Aöf ders notları-Anlam kuramları-Felsefe





ANLAM KURAMLARI

Anlam Kuramları 

  • Öznelcilik,Bir sözcüğün anlamının insanın zihninde ya da beyninde yer aldığını savlar.
  • Gerçekçilik, Anlamın dilden ve insan zihninden bağımsız soyut bir varlık olduğunu savunur.
  • Bütüncülük,sözcüklerin anlamlarının tek tek değil bir dilin kavramsal çerçevesi içinde bir bütün olarak kurulduğunu savunur.
  • Doğrulamacılık, bir tümcenin anlamının o tümcenin doğruluk koşullarında yattığını iddia eder.
  • Dışsalcılık,sözcüklerin anlamlarının dış dünya tarafından belirlendiği görüşüne dayanır.
  • Davranışçılık anlamın sözcükleri duyduğumuzda gösterdiğimiz gözlenebilir davranışlarda yattığını öne sürer
  • Doğalcılık  her şeyin doğa içinde bilimsel bir açıklaması olduğu görüşünü savunur

1.ÖZNELCİLİK (Subjectivism)

Öznelcilik öğretisine göre bir sözcüğün anlamı dediğimiz nesne, öznenin zihninde olmalıdır. Yani insanların zihinleri dışında anlamların olduğu bir dünya yoktur. Bundan dolayı “anlam” dediğimiz şeyler özneldir

Bu görüşü bir kuram olarak ayrıntılarıyla savunmuş olan ilk filozof  John Locke’tır.

Locke bir sözcüğün anlamının kişinin zihnindeki bir “ide” olduğunu söyler.

Bu durumda zihinsel süreçler kişiden kişiye değiştiğine göre, bir sözcüğün anlamı da kişiden kişiye, hatta aynı kişinin farklı zamanlardaki zihinsel durumuna göre değişebilir

Öznelci görüş yirminci yüzyılda özellikle dilbilimde birçok taraftar bulmuştur.

Örneğin :

  • Noam Chomsky, sözcüklerin anlamının sözlüklerde ya da dış dünyada değil,“kafanın içinde” olduğunu savlayarak Locke’un öznelciliğine dönüş yapar.

Bilim ve bu disiplinin alt kolu olan Yapay Zeka çalışmalarında da öznelci görüş yaygın olarak kabul görmeye devam ediyor.

Örneğin:

Sinir Ağları kuramının bir versiyonuna göre bir sözcüğün anlamı beyindeki nöronların aktivasyon düzeylerinin karmaşık ilişkisinin bir fonksiyonudur.

2.GERÇEKÇİLİK (Realism) 

Öznelci görüşe karşı çıkan en önemli anlam kuramı Gerçekçilik adlı öğretidir.

Bu kuramın savunucuları sözcüklerin anlamlarının zihinde yer alan öznel varlıklar olması durumunda iletişim kurmanın olanaklı olmayacağı görüşündedirler.

Anlam öznel değil nesnel olmalıdır.

  • Tarihte bu görüşün en önemli savunucusu Gottlob Frege olmuştur.
  • Frege’nin kuramında çok önemli bir yer tutan Almancada “Sinn” olarak dile getirdiği şeye Türkçede “anlam”Frege bir sözcüğün insanın zihninde yarattığı öznel çağrışımların o sözcüğün anlamı olduğu görüşünü reddeder. “Ağaç” sözcüğünü düşündüğünüzde aklınıza bazı imgeler gelir; bunlar özneldir, bir başkasının aklından başka imgeler geçebilir. Frege sözcüklerin anlamlarının insan zihninden ve insanın yarattığı dillerden bağımsız soyut varlıklar olduğunu söyler Sözcükler ancak bir araya gelip bir tümce oluşturduklarında anlam kazanırlar. Bir tümcenin dile getirdiği anlam ise o tümcenin parçalarının anlamlarından oluşur. Frege buna “düşünce” (Gedanke) der.
  • Var olan her şeyin fiziksel dünyada olduğunu söyleyen fizikalizm adlı öğretiyi kabul edenler “anlam” dediğimiz şeyinde fiziksel dünyanın parçası olması gerektiğini savunurlar; anlamın insanın yarattığı diller sonucu ortaya çıktığı görüşünde olanlar bu tür bir Gerçekçi görüşü kabuletmezler.

3.DOĞALCILIK (Naturalism) 

Frege’nin Gerçekçi anlam kuramı genellikle Platonik bir kuram olarak görülür. Yani anlamlar soyut ve metafizik varlıklardır bu görüşe göre, fiziksel olgulardan oluşan doğanın içinde yer almazlar. Bu tür bir metafizik ontolojiyi reddeden ve özellikle bilimsel bakış açısını benimsemiş olanlar her şeyin doğa içinde bilimsel bir açıklaması olduğu görüşünü savunur. Bu görüş açısına en geniş anlamıyla “Doğalcılık” (Naturalism) diyoruz.

Anlamların varlığına doğa içinde bir açıklama getirmenin birden çok yolu olduğu için farklı Doğalcı anlam kuramları da üretebiliriz.

  • Dışsalcılık anlam kuramı
  • Davranışçılık kuramı
  • Öznelcilik kuramının.
  • Tikelcilik gibi kuramlar türetilir.

Tikelcilik Tümellerin varlığını tümden reddeden bu görüş var olan her şeyin “tikel” (particular) olduğunu ve doğa içinde var olduğunu söyler. Bu kuramın en temel dayanağı benzerlik kavramıdır.

4.DIŞSALCILIK (Externalism)

Locke’ın temellerini attığı öznelci anlam kuramlarına karşı çıkan bazı çağdaş felsefeciler anlamı “kafanın içinde” değil “dış dünyada” aramamız gerektiğini ileri sürer.

Bu akım öncelikle bilgi felsefesi ve zihin felsefesi alanlarında ortaya çıkmıştır.

Dışsalcılık öğretisi inanmak, bilmek, düşünmek gibi tüm zihinsel edimler için geçerlidir. Dil felsefesi açısından önemli olan bu öğretinin anlam ve anlama açısından sonuçları olduğu için şimdi kısaca buna bakalım.

Bu görüşün önde gelen temsilcilerinden Hilary Putnam, bir sözcüğün anlamını ve o anlamın biri tarafından kavranmasını, salt kişinin zihninde olup bitenlerle açıklamanın olanaklı olmadığını savunarak Dışsalcı Anlam Kuramı’nın gelişmesinde öncü olmuştur

  • Putnam’a göre özellikle doğal türlere ilişkin sözcüklerimizin anlamları dünyanın durumuyla oluşur.

Örneğin “su” sözcüğünün anlamı, bu sözcüğü duyduğumuzda zihnimizde oluşan imgeler ya da düşünceler ile değil, doğada bulunan su türünün kendisi tarafından belirlenir

Yaşadığımız dünya sözcüklerimizin anlamlarını belirler. Dışsalcılık öğretisi yalnızca “su” gibi doğal tür adları için geçerli değildir.

Bu akımın öndegelen bir başka savunucusu olan

  • Tyler Burge “masa”, “koltuk” gibi eşya adları,“artirit” gibi hastalık adları gibi doğal tür olmayabilecek başka tür terimlerin anlamları için de Dışsalcılık öğretisinin doğru olduğunu savunur. 

Dışsalcılık öğretisinin sloganı şu olmuştur: Anlam kafada değildir.

Sözcüklerin anlamları salt o sözcükleri kullananların kafasında olup bitenlerle değil dış dünyada ne olup bittiğiyle de ilgilidir.

5.DAVRANIŞÇILIK (Behaviorism) 

Yirminci yüzyılda psikoloji, dilbilim ve felsefede büyük bir iz bırakan pozitivizmin bir uzantısı olan Davranışçılık öğretisinden yola çıkarak özellikle Quine’ın öncülüğünde bir anlam kuramı gelişmiştir.

Bu akım Platon/Frege gerçekçiliğine karşı çıkarak, deneysel olarak gözlemlenemeyen soyut bir varlık olarak tümel ve anlamı tümüyle reddeder.

  • Davranışcı kurama göre bir sözcüğün anlamı, o sözcüğü duyduğunda kişinin vereceği davranışsal tepkilerde aranmalıdır.

Örneğin “kitabım nerede?” diye sorduğunuzda “masanın üstünde” diye bir yanıt aldığınızı varsayalım. Bu tümceyi anlamış olmanız sayesinde dikkatiniz odadaki masaya yönelecektir. Yani “masa” sözcüğünü böyle bir bağlamda duyduğunuzda en yakın masaya dikkatinizin yönelir: bu bir davranışsal eğilimdir.

  • “Davranışsal” olmasının nedeni kafanızda olup bitenlerin aksine dışarıdan gözlemlenebilir olmasından kaynaklanıyor.

Eğilim” (disposition) dememizin nedeni ise bu davranışı hayatınız boyunca

Hiç gerçekleştirmiş olmanız gerekmemesinden kaynaklanması; yalnızca bu şekilde davranmaya eğiliminizin olduğunu belirtmesidir.

Bu kuram felsefe ile psikoloji alanlarını birbirine yakınlaştırır; hatta bazıları “anlam felsefesi”nin aslında psikoloji alanında ele alınması gerektiğini düşünür.

6.DOĞRULAMACILIK (Verificationism)

Metafiziği tümden reddeden Mantıkçı Pozitivizm okulunun temel aldığı ;

Doğrulamacı Anlam Kuramı bir tümcenin anlamının, o tümcenin doğruluk koşullarında olduğunu savunur.

  • Bu kurama göre, bir tümcenin anlamını kavramak, o tümcenin hangi koşullarda doğru, hangi koşullarda yanlış olduğunu kavramayı gerektiriyor.
  • Bu kuramın sloganı haline gelmiş şekliyle “anlam doğruluk koşullarıdır”.

Bu kuramdan yola çıkarak, Mantıkçı Pozitivistler, klasik felsefenin metafizik tümcelerinin doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olmamalarından dolayı “anlamsız” ya da kendi deyimleriyle “saçma” olduğunu göstermeye çalışırlar.

 Peki bir tümcenin“doğruluk koşulları” nedir?

Örneğin:

Biri size “Bugün yağmur yağacak” derse, bu tümcenin dile getirdiği durumun hangi koşullarda sağlanacağını hemen anlarsınız.Bugün yağmur yağarsa tümce doğru, yağmazsa tümce yanlış bir şey dile getirmiş olur. Dış dünya üzerine olumsal ampirik tüm tümcelerin anlamları bu şekilde oluşur

Doğrulamacı kuramın çok önemli bir sonucu da şudur:

  • İki tümcenin doğruluk koşulları aynı ise anlamları da aynı olmalıdır.
  • Bu iki tümce her koşulda doğru olmalıdır.
  • Bu iki tümce zorunlu olarak doğrudur.
  • Doğrulamacılık kuramına göre bu iki tümce eşanlamlı olmalıdırlar.
  • Yalnızca bu iki tümce değil matematik ve mantık gibi alanların tüm tümceleri eşanlamlı olmalıdır.

Bu durumda zorunlu olarak doğru olan tüm tümcelerin aynı anlama geldiği sonucu çıkar.

  • Bundan dolayı bu kuramın savunucuları bunlara “totoloji” adını verirler.
  • Yanlış bir matematiksel tümce ise her koşulda yanlış olacağı için onlara da “çelişki”

 Doğrulamacılık kuramına göre üç tür önerme bulunur: ampirik, totoloji, çelişki. Bunun dışında kalan tüm tümceler anlamsızdır.

7.BÜTÜNCÜLÜK (Holism)

Özellikle çağdaş bilim felsefesinde çok etkili olmuş olan Bütüncülük adlı kuramı, kabaca, sözcüklerin tek tek değil bir bütün olarak anlam kazandıkları görüşü olarak tanımlayabiliriz.

Örneğin “öğretmen” sözcüğünün anlamını kavramak için, “öğrenci”, “öğrenme”, “eğitim” gibi birçok sözcüğün anlamını da aynı anda kavramak gerekir.

  • Bu görüşe göre sözcükler birbirleriyle girdikleri ilişkilerin oluşturduğu bir “kavramsal çerçeve” içinde anlam kazanırlar.
  • Bütüncülük görüşünün daha dar bir türüne “tümce bütüncülüğü” adını verebiliriz.

Başta Frege olmak üzere birçok çağdaş dil felsefecisinin savunduğu bu görüşe göre sözcükler ancak bir tümce bağlamında anlam kazanırlar.

Örneğin “dünya” sözcüğü anlamını “dünya yuvarlaktır”, “dünya dönüyor”, ‘dünya güzeldir’ gibi bu sözcüğü içeren tümcelerden alır.

Bu tümcelerin içinde geçen “yuvarlaktır”, “dönüyor” ve “güzeldir” türündeki yüklemsel terimler de anlamlarını başka tümcelerden alır.

Bütüncülük görüşü çağdaş bilim felsefesinde de etkili olmuştur.

Özellikle Thomas Kuhn’un öncülüğünü yaptığı bir görüşe göre Newton’un ya da Einstein’ınki gibi bilimsel paradigmalar fiziksel olguları açıklamak için bir kuram öne sürerken bir taraftan da bir dil oluşturlar.

Buna Kuhn bazı yazılarında “leksikon” bazı yazılarında da “kavramsal çerçeve” adını verir.

NEGATİF ANLAM KURAMLARI

Son olarak “anlam” denen şeyin varlığını tamamen reddeden görüşleri kısaca ele alalım.

Böyle bir görüş “anlam” denen şeye ontolojik bir varlık atfetmez.

Bundan dolayı bu görüşlere Negatif Anlam Kuramları diyeceğiz.

  • Bu tür bir kuramın ilk izlerini daha önce de bahsetmiş olduğumuz gibi özellikle Orta Çağ felsefesinde ünlenmiş olan: Adcılık adlı öğretinin bir versiyonunda bulabiliriz. Bu görüşe göre tüm kırmızı nesneler arasında ortak olan tek şey hepsinekırmızı” adını vermemizdir.

Buradan yola çıkarak “kırmızı” sözcüğünün dile getirdiği bir “anlam” bulunmadığı sonucuna varabiliriz. Bu tür bir Adcılık tüm kırmızı nesnelerin örneği olduğu bir Kırmızı Tümelinin varlığını kabul etmediği gibi bir “kırmızı kavramı” olduğunu da reddeder

  • Anlam”ın varlığını kabul etmeyen farklı bir yaklaşımı da ünlü yirminci yüzyıl filozof Ludwig Wittgenstein’ın “ikinci dönemi”nde bulabiliriz. Felsefi Sorgulamalar adlı ünlü ders notlarında kullandığı bir örnek hakkındaki söylediklerine bakalım

“Oyun” dediğimiz tüm şeyler arasında değişmez bir ortak yan bulamayız Wittgenstein’a göre. Olsa olsa tüm oyun dediğimiz şeyler arasında bir “aile benzerliği” bulunur, ama değişmez bir ortaklık yoktur.  Buradan “oyun” sözcüğünün anlamının da bir varlığa sahip olmadığı sonucuna varabiliriz.

  • Yirminci yüzyılda bir tür Negatif Anlam Kuramını açıkça savunmuş olan en önemli filozof Quine olmuştur. Çağdaş deneycilik akımının da önemli bir temsilcisi olan Quine fiziksel dünya içinde yer almayan soyut bir varlık olarak “anlam” denen bir şeyin olamayacağını savunur.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir