yapılmış bir anlaşmadır ve sözleşmenin tarafları olan alacaklılar ile borçlunun iradesine dayanır. Resmi konkordatodan farklı olarak özel konkor-dato, kabul etmeyen alacaklıyı bağlamaz ve resmi organların hiç bir şekilde katılımı söz konusu değildir.

  1. Konkordato Talebi

Konkordato hükümlerinden yararlanmak isteyen herhangi bir borçlu, İcra Tetkik Mercii Hakimliği’ne başvurur. Borçlu dilekçesinde, konkordato projesini bildirir ve ayrıntılı bir bilançosunu verir.

Tetkik mercii, borçlunun konkordato teklifini, konkordato mühleti veri-lebilmesi için gereken şartların bulunup bulunmadığını re’sen araştırır ve inceler. Borçlunun mevcudunun asgari yüzde elliyi karşılamaya yetip yetme-diği ve borçlunun teklifinin mevcudu ile mütenasip olup olmadığının tespiti için, Tetkik Merciinin re’sen bilirkişiye başvurması gerekir. Mercii bu şekilde yapacağı inceleme neticesinde şu iki karardan birini verecektir.

Konkordato mühleti verilmesi için gerekli şartların mevcut olmadığı kanısına varırsa, konkordato teklifini reddeder.

Gerekli şartların mevcut olduğu kanısına varırsa borçluya konkordato mühleti verir ve birde komiser tayin eder.

  1. Konkordato Mühleti

Konkordato projesini alan Tetkik Mercii, bu teklifi inceler ve teklifin öngörülen şartları haiz olduğu kanısına varırsa, borçluya iki aylık bir konkor-dato süresi verir. Mühlet verilebilmesi için borçlunun şu şartları taşıması gerekir.

Borçlu Dürüst Olmalıdır

Konkordato teklif eden borçlu işlerinde dürüst ve teklifinde samimi olmalıdır. Alacaklılarını zarar verici hareketlerde bulun mamış ve tutmaya mecbur olduğu defterleri muntazam bir şekilde tutmuş olmalıdır.

Borçlu, borçlarının en az yüzde ellisini ödemeyi taahhüt etmelidir

Teklif Olunan Para Borçlunun Mevcudu İle Mütenasip Olmalıdır

Yukarıda anlatılan yüzde elli ödeme taahhüdü asgari şarttır. Borçlunun mevcudu daha fazla bir miktarı karşılayabilecek durumda ise (örneğin %75’ini), o zaman borçlunun bu nispette bir ödeme taahhüdünde bulunması gerekir [2].

Tetkik mercii, gerekli şartların bulunduğu sonucuna varırsa, borçluya iki aylık bir konkordato mühleti verir. Bu mühlet kararı ile birlikte, bir de konkordato komiseri tayin eder ve mehil verildiğini ilan eder.

Mühlet, kararın verildiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve takip eden ikinci ayın aynı gününde biter.

Konkordato komiseri mühlet içinde raporunu ve konkordato dosyasını mahkemeye verilmek üzere icra dairesine tevdi etmeye mecburdur. Rapor üzerine Ticaret mahkemesi konkordatonun tasdik edilip edilemeyeceği hakkında esastan inceleme yapmaya başlayacaktır.

  1. Konkordato Mühletinin                                                                                                                    Sonuçları

Konkordato mühletinin amaçları, bu süre içinde borçlunun teklif ettiği konkordatonun alacaklılar tarafından incelenmesi ve mahkemece kabulü için bir zaman verilmesidir. Konkordato mühletinin sonuçları şunlardır;

  1. Borçluya Karşı                                      Takip                              Yapma                                         Yasağı

Kural olarak konkordato mühleti içinde borçluya karşı hiçbir icra takibi yapılamaz. Mühletin verilmesinden önce başlamış olan takipler de durur [3]. Bu yasağa aykırı olarak yapılan takipler ve icra takip muameleleri batıldır, re’sen dikkate alınması gerekir.

Konkordato mühleti içinde borçlu aleyhine takip yapılması yasağının bir sonucu olarak mühlet kararı ile kesilen zaman aşımı ve hak düşürücü süreler işlemez.

İstisna olarak mühlet içinde;

Borçlu aleyhine rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılabilir veya daha önce başlamış olan rehin takiplerine devam edil ebilir.

İcra ve İflas Kanunu 206. maddesinin 1. sırasında yazılı alacaklılar [4] mühlet süresince takip yapabilirler veya başlamış olan takiplerine devam edebilirler.

Konusu şahıs varlığı hakkı olan veya borçlunun malvarlığı ile ilgili olmayan ilamlı takipler devam edebilir.

Mühlet içinde borçlu aleyhine dava açılabilir ve ihtiyati tedbir kararı alınabilir.

  1. Borçlunun Tasarruf                                            Yetkisinin                                               Kısıtlanması

Borçlu, genel olarak malları üzerinde tasarruf yetkisine sahiptir. Yalnız, bu tasarruf yetkisinin kullanılması konkordato komiserinin denetimi altındadır. Borçlu, mühlet içinde komiserin denetimi altında işlerine devam edebilir. Ancak, mühletin ilanından sonra bazı işlemleri hiç yapamaz. Bunlar;

Mallarını rehnetmek,

Gayrimenkullerini satmak ve gayrimenkulleri üzerinde ayni hak tesis etmek,

Kefil olmak,

İvazsız tasarruflarda bulunmak (bağışlama, ariyet gibi)

Bu tasarrufları yapması mutlak olarak yasaklanmış bulunmaktadır. Buna aykırı olarak yaptığı işlemler hükümsüzdür

  • Konkordato Komiseri Görevleri

Konkordato müessesesinin en önemli sujesi olan komiserin görevleri şunlardır;

Borçluya karşı takip yapmaları yasak olan alacaklıların çıkarını korumak için borçluyu ve işlemlerini denetlemek,

Konkordatoyu hazırlayıp, Ticaret Mahkemesine sunmak.

Konkordato komiserliğine seçilen komiserin şu işlemleri yapması gere-kir:

  1. Defter Tutmak

Komiser tayini üzerine hemen işe başlar ve borçlunun malvarlığının bir defterini tutar. Borçlunun mallarının kıymetini takdir eder veya bilirkişilere takdir ettirir ve bu kıymeti deftere yazar.

  1. İlanın Yapılması

Komiser bir ilan ile alacaklıları alacaklarını bildirmeye ve konkordato teklifini görüşmek üzere toplantıya davet eder.

  1. Alacakların Bildirilmesi

Alacakları konkordato mühleti verilmesinden önce doğmuş olan alacaklılar, ilandan itibaren yirmi gün                      içinde                                                                                                                                                                          alacaklarını                                                                                                                                                                             komisere                                                                                                                                                                             bildirirler.

Alacağı konkordato mühletinden sonra doğan alacaklılar için tasdik edilen konkordato mecburi değildir.

Alacaklarını yirmi gün içinde bildirmemiş olan alacaklılar oylamada dikkate alınmazlar.

  1. Alacakların İncelenmesi

Komiser, kendisine bildirilen alacaklar hakkında inceleme yapar, fakat bildirilen alacakları kabul veya                            ret                                                                                                                                                                                 hakkı                                                                                                                                                                               yoktur.                                                                                                                                                                                   Bu                                                                                                                                                                                 yetki                                                                                                                                                                              borçluya                                                                                                                                                                                   ve

tetkik merciine aittir. Komiser bildirilen alacaklar hakkında beyanda bulunması için borçluyu davet eder.

Borçlunun kabul ettiği alacaklar konkordato nisabında dikkate alınır. Komiser borçlunun kabul ettiği alacakları reddedemez; o da kabul etmek zorundadır.

Borçlunun reddettiği alacaklara nizalı alacaklar denir. Bu nizalı alacakların konkordato nisabında dikkate alınıp alınmayaca-ğına tetkik mercii karar verir.

  1. Alacaklıların Toplanması

Alacaklılar yapılan ilanda bildirilen yerde toplanarak konkordato teklifini incelerler. Konkordato tutanağını imzalamayan veya on gün içinde kabul ettik-lerini bildirmeyen alacaklılar, konkordatoyu reddetmiş sayılırlar.

  1. Konkordatonun Kabulü İçin Gerekli Çoğunluk

Konkordatonun kabul edilip edilmediği komiser tarafından tespit edilir. Konkordatonun kabulü için iki çeşit çoğunluk birlikte aranır.

  1. Alacaklı Çoğunluğu

Borçlunun konkordato teklifinin alacaklıların en az üçte iki çoğunluğu tarafından kabul edilmiş olması gerekir.

  1. Alacak Çoğunluğu

Konkordatoyu kabul eden en az üçte iki çoğunluktaki alacaklıların kaydedilmiş alacakların en az üçte ikisine sahip olmaları gerekir.

Örneğin : Borçlunun 150 alacaklısı var ve borçları toplamı 1,500,000,000.-TL ise, konkordatonun kabul edilebilmesi için en az 100 alacaklının konkordatoyu kabul etmesi ve bunların alacakları toplamının da en az 1,000,000,000.-TL olması gerekir.

Bazı alacaklılar konkordato nisabının hesaplanmasında dikkate alın-mazlar. Bunlar;

İmtiyazlı alacaklılar,

Borçlunun anası, babası, eşi ve çocukları,

Rehinli alacaklıların alacaklarının rehinle temin edilmiş olan kısmı.

  1. Konkordatonun Mahkemede İncelenmesi ve Tasdiki

Alacaklılar toplantısını takip eden on günlük katılım süresi bittikten sonra komiser ayrıntılı bir rapor ile birlikte konkordato dosyasını, mahkemeye verilmek üzere icra dairesine verir. İcra dairesi rapor ve dosyayı hemen Ticaret Mahkemesine gönderir. Komiserin dosyayı konkordato mühleti içinde icra dairesine vermesi zorunludur. Aksi halde, Ticaret Mahkemesi esasa girmeden tasdik talebini red deder.

Dosyayı alan mahkeme hemen bir duruşma günü tayin ederek bunu ilan eder. Mahkeme duruşma gününe kadar tüm noksanları tamamlamalı ve bir celsede karar verecek şekilde hazırlanmalıdır.

  1. Konkordatonun Tasdiki İçin Gerekli Şartlar

Konkordatonun Ticaret Mahkemesin tarafından tasdiki için şu şartların bulunması gereklidir.

Borçlu dürüst olmalıdır.

Asgari yüzde elli ödeme taahhüdünde bulunmalıdır.

Teklif edilen ödeme, borçlunun malvarlığı ile orantılı olmalıdır.

Konkordato üçte iki çoğunlukla kabul edilmiş olmalıdır.

Borçlu, konkordatonun tasdik edilmesi halinde alacaklılara ödeyeceği miktar için yeterli miktarda teminat vermelidir.

Yargılama harç ve masraflarını depo etmelidir.

  1. Konkordatonun Tasdik Kararı

Ticaret mahkemesi, yukarıda sayılan şartların mevcut olduğu kanısına varırsa, konkordatonun tasdikine karar verir. Tasdik kararını veren mahkeme kararında, alacakları itiraza uğramış olan alacaklılara dava açmaları için yedi günlük mühlet verir. Bu süre içinde borçlu aleyhine dava açmayan alacaklı-ların hakları düşer. Yedi gün içinde dava açar ve davayı kazanırsa, borçludan alacağını konkordato şartlarına göre isteyebilir.

  1. Konkordatonun Reddi Kararı

Ticaret mahkemesi, tasdik için gerekli şartlardan birinin bulunmadığı kanısına varırsa tasdik talebini reddeder ve borçlunun haczedilebilen tüm mallarının ihtiyaten haczine karar verir. Alacaklılardan herhangi biri, konkor-datonun reddi kararının kesinleşmesinden itibaren yedi gün içinde Ticaret Mahkemesine başvurarak borçlunun doğrudan iflasını isterse, mahkeme doğrudan iflasa karar vermek zorundadır.

Konkordatonun tasdiki veya reddi hakkındaki karar kesinleşince ilan edilir. Bu ilan ile konkordato mühletinin hükümleri biter.

  1. Konkordatonun Hükümleri
  2. Konkordato Bütün Alacaklılar İçin Mecburidir

Kural olarak tasdik edilen konkordato mühlet verilmesinden önce doğmuş olan bütün alacaklar için mecburidir. Konkordatonun tasdiki kararının kesinleşmesinden sonra doğmuş olan alacakların konkordato ile ilgisi yoktur.

Tasdik edilerek kesinleşen konkordato red oyu vermiş veya alacağını konkordatoya yazdırmamış olan alacaklılar için de mecburidir. Borçlu bütün bu alacakları, konkordatoda kabul edilmiş olan nisbette ve zamanda ödemek zorundadır.

  1. Konkordato Kendisi İçin Mecburi Olmayan Alacaklılar
  2. Rehinli Alacaklar

Rehin kıymeti ile karşılanan rehinli alacaklar için konkordato mecburi değildir. Rehinli alacaklılar alacağını rehin kıymetinden tam olarak alırlar.

  1. Amme Alacakları

Tasdik edilen konkordato amme alacakları için mecburi değildir. Yani amme alacakları tam olarak ödenir.

  1. İmtiyazlı Alacaklar

Konkordatoya yazdırılmış olan imtiyazlı alacaklar için konkordato mecburi değildir. Konkordatoya yazdırılmayan imtiyazlı alacaklar, imtiyazsız alacaklar gibi konkordato şartlarına göre ödenir.

  1. Konkordatonun Müşterek Borçlu ve Kefillere Tesiri

Alacaklı, konkordatoya kabul oyu vermemiş ise müşterek borçlu ve kefillere karşı bütün haklarını muhafaza eder. Yani onlardan konkordato yokmuş gibi alacağın tamamını isteyebilir. Bu halde müşterek borçlu veya kefil konkordato ile yapı lan tenzilattan veya vadeden yararlanamaz. Ancak, alacaklı konkordatoyu kabul etmişse, müşterek borçlu veya kefilden de alacağını konkordato şartlarına göre isteyebilir.

Fakat alacaklı, kendi haklarını müşterek borçlu veya kefile ödeme karşılığında temlik etmeyi teklif eder ve alacaklılar toplantısının en az on gün öncesinden bildirirse, müşterek borçlu veya kefile karşı haklarını tam olarak muhafaza eder. Ayrıca, alacaklı müracaat hakkın a zarar gelmeksizin müşterek borçlu veya kefile konkordato müzakeresine katılma yetkisini verebilir ve onların kararını kabul taahhüdünde bulunabilir. Bunun üzerine müşterek borçlu veya kefil toplantıda nasıl oy kullanırsa kullansın alacaklı müşterek borçlu veya kefile karşı müracaat hakkını tam olarak muhafaza eder.

  1. Konkordato Dışında Yapılan Vaatler

Borçlunun bütün alacaklılarına karşı eşit şekilde davranması ve her alacaklıya borcunu aynı nisbette ödemesi gerekir. Bu nedenle borçlunun alacaklılarından birine, konkordato şartlarından fazla olarak ödeme vaadinde bulunması yasaktır ve bu vaatler kendiliğinden batıldır.

  1. İpotek ve Rehin Alacaklılarının Durumu

İpotek ve rehin alacaklıları, konkordato mühleti içinde borçlu aleyhine takip yasağının istisnasını teşkil ederler.

İpotek ve rehin alacaklıları, konkordato mühleti içinde de takip yapa-bilir, daha önceden açmış oldukları takibe devam edebilir ve ipotekli veya rehinli malı satarak, alacaklarını satış bedelinden tahsil edebilirler. Alacağın rehinle karşılanmayan kısmı ise diğer alacak lar gibi konkordato şartlarına göre ödenir. Ancak, alacaklı rehin dışında kalan alacağını zamanında bildir-mezse, açık kalan kısım için konkordatoda oy kull anma hakkını kaybeder

  1. Konkordatonun Feshi

Borçlunun dürüst olmayan hareketlerle konkordatonun tasdikini sağladığı anlaşılırsa, alacaklılar konkordatonun feshini isteyebilirler. Ayrıca, borçlu konkordatoya göre ödemesi gereken miktarı tam ve zamanında öde-mediği takdirde de her alacaklı konkordatonun kendisi bakımından feshini isteyebilir.

  1. Bir Alacaklı İçin Konkordatonun Feshi

Borçlu konkordato şartlarına göre borçlarını belirlenen zaman ve oranlarda ödemek zorundadır. Aksi halde, her alacaklı alacağının konkordato şartlarına göre ödenmesi için borçlu aleyhine icra veya iflas takibi yapabilir. Yanı sıra, isteyen alacaklı konkordatonun kendisi açısından feshi için dava açabilir.

Konkordato şartlarına göre alacak vadesinde ve tam olarak alacaklıya götürülüp ödenmemişse, alacaklı vade geçer geçmez, borçluya hiç bir bildirime gerek olmaksızın doğrudan doğruya konkordatonun feshi için dava açabilir. Mahkeme inceleme neticesinde alacağın konkordato şartlarına göre ödenmediğini tesbit ederse, konkordatonun sadece davacı alacaklı bakımından feshine karar verir. Bu durumda alacaklı alacağının tamamı için borçlu aleyhine icra veya iflas takibine geçebilir. Alacaklının takibe geçebilmesi için fesih kararının kesinleşmesi gerekmemektedir.

  1. Konkordatonun Tamamen Feshi

Borçlunun kötü niyetli davranışları ile konkordatoyu tasdik ettirdiği öğrenildiği takdirde, alacaklılardan birinin talebi ile konkordato tamamen fesih edilir. Örneğin; borçlu bazı alacaklılar ile gizlice anlaşarak konkordato da teklif edilenden fazla para vermiş veya vaat etmiş ise; uydurma alacaklılar ile üçte iki çoğunluğu sağlamış veya bir kısım malını saklayarak mevcudunu daha az göstermiş ise yaptığı konkordato kötü niyetle elde edilmiş bir konkordatodur. Ticaret mahkemesi iddiaların doğru olduğu kanaatine varırsa, konkordatonun tamamen feshine ka rar verir. Bu durumda her alacaklı alacağının tamamı için borçlu aleyhine icra veya iflas takibi yapabilir.

CEZA HUKUKU

  • Ceza Hukukunda kanunilik ilkesinin önemi nedir? Kanunilik ilkesini ve bu ilkenin getirdiği güvenceleri kısaca açıklayınız.

Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Suç adı verilen insan davranışının ve bunun karşılığında uygulanacak yaptırımın ANCAK YASA İLE belirlenmesini öngören ilkedir. Yasallık ilkesi ilk kez 1876 Kanuni Esasi ile düzenlenmiştir.

Kanunilik ilkesinin beş adet sonucu vardır. Bunlar:

  • Belirlilik: Bir eylemden dolayı her hangi bir kimsenin cezalandırılabilmesi için o eylemin açık ve seçik bir biçimde yasada suç olarak düzenlenmesi gerekmektedir. Hangi eylemin suç olduğu açık bir biçimde yasada yazmalıdır. Nitekim T.C.K nın 2. Maddesine göre: Kanunun AÇIKÇA suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Yasa koyucu ceza kanunlarında belirsiz ve elastik kavramlar kullanmaktan kaçınmalıdır. Ceza yasaları açık ve net olmalıdır.
  • Aleyhe Kanunun Geçmişe Yürütülmesi Yasağı: Kişinin suç sayılan eyleminden sonra yürürlüğe giren ve durumunu ağırlaştıran yasalar aleyhe yasadır.

Eylemin işlenmesinden sonra yürürlüğe giren yasa failin durumunu önceki yasaya göre daha da ağırlaştırıyorsa yani failin aley hine ise fail hakkında sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri uygulanamaz.

T.C.K nın 7. Maddesine göre: ” İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz.

İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve         hakkında                                                                                                                                                                              güvenlik                                                                                                                                                                                 tedbiri

uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar.”

Türk Ceza Kanunun ikinci maddesine göre ise, Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

  • Kıyas YASAĞI: Kıyas bir hukuk boşluğunun benzer kuralları yardımıyla doldurulmasıdır. Ceza hukuku açısından açıkça suç olarak düzenlenmeyen bir eylemin suç olarak düzenlenmiş başka bir eyleme benzetilerek cezalandırılması ya da failin ceza sorumluluğu ile ilgili kurallarda boşluk bulunması halinde benzer kurallardan yararlanılması kıyastır. Ancak T.C.K. m.2/3 uyarınca:

” Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında KIYAS YAPILAMAZ. Suç ve ceza içeren hükümler        kıyasa                                                                                                                                                                                      yol                                                                                                                                                                                açacak                                                                                                                                                                               biçimde

gensoruiş yorumlanamaz. “

Bu sebeple suç ve ceza içeren hükümlerin uygulanmasında ve yorumlanmasında kıyas mutlak olarak yasaktır. Kıyas failin lehine yada aleyhine olsun yasaktır.

Kanunda yasaklanan suç ve ceza içeren hükümlerde KIYAS yapılmasıdır. Ceza kanununda suç ve ceza içeren hükümlerin dışındaki hükümlerde FAİLİN LEHİNE KIYAS yapılabilir. Örneğin hukuka uygunluk nedenleri, kusurluluğu kaldıran nedenler bakımından failin lehine kıyas yapılabilir. Ceza hukukunda kıyas ile birlikte KIYASA YOL AÇACAK BİÇİMDE GENSORUİŞ YORUM YAPMAK da yasaktır. Ancak kıyasa yol açmayacak surette yorum yapmak mümkündür ve hatta gereklidir de. Kanunun somut olaya uygulanması için yorumlanması gerekmektedir. Bu sebeple yasak olan Kıyasa yol açacak biçimde GENSORUİŞ YORUMdur.

  • İdarenin Düzenleyici İşlemlerle Suç Oluşturması ve Hürriyet Bağlayıcı Ceza Vermesi YASAĞI: İdare tüzük, yönetmelik gibi işlemlerle suç oluşturamaz ve ceza veremez. Türk Ceza Kanunun 2. Maddesine göre: ” İdarenin düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza konulamaz “.

Kanun Hükmünde Kararnameler ile ( Olağan Dönem K.H.K ları ) temel haklar, kişi hak ve ödevleri ve siyasal hak ve ödevler konu sunda düzenleme yapılamaz. Suç ve ceza koymak ise temel haklar ve kişi hak ve ödevleri bölümünde yer alan bir konudur. Bu sebeple OLAĞAN DÖNEM K.H.K ları İLE SUÇ ve CEZA KONULAMAZ.

Anayasa’nın 38. Maddesine göre: ” Ceza ve ceza yerine geçen^ güvenlik tedbirleri ANCAK KANUN İLE KONULUR “.

  • Örf Adete Dayanılarak Suç Oluşturma ve Ceza Verme YASAĞI: Ceza hukukunda örf adete dayanılarak suç oluşturulamaz, ceza verilemez. Kişi neyin suç olduğunu kolayca öğrenebilmelidir. Oysa örf adet yazısız kurallar olduğu için bireylerin sağlıklı bir bilgi edinebilmesi güçtür. T.C.K nın
  1. Maddesine göre: ” Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz .”

Örf adet yalnızca yasa hükümlerinin somut olaya uygulanmasında kaynak oluşturabilir. Örneğin hayasızca hareketler suçundaki teşhircilik kavramının kapsamı örf ve adetten yararlanılarak belirlenir.

Yargıtay; birkaç elma çalmanın hırsızlık suçunu oluşturmadığına karar verirken, bunun toplumsal alışkanlığın ve genel hoşgörünün bir yansıması olduğunu çalma eyleminin ihlal ettiği hukuksal değerin, toplumda yaygın ve genel anlayışa göre belli ve gözetilebilir bir düzeyde zarara uğramadığını kabul ederek örf adet kurallarından yararlanmıştır.

  • Ceza hukukunun yer bakımından uygulanmasında kullanılan sistemler hakkında bilgi veriniz.

YER BAKIMINDAN UYGULAMA

Ceza kanunun yer bakımından uygulanmasında farklı sistemler mevcuttur. Bunlar:

  • Mülkilik:

Failin veya mağdurun vatandaşlığına bakılmaksızın suç nerede işlenmiş ise o ülkenin ceza kanunlarının uygulanmasını ifade eder.

Türk Ceza Kanununun 9. Maddesine göre: ” Türkiye de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse Türkiye de yeniden yargılanır “.

Suç olarak sayılan hareketlerin bir kısmı veya tamamı Türkiye de gerçekleştirilmiş ise ya da netice Türkiye de gerçekleşmiş ise SUÇ TÜRKİYE DE İŞLENMİŞ SAYILIR.

  • Türk kara ve hava sahalarında ve Türk Karasularında,
  • Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında,
  • Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,
  • Türk deniz veya hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,
  • Türkiye kıta sahanlığı ya da Münhasır Ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karış işlenmiş ise suç TÜRKİYE DE İŞLENMİŞ SAYILIR.
  • Şahsilik:

Şahsilik sistemi ikiye ayrılır. Bunlardan birisi failin vatandaşlığını esas alan faile göre şahsilik diğeri ise mağdurun vatandaşlığını esas alan mağdura göre şahsilik.

Faile GÖRE ŞAHSİLİK: Failin işlemiş olduğu suçtan ötürü failin vatandaşı olduğu ülkenin ceza kanunları uyarınca cezalandırılmasıdır. Bu sistemde bir Türk Vatandaşı yurt dışında suç işlediğinde TÜRKİYE de yargılanması için:

  • İşlediği suçun en az 1 yıl hapis cezası gerektirmesi, ( Adli Para cezası gerektiren suç olmayacak )
  • Zarar gören ülkenin veya zarar gören mağdurun fail ( Türk Vatandaşı ) Türkiye ye girdikten sonra 6 Ay içinde şikayetçi olması,
  • Fail Türk Vatandaşının TÜRKİY E de BULUNMASI,
  • Bu fiilden dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması gerekmektedir.
  • Fail Türk Vatandaşının işlemiş olduğu suça ilişkin olarak yabancı ülke ceza kanununda hem hapis cezası   hem                                                                                                                                                                       de adli   para cezası seçimlik

olarak uygulanıyor ise mağdurun şikayeti olsa bile suç ŞTURULMAZ.

Ancak yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile TÜRKİYEDE YENİDEN YARGILANIR. ( Yurt dışında hüküm verilmiş ve ceza almış ise çekmiş olduğu ceza TÜRKİYE de verilen cezadan düşülür )

Mağdura GÖRE ŞAHSİLİK: Suçtan zarar gören mağdurun vatandaşı olduğu devletin ceza kanunlarının uygulandığı sistemdir.

Türk Ceza Kanuna göre:

  • Türkiye nin zararına,
  • Türk Vatandaşı zararına,
  • Türk Kanunlarına göre kurulmuş ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİSİ ne karış suç işlenmiş ise mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca Türkiye de yargılama yapılabilecektir.

Mağdura göre şahsilik sistemi uyarınca yargılama yapılabilmesi için:

  • Suç en az 1 yıllık hapis cezasını içerecek,
  • Türkiye zararın işlenmiş ise ADALET BAKINININ TALEBİ,
  • Türk Vatandaşı ya da özel hukuk tüzel kişisi aleyhine işlenmiş ise bu kimselerin ŞİKAYETİ,
  • Yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması,
  • En önemlisi de FAİLİN ( YABANCI ÜLKE VATANDAŞININ ) TÜRKİYE DE BULUNMASI gerekmektedir.

Türkiye zararına işlenmiş bir suçta yabancı ülkede yargılama yapılsa ve hüküm verilse bile Türkiye de ADALET BAKANININ talebi üzerine yeniden yargılanabilir. Yurt dışında almış olduğu ceza Türkiye de verilecek cezadan mahsup edilir.

Ancak suç Türk Vatandaşına karşı ya da Türk Özel Hukuk Tüzel Kişisine karşı işlenmiş ise bu halde yurt dışında yargılama yapılmış ve hüküm verilmiş ise Türkiye de yeniden Yargılama YAPILAMAZ.

  • Koruma SİSTEMİ:

Failin vatandaş ya da yabancı olup olmadığına bakılmaksızın devlet varlığına yönelik bir suçun yurt dışında işlenmesi halinde bu suçun mağdur devletin kendisi tarafından cezalandırılmasına imkan tanıyan sistemdir.

Bu suçlar: İşkence, Soykırım, Fuhu, Parada Sahtecilik, Mühür Sahteciliği, Devletin Egemenlik Alametlerine Karış işlenen suçlar, Devlete karşı işlenen suçlar, Anayasaya karşı işlenen suçlar, Casusluk, Rüşvet, vs.

Bu sistemde devletin kendisine karşı işlenen suçlarda kendisini koruması amaçlanmıştır.

Soykırım ve insanlığı karşı işlenen suçlar ve Devletin varlığına yönelik suçlarla ilgili olarak yabancı ülkede mahkumiyet ya da beraat kararı verilmiş olsa dahi, ADALET BAKANININ TALEBİ ÜZERİNE TÜRKİYE DE YENİDEN YARGILAMA YAPILABİLİR.

  • Evrensellik Sistemi:

Dünyanın neresinde olur ise olsun, hiçbir suçun cezasız kalmaması amacıyla kabul edilen sistemdir. Bu durumda mağdur da fail de yabancıdır. Ancak işlemiş olduğu suç çok vahim bir suç olduğu için hangi ülkede olursa olsun suç işleyen kişi yargılanabilir ve cezalandırılabilir.

  • Ceza muhakemesi şartlarını sıralayarak ‘sanığın hazır bulunması ‘ ile ilgili açıklamalarda bulununuz.____

Ceza muhakemesi suç haberinin alınması ile başlayıp yargılama sonucunda sanık hakkında bir hüküm verilmesine kadar geçen süre ci ifade etmektedir. Bir ceza davasının açılması için bir takım maddi ve şekli şartların bulunması gerekmektedir. Bu şartlara DAVA ŞARTLARI adı verilmektedir. DAVA ŞARTLARI OLMADAN DAVA AÇILAMAZ. AÇILMIŞ İSE DE DAVA REDDEDİLİR. YARGILAMA SIRASINDA BU DURUM ORTAYA ÇIKAR İSE ŞART GERÇEKLEŞMEZ İSE DÜŞME KARARI VERİLİR.

DAVA ŞARTLARI

  • İHBAR VE ŞİKÂYET: Kamu davasına konu suçlarda yani devletin re sen araştırma yaptığı suçlarda suç teşkil eden durumun ilgili makamlarca öğrenilmesi ile birlikte şturma kendiliğinden başlamaktadır. Ancak Kanunda takibi mağdurun şikâyetine bağlı tutulan suçlar iç in mutlak surette mağdurun şikâyeti gerekmektedir. Şikâyet olmadan şturmaya başlanamaz.

İhbar ve şikâyetin yapılacağı makam: Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir. Valilik veya kaymakamlık ya da mahkemelere yapılan şikâyet ve ihbarlar ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Yurt dışında işlenip de ülkede takibi gereken suçlarlarla ilgili olarak Türk elçiliği ve Konsolosluklara da ihbarda bulunulabilir.

İhbar ve şikâyet yazılı ya da sözlü yapılabilir. Kamu davası usulü ile takip edilen bir suç için yapılan kovuşturmada suçun takibi şikâyete bağlı bir suç olduğu anlaşılırsa bu halde MAĞDUR AÇIKÇA ŞİKÂYETTEN VAZGEÇMEDİKÇE yargılamaya devam edilir.

Takibi mağdurun şikâyetine bağlı olan suçlarda mağdur failin veya suç teşkil eden fiilin bilindiği ya da öğrenildiği andan itibaren 6 AY içinde şikâyetçi olmalıdır. Ancak failin ve fiilin öğrenilmesi zamanaşımı süresini geçemez.

  • DAVA SÜRESİ: Ceza kanununda kural olarak dava süresi bulunmazken bir takım suçlar için dava açma süresi öngörülmüştür. Bu dav a süreleri içerisinde dava açılmazsa artık bu andan sonra o eyleme ilişkin olarak dava açılamayacaktır. Bu süreler hak düşürücü sürelerdir. Örn: Basın kanunu kapsamında işlenen suçlarla ilgili olarak suç teşkil eden eylemin öğrenilmesi veya basılı eserin ilgili makama tesliminden itibaren günlük süreli yayınlarda 2 AY içinde dava açılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir. Artık bu sürenin geçmesinden sonra dava açılamaz.
  • KESİN HÜKÜM: Bir eylem hakkında daha önceden yargılama yapılmış ve nihayet bir yargı organı tarafından hüküm verilmiş ise artık aynı eylem hakkında ikinci bir yargılama yapılamaz. Bir suça ancak bir ceza kuralının bir yansıması olarak ikinci yargılama yapmak mümkün değildir. Eğer açılmış ise davanın reddi gerekmektedir. Ancak daha önceki muhakemeye ilişkin yeni ve ciddi bir delil bulunmuş ise yeniden yargılama yapılabilir.
  • İZİN: Bazı suçlarda yargılama yapılabilmesi için belli makamlardan izin alınması gerekmektedir. Örneğin memurların görevleri nedeniyle işlemiş oldukları suçlardan ötürü yargılanmaları için ilgili makamlardan kovuşturma izni almak gerekmektedir.
  • TALEP: Takibi belirli kimselerin talebine bağlı olan suçlarda kovuşturma yapabilmek için ilgili kimsenin talebi olmadan yargılama yapılamaz. Örn. Yurt dışında Türkiye aleyhine işlenen suçlarda yabancının yargılanması için Adalet Bakanı nın talebinin olması gerekir. Bu talep yok ise yargılama yapılamaz.
  • AÇILMIŞ BİR DAVA BULUNMAMASI: Bir eylem hakkında devam eden bir yargılama var ise bu yargılamanın varlığı sebebiyle ikinci bi r dava açılamaz. Mevcut bir yargılamanın bulunması bir dava engelidir.
  • ÖN ÖDEME: Ön ödemeye konu suçlarda ön ödeme yolu uygulanmadan yargılama yapılamaz. Öncelikle Cumhuriyet Savcısı tarafından ön ödeme yolu denenmeden dava açılamaz. Eğer açılmış ise iddianamenin iadesi gerekmektedir.

Ceza davasının açılması ile birlikte şturma aşamasından kovuşturma aşamasına geçilmiş olur. Kovuşturma aşamasına geçilmekle b irlikte, açılmış olan davanın yargılama konusu edilmesi söz konusudur. Bu aşamada açılmış olan ceza davasında yargılama yapılabilmesi için gerekli olan şartlara da YARGILAMA ŞARTLARI adı verilmektedir.

YARGILAMA ŞARTLARI

  • SANIĞIN HAZIR BULUNMASI: Ceza dava açılabilmesi için failin ve fiilin bilinmesi ve bunların iddianamede yer alması yeterledir. Ancak iddianamenin kabulünden sonra başlayacak olan kovuşturma aşamasında yargılama için ilk ve belki de en önemli unsur SANIĞIN HAZIR BULUNMASIDIR.

Sanık hazır bulunmadan yargılama yapılması üç halde mümkündür:

  • Gaiplik: Bütün arama ve tebligatlara rağmen sanık bulunamıyor ise bu durumda gaiplik söz konusudur. Bu halde yargılama yapılabilir ancak hüküm verilemez.
  • Yokluk: Sanığın duruşmaya gelmemesi durumunu ifade etmektedir. Bu halde sanığa ulaşmak ve hatta zorla getirmek mümkündür. Oysa gaiplik durumundan hiçbir surette sanığa ulaşılamamaktadır. Yokluk halinde sanık daha önceden sorguya çekilmiş ise ve mahkeme sanığın duruşmaya gelmesini zorunlu görmemiş ise sanığın yokluğunda yargılama yapılabilir.
  • Kaçaklık: Hakkındaki kovuşturmanın sonuçsuz kalmasını sağlamak amacıyla yurt içinde saklanan veya yurt dışında bulunan ve bu nedenle mahkeme tarafından kendisine ulaşılamayan kişidir. Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak öncelikle kaçaklık hali nin tespiti ve karara bağlanması gerekmektedir. Kaçak sanığın daha önce sorgusu yapılmamış ise mahkûmiyet kararı verilemez. Ancak daha önce sorgusu yapılmış ise her türlü karar verilebilir.

SANIK HAKKINDA ELDEKİ DELİL DURUMUNA GÖRE MAHKÛMİYET DIŞINDA BİR KARAR VERİLEMESİ DURUMU SÖZ KONUSU İSE SORGUSU YAPILMAMIŞ OLSA DAHİ SANIĞIN YOKLUĞUNDA HÜKÜM VERİLEBİLİR. Sadece MAHKÛMİYET KARARLARI İÇİN SANIĞIN SORGUSUNUN YAPILMASI ZORUNLUDUR.

  • SANIĞIN AKIL HASTASI OLMAMASI: Suç işledikten sonra akıl hastalığına yakalanan kimse hakkında dava açılmış olsa dahi yargılama yapılamaz.

Fail suç işlediği sırada akıl hastası ise bu durumda genel hükümler uyarınca kusurluluğu kaldıran ya da azaltan bir neden söz konusu olur ve genel hükümlere göre bir değerlendirme yapılır. Ancak yargılama bakımından şart olan şey suç işledikten sonra akıl hastalığının ortaya çıkmasıdır.

  • GEÇİCİ YASAMA DOKUNULMAZLIĞININ OLMAMASI: Bir milletvekili ( ya da dışarıdan atanan bakan ) hakkında dava açılmış olsa bile yargılama yapılamaz. Öncelikle milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması gerekmektedir. Ancak AGIR CEZAYI GEREKTİREN SUÇÜSTÜ HALİNDE VE SEÇİMLERDEN ÖNCE ŞTURMASINA BAŞLANMIŞ OLMASI KAYDI İLE ANAYASANIN 14. Maddesindeki durumlarda yargılama yapılabilir. ( Bu iki istisna dışında parlamenterler tutulamaz, tutuklanamaz ve yargılanamaz ) YARGILAMA YAPILABİLMESİ İÇİN MİLLETVEKİLİ DOKUNULMAZLIĞININ T.B.M.M TARAFINDAN KALDIRILMASI GEREKMEKTEDİR.
  • BEKLETİCİ MESELENİN ÇÖZÜLMÜŞ OLMASI: Yargılamayı yapan mahkemenin işin görülmesi sırasında kendi uzmanlık alanı dışında bir n ( örneğin sanığın gerçek yaşının tespiti ile ilgili olarak başka bir mahkemede dava açılmış olması ) ile karşılaşması durumunda konuyu ilgili mahkemeye gönderir. Bu mahkeme sonuçlanıncaya kadar yargılama yapılamaz. Ancak başka bir mahkemede dava açılmamış ise ceza mahkemesi ceza kanunu hükümlerine göre karar verebilir.

Yargılama şartlarının bir bütün olarak bulunması zorunludur. Bu şartlar tamam olmadan yargılama yapılamaz. Bu şartların bir bütün halinde bulunmaması durumunda mahkemece DURMA KARARI verilir. Tamamlanması beklenen şartın gerçekleşmeyeceği imkansızlaşır ise ( örn. Sanık hakkında gaiplik kararı verilmesi, sanığın akıl hastalığının iyileşmeyeceğinin anlaşılması gibi…) bu halde artık DÜŞME KARARI verilir.

  • Ceza ilişkisini düşüren sebepleri belirterek kısaca açıklayınız.

DAVA VE CEZANIN DÜŞÜRÜLMESİ SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

Sanığın ölümü hâlinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tâbi eşya ve maddî menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adlî para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.

AF

Genel af hâlinde ( GENEL AFFA T.B.M.M KARAR VERİR ) , kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar. Özel af ile ( ÖZEL AFFA CUMHURBAŞKANI KARAR VERİR- KOCAMA, SÜREKLİ HASTALIK- SAKATLIK HALLERİNDE ) hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adlî para cezasına çevrilebilir.

Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.

ÖZEL AF İLE: ADLİ PARA CEZALARI SONA ERMEZ.

AFFIN GENELLİĞİ KAPSADIĞI SUÇLARIN VE SUÇLULARIN SAYISINA GÖE DEĞİL, DOĞURDUĞU SONUÇLARA GÖRE BELİRLENİR.

GENEL AFTA: AFFA UĞRAYAN CEZALAR ADLİ SİCİLDEN SİLİNİRLER VE AFFA UĞRAMIŞ MAHKUMİYETLER TEKERRÜRE ESAS OLAMAZ.

ÖZEL AFTA: CEZA HALA TEKERRÜRE ESASTIR VE ADLİ SİCİLDE VARLIĞINI KORUR.

ORMAN SUÇLARI İÇİN GENEL VE ÖZEL AF ÇIKARILAMAZ. ORMAN YAKMA, YOKETME VE DARALTMA EYLEMLERİ ORMAN SUÇU SAYILMAKTADIR. DAVA VE CEZA ZAMANAŞIMI DAVA ZAMANAŞIMI

Kanunda öngörülen süreler içerisinde kamu davası hiç açılmaması durumunda DAVA AÇILMAMASI ve açılmışsa da davanın düşmesini gerektiren sürelere dava zamanaşımı denilir.

DAVA ZAMANAŞIMI SÜRESİNİN DURMASI VEYA KESİLMESİ

şturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hâllerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.

Bir suçla ilgili olarak;

  • Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
  • Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
  • Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
  • Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi,

Halinde, dava zamanaşımı kesilir.

Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.

Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

CEZA ZAMANAŞIMI

Kanunda yazılı sürelerin geçmesiyle birlikte CEZANIN İNFAZ EDİLEMEMESİ sonucunu ortaya çıkaran sürelere ceza zamanaşımı adı verilir.

CEZA ZAMANAŞIMININ KESİLMESİ

Mahkûmiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

Bir suçtan dolayı mahkûm olan kimse üst sınırı iki yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir. CEZA ZAMANAŞIMI VE HAK YOKSUNLUKLARI

Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunluklarının süresi ceza zamanaşımı doluncaya kadar devam eder.

MÜSADEREDE ZAMANAŞIMI

Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren yirmi yıl geçtikten sonra infaz edilmez.

ŞİKAYET

şturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olan suçlar hakkında yetkili kimse 6 Ay içinde şikayette bulunmadığı takdirde şturma ve kovuşturma yapılamaz.

Bu süre zamanaşımı dolmamak kaydıyla fiilin ve failin kim olduğunun bilindiği ya da öğrenildiği andan itibaren başlar.

Şikayet, baş savcılığa, kolluk makamlarına yapılmalıdır. Valilik ya da kaymakamlığa yapılan müracaatlar cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Mağdur şikayetten vazgeçmedikçe yargılamaya devam edilir.

Şikayetten vazgeçme davayı düşürür. Ancak vazgeçme ancak HÜKÜM KESİNLEŞİNCEYE KADAR YAPILABİLİR. Hüküm kesinleştikten sonra şikayetten vazgeçilemez.

İştirak halinde işlenen suçlarda bir tek fail hakkında şikayetten vazgeçilmesi BÜTÜN FAİLLER BAKIMINDAN ŞİKAYETTEN VAZGEÇME S ONUCUNU DOĞURUR.

ÖN ÖDEME

Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adlî para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının yukarı sınırı üç ayı aşmayan suçların faili;

  1. Adlî para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını,
  2. Hapis cezasının aşağı sınırının karşılığı olarak her gün için yirmi Türk Lirası üzerinden bulunacak miktarı,
  3. Hapis cezası ile birlikte adlî para cezası da öngörülmüş ise, hapis cezası için bu fıkranın (b) bendine göre belirlenecek miktar ile adlî para cezasının aşağı sınırını,
  • Aşağıdaki kavramları kısaca açıklayınız.
  1. mefruz suç b)işlenemez suç c)hata d)sapma
  2. Mefruz suç: şöyle ki; mefruz suç, failin, yasada yer alan bir suç tanımına uygun bir fiil işlediğini zannetmesi ancak yasada aslında böyle bir tanımın bulunmaması durumunda vardır. Bir kimsenin suç olmayan bir şeyi suç zannetmesidir.
  3. işlenemez suç: İşlenmez suç,failin bir suç tipini işlemek istediği halde suç konusunun bulunmaması nedeniyle başarısız kalması yanı suçun maddi konusunun bulunmaması ya da suçu işlemesi için kullandığı araçların elverişsiz olması nedeniyle işleyemediği suça denir.önceden mevcut fakat fiilin işlendiği sırada failin bilmediği bir engel yüzünden suç işlenemez hale gelmektedir.
  4. hata
  5. sapma Hata

MADDE 30. – (1) Fiilin icrası sırasında suçun kanunî tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır.

  • Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.
  • Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Hata, yanlış, yanlışlık, yanılgı anlamındadır. Açıkçası, istemeyerek ve bilmeyerek yapılan yanlış, yanılma, yanılgıdır. Gerçe kten, deneysel olarak bakıldığında hata, dış aleme ait bir şeyi, gerçekte olduğu gibi değil de farklı tanımak veya gerçekte olanı yanlış algılamaktır.

Hata, kural olarak, iradenin oluşması üzerine etkilidir. Ancak, hata, suçun icrası üzerine de etkili olabilir. Buna yeteneği olmamaktan kaynaklanan hata ( Carnelutti, 168 ), kısaca sapma denmektedir.

İradeyi sakatlayan hata, hem suçu oluşturan fiilin bir unsuru üzerinde olabileceği gibi, bir norm üzerinde de olabilir. Böyle olunca, hata, fiilî hata ve hukukî hata veya hukuku bilmeme olarak ayrılmaktadır İsabette hata veya sapma

İsabette hata veya hedefte sapma, iradenin sağlıklı tezahürü ile ilgili bir husus değildir.Bu nedenle sapma, doktrinde hataya düşmek veya bilmemek olarak değerlendirilmemektedir.Burada olan, failin fiilini icrada yeterli beceriye ( abilita’) sahip olmamasıdır. Dolayısıyla, irade sağlıklı tezahür etmekte, ancak yapılan hareket, ya kastedilen neticeyi değil de başka bir neticyi gerçekleşmekte, ya da kastedilen bir netice yanında ayrıca başka bir nece daha gerçekleştirmektedir. Örneğin, fail, belli bir kimseyi oldürmek isterken, beçeriksizliği yüzünden hiç tanımadığı, halinde bilmediği bir kimseyi öldürmesi halinde isabette hata vardır.

  • Aşağıdaki kavramları açıklayınız.

Neticesi harekete bitişik suç mütemadi suç itiyadi suç ihmal suretiyle icra suçu

  1. Neticesi harekete bitişik suç:Ceza kanununda tanımlanan hareket ile netice, belli bir fail tarafından aynı anda gerçekleştirilmişse, neticesi harekete bitişik bir suçtan bahsedilir. Örneğin hakaret suçu bu türden bir suçtur. Zira failin sövmesi yani hareketin gerçekleşmesi ile mağdurun psikolojik durumunun bozulması olan netice aynı anda meydan gelmektedir.
  2. mütemadi suç:

Ani suç ve mütemadi suç:

Netice itibariyle belli bir süre devam eden suçlara mütemadi suç, neticesi derhal gerçekleşen suçlara ise ani suç adı verilir. Örneğin kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçu mütemadi, kasten adam öldürme suçu ise ani bir suçtur. Mütemadi suçtan bahsedebilmek için temadinin sona erdirilmesi imkanının failin elinde olması ve failin kusurlu olması gerekir. Örneğin fail F , isteyip de alamadığı kız K’yi kaçırır ve yayladaki bir dağ evine kapatarak hürriyetinden yoksun bırakırsa, mütemadi suçtan bahsedilir.Ancak bu tür suçlarda temadinin sona erdirilmesi gücü, hukuki veya fiili olarak failin imkanı dahilinde olmalıdır.

  1. itiyadi suç: Esasta, birden fazla hareketli suçların bir kolu olan itiyadi suçlar, diğer birden fazla hareketli suçlardan aynı hareketlerin tekrar edilmesi ve bunun bir itiyad derecesine çıkarılması ile ayrılır. İtiyadi suçun ayırıcı vasfı, yapılan hareketlerin tek başına alındığı takdirde suç teşkil etmemelerinden ve ancak failde itiyadın varlığını gösterir bir şekilde tekrar olunmaları halinde sözü geçen hareketlerin cezalandırılmasından ibarettir.İ

İtiyadi suçlarda , itiyadı teşkil eden hareketler başlı başına suç sayılmaz ve bu hareketleri yapan kişi cezalandırılmaz. Halbuki müteselsil suçta fail daha ilk sonucu meydana getirir getirmez cezalandırılır.

  1. ihmal suretiyle icra suçu:

İhmal sureti ile icra suçları ise esasen icrai bir hareket ile işlenen suçların hareketsiz kalarak işlenebilmesi durumunda ortaya çıkar . Adam öldürme aslında icrai bir suçtur . Fakat bir hastabakıcının hastayı öldürmek maksadı ile onun için hayati önem taşıyan ilaçları vermemesi yani hareketsiz kalması ile neticenin yani hastanın ölümü durumunda bir ihmal sureti ile icra suçundan söz edilir .

  • Aşağıdaki kavramları açıklayınız. zincirleme suç bileşik suç karma suç geçitli suç

Suçların İçtimaı Bileşik suç

MADDE 42. – (1) Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda içtima hükümleri uygulanmaz.

Zincirleme suç

MADDE 43. – (1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır.

  • Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır.
  • Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve yağma suçlarında bu madde hüküml eri uygulanmaz. Fikrî içtima

MADDE 44. – (1) İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.

zincirleme suç : – Aynı suçu işlemek amacıyla hareket etmek gerekir.

  • Kanunun aynı hükmünü ihlal etmek gerekir
  • Birden fazla hareket ile ihlal etmek gerekir
  • İhlaller arasında makul zaman aralığı olacak. (makul)
  • Sonuçta tek suç vardır, fakat ceza ağırlaştırılır

Örn: Çırak, ustanın kasasından 20 gün boyunca, her gün para alması

Bu tek (müteselsil) suçtur. Ama failin cezası ağırlaştırılır. Biri her gün gazetede sizi negatif yazıyor. *Kanunun aynı hükmünü ihlal etmiş olmaktan kasıt, aynı maddesini ihlal etmiş olmak anlamına gelmez.

*Aynı mağdur üzerinde ancak bir kez icra edebilecek suçlarda teselsüliyet olmaz.

*Suç işleme kararı aynı olsa da eğer failler farklı ise müteselsil suç hükümleri uygulanmaz;

*Ancak eğer bir fil ile birden fazla kişiye karşı aynı suç işlenilmiş ise zincirleme suç hükümleri uygulanır. (CK’nın yeniliği). Aslında bu hal tipik bir zincirleme suç değildir Fikri içtimaın ikinci fıkrası olarak düzenlenmesi daha uygun olabilirdi.

*Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı ve yağma suçlarında müteselsil suç hükümleri uygulanmaz. Ancak 30.06.2005 değişikliği ile cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı suçları bu kapsamdaki suçlar arasından çıkarılmıştır. Yani artık cinsel saldır suçu ile çocukların cinsel istismarı suçları diğer şartların da varlığı halinde müteselsil suçun gerçekleşmesine vücut verebilecektir.

*Aynı suça vücut veren hareketlerdeki çokluk müteselsil suçun gerçekleştiği anlamına gelmez.

*Taksirli suçlarda teselsül olmaz.

*Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da Müteselsil suç hükümleri uygulanır.

* Kabahatler açısından müteselsil hükümleri geçerli değildir. Yani her bir fiil ayrı ayrı cezalandırılır.

bileşik suç: buna göre işlenen suçlardan biri diğerinin unsuru veya ağırlaştırıcı sebebi ise faile tek ceza verilir.örnekleyecek olursak;hırsızlık* ile cebir ve tehdit kullanma* suçlarından oluşan gasp suçu mürekkep bir suçtur.

karma suç: Karma suç: Kanunî tarifte yer alan bir suçun, zorunlu olarak diğerini de içine alması durumuna karma suç denir. Irza geçme suçu, zorunlu olarak bünyesinde cebir ve şiddeti de barındırır.(32)

Geçitli suç: Daha ağır bir suçu işleyebilmek için hafif olan bir diğer suçu işlemek gerekiyorsa, geçitli suçtan söz edilir. Irza geçme suçunun işlenmesi için ırza tasaddi suçundan geçmek örneğinde olduğu gibi.

  • Teşebbüs nedir? Şartları nelerdir?

Suça teşebbüs

MADDE 35. – (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.

  • Suça teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.

Gönüllü vazgeçme

MADDE 36. – (1) Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır.

TEŞEBBÜS

Teşebbüs T.C.K madde 35 te: ” Kişi işlemeye kast ettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıpta el inde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumludur” denilmektedir. Yine teşebbüs halinde verilecek cezanın tehlikenin ağırlığı ve meydana gelen zarar göz önüne alınarak belirleneceği madde düzenlenmektedir. Teşebbüs halinde suçun işlenmiş halinden daha az bir ceza verilmektedir.

Teşebbüs olabilmesi için GEREKLİ OLAN ŞARTLAR:

  • Kasten işlenebilen bir suç olmalı ( Taksirle İşlenen Suçlara Teşebbüs Mümkün Değil )
  • İcra hareketleri ELVERİŞLİ ARAÇLARLA doğrudan doğruya ve şüpheye yer bırakmayacak şekilde başlamış olacak,
  • Failin gerçekleştirmek istediği netice ELDE OLMAYAN SEBEPLERLE gerçekleşmemiş olacak. ( Fail netice için her şeyi yapmış olacak )

5237 Sayılı Kanun eski kanunda olduğu gibi EKSİK- TAM TEŞEBBÜS ayrımını kaldırmış bunun yerine TEHLİKENİN AĞIRLIĞI VE MEYDANA GELEN ZARARA göre bir ceza belirleneceğini düzenlemiştir.

Örn: Fail X öldürmek maksadı ile Y ye ateş etmiş ve onu yaralamıştır. Yaralanan Y kaldırıldığı hastanede ameliyata alınarak kurtarılmıştır. Bu durumda X öldürmek kastı ile ateş etmiş fakat ölüm ELİNDE OLMAYAN SEBEPLERLE ( Zamanında tıbbi müdahale ) meydana gelmemiştir. X in eylemi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.

Örn: Ahmet öldürmek maksadı ile Cemil e ateş etmiş fakat kurşun Cemil e isabet etmemiştir. Bu durumda da ölüm Ahmet in elinde olmayan sebeplerle ( İsabet etmeme ) meydana gelmemiştir. Ahmet in eylemi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturur.

Failde suç işleme fikrinin oluşması ile birlikte suçun evreleri başlamış olacaktır.

Suç fikrinin ortaya çıkması>Hazırlık Hareketleri>İcra Hareketlerinin Başlaması>İcra Hareketlerinin Tamamlanması >Neticenin Meydana Gelmesi evrelerinde oluşmaktadır.

Teşebbüs icra hareketlerinin tamamlanması evresinden sonra ortaya çıkmaktadır.

Bu suç evrelerini örneklendirmek gerekirse:

Fail Erkunt arazi anlaşmazlığı nedeniyle aralarında husumet olan Berktay ı öldürmeyi düşünmektedir.( EVRE 1 )

Erkunt bir arkadaşından GLOCK marka silah temin etmiş ve Berktay ı takip etmeye başlamıştır. Olay günü Berktay ı iş çıkışı ta kip etmeye başlamış ve evine gidinceye kadar takip etmiştir.( EVRE 2 )

Karanlık bir yere geldiğinde silahını çekmiş ( EVRE 3 ) ve arkadan Berktay a dört el ateş etmiştir. ( EVRE 4 )

Ancak Berktay çelik yelek kullandığı için ölüm meydana gelmemiştir. (EVRE 5 )

TEŞEBBÜS ANCAK HAREKET VE NETİCENİN AYRILABİLDİĞİ SUÇLARDA SÖZ KONUSU OLABİLİR ( MESAFE SUÇLARI ). ANİ SUÇLARDA TEŞEBBÜS MÜMKÜN DEĞİLDİR.

ÖRN: Hakaret ani bir suçtur. Hakaret suçunda hareket ve netice aynı anda meydana gelir bu sebeple hakarete teşebbüs mümkün değildir.

Örn: Kasten yaralama suçu hareket ve neticenin ayrılabildiği bir suçtur. Bu sebeple kasten yaralama suçuna teşebbüs mümkündür.

KANUNDA BAZI SUÇ TİPLERİ TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALSA DAHİ TAMAMLANMIŞ GİBİ CEZALANDIRILMAKTADIR. BU DURUMLAR TEŞEBBÜSÜN İSTİSNASIDIR. BU SUÇLAR T.C.K M. 310, Cumhurbaşkanına suikast ( m. 310 ) ve Anayasayı cebir ve şiddet ile ihlal suçu ( m. 309 ) , Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhine işlenen suçlara ( m. 302 )teşebbüs dahi olsa tamamlanmış gibi cezalandırılır. Bu tür suçlara KALKIŞMA TİPİ SUÇLAR DENİR.

GÖNÜLLÜ VAZGEÇME:

Fail icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya sonucun gerçekleşmesini önlemesidir.

Gönüllü vazgeçme, cezayı kaldıran KİŞİSEL BİR NEDENDİR. Gönüllü vazgeçme suçun icra hareketleri aşamasında olabileceği gibi icra hareketlerinin tamamlanmasından sonra da mümkündür.

SUÇ TAMAMLANDIKTAN SONRA GÖNÜLLÜ VAZGEÇME MÜMKÜN DEĞİLDİR. Suç tamamlandıktan sonra ETKİN PİŞMANLIK SÖZ KONUSU OLUR: Örn: Hırsız A çaldığı eşyaları ertesi gün haline üzüldüğü ev sahibine geri vermiştir. Bu durumda gönüllü vazgeçme yoktur. Çünkü suç tamamlanmıştır.

Örn: A hasmı C yi öldürmek için evinin önünde pusu kurmuş ve geldiği saati kollamaya başlamıştır. C evinin önüne geldiğinde A silahını çekmiş ve bu arada C nin kızının babasına doğru koştuğunu görmüş ve bu duruma üzülerek öldürmekten vazgeçmiştir. Bu durumda A gönüllü vazgeçmiştir. Çünkü hiçbir engel neden yok iken İcra HAREKETLERİNE BAŞLAMAMIŞ VE ATEŞ ETMEMİŞTİR:

Örn: Hırsız H, zengin bir işadamı olan Hulusi nin evini soymak için malikanesinin önüne gitmiş ve fakat tam eve girecek iken evin önünde polis otosu görmüştür. O günün hırsızlık yapmak için iyi bir gün olmadığını ve eğer hırsızlık yapar ise polisin kendisini rahatça yakalayacağını düşünerek hırsızlık yapmaktan vazgeçmiştir. Bu durumda gönüllü vazgeçme yoktur. H nin eylemi hırsızlık suçuna teşebbüstür. Çünkü gönüllü bir vazgeçme yoktur.

Gönüllü vazgeçme özgür irade ile suç işlemekten vazgeçmektir.

Gönüllü vazgeçme halinde faile işlemek istediği suçtan dolayı ceza verilmez. Ancak gönüllü vazgeçtiği ana kadarki eylemleri suç oluşturuyorsa sadece o suçtan ceza verilir.

Örn: Öldürmek için ruhsatsız silah temin etmişse ya da hasmının evine girmişse bu durumlarda gönüllü vazgeçme halinde öldürme ve hırsızlık suçlarından ceza verilmez fakat ruhsatsız silah taşıma ve konut dokunulmazlığını ihlal suçundan ceza verilir.

İŞTİRAK HALİNDE GÖNÜLLÜ VAZGEÇME

Birden fazla kimsenin bir suçu işlemek için bir araya geldiği bir durumda bunlardan birisinin gönüllü vazgeçmesi halinde de faile ceza verilmez fakat:

Suç gönüllü vazgeçenin gösterdiği bütün gayrete rağmen işlenmiş olsa, ve gönüllü vazgeçenin gayretinin dışında başka bir nedenden dolayı işlenememiş olsa bile gönüllü vazgeçene CEZA VERİLMİZ.

Örn: A ile B hırsızlık yapmak için Masum un evine girmiştir. Masum un çok fakir birisi olduğunu gören A                                                                                                                                                                                         suç                                                                                                                                                                                         işlemekten                                                                                                                                                                                         vazgeçmiş                                                                                                                                                                                         ve                                                                                                                                                                                         geri

dönmüştür. B ise ” Fakir de olsa herkesin evinde çalınacak bir şey vardır ” diyerek eyleme devam etmiştir.

Bu olayda: A nın bütün gayretine rağmen ( Polise Bildirme vs ) suç işlenmiş ise ya da B suçu işlerken ev sahibi tarafından başına tava vurularak etkisiz hale getirilmiş ve suçu işleyemeden yakalanmış ise A gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır. O ana kadarki eylemi sadece konut dokunulmazlığını ihlal etmekten dolayı sorumludur. Hırsızlık suçundan dolayı sorumluluğu yoktur, çünkü gönüllü vazgeçmiştir.

ETKİN PİŞMANLIK

Suçun bütün unsurları ile tamamlandıktan sonra failin suç yolunda ilerlemekten dönmesine etkin pişmanlık                                                                                                                                                                                         denir.                                                                                                                                                                                         Etkin                                                                                                                                                                                         pişmanlık                                                                                                                                                                                         yalnızca                                                                                                                                                                                         suç

tamamlandıktan sonra belli suçlar bağlamında cezayı kaldıran ya da azaltan KİŞİSEL BİR NEDENDİR.

Türk Ceza Kanununda etkin pişmanlık ilgili genel bir hükümle değil ilgili olduğu suç tiplerinde özel olarak- ayrıca- belirtilmiştir. ( m. 93, m. 168, m. 316-2, m. 274 vs. )

Örn: İlayda güzelliğini kıskandığı Yasemin e haddini bildirmek istemektedir. Yasemin in iş yerine erken geldiği bir gün onun yüzüne KEZZAP dökmüştür. ( Kasten yaralama ) Yasemin in acı çektiğini gören İlayda çok üzülmüş ve yaptığına pişman olmuştur. Hemen Yasemin e yardım etmiş yüzünü su ile yıkamış ve en yakın bir hastanede ilk müdahalenin yapılmasını sağlayarak yüzünde iz kalmasına- daha az iz kalmasına neden olmuştur. Bu durumda suç kezzap atma fiili ile tamamlandığı için Yasemin in bundan sonraki eylemi ETKİN PİŞMANLIKTIR.

Örn: A aralarından husumet bulunan Verasettin i yaralamak için onun tek başına dolaştığı bir günü kollamış ve bir gece vakti elinde sopa ile ona yaklaşmış ve hıncını alıncaya kadar ona vurmuştur. Daha sonra Verasettin in acı çektiğini görerek bu duruma çok üzülmüş ve onu alıp hastaneye götürmüş ve daha ağır sonuçların meydana gelmesine engel olmuştur. Bu halde de etkin pişmanlık söz konusudur.

  • Ceza Hukukunda hukuka uygunluk nedenlerini sayınız.
  • Kanun emrini icra (görevini yerine getirmesi)
  • Yetkili merciin emrini icra
  • Meşru müdafaa hakkı (savunma)
  • Zaruret hali – ıztırar hali (zorda kalma)
  • Hakkın kullanılması (YCK ile eklenildi)
  • İlginin rızası (YCK ile eklenildi
  • İştirak nedir ? Çeşitleri nelerdir?

Suça İştirak Faillik

MADDE 37. – (1) Suçun kanunî tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur.

(2) Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Kusur yeteneği olmayanları suçun işlenmesinde araç olarak kullanan kişinin cezası, üçte birden yarısına kadar artırılır.

Azmettirme

MADDE 38. – (1) Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.

  • Üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme hâlinde, azmettirenin cezası üçte birden yarısına kadar artırılır. Çocukların suça azmettirilmesi hâlinde, bu fıkra hükmüne göre cezanın artırılabilmesi için üstsoy ve altsoy ilişkisinin varlığı aranmaz.
  • Azmettirenin belli olmaması hâlinde, kim olduğunun ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağı hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezasına hükmolunabilir. Diğer hâllerde verilecek cezada, üçte bir oranında indirim yapılabilir.

Yardım etme

MADDE 39. – (1) Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, onbeş yı ldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi hâlinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde cezanın yarısı indirilir. Ancak, bu durumda verilecek ceza sekiz yılı geçemez.

(2) Aşağıdaki hâllerde kişi işlenen suçtan dolayı yardım eden sıfatıyla sorumlu olur:

  1. Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek.
  2. Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.
  3. Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.

Bağlılık kuralı

MADDE 40. – (1) Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır.

  • Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur.
  • Suça iştirakten dolayı sorumlu tutulabilmek için ilgili suçun en azından teşebbüs aşamasına varmış olması gerekir.

İştirak hâlinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme

MADDE 41. – (1) İştirak hâlinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır.

  • Suçun;
  1. Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması,
  2. Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması,

Hâllerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.

  • Aşağıdaki kavramları kısaca açıklayınız. Rüşvet ihtilas irtikap zimmet_

Zimmet MADDE 247. – (1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü                                                                                                                                                                         olduğu malı                                                                                                                                                                            kendisinin

veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
  • Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir.

İrtikâp

MADDE 250. – (1) Görevinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına                                                                                                                                                                                    veya                                                                                                                                                                                       bu                                                                                                                                                                                   yolda                                                                                                                                                                                 vaatte

bulunulmasına bir kimseyi icbar eden kamu görevlisi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine veya başkasına yarar sağlanmasına veya bu yolda vaatte bulunulmasına bir kimseyi ikna eden kamu görevlisi, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
  • İkinci fıkrada tanımlanan suçun kişinin hatasından yararlanarak işlenmiş olması hâlinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

HASTALIĞIN ADI: İHTİLAS (NİTELİKLİ ZİMMET)

Hastalığın Tanımı

İhtilas, Türk Ceza Hukuku’nun tanımladığı özel bir siyasal hastalık türüdür. Türk Ceza Kanunu’na göre eğer zimmet filli, hileli bir şekilde yapılırsa buna ihtilas adı verilmektedir. Zimmet filli, Türk hukuk literatüründe “nitelikli zimmet” olarak adlandırılır.

Türk Ceza Kanunu’nda nitelikli zimmet şu şekilde tanımlanmıştır: “Zimmet, dairesini aldatacak ve fiilin ortaya çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmiş ise faile on iki yıldan aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır hapis cezası verilir.” (TCK. Md. 202/1.)

Hastalığın Yaygın Olduğu Alanlar

İhtilas genellikle tüm kamu kurum ve kuruluşlarında yaygınlık gösterebilir.

Hastalığın Nedenleri

İhtilasın ortaya çıkmasının nedenleri zimmet ile aynıdır. Ancak, önemle belirtmek gerekir ki, ihtilas, zimmet fiilinden daha ağır bir suç teşkil eder.

Hastalığın Tedavisi

İhtilas suçu için, zimmete oranla çok daha ağır cezalar öngörülmelidir.

Kamu kurum ve kuruluşlarında hiyerarşik denetim (iç denetim), rutinlikten kurtarılmalı, ciddi ve etkin bir şekilde yürütülmelidir.

Genel olarak rüşvet ve zimmetin önlenmesine yönelik öneriler ihtilas için de geçerlidir Rüşvet

MADDE 252. – (1) Rüşvet alan kamu görevlisi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Rüşvet veren kişi de kamu görev lisi gibi cezalandırılır. Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması hâlinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.

  • Rüşvet alan veya bu konuda anlaşmaya varan kişinin, yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
  • Rüşvet, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır.
  • Birinci fıkra hükmü, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler, bunların bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar, kamu yararına çalışan dernekler, kooperatifler ya da halka açık anonim şirketlerle hukukî ilişki tesisinde veya tesis edilmiş hukukî ilişkinin devamı sürecinde, bu tüzel kişiler adına hareket eden kişilere görevinin gereklerine aykırı olarak yarar sağlanması hâlinde de uygulanır.
  • Yabancı bir ülkede seçilmiş veya atanmış olan, yasama veya idarî veya adlî bir görevi yürüten kamu kurum veya kuruluşlarının memur veya görevlilerine veya aynı ülkede uluslararası nitelikte görevleri yerine getirenlere, uluslararası ticarî işlemler nedeniyle, bir işin yapılması veya yapılmaması veya haksız bir yararın elde edilmesi veya muhafazası amacıyla, doğrudan veya dolaylı olarak yarar teklif veya vaat edilmesi veya verilmesi de rüşvet sayılır.
  • Ceza muhakemesi hukukunun temel ilkelerini sıralayarak birini açıklayınız.

Davasız yargılama olmaz ilkesi Vasıtasızlık ilkesi Kovuşturma ilkesi

1)Davasız yargılama olmaz ilkesi: Bu ilke bir iddianame olmadan ve ceza davası açılmadan hiç kimsenin yargılanamayacağını ve suçlanamayacağını ifade eder. Bu durum 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 175. ve 225. maddelerinde de ifade edilmiştir. Buna göre iddianamenin kabulüyle kamu davası açılmış olur ve kovuşturma evresi başlar. Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir, denilmek suretiyle iddianame olmadan ve ceza davası açılmadan hüküm verilemeyeceği hususu vurgulanmıştır.

  • Hakimlerde bulunması gereken nitelikler nelerdir?
  • Hakimler yargılama yaparken, ceza ve hukuk muhakemeleri kanunlarını tarafsız olarak uygulamalı ve taraşara karşı eşit mesafede olmalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ nin kararlarında vurgulandığı gibi “silahların eşitliği” ilkesine titizlikle uyulmalıdır.
  • Hakimler taraşardan birine sempati veya antipati duymamalıdır. Taraşardan birine sevgi veya düşmanlık besleyen hakim, adalet dağıtamaz. Merhametle de adalet dağıtılamaz. Hakimler merhametli değil, insaşı, ölçülü ve duygusallıktan uzak olmalıdır. Adaletle duygusallık bağdaştırılamaz.
  • Adalet dağıtanlar adalet dağıtırken siyasi düşünce, felseŞ inanç, din, mezhep ve etnik ayırımı yapmaksızın yargılama yapmalıdır. Hakimler de insandır ve toplumun içinde yaşamaktadır. Hakimlerin bu nedenle siyasal görüş ve tercihlerinin olması doğaldır. Ancak hakimler, siyasal düşüncelerinin etkisiyle karar veremezler ve siyasal düşüncelerini kararlarına yansıtamazlar. Hakimlerin siyasallaşması, siyasallaştırılmak istenmesi ve siyasete konu yapılması yanlıştır.
  • Adalet dağıtmak çok zor ve Şkir çilesini gerektiren bir iştir. Durağan ve soyut hukuk kurallarını, değişen ve gelişen toplumsal ve kişisel somut olaylara uygulamak, engin hukuk bilgisini ve donanımını gerektirir. Bu nedenle hakimler sürekli olarak kendilerini yenilemeli, özgür düşünceye açık olmalıdırlar.
  • Hakimler yargılayan, ancak yargılarken yargılanan kişilerdir. Her kararla birlikte taraşarın, vekillerinin ve kamuoyunun da kendilerini yargıladığı bilinmelidir.
  • Hakimlerin dürüst ve namuslu olmaları, övünç nedeni değildir. Kişilerin ve özellikle hakimlerin, dürüst ve namuslu olmaları asıldır. İyi bir hakimin hukuk bilgisiyle donanımlı, genel kültüre sahip, anlayışı ve kavrayışı yüksek, tarafsız, güvenilir, adil, davranışlarında ölçülü, dengeli, tutarlı, ön yargısız, onurlu ve vakarlı olması gerekir.
  • Hakimin dürüst olması yeterli değildir. Hakim aynı zamanda dürüst görüntü vermek zorundadır. Dürüst görüntü sergilemeyen hakimin, kamuoyunun tartışmasına açık olduğu unutulmamalıdır. Dürüst görüntü vermek, dürüstlüğün ve tarafsızlığın gerektirdiği biçimde davranmak demektir.
  • Hazırlık şturması evresi hakkında bilgi veriniz.

Savcı tezi ortaya atar, mesela, “(A) şahsı hırsızlık yapmıştır” (iddia). Böylece yargılama faaliyeti başlar. Bundan sonra zanlı veya vekili tarafından antitez ileri sürülür (savunma). Hakim de bu tez ve antitezi değerlendirerek bir senteze ulaşır (yargılama).Ceza m uhakemesinin amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, şekli gerçek olmayıp, gerçeğin ta kendisidir. Ceza yargılamasının kuralları hukuk yargılamasına göre farklılık gösterir. Mesela, ceza yargılamasında tamamen delil serbestisi geçerlidir. Her şey, her şeyle ispat edilebilir. Hatta hakim kendisi dahi delil bulabilir. Ceza yargılamasında ikrar hakimi bağlamaz vs. Ceza yargılaması sistemleri içinde bulundukları rejime göre de değişmektedir. Ceza hukukunda ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi geçerlidir. Bunun sonucu olarak yargılanan kimse hakkında suçlu olduğuna dair kesin bir kanaat oluşmamışsa beraat ettirilir. Bu, “masum birinin haksız yere özgürlüğünün kısıtlanmasındansa, suçlu birinin özgürce dışarıda dolaşması daha iyidir” şeklinde ifade edilmiştir.

Ceza yargılamasının temel kanunu 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’dur. Bundan önce ise Ceza Muhakemeleri Usûl Kanunu yürürlükteydi. CMUK, Alman ceza usûl kanunundan alınmış olup liberal eğilimlidir. Yeni kabul edilen Ceza Muhakemesi Kanunu da liberal nitelikte olup, mehaz kanuna paralellik arz etmektedir

Suç haberi ihbar, şikayet üzerine veya doğrudan doğruya alınabilir. Ceza yargılaması suç haberinin alınmasıyla başlar. Kolluk bu suçun işlenip işlenmediğini araştırır, inceleme yapar. Kolluk araştırması devresi kısa süren bir devredir. Kolluk, suç zanlılarını yakalamışsa, karakola getirip ifadelerini alır. Sonrasında bir dosya hazırlayarak, varsa zanlılarla birlikte, savcıya gönderir ve savcılık araştırması devresi başlar. Bu aşama biraz daha ayrıntılı ve uzun sürer. Burada savcı, kendi emrindeki kolluğa araştırma yaptırır, delil toplatır. Sonrasında da savcı toplanan delillere, kolluğun topladığı delillere bakar. Toplanan delil ve bulgular, savcıda, zanlının bu suçu işlemiş olduğuna dair yoğun şüphe uyandırıyorsa, savcı, bir iddianame hazırlayarak dava açar. Eğer savcı, ortada yoğun suç şüphesi görmezse takipsizlik kararı (kovuşturmama kararı) verir. Artık bu konuda bundan sonra dava açılamaz (ancak suçtan zarar görenin itiraz hakkı vardır). Savcı, dava açılmasına karar vermişse, hazırladığı iddianameyi mahkemeye sunar ve dava açılmış olur. Hakim, iddianameyi şekil yönünden inceler. İşte, suç haberinin alınmasından iddianamenin mahkemeye sunulmasına kadar olan aşamaya şturma safhası denir (CMK m.2/I e). Bu safhanın yetkilileri savcı, adli kolluk ve sulh ceza hakimidir. Bu evre, ceza yargılamasının iki evresinden biridir.

İddianamenin mahkemece kabulünden sonra başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar geçen evre de kovuşturma safhasıdır (CMK m.2/I f). İddianamenin kabulünden sonra duruşma hazırlığı devresi başlar. Burada yargılamaya başlanmadan önce gerekli olan yazışmalar, tebligatlar yapılır.

  • İtiraz, olağanüstü itiraz ve temyiz ne demektir?

KANUN YOLLARINA MÜRACAAT EDEBİLECEK KİMSELER:

  • SAVCISI
  • Şüpheli veya SANIK
  • Katılan,
  • Bunların Müdafii.
  • Şüpheli veya Sanığın KANUNİ TEMSİLCİSİ VE EŞİ.
  • OLAĞAN KANUN YOLLARI

A- İTİRAZ: Kararı veren mahkemenin bir üst mahkemesine yapılan 7 GÜN İÇİNDE YAPILAN müracaata kararın denetlenmesi işlemidir. Ha ngi işlemlere karış itiraz yoluna gidilebileceği kanunda sayılmaktadır.

B- İSTİNAF: İstinaf mahkemeleri kurulduktan sonra ( 2008 İTİBARİYLE HENÜZ KURULMAMAŞTIR ) kural olarak birinci derece mahkemeler inin kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu İSTİNAFTIR. İstinaf BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİNE MÜRACAAT YOLUYLA İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARININ DENETLENMESİ SURETİYLE YAPILIR )

C- TEMYİZ:           İLK      DERECE      MAHKEMESİ     KARARLARININ YARGITAY TARAFINDAN DENETLENMESİ- İNCELENMESİDİR. HÜKMÜN

AÇIKLANMASINDAN İTİBAREN 7 GÜN İÇİNDE BU YOLA MÜRACAAT EDİLEBİLİR.

  • OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI

KESİNLEŞMİŞ KARARLARA KARŞI ÖNGÖRÜLMÜŞ KANUN YOLLARIDIR.

A- KANUN YARARINA BOZMA: Temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş hukuka aykırı görülen kararlara karşı ADALET BAKANLIĞININ İSTEMİ İLE YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI KARARIN TEMYİZİ İÇİN İLGİLİ YARGITAY DAİRESİNE BAŞVURUR.

B- YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZI: Ceza dairesinin vermiş olduğu hukuka aykırı kararlara karşı 30 gün içinde YARGITAY CEZA GENEL KURULUNUN KARARI İNCELEMESİ AMACIYLA YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISININ müracaat etmesidir.

C- YARGILAMANIN YENİLENMESİ

Kesinleşen bir hükümle sonuçlanmış bir dava, aşağıda yazılı hâllerde hükümlü lehine olarak yargılamanın yenilenmesi yoluyla tekrar görülür:

  1. Duruşmada kullanılan ve hükmü etkileyen bir belgensoruin sahteliği anlaşılırsa.
  2. Yemin verilerek dinlenmiş olan bir tanık veya bilirkişinin hükmü etkileyecek biçimde hükümlü aleyhine kasıt veya ihmal ile gerçek dışı tanıklıkta bulunduğu veya oy verdiği anlaşılırsa.
  3. Hükme katılmış olan hâkimlerden biri, hükümlünün neden olduğu kusur dışında, aleyhine ceza kovuşturmasını veya bir ceza ile mahkûmiyetini gerektirecek biçimde görevlerini yapmada kusur etmiş ise.
  4. Ceza hükmü hukuk mahkemesinin bir hükmüne dayandırılmış olup da bu hüküm kesinleşmiş diğer bir hüküm ile ortadan kaldırılmış ise.
  5. Yeni olaylar veya yeni deliller ortaya konulup da bunlar yalnız başına veya önceden sunulan delillerle birlikte göz önüne alındıklarında sanığın beraatini veya daha hafif bir cezayı içeren kanun hükmünün uygulanması ile mahkûm edilmesini gerektirecek nitelikte olursa.
  6. Ceza hükmünün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin ve hükmün bu aykırılığa dayandığının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. Bu hâlde yargılamanın yenilenmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren 1 YIL içinde istenebilir. ( Bu hüküm, 4.2.2003 tarihi nden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular üzerine verilecek kararlar hakkında uygulanır.)

İLK KARARI VEREN HAKİM YARGILAMANIN YENİLENMESİ HALİNDE YARGILAMAYA KATILAMAZ.

YARGILAMANIN YENİLENMESİNİN KABUL EDİLMEYECEĞİ HÂL

Kanunun aynı maddesinde yer almış sınır içinde olmak üzere cezanın değiştirilmesi amacıyla yargılamanın yenilenmesi kabul edilemez.

Hatanın giderilebilmesini sağlayacak başka bir yol varsa, yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemez.

YARGILAMANIN YENİLENMESİ İSTEMİ HÜKMÜ VEREN MAHKEMEYE SUNULUR. YARGILAMANIN YENİLENMESİ HÜKMÜN İNFAZINI ERTELEMEZ. Yeniden yapılan yargılamada verilen hüküm ilk hükümden DAHA AGIR BİR CEZAYI İÇEREMEZ.

YARGILAMA GİDERLERİ

Harçlar ve tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile şturma ve kovuşturma evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir.

Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir.

SANIĞIN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Cezaya veya güvenlik tedbirine mahkûm edilmesi hâlinde, bütün yargılama giderleri sanığa yüklenir.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve cezanın ertelenmesi hallerinde de giderler sanığa yükletilir.

16/04/2008

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir