İktisadi büyüme ders notları


İktisadi Büyüme Kavramı
İktisadi Büyümenin Tanımı
İktisadi büyüme, bir ülkenin genellikle bir yıl içinde üretim kapasitesinde veya reel gayrisafi yurtiçi hasılasında görülen ve sayısal olarak ölçülebilen reel artışlardır.
Kişi başına gelir açısından bakıldığında büyüme, hem bir toplumdaki ekonomik faaliyetlerin ölçeğinde meydana gelen artışı hem de kişi başına gelir artışını ifade etmektedir. Bu yüzden büyüme, makroekonomik açıdan arz cephesinde belirlenir. Arz eğrisinin sağa kayması ya da üretim olanakları eğrisinin sağa kayması ile ifade edilir.
o    Reel artış: Fiyat değişmelerinin etkisi giderildikten sonraki artış oranıdır.
Ekonominin üretim düzeyini gösteren bir diğer kavram da üretim imkânları eğrisidir. Üretim imkânları eğrisi belirli bir zaman diliminde, veri kaynak arzı ve sabit bir teknolojiye göre çizilmekte, farklı malların etkin üretimi altında birbirlerine dönüşümünü göstermektedir. Üretim faktörlerinin tam ve etkin kullanılması ile üretilebilecek maksimum mal ve hizmetlerin parasal karşılığına da potansiyel GSMH denir. Bu nedenle üretim kapasitesinin tam kullanımı ile Potansiyel GSMH’ye ulaşılmaktadır.
Üretim imkânları eğrisi:
Mevcut üretim faktörleri ve üretim teknolojisi veri iken belirli bir dönemde ekonominin maksimum düzeyde üretebileceği çeşitli çıktı(ürün) bileşimlerini gösteren eğridir.
İktisadi büyüme veya kişi başına düşen millî gelirdeki yıllık artış oranı, bir ülkedeki üretim imkânlarının ne kadar arttığını ve dolayısıyla üretim imkânları eğrisinin bir önceki yıla göre ne kadar sağa kaydığını ifade etmektedir.
Üretim imkânları eğrisi ayrıca, kıtlığın sonuçlarını, ekonomideki tercihleri ve her tercihin alternatif maliyetini göstermektedir. Eğri üzerindeki her nokta etkin üretim bileşimlerini gösteren mevcut kıt kaynaklarla üretilebilecek maksimum üretim düzeyleridir. Bir kez üretim imkânları sınırı üzerinde etkin noktalara ulaşıldığında mallardan birisini biraz daha fazla üretmenin tek yolu diğerini az üretmektir.
Üretim imkânları sınırı eğrisinin orijine göre iç bükey çizilmiş olması artan fırsat maliyeti ile ilgilidir.
Bir ülkenin iktisadi büyümesi iki şekilde meydana gelir. Birincisi, tam istihdamın altında kullanılan iktisadi kaynakların daha verimli kullanılmaya başlanması yoluyla büyümenin gerçekleştirilmesi; ikincisi, tam istihdamda kullanılan kaynak miktarına yenilerinin eklenmesi yoluyla üretimin gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda iktisadi büyüme, nitelikten (yaşam standardını iyileştiren) çok nicelik (sayısal) bakımından ortaya çıkan bir değişikliği ölçmekte, yani üretim faktörlerinden bir veya bir kaçının artması sonucunda meydana gelen üretim artışını ifade etmektedir.
o    Artan fırsat maliyeti: Bir malın daha fazla üretilmesi için diğer maldan artan miktarlarda vazgeçilmesinin gerekmesidir.
o    Tam istihdam: Bir ekonomide mevcut tüm üretim faktörlerinin tam olarak kullanılmasıdır.
o    Üretim faktörleri: Üretimi gerçekleştirmek için kullanılan işgücü, doğal kaynaklar, sermaye ve teknolojidir.
Yatay eksende zamanın, dikey eksende ise reel çıktı düzeyinin bulunduğu şekil 1.2’de üretimin alışılagelen trendi çevresinde ortaya çıkan genişleme ve daralmalar konjonktürel dalgalanmaları göstermektedir. Trend hasıla eğrisi potansiyel hasılayı hesaplamanın güç hatta imkânsız olması nedeniyle potansiyel hasılanın en iyi temsilcisi olarak kabul edilir ve cari hasıla eğrisinden trend alınarak türetilir. Potansiyel hasıla eğrisi, reel GSYH’ nin üretim faktörlerinin tam kullanımı hâlinde beklenen gelişimini sergiler.

Genişleme döneminde istihdam düzeyi artarken daralma döneminde istihdam düzeyi düşer.
Genişleme döneminde yüksek bir büyüme hızına, düşen bir işsizlik ve yükselen bir enflasyon oranı eşlik eder. Daralma dönemindeyse aksine büyüme hızı düşerken işsizlik oranı artar ve enflasyon oranı düşer.
İktisadi Büyümenin Ölçülmesi
Gayrisafi Millî Hâsıla
Gayrisafi Millî Hâsıla (GSMH), belirli bir ülkede belirli bir dönemde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin değerinin toplamıdır. Bir firma tarafından üretilen ve diğer firmalar tarafından nihai mal veya hizmetin bir bileşeni olarak satın alınan mal ve hizmetlere ara mal veya ara hizmet denir. Eğer üretilen ara mal ve hizmetlerin değerleri nihai mal ve hizmetlerin değerlerine eklenirse bu durumda birden fazla sayılmış olur. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ise bir ülkede belirli bir dönemde yurtiçinde üretilen nihai malların ve hizmetlerin piyasa değerlerinin toplamıdır.
Bu durumda GSYH’ nin bir kısmı diğer ülke vatandaşlarınca üretilmiş olabileceği gibi, GSMH’ nin bir kısmı da ülkenin diğer ülkelerde yerleşik vatandaşlarınca üretilmiş olabilir. Bu iki kavram bu anlamda sadece kapsadığı coğrafi alan bakımından farklılık gösterir.
Günümüzde ekonomik performansın asıl ölçüsü olarak GSMH değil, GSYH kullanılmaktadır. Bunun bir nedeni, uluslararası ekonomik entegrasyonun yoğunlaşması, ekonomik sınırların siyasal sınırları tanımamasıdır.
o    Nihai mal ve hizmet: Belirli bir zaman aralığında nihai (son) kullanıcısı tarafından satın alınan bir üründür.
GSYH = GSMH – Net dış faktör geliri
Dış âlem faktör gelirleri;
è    İşçi dövizleri,
è    Müteşebbis gelirleri,
è    Kar transferleri,
è    Dış borç faiz ödemeleri
è    Faiz gelirlerinden oluşur.
Net dış faktör gelirleri ise ülkeye giren ve çıkan faktör gelirleri arasındaki farktır.
GSYH nominal ve reel olmak üzere iki şekilde hesaplanmaktadır.
Nominal GSYH, belirli bir yıl da üretilmiş olan nihai mal ve hizmetlerin o yılın fiyatları ile olan değeridir. Bir başka deyişle herhangi bir t döneminde üretilen tüm malların miktarları ile o dönemdeki fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.
Reel GSYH, farklı dönemlerde üretilen mal ve hizmetlerin aynı fiyatlarla değerlendirerek, dönemler arasında fiziki üretimin değişimini ölçme imkânı verir. Bir başka değişle aynı t dönemindeki cari üretim miktarları baz (temel) alınan bir yılın fiyatlarının çarpımlarının toplamına eşittir.
Cari fiyatlarla ölçülen GSYH’yi sabit fiyatlarla ifade edilen reel değişkenlere dönüştürmede bir fiyat endeksi türü olan GSYH deflatöründen yararlanılmaktadır. GSYH deflatöründen yararlanılarak Reel GSYH’nin hesaplanması;
Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla’nın Hesaplanma Yöntemleri
GSYH; üretim yöntemi, harcama yöntemi ve gelir yöntemi olmak üzere üç farklı yöntemle hesaplanmaktadır. Bu üç yöntemle bulunan GSYH değerlerinin tanım gereği birbirine eşit olması gerekir. Çünkü bir ekonomide yapılan harcamaların kaynağı gelirler, gelirlerin kaynağı ise üretime katılmanın karşılığı ele geçen faktör paylarıdır.
Üretim Yöntemi: Bir ekonomide bir yıl içerisinde tüm firmaların ürettikleri tüm mal ve hizmetlerin miktarları ile bunların fiyatları çarpılarak hesaplanmaktadır. Aynı mal ve hizmetleri üreten birimlerden meydana gelen faaliyet kollarındaki nihai mal ve hizmet üretim değerlerinin ölçülmesi bu yöntemin esasıdır. Bunun için ekonomi tarım, sanayi ve hizmetler olarak üç ana sektöre ve bunlarda alt sektörlere ayrılarak her bir sektörde yaratılan katma değerler hesaplanır.
Harcama Yöntemi: Faktör sahiplerinin üretilen mal ve hizmetlere yaptıkları harcamaların toplamından oluşmaktadır. Bir ekonomide üretilen mallar, tüketim malları, yatırım malları, kamu kuruluşları tarafından satın alınan mal ve hizmetler ve ülke yerleşiği olmayanlara satılan mallar ve hizmetler şeklinde dörtlü sınıflandırmaya tabi tutulmaktadır. Buna göre harcamalar, dört temel kalemden oluşmaktadır. Özel tüketim harcamaları, özel yatırım harcamaları, kamu cari ve yatırım harcamaları ile ihracat-ithalat fazlası.
Gelir Yöntemi: Üretim, mal ve hizmet üretmek amacıyla üretim faktörlerini bir araya getirmek suretiyle gerçekleştirildiğine göre, üretilen hâsılanın değerine, bu faktörlere emek, sermaye, girişimci ve doğal kaynaklara yapılan ödemeler yoluyla da ulaşılabilir. Dolayısıyla, bu yöntemde üretime katılan faktör sahiplerinin üretimden aldıkları ücretler, faizler, kârlar ve kiraların toplanması suretiyle GSYH’ye ulaşılmasıdır.
Gayrisafi Yurtiçi Hâsıla Neleri Ölçmez
Ekonominin performansının değerlendirme ölçütü olan reel GSYH hesaplanırken ölçülemeyen faaliyetler de vardır.
Piyasalara yansımayan üretim
Nüfustaki değişmeler
Kayıt dışı iktisadi faaliyet
Boş zaman
Dışsallıklar
İktisadi Büyüme Hızının Hesaplanması
Büyüme hızı, kısa dönem, uzun dönem ve geleceğe ilişkin büyüme hızı olarak hesaplanabilir.
Kısa Dönem
Ekonominin belli bir dönemde ürettiği hasıladaki büyüme nominal veya reel terimlerle ya da hasıla düzeyindeki veya kişi başına hasıladaki artış terimleriyle ölçülebilir. Fakat ekonominin gerçek üretim gücünün hesaplanmasında, nominal değişkenler yerine reel değişkenler kullanılmaktadır. Bu yüzden büyümeyi, reel GSYH’deki artış hızı olarak tanımlayabiliriz. Bir değişkenin herhangi iki dönem arasındaki değişme oranı, bu değişkenin iki dönemdeki değerleri arasındaki farkın, başlangıç dönemindeki değerine bölünmesi ile hesaplanır. Bir yıldan diğer bir yıla büyüme oranı ya da büyüme hızı aşağıdaki formülle hesaplanır.
Bulunan değeri 100 ile çarparak büyüme oranını yüzde cinsinden ifade edebiliriz. Bu oran dönemler arasında ülkenin üretim gücü hakkında bize bilgi sunar.
Uzun Dönem
Reel GSYH’nin az da olsa her yıl belirli bir oranda büyümesi, zaman içerisinde büyümenin katlanması anlamına gelmektedir. Bunun nedeni, büyümenin kümülatif (birikimli) bir süreç olmasıdır. Ekonomi n yıl boyunca g oranında bir büyümeyi sürdürmüşse ve başlangıç yılında reel GSYH’nin yılsonundaki değerini veren formül aşağıdaki gibi olacaktır;
Y0 değerinden başlayıp, her yıl eşit ya da eşit olmayan bir büyümeyle n yılsonunda Yn değerine ulaşan reel GSYH’deki yıllık ortalama büyüme oranı ise şu şekilde hesaplanacaktır;
Ekonomi her yıl sabit bir oranda büyürse (g), üretimin kaç yıl (n) içinde ikiye katlanacağı, 70 sayısı büyüme hızına bölünerek (70/g) hesaplanabilir. Bu hesaplama yöntemine ‘70 kuralı’ denilmektedir. Ancak sabit büyüme hızının % 5’den büyük olduğu durumda, üretimin iki katına çıkma süresi n = 70/g formülü yerine
n= 72/g formülü kullanılarak daha doğru biçimde hesaplanacaktır.
Geleceğe Yönelik
Geleceğe yönelik büyüme hızı, kalkınma planlarında ve daha çok geleceğe yönelik tahminler yapılırken kullanılır. Bu hesaplama yönteminde büyümeyi belirleyen üç unsur bulunmaktadır.
g = büyüme hızı
k = sermaye/hasıla oranı
s = marjinal tasarruf eğilimi iken büyüme hızı;
g = s/k olarak ifade edilir.
Kişi Başına Düşen Reel GSYH
Bir ekonomideki gerçek büyüme hızını hesaplarken üretimdeki artış hızından nüfustaki değişikliklerin çıkartılması en doğru yol olacaktır. Bunun için kullanılan kavram, reel GSYH’nin ülke nüfusuna bölünmesi ile elde edilen kişi başına düşen reel GSYH kavramıdır.
Satınalma Gücü Paritesine Göre GSYH
Satınalma gücü paritesi (SGP), ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satınalma gücünü etkileyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır. Bu oran kullanılarak farklı para birimlerine dönüştürülen harcamalar satın alınan mal ve hizmet hacmindeki farklılıkları yansıtarak, ülkeler arasında gerçek anlamda karşılaştırılabilir veriler sağlamaktadır. İki ülkede aynı tanıma sahip bir ürünün fiyat oranı şeklinde hesaplanır. Örneğin, bir kg dana etinin fiyatı Türkiye’de TL15, ABD’de 20 dolar ise dana eti için
1 ABD dolarının Satınalma Gücü Paritesi;
SGP değerlerinin hesaplanmasında temel yıl OECD tarafından belirlenmekte ve katılımcı ülkelere bildirilmektedir. Belirlenen her temel yıl için 220 madde grubu içindeki yaklaşık 4000 madde fiyatlandırılmaktadır. Fiyatlandırma çalışması yapılacak maddelerin çokluğundan dolayı, fiyatlandırma çalışmaları temel alınan yıldan 2 yıl önce OECD’nin belirlediği takvime göre başlamakta ve temel yılın sonunda tüm çalışmalar bitirilmektedir. Fiyatlandırma ve ağırlıklandırma çalışmaları sonuçlandıktan sonra SGP hesaplamalarına geçilmekte ve temel yıldan iki yıl sonra kesinleşen SGP değerleri OECD tarafından yayınlanmaktadır.
İnsani Gelişme İndeksi
Ülkeler arası sağlıklı refah karşılaştırması yapabilmek için bir ülkede ekonomik ölçütleri geliştirmenin yanı sıra, o ülkenin sosyal refah ölçütlerinin de geliştirilmesi gerekmektedir. Ekonomik açıdan kalkınmış birçok ülkede sosyal sorunların çözülemediğinin görülmesi; iktisadi büyüme ve insani gelişme arasındaki ilişkinin daha iyi kurulması gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu doğrultuda Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından her yıl dünya ülkelerine ait İnsani Gelişme Raporu hazırlanmaktadır. Bu raporda ülkeler arasındaki sosyoekonomik gelişmişlik düzeylerini karşılaştırmak için İnsani Gelişme İndeksi (İGİ) adı verilen bir indeks geliştirilmiştir.
Bu indeks; insani gelişmeyi, gelirin yanı sıra eğitim ve sağlığa ilişkin göstergeleri de dikkate alarak ölçmeyi hedeflemektedir.
İnsani Gelişme İndeksi tespit yöntemleri;
]    Doğumda yaşam beklentisi
]    Yetişkin okuryazarlığı ve birleşik okullaşma oranı
]    Satınalma gücü Paritesine göre kişi başına düşen GSYH,
İGİ = 1/3 (Ortalama yaşam beklenti indeksi) + 1/3 (Eğitim indeksi) + 1/3 (GSYH indeksi)
Bu yöntemlerin her biri için maksimum ve minimum değerler belirlenir. İGİ değeri, 0 ile 1 arasında değişmektedir. İndeks değerinin 1’e yaklaşması, insani gelişme performansının iyileştiğini göstermektedir. İnsani Gelişme Raporu’na göre, İGİ bağlamında ülkeler düşük, orta, yüksek ve çok yüksek insani gelişmeye sahip ülkeler olarak kategorilere ayrılır.
Ä    İndeks Puanı 0.900 ve yukarısı: Çok yüksek düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.
Ä    İndeks Puanı 0.800 – 0.899: Yüksek düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.
Ä    İndeks Puanı 0.500 – 0.799: Orta düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.
Ä    İndeks Puanı 0.000 – 0.499: Düşük düzeyde insani gelişmeye sahip olan ülkeler.
1990 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı tarafından her yıl yayımlanan insani gelişme raporları, iktisadi büyüme ve üretime dayalı göstergelerden farklı olarak, insanların sağlıklı bir yaşam, gelir ve eğitim olanaklarına sahip olup olmadıklarını göstermekte ve ülkeleri de bu çerçevede karşılaştırmaktadır.
İktisadi Büyümenin Özellikleri, Türleri ve Etkileri
İktisadi Büyümenin Özellikleri
İktisadi büyümenin belirgin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz.
Ñ    İktisadi büyüme rakamla ifade edilebilen yani kantitatif bir olgudur. Yıllara göre gerek büyüme hızında gerekse GSYH, SMH ve MG’de meydana gelen değişmeler rakamla ifade edilmektedir.
Ñ    İktisadi büyüme uzun döneme dayalı bir olgudur. Yatırımların arttırılması, üretim artışının sağlanması ve iktisadi yapının değiştirilmesi ancak uzun dönemde mümkündür.
Ñ    İktisadi büyüme nominal değil, reel (gerçek) bir artışı ifade eder. Yani, iktisadi büyümede mevcuda bir ilave söz konusudur.
Ñ    İkame yatırımlarının iktisadi büyüme ile ilgisi yoktur. Örneğin, beş katlı eski bir binanın yıkılıp yerine tekrar beş katlı bir binanın inşa edilmesi hâlinde büyümeden bahsedilemez. Burada ikame yatırımı söz konusudur. Eğer yıkılanın yerine on katlı bir bina inşa edilmiş olsa idi ilave beş kat büyümeyi ifade edecekti.
Ñ    İktisadi büyümenin gelir dağılımını iyileştirici bir özelliği yoktur. Örneğin millî gelirin % 7 oranında büyümesi durumunda, tüm bireylerin gelirinin de fiilen aynı oranda büyümüş olduğundan bahsedilemez.
o    SMH: GSMH’yi oluşturan mal ve hizmetlerin üretiminde, önceki yıllarda üretilmiş sermaye malları da kullanılır. Zaman içerisinde bu sermaye mallarında aşınma ve yıpranmalar ortaya çıkar ki bunlar üretilen malların değerinin bir parçasıdır. Bu aşınma payını (amortisman) GSMH’den çıkartarak SMH’yi elde ederiz.
İktisadi Büyüme Türleri
İktisadi büyüme türlerini dokuz grupta toplamak mümkündür.
þ    Spontane Büyüme: Üretim faktörleri kendiliğinden harekete geçmekte ve belli oranda bir büyüme sağlanmaktadır. Devletin ekonomiye müdahalesi asgari düzeydedir.
þ    Planlı Büyüme: Kıt kaynakların hangi malların üretimine ne oranda tahsis edileceği bir plan dâhilinde yürütülür. Amaç her alanda etkinliğin sağlanması ve verimin arttırılmasıdır. Eğer, plan uygulaması tüm sektörler için zorunlu ise otoriter planlama söz konusudur.
þ    Kapalı Büyüme: Ülkenin kendi öz kaynaklarına dayanır. Amaç, dışa olan bağımlılığın yok edilmesidir. Kapalı büyümede devlet ekonomiye her bakımdan müdahalede bulunur.
þ    Açık Büyüme: Bu tür büyümede uluslararası sermaye ve emek önemli bir yer tutmaktadır. Açık büyüme serbest piyasa ekonomisini benimsemiş olan tüm ülkelerde görülmektedir.
þ    Durgun Büyüme: Bu tür büyümede, millî gelir artış hızı ile nüfus artış hızı birbirine eşit olduğu için kişi başına gelir artış hızı sıfır olmaktadır. Yani artan nüfus artan geliri tamamen emmekte, bu nedenle ekonomi büyümekle birlikte kişi başına gelir artışı gerçekleşmemektedir.
þ    Üstel Büyüme: Hızı gittikçe artan büyümedir.
þ    Biyolojik Büyüme: Canlıların büyümesinden esinlenmiştir. Yani, büyüme önce hızlı şekilde devam etmekte, daha sonra yavaşlamaya başlamakta ve bir yerde durmaktadır. Hatta bu noktadan sonra gerileme başlamaktadır.
þ     Dengeli Büyüme: Bu tür büyümenin en önemli özelliğini sektörler arası karşılıklı bağımlılık oluşturur. Bu bağımlılık hem üretimde hem de tüketimde geçerlidir. Her üretim birimi çıktısına pazar bulmak zorundadır. Dengeli büyümede denge, yatırım malları ile tüketim malları, sanayi malları ile hammaddeler, gıda maddeleri ile giyecek malları, iç talep ile dış talep gibi konularda denge kurulmaya çalışılır. Kaynak israfının önlenmesi için bu dengeler zorunludur.
þ    Dengesiz Büyüme: Dengeli büyümenin gerçeğe uymadığı düşüncesiyle doğmuştur. Konuya ilk değinen Fransız iktisatçı F.Perroux olmuştur. Perroux, ekonomilerin genellikle eşitsizliklerin, dengesizliklerin ve hiyerarşinin içinde bulunduğunu, bu özelliklerin ortadan kaldırılmaya çalışılması yerine onlardan faydalanma yoluna gidilmesinin çok daha yararlı olacağını ifade etmiştir.
Birleşmiş Milletlerin 1996 yılı İnsani Kalkınma Raporu yukarıda sorgulanan konular paralelinde kaçınılması gereken beş kötü büyüme çeşidini şu şekilde sıralamaktadır:
F    İşsiz Büyüme: Ekonomilerde büyüme sağlanmakla birlikte, yeterli istihdam imkânının yaratılamaması nedeniyle işsizlikte artışın görülmesi hâline işsiz büyüme denir.
F    Acımasız Büyüme: Bu tür büyüme sürecinde gelir dağılımı düzeltilemediği gibi daha da adaletsiz hâle gelir. Zengin grubun gelirden aldığı pay artarken fakirlik sınırının altına itilen insan sayısı gittikçe artar. Ekonomik anlamda iyileşmenin yaşandığı Latin Amerika ülkeleri gelir dağılımında dünyada adaletsizlikte ilk sıralarda yer almaktadır.
F    Sessiz Büyüme: Büyüme sürecinde demokratik iyileşmenin sağlanamaması, bireysel hak ve özgürlüklerin kötüleşmesi sessiz büyüme olarak adlandırılır.
F    Köksüz Büyüme: Büyüme sürecinde toplumun örf-âdet, gelenek ve göreneklerinin yozlaşması, diğer bir ifade ile kültürel kimlik kaybının yaşanması hâline köksüz büyüme denir. Birleşmiş Milletler verilerine göre hâlen dünya da 10.000 dolayında ayrı kültür vardır ve bunlar giderek azalmaktadır.
F    Geleceksiz Büyüme: İktisadi büyümenin daha çok yenilenemeyen doğal kaynakların tüketilmesi pahasına gerçekleştirilmesidir. Gelecek nesillere bırakılacak doğa unsurlarının yok edilmesi, her türlü kirliliğe büyüme adına göz yumulması, çevrenin hiçe sayılması benzeri birçok kötü örnek son yıllarda çevreci ya da sürdürülebilir büyüme-kalkınma gibi yeni oluşumları gündeme taşımıştır.
Yukarı da sayılan bu endişe verici unsurları taşımayan bir büyüme tanımı içsel büyüme teorisyenleri tarafından yapılmıştır. İyi büyüme olarak takdim edilen bu yaklaşım, insan refahını, diğer bir deyişle beşeri gelişmeyi temel amaç olarak almaktadır.
Bu yaklaşıma göre iyi büyüme;
„    İstihdamı teşvik eden,
„    Bireye kendi kaderi üzerinde kara verme ve denetleme şansı veren,
„    Refah artışını adil biçimde dağıtan,
„    Toplumsal iş birliği ve uyumu sağlayan,
„    Beşeri gelişmenin geleceğini koruyacak özelliklere sahip olandır.
İktisadi Büyümenin Etkileri
Ekonomide ve toplumda çeşitli etkiler yaratan iktisadi büyüme;
è    İlk etki GSYH’nin dağılımı üzerinde görülmektedir. Yani büyümeyle birlikte GSYH içinde tarım sektörünün payı azalırken sanayi sektörünün payı artmaya başlamaktadır.
è    Gelişen sanayi sektörüne doğru bir işgücü akımı yaşanmasını sağlamakta, sanayi sektörü ise genellikle kentlerde yoğunlaştığı için kentleşme hareketi de hızlanmaktadır.
è    Kentleşme hızlandıkça ve kentli nüfus arttıkça; insanların düşünce, inanç ve davranışlarında önemli değişmeler olmakta, geleneksel davranışlar yerini yeni davranış biçimlerine bırakmaktadır.
è    Tarımda çalışan faal nüfus oranını azaltırken sanayide çalışan faal nüfus oranını artırmakta ve faal nüfusun sektörel dağılımı üzerinde de etkili olmaktadır.
è    Gelirlerin artmasını sağlamakta ve artan gelirler insanların tüketim kalıplarını değiştirmektedir.
è    Ekonomide yeni teknolojilerle donatılmış, bilgi ve becerisi artmış bir üretici sınıfın doğmasına da neden olmaktadır.
è    Gelir dağılımı üzerinde de etkili olmaktadır. Büyümeyle birlikte yeni mesleklerin ve kalifiye elemanların geliri artarken geleneksel mesleklerde çalışanların gelirleri azalmaya başlamaktadır.
è    Çalışma süreleri üzerinde de etkili olmaktadır. Bu gelişmenin altında yatan ilk neden şüphesiz verimliliğin ve üretimin artmasıdır.
è    Yatırımları ve üretimi arttırırken diğer yandan da çevre kirliliği, hava kirliliği, kötü ve çarpık kentleşme, gürültü gibi çeşitli sorunlara da neden olmakta ve bu sorunların yarattığı olumsuzlukların ortadan kaldırılması için yapılan harcamalar giderek artmaktadır.
Sürdürülebilir Büyüme
Sürdürülebilir büyüme, fiyat istikrarının bozulmadığı, ekonomik göstergeler ile makroekonomik dengelerin uyumlu olduğu, potansiyel büyüme seviyesine yakın büyüme oranlarının kalıcı olarak sağlandığı iktisadi büyümeyi ifade eder. Sürdürülebilir ve yüksek bir büyümeyi sağlayabilmek için gerekli unsurlar;
°    Makroekonomik istikrar
o    Fiyat istikrarı
o    Sürdürülebilir kamu finansmanı
°    Yapısal reformlar
o    Sosyal güvenlik reformu
o    Vergi reformu
o    İş gücü piyasasına yönelik düzenlemeler
o    Eğitim reformu
o    Enerji piyasasına yönelik düzenlemeler
o    Rekabet ortamı
°     İyi yönetim
o    Siyasi istikrar
o    Hukukun üstünlüğü
o    Şeffaflık ve hesap verebilirlik
o    Mevzuat ve düzenlemelerin etkinliği
o    Devlet hizmetlerinin kalitesi
o    Yolsuzlukların önlenmesi
Büyüme ve Kalkınma
İktisadi Büyüme ve Kalkınma Ayrımı
İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik kalkınma değil yalnızca iktisadi büyüme döngüleri yaşadıkları söylenebilir. İktisadi büyümeden farklı olarak ekonomik kalkınma beş öğeyi bir araya getirmelidir;
Ü    Kendi kendisini sürdürebilen büyüme,
Ü    Üretim kalıplarında yapısal değişim,
Ü    Teknolojik ilerleme,
Ü    Sosyal, politik ve kurumsal modernleşme,
Ü    İnsani koşullarda geniş çaplı iyileştirmeler.
İktisadi büyüme ile iktisadi kalkınma ya da iktisadi gelişme arasındaki farkı en tutarlı şekilde ortaya koyan iktisatçı 1944 yılında Alfred Amonn (1883-1962) olmuştur. Amonn’a göre ülke ekonomisi zamanla iki yönde değişme gösterir.
³    Gövdesi ile büyür ve genişler. Örneğin nüfusu artar. İşgücü çoğalır, üretim faktörlerinde artışlar olur.
³    Bünye ve çatısı ile değişir. Örneğin millî hasıla içinde tarım, sanayi ve hizmet sektörlerinin payları değişir. İşgücünün bu sektörlere dağılımı farklılaşır.
İktisadi büyüme ve iktisadi kalkınma arasındaki farklılıklar şu şekilde ortaya konabilir.
ó    Farklılıklardan biri ülkelerin zengin ya da fakir olmalarıdır. Bu ayrıma göre büyüme zengin ülkeler için geçerliyken kalkınma fakir ülkeler için geçerlidir.
ó    Büyüme veya kalkınmayı harekete geçirecek etkenlerin çıkış noktası birbirinden farklı olabilmektedir. Büyüme genellikle endojen değişkenlerin etkisiyle gerçekleşen bir süreç olarak kabul edilirken kalkınma exojen değişkenlerin uyardığı bir süreç olarak kabul edilir. Ayrıca bu yaklaşım, büyümenin kendiliğinden ortaya çıkan spontane bir durum olduğunu işaret ederken kalkınmanın uyarılma neticesinde olabileceğini kabul etmektedir.
ó    Ekonomik kalkınma makro bir değişken ve süreçtir. İktisadi büyüme ise hem makro hem de mikro özelliklere sahiptir. Bu bağlamda kalkınmanın daha geniş kapsamlı olup büyümeyi de içerdiği söylenebilir.
ó    Büyüme, iktisat teorisi, kalkınma ise daha çok iktisat politikası kapsamında yer alır.
ó    İktisadi büyüme ve kalkınma arasındaki ilişkilerin farklılık boyutu dışında birbirini tamamlama ya da etkileme boyutu da vardır.
o    Endojen Değişken: İçsel değişken olarak ta ifade edilen, değeri modelin içerisinde belirlenip açıklanan değişkendir.
o    Exojen Değişken: Dışsal değişken olarak ta ifade edilen, değeri modele dışarıdan verilen değişkendir.
İktisadi Büyüme, Kalkınma ve Gelir Dağılımı
Gelir dağılımının ölçüsü olarak kullanılan Lorenz Eğrisi, gelir dağılımındaki eşitsizliği grafiksel olarak göstermede kullanılır. Eğrinin dikey ekseninde hane halklarının elde ettikleri gelirin birikimli yüzde payları, yatay ekseninde ise hane halkları nüfusunun birikimli yüzde payları yer alır.
Lorenz eğrisi Gini Katsayısının hesaplanmasında da kullanılmaktadır. OB doğrusu ile Lorenz eğrisi arasında kalan koyu renkli alanın (X) OAB üçgeni içinde kalan alana oranlanması ile Gini katsayısı bulunur.
Gini Katsayısı = X / (X + Y)
Gini katsayısı 0 ile 1 arasında değişmektedir. 0 değeri tam eşitliği, 1 değeri tam eşitsizliği göstermektedir. Gini katsayısının 0,20’nin altında olması düşük eşitsizliği; 0,20 – 0,50 arasında olması orta düzeyde eşitsizliği; 0,50’nin üzerinde olması ise yüksek eşitsizliği ifade eder.
Gini katsayısı: Gelir dağılımı adaletini ölçmede kullanılan bir ölçüdür ve 0 ile 1 arasında değer alır. Gini katsayısının, sıfıra yaklaşması gelir dağılımının daha adil olduğu, bire yaklaşması ise gelir dağılımının adaletsiz olduğu anlamına gelmektedir.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir