Türkiye’de 2000 sonrası ekonomik gelişmeler

2000 Sonrası Türkiye Ekonomisi

Kasım 2000 Finansal Krizi

2000 yılında IMF ile yeni bir Stand-By sözleşmesi yapılmış ve istikrar programı uygulamaya başlamıştır.

2000 İstikrar Programında Öngörülen Hedefler

  • Bütçe ve bütçe dışındaki kamu kesimi mali disiplinin sağlanması
  • Sabit kur politikasının uygulanmasıyla döviz kurunun belirlenmesi
  • Özelleştirilmenin hızlandırılması

Krizden hemen önce bankaların açık pozisyonlarını azaltmaya başlaması piyasada likidite ihtiyacında ve faiz oranlarında minimal düzeyde artış yaşanmasına yol açmıştır.Ekim 2000 sonu itibariyle ekonominin durumu ;

  • Son 15 yılında yapılan özelleştirmenin daha fazlası 2000 yılında yapılmıştır.
  • Bankacılık sektörünün yeniden düzenlenmesi için çalışmalar
  • Ekonomik büyüme % 6,8
  • Enflasyon % 40 altında gerçekleşmiş
  • Bütçe açıklarının oluşturmuş olduğu enflasyonist etki azalmaya başlamıştır.

2000 yılında ekonomik istikrarın sağlanmasına yönelik Enflasyonu Düşürme (Döviz Kuru Hedeflemesi) Programı uygulamaya konulmuş ancak başarı sağlanamamıştır.Nedeni ise cari işlemler açığının azaltılması yönünde sağlam temele dayanan önlemlerin alınmaması ve cari açığın yüksek düzeyde gerçekleşmesidir.

ŞUBAT 2001 FİNANSAL KRİZİ

Ekonomide bekleyişlerin olumsuzlaştığı bir ortamda, Hazine’nin yüklü bir borç itfası öncesinde 19 Şubat 2001’de beklenmedik siyasi gerginlikler yaşandı. Başbakan’ın devlet yönetiminde “kriz var” açıklamasıyla birlikte mali piyasalarda panikle başlayan süreç, yerli parayı savunmak için gecelik faizlerin astronomik oranlara yükselmesine rağmen, yerleşiklerin yoğun döviz talebi nedeniyle Merkez Bankası’nın 5 milyar dolarlık döviz satışıyla sonuçlandı. Kamu bankalarının likidite ihtiyacının karşılanamaması, ödemeler sistemini kilitleyecek boyutlara ulaşmıştı. Banka sistemindeki büyük çöküşü önlemek için TL’nin yabancı para birimleri karşısındaki değeri dalgalanmaya bırakıldı. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyonu aştı. Bunun sonucunda yabancı bankalar vadesi gelmemiş kredilerini geri çekmeye başlayınca 21 Şubat’ta bankalar arası para piyasasında gecelik faiz %6200’e kadar çıktı.Yapılan bu örtülü devalüasyon ile TL’nin değeri %40 civarında düştü. Devletin borcu da 29 katrilyon TL arttı.

Şubat 2001’de patlak veren krizin oluşmasının nedenleri şu şekilde sıralanabilir

1-Aşırı değerlenmiş TL

2-Cari işlemler açığının kritik sınırım üzerinde seyretmesi

3-Mali sektörün sermaye yetersizliği

4-Açık pozisyonlar

5-Kamu bankalarının görev zararlarının büyüklüğü

6-Bütün bunlara bağlı olarak, özellikle mali sektörün taşıdığı kur ve faiz riskinin artması.

Bu olayların sonucunda Bankacılık Zirvesi Toplanmıştır ve bazı kararlar alınmıştır ;

  • Merkez Bankası denetiminde swap piyasası oluşturması ve swap piyasasıyla bankaların elindeki döviz karşılığında TL alabilmesi veya TL satarak döviz alabilmesi
  • Bankaların açık pozisyonlarını ,Türk lirası ve döviz bonoları takasıyla kapatmaya çalışması
  • Merkez Bankası depo hesaplarından ihtiyacı olan bankalara likidite sağlaması
  • Bankaların döviz kuru belirlemede Merkez Bankasına yardım olması
  • B faiz piyasalarına müdahale etmesi ve faizleri aşağıya çekmesi
  • Bankalar arasında %10-%15 devalüasyon sağlanması ve kurun aşağıya çekilmesi

2001 YILI GÜÇLÜ EKONOMİYE GEÇİŞ PROGRAMI

(Parasal Hedefleme 15 Mayıs 2001)

Kemal Derviş tarafından uygulanan bu program, sabit kur rejiminin güven sorununu ve ekonomik istikrarsızlıkları önlemeye yöneliktir.

Amaçları

  • Döviz kuru rejiminin bırakılması sonucu ortaya çıkan istikrarsızlık ve güvensizliği ortadan kaldırmak
  • İktisadi etkinliği sağlayacak köklü yapısal reformları gerçekleştirmek
  • Gelir dağılımındaki adaleti sağlamak
  • Sürdürülebilir büyüme ortamı
  • Enflasyonla mücadele

Güçlü ekonomiye geçiş programında öngörülen yapısal reformlar şunlardır:ekonomide rekabet ve etkinliğin arttırılması,şeffaflığın arttırılması,kamu finansmanının güçlendirilmesi
mali sektörün yeniden yapılandırılması
-güçlü ekonomiye geçiş programında iç denge faiz dışı fazla ile kamu açığının azaltılmasına bağlıdır. dış denge ise dalgalı kur rejimine bağlıdır.
-Türkiye’de 2de yaşanan olumlu gelişmeler şunlardır:özel sektörün rekabet gücü sağlanması
piyasaların uygulamalara olumlu yanıt vermesi,hazine faizlerinin düşmesi
özel sektörün verimlilik artışı sağlaması,yurtdışına sermaye kaçışının tersine dönmesi
doların değer kaybı,dünya faizlerinin düşük olması

2007-2009 Dönemi Küresel Finansal Kriz ve Krizin Türkiye’ye Etkileri

Deregülasyon (düzenlemenin olmadığı ya da çok gevşek olduğu sistem) etkilerinin yanı sıra geleneksel bankacılık sistemde kar oranlarının düşmesi ,bankacılık sektörünü kar kaybını farklı araçlardan karşılama yoluna sevk etmiştir.Kredi derecelendirme süreleri,bilanço dışındaki kalemlerin muhasebeleştirilmesi,sermaye yeterliliği ve likidite yönetimine ilişkin standartların belirlenmesi gündeme gelmiş ve Türkiye bu sistemi 2001 krizinde uygulamış olduğu için her iki krizden de etkilenmemiştir.

Bankacılık Sektöründe Alınması Gereken Önlemler

  • Mal varlığına ilişkin kredi riski bilgisinin iletilmesinde yaşanan sorunların aşılması
  • Risk yönetiminde bankaların özenli olması
  • Birincil ve ikincil piyasa araçları arasındaki yapının uyumlaştırılması
  • Kredi derecelendirme kuruluşlarının gözden geçirilmesi
  • Denetleyici otoritenin piyasaları ve finansal kurumları izleme yöntemlerinin geliştirilmesi
  • Denetleyici otoriteler arasında uluslar arası işbirliğinin sağlanması

Enflasyon Hedeflemesi Rejimi

Fiyat istikrarının sağlanması amacıyla 2006 yılında uygulamaya başlanmıştır.Enflasyon hedefleri üçer yıllık belirlenir nedeni ise 2006 yılında üç yıllık bütçe uygulamasına geçilmesidir.

ORTA VADELİ PROGRAM

16 Eylül 2009 da DPT tarafından 2010-2012 yılları arasında 3 yıllık bir dönem için hazırlanan bu program kamu ve özel sektör açısından öngörülebilirliğin arttırılması ,birbiriyle tutarlı hedef,politika ve tedbirlerin alınması ve uzun vadeli hedefler doğrultusunda iktisadi ve mali önceliklerin belirlenmesi gibi unsurları kapsar.

TÜRKİYE’DE YAKIN DÖNEM GELİŞMELER

  • İlk IMF stand-by anlaşması 1 Ocak 1961’de yapıldı. Günümüze kadar 19 stand-by yapıldı
  • 1982 Yılında SPK faaliyete geçmiştir.
  • 1985 yılında TMSF kuruldu.
  • 1986 yılında IMKB faaliyete başlamıştır.
  • 1985 yılında KDV yürürlüğe girmiştir.
  • 2000 yılında BDDK kuruldu.
  • 2002 yılında TCMB Para Politikası Kurulu kurulmuştur.
  • Türkiye yaklaşık 867 milyar dolarlık GSYİH ile dünyanın en büyük 17. Ekonomisidir.
  • GSYİH’nın sektörel dağılımı; Hizmetler %65, Sanayi %25, Tarım %10
  • Türkiye Kişi başına düşen milli gelir sıralamasında 65. Ülkedir.
  • İnsani gelişme endeksine göre 91. Sıradadır.
  • Gelir dışı insani gelişme endeksine göre ise 116. Sıradadır.
  • İşsizlik oranları 2013 yılsonu itibariyle %9,7’dir. 2013 Ocak verilerine göre ise %10,6’dır.
  • İstihdam edilenlerin %22,4’ü tarım, %19,9’u sanayi, %6,3’ü inşaat, %51,4’ü ise hizmetler sektöründe yer almaktadır.
  • Şubat-2014 verilene göre enflasyon TÜFE= %7,89 ÜFE= %12,4
  • 2013 dış açık verileri 79,8 milyar dolardır.
  • Türkiye’de bütçe açıkları 1970’lerden sonra hızla artmıştır (2001 yılı rekor açık yılıdır),

2006 yılında 2006 yılında KMYK’ya geçilmiştir.

TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİ

  • Türkiye 1959 yılında AET’ye başvurmuştur.
  • 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması, 1 Ocak 1964’te yürürlüğe girmiştir.
  • Türkiye 1987 yılında AB’ye tam üyelik başvurusu yapmıştır.
  • 1 Ocak 1996 yılında Türkiye, AB Gümrük Birliği’ne dahil olmuştur.
  • AB, 1999 Helsinki Zirvesi’nde Türkiye’nin adaylığını kabul etmiştir.
  • 2004 Brüksel Zirvesi’nde Türkiye ile müzakerelere başlanmasına karar verilmiştir.
  • 3 Ekim 2005 tarihinde AB-TR müzakereleri başlamıştır.

İlgili Kategoriler

Maliye Ders Notları


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.