Hukuk ders notları soru cevap 3


  • Hükmi şahsın ikametgahı ?

İkametgah:MK 49 tüzel kişilerin bir ikametgaha sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır.Yani tüzel kişilerde bir ikametgah sahibi olma zorunluluğu vardır.Tüzel kişiler ikametgahlarını seçmekte serbesttirler.Kural olarak seçilen ikametgah derneklerde tüzükte,vakıflarda ise vakıf senedinde gösterilir.MK 49 dernek tüzüğünde veya vakıf senedinde ikametgah gösterilmemişse tüzel kişinin ikametgahının “muamelelerinin tedvir olunduğu mahal” olarak belirtmiştir.Dernekler Kanunu tüzük muhtevasını emredici hükümle tespit ettiğinden tüzükte merkezin yazılması zorunludur.Bu husus eksik ise tamamlatılması yoluna gidilir.MK mad.19 ikametgah tekliği ilksinin tüzel kişilerde uygulanmayacağını belirtmiştir.Şubeler tüzel kişinin iç organizasyonuna dahil olan bir birimdir tüzel kişiliğe veya 3.kişilere karşı bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip değildir.

  • Sıhri hısımlık ?

Sıhri (Kayın) hısımlık: Eşlerden biri ile diğer eşin kan hısımları aynı tür ve dereceden kayın hısımları olur. Evlenmeyle doğan bu hısımlık evliliğin ortadan kalkmasıyla sona ermez.

  • Yokluk nedir?

Hukukun bir hukuki işlemin varolması için öngördüğü kurucu unsurlarında eksiklik söz konusu ise yokluk yaptırımından bahsederiz. Bir hukuki işlemin hukuk hayatında varolması için gerekli olan bu kurucu unsurlardan bir ya da birkaçının olmaması halinde, o işlem hukuk hayatında hiç yapılmamış yani doğmamış sayılır. Böyle bir işlemin geçerli olup olmadığı da tartışma dışıdır. Yokluk bu yönü ile medeni hukukta yani özel hukuktaki en ağır yaptırımdır.

Bir borç sözleşmesinin kurucu unsuru tarafların belirli bir hukuki sonucu doğurmaya yönelik karşılık ve birbirine uygun irade beyanlarıdır BK 1. Eğer taraflardan birinin irade beyanı yoksa böyle bir borç ilişkisi doğmaz. Mesela bir kişinin elini tutarak ona zorla bir kira sözleşmesinin imzalatılması halinde bir iradeden söz edilemez. Yine hukukumuza göre evlilik erkek ve kadın arasında olmasına izin verilen ve evlendirme memuru önünde yapılan bir hukuki işlemdir. Aynı cinsten kişiler arasında yapılan bir evlenme kurucu unsurunun olmaması sebebi yle yok hükmündedir. Yine yolda yürürken birinin bayılıp yer düşmesi ve bu sırada yanında bulunan başka birine çarpması sonucu onun yaralanması halinde de insan iradesine dayanan bir fiilin varlığından söz edilemeyeceği için BK 41 vd. maddeleri uyarınca haksız fiil sorumluluğu gündeme gelmeyecektir.

Yok hükmünde olan bir işlemin geçersizliğini sağlamak için bir dava açılmasına gerek olmadığı gibi böyle bir işlemden de bir hak yada yükümlülük doğmaz- Her ilgili her zaman hukuki bir işlemin yoklu yokluğunu ileri sürebilir. Bir hukuki işlem hukuk hayatında doğmamış ve sonuç doğurması mümkün olmadığı halde hakimden menfaati olan bu durumun (olumsuz tespiti) tespitini tespit davası yoluyla ist eyebilir. Yokluk ile mutlak butlan yaptırımları borçlar hukuku alanında sonuçları itibariyle ararlında fark yoksa da; bir hukuki işlemin hukuk hayatında hiç doğmadığını yok olduğunu ileri sürmek dürüstlük kuralına aykırı olmazken, bir hukuki işlemin butlanla batıl olduğunun ileri sürülmesi dürüstlük kuralına aykırı olabilir

  • Butlan nedir? Şartları nelerdir?

Hukuk bazen öyle geçerlilik kuralları öngörmüştür ki bunların hukuki işlem yapılırken dikkate alınmaması halinde o hukuki işlem baştan itibaren; yani kurulduğu andan itibaren amaçlanan hukuki sonuçları kesin olarak doğurmaz; batıldır. Sonradan bu işlemin hukuka uygun hale getirilmesi mümkün değildir.

BK 20 I e göre bir sözleşmenin içeriği imkansız hukuka yada ahlaka aykırı olursa o sözleşme batıldır hukuki bir hüküm doğurma z. Bu halde bir sözleşme doğmuştur çünkü kanunun temel kurucu unsur olarak aradığı tarafların bir birine uygun iradesi BK 1 md uyarınca var olmakla beraber böyle bir sözleşmenin hukuk hayatında sonuç doğurması için gerekli geçerlilik şartlarında eksiklik vardır. MK 15 e göre ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin yaptığı hukuki işlemler hukuki bir sonuç doğurmaz mutlak butlanla batıldır. Taşınmaz satım sözleşmesi resmi şekilde yapılmak zorundadır, resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satım sözleşmesi mutlak butlanla batıldır.

Mutlak butlan halinde hukuki işlem baştan itibaren geçersiz bir işlem olup zaman içinde geçerlilik kazanamayacağı gibi hukuki sonuç da doğurmaz. Mutlak butlan tarafların icazeti ile, edimlerin ifasıyla hukuka aykırılığın sonradan ortadan kalkmasıyla da sağlık kazanamaz. Taraflar mutlak butlan ile yaptırıma bağlanan işlemi tekrar geçerli şekilde yaparak istedikleri hukuki sonuca ulaşabilirler. Kamu yararı nedeniyle öngörülmüş olan mutlak butlan yaptırımını hakim, taraflar ileri sürmese de resen nazara almak zorundadır. [2] Mutlak butlan her menfaati olan tarafından herkese karşı ileri sürülebilir. Kural olarak mutlak butlanı ileri sürmek bir zaman aşımına da bağlanmamıştır. Hatta batıl bir hukuki işlemden hukuki menfaati zarar gören 3. kişilerde mutlak butlanı ileri sürebilir. Mutlak butlanın ileri sürülmesi borçlar hukuku alanında hakkın kötüye kullanılması olduğu hallerde, butlanı ileri süren korunmaz. Ör. Şekil taşınmaz satımında şekil eksikliğinin ileri sürüldüğü hallerde durum böyledir.

Mutlak butlanla yokluk yaptırımı arasında hukuki sonuçları açısından pek fark olmamakla beraber, Aile Hukukunda ve Miras Hukukunda mu tlak butlan ile yokluk yaptırımı arasında fark vardır. Mutlak Butlanla geçersiz olan evlenmeler, hakim kararı ile ortadan kaldırılıncaya kadar geçerli bir evliliğin doğurduğu hükümleri doğurur. Hakim kararı ile evlilik geçersiz sayılsa dahi o ana kadar ortaya çıkan hukuki sonuçlar saklı tutulur. MK 145 sayılan sebeplerden birinin varlığı halinde evlenme mutlak butlan ile batıldır. Ör evlenme sırasında eşlerden biri evli ise ikinci evlilik mutlak butlanla batıldır,yada eşler arasında evlenme engeli olacak derecede hısımlığın bulunması halinde de evlenme mutlak butlanla batıldır. Ancak MK 156 hükmüne göre bu batıl evlilik hakim kararı ile sona erer ve sona erinceye kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

Yine MK 557 ve 558 md. Ölüme bağlı tasarrufların iptalini ve dava hakkını düzenlemiştir. Buna göre batıl bir ölüme bağlı tasarrufun hüküm doğurması ancak bu konudaki bir mahkeme kararıyla olur.

Buna karşılık yok hükmündeki evlilikler baştan itibaren bir hüküm doğurmazlar ve hakimin bu konuda bir kararına da butlan halinde olduğu gibi gerek yoktur (İlgilinin menfi tespit davası hakkı saklıdır).

Batıl bir hukuki işlemin baştan itibaren kesin geçersiz olduğunu yukarıda belirttik; ancak tarafların amaçlarına uygun başka bir hukuki işlemin şartları batıl işlemin                                                                                içinde mevcutsa ve taraflar yaptıkları işlemin batıl olduğunu                                                                                         bilselerdi    bu hukuki  işlemi yapacaklardı ise,           batıl olan hukuki

sözleşmenin geçerlilik şartlarını taşıyan hukuki ilişkiye dönüştürülmesi ve böylece hukuk                      hayatında   sonuç doğurması kabul                                                                                                                                 edilmiştir. Noter

senedi ile yapıldığı için mutlak olarak batıl olan taşınmaz satış sözleşmesinin satış vaadi sözleşmesine uyarlanması (tahvili = conversion) bu kuruma örnek gösterilebilir. Yine MK 545 md miras sözleşmesinin geçerli olması için resmi vasiyetname şeklinde düzenlenmesini şart koşmuştur. Buna uyulmadan miras bırakan el yazısıyla bir miras sözleşmesi yapsa bu batıldır ve hüküm doğurmaz. Ancak böyle bir sözleşme uyarlama ile yazılı vasiyetname olarak geçerli kabul edilmektedir. Alman Medeni Kanunu BGB § 140 tahvil çevir uyarlama hususunu açıkça düzenlerken Medeni         Kanun ve BK bu konuda bir düzenleme içermemektedirler.

Çevirmenin Şartları       olarak genelde şu üç unsur karşımıza çıkmaktadır: 1 Batıl bir           hukuki işlem   olmalıdır. 2. Batıl olan hukuki işlem uyarlanacağı

hukuki işlemin maddi ve şekli şartlarını içermelidir. 3. Batıl işlem taraf yada taraflarının, yaptıkları hukuki işlemin batıl olduğunu bilselerdi, o işlemin uyarlanacağı hukuki işlemi yapma yönünde iradelerinin olacağı kabul edilebilmelidir.

  • Zilyetlik davaları ?

Zilyetlik Davaları; Gasp ve Tecavüzden dava yoluyla da korunmaktadır. Bunlar iki tanedir;

  1. Yeddin İadesi; Bu dava, zilyetliği haklı bir sebep olmaksızın zorla veya gizlice alınmış (gasbedilmiş) bulunan zilyet tarafından zilyetliği gasbetmiş olan kimseye karşı açılır. Bu davada kimin haklı kimin haksız olduğu önemli değildir, önemli olan zilyetliğinin gasbedilmiş olmasıdır. Eşyanın zilyetten gasbedilmiş olup olmadığı araştırılır ve bu husus tespit edilirse, gasbedilmiş olan eşyanın zilyedine geri verilmesine karar verilir. Ancak medeni kanunumuz eğer davalı o şeyi davacıdan almayı gerektiren ve terciha şayan (üstün) bir hakka sahip olduğunu derhal isbat ederse iade lazım gelmez. Bu istisna halin söz konusu olabilmesi için davalının üstün hakka sahip bulunduğunu derhal, yani duruşma sırasında ilk fırsatta yargılamanın uzamasına sebebiyet vermeyecek şekilde iddia ve isbat etmesi gerekir. Yeddin iadesi davasında davacı, zilyetliğinden gasben çıkmış olan eşyanın geri verilmesi talebiyle birlikte bu yüzden uğradığı zararların tazmin edilmesini d e isteyebilir. Ancak tazminat isteyebilmesi için gasıbın kusurlu olması şarttır.
  2. Tecavüzün men’i davası; Bu dava, zilyetliği haksız tecavüz sebebiyle ihlal edilen kimse tarafından tecavüzde bulunana karşı açılır. Davanın açılabilmesi için, zilyetliği ihlal eden eylem ve davranışların devam etmekte olması veya bir takım ciddi emarelerden pek yakında zilyetliğe tecavüz ihtimalinin bulunması lazımdır. Zilyetliğe tecavüz son bulmuş ise, men davası açılamaz. Tecavüzde bulunan davalı, o şey üzerinde hemen isbat edebileceği bir hakka sahip bulunsa bile bunu ileri süremez. Yani bu dava ile yeddin iadesi davası arasındaki fark da budur.

*Bu davaların süreleri; Zilyet, gasp ve tecavüz fiillerini ve zilyetliğine tecavüz edenin kim olduğunu öğrenir öğrenmez şeyin                                                                                                                                                                                     geri                                                                                                                                                                           verilmesini

veya tecavüzün men’ini istemediği takdirde, dava hakkından mahrum olur. Zilyet tecavüzü ve tecavüz edeni daha geç öğrenmiş olsa bile, gasp veya tecavüzün gerçekleştiği günden itibaren 1 yıl geçmekle dava zaman aşımına uğrar. Aslında bu süre zaman aşımı süresi değil hak düşümü süresidir.

TAŞINIR DAVASI : Menkul davası veya zilyetliliğe haklılık davası, zilyetlikten zilyedin iradesi dışında çıkmış olan veya çıkış şekli ne olur sa olsun zilyetliği kötü niyetle kazanılmış olan menkullerin önceki iyi niyetli zilyedine geri verilmesini sağlayan davadır.

-Zilyetliğin iradesi dışında kaybedilmiş olması veya -Davalının zilyetliği kötü niyetle kazanmış bulunması gerektiği gibi, davacının(önceki zilyedin) zilyetliği iyi niyetle kazanmış olması şarttır.

Zilyetliğin irade dışında kaybedilmiş olması; dava konusu menkulün çalınmış, gasbedilmiş, kaybedilmiş veya                  tabii                                                                                                                                                                             kuvvetler                                                                                                                                                                           tarafından

sürüklenip götürülmüş olması demektir.

Davalının zilyetliği kötü niyetle kazanmış olması; onun bu eşyanın zilyetliğini kazanırken zilyetliği kendisine devreden kims enin malik veya tasarrufa yetkili olmadığını bilmekte olması demektir.

Yukarıdaki şartlardan birisinin olması yeterlidir.

Davacının(önceki zilyedin) zilyetliği iyi niyetle kazanmış olması; dava konusu menkulü iyi niyetle kazanmış olması demektir. Bu şart menkul davasının en önemli şartıdır. Çünkü zilyet iyi niyetli değilse bu davayı açamaz.

Menkul davası, önceki zilyedin iradesi dışında çıkan para ve hamile yazılı senetleri iyi niyetle kazanmış olanlara karşı açılamayacağı gibi , irade dışında çıkan bir menkulü açık artırmadan, pazardan veya o tür eşya satan bir dükkandan iyi niyetle kazanan zilyede karşı ancak onun ödemiş olduğu bedeli iade etmek suretiyle açılabilir. Dava süreleri; Menkul davası iyi niyetli zilyede karşı 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu süre hak düşümü süresidir. Kötü niyetli zilyede karşı bu dava her zaman açılabilir, yani bir süreye bağlanmamıştır.

Taşınır davasının benzer davalarla karşılaştırılması İstihkak davasım ile karşılaştırılması

Taşınır davası ile istihkak davası arasındaki farkları şu şekilde ifade edebiliriz;

Taşınır davası sadece taşınır mallar ve taşınır hükümlerine tabi olan tapuya kayıtlı olmayan taşınmazlar için söz konusu olur.

taşınır davasında zilyetliğe bağlı hak karinesi davaya dayanak teşkil ettiği için zilyetliği ıspat etmek ve hali hazır zilyedin tercihe şayan hak

karinesini çürütmek gerekli ve yeterli iken istihkak davasında davacı mülkiyet hakkını ıspat etmek zorundadır.

Bir şeye zilyet olmadan mülkiyet kazanmış bir kimse hiçbir şekilde taşınır davası açamazken mülkiyet ispat                                                                                                                                                                                         ederek istihkak                                                                                                                                                                                         davası                                                                                                                                                                                         açabilir. Bir

hayvanın malikinin bu hayvanın başkasına ait doğurduğu yavruları talep etmesi de ancak istihkak davası                                                                                                                                                                                         ile mümkün                                                                                                                                                                                         olur.                                                                                                                                                                                         Zilyetliğişn rıza

devredildiği fakat mülkiyetin devrinin geçerli olmadığı hallerde de taşınır davası açılmaz. ancak istihkak davası açılabilir.

Taşınır davası bir hak düşürücü süreye tabi olabilirken istihkak davası bir süreyle sınırlandırılmış değildir. MK 989daki süre geçtikten sonra da malik hakkını ispat ederek istihkak davası açabilir. Ancak halihazır zilyedin kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyeti kazanması hali bu durumun istisnasını teşkil eder.

Zilyetlik Davaları İle Karşılaştırılması

Zilyetlik davaları hem taşınırlarda hem taşınmazlarda zilyetliği korur. Taşınır davası sadece taşınırlarda söz konusu olur.

Zilyetlik davası zilyetliğe dayanır. Taşınır davası zilyetliğe bağlı tercihe şayan hak karinesine dayanır.

Zilyetlik davarlı ancak gasp ve saldırıda söz konusu olur. Taşınır davsı için zilyetliğin rıza dışı sona erdirilmiş olması yeterlidir.

Zilyetlik davaları fiilin ve failin öğrenilmesinden itibaren iki ay ve en geç gasp ve saldırıdan itibaren bir yıl içinde açılması gerekir. taşınır davası kötü niyetli zilyetlere karşı bir süreye bağlı değildir, iyiniyetli zilyede karşı ise 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Taşınır davasının iyi niyetli zilyet lehine sınırlandırıldığı durumlar

Para ve hamile yazılı senetleri iyi niyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açılmaz.

Açık arttırmadan veya pazardan veya benzeri eşya satanlardan iyi niyetle edinilmiş ise iyiniyetli birinci ve sonradan edinenlere karşı taşınır davası ancak ödenen bedelin geri ödenmesi koşuluyla açılabilir.

İyiniyetli zilyede karşı taşınır davası 5 yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

  • Şahsiyetin dahilen ve haricen korunması nedir?

ŞAHSİYET HAKLARININ KONUSU:Şahsiyet hakları, bir şahsın, maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü üzerindeki mutlak haklardır.

ŞAHSİYETİN DAHİLEN KORUNMASI: Bir şahsın. şahsiyeti haklarının bizzat kendisine karşı korunması demektir: Medeni Kanuna göre, kimse medeni haklardan ve onları kullanmaktan feragat edemez.

ŞAHSİYETİN HARİCEN KORUNMASI: Şahsiyet haklarını dıştan gelebilecek olan haksız saldırılara karşı korumak demektir. . .

Şahsiyeti dışa karşı koruyan dört dava vardır:

  1. Tespit davası: Şahsiyet hakkı hukuka aykırı olarak tecavüze uğrayan kimse, sona ermesine rağmen etkisi devam eden tecavüzün hukuka aykırılığının tespitini ve gerekiyorsa kararın yayınlanmasını yada üçüncü kişilere bildirilmesini talep edebilir.
  2. Men Davası: Bir kimsenin şahsiyet haklarına karşı haksız bir saldırıda bulunulması ve saldırının hala de devam etmekte olması halinde açılabilecek olan dava tecavüzün men’i davasıdır. ,
  3. Önleme, Davası: Halen mevcut olmamakla beraber bir takım belirtiler

den pek yakın bir zamanda gerçekleşmesi beklenen bir haksız saldırı tehlikesine karşı açılan davadır.

  1. Tazminat Davası: Haksız saldırı Sonunda zarar gerçekleşmişse, zararın tazmin edilmesi gerekir. Maddi zararın giderilmesi için açılan dava maddi tazminat, manevi zararı giderilmesi için açılan dava ise manevi tazminat davasıdır.

Şahsiyet hakları bir şahsın maddi, manevi ve iktisadi bütünlüğü ve varlıkları üzerindeki mutlak haklardır. O halde bir kimse, şahsiyetine dahil olan unsurlara örneğin sağlığına, vücut tamlığına, şeref ve haysiyetine, sırlarına, ismine, resmine ve hürriyetlerine karşı haksız saldırılarda bulunmaktan kaçınılmasını herkesten ister. Şahsiyet hakları şahsa bağlı hak olduklarından, başkalarına devredilemedikleri gibi, mirasçılara da geçmezler.

Hukuk düzeni şahsiyetin korunması için gerekli önlemleri almıştır. Şahsiyet dahilen ve haricen olmak üzere iki türlü korunmaktadır. Şahsiyetin dahilen korunması demek, bir şahsın şahsiyet haklarının bizzat kendisine karşı korunması demektir. Bu da, kimsenin kısmen bile olsa hak ve fiil ehliyetlerinden feragat etmesinin ve hürriyetlerini hukuka ve ahlaka aykırı biçimde kısıtlamasının önlenmesi şeklinde olmaktadır. Şahsiyetin haricen korunması ise, şahsiyet haklarına başkaları tarafından yapılacak haksız saldırılara karşı bir kimsenin çeşitli davalarla himaye edilmesidir. Bu davalar; tespit, men, önleme ve tazminat davalarıdır. Tazminat davaları da maddi ve manevi tazminat olmak üzere ikiye ayrılır.

  • Tam ehliyetlilerle tam ehliyetsizlerin hukuki işlem ehliyeti ve haksız fiil ehliyetini açıklayınız.
  1. Tam ehliyetliler:Mümeyyiz ve reşit olup da mahcur olmayan kişilerdir.Bunların fiil ehliyetleri tamdır.Kendi fiilleri ile hak kazanabilir ve borç altına girebilirler.Tam ehliyetliler verdikleri her zarardan mesuldür.
  2. Tam ehliyetsizler:
  • Genel olarak:Gayrimümeyyizler tam ehliyetsizler grubuna girer.Böylece prensip olarak temyiz kudreti bulunmayan kişilerin fiilleri ve özellikle yaptıkları hukuki işlemleri geçersiz olduğu gibi temyiz kudretine sahip bulunmayanlar haksız fiillerinden ve borca aykırı davranıştan sorumlu tutulmazlar.
  • İşlem ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin durumu:
  1. Tam ehliyetsizlerin işlemlerinin hükümsüzlüğü kuralı:Bir kimsenin temyiz kudreti olmadan yaptığı hukuki işlemler batıldır.Bir miras hakkının kazanılması sadece ölüme bağlı olduğundan temyiz kudretinin varlığı gerekmez.Temyiz kudreti olmayan bir kişi yararına iş yapılması halinde vekaletsiz iş görmeden dolayı doğan bütün sonuçlar geçerliliğini korur.Tam ehliyetsizler sebepsiz zenginleşmeden dolayı da sorumlu olurlar. Hukuki işlem hazır kimseler arasında yapılıyorsa temyiz kudreti bu anda bulunmalıdır.Yöneltilmesi gereken bir irade beyanı bulunup da beyan hazır olmayan bir kişiye yöneltiliyorsa temyiz kudreti beyanın yapıldığı anda bulunmalıdır.Beyan gönderildikten sonra temyiz kudretinin kaybolması beyanın hukuki sonuç doğurmasına engel teşkil etmez;beyan yapılırken temyiz kudretinden yoksun kişinin sonradan temyiz kudretinin kazanması geçersiz beyanı geçerli kılmaz.

Tam ehliyetsizin yaptığı hukuki işlem kendiliğinden kesin olarak hükümsüzdür.Herkes tarafından ileri sürülebilir.Dava açmaya gerek olmadığı gibi beyana da ihtiyaç yoktur.Hakim işlemin hükümsüz olduğunu re’sen nazara almak zorundadır.Bir sürenin geçmesi ya da geçici olarak kaybedilen temyiz kudretinin geri kazanılması yahut kanuni temsilcinin onayı ,ile işlem geçerli olmaz,istenirse işlem geçerli olarak yeniden yapılır.

Hükümsüz işleme dayanılarak bir edim gerçekleşmişse edimin geri verilmesi duruma göre istihkak talebi ya da sebepsiz zenginleşme talebi ile sağlanabilir.Tam ehliyetsizin devretmek istediği hakkı karşı taraf kazanamaz.

Temyiz kudreti bulunmayanla muameleye girişen karşı tarafın da iyiniyetli olması işlemi hükümsüzlükten kurtarmaz.İyiniyetli mümeyyiz gayrı mümeyyizden bir hak kazandığını zannediyorsa ancak kazandırıcı zamanaşımından yararlanabilir.

  1. Kesin Hükümsüzlük kuralının istisnaları:

aa-İradeden bağımsız doğan hukuki sonuçlar:Hukuk düzeninin kişinin sadece fiilinin dışa akseden sonucuna hukuki sonuç bağladığı hallerde tam ehliyetsizin böyle bir fiili davranışı hukuki sonuç doğurur.(Örnek: temyiz kudretinden yoksun kişinin bir yerde oturması orayı onun ikametgahı kılar.)

bb-Gayrimümeyyizin yaptığı evlilik:Temyiz kudretinden yoksun kişinin yaptığı evlilik batıl ise butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin hükümleri doğar.Butlanı hakim re’sen nazara alamaz.Evlenirken mümeyyiz olmayan kişi sonradan kazanırsa her ilgili veya savcı butlan davası açamaz.

cc-Gayrimümeyyizin ölüme bağlı tasarrufları:Temyiz kudreti bulunmadan yapılan bir ölüme bağlı tasarruf da kendiliğinden hükümsüz olmaz.İptal davası açılması ve mahkemeden iptal kararı alınması gerekir.

dd-Hükümsüzlüğün ileri sunulmasının hakkın kötüye kullanılmasını teşkil etmesi: gayrimümeyyiz kişinin yaptığı hukuki işlemin butlanının ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ediyorsa söz konusu işlem geçerli gibi hüküm doğurur.(Piyango bileti satın alımı)

  1. Tam ehliyetsizin temsil edilmesi:

aa-Genel olarak:Tam ehliyetsiz adına hukuki işlemleri kanuni temsilcisi yapar.Başa b,ir deyişle mümeyyiz olmayan kişi onun adına davranan kanuni temsilcisi aracılığı ile hak kazanır ya da borç altına girer.Temsilci gayrimümeyyizin malını bağışlayamaz vakfedemez ve onun adına kefil olamaz.

bb-Şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar:Kural olarak şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların bizzat şahıs tarafından kullanılması gerektiği ve bu nedenle de kanuni temsilci tarafından kullanılmasının mümkün olmayacağı ifade edilir.Ancak bu tip haklar ikiye ayrılır mutlak haklar kanuni temsilci tarafından kullanılamaz fakat nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar mümeyyiz olmayanının menfaatleri açısından kullanı labilir.Mutlak anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklara örnek evlenme,nişanlanma,evlat edinme gibi;nisbi anlamda şahsa sıkı sıkıya bağlı haklar ise kişilik haklarının korunması adın korunmasını isteme gibi haklar gösterilebilir.

  • sorumluluk ehliyeti açısından tam ehliyetsizlerin hukuki durumu:
  1. Genel olarak:Temyiz kudreti bulunmayanlar genel olarak haksız fiillerden sorumlu değillerdir.Zira kural olarak haksız fiil sorumluluğu kusura dayanır.Halbuki temyiz kudreti olmayan kişinin kusuru söz konusu olmaz.Temyiz kudreti bulunmayanın davranışı B.K.44’e göre mü terafik kusur olarak da nazara alınmaz.Buna karşılık kusura dayanmayan haksız fiil sorumluluğu tam ehliyetsizler için de vardır.Bu sorumluluk hallerinde objektif olarak hukuka aykırı bir fiille zarar verilmesi yeterli görülmekte fiili yapanın kusuru bir sorumluluk şartı olarak aranmamaktadır.
  2. Hakkaniyet sorumluluğu:B.K. kusura dayanan sorumluluk hallerinde dahi hakkaniyet gerektiriyorsa hakime temyiz kudretine sahip olmayan kimseyi hukuka aykırı fiili verdiği zararın tamamen ya da kısmen tazminine mahkum edebilme imkanı verir.Örnek olarak zengin bir akıl hastasının kendisine bakan kimseyi öldürmesi halinde hakim hakkaniyet gereği akıl hastasını tazminat ödemeye mahkum edebilir.Tam ehliyetsizler manevi zarara sebebiyet verdikleri hallerde hakkaniyet sorumluluğu gereğince bu zararı tazmin yükümü altındadır.
  3. Geçici olarak temyiz kudretini kaybedenlerin durumu:
  4. 54.maddenin 2.fıkrası ise kendi kusuru ile geçici olarak temyiz kudretinden mahrum kalanların bu halde iken işledikleri haksız fiillerden sorumlu olacağı belirtilmiştir.

“Bir kimse temyiz kudretini geçici olarak kaybetmiş ve bu halde iken bir zarar ika etmiş ise bu hale kendi kusuru olmadan konulduğunu ispat etmedikçe zararı tazminle mükelleftir.”

  1. Borca aykırı davranışlar:

Borca aykırı davranışlara gelince temyiz kudreti bulunmayanlar da kendilerinin temyiz kudreti varken yüklendikleri borçlar veya kanuni temsilcilerinin yaptığı işlemlerden doğan borçlardan ve kanundan doğan borçlardan kendi malvarlıkları ile sorumludur,yani bu borcun cebri icrasına katlanmak zorundadırlar.Fakat tam ehliyetsiz borsun ifasının imkansızlaşmasından veya borca aykırı başka bir davranıştan doğan zararı tazminle mükellef değildir.Kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

  • Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde geri vermekle yükümlü zilyedin sorumluluğunu zilyedin iyi veya kötü niyetli olması durumlarına göre açıklayınız._____________________________________________

GERİ VERME İLE YÜKÜMLÜ OLAN ZİLYEDİN SORUMLULUĞU

  • İyi niyetli zilyedin sorumluluğu: İyi niyetli zilyet eşyaya meydana gelen zarardan (yok olmadan veya hasardan) sorumlu değildir. Herhangi bir tazminat ödemek zorunda değildir. Bu zilyet eşyayı geri verme anında elinde bulunan kısmı ile geri vererek borcundan kurtulur. Eşya için yaptığı zorunlu ve faydalı masrafları talep edebilir ve masraflar kendisine ödeninceye kadar o şeyi alıkoyma hakkına sahiptir. Lüks masrafları ise talep edemez, fakat lüks masrafa konu olan eşya asıl şeye zarar vermeksizin sökülüp alınabiliyorsa onu ayırıp alma hakkı vardır.

Zilyedin elde ettiği semereler (ürünler), yaptığı giderler sebebiyle doğan alacaklarından indirilir.

  • Kötü niyetli zilyedin sorumluluğu: Bu zilyet o şeye gelen zararlardan sorumludur. Eşyayı zilyetliğine geçirdiği andaki durumuyla geri vermek zorundadır. Elde ettiği veya elde etmeği ihmal ettiği semereleri de ödemekle yükümlüdür. Ancak zorunlu masrafları talep edebilir, faydalı ve lüks masrafları ise talep edemez. Kötü niyetli zilyedin alıkoyma hakkı yoktur.

Kötü niyetli zilyet, eşyayı kime geri vereceğini bilmediği sürece ancak kusuruyla verdiği zararlardan sorumlu olur.

Örnek:( A) satın aldığı fotoğraf makinasının çalıntı olduğunu öğrenmiş ancak makinanın kime ait olduğu bulamamıştır.Bu arada makine çalınmıştır (A) nın bir sorumluluğu kalmamıştır.Ancak çalınmasaydıda (A) bilerek makinayı kendi kusuru ile yere atıp kırsaydı bu durumda (A) sorumlu olurdu.

Kötü niyetli zilyedin malı bizzat kullanma suretiyle maldan yararlanması özellikle fuzuli işgal halinde ecrimisil tazminatı ödemesi gerektiği de kabul edilmektedir.

Eğer mala ilişkin ortaya çıkan zarar ve hasar malı talep edenin zilyetleğinde ikende doğacaksa o zaman kötü niyetli zilyet sorumlu olmaz.

Örnek: Kötüniyetli zilyet (A) nın elindeki eşya şehirde çıkan yangın nedeniyle hasar görmüştür.Aynı hasar iadeyi talep edenin elindede olsa bu yangından aynı hasarı görecek idiyse kötüniyetli zilyet (A) nın zararı tazmin etmesi gerekmez.

  • Türk Medeni kanunu açısından ;

-hakimin kural koyma yetkisi -hakimin takdir yetkisi-beyyine külfeti -hüsniyet kavramlarını açıklayınız.

-hakimin kural koyma yetkisi

Hakim kanunda veya örf ve adette olaya uygulanacak bir hüküm bulamazsa (hukuk boşluğu ortaya çıkması durumunda) kendi kanun koyucu olsaydı o olaya ilişkin nasıl bir hüküm getirecek idiyse ona göre karar verir, hukuk yaratır.Hakim kendisine tanınmış olan bu yetkiyi kullanmamazlık edemez.Yani gerek yazılı gerekse yazılı olmayan hukuk kaynaklarında bu hususda herhangi bir kaynak mevcut olmadığından ben bu anlaşmazlığı halledemiyeceğim diyemez. Buna hakimin hak dağıtmaktan kaçınması denirki böyle bir halde zarara uğrayan t araf hakim aleyhine tazminat davası açabilir. Hakimin hukuk yaratırken başvuracağı ilk olanak, kanunun benzer durumları düzenlemek için koyduğu fakat önündeki olayı kapsamayan bir hükümden öncelik (evleviyet) veya kıyas (örnekseme) yolu ile yararlanmaktır. Başka bir kanun hükmünden yararlanma imkanı olmasa bile kanunun ruhundan yararlanabilir.

Hakim yarattığı hukuk kuralını olaya uygular ve buna göre karar verir. Söz konusu karar, gerek hukuk yaratma şartları bulunup bulunmadığı, gerek konulan kuralın yerinde olup olmadığı, gerekse kuralın uygulanışının uygun olup olmadığı açısından Yargıtay tarafından temyiz denetimine tabi tutulabilir.

-hakimin takdir yetkisi

Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri göz önünde tutmayı emrettiği konularda hakim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.

Takdir yetkisinde kuralın içinde bilerek bırakılan bir boşluk vardır. Boşluk çeşitleri şunlardır:

  1. Kural içi (hüküm içi) boşluk: Kanunda belli bir hukuki n için bir çözüm öngörülmüş olmasına rağmen söz konusu çözümün somu t olaya doğrudan doğruya uygulanmasının mümkün olmaması durumunda ortaya çıkar. Ör. Haklı sebepler, takdir hakkı gibi kavramların kullanılmış olması, bilerek boş bırakılan boşluklar (ör. Yoksulluğa düşecek olan eş deyiminde yoksulluk tanımlanmamıştır).
  2. Kural dışı boşluklar (kanun boşluğu):
  3. aa) Gerçek boşluk- Gerçek olmayan boşluk: Gerçek boşluk, belli bir hukuki konuda, kanunda bir hüküm olması gerektiği halde, hiçbir hükmün yer almamasıdır. Hakim bu boşluğu doldurmakla yükümlüdür. Gerçek olmayan boşluk ise, bir konu hakkında hukuki bir sonuç öngörülmesine karşın, söz konusu sonucun ihtiyaçlara uygun olmamasıdır. Böyle bir hükmü değiştirmek hakimin değil, kanun koyucunun görevidi r. bb)Bilinçli boşluk – bilinçsiz boşluk: Bilinçli boşluk, kanun koyucunun bilerek bir hukuki konuyu düzenlememesidir. Buna karşılık kanun koyucu özen eksikliğinden dolayı, aslında düzenlemesi gereken bir hususta hüküm getirmeyi ihmal etmişse veya boşluk değişen haller n edeniyle ortaya çıkmışsa bilinçsiz boşluk söz konusu olur.
  4. cc) Açık boşluk – örtülü boşluk: Hukuken çözüme varılması gereken bir hususta uygulanabilir hüküm bulunmadığının açıkça belli olduğu hallerde açık boşluk ortaya çıkar. Kanunda bir hüküm bulunmasına rağmen, hükmün sözü ile ruhunun bağdaştırılması mümkün olmayan hallerde veya var olan hükmün aynı değerde bir başka hükümle çatıştığı durumlarda ya da bir hükmün sözü ve ruhu itibariyle tes bit edilen anlamda uygulanmasının dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığı ve bir hakkın kötüye kullanılması sayılacağı hallerde ise örtülü boşluk ortaya çıkar.

-beyyine külfeti İspat yükü (Beyyine Külfeti) Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İspat araçlarına delil denir. Ör. Tanık, keşif, bilirkişi vs.

İddiasını bir karineye dayandıran kimse ispat yükünden kurtulur. Karine; Mevcut ve bilinen olgulardan bilinmeyen bir olgunun çıkarılmasıdır. Karineler; kanundan doğan karineler ve fiili karineler olarak ikiye ayrılır:

  1. Kanuni karine: Bir kanun hükmünün belli bir olaydan, belli olmayan bir olayın varlığını çıkarmasıdır. Kanuni     karineler, bir açıdan     olay                                                                                                                                                                      ve hak

karinesi bir başka açıdan da adi ve kesin karine olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Olay karinelerde bir durum ortaya çıkarılmaktadır. Ör. Ölüm ve birlikte ölüm               karineleri.

Hak karinelerinde, kanun, belirli bir olay veya durumda bir hakkın ya da                       hukuki ilişkinin bulunup                                                                                                                                               bulunmadığı  neticesine varır.                                                                                                                                               Ör.

Taşınırın zilyedi onun maliki sayılır.

Adi karineler, aksi ispat edilebilen karinelerdir. Ör. Ölüm karinesi, iyi niyet karinesi, babalık karinesi vs.

Kesin karineler (faraziye), aksinin ispatı mümkün olmayan karinelerdir. Ör. İcazet verilmişlik karinesi, tapu sicilindeki kayıtların herkesçe bilindiği karinesi.

  1. Fiili karineler: Bir olaydan başka bir olayın varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasıdır. Bu karineler kanun tarafından belirtilmemiştir. Ör. Bir bardan çıkan ve sallanarak gezen kimsenin sarhoş olduğu şeklindeki karine.

-hüsniyet Dürüstlük kuralı (objektif iyi niyet)

Herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Dürüstlük Kuralı; bir hak sahibinin hakkını kullanırken veya borçlunun borcunu ifa ederken dürüst, makul ve orta zekalı bir insandan beklenen hareket tarzına gör e davranmasıdır. Dürüstlük kuralı; hakların kullanılması, borçların ifası, sözleşmelerin tamamlanması, yorumlanması, değişen koşullara uyarlanması (emprevizyon), kanunun yorumlanması ve boşluklarının doldurulması, kanuna karşı hilenin önlenmesi durumlarında uygulama alanı bulur.

Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Bir hak dürüstlük kuralına aykırı kullanılırsa kötüye kullanılmış olur. Bir hakkın kötüye kullanıldığını kabul etmek için failin kusurlu olması özellikle zarar verme kasdının bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca, birine zarar verilmiş olması veya zarar tehlikesi bulunması da hakkın kötüye kullanıldığının kabulü için zorunlu bir şart değildir.

Dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması hakim tarafından re’sen nazara alınır.

Sübjektif iyi niyet

Durumun gerektirdiği özeni gösterdiği halde, bir hakkın kazanılmasına veya başka bir hukuki sonucun gerçekleşmesine ait bir e ngeli bilmemeye sübjektif iyiniyet denir. Ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.O halde bir kimse hakkın kazanılması için gerekli olan unsurların mevcut olduğunu veya hakkın kazanılmasını önleyen bir hususun mevcut olmadığını zannediyor,yani bu hususta ”bilgisizlik”,veya yanlış bir bilgiye sahip bulunuyorsa o kimse hüsniyetlidir.Ancak bu bilgisizliğin veya yanlış bilgi sahibi olmanın bizzat o kimsenin ” kusurundan ileri gelmemiş olmasıda lazımdır.O halde bu kimse biraz dikkat etmiş olsaydı yanlış bir bilgi sahibi olmayacak idiyse artık hüsniyetli sayılamaz. Bu durum hakim tarafından re’sen dikkate alınır.

Sübjektif iyi niyet daha çok hakların devren kazanılmasında söz konusu olur. Devren kazanma; bir kişinin bir hakkı sahibinden hukuki işlemle elde etmesi demektir.Diğer bir deyimle bu yoldan bir hak eski sahibinden yeni bir hak sujesine girmektedir.Bu ise bir hukuki muamele ile veya miras yoluyla olur.Örneğin bir kişinin dolma kalemini bir başkasına satması veya bağışlaması ve teslim etmesi halinde dolma kalem üzerindeki mülkiyet hakkı alıcı veya bağışlanan kimse tarafından Devren kazanılmış olur.

Menkul mallarda sübjektif iyi niyetle ayni hakların kazanılmasında aşağıdaki kurallar uygulanır.

  1. Sahibinin elinden rızası ile çıkmış menkul bir mal üzerinde emin sıfatı ile zilyedinden sübjektif iyi niyetle mülkiyet veya diğer ayni haklardan birini kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur (iyi niyetin tam koruyucu etkisi).
  2. Sahibinin elinden rızası dışında çıkmış (çalınmış, kaybedilmiş, gasp edilmiş) menkul bir malı kazanan kimse sübjektif iyi niyetli olsa bile kural olarak o malın mülkiyetini kazanamaz. Söz konusu taşınırı geri almak için iyi niyetli zilyetlere karşı 5 yıl içinde menkul davası açılmalıdır. Kötü niyetli zilyetlere karşı ise bu dava her zaman açılabilir.
  3. Sahibinin elinden rızası dışında çıkan menkul mal, para veya hamile yazılı bir senetse, 3. kişi de iyi niyetliyse malın maliki olur (iyi niyetin tam koruyucu etkisi).
  4. Sahibinin elinden rızası dışında çıkan menkul bir malı iyi niyetli 3. kişi bir açık artırmadan veya bir pazardan veya o tür eşyaların satıldığı bir yerden almışsa, söz konusu mal ancak bedeli kendisine verilmek şartıyla geri alınabilir (iyi niyetin kısmi koruyucu etkisi).

Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Buna sübjektif iyi niyet karinesi denir. Aksini iddia eden iddiasını ispatla yükümlüdür.

Sübjektif iyi niyetin etkisi eşya hukukunda olduğu gibi borçlar hukukunda ve aile hukukunda da görülür.

  • Rehin hakkı nedir? Türlerini belirtiniz.

REHİN HAKLARI: Sahibine alacağını borçludan alamadığı takdirde rehin konusu eşyayı paraya çevirterek alacağını alma yetkisi veren ayni bir haktır. Rehin hakları, bir alacağın varlığını gerektirdikleri için fer’i niteliktedirler. Rehin hakları teminat (güvence) sağlayan sınırlı ayni haklardandır. Rehin, hakkın konusu eşyanın türüne göre ikiye ayrılır:

  1. Gayrı menkul Rehni: Rehin hakkı, ancak tapuya kayıtlı taşınmazlar üzerinde kurulabilir. Birden çok taşınmazın aynı borç iç in rehnedilmesi, taşınmazların aynı malike veya borçtan müteselsil sorumlu olan maliklere ait olmalarına bağlıdır. Diğer hallerde, her taşınmazın alacağın ne miktarı için güvence oluşturduğu rehin kurulurken belirtilir. Rehnedilecek gayrı menkulün mutlaka borçluya ait olması gerekli değildir.

Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması halinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir.

Yurt içinde veya dışında faaliyette bulunan kredi kuruluşlarınca yabancı para üzerinden veya yabancı para ölçüsü ile verilen kredileri güvence altına almak için yabancı para üzerinden taşınmaz rehni kurulabilir. Bu halde her derecenin ifade ettiği miktar, rehin konusu alacağın tespit edildiği para türü üzerinden gösterilir. Ancak, aynı derecede birden fazla para türü kullanılarak rehin kurulamaz.

Yabancı para üzerinden kurulan rehne ait bir derecenin boşalması halinde, yerine, tescil edileceği tarihteki karşılığı Türk parası veya yabancı para üzerinden rehin kurulabilir. Türk parası ile kurulmuş bir rehne ait derecenin boşalması halinde ise, yerine tescil edileceği tarihteki karşılığı yabancı para üzerinden rehin kurulabilir.

Yabancı veya Türk parası karşılıklarının hesabında hesap günündeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın döviz alış kuru esas alınır. Rehin haklarının hangi yabancı paralar üzerinden kurulabileceği Bakanlar Kurulu’nca belirlenir.

Gayrı menkul rehninin üç türü vardır:

  1. aa) İpotek: Bir alacağın güvencesi olarak bir taşınmazın karşılık gösterilmesidir. İpotekte alacaklı alacağını taşınmazın değeri üzerinden alamazsa borçlunun diğer mal varlığına başvurabilir. Buna borçlunun “şahsi sorumluluğu” denir.
  2. bb) İrad Senedi: İpotekli borç senedi gibi bir kıymetli evraktır. İrat senedi taşınmazın değerini tedavül ettirmek amacına yönelmiştir. Fakat ipotek ve ipotekli borç senedinden farklı olarak alacaklı alacağını yalnızca rehin konusu taşınmazın değeri üzerinden alabilip borçlunun diğer mal varlığına başvuramaz. Buna borçlunun “ayni sorumluluğu” denir.
  3. cc) İpotekli Borç Senedi: Bir kıymetli evrak niteliğinde olup aynen ipotekte olduğu gibi borçlunun şahsi sorumluluğuna gidebilme hakkı veren bir taşınmaz rehni türüdür. Diğer bir ifadeyle ipotekli borç senedi, hem kişisel sorumluluğun sürdüğü, hem de taşınmaz değerinin tedavülünün mümkün olduğu bir taşınmaz rehni çeşididir.

MENKUL (TAŞINIR) REHNİ: Menkul rehninin türleri şunlardır: Teslim şartlı rehin, hapis hakkı, alacak ve diğer haklar üzerinde rehin, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlarla yapılan rehin ve rehinli tahvilat.

  • TESLİM ŞARTLI REHİN

Bir menkul eşyanın bir alacağın güvencesini oluşturmak üzere rehin veren tarafından alacaklıya veya üçüncü bir kişiye teslim edilmesiyle kurulan rehindir.

Menkul eşyalar üzerinde rehin hakkı kural olarak bu eşyanın teslim edilmesiyle kurulabilir. Fakat hayvan rehni, gemi ipoteği ve ticari işletme rehni ise teslim şartı olmaksızın kurulabilen sicilli menkul rehni türleridir. Ayrıca, gerçek veya tüzel kişilerin alacaklarının güvence altına alınması için, kanun gereğince bir sicile tescili zorunlu olan taşınırlar üzerinde (bugün için bir resmi sicile tescili zorunlu olan taşınır motorlu araçlardır ve söz konusu olan sicil trafik sicilidir), zilyetlik devredilmeden de, taşınır malın kayıtlı bulunduğu sicile yazılmak suretiyle rehin kurulabilir.

Teslim şartlı rehnin kurulabilmesi için rehin verenle alacaklı arasında bir rehin sözleşmesinin yapılması ve rehnedilecek olan taşınırın teslim edilmesi gerekir. Teslim bir tasarruf işlemidir. Teslim (zilyetliğin devri) alacaklıya yapılabileceği gibi 3. bir kişiye de yapılabilir. Hükmen teslim yoluyla rehnin kurulması söz konusu değildir.

Teslim şartlı rehinden doğan en önemli yetki rehni paraya çevirtme hakkıdır. Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınırın mülkiyetinin alacaklıya geçmesini öngören sözleşme hükmü geçersizdir.

Alacaklı, rehnedilen taşınırı ancak rehnedenin rızasıyla bir başkasına rehnedebilir (alt rehin). Rehnedilen taşınırın maliki, onun üzerinde bir art rehin kurabilir. Bunun için, alacağı ödenince rehnedilen taşınırın sonraki alacaklıya teslim edilmesinin rehinli alacaklıya yazılı olarak bildirilmesi gerekir.

Bu hak fer’i bir hak olduğu için alacağın ortadan kalkması veya menkul eşya üzerindeki zilyetliğin sürekli olarak kaybedilmesiyle sona erer.

  • HAPİS HAKKI

Sahibine zilyetliğinde bulunan ve borçluya ait olan taşınırı veya kıymetli evrakı, vadesi gelen alacağı (muaccel olan) kendisine ödeninceye kadar o şeyleri iade etmemek ve gerekirse paraya çevirterek alacaklıya alma yetkisi veren kanundan doğan bir rehin hakkıdır. Kanun kiralayana, taşıyıcıya ve acenteye hapis hakkı tanımıştır.

Hapis hakkının doğumu için kural olarak alacağın muaccel olması gerekir. Fakat borçlu borcunu ödemekten aciz olursa alacak muaccel olmasa bile hapis hakkı kullanılabilir. Hapis hakkının doğumu için, bu hakka konu olan menkul eşyanın veya kıymetli evrakın alacaklının zilyetliğinde bulunması ve zilyetliğin de borçlunun isteği ile kazanılmış olması gerekir. Hapis hakkı, alacaklının iyi niyetle zilyetliğine geçirmiş olması şartıyla borçluya ait olmayan şeyleri de kapsar. Alacak ile hapis hakkına konu olan menkul eşya veya kıymetli evrak arasında tabii bağlantı bulunmalıdır. Zilyetlik ve alacak ticari ilişkiden doğmuşsa, tacirler arasında bu bağlantı varsayılır.

Hapis hakkına konu olan menkul eşyanın paraya çevrilebilir nitelikte olması gerekir. Alacaklının üstlendiği yükümlülükle veya borçlunun teslim sırasında ya da daha önce verdiği talimatla veya kamu düzeniyle bağdaşmayan hallerde hapis hakkı kullanılamaz.

Borç yerine getirilmez ve yeterli güvence de gösterilmezse alacaklı, borçluya daha önce bildirimde bulunarak, hapsettiği şeylerin teslime bağlı rehin hükümleri uyarınca paraya çevrilmesini isteyebilir.

  • ALACAKLAR VE DİĞER HAKLAR ÜZERİNDE REHİN: Başkasına devredilebilen alacaklar ve diğer haklar rehnedilebilir. Senede bağlanmış olan veya olmayan alacakların rehni için sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve senede bağlı alacaklarda senedin teslimi gerekir. Diğer hakların rehninde, yazılı rehin sözleşmesiyle birlikte, bu hakların devri için öngörülen şekle uyulması gerekir.

Hamile yazılı senetlerin rehni için senetlerin rehin alacaklısına teslimi yeterlidir. Diğer kıymetli evrakın rehni için senedin ciro edilmiş veya yazılı devir beyanı yapılmış olarak teslimi gerekir. Emtiayı temsil eden kıymetli evrakın rehnedilmesiyle emtia üzerinde rehin hakkı doğar.

Rehinli bir alacak üzerinde sonra gelen bir rehnin kurulması (art rehin), ancak rehnedenin veya sonra gelen rehin alacaklısının durumu önce gelen rehin alacaklısına yazılı olarak bildirmesi halinde geçerlidir.

  • Tapu sicili ne demektir ve tapu sicilinin tutulmasına hakim olan ilkeleri açıklayınız.

TAPU SİCİLİ

Taşınmazlar ile üzerindeki ayni hakların durumlarını göstermek üzere devletin sorumluluğu altında tutulan resmi bir sicildir. Tapu sicili ana siciller ve yardımcı siciller olmak üzere başlıca iki unsurdan oluşur:

Ana sicillerden en önemli olanı tapu kütüğüdür. Özel mülkiyete konu olan bütün taşınmazlar bu kütüğe kaydedilir ve taşınmazlar üzerindeki ayni haklar da bu kütüğe yapılan tescille doğar. Diğer ana siciller ise; kat mülkiyeti kütüğü, yevmiye defteri ve resmi belgelerdir (plan, mirasçılık belgesi, mahkeme ilamı, vekaletname).

Yardımcı siciller ise mal sahipleri sicili, aziller sicili, düzeltmeler sicili, kamu orta malları sicili ve diğer defterlerdir.

  1. TAPU SİCİLİNE HAKİM OLAN PRENSİPLER
  • Taşınmaza sahife açılması ilkesi: İsviçre-Türk Medeni Kanunlarının düzenlediği tapu sicil sistemi ayni sistem adı verilen, her taşınmaz için kütükte ayrı sahife açılması prensibine dayanmaktadır.
  • Açıklık (aleniyet) ilkesi: Tapu sicili ilgisi olduğunu kanıtlayan herkes tarafından incelenebilen aleni bir sicildir. Hiç kimse tapu sicilinde kayıtlı olan bir hususu bilmediğini iddia edemez (kesin karine).
  • Tescil ilkesi: Taşınmazlar üzerinde ayni hakların kurulması (tesisi), değiştirilmesi (tadili) ve sona ermesi (terkini) için tapu kütüğüne tescil işleminin yapılması gerekir. 4) İlliyet (sebep-sonuç-nedensellik) ilkesi: Tapu siciline yapılan bir tescilin hukuki sonuçlar doğurabilmesi için tescilin dayandığı hukuki sebebin geçerli olması gerekir. Geçerli bir sebebe dayanmayan tescil, yolsuz tescildir. Yolsuz tescilden hakları zedelenenler tapu sicilinin düzeltilmesi davası açabilirler.
  • Tapuya güven ilkesi: Tapu kütüğündeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya diğer bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.
  • Devletin kusursuz sorumluluğu ilkesi: Devlet tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Devlet zararı ödedikten sonra kusurlu memuruna rücu edebilir.
  • Temyiz kudreti nedir? Temyiz kudretinin olmamasının anlamı nedir? Hukuki sonuçları nelerdir? Temyiz kudretine sahip olmayanlar kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını nasıl kullanırlar?__________________________

Temyiz kudretine (ayırtım gücüne) sahip olma: Temyiz kudreti bulunan kimseye mümeyyiz, bulunmayana ise gayrı mümeyyiz denir. Temyiz kudreti; bir kişinin fiil ve işlemlerinin sebeplerini, neticelerini, etkilerini ayırt edebilme ve bunlara uygun olarak hareket edebilme yeteneğidir. Temyiz kudreti nisbi bir kavramdır. Bir kişinin temyiz kudretinin olup olmadığı her somut olayda ayrıca incelenmelidir.

Kural olarak, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı ve sarhoşluk veya bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes temyiz kudretine sahiptir.

Temyiz kudretinden yoksun olan kişilerdir. Fiil ehliyetleri hiç yoktur, çünkü bunların iradeleri hukuken yok sayılır. Tam eh liyetsizlerin hukuki işlem ehliyetleri yoktur. Tam ehliyetsizler kanuni temsilcilerinin rızası ile dahi hiçbir hukuki işlemi yapamazlar. Tam ehliyetsiz kimse ile işlem yapan kişi iyi niyetli olsa bile yapılan işlem yine de kural olarak geçersizdir (batıldır). Fakat ayırt etme gücü bulunmadan yapılan bir evlilik, butlan kararı verilinceye kadar geçerli bir evlenmenin sonuçlarını doğurur. Aynı şekilde ayırt etme gücü bulunmadan yapılan bir ölüme bağlı tasarruf da kendiliğinden hükümsüz olmaz. İptal davası açılması ve mahkemeden iptal kararı alınması gerekir.

Ayırt etme gücü bulunmayan bir kimsenin yaptığı hukuki işlemin butlanını ileri sürmek hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıyorsa söz konusu işlem, geçerli imiş gibi sonuç doğurur.

Hukuk düzeninin, kişinin, sadece fiilinin dışa akseden sonucuna hüküm bağladığı durumlarda, tam ehliyetsizin böyle bir davranışı hukuki sonuç doğurur. Örneğin, ayırt etme gücüne sahip olmayan kimse işleme ve karışma veya birleşme sebepleriyle bir taşınır mülkiyeti kazanabilir.

Ayırt etme gücü bulunmayan bir kişi yararına iş yapılması durumunda vekaletsiz iş görmeden doğan hükümler uygulama alanı bulur. Tam ehliyetsizler sebepsiz zenginleşmeden dolayı da sorumlu olurlar.

Tam ehliyetsizler şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarını bizzat kullanamazlar. Kanuni temsilcileri de bu hakları onlar adına kullanamaz. Öğreti ve uygulamada boşanma hakkının zina ve pek fena muamele halinde, yasal temsilci tarafından kullanılabileceği kabul edilmektedir.

Tam ehliyetsizler haksız fiillerinden dolayı kural olarak sorumlu değillerdir. Fakat kusursuz sorumluluk hallerinde ve hakkaniyetin gerektirdiği durumlarda temyiz kudretinden sürekli olarak yoksun olan kişiler sorumlu tutulabilir.

Temyiz kudretinden geçici olarak yoksun bulunan kimseler ise haksız fiillerinden dolayı kural olarak sorumludurlar. Fakat bu kişiler temyiz kudretini geçici olarak kaldıran duruma kendi kusurlarıyla düşmemiş olduklarını ispat ederlerse sorumluluktan kurtulurlar.

Tam ehliyetsizlerin dava ehliyeti de yoktur.

  • İkametgah nedir? Unsurları nelerdir? Kimler zorunlu ikametgaha tabidir?

Bir kişinin belli bir yerle ilişkisi demektir. Yerleşim yeri (ikametgah) adres değildir. Kenttir, İstanbul Ankara vb. Bir kişiye dava açılacaksa yerleşim yerinde açılır. Yerleşim yerinin önemi buradan gelir.

İKAMETGAH (YERLEŞİM YERİ): Üç tür ikametgah vardır:

  1. İradi İkametgah: Sürekli kalma niyetiyle oturulan yer ikametgah olarak kabul edilir. Sürekli kalma niyeti olmaksızın oturu lan yere ise konut denir. Bir öğretim kurumuna devam etmek için bir yerde bulunma veya eğitim, sağlık, bakım veya ceza kurumuna konulma, yeni ikametgah edinme sonucunu doğurmaz.
  2. İtibari İkametgah: Önceki ikametgahı belli olmayan veya yabancı ülkedeki yerleşim yerini bıraktığı halde Türkiye’de henüz bir ikametgah edinmemiş olan kimsenin halen oturduğu yer onun ikametgahı sayılır.
  3. Kanuni İkametgah: Kanuni ikametgahı olan kişiler; velayet altındaki küçüklerle, vesayet altındaki kişilerdir. Küçüklerin ikametgahı ana- babasının ikametgahıdır. Vesayet altındakilerin ikametgahı ise bağlı oldukları vesayet makamının (sulh mahkemesinin) bulunduğu yerdir. İkametgahın Tabi Olduğu İlkeler:
  4. İkametgahın gerekliliği ilkesi: Herkesin mutlaka bir ikametgahı olmalıdır. Yeni bir ikametgah edinilmeden eski ikametgah terk edilemez.
  5. İkametgahın tekliği ilkesi; Herkes ancak bir tek ikametgaha sahip olabilir. Fakat bu kural sınai ve ticari kuruluşlar hakkında uygulanmaz.
  • Alamet-i farika ne demektir?

Bir şeyi benzerlerinden ayırmaya yarayan kendine mahsus özellik. simge, sembol, bir kavramı, markayı, vb’yi anlatan özel işaret.örneğin, timsahın lacoste’u temsil etmesi.

BORÇLAR HUKUKU

  • Garanti sözleşmesi, üçüncü kişinin fiilini taahhüt ve kefalet sözleşmesi kavramlarını karşılaştırmalı olarak açıklayınız.

BAŞKASININ EDİMİNİ BORÇLANMA (ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN FİİLİNİ TAAHHÜT)

Bir 3. kişinin edimini taahhüt eden kişi, 3. kişinin edimini yerine getirmemesinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. 3. kişi sözleşmenin tarafı değildir. Yargıtay 1969 tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararı’nda banka teminat mektuplarını 3. kişinin edimini taahhüt olarak nitelendirmiştir. Başkasının edimini borçlanma bir tür garanti sözleşmesidir. Garanti sözleşmesi BK’da düzenlenmemiştir. Gara nti verenin bir ivaz elde etme amacı olmaksızın garanti alanı, bir teşebbüse sevk etmek gayesi ile teşebbüsün tehlikesini bağımsız olarak üzerine aldığı sözleşmeye garanti sözleşmesi denir.

Kefalet sözleşmesinden farklı olarak başkasının edimini taahhüt edenin borcu asıl borçtan bağımsız bir borçtur. Başkasının ed imini borçlanma sözleşmesinin geçerliliği kefalet sözleşmesinden farklı olarak bir şekle bağlı değildir.

Başkasının edimini borçlanmada, üçüncü kişinin edimi kararlaştırılan zamanda yerine getirmemesi halinde, borçlu diğer tarafın müsbet zararını gidermekle yükümlüdür. 3. kişinin edimini taahhütten doğan alacak, niteliği itibariyle sözleşmeye dayalı bir alacak olduğundan 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.

TEMİNAT MEKTUPLARI

  1. Giriş

Teminat mektubu, borçlunun muhataba karşı yüklendiği bir edimin yerine getirilmesini garanti etmek üzere, banka tarafından lehtara verilen mektuptur.

Teminat mektubu, mevcut kredi ilişkisi nedeniyle, muhataba hitaben düzenlenir. Kendisine garanti verilen kişiye “Muhatap”, le hine teminat mektubu verilen kredili müşteriye ise “Lehtar”, denilir.

Kural olarak teminat mektubu, muhatabın uğrayacağı muhtemel bir zararın tazmini için verilir. Her teminat mektubu mutlaka bel irli bir riski garanti etmelidir. Her türlü borç veya fiil, garanti edilen riskin konusu olabilir. Banka, teminat mektubu ile, muhatabın zararını tazmin etmeyi taahhüt eder. Bu şekilde kredili müşteri, bankanın isim ve prestijinden faydalanarak nakit teminat vermekten kurtulur; bankada, vermiş olduğu teminat mektubu karşılığında müşterisinden bir ücret (komisyon) almaya hak kazanır; ancak, bir tazmin halinde aldığı toplam komisyonun çok daha üstünde bir tutar olan teminat mektubu bedelini ödeme riskini üstlenir.

Mektup metninde yer alan “…protesto keşidesine, hüküm istihsaline, borçlunun rızasını almaya gerek olmaksızın ilk yazılı talepte derhal ödeme …” şeklindeki taahhüt nedeniyle teminat mektupları kefalet değil garanti sözleşmesi sayılmaktadırlar. Garanti sözleşmesinin en belirgin özelliği, garanti verenin garanti alan için ortaya çıkabilecek olan belirli bir riski tekeffül etmesidir.

Garanti sözleşmesiyle garanti edilen risk; lehtarın, olusorumlu veya olumsuz, hukuki veya fiili belli bir davranışının taahhüt edilmesidir ki, bu davranışın gerçekleşmemesi ve beklenen sonucun ortaya çıkmaması tehlikesini garanti verenin üstlenmesidir. Risk kapsamı dışında kalan borçlar, garanti veren bankadan istenemez.

Ancak, garanti edilen riskin kamu düzenine, ahlak ve adaba aykırı olmaması veya suç oluşturmaması gerekir. Bu gibi durumlarda banka ile muhatap arasındaki garanti sözleşmesi mutlak butlanla batıl (hukuken geçersiz) olacağından, bankanın ödeme yükümlülüğü olmayacaktır. Teminat mektubu ile garanti edilen risk, lehtar ile muhatap arasındaki ilişkiden tamamen bağımsız olmakla beraber, riski mektupta atıf yapılan sözleşme belirlemektedir. Tarafların daha sonra teminat mektubunda belirtilen sözleşme şartlarını değiştirmeleri, lehtarın yeni yükümlülükle r üstlenmesi, garanti edilen riskin kapsamı dışında kalacaktır. Buna karşılık, mektupta belirtilen risk ortaya çıktığı takdirde bankanın ödeme yükümlülüğü devam edecektir.

  1. Garanti Akdi ile Kefalet arasındaki Farklar

Teminat mektubunu veren banka, kendisine ait defileri ileri sürebilir. Ancak banka, garanti alanın borçluya başvurmasını engelleyen, borçluya ait defileri muhataba karşı ileri süremez. Garanti akdini kefaletten ayıran en önemli özellik de budur. Risk gerçekleşmiş ise; banka artık, mücbir sebep, kaza, beklenilmeyen hal, borcun ifasının imkansızlığı, lehtar ile muhatap arasındaki sözleşmenin geçersizliği, kötü ifa, lehtarın ehliyetsizliği, iflası, konkordato istemesi veya ölümü, borcun zaman aşımına uğraması, gibi borçluya ait defileri ileri süremeyecektir. Borçluya ait bu çeşit defileri ileri sürmek için, bankanın teminat mektubu metninde bu hususları açıkça belitmiş olması lazımdır. Ancak, asıl borçlu tarafından ileri sürülen ve onun açısından borcu sona erdiren defiler, risk olayını da ortadan kaldırıyorsa bankanın garanti yükümlülüğü son bulacak, buna karşılık borçlunun defilerine rağmen risk bir fiili durum olarak mevcutsa veya gerçekleşmişse bankanın garanti yükümlülüğü devam edecektir.

KEFALET

Kefalet, hukuki işlem türleri yönünden bakıldığında, bir sözleşmedir. Kefalet güvence sağlama amacına yönelik sözleşmeler arasında yer alır. Kefalet sözleşmesinin tarafları alacaklı ve kefildir. Başka bir deyişle, alacaklı ile kefil arasında kurulan kefalet sözleşmesine borçlu, yabancıdır: borçlu ile alacaklı arasındaki hukuki sözleşmeden farklı bir sözleşmedir. Ayrıca sözleşmenin meydana gelmesi için borçlunun i zin ya da onayı da gerekli değildir.

Kefalet sözleşmesinin güvence sağladığı borç ilişkisi çeşitli kaynaklara bağlı olabilir. Gerçekten satım, kira, ödünç gibi bir sözleşme ilişkisinden doğabileceği gibi, bir haksız eylemden ya da sebepsiz zenginleşmeden de kaynaklanabilir.

Kefaletin en belirgin ve önemli özelliği, bu sözleşmeden doğan borcun fer’i nitelik taşmasıdır. Bu bağımlılık ortada geçerli başka bir borcun yani asıl borcun varlığını zorunlu kılar. Öyle ki, asıl borç söz konusu olmayınca geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulamayacağı gibi, asıl borcun sona ermesiyle birlikte kefalet de kendiliğinden sona erer (Borçlar Kanunu, madde 485). Kefaletin güvence altına alınması, amaçlanan asıl borcun mukadderatına sıkı sıkıya bağlıdır.

Kefaletin ikinci bir özelliği de, tali (ikincil) olmasında kendisini gösterir. Bundan maksat, alacaklının kefile başvurmadan önce borçluya başvurup onu borcu ödemeye zorlaması yani hukuki yolla takip etmesi, ancak bundan bir sonuç alamaması halinde kefile başvurmasıdır.

Kefalet sözleşmesi ilke olarak karşılıksız (ivazsız) bir sözleşmedir. İstisnaen karşılıklı da olabilir. Poliçe, bono gibi kıymetli evrak niteliği taşıyan ticari senetler üzerine yazılan kefalet beyanına Ticaret Hukukunda aval adı verilmektedir. Aval, Türk Ticaret Kanununda düzenlenmiş bulunmaktadır.

= = Kefalet Sözleşmesinin unsurları = = kef-il’i mukadderat

Geçerli bir asıl borç ilişkisi: İlk olarak,yukarıda da değindiğimiz gibi, kefalet sözleşmesinin gerçekleştirilebilmesi için bir asıl borç ilişkisinin varlığı gereklidir. İlerde doğacak borçlar için de kefalet sözleşmesi kurulabilir, yeter ki alacaklı kefile başvurduğu zaman asıl borç mevcut bulunsun (madde 485). Asıl borç ilişkisinin varlığı tek başına yeterli değildir. Ayrıca bu borç ilişkisinin geçerli bulunması yani sakat bir hukuki ilişki olmaması da gereklidir. Gerçekten yanılma, aldatma, korkutma gibi iradeyi bozan nedenlerle malül olan ya da hukuka, ahlaka aykırı bulunan veya yerine getirilmesi imkansız, şekle aykırı olan geçersiz borç ilişkilerini güvence altına almak için kurulan kefalet sözleşmeleri de geçersiz olur (BK. m.485).

Kefilin tam fiil ehliyetine sahip bulunması: Geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edebilmek için, kefilin tam fiil ehliyetine sahip bulunması gereklidir. Yani kefil ergin (reşit), sezgin (mümeyyiz) ve kısıtlanmamış (hacredilmemiş) olmalıdır. Kefalet sözleşmesi kuracak kişi tam ehliyetli değilse, bu sözleşmeyi kuramayacağı gibi, kanuni temsilcileri de (veli, vasi) onun adına kefalet sözleşmesi yapamaz.

Kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunluluğu: Geçerli bir kefalet sözleşmesinin meydana gelebilmesi için önemli bir husus da, sözleşmenin yazılı bir biçimde gerçekleştirilmesidir. Yazılı şekil şartı bir geçerlilik koşulu olduğundan, kefaletin varlığı diğer delillerle kanıtlansa dahi, yazılı bir sözleşme olmadığı sürece kefaletten söz edilemez.

Borç miktarının sözleşmede yer alması zorunluluğu: Yazılı şekilde yapılması zorunlu olan kefalet sözleşmesinin içeriğinde ayrıca asıl borcun, borçlunun ve borcun miktarının Türk Lirası olarak belirtilmesi de zorunludur. Buna uyulmadığı takdirde geçerli bir kefalet sözleşmesinden söz edilemez (BK. m. 484).

Kefalet çeşitleri [değiştir] 1) Adi (Olağan) kefalet: Taraflar aralarında anlaşarak, borçlunun borcu ifa etmemesi veya borcun ifasının imkansız hale gelmesi durumunda, alacaklının kefile başvuracağını kararlaştırabilirler. Bu durumda adi (olağan) kefalet sözleşmesi kurulmuş olur.

Adi kefalette, alacaklı önce borçluya başvurmalıdır. Borçludan alacağını elde edemediği takdirde kefile başvurarak alacağının ödenmesini isteyebilir. Bu yolu izlemeyip, doğrudan doğruya kefile başvuran borçluya karşı, kefil borcu ödemeyi reddederek tartışma defi olarak nitelendirilen savunma aracını ileri sürebilir. Asıl borç için kefaletten önce veya onunla aynı zamanda da rehin tesis edilmiş ise, kefil, alacağın önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla karşılanmasını isteyebilir (BK. m. 486/II.c.1). Ne var ki, eğer borçlu iflas halindeyse, ya da borçlunun iflası ilan olunmadıkça rehnin paraya çevrilmesi mümkün bulunmuyorsa, bu durumda kefil, değindiğimiz istemi ileri süremez (BK. m. 486/II.c.2).

Borçlar Kanunumuz, adi kefaleti 486. maddesinde düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, alacaklının kefile başvurabilmesi, borçl unun iflas etmesine veya borçlu aleyhine yapılan icra takibatının alacaklının kusuru olmaksızın semeresiz kalmasına ya da borçlu aleyhine Türkiye’de takipte bulunmanın olanaksız hale gelmesine bağlıdır.

  • Birlikte kefalet: Bölünebilir bir borca, birden çok sayıda kefilin adi ya da zincirleme (müteselsil) tarzda kefil olmaları durumunda, birlikte kefaletten söz edebilir (BK. m. 488).

Birlikte kefalet, tanımdan da anlaşılabileceği gibi, “adi birlikte kefalet” ve “zincirleme (müteselsil) birlikte kefalet” olmak üzere ikiye ayrılır:

  1. Adi birlikte kefalet: Bu durumda birden fazla sayıda kefil, bölünebilir nitelikli borcun bir bölümü için kefil olmakta ve borç ödenmediği takdirde, kefillerden her biri kefil olduğu bölüm için adi kefil gibi, öteki kefillere ait bölümler içinde kefile kefil gibi sorumlu olmaktadırlar (BK. m. 488 c.1). Bu tür kefalette, kefil alacaklıya karşı bölme defini ileri sürerek, alacağın ancak kendi payına rastlayan miktarının kendisinden talep olunabileceğini, geri kalan bölümlerin diğer kefillerden istenmesini, iddia edebilir.
  2. Zincirleme (müteselsil) birlikte kefalet: Kefalet sözleşmesinin bu türünde kefiller ya kendi aralarında ya da asıl borçlu ile birlikte zincirleme sorumluluğu taahhüt ederler (BK. m. 488. c.2). Bu durumda kefiller ilke olarak bölme definden feragat etmiş sayılırlarsa da sözleşme ile bölme defini saklı tutabilirler. Kefiller bu tür kefalette de yukarda belirttiğimiz tartışma definden yararlanırlar. Birlikte zinci rleme kefillerden biri borcun tümünü ödediği takdirde kendisinin sorumlu olduğu bölümler için yaptığı ödemeleri elde etmek için diğer kefillere dönüp başvurabilir (rücu edebilir) (BK. m. 488/c.2.).
  • Zincirleme (müteselsil) Kefalet: Bu durumda kefil, borçlu ile birlikte “müşterek müteselsil borçlu” sıfatıyla borcun ifasını yüklenmektedir. Bu tür kefalette, alacaklı asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan kefile başvurabilir. Bu durumda kefil, tartışma defini veya önce rehnin paraya çevrilmesi yolundaki hakkını ileri süremez (BK. m. 487).

Uygulamada zincirleme kefaletin varlığını gösteren değişik hukuki deyimlere yer verilmektedir. Gerçekten sözleşme kurulurken, genellikle tanımda yer verdiğimiz “müşterek müteselsil borçlu” deyiminden başka “müteselsil kefil”, “müteselsil borçlu sıfatıyle taahhüt ve tekeffül”, “Alacaklı dilerse önce bana başvurabilir”, “borçluyla aynı oranda mes ul olmak üzere” gibi ibarelere yer verilmektedir.

  • Kefile kefalet: Bu durumda kefile kefil denilen kişi alacaklıya karşı kefilin taahhüdünü temin etmektedir. Eşdeyişle, kefilin borçlu tarafından ifa olunmamış borcu ödememesi durumunda bunun ödenmesini yükümlenmektedir. (BK. m. 489/I.).

Bu sözleşme kefil ile alacaklı arasında yazılı şekle uygun olarak yapılır. Kefile kefilin önce kefile başvurulmasını isteme hakkı (tartışma defi) burada da mevcuttur.

Borcu ödemek zorunda kalan kefile kefil, asıl kefile dönüp başvurabilir (rücu edebilir).

  • Rücua kefalet: Kısa bir deyişle, alacaklıya ödemede bulunan, ancak borçludan ödediği meblağını alamayan kefile bir başkasının kefil olmasıdır (BK. m. 489/II.). Daha açık bir deyişle, bu tür kefalette rücu kefil, borcu ödemek zorunda kalan kefilin, ödediği borç için asıl borçluya dönüp başvurması (rücu etmesi) sonucu ondan ödediği bir miktarı elde edememesi durumunda bu miktarı kendisinin ödeyeceğini yükümlenmiş bulunmaktadır. Sözleşme rücua kefil ile kefil arasında yapılır. Burada da rücua kefil tartışma definden yararlanabilir. Yani kefile, önce asıl borçluya gitmesini ve ondan alacağını alamazsa o takdirde kendisinin ödemede bulunacağını ileri sürebilir.

Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, borç asıl borçlu veya kefile kefalet durumunda kefil tarafından ödenmediği takdirde bu borcu ödeme yükümlülüğünden ibarettir.

Kefilin bağlı kılındığı sorumluluğun kapsamına gelince, kefil ilk önce asıl borçtan sorumludur. Bunun dışında kefil, borçlunun ödemede gecikmesi nedeniyle doğan müsbet zarardan ve gecikme (temerrüd) faizinden de sorumludur. Buna karşılık, doktrinde kefilin cezai şarttan ve sözleşmeden dönme (fesih) nedeniyle doğan menfi zarardan sorumlu olmayacağı kabul edilmektedir.

Borcun ödenmemesi nedeniyle borçlu aleyhine açılan davanın giderleriyle, icra takip masraflarını da kefil karşılamak durumundadır. Ancak, kefilin söz konusu kalemlerden sorumlu tutulabilmesi için, alacaklının dava ve takipleri önleme konusunda kendisini uyarması, ancak kefilin bu uyarıya kayıtsız kalması zorunludur (BK. m. 490/II.).

Bunlardan başka kefil, eğer sözleşmede ayrıca faiz kararlaştırılmışsa, bu faizlerden de sorumludur. Fakat kefilin sorumluluğu işlemekte olan faizlerle işlemiş bir yıllık faiz tutarıyla sınırlıdır (BK. m. 490/III.).

Hukuk öğretisinde tartışmalı olmakla birlikte, kefilin ödemekle yükümlü olacağı tüm kalemlerin toplam olarak kefalet senedinde gösterilen miktarı aşmaması gerekir.

Kefilin sorumlu olacağı en erken tarih asıl borcun vadesinin dolmasıdır. Asıl borç iflas nedeniyle daha önce istenebildiği takdirde dahi, kefilden ancak borcun vadesi geldiğinde ödemede bulunması istenebilir (BK. m. 491).

Kefilin hukuki durumu [değiştir] 1) Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki: Kefil, borcu ödemesini isteyen alacaklıya karşı asıl borçluya ait defileri ileri sürebileceği gibi, bunun dışında kendisine ait bulunan ve ödemeden kaçınma hakkı veren defileri de başarıyla ileri sürebilir. Borçluya ait defilere örnek olarak, asıl borcun zaman aşımına uğradığı, borcun henüz muaccel olmadığı savunmaları belirtebilir. Kefile ait defiler meyanında, kefalet sözleşmesinin geçersiz olarak kurulduğu, kendisine süre tanındığı, kefalet borcunun muaccel olmadığı, savunmaları belirtilebi lir (BK. m. 497/I ve II.).

Alacaklı, borçlunun iflası halinde, alacağını iflas masasına yazdırmak ve borçlunun iflasından kefili haberdar etmekle yükümlüdür. Aksi takdirde bundan doğan zarar nedeniyle kefile başvuramaz (BK. m. 502I. Yine alacaklı borçludan aldığı rehni ve alacağın varlığını göste ren belgeleri kefilin zararına elden çıkartmama yükümü altındadır (BK. m. 500). Ayrıca alacaklının bunları borcu ödeyen kefile teslim etme yükümlülüğü de vardır (BK. m. 501/c2).

  • Kefil ile borçlu arasındaki ilişki: Kefil, alacaklıya borcu ödediğinde borçluya bu ödemeyi duyurmalıdır. Bu duyuru yapılmaz ve borçlu ikinci kez borcu öderse, kefil ödediği borç nedeniyle borçluya rücu edemez (BK. m. 498.) Kefil, BK.m. 503’te öngörülen bazı durumlarda, borçludan kendisine teminat vermesini ve eğer borç muaccel olmuşsa kendisini kefaletten kurtarmasını isteyebilir.

Kefil, alacaklıya ödediği borç nispetinde alacaklıya halef (ardıl) olur. Yani borçludan borcun kendisine ödenmesini isteyebilir. Kefil bu hakkından önceden vazgeçemez (BK. m. 496). Yukarıda belirtildiği gibi, kefil borcu ödediğini borçluya duyurmadığı takdirde ona rücu hakkını yitirir.

  • -) Asıl borcun sona ermesiyle : Kefalet, yukarıda belirtildiği gibi, bağımlı (fer’i) bir sözleşmedir. Bu nedenle kefaletin bağımlı olduğu asıl borç sona ererse kefalet sözleşmesi de ortadan kalkar.
  • -) Diğer Nedenlerle:
  1. Belirli süreli kefalette : Belirli süreli kefalette, sürenin dolmasından başlayarak bir ay içinde alacaklı alacağını almak için mahkemeye veya icraya başvurarak hakkını aramazsa, ya da takibe uzun bir müddet ara verirse, kefil kefaletten kurtulur (BK. m. 493).
  2. Belirsiz süreli kefalette : Kefalet belirli olmayan bir süre için verilmişse asıl borcun muaccel olmasından başlayarak bir ay içinde kefilin alacaklıya başvurarak, alacağını mahkeme veya icra takibi yoluyla izlemesini ve bu izlemeyi kesintisiz sürdürmesini istemesi gerekir (BK. m.

494/I.) Alacağın vadesi, alacaklının borçluya yönelteceği bir ihbarla saptanacaksa, kefil kefalet verdiği tarihten bir yıl sonra bu ihbarın yapılmasını ve ihbar sonucu borç muaccel olduktan sonra bir ay içinde borçlunun alacaklı tarafından mahkeme veya icra takibi yoluyla kesintisiz izlenmesini talep edebilme hakkı yasaca öngörülmüş bulunmaktadır (BK. m. 494/II.) Aynı madde uyarınca alacaklı kefilin isteml erine uygun davranışlarda bulunmazsa, kefil kefaletten kurtulur.

  • -) Memur ve müstahdemlerle ilgili kefalette: Resmi bir memura belirsiz bir süre kefil olunursa, kefil üç yılın dolmasıyla ve bir yıl önceden kefaletin feshini ihbar edebilir. Aynı kural, bir müstahdeme belirsiz süre kefil olunması durumunda da uygulama alanı bulur (BK. m. 495).
  • Borçlar kanununa göre borcun kaynaklarını sayınız ve açıklayınız.

Borç, gensoruiş anlamda, bir borç ilişkisini, dar anlamda ise borçlu tarafın ödemekle yükümlü olduğu parasal değeri ya da yerine getirme taahhüdünde olduğu edimi ifade eder. Hukuki alanda kullanılışı, gensoruiş anlamıdır.

Borç ilişkisi, borçlu ve alacaklı olmak üzere iki taraf arasında bir edimin yerine getirilmesine dayanan hukuki bağdır.

Konu başlıkları [gizle]

  • Unsurları
  • Edim Türleri ve sorumluluk
  • Borcun Kaynakları
    • Akitden Doğan Borçlar
    • Haksız Fiillerden Doğan Borçlar
    • Sebepsiz Zenginleşme
  • İlgili maddeler

Unsurları [değiştir]Her borç ilişkisinde üç unsur vardır.

Borçlu, alacaklı ile aralarındaki bir borç ilişkisi dolayısıyla bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan taraftır.

Alacaklı, borç ilişkisine konu olan edimin yerine getirilmesini isteme hakkına sahip olan taraftır. Bu edimin yerine getirilm esini isteme hali, borçlunun edimi kendiliğinden yerine getirmemesi halinde ortaya çıkar ve alacaklının talep hakkı olarak tanımlanır. Alacaklı bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda yasal yollara başvurarak borçlunun edimi yerine getirmesini sağlayabilir. Buna dava hakkı denilmekted ir.

Edim, borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür.

Almancada edim “leistung” olarak ifade edilir.Üc türü olan vermek “übergeben” birsey yapmak “tun” birseyi yapmamak “unterlass en” olarak kullanilmaktadir.

Edim Türleri ve sorumluluk [değiştir]Edimler, müspet edim-menfi edim; kişisel edim maddi edim; ani edim-sürekli edim ve nihayet bölünebilen edim bölünmez edim gibi ayırımlara uğrarlar. sorumluluk, borçlunun edimini yerine getirmemesi halinde alacaklının borçlunun malvarlığına el koyabilme imkanı demektir. sorumluluğun, kişi ile sorumluluk ve mal ile sorumluluk türleri vardır. Mal ile sorumluluk da sınırsız sorumluluk ve sınırlı sorumluluk biçiminde ikiye ayrılır. Sınırlı sorumluluk, belli mallarla veya belli miktarlarla sınırlandırılmış olabilir.

Borcun Kaynakları [değiştir]Borcun kaynakları, taraflar arasında bir borç ilişkisi doğmasına yol açan olaylar, olgulardır. Borçlar Kanunu, borcun kaynaklarını üç grup içinde düzenlemiştir.

Akitden Doğan Borçlar [değiştir]Bir hukuki işlemden doğan borçlardır. Hukuki işlem, hukuki bir sonuç doğurmak amacıyla, irade beyanında bulunmaktır. Hukuki işlemler, irade beyanında bulunan tarafların sayısı açısından, tek taraflı hukuki işlemler ve çok taraflı hukuki işlemler olmak üzere iki grup içinde düznelenmişlerdir.

Tek taraflı hukuki işlemler, sadece bir tek tarafın -doğal olarak borçlu tarafın- irade beyanıyla hüküm ifade eden borç ilişkileridir. Bir borç ilişkisi, tek bir kişinin irade beyanıyla gerçekleşmiştir.

Çok taraflı hukuki işlemer, birden çok tarafın karşılıklı ve birbiryle örtüşen irade beyanlarıyla ortaya çıkan hukuki işlemlerdir. Günlük hayatta en sık rastlanan türü, iki taraflı hukuki işlemlerdir. Hukuk literatüründe bu tarz hukuki işlemlere sözleşmeler denilmektedir. Eski dilde akit ya da mukavele.

Haksız Fiillerden Doğan Borçlar [değiştir]Haksız fiiller, Borçlar Kanunu’nun 41-60. maddelerinde tanımlanmıştır, çağdaş hukuk düzeni açısından kabul edilemez tutum ve davranışlar sonucunda karşı tarafın uğrayacağı kaybı ifade etmektedir.

Sebepsiz Zenginleşme [değiştir]Çoğu kez, haksız iktisab olarak da geçen bu hukuk terimi, herhangi bir kimsenin malvarlığının, hukuk düzeni açısından kabul edilir bir nedene dayanmaksızın, başka bir kimsenin malvarlığı zararına olacak şekilde artmasıdır.

  • Borçlar kanunu hükümleri çerçevesinde hizmet akdi, vekalet akdi ile istisna akdinin tanımını yapınız ve birbirleriyle kıyaslayarak benzerlik ve farklılıkları izah ediniz___________________________

BORÇLAR KANUNU UYARINCA HİZMET AKDİ, İSTİSNA AKDİ ve VEKÂLET AKDİ :

Borçlar Kanunu’nun “özel borç ilişkileri”ni düzenleyen ikinci kısmında yer alan çeşitli akitler arasında hizmet akdi, istisna akdi ve vekâlet akdi de yer almaktadır.

Hizmet Akdi

Borçlar Kanunu’nun 313’üncü maddesine göre;

“Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.

Ücret, zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi işçi muayyen veya gayri muayyen bir zaman için alınmış veya çalışmış oldukça, hizmet akdi yine mevcuttur; buna parça üzerine hizmet veya götürü hizmet denir.”

Hizmet sözleşmesi, ücret karşılığında, belli veya belli olmayan bir zaman için bir kişinin hizmetini kiralamasıdır. Bu akit, karşılıklı borç doğuran akitlerden olup, hizmet görmek borcu ile hizmetin karşılığını ödemek borcuna ilişkin karşılıklı borçları kapsar. Hizmet deyim inden, maddi ve fikri her türlü çalışmayı anlamak gerekir. Yapılan hizmetin, ekonomik bir yarar sağlaması ya da hizmet verene bi r menfaat getirmesi zorunlu değildir.

Hizmet akdi şu nitelikleri taşır:

  • Hizmet akdi, iki tarafı da bağlayan karşılıklı taahhütleri içine alan bir akittir;
  • Hizmet yapacak olan hizmet verene bir çalışma vaat eder;
  • Bu hizmet, belli ya da belli olmayan bir zaman için vaat edilir;
  • Hizmet veren (işveren) hizmeti yapana bir ücret vermekle yükümlüdür.

Borçlar Kanunu’nun 353’üncü maddesi “Bu babın hükümleri hizmet akdinin teşekkül unsurlarını havi olmakla beraber ilmi veya bedii malumatı mahsusayı haiz olanlar tarafından ücretle yapıla gelen mesai hakkındaki akitlere de tatbik olunur.” şeklindedir. Bu hüküm Borçlar Kanunu’nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin uygulama alanını gensoruişletmiştir. Madde’de sözü edilen bilimsel veya bedii (güzel, güzellik; estetik) özel bilgi sahibi olanlar; mimar, doktor, avukat, serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir, yeminli mali müşavir g ibi serbest meslek erbabıdır. Sözkonusu hüküm sebebiyle, hizmet sözleşmesi serbest meslek erbabı için de uygulanabilir olmaktadır.

İstisna Akdi

İstisna akdi ise Borçlar Kanunu’nun 355’inci maddesinde “İstisna, bir akittir ki onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş sahibi) vermeğe taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. İstisna akdi kavramı; iş sahibinin vermeyi kabûl ettiği bir bedel karşılığında, bir “eser” meydana getirme taahhüdünü kapsayan bir sözleşmeyi anlatır. Bu sözleşmede iş sahibi, bir ücret karşılığında bir şey yaptırmak isteyen taraftır; müteahhit ise, o şeyi ücret karşılığında yapan kimsedir. Müteahhit, bir eser meydana getirmek, yani kendi çalışması ile ve kendi sorumluluğu altında, diğer tarafa maddi ya da gayrimaddi ancak objektif bakımdan tespit edilebilir bir sonuç sağlamak borcu altına girer.

İstisna sözleşmesinin unsurları şunlardır:

  • Bir yapıt (eser) meydana getirme;
  • Meydana getirme (imâl);
  • Eser için bir karşılık (ücret) vaadetme.

Yapıt, belirli bir iş, belirli bir çalışma sonucunu anlatır. İnsan emeğinin mahsulü olup, hukuki bir bütü n halinde anlam ifade eden ve iktisadi değer taşıyan maddi ve gayri maddi her şeydir. İmâl ise, var olan bir şeyin bir parçasını yapmak, onu tamir etmek, onarmak veya bir şeyin tümünü yeniden meydana getirmek, yapıp ortaya çıkarmaktır. Bağımsız bir bütün olarak hukuki bir mal niteliğinde olmayan şeylerin meydana getirilmesi bir çalışma mahsulü olsa dahi, ortada bir istisna akdi yoktur. Örneğin, eğitim ve öğretim, bir hastanın tedavisi, bir inşaatı idare ve teftiş, bir davanın takibi gibi konular, istisna akdinin konusu olan bir şeyin imali kavramını karşılamamaktadır. Buna karşılık, bina inşası, köprü yapımı, elbise dikimi, boya ve badana yapımı, plan ve proje yapılması gibi iş ve eylemler imal olunan şey kapsamına girmekted ir.

Vekalet Akdi

Vekalet akdinde ise vekil, sözleşme kapsamında kendisine yüklenen işin yönetimini ya da yüklendiği hizmetin ifasını üstlenir. Burada bir yapıtın meydana getirilmesi veya değiştirilmesi değil, diğer iş ve hizmetlerin yapılması söz konusudur ve vekâlet bu yönüyle genel bir mahiyet taşımaktadır. Bu sebeple, bir zamanla sınırlı olarak ifa edilmeleri gerekmeyen (aksi halde hizmet sözleşmesi vardır), konusu bir eserin meydana getirilmesi veya değiştirilmesi olmayan (aksi halde eser sözleşmesi vardır) veya tellallık, kredi mektubu, taşıma, komisyon ve yayın sözleşmesi gibi özel bir şekilde düzenlenmiş sözleşmeler arasında yer almayan bütün hizmet edimleri, hep vekalet hükümlerine tabidirler.

Benzerlikler ve Farklar

Hizmet akdi, istisna ve vekalet akitleri ile önemli benzerlikler gösterir. Bununla birlikte, kimi farklar bu akitlerin birbirinden ayrılmasını sağlar.

Bir taraf, diğer tarafın vermeyi kabul ettiği bir semen karşılığı, bir şey imalini borçlanmışsa, ortada bir istisna akdi var demektir. Hizmet akdini istisna akdinden ayıran şey, müteahhidin bir şeyi imal keyfiyetidir. İstisna akdinde amaç, önceden belli edilmiş olan ve bir bütün meydana getiren bir işin yapılmasında harcanılmış bulunan beden ve kafa gücünün verimi sonucu eserin ortaya çıkarılmasıdır. Hizmet akdi ise belli veya belli olmayan bir süre için işin görülmesi yükümlülüğüdür. Hizmet akdinde bir kimse doğrudan doğruya emeğini kiralar, istisna akdinde ise belli bir sonucun elde edilebilmesi için, bir hizmetin sonucu taahhüt edilir. İşverenin emir ve talimatları doğrultusunda günün belli saatlerinde işyerinin girişinde beklemek ve giren çıkanı kontrol etmek ancak hizmet sözleşmesine konu olabilir. Burada herhangi bir şeyin imal edilmesi taahhüdü ve fiili bulunmamaktadır. Belirlenen saatlerde işyerinin girişinde beklenilmesi ile bir taraf sözleşmenin kendisine yüklediği edimi yerine getirmiş olmaktadır. Oysa bir makinenin tamiri, çalışır hale getirilmesi istisna akdine konu olabilir. Bunun için ne kadar emek harcanırsa harcansın makine çalışır hale getirilmedikçe edim yerine getirilememiş ve semene hak kazanılmamış olacaktır.

Hizmet akdini vekaletten ayıran unsurlar ise zaman ve süre kavramlarıdır. İşçi, belli veya belli olmayan zaman için hizmet görmeyi vaat eder. Hizmetin bu devamı vekalette yoktur.

İstisna akdi, bir eserin yapılıp ortaya konması veya mevcut bir eserin üzerinde değişiklik yapılmasını; vekalet akdi ise sözleşme uyarınca yüklenilen işin idaresini veya yerine getirmeyi kabul ettiği işin yerine getirilmesini kapsar. İstisna akdinde, müteahhidin b orcunu yerine getirebilmesi, emeğin sonucu eserin elde edilebilmesine bağlıdır. Vekalette ise, çalışma çabası bir sonuç vermese de, vekil y ine borcunu yerine getirmiş sayılır.

  • Sözleşme türlerini başlıklar halinde sayınız.

SÖZLEŞME TÜRLERİ (bkz. Belgeler/Çalışmalar)

Mülkiyet hakkını geçirmeye yönelik sözleşmeler

  1. Satış Sözleşmesi
  2. Bağışlama Sözleşmesi
  3. Trampa (Takas) Sözleşmesi Kullandırmaya yönelik sözleşmeler
  4. Kira Sözleşmesi
  5. Menkul – gayrimenkul kirası
  6. Finansal kiralama (Leasing)
  7. Ariyet (Kullanma Ödüncü) Sözleşmesi
  8. Karz (Ödünç) Sözleşmesi İş görme sözleşmeleri
  9. Hizmet Sözleşmesi
  10. Eser (İstisna) Sözleşmesi
  11. Vekâlet Sözleşmesi
  12. Emanet (Vedia) Sözleşmesi Teminat sözleşmeleri (kefalet sözleşmesi)

Bir çok yerde istenmekle birlikte bir örneği ya da açıklaması web de bulunamamıştır. Kanunlarda düzenlenmemiş sözleşmeler

  1. Karma ve Bileşik Sözleşmeler
  2. Yeni Sözleşme Türleri
  3. Garanti sözleşmesi
  4. Kredi sözleşmesi
  5. Tek satıcılık sözleşmesi
  6. Alacakların satışı (factoring) sözleşmesi (bkz. Belgeler/Çalışmalar)
  7. Pazarlama imtiyazı (franchising) sözleşmesi (bkz. Belgeler/Çalışmalar)
  8. Satım için bırakma sözleşmesi
  • Borcun ifa edilmemesi ne demektir? Hanhi şekillerde ortaya çıkabilir?

BORCUN İFA EDİLMEMESİ

Borcun ifa edilmemesi (ademi ifa) borçlunun yüklenmiş olduğu edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi veya ifasında gecikmiş olması demektir.

Borçlu edimi kendi kusuruyla imkansızlaştırmışsa buna kusurlu imkansızlık denir. Buna karşın edim borçlunun kusuru dışında bi r sebeple imkansız hale gelmişse buna da kusursuz imkansızlık denir. Kusurlu imkansızlık borçlunun sorumluluğuna yol açarken; kusursuz imkansızlık ise borç ilişkisini kural olarak sona erdirir.

  1. BORCUN İFA EDİLMEMESİNİN SONUÇLARI
  • Aynen ifa: Alacaklının bu yola başvurabilmesi için borcun ifasının imkansızlaşmamış olması gerekir.
  • Tazminat: Alacaklı borçlunun kusurlu imkansızlığında ve temerrüdünde (ifada gecikmesinde) borçludan tazminat isteyebilir. Alacaklının isteyebileceği bu tazminat müspet zararın tanzimidir. Borçlu ifanın kendi kusuru olmaksızın imkansızlaştığını ispat etmedikçe bu zararı ödemek zorundadır.

Müspet zarar borcun ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğramış olduğu zarardır.

  • Sözleşmeden dönme (fesih): Bu yol Borçlar Kanunu’nda sadece iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü için tanınmıştır.
  1. BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ: İfası halen mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından zamanında yerine getirilmemesidir. Şartları:

Borcun muaccel olması

  • İhtar: Borçlunun temerrüdü için alacaklının borçluya kural olarak bir ihtarda bulunması gerekir. İhtar şekle tabi olmayan borçluyu gecikmiş olarak da olsa ifaya davet etme anlamı taşıyan varması gerekli bir irade beyanıdır. Fakat tacirler arasında yapılacak ihtarların noter vasıtasıyla veya iadeli taahhütlü mektupla veya telgrafla yapılması şarttır.

Borçlunun ikametgahı belli değilse ihtar ilan suretiyle yapılır.

Şu durumlarda ise ihtara gerek yoktur: Taraflar arasında kesin bir vadenin belirlenmiş olması; ifa gününü belirleme yetkisinin taraflardan birine bırakılmış olması ve bu tarafın vadeyi belirleyerek diğer tarafa bunu bildirmesi, borçlunun hal ve davranışlarından ihtarın faydasız görülmesi.

Borçlunun temerrüde düşebilmesi için borcun ifasında gecikmede kusurlu olmasına ise gerek yoktur.

Borçlu Temerrüdünün Sonuçları:

  • GENEL SONUÇLARI
  1. Gecikme Tazminatı: Borcun zamanında ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğradığı zararı borçlu gidermekle yükümlüdür. Fakat borçlu bu gecikmenin kendi kusurundan ileri gelmediğini ispatlarsa tazminattan kurtulur.
  2. Kazadan Dolayı sorumluluk: Borçlu temerrüdün devam ettiği sürede edime kazara gelen zararlardan da sorumludur. Borçlu temerrüde kendi kusuruyla düşmemiş olduğunu ve borcu zamanında ifa etmiş olsaydı bile yine de kazanın olacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
  • ÖZEL SONUÇLARI
  1. Para Borçlarındaki Özel Sonuçlar:
  2. aa) Temerrüt faizi (gecikme faizi): Para borcunun borçlusu temerrüde düşerse bu faizi ödemek zorundadır. 3095 sayılı “Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre; borçlu sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça geçmiş günler için yıllık olarak Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısı için bu oran geçerli olur. Merkez bankasının aynı tarihte kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, reeskont oranından fazla ise, ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden de istenebilir. Taraflar akdi kapital faiz miktarını sözleşmede kararlaştırmışlar, fakat, temerrüt faiz oranını kararlaştırmamışlarsa, temerrüt faiz oranı akdi kapital faiz oranından daha az olamaz.

Yabancı para borçlarında sözleşmede daha yüksek akdi veya temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa, yabancı para borcunun faizinde devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat etse bile bu faizi ödenekten kurtulamaz. Ayrıca alacaklının bu faizi isteyebilmesi için bir zarara uğradığını ispat etmesine de gerek yoktur. Temerrüt faizi temerrüt tarihinden itibaren kendiliğinden işlemeye başlar. Temerrüt faizini ödemede temerrüde düşen borçluya ayrıca bir faiz uygulanmaz.

  1. bb) Munzam zararın tazmini (ek zararın tazmini): Alacaklı borçlunun temerrüdü yüzünden temerrüt faizinden daha büyük bir zarara uğradığını

ispat ederse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe onun bu zararını gidermelidir.

  1. İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerdeki Özel Sonuçlar: Bu tür sözleşmelerde alacaklı borçluya önce kural olarak bir mehil (süre) verir. Sonra da kanunun kendisine tanıdığı seçimlik hakları kullanır. Alacaklının borçluya vereceği mehil uygun bir süre olmalıdır. Alacaklı bu süreyi hakime de tayin ettirebilir. Şu durumlarda ise mehil vermeye gerek yoktur:

Sözleşmede kesin vade kararlaştırılmışsa,

Borçlunun hal ve davranışlarından mehil vermenin faydasız olacağı anlaşılıyorsa,

Borçlunun temerrüdü sonucu borcun ifası alacaklı için faydasız hale gelmişse.

Kendisine verilen uygun süre içinde borçlu borcunu yerine getirmezse alacaklı şu seçimlik haklarından                  birini                                                                                                                                                                        kullanabilir:

  1. aa) Aynen ifa + gecikme tazminatı: Alacaklı bu yola mehil vermeden de gidebilir. bb) Aynen ifadan vazgeçerek müspet zararının tazminini istemek
  2. cc) Sözleşmeyi fesih ve menfi zararının tazmini: Borçlu kusursuzluğunu ispat ederek menfi zararı ödemekten kurtulabilir. Menfi zarar; sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle uğranılan zarardır.

Alacaklı ikinci veya üçüncü seçimlik haklarını kullanmak istiyorsa bunu derhal borçluya bildirmek zorundadır.

  • Sebepsiz zenginleşme? (kavram su)

SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN BORÇLAR

Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine zenginleşmesine sebepsiz zenginleşme denir. Şartları şunlardır:

Zenginleşme;Mutlaka malvarlığının aktif kısmında bir artma şeklinde olmasına gerek yoktur.Malvarlığından çıkması gereken bir şeyin malvarlığından çıkmaması da zenginleşme sayılır.

Fakirleşme

Zenginleşme ile fakirleşme arasında illiyet bağı

  • Zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmaması: Hukuki sebebin geçerli olmaması ve borç olmayan şeyin ödenmesi, hukuki sebebin gerçekleşmemiş olması, ve hukuki sebebin ortadan kalkması haklı sebebin olmadığını belirtir.

Sebepsiz zenginleşmenin hükümleri: Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç, geri verme (iade) borcudur. Geri verme borcunun kapsamı sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olup olmamasına göre değişir. Sebepsiz zenginleşen iyi niyetliyse; geri verme anında elinde kalmış olan miktarı vererek borcundan kurtulur, elinden çıkmış olan kısmı vermekle yükümlü değildir. İyiniyetli sebepsiz zenginleşen iade konusu şey için yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri isteme hakkına sahiptir. Sebepsiz zenginleşen kötü niyetliyse; malvarlığında meydana gelen çoğalmayı tamame n iade ile yükümlüdür. O halde zenginleştiği miktarın örneğin malvarlığına giren malın kaybolmasından hasara uğramasından veya değerinin azalmasından da sorumludur. Bu kişi iade halinde, ancak yaptığı zorunlu giderlerin ödenmesini isteyebilir. Yaptığı yararlı giderlerden, yalnızca geri verme zamanında elde kalan değer fazlası oranındaki miktar kendisine ödenir. Lüks giderler eşyadan sökülüp alınabiliyorsa her iki sebepsiz zenginleşen de bu giderleri ayırıp alabilir.

Sebepsiz zenginleşmede fakirleşen taraf verdiğini geri istemeye hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde. 1 ve 10 yıllık süreler zamanaşımı süreleridir. Zamanaşımına uğramış olan bir borcun ödenmesi, ahlaki bir görevin yerine getirilmesi ve hukuka veya ahlaka aykırı bir amaç için ödemede bulunulması durumlarında sebepsiz zenginleşme davası açılamaz.

Sebepsiz zenginleşme davası, ayni dava değil kişisel nitelikte bir dava olduğu için yalnız borçlu ve mirasçıları aleyhine açılabilir. İstihkak davası sebepsiz zenginleşme davasını engel olur. Para misli şey olduğundan misli şeylerin sebepsiz zenginleşenin aynı türden diğer şeyleri ile karışarak onun mülkiyetine geçmesi sebepsiz zenginleşme davasına imkan verir.

Haksız fiilden doğan dava hakkı ile sebepsiz zenginleşmeden doğan dava hakkı yarışır. Davacı, bu davalardan birini seçerek onu açabilir (davaların yarışması ilkesi).

  • İkrah (kavram su)

İRADE İLE BEYAN ARASINDA İSTENMEYEREK MEYDANA GELEN UYGUNSUZLUK HALLERİ (İRADE SAKATLIĞI – FESATLIĞI HALLERİ)nden biridir. İKRAH (KORKUTMA, TEHDİT): Bir kimse kendisine veya yakınlarından birine (cana veya mala) bir zarar verileceği tehdidi altında sözleşme yapmaya zorlanır.

İkrah karşı tarafça yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Hileden farklı olarak, sözleşmenin iptal edilebilmesi için, 3. kişinin yaptığı tehdidi işlemin karşı tarafının bilmesi gerekmez. Karşı taraf 3. kişinin ikrahını bilmiyorsa ve ikraha maruz kalan sözleşmeyi iptal ederse diğer tarafın zararını gidermekle yükümlüdür.

İkrahın varlığı için, ciddi olması, derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması, ikraha maruz kalanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kişiliğine veya malına yönelik olması, hukuka aykırı bulunması ve korkutulanı o hukuki işlemi yapmağa yöneltmiş olması gerekir.

Bir hakkın isteneceği veya yasal bir yetkinin kullanılacağı tehdidiyle yapılan bir sözleşme, kural olarak geçerlidir. Fakat, hakkın veya yasal bir yetkinin kullanılacağı tehdidi altında, zor durumda bulunan karşı tarafla yapılan sözleşme ile normali aşan menfaat sağlanmışsa ikraha ilişkin kurallar uygulama alanı bulur

İkraha maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etmiş olsa bile, uğradığı menfi zararın tazminini karşı taraftan i steyebilir. İkrah ile yapılmış sözleşmeye icazet verilmiş olması, tazminat talebinden vazgeçme sonucunu doğurmaz

  • Menfi zarar (kavram su)

Sözleşmenin kurulmamasından veya geçerli olmamasından doğan zarardır. bu tür zarara örnek olarak sözleşmeyi imzalayana kadar yapılan masraflar verilebilir; noter masrafı, taksi parası vs.

  • Borcu sona erdiren sebepleri yazınız.

1)İfa

  • İbra
  • Tecdit
  • Alacaklılık ve borçluluk sıfatının aynı kişide birleşmesi
  • Kusursuz imkansızlık
  • Takas
  • Zamanaşımı
  • Borçlar kanunu hükümleri çerçevesinde borcun yenilenmesi müessesini anlatınız.

TECDİT (YENİLEME): Yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcun ortadan kaldırılmasıdır. Şartları şunlardır:

  1. Eski borcun ortadan kaldırılması: Söz konusu borç hukuki işlemden doğan bir borç olabileceği gibi, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan bir borç da olabilir. Fakat yenilenecek olan borç geçerli bir borç olmalıdır.

Zamanaşımına uğramış borçlarla ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi için yüklenilmiş olan borcun yenilenebileceği kabul edilm ekte, fakat, kumar ve bahisten doğan borçların ise yenilenemeyeceği benimsenmektedir.

  1. Geçerli bir yeni borç meydana getirilmesi
  2. Yeni doğan borcun eski borçtan farklı olması: Bu farklılık edimde ortaya çıkabileceği gibi (objektif yenileme), taraflardan birinin değişmesi biçiminde de ortaya çıkabilir (sübjektif yenileme).
  3. Tarafların yenileme için açıkça anlaşmaları gerekir: Yenileme örtülü (zımni) şekilde yapılamaz. Mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak, yeni bir alacak senedi vermek, kefalet senedi vermek aksine anlaşma yoksa yenileme sayılmaz. Ayrıca, bir alacağın c ari hesaba kaydedilmesiyle borç yenilenmiş sayılmaz. Borç, ancak, hesap kesilip, ortaya çıkan bakiye karşı tarafça kabul edilince yenilenmiş olur. Fakat hesap kalemlerinden biri için verilmiş olan teminat sona ermeyerek bakiye için devam eder.

İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte dayanağı olan borç ilişkisi ise kural olarak yenileme yoluyla sona

erer.

Yenileme sözleşmesi ile eski borç ve ona bağlı fer’i borçlar da sona erer. Onun yerine yeni borç geçer ve zamanaşımı yeniden işlemeye

başlar

  • Alacağın temliki ne demektir ? Kısaca anlatınız.

ALACAĞIN TEMLİKİ

Bir alacağın alacaklı tarafından başka bir kimseye devredilmesi demektir. Alacağın temliki, tediye (ödeme), tahsil ve teminat amaçlarıyla yapılabilir. Alacağın temliki hakim görüş uyarınca soyuttur (mücerrettir).

  1. Alacağın temlikinin türleri:
  • Kanuni temlik: Bir alacağın kanundan dolayı bir alacaklıdan başka bir kimseye geçmesidir. Ör. miras bırakanın ölümüyle sahip olduğu alacakların kanundan dolayı mirasçılarına geçmesi, müvekkilin vekile karşı vekalet ilişkisinden doğan borçlarını ifa edince, vekilin kendi adına fakat müvekkili hesabına üçüncü kişiden kazandığı alacak hakkının müvekkile geçmesi.
  • Kazai temlik: Bir alacağın hakim kararıyla bir başka kişiye geçmesidir. Ör. hakimin paylı veya elbirliği halindeki malvarlığı ilişkilerinin giderilmesi ve taksimine ilişkin kararı.
  • İradi temlik (rızai temlik): Alacağın, devredenle devralan arasında yapılan bir anlaşmayla temlik edilmesidir. Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan temlik türü budur.
  1. Alacağın temlikinin şartları:
  • Bir alacağın bulunması: Kural olarak bütün alacaklar temlik edilebilir. Bu bağlamda mevcut bir alacak temlik edilebileceği gibi ileride

kazanılacak bir alacak ve şarta bağlı bir alacak da temlik edilebilir. Haczedilmiş                         alacaklar da temlik                                                                                                                                               edilebilir fakat böyle bir                                                                                                                                               temlik, haciz

alacaklısının haklarını ihlal ettiği oranda geçersiz olur.

Bazı alacakların temlik edilemeyecekleri kanunda belirtilmiştir. Ör. bakım alacaklısının hakkı, vergi alacağı. Alacağın devredilemeyeceği alacaklı ile borçlu arasındaki sözleşme ile de kararlaştırılabileceği gibi alacağın niteliği de temlike engel olabilir. Ör. nafaka alacağı. Bunlar dışındaki bütün hallerde borçlunun rızası aranmaksızın alacak devredilebilir.

  • Temlik eden ile alacağı devralanın yazılı bir sözleşme yapmış olması: Burada ki yazılılık    bir geçerlilik şeklidir. Alacağın temliki                                                                                                                       şekle tabi ise

de temlik vaadi bir şekle tabi değildir.

  • Temlik edenin tasarruf yetkisine sahip bulunması: Alacağın temliki bir tasarruf işlemi olduğu için bunu devredenin o alacak üzerinde tasarruf yetkisinin olması gerekir.
  1. Alacağın temlikinin sonuçları: Alacağın temlikinin en önemli sonucu, borç ilişkisinin alacaklı tarafının değişmesidir. Alacak ile birlikte ona bağlı olan yan haklar (faiz, rehin, kefalet) de devralana geçer.

Alacağını temlik eden, alacak senedi ile birlikte alacağı ispata yarayan diğer                    belgeleri                                                                                                                                                devralana                 teslim etmek ve ayrıca                                                                                                                    alacak hakkının

ileri sürülmesini için gerekli olan bilgileri de ona vermekle mükelleftir.

Alacağın temliki ivazlı (karşılıklı) ise, temlik eden temlik zamanında alacağın varlığını garanti etmiş sayılır. Fakat kanuni temliklerde temlik eden bundan sorumlu değildir. Temlik ivazsız ise (karşılıksızsa) alacaklı ayrıca garanti etmedikçe alacağın varlığından sorumlu değildir. Temlik ister ivazlı ister ivazsız olsun alacağı devreden ayrıca taahhüt etmedikçe borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir.

Alacağın temlik edilmiş olduğu borçluya, temlik eden veya alacağı devralan tarafından                bildirilebilir. Alacağın temlikinden                                                                                                                              borçlu haberdar

edilmemişse eski alacaklıya iyi niyetle borcunu ifa ederse borcundan kurtulur.                           Alacağın                  kime ait                                                                                                                                    olduğu tartışmalı ise,         borçlu, borcunu

mahkemeye veya hakimin göstereceği yere tevdi ederek borcundan kurtulabilir.

Borçlu temliki öğrendiği anda temlik edene karşı sahip olduğu alacağa bağlı olan def’i ve itirazları temlik alana karşı da ileri sürebilir. Ör. ödemezlik def’i, zamanaşımı def’i.

  • Kusursuz sorumluluk nedir? Adam çalıştıranların sorumluluğunu anlatınız.

Bir kimsenin başka bir kişiye zarar vermesi ve bu zararla zarar verenin fiili arasında nedensellik bağının olması sorumluluk için yeterlidir. Bu itibarla, yasalarla kusur aranmaksızın sorumlu kabul edilen kimselerin eylemlerinden zarar gören kişiler, karşı tarafın olayda kusuru bulunduğunu ispat etmek zorunda olmadıkları gibi, kusursuz sorumlu sayılan kişi ya da kurum olayda kusuru bulunmadığını ispat etmekle sorumluluktan kurtulamaz. sorumluluktan kurtulmak için fiil ile zarar arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin ortadan kalktığını ispat etmek gerekir. İlliyet bağının kopması zarar görenin veya üçüncü bir kişinin ağır kusuru nedeniyle olabilir. Diğer yandan beklenmeyen haller ve olağanüstü olaylar illiyet bağının kopması sonucunu doğurabilir. başkasını çalıştıranların sorumluluğu

BK m 55 e göre “Başkalarını çalıştıran kimse , emrinde çalıştırdığı kimselerin ve işçisinin hizmetlerini ifa ettikleri sırada yaptıkları zarardan sorumludur. Şu kadar ki böyle bir zararın meydana gelmemesi için hal ve şartların gerektirdiği bütün dikkat ve özeni gösterdiğini yahut dikkat ve özeni göstermesine rağmen böyle bir zararın doğmasına engel olamayacağını ispatlarsa bu sorumluluktan kurtulur. “

Maddeden anlaşılan şudur. Başkasını çalıştıranın kusura dayanmayan sorumluluğu , kendisine düşen özen gösterme yükümüne uygun davranmamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Burada yasa maddesi başkasını çalıştıranın kusursuz sorumluluğunu özen gösterme esasına bağlamıştır. Yargıtay ise özen gösterme esasına değil tehlikelilik esasına dayandırmıştır.

Çalıştırılan kimse (müstahdem-istihdam edilen kişi) hizmeti ifa ederken (işini yaparken) çalıştıranın (işverenin)               diğer                                                                                                                                                                        çalışanlarına                                                                                                                                                                            (işçilerine)

zarar verirse , bu durumda da çalıştıranın BK m 55 gereği sorumluluğu söz konusudur.

Hatta yargıtay’ ın görüşüne göre çalıştıran zararın doğumunda kendisinin ve çalıştırdığı kişinin kusuru olmasa dahi yine zar ardan sorumlu olacaktır.

Borçlar kanunumuz başkasını çalıştırana iki halde sorumluluktan kurtulma imkanı vermektedir.

Birincisi çalıştıran zararın doğmaması için hal ve şartların gerektirdiği bütün dikkat ve özeni göstermiş olduğunu İkincisi ise zararın doğmasını engelleyemeyeceğini ispat etmesidir.

Çalıştıran bu iki husustan birini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

Başkasını çalıştıranın (istihdam edenin) sorumluluğu: Borçlar hukukunda çalıştırılan kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarardan, onu çalıştıranın sorumluluğu iki ayrı maddede düzenlenmiştir (BK 55 ve 100). Bu iki madde arasındaki farklar şunlardır:

  1. BK 55, sadece sözleşme dışı sorumlulukta uygulanırken, BK 100, sözleşme sorumluluğunda uygulanır.
  2. BK 55’te adam çalıştırana kurtuluş beyyinesi getirme olanağı tanınmışken, BK 100’de yardımcı şahıs kullanana böyle      bir                                                                                                                                                  imkan verilmemiştir.
  3. BK 55’te adam çalıştıranla çalıştırılan kişi arasında bir bağımlılık ilişkisi aranırken, BK 100’de yardımcı şahıs kullananla yardımcı şahıs arasında böyle bir ilişkiye gerek yoktur.
  4. BK 55’e göre çalıştırılan kişinin kendisine verilen işin görülmesi sırasında meydana gelen zarardan sorumluluk söz konusu iken, BK 100’e göre, hem borcun ifası hem de bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılması sırasında verilen zararlardan sorumluluk söz konusudur.
  5. BK 55’te zamanaşımı süresi 1 ve 10 yıl iken, BK 100’de bu süre 10 yıldır.
  • Temsil yetkisini ve temsilin sona erme nedenlerini açıklayınız.

HUKUKİ İŞLEMLERDE TEMSİL

Kişilerin hukuki işlemlerini bizzat yapma mecburiyetleri yoktur. Değişik nedenlerle bir başkasını kullanma ihtiyacı olabilir. Bu kuralın istisnaları vardır. Bazı hukuki işlemlerde temsil yasaca kabul edilmez.

İş görme sözleşmelerinde borçlunun kişisel yetenek ve becerileri ön planda ise borcun bizzat borçlu tarafından ifası zorunludur. Borçlar kanunu

67 düzenlemiştir. Bu haller dışında hukuki işlemlerde temsil gündeme gelir.

işin uzmanlığı gerektirmesi

kişinin gizli kalma isteği

zaman ve masraftan tasarruf

Borçlar kanunu 32- 40 maddeleri temsili borç ilişkilerini genel olarak düzenlemiştir. Ancak yasalarda özellik arz eden konularda temsile ilişkin özel hükümler vardır. Türk ticaret kanununda acente özel hükümlere bağlanmıştır. Bunlar dışında genel hükümler söz konusudur.

Her temsil 3 kişiyi gerektirir. Bunlar temsil olunan, temsilci ve 3 kişi. Temsil yetkisi tek taraflı bir hukuksal ilişkidir. Temsil olunanın bu yetkiyi temsilciye vermesi yeterlidir. Temsil olunanın hukuksal işlem ehliyetine sahip olması gerekir. Bir akıl hastasının birisine verdiği temsil yetkisi geçersizdir. Temsil yetkisi ancak hukuka ahlaka adaba uygun olmalıdır ve yetki irade ile beyan arasında uyum içersinde olmalıdır. Temsil yetkisi tek taraflı bir hukuksal ilişki olduğundan ehliyet sadece temsil olunan kişide aranır. Temsilci kendi iradesini değil temsil ettiği kişinin iradesini

yansıtır………. o nedenle temsilcinin sadece sezgin olması yeterlidir. Kurucu unsur yetkiyi verenin iradesi ile beyanı arasında uyumdur. Borçlar

kanunu 19 ile 20 de temsil yetkisi düzenlenmiştir.

Temsil yetkisinin verilişi bir şekle bağlı mıdır?

Kanundan veya akitten aksi anlaşılmadıkça herhangi bir şekil aranmaz. Temsil yetkisinin geçerlilik sekline bağlı değildir ancak bu durumda karşımıza bir ispat nu çıkmaktadır. Hukuksal işlemlerde uyusorumsuzluk doğduğunda hukuk usulü muhakemeleri kanununun 278. maddesi sebeple ispat kuramını getirmiştir. Kişi temsil yetkisini genelde yazılı olarak verir. Vekaletler noterlerce düzenlenir. İspat                                                                                                                                                                                          nu                                                                                                                                                                                          gündeme                                                                                                                                                                                          gelmediği

sürece şekle, uyuşmazlık olmadığı sürece ispata gerek yoktur.

Temsil yetkisi kaynağı bakımından ikiye ayrılır.

iradi temsil: kişi bizzat yapabileceği hukuksal işlemi temsilci kullanarak yapmaktadır. Temsil olunan kişinin rızası Borçlar kanunu 32 ve devamında iradi temsil olarak düzenlenmiştir. Temsil yetkisinin kapsamını temsil olunanın iradesi belirler.

Kanuni temsil: temsilci yetkiyi yasadan alır. Yasal temsilin yaygın hali veliler, vesayet, kayyımlıktır.              Bu kişiler yasadan                                                                                                                                                                                  temsil                                                                                                                                                                              yetkisini                                                                                                                                                                                      alır                                                                                                                                                                                       ve

yetkide uyuşmazlık olduğunda yasaya bakılır. Vasinin satış yetkisini kullanması için mahkemeden izin             alması gerekir.

Temsilci temsil yetkisini kanıtlamak zorundadır. İspat nu çıkarsa yazılı                     belge kanıttır. Yasa koyucu      bazen temsilcinin yetkisini                                                                                                kanıtlamasını

istemez. Hatta bu yetkisi bulunduğu halde bunu ortaya koymamış ve 3. kişide aramamış olur.                              Bu                                                                                                                                                                            durumda temsilci işlemin hüküm ve

sonuçlarına kendi üzerinde katlanır.

Ancak 3. kişi hal ve koşullardan temsili görürse bu işlem direkt temsil olunanı bağlar. Temsil yetkisi ortaya konmazsa yapılan hukuki işlem temsilci üzerinde hüküm ve sonuçlar doğurur.

Temsil yetkisinin kapsamı:

Temsil iradi temsilse bu yetkinin kapsamı o iradeye göre tayin edilir.                       Yetki kapsamı sarih olarak       ya  da iradenin yorumu ile                                                                                                zımni olarak

belirlenir. Temsil olunan kapsamda özgürdür. Temsil olunan temsili her                   zaman geri alma özgürlüğüne                                                                                                                             sahiptir. Borçlar kanunu                34 fıkra 2’de

temsil olunan kişiye yetki verme, sınırlama ve vazgeçmeyi feragat etmeyi yasaklamıştır. Hukuka aykırıdır. Butlan ve batıldır. Sözleşmenin o hükmünü geçersiz kılıp geri kalanını ayakta tutmak mümkünse kısmi butlandır. Temsil yetkisi konu, yer, miktar, süre ve kişi bakımından sınırlandırılabilir.

Temsilci temsil yetkisini ve temsil kapsamını kanıtlamalıdır. Temsil olunanın temsilciye verdiği belgeye selayitname denir. Genelde bu temsilciye verilir. Ancak bu zorunlu olmayıp 3. kişilere de bildirilebilir. Borçlar kanunu 33 fıkra 2’de bu konu düzenlenmiştir. Eğer temsil yetkisi 3. kişiye bildirilmişse bu yetkinin kapsamı 3. kişiye bildirimle sınırlıdır.

Temsil yetkisinin 3. kişilere bildirilmesi bu yetkinin temsilciye bildirilmesinden farklı sonuçlar oluşur. Eğer yetki 3. kişilere bildirilmişse azli de 3. kişilere bildirilmeli aksi halde 3. kişinin iyi niyeti korunur.

Temsil olunan temsilciye her aşamada yetki verirse genel yetkiden bahsedilir. Temsil olunan temsilciye verdiği yetkiyi sınırlandırabilir. Temsilci özel temsil yetkisine sahipse temsil yetkisinin sınırları vardır. 3. kişilerle ancak bu sınırlarda işlem yapar. Yasa koyucu bazı işlemler için genel temsili değil özel yetkiyi arar.

Borçlar kanunu vekaletle ilgili olarak özel yetki hallerini belirlemiştir. Vekaletle ilgili 383.3 te sınırlama getirmiştir. Buradaki işlemler için açıkça yetki verilmelidir. Bu işlemler temsil olunan için ağır koşullar koyduğundan böyle bir özellik aranmıştır. Yargılama yöntem yasalarında özel yetkiye gerek vardır. Feragat yetkisi özel koşullara bağlanmıştır.

Temsil olunan bu yetkiyi sözleşme kurmaksızın sadece yetki olarak verir. Bir sözleşme içersinde bu yetkiyi vermesi geneldedir. Bu sözleşme bir vekalet sözleşmesidir. Temsil yetkisi ve vekalet sözleşmeleri farklıdır. Temsil yetkisi tek taraflıyken vekalet bir sözleşmedir. Vekalet icap ve kabul hallerini gerektirirken temsil yetkisi sadece temsil olunanın iradesini gerekmektedir.

Temsilciyle temsil olunan arası ilişki başka bir sözleşme ile de verilebilir. Hizmet söz., istisna, bayilik, genel distribütörlük …

Temsil bir sözleşme içersinde oluşursa o sözleşme hüküm sonuçlarının uygulanması gerekir.temsilci yetkisi varsa veya yetki sınırları içersinde yaparsa o hukuki işlem geçerlidir. Temsilci 3. kişilerle iki şekilde işlem yapabilir.

Temsilci hukuksal işlemi temsil olunanın adına ve hesabına yaparsa doğrudan doğruya temsil vardır.

Temsilci 3. kişi ile hukuksal işlemi kendi adına ama temsil olunanın hesabına yapabilir. Bu dolaylı temsildir. Hukuki işlem hüküm ve sonuçlarını önce temsilcide daha sonra temsil olunana nakledilmesiyle temsil olunanda doğurur. Komisyon sözleşmelerinde dolaylı temsil görülür.

Kural doğrudan doğruya temsildir. Temsilci taraf değil taraf adına hareket eden kişidir. Taraf olmadığı için hukuksal işlem ehliyetlerinden sadece sezgin olması yeterlidir. Buna karşılık 3. kişiler hukuksal işlemin tarafıdır ve hukuki işlem ehliyetine sahip olmaları gerekmektedir.

Hukuksal işlemin geçerlilik koşulları burada da geçerlidir. Temsilci 3. kişiye zarar vermişse bu zarardan kim sorumludur?

Temsil yetkisi ve yetki sınırları içersinde hukuksal işlemin yapımında zarar verdiyse temsil olunan sorumludur. Temsilci hukuksal işlemin dışında haksız fiille zarar verdiyse 3. kişiye karşı kendisi sorumludur.

HÜKÜM VE SONUÇLARI:

Doğrudan doğruya temsilde temsilci 3. kişiyle yaptığı işlem sonunda tüm hüküm ve sonuçlar temsil olunana aittir. Borçlar kanu nu 67. ve devamı borçlarda temsil olunanı düzenlemektedir. İfanın tarafları kurulan sözleşmenin taraflarıdır. Doğrudan doğruya temsilde bu hüküm ve sonuçların dogması için başka işleme gerek yokken dolaylı temsilde vardır. Hilede temsil olunanın iradesine bakılır. Temsilcinin yaptığı hile temsil olunanda aranır.

Tüzel kişilerde kuruluş aşamasında özellikle şirketlerde kurucuların yaptığı işlemler kabul edildiğinde şirket bunlardan sorumlu hale gelir. Şirket bu işlemi kabul etmezse sorumlu olmaz kurucular müstakbel şirket adına yapmış sayılır. Dernek kurulmadan önce kurcular kendi üzerlerinde yapmış sayılır.

TEMSİL YETKİSİNİN SONA ERMESİ:

İstifa: temsilci her zaman için bu yetkiye sahiptir. Ayrılma anından itibaren hukuksal işlem yapma yetkisi son bulur. Buna rağmen yaparsa yetkisiz temsile girer. Bozucu yenilik doğuran hak kullanımıdır. Tek taraflı irade beyanı yeterlidir. Yasada herhangi bir şekil yoktur. Etkisini o andan itibaren doğuracaktır.

Azil: temsil olunanın temsilciyi görevden uzaklaştırmasıdır. Borçlar kanunu 34. buna dayanaktır. Temsil olunan önceden bu haktan feragati yasaklamış olsa bile temsil yetkisi kısmen veya tamamen ortadan kalkar. Azle rağmen temsilci 3. kişilerle temsil olunan adına işlem yaparsa 3. kişilerin durumu ne olacaktır? Bunun temsil olunanı bağlayıp bağlamadığı 3. kişinin iyi niyetinde aranır. Azilden haberdar olmayan olması gerekmeyen kişiler azilden etkilenmez. nun çözümü azilde 3. kişilerin iyi niyetini ortadan kaldıracak önlemleri almaktır. Bunlardan birisi azlin aynı zamanda 3. kişilere bildirilmesidir. Ayrıca Borçlar kanunu 36 da temsil yetkisinin temsilcinin elinden geri alınmasını b ildirir. Temsil olunan yargıya bu yetkinin geri alınması için başvurabilir. 3. kişiler çok sayıda ise temsil yetkisinin değişikliği ilan yoluyla bil dirilebilir. Temsil yetkisi 3. kişilere bildirilmişse azlinde 3. kişilere bildirilme zorunluluğu vardır.

Ölüm veya ehliyetin kaybı: taraflardan herhangi birinin ölümü, gaipliği, hukuksal işlem ehliyetini kaybetmesi, iflası gibi sebepler temsil yetkisini sona erdirir. Ancak istisnası taraflarca aksinin kararlaştırılmış olmasıdır. İşin niteliği gereği temsil yetkisinin kullanımının devamını gerektirmesi halleri istisnalardır. İflas eden kişinin tasarruf yetkisi sona ere ve bu yetkilerin kullanımı iflas odasına geçer. Ancak istisna vardır. Tüzel kişiliğin son bulmasında da aynı kural geçerlidir.

YETKİSİZ TEMSİL:

Temsil yetkisinin bulunmadı yahut bulunmasına rağmen yetki sınırlarının aşıldığı hallerde yetkisizi temsilden bahsedilir. Sahte v ekalet buna bir örnektir. Yetkisiz temsille yapılan hukuksal işlemlerde temsil olunan nasıl etkilenir?

Kural yetkisizi temsilcinin yapmış olduğu hukuksal işlem temsil olunanı bağlamamasıdır. Ancak burada tek taraflı bağlamazlık vardır. Temsil olunan bağlı değildir ancak 3. kişi bağlıdır. Zira temsil olunan buna icazet verebilir. İcazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olamaz. İcazetin verilme süresi 38’de gösterilmiştir. Bu süre içersinde temsil olunan susarsa susam ret olarak yorumlanır. Kabul edilirse başlangıçtan itibaren hüküm ve sonuçları doğurur.

İcazet verilmezse 3. kişi bir zarara uğramış olabilir. Konuyu Borçlar kanunu 39 düzenler. Eğer icazetten sarih veya zımnen verilmezse uğranılan zarar yetkisiz temsilcinin sorumluluğundadır. Ancak 3. kişi bu yetkisiz temsili biliyor ya da bilmesini gerektiren bir durumda zararın doğumunda ortak kusuru olabilir. Böyle bir durumda zarardan indirim ve tazminat isteminin reddi haklarını kullanamaz. Ortak kusur davanın reddine yol açar. Sözleşmenin geçersiz kılınması nedeniyle uğranılan zarar menfi zarardır.

Müspet zararın tazminin koşulları: yetkisiz temsilde kusuru varsa.

Hakkaniyet gerektiriyorsa

Haksız eyleme dayanan bir zarda söz konusu olur. Borçlar kanunu 41 koşulları maddi ve manevi zarara ilişkin tazminat isteyebilir. Sözleşmenin yetkisiz temsille geçersiz kılınması halinde tarafların aldıklarını iade etmesi sebepsiz zenginleşme ilkesi gereğidir.

  • Alacaklının temerrüdü? (kavram su)

ALACAKLININ TEMERRÜDÜ: Alacaklının kendisine sunulan edimi haklı bir sebep olmaksızın reddetmesidir. Kusurlu olmasına gerek y oktur. Alacaklının temerrüdü kural olarak borcu sona erdirmez. Borcun konusu bir şeyin teslimiyse alacaklının temerrüdü halinde borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, vereceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Malın tevdi yerini ifa yerindeki hak im belirler. Ticari satımlarda ise hakimin kararına gerek olmaksızın mal bir ardiyeye tevdi olunabilir. Tevdi ile birlikte borç, alacak ve ona bağlı yan haklar sona erer. Borcun konusu olan şeyin niteliği veya işin türü tevdie olanak vermiyorsa veya verilecek şey bozulabilecek veya bakım veya saklanması büyük giderleri gerektirecek nitelikte ise, borçlu, alacaklıya ihtarda bulunduktan sonra, hakimin izniyle, malı açık arttırmayla sattırarak bedelini tevdi edebilir.

Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa borçlu, sözleşmeyi feshedebilir

  • Haksız fiil? (kavram su)

Hukuk düzeninin hukuki bir sonuç bağladığı fiile hukuki fiil denir. İkiye ayrılır:

Hukuka uygun fiiller

Hukuka aykırı fiiller ^ Hukuk düzeninin izin vermediği fiillerdir.

Hukuka aykırı bir fiili ile başkasına zarar veren kişi bu zararı tazmin etmek zorundadır. Buna hukuki sorumluluk denir. Hukuki sorumluluk ikiye ayrılır:

Akit içi sorumluluk: Borçlunun sözleşmeden doğan edimi yerine getirmemesiyle alacaklının uğradığı zararı gidermesidir. Buna borca aykırılık da denir.

Akit dışı sorumluluk (haksız fiil sorumluluğu): Bir kişinin aralarında bir sözleşme olmaksızın hukuka aykırı fiili ile başka bir kimseye verdiği zararları tazmin etmekle yükümlü olmasıdır.

Haksız fiil bir borç ilişkisi doğurur. Alacaklı haksız fiile maruz kalan kişi, borçlu haksız fiili yapan kişi, edim ise tazminattır. Haksız fiilin unsurları şunlardır:

  • Hukuka aykırı bir fiil:
  • Kusur:
  • Zarar:
  • Hukuka aykırı fiil ile zarar arasında illiyet bağı
  • Borçlunun temerrüdü? (kavram su)

Borçlunun temerrüdü şartları borcun muaccel olması,alacaklının ihtarı,ifanın mümkün olması ve kusur şartının aranmamasıdır. genel hukuki sonuçları gecikme tazminatı ve kaza halinde sorumluluktur. para borçlarına ilişkin sonuçları geçmiş günler faizi ve bunu aşan zararın tazminidir,uygun süre içinde ifa edilmeme durumundan alacaklının aynen ifa ve gecikme tazminatı isteme,ifadan vazgeçerek müspet zararın tazminini veya ifadan vazgeçerek sözleşmenin feshi ve menfi zararın ödenmesini isteme hakkı vardır.

aynen ifayı ve gecikmeden doğan zararın tazminini isteyen alacaklı kendi karşılıklı edimini yerine getirmekle yükümlüdür.aynen ifanın istenmesi için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olmasına gerek yoktur,alacaklı aynen ifayı reddedip ifanın gerçekleşmemesinden doğan müspet zararının tazminini isteyebilir,bu tazminat borçlunun kusuruyla edimin imkansız hale gelmesi halinde ödenecek tazminattan farksızdır,bu tazminat için borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olması gerekir.bk106nın alacaklıya verdiği 3.imkan akitten dönmektir,bu kusura ihtiyaç göstermeyen temerrüt sonuçlarındandır,baskın görüşe göre akitten dönmek isteyen alacaklı borçludan menfi zararın tazminini isteyebilir.

  • Borçlar kanununa göre takas nedir? Takasın hukuki sonuçlarını yazınız.

TAKAS: Karşılıklı olarak hem alacaklı hem borçlu olanların birbirlerinden olan alacaklarının en azının miktarı uyarınca sona ermesidir. Takas, kolaylık ve basitlik sağlar.

Takasın, kanuni takas (bizzat kanunun taraflardan birine tanıdığı ve diğer tarafın rızasının bulunmasına gerek olmaksızın son uç doğuran takas) ve akdi takas (tarafların anlaşmalarıyla ortaya çıkan takas) olmak üzere iki türü vardır. Borçlar Kanunu’nda düzenlenen kanuni takastır. Takas – Mahsup: Mahsup, bir alacak miktarından belli olgular sebebiyle indirme yapma anlamına gelir. Mahsupta alacaktan indirilecek olan miktar bir karşı alacak değildir. Takasta ise, karşılıklı iki alacak bulunmaktadır.

Takasın şartları şunlardır:

  1. Borçların karşılıklı olması (mütekabiliyet): Takas edilecek borçlar karşılıklı olmalıdır. Takasta karşılıklılık ilkesinin tek istisnası, alacağın temlikinde, borçlunun temliki öğrendiği zaman henüz muaccel olmamış bir alacağı mevcut olup da bu alacağın temlik edilen alacaktan daha sonra muaccel olmaması şartıyla temlik edilen alacakla takası mümkündür.
  2. Borçların benzer olması (mümaseliyet): Takas edilecek borçlar birbirine benzer olmalıdır. Miktarlarının eşit olması gerekmez.
  3. Borçların muaccel olması (vadelerinin gelmiş olması): Vadesi gelmemiş borçlar (müeccel borçlar) kural olarak takas edilemez. Fakat borçlunun iflası durumunda alacaklılar vadesi gelmemiş olsa bile alacaklarını müflisin kendilerinden olan alacağı ile takas edebilirler.
  4. Takas beyanında bulunulmuş olması: Takas beyanı tek taraflı şekle tabi olmayan karşı tarafa varmasıyla sonuçlarını doğuran bir işlemdir. Borçlulardan biri, bu hakkından önceden feragat edebilir. Borçların takas edilebilmesi için kural olarak borçlulardan birinin bu beyanda bulunması yeterlidir. Fakat kanun şu alacakların takasında karşı tarafın onayını aramaktadır:
  • Tevdi edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar,
  • Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin geçimi için mutlak biçimde zorunlu olup özel niteliği gereği fiilen alacaklının eline verilmesi gereken alacaklar,

Devlet, vilayet ve köyler lehine olarak kamu hukukundan doğan alacaklar.

Takasın Hükümleri: Takas, karşılıklı olan borçları en az olanının miktarı oranında sona erdirir. Karşılıklı borçlar değer iti bariyle birbirlerine eşit iseler takas sonunda her ikisi de son bulur. Takasın hükümleri takas beyanının karşı tarafa varmasıyla meydana gelir ve daha sonra ortadan kaldırılamaz.

Takasın hükümleri geçmişe etkilidir. Yani takas edilen borçlar takas açıklamasının yapıldığı andan itibaren değil takas edilebilmelerinin mümkün olduğu andan itibaren sona ermiş sayılırlar.

  • Yetkisiz temsil nedir? Yetkisiz mümessilin yapmış olduğu hukuki işlemlerin sonuçları nelerdir?

YETKİSİZ TEMSİL:

Temsil yetkisinin bulunmadı yahut bulunmasına rağmen yetki sınırlarının aşıldığı hallerde yetkisizi temsilden bahsedilir. Sahte vekalet buna bir örnektir. Yetkisiz temsille yapılan hukuksal işlemlerde temsil olunan nasıl etkilenir?

Kural yetkisizi temsilcinin yapmış olduğu hukuksal işlem temsil olunanı bağlamamasıdır. Ancak burada tek taraflı bağlamazlık vardır. Temsil olunan bağlı değildir ancak 3. kişi bağlıdır. Zira temsil olunan buna icazet verebilir. İcazet vermedikçe alacaklı veya borçlu olamaz. İcazetin verilme süresi 38’de gösterilmiştir. Bu süre içersinde temsil olunan susarsa susam ret olarak yorumlanır. Kabul edilirse başlangıçtan itibaren hüküm ve sonuçları doğurur.

İcazet verilmezse 3. kişi bir zarara uğramış olabilir. Konuyu Borçlar kanunu 39 düzenler. Eğer icazetten sarih veya zımnen verilmezse uğranılan zarar yetkisiz temsilcinin sorumluluğundadır. Ancak 3. kişi bu yetkisiz temsili biliyor ya da bilmesini gerektiren bir durumda zararın doğumunda ortak kusuru olabilir. Böyle bir durumda zarardan indirim ve tazminat isteminin reddi haklarını kullanamaz. Ortak kusur davanın reddine yol açar. Sözleşmenin geçersiz kılınması nedeniyle uğranılan zarar menfi zarardır.

Müspet zararın tazminin koşulları: yetkisiz temsilde kusuru varsa.

Hakkaniyet gerektiriyorsa

Haksız eyleme dayanan bir zarda söz konusu olur. Borçlar kanunu 41 koşulları maddi ve manevi zarara ilişkin tazminat isteyebilir. Sözleşmenin yetkisiz temsille geçersiz kılınması halinde tarafların aldıklarını iade etmesi sebepsiz zenginleşme ilkesi gereğidir.

  • Zamanaşımın durması ve kesilmesi ne demektir?

Zamanaşımının durması: Kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı durumunda zamanaşımı süresinin işlemeye başlamaması veya başlamışsa bu sebep ortadan kalkıncaya kadar durarak devam etmesine zamanaşımının durması (tatili) denir. Sebep ortadan kalktığı andan itibaren kalan süre durduğu yerden itibaren tekrar işlemeye başlar. Zamanaşımını durduran sebepler şunlardır:

  • Velayetin devamı süresince çocukların ana babalarından olan alacakları için,
  • Vesayetin devamı süresince vesayet altında bulunanların vasi ve vesayet dairelerinden (sulh ve asliye hakimlerinden) olan alacakları için,
  • Evliliğin devamı boyunca karı kocadan birinin diğerinden olan alacağı için,
  • Hizmet akdinin devamınca işçilerin işverenden olan alacakları için,
  • Borçlu alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu süre içinde,
  • Alacağın bir Türk mahkemesinde ileri sürülmesi mümkün olmadığı sürece zamanaşımı işlemez veya işlemeye başlamışsa durur.

Zamanaşımının kesilmesi: Kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesi durumunda sürenin o ana kadar işlemiş olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin baştan itibaren yeniden işlemeye başlamasına zamanaşımının kesilmesi denir. Zamanaşımını kesen sebepler şunlardır:

  • Borçlu borcu ikrar ettiği (kabul ettiği), özellikle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin veya kefil verdiği takdirde,
  • Alacaklı mahkemede dava açmışsa veya hakeme müracaat etmişse veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa, zamanaşımı kesilmiş olur.

Zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilmiş olursa diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Asıl borçluya karşı zamanaşımı kesilmiş olursa kefile karşı da kesilmiş olur. Fakat kefile karşı kesilen zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.

Zamanaşımının kesilmesi durumunda o andan itibaren işlemeye başlayacak yeni süre kural olarak eskisinin aynıdır. Fakat borç bir senetle ikrar olunmuş veya bir hükümle ispatlanmışsa yeni süre daima 10 yıldır.

  • Pey akçesi ve cayma akçesini tanımlayıp, farklılıkları ve benzerlikleri belirtiniz.

Pey akçesi Tarafllar arasında bir sözleşmenin yapıldığını (meydana geldiğini) teyit etmek amacıyla taraflardan birinin diğerine vermiş olduğu para veya taşınır maldır. Bu para veya mal sözleşmenin tamamlanmış olduğuna delil olmak üzere verilir.Sözleşmenin yapıldığının ispatını kolaylaştırır. hükümleri

BK na göre yerel adet veya anlaşma olmadıkça , pey akçesi alan kişi onu alacağından düşmeyerek almış olur. Örnek: A otomobilini B ye 5 milyara satacağına dair noterde bir satım sözleşmesi yapıp 100 milyon pey akçesi alsa Otomobilin parasını tahsil ederken dört milyar dokuzyüzmilyon değil yine 5 milyar tahsil edecektir.

Ülkemizde ise aksi yönde yerleşmiş bir genel adet vardır. Pey akçesi olarak alınan para borçtan düşülmektedir.

Pey akçesi verilmiş olan bir sözleşme geçersiz kalırsa veya taraflarca ortadan kaldırılırsa veya taraflardan biri edimini ifa etmezse pey akçesi veren taraf sebepsiz zenginleşme davası açarak verdiği para veya malı geri alabilir Cayma akçesi

Sözleşmenin yapıldığı sırada verilen ve sözleşmeden cayabilmek için kararlaştırılmış olan tazminata cayma akçesi (pişmanlık akçesi) denir. -HÜKÜMLERİ

Cayma akçesini (zamanı rücu) veren taraf , bunu alan tarafa terk ederek , istediği zaman sözleşmeden cayabilir.

-Cayma akçesi veren tarafın akitten cayması halinde verdiğini karşı tarafa bırakmış olur (tazmiat) Başkaca bir tazminat ödemez.

-Cayma akçesi alan tarafın akitten cayması halinde, aldığının iki katını karşı tarafa vermek zorunda kalır.

  • Bileşik faiz ne demektir? Hangi hallerde uygulanabilir?

Bileşik Faiz:Faizin muayyen devreler sonunda anaparaya ilave edilerek mütakip devrede anapara ve faizden oluşan yeni meblağa faiz yürütülmesine mürekkep(bileşik)faiz denir.Kısaca faize faiz yürütülmesidir.TTK bazı istisnalar dışında mürekkep faize izin vermemiştir.BK da ise yasaktır.TTK’daki bazı istisnalar(8/2);

-Cari hesaplarda;3 aydan aşağı olmamak üzere faizin anaparaya eklenerek birlikte tekrar faiz yürütülmesi şartı yalnız cari hesaplarda -Borçlu bakımından ticari mahiyeti haiz olan karz akitlerinde muteberdir.

Yani bu iki durumda 3 aydan aşağı olmamak üzere uygulanabilir

  • Sözleşmlerde iradeyi sakatlayan halleri kısaca açıklayınız.
  1. HATA: İrade ile beyan arasındaki uygunsuzluk iradesini açıklayan tarafın dikkatsizliğinden ileri gelir. Hata sebebiyle bir sözleşmenin iptal edilebilmesi için düşülen hatanın esaslı hata olması gerekir. Esaslı hata halleri; sözleşmenin niteliğinde, konusunda, karşı tarafında (şahısta) hata ve önemli miktar hatalarıdır. Söz konusu hata türleri beyanda hata halleridir. Bu esaslı hata halleri sınırlı değildir. Adi hesap yanlışlığı ise esaslı hata sayılmaz. Adi hesap hataları düzeltilir ve sözleşme geçerli olarak devam eder.

Kural olarak saik hatası esaslı hata sayılmaz. Saikte hata bir kimsenin yanlış bazı tahminler ve değerlendirmeler sebebiyle beyanda bulunması durumunda ortaya çıkar. Saikte hataya düşen kişi hata ettiği hususu bilseydi sözleşmeyi yapmayacak idiyse ve hataya düşülen hususlar ticari doğruluk kurallarına göre de sözleşmenin lüzusorumlu vasıflarından sayılabiliyorsa bu hata temel hatasına dönüşür.

Hataya düşen taraf, iyi niyet kurallarına aykırı bir şekilde ona dayanamaz. Hataya düşen tarafın yapmak istediği sözleşmeyi diğer taraf yapmaya hazır olduğunu bildirirse hataya düşen artık sözleşmeyi iptal edemez.

Hataya düşen kişi hataya düşmekte kusurlu olsa bile yine de sözleşmeyi iptal edebilir. Fakat bu durumda diğer tarafın zararını karşılaması gerekir. Bu zarar menfi zarardır (sözleşmenin geçersiz olmasından dolayı ortaya çıkan zarar). Hakkaniyet gerektiriyorsa müsbet zarar (sözleşmenin yerine getirilmemesinden doğan zarar) da istenebilir. Ancak diğer taraf hatayı biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa tazminat ödenmesi gerekmez.

  1. HİLE (ALDATMA): Bir kişiyi sözleşmeye yapmaya yöneltmek amacı ile onda bile bile yanlış kanaat uyandırılması veya zaten mevcut yanlış kanaatin devam ettirilmesidir. Hile de irade ile beyan arasında bir uygunsuzluk bulunmamaktadır. Hile, iradenin oluşumu esnasındaki sakatlık halidir.

Hilenin koşulları; belli konularda aldatma, aldatma kasdı ve aldatma ile sözleşmenin yapılması arasında illiyet bağlantısının bulunmasıdır.

Hile sözleşmenin karşı tarafınca yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Fakat 3. kişinin yaptığı hile sebebiyle sözleşmenin iptali için diğer tarafın 3. kişinin hilesini bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir.

Hileye maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etse bile, sözleşmenin geçerli olmamasından doğan zararını karşı taraftan isteyebilir. Sözleşmeye icazet verilmiş olması, zararın istenilmesinden vazgeçme anlamına gelmez.

  1. İKRAH (KORKUTMA, TEHDİT): Bir kimse kendisine veya yakınlarından birine (cana veya mala) bir zarar verileceği tehdidi altında sözleşme yapmaya zorlanır.

İkrah karşı tarafça yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Hileden farklı olarak, sözleşmenin iptal edilebilmesi için, 3. kişinin yaptığı tehdidi işlemin karşı tarafının bilmesi gerekmez. Karşı taraf 3. kişinin ikrahını bilmiyorsa ve ikraha maruz kalan sözleşmeyi iptal ederse diğer tarafın zararını gidermekle yükümlüdür.

İkrahın varlığı için, ciddi olması, derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması, ikraha maruz kalanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kişiliğine veya malına yönelik olması, hukuka aykırı bulunması ve korkutulanı o hukuki işlemi yapmağa yöneltmiş olması gerekir.

Bir hakkın isteneceği veya yasal bir yetkinin kullanılacağı tehdidiyle yapılan bir sözleşme, kural olarak geçerlidir. Fakat, hakkın veya yasal bir yetkinin kullanılacağı tehdidi altında, zor durumda bulunan karşı tarafla yapılan sözleşme ile normali aşan menfaat sağlanmışsa ikraha ilişkin kurallar uygulama alanı bulur

  • Muvazaayı açıklayınız.

Muvazaa; bir sözleşmede her iki tarafın iradeleriyle beyanları arasında bilerek ve isteyerek yani kasten oluşturdukları uygunsuzluktur.O halde muvazzada irade ve irade açıklaması arasında ki uygunsuzluktan her iki tarafta haberdardır ve onlar zaten bunu istemektedirler. Muvazza İkiye ayrılır:

  1. aa) Mutlak (adi) muvazaa: Taraflar gerçekte hiçbir işlem yapmadıkları halde 3. kişilere karşı bir işlem yapmış gibi görünmek konusunda anlaşırlar.
  2. bb) Nisbi (mevsuf) muvazaa: Taraflar aralarındaki gerçek işlemi görünürdeki işlemin arkasına gizlemek konusunda anlaşırlar.

Mutlak muvazaada görünürdeki işlem ve muvazaa anlaşması olmak üzere iki işlem varken nisbi muvazaada bu iki işleme ek olarak bir de gizli işlem vardır.

Muvazaanın hükümleri: Gerek mutlak gerekse nisbi muvazaada görünürdeki işlem hükümsüzdür. Nisbi muvazaadaki gizli işlem ise şekil şartlarına uygun olarak yapılmışsa geçerlidir.

Görünürdeki işlemin geçersiz (batıl) olduğu taraflarca ve hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerce ileri sürülebileceği gibi hakim de re’sen bu durumu dikkate alır. Muvazaalı işlemin resmi memur önünde yapılmış olması, sözleşmenin butlanını ileri sürmeye kural olarak engel değildir. Muvazaalı işlemin geçersiz olduğu kural olarak iyi niyetli olsalar bile 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir. Fakat yazılı borç ikrarına dayanarak muvazaalı alacağı kazanan iyi niyetli 3. kişiye karşı borçlu muvazaa iddiasında bulunamaz.

Muvazaanın İspatı: Hukuki işlemin muvazaalı olduğunu ileri süren taraf iddiasını ispatla yükümlüdür. Muvazaalı işlem adi bir senede veya resmi senede bağlanmışsa, taraflar muvazaa iddialarını tanıkla ispatlayamazlar. Hukuki işlem resmi şekilde yapılmış olsa dahi taraflar muvazaa iddialarını adi senetle ispatlayabilirler.

Hukuki işleme taraf olmayan üçüncü kişiler, muvazaa iddialarını (söz konusu işlem adi veya resmi bir senede bağlanmış olsa bile) tanıkla ispatlayabilirler.

Muvazaa ve İnançlı işlemler: İnançlı işlemlerde (teminat için mülkiyetin naklinde veya tahsil için alacağın temlikinde) hak, karşı tarafa devredilmekte ancak, taraflar arasında yapılan bir inanç anlaşması ile, hakkı devralan kimsenin bu hakkını nasıl kullanacağı ve hangi koşullarla iade edeceği tespit edilir.

Muvazaalı işlemlerden farklı olarak, inançlı işlemler, tarafların gerçek niyetlerine uygun olan ve bu nedenle geçerli hukuki sonuçlar doğuran işlemlerdir.

  • Müteselsil borçluluğun hükümlerini yazınız.

MÜTESELSİL BORÇLULUK (PASİF TESELSÜL)

Tarafların anlaşmasıyla ya da bir kanun hükmü nedeniyle bölünebilir bir edimin birden çok borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekte sorumlu olduğu borçluluk halidir.

Müteselsil borçlulukta her borçlu alacaklıya karşı edimin tamamından sorumludur. Alacaklı, edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden istediği takdirde, bu borçlu, kendisinin borcun sadece kendi payına düşen kısmından sorumlu olduğuna ilişkin taksim def’ini ileri süremez.

Müteselsil borçlulukta alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden talep edebilir. Bu borçlulukta, alacaklının tatmini oranında diğer borçlular da borçtan kurtulurlar.

Müteselsil borçluluk ya kanundan doğar ya da borçluların iradesinden doğar. Kanundan doğan müteselsil borçluluğa kanuni teselsül denir. Ör. birden çok kişinin aynı zarardan aynı sebepten veya değişik sebeplerden dolayı sorumlu olmaları, adi ortaklık, miras ortaklığı, birden çok kimsenin ariyet alması, vedia kabul etmeleri, birden çok müvekkilin bir kişiyi vekil tayin etmeleri, kambiyon senetlerinde hamile karşı müracaat borçlularının sorumluluğu.

Müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı yüklenmelerinden doğmuşsa buna da iradi (akdi) teselsül denir. Borçlular arasında bu tür teselsülün olabilmesi için mutlaka iradelerinin varlığı gerekir. Diğer bir ifade ile Borçlar Kanunumuz teselsül karinesini kabul etmemiştir. Kısmi borç karinesini benimsemiştir. Fakat Ticaret Kanunu teselsül karinesini kabul etmiştir.

Müteselsil borçluluğun hükümleri: Alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan isteyebilir. Alacaklının borçlulardan birine karşı açtığı davayı kaybetmesi durumunda diğerlerine karşı dava açmasına engel bir durum söz konusu değildir. Müteselsil borçlulardan birinin acze düşmesi diğer borçluları borçtan kurtarmaz.

Alacaklının müteselsil borçlulardan birine temerrüt ihtarında bulunması diğerlerini etkilemez. Müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Bunun tek istisnası, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi durumunda diğerlerine de karşı da zamanaşımının kesilmesinde görülür.

Müteselsil borçluların her birinin borcun sebebinden veya konusundan doğan ortak def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme yükümlülükleri vardır. Kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçlu, alacaklıya karşı bu def’ileri ileri sürmemişse diğer borçlulara rücu etme hakkını kaybeder. Kişisel def’ileri ise ileri sürüp sürmemekte serbesttirler.

Müteselsil borçlulardan biri kendi payından fazla ödemede bulunduğu miktar için alacaklının haklarına halef olur ve diğer müt eselsil borçlulara rücu edebilir. İç ilişkide müteselsil borçluluk söz konusu olmaz. Borçlular kendi aralarında borcun bölüşülmesi konusunda bir anlaşma yapmamışlarsa eşit olarak yükümlendikleri kabul edilir.

  • Cezai şart. ( kavram su)

CEZAİ ŞART: Borcun hiç ya da gereği ifa edilmemesi durumunda borçlu tarafından alacaklıya ödenmesi önceden kararlaştırılan edimdir. Cezai şart borçluyu, ifaya zorlayıcı bir baskı aracı olduğu gibi alacağın teminatını da oluşturur. Cezai şartın unsurları şunlardır:

  1. Geçerli bir asıl borcun bulunması: Asıl borcun hangi borç kaynağından doğduğu önemli değildir. Eksik borçlardan zamanaşımına uğramış borçla, ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi borcu cezai şarta bağlanabilir.
  2. Cezai şart asıl borcun yanında ondan bağımsız ayrı bir edim yüklenimidir: Cezai şart    olarak kararlaştırılan      edim                                                                                                                               mali bir      değer taşıyan

bağımsız bir edimdir.

  1. Cezai şarttan doğan borç asıl borcun yanında fer’i bir borç niteliğindedir.

Cezai şartın üç türü vardır:

  • Seçimlik cezai şart: Cezai şart; borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ödenmek         üzere      konulmuş                                                                                                                                   ise                aksi      kararlaştırılmamış

olduğu takdirde alacaklı ya borcun ifasını veya cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

  • İfaya eklenen cezai şart: Cezai şart; borcun zamanında ve belirlenen yerde ifa edilmemesi halinde ödenmek üzere konulmuş ise aksi kararlaştırılmamış olduğu takdirde alacaklı hem borcun aynen ifasını hem de cezai şartın ödenmesini birlikte talep edebilir. Fakat alacaklı bu hakkından feragat etmiş veya bir çekince ileri sürmeksizin yalnızca ifayı kabul etmişse, cezai şartı talep etmekten vazgeçmiş kabul edilir.
  • Dönme cezai şartı: Alacaklı bu cezai şartta sadece cezai şartı talep edebilir. Borçlu cezai şartın sözleşmeden dönme için kararlaştırılmış olduğunu ispat ederek ve de cezai şartı ödeyerek sözleşmeden dönebilir.

Cezai şartın hükümleri: Cezai şartın talep edilebilmesi için öncelikle asıl borcun muaccel olması (vadesinin gelmiş olması) gerekir. Ayrıca asıl borcun hiç veya gereği gibi veya zamanında veya belirlenen yerde ifa edilememiş olması gerekir. Fakat borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi borçluya yükletilemeyen sebeplerden meydana gelmişse cezai şart ödenmesi gerekmez.

Cezai şartın miktarını taraflar diledikleri gibi belirleyebilirler. Fakat hakim aşırı (fahiş) gördüğü cezai şartı indirmekle yükümlüdür. Bu kural tacirler arasında prensip olarak geçerli değildir.

Cezai şartın şartları gerçekleşince alacaklı, hiçbir zarara uğramamış olsa bile bu cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

Alacaklı cezai şart miktarından daha fazla bir zarara uğrarsa, uğradığı bu zararı borçlunun kusurunu ispat ederek talep edebilir.

  • Eksik borç. (kavram su)

EKSİK BORÇLAR (TABİİ BORÇLAR)

Bu tür borçlarda ortada mevcut bir borç vardır. Bu borç borçlu tarafından kendi isteği ile yerine getirilirse geçerlidir. Fakat alacaklı tarafından talep ve dava edilemeyen borçlardır. Bu sebeple bu çeşit borçlara “ifa edilebilir fakat dava edilemez borçlar” denilmektedir. Borçlu kendisini borçlu zannederek hataen ifada bulunsa bile bu ifa geçerlidir, sebepsiz zenginleşme teşkil etmez. Bu ifa bağışlama da sayılmaz. Çünkü borçlu borcunu ifa sebebiyle yerine getirmektedir.

Eksik borçların bir kısmı doğuştan eksik borç niteliğindedir. Bunlar; kumar ve bahisten doğan borçlar, evlenme tellallığından doğan borçlar ve ahlaki ödevlerden doğan borçlardır. Zamanaşımına uğramış olan borçlar ise sonradan eksik hale gelen borçlardır. Zamanaşımına uğramış borçlar, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmesiyle eksik borç niteliği kazanırlar.

  • Gabin (kavram su)

GABİN (AŞIRI YARARLANMA):             İki    tarafa    borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin darda kalmasından (müzayaka halinde

bulunmasından), düşüncesizliğinden (hiffetinden) veya tecrübesizliğinden yararlanılarak edimler arasında yaratılan açık oransızlıktır. Gabinin iki şartı vardır:

  • Objektif şart: Edimler arasında açık oransızlığın bulunması.
  • Sübjektif şart: Bu açık oransızlığın karşı tarafın zorda kalmasından(muzayaka hali), düşüncesizliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak meydana getirilmesidir.

Darda kalma hali (Muzayaka Hali):Genellikle bir kişinin zor durumda kalması ve büyük bir sıkıntı içinde olması halidir.Örneğin açlıktan ölmek üzere olan işsiz bir kimsenin çok düşük ücretle çalışmaya razı olması ,çocuğu ağır bir hastalık geçirmekte olan babanın kasabanın doktoruna çok yüksek bir ücret ödemesi bu olaya örnek gösterilebilir.

Düşüncesizlik (Hiffet):Bir kimsenin girişmiş olduğu hukuki muamelenin sonunu düşünmemesi ,kendi menfaatlerini hesaplayamaması aldatılmaya ve sömürülmeye müsait olması demektir.

Tecrübesizlik: İş hayatının gidişini bilememek veya belli bir işin özelliklerinin bilgi düzeyine erişmemiş olmak demektir.Gabinin tecrübesizlik ile hükümsüz olmasına ilişkin hüküm tacirler için uygulanmaz .(Basiretli iş adamı gibi davranma borcuna istinaden)

Gabinin Hükümleri: Gabinle sakatlanan sözleşmenin hükümleri aynı irade bozukluğu hallerinde olduğu gibi askıdadır. Gabine maruz kalan kişi sözleşmenin yapılmasından itibaren 1 yıl içerisinde (hak düşürücü süre) sözleşmeyi iptal edebilir. Hakim sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden dikkate almak zorundadır

Gabin halinde hile veya ikrahta olduğu gibi zarara uğrayan kişi karşı taraftan tazminat isteyebilir.

  • Birlikte kefalet. (kavram su)

Kefalet çeşitleri [değiştir]

  • Adi (Olağan) kefalet: Taraflar aralarında anlaşarak, borçlunun borcu ifa etmemesi veya borcun ifasının imkansız hale gelme si durumunda, alacaklının kefile başvuracağını kararlaştırabilirler. Bu durumda adi (olağan) kefalet sözleşmesi kurulmuş olur.

Adi kefalette, alacaklı önce borçluya başvurmalıdır. Borçludan alacağını elde edemediği takdirde kefile başvurarak alacağının ödenmesini isteyebilir. Bu yolu izlemeyip, doğrudan doğruya kefile başvuran borçluya karşı, kefil borcu ödemeyi reddederek tartışma defi olarak nitelendirilen savunma aracını ileri sürebilir. Asıl borç için kefaletten önce veya onunla aynı zamanda da rehin tesis edilmiş ise, kefil, alacağın önce rehnin paraya çevrilmesi yoluyla karşılanmasını isteyebilir (BK. m. 486/II.c.1). Ne var ki, eğer borçlu iflas halindeyse, ya da borçlunun iflası ilan olunmadıkça rehnin paraya çevrilmesi mümkün bulunmuyorsa, bu durumda kefil, değindiğimiz istemi ileri süremez (BK. m. 486/II.c.2).

Borçlar Kanunumuz, adi kefaleti 486. maddesinde düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, alacaklının kefile başvurabilmesi, borçl unun iflas etmesine veya borçlu aleyhine yapılan icra takibatının alacaklının kusuru olmaksızın semeresiz kalmasına ya da borçlu aleyhine Türkiye’de takipte bulunmanın olanaksız hale gelmesine bağlıdır.

  • Birlikte kefalet: Bölünebilir bir borca, birden çok sayıda kefilin adi ya da zincirleme (müteselsil) tarzda kefil olmaları durumunda, birlikte kefaletten söz edebilir (BK. m. 488).

Birlikte kefalet, tanımdan da anlaşılabileceği gibi, “adi birlikte kefalet” ve “zincirleme (müteselsil) birlikte kefalet” olmak üzere ikiye ayrılır:

  1. Adi birlikte kefalet: Bu durumda birden fazla sayıda kefil, bölünebilir nitelikli borcun bir bölümü için kefil olmakta ve borç ödenmediği takdirde, kefillerden her biri kefil olduğu bölüm için adi kefil gibi, öteki kefillere ait bölümler içinde kefile kefil gibi sorumlu olmaktadırlar (BK. m. 488 c.1). Bu tür kefalette, kefil alacaklıya karşı bölme defini ileri sürerek, alacağın ancak kendi payına rastlayan miktarının kendisinden talep olunabileceğini, geri kalan bölümlerin diğer kefillerden istenmesini, iddia edebilir.
  2. Zincirleme (müteselsil) birlikte kefalet: Kefalet sözleşmesinin bu türünde kefiller ya kendi aralarında ya da asıl borçlu ile birlikte zincirleme sorumluluğu taahhüt ederler (BK. m. 488. c.2). Bu durumda kefiller ilke olarak bölme definden feragat etmiş sayılırlarsa da sözleşme ile bölme defini saklı tutabilirler. Kefiller bu tür kefalette de yukarda belirttiğimiz tartışma definden yararlanırlar. Birlikte zincirleme kefillerden biri borcun tümünü ödediği takdirde kendisinin sorumlu olduğu bölümler için yaptığı ödemeleri elde etmek için diğer kefillere dönüp başvurabilir (rücu edebilir) (BK. m. 488/c.2.).
  • Zincirleme (müteselsil) Kefalet: Bu durumda kefil, borçlu ile birlikte “müşterek müteselsil borçlu” sıfatıyla borcun ifasını yüklenmektedir. Bu tür kefalette, alacaklı asıl borçluya müracaat etmeden doğrudan kefile başvurabilir. Bu durumda kefil, tartışma defini veya önce rehnin paraya çevrilmesi yolundaki hakkını ileri süremez (BK. m. 487).

Uygulamada zincirleme kefaletin varlığını gösteren değişik hukuki deyimlere yer verilmektedir. Gerçekten sözleşme kurulurken, genellikle tanımda yer verdiğimiz “müşterek müteselsil borçlu” deyiminden başka “müteselsil kefil”, “müteselsil borçlu sıfatıyle taahhüt ve tekeffül”, “Alacaklı dilerse önce bana başvurabilir”, “borçluyla aynı oranda mes ul olmak üzere” gibi ibarelere yer verilmektedir.

  • Kefile kefalet: Bu durumda kefile kefil denilen kişi alacaklıya karşı kefilin taahhüdünü temin etmektedir. Eşdeyişle, kefilin borçlu tarafından ifa olunmamış borcu ödememesi durumunda bunun ödenmesini yükümlenmektedir. (BK. m. 489/I.).

Bu sözleşme kefil ile alacaklı arasında yazılı şekle uygun olarak yapılır. Kefile kefilin                         önce kefile başvurulmasını                                                                                                                             isteme hakkı      (tartış ma                                                                                                                                                    defi)

burada da mevcuttur.

Borcu ödemek zorunda kalan kefile kefil, asıl kefile dönüp başvurabilir (rücu edebilir).

  • Rücua kefalet: Kısa bir deyişle, alacaklıya ödemede bulunan, ancak borçludan ödediği meblağını      alamayan                                                                                                                               kefile bir           başkasının      kefil

olmasıdır (BK. m. 489/II.). Daha açık bir deyişle, bu tür kefalette rücu kefil, borcu ödemek zorunda kalan kefilin, ödediği borç için asıl borçluya dönüp başvurması (rücu etmesi) sonucu ondan ödediği bir miktarı elde edememesi durumunda bu miktarı kendisinin ödeyeceğini yükümlenmiş bulunmaktadır. Sözleşme rücua kefil ile kefil arasında yapılır. Burada da rücua kefil tartışma definden yararlanabilir. Yani kefile, önce asıl borçluya gitmesini ve ondan alacağını alamazsa o takdirde kendisinin ödemede bulunacağını ileri sürebilir.

Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğu, borç asıl borçlu veya kefile kefalet durumunda kefil tarafından ödenmediği takdirde bu borcu ödeme yükümlülüğünden ibarettir.

Kefilin bağlı kılındığı sorumluluğun kapsamına gelince, kefil ilk önce asıl borçtan sorumludur. Bunun dışında kefil, borçlunun ödemede gecikmesi nedeniyle doğan müsbet zarardan ve gecikme (temerrüd) faizinden de sorumludur. Buna karşılık, doktrinde kefilin cezai şarttan ve sözleşmeden dönme (fesih) nedeniyle doğan menfi zarardan sorumlu olmayacağı kabul edilmektedir.

Borcun ödenmemesi nedeniyle borçlu aleyhine açılan davanın giderleriyle, icra takip masraflarını da kefil karşılamak durumundadır. Ancak, kefilin söz konusu kalemlerden sorumlu tutulabilmesi için, alacaklının dava ve takipleri önleme konusunda kendisini uyarması, ancak kefilin bu uyarıya kayıtsız kalması zorunludur (BK. m. 490/II.).

Bunlardan başka kefil, eğer sözleşmede ayrıca faiz kararlaştırılmışsa, bu faizlerden de sorumludur. Fakat kefilin sorumluluğu işlemekte olan faizlerle işlemiş bir yıllık faiz tutarıyla sınırlıdır (BK. m. 490/III.).

Hukuk öğretisinde tartışmalı olmakla birlikte, kefilin ödemekle yükümlü olacağı tüm kalemlerin toplam olarak kefalet senedinde gösterilen miktarı aşmaması gerekir.

Kefilin sorumlu olacağı en erken tarih asıl borcun vadesinin dolmasıdır. Asıl borç iflas nedeniyle daha önce istenebildiği takdirde dahi, kefilden ancak borcun vadesi geldiğinde ödemede bulunması istenebilir (BK. m. 491).

  • Borcun ifa edilmemesi hangi hallerde söz konusu olur ve sonuçları nelerdir.

BORCUN İFA EDİLMEMESİ

Borcun ifa edilmemesi (ademi ifa) borçlunun yüklenmiş olduğu edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi veya ifasında gecikmiş olması demektir.

Borçlu edimi kendi kusuruyla imkansızlaştırmışsa buna kusurlu imkansızlık denir. Buna karşın edim borçlunun kusuru dışında bi r sebeple imkansız hale gelmişse buna da kusursuz imkansızlık denir. Kusurlu imkansızlık borçlunun sorumluluğuna yol açarken; kusursuz imkansızlık ise borç ilişkisini kural olarak sona erdirir.

  1. BORCUN İFA EDİLMEMESİNİN SONUÇLARI
  • Aynen ifa: Alacaklının bu yola başvurabilmesi için borcun ifasının imkansızlaşmamış olması gerekir.
  • Tazminat: Alacaklı borçlunun kusurlu imkansızlığında ve temerrüdünde (ifada gecikmesinde) borçludan tazminat isteyebilir. Alacaklının isteyebileceği bu tazminat müspet zararın tanzimidir. Borçlu ifanın kendi kusuru olmaksızın imkansızlaştığını ispat etmedikçe bu zararı ödemek zorundadır.

Müspet zarar borcun ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğramış olduğu zarardır.

  • Sözleşmeden dönme (fesih): Bu yol Borçlar Kanunu’nda sadece iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü için tanınmıştır. B) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ: İfası halen mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından zamanında yerine getirilmemesidir. Şartları:

Borcun muaccel olması

  • İhtar: Borçlunun temerrüdü için alacaklının borçluya kural olarak bir ihtarda bulunması gerekir. İhtar şekle tabi olmayan borçluyu gecikmiş olarak da olsa ifaya davet etme anlamı taşıyan varması gerekli bir irade beyanıdır. Fakat tacirler arasında yapılacak ihtarların noter vasıtasıyla veya iadeli taahhütlü mektupla veya telgrafla yapılması şarttır.

Borçlunun ikametgahı belli değilse ihtar ilan suretiyle yapılır.

Şu durumlarda ise ihtara gerek yoktur: Taraflar arasında kesin bir vadenin belirlenmiş olması; ifa gününü belirleme yetkisini n taraflardan birine bırakılmış olması ve bu tarafın vadeyi belirleyerek diğer tarafa bunu bildirmesi, borçlunun hal ve davranışlarından ihtarın faydasız görülmesi.

Borçlunun temerrüde düşebilmesi için borcun ifasında gecikmede kusurlu olmasına ise gerek yoktur.

Borçlu Temerrüdünün Sonuçları:

  • GENEL SONUÇLARI
  1. Gecikme Tazminatı: Borcun zamanında ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğradığı zararı borçlu gidermekle yükümlüdür. Fakat borçlu bu gecikmenin kendi kusurundan ileri gelmediğini ispatlarsa tazminattan kurtulur.
  2. Kazadan Dolayı sorumluluk: Borçlu temerrüdün devam ettiği sürede edime kazara gelen zararlardan da sorumludur. Borçlu temerrüde kendi kusuruyla düşmemiş olduğunu ve borcu zamanında ifa etmiş olsaydı bile yine de kazanın olacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
  • ÖZEL SONUÇLARI
  1. Para Borçlarındaki Özel Sonuçlar:
  2. aa) Temerrüt faizi (gecikme faizi): Para borcunun borçlusu temerrüde düşerse bu faizi ödemek zorundadır. 3095 sayılı “Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre; borçlu sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça geçmiş günler için yıllık olarak Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranı üzerinden temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü, önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısı için bu oran geçerli olur. Merkez bankasının aynı tarihte kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, reeskont oranından fazla ise, ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden de istenebilir. Taraflar akdi kapital faiz miktarını sözleşmede kararlaştırmışlar, fakat, temerrüt faiz oranını kararlaştırmamışlarsa, temerrüt faiz oranı akdi kapital faiz oranından daha az olamaz.

Yabancı para borçlarında sözleşmede daha yüksek akdi veya temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa, yabancı para borcunun faizinde devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat etse bile bu faizi ödenekten kurtulamaz. Ayrıca alacaklının bu faizi isteyebilmesi için bir zarara uğradığını ispat etmesine de gerek yoktur. Temerrüt faizi temerrüt tarihinden itibaren kendiliğinden işlemeye başlar. Temerrüt faizini ödemede temerrüde düşen borçluya ayrıca bir faiz uygulanmaz.

  1. bb) Munzam zararın tazmini (ek zararın tazmini): Alacaklı borçlunun temerrüdü yüzünden temerrüt faizinden daha büyük bir zarara uğradığını ispat ederse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe onun bu zararını gidermelidir.
  2. İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerdeki Özel Sonuçlar: Bu tür sözleşmelerde alacaklı borçluya önce kural olarak bir mehil (süre) verir. Sonra da kanunun kendisine tanıdığı seçimlik hakları kullanır. Alacaklının borçluya vereceği mehil uygun bir süre olmalıdır. Alacaklı bu süreyi hakime de tayin ettirebilir. Şu durumlarda ise mehil vermeye gerek yoktur:

Sözleşmede kesin vade kararlaştırılmışsa,

Borçlunun hal ve davranışlarından mehil vermenin faydasız olacağı anlaşılıyorsa,

Borçlunun temerrüdü sonucu borcun ifası alacaklı için faydasız hale gelmişse.

Kendisine verilen uygun süre içinde borçlu borcunu yerine getirmezse alacaklı şu seçimlik haklarından birini kullanabilir: aa) Aynen ifa + gecikme tazminatı: Alacaklı bu yola mehil vermeden de gidebilir. bb) Aynen ifadan vazgeçerek müspet zararının tazminini istemek

  1. cc) Sözleşmeyi fesih ve menfi zararının tazmini: Borçlu kusursuzluğunu ispat ederek menfi zararı ödemekten kurtulabilir. Menfi zarar; sözleşmenin geçersiz olması nedeniyle uğranılan zarardır.

Alacaklı ikinci veya üçüncü seçimlik haklarını kullanmak istiyorsa bunu derhal borçluya bildirmek zorundadır.

  • Temsil salahiyetinin sona ermesini kısaca açıklayınız.

Temsil yetkisinin sona ermesi ve sonuçları:

Belli bir süre için verilmişse sürenin dolması ile, belli bir işlem için verilmişse o işlemin yapılması ile, temsilcinin ya da temsil olunanın ölümü, gaipliklerine karar verilmesi, fiil ehliyetlerini kaybetmeleri veya iflas etmeleri ile kural olarak temsil yetkisi son a erer.Ancak bu hüküm emredici bir hüküm olmadığından aksinin kararlaştırılması mümkündür.örneğin temsil olunan ölse bile temsilin devam edeceği hu susunda sözleşme konan şart geçerlidir. Temsilcinin istifa etmesi de bu yetkiyi sona erdirir.

Temsil olunan temsilciyi her zaman azledebilir (temsil yetkisini geri alabilir). Temsil olunanın, kanunun kendisine tanıdığı bu haktan önceden feragat etmesi geçersizdir.

Temsilci yetkisinin sona erdiğini bilmiyorsa bunu öğrenene kadar iyi niyetli 3. kişilerle yaptığı işlemler temsil olunanı ya da mirasçılarını bağlar.Fakat üçüncü şahıslar yetkinin sona ermiş olduğunu biliyorlarsa yani iyi niyetli değilseler yapılan hukuki muamele temsil olunanı veya haleflerini bağlamaz .

Temsil yetkisi daha önce ilan edilmişse geri alındığı da aynı şekilde ilan edilmelidir. Aksi takdirde yetkinin geri alındığı iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.

Temsil yetkisi mümessil veya temsil olunanın ölümü gaipliği fiil ehliyetini kaybetmesi veya iflası dolayısıyla sona ermişse üçüncü şahısların iyi niyetli olup olmadıklarının bir önemi yoktur.Zira onlar iyi niyetli olsalar bile mümessil ile yaptıkları hukuki muamele temsil olunanı veya haleflerini bağlamaz.

  • Alım-satım sözleşmelerinde nefi ve hasarı açıklayınız.

Satım sözleşmesinde Nef’i(yarar) ve hasar

Sözleşme doğduktan sonra fakat ifasından önce , sözleşme konusu olan malda kendiliğinden meydana gelen fazlalığa nef’i (yarar), almaya ise zarar denir

Bk 183 e göre satılan şeyin nef’i ve hasarı aksi kararlaştırılmadıkça , alıcıya geçer.

Bu hükmün uygulanabilmesi için satılanın ferdiyle belirli bir şey olması gerekir.

Eğer satılan neviyle belirli bir şey ise hasarın alıcıya geçebilmesi için ayırt edilerek sözleşmeye tahsis edilmesi(özgülenme si) gerekir.

-Parça borçlarda (ferdiyle muayyen)bedele ilişkin hasar söz konusudur.Kusursuz imkansızlık sonucu hasar oluşması halinde hasarın alıcıya ait olması kuralı gereği alıcı semeni ödemekle yükümlüdür.

Satıcının kusuru ile hasar meydana gelmesi halinde kusur satıcıya aittir.

Nev’iyle muayyen (cins) borçlarda edime ilişkin hasar söz konusudur ve hasar satıcıya aittir.

Satım sözleşmesi “geciktirici” bir şarta bağlanmış ise yarar ve hasar ancak şartın gerçekleştiği andan itibaren alıcıya geçer.

*ferdiyle belli şey. Numarası, adı, bulunduğu yer vb. özellikleriyle belirlenmiş olan şey demektir.

Örnek: Şu motor nolu otomobil, şu ressamın şu adlı tablosu gibi

Neviyle belli bir şey: Sadece nevi(türü), cinsi ve miktarı itibariyle belirlenmiş olan şey demektir. Yani ayırıcı işaretlerl e belirlenmemiş olup, ölçmek, tartmak, veya saymak suretiyle tayin ve tespit edilen şeyler olup örneğin. Pirinç, zeytinyağı, kömür, un, vb.

  • satım sözleşmesinde alıcı ve satıcının karşılıklı hak ve borçlarını açıklayınız.

satıcının borçları

Malın teslimi ve mülkiyetin devri borcu : Akdin konusu olan edimin yerine getirilmesi , mülkiyetin devri borcunun yerine getirilmesidir. Ancak mülkiyetin nakli bazen edimin ifasından önce (artırma ile satımda) , bazen de edimin yerine getirilmesinden sonra (Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satım) gerçekleşebilir.

Taşınmazlarda ise teslim yeterli olmayıp tescil(tapu siciline) ile ancak mülkiyet intikal eder.

Satıcının ayıba karşı tekeffül borcu:

Satıcının ayıp dolayısıyla sorumlu tutulabilmesi için, mal hakkında önceden bir söz veride (söz verme) bulunması gerekir. Örneğin. Satılan otonun daha önce hiç kullanılmadığını zikreden ve vadeden satıcı otonun daha önceden kullanılmış olmasından dolayı meydana gelen ayıptan sorumludur.(bu mal ayıplı bir mal sayılır) ayrıca , satıcı satılan malda lüzusorumlu vasıfların olmamasından da sorumludur.Bunun için

  • Ayıp gizli olmalı, yani alıcı var olan ayıpları önceden (malı alırken) bilmemelidir.
  • Satılan malda elverişliliği kaldıran ya da önemli şekilde azaltan bir eksiklik olmalı
  • Ayıp hasarın intikalinden önce olmalı
  • sorumluluk sorumsuzluk anlaşmasıyla kaldırılmış olmamalıdır.

Bk da alıcının belirlediği ayıbı satıcıya DERHAL bildirmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yoklama(muayene) giderleri alıcıya aittir.Fakat ayıbın ortaya çıkmasıyla bu giderleri alıcı satıcıdan isteyebilir.

Hayvan alım satımlarında satıcının ayıba karşı sorumluluğu ancak hayvanın ayıplı olmadığı hususunda yazılı olarak garanti vermiş olması ve alıcıyı aldatmış bulunması hallerinde mevcut olur.

Satıcının malın ayıplı olması nedeniyle bir sorumluluğu doğmuş ise alıcı buna dayanarak bazı haklara sahip olur. Bunlar sözleşmeyi feshedebilme, semenin(mal bedeli) indirilmesini isteyebilme Satılanı benzeriyle değiştirmeyi isteyebilme ve ücretsiz onarım hakkıdır. Bunlar aynı zamanda alıcının , satıcının malın ayıplı olmamasını garanti etme borcu nedeniyle açabileceği davalardır.

Bu davaların zamanaşımı süresi 1 yıldır ve süre satılanın alıcıya teslim tarihinde başlar.Süre taraflarca 10 yıla kadar uzatılabilir Taşınmazın ayıplı olmasında dava zamanaşımı süresi 5 yıldır.

Satıcının zapta karşı tekeffül borcu

Satılan malda 3. bir kişinin mülkiyet gibi bir ayni hak ileri sürerek malı tamamen alıcının elinden almasına “tam zapt”; kuvvetlendirilmiş şahsi hakkını kullanan 3. bir şahsın malın bir bölümünü elinden almasına veya alıcının malı kullanmasına engel olmasına kısmi zapt denir.

Zapta karşı sorumluluk yasadan doğmaktadır ve bunu satıcının ayrıca üstlenmesi gerekmez.

Satıcının zapta karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için

-malın teslim edilmiş olması

-3.kişinin, hakkını kullanmak üzere mahkemeye başvurmuş olması

-3.kişinin zapta imkan tanıyan bir hakkının engeç sözleşmenin meydana gelmesi anında mevcut olması

-3.kişinin, hakkı, ayni bir hak veya kuvvetlendirilmiş bir şahsi hak olması gerekir. Bunlar satıcının sorumluluğunu gerektiren maddi şartlardır. Ayrıca şu şekli şartların bulunması da gerekir

*Alıcı 3. kişilerce aleyhine açılan davaları derhal satıcıya ihbar etmelidir.

*alıcı ihbar yanında ispat külfetini de yerine getirmiş olmalıdır. Bu tazminat için gereklidir.

Tam zapt gerçekleşmişse artık sözleşme geçersizdir. Alıcı satıcıdan ödediği semenin faiziyle birlikte iadesini, mal için yaptığı ve zaptedenden isteyemeyeceği giderleri , tüm dava ve dava dışı giderleri isteyebilir.

Kısmen zapt halinde sözleşme feshedilemez.Alıcı sadece zapt nedeniyle uğradığı zararın giderilmesini satıcıdan isteyebilir. Ancak eğer alıcı bu ayıbı bilseydi bu malı almaktan kaçınırdı denebiliyorsa sözleşme feshedilebilir.

Satıcının fer’i borçları Bunlar satılan şeyi saklama ve koruma borcu, teslim yerine malı gönderme borcu, tartma ölçme giderlerini ödeme borcu, teslim yerine malı gönderme (taşıma) giderlerini ödeme borcudur -Satılan malı kabzetme ( teslim alma) borcu

teslim alma akitte(sözleşme) veya örf ve adette belirtilen süre ve yerde yapılmalıdır.

Alıcının satılan malı kabzetme( teslim alma) borcu aynı zamanda bir haktır.

  • satış parasını (semeni) ödeme borcu

Bu borç bir para borcu olduğundan Bk 73 e göre ödeme satıcının ikametgahında yapılır.(aksi kararlaştırılabilir)

  • Alıcının diğer borçları

Bunlar veresiye satışlarda faiz ödeme borcu, başka yerden gönderilen malı saklama borcu, ambalaj,senet ve tescil giderlerini ödeme borcu, teslimden önce satıcının mala yaptığı zorunlu veya yararlı giderleri ödeme gibi fer’i borçlardır.

Ec-alıcının ve satıcını temerrüdü

  • alıcının temerrüdü:

Peşin satımlarda alıcının temerrüdü halinde, satıcı alıcıyı derhal haberdar ederek sözleşmeyi feshedebilir. Etmezse fesih hakkını yitirir.Veresiye satımlarda ise sözleşmenin feshedilebilmesi sözleşmeye böyle bir hakkın açıkça yazılmış olması halinde mümkün olur.Yoksa sadece paranın ödenmemesi ve geç ödenmesi nedeniyle doğan zarar istenebilir.

  • satıcının temerrüdü

BK 106 m ye göre satıcının temerrüdü halinde alıcı satıcının borcunu ifa etmesi için uygun bir süre tayin eder veya bu sürenin tayinini hakimden isteyebilir.Bu süre zarfında borç ifa edilmezse (mal teslim edilmezse) alacaklı her zaman borcun ifasını talep ve gecikmeden dolayı zarar ve ziyan davası açma hakkına sahiptir. Alıcı eğer sözleşmenin yerine getirilmemesinden ve gecikmesinden dolayı zara ve ziyan talebinden vazgeçtiğini DERHAL beyan ederse borcun ifa edilmemesinden doğan zarar ve ziyanı talep edebileceği gibi sözleşmenin feshini de isteyebilir

  • Sözleşme serbestisi kavramını açıklayınız.

Sözleşme Serbestisi Kavramı

Hukuk düzeni bireylere istedikleri biçimde hukuki ilişkiler kurmak, değiştirmek ve ortadan kaldırmak hakkını tanımıştır. Bireylere                                                                                                                                                                  tanınan                                                                                                                                                                                       bu

hakka kısaca ”irade özerkliği” adı verilmektedir.

Anayasanın 48. Maddesi de ”Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir” diyerek akit serbestisini güvence altına almış ve Gerekçe’de kanunun bu hürriyetleri ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabileceği belirtilmiştir.7[1]

Akit serbestisi genellikle iki anlamda kullanılmaktadır: Biri akit yapmak serbestisi; fertler herhangi bir akdi yapıp yapmamak ve akdi dilediği kimseyle yapmakta serbesttir;  diğeri ise tarafların yapacakları akdin muhtevasını diledikleri gibi düzenleme serbestisidir.8[2]

Bunun yanında akit      serbestisi,   akit yapıp yapmama serbestisinin ötesinde ferdin dilediği kimseyle akit yapması, şekil serbest isi                     ve              akdi                                                                                                                        sona

erdirme serbestisini de kapsamaktadır.

Yukarıda ifade edilen serbesti kavramları esas olarak hukuk düzeninin başta gelen amaçlarından olan taraf iradelerine üstünlük vermek ve bu iradelerin en sağlıklı biçimde sosyal yaşama yansıması ilkesi açısından vazgeçilmez bir nitelik arz etmektedir. Sözleşme özgürlüğü, hukuk alanında, irade özgürlüğünün en önemli kaynağını teşkil eder.9[3]

Sonuç olarak akit yapma serbestisini şu 3 genel başlık altında toplamak mümkündür:

  1. Akit yapma serbestisi,
  2. Akdin muhtevasını düzenleme serbestisi,
  3. Şekil

Türk hukukunda genel ilke sözleşme özgürlüğü ilkesidir. Borçlar Kanunu, 19 ve 20. Maddedeki akit serbestisi prensibi ile bunun hudutlarını tayin etmiş bulunuyor. 10[4] Nitekim, ”yaşam için zorunlu mal ve hizmetleri satma”, ”savaş ekonomisinin gereksinmesi” ve ”sözleşmeyi yapmaktan kaçınmanın ahlaka aykırı düşmesi” gibi durumlarda, artık sözleşme yapma zorunluluğu söz konusudur. 11[5]

Sözleşmenin konusunu belirleme serbestisinin de ”hukuka aykırılık”, ”ahlaka aykırılık” ve ”imkansızlık” gibi sınırları vardır. Bunun gibi, ”genel işlem kayıtları” da anılan serbestiyi sınırlar.12[6]

Sözleşme özgürlüğünü, kısaca, kişilerin diledikleri sözleşmeyi geçerli olarak yapabilmek hususunda sahip oldukları özgürlük diye tanımlayabiliriz.13[7] Sözleşme özgürlüğü gensoruiş bir kavramdır. Yargıtay bir kararında sözleşme özgürlüğüne ilişkin gensoruiş açıklamalar ortaya koymuştur: ” Genel olarak kişiler özel hukuku anlamında diğer kişilerle olan ilişkilerini, hukuk düzeni içinde kalmak şartıyla diledikleri gibi düzenler, diledikleri konuda diledikleri ile sözleşme yapabilirler. Bu olanak Borçlar Kanunu’nda öngörülen (sözleşme serbestliği) ilkesinin bir sonucudur ve bu hak irade özerkliği (sözleşme hürriyeti) kavramı ile Anayasa tarafından teminat altına alınmıştır (Anayasa m. 40). O halde sözleşme serbestliği prensibine göre kişiler; kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev’i şahsına münhasır sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek hukuka (yani buyurucu ve yasak koyan hukuk kuralları na) ve ahlak ve adaba aykırı olmamak şartıyla kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşmelerin fizyonomisini (tipini) değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde tayin etmek hakkını haizdir. Bu serbestinin nedenini, devamlı olarak değişen ve gelişen toplumun, gerek sosyal ve gerekse ekonomik ihtiyaçlarının zorlamasında ve buna karşılık (kanunları yaparken kendisine gerekli malzemeyi genellikle geçmişteki tecrübe, ilmi ve kazai içtihadlardan alan) yasa koyucunun bu nitelikteki hayati ihtiyaçları önceden derpiş edip; uzun bir geleneğin sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarını düzenleyememesinde aramak lazımdır. Hiç kuşku yoktur ki, bu kural tek taraflı irade beyanlarında da geçerli olan bir kuraldır. Diğer bir söyleyişle, tek taraflı bir irade beyanı ile borç altına giren kişinin, bu irade beyanının geçerli olup olmayacağı yine bu kurallarla (B.K. 19-20) çözümlenecektir. 14[8]

Hukuk düzeninin bireylere, kendi hukuki ilişkilerini kendi iradeleriyle kurmak, değiştirmek ve ortadan kaldırmak özgürlüğünü tanıması doğaldır. Kural olarak bir kişi dilediği akdi yapmakta serbest olduğu gibi istemediği bir akdi yapmaya da mecbur değildir. 15[9] Sözleşme özgürlüğü ve irade özgürlüğü kavramları ayrılamaz.

Akdin tarafları akdin konusunu diledikleri gibi tayin edebilirler. Bir akit tipine uyma zorunluluğu yoktur. İsterlerse kanunda düzenlenen bir akdin hükümlerini tamamen benimseyebilecekleri gibi, hatta sadece akit konusunda anlaştıklarını beyan edip kanuna yollama yapmakla yetinebilecekleri gibi, kanunda öngörülen bazı akitleri birleştirerek veya karıştırarak da bir akit yapabilirler. Hatta kanunda öngörülmemiş yeni bir akit yapmaları da mümkündür.16[10]

Bu çerçevede tarafların sözleşme yaparken şekil yönünden serbest olmalarına ilişkin şekil serbestisi de sözleşme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir. Çünkü esas itibariyle sözleşmelere ilişkin şekil konusu da belirli sınırlamalar ve belirli zorunluluklar hariç tutulursa tümüyle tarafların iradelerine dolayısıyla serbestlik alanlarına bırakılmış bir husustur. Dolayısıyla şekil serbestisi olarak ifade edebileceğimiz bu konu da sözleşme serbestisinin doğal bir uzantısı olarak değerlendirilecektir.

Görüldüğü gibi hizmet sözleşmesi serbestisi gerek teoride normlar hiyerarşisinde gerekse pratikte yargı kararlarıyla korunan değil amaçlanan bir prensip halini almıştır. Bunun başta gelen sebebi bizim hukuk sistemimizde dahil olmak üzere hukuk sistemlerinin tümünün taraf iradeleri ne verdiği önemdir. Zira kişisel ilişkilerin yansımasından oluşan hukuk sınırlayıcı değil koruyucu bir sistem içinde hareket ede r ve bu çerçevede tarafların iradelerine sınır koymayı değil bu iradelerin güvenlikli bir yapı içerisinde sağlam şekilde yansımasını amaçlar.

TİCARET HUKUKU

  • ticaret şirketleri ile adi şirketler arasındaki farklar nelerdir? Açıklayınız.

Borçlar Kanunu’na tabi olan adi şirketlerin tüzel kişilikleri bulunmamaktadır. Bu nedenle kendilerine ait mal varlıkları olamayacağı gibi hukuki eylem ve işlemlerde de bulunamazlar. Her türlü işlemleri ortakları tarafından yerine getirilir.

Adi şirket sözleşmesi herhangi bir şekle bağlı değildir. Hatta yazılı olması dahi gerekmez.

Tanımı

İki veya daha fazla kimsenin müşterek bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri bir sözleşmedir (BK. 520 md.) Adi ortaklıkta, ortaklardan her biri ticaret unvanını sicile tecil ettirerek kullanabilir. Şirket kazançları ve zararları ortaklar arasında belirlenen oranlarda yada eşit olarak dağıtılır. Her ortağın sorumluluğu sınırsız olup, tüm şirket borçlarından kişisel varlığı ile sorumludur. Her ortağın yönetim yetkisi vardır ancak, yönetim bir veya birkaç ortağa bırakılabilir.

Ticaret şirketleri, Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiştir. Adi Şirketlerden farklı olarak şirket sözleşmesi yazılı olmak ve Ticaret kanunu’nun bulunmasını istediği unsurları taşımak zorundadır. Bu şirketlerin adi şirketten farklı olan bir hususu da şirketin ayrı bir tüzel kişiliğinin olmasıdır. Diğer bir ifadeyle ortaklar, mallarından belirli bir kısmını ayırarak bir araya getirmişler ve bu yoldan ortaya çıkan şirket varlıklarına bağımsız bir kişilik kazandırmışlardır.

Ticaret şirketleri, ortakların hakları sorumlulukları gibi hususlar bakımından Şahıs ve sermaye şirketleri olarak iki ana guruba ayrılmaktadır; Şahıs şirketlerinde, kuruluşlarında ve faaliyetler süresince ortakların kendi varlıklarının, yeteneklerinin ve kredilerinin büyük önemi vardır. Bunlar Kolektif ve Komandit şirketlerdir.

Sermaye şirketleri ise birer sermaye teşkilatlanması şeklindedir. Ortakların kişiliği değil, koydukları sermaye payı önemli olup, bu payları temsil eden belgeler, şirket yapısında ve dış ilişkilerinde değişikliğe sebep olmadan elden ele geçebilir. Sermaye şirketleri; anonim şirketler, limited şirketler ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerdir.

  • Anonim şirketlerde sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortağa karşı uygulanacak yaptırımlar nelerdir?

SERMAYE TAAHHÜDÜNÜN YERİNE GETİRİLMEMESİNİN SONUÇLARI

TTK’nın 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket mütemerrit ortağa karşı icra taki-binde                                                                                                                                                                                           bulunabilir ve                                                                                                                                                                                           sermaye                                                                                                                                                                                           borcu                                                                                                                                                                                           ile

birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir.

Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır. İskat aşağıda ayrıca incelenecektir.

Bunun dışında, şirket anasözleşmesi ile ortakların temerrüt halinde cezai şart ödemeleri de kararlaştı-rılmış                                                                                                                                                                                           olabilir. Böyle                                                                                                                                                                                           bir                                                                                                                                                                                           hükmün                                                                                                                                                                                           varlığı

halinde sermaye koyma borcunu yerine getirmeyen ortaklar, cezai şart ödeme zorunluluğu ile de karşı karşıya                                                                                                                                                                                           kalabilirler.

D-İSKAT İŞLEMİ

İskat; kısaca “sermaye taahhüdünü yerine getirmeyen ortakların ortaklıktan çıkarılması” olarak tanımlanabilir.

Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “pay sahibi belirlenen tarihte ser-maye koyma borcunu yerine getirmeyip, temerrüde düşerse, şirket yönetim kurulu mütemerrit pay sahibini kısmi ödemelerden doğan haklardan mahrum etmeye ve şirketten çıkarmaya yetki- lidir.”

İskat işleminin yapılabilmesi için hisse senetlerinin çıkarılmış olması şart olmadığı gibi, payın hamile veya nama yazılı olmasının da önemi yoktur

(4).

İskat işleminin uygulanabilmesi için izlenecek yol Türk Ticaret Kanunu’nun 408. maddesinde göste-rilmiş bulunmaktadır. Buna göre şirket yönetim kurulu, mütemerrit duruma düşen yani sermaye koy-ma borcunu zamanında yerine getirmeyen ortağa, bu borcunu ifa etmesi için çağrıda bulunur. Bu çağ-rının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde yayımlanacak ilan ve anasözleşmede bu çağrı için başkaca yollar düzenlenmişse, söz konusu hükümlere uygun olarak gerçekleştirilmesi gerekir.

Nama yazılı hisse senedi sahiplerine taahhütlü mektupla çağrı yapılması gerekir.

Söz konusu çağrıda ortak bir ay içinde ödeme yapmaya davet edilir ve aksi halde haklarından mah-rum edileceği ve şirketten çıkarılacağı kendisine ihtar edilir. Bu süre içinde de ortak taahhüdünü yerine getirmezse, o zamana kadar yaptığı ödemelerden doğan haklarından mahrum edilerek şirketten çıkarılır.

Yargıtay’ın çok sayıda kararında, öncelikle ortaklara borç miktarının bildirilmesi ve bunun ödenmesi için belli bir süre verilmesi, daha sonra ise Kanun’un 407. maddesinde yer alan iskat ihtarına ilişkin çağrının yapılması gerektiği vurgulanmaktadır (5). Ancak, yukarıda açıklanan yeni uygulama çer-çevesinde kanımızca, böyle bir şeye gerek yoktur. Çünkü yeni uygulamaya göre, ödenecek miktar-lar ve ödeme tarihleri anasözleşmede açıkça gösterilmiş bulunmaktadır. Kanun’un 407. maddesinin birinci fıkrasına göre ise; “Sermaye koyma borcunu v aktinde yerine getirmeyen pay sahibi, ihtara lüzum olmaksızın temerrüt faizi ödemekle mükelleftir.”

  • Anonim şirketlerde kaç tür hisse senedi vardır? Bu hisse senetlerini ve sahiplerine sağladıkları hakları açıklayınız.

HİSSE SENETLERİ:

Hisse Senedi Nedir?

Anonim ortaklıklar tarafından çıkarılan,

Belirli ortaklık sermayesine katılma payını temsil eden,

Yasal şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmiş kıymetli evrağa hisse senedi denir.

Hisse Senetlerinin Sahiplerine Sağladıkları Haklar Nelerdir?

Ortaklık hakkı,

Yönetime katılma (oy) hakkı (Şirket genel kurullarına katılıp, alınacak kararlar için oy kullanma hakkı)

Kar payı alma hakkı,

Rüçhan hakkı(Yeni pay alma hakkı) (Şirket’in gerçekleştireceği sermaye artırımı nedeniyle ihraç edeceği yeni payları öncelikl i olarak alma hakkı),

Tasfiyeden pay alma hakkı,(Şirket’in tasfiye olması durumunda tasfiye sonucuna payı oranında katılma hakkı)

Bilgi edinme hakkı,(Yönetim kurulunun düzenleyeceği faaliyet raporu, denetim kurulunun düzenleyeceği denetim kurulu raporu, b ilanço, gelir tablosu ve kar dağıtım tablosunu inceleme hakkı, genel kurulda sorma hakkı, denetçilere şikayet etme hakkı v.b.)

Bedelsiz pay alma hakkı (Şirket’in içkaynaklardan (yeniden değerleme fonu, olağanüstü yedek akçe v.b. ) yapacağı sermaye artırımlarında, sahip olduğu pay oranı çerçevesinde katılma hakkı)

Hisse Senedinin Türleri Nelerdir?

Nama-Hamiline

Hisse senetleri nama (isme yazılı) ya da hamiline yazılı olarak çıkarılabilir. Hamiline yazılı hisse senetlerinde devir iş lemi teslimle tamamlanmış olmaktadır. Nama yazılı hisse senetlerinin devri ciro edilmiş senedin devralana teslimi ile olur. Nama yazılı hisse senetlerinin Borsa’da işlem görebilmesi için, ihraçcı yönetim kurulu nama yazılı payların devrinin beyaz ciro yapılabilmesine dair karar almalıdır.

Adi-İmtiyazlı

Hisse senetleri ana sözleşmede aksine bir hüküm yoksa sahiplerine eşit haklar sağlarlar. Bu tip hisse senetlerine adi hisse s enetleri denir. Bir kısım hisse senetleri ise adi hisse senetlerine göre kara katılmada, yönetim ve denetim kuruluna üye seçiminde, oy hakkında ve benzeri konularda ana sözleşmeye dayanarak sahiplerine imtiyazlı haklar tanıyabilir.

Bir anonim ortaklıkta çeşitli imtiyazlara sahip hisse senetleri bulunuyorsa bu hisse senetleri farklı grup isimleriyle adlandırılırlar (A grubu, B grubu, C grubu gibi) ve Borsa’da farklı sıralarda işlem görürler.

Hisse Senedinin Getirisi Nelerden Oluşur?

Hisse senedi sahipleri temel olarak iki tür gelir elde ederler:

  1. Kar payı (Temettü) geliri: Şirketlerin yıl sonunda elde ettikleri karın dağıtılmasından elde edilen gelirdir. Hisse senedi Borsa’da işlem gören şirketler kar dağıtıp, dağıtmamak konusunda serbesttir. Borsa şirketleri karını nakden veya temettünün sermayeye ilavesi sure tiyle hisse senedi ihraç ederek dağıtabilir. Hisse senetleri Borsa’da işlem görmeyen halka açık şirketler ise dağıtılabilir karın yarısından az olmamak üzere belirlenecek birinci temettüyü nakden dağıtmak zorundadır.
  2. Sermaye kazancı: Zaman içinde hisse senedinin değerinde meydana gelen artıştan elde edilen gelirdir.
  • Anonim şirketlerde sermaye nasıl arttırılır? Esas sermayenin artırım şekillerini ve şartlarını açıklayınız?

Lüzumu halinde, şirket sermayesi Genel Kurul kararı ile ve kanuni şekiller

içinde Ticaret Bakanlığı’ndan izin alınarak arttırılabilir. Sermaye artırımlarında, ortakların

sermaye taahhütleri T. Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerince yapılır.

Ancak sermayenin tamamı ödenmedikçe bu yolda karar alınamaz. Genel Kurul tarafından

hisse senetleri çıkarılması suretiyle sermaye arttırılmasına karar verildiği takdirde, şirket’in mevcut ortaklarının yeniden çıkarılacak hisse senetlerini satın almak hususunda

rüçhan hakları vardır. Bu rüçhan hakkını ne şekilde, hangi şartlarla ve ne kadar sürede kullanılacağına Genel Kurul karar verir.

Bedelsiz                                                                                                      Sermaye                                                Artırımı

Bedelsiz Sermaye artırımı, şirketlerin kendi iç kaynaklarını (emisyon primi, yeniden değerleme değer artışı, yedekler, iştirak ve duran varlık satış karları,      temettü)               kullanarak               yapmış               oldukları              ve     ortaklarından                          ilave               kaynak

talep               etmeden               bedelsiz               olarak             hisse              senedi              dağıttıkları             sermaye                          artırım              türüdür.

Bedelsiz Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamamakla beraber şirketlerin bedelsiz sermaye artırımına gitme nedenleri bulunmaktadır. Başlıca nedenleri emisyon primi ile iştirak ve duran varlık satış karı kalemlerinden yapılan sermaye artırımlarının şirkete sağladığı vergi avantajıdır. Bir başka neden ise şirketlerin enflasyon karşısında erimiş olan sermayeyi güncellemek amacıyla yapılmak istenmesidir.

Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılan Temettü dışındaki kaynaklar birer Özsermaye kalemi olup, esasında yapılan işlem Özsermaye kalemleri arasında tutarların yer değiştirmesinden ibarettir.Temettünün Bedelsiz Sermaye artırımında kullanılması ise şu şekilde olmaktadır; Şirketler’in Genel Kurulları dönem sonunda elde ettikleri kar’dan dağıtılabilinecek olan kısmından temettü tutarlarını belirler. Yine Şirketlerin Genel Kurulları veya Genel Kurulların yetkilendirmesi ile Yönetim Kurulları bu temettü tutarların bir kısmının veya tamamının nakit olarak değilde hisse senedi şeklinde bedelsiz olarak sermaye artırımında kullanabilir. Rüçhan                            Hakkı                                           ve                                                Bedelli                          Sermaye                                   Artırımı

Bedelli Sermaye artırımı, şirketlerin dış kaynaklardan temin etmiş oldukları yeni kaynaklar karşılığında yani bir bedel karşılığında hisse senedi dağıttıkları sermaye artırım türüdür. Ortakların Bedelli Sermaye artırımına katılma hakları da Rüçhan Hakkı olarak adlandırılmaktadır. Şirketleri Bedelli Sermaye artırımı yapmaya iten başlıca iki neden bulunmaktadır. Bunlardan ilki, şirketin faaliyet hacminin büyümesine paralel olarak sermaye ihtiyacının olması. İkincisi ise, yeni yatrırımlar neticesinde şirketlerin fon ihtiyacı içinde olması ve ihtiyaç duyulan fonların bir kısmının                 sermaye               artırımı                                       yoluyla                             temin                          edilmeye                   çalışılması.

Bedelli Sermaye artırımı şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamaktadır. Bu kaynak genellikle mevcut ortaklardan temin edilmekle beraber bazı durumlarda da mevcut ortakların Rüçhan Hakları kısıtlanarak, yeni ortaklara bu imkan primli olarak kullandırılmaktadır. Böylece yeni ortaklar Kpss ders notları ile ekonomi ve maliye konularında diğer paylaşımlar için mcivriz.com’u ziyaret edebilirsiniz.

edinebilen şirketleri bu yola iten başlıca neden daha fazla fon temin etme ihtiyacıdır. Bu yolla şirketler normalde 1.000 TRL nominal değere sahip yeni senetleri mevcut ortaklarına yine 1.000 TRL’den kullandırarak, bir senet karşılığında böylece 1.000 TRL fon temin edecekken, yeni ortaklara daha yukarı bir fiyattan senetleri satarak daha fazla fon temin etme olanağını                                                                                                    elde                                             etmektedirler.

Yukarıda bahsedildiği gibi şirketler Bedelli Sermaye artırımında genelde 1.000 TRL’lik nominal değere sahip yeni senetleri yine 1.000 TRL karşılığında mevcut ortaklarına kullandırmakla beraber, bazı zamanlar daha fazla fon ihtiyacı içinde olan şirketler daha yüksek bir fiyattan Rüçhan Hakkını mevcut ortaklarına kullandırma yoluna gitmektedir.

  • Ş.de tahvil çıkarmanın şartlarını ve şekillerini açıklayınız.

Tahviller

  1. Tarifi:

Madde 420 – Anonim şirketlerin ödünç para bulmak için itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetlerine (Tahvil) denir.

  1. Tahvil çıkarma :
  • – Şartlar :
  1. İkinci çıkarma :

Madde 421 – Çıkarılan tahvillerin bedelleri tamamen alınmadıkça ikramiyeli veya ikramiyesiz yenileri çıkarılamaz.

  1. En çok miktar :

Madde 422 – Anonim şirketlerin çıkaracakları tahviller, esas sermayenin ödenen ve tasdik olunmuş son bilânçoya göre mevcudiyeti anlaşılan miktarını aşamaz.

  1. Umumi heyet kararı:

Madde 423 – Esas mukavele, tahviller çıkarılmasına müsait bulunsa bile, bu hususta umumî heyet tarafından karar verilmesi lazımdır. Bu kararın muteber olması için 388 inci maddenin üçüncü fıkrasındaki müzakere nisabının ve son fıkrasındaki ekseriyetin vücudu şarttır.

Umumî heyetçe verilen karar, tescil ve ilan edilmedikçe infaz edilemez.

  • – Satınalma taahhütleri :
  1. Mahkemenin tasdikı :

Madde 424 -………………………………………………………….

  1. İzahname :

Madde 425 – Tahvil çıkarmak için halka müracaat etmek istiyen idare meclisi, aşağıdaki cihetleri ihtiva eden bir izahname neşrine mecburdur :

  1. Şirketin unvanı, mevzuu, merkez ve müddetini;
  2. Esas sermayenin miktarını;
  3. Esas mukavele tarihini ve bunda değişiklikler yapılmışsa

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

bunların da tarihiyle ilân edildikleri tarihleri;

  1. Şirketçe tasdik edilmiş son bilânçoya göre şirketin durumunu;
  2. Çıkarılmış ve çıkarılacak tahvillerin itibari kıymetlerinin tutarını ve bu kıymetlerin şirkete ödeme suretini ve her tahvilin itibari kıymetiyle verilecek faizinin miktarını, nama yazılı veya hâmiline ait olduğunu ve tahvillerin itfa sureti ve zamanını;
  3. Tahvil çıkarılmasına dair umumi heyet kararının tescil ve ilân tarihini;
  4. Şirketin menkul veya gayrimenkulleri, evvelce çıkarılan tahvillerden veya diğer bir sebepten dolayı rehnedilmiş veyahut teminat gösterilmişse bu cihetleri.

Bu izahnamenin tahvillerin tedavül mevkiine çıkarılmasından en az on beş gün önce neşir ve ilân edilmesi lâzımdır.

  1. Taahhüdün şekli :

Madde 426 – Tahvillerin satınalınması taahhüdü yukarıki maddede anılan izahnameyi ihtiva eden ve iki nüshadan ibaret varaka üzerine yazılıp imzalanmak suretiyle yapılır.

  • – Tahvillerin şekli :

Madde 427 – Tahvillere izahnamede zikri gereken hususlardan başka tahvillerin ana sermaye ve faizlerinin ödeme şartları ve varsa itfa plânı yazılmak lâzımdır.

Tahvillerin şirket namına imza etmeye salâhiyetli olanlardan en az ikisi tarafından imza edilmiş olması şarttır. İmza, damga veya mühür şeklinde olabileceği gibi matbu dahi olabilir.

  • – Tahvil defteri :

Madde 428 – Tahvil çıkarıldığı takdirde şirketçe nama yazılı tahvillerin kaydına mahsus bir defter tutulur.

  1. Tahvil sahiplerinin umumi heyeti :
  • – Toplantıya davet :

Madde 429 – İdare meclisi veya murakıplar, tahvil sahiplerini umumi heyet halinde icabında toplantıya davet edebilirler. Tedavülde bulunan tahvillerin bedelleri tutarının beşte birine sahip olanların talebi halinde de umumi heyeti toplantıya davete mecburdurlar. Tahvil sahiplerinin toplantıya daveti, ve toplanma talebinde bulunanların ihtiyaç halinde mahkemeden izin alma salâhiyetleri şirket umumi

heyetinin toplantıya daveti hakkındaki hükümlere tabidir.

  • – Umumi heyetin salâhiyetleri :

Madde 430 – Tahvil sahiplerinin umumi heyeti aşağıdaki hususlar hakkında müzakere yapıp karar vermek salâhiyetini haizdir :

  1. Tahvil sahiplerine ait hususi teminatın azaltılması veya kaldırılması;
  2. Faiz vâdelerinden bir veya birkaçının uzatılması, faiz miktarının indirilmesi veya ödenme şartlarının değiştirilmesi;
  3. İtfa müddetinin uzatılması ve itfa şartlarının değiştirilmesi;
  4. Tahvil sahiplerinin alacaklarına mukabil hisse senedi almalarının kabul edilmesi;
  5. Yukarıki hususların icrasına ve gayrimenkul teminatın azaltılmasına veya kaldırılmasına dair muamelelerde tahvil sahiplerini temsil etmek üzere bir veya mütaaddit temsilci tâyini.
  • – Ekseriyet :

Madde 431 – Yukarıki maddenin 1,2,3 ve 4 sayılı bentlerinde yazılı hususlara ait kararların bütün tahvil sahipleri hakkında muteber olması için tedavülde bulunan tahvillerin üçte ikisini temsil eden tahvil sahiplerinin reyi şarttır.

5 inci bentte bahsolunan temsilcinin tâyini için, mezkûr tahvillerin yarısını temsil eden tahvil sahiplerinin reyi kâfidir.

  • – Cetvel :

Madde 432 – Tahvil sahipleri umumi heyetinin toplantısından önce, idare meclisi tedavülde bulunan tahvillerin bir cetvelini yaparak tahvil sahiplerinin görebilecekleri bir yere asar.

  1. D) İdare meclisi âzalarının mesuliyeti :

Madde 433 – Bu kısımda yazılı hükümlere aykırı harekette bulunan idare meclisi âzaları, ilgilere karşı 336 ve sonraki maddeler hükümlerince mesuldürler.

  • TTKDA rekabet yasağı ve şirket türlerine göre yaptırımlarını açıklayınız?

TÜRK TİCARET KANUNU’ NA GÖRE ŞİRKET YÖNETİCİLERİNİN REKABET YASAĞI

1-                                                                                                                                                                               GİRİŞ

Rekabet yasağı hukukumuzun bir çok alanında uygulanmakta ve çeşitli sözleşmelerde yer almaktadır.3568 sayılı SMMM meslek yasasında sır saklama ve rekabet yasağı başlıklı bölümünde , borçlar kanunumuzda Haksız rekabet adlı 48.maddesinde , Türk Ticaret Kanunumuzda Haksız

rekabet                  adlı                  dördüncü                  faslında                 v.b.                  Bu                  örnekleri                   çoğaltmak                   mümkündür.

Bu yazımızda rekabet yasağı ile ilgili olarak türk ticaret kanununda belirtilen şirketlerin (Kolektif, Komandit, Anonim ve Limited şirketi) ortak ve yöneticilerinin rekabet yasağı ele alınacak ve her şirket ayrı değerlendirilerek yöneticilerin rekabet yasağı karşısındaki durumları ele alınacaktır. 2-                                                      ŞİRKET                                                                                                              TÜRLERİ

Türk                                  ticaret                                  kanununda                                   belirtilen                                  şirketler                                    şunlardır.

1-                                                                                                                                                                                                                             Kolektif                                                                                                             Şirket,

2-                                                                                                                                                                                                                             Komandit                                                                                                          Şirket,

3-                                                                                     Sermayesi                              Paylara                                  Bölünmüş                                Komandit                                       Şirket,

4-                                                                                                                                                                                                                                                     Limited                                                                                                  Şirket,

5-                                                                                     Anonim                                    Şirket                                    olarak                                   yer                                          almakatdır.

Şimdi sırası ile            bu şirketleri ele alalım ve şirket yöneticilerinin ve                             ortaklarının rekabet         yasağı karşısındaki durumlarını inceleyelim.

2.1-                                                                                                     KOLLEKTİF                                                                                                               ŞİRKET

Kollektif    şirket;    Bir     ticari işletmeyi         bir    ticaret ünvanı altında işletmek          amacıyla        gerçek     kişiler tarafından   kurulur.   Ortakların              hiçbirinin

sorumluluğu  şirket alacaklarına karşı sınırılandırılmaz.              Yani   üçüncü kişilere karşı       şirket  borçlarından dolayı      tüm mal  varlıkları     ile sorumludurular.

Rekabet yasağı: Kollektif ortaklıkta rekabet yasağı ister temsilci olsun, ister olmasın bütün ortaklar hakkında uygulanan bir kuraldır. Ancak şirket ortakları içlerinden birine veya tümüne şirketle rekabet etmesi konusunda izin verebilirler. Kolektif şirketi ortaklarından biri ortağı olduğu şirketin                      yapmış olduğu ticari faaliyetlerin benzeri bir işi diğer         ortakların izni                                    olmaksızın

yapamayacağı          gibi,    aynı             türden bir            ticari işle          uğraşan bir        ticari işletmeye            sınırsız     sorumlu             ortak olarak      giremez.

Yeni kurulacak bir ticari işletmeye ortak olacak bir kişinin, ortaklığa girmeden önce başka bir şirketin sınırsız sorumlu ortağı olduğu yeni kurulacak şirket ortakları tarafından biliniyor ve bu duruma karşı herhangi bir tavır koymuyorlarsa bu duruma izin vermiş sayılırlar. Aykırı hareket : Şirket ortakları diğer bir ortağın rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini öğrendikleri zaman aşağıda belirtilen şu yaptırımlardan

birisini                                                                                                    uygulamakta

a)                           Şirket                            yasağa                           uymayan

kendi                  namına                 yaptığı                işleri

namına yaptığı işlerden dolayı sağladığı yasağına uymayan

Şirketin                                                 feshedilmesine                                           karar

Yukarıda sayılan bu yaptırımların uygulanması, bu yasağın ihlal edildiğinin diğer ortaklar tarafından öğrenilmesinden itibaren üç ay ve işlemin yapıldığı             tarihten                                  itibaren                         bir                         yıl              içinde                   zaman                   aşımına                       uğrar.

2.2-                                                                                                                                                                                                                KOMANDİT                                                                                                          ŞİRKET

Komandit şirket; Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya bir kaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmamış olan şirket komandit şirkettir.

Rekabet yasağı: Komandit ortaklıklarda rekabet yasağı sadece komandit ortaklar için söz konusudur.Yukarıda bahsi geçen bütün uygulamalar komandit ortak için geçerlidir. Komanditer ortak rekabet yasağına uymaz ve ihlal ederse, bunu yaptırımı şirketin evrak ve defterlerini inceleme hakkını     kaybetmedir.                    Bunun                             dışında                                  her                     hangi                  bir           müeyyidesi                  yoktur.

2.3-                                                               SERMAYESİ                                   PAYLARA                                BÖLÜNMÜŞ                               KOMANDİT                                  ŞİRKET

Sermayesi paylara bölünmüş komandit; Şirket, sermayesi paylara bölünen ve ortaklarından bir veya birkaçı şirket alacaklarına karşı bir kollektif şirket,            diğerleri                           bir                       anonim                 şirket                 ortağı                     gibi               mesul               olan               şirkettir.

serbesttirler.

isteyebilir,

sayabilir,

isteyebilir,

çıkarabilir,

verebilirler.

Şirket Ortağın Üçüncü şahıslar Rekabet
ortaktan

şirket

menfaatlerin

ortağı

tazminat namına                            yapmış

şirkete bırakılmasını ortaklıktan

b)

c)

d)               e)

Rekabet                yasağı:                Kolektif               şirketin                 rekabet               yasağı              ile               ilgili                        hükümlerine            tabidir.

  • ANONİM ŞİRKET

Anonim şirket, bir unvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölünmüş olan ve borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle mesul bulunan şirkettir.                            Ortakların            mesuliyeti,      taahhüt                    etmiş                          oldukları                sermaye                    payları                  ile       mahduttur.

Rekabet yasağı: Anonim şirkette rekabet yasağı sadece yönetim kurulu üyeleri için geçerlidir. Diğer ortak için ise rekabet et meme yükümlülükleri                                                                                                                         yoktur.

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerine genel kurul tarafından izin verilebilir. Yönetim kurulu üyeleri kendisine izin verilen bu karara ilişkin oy kullanma hakkı yoktur. Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri genel kurulun onayını almadan rekabet yasağına aykırı hareket edemez. Eğer rekabet yasağına uymazsa, kolektif şirket ortaklarında bahsi geçen yaptırımlarla karşı karşıya kalır.

  • LİMİTED ŞİRKET

Limited şirket, İki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile mahdut (kamu alacaklarına karşı hisseleri oranında sınırsız) ve esas sermayesi muayyen olan şirkete limitet şirket denir. Rekabet yasağı: Limited şirketlerde rekabet yasağı müdürler için geçerlidir.Limited şirket müdürleri, diğer bir şirkete sınırsız sorumlu ortak olarak giremeyeceği gibi, komanditer ortak veya bir limited şirkete üye dahi olamaz. Rekabet yasağına       uymamanın              karşılığı                kollekif     şirket’te                              anlattığımız            yaptırımlardır.

  • SONUÇ

Türk ticaret kanununda belirtilen şirketlerden, şahıs şirketinin sınırsız sorumlu ortaklarının, sermaye şirketlerinden Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ve limited şirket müdürlerinin rekabet yasağına uyma zorunlulukları vardır. Bu yönetici ve ortaklar, ortağı olduğu şirketin faaliyeti ile iştigal eden bir başka şirkete sınırsız sorumlu ortak olarak giremezler.                                                                                                                                                      Ancak bu                                                                                                                                                                             kesin

bir hüküm değildir. Ortağı olduğu şirketin ortağı veya ortakları ile genel kurullarının                                       izin vermesi ile                                                                                                                                                             bu yasağa                                                                                                                                                             uymayabilirler.

Eğer bir ortak izin almadan rekabet yasağına uymazsa, diğer ortaklar rekabet yasağına uymayan ortaktan tazminat isteyeceği gibi,yaptığı işin şirket         adına                                               yapılmış                                              gibi                                                sayabiliriler.

Hatta rekabet yasağına uymayan ortağı ortaklıktan çıkarabilecekleri gibi, şirketin tasfiyesini de isteyebilirler.

  • TTK’da A.Ş.de yedek akçe ayrılmasını açıklayınız ve gizli yedek akçeyi tanımlayınız.____________________

Karın dağıtılmayan kısmıdır.bilançonun pasifinde yer alır.kanun ve esas sözleşme dışında genel kurul çeşitli amaçlarla açık veya gizli yedek akçe yarılmasına karar verebilir.

  • Kanuni Yedek Akçe

Türk Ticaret Kanununun 466’ncı maddesi uyarınca, her yıl safi karın yirmide birinin ödenmiş sermayenin beşte birini buluncaya kadar umumi yedek akçe olarak ayrılması mecburidir.

Ayrılan yedek akçe kanunda belirlenen sınıra ulaşsa bile bu akçeye aşağıdaki paralar eklenir:

a-) Hisse senetlerinin çıkarılmasında, çıkarma masrafları indirildikten sonra, itibari kıymetten                          fazla olarak elde                                                                                                                                                 edilen hasılatın itfalara                                                                                                                                                                     veya

yardım ve hayır işlerine sarf edilmiyen kısmı; ( emisyon primi )

b-) İptal edilen hisse senetlerinin bedellerine mahsuben yapılan ödemelerin, bunların yerine çıkarılan senetlerden elde edilen hasılat noksanı kapatıldıktan sonra, artan kısmı;

c-) Safi kardan, birinci fıkrada yazılı yedek akçeden başka pay sahipleri için % 5 kar payı ayrıldıktan sonra, pay sahipleriyle kara iştirak eden diğer kimselere dağıtılması kararlaştırılmış olan kısmın onda biri.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

Kanuni yedek akçe esas sermayenin ( ödenmiş sermaye değil ) yarısını geçmedikçe, sadece zararların kapatılmasına yahut işlerin iyi gitmediği zamanlarda işletmeyi idameye, işsizliğin önüne geçmeye veya neticelerini hafifletmeye elverişli tedbirler alınması için sarf olunabilir.

Özel kanunlara tabi olan anonim şirketlerin yedek akçeleri                                                için  tabi olduğu          özel kanun hükümleri                                                                                                               uygulanır.

  • – İhtiyari                                                      Yedek                                                       Akçe

Türk Ticaret Kanununun 467’nci maddesi uyarınca esas sözleşmeye, yedek akçenin safi karın yirmide birinden fazla bir meblağ olarak ayrılacağı ve yedek akçenin ödenmiş sermayenin beşte birini aşabileceği hakkında hüküm konabilir.

Kanuni sınırı aşan sözkonusu tutarlar ihtiyari yedek akçe olarak tanımlanmaktadır. İhtiyari yedek akçelerin kullanımı ile ilg ili olarak kanunda belirleme yapılmamıştır. Şirket, zararlarını kanuni yedek akçe yerine              ihtiyari yedek akçelerden karşılayarak kapatabilir.

  • Olağanüstü Yedek Akçe

Hem kanunda hem de sözleşmede öngörülmeyen bir yedek akçe türüdür. Genel kurul kararı doğrultusunda ayrılır ve üzerinde serbestçe tasarruf edilebilir.

  • Gizli Yedek Akçe

TTK 458 uyarınca şirket işlerinin devamlı gelişimini veya mümkün mertebe istikrarlı kar dağıtımını temin etmek için gerekli ve faydalı olduğu takdirde aktiflerin bilanço günündeki kıymetlerinden daha aşağı bir kıymetler bilançoya konması şeklinde ayrılan akçelerdir. Yönetim kurulu gizli yedek akçe kullandığı yerler hakkında denetçilere bilgi vermekle yükümlüdür.

  • Kollektif şirketin sona erme nedenlerini açıklayınız.

Kollektif                                                                    Şirketin                                                                    Sona           Ermesi

Sona                                                                                                            erme                                                      halleri;

  1. İflas eden                  bir               kollektif                  şirket,             iflasın                 ilanı        üzerine                  sona
  2. Şirket sermayesinin tamamı veya üçte ikisi zayi olup da tamamlanmasına veya geri kalan kısmı ile yetinilmeye ortaklarca karar verilmemiş

olması                                     halinde,                                   şirket                                    kendiliğinden                       sona                                                   erer.

  1. Şirket diğer                         bir                         şirketle                          birleşirse   sona
  2. Ortaklardan birinin iflas etmesi şirketin sona ermesine sebep olur. Şu kadar ki; diğer ortaklar, müflis ortağı şirketten çıkararak onun payını

iflas                 masasına             ödemeleri                halinde,                şirket                 diğer              ortaklar        arasında                       devam                 eder.

  1. Tayin edilen             sürenin                sona                 ermesi             ile              şirket                  kendiliğinden    sona
  2. Şirket anasözleşmesinde               yazılı              gayenin               elde            edilmesi               ile                  şirket                         sona
  3. Anasözleşmede yazılı                    gayenin                      elde                    edilmesinin                       imkansız                               olması,
  4. Ortaklardan birinin          ölümü,
  5. Ortaklardan birinin              kısıtlanması              hali           de               sone             erme           sebebi                  olarak                    sayılabilir.
  6. Şirket bütün                        ortakların                  kabul                 etmeleri          halinde                                  de                           sona

Sone erme sebeplerinden herhangi birinin meydana gelmesi halinde şirket hemen sona ermez. Yeni bir dönem başlar. Bu dönemde :

Şirketin sona ermesinin tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Şirket anasözleşmesinde belirtilen amaç ve konu tasfiye gayesine dönüşür.

Şirket tüzel kişiliğinin ehliyeti, tasfiye gayesiyle sınırlı olur.

Ticaret unvanı “Tasfiye Halinde……………………………. ” kelimeleri eklenerek kullanılabilir.

Tasfiye halindeki şirketin temsili tasfiye memurları marifetiyle yürütülür.

Sone erme keyfiyeti usulen tescil ve ilan edilmemiş ise, bütün ortakların üçüncü kişilere karşı sorumlulukları sınırsız olarak devam eder.

  1. Tasfiye Tasfiyenin amacı, şirketin devamı sırasında başlanmış olan ve henüz sonuçlandırılmamış olan iş ve ilişkileri tamamlamak, şirketin borç ve taahhütlerini ifa, alacaklarını tahsil ve mevcut mallarını paraya çevirmek suretiyle yapmak v e elde edilen safi mevcudu ortaklara dağıtmaktır.

Kollektif                                      şirketler                                   iki                                     şekilde                              tasfiye                                                edilebilir.

  1. İflas Hükümlerine                                                Göre                                                   Tasfiye

Şirket ortaklar veya alacaklılar tarafından yapılan talep üzerine, mahkemece verilen iflas kararı üzerine tasfiye İİK. hükümlerine göre alacaklıların temsilcileri tarafından yapılır. Bu şekilde tasfiyeye, şirket aktifinin borçlarını karşılamadığı durumlarda başvurulur.

  1. Ticaret Kanunu                                    Hükümlerine                            Göre                                      Tasfiye

Bu şekilde tasfiyede tasfiye memurları ortakların temsilcileridir. Şirket aktifi borçlarını -karşılamaya yeterlidir. Tasfiye edilmekte olan bir şirketin iflası istenebilir. İflasla birlikte ortakların temsilcisi olan tasfiye memurları değişir ve alacaklıların temsilcileri tasfiye memuru seçilir.

  • TTK hükümlerine göre limitet şirketin kuruluşunu anlatınız.

Limited Şirket İşlemleri

Limited şirket iki veya daha fazla hakiki veya hükmi şahıs tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulup, ortaklarının mesuliyeti, koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayesi muayyen olan ortaklıktır. (TTK.503) Bu tanımlamadan limited şirketlerin esas itibariyle anonim şirkete benzediği görülür. Genel olarak anonim şirketlere ait hükümler limited şirketlere de uygulanır. Limited şirketler anonim şirketlerden farklı olarak sigortacılık ve Bankacılık yapamazlar. Limited şirketler hisse senedi ve tahvil çıkaramazlar.

Ortakların sayısı ikiden az ve elliden çok olamaz. (TTK 504)

Limited şirketlerin sermayeleri 5 BİN YTL’den aşağı olamaz. Ortakların koyacakları sermayenin en az 25 veya bunların katları şeklinde olması zorunludur. Ortak sayısı 20 den fazla olan limited şirketlerde bir veya birden fazla denetçi bulunur. Anonim şirketlerin umumi heyet toplantılarına ait hükümler ortak sayısı (20) den fazla olan limited şirketlerin ortaklar kurulu toplantıları hakkında da tatbik edilir.

  • TTK hükümlerine göre kolektif şirket ortaklarının şirkete sermaye koyma borcunun konusunu, ifasını ve ifa edilmemesinin sonuçlarını açıklayınız._________________________________________________________

Kollektif şirket, pek yaygın olmayan bir şirket türüdür. Ortakların kişisel emek ve gayretlerinin önem kazandığı ticari işletmeler bakımından düşünülebilecek bir türdür. Bununla birlikte şirkete ortak olan kişilerin, şirketin borçlarından ötürü tüm malvarlıkları ile sorumlu olmaları, sınırlı sorumluluğun hakim olduğu limited ve anonim şirketlere karşı kollektif şirketlerin en zayıf noktasını teşkil etmektedir. Benzer ihtiyaçlara cevap veren kollektif ve limited şirketlerin kurulma oranlarına bakıldığında, kollektif şirketin ticaret hayatında tercih edilmeyen bir tür olduğu sonucuna varılmaktadır. Gerçekten de, Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2007 yılı Ekim ayı verilerine bakıldığında kurulan 4126 ş irketin sadece 1 tanesinin kollektif, buna karşın 3666 tanesinin limited şirket olduğu görülmektedir [1]

Kollektif şirket, özellikle küçük ve orta çapta perakende, yarı toptancı ticaret işletmeleri ile, orta çapta işletmeler için uygundur. Asgari bir sermaye koyma zorunluluğu da yoktur. Kollektif şirket ortakları birbirine güveni olan kimseler arasında kurulur. İşletme masrafı serm aye şirketlerine kıyasla oldukça düşüktür. Vergi açısından da kurumlar vergisine değil, gelir vergisine tabidir.

Yapıları komandit şirketlere benzemekle birlikte, kollektif şirketlerde yalnız gerçek kişiler hissedar olabilir. Asgari sermaye gereksinimi olmayıp hissedarların sorumluluğu hisseleri oranında sınırlıdır. Hissedarların sorumluluk ve yükümlülükleri Şirket Kuruluş Sözleşmesi ile belirlenir.

Kolektif şirketin sermaye türü değişir sermayelidir. Yani TTKda güvence teşkil edecek asgari bir sermaye miktarı yoktur. Çünkü şirket ortakları sınırsız sorumlu nitelik taşımaktadır. Sınırsız sorumluluk dolayısıyla şirkete para, mal, alacak veya emek de getirilebilir. TTK 155. maddesi uyarınca sermaye olarak getirilecek şeyler şirket sözleşmesinde açıkça belirtilmelidir. Sermaye koyma borcu yeri ne getirilmezse ;

  • Şirket ifayı talep edebilir. Eğer mal söz konusu ise gecikme tazminatı, para söz konusu ise gecikme faizi istenebilir.
  • Haklı bir sebep sayılacağı için ortak ortaklıktan çıkarılabilir.
  • Haklı bir sebep sayılacağı için şirketin feshi istenebilir.
  • TTK ya göre kolektif şirketin kuruluşunu anlatınız.

T.T.K.’nun 153. maddesine göre kollektif şirket “ticari bir işletmeyi bir ticaret ünvanı adı altında işletmek amacıyla gerçek kişiler tarafından kurulan ve ortaklardan hiç birinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlandırılmamış olan” şirkettir. O                                                                      halde                                                                       kollektif              şirket:

  • İktisadi ve kâr amaçlı kurulan ticari bir işletmedir. (TTK 11) Bu özelliği,şirketin tacir olması sonucunu doğurur, özel kurallar içinde

çalışması                                                                yükümlülüğü                                                               altına        sokar.

  • Bir ticaret ünvanı vardır. Ticaret ünvanı uygun seçilmiş olmalı, ahlâk ve âdâba aykırı, kamuoyu tedirgin edici nitelikte olmamalıdır. T.T.K.’nun
  1. maddesine göre “……….. ticaret ünvanı, bütün ortakların veya hiç olmazsa ortaklardan birinin adı ve soyadıyla ve türünü gösterecek bir ibareyi”

içermelidir.

  • Gerçek kişiler tarafından kurulabilir. Kamu düzenini ilgilendiren bu ilke, kollektif şirketi diğer şirket     türlerinden ayıran en önemli                                                                                  özelliktir.
  • Ortakların sorumluluğu, sınırsız sorumluluktur. T.T.K. 178. maddesinde düzenlenen bu      sorumluluk,     müteselsil bir sorumluluktur.                                                                                  Ortaklar,

şirkete girişinden önceki şirket borçlarından aynı derecede sorumlu oldukları gibi, bu kurallara aykırı sözleşmeye konan hükümler, üçüncü kişiler yönünden geçerli ve bağlayıcı değildir.

Kolektif şirketin konusu:

Sadece ticari işletme işletmek amacıyla kurulabilir.

Kolektif şirketin ticaret ünvanı:

Bütün ortakların ya da ortkalardan en az birinin ad ve soyadı ile ortada şirket münasebeti bulunduğu                        ve şirketin kolektif olduğunu                                                                                                                                                                                 gösteren

ibareden oluşur. Örnek, Meriç Kare ve Ortakları Kolektif Şirketi.

Kolektif Şirketin Sermayesi:

Kolektif şirketin sermaye türü değişir sermayelidir. Yani TTKda güvence teşkil edecek asgari bir sermaye miktarı yoktur. Çünkü şirket ortakları sınırsız sorumlu nitelik taşımaktadır. Sınırsız sorumluluk dolayısıyla şirkete para, mal, alacak veya emek de getirilebilir. TTK 155. maddesi uyarınca sermaye olarak getirilecek şeyler şirket sözleşmesinde açıkça belirtilmelidir.

Kolektif Şirket Sözleşmesi:

Kolektif şirket sözleşmesi yazılı şekle tabidir ve sözleşmedeki imzaların noterde tasdiki şarttır.

Birleşme ve devir, şirketler arasında ekonomik gelişmelerin ortaya çıkardığı bir büyüme şeklidir. Genel işletme literatüründe işletmelerin büyümesi içsel ve dışsal büyüme şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutulur. Bu ayrım kapsamında birleşme ve devrin tipik bir dışsal büyüme şekli olduğu kabul edilir.

Dışsal büyümede (birleşme ve devir), daha önce birbirinden bağımsız olarak faaliyette bulunan iki veya daha çok sayıda ticari işletme bağımsızlıklarını kısmen ya da tamamen kaybetmek suretiyle biraraya gelmektedir. Bu bir araya gelmenin sonucu olarak, yeni bir ticari işletme ortaya çıkmaktadır.

İşletmeleri bu şekilde birleşmeye iten en önemli neden, birleşmenin ortaya çıkaracağı sinerji etkisidir. Birleşme sonucu, birleşen işletmelerin bağımsız oldukları duruma göre daha karlı hale geçmesi sinerji etkisinin bir sonucudur. Şirket birleşmelerinin nedenleri arasında sayılan önemli bir faktör de ölçek ekonomileridir. Minimum ölçek ekonomisinde çalışamayan işletmeler birleşmek suretiyle birim maliyetlerini azaltırlar. Vergi yasaları, muhasebe kuralları, sermaye piyasası kuralları, makro ekonomik gelişmeler de birleşme kararlarının alınmasında belirgin rol oyn arlar. Gelişmiş ekonomilerde yapılan bir araştırma sonucuna göre işletmelerin birleşme kararı almasının nedenleri önem sırasına göre aşağıdaki gibidir. (Ayrıntılı bilgi için bkz: E.Coşkun, Şirket Birleşmeleri, A.Ü. S.B.F. Yüksek Lisans Çalışması, 1997)

En Önemli Nedenler;

hızlı

avantajlarından

Yukarıda sayılan nedenlerden ötürü şirket birleşmelerinin önemi günümüzde giderek artmaktadır. Ülkeler, mevzuatlarında birleşmeye özel olarak yervermekte ve birleşmeyi teşvik edici düzenlemeler getirmektedirler. Türkiye’ de de birleşme, Türk Ticaret Kanununda ve Vergi Kanunlarında yerini almıştır. Aşağıda birinci kısımda, TTK’ da ve vergi kanunlarında birleşmenin nasıl tanımlandığına değinilecek ikinci kısımda ise birleşme ve devir durumunda vergileme esasları ele alınacaktır.

1.Türkiye Mevzuatında Durum 1.1. Birleşme

Daha

Tekelci                                                                        bir

Orta Derecede Önemli Nedenler;

Çeşitlendirme                                                                   yoluyla

Ürün                                              programı

Hisse                                              senedinin

Pazar

Ölçek

Az Önemli Nedenler;

Coğrafik

Teknik                                                    bilgi

İşletmelerin                                                  güç

İşletmelerin                                                                 atıl

Vergi

büyüme

oluşturma

dağıtma

gensoruişletme

yükseltme

artıma

yararlanma

gensoruişleme

alınması

arttırma

değerlendirme

yararlanma

güç
risk
geliştirme

piyasa

payını

ekonomilerinden

olarak

uzmanlığının

ve

ve

değerini

satın

prestijini

fonlarını
354 TTK hükümlerine göre ticaret şirketlerinin birleşme ve tür değiştirmelerine ilişkin esasları anlatınız.

  • TTK’ ya Göre Birleşme;

Türk Ticaret Kanununa göre birleşme (Madde 146), iki veya daha fazla ticaret şirketinin birbiriyle birleşerek yeni bir ticaret şirketi kurmalarından (füzyon) veya bir yahut daha fazla ticaret şirketinin mevcut diğer bir ticaret şirketine iltihak etmesinden ibarettir (devir).

TTK’ daki bu tanıma göre; birleşme için, ya iki/ikiden fazla sayıda şirket birleşerek yeni bir şirket oluşturmalıdır ya da bir şirket başka bir şirkete bütün aktif ve pasifiyle katılarak infisah edip katıldığı şirketin içinde erimelidir.

Türk Ticaret Kanununda birleşme, tasfiyesiz infisahtır. TTK’ nın Tasfiyesiz İnfisah başlığını taşıyan 451-454. maddelerinde birleşmenin ancak yeni şirket kurulması ya da devralma şeklinde olacağı belirtilmiştir. Diğer bir deyişle devir ve yeni şirket kurulması bir birleşme çeşididir. Oysa Kurumlar Vergisi Kanununda birleşme ve devir ayrı ayrı ele alınmıştır. KVK’ ya göre devir, kanunda belirtilen özel koşulların varlığı halinde özel bir birleşme şeklidir.

TTK’ ya göre birleşeme yalnız aynı nev’iden şirketler arasında gerçekleşebilir. Birleşme bakımından ise kollektif ile komandit şirketler ve anonim ile sermayesi paylara bölünmüş şirketler aynı nev’ iden sayılır. Birleşme için” biraraya gelen şirketler sözleşmelerinin değiştirilmesinde ayrı ayrı karar almalıdır ve bu alınan kararları tescil ve ilan ettirmelidir.

  • TTK’ ya Göre Birleşmenin İlke ve Koşulları;
  • Malvarlığı bütünüyle

Birleşen şirket, malvarlığının tümünü birleşilen şirkete devretmelidir. Bu aslında tamamlayıcı bir kuraldır.Birleşme sözleşme sinde iki taraf anlaşarak bazı unsurların birleşme dışında bırakılmasını kararlaştırabilir.

  • Malvarlığını devreden                        şirket                        birleşme                      ile     infisah

Birleşme işleminin hukuki bir sonucu olarak birleşen şirket veya şirketlerin, mal varlıklarını devrettikten sonra hukuki varlıklarının sona ermesi gerekir. Şirketin malvarlığını devretmesi karşılığında devralınan hisseler ortaklara intikal etmeyip şirket varlığında (aktifte) muhafaza edildiği ve bu sebeple şirketin hukuki varlığının sona ermediği hallerde, birleşmeden sözedilemez.

  • Karşı edim                               yeni                              şirketin                      payları                               olmalıdır.

Birleşme dolayısıyla ortadan kalkan şirketin mal varlığının karşılığını, yeni şirketin payları oluşturmalıdır. Malvarlığı karşılığında nakdi ödeme yapıldığı durumlarda birleşme değil, satınalma sözkonusu olacaktır.

  • KVK’ ya Göre Birleşme;

Kurumlar Vergisi Kanunu madde 36′ ya göre; bir ya da birkaç kurumun diğer bir kurumla birleşmesi, birleşme sebebiyle infisah eden kurumlar bakımından tasfiye hükmündedir. Ancak birleşmede tasfiye karı yerine birleşme karı hesaplanarak vergiye matrah olur.

KVK’ daki bu düzenleme ile TTK’ daki düzenleme arasındaki temel fark şudur: TTK’ da birleşme, tasfiyesiz infisahtır.Oysa KVK’ da birleşme, infisah eden kurumlar açısından tasfiye hükmündedir. Ancak bu durumda tasfiye karı değil, birleşme karı vergilemeye esas alınır.

  • Devir
  • TTK’ ya Göre Devir;

TTK madde 146 da yerverilen ve yukarıda bizim de belirttiğimiz birleşme tanımı dikkatlice incelendiğinde, TTK’ ya göre devrin bir birleşme çeşidi olarak kabul edildiği göze çarpacaktır. Kısacası TTK’ da devir bir birleşme çeşididir.

  • KVK’ ya Göre Devir;

Kurumlar Vergisi Kanunu madde 37 ise katılma şeklinde olan birleşmeleri devir olarak tanımlamıştır. KVK’ ya göre devir, koşulları kanunda belirtilen özel bir birleşme şeklidir. Bu koşullar;

-Birleşme sonucunda infisah eden kurum ile birleşilen kurumun kanuni veya iş merkezleri Türkiye’ de bulunacaktır. (Her iki kurum da tam mükellef olacaktır.) (Kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye dışında bulunan bir kurumun tam mükellefiyete tabi diğe r bir kuruma iltihak durumunda devir hükümleri değil,birleşme hükümleri uygulanacaktır. )

-Münfesih kurumun devir tarihindeki bilanço değerlerini birleşilen (devralan) kurum, kül halinde devralacak ve aynen bilançosuna geçirecektir. Kpss ders notları ile ekonomi ve maliye konularında diğer paylaşımlar için mcivriz.com’u ziyaret edebilirsiniz.

Kurumlar Vergisi Kanunu yukarıda belirtilen iki koşulun sağlanması ile meydana gelen birleşmeleri devir olarak kabul etmiştir.

1.3 Nev’i Değiştirme

Nev’ i değiştirme, şirketin bir hukuki biçimden diğer bir hukuki biçime çevrilmesi şeklinde tanımlanabilir. KVK madde 37′ nin son fıkrasına göre nev’ i değiştirme de devir hükmündedir.

  • Birleşme İşlemleri

Hangi birleşme şekli olursa olsun bununla ilgili gerekli işlemler bazı farklılıklar dışında aynı şekilde yürütülür. Yapılması gereken işlemler şöyle sıralanabilir.

Birleşen ve birleşilen şirketlerin yöneticileri birleşmenin esasları konusunda mutabakata varırlar ve bir birleşme sözleşmesi taslağı hazırlanır. İlgili şirketlerin genel kurulları toplanarak birleşme konusu görüşülür, birleşme şartları ve esasları belirlenerek bu konuda kararlar alınır. Genel kurulların birleşme konusunda olusorumlu kararlar vermeleri halinde birleşen şirketlerin yöneticileri şirketlerin özvarlıklarının tespiti için yetkili mahkemeye başvururlar. Mahkeme bilirkişi vasıtasıyla bu tespiti yaptırırken, bilirkişinin her iki şirketin özvarlıklarını, değiştirme birimini ve birleşilen şirketin yapacağı sermaye arttırımı tutarını, birleşmede bir sakınca olup olmadığının belirlenmesini ister. Mahkemeye müştereken yapılacak müracaatta değişim esaslarını içeren birleşme sözleşmesi taslağı ile anasözleşmenin sermaye artırım maddesine ilişkin tadil metni örneği                                                          de                                                                   dilekçeye             eklenir.

Bilirkişi raporunu mahkeme kararı alındıktan sonra birleşen şirketlerin yönetim kurulları, genel kurullardan çıkan karar ve verilen direktifler doğrultusunda ve bilirkişi raporundaki görüşleri de dikkate alarak kesin birleşme sözleşmesini düzenlerler. Birleşen şirketlerin genel kurulları gerek birleşme sözleşmesini onaylamak gerekse devralan şirket genel kurulu sermaye artırımı ve anasözleşme değişikliğini; katılan şirket ise tasfiyesiz infisahı ayrıca karara bağlamak üzere toplanır. Birleşme sözleşmesi ve bilançoların onaylanması, sermaye artırımı, birleşme, katılma ve tasfiyesiz infisah kararları genel kurullarda onaylanarak karara bağlanır. Genel kurullarda verilen bu kararlar her şirketin kendi ticaret siciline tescil ettirilir. Devralan şirket sermaye artırımı yapacağı için eski sermayesinin ödendiğine ilişkin YMM veya SMMM raporu düzenletilir. Birleşme sözleşmesinin onayı ve sermaye artırımı için Sanayi ve Ticaret Bakanlığından (veya devralan şirketin merkezinin bulunduğu ilin Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünden) önizin alınır. Katılan şirket de aynı dilekçeyi imzalamak zorundadır. Bakanlık verilen belgeleri inceleyerek birleşme konusunda kanunen yapılması gereken işlemlerin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığını kontrol ettikten sonra sermaye artırımına ilişkin değişiklik tasarısını tasdik ederek şirkete iade eder. Bakanlıktan izin alındıktan sonra devralan şirketin genel kurulu toplantıya çağrılır ve sermaye artırımına ilişkin anasözleşme değişikliği karara bağlanır.

Karar safhasından sonra Ticaret Siciline başvurularak sermaye artırımını da içeren birleşme olayı tescil ve ilan ettirilir. Birleşme                 kararının                  ilanından                 itibaren                üç                ay                sonra        hüküm                              ifade                              eder.

  • Sermaye ve şahıs şirketlerini karşılaştırınız.
Şahıs Şirketleri Sermaye Şirketleri
1- Ortakları gerçek kişilerden oluşur. (Komandit şirkette komanditer ortak 1-Ortaklar gerçek veya tüzel kişi olabilir.

dışında)
2- Ortaklar üçüncü kişilere karşı şirketin borçlarından dolayı sınırsız olarak ve tüm mal varlıklarıyla sorumludurlar. (Komandit şirkette komanditer ortak dışında) 2-Ortakların sorumluluğu sadece şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlandırılmıştır.
3-Şirketin kuruluşu için gerekli en az sermaye miktarı kanunla belirlenmemiştir. Ancak sermayenin faaliyet konusu ile uyusorumlu olması koşulu aranmaktadır. 3-Sermaye şirketlerinden anonim şirket ile limited şirketin kuruluşu için gerekli en az sermaye miktarı Türk Ticaret Kanununda belirlenmiştir.(Halen, AŞ. için 5 Milyar, Ltd. için 500 milyon TL.)
4-Kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulabilir. (Komandit şirkette komanditer ortak dışında) 4-Kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulamaz.
5-Şirket sözleşmesi ancak ortakların oy birliği ile değiştirilebilir. 5-Şirket sözleşmesi oy çokluğu ile değiştirilebilir.
6-Ortaklardan birinin ölümü, iflası ya da hacir altına alınması şirketin sona erme nedenidir. 6-Ortağın ölümü, iflası ya da hacir altına alınması şirketin sona ermesini gerektirmez.
7-Yalnız ticari işletmeyi işletmek amacıyla kurulabilirler. 7-Her türlü iktisadi amaç için kurulabilirler.
8-Sermayesi paylara bölünmemiştir. 8-Sermayesi paylara bölünmüştür.
9-Her ortağın yönetim, temsil ve denetim hakkı vardır. 9-Yönetim, temsil ve denetim yetkileri şirketin belirli organlarına aittir.
10-Her ortağın eşit oy hakkı vardır. 10-Oy hakkı, ortağın şirketteki sermaye payı ile orantılıdır.
11-Ortaklığın devri güçtür. 11-Pay sahipliğinin devri kolaylaştırılmıştır.
12-Yalnızca tescil ve ilanla kurulurlar. 12-Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın izni alındıktan sonra tescil ve ilanla kurulurlar(sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket dışında).
13-Şirket vergi mükellefi değildir. Şirketin ortakları gelir vergisi mükellefi olurlar. 13-Şirket kurumlar vergisi mükellefidir.
14-Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca yedek akçe ayırmak zorunluluğu yoktur. 14- Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca yedek akçe ayırmak zorunludur. (Sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket dışında)

az

15-Ticaret ünvanında otaklardan en birinin adının yer alması zorunludur.

15- Ticaret ünvanında ortaklardan herhangi birinin adının yer alması zorunlu değildir.

  • TTK hükümlerine göre kollektif ve adi komandit şirketlerde ortakların şirketle rekabet yasağına ilişkin esasları anlatınız.

KOLLEKTİF                                                                                                                                                                ŞİRKET

Kollektif şirket; Bir ticari işletmeyi bir ticaret ünvanı altında işletmek amacıyla gerçek kişiler tarafından kurulur. Ortakların hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklarına karşı sınırılandırılmaz. Yani üçüncü kişilere karşı şirket borçlarından dolayı tüm mal varlıkları ile sorumludurular. Rekabet yasağı: Kollektif ortaklıkta rekabet yasağı ister temsilci olsun, ister olmasın bütün ortaklar hakkında uygulanan bir kuraldır. Ancak şirket ortakları içlerinden birine veya tümüne şirketle rekabet etmesi konusunda izin verebilirler. Kolektif şirketi ortaklarından biri ortağı olduğu şirketin yapmış olduğu ticari faaliyetlerin benzeri bir işi diğer ortakların izni olmaksızın yapamayacağı gibi, aynı türden bir ticari işle uğraşan bir ticari işletmeye sınırsız sorumlu ortak olarak giremez. Yeni kurulacak bir ticari işletmeye ortak olacak bir kişinin, ortaklığa girmeden önce başka bir şirketin sınırsız sorumlu ortağı olduğu yeni kurulacak şirket ortakları tarafından biliniyor ve bu duruma karşı herhangi bir tavır koymuyorlarsa bu duruma izin vermiş sayılırlar. Aykırı hareket : Şirket ortakları diğer bir ortağın rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini öğrendikleri zaman aşağıda belirtilen şu yaptırımlardan birisini                                        uygulamakta                                                                                                        serbesttirler.

  1. Şirket yasağa                            uymayan                          ortaktan                tazminat                             isteyebilir,
  2. Ortağın kendi                namına                yaptığı                 işleri                 şirket              namına                   yapmış             sayabilir,
  3. Üçüncü şahıslar namına yaptığı işlerden dolayı sağladığı menfaatlerin şirkete bırakılmasını isteyebilir,
  4. Rekabet yasağına                          uymayan                           ortağı             ortaklıktan                             çıkarabilir,
  5. Şirketin feshedilmesine                                             karar

Yukarıda sayılan bu yaptırımların uygulanması, bu yasağın ihlal edildiğinin diğer ortaklar tarafından öğrenilmesinden itibaren üç ay ve işlemin yapıldığı               tarihten            itibaren                  bir                          yıl                    içinde                                 zaman                       aşımına               uğrar.

KOMANDİT                                                                                                                                                              ŞİRKET

Komandit şirket; Ticari bir işletmeyi bir ticaret unvanı altında işletmek amacıyla kurulan ve şirket alacaklılarına karşı ortaklardan bir veya bir kaçının sorumluluğu sınırlandırılmamış ve diğer ortak veya ortakların sorumluluğu belirli bir sermaye ile sınırlandırılmamış olan şirket komandit şirkettir.

Rekabet yasağı: Komandit ortaklıklarda rekabet yasağı sadece komandit ortaklar için söz konusudur.Yukarıda bahsi geçen bütün uygulamalar komandit ortak için geçerlidir. Komanditer ortak rekabet yasağına uymaz ve ihlal ederse, bunu yaptırımı şirketin evrak ve defterlerini inceleme hakkını kaybetmedir. Bunun dışında her hangi bir müeyyidesi yoktur.

  • Ticaret şirketlerine neler sermaye olarak getirilebilir? Sermaye koyma taahhüdü yerine getirilmemesinin sonuçları nelerdir?

Kanunda aksine hüküm olmadıkça ticaret şirketlerine sermaye olarak:

  1. Para, alacak, kıymetli evrak ve menkul şeyler;
  2. İmtiyaz ve ihtira beratları ve alâmeti farika ruhsatnameleri gibi sınai haklar;

  1. Her nevi gayrimenkuller;
  2. Menkul ve gayrimenkullerin faydalanma ve kullanma hakları;
  3. Şahsi emek;
  4. Ticari itibar;
  5. Ticari işletmeler;
  6. Telif hakları, maden ruhsatnameleri gibi iktisadi değeri olan sair haklar konabilir Anonim ve limited şirketlerde kişisel emek ve ticari itibar sermaye olarak konulamaz.

Anonim ve limited şirketlerde, sermaye koyma borcunun yerine getirilmesi ortakların en önde gelen borçlarından birini oluşturmaktadır. Hatta bu şirketlerde sermaye koyma borcunun ortakların asli borcu olduğu da söylenebilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 269. maddesinin ikinci fıkrasına göre, bu borç, pay sahibinin taahhüt ettiği sermaye miktarı kadardır.

Türk Ticaret Kanunu, gerek anonim şirketlerde gerekse limited şirketlerde sermaye koyma borcunun yerine getirilmemesi olasılığına karşı birtakım yaptırımlar öngörmüş bulunmaktadır.

Anonim şirketler açısından, Türk Ticaret Kanunu’nun 407. maddesine göre, belirtilen tarihte sermaye taahhüdünü yerine getirme yen ortak, ayrıca bir ihtara gerek olmaksızın mütemerrit duruma düşer ve temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Ayrıca ödenen temerrüt faizinin şirketin zararını karşılamaması durumunda, ortak kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, bu zararı da ödemekle yükümlüdür.

Ortağın sermaye koyma borcunu yerine getirmemesi halinde, şirket ya mütemerrit ortağa karşı icra takibinde bulunabilir veya sermaye borcu ile birlikte temerrüt faizinin de tahsili yoluna gidebilir. Sermaye taahhüdünün yerine getirilmemesi durumunda şirketin başvurabileceği ikinci yol, “iskat” işlemine başvurmaktır.

Limited şirketlerde ortaklıktan çıkarma işleminden önce ilgili ortağa, noter aracılığı ile 15 günden aşağı olmamak üzere tayin edilecek sürelerle iki kez ödeme yapmadığı takdirde ortaklıktan çıkarılacağının ihtar edilmesi gerekir (TTK Md. 529/II). Bu 15 günlük sürenin başlangıcı ihtarın ortağa ulaştığı gündür.

Bu ihtarlara rağmen, sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak, ortaklar kurulunun esas sermayenin en az yarısından fazlasını t emsil eden çoğunluğunun alacağı kararla şirketten çıkarılabilir.

  • TTK hükümlerine göre anonim ve limitet şirket arasındaki farklar nelerdir?

Türk Hukukunda çeşitli şirket türleri olmasına rağmen uygulamada en çok rastlanan şirket türleri limited ve anonim şirketlerdir. Bu şirketler arasındaki sermaye miktarı, ortak sayısı, ortakların durumu, yönetimleri, genel kurulları, denetimleri konularındaki farkların bilinmesi yatırımcılara yol gösterecektir. Böylelikle yapılacak yatırımın amacına en uygun şirket türü seçilebilecektir.

Aslında iki şirket türünün kanundaki tanımıyla işe başlamak en doğrusu olacaktır. Anonim şirket,bir unvana sahip esas sermayesi belir li ve paylara bölünmüş olan- bu payları temsil edecek şekilde hisse senetleri çıkarabilen- borçlarından dolayı yalnız malvarlığı ile sorumlu olan şirket türüdür. Limited şirket ise bir ticaret unvanı altında kurulup, ortaklarının sorumluluğu koymayı taahhüt ettikleri sermaye ile sınırlı olan şirkettir. Her iki şirket türünün en önemli ortak özellikleri; iki türün de tüzel kişiliğe haiz olması ve ortakların sorumluluklarının koymayı taahhüt ettikleri sermaye miktarı ile sınırlı olmasıdır.

Şimdi aradaki farkları kısaca inceleyelim; anonim şirketlerde kurucu sayısı olarak beş veya daha fazla ortak öngörülmüştür. Limited şirketlerde ise iki veya daha fazla ortak ile kurulması yeterli olacaktır fakat limited şirketlerde ortak sayısı 50’yi geçemez. Anonim şirketlerin esas sermayesi 50.000 YTL’den az olmaması gerekir, limited şirketlerde ise esas sermaye miktarının 5.000 YTL’den az olmaması yeterlidir. Ayrıca anonim şirketler muayyen ve paylara bölünmüş paylarını temsilen kıymetli evrak niteliğinde hisse senetleri çıkarabilirken limited şirketlere Kpss ders notları ile ekonomi ve maliye konularında diğer paylaşımlar için mcivriz.com’u ziyaret edebilirsiniz.

böyle bir olanak tanınmamıştır. Anonim şirketlerin çıkardıkları hisse senetleri isme veya hamiline yazılı olabilir. Ayrıca ödünç para bulmak için borç senetleri (tahvil) çıkarmalarına kanun izin vermiştir. Bu durum anonim şirketlere sermaye toplayabilme olanağı yanında, dışardan daha kolay kredi sağlayabilme olanağı da getirmektedir. Limited şirketler ise hisse senedi ve tahvil çıkaramadığı gibi menkul değerlerle ilgili aracılık faaliyetinde bulunamazlar.

Anonim şirketler kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi amaç ve konu için kurulabilirler. Limited şirketlerin ise sigorta acenteliği hariç sigortacılık yapması, bankacılık yapmaları ve factoring şirketi olarak kurulamaz.

Ortak kavramı da her iki şirket türünde farklı özelliklere sahiptir. Anonim şirketlerde ortak hisse senedi sahibi kişiyken, limited şirketlerde ortak (kıymetli evrak niteliği olmayan) pay senedi sahibidir. Ayrıca her iki şirket türünde de ortak koymayı taahhüt ettiği sermaye payı miktarı kadar sorumludur. Anonim ve limited şirketlerde şirket alacaklıları ortakları şirket alacakları için icra yoluyla takip edemez, alacaklarını ortaklığın malvarlığından alamazlarsa ortaklığın feshini veya iflasını talep edebilirler.

Her iki şirketin kuruluşunda benzer aşamalardan geçilmektedir. Şirket esas sözleşmesi yazılı olarak yapılır ve ortaklarca imzalanır. İmzalar noterce tasdik edilir. Burada içerik açısından limited ve anonim şirketler büyük benzerlikler göstermekle birlikte anonim şirketlerin kurulma aşamasında Sanayi ve ticaret Bakanlığından izin almaları gerekmekte iken, limited şirketlerde böyle bir zorunluluk yoktur.

Limited şirketlerde ortak şayısı yirmiden az olan şirketler için her yıl genel kurul yapma zorunluluğu yoktur. Anonim şirketlerde ise her yıl genel kurul yapma zorunluluğu vardır. Normal genel kurul her hesap devresi sonundan itibaren üç ay içinde ve en az yılda bir defa olur. Limited şirketlerde ortak sayısı yirmiden az ise ortak genel kurula temsilci ile katılamaz. Limited şirketlerde en çok n çıkan konu ortaklar genel kuruludur. Ortak sayısı az olduğundan belirli işler için belirli katılım gerektiren durumlarda karar almak zorlaşır. Örneğin şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesi veya sermayenin arttırılması için ortak sayısı beşi geçmeyen limited şirketlerde ortakların tümünün toplantıya katılması gerekir. Limited şirketlerde sermayenin arttırılması ve ortak sorumluluğunun gensoruişletilebilmesi için de kararların oybirliği ile alınması gerekir. Genel kuruldaki kararların geçerli olabilmesi için sermayenin en az yarısından fazlasının olusorumlu oyu gerekir. Anonim şirketlerde ise belirli işler için dahi tüm ortakların genel kurula katılma zorunluluğu olmadığı gibi, çoğunluk işlerde genel kurula şirketin sermayesinin dörtte biri katılmış olursa bile toplantı yapılır. Genel kurula katılanlar sermayenin yarısından düşük bile olsa oy çokluğu ile karar alınabilir. Limited şirketlerde hisse devrinin pay defterine yazılmasında sermayenin en az dörtte üçünün olusorumlu kararı gerekir. Dört ortaklı bir limited şirkette bu oybirliği demektir. Anonim şirkette böyle bir çoğunluk zorunluluğu yoktur. Limited şirketlerde bir te klifin reddi halinde iptal davası açılamaz. Oysa bazı şartların gerçekleşmesi halinde anonim şirketlerde bir teklifin reddi karar sayılıp aleyhine mahkemede iptal davası açılabilmektedir.

Anonim şirketlerde yönetim kurulu olması zorunludur. En az üç kişiden oluşan yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle seçilirler.Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin ortak olma zorunluluğu vardır. Limited şirketlerde ise yönetim ve temsil yetkisi ortak olmayan kişilere de bırakılabilir.Yönetim kurulu üyeleri şirketin idaresi ile ilgili bir çok görevi yerine getirirler. Şirketin mali durumunun bozulması hallerinde önlem almak , şirket için gerekli defterlerin tutulması, yıllık rapor düzenlemek vb gibi birçok görevleri vardır.Yönetim kurulunun limited şirketlerde karşılığı ise şirket müdürüdür. En az bir müdür tarafından yönetilirler. Müdür ortaklar veya ortak olmayanlardan seçilebilir.

Yönetim kurulu ve müdürlerin sorumluluğu bakımından ise anonim şirketlerdeki sorumluluk halleri, gerek sorumluluğun unsurları, kusur, zarar ve gerekse takip ve sorumlu bulunan kişiler yönünden limited şirketlere de uygulanır. Yalnız dikkat edilecek nokta anonim şirketlerde de müdür sıfatıyla görev yapan kişilerle limited şirketlerdeki müdür kavramının arasındaki farktır. Anonim şirketlerdeki müdürler “I” işveren vekili ve işyerinde      şirket                  işlerinin                            gerçekleştirilmesi aşamasına       yönelik                                   işlerde                   görevli       kimselerdir.

Anonim şirketlerin en az bir kişiden oluşan denetim (murakıp) kurulu vardır. Murakıplar, pay sahibi olan ve olmayanlar arasından seçilebilir. Limited şirketlerde ise ortakların sayısı yirmiyi aşmayan limited şirketlerde murakıp veya murakıp kurulu mevcut değildir.

Görüldüğü gibi her iki şirket türünün avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Anonim şirketin avantajlarından bazıları ç ok sayıda ortağa sahip olarak büyük bir sermaye oluşturabilmesi, gerektiğinde kolayca sermaye toplayabilmesi ve dışardan da kredi sağlayabilmesidir. Ayrıca anonim şirketler kişilere bağlı kalmaksızın sürekli olarak devam etme olanağına sahiplerdir. Sakıncaları ise anonim şirketlerin kuruluşları ayrıntılı şekil şartlarına bağlanmıştır, bu şartlar ağır ve masraflı olmaktadır.Limited şirketlerin ise avantajı şirketin ortak sayısının azlığı sebebiyle daha kolayca kurulması ve yönetilmesidir. Dezavantajı ise sermayenin büyük olmaması ve sermaye toplanması ve kredi sağlamasının sınırlı sorumluluk ve düşük esas sermaye miktarı yüzünden oldukça zor olmasıdır. Özellikle iki kişinin kurduğu limited şirketlerde bir ortağın karşı olması halinde yönetim açısından kilitlenmeler yaşandığından limited şirketlerin bile çok ortaklı kurulması uzun süreli işler için gereklidir..

  • TTKya göre hisse senedi, tahvil ve intifa senedini açıklayınız.

Hisse senetleri anonim ve hisseli komandit şirketlerde payları temsil etmek üzere şirketçe düzenlenen şekil şartlarına tabi kıymetli evrak niteliğinde belgelerdir. (1)

Hisse senetleri ortaklığın tescil edilmesinden sonra çıkarılır. Daha önce çıkarılan hisse senetleri hükümsüzdür. (2)

Ortaklığın sermaye artırımına gitmesi halinde de durum aynıdır.

Ortaklar tarafından istenmedikçe hisse senedi çıkarılması zorunlu değildir. Hisse senetlerinin çıkarılmamış olması, hisselerin devir kabiliyetine tesir etmediği gibi, hisselerin rehin ve haciz gibi işlemlere konu olmasını da engellemez.(3)

Ancak menkul kıymetleri halka arzedilen anonim ortaklıklarda satış sırasında verilen geçici ilmühaberlerin en geç üç ay içinde hisse senetleriyle değiştirilmesi gerekir. Ortak sayısının 100’den fazla olduğu herhangi bir şekilde tesbit olunan anonim ortaklıkların hisse senetleri halka arzolunmuş sayılır. (4)

Hisse senetlerinin itibari kıymeti en az beş yüz liradır. Bu kıymet ancak yüzer lira olarak yükseltilebilir.(5)

Hisse senetleri hamiline veya nama yazılı olur.

Esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça hisse senetlerinin nama yazılı olması lazımdır.

Bedelleri tamamen ödenmemiş paylar için hamiline yazılı hisse senetleri çıkarılamaz.(6)

Her iki tür senedin başkalarına devri mümkündür. Ancak hamline yazılı hisse senetlerinin devri teslim ile hüküm ifade ettiği halde, nama yazılı hisse senetlerinin devralana ciro edilmek suretiyle teslim edilmesi zorunludur. Ayrıca bu devrin ortaklığa karşı geçerli olması için pay için defterine kaydedilmesi de gerekir.

Hisse senedi çeşitleri:

  • Nakit Hisse Senedi

Bedeli nakden ödenen hisse senedidir.

  • Ayın Hisse Senedi

Ayın olarak getirilen değerlerin karşılığıdır.

  • Kurucu Payı

Kurucu pay bir ortaklığın kurulmasında başlangıç çalışmalarını gerçekleştirmek amacıyla teşebbüs veya harcamalarıyla katkıda bulunanlara bir karşılık olarak verilen paydır

  • intifa Senedi

Ortaklığın devamı sırasında hisse senetlerinin ödenmesi yani bedelinin geri verilmesi halinde, senet sahibi senedin nominal değerini geri alır ve kendisine intifa senedi adi ile yeni bir senet verilir. intifa senedi tıpkı sermayeyi temsil eden hisse senedi gibi sahibine ortaklık genel kurul toplantılarına katılma hakkı verir. Kendisine sermaye payı geri verildiği için kar payı isteyemez. Ancak, safi karın miktarına göre değişen temettü dağıtımında sahibidir. Ortaklığın tasfiyesinde, sermayeyi temsil eden hisse senetleri sahipleriyle birlikte, henüz ödenmemiş sermaye kısmını aşan aktif fazlasının dağıtımına katılırlar. (18)

Ticaret Kanunumuza göre intifa senedi sahiplerine ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma hakki tanınabilir. (19)

Esas sözleşmede açıklık varsa, intifa senetleri satın alınarak veya ödenerek (itfa) iptal edilebilir. Fakat her ne amaçla olursa olsun intifa senedi ancak anonim ortaklığın kârları veya serbest yedek akçelerden ayıracağı paralarla satın alınabilir. (20) İntifa senetlerinin intifa hakları sözleşme ile belli bir sure tesbit edilerek kısıtlanmış ise, bu sure geçmekle intifa senetleri kendiliğinden hükümsüz olur. (21)

Bir ortaklık hisse senetlerinin nominal değerini belli bir oran üzerinden itfa usulünü seçtiği takdirde, ancak hisse senetlerinin tüm bedeli geri verildiği zaman intifa senedi çıkarılabilir.

Bu takdirde hisse senedi sayısı kadar intifa senedi çıkarılması söz konusu olur.(22)

İntifa senetleri sermaye payını geri alan hissedarlardan ba ka kuruculara, alacaklılara veya bunlara benzer bir nedenle ortaklıkla ilgili olanlara da verilebilir.

Bu tür senetler nama yazılı olur.

  • Katılma İntifa Senedi

Ortaklıklar, nakit karşılığı satılmak üzere, ortaklık haklarına sahip olmaksızın kardan pay alma, tasfiye bakiyesinden yararlanma, yeni pay alma ve Tebliğ’de belirlenen olanakların bir bölümünden veya tamamından yararlanma haklarını sağlayan senetlerdir.

  • İ mtiyazlı Hisse Senedi

Bu senetleri ellerinde bulunduranlar diğer hissedarlar karşısında bazı avantajlara sahiptir. İmtiyazlı hisse senedi sahibine genellikle ya safi kârda, ya net aktifte ya da her ikisinde

öncelik hakkı sağlar. Bu senetler kuruluşta, ya da çoğu zaman olduğu gibi finansal güçlükler yüzünden sermayesi azalmış bir ortaklığın sermayesinin arttırılması sırasında çıkarılır. (23)

Ticaret Kanunumuz bazı nevi hisse senetlerine ( mtiyazlı hisse senetlerine) esas sözleşme ile kâr payı veya tasfiye halinde ortaklık mevcudunun dağıtılmasında v.b. konularda imtiyaz tanınabileceğini hükme bağlamıştır.

Tahvil

Anonim şirketlerin kaynak bulmak amacıyla Ticaret ya da Sermaye Piyasası kanunlarına göre, itibari kıymetleri eşit ve ibareleri aynı olmak üzere çıkardıkları borç senetidir.

Bu ders notu mcivriz.com sitesinden indirilmiştir. İletişim İçin: ileti@mcivriz.com

Üzerinde bulunan kupon ve/veya anapara vadesi geldiğinde borçlu olan şirketin borçlarını ödemesi esasına dayanan bu menkul değerler, şirketlere ucuz ve uzun vadeli kaynak sağlama amacını taşımaktadır. Devlet tahvillerinde bulunan vade ve faiz riskinin yanısıra, özel şirketlerin çıkardıkları menkul kıymetler devlet tahvillerinde sembolik olan müşteri riskini daha gensoruiş olarak bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle tahvili alınacak şirketin, sağlam bir mali analiz sürecinden geçirilmesi gerekmektedir.

Her şirket tahvil ihracı, ihraç eden firma ile yatırımcı arasında yapılan bir anlaşmayı içerir. Tahvillerin ihraç koşulları genel olarak ihraç edildiği ülke ve pazarların özel koşullarına ve düzenlemelerine tabidir. Tahvillerin türleri, nasıl ihraç edileceği, halka arzedilen tahvillerde arz koşulları ile, borsalara kotasyon koşul ve yöntemleri, teminatlarının neler olacağı, geri çağrılma koşulları, faiz ve diğer menfaatlerin sağlanma biçim ve şekilleri, tahvil sahiplerinin hakları ve ihraç eden şirketin yükümlülükleri başta ticaret hukuku ve sermaye piyasası hukuku düzenlemeleri olmak üzere ayrıntılı bir biçimde düzenlenmektedir.

Tahviller iskonto esasına dayalı olarak satılmaktadır. Bir sanayi kuruluşu veya mali bir kurum tahvil ihraç edip bunu alıcıya iskonto ederek sattığında, alıcı iskonto oranında satıcıya eksik ödeme yapmakta ancak vade sonunda tahvil nominal değerini tahsil etmektedir.

  • TTK hükümlerine göre anonim şirket kendi hisse senetlerini satın alabilir mi?

Türk Ticaret Kanunu’nun 329’uncu maddesine göre; genel kural olarak, bir anonim şirket kendi hisse senetlerini satın alamaz (temellük edemez ) ve rehin olarak da kabul edemez. Şirketin hisse senetlerini satın alması veya rehin olarak kabul etmesi ile ilgili olarak düzenlenen sözleşmeler kanunda belirtilen istisnalar hariç, geçersizdir.

Şirketin kendi hisse senetlerini alabileceği istisna durumları 6 bent halinde düzenlenmiştir. Bunlar;

  • Hisse senetleri şirketin sermayesinin azaltılmasına dair bir karara daya nılarak devralınabilir.
  • Hisse senetleri şirket alacaklarının ödenmesi maksadıyla devralınabilir
  • Ancak, sözkonusu alacakların, şirketin kurulması veya esas sermayesinin arttırılması dolayısıyla ortaya çıkan iştirak taahhüdünden kaynaklanmaması gerekir.
  • Şirketin , devir veya birleşme gibi nedenlerle, bir şirketin alacak ve borçlarıyla birlikte devralınması sırasında kendi hisse senetlerini de devralması mümkündür. Türk Ticaret Kanunu’nda “bir mamelekin veya işletmenin borç ve alacaklarıyla temellük edilmesi neticesinde şirkete geçmişse ” tabiri yeralmakta olup, bu daha gensoruiş kapsamlı bir tanımdır.
  • Hisse senetlerinin devir veya rehin alınması işlemleri esas sözleşmeye göre şirket faaliyet konusuna giren işlemlerden ise, yine kendi hisselerini alabilir. Holding şirketlerinin faaliyet konusu bu tanıma uymaktadır. Ancak bu durumda SPK’na tabi şirketlerin SPK mevzuatına da uyması gerekir.
  • Hisse senetleri yönetim kurulu üyeleri, müdürler ve memurlar tarafından kendilerine bu sıfatla düşen mükellefiyetlere karşı rehin olarak yatırılmış ise
  • Şirket kendi hisselerini bedelsiz (ivassız) olarak alıyorsa (temellük ediyorsa), yine Türk Ticaret Kanunu uyarınca bir engel bulunmamaktadır. Şirketin devir aldığı kendi hisseleri, sermayenin azaltılması kararına dayanıyorsa, bu hisseler derhal imha edilir ve imhaya ilişkin tutanak ticaret siciline verilir. Diğer hallerde ise, bu senetler ilk fırsatta elden çıkarılır ve bu işlemler yıllık raporda belirtilir. Şirketin devraldığı payların genel kurulda temsiline imkan tanınmamıştır.
  • Aonim şirkette esas sözleşme değişikliklerinin safha ve işlemlerini sırasıyla yazınız.

  1. GENEL OLARAK

Anonim şirketlerde zamanla bünyelerinde meydana gelen değişimler ve gelişmelere ayak uydurabilmek için ana sözleşmeleri kanunun bu yönde öngördüğü usule uymak şartıyla değiştirilebilir. Bu husus TTK’nın 385. maddesinde düzenlenmiştir.Bu maddenin hükmüne göre, ak sine ana sözleşmede hüküm bulunmaması halinde , genel kurul ana sözleşmenin bütün hükümlerini değiştirilebilir. Yani ana sözleşmede maddi hatalar ve imla yanlışları hariç yapılan her türlü değişiklik ana sözleşme değişikliği sayılır.Kanunun da dediği gibi bir hükmün değiştirilemeyeceği ana sözleşmede                                       öngörülmüş                     olmadıkça                    sözleşmenin                     bütün        hükümleri                                      değiştirilebilir.

Sözleşme değişiklikleri ana sözleşmeye yeni hükümler konması, var olan bir hükmün kısmen yada tamamen çıkarılması, içeriğinin yada ifadesinin değiştirilmesi şeklinde görülür. 1Anasözleşme değişiklikleri müktesep haklara dokunamaz ama Yargıtay’a göre kanun gereği yapılması gereken          ana                sözleşme          değişikliği             müktesep                     haklara              dokunma gerekçesiyle engellenemez. 2

Sözleşme değişiklikleri emredici hükümlere, ana sözleşmeye,emredici hukuk kurallarına aykırı olamaz.İmtiyazlı pay sahiplerinin haklarına dokunan değişikliklerse onların kendi genel kurullarınca onanmadıkça yürürlüğe giremez.Ancak kanun gereği yapılması zorunlu olan değişiklikler imtiyazlı pay sahiplerinin haklarına dokunsa bile bu onaya bağlı olmadan yürürlüğe girer. 3 Ana sözleşme değişikliği için tüm pay sahiplerinin rızası aranmaz. Kural olarak oy çokluğuyla ana sözleşme değişikliği yapıla bilir.Fakat kanun bu konuda             ağırlaştırılmış                      yeter                              sayılar                                       öngörmüştür.(md                             388)

Bu nedenle, ortaklık ana mümkündür.6 ŞARTLAR sayılmıştır: bulunmaması, verilmesi, belirtilen şartlara uyulması

C.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           SEBEPLERİ Çeşitli sebepler değişikliği zorunlu kılabilir.Bu sebeplerin tüketici biçime sayılma imkanı yoktur.Değişiklik ihtiyacı iradi nedenlerden doğabileceği gibi hukuki zorunluluktan da kaynaklanabilir.Değişikliğe sebebiyet veren bu durumları özel sözleşme değişiklikleri (TTK m.391_398) ve diğer sözleşme değişiklikleri (TTK m.385_390)diye sınıflandırmak mümkündür.Ana sözleşme değişikliğine özle haller dışında sebep olan durumlara verilecek örnekler oldukça fazla olmakla beraber iştigal konusuna ek yapılması ile maksat ve mevzunun değiştirilmesi, bir kısım pay sahiplerine ayrıcalıklı haklar tanınması, mevcut ayrıcalıkların kaldırılması, nevi değişikliği sıkça karşılaşılan en belirgin örneklerdir.7Özel değişiklikleri gerektiren durumlar ise esas sermayenin arttırılması (TTK m. 391_395) ve azaltılması(TTK m. 396 _398) olmak üzere iki başlık altında toplanır.Bununla beraber yapılan ufak değişiklikler ana sözleşme değişikliğini gerektirmeden yapılabilir.8

D.                                                                                                                                                                                                                                                DEĞİŞTİRMEYE                                                                                       YETKİLİ                                                                                                                           ORGAN

Ana sözleşme değişikliğini yapmaya yetkili organ genel kuruldur.Bu genel kurulun başka bir organa veya kişiye devredemeyeceği yetkilerindendir.Genel kurulun bu yetkisi bazı genel ilkelerle ve başkalarının yetkileriyle sınırlandırılmıştır.Bunlar: aa) Kural olarak STB den izin almaya gerek yoktur ama faaliyet alanları STB tarafından belirlenmiş A.O.lar için STB izni gereklidir. bb) Pay sahiplerinin pay sahipliği sıfatıyla sahip oldukları vazgeçilmez haklar zedelenemez ve müktesep haklar da rızaları olmaksızın değişiklik yapılamaz.

TTK ‘nın 385. maddesi, içinde bir ilke barındırır.Bu ilke ortaklık ana sözleşmesi ile pay sahiplerinin kanunda zikredilsin yada edilmesin tüm haklarının güvence altına alınmasını sağlar. 4Yukarıda da belirttiğimiz gibi TTK 385. maddede “aksine ana sözleşmede hüküm bulunmadığı takdirde genel kurul bütün hükümleri değiştirebilir ve pay sahiplerinin haiz oldukları müktesep haklarda rızaları olmaksızın hiçbir şekilde değişiklik yapılamaz” denilmekle bir çok hak güvence altına alınmış olur.Fakat bu hüküm kesin hüküm teşkil etmez. sözleşmesi                                        ile                                                  bu                                               şartların        ağırlaştırılması

OLAN
  • DEGİŞİKLİĞİN YAPILABİLMESİ İÇİN    GEREKLİ

Bu                                        şartlar                                        TTK                                       385                                        de

  • □Ana sözleşmede                                  aksine                                  bir                                hüküm
  • □Değişikliğe genel                                             kurulca                                          karar
  • □İmtiyazlı pay sahiplerinin bu sıfatla sahip oldukları müktesep haklarda rızalarının alınması, kanunda

  1. cc) Ana sözleşmeyi değiştirme kararı emredici hükümlere ana sözleşmeye dürüstlük kurallarına veya anonim ortaklığı temellendi ren ilkelere aykırı
  2. dd) Ana sözleşme değişikliği imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal ediyorsa bu değişikliğin genel kurullarınca onanması şarttır. Birtakım değişikliklerinde gerçekleştirilebilmesi için bu usullere uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. Hatta genel kurul kararına dahi ihtiyaç bulunmamaktadır. Örneğin, ana sözleşmede belirtilen yönetim kurulu üyelerinin, denetçilerin murahhas aza ve müdürlerin vefatı veya temiz kudretlerini yitirmesiyle istifa etmeleri halinde bunların görevlilikleri ile ilgili ana sözleşme kendiliğinden ve kanuni olarak değişmiş olur. Bunlarla birlikte TTK m.343’ün verdiği yetki ile yönetim kurulu ana sözleşme ile TTK m.342 uyarınca tahin edilen müdürü azletmekle görevini sonlandırır ve ana sözleşme değişmiş olur. Ana sözleşmeyle tahin edilen yönetici ve denetçilerin görev sürelerinin sona ermesi ve ana sözleşmede yazılı şirket adresinin değişmesi hallerinde de TTK m.386-398 de düzenlenen merasimi uyma zorunluluğu yoktur. 9 TTK’ nın 137. maddesinde ortaklığın hak ve fiil ehliyetleri sınırlandırılmıştır. Bu madde hükmüne göre tüzel kişiliğe sahip ticaret şirketleri, ana sözleşmelerinde belirtilen hakları iktisap ve borçları iltizam ederler. Ana sözleşme, ehliyeti konu ile çerçevelendirilmiştir ve bu Ultra Vires teorisidir. Bu teori uyarınca ana sözleşmedeki konu ile sınırlandırılmış ehliyet bu sınırın dışına çıkarak işlem yaparsa bu işlem yok hükmündedir, hatta ortaklık bu işleme daha sonra icazet dahi veremez. Yapılan işlemin geçerliliği ancak o konuyu kapsayacak şeklinde yapılacak bir ana sözleşme değişikliği ile mümkün olabilecektir. Mesela ithalat ihracat ile uğraşan bir anonim şirket ana sözleşmesinde belirttiği işletme konusunun dışına çıkarak taşınmaz alım satım yapıyor. Bu durumda ortaklar ana sözleşmeyi zımni olarak değiştirmiş olurlar.Ama ana sözleşme zımni olarak değiştirilemez.Burada TTK m.386-398 de düzenlenen usule uyma zorunluluğu vardır.Yani ana sözleşme değişikliği usulüne göre yapılmamıştır ve işlem         geçersizdir.
  3. YAPILMASI GEREKLİ            OLAN                                                                                  İŞLEMLER

Değişiklik teklifini ve metnini yönetim kurulu hazırlar.Yönetim kurulunun benimseyip karara bağlaması lazımdır. Çünkü gerekli olan hallerde STB den izin alınabilmesi bir yönetim kurulu kararı gereklidir.TTK m. 386′ ya rağmen değişiklik metnini genel kurulda hazırlayabilir. 10

Değişiklik metni yönetim kurulu tarafından karara bağlandıktan sonra izne bağlı anonim ortaklıklar için STB den izin alınması gereklidir.

Daha sonraki aşama değişikliğin genel kurulda karara bağlanmasıdır.Karar için genel kurul usulüne uygun olarak toplantıya çağrılır yada tüm ortaklar mevcutsa ve hiç biri itiraz etmezse davetsiz toplanılır.Bunun için olağanüstü toplantıya gerek yoktur.Genel kurul zaten toplanıyorsa gündeme bir madde konularak ana sözleşme değişikliği de karara bağlanabilir.Daha sonra yeni metinle eski metin TTK m. 368’e göre Türk Ticaret Sicili Gazetesinde ve ana sözleşmede gösterilen gazetede ilan edilmelidir.Değişiklik tescil ile kesinleşir.Buradaki t escil kurucu niteliktedir. Sermaye artırımı yada azaltımı dışındaki ana sözleşme değişikliklerin karara bağlandığı tarih den sonra 15 gün içinde şirket merkezinin bulunduğu ticaret siciline tescil ettirilir.Ana sözleşme ilişkin tescil talep dilekçesine sanayi ve ticaret bakanlığının 2003/3 sayılı tebliğinin 2 numaralı   ekinde                                                         belirtilen                                           belgelerde                                          eklenir.

.Ayrıca TTK m. 387 uyarınca ana sözleşme değişikliğinin görüşülmesi için yapılan toplantıda aksine hüküm olsa bile her hisse senedine ancak bir oy hakkı verilir.Yani bu durumda imtiyazlı pay sahiplerinin aynı itibardaki diğer pay sahiplerine nazaran sahip oldukları faz la oy hakkı ortadan kalkmaktadır.Böylece        hüküm                bu                     konuda     oyda                                                imtiyazı kaldırmakta              eşitliği   sağlamaktadır. 11

TTK sisteminde biçim değiştirici nevi değiştirme kabul edilmiştir. Nevi değişikliği sebebiyle anonim ortaklık biçim değiştirdiğinden, ortaklık ana sözleşmesinin de yeni biçime uyarlanarak değiştirilmesi gerekmektedir ve dönüşme yeni tipin kuruluşuna ilişkin hükümlere göre yapılır. Nevi değişikliği sonucu anonim ortaklık kollektif ortaklığa dönüştürülüyorsa ilgili karar genel kurul tarafından oy birliği ile alınmalıdır. Yani bu çeşit bir ana sözleşme değişikliğinin yapılabilmesi ancak oy birliğiyle mümkündür. Anonim ortaklık kollektif ortaklığa dönüşecekse bir ortağın komanditer sıfatını taşıması gerekir ve bunun genel kurul kararında da ifade edilmesi gerekir. Ortaklık ana sözleşmesi de bu gerekliliği yerine getirmelidir

  • Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisinin;

-kapasamını

-sınırlandırılabileceği durumları -kullanılış şeklini açıklayınız.

Temsil salâhiyeti :

  1. Vüsat ve şümulü :

Madde 321 – Temsile salâhiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna dâhil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.

Temsil salâhiyetinin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez. Ancak temsil salâhiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine hasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilân edilen tahditler muteberdir.

Anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile salâhiyetli olanlardan ikisinin imzası kâfidir.

Temsile salâhiyetli olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumi heyet kararına aykırı olması, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameleden dolayı şirkete müracaatına mâni olamaz.

Temsile veya idareye salâhiyetli olanların vazifelerini yaptıkları sırada işledikleri haksız fiillerden anonim şirket mesul olur. Şirketin rücu hakkı mahfuzdur.

  • Ş.lerde çoğunluğun pay ve oy hakkı karşısında azınlık haklarını açıklayınız.

ANONİM ŞİRKETLERDE AZLIK VE HAKLARI

Anonim Şirketlerde azlık tabirinden esas sermayenin % 10’unu temsil eden pay sahipleri anlaşılmaktadır. Azlık’ın genel kurul çalışmalarında ve Anonim Şirketler hukukunda bir takım hakları bulunmaktadır.

  1. Kurucular ile Kuruluş Vesikalarının Tanzimine Katılanların, İlk Yönetim Kurulu Üyeleri ve Denetçilerin Sulh ve İbrası ile İlgili Hareketleri Türk Ticaret Yasası’nın 310. Maddesi şirket kurucularıyla, ilk yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin kuruluştan dolayı sorumluluklarının şirketin tescil tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yolu ile ortadan kaldırılamayacağı hükmünü taşımaktadır. Bu müddetin geçmesinden sonra sulh ve ibra ancak genel kurulun tasdiki ile tamam olabilmektedir. Buna rağmen esas sermayenin onda birine sahip pay sahipleri (azlık) sözü edilen konulara muhalif iseler sulh ve ibra genel kurul tarafından tasdik olunmaz.

Daha açık bir anlatımla azlık, kurucuları, ilk yönetim kurulu üyelerini ve denetçileri şirketin kuruluşundan dolayı mesul tut uyorsa ve bu nedenle sulh ve ibraya karşı ise genel kurul tarafından ibra tasdik edilmez.

  1. Azlığın Yönetim Kurulu ve Denetçiler Aleyhine Dava Açılması İçin Oy Kullanması

Genel kurulun yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açılmamasına karar vermesine rağmen esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahipleri (azlık) dava açılması için oy kullandığı takdirde, şirket bu karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur. Türk Ticaret Yasası’nın 341. maddesinde geçen bu hükümde azlığın kararından veya talebinden söz edilmiştir. Bu ifadelere göre;

  1. Azlığın kararı, genel kurul sırasında ortaya çıkacak bir husustur, buna göre azlık yani esas sermayenin en az onda           birini temsil           eden pay

sahipleri dava açılması için karar alabilmektedirler.

  1. Azlığı temsil eden üyeler, doğrudan doğruya genel kurul divan başkanlığına müracaat ederek dava açılmasını talep edebilir.

Şirket bu karar ve talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur. Bu müddetin geçirilmesiyle dava hakkı düşmez. Murakıpların ve alacaklıların vekilinin mesuliyeti hakkındaki hükümler mahfuzdur.

Şirket namına dava açmak, murakıplara aittir. Ancak azlığın oyu ile dava açılması halinde azlık, murakıplar dışında bir vekil                                                                                                                                                                                   tayin                                                                                                                                                                            edebilme

imkanına sahiptir. Şayet dava denetçiler aleyhine açılacak ise, denetçiler dışında bir vekil tayinine gerek vardır.                                                                                                                                                                                          Aksi                                                                                                                                                                                          halde,                                                                                                                                                                                          davalıya kendi

aleyhine dava açtırmak gibi ters bir duruma düşülmüş olur.

Dava açılması hakkında oy kullanan pay sahipleri şirketin zarar ve ziyanına karşı teminat olarak davanın sonuna kadar teminat ve rehin kalmak üzere sahip oldukları pay senetlerini bir bankaya yatırmaya mecburdurlar. Davanın reddi halinde pay sahipleri yalnız şirkete karşı taz minat ile mükelleftirler.

  1. Özel Denetçi Atanmasını İsteme

Genel kurul bazı muayyen hususların tetkik ve teftişi için lüzumu halinde özel denetçi seçebilir.

Genel kurula tanınan bu özel denetçi seçme hakkı dışında, genel kurulun toplantı tarihinden itibaren en az 6 ay önceden şirket sermayesinin en az onda birini temsil eden pay sahipleri oldukları sabit olan pay sahipleri;

  • Son iki yıl içinde şirketin kuruluşuna müteallik bir suistimal vukuu, veya
  • Son iki yıl içinde şirketin idare muamelelerine müteallik bir suistimal vukuu, veya
  • Yasa yahut anasözleşme hükümlerine önemli bir surette aykırı hareket olunduğu, veya
  • Bilânçonun gerçek olmadığı,

iddialarını ileri sürdükleri takdirde özel denetçi tayinini genel kuruldan isteyebilmektedirler.

Bu talebin genel kurul tarafından reddolunması halinde gerekli masrafları peşin ödemek, dava neticesine kadar rehin kalmak üzere sahip oldukları pay senetlerini bir bankaya tevdi etmek şartıyla mahkemeye müracaat hakları vardır.

Bu talebin mahkeme tarafından kabul edilebilmesi için iddia olunan hususlar hakkında kafi delil ve emare gösterilmesi gerekmektedir. Mahkemece talep reddolunduğu veya tahkikat neticelerine göre iddia varit görülmediği takdirde kötü niyetle hareket ettiği ispat edilen pay sahipleri şirketin bu yüzden gördüğü zarardan dolayı müteselsilen mesuldürler.

Özel denetçi tayini talebi mahkemece reddolunur veya denetçilerin verecekleri rapora göre bu talebin haklı sebebe dayanmadığı anlaşılırsa kötü niyetle hareket ettikleri ispat edilen pay sahipleri şirketin bu yüzden gördüğü zarardan müteselsilen sorumludurlar.

  1. Yönetim Kurulu veya Müdürler Aleyhine Denetçilere Müracaat, Şikayetleri Tahkik

Esas sermayenin onda birini temsil eden pay sahipleri (azlık) şirketin idare meclisi azaları veya müdürleri aleyhine denetçilere müracaat edebilirler. Denetçiler bu müracaat hakkındaki fikir ve mütalaalarını raporlarında bildirmeye ve lüzum gördükleri halde genel kurulu derhal fevkalade toplantıya davet etmeye mecburdurlar. (TTY. Md: 356)

  1. Genel Kurulu Toplantıya Çağırma, Gündeme Madde İlavesini İsteme

Şirket sermayesinin en az onda biri (azlık) değerinde paylara sahip olan kimselerin gerektirici sebepleri bildiren yazılı talepleri üzerine, yönetim kurulunun genel kurulu olağanüstü toplantıya davet etmesi veya genel kurul zaten toplanıyor ise müzakeresi istenilen maddelerin gündeme konulması mecburidir. Anasözleşme ile, bu konuda talep hakkına haiz kimselerin sahip olmaları gereken payların miktarı daha az miktara indirilebilir. (TTY. Md: 366)

  1. Bilânço Tasdikinin Bir Ay Sonraya Bırakılma Talebi

Türk Ticaret Yasası’nın 377. maddesi hükümlerine göre bilânçonun tasdiki hakkındaki müzakereler, şirket sermayesinin onda birine sahip olan azınlığın talebi üzerine bir ay sonraya bırakılır. Bu husus usulü dairesinde ilân olunur. Bundan sonra, azlığın talebi üzerine müzakerelerin tekrar geriye bırakılması talep edilebilir. Ancak, bunun için bilânçonun itiraza uğrayan noktaları hakkında gereken                                                                                                                                                                                    izahatın verilmemiş                                                                                                                                                                                    olması                                                                                                                                                                                    şarttır.

  • Ş.lerde yönetim kurulunun seçimi ve atanmasını anlatınız.
  • GİRİŞ

Anonim şirketler yönetim kurulu tarafından temsil ve idare olunur. Yönetim kurulu üyeliğine ancak gerçek kişiler seçilebilir. Pay sahibi olan bir tüzel kişi yönetim kurulu üyesi olamaz. Ancak, tüzel kişinin temsilcisi olan gerçek kişiler yönetim kurulu                                                                                                                                                                                    üyesi olarak                                                                                                                                                                                    seçil ebilir.                                                                                                                                                                                    Hissedar olan

gerçek kişiler ve tüzel kişi temsilcisi olan gerçek kişilerden oluşan yönetim kurulu niteliği gereği sürekli bir                                                                                                                                                                                    organdır.

Anonim şirket yönetim kurulu; ortakların sermayelerinin korunması ve değerlendirilmesi, şirket alacaklılarının da alacaklarını emanet ettikleri, idare ve temsile yetkili önemli bir organdır. Yönetim kurulu, anonim ortaklığın kanunla öngörülmüş zaruri bir organıdır.

Anonim şirket yönetim kurulu, anonim şirketin tüzel kişiliği kazandığı andan, feshedilip tasfiyeye girdiği ana kadar, hatta sınırlı olmakla beraber tasfiye süresinde şirketi yönetir, temsil eder, şirket alacaklılarının, şirketin ve pay sahiplerinin hak ve çıkarları üzerinde etkili olur.

  • YÖNETİM KURULUNA SEÇİLME VE ARANAN NİTELİKLER A-Yönetim Kuruluna Seçilme

Yönetim kuruluna seçilecek kişilerin pay sahibi olmaları gerekir. Pay sahibi olmayan bir kimse yönetim kurulu üyeliğine seçilmiş ise pay sahibi oluncaya kadar göreve başlayamaz ve yönetim kurulu üyelik yetkilerini kullanamaz. Ortak olmadan bu yetkileri herhangi bir şekilde kullananlar, yaptıkları işlerden şahsen sorumludurlar.

Yönetim kurulu üyeleri en fazla 3 yıllığına seçilebilirler. Yönetim kurulu üyeleri genel kurul tarafından, en fazla 3 yıl seçildikten ve yönetim kurulu süresi bittikten sonra yapılacak genel kurulda yönetim kurulu seçilmezse pay sahiplerinden veya şirket alacaklılarından birinin yahut Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın isteği üzerine, mahkeme şirketin feshine karar verebilir.

Gerek kuruluş ana sözleşmesi ile gerekse genel kurullarda seçilen ve ticaret siciline kaydedilen yönetim kurulu üyelerinin ad ve soyadları, ikametgahları ve uyrukları Ticaret Sicili Gazetesine tescil ve ilanı gerekmektedir.

Anonim şirket yönetim kurulu üyeleri aşağıda belirtilen yollardan biri ile seçilirler.

  • Sözleşmeyle Atanma

Anonim şirketin kurulduğu andan itibaren tüzel kişilik kazanması için, ani kuruluşta ilk yönetim kurulu üyelerinin şirket sözleşmesiyle atanmaları şarttır. Tedrici kuruluşta ise ilk yönetim kurulu üyelerinin ana sözleşmeyle görevlendirilmesi mümkün olduğu gibi kuruluş genel kurallarınca da seçilmesi mümkündür.

  • Genel Kurul Tarafından Seçim

Genel kurul toplantısında oy çoğunluğuna sahip olan hissedarlar kendi istedikleri kişileri yönetim kuruluna getirebilirler. Genel kurulda yönetim kuruluna üyeliği teklif edilen kişiler de pay sahibi sıfatıyla oy hakkına sahiptirler.

  • Yönetim Kurulunun Üye Seçmesi

Göreve seçilmiş ve görev başındaki yönetim kurulu üyelerinden birisinin bu sıfatı herhangi bir nedenle son bulmuşsa, boşalan yere yönetim kurulu, kanunda ve sözleşmede gösterilen nitelikleri haiz bir kişiyi geçici yönetim kurulu üyesi olarak seçer. Bu şekilde seçilen üye, genel kurulun ilk toplantısına kadar görev yapar. Geçici görev ile seçilen bu üye genel kurul tarafından kabul edilmese bile yaptığı işler ve kullandığı oylar geçerli olur

B-Üye olabilecekler ve Aranan Nitelikler

  • Üye Olabilecekler:

Yönetim kurulu üyeliğine ancak hissedar olan gerçek kişiler seçilebilirler. Tüzel kişiler yönetim kurulu üyesi olamazlar. Ancak tüzel kişilerin temsilcileri olan gerçek kişiler yönetim kurulu üyesi olarak atanırlar. Bu durumda tüzel kişinin temsilcisi şirket ve üçüncü kişilere karşı sorumlu olur.

Yönetim kurulu üye sayısı için ana sözleşmede belirtilen kadar genel kurul tarafından üye seçilir. Yönetim kurulu toplantılarında her üyenin tek bir oy hakkı vardır. Genel kurul, tüzel kişi temsilcisini seçerken şirkete faydalı olabilecek kimseleri düşünmek zorundadır. Tüzel kişilerin aday olarak gösterdiği kişileri seçmek zorunda değildir. Tüzel kişi genel kurul tarafından seçilen temsilciyi değiştiremez.

  • Aranan Nitelikler:

Yönetim kurulu üyesi seçilebilmenin kanunda öngörülen ilk şartı, hissedar ve gerçek kişi olmaktır. Özel hükümler gereğince, bazı kişiler anonim şirket yönetim kurulu üyesi seçilemezler, seçilirlerse bu seçim geçerli olur, ancak kendilerine özel hükümlerle öngörülen müeyyideler uygulanır. Örneğin Devlet Memurları Kanununa göre memurlar görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen aldıkları görevler dışında ticaret veya sanayi müesseselerinde görev alamazlar. Genel olarak yönetim kurulu üyeliklerinde aranan nitelikler şöyle sıralanabilir;

  • Pay sahipleri arasından seçilmiş olması gerekir.
  • Yetki ve sorumluluk taşıyacak, tam ehliyet sahibi olması gerekir.
  • Türk vatandaşı olması şart değildir. Yabancı uyruklular da yönetim kurulu üyesi olabilir.
  • Türkiye’de ikamet etmek mecburiyeti yoktur.
  • Seçilme engellerinin bulunmaması gerekir.
  • İflas etmemiş olması gerekir,
  • Hacir altına alınmamış olması gerekir.
  • Ağır para cezası ile emniyeti suistimal, hırsızlık, dolandırıcılık suçlarından dolayı mahkum edilmiş kimseler olmaması gerekir.
  • Aynı şirkette denetçi (murakıbı) olmaması gerekir.
  • YÖNETİM KURULUNA SEÇİLECEK ÜYE SAYISI VE GÖREV SÜRESİ

Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerin esas mukaveleleri ile tayin veya umumi heyetçe seçilmiş en az üç kişiden ibaret bir idare meclisi ile idare edilir hükmü getirmiştir. TTK en çok (tavan) üye sayısını göstermemiştir. Bu nedenle sözleşmeyle bu sayı artırılabileceği gibi, bir taban (enaz) ve bir tavan (ençok) rakam gösterilip bu sınırlar arasında esneklik vererek genel kurulca her seçim döneminde değişik sayıda üye seçimi yapmak mümkündür. Sözleşmeyle atanma yalnızca ilk yönetim kurulu için sözkonusudur.

Yönetim kurulu üye sayısının ana sözleşmede belirlenmesi gerekir. Üye sayısı ana sözleşmede gösterildiği kadar olmalıdır. Sözleşmede belirtilmemişse üçten fazla olamaz. Örneğin; ana sözleşmede üye sayısı 5 iken 7’ye çıkarılmışsa bu değişiklik için genel kurulun toplanarak tadili onaylaması gerekecektir. İlave iki üyenin kabulü tescil ve ilan edildikten sonra yürürlüğe girer. Ancak şirket çalışmaya başladıktan sonra gerek görülürse genel kurul ana sözleşme hükmünü değiştirerek üye sayısını azaltır veya çoğaltabilir. Örneğin; anonim şirket yönetim kurulu ihti yaca göre genel kurul tarafından seçilecek 5 ila 11 üyeden oluşması şeklinde bir hüküm sözleşmeye konabilir.

Kuruluş da ana sözleşme ile belirlenen yönetim kurulu üyeleri yapılacak ilk genel kurula kadar görevdedirler. Ancak yapılacak ilk genel kurul ve daha sonraki genel kurularda seçilen yönetim kurulu üyeleri en az bir yıl, en çok üç yıl için seçilebilirler. Sözleşmede aksine hüküm yoksa, süresi biten yönetim kurulu üyesinin tekrar seçimi mümkündür.

  • YÖNETİM KURULUNUN GÖREVLERİ, YETKİLERİ VE HAKLARI

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin başlıca görev ve yetkileri şunlardır;

  • Şirketi idare ve temsil etmek.
  • Toplantılar yapmak ve kararlar almak.
  • Genel kurul toplantısını yapmak.
  • Genel kurul kararlarını yerine getirmek.
  • Yıllık Bilanço ve gelir tablolarını hazırlatmak.
  • Kanunlar çerçevesinde gerekli defterleri tutmak veya tutulmasını sağlamak.
  • Yıllık rapor ve teklifleri hazırlamak.
  • Memur ve müstahdemlerin tayin ve istihdamlarını sağlamak.
  • Mali durum ile ilgili karar ve önlemleri almak.
  • Tasfiye işlerini görmek.
  • Kanun ve ana sözleşmenin yönetim kuruluna yüklediği görevleri yapmak.
  • Gerekli tescil ve ilan işlemlerini yapmak.
  • Şirketin iş ve işlemlerinde özenli hareket etmek.

Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin başlıca hakları şunlardır;

  • Huzur hakkı almak.
  • Ücret almak.
  • YÖNETİM KURULU TOPLANTILARI VE KARARLAR

Yönetim kurulu toplantılarının hukuki bir değer taşıması ve şirketi bağlayabilmesi için, bu kararların geçerli bir şekilde ve gündem ile yapılması ve toplantı kararlarının gerekli çoğunlukla alınmış olması gerekmektedir.

Seçilen yönetim kurulu üyelerinin yapacağı ilk toplantıda ilk evvela kendi aralarında görev dağlımı ve şirketin temsil/ilzamı konularını karar altına almaları gerekmektedir. Yönetim kurulu, kendi arasında bir başkan, bir veya iki başkan yardımcısı ile diğer üyeleri tayin eder. Daha sonra şirketin temsil ve ilzamı konusunda yetkiyi bir veya birkaç üyeye verebilir. Bu yetki münferiden (yalnız başına) veya müştereken (birlikte) olabilir. Her halükarda yönetim kurulu görev dağılımı ile temsil/ilzam kararları ivedilikle ticaret siciline tescil/ilan olunduktan sonra “imza sirküleri” çıkarılarak hukuki prosedür tamamlanır.

Yönetim kurulu toplantısında, üyelerden her birinin, başkan dahil birer oy hakkı vardır. Ana sözleşmeye bunun aksine hüküm konulması mümkün değildir. Tüzel kişilerin de yönetim kurulunda kaç kişi ile temsil edildiğine bakılmaksızın birer oy hakları vardır. Yönetim Kurulu toplantılarında kararlar mevcut oyların çoğunluğuyla verilir. Oyların eşit olması halinde, konunun görüşülmesi ve oylanması gelecek toplantıya bırakılır. Gelecek toplantıda da oylar eşit olursa, söz konusu öneri reddedilmiş sayılır. Üyeler “Kabul” ya da “Red” şeklinde görüşlerini belirtirler. Çekimser oy kullanılması yerinde değildir.

Yönetim kurulu üyeliği seçiminde vekaletten oy kullanılarak (genel kurullarda) seçilmek mümkündür. Ancak, seçilmiş üyeler yönetim kurulu toplantılarına vekil (vekaletten) gönderemezler, bizzat toplantılara ve kararlara katılırlar.

Yönetim kurulu toplantılarında alınan kararların karar defterine doğrudan yazılacağı gibi, başka bir kağıda yazılarak sonrada n karar defterine yapıştırılabileceği mümkündür. Yeter ki alınan kararlar usulüne uygun alınmış olsun.

Sözleşmede aksine hüküm yoksa toplantı nisabı; üyelerden yarısından bir fazlasının toplantıda hazır bulunmasıdır. Kanun, toplantı nisabı iç in üye sayısının çoğunluğunu değil, “yarısından bir fazlasını” aramıştır. Bu nedenle örneğin; 3 kişilik bir yönetim kurulunda, t oplantı yeter sayısı 3 üyedir. (3’ün yarısı 1,5 üye olamayacağından zorunlu olarak bunun bir fazlası 3 üyedir) örneğin; 5 kişilik bir yönetim kurulunda, toplantı yeter sayısı 4 üyedir. ( 5’in yarısı 2,5 üye olamayacağından zorunlu olarak bunun bir fazlası 4 üyedir.)

Buna karşılık karar yeter sayısı; mevcut üyelerin mutlak çoğunluğudur. Anonim şirket yönetim kurulu üç kişiden oluşuyorsa karar yeter sayısı iki olmalıdır. Yönetim kurulu beş kişiden oluşuyorsa karar yeter sayısı için üç kişi yeterlidir.

Yönetim kurulunun toplantı zamanları hakkında Türk Ticaret Kanununda her hangi bir hüküm öngörülmemiştir. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan örnek sözleşme hükümlerine göre, toplantının ayda en az bir defa yapılması zorunlu kılınmaktadır.

  • YÖNETİM KURULUNUN TEMSİL YETKİSİ

Anonim şirket iç ve dış ilişkide yönetim kurulu tarafından temsil olunur. Tasfiyede ise şirketi temsil yetkisi tasfiye memurlarındadır. Bazı hallerde şirket kayyum tarafından temsil edilebilir. Ancak, tasfiye memurları sözleşmede öngörülmemiş veya genel kurulca seçilmemişse tasfiye işleri de yönetim kurulunca temsil edilir.

Anonim şirketin temsilinde, temsil yetkisi kural olarak yönetim kuruluna aittir. Anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile salahiyetli olanlardan ikisinin imzası kafidir. Şirket namına imzaya salahiyetli olanlar şi rket unvanını altına imza etmeye mecburdurlar.

Sözleşmeyle, temsil yetkisinin kullanılmasında münferit temsil esası kabul edilebileceği gibi, ikiden çok imza da aranabilir. Hatta yönetim kurulunun bütün üyelerinin imza koyması şartı da öngörülebilir.

Birlikte temsil kuralının bir istisnası da anonim şirkete karşı yapılan ihtar, ihbar ve tebligata muhatap olma durumudur. Anonim şirketi birlikte temsile yetkili olanlar, şirkete yapılabilecek ihtar, ihbar ve tebligatlarda muhatap olarak, şirketi münferiden de temsil ederler.

A-Temsil Yetkisinin Bölünmesi ve Taksimi

Yönetim yetkisi gibi, temsil yetkisi de, sözleşmede hüküm bulunmak kaydıyla yönetim kurulu üyeleri arasında bölünebilir. Sözleşme, bu bölünmenin yapılması yetkisini genel kurul veya bizzat yönetim kuruluna da bırakabilir.

Temsil yetkisi, murahhas üyelere veya pay sahibi olması zorunlu olmayan murahhas müdürlere taksim edilebilir. Bunun için ana sözleşmede hüküm bulunması şarttır. Bu hüküm, taksim yetkisini genel kurula veya hatta yönetim kuruluna bırakabilir. Temsil yetkisi, pay sahibi olmayan murahhas müdürlere taksim edildiği takdirde, yönetim kurulunun en az bir üyesine de temsil yetkisi verilmesi şarttır.

B-Temsil Yetkisinin Sınırları

Anonim şirketlerde temsil yetkisinin sınırlarını şirket maksat ve mevzuu ile sınırlı olarak düzenlemiştir. Şirketin işletme konusu dışında yapılan bir sözleşme, şirketi bağlamaz. Anonim ortaklık istese de bu sözleşmeye bağlı olmayacağı gibi karşı taraf da bununla bağlı değildir. Yapılan işlem geçersizdir.

  • YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN VERGİ USUL KANUNUNDAN DOĞAN SORUMLULUKLARI

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun kanuni temsilcilerin ödevi başlığını taşıyan 10’uncu maddesine göre; tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mükellef veya vergi sorumlusu olmaları halinde bunlara düşen ödevler kanunu temsilcileri, tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri idare edenler ve varsa bunların temsilcileri tarafından yerine getirilir.

Yukarıda yazılı olanların bu ödevleri yerine getirmemeleri yüzünden mükelleflerin veya vergi sorumlularının varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve buna bağlı alacaklar, kanuni ödevleri yerine getirmeyenlerin varlıklarından alınır. Bu hüküm Türkiye’de bulunmayan mükelleflerin Türkiye’deki temsilcileri hakkında da uygulanır.

Temsilciler veya teşekkülü idare edenler bu suretle ödedikleri vergiler için asıl mükelleflere rücu edebilirler. Tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmaları, kanuni temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını da kaldırmaz.

Kanun hükmüne paralel olarak; 25.11.1988 tarihli Maliye Bakanlığı yazısı ve 390 No.lu Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan açıklamalarda görüldüğü üzere; Anonim Şirketlerde şirketin idaresi ve temsili mutlak suretle yönetim kuruluna aittir. Yönetim kurulu şirket i temsil yetkisini tamamen başkalarına devredemez.

Ayrıca, 6183 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunu’nun mükerrer 35’inci maddesinde “Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısm en tahsil edilmeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu kanun hükümlerine göre tahsil edilir” hükmü mevcuttur.

  • YÖNETİM KURULUNDAN İSTİFA

Türk Ticaret Kanununda yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile ilgili hükümler bulunmasına rağmen istifalarıyla ilgili hükümler yoktur. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasındaki münasebet esas itibariyle birinci derecede şirket akdine dayanır. Bu husus da Türk Ticaret Kanununda olmayan hükümler için Borçlar Kanunundaki vekalet hükümleri uygulanır. Borçlar kanununa göre “vekaletten” istifa her zaman caizdir. Yöneticilerin de bu istifa hakkı hiçbir sınırlamaya tabi değildir.

Yönetim kurulu üyelik süresi bittiği halde, yönetim kurulu üyesi gibi şirketi temsil ve ilzamla ilgili hukuki işlem yapan yönetim kurulu üyeleri, yaptıkları işlemlerden kendileri sorumludur.

Yönetim kurulu üyesi olanlar her zaman istifa edebilirler. Bunların yerine ana sözleşme ve yasa gereği yönetim kurulunca yeni üye (geçici) göreve atanabilir. Ancak, birden fazla üyenin birlikte istifa etmesi veya başka nedenlerle üyelik sıfatlarını aynı zamanda kaybetmeleri mümkündür. Yönetim kurulu üyeliğine atanma yazılı şekle tabi olduğundan istifanın da yazılı olması gerekir.

A- Ayrılan Üyelerin Yönetim Kurulunun Çoğunluğunu Oluşturmaması

Yönetim kurulu üyeliğini kaybedenlerin azınlıkta olması halinde bu üyelerin yerlerine yenilerinin seçilmesi için, kalan diğer üyelerin bir kurul halinde toplanması gerekmektedir. Birden fazla üyenin sıfatını kaybetmesi yönetim kurulunun çoğunluklu (yarıdan bir fazlası) toplanması şartını bozmuyorsa, boşalan üyeliklerin yönetim kurulunun kararı ile doldurulması mümkündür.

B- Ayrılan Üyelerin Yönetim Kurulunun Çoğunluğunu Oluşturması

Yönetim kurulu üyeliğini kaybedenlerin çoğunlukta (yarıdan bir fazlası) olması halinde, kalan üyeler tarafından istifa edenle rin yerlerine yenilerinin seçilmesi mümkün olmaz. Bu durumda genel kurulun denetçiler tarafından acilen toplantıya çağırılması ve yeni üyelerin seçilmesi için genel kurul yapılması gerekmektedir. Bu durumda, genel kurul sadece boş üyelikler için seçim atama yapabileceği gibi, istifa etmeyip görevde kalan diğer üyeleri de azledebilir, bu üyeleri de yeniden yönetim kurulu üyesi olarak atayabilir.

Ancak, uygulamada bu tür (çoğunluğun) istifası halinde her defasında genel kurula gidilmesi nlu olmaktadır. Birden fazla üyenin istifası sözkonusu ise, üyelerin birer birer ya da yönetim kurulunun çoğunlukla toplanmasını imkansız hale getirmeyecek şekilde, sıra ile ikişer üçer istifa etmesi boşalan üyeliklerinin doldurulmasından sonra diğerlerinin istifa etmeleri daha akılcı bir yol olur.

C-Yönetim Kurulu Üyeliğinden İstifanın Sonuçları

Yönetim kurulu üyelerinin istifası nedeniyle meydana gelen boşalma ve değişikliğin yönetim kurulunca ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmesi gerekir. Şirketi temsile yetkili olan kişileri tescil edilmek üzere ticaret siciline bildirmekle yükümlü olan yönetim kurulu, istifa nedeniyle temsil yetkisi kalkan yönetim kurulu üyelerinin bu istifalarını da sicile bildirmekle yükümlüdür.

Yönetim kurulu üyelerinin istifa hakları vekiller gibi mutlak ise de bu hakkın uygun olmayan bir zamanda kullanan kişi şirket in bu nedenle uğrayacağı zararı tazminle yükümlüdür. Yönetim kurulu üyelerinin istifa tarihinden itibaren yönetim kurulu üyeliği sona erdiğinden, istifa tarihinden sonraki işlemlerden yönetim kurulu üyesi olarak sorumlu değildir. Zamansız istifa nedeniyle bu yüzden uğranılan şirket zararını tazmin yükümlülüğü müstesnadır. İstifa etmek isteyen yönetim kurulu üyelerinin bu tazmin yükümlülüğünden kurtulmak için, yönetim kurulunun toplanıp istifa edecek üyenin yerine geçici olarak birini atama imkanını sağlayacak asgari süreyi şirket yönetim kuruluna tanıması gerekir.

  • SONUÇ

Yapılan açıklamalarda görüldüğü üzere; özellikle Türk Ticaret Kanunu yönünden, yönetim kurulu üyeleri, kanun veya esas mukave lelerinin, kendilerine yüklediği görevleri, kusurları nedeniyle gereği gibi yerine getirmemeleri halinde, şirketle aralarındaki sözleşmenin ihlali söz konusu olduğundan müteselsil sorumlu olurlar.

Vergi Usul Kanunu, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun ve bazı yargı kararlarına göre, yönetim kurulu üyeleri, şirketin vergi borcundan sorumludur. Ancak, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanununa göre, yönetim kurulu üyeleri hakkında takibe geçilmeden önce asıl borçlu (şirket) hakkında takibe geçilmesi, yapılan takip sonunda amme borçlusunun mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerin mal varlığı ndan tahsili cihetine gidilir.

Anonim şirketlerin yönetim kurulları ile ilgili, uygulamada yaşanan nları ise şu şekilde sıralamak mümkündür;

-Yönetim kurulu üyelerinin toplantıları usulüne uygun yapmamaları,

-Gerekli toplantı ve karar nisapları sağlanmadan toplantı yapılması veya hiç toplanılamaması,

-Görev süreleri tamamlandığı halde genel kurul yapılmadığından yeni yönetim kurulu ve temsil/ilzamların yetkilerinin yenilenmediği,

-Temsil ve ilzam yetkilerinin usulüne uygun verilmediği veya kullanılmadığı, müşterek veya münferit imza yetkisi kullanımların da hatalar yapıldığı,

-Yönetim kurulu üyelik hakkı, temsil/ilzam yetkisi ve toplantılara katılma haklarının (vekalet ile devredilemeyecek hakların) vekalet ile başkalarına kullandırılması,

-Yönetim kurulu üyeliğinden istifaların usulüne uygun yapılmaması, yerine geçici görev ile üye atanmaması, tescil/ilan ettirilmemesi,

-Hissedar olamayanların yönetim kuruluna seçilmesi veya seçtirilmesi,

-Özellikle üç üyeli yönetim kurullarında (bir üye katılmayınca) toplantıların yapılamaması ve kararların alınamaması.

Yukarıdaki benzeri hususları daha fazla sıralamak mümkün. Ancak, bu nların yaşanmaması için gerek şirketin kuruluşunda (yönetim kurulu maddesi) ve gerekse sonraki evrelerde (genel kurullarda) yönetim kurulu ile ilgili düzenlemelerde ve yönetim kuruluna seçilecek kişilerin görevlerinde duyarlı olmaları gerekmektedir

  • Ş.in dış denetimini açıklayınız.

TTK

Murakabe :

Madde 274 – Anonim şirketlerinin muameleleri, bir tüzük ile tayin olunacak şekilde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ticaret müfettişleri tarafından denetlenir. Denetim, bilançonun açıklık ve doğruluk esasları çerçevesinde yapılacak incelemeyide kapsar. Diğer bakanlık ve kuruluşlarca anonim şirketleri ilgilendiren konularda düzenleme yapılması halinde, Bakanlığın uygun görüşü alınır. Bakanlık, bu Kanunun ticaret şirketlerine ilişkin hükümlerinin tatbikatıyla ilgili olarak tebliğler çıkarmaya yetkilidir. Ticaret sicili memurlukları tebliğ hükümlerine uymakla yükümlüdür.

Kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya kamu düzenine aykırı işlemler ve faaliyetlerde bulunduğu anlaşılan şirketler aleyhine özel

kanunlarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca fesih davası açılabilir.

Bu Kanunun 297 ve 378 inci maddeleri uyarınca anonim şirketlerin genel kurul toplantılarına katılacak komiserlerin nitelikleri, genel kurul ile ilgili görev ve yetkileri Bakanlıkça bir yönetmelikle tesbit edilir. Bakanlık komiserlerinin yol giderleri ve zaruri masrafları Bütçe Kanununun (H) cetvelinin (B) bendi ile tesbit edilen Devlet memurlarına ödenen en yüksek yurt içi günlük harcırah tutarının üç katını geçmemek üzere şirket tarafından karşılanır. Şirket tarafından ödenecek ücret ve yolluk miktarları ve bunların ödenme şekli yönetmelikte gösterilir.

Halka açık AŞ Sermaye Piyasası Kanunu

Tedbirler

Madde 46-(Değişik:29/4/1992-3794/33 md.)

Kurul,bu Kanun uyarınca yaptığı izleme,inceleme ve denetlemeler sonucunda;

  1. (Değişik:15/12/1999-4487/22 )Kurula kayıt yükümlülüğü yerine getiril- meksizin yapılmış ihraç,halka arz ve satış işlemleriyle,izinsiz sermaye piya­sası faaliyetlerinin durdurulması için gerekli her türlü tedbiri almaya;kayıt yükümlülüğüne uyulmaksızın yapılan halka arz ve satış sonucu satılan kısmın karşılığı ve satışı yapılacak senetler için her türlü teminattan muaf olarak ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz istemeye,tedbir ve haciz tarihinden itibaren

altı ay içinde dava açmaya veya takip yapmaya;her türlü hukuki ve cezai sorumluluk saklı kalmak kaydıyla,izinsiz sermaye piyasası faaliyet ve işlem­lerinin doğurduğu sonuçların iptali için tesbit tarihlerinden itibaren üç ay, vukuu tarihlerinden itibaren bir yıl içinde dava açmaya,

  1. 12 nci maddedeki esaslar çerçevesinde alınan yönetim kurulu kararları aleyhine,bu kararların ilanından itibaren otuz gün içinde ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde iptal davası açmaya ve bu kararların icra­sının geri bırakılmasını istemeye,
  2. (Değişik:24/6/1995-KHK-558/12 ;iptal:Ana.Mah.’nin 13/11/1995 tarih ve
  3. 1995/45,K.1995/58 sayılı Kararı ile.);Yeniden düzenleme:

(15/12/1999-4487/22 md.) Bu Kanuna tabi anonim ortaklık ve sermaye piyasası kurumlarının,kanuna,esas sözleşme hükümlerine veya işletme maksat ve mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri ile sermayenin azalmasına veya kaybına yol

açan işlemlerinin hukuka aykırılığının tesbiti veya iptali için dava açmaya,

Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilgililerden aykırılıkla­rın giderilmesi için tedbir alınması ve öngörülen işlemleri yapmasını isteme­ye ve gerektiğinde bu halleri ilgili mercilere intikal ettirmeye,

  1. 15 inci maddenin son fıkrasında belirtilen işlemlerde bulundukları tesbit edilen anonim ortaklıklardan,denetleme sonuçlarının Kurul tarafından belirlenecek şekil ve esaslar dahilinde ortaklara duyurulmasını istemeye,
  2. Mevzuat uyarınca açıklanması gerekirken açıklanmamış bilgileri ve mev­zuata aykırılıkları,masrafı ilgili anonim ortaklık,kişi,kuruluş veya sermaye piyasası kurumlarından tahsil edilmek üzere kamuoyuna duyurmaya,
  3. (Değişik:15/12/1999-4487/22 md.)Denetimle görevlendirilenler tarafın­dan istenecek defter,evrak,dosya,kayıt ve bilgi ihtiva eden diğer vasıtaların ibraz veya teslim edilmemesi halinde,gerektiğinde mahkemeye başvurarak,bunla- rın ibraz veya tesliminin sağlanmasını talep etmeye,
  4. (Değişik:24/6/1995-KHK-558/12 md.;iptal:Ana.Mah.7NİN 13/11/1995 tarih ve E.1995/45,K.1995/58 sayılı Kararı ile.;Yeniden düzenleme:15/12/1999-4487 /22 md.)Sermaye piyasası kurumlarının mevzuat,esas sözleşme ve içtüzük hüküm­lerine aykırı faaliyetlerinin tesbit edilmesi halinde ilgililerden aykırılık­ların giderilmesi ve kanuna,işletme amaç ve ilkelerine uygunluğun sağlanması­nı istemeye;aykırılıkta sorumluluğu tesbit edilen kurum görevlilerinin,hakla-

rında kovuşturmaya geçildikten sonra yargılama sonuçlanıncaya kadar imza yet­kilerini sınırlandırmaya veya kaldırmaya;aykırılıkların giderilmemesi veya giderilemeyecek aykırılıkların tesbit edilmesi durumunda,gerekli her türlü tedbiri almaya ve bu kurumların faaliyetlerini geçici veya sürekli olarak durdurmaya ve yetkilerini kaldırmaya,

  • Limited şirketler hangi alanlarda faaliyet gösteremezler ve şirketin amaçları nelerdir?

Limited şirketler kanunen yasak olmayan her türlü konuda kurulabilirler. Yasak olan faaliyetler ise şunlardır;

-Bankacılık

-Yatırım ortaklığı

-Aracı kurum faaliyetleri

-Sigortacılık                                           yapamazlar.

  • Anonim şirketlerin sona erme nedenlerini anlatınız.

Anonim                                                                    Şirketin                                                                  Sona            Ermesi

Sona erme halleri şunlardır;

Anasözleşmede belirtilen sürenin sona ermesi,

Şirket konusunun oluşması, tamamlanması,

Şirket konusunun elde edilmesinin imkansız hale gelmesi,

Şirket sermayesinin karşılıksız kalması,

Pay sahiplerinin beş kişiden aşağıya düşmesi,

Şirket alacaklılarından birinin fesih talebinde bulunması,

Şirketin diğer bir şirketle birleşmesi,

Şirketin iflasına karar verilmesi,

Genel kurulun feshe karar vermesi,

Şirketin yasal organlarından birinin mevcut olmaması,

Genel kurulun toplanamaması,

Bazı fesih sebepleri için yasa da özel düzenleme getirilmiştir. Örneğin, ortak sayısının beş kişiden aşağıya düşmesi halinde, mahkemeye müracaat edilerek ortak sayısının tamamlanması için süre alınabilir.

Sone erme sebeplerinden her hangi birinin meydana gelmesi halinde şirket hemen sona ermez. Yeni bir dönem başlar. Bu dönemde :

Şirketin sona ermesinin tescil ve ilan edilmesi gerekir.

Şirket anasözleşmesinde belirtilen amaç ve konu, tasfiye gayesine dönüşür.

Şirket tüzel kişiliğinin ehliyeti, tasfiye gayesiyle sınırlı olur.

Ticaret unvanı “Tasfiye Halinde…………………………. A.Ş.” kelimeleri eklenerek kullanılabilir.

Tasfiye halindeki şirketin temsili tasfiye memurları marifetiyle yürütülür.

Tasfiye

Şirketin tasfiyesi için, ilk olarak genel kurulun toplanarak tasfiye kararı alması ve tasfiye memurlarının tayin edilmesi zorunludur. Bu karar ticaret siciline tescil ve birer hafta ara ile üç defa ilan ettirilir. İlan metninde şirketin tasfiyeye girdiği, tasfiye memurlarının kimler olduğu ve alacaklıların şirket merkezine müracaat etmeleri duyurulur.

Tasfiye kararı alındıktan sonra anonim şirketin bütün işleri tasfiye memurları tarafından yürütülür. Ayrıca tasfiye memuru tayin edilmediği takdirde, şirketin yönetim kurulu tasfiye kurulu olarak görev yapar.

Kural olarak tasfiye memurları birlikte hareket ederler. Tasfiye memurları, şirketin mal ve haklarının muhafazası için basire tli bir tacir gibi davranarak gerekli tedbirleri almak zorundadırlar.

Tasfiye memurları ilk olarak, vergi dairesine şirketin tasfiyeye girdiğini bildirmek zorundadırlar. Ayrıca, tasfiyeye başlanmadan önce açılış envanteri yapılması ve tasfiyeye giriş bilançosu hazırlanmalıdır.

Bilançonun hazırlanmasından sonra tasfiye memurları tarafından genel kurul, bilançonun onaylanması için toplantıya çağrılır. Bilançonun genel kurulca onaylanmasından sonra tasfiye memurları tarafından yapılacak ikinci iş, varsa şirketin alacaklarının tahsili ile borçlarının ödenmesidir. Bu aşamada, şirketin aktifleri satılarak paraya çevrilir.

Son olarak tasfiye memurları kati bilançoyu hazırlayarak genel kurulu toplantıya çağırırlar. Kati bilançonun genel kurul tarafından onaylanıp kesinleşmesinden sonra, payların dağıtılması safhasına geçilir. Payların dağıtımı para olarak yapılmalıdır. Bu aşamada, alacaklıların i lan ile

üçüncü defa çağırılmalarından itibaren bir yıl geçmedikçe, kalan mevcudun dağıtılamayacağı yasada kural olarak                                                                                                                                                                       belirlenmiştir.                                                                                                                                                                                 Ancak,

alacaklılar için bir tehlikenin mevcut olmaması halinde, mahkemece bu süre beklenmeksizin dağıtıma izin verilebilir.

Payların dağıtılmasından sonra, tasfiye memurları tasfiye işlerinin bittiğini vergi dairesine bildirmek zorundadırlar.         Vergi                                                                                                                                                                            dairesince                                                                                                                                                                             yapılacak

inceleme sonucunda, şirketin vergi borcu bulunmadığı tespit edilerek vergi kaydının silinebileceğine karar verilir.

Daha sonra, tasfiye memurları ticaret siciline müracaat ederek, şirketin kaydının silinmesini ve ilanını talep etmek zorundadırlar. Ticaret sicilinden kaydın silinmesi ve ilan ile şirketin hukuki varlığı son bulmuş olur.

Tasfiyenin uzun sürmesi halinde, her yıl sonu ara bilonçonun hazırlanarak genel kurulun onayına sunulması gerekir.

TİCARET HUKUKU TİCARİ İŞLETME

  • TTK’nun ticari işlerdeki teselsül hükümleri ile BKdaki teselsül hükümlerini karşılaştırarak anlatınız.

3:Ticari
işler karinesi açısından karineyi öngörülmüştür. maddede;

işler edilmiştir, tanımıdır de ticari işlerdir ticari                  iştir

istisna            vardır;

sayılmaz,adi iştir ticari iş sayılmaz amaçlı değil

21:Ticari tacirler açısından bazı

kanununda

ilgilendiren

tacirin özel şartlar

mutlaktır.Yani tüzel kişi
işi yoktur.Ama gerçek kişi
düzenlenen iş                    olarak

işletmenin ama bir kişinin yapabileceği TTK’da düzenlenmiştir,bu vardır.Gerçek kişi açısından açıkça       belirtilmişse bu iş ticari

yoksa yapan kişi tacir olsa bile mesken                                amaçlıdır,ticari

kabul

işler bir 2 iş iş

TTK TTK

21. maddedeki kural tüzel kişiler olan çürütebilecek 3.

-Ticaret

-Bir                  ticari                     işletmeyi                   ilgilendiren                   işler;ticari

TTK                                                11.md                                               ticari

TTK’da ticari işletmeyi doğrudan ilgilendirmeyen,tarafları tacir olmayabilen Örn;Mağazada alışveriş karşılığı bono aldık,bono TTK 21/1 md:Ticari iş karinesine getirilen istisnalar

1-                      İşin yapıldığı esnada işin              ticari işletmeyle ilgisi olmadığı

2-                               Durum     ve şartlara göre yapılan işin ticari iş olmasına imkan

Örn;Tacir                    oturmak                üzere                  ev                  alıyor.Bu

Bir                        taraf                      için                        ticari                      iş                        sayılan                       işler                           ticari                     iştir.

TTK 21/2 md:Yalnız biri için ticari iş sayılan mukaveleler(fiil ve iş demiyor)kanunda aksine hüküm yoksa… Yani;

  1. Taraflardan sadece biri için ticari iş sayılan işlerin ticari sayılabilmesi için mukaveleye bağlı olması lazımdır.Sözleşmeye bağlı olmayan işlerde

taraflardan birisi için ticari sayılsa bile,ticari iş sayılmaz.Burada bu kural geçerli değildir.Örn;Haksız fiile dayanan işler mukaveleye tabi olmadığı için TTK                                21/2’de                                    belirtilen                                    kural                           uygulanmaz.

  1. Taraflardan biri için ticari sayılan,sözleşmeye dayanan bir işin,iğer taraf bakımından ticari sayılabilmesi için kanunda aksine hüküm

bulunmaması lazımdır.Örn;Bir tarafın diğer tarafı temerrüde düşürebilmesi veya sözleşmenin feshi için ihtarların yazılı olarak yapılması ve bunun içinde her iki tarafın tacir olması gerekir.Yani noter tarafından yapılmazsa geçerli olmaz. Bunları                                                          bir                                                 başlık                                                altında                                               toplarsak;

Ticari                      iş                      olma                     şartları:                      1.Ticaret                       kanununda                      düzenlenmiş            olması

  1. Ticari işletmeyle           ilgili                                                                              olması
  2. Ticari iş                                                                                                                        karinesi
  3. Bir taraf                       için                     ticari                                          iş                               sayılması;a)Taraflardan biri                    için
  4. Kanunda aksine        hüküm                                                                                  yoksa

Bir                             İşin                             Ticari                             İş                               Sayılmasının                              Hukuku                   Sonuçları:

  1. Teselsül Karinesi(Müteselsil                                                                                                        sorumluluk)

Teselsül,birden çok borçlunun her birinin alacaklıya karşı yada borçlunun birden çok alacaklının herbirine karşı borcun,tamamından sorumlu olması                                                                                                                     demektir.

BK                                      141                                      vd                                    md                                       teselsül                         düzenlenmiştir.

Müteselsil borçluluk,bir irade açıklaması veya kanun hükmü dolayısıyla bölünebilir bir edimin birden fazla borçlarından her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu;alacaklının ise tamamını ancak bir defa elde etmek üzere edimi borçlulardan birisinin ifası veya ifa yerini tutan fiili ile düğerlerini bu oranda alacaklıya karşı borçtan kurtaracakları bir birlikte borçluluk halidir. BK’ya gore adi işlerde teselsül ya tarafların iradesinden yada kanundan doğar.Yani adi işlerde müteselsil sorumluluk istisnadır.İradeye veya kanuna                                                                                               dayanır.

TTK 7/1 md:Teselsül karinesi:”İki veya daha fazla kimse,içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari mahiyeti haiz bir iş dolayısıyla diğer bir kimseye karşı müştereken borç altına girerlerse mukavelede aksi kararlaştırılmadıkça müteselsilen mesul sayılırlar.” TTK 7/2 md:Ticari borçlara kefalet halinde gerek asıl borçlu ile kefil gerek kefiller arasındaki münasebetlerde dahi hokum böyledir. Yani        borçlular                           arasındaki                teselsül                            2                                       halde                          sözkonusudur;

  1. Müşterek borç                                            altına      girme                                                              durumunda(7/1)
  2. Ticari borçlara kefalet durumunda/7/2) Adi borçlarda iradeyi açıkça belirtmek gerekir,ticari işlerde ise gerekmez. Bu hükme gore borcun ticari olması halinde asıl borçlu ile kefil veya kefiller arasında müteselsil borçluluk esas olmaktadır.Ancak taraflar bunun aksini kararlaştırabilirler.Yani gerek müteselsil borçluluk,gerek ticari borçlarda kefaletten müştereken borç altına girenlerden veya ticari borçlarda kefalet esnasında bunun müteselsil borçluluk olduğu Kabul edilir.Yahut müteselsil borçluluk olmadığı açıkça belirtilebilir.O zaman borç ticari borç da olsa,müştereken borç altına girilse de müteselsil borçluluk yahut müteselsil kefalet olmaz.
  • TTK hükümlerine göre tutulması zorunlu olan defterler nelerdir ve bunların ıspat kuvvetlerini açıklayınız.

Ticaret Kanunu tacire ticari defterleri tutma zorunluluğu getirmiştir. Buna göre, her tacir ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her iş yılı içinde elde edilen sonuçları tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün defterleri ve özellikle ismen belirlenen bazı defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur. Tacirin birden fazla işletmesi varsa her bir işletme için ayrı defter tutulur. Bir ticari işletmenin adi ortaklık aracılığıyla işletilmesi halinde, ortaklar tacir niteliğine sahip olduklarından, her bir ortağın ayrı ayrı defter tutması gerekir. Tacirlerin defter tutma yükümlülüğü, tacirin gerçek veya tüzel kişi olması, işletmesinin nitelik ve niceliği bakımlarından farklıdır. Gerçek kişi tacirlerin tutacakları defterler, tutulması kanunen zorunlu defterler ve ihtiyari defterler olarak iki gruba ayrılırlar. İşletmelerinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği zorunlu tüm defterler şunlardır:

  1. Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bu defterler yevmiye, kebir ve envanter defterleridir. Bunların açılış ve kapanış onamalarının noterce yapılması zorunludur.
  2. Kanunen ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Bu şekilde tutulması zorunlu beyana tabi defterler, işletmenin nitelik     ve                                                                                                                                                                    niceliğine     göre

farklı olabilir. Onamaya tabi defterlerin yanında hangi defterlerin beyana tabi defter olarak tutulacağını tacirin kendisi takdir eder. Örnek olarak stok ve sevkiyat veya üretim defteri sayılabilir.

  1. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Örneğin, TK.lll uyarınca tellal günlük defteri.
  2. Saklanması gerekli belgeler: Tacirler ticari işletmeleri ile ilgili belge ve yazışmaları saklamakla yükümlüdürler.

Bunlar dışında tacir dilerse, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirmediği defterleri de tutabilir. Bu defterlerdeki kayıtların kendi lehine delil olmasını istiyorsa, tacir bunları da sicil memuruna yıl başında beyanname ile beyan etmelidir.

Eğer bir gerçek kişi tacirin ticari işletmesinin nitelik ve önemi yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defterinin                                                                                                                                                                         tutulmasına                                                                                                                                                                                elverişli                                                                                                                                                                                değilse,

diğer bir deyişle tacirin işleri dar kapsamlı ise bu üç defter yerine tacir sadece işletme defteri tutabilir.

Tüzel kişi tacirlerin de tutacakları defterler, zorunlu ve ihtiyari olarak iki gruba ayrılır.

Zorunlu defterler:

  1. Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bunlar Ticaret Kanunu’nun 66. maddesinin 1. fıkrasında sayılan defteri kebir, günlük defter, envanter defteri ve karar defteridir.
  2. Kanunda ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Tüzel kişiler gerçek kişilerle bu konuda aynı hükümlere tabidirler.
  3. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Bunlara örnek olarak, anonim şirketlerde pay sahipleri defteri, yönetim kurulu kararları defteri, limited şirketlerde pay defteri gösterilebilir.
  4. Saklanması gerekli belgeler: Gerçek kişi tacirler gibi tüzel kişi tacirler de ticari işletmeleri ile ilgili belge ve yazışmaları saklamakla yükümlüdürler ( TK.66/11

ISPAT KUVVETİ

http://www.ekocozum.com/blog/wp-content/uploads/2008/01/defter3oe8.jpgTicari                                                                                                                   Uyuşmazlıklarda Ticari Defterlerin İspat Kuvveti

TTK’nın 82. maddesinde;” Ticari işlerden dolayı tacir sıfatını haiz olan kimseler arasında çıkan ihtilaflarda ticari defterler aşağıdaki maddelerde gösterilen şartlar dairesinde delil olarak kabul olunur.

Bir tacirin tuttuğu bütün defterlerin birbirini teyit etmesi şarttır; aksi takdirde defterler delil olmaktan çıkar.” hükmü yer almaktadır. TTK’nın 82. maddesinde ticari defterlerin, TTK’nın devam eden 83, 84, 85 ve 86. maddelerinde belirtilen şartları taşımaları h alinde delil olarak kullanılabileceği belirtilmiştir. TTK’nın 69/2 maddesi gereği her tacir, tutmak zorunda olduğu diğer defterlerle tutmak istediği defterlerin her birinin nevi ve mahiyetleriyle sayfa sayılarını gösteren iki nüsha beyannameyi bu defterleri kullanmaya başlamadan önce sicil memuruna vermek zorundadır. Memur, bunlardan birini tasdik ederek tacire geri verir. Bu mükellefiyeti hiç veya kanunun uygun gördüğü şekilde yeri ne getirmeyen                                        tacirin                    bu                    gibi                       defterleri                    lehine                                           delil                    olamaz                .

Ticari uyuşmazlıklarda ticari defterlerin kesin delil oluşturabilmesi için gerçekleşmesi gereken ve TTK’nın 82. maddesinde “kesin delil” başlığı altında düzenlenen                          koşullar                          aşağıdaki                           gibi            ifade                                           edilebilir;

  • Uyuşmazlığın her iki tarafının da uyuşmazlık konusu işin yapıldığı tarihte tacir sıfatına sahip olması gerekir.
  • Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine geçirmesi gereken bir ticari işten kaynaklamalıdır. Diğer bir deyişle iş her iki tarafın da ticari

işletmesiyle                                                                                                       ilgili                                               olmalıdır.

  • Delil oluşturması istenen defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş olmalıdır. Bunun için her şeyden önce zorunlu tüm defterlerin tutulmuş

olması gerekir. İşletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği defterler tutulmamışsa, ismen sayılan zorunlu defter kayıtları an cak sahibi aleyhine delil teşkil eder. İşletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği defterler ise ismen gösterilen ve tasdike tabi olan defterlerle beraber delil olarak kabul                                                                                                                  olunur.

Ayrıca ismen sayılan zorunlu defterler için tasdik işleminin ve diğer zorunlu defterler için de sicil memuruna beyanname verme yükümünün yerine getirilmiş, yevmiye defteri kayıtlarının süresi içinde deftere geçirilmiş, envanter ve bilançonun eksiksiz, açık ve anlaşılır şek ilde

düzenlenmiş                              olması                               gerekir                              (TK.69,                             70,        72,                                                     75).

  • Uyuşmazlık konusu işle ilgili olarak defterlere geçirilen tüm kayıtların birbirini doğrulaması gerekir.
  • Karşı tarafın, ileri sürülen iddianın aksini kendi ticari defterleri veya diğer geçerli delillerle ispat edememiş olması gerekir. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispatlamak isteyen davacı tarafın defter kayıtlarına uygun ise, davacı taraf iddiasını ispat etmiş sayılır. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispat etmek isteyen tarafın defter kayıtlarına aykırı ise veya defterlerinde bu konuda hiçbir kayıt yer almamışsa iddia defterlerle ispat olunamamış kabul edilir. Karşı taraf defterlerini ibraz etmezse veya defterlerini hiç ya da usulüne uygun olarak tutmamış olursa iddiasını defterleri ile ispat etmek isteyen tarafın defterleri kendi lehine delil oluşturur. Ancak karşı taraf defterlerdeki kayıtları vesika veya diğer geçerli delillerle çürütebilir.
    • Yemin

Mahkeme, yukarıda maddeler halinde ifade edilen tüm şartların gerçekleşmesi halinde, kanaatini güçlendirmek için davacıya, defterlerindeki kaydın doğru olduğuna ve halen davalıda yerine getirilmesi gereken bir hakkı bulunduğuna ilişkin yemin vermek zorundadır. Defter sah ibi yeminden kaçınırsa, iddiasını defterleri ile ispat edememiş sayılır. Bu konu ile ilgili düzenleme TTK’nın 83.maddesinde;” Mah keme, aşağıdaki hükümler gereğince, defter münderecatını sahibi lehine hükme medar görmüşse kanaatini kuvvetlendirmek için o kaydın doğru olduğuna ve davacının halen davalıda yerine getirilmesi gereken hakkı bulunduğuna dair defter sahibine tamamlayıcı bir yemin verir. Taraflardan biri hasmın ticari defterlerinin münderecatını kabul edeceğini mahkeme huzurunda beyan etmiş iken hasmı ticari defterlerini ibrazdan imtina ederse, mahkeme, defterlerin ibrazını istemiş olan tarafa iddiasının sıhhati hakkında bir yemin verir/’şeklinde yer almıştır.

  • Ticari Defterlerin                                    Sahibi               Aleyhinde                                                 Delil                                            Olması

Bu konu ile ilgili düzenleme TTK’nın 84. maddesinde yer almaktadır. Buna göre; ” Kanuna uygun olarak veya olmayarak tutulmuş olan ticari defterlerin münderecatı, sahibi ve halefleri aleyhinde delil sayılır. Şu kadar ki; kanuna uygun olan defterlerde sahibi lehine olan kayıtlar dahi aleyhindeki                kayıtlar                    gibi                   muteber               olup                                       bunlar      birbirlerinden                 ayrılamaz.”

Bir davada ispat yükü kendisine düşen taraf, iddiasını kanıtlamak için diğer tarafın tuttuğu defterlere de dayanabilir. Taraflardan biri iddiasını sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini beyan ederse, mahkeme karşı tarafa ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesi için süre verir.

Defterlerini                      ibraz                       etmesi                     istenen                      taraf,                      defterlerini ibraz                                       ederse;

  • İbraz edilen defterlerde, ileri sürülen iddia hakkında hiç bir kayıt yer almamışsa iddia ispat edilememiş sayılır. Başka kanıt da getirilemez ve

dava                                                                                                                                                                  reddolunur.

  • İbraz edilen defterlerde sadece defter sahibinin aleyhine kayıt varsa, bu kayıt defter sahibi aleyhine kesin delil oluşturur. Defter sahibi

bundan sonra kendi defterlerinde yer alan kayıtların aksini ancak başka bir kesin kanıtla, örneğin borcunu ödemiş olduğunu karşı taraftan aldığı bir                      makbuzla                                                                     ispat            edebilir.

Tacir tutmak zorunda olduğu bütün defterleri tutmamış, tasdik ettirmemiş veya beyanname verme yükümünü yerine getirmemiş olsa bile tuttuğu defterlerdeki                       kayıtlar                        aleyhine                       delil               olarak                                        kullanılabilir.

  • İbraz edilen defterlerde, defter sahibinin hem lehine hem aleyhine kayıt varsa ve defterler kanuna uygun şekilde tutulmamışsa defterlerin

sahibi                                     lehine                                    olan                                    kayıtları                                dikkate                                          alınmaz.

Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olarak kullanılabilmesi için, defterlerin kanuna uygun şekilde tutulmuş olmasına ve uyuşmazlığın her iki tarafının       da                                   tacir                                      olmasına                              gerek                                            yoktur.

  • Ticari Defterlerin                                    Sahibi                  Lehinde                                                 Delil                                            Olması

TTK’nın 85. maddesinde ticari defterlerin sahibi lehinde delil olması hakkında düzenleme mevcuttur. Buna göre;”Kanuna uygun b ir surette tutulan ve birbirini teyit eden ticari defterlerin münderecatı sahibi lehine delil ittihaz olunur; şu kadar ki, hasım tarafın keza kanuna uygun

surette tutulmuş olan ve birbirlerini teyid eden defterleri buna aykırı olur veya bu hususta hiçbir kaydı havi bulunmazsa yahut iddianın dayandığı kaydın aksi, vesika veya diğer muteber delillerle ispat edilirse sözü geçen kaydın ispat kuvveti kalmaz.” Ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılabilmesi için genel şartlardan başka olusorumlu ve olumsuz olmak üzere iki genel şartın da

konusudur.
gibidir;

Şartlar

gerekir,

gerekir,

gerekir.

Şartlar

uygun

kapsamının

gerektirdiği

defterlerin                      kanuna

defterlerin mahiyet ve öneminin

olarak                     tutulmuş                   olması

birbirini                          doğrulaması

bütün defterlerin tutulmuş olması

aşağıdaki
söz
gerçekleşmesi

Olusorumlu

–                                    Ticari

–                                                  Bütün

–                      İşletmenin Olumsuz

Bu
şartlar

Ticari defterlerin sahibi lehine delil olarak kullanılabilmesi için geçerli olan olumsuz şartlar karşı tarafın defterleriyle ilgilidir. Olumsuz şartların karşı taraf yönünden mevcut olması, diğer tarafın defterlerindeki kayıtların ispat gücünü ve dolayısıyla lehine delil teşkilini ortadan kaldırır. Bu şartların, karşı tarafın defterlerinde mevcut olmaması ise tacirin defterlerindeki kayıtların lehte delil olma niteliğini ifade etmiş olur. Bu nedenle bu        şartlara                                         olumsuz    şartlar                                        denilmektedir.

Karşı tarafın kanuna uygun olarak tutulmuş bulunan ve birbirini teyit eden ticari defterleri;

  1. Tacirin kanıt                olarak                 ileri                 sürdüğü                defter              kayıtlarına                  aykırı                    olursa,
  2. Taraflar arasındaki                  anlaşmazlık              konusunda              hiç              bir               defter                  kaydı                bulunmazsa,
  3. Savın dayandığı kaydın aksi, karşı tarafça, belge veya muteber kanıtlar ile ispat edilirse, tacirin kanıt olarak ileri sürdüğü defterlerdeki

kayıtların                                                   ispat                                               kuvveti                                              kalmaz                                                                       .

Ticari bir uyuşmalıkta kendi ticari defterlerine dayanan tarafa, tacir hasmın da (karşı taraf) kendi defterlerini delil olarak mahkemeye ibraz etmesi                                                                                                                                  durumunda;

Karşı tarafın kanuna uygun olarak tutulmuş ve birbirini teyit eder durumda olan defterlerdeki kayıtlar, kendi ticari defterlerine dayanan tarafın defterlerindeki kayıtları doğruluyorsa defterlerdeki kayıtlar sahibi lehine delil teşkil eder. Mahkeme defterlerine dayanan tarafa sadece “tamamlayıcı yemin” vermek suretiyle ticari defterleri sahibi lehine delil olarak kabul edecektir. Fakat, karşı tarafın kanuna uygun olarak tutulmuş ve birbirini teyit eden defterlerindeki kayıtlar, kendi ticari defterlerine dayanan tarafın defterlerindeki kayıtlara aykırı ise, bu durumda kendi defterlerine dayanan tarafın defterlerinin sahibi lehine ispat kuvveti kalmaz (TTK m.85/2).

  • Ticari Defterlerin                         Diğer                                    Tarafın                                         Aleyhinde                               Delil                         Olması

TTK’nın 86. maddesine göre; “Taraflardan birinin defterleri kanuna uygun olup da diğerininki olmaz veya hiç defteri bulunmaz yahut ibraz etmek istemezse; defterleri muntazam olan tacirin birbirini teyit eden defterlerindeki kayıtlar, diğeri aleyhinde delil olur. Hasım taraf, aleyhinde delil ittihaz olunan kaydın aksini muteber delillerle ispat edebilir.”

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir