KPSS Sürecine Nasıl Motive Olunur?

‘’Kim olursan ol, ne yaparsan yap , bütün yüreğinle gerçekten bir şey istediğin zaman , Evrenin Ruhu’nda bu istek oluşur. Kendi Kişisel Menkıbe’sini gerçekleştirmek insanın gerçek yükümlülüğüdür. Ve bir şeyi istediğin zaman , bütün evren arzunun gerçekleşmesi için iş birliği yapar. (Coelho, P. Simyacı)‘’ Bu motivasyonla başlarız bir hedef doğrultusunda yol almaya. İnsan olarak hedeflerimiz vardır hayatta , kendimize kendimizi gerçekleştirebileceğimiz bir yol çizmek uğrunda. Çoğu zaman bu yolda tek başımıza yürümek, zorluklarla tek başımıza mücadele etmek zorunda kalırız. İçimizdeki motivasyonu sağlayan güçtür bu zorluklarla baş edebilmemizi sağlayan..

Bazen hayat öyle bir noktaya sürükler ki kişiyi , o an artık mücadele veremeyeceğini hissettirir. Tam bu esnada içinde bir umut hisseder. Başarabileceğine olan inancıdır bu umudu oluşturan. Bu umut bazen bir kişi, bazen bir olay olarak kendisini gösterir. Aslında yaşadığımız hiçbir olay, karşılaştığımız hiçbir kişi tesadüf değildir. Tüm yaşanmışlıklarımızın derinlerde bir anlamı vardır. Bu yaşanmışlıklar, bizi arzularımıza ulaştıracak güçleri taşırlar içlerinde. Arzuladığımız noktaya ulaşırız ve geriye döner bakarız. O esnada hayatta her şeyin bir bedelinin olduğu gerçekliğini kavrarız. Ödediğimiz bedel , aslında bizim kazanımlarımızın kendisidir.

KPSS ve kurum süreci ‘’başarılı’’ sonucunu almış bir kişi için dışarıdan görüldüğünün aksine öyle büyük anlamlar ifade eder ki ; sürecin tüm etkilerini sonuna kadar yaşayan kişi, aldığı sonucu önemsemez artık. Çünkü geçirdiği süreçler, yaşanmışlıkları ona aldığı sonucun ötesinde çok daha derin anlamlar katmıştır. Bu süreçte ilk önce sabretmeyi öğrenir insan. Sabrettiği süreçler, elde etmeyi arzuladığı hedefine değer katacaktır. Ardından hayal kırıklıklarının bir son değil, yeni başlangıçların temeli olduğunu öğrenir. Yaşanan hayal kırıklıkları olmasaydı, önüne serilecek güzellikler de olmayacaktı mantığına ulaşır. Tam da bu noktada sürecin yıkıcı etkisi olarak görülen yaşanmışlıkların kişiye ne büyük ölçüde kazanımlar getirdiği hissiyatında bulur kişi kendisini.

Biz zorlu yollardan geçerken etrafımızdakiler, bizim nasıl yaşamamız gerektiğini harfi harfine bildiklerini öne sürerler. Oysa ki yaşamımızın kontrolünü her zaman elimizde tutmak bizim en önemli misyonumuzdur hayatımızda. Geçirdiğimiz aşamalar, yaşadığımız zorluklar, verdiğimiz mücadeleler hakkında en ufak bir fikri dahi olmayan insanların konuştuklarını ve bize yön vermeye çalıştıklarını görürüz. Maruz kaldığımız yargılamalar, yüzümüze söylenen acımasız sözler artık yaşamımızın bir parçası haline gelir. Kendi haklılığımızı, sürecin zorluğunu anlatmaya çalışırken kendimizi aklama çabası içinde oluruz aslında. Ben çalışıyorum , sonucum iyi geldi , kurumların sınav açmasını bekliyorum , aldığım sonuç başarılı cümlelerini karşımızdaki kişilere söylerken onların kinayeli bakışlarına maruz kalırız. En sonunda hiçbir işe yaramadığını gördüğümüzde de kendimizi etrafımızdaki kişilere anlatmaya çalışmaktan vazgeçer , kendi dünyamıza hedeflerimize odaklanmak isteriz. Fakat bu kolay olmayacaktır psikolojik tahribat sürecinden geçen bizler için. Tam da bu esnada değerli bir abimizin sözü çıkar karşımıza ; ‘‘Bu saatte masaya oturuyorsun ya. Konuşan, konuşsun bırak. Gece gündüze dönünce,herkes cevabını alacak merak etme. Sadece sus ve sabret..’’ ‘‘Anlamalarını bekleme. Anlatmaya da çalışma. Gün gelir,gözlerinde ki gururdan okurlar neler yaşadığını,nasıl başardığını. Sus ve yürü…’’ Belki de bu cümleler bir işarettir bizim için. Okuduğumuzda içimizde huzur hissi uyandıran cümleler çıkmıştır karşımıza. Etrafımızdaki insanların etki alanında kendimizi bulurken ; etkisinde kalacağımız kişilerin seçimini yapma özgürlüğü bizim elimizdedir aslında.

İçinde bulunduğumuz süreç öyle bir süreçtir ki bir cümle bizi alt üst edebilirken, başka bir cümle bizi toparlayıp sürece daha sıkı tutunmamızı sağlayabilir. Yaşadığım zorlukları daha sağlıklı atlatabilmek adına kendimce bulduğum çözüm, bana kendimi kötü hissettiren ve motivasyonumu düşüren kişilerden kendimi soyutlamak oldu. İnsanların konuşmasını engelleyemezsiniz belki, ama etki alanınızı ortadan kaldırabilirsiniz. Çünkü mücadele isteyen çok daha büyük hedeflerimiz vardır hayata dair, bunların en başında gelen ise kendimizi sadece kendimize ispatlamaktır bir başkasına değil.

Hayat bize farklı seçenekler sunar ve bizden bu seçenekleri değerlendirip tercih yapmamızı ister. Biz ise kendimize en uygun olduğunu düşündüğümüz seçeneği tercih eder, bu tercihimizle birlikte diğer seçeneklerden tamamen vazgeçeriz. Vazgeçtiklerimizin sonuçlarını belki de hiçbir zaman bilemeyecek olmamıza rağmen bu tercihte bulunmak zorunda bırakır hayat bizi. Belki de pişmanlık dediğimiz durum , bu böyle olmayabilirdi hissiyatı tam da bu noktadadır. Alışkın olduğumuz hayatı yaşamak mı ? Hayallerimizin peşinden koşmak mı ?

Sorgulamasına gireriz bazen.. Kendisini garanti altına alan, risk tehdidinden uzak bir yaşam kişiye daha uygun gelir çoğunlukla. Ancak bu seçim, belki de yaşayabileceği halde hiçbir zaman yaşayamayacağı bir hayata sürükler onu. Ve nice zaman sonra da yapabilirdim ama yapmadım pişmanlığı kendisini gösterir. Sizce hangisi daha acıdır , deneyip olumsuz sonla karşılaşmak mı ? Yoksa deneseydi olabileceği ihtimalini bile bile hiç denemeyip sonucunu hayatı boyunca öğrenemeyeceği gerçekliği mi ? Geçmişimizde keşkelerimizin olmaması ve bugünümüzün en değerli şekilde geçirilmesi , hayallerimizi gerçekleştirebilmek adına neler yaptığımızla ilgilidir.

Zor elde edilen her şeyin değeri bir o kadar da fazla olacaktır.. Ama biz, tüm zorlukları göğüslerken bazen bunun farkında olmayız.. O zorlukları yaşadığımız süreçlerin bize kattıklarını göz ardı ederiz. Halbuki elde ettiklerimizden çok daha fazla şey katar mücadele yolunda öğrendiklerimiz, yaşadıklarımız.. Biz tüm bunları göz ardı eder, tam sona yakınken vazgeçersek , bu yaşayacağımız pişmanlıkların en büyüğü olacaktır. Bazen de bu korkunç sonu hazırlayan, başarısızlığa uğrama korkusu olur.. Çoğu zaman bu korku kişisel olarak değil, toplumsal gerekçelerle kendisini gösterir. Bazı söylemlere o kadar çok itibar ederiz ki kendimiz bile inanırız bunlara ve hissettiğimizin o söylemler olduğunu zannederiz.. İnsanlar bize başarılarımızı kanıtlamamız için fırsat vermezler. Bilakis başarısız olacağımıza bizi inandırmak isterler. Biz kendi içimizin sesini dinlemek yerine onların sesini dinlediğimizde , son bir adım uzakken başarıya vazgeçebiliriz. İşte bu , kendimize verdiğimiz en korkunç zarardır. Kendi geleceğimizi, hayallerimizi bir başkasının eline teslim etmekten daha ağır bir haksızlık var mıdır insanın kendine yapacağı ? Bu haksızlığı kendisine yapmayan, kendi hayallerini ve geleceğini başkasının elinde değil kendi elinde tutan kişi hayatının kontrolünü kendi eline almıştır.. Biz bu kontrolü elimizde tuttuğumuz, hayata olan inancımızı yansıttığımız sürece hayat da bize aynı oranda karşılık verecektir.. ‘’ Gerçekte kendi kişisel menkıbesini yaşayanlara karşı hayat cömerttir. Hayata karşı olumsuz olursan, hayat söylediklerini duyabilir ve gelecek sefere daha azını verebilir. (Coelho, P. Simyacı)‘’

Size kendinizi değerli hissettiren insanlarla vakit geçirin. Olmayan şeylerle sizi avutmaya çalışan değil ; yeteneklerinizi keşfetmenizi sağlayan insanlar olsun etrafınızda. Bize kendimizi iyi hissettiren , yeteneklerimizi keşfetmemizi sağlayan ve her şeyden önemlisi de samimiyet duygusunu hissettiren insanları hayat karşımıza çıkardığında ise kaybetmemek üzere sımsıkı sarılmak gerekir onlara.. Hem geçirdiğimiz zor süreci atlatmamız adına, hem de hayatımızın ilerleyen dönemlerinde kalıcı dostluklar kurabilmemiz adına arkadaş seçimimiz çok önemli olacaktır.

Hayatta mutlu olmak istiyorsak, dış dünyayı ikinci planda tutmalıyız. Kendi iç dünyamızı anlamak için kendimize , dış dünyayı anlamlandırmak için ayırdığımızdan çok daha fazla zaman ayırmalıyız. Çünkü bizim hayatta var olma sebebimiz başkalarının bize dayattığı hayatı yaşamak değil ; içimizden geçeni korkusuzca yaşayabilmektir. Bizim nasıl bir işe sahip olmak istediğimizi, nelerden zevk aldığımızı, vakit geçirdiğimiz kişilerin bizi ne ölçüde mutlu ettiğini dış dünya bilemez ; tüm bunların cevabına kendi iç dünyamızda ulaşabiliriz. Ve en başta kendimizi tanıyabilmek için kendi içimizin sesini dinlemek, o sesi anlamaya çalışmak isteriz aslında. Kendi içimize yöneldiğimizde bile birtakım sorulara cevap ararken aradığımızı bulmak bu kadar zor iken ; bir de dış dünyanın etkilerine açık hale gelirsek içinden çıkılmaz bir hal almaz mı yaşantımız ? Hedef belirlerken , kendimizi görmek istediğimiz meslek seçiminde bulunurken de aynı süreçler çıkacaktır karşımıza ve en doğru karara kendi içimizin sesini dinleyerek ulaşacağımız tartışmasız bir gerçektir.

 Etrafımızda bizim motivasyonumuzu kıran , amacı bu olmamasına rağmen bizi huzursuz eden çok fazla kişi olacaktır bu zorlu yollardan geçerken.. Karşılaştığımız kişilerin etkisi altında kalmayacak şekilde kendi savunma mekanizmamızı geliştirmeli, bizi olumsuz etkilemelerine izin vermemeliyiz. Bazı günler kendi kendimi inanılmaz motive eder, kendime planlar yapar ve bu planlarımı uygulamak adına kütüphaneye gitmek için evden çıkardım. İçimdeki isteği, motivasyonu kimse kıramaz zannederdim bazı yaşanmışlıklar kendisini gösterene kadar.. Bazı insanlar tarafından anlaşılmadığımı, insanların bu çabama ve emeğime anlam veremediklerini ve saygı duymadıklarını hissettiğimde ise motivasyonumun kırıldığını gördüm. Neden bana bunu yapıyorlar sorgulamasına girdiğimde ise bu sorgulamaların bana zaman kaybettirmekten başka hiçbir işe yaramadığını anlayarak vazgeçtim çevremdekilerle mücadele etmekten.. Zaten hiçbirisi yakın çevrem değildi en güzel yönü bu olmalıydı zaten.. Ama bu yaşanmışlıklarım bana insani değerleri öğretti. İnsanları kırmamayı, yargılamamayı öğrendim bu sayede ve insanlara kendisini iyi hissettirmeyi hayat felsefem haline getirdim akabinde.. ‘’İnsanların birbirlerinin huzurunu bozmasından rahatsız olurum ben , en çok da genç insanların hayatlarının en güzel çağında , bütün sevinçlere alabildiğine çok kucak açabilecekleri zamanda birkaç güzel günü surat asarak birbirlerine zehir etmeleri ve ancak çok sonradan kaybettikleri şeyin telafisinin olanaksız olduğunu görmeleri canımı sıkar.(Goethe, Genç Werther’in Acıları)’’ Hepimiz hayatımızın belli dönemlerinde bu duruma maruz kalmadık mı ? Ya da karşımızdaki kişiyi bu duruma maruz bırakan kişi olmadık mı ? Biz aslında etrafımızdakilerin bize yakıştırdığı kadar değil ; kendi içimizdekileri keşfedebildiğimiz kadar güçlüyüz. Kendi gücümüzün farkındalığıyla birlikte , karşımızdaki kişiler için yapabileceğimiz en güzel şey onların mutluluklarını paylaşmaktır. Bu , içimizdeki gücü arttıracak ve karşımızdaki kişinin de kendisini iyi hissetmesini sağlayacaktır. Aslında hayat , bu döngüyle ilerler. Hayata sunduğumuz her ne ise, bize dönüşü aynı şekilde olacaktır. Mutluluk verdiğimiz bir kişi, bizim mutluluğumuz olarak bize dönecektir. Bu yaklaşımı hayat felsefesi haline getirirseniz , siz de hayatın kendinize mutluluk olarak döndüğünü göreceksiniz.

Karşımıza çıkan olayların görünen yüzlerine odaklanmak yerine , olayların geri planındaki gerekçeleri anlamaya çalıştığımızda yargılamalarımızın sınırlarını ne ölçüde aştığımızı da anlayacağız. ‘’ Siz insanlar dedim, bir şey hakkında konuşurken hemen şöyle söylemek zorunda hissediyorsunuz kendinizi : Bu aptalca , bu akıllıca , bu iyi , bu kötü! Bütün bunların ne anlamı var ? Sırf bunları söylemek için mi bir olayın iç yüzünü araştırıyorsunuz. Onun niçin olduğu , niçin olması gerektiği şeklindeki sebepleri kesinlikle açıklayabiliyor musunuz ? Böyle yapsanız, yargılamalarınızda bu kadar aceleci olmazdınız. (Goethe, Genç Werther’in Acıları) ‘’ Ben de olayları değerlendirirken böyle yapmıyor muyum dedim kendime bu satırları okurken. Ama sonra kendime haksızlık etmemem gerektiğinin farkına vardım. Çünkü ben , bir olay değerlendirmesi yapıyorsam tüm geri planı anlamaya çalışırım dedim kendime. Ama ya kaçırdıklarım oluyorsa ? Ve bu kaçırdığım hususlar yaşanan olayı anlamlı kılıyorsa dedim bu kez.. Evet kendi yaşadıklarımız, başkalarının yaşantılarında şahit olduklarımız görünenin ötesinde çok farklı anlamlar taşıyabilir. Bazen bir insan yaşadığı herhangi bir olay neticesinde kendi davranışlarını bile tam anlamıyla değerlendiremezken, yargılamalara maruz kaldığı kişi tarafından davranışlarının anlamlandırılması çabası hayatın en anlamsız karmaşası değil midir ? O yüzden kendimizi ya da etrafımızı yargılamaktan vazgeçmekle başlamalıyız bir işe.. Yaşadığımız mutlulukların ; birtakım üzüntüleri, huzursuzlukları , kaygıları da beraberinde getirdiğini ve bu durumların , diğer bir ifade ile mutsuzluk olarak nitelendirdiğimiz mutluluk basamaklarının , bizi arzuladığımız mutluluğumuza ulaştıracak aşamalar olduğunu hiç aklımızdan çıkarmayalım. Mücadele gücümüzü kendi içimizin sesini dinleyerek hissedelim kendimizde.. Tüm aşamaları atlatıp, arzulanan mutluluğa ulaşılması temennisiyle…

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir