AÖF Ders notları-1982 Anayasasının insan haklarına olan yaklaşımı

aof-ders-notlari

1982 ANAYASASININ İNSAN HAKLARINA OLAN YAKLAŞIMI

İnsan Hakları Karşısında Toplumun Yararı

    1982 Anayasası birey hakları ile toplum çıkarlarının çatışması halinde toplumun çıkarlarının öncelik sahibi olduğunu çeşitli şekillerde dile getirmiştir. Örneğin, hiçbir eylem Türk milli menfaatlerine aykırı olamaz.2. maddede; Türkiye Cumhuriyeti’nin insan haklarına saygılı olduğunun, ancak bunun toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı çerçevesinde anlaşılması gerektiğinin altı çizilmiştir.

Otorite-Özgürlük Dengesi

1982 Anayasası bireysel özgürlükleri devlet otoritesi lehine sınırlandırmış, otorite-özgürlük dengesinde tercihini otoriteden yana kullanmıştır. Anayasanın hazırlanması sürecinde anayasayı hazırlayan 12 Eylül askeri yönetimine hakim olan kanı, 1961 Anayasası’nın ‘otorite-hürriyet dengesini, otorite aleyhine bozmuş’ olması; yani özgürlükleri devlet otoritesi aleyhine aşırı geniş bir şekilde tanıması ve bu nedenle devletin güçsüz kalmış olmasıydı.Devletin gücü, yetkileri kafi gelmiyordu… Bütün hak ve hürriyetler bunlardan kötü maksatlarla faydalanacaklara tanınmıştı.

1982 ANAYASASI’NA GÖRE İNSAN HAKLARININ SINIRLARI

1982 Anayasası insan haklarının sınırlarını üç ayrı çerçeve madde ile düzenlemiştir:

1) Temel hak ve hürriyetlerin (özgürlüklerin) olağan dönemde sınırlandırılması (Md.13),

2) Temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasının yasaklanması (Md.14),

3) Olağanüstü dönemlerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması (Md.15).

  1. Madde: Olağan Dönemlerde Temel Hak ve Özgürlüklerin Sınırlandırılması Sistemi

Bu maddeye göre; “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

Sınırlama Yapılırken Temel Hak ve Hürriyetlerin Özlerine Dokunma Yasağı

1961 Anayasası ile benimsenmişti.1982 Anayasası’na 3 Ekim 2001 Tarihinde yapılan değişiklik ile girmiştir.bir tanıma göre “Bir hak veya hürriyetin özü, onun vazgeçilmez unsuru, dokunulduğu takdirde söz konusu hürriyeti anlamsız kılacak olan aslî çekirdeğidir”.Hakkın özü kavramı üzerinde herkesin anlaşabileceği bir kavram değildir. Burada iş Anayasa Mahkemesi hakimlerine düşmektedir.Kısacası bir sınırlamanın hakkın özüne dokunup dokunmadığını hakimler önlerine gelen olayda ayrı ayrı değerlendirecektir.

Sınırlandırmanın Yalnızca Anayasanın İlgili Maddelerinde Belirtilen Sebeplere Bağlı Olması

Genel olarak, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırma sebepleri ile ilgili iki tür sistemden bahsedilebilir:

  1. Genel sınırlandırma sebepleri
  2. Özel sınırlandırma sebepleri.

Bunlardan ilkine göre, anayasada ayrı bir çerçeve madde ile sınırlandırma sebepleri sayılır ve bu sebeplerin bütün temel hak ve özgürlükler için geçerli olacağı belirtilir.

İkinci tür olan özel sınırlandırma sebepleri ile sınırlama sebepleri, her bir hak için o hakkın düzenlendiği maddede yer alır.

Anayasamız’da 2001 yılında gerçekleştirilen Anayasa değişikliğine kadar genel ve özel sınırlama sebepleri bir aradaydı. 2001 değişikliği ile genel sınırlama sebepleri kaldırılmıştır.13. maddenin konuyla ilgili 2001 değişikliğinden önceki ilk hali şu şekildeydi: “Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle sınırlandırılabilir.” Anayasa’ya 2001 yılında getirilen değişiklikle bu hüküm kaldırılmış ve yerine şu ifade getirilmiştir: “Temel hak ve hürriyetler yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlanabilir”.Bu düzenleme biçimi, “genel sınırlandırma sebeplerine yer vermeyen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin sistemi ile uygun olması açısından olumlu” olarak nitelendirilebilir.

    Sınırlandırmanın Ancak Kanunla Yapılabilmesi

    Bir temel hak ve özgürlük ancak TBMM tarafından usulüne göre çıkartılan bir kanunla sınırlandırılabilir. Bunun dışında temel hak ve özgürlükler, Kanun Hükmünde Kararname, Tüzük, Yönetmelik ve kararname gibi yürütme organı ya da idare tarafından gerçekleştirilen işlemlerle sınırlandırılamaz.

Sınırlandırmanın Anayasanın Sözüne ve Ruhuna Aykırı Olmaması

Anayasanın ruhu denildiğinde bir sınırlandırmanın “Anayasanın bütününe ve ondan çıkan temel anlama aykırı olmaması” anlaşılır.Daha belirgin olan “Anayasanın sözüne aykırı olmama” kriterine gelince; bu kuralın önemi anayasamızın temel hak ve özgürlükler için bir takım “ek güvenceler” belirtmiş olması halinde kendisini göstermektedir.İlgili maddelerde kanun koyucunun, o hak veya özgürlüğü düzenlerken alamayacağı bazı önlemler ve getiremeyeceği kısıtlamalar yer almaktadır.Bunlar, yasama organına yönelik olan yasaklama hükümleridir.Çeşitli temel hak ve özgürlüklere tanınan ek güvencelere aşağıdaki örnekler gösterilebilir:

  1. Tutuklamanın ancak hakim kararı ile yapılabilmesi (md. 19);
  2. Basının sansür edilememesi (md. 28),
  3. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemenin (md. 34) ve dernek kurmanın (md. 33) önceden izin alma şartına bağlanamaması,
  4. Süreli veya süresiz yayın çıkarmanın önceden izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaması. (md. 29),
  5. Özel hayatın (md. 20) ve haberleşmelerin (md. 22) gizliliğine ve konuta (md. 21) Anayasa’da belirtilen istisnalar dışında hakim kararı olmadıkça dokunulamaması.

Bu sayılan ek güvencelere aykırı bir kanuni düzenleme yapılması Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.

    Sınırlandırmanın Demokratik Toplum Düzenine Aykırı Olmaması

‘’Hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamalar yahut bunlar konusunda öngörülecek sınırlayıcı tedbirler demokratik rejim anlayışına aykırı olmamalı; genellikle kabul gören demokratik rejim anlayışı ile uzlaşabilir olmalıdır”.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere uluslararası sözleşme ve bildiriler bu kriteri kabul etmişlerdir.Eğer demokratik toplum düzeni kavramından 1982 Anayasası’nın ön gördüğü düzen anlaşılacaksa, bireyin devlet ve toplum karşısında çağdaş ve özgürlükçü demokrasilere nazaran daha sınırlı bir özgürlük alanı olacaktır. Günümüzde genel kabul gören görüş Anayasa’nın kastettiği demokratik toplum düzeninin çağdaş batılı ülkelerce benimsenen demokratik toplum düzeni olduğu yönündedir.

Sınırlandırmanın Laik Cumhuriyetin Gereklerine Aykırı Olmaması

Laiklik ilkesi Anayasamız’ın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılmaktadır. Bu çerçevede din özgürlüğü de inanç (vicdan) özgürlüğü ile ibadet özgürlüğü olmak üzere iki alt başlığa ayrılır.Din özgürlüğü Anayasamız’ın 24. Maddesinde düzenlenmektedir.İbadet özgürlüğünün, Anayasanın 14. maddesinde sayılan amaçlarla kötüye kullanılması yasaklanmıştır.İnanç özgürlüğü kişilerin iç dünyası, bireysel özerklikleri ile ilgilidir ve doğası gereği hiç bir sınırlamaya tabi olmaması gerekir.Resmi bir devlet dininin olmaması’ ilkesine göre, bir devlet, herhangi bir dini veya bunun kurallarını vatandaşlarına benimsetecek davranışlar sergilememelidir.Anayasamız’ın 24. maddesi bu ilkeden önemli ölçüde sapan bir düzenleme içermektedir. Buna göre din kültürü ve ahlak öğretimi zorunlu dersler arasında yer alır.Bu nedenle din eğitimini ilk ve orta öğretimde zorunlu kılan bu düzenleme laik devlet ilkesine aykırılık teşkil etmektedir. İkinci olarak ‘devletin, bütün dinlerin mensuplarına eşit davranması’ insan hakları ile doğrudan ilişki halinde olan eşitlik ilkesini hayata geçirmeye yöneliktir. Bu bağlamda devlet, farklı dinlere mensup olan kişiler arasında ayrım gözetmeyecek hepsine eşit muamelede bulunacaktır. Bu durum ayrıca Anayasamız’ın 10. maddesinde dile getirilmektedir.Anayasa’nın 24. maddesinin son fıkrasına göre, kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

   Sınırlandırmanın Ölçülülük İlkesine Aykırı Olmaması

   Ölçülülük ilkesi, “sınırlamada başvurulan aracın sınırlama amacını gerçekleştirmeye elverişli olmasını; bu aracın, sınırlama amacı açısından gerekli olmasını ve araçla amacın ölçüsüz bir oran içinde bulunmamasını ifade eder.” .Ölçülülük ilkesi 1982 Anayasası’nın ilk halinde yer almamaktaydı, bu ilke 2001 Anayasa değişikliği ile getirilmiştir.Bu çerçevede, hemen aşağıda anlatıldığı gibi temel hak ve özgürlüklerin olağanüstü hallerde durdurulmasını düzenleyen Anayasa’nın 15. maddesi en baştan itibaren ölçülülük ilkesine yer vermiştir.Aynı doğrultuda Danışma Meclisi Anayasa Komisyonu’nun 13. madde gerekçesinde de bu durum şu şekilde ifade edilmektedir: “…öngörülen amaçlar yahut nedenler bahane edilerek, başka bir amaca ulaşmak için hak ve hürriyetler sınırlanmayacak; yahut meşru amaç güdülerek sınırlanmış olsalar bile, getirilen sınırlama bu amacın zorunlu yahut gerekli kıldığından fazla olmayacaktır. Diğer bir deyimle, amaç ve sınırlama orantısı herhalde korunacaktır”.

  1. Madde: Temel Hak ve Hürriyetlerin Kötüye Kullanılamaması

Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.Bu durum, “bireylerin özgürlükleri başkalarının özgürlüklerinin başladığı yerde biter” özdeyişiyle özetlenebilir.Anayasanın hiçbir hükmü, Anayasada yer alan hak ve hürriyetleri yok etmeye yönelik bir faaliyette bulunma hakkını verir şekilde yorumlanamaz.

  1. madde 2001 değişikliğinden sonraki şimdiki hali ile eskisine oranla daha kısa ve özlü bir hale getirilmiştir. Yeni metinde faaliyet deyiminin kullanılması, maddenin düşünce açıklamalarını değil, eylemleri yasakladığı yolundaki özgürlükçü yorumu destekler niteliktedir.
  1. Madde: Olağanüstü Hallerde Temel Hak ve Hürriyetlerin Kullanılmasının Durdurulması

Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Bu maddenin 13. maddeden temel farkı budur. “Çünkü belli bir temel hakkın özüne dokunulmadıkça sınırlamadan sonra o hakkın önemli kullanım olanakları devam etmektedir. Oysa durdurma halinde hakkın kullanım olanakları dondurulmuştur.

Bu tanımın pratik sonuçları şu şekilde özetlenebilir:

İlk olarak olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin durdurulması halinde Anayasa’daki güvencelere aykırı önlemler alınabilir. 13. maddede yer alan ‘ek güvenceler’ bu durumda yoktur. Bu bağlamda örneğin basın sansür edilebilir veya toplantı ve gösteri yürüyüşleri önceden izin alma şartına bağlanabilir. İkinci olarak, sınırlama için kanuna gerek yoktur:Son olarak da sınırlama, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olabilir. Öte yandan, olağanüstü hallerde bile temel hak ve özgürlüklerin durdurulmasının sınırları vardır.

Bunları dört başlık altında özetleyebiliriz.

  1. Olağanüstü Hallerle Sınırlı Olma:savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerden birisinin olması gerekir. Olağan hallerde bu maddeye dayanılarak temel hak ve özgürlükler durdurulamaz.
  2. Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklerin İhlâl Edilmemesi:Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerdir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere Türkiye’nin imzalamış olduğu temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelerdir.
  3. Ölçülülük İlkesine Uyulması Şartı: Bu sınırlama ile temel hak ve hürriyetlerin durdurulması ya da bunlar için öngörülen güvencelere aykırı tedbirler getirilmesinde durumun gerektirdiği ölçü içinde kalınmasıkastedilmektedir.
  4. İhlal Edilemeyecek Olan Temel Hak ve Özgürlükler (Çekirdek Alana Dokunma Yasağı): Son olarak 15. madde olağanüstü hallerde bile dokunulmayacak olan temel hak ve özgürlüklerin varlığına işaret etmektedir. Bu doğrultuda, olağanüstü hallerde alınacak önlemlerin sınırları şu şekilde ifade edilmektedir:
  5. Savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz;

2 Kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz;

  1. Suç ve cezalar geçmişe yürütülemez;
  2. Suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.

Olağanüstü hallerde temel hak ve hürriyetlerin durdurulması olağanüstü hal kanun hükmünde kararnameleri ile gerçekleştirilmektedir. Ancak yine de olağan üstü hallerde iktidarın yetkileri sınırsız değildir. Örneğin olağanüstü hal gerekçe gösterilerek işkence yapılamaz. Öte yandan, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’nde dava açılamamasıyukarıda bahsi geçen güvencelerin uygulamada gerçekleşmesinin önündeki en büyük engeldir.

   1982 ANAYASASI’NDA İNSAN HAKLARININ SINIFLANDIRILMASI

    İnsan hakları, 1982 Anayasası’nın ikinci kısmında düzenlemektedir. İkinci kısım Anayasa’nın 12. maddesinden 74. maddesine kadar olan kısmı kapsamaktadır. Bu kısımın başlığı “Temel Haklar ve Ödevler” şeklindedir. Bu kısım dört bölüme ayrılmıştır:

  1. Genel hükümler (md. 12-16);
  2. Kişinin hak ve ödevleri (md. 17-40)
  3. Sosyal ve Ekonomik hak ve ödevler (md. 41-65);
  4. Siyasî Haklar ve Ödevler (md. 66-74).

Görüldüğü gibi 1982 Anayasası temel hak ve özgürlükleri üç ana başlık altında ele almaktadır. Jellinek, temel hak ve özgürlükleri, kişiler ve devlet arasındaki arasındaki ilişkinin niteliğine bağlı olarak üçe ayırmıştır:

  1. Negatif statü hakları
  2. Pozitif statü hakları
  3. Aktif statü hakları.

Negatif statü hakları söz konusu olduğunda devletin karışmama ve dokunmama yükümlülüğü vardır.Bu tür haklar devlete olumsuz edim yüklemektedir. Bu tür haklara örnek olarak; düşünce özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, kişinin güvenliği, basın özgürlüğü, bilim ve sanat özgürlüü, mülkiyet hakkı, yerleşme ve seyahat özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü sayılabilir.

Pozitif statü hakları söz konusu olduğunda ise devletin bir eylemde bulunması gerekir. Örneğin çalışma hakkı dediğimizde devletten vatandaşlara iş olanakları sağlaması anlaşılır.Pozitif statü hakları için kullanılan diğer terimeler; “isteme hakları” veya “sosyal haklar” şeklindedir.Sosyal haklar kavramı ise, devlete; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak ile kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak yükümlülüğünü getiren sosyal devlet anlayışının bir yansımasıdır.1982 Anayasası grev ve lokavt hakkını sosyal hak ve ödevler başlığı altında düzenlemiş olmasına rağmen bu hak aslında devletin özgürlüklere dokunmasını yasaklayan negatif statü hakları sınıfına dahildir. Son olarak “aktif statü hakları” denildiğinde, vatandaşlara siyasi karar alma sürecine çeşitli yöntem ve oranlarda katılma olanağı sağlayan haklar kastedilmektedir. Bu haklara; siyasi parti kurma ve bunlara üye olma, oy hakkı, seçilme hakkı, kamu hizmetlerine girme, ve dilekçe hakkı örnek gösterilebilir. Temel hak ve özgürlükler,hak ve özgürlüklerin ortaya çıkış tarihleri esas alınarak da sınıflandırılmaktadır. Bunlardan Birinci Kuşak Haklar, 17. yüzyıl doğal hukuk anlayışına dayanan ve 18. yüzyıl anayasalarında yer alan haklardır. Bu tür haklar, devlete karışmama ve dokunmama ödevi yüklediği için yukarıda anlatılan negatif statü hakları ile paralellik göstermektedir. İkinci Kuşak Haklar denildiğinde ise sosyal haklar veya yukarıda bahsi geçen pozitif statü hakları kastedilmektedir. Son olarak Üçüncü Kuşak Haklar ise 1960’lardan sonra ortaya çıkan çevre, barış, iletişim, bilgi edinme hakkı gibi görece yeni ortaya çıkmış olan hak türlerine işaret etmektedir. Bu tür haklar çoğunlukla uluslararası metinlerde kabul edilmiş olup anayasa hukukundaki konumları sınırlıdır. Devletin temel hak ve özgürlükler bağlamındaki rolü, karışmama ve sınırlandırmama yükümlülüğünün olduğu negatif ve aktif statü hakları (birinci kuşak haklar) ile çeşitli toplumsal sorunlara çözüm üretmesinin beklendiği pozitif statü hakları (ikinci kuşak haklar-sosyal haklar) şeklinde ikiye ayrılabilir.1982 anayasasında Devletin pasif kalması gerektiği negatif statü hakları söz konusu olduğunda bunlarla bağlantılı anayasal düzenlemeler emredici nitelikteki hukuk kurallarıdır. Devletin bu haklardan doğan yükümlülüğünü yerine getirmemesini haklı gösterecek bir gerekçe yoktur. Öte yandan sosyal haklar (pozitif statü hakları) söz konusu olduğunda kişiler devlete başvurarak talepte bulunma hakkına sahip değillerdir. Çünkü sosyal haklar “program hükümler niteliğinde”dir. Bu nedenle ilgili anayasal düzenlemelerin hukuki sonuçlar meydana getirebilmesi için, önce yasa koyucunun somut bir düzenleme yapmış olması gerekir . İkinci olarak Anayasa’ya göre; Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir (md. 65). Demek ki yasa koyucu, devletin mali imkanlarının kısıtlı olduğunu öne sürerek sosyal haklara ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınabilir. Örneğin Anayasanın 57. maddesi konut hakkını düzenlemekte ve “Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır” ifadesine yer vermektedir. Ancak bu madde konut sahibi olmayan kişilere devlete başvurarak konut talep etme hakkı vermez.

Kişi Hakları

Kişi Dokunulmazlığı (Md. 17)

Anayasanın 17. maddesi, kişilerin vücut bütünlüğüne dokunulmasını ve rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulmasını yasaklamaktadır. Bunun istisnası tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdir. Yaşam hakkının istisnaları ise şu şekilde ifade edilmektedir: 1. Meşru müdafaa hali 2. Yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi 3. Bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi 4. Bir ayaklanma veya isyanın bastırılması       5.Sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında; silah kullanılmasına kanunun izin verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri.

Zorla Çalştırma Yasağı (Md. 18)

Anayasaya göre hiç kimse zorla çalıştırılamaz ve angarya yasaktır. Bunlardan zorla çalıştırma, kişilerin istememelerine rağmen ancak karşılığı verilmek suretiyle çalıştırılması; angarya ise hiç bir karşılık verilmeden yine isteklerine aykırı biçimde çalıştırılmalıdır. Angarya her halükarda yasaktır buna karşın Anayasa zorla çalıştırma yasağına istisna olarak şu hususları belirtmektedir:

  1. Şekil ve şartları kanunla düzenlenmek üzere hükümlülük veya tutukluluk süreleri içindeki çalıştırmalar
  2. Olağanüstü hallerde vatandaşlardan istenecek hizmetler
  3. Ülke ihtiyaçlarının zorunlu kıldığı alanlarda öngörülen vatandaşlık ödevi niteliğindeki beden ve fikir çalışmaları. Bu sayılan faaliyetler zorla çalıştırma sayılmaz.

Kişi Hürriyeti ve Güvenliği (Md. 19 ve 38)

Anayasaya göre kişiler ancak hâkim kararıyla özgürlüklerinden alıkonulabilir ve bunun şekil ve şartları kanunla gösterilir. Bir suç işlediği şüphesiyle yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat içinde hâkim önüne çıkarılır. Bu süre toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gündür. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hâkim kararı olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir. Öte yandan silahlı kuvvetlerin iç düzeni bakımından bu hükme kanunla istisnalar getirilebilir (md. 38) Anayasa kimi durumlarda hakim kararı olmaksızın kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına olanak tanımaktadır. Örneğin bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması için hakim kararına gerek yoktur. Bir kişinin yakalanması veya tutuklanması halinde yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar yazılı ve bunun hemen mümkün olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.Anayasaya göre; tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Buna aykırı olarak işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, devletçe ödenir.

Öte yandan uygulamada, ceza davalarının çok uzun sürmesi ve uzun süren tutukluluk süreleri sorun yaratmaktadır. Bu nedenle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’yi adil yargılama hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle tazminata mahkum etmektedir.

Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması (Md. 20-22)

Anayasa kural olarak özel hayatın gizliliği, konut dokunulmazlığı, haberleşmenin gizliliğini kabul etmektedir. Örneğin bir kimsenin hakim kararı olmaksızın üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yasayla yetkili kılınmış olan bir merciin yazılı emri ile bahsi geçen müdahaleler gerçekleştirilebilir. Ama bu durumda da bu müdahaleler 24 saat içinde hâkim kararına sunulur. Bu üç özgürlük milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak sınırlandırılabilir.

Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü (Md. 23)

Bu özgürlük öncelikle herkesin Türkiye sınırları içinde istediği şehre seyahat etme ve orada yerleşme özgürlüğünü kapsar.Vatandaşların yurt dışına çıkma özgürlükleri ise ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Türkiye sınırlarında seyahat özgürlüğü ancak suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek amacıyla sınırlandırılabilir. Yerleşme hürriyetinin sınırlama nedenleri ise; suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak şeklindedir.

Din ve Vicdan Özgürlüğü (Md. 24)

Yukarıda da ifade edildiği gibi din ve vicdan hürriyeti lâik devlet ilkesinin vazgeçilmez bir unsurudur.

Düşünce ve İfade Özgürlüğü (Md. 25-26)

Genel olarak düşünce özgürlüğü üç alt unsuru bünyesinde barındırır. En temelde kişinin düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanmaması; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanmaması ve suçlanmaması yer almaktadır. Bu özgürlük, doğası gereği mutlak bir dokunulmazlığa sahiptir ve hiç bir gerekçe ile sınırlanamaz (md. 25). Bundan başka kişilerin dış dünyadaki düşünce ve bilgilere ulaşma ile düşüncelerini açıklama ve yayma özgürlükleri düşünce özgürlüğünün diğer iki boyutunu oluşturur. Gerçekten de günümüzde düşünce özgürlüğü denildiğinde düşünceyi ifade özgürlüğü anlaşılmaktadır. Liberal demokrasilerde ifade özgürlüğü de kural olarak sınırsızdır. Bunun iki istisnası vardır.

Birincisi, ırkçı, ayrımcı, halk arasında kin ve nefret uyandıran savaş kışkırtıcılığı içeren söylemlerdir.

İkincisi ise açıkça hakaret ve sövme içeren ifadelerdir.

Öncelikle radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanması Anayasa’ya göre mümkündür. Bundan başka ifade özgürlüğünün kullanılması; milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Bilim ve Sanat Özgürlüğü (Md. 27)

Anayasa herkesin bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahip olduğunu düzenlemektedir.Gerçekten de bilim ve sanat özgürlüğü, ifade özgürlüğünün tabi olduğu sınırlamalara nazaran daha geniş bir serbestiye sahiptir. İlk olarak bilim ve sanat özgürlüğü yabancı yayınların ülkeye girmesi ve dağıtımının kanunla düzenlenmesine engel değildir. Yine bilim ve sanat eserlerini yayma hakkı, Anayasa’nın 1. 2. ve 3. maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.

Basın Özgürlüğü (Md. 28-32)

Anayasaya göre, basın hürdür, sansür edilemez. Basımevi kurmak izin alma ve mali teminat yatırma şartına bağlanamaz. Süreli yayın çıkarabilmek için kanunun gösterdiği bilgi ve belgelerin, kanunda belirtilen yetkili mercie verilmesi yeterlidir. Öte yandan basın ve yayım özgürlüğüne ilişkin anayasal sınırlamalar yasama ve yürütmeye oldukça geniş yetkiler tanımaktadır. Basın özgürlüğü de ifade özgürlüğü gibi; milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerinegetirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir. Ayrıca yine basın özgürlüğü Anayasa’nın 1. 2. ve 3. Maddeleri hükümlerinin değiştirilmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz. Bundan başka; devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit edenveya suç işlemeye ya da ayaklanma veya isyana teşvik eder nitelikte olan veya devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hâkim kararıyla; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunun açıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkimebildirir. Yetkili hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.Toplatma kararı veren yetkili merci, bu kararını en geç yirmidört saat içinde yetkili hâkime bildirir; hâkim bu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa, toplatma kararı hükümsüz sayılır. Türkiye’de yayımlanan süreli yayınlar, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Cumhuriyetin temel ilkelerine, millî güvenliğe ve genel ahlâka aykırı yayımlardan mahkûm olma halinde, mahkeme kararıyla geçici olarak kapatılabilir. Kapatılan süreli yayının açıkça devamı niteliğini taşıyan her türlü yayın yasaktır; bunlar hâkim kararıyla toplatılır.

Toplantı Hak ve Özgürlükleri (Md. 33-34)

Anayasa iki çeşit toplantı özgürlüğü ön görmektedir:

  1. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı (md. 33)
  2. Dernek kurma özgürlüğü (Md. 34).

Bu çerçevede herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ile dernek kurma özgürlükleri, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. Dernekler, kanunun öngördüğü hallerde hâkim kararıyla kapatılabilir veya faaliyetten alıkonulabilir. Ancak, millî güvenliğin, kamu düzeninin, suç işlenmesini veya suçun devamını önlemenin yahut yakalamanın gerektirdiği hallerde gecikmede sakınca varsa, kanunla bir merci, derneği faaliyetten men ile yetkilendirilebilir. Bu merciin kararı, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, bu idarî karar kendiliğinden yürürlükten kalkar.

Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Olumlu Edim Gerektiren Haklar

Sosyal hak ve ödevlerin bir çoğu devlete olumlu edim yükleyen pozitif statü hakları niteliğindedir.

Ailenin korunması ve çocuk hakları (Md. 41): Anayasaya göre, devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.

Toprak mülkiyeti (Md. 44): Bu düzenleme ile toprak sahibi olmayan köylülerin toprak edinmelerinin kolaylaştırılması amaçlanmıştır.

Eğitim ve öğrenim hakkı (Md. 42): Devlet, maddi açıdan yoksul ancak başarılı öğrencilerin eğitim ve öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar.

İş ve çalışma hayatına ilişkin düzenlemeler: Anayasa, “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” demektedir. Çalışma hakkının hayata geçebilmesi için devlete şu konularda gerekli tedbir alma yükümlülüğü getirilmektedir: Çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak (md. 49). Bundan başka ücrette adaletin sağlanması ve işçilerin işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan faydalanması için alınması gereken tedbirler de devlete yüklenmektedir. Bu doğrultuda Anayasada bir asgari ücret tespit edilmesi ön görülmüş ve bunun tespitinde “geçim şartları ile ülkenin ekonomik durumu da gözönünde bulundurulur” denilmiştir. (md. 55)

Sosyal güvenlik hakkı: Anayasaya göre herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir ve devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar. Ayrıca sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler de anayasa tarafından belirlenmiştir.Devletin bu başlık altında anlatılan yükümlülükleri vatandaşlara doğrudan talep hakkı vermez.Anayasa “sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir” demek suretiyle yasa koyucuya ve yürütmedeki uygulayıcılara geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır (md. 65).

Olumsuz Edim Gerektiren Haklar

Sosyal haklar çerçevesinde az sayıda negatif statü hakları yer almaktadır. Bunlardan ilki çalışma ve sözleşme özgürlüğü ile özel teşebbüs kurma özgürlüğüdür (md. 48). Buradaki çalışma özgürlüğü yukarıda bahsi geçen çalışma hakkı ve ödevinden farklıdır. Bunlardan ilki herkesin istediği alanda devletin müdahalesi olmaksızın çalışabilmesi anlamına gelirken, ikincisi devletin istihdam olanakları yaratması olarak anlaşılmalıdır. İkinci olarak sendika kurma hakkı hatırlatılabilir.Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı (md. 53), grev ve lokavt hakları (md. 54) negatif statü haklarındandır.

Siyasi Haklar ve Ödevler

Türk Vatandaşlığı (Md. 66)

1982 Anayasası, siyasi hak ve ödevlerden yararlanabilme şartı olarak Türk vatandaşlığını şart koşmaktadır.Bu doğrultuda, Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türk vatandaşı olarak kabul edilmektedir. Bundan başka “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür” denilerek sonradan Türk vatandaşı olma olanağı da sağlanmaktadır.Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz.

Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Hakları

Halkoylaması serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi altında yapılır.Anayasaya göre oy verebilmek için 18 yaşını doldurmuş olmak gerekir. Yine silahaltında bulunan er ve erbaşlar ile askeri öğrenciler, taksirli suçlardan hüküm giyenler hariç ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler oy kullanamazlar (md. 67). Seçilme hakkı da esas olarak vatandaşlara tanınmış olmakla birlikte bir takım kayıtlara tabidir. Bunlar şu şekilde özetlenebilir: 25 yaşını doldurmak, en az ilkokul mezunu olmak, askerlik hizmetini yapmış olmak, taksirli suçlar hariç toplam bir yıldan fazla hapis cezasına hüküm giymiş olmamak, ağır hapis cezasına hüküm giymiş olmamak, yüz kızartıcı suçlardan hüküm giymiş olmamak, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlere katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik etme suçlarını işlememiş olmak. Bazı görevlilerin milletvekili seçilebilmek için görevlerinden çekilmesi gerekir. Bunlar şöyle listelenebilir: Hâkimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları.

Siyasi Parti Özgürlükleri

Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler (md. 68).Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve lâik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez. Bir siyasî partinin 68. maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiği Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir.Siyasi parti özgürlükleri Türk demokrasisinin en problemli alanlarından birisidir. 1982 Anayasası döneminde toplam yirmi tane siyasi parti kapatılmıştır. “Türkiye’de siyasi partiler diğer demokratik ülkelerde görülmeyen bir sıklık ve kolaylıkla kapatılmaktadır.”.

1982 ANAYASASINA GÖRE İNSAN HAKLARININ KORUNMASI YOLLARI

TBMM’ye Başvuru (Dilekçe Hakkı)

Dilekçe hakkı Anayasanın 74. maddesinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeye göre, vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancılar kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikâyetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptir. Kendileriyle ilgili başvurmaların sonucu, gecikmeksizin dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirilir.

İdari Başvuru

Temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireyler, yürütme organına başvurabilir.Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır (md. 40).

Kamu Denetçisine Başvuru

Kamu denetçiliği kurumu (ombudsman), “Halkın şikayetleri…(üzerine) inceleme yapabilen ve gereği hakkında yalnız tavsiyede bulunabilen fakat kendi karar yetkisi bulunmayan, yurttaşı koruyan kamu görevlisi” olarak tanımlanabilir. Türkiye’ye kamu denetçiliği kurumu Anayasa’da 2010 yılında yapılan değişiklikle girmiştir.KamuBaşdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üyetamsayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy alan aday seçilmiş olur.

Yargısal Başvuru

Yargısal başvuru, temel hak ve özgürlüklerin korunması noktasında en etkili olan yoldur. “Çünkü artık, başvuru hakkında idarenin kendisi değil, ondan bağımsız olan mahkemeler karar vermektedir. İkinci olarak mahkemelerin kararı bağlayıcıdır.”. Anayasa’ya göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askerî Şûra kararları yargı denetimi dışındadır. Öte yandan bu durumda da, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır (md. 125).ilk olarak somut norm denetimi usulünü anlatmak gerekir. Somut norm denetimi, bir hukuk normunun bir davada uygulanması sırasında, Anayasa’ya aykırılığının ileri sürülmesi üzerine yapılan denetimdir. Buna göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya KHK’nin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. Bu yöntemle bireylerin, temel hak ve özgürlüklerini ihlal edebilecek olan yasal düzenlemeler iptal edilebilmektdir. İkinci olarak bireysel başvuru veya anayasa şikayeti yöntemine göre, anayasal haklarının ihlal edildiğini düşünen herkes, tüm idari ve yargısal denetim yollarını tükettikten sonra sözü edilen ihlalin hala giderilemediği kanısında ise, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyabilmektedir. Anayasa şikayeti Türkiye’ye 2010 Anayasa değişikliği ile gelmiştir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır. Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz. Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.Buhukuki çerçevede, Anayasa Mahkemesi, 23 Eylül 2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bireysel başvuruya konu edilebilecek temel haklar şu şekilde örneklenebilir: Yaşama hakkı, işkence ve eziyet yasağı, zorla çalıştırma yasağı, kişi hürriyeti ve güvenliği, hak arama hürriyeti, suç ve cezaların kanuniliği, özel hayata, aile hayatına, konut ve haberleşmeye saygı, düşünce, din ve vicdan hürriyeti, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, toplantı ve örgütlenme hürriyeti, mülkiyet hakkı, serbest seçim hakkı, temel hak ve hürriyetlerin korunması, eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi, eşitlik ve etkili başvuru hakkı.

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM