Güncel Hukuk Sözlüğü A-Z

A

a contrario: aksi ile kanıt.

a dato: düzenleme tarihinden itibaren.

a fortiori: evleviyetle.

a gratia: ücret beklemeksizin.

a libellis: krala hitaben yazılmış dilekçelere nezaret eden görevli memur.

a limine: davanın mesmu olmadığından reddi.

a mensa et thoro: evlilik bağı kopmamak üzere geçici olarak ayrı yaşama.

a parte rei: gerçek.

a posteriori: sonuçtan hareket ederek nedene ulaşma.

a priori: öncül.

a propos: bu münasebetle.

âb: su.

ab agendo: hukuken ehliyeti bulunmayan kimse.

ab ante: öncegelen.

ab epistolis: sekreter; katip.

ab antiquo: kadim zamalardan bu yana süregelen.

ab invito: rıza olmaksızın.

ab intestato: kanuni mirasçı.

âb keş: hayır kurumlarına su taşıyan kimse.

ab ovo: yaradılıştan bu yana.

âb rizi: su döken kimse.

âbâ: erkek tarafından atalar.

abaculus: yer mozayiklerini oluşturmakta faydalanılan küp şeklinde malzeme.

âbad: mâmur, mâmur şehir.

abâdan: imar edilmiş.

abadon: ortadan kaldırma; yok etme.

abaşo: alt ve aşağı.

âbid: kendini ibadete vermiş olan kimse.

abli: seren ve bumba cundalarından aşağı iki tarafa inen halatlar.

abluka: bir devletin dışarı ile olan ilişkilerini zor kullanarak kesmek .

acele itiraz: verilen kararın tefhim yada tebliğinden itibaren belirli bir süre içerisinde (genellikle bir hafta ) yapılması gereken, kanunda açıkça sayılan itiraz türüdür. itiraz üzerine kararı veren makam değil itiraz mercii bir karar verir.

acenta: ticari mümessil ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi bir sıfatı olmaksızın bir sözleşmeye dayanarak belirli bir bölge içinde daimi bir suretle ticari bir işletmeyi ilgilendiren akidlerde aracılık etmeyi veya bunları o işletme adına yapmayı meslek edinen kimse.

acir: kiraya veren kimse.

aciz: bir şahsın borçlarını ödeyemeyecek durumda bulunması.

aciz vesikası: alacaklı alacağının tamamını alamamışsa kalan miktar için kendisine verilen vesika.

account: Kullanıcı Bilgileri. Bir bilgisayara veya bilgisayar ağına bağlanmak için gerekli kullanıcı adı ve parolası gibi bilgileri içerir.

açık anahtar: açık anahtarlı bir kriptografik yöntem (algoritma) kullanan bir kullanıcının kendisine ait olan iki anahtarından kamuya açık olanı.

açık anahtar altyapısı: bilgi iletişiminde açık anahtarlı kriptografinin yaygın ve güvenli olarak kullanılabilmesini sağlamaya yarayan ve birbirleriyle eşgüdüm içinde çalışan anahtar üretimi, anahtar yönetimi, onay kurumu, sayısal noterlik, zaman damgası gibi hizmetlerin tümü.

açık artırma: bir malın, teklif veren kişiler arasında en yüksek bedeli öneren kimseye satılmasını sağlayan satış biçimi.

açık bono : tutarı ve hamili belirtilmeden, sadece açığa imza atmak suretiyle düzenlenmiş bonodur.

açık deniz: kıtalar arasındaki büyük denizlerdir. Diğer bir deyimle, denizin, herhangi bir devletin karasuları veya içsularına dahil olmayan tüm kısımlarını kapsar. Açık denizler bütün devletlerin faydalanmalarına açıktır. Hiçbir devlet açık denizleri yalnız kendisi yararlanmak üzere temellük edemez. Açık denizler karalardan farklı olarak mülkiyeti iktisap edilmek üzere işgal edilemez.

açık düşmek: herhangi ibr mevkiye nazaran bulunulması arzu edilen mesafeden bir sebep veya etki nedeniyle uzakta bulunmaktır.

açık ekonomi: İthalat ve ihracat üzerinde hiçbir sınırlanmanın bulunmadığı veya faktör hareketlerinin karşılıklı olarak serbest olduğu ekonomidir.

açık eksiltme: Satıcılar arasında rekabet yaratmak suretiyle, satın alınacak nesneye en düşük fiyatı verecek satıcıyı bulmak için uygulanan bir yöntemdir.

açık finansman:Açık finansman, devletin kasıtlı olarak harcamaları gelirlerden daha yüksek bir düzeyde tutma durumudur. Bütçe açığının yapılan borçlanmalarla kapatılması biçiminde ortaya çıkan bu yöntem, istihdamı artırmak ve ekonomik hayatı canlandırmak için uygulanır.

açık işsizlik : Kişilerin çalışma arzusu ve iktidarında olduğu halde, kendi idareleri dışında işsiz kalma durumudur.

açık liman: (1) Denizlerin ve buzların girmesine karşı kapalı olmayan liman. (2) Ticari mallar üzerindeki gümrük vergilerinin uygulanmadığı ve sağlık kontrollerinin yapılmadığı liman

açık pazar: Tekelleşmenin ve alım satım işlemlerinde piyasa dışı müdahalelerin olmadığı piyasalardır.

açık piyasa işlemleri: Para politikası uygulaması çerçevesinde, merkez bankaları bünyesinde para miktarının artırılıp azaltılması amacıyla, Hazine kağıtlarının alım ve satımının (kesin alım, kesin satım, geri satım vaadiyle alım -repurchase agreements-, geri alım vaadiyle satım -reverse repurchase aggrement-) yapılması işlemleridir. Bankalararası Para Piyasası işlemleri de “Açık Piyasa İşlemleri” kapsamı içerisindedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür işlemler, Açık Piyasa İşlemleri ve Para Piyasası Müdürlükleri tarafından yürütülmektedir.Bu işlemler aracılığıyla para arzının, faiz haddinin, yatırımların denetim altına alınmasına ve toplam harcama hacminin daraltılmasına veya genişletilmesine çalışılır.

açık pozisyon : Vadeli işlem piyasalarında alınmış ve henüz kapatılmamış pozisyonlar.

ad: isim; kişilerin hukuki alanda tanınır bir kimlik kazanması açsından sahip oldukları özel niteleme.

ad finem: sonunda.

ad hoc: bir defaya mahsus.
ada: çevresi yollarla sınırlandırılmış bulunan, çeşitli parselleri kapsayan arsa parçası.
Adam Smith: Kapitalizmin dayanağı sayılan Klasik Okul’un temsilcilerindendir. Fizyokrasinin tersine, toprak yerine insan emeğini servetin kaynağı olarak gördü. İşbölümünün sağladığı teknik olanaklar emeğin üretimini, dolayısıyla da milli gelirin artacağını savundu. Devletin ekonomiye müdahalesine karşı çıktı. Serbest ticareti ve vergide adaleti savundu. Adam Smith’in Değer Fiyat Teorisi’ne göre, üretimin maliyetinin emek tarafından belirlenir. Malın maliyet ve piyasada oluşan iki değeri vardır. Fiyat piyasada belirlenir. Gelir Teorisi’ne göre de emek (ücret), sermaye (kapital) ve topraktan (rant) oluşur ve ekonomi içinde bölüşümü kendiliğinden olur.
adâd: adetler; sayılar
adalet: haklılık; hakka uygunluk
Adalet Divanı: Lüksemburg’da kurulan Adalet Divanı Topluluğun bağımsız yargı organıdır. Yargılama ve görüş bildirme yetkisi vardır. En yüksek adli mercidir ve kararlarının temyizi mümkün değildir. Kararları kesin ve nihaidir. Üye ülkelerin ulusal mahkeme kararlarının üstünde bulunan Adalet Divanının kararları tüm ülkeler için bağlayıcıdır.
adanma: kişinin işine ve organizasyonuna tutku derecesinde bağlanması ve amaçlar için özverili bir şekilde istekle çalışmasıdır.
adem-i ifâ: yapmamak; yerine getirmemek; borcu ödememek.
adem-i iştirak: katılmamak.
adem-i selahiyet: yetkisizlik.
adem-i vüsuk: gerçek olmamak.
adi hisse:Yasa ve esas sözleşmede belirtilen normal haklardan başka hakları elde etmeye imkan tanımayan hissedir. Imtiyazlı hisse senetleri, değiştirilebilir hisse senetleri, itibari değersiz hisse senetleri ve kabili itfa hisse senetleri dışında kalan tüm senetler, adi hisse hükmündedir.

adi itiraz: ceza yargılamasında karar itiraz edilebilir oldukça kararı veren makama yapılan itiraz.
adi kira: kiraya verenin, belli bir ücret karşılığında bir şeyin kullanılmasını kiracıya bıraktığı sözleşme.
adi senet : Bir borç ve hak doğurmak veya bir borcu ya da hakkı kanıtlamak amacıyla oluşturulan borçlunun imzasnı içeren belgedir. Resmi senetler, yarı resmi senetler ve özel senetler olarak düzenlenirler. Düzenlenmekteki amaçları bakımından da, bir hak veya borcu yaratan senetler ve bir hak veya borcu yaratmamakla beraber, böyle bir unsurun varlığını kanıtlayan senetler olarak sınıflandırılırlar.
adi şirket : İki veya daha fazla kişinin, ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, belirli bir ortaklık sözleşmesiyle kurdukları şirkettir. Adi şirketlerin hükmi kişilikleri, ünvanı ve ikametgahı bulunmamaktadır. İflasa da tâbi değildirler. Ayrıca, adi tirketlerin ticaret siciline kaydedilmelerine gerek yoktur.
adl: ravinin hadisi bozmadan rivayet eden dürüst bir Müslüman olması.
adlî kaza: cezai, hukuki, ticari, nizalı, nizasız yargı.

adlî müzaharet: adli yardım.
âgah: haber sahibi.
agreman: devletler umumi hukunda diplamat olarak başka devlette görev alacaklar için, o devlet nezdinde alınan onay.

ağırlıklı ortalama : dizi içindeki her bir terimin, belirli bir ağırlıkla ayrı ayrı çarpıldıktan sonra alınan toplamın, ağırlık toplamına bölünmesi ile elde edilen ortalamadır. Ağırlıklı ortalamalar, deskriptif istatistik analizlerde, özellikle indeks hesaplamalarında yaygın bir biçimde kullanılırlar.
ağlep: kuvvetli; büyük.

ahar: başkası; üçüncü kişi; yabancı.
ahâvat: kızkardeşler.

ahde vefa: söze bağlılık, sözleşmeye bağlılık.

âhir: son; sondaki; en son; en sondaki.

ahit : söz verme.

ahkam: hükümler
ahkâmı huzuriyye: hakim önünde yargılanmayla ilgili yöntem hükümleri.

ahkâmı mahsusa: özel hükümler.

ahkâmı müteferia: ayrıntılı hükümler.

ahkâmı mütehalife: aykırı değişik hükümler

ahvâl: durumlar; haller; vaziyetler
ahz: hadis almak
aile: en küçük toplumsal birim
aile çeşitleri:
* çekirdek aile: ana-baba ve çocuklardan müteşekil aile.
* geniş aile: ana-baba, çocuklar ve bunun yanı sıra en az büyük anne ve büyük baadan müteşekkil aile.
aile cüzdanı: evlenme töreni biter bitmez evlendirme memurunun eşlere verdiği cüzdan.
aile hukuku: Aile ilişkilerini düzeneleyen hukuk kurallarıdır.
aile meclisi: vesayet altındaki kişinin vasi olmaya ehil, denetim makamınca dört yıl için atanacak en az üç hısımdan oluşan meclis.
aile şirketi: bir ailenin bireylerinden oluşan ortaklık.
aile yurdu: bir kimsenin, ailenin gereksiniminden büyük olmamak ve bizzat kendisinin veya ailesinin işletmesi ya da oturması koşuluyla, aile bireylerinin geçimi ve oturmasını sağlamak amacıyla ayırdığı taşınmaz ve ekleri.
akar: taşınmaz mal; kiraya verilen ve gelir sağlayan şeyler

akarâtı mevkufe: vakfedilmiş, gelir getiren mallar.

akdetmek: sözleşmek; kararlaştırmak; düzenlemek; bağlamak.

akd-i mebhusünanh: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.

akd-i mezbur: sözü geçen akit, anlaşma, sözleşme.

akd-i muvazaa: karşılıklı ödün verilerek yapılan akit, anlaşma, sözleşme.

akd-i sahih: geçerli, doğru, kusursuz akit, anlaşma, sözleşme.
akıntı haritası: akıntıları, daha çok met ve cezir akıntılarını gösteren haritalardır. Genellikle bir takım içinde oniki harita bulunur. Her harita ait olduğu saatteki akıntının yönünü ve süratini gösterir.
akıntı seyri: akıntının yönü ve sürati hesaba katılmak suretiyle yapılan bir seyir usulü.
akış diyagramı: prosedürlerin, bilgilerin ve dokümanların akışını gösteren diyagram. Bu teknik karmaşık akışların ya da prosedürlerin özet olarak anlatımına imkân verir.
âkideyn: her akitte akdi yapan iki taraf.

âkidîn: sözleşenler; sözleşme yapanlar.

âkit: Bir işi karşılıklı olarak kararlaştırıp üstlerine alan taraflardan her biri; sözleşme veya mukavele yapan
akreditif: Bir bankanın belirli bir miktar ve belirli bir süre için, üçünçü bir kişi lehine, nezninde kredi açması için yabancı ülkelerdeki muhabir bankaya gönderdiği bir tür mektuptur.

aktifler : Bir şirketin sahip olduğu bütün varlıkları ifade eder. Bilançolardaki aktifler tablosu de bu varlıkların parasal değerini gösterir ve bu tabloda şirketin mevcut değerlerinin yanı sıra, alacakları ve varsa zararları bulunur. Bilançolarda aktifler iki ana kalemden oluşur: Dönen Varlıklar ve Duran Varlıklar.
aktüeryal matematik karşılık: sigortacı her yıl sonu, portföyündeki uzun süreli poliçeler için süre sonundaki taahhütlerini karşılamak üzere sigortanın başlangıcından itibaren bazı matematiksel yöntemlerle belirlenen bir fon ayırır. Bu fona aktüeryal matematik karşılık denir

alâhilâf’ül-kanun: kanun hilafına; yasaya aykırı olarak

alacak devir hızı : Şirketin satışlardan doğan alacaklarını tahsil ettiği hızı gösterir. Genelde devir hızının yüksek olması ve artması iyi bir gösterge olarak yorumlanabilir. Şu şekilde hesaplanır: Net Satışlar / Kısa Vadeli Ticari Alacaklar.

alâkadar: ilgili; ilişkili.

alât: aletler; araçlar.

alay sancağı: İşaret sancakları ile donatılmaya, alay sancaklarının çekilmesi denir.

aledderecat: sırasıyla; derecesine göre.

alelhesap: hesaplaşmak üzere; hesaba sayarak; sayışılmak üzere; doğan kârdan bir bölümünün ileride tamamı üzerinde hesaplatılmak üzere önceden ödenmesi.

ale-l-ıtlak: genel olarak; rasgele; bir sınır ile bağlı olmayarak.

ale-l-umûm: genel olarak; umumi bir biçimde; bütün.

alelusul: usulüne uygun;
aleniyet: açıklık.
alettakrib: takriben; yaklaşık olarak
alıcı piyasası: arzın talebi aştığı ve tüketicilerin fiyatı belirleyebildiği piyasa biçimidir. Eğer tüketiciler, düşük olan bir fiyat üzerinden almaya hazırlarsa, piyasa aniden satıcıların fiyatı belirlediği bir piyasa durumuna gelebilir.
alıcı tekeli :endüstride çok sayıda üretici veya satıcı bulunmasına karşılık tek bir tüketici veya alıcının varolması durumudur. Bu tip piyasalarda, alıcı firma marjinal hasılasını marjinal kaynak maliyetine eşitleyen miktarda kaynak kullanarak kârını maksimuma çıkarabilir.

alım vergisi :perakende satışlarda ya da bundan önceki bir aşamada tahakkuk ettirilen vasıtalı vergidir.

alış kuru :d övizin para otoriteleri tarafından saptanan alış fiyatıdır. Türkiye’de efektif ve efektif olmayan dövizler için farklı alış kurları uygulanmaktadır.

ali: senedin muttasıl olmakla birlikte az sayıda raviden oluşması.

alias: takma ad.

alibi: suç anında sanığın iddia edilenden başka bir yerde olması

almanak: Güneşin, ayın ve gezegenlerin doğuş ve batış vakitleri ile seyircileri ilgilendiren diğer astronomik bilgileri kapsayan ve her yıl yayınlanan kitaplar.

alonj: bono, çek ve poliçenin arka yüzünde işlem yapmak için yer kalmadığı zaman, yapılacak işlemler için bono, çek veya poliçeye eklenen kağıt parçasıdır. Alonj üstüne yapılacak işlemler hukuksal açıdan senet üzerinde yapılanlar ile aynı hükümlere tâbidi

alternatif maliyet: Alternatif maliyet, bir projenin gerçeklettirilmesinde kullanılan faktörün başka alanda kullanılma fırsatından vazgeçilerek katlanılan maliyetttir. Firma dışından sağlanan bir üretim faktörünün alternatif maliyeti, bu faktörün fiyatıyla ölçülür. Eğer faktör firmanın kendi bünyesinde ise, bu durumda alternatif maliyet o faktörün satılabilme veya kiraya verilebilme fiyatı olacaktır.

althusius, johannes: 17. yy’da yaşamış, sosyal sözleşme teorisine katkılarıyla tanınan Alman düşünür.

altın ankesi : Merkez bankalarının ihtiyat amacıyla kasalarında bulundurdukları altın stokuna verilen addır. Genellikle, ulusal paranın değerini desteklemek ve dış ödemelerde kullanılmak için bulundurulur.

altın havuzu: Altın fiyatındaki yükselmeyi belirli bir tavan seviyede sınırlamayı amaçlayan ülkelerin ( ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, İsviçre) 1961’de kurmuş olduğu bir organizasyon olup, 1967’de Fransa’nın ayrılmasından sonra dağılmıştır.

altın piyasası: Değerli bir maden olan altının, alıcıların ve satıcıların bir araya geldiği, alım-satım işleminin yapıldığı, fiziki ve fiziki olmayan mekandır. Altın piyasası, uluslararası parasal sistemde altının rezerv statüsünde olmasından dolayı kabul edilir bir öneme sahiptir. Uluslararası bir parasal krize girildiğinde, altına olan talebin arttığı ve altın fiyatlarının yükseldiği görülür.

altın standartı: Ulusal para biriminin satınalma gücünün belirli sabit miktar bir altın cinsindinden tanımlandığı para sistemidir.1821’de İngiltere’de başlayan uygulama 1850’lerde Fransa ve ABD, 1870’lerde de Almanya, İtalya ve Belçika’da uygulanmaya başladı. 19. yüzyılın sonlarında da diğer ülkelerde yaygınlaştı. 1. Dünya Savaşı yıllarında da uygulama sona erdi. Altın Standartı uygulamasında; ödemeler dengesi açık veren ülkelerde fiyatların düşmek yerine artırdığı, yabancı sermayenin spekülatif rol oynadığı gerekçeleriyle eleştiriliyordu.

altyapı: Bir ülkedeki kamu yararına kullanılan ulaştırma, enerji, iletişim gibi sermaye varlıkların tümüdür.
âm: “genel” demektir; katliâm, dersiâm vb.

âmade: bir işi yapmaya hazır; hazırlanmış.
ambargo: Belirli bir mal veya hizmetin ihraç ve ithaline getirilen yasaklamadır.

amel: iş; edim; fiil.

amele: işçi; emekçi, ırgat.

amelî: işe dayanan; iş üstünde; tatbikî; pratik; uygulamalı.

amenajman: doğal kaynakların işletilmesi.

âmil: yapan; etken; etmen; sebep; faktör.

âmir: emreden; buyuran; bir memurun vazife bakımından büyüğü; bir fiili yapmaya veya yapmamaya zorlayan, buna gücü yeten.

âmm: genel; umumi; herkese ait.

amme :kamu.

âmme hükmî şahsiyeti: kamu tüzel kişiliği.

amme intizamı : kamu düzeni.
amortisman:Bir firmada, bir yıldan daha fazla süre kullanılacağı düşünülen ve herhangi bir biçimde değerden düşmesi söz konusu olan ekonomik değerlerde( taşınmazlar, makine, teçhizat, vb.), oluşacak değerlerin bir yıl içinde uğradıkları değer kayıplarının üretilen malların maliyet tutarlarına ya da söz konusu kayıpların o yılın giderlerine yazılması amortismanı oluşturur. Şirketler amortismanı ürünlerinin maliyetlerinin üzerine ekleyerek ya da ilgili yılın giderleri arasına koyarak realize eder.

amortisman fonu:Düzenli ödemeleri gerçekleştirmek (bir borcun ödenmesi, bir makinenin yenilenebilmesi, vb.) amacıyla oluşturulan fondur.

amortisman karşılıkları:Sermaye mallarının zaman içinde aşınma, eskime yıkıma uğrama gibi nedenlerle elden çıkmasına karşılık olarak ayırılan paylardır.

amselek, paul: fenomenolojiyi, suje ile obje arasındaki ilişki olarak açıklayan Fransız hukukçu

anafor: bir akıntının, akış yönünün aksine doğru yön değiştirmesine denir. Anafor suları daha ziyade girinti ve çıkıntıları fazla olan sahillerde görülür.
anagayrimenkul: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın bütünü.
analitik inceleme prosedürü: ek denetimler (örneğin, maddi doğruluk testleri) yapılması gereğine işaret eden tutarsızlıkları belirlemek üzere hesaplardaki değişimlerin ve rasyoların kronolojik karşılaştırılmasını ve analizini içeren prosedür.
analitik düşünme: bir sorunu çözmek için bilgileri ayrıştırarak ve sorunun alt unsurlarına inerek sonuç çıkarma şeklindeki sistematik düşünme tarzıdır.
anapara: Üzerinden faiz hesaplanacak olan esas para veya ödünç olarak verilen paranın aslı (Re’sül-mal) anlamlarına gelmektedir.
anayapı: Kat mülkiyetine konu olan taşınmazın esas yapı kısmı.
anemometre: rüzgarın deniz mili olarak saatteki hızını bildirir. Gemilerde ölçülen rüzgar hızı zahiri rüzgar hızıdır. Hesaplama yöntemi kullanılarak gerçek rüzgar hızı bulunmalıdır. Anemometrelerin denizcilikte kullanılan yaygın cinsi Dine’s anemometresidir.
angaje: sözle veya yazılı olarak bağlanan; bağımlı

ânif’ül-beyan: az önce beyan olunan, bildirilen
ankara anlaşması: AB ile Türkiye arasında 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan ve 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe giren ortaklık anlaşmasıdır. Anlaşmanın asıl hedefi tam üyelik olup, bunun için öncelikle gümrük birliğinin tesisini öngörmektedir.
ankes :Taahhütleri yerine getirmek için hazır bulundurulan paradır. Ayrıca emisyon yapmaya yetkili bankaların çıkardıkları banknotlara karşılık kasalarında hazır bulundurdukları gümüş ve altın paraların toplam mevcuttur.

ankes oranı :Bir bankanın mevduatı ile her an ödemeye hazır bulunduğu likit aktif arasındaki orandır. Bu oran genellikle, ilgili ülkedeki yasal mevzuat ile düzenlenir. Bu düzenleme ekonominin genel gelişimi doğrultusunda yapılır.

anlaşma: AB hukukunda anlaşma, iki ya da daha fazla devleti uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde bağlayan sözleşme veya diğer yazılı belgelerdir. Devletlerin veya uluslararası örgütlerin kendi aralarında ya da devletlerle uluslararası örgütler arasında yapılabilir. Milli parlamentoların onayından sonra kesinlik kazanır ve yürürlüğe girer. AB’de Birlik kurumlarının ve özellikle Konseyin Birlik üyeleri veya üçüncü ülkelerle yaptıkları anlaşmalar bu kapsamdadır.
anti-damping vergisi ış ticarette bazı ülkelerin ihraç ürünlerinde damping yaparak haksız rekabeti engellemek, ithalatçı ülkenin yerli ürün fiyat dengesini korumak amacıyla uygulanan gümrük vergisi türüdür.

antitröst kanunlar :Kartel, tekel, tröst oluşturmayı yasaklayan kanunlara denir. İlk olarak 1890 yılında ABD’de uygulandı. ABD’de oluşan ve çok büyük güç kazanan bazı şirketler bu kanunlar sonucu küçük parçalara ayrılmak zorunda kaldı.
antlaşma: Genellikle uluslararası diplomatik konferanslar sonucunda kabul edilen ve tarafları önemli yükümlülükler altına sokan hukuki metinlerdir. Roma, Paris, Maastricht Antlaşmaları gibi.
antrepo: Gümrük vergisine konu olup, henüz vergi ve resimleri ödenmemiş malların korunduğu, gerekiyorsa küçük tamamlayıcı işlemlerin yapıldığı gümrük binalarına yakın olan bir tür depodur.
anmuhakemetin: muhakeme yaparak; yargılama yoluyla.

antrepo: gümrüklere gelen ticari eşyanın konulduğu, korunduğu yer; ardiye; ambar
apel: Sermaya şirketlerinde ortakların ödenmemiş sermayeyi tamamlamaya davet edilmesidir.

aquinas, thomas (1226-1274): “Teoloji Özeti” adlı en önemli eserinde inanç ve aklı uzlaştırmaya çalışan ve kanunları; ebedi kanun, tabii kanun, insani kanun ve ilahi kanun diye dörde ayıran ünlü düşünür. Mülkiyetin tabii bir hak olduğunu reddetmesine karşın pozitif hukuk düzeninde kişilerin mülk iktisap edebilmelerini ve mülk üzerinde tasarrufta bulunabilmelerini sağlamak ödevi altında bulunduğunu açıklıklıkla belirtmiştir.

âra: reyler; oylar.

ara bilanço : yıl sonundan başka zamanlarda düzenlenmiş hesap durumlarıdır

ara finansman: işletme faaliyeti esnasında beliren ve daha önce kaynak tahsis edilmemiş ihtiyaçlara gerekli fonların ayrılmasıdır.

ara liman: ana limanlar arasında kalan ve zorunlu hallerde gidilen liman.

aracı kurum :sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunmak üzere, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından aracılık yetkisi verilmiş anonim ortaklıklardır.

aral, vecdi: kabule değer tabii hukuk ilkelerini insanın bireysel yanına ilişkin ilkeler ve insanın toplumsal yanına ilişkin ilkeler olmak üzere ikiye ayıran hukukçu düşünür.

aramal:Bir malın üretiminde, ne ilk aşamada kullanılan, ne de son ürün olan maldır. Aramal, başka bir malın üretiminde girdi olarak kullanılmak üzere üretilir. Bir malın hem aramal, hem de son ürün olması da mümkündür

arazi mahlule: mutasarrıfın mirasçı bırakmadan ölümü ile mahlûl olan arazi-i emiriyye.

arazi-i emiriyye: beytülmâle ait olarak devlet tarafından kişilere dağıtılan yerler, topraklar; beylik arazi.

arâzi-i haraciyye: haraca bağlı arazi;

arâzi-i memlûke: mülk; timar toprağı; mülkiyet yolu ile tasarruf olunan yerler.

arâzi-i metrûke: halkın gereksinimi ve kullanımı için terk edilen arazi.

arâzi-i mevât: hiç kimsenin tasarrufu altında olmayan ve halka terk ve tahsis edilmemiş bulunan,yüksek sesli bir kimsenin sesi işitilmeyecek derecede köy ve kasabalar gibi yerlerden uzak bulunan kıraç, taşlık, pırnallık gibi yerler.

arazi-i mevkufe: geliri belirli bir konuya tahsis olunan yer; vakıf olunmuş arazi.

arazi-i miriye: devlete ait arazi.

arâzi-i öşriye: ürününden onda bir Devlet payı alınan ve üzerinde her türlü mülkiyet tasarrufları bulunan arazi.

arbitraj: Döviz piyasasındaki ya da ülkeler arasındaki faiz oranlarındaki farktan yararlanmak üzere fonların kısa vadeli ve hızlı hareketlerini ifade eden bir terimdir. Örneğin New York’ta 1 Euro 1.50 Dolar’dan işlem görürken, Londra’da 1 Euro 1.75 Dolar’dan görüyorsa, arbitraj getirisi sağlamak isteyen kurumlar New York’ta dolar karşılığında Euro satın alır ve bu Euroları Londra’da satarlar Değişik piyasalarda oluşan fiyat farklılıklarından yararlanmak sebebiyle yapılan hisse senedi, değerli maden ve evrak işleri de arbitraj kapsamına girer.

arekkiye: zina yapan kadın.

âri: boş; çıplak; soyut; arınmış; yüksüz.

Aristotoles (M.Ö. 384-322): Kurduğu “Lyceum” adlı okulla lise (lyceé) kelimesinin ilk kullanıcısı olan ünlü düşünür. Mülkiyeti, aile kadar tabii bir kurum olarak kabul eder ve devletçe korunması gerektiğini savunur. Kölelik kurumu üzerinde dururken yaşadığı zamandaki Yunan toplumu fikirlerinin etkisi altında kalmıştır. “Siyaset” adlı eserinde ihtilal kavramı üzerinde durmuştur.

âriyet: ödünç; eğreti; ödünç sözleşmesi.

arîz ve amîk: genişlik ve derinliğine; enine boyuna.
AR-GE: araştırma geliştirme faaliyetlerinin teşviki ve desteklenmesinin sağlanması için yapılan devlet yardımıdır.
arsa payı: kat mülkiyetinde arsanın, kanunda belirtilen esasa göre bağımsız bölümlere ayrılan ortak mülkiyet payı.
arsa: Belediye sınırları içinde, belediye tarafından parsellenerek üzerine inşaat yapmak için ayrılan arazi parçası.
arsal, sadri maksudi: hukuk felsefesinin başlıca şu iki değere dayandığını ileri süren düşünür:
* her insan başlı başına bir kıymettir.
* her insanın hiç kimse tarafından ihlal edilemeyen tabii hürriyet ve hakları vardır.
arya sancak zamanı: millî sancakların akşamları güneşin batışı ile indirilmesi, arya edilmesi zamanı. Arya sancak zamanı, deniz almanaklarından hergün için hesap edilmek suretiyle bulunur. Seyir halindeki gemiler arya sancak zamanı gelmiş olsa da milli sancaklarını gemi demirleyinceye kadar arya etmezler. Gündüzleri milli sancağın arya edilmesi usulüne uygun törenle yapılır. Arya sancak zamanından sonra demirleyen gemilerde demirin fundosu ile birlikte Milli sancak hiçbir tören yapılmadan arya edilir.
arz: sunma; gösterme; bildirme; önüne koyma; anlatma (bir büyüğe).
arz yönlü ekonomi yaklaşımı: Ekonominin gelişimini üretim tarafında görerek üretimin artırılması için vergi indirimleri, deregülasyon, liberalizasyonu savunan yaklaşım.
arzuhal: dilekçe.
asgarî: en az; en aşağı; en azından; en düşük; en küçük.

ashab-ı intikal: verasetin geçişinde hak sahipleri.
asit test oranı: Cari likit aktiflerinin (nakitler, hemen satılabilir tahviller, vb.) cari borçlara oranıdır. Nakte en hızlı dönüşen kalemler ile yapılan bu likidite ölçüsü aşağıdaki formülle heseplanabilir: Hazır Değerler + Menkul Değerler Cüzdanı + Tic. Alacaklar + Diğer Alacaklar / KV Borçlar.

aslî para: Bir ülkede, o ülkenin banknot emisyonunda yetkili bankası, genellikle merkez bankası tarafından çıkarılan kağıt paralar ile hazine tarafından çıkarılan bozukluk paraların toplamıdır.
asrî: zamana uygun; çağdaş; modern.
astroğraf: yıldız yükseklik eğrilerini harita irtisam (izdüşüm) ettiren bir alet. Astroğraf, enlem, vakit ve mikyasa göre ayar edilir. Zaman ayarı alet tarafından otomatik olarak tanzim edilir.

astroit: güneşin etrafında dönen küçük gezegenlerden her birisidir. Bunlara Planetoit’de denilir.
âsuman: asmân; gökyüzü; sema

ateh: bunama; bunaklık.

atıf: yollama; yöneltme; yükleme; bağlama; eğme; meylettirme; ilişkili bulma.
atık: Atık, çıktıların bir parçası haline gelmeyen girdilerdir. İlk maddedeki buharlaşma, çekme vb. nedenlerle oluşan veya kalıntı biçiminde oluşan üretim kayıpları örnek gösterilebilir.

atıl kapasite:Bir üretim biriminde mevcut olup kullanılmayan kapasitedir. Ayrıca üretim miktarının üretim biriminin kapasitesinin altında olması durumunda, iki miktar arasındaki fark anlamına da gelmektedir. Atıl kapasitenin oluşmasındaki başlıca nedenler arasında, hatalı piyasa araştırmaları sonucu kurulmuş yüksek kapasiteleri, konjonktürel talep yetersizliklerini, hammadde teminindeki güçlükleri sayabiliriz.

atıl para :Kişi ve kuruluşların ellerinde fiilen bulunan para miktarının, belirli bir dönemde para piyasasının dışına çıkan veya alışverişlerde kullanılmayan bölümüdür.

âtî: gelecek; gelen (kişi veya şey); gelecek zaman; istikbal.

augustine ( M.S. 354-430): Devletin dinsizleri cezalandırma hakkına sahip olduğunu savunan fatalist düşünür. Engizisyon Mahkemeleri Augustine’in öğretisinden etkilenerek kurulmuştur.

aulus agerius: Roma hukukunda davacı.

aurelius, marcus (M.S.121-180): Stoacı felsefeye mensup Romalı düşünür.

austin, john (1790-1859): Analitik pozitivizm okulunun en önemli temsilcisidir. Adalet idesini tamamen hukuk dışı bir konu saymıştır. Hukuk teorisine en önemli katkısı ise hukuki ödev kavramından yola çıkarak subkehtif anlamda hakkın içeriğinin belirlenebileceği ile ilgilidir.

avadanlık: pergel, gönye gibi yapı ustalığında kullanılanaletlerin genel ifadesi

Avam Kamarası: İngiliz Parlamentosunda Lordlar Kamarası dışında kalan ikinci meclis

avans: alacağına sayılmak üzere önceden yapılan ödeme; öndelik

avârız: kazalar; belâlar; borçlanma ve hak kazanma yeterliliğini kısan veya yok eden haller.

avarya: deniz yolculuğundaki olağanüstü giderlerin, gemi veya yükte meydana gelecek bütün hasarları ifade eden terim.

avarya dispeçileri: deniz yolculuğunda ilgili taraflar arasındaki zarar ve masrafları taksim ve hangi masrafların küçük, hangi masrafların büyük avarya olduğunu tayin eden ihtisas sahibi, tecrübeli kişiler.

avarya bonosu: büyük avarya fiilinin doğmasına sebep olan olağanüstü olaylarda yük sahiplerinin kendilerine düşen hisseyi ödeme yükümlülüklerinde düzenlenen bono.

avarya tebliği: avarya dispeçileri tarafından tanzim edilen ve büyük avaryaya iştiraki etraflıca gösteren tebliğ.

avdet: dönüş; geri gelme; dönme.
Avrupa Konseyi: Avrupa Konseyi Avrupada siyasi bir birlik oluşturmak üzere kurulmuş ve AB organları ile bir ilişkisi olmayan politik nitelikli bir uluslararası kuruluştur. Üye ülkeler arasında ekonomik, politik ve sosyal alanlarda iş birliği yapmak ve dayanışmayı sağlamak üzere ortak sorunları incelemek, ekonomik, sosyal, bilimsel, kültürel, hukuki ve idari alanlarda ortak davranış kabul etmek, insan haklarını korumak ve geliştirmek üzere 5 Mayıs 1949 tarihinde kurulmuştur. Şu anda 34 üyesi bulunmaktadır.
Avrupa Birliği Konseyi: AB’nin en üst karar alma ve yasama organıdır ve bu organa AB Zirvesi, ya da kısaca Zirve de denmektedir. Konseyin yapısını üçe ayırmak mümkündür. Bunlar; Esas Konsey, Bakanlar Konseyi ve İhtisas Konseyidir. AB Konseyi ifadesi ile Esas Konsey anlaşılmaktadır ve AB üyesi devlet başkanlarından oluşur. Yılda iki kez olağan olarak toplanır. Görevleri; yeni antlaşmalar yapmak, mevcut antlaşmaları değiştirmek, yürürlükten kaldırmak veya durdurmak, Birliğe yeni üye ülkeler almak, Birliğin genişlemesine karar vermek, diğer ülkelerle her türlü antlaşmaları imzalamak, Birliğin bütçesini yapmak, onaylamak ve yürütmek, diğer ortak politikaları (sanayi, savunma, tarım gibi) oluşturmak ve uygulamak, Birliğin geleceğine ilişkin tüm kararları almak olarak sıralanabilir.
Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi: Konsey kural olarak üye ülkelerin bakanlarından oluşmakta ve her hükümet bir temsilci göndermektedir. Bakanlar Konseyi, Tarım Bakanları Konseyi veya Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi (ECOFIN) adları altında da toplanabilmektedir.
Avrupa Birliği İhtisas Konseyi: AB Konseyinin çalışmalarını yürütebilmesi için çeşitli komiteler kurulmuştur. Bunların başında Daimi Temsilciler Komitesi (COREPER) gelmektedir. COREPER I Daimi Temsilci Yardımcılarından oluşmakta ve teknik konuları incelemektedir. COREPER II ise Daimi Temsilcilerden oluşmakta ve siyasi konuları incelemektedir.
Avrupa Birliği Komisyonu: Komisyon AB’nin yürütme organıdır. Üye ülkelerin hükümetleri tarafından atanan 20 üyeden (komiser) oluşmaktadır. AB Komisyonunun, Konseye sunulmak üzere yasa tasarıları hazırlamak, tüzükler, yönetmelikler ve kararlarda öngörülen hususların uygulanıp uygulanmadığını izlemek, yerine getirilmediği durumlarda Konseye bilgi vermek ve Adalet Divanında dava açmak, yapılacak çok taraflı ve uluslararası antlaşmaları inceleyip, Konseye bilgi ve görüş sunmak, yeni alınacak üyeler için yapılan başvuruları inceleyip, Konseye görüş (Avis) bildirmek, Topluluğun bütçesini hazırlamak, Topluluğu hukuken üçüncü kişilere karşı temsil etmek, hak ve menfaatlerini korumak, Topluluk ortak politikalarını oluşturmak ve yürütmek, yapısal fonları oluşturan sosyal ve bölgesel fonların yönetimini yürütmek, Toplulukta rekabet kurallarının işleyişini izlemek, damping, sübvansiyon gibi tam rekabeti bozan unsurların varlığı halinde tedbirler almak, karşı uygulamalara başvurmak, Adalet Divanı tarafından alınan kararların uygulanmasını izlemek, uygulanmadığı durumlarda ceza davaları açmak gibi birçok görevleri vardır.
Avrupa Birliği Bankacılık: Topluluk amaçlarının bankacılık alanında gerçekleştirilmesine yardımcı olmak, AB çerçevesinde oluşan gelişmeler nedeniyle ortak çıkarları ilgilendiren konuların karşılıklı tartışılmasına ve görüş alış verişinde bulunulmasına olanak vermek ve AB’nin üçüncü ülkelerle bankacılık alanlarındaki ilişkilerinin ele alınmasını sağlamak amacıyla kurulmuştur. Federasyon, AB Komisyonu nezdinde merkezi Brüksel’de bulunan Sekretarya tarafından temsil edilmektedir. Avrupa bankacılık sektörünün diğer ulusal bankacılık sektörleri ile olan ilişkilerinin geliştirilmesi ve bu ülkelerin yeni ekonomik rejimlerine yardımcı olmak amacıyla belli koşulları yerine getirmek şartıyla üçüncü ülkeler için muhabir üyelik adı altında bir üyelik statüsü mevcuttur. Federasyon ayrıca AB Komisyonu tarafından bir danışma mercii mahiyetinde kurulan ve Avrupadaki tüm kredi birliklerini içine alan Kredi Birlikleri Komitesine de üyedir. Federasyonun diğer Avrupa kredi sektörü kuruluşları ile iş birliği sonucu bankacılık sektöründe bir standardizasyona gidilmiş ve Avrupa Standartları Komitesi (CEN) ve Uluslararası Standartlar Organizasyonu ISO’ya bağlı olarak bir Avrupa Bankacılık Standartları Komitesi kurulmuştur.
Avrupa Birliği Ekonomik ve Parasal Birliği: EMU ile AB üyesi ülkelerde kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımı, tek bir paranın kullanımı ve ECB ve ulusal merkez bankalarından oluşan ESCB’nin oluşturulması suretiyle Birlik içi ekonomik ve parasal entegrasyon hedeflenmektedir. 1 Ocak 1999 tarihinde başlaması planlanan üçüncü aşamada EMU’ya katılan ülkelerin tek bir parası olacaktır ve ESCB yürürlükte bulunacaktır. Maastricht Antlaşmasına göre, EMU için üç aşama öngörülmüştür.
Birinci Aşama: 1 Temmuz 1990 tarihinde başlayıp, 31 Aralık 1993 tarihinde sona eren bu dönemde üye ülkelerin iç pazarlarını tamamlamaları, kendi aralarında ve üçüncü ülkelerle sermaye hareketlerine ilişkin tüm kısıtlamaları kaldırmaları, fiyat istikrarını sağlamaları, kamu maliyesini sağlamlaştırmaları ve diğer üyelerle parasal politikalarda iş birliği yaparak eş güdüm sağlamaları öngörülmüştür.
İkinci Aşama: EMI’nin 1 Ocak 1994 tarihinde Frankfurt’ta kurulması ile başlayan ve şu anda içinde bulunulan ikinci aşama, Parasal Birliğe resmen geçiş tarihi olan 1 Ocak 1999 tarihinde sona erecektir. Bu dönemde üye ülke merkez bankalarının aşamalı olarak bağımsız hale getirilmesi için yasal değişikliklerin yapılması ve makroekonomik yaklaşım kriterlerine uyum sağlanması öngörülmüştür.
Üçüncü Aşama: 1 Ocak 1999 tarihinde başlayacak olan bu dönemde uyum kriterlerini sağlayan ülkeler Parasal Birliğe geçecekler, Parasal Birliğin dışında kalan ülkeler ise uyum kriterlerini yerine getirdiklerinde EMU’ya katılacaklardır. Parasal Birliğe katılan ülkelerin döviz kurları birbirlerine karşı geri dönülemez bir şekilde sabitlenecektir. EMI, ECB’ye dönüştürülecektir ve EMI özerk bir şekilde Topluluğun para politikasını yürütecektir.
Avrupa Merkez Bankaları Sistemi: Parasal Birliğin üçüncü aşamasında, Avrupa Merkez Bankası ve Parasal Birliğe katılan ülkelerin ulusal merkez bankalarından oluşacak federatif yapıda bağımsız bir organdır. Görevleri; Birliğin para politikasını kesin ve açık olarak belirlemek ve uygulamak, Birliğin döviz kuru rejimine uygun olarak döviz işlemlerini yönetmek, üye ülkelerin resmi döviz rezervlerini bünyesinde bulundurmak ve bunları idare etmek, ödeme sistemini etkin olarak işletmek, mali sistemin denetimini ve istikrarını sağlamaya yönelik politikaları belirlemek ve uygulamak, kamu kesimi tarafından gelecek finansman taleplerine izin vermemektir.
Avrupa Merkez Bankası: Avrupa Para Enstitüsü (European Monetary Institute-EMI), Parasal Birliğin üçüncü aşamasında ECB adı altında yeniden yapılanacaktır. ECB’nin, Yönetim Konseyi, Yürütme Kurulu ve Genel Konsey olmak üzere üç organı bulunacaktır. Görevleri; her türlü para politikalarını üye ülkeler merkez bankaları ile iş birliği yaparak uygulamak, Birliğin parasal istikrarını korumak, Birliğin kur politikasını tayin etmek, Tek Para euronun tedavülünü sağlamak, döviz işlemlerini sevk ve idare etmek, resmi döviz rezervlerini tutmak ve yönetmek, ödeme işlemlerini düzenlemek olarak sayılabilir.
Avrupa Para Enstitüsü: EMI 1 Ocak 1994 tarihinde Frankfurt’ta Maastricht Antlaşması hükümleri uyarınca kurulmuştur. Kurulacak olan ECB’nin öncüsü olup, Ekonomik ve Parasal Birliğin (Economic and Monetary Union-EMU) oluşumunda önemli bir rol oynamaktadır. Bir başkan, bir başkan yardımcısı ve üye ülke merkez bankalarından oluşan bir heyet tarafından yönetilmektedir. EMI, ECB kuruluncaya kadar görev yapacaktır. Görevleri; ulusal merkez bankaları arasındaki iş birliğini güçlendirmek, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla üye ülkelerin para politikaları arasında uyum ve koordinasyonu sağlamak, ESCB çerçevesinde ulusal merkez bankalarının üstleneceği işlemlerle ilgili kuralları oluşturmak, Avrupa Para Sisteminin (European Monetary System-EMS) işleyişini gözetmek, ECU’nun kullanımını yaygınlaştırmak, Tek Para politikasının uygulanması için gerekli araç ve yöntemleri hazırlamak, üyeler arası ödeme sistemlerinin etkinliğini sağlamak, Tek Paranın teknik olarak hazırlığını yapmak, üye ülkelerin üçüncü aşamaya geçiş için yaptıkları hazırlık çalışmaları ile Tek Para için gerekli koşullara uyup uymadıkları konusunda rapor hazırlamak olarak sıralanabilir.
Avrupa Para Sistemi: Para Sistemi içinde istikrarı sağlamayı amaçlayan ve bunu Birlik üyesi ülkeler arasında, sabit fakat ayarlanabilir döviz kurları esasına bağlayan bir para sistemidir. Sistemin temel amacı, Avrupada döviz kurlarındaki dalgalanmalardan uzak bir parasal istikrar bölgesi yaratmaktır. Bu sistemin ECU, Döviz Kuru Mekanizması ve Mali Dayanışma Mekanizması olmak üzere üç unsuru bulunmaktadır. 13 Mart 1979 tarihinde yürürlüğe giren EMS ile EMS içindeki her ülkenin ulusal parasının merkezi kuru ECU cinsinden hesaplanmaktadır ve ulusal paranın bu merkezi kurlar etrafında en fazla yüzde 2.25’lik bir marjla dalgalanması öngörülmektedir. Sadece İspanyol pesetası için bu oran yüzde 6 olarak belirlenmiştir. Ağustos 1993 yılında mali piyasalarda yaşanan krizden sonra Brüksel’de olağanüstü toplanan AB Maliye Bakanları ile Merkez Bankaları Başkanları Hollanda florini ve Alman markı dışındaki EMS paralarının yüzde 2.25’lik dalgalanma marjını yüzde 15 olarak belirlemiş, Hollanda ve Alman ekonomilerinin birbirine çok bağlı olması nedeniyle de bu iki ülke parasının dalgalanma marjı yüzde 2.25’te tutulmuştur.
Avrupa Parlamentosu: Yasama ve yürütme yetkisi olmayan EP, Konsey ve Komisyonun arasında paylaştırılmış bulunan yetkilerin yerinde kullanılıp kullanılmadığını denetleyen ve görüşler bildiren bir danışma organıdır. Ayrıca, kurucu antlaşmalarda belirtilen konularda, Konseyin karar alırken, EP’nin görüşünü alması da hükme bağlanmıştır.
Avrupa Yatırım Bankası: Lüksemburg’da bulunan EIB tüzel kişiliğe sahip özerk bir kuruluştur. Bankanın görevleri sermaye piyasaları ve kendi özkaynaklarından sağladığı kaynaklar ile Ortak Pazarın dengeli kalkınmasına yardım etmek, az gelişmiş bölgelerin kalkınmasına yönelik projeleri finanse etmek, finanse edilemeyecek projeler için teminat vererek diğer finans kurumlarından kredi sağlamaktır. Kar amacı gütmeyen banka, genellikle bölgesel kalkınma, enerji, haberleşme, ileri teknoloji, işletmelerin modernizasyonu gibi özellikle birden fazla üye ülkenin çıkarını ilgilendiren, ancak bir ülke tarafından finanse edilemeyen projelere kaynak sağlamaktadır. Azami 20 yıllık kredi veren bir mali kuruluştur.
ayandon: Ocak ayının sonlarına doğru esen şiddetli ve soğuk fırtına.

aybocu: zincirin ırgat çalıştırılarak aşağı alınması, indirilmesi.

aydos vardiya: vardiya nöbetlerinin saat 16-18 ve 18-20’ye kadar olanları. Öksüz vardiya da denir.

ayı bacağı: yelkenlerin farklı kontralarda açılması.

aykırı seyir: rotaları birbirlerine nazaran ters yönde veya bu yönlere yakın bir rota izleyerek yapılan seyir.

aykırlama: akıntı veya rüzgar etkisi ile demir üzerinde yatan bir geminin demir yönünün aksi yönünde salması.
ayn: para dışında, kazanılabilen bütün servet öğeleri.
aynalık: kıç bodoslama üzerine konan ve dümen iğneciğinin üzerine konduğu tahta levha.

aynalık tahtası: bir teknede kıç taraftaki havuzda otururken arkaya dayanmak için konulmuş olan tathta levha.

aynî: mala ilişkin; eşyaya bağlı; malın mülkiyeti ile ilgili; herkese karşı ileri sürülebilen.
ayni haklar: Eşya üzerinde doğrudan doğruya mutlak egemenlik yetkisi veren ve herkese karşı ileri sürülebilen haklar.
âzâ: uzuvlar; üyeler; organlar.

âzâde: serbest; hür; özgür.

âzamî: en çok; en büyük; en yüksek.

azimet: gidiş; yola çıkma.

azil: Verilen temsil yetkisinin ortadan kaldırılması.

B

Bağlı Krediler :Uluslararası kredilendirme işlemlerinde bazı kredilerin nerelerde kullanılacağını krediyi veren ülke belirler. Bu tip kredilere bağlı krediler adı verilir.
bâ tapu: tapulu; tapu ile tasarruf olunan.

bâ’de’l-isticar: kira sözleşmesinden sonra.

bâ’de’l-istirdad: geri aldıktan sonra.

ba’dehû: daha sonra.

bâb: kapı.
bâdî olmak: sebep olmak.
bağıt: akit.
bağımsız bölüm: Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre, ana gayrimenkulun ayrı ayrı ve başlı başına kullanılmaya müsait bağımsız mülkiyete konu olabilen bölümleri.
bağımsızlık: Bir denetim kurumuna ve denetçilerine, herhangi bir dış müdahale olmaksızın, kendilerine verilen denetim yetkilerine uygun olarak davranabilme anlamında tanınan özgürlük.
bağlama: bir gemi veya deniz aracının şamandıra, iskele, rıhtım gibi yerlere yatmak maksadıyla halat verilmesi.

bağlama limanı: ticaret gemilerinin kayıtlı olduğu ve her türlü tescil işlemlerinin yapıldığı limanlardır. Bağlama limanının ismi gemilerin kıç aynalıkları üzerlerine ve gemi isimlerinin altlarına yazılır.

bağlantı: ceza yargılamanın konusunu oluşuran çeşitli uyuşmazlıklar arasında ilgili yargılamaların birleştirilmesine olanak tanıyan yahut bunu gerekli kılan ortak bir noktanın bulunması halinde ilgili yargılamaların madde ve yer itibari ile aynı mahkemede görülmesidir.
bağlantı çeşitleri:
* dar bağlantı
i. subjektif bağlantı: bir kimsenin birden çok suçtan sanık olması durumundaki bağlantı
ii. Objektif bağlantı: ne sıfatta olursa olsun birden çok sanığın bulunması durumundaki bağlantı
* geniş bağlantı (1412 s. CMUK m.230): mahkemenin bakmakta olduğu birkaç daa arasında yukarıda sayılan şekillerden birine girmeyen bir irtibat görmesi durumundaki bağlantı
* tek çeşit bağlantı: bağlantılı uyuşmazlıklar tek çeşit ise sözkonusu olur.
* karmaşık bağlantı: bağlantılı uyuşmazlıklardan biri hukukî diğeri cezaî ise sözkonusu olur.
bağlantı sonuçları: “açılan her dava için ayrı ve devamlı yargılama yapılır” genel kuralının istisnalarının ortaya çıkması. Bu istisnalar: yargılamaların birleştirilmesi, nisbî yargılama yahut uyuşmazlığı bekletici sorun saymadır.

bağlı talep: Birbirlerinden tamamen farklı olmalarına rağmen, belirli bir ihtiyacın giderilmesi için her ikisinin de birlikte kullanımının zorunlu olduğu mallara olan taleptir. Örneğin, otomobil ile gitme ihtiyacının karşılanmasında benzin-otomobil; mürekkeple yazma ihtiyacında domakalem-mürekkep gibi.

bağlı ürünler :Aynı üretim sürecinin işleyiş biçiminin özelliğinden dolayı, sürecin sonunda ayrı ayrı elde edilen ürünlerdir. Örneğin, et üretimi süresinde et üretilirken hamda olsa deride elde edilmektedir. Burada et ve deri bağlı ürünler olmaktadırlar.
bağlılık: işlerin olumlu veya olumsuz gittiği durumlarda çalışma arzusunu kesintisiz destekleyen zihinsel ve duygusal bir süreçtir.
bâhir: belli; besbelli; açık; apaçık.
bahri: denize ait.

bâ-husus: hele; özellikle; üstelik.

baîd: uzak; ırak.

bâîs olmak: sebep olmak; göndermek; gerektirmek.

bâki: sürekli; daimî; artan; kalan; kalımlı; kalıcı; ölümsüz; saklı duran.
bakiye: artan.
bâlâ: yukarı; yüksek; üst; yüce.
balast gemi: ambarlarında yük bulunmayan ticaret gemisi.

bâligân-mâbelâğ: ziyadesiyle; bol bol; tam tutar (B.K. m.369)

baliğ: eren; varan; bulan; yetişen; toplam; büluğa; ergin;

bandra: milliyeti gösteren sancak.

bank: deniz yüzeyine yakın ve zaman zaman tepeleri su yüzeyine çıkan sığlık ve kayalık yerlerdir. Deniz haritalarında bu gibi sığlıklar artı işareti konulmak suretiyle belirtilir.

banka:Sermaye, para, kredi, yatırım, hizmet sunma gibi alanlarda her türlü işlemi yapan kuruluştur. Günümüzde işlevleri çok çeşitli olan bankalar emisyon bankaları, ticaret bankaları, sanayi bankaları, ipotek bankaları, tarım bankaları gibi çeşitlidirler. Türkiye’deki başlıca banka türleri ise; özel yasayla kurulan bankalar, ulusal bankalar ve yabancı bankalardır.

banka ihtiyatları:Gelecekte olabilecek zararları temin etmek amacıyla her yıl bankanın kârından ayrılan bir tür güvenlik fonudur. Yasa gereği anonim şirket olarak kurulan bankalar, her yıl safi kârının %5’ini ihtiyat olarak ayırmak zorundadır. Bu işlem, fon bankanın ödenmiş sermayesinin %20’sine ulaşıncaya kadar devam eder. Ayrıca, safi kârın %5’ide muhtemel zararlara karşı ayrılır. Bu işlem ise, ayrılan kısım ödenmiş sermayenin %100’üne ulaşana kadar devam eder. İhtiyatların tümünün devlet tahvillerine yatırılması zorunludur. Banka bu tahviller üzerinde istediği tasarrufu yapmakta serbesttir.

banka işlemleri: Bankaların sermaye sağlama, sermaye yatırımı ve hizmet sunma gibi işlemlerinin tümüne verilen addır. Tahvil çıkarma, mevduat kabulü, reeskont işlemleri, iskonto, kredi sağlama, senet tahsili, müşteri adına dış ticari işlemler yapma, nakil, emanet alma banka işlemlerinin başlıcalarıdır.

banka kredisi: Belirli bir süre sonunda bankaya geri ödenmek tartıyla belirli bir faiz karşılığında bankadan ödünç alınan tutardır. Genellikle ticari, tarımsal, sanayi faaliyetlerinde bulunan kişi veya kurumlara verilen krediler, özel amaçlar çerçevesinde bu faaliyetlerde bulunmayanlara da verilmektedir.

banka parası: Çek ile kullanılabilen vadesiz mevduatta bir para türüdür ve banka parası veya kaydî para olarak adlandırılır. Burada ödeme aracı olarak görev yapan çek değil, “mevduat”tır. Ödemelerde para değil, bankadaki mevduatı temsilen çek kullanılır.
bankalar avrupası: kredi kurumlarına ait ortak bir yönetmeliktir. Tek izin belgesi alan bir banka, Toplulukta serbestçe faaliyet gösterebilecektir. AB ile anlaşma yapma koşulu ile üçüncü ülke bankaları da bu haktan yararlanabilmektedir.
bankalararası mevduat: bankaların kendi aralarında gerçekleştirdikleri mevduata verilen addır. Diğer mevduattan ayırmak için bankalar mevduatı ayrı bir hesapta izlenir. Bankalar mevduatında T.C.Merkez Bankası, dahildeki bankalar, hariçteki bankalar, bankaların alacak durumuna geçen borçlu cari hesapları, bankaların dövize çevirilebilir TL hesapları bulunur. Bir bankanın kendi kendi şubeleri arasındaki mevduatı, bankalar mevduatına dahil edilemez.

bankalararası para piyasası: Bankalar arasında kısa vadeli fonların alınıp satıldığı piyasalardır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde aynı adla işlem gören piyasada bankalar kendilerine tanınan limitler çerçevesinde, önceden belirlenen vadelerde TL alım-satım işlemi gerçekleştirmektedirler. Bu piyasada, Merkez Bankası aracı konumu üstlenmekte olup (blind broker) alım-satımı gerçekleştiren taraflar birbirlerini bilmeden Merkez Bankası üzerinden (Merkez Bankasını taraf kabul ederek) işlemlerini gerçekleştirmektedirler. Para politikası uygulamasında önemli bir fonksiyona sahip olan bu piyasada Merkez Bankası doğrudan faiz belirleyerek kısa vadeli faizleri yönlendirebilmekte ve son kredi mercii fonksiyonunu yerine getirmektedir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dışında, bankaların kendi aralarında bu tür işlemleri gerçekleştirdikleri ikincil piyasalar da mevcuttur.

banknot :Taşıyana, üzerinde yazan miktarın ödenmesinin, çıkaran kuruluş tarafından garanti edildiği faiz taşımayan kıymetlerdir. Yasal ödeme aracıdır. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası TL Banknot basmaya tek yetkili kurumdur.
bariz: açık; göze çarpan; belirgin.
Barcelona Bildirisi: AB ülkeleri ve Akdeniz ülkelerinin (Cezayir, Kıbrıs, Mısır, İsrail, Ürdün, Lübnan, Malta, Fas, Suriye, Tunus, Türkiye, Filistin) Dışişleri Bakanları arasında 27-28 Kasım 1995 tarihinde İspanya’nın Barselona kentinde gerçekleştirilen Konferans sonucunda AB ve Akdeniz ülkeleri arasında barış, istikrar, ekonomik, mali, sosyal ve kültürel alanlarda iş birliği ve ortaklık öngörülmüştür.
Barre Raporu: 1969 yılında o zamanki Fransa Başbakanı Raymond Barre tarafından Parasal Birlik üzerine hazırlanan raporlardır. Buna göre, önce kur birliği gerçekleştirilmeli, sonra ekonomi politikalarında koordinasyon sağlanmalıdır. Raporlardaki önerilerin çoğunluğu Konsey tarafından kabul edilmiştir.
basiret : doğru görüş; uzağı görüş; önceden görüş; seziş; uyanıklık; anlayış; kavrayış; dikkat; sağgörü.
basit faiz: Belirli bir dönem için, belirli bir sermaye üzerinden hesaplanan faizdir. Yıllık, aylık ve günlük olarak hesaplanabilir.

baş: bir teknenin ön ve ileri kısmı.

baş bodoslama: omurganın baş tarafından teknenin başını meydana getirmek için yukarı istikamete doğru konulan ağaç parçası.
Batı Avrupa Birliği (BAB): BAB, üyeleri arasında savunma ve dış politika alanında iş birliğini sağlamak ve üye ülkelerden birisi Avrupada silahlı bir saldırıya uğrarsa, diğer üye ülkelerin askeri yardım yapması amaçları ile kurulmuştur. BAB, NATO içinde Batı Avrupalıların kendi aralarında yapmış oldukları bir askeri iş birliği örgütüdür.

batıl : doğru ve haklı olmayan; çürük; bozuk; sakat; boş; hukuken geçersiz; dayanaksız; temelsiz; beyhude; hüküm ifade etmeyen.
baz dönem: Endeks veya büyüme oranının dayandırıldığı zaman dönemidir. Örneğin, toptan eşya fiyatalrı 1986 yılı için “150(1985=100)” şeklinde ifade edilmişse, 1985’te 100 olan toptan eşya fiyatalrı, 1986’da 150’ye çıkmış demektir. Buradaki baz dönem 1985’tir.

baz fiyat: Bir hisse senedinin bir seans süresince işlem görebileceği en alt ve en üst fiyat limitlerinin yani taban ve tavan fiyatlarının belirlenmesinde kullanılır. Bir hissenin bir önceki seansta oluşan ağırlıklı ortalama fiyatının en yakın fiyat adımına yuvarlanması ile hesaplanır.

baz yıl: Endekslerde başlangıç alınan yıldır. Baz alınan yıla genellikle 100 değeri verilir. Bundan sonra gelen yıllarda bu 100 değerine göre yüzde olarak kolaylıkla hesaplanır.

bayi : bazı maddeleri satma izni olan kimse; satıcı; satış yeri

becâ : yerine; uygun; bedava; karşılıksız; parasız; emeksiz
beccaria (1738-1859): İtalyan ceza hukukçusu. Ünlü eseri “Suçlar ve Cezalar’da” haz ve elem duygularınının insan üzerinde etkinliğe sahip olduğunu savunmuştur.
bedâyî : sermayeler; anamallar;
bedelli sermaye arttırımı: Şirketlerin dış kaynaklardan temin ettiği yeni kaynaklar karşılığında (bir bedel karşılığında) dağıttıkları hisse senedidir. Bir sermaye artırım türüdür. Ortakların bedelli sermaye artırımı’na katılma hakları da rüçhan hakkı olarak adlandırılır.

bedelsiz sermaye arttırımı : Anonim ortaklıkların, iç kaynaklarından yaptıkları sermaye artırımı ifade eder. Bu tip ortaklıkların artırdıkları sermaye karşılığı çıkardıkları hisse senetlerini bir bedel almaksızın ortaklarına dağıtarak gerçekleştirdikleri sermaye artırımlarıdır.

bedialar: göze güzel görünen şeyler; estetik.

bedel-i misil : emsaline uygun peşin para.

bedihî : açık olan; besbelli; apaçık; akla; kendiliğinden gelen.

bediî: güzellik ölçülerine uyan; güzel; güzellik.

behçet: neşeli.

beher: her biri.

belagat:iyi konuşma; sözle inandırma yeteneği; söz sanatlarını inceleyen bilgi dalı.

Bentham, Jeremy (1748-1832): İngiliz faydacı okulunun en seçkin düşünürüdür. Ona göre; geçim araçlarını sağlamak hukukun görevidir, toplumda refah temin etmek içinse hukukun müdahâlesi gerekmez. Hukukun amacı ise güvenliği sağlamaktır.

berât : rütbe, nişan ve imtiyaz verildiğini bildiren ferman.

beraat : aklanma.

berâyı tetkik: inceliyerek.

berhava : havaya gitmiş; kaybolmuş; uçurulmuş; yararsız; boş.

berî-üz-zimme : zimmetten kurtulmuş; aklanmış.

ber-mucib-i talep: talep mucibince; istem gibi.

bermuda arma: uzun bir direk üzerine yelken açmak için düşünülmüş arma tipi. Bu tip armada yelken sereni yok ancak bumbası vardır.

ber-vech : olduğu gibi; olarak.
ber-vechi peşin: peşin olarak.

ber-vech-i bâlâ : yukarıda olduğu gibi.
Beş Yıllık Plan :Ülkede orta vadede uygulanacak ekonomi politikalarının genel gelişme yönünü, amaçlarını, kaynakalrını ve şartlarını öngören karardır.

beşerî : insanoğlu ile ilgili; insanî; insana mensup.

BETA katsayısı: Hisse senedinin hareketliliğini gösteren bir katsayıdır. Bir hissenin betası, hisse senedi fiyatındaki yüzdesel değişimin, piyasa endeksindeki yüzdesel değişime bölünmesiyle hesaplanır. Çıkan sayınının 1’den büyük ise hissenin hareketliliğinin yüksek olduğu söylenebilir. Ayrıca bu katsayı hissenin borsadaki genel bir düşüş ya da yükseliş trendinde nasıl tepki vereceğini ortaya koyabilir.

betekrar : tekraren; tekrarla.
bey ü şira : almak ve satmak.

bey’i bât: kesin satış.

bey’i bi-l vefâ: kararlaştırılan süre içinde satılanı geri almak koşulu ile yapılan satış sözleşmesi.

bey’i mukayaza: malı mal ile değiştirmek; trampa.

bey’i : satım; satma; satış; satılma.

bey-i sarf: parayı paraya satmak; para bozmak.
beyn: ara.
beyn’en-nâs: halk arasında.

beytülmal : maliye hazinesi.

beyyine : bir olayın veya işlemin doğruluğunu ortaya koyabilmek için hakimi iknaya yönelik yöntem veya her türlü vasıta ; delil, şahit.

beyyine külfeti:mahkemede bir beyan ve iddiayı kanıtlama yükümlülüğü.

bidâyet : başlama; başlangıç.

bidâyet mahkemesi: ilk mahkeme; davaları birinci derecede gören ve çözümleyen mercii.

bi-eyyi-hâl: herhalde; mutlaka; elbette.
bigüna: herhangi bir.
bi-hakkın: hakkıyle; hakkı olarak, gerçekten; tamamiyle.

bi-haseb-il verase: veraset nedeniyle; verasetten doğma.

bi-hükm’ül-kanun: kanun hükmü gereğince; yasa kuralı ile.
bila: ….sız.
bilâ kayd ü şart: kayıtsız ve şartsız.

bil-ahire: sonra; sonradan.

bilâkis: tersine olarak; tam tersine; aksine; sonunda.

bilâ-müddet: süresiz.
bilanço:Bir kuruluşun belirli bir tarihteki ekonomik değerlerinin kaynaklarını ve bu değerlerin hangi alanlara yatırıldıklarını gösterne tablodur. Aktif ve pasiften oluşur. Bilançonun aktifinde kuruluşun mevcut değerleri, alacakları ve varsa zarar miktarı bulunur. Pasif tarafında ise, tablonun toplamından kuruluşun borçları düşüldükten sonra kalan meblağ yâni özsermaye bulunur. Böylece, bilançonun aktif ve pasif tarafları daima birbirlerine eşit olmuş olur.

bilâ-sebeb: sebepsiz.

bileşik endeks :İMKB’de işlem gören şirketlerin genelindeki fiyat değişimlerine ölçmeye yarayan endekse verilen addır. İşlem gören tüm hisse senetleri endeks hesabına dahil edilmez. İMKB 100 endeksi ve İMKB 30 endeksi bileşik endekse örnektir.

bileşik faiz:Faize yatırılan sermayeden dönem sonunda elde edilen faiz tutarının, sermayenin üzerine eklenip bir sonraki faiz hesabının bu yeni tutar üzerinden hesaplanmasıdır. Bileşik faiz C=a (1+t)n formülü ile hesaplanır. Formülde yer alan C:sermayenin dönem sonunda ulaşacağı miktarı; a: sermayeyi; t: faiz oranını; n: süreyi göstermektedir.
bilgi için ödeme: çalışana, görevi ile ilgili yeni bilgi ve beceriler elde etmesine bağlı olarak belirlenen ek bir ücretin ödenmesidir.
bililtizam: bile bile.
bir defalık primler: çalışanların başarılarının şirketin başarısının bir parçası olduğunu göstermek amacıyla ve performansa dayalı olarak bir defalık yapılan nakit ödemelerdir.
beceri geliştirmeye yönelik eğitimler: iletişim, etkili sunuş, dinleme, karar alma, sorun çözme, liderlik, motivasyon, toplantı yönetimi, takım oluşturma, çatışma yönetimi gibi konular katılımcı merkezli ve uygulama ağırlıklı olarak verilen eğitimlerdir.
beyanname: Bir makama veya kamuoyuna yapılan açıklama belgesi.
bilanço: Bir kuruluşun, belli bir tarihte, alacaklı ve borçlu bulunduğu değerleri gösteren özet muhasebe cetveli; işletmenin finansal durumu ve faaliyet sonuçlarını gösteren tablo.
bilâtefrik: tefrik etmeksizin; ayırmaksızın.

bilbeyyine: delil ile; tanık ile; ispat ile.

bil-cümle: bütün; hepsi; tamamı.
bildirim mektubu: Denetimin amacını ve kapsamını, yetkili denetçilerin isimlerini ve bunların görev sürelerini bildirmek üzere denetim kurumu tarafından denetlenene gönderilen mektup.

bil-farz: tutalım ki; diyelim ki; sayalım ki; söz gelişi.

bilfiil: gerçekten; fiilen; hakiki olarak; iş olarak; iş edinerek.
bilgi güvenliği :Bilginin, i)kime ait olduğu belirlenmiş, ii) bütünlüğü korunarak, ve iii gizliliği sağlanmış olarak iletimi ve saklanması.

bilistirdad: geri alarak; geri alınarak.

bilmuvafakat : razı olarak.

bilmüzakere: müzakere ederek; üzerinde görüşüp tartışarak.

bilmüzayede: artırma ile; artırarak.

bi-l-müzayede: müzayede ile.
bi-l-rü’ye: görerek; görülerek.

bî-ma’nâ: manasız; anlamsız.

binâberin: bundan dolayı; bunun üzerine; bu nedenle.

binâen-alâ-zâlik: bundan dolayı; bunun üzerine.

binâen-aleyh: bunun üzerine; dolayısıyla; bundan dolayı.

bi-n-netîce: netice olarak; sonuç olarak.

binniyabe: naip eliyle; vekillik ile; vekaleten.
birikim kapitali: sigortalının ödediği primlerden yasal kesintiler yapıldıktan sonra kalan kısmın oluşturduğu tutardır.
birinci piyasa :İlk ihraçların yapıldığı piyasadır. Bir yatırım aracının örneğin bir menkul kıymetin ilk defa piyasaya sürülmesi (satılması) birincil piyasa işlemidir. Benzer şekilde, devlet iç borçlanma senetlerinin, T.C. Hazine Müsteşarlığı tarafından ihale yöntemi ile satımı da bir birincil piyasa işlemidir. Bu senetlerin daha sonra yatırımcılar arasındaki alım-satımları ise ikincil piyasa olarak adlandırılan piyasalarda gerçekleşmektedir.

bîtâp: bitkin; güçsüz; takatsız; yorgun.

bî-taraf: tarafsız.

bitarıkıl’evlâ: evveliyetle; öncelikle.

bi-t-tabi: tabiatiyle; doğal olarak.
blok satış :Bir firmanın sermayesinin yüzde 10’undan daha fazla hisse satışını ifade eder.

blokaj : Bir varlığın kullanımına yetkililer tarafından getirilen kısıtlamadır. Böyle bir durumda Varlığın gerçek sahibi kendisine ait olan varlığı istediği gibi kullanamaz.

bloke çek: Ödemenin keşideci tarafından durdurulduğu durumlarda kullanılır. Ödemenin durdurulmasından anlaşmazlığın çözelmesine kadar çek bloke edilir.

bocalamak: gemilerin fırtınalı ve denizli havalarda ilerlemeyip, yalpa yapmasını önlemek ve uygun bir zamanda aksi rotaya dönmek suretiyle denizleri kıçtan almak.

boci: yelkenli teknelerde pruvanın rüzgaraltına döndürülmesi ve rüzgarın kıçtan alınması için verilen komut.

Bona Dea : mitolojide doğurganlık tanrıçası.
bono: Bir kimsenin diğer bir kimseye veya onun emir ve havalesine, belirlenen vadede, belirli bir tutarı ödeme taahhüdünü içeren, özel biçim ve hükümlere tabi ticari senet; emre yazılı senet.
borç :Bir kişi veya kuruluşun, bir diğerine karşı, genellikle daha önce alınmış belirli bir paranın, ana para, faiz ve öteki ödentilerle beraber geri verilmesi şeklinde yerine getirmek zorunda olduğu yükümlülüktür. Tarafların anlaşma şekline göre, bu yükümlülüğün yerine getirilmesi veya karşılığında bir hizmetin görülmesi şeklinde olabilir.

borç/özsermaye oranı :Şirket, işletme sermayesi ve yatırımlarının finansman ihtiyacını dış kaynaklardan mı (borç) yoksa iç kaynaklardan mı (özsermaye) karşıladığını gösterir. Ülkemizde dış kaynak finansmanı genelde içsel kaynaklardan daha yüksek maliyetli olduğu düşünülürse bu oranın düşük olması tercih edilir.

borç devir hızı : Borçların satışların maliyetine oranlanması; şirketin borçlarını ne hızda ödediğini gösterir. Bu oranın düşük olması şirket için o kadar iyidir.

borç verilebilir fonlar piyasası :Finansman fazlası olup da bunu piayasaya arz edenlerle finansman açığını borçlanarak karşılamak isteyenlerin buluştuğu piyasa.

borç yönetimi: Kamu borcu bakımından, borcun sağlanmasından geri ödemenin yapılmasına kadar geçen süredeki ödeme ve buna ilişkin falliyetlerin tümüne verilen addır. Borç yönetimi, ekonominin genel özellikleri ve yapısına uygun biçimde, alınacak borcun miktarının, ödeme şartlarının, ekonomiye getireceği yükün, borç servis yükünün ağırlaşması durumunda alınabilecek önlemlerin hesaplanmasını kapsar.

borç yükü :Kamusal nitelik taşıyan hizmetlerin finansmanında borçlanma yoluna başvurulması nedeniyle katlanılan yüktür.

borçlanma oranı :İşletmenin borçlanarak sağladığı yabancı kaynaklar ile, ortakların sağladığı ve faaliyet sonucu yaratılan özsermaye arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

borçlar hukuku: Medeni hukukun borç ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır.

borcun konversiyonu:Faiz oranı yüksek olan bir kamu borcunu, faiz oranı düşük diğer tahvillerle değiştirme sürecidir.

borcun reddi: Devlet’in tek taraflı bir kararla borcunun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını ilan etmesidir.

borç ilişkisi: İki taraf arasında mevcut olup bir şeyin verilmesi,yapılması veya yapılmamasını öngören hukuki bağdır.
borda: su kesiminden yukarıda kalan kısım.

borda feneri: sancakta yeşil, iskelede kırmızı olarak yakılan pruva pupa hattına yüzonikibuçuk derece açılı fener.

borsa: Belirli ticaret merkezlerinde, belirli tarihlerde alıcı ve satıcıların biraraya gelerek menkul değerlerin fiyatlarını saptadıkları yerlerdir. Borsalarda sözkonusu malların hazır bulundurulmaları gerekli değildir. Borsaların başlıca türleri şunlardır: a) Menkul değerler ve kambiyo borsaları: Hisse senedi, tahvil, çek, poliçe, altın ve yasaların izin verdiği ölçüde yabancı paraların satıldığı borsalardır. b) Ticaret ve emtia borsaları: Tahıl ve benzeri ürünlerin örnek üzerinden alınıp satıldığı borsalardır. c) Hizmet borsaları: Nakliye ve sigorta gibi hizmetlerin fiyatlarının saptandığı borsalardır.

borsaya kote olmak: Borsanın izniyle halka arz edilecek hisse senetlerinin, borsaya kaydedilmesidir. Kote ettirilmemiş senetlerin ticareti olanaklı değildir. Kote olmuş senet, ilgili borsada tanındığını ve alım/satımının yapılmasına izin verildiği anlamına gelir. Hisse senetlerinin ticaretinin yapıldığı bir piyasa olan her borsanın kendine özgü kuralları vardır.

bosanquet: Devleti ve devlet hukukunu yüceleştirme anlamında Yeni-Hegelci akımın İngiltere’deki temsilcisidir.

boylam: bir mevkiin boylamı, o mevkiden geçen boylam ile başlangıç boylamı arasındaki doğuya veya batıya olan ekvator yayı veya açısıdır. Başlangıç boylamı sıfır derece olup Greenwich’ten geçtiği kabul edilir. Boylamlar doğuya doğru eksi değerde olup, 0 dereceden 180 dereceye; batıya doğru artı değerde ve 0 dereceden 180 dereceye kadar ölçülür. 15 derecelik iki boylam arası bir saat olarak kabul edilir.

bozkurt, mahmut esat: Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk adalet bakanıdır. Hukukta reform değil devril yapılması gerektiğini belirten konuşması ünlüdür.

branda: eskiden yelken yapılan bir cins kumaş yada kumaştan yapılan ve gemicilerin hamak olark kullandıkları yatak.

broker: Borsalarda başkası adına alım satım ile ilgili şartları görüşen, malın mülkiyeti ile ilgisi olmayan ve yaptığı hizmetten belirli bir komisyon alan aracıdır.

buckland: mükafatlar verilmek sureti ile halkın devlet düzenine uymasının sağlandığı bir hukuk düzeni tasavvur eden İngiliz düşünür.
butlan: geçersizlik
bütçe:Gelecekte belirli bir dönemde gerçekletmesi öngörülen gelir ve giderlerin karşılıklı tahminlerini içeren cetveldir. Bütçe, kuruluşların finansal planlama ve denetimlerinde son derece önemli bir unsurdur. Kamusal anlamda bütçe, kamu kesiminin gelecek dönem içinde elde edeceği gelirlerle, yapacağı giderleri bir arada gösteren bir belgedir.

bütçe açığı :Bütçe giderlerinin bütçe gelirlerinden daha fazla olmasıyla ortaya çıkan farktır.

bütçe avansı: Bir kamu giderinin yapılabilmesi için bütçeye gider yazılmaksızın verilen nakit tutar. Örneğin bir müteahhidin kazandığı ihaleye başlayabilmesi için kendisine avans verilir. Bu avansın karşılığı olan iş yapılıp da harcama belgeleri getirildiğinde bütçeye gider yazılarak avans kapatılır.

bütçe çoğaltan Kamu gelirleri ile kamu giderlerinin gerçek gelir düzeyi üzerinde yarattıkları etkiye verilen addır. Bütçe çoğaltanı, kamu giderlerinin borçlanma ve emisyon yoluyla karşılanmasına göre farklı etkiler yapar.

bütçe denetimi: Yasama organının yürütme organından aldığı yetkiye dayanarak yaptığı gelir toplama ve harcama faaliyetlerinin alınan yetki çerçevesinde yapılıp yapılmadığının denetimidir. Bu denetim sırasında en öenm verilen konu harcamaların ne şekilde yapıldığıdır. Konuya yasal ve ekonomik denetim bakımından yaklaşılır. yasalara uygunluğu, etkinlik sağlanıp sağlanmadığı kontrol edilir. Bütçenin denetimi ise, Sayıştay tarafından yapılır.

bütçe denkliği:Bütçenin gelir ve gider kalemlerinin birbirlerine denk olmaları durumudur. Geleneksel görüşler, ülkenin ekonomik yapısına bakılmaksızın bütçenin denk olması gerektiğini savunurlarken; modern görüşler ise ekonomide temel dengelerin sağlanamaması durumunda bütçenin denkliğinin sağlanmasının bir anlam taşımadığını savunmaktadırlar.

bütçe dengesi:Bütçenin gelirleriyle giderlari arasındaki denge.
Bütçe dengesi tanımları:
Denk bütçe: Bütçe gelirleri = Bütçe giderleri
Bütçe açığı: Bütçe gelirleri < Bütçe giderleri
Bütçe fazlası: Bütçe gelirleri > Bütçe giderleri

bütçe kanunu:Bir devletin belirli bir dönem (genellikle bir yıl) gelir ve gider tahminlerini gösteren, gelirlerin toplanmasına ve giderlerin yapılmasına izin ve yetki veren kanun.

büyüme: İktisadi bir sistemin, ekonomik ve toplumsal yapısında nitelik ve nicelik bakımından yoğun bir süreç içerisinde gerçekleşen değişim ve gelişmelerin tümüdür.

büyüme oranı:Bir ekonomide sayısal olarak ifadesi mümkün olan bir büyüklüğün yüzde olarak artışıdır. Bu büyüklük milli gelir, üretim hacmi, vb. gibi çeşitli olabilir.
bürûz: belirme; ortaya çıkma

 C
cahn, edmond: Amerikan realist hukuk akımına mensup hukukçulardandır. Rasyonel unsurların yanı sıra ahl’aki değerlerin üstlendiği role de dikkat çekmiştir.
cam tavan: bir organizasyonda kadınların ve azınlıkların üst yönetim basamaklarına çıkmasını engelleyen görünmeyen duvar.
camadan vurmak: yelken alanının küçültülmesi. Klasik (direğe çekilen) anayelken, bocurum, vb. yelkenin indirilerek birinci (ikinci, üçüncü vb.) camadan matafyonlarından bumbaya camadan bağı ile bağlanması. Sarmalı yelkenlerde yelkeni kısmen açarak alan küçültmek.

camadan matafyonu: camadan astarı üzerine açılmış deliklerin üzerine geçirilmiş madeni veya halattan yapılmış matafyonlardır.

camekan: genellikle eski tip Anadolu evlerinde bir mimari özellik olarak karşımıza çıkan camla örtülü öne çıkık balkonlara verilen ad.

camel analizi :Özellikle kredi değerlendirme kuruluşlarının bir bankaya kredi notu verirken kullandıkları analiz yöntemidir. Yöntemin adı analizde en önemli faktör olarak kullanılan göstergelerin baş harflerinden oluşur. C harfi Capital Adequacy (Sermaye yeterliliği), A harfi Asset Quality (Aktif kalitesi), M harfi Management (Yönetim), E harfi Earnings (Karlılık), L harfi de Likidite’yi ifade eder.
câmi: cem eden;: içine alan; içinde bulunduran; taşıyan; toplayan;

câmia : topluluk; zümre

cânî: cinayet işlemiş olan kimse

canîb-i beytülmal : hazine tarafı

canîb-i vakıf : vakıf tarafı

canîp : yön; taraf; cihet; yan
cankurtaran simidi: denize düşenleri kurtarmak için çok hafif ve yüzer maddeden yapılmış, bir kişiyi tüm ağırlıkları ile birlikte taşıyacak dayanıklıkta, çevresinde tutunmak için halat donanımlı, uzaktan görünebilmesi için, turuncu, kırmızı veya sarı renkte, gece görünebilmesi için üzerinde reflektörü ve hacıyatmaz feneri bulunan, yuvarlak, simit biçiminde ve bir salvoya bağlı gereç.

câri : uygulanan; yürürlükte olan

câri hesap: İki kişinin para, mal veya hizmetten doğan, birbirlerinden olan alacaklarından vazgeçerek, bunları her biri ayrı bir kalem oluşturacak biçimde borç ve alacak şekline sokarak aradaki farkı isteyebileceklerine dair yaptıkları sözleşmedir…

câri işlemler dengesi:Bir ülkenin toplam mal ve hizmet ihracatı ve transferlerinin bunların toplam ithalatıyla olan farkı. Cari işlemler dengesi hesaplamasında finansal varlık ve yükümlülükler hesaba katılmaz.

câri kur öviz piyasalarında günlük döviz alım-satımıyla oluşan kur anlamına gelmektedir. Gerçek kur olarak da ifade edilir.

câri oran:Paraya çevrilebilir değerlerin, kısa süreli borçlara bölünmesi ile ortaya çıkan orandır. Cari oranın yükselmesi, ödeme gücünün arttığını gösterir. Bu oran, işletmenin kısa vadeli borçları ile ödeme kapasitesini ölçmek ve net işletme sermayesinin yeterlilik düzeyini saptamak için kullanılır.

câri varlıklar: Satılabilir pay senedi ve tahviller, alacaklar, stoklar, kasa ve öteki döner varlıklardın oluşan bütün.

cây-i teemmül : etraflıca düşünülmeye değer; düşünülmesi yerinde olur

cayro hatası: hakiki kuzey ile cayro pusulanın gösterdiği kuzey arasındaki açı.

cayro pusula: cayroskop esasından faydalanılarak yapılmış olan ve hakiki kuzeyi gösteren pusula. Cayro pusulalar arzın mıknatisiyetinden ve pusula yakınında bulunan madenlerin tesirinden ve elektrik akımlarından müteessir olmadığı için daima hakiki kuzeyi gösterir. Ana cayrodan alınan kollar ile geminin muhtelif yerlerine yavru cayro pusulalar konulabilir. Bu faydaları dolayısıyla gemilerde kullanılması yarar sağlar.

CE uygunluk işareti: AB içinde satılacak mallarda, o malın Avrupa standartlarına uygun olduğunun belirtilmesidir. CE işaretinin, satılan mamulün ya üzerinde veya etiketinde, ya da herhangi uygun bir kısmında yer alması gereklidir.
cebrî : zorla yapılan; zor kullanarak yaptırılan; zor altında; güç kullanarak

cebri icra : kendi istekleriyle borçlarını ödemeyen borçluların, borçlarını Devlet kuvveti ile ödemelerinin sağlanması; ilgili icra dairelerinin, (gereğinde) zor kullanarak, borçluyu borcunu ödemeye zorlamaları
cebri satım: Malikinin isteğine bakılmaksızın, resmi makamlar tarafından yapılan satım
cebri tasarruf: Fertlerin arzulamaksızın iradeleri dışında etkenler yüzünden üketimden fedakarlığa mecbur kaldıkları durumları kapsayan bir terimdir.

cebri tedavül: Kağıt para rejimlerinde rastlanan ve hükümetlerin zorunlu saydıkları bir durumdur.
celesat-ı âti: gelecekteki celseler, oturumlar.

celile: büyük; ulu.

celpname: yargılamada,davacı,davalı,tanık,bilirkişi gibi kimseleri mahkemeye getirtmek için yapılan çağrı.
cem: toplu; toplantı; birlik.
cemaat: ibadet gibi ortak amaçlarla bir aada bulunan ve faaliyette bulunan insan topluluğu.
cem etmek: bir araya getirmek; toplamak.
cem’îan: toplu olarak.
cem kilit: bir cins ıskaça. Eksantirk kesimli karşılıklı çalışan yaylı halat sıkıştırma düzeneği.

cemi ezmân: bütün zamanlar; zamanların toplamı.
cereme: başkası tarafından yapılan veya kaza sonucu ortaya çıkan zararı ödeme; para cezası.

cerh ü iptal: çürütme ve yok sayma; geçersiz hale getirme.

cevâmi’: camiler; mescitler; toplanılan yerler.

cevâz: izin; müsaade; caiz olma.

cevâz bahş: izin veren; müsaade eden.

cevher: maya; öz; değerli taş; elmas.
ceviz bağı: halatların ucuna tutabilmek için veya süs olarak yapılan bir cins düğüm şeklindeki işleme.

ceza: Suç işleyen kişilerin karşılaşacakları tepkidir,yani kanunun suç işleyen kimseye uygulanmasını öngördüğü müeyyidedir.

ceza şartı: ceza koşulu; alacaklının zararını karşılama şartı.

cezrî: asıl ile ilgili; kökle ilgili; kökten; temelden.

CF (cost & freight) :Satıcının malı belirli bir noktaya kadar taşımayı taahhüt ettiği ve taşıma giderlerinin mal fiyatına dahil olduğu bir alım-satım şeklidir. Bu tip satışlarda, satıcı sigorta giderlerini ödemekle yükümlü değildir.

charta: senet.

charta partita: navlun mukavelesi.

CIF (Cost & indurance & freight) :İthalatta, mal fiyatının üzerine sigorta ve navlun giderlerinin de eklendiği bir alım-satım şeklidir. Bu tip satışlarda, satıcı sigorta ve navlun maliyetlerine katlanmak zorundadır. Ayrıca satıcı, malı ithalatçının istediği yere kadar götürmekle yükümlüdür.

cibâyet: alma; toplama; vergilerin ve başkaca devlet gelirlerinin tahsili.

Cicero (M.Ö. 106-43): adaletin hukuk tarafından gerçekleştirilmesi gereken temek işke olduğuna inanan ve tabii hukuk anlayışına bağlı stoacı düşünür. “Bütün uluslar her zaman ebedi ve değişmez tabiidir”, demiştir. Hitabet yeteneği ile de ünlüdür.

cihet: yön; taraf; amaç.
cins tashihi: Tapu kütüğünde kayıtlı bir taşınmazın niteliğinin değiştirilerek kütüğe, başka bir nitelikte tescil edilmesi.
ciro: Hak sahibi tarafından değerli evrakın arkasına atılan bir imza veya yazılan bir ifade ile sözkonusu evraktan doğan hakların başkasına devredilmesini sağlayan işleme verilen addır. Ayrıca iş hacmi (turnover) anlamınada gelmektedir. Döner sermaye miktarı x devir sayısı olarak formüle edilmiştir.
cismanî : cisimle, bedenle ilgili; bedensel.

cism-i câmid: cansız cisim.
codex alimentarius (gıda kodu): Latince bir terim olup, “Gıda Kodu” anlamındadır. Günümüzdeki anlamı ise Codex Alimentarius Komisyonu’nun onayından geçen bütün standartları ve üye ülkelerce derlenmiş tabloları kapsar. Codex Sistemi, dünya ticaretinin geliştirilmesi açısından, ticaretin kolaylaştırılmasının ve uluslararası geçerliliği olan standartların harmonizasyonunun gerekliliğinin anlaşılması üzerine oluşturuldu. Codex Alimentarius Komisyonu: 1962 yılında düzenlenen ortak bir FAO/WHO ortak gıda standardı programını uygulamak için kuruldu. CAC (Codex Alimentarius Commission), FAO ve WHO’nun yardımcı bir kuruluşudur. Programın amaçları :

cohn, george (1887-1958): varoluşçu hukuk teorisini éVaroluş ve Hukuk Bilimi” adlı eserinde açıklayan Danimarkalı düşünür.

coing, helmut: hukuk felsefesini klasik ferdiyetçi görüşün ve ekonomik liberalizmin yeni bir ifadesi olarak tanımlayan Alman düşünür.

comte, auguste: bilimsel anlamdaki pozitivizmin en önemli düşünürüdür. Tabii hukuk okuluna karşı olmasına rağmen tutarlı bir hukuk teorisi de ortaya koyamamıştır.

cookie: browser tarafından kullanıcıya gönderilen ve kulanıcının sabit diskine yerleşen küçük dosyacık. Bu dosya, ziyaret edilen site hakkında tarih, kullanıcı adı, ziyaret saati gibi bilgileri içerir. Aynı sitenin bir sonraki ziyaretinde kontrol edilir. (Bazı sitelerde Web sayfası özellitirme diye bir secenek vardır. Bu bölümü doldurduğunuzda o siteye tekrar girdiğinizde sadece sizin istedikleriniz o sitede görülür. Cookie bu işlemde sizin tanımlanmanızı sağlayan programdır.)

corweb teoremi: Arz, talebin azalıp çoğalmasını anında izleyemez, ancak gecikme ile uyum sağlayacağı savına dayanır. Bu gecikme 3 tür (düzenli, küçülen ve büyüyen) dalgalanmaya neden olabilir… Corweb Teoremi’nin eleştirileri arasında, arzın bir devre önceki fiyatların belirlediği savına dayanması yer alıyor. Eleştirilere göre; arz-talep ilişkisinin teoremin öne sürdüğü kadar sıkı değildir. Fiyatların yüksek olmasına karşın uzun dönemde yatırım tercih edilebilir.

cunda: uç; direk cundası, seren cundası, bumba cundası. Cunda yakası: yelkenin seren yakalarına gelen uçlarına denir.

cunda kilidi: cunda serenlerini, ana ve gabya serenleri üzerinde tutmak ve icabında serenlerin dışarıya sürülmelerini kolaylaştırmak için ana ve gabya serenleri üzerinde bulunan demir çemberlerden cundaya yakın olanı. Bu kilitlerden kaplama başına yakın olanına topuk kilidi denir.
cürmiyet : suç hali; suçluluk

cürmü meşhut: suçüstü; göz önünde işlenen suç

cürüm tasnii : bir kimse hakkında cürüm uydurmak

cüz: bir bütünü oluşturan bölümlerden her biri; kısım; parça; bölük

Ç

çalışan için hisse senedi sahipliği planı (ESOP):çalışana şirketin sahipliğinin bir kısmının verilmesi ve onların da kârlılık ve performans artışından doğrudan etkilenmesinin sağlanmasıdır.
çalışma grubu: üyeleri, genellikle bilgiyi, en iyi uygulamaları veya bakış açılarını paylaşmak ve her bireyin kendi sorumluluk alanındaki performansını nasıl gerçekleştireceğine karar vermek için birbirleriyle ilişki kuran takımlardır.
çapa: Ekonomik karar alma süreçlerinde referans olarak alınan büyüklükleri ifade etmek için kullanılır. Örneğin kur çapası kavramı, Merkez Bankasının kur için belli öngörüleri sonrasında, diğer ekonomik birimlerin de bu öngörüye güven duyması ile birlikte, alınan ekonomik kararlarda kurun, kurdaki artışın esas alınması ve fiyat, ücret artışı, yatırım gibi kararlarının kur politikası çerçevesinde şekillenmesini ifade eder. Bu tür bir çapaya (politikaya) güvenin olmaması halinde, seçilen büyüklükler bu özelliklerini kaybederler. Parasal büyüklükler, faiz oranları, enflasyon, büyüme oranları “çapa” olarak kullanılan büyüklüklerdir. Özellikle son yıllarda, kur ve faiz oranı gibi büyüklüklerin çapa olarak kullanımında ortaya çıkan güçlükler, enflasyonun bu amaçla kullanımını yaygınlaştırmıştır.

çapraz kur:İki döviz arasındaki ve her birinin bir üçüncü döviz ile (genellikle ABD Doları) olan paritesiyle tanımlanan kambiyo kurudur.

çatışma: iki ya da daha fazla insanın ya da grubun aynı anda aynı yeri ya da kaynağı kullanmaya teşebbüs etmesi sonucu ihtiyaçların, çıkarların veya isteklerin birbiriyle çelişmesi ile ortaya çıkan anlaşmazlık, savaş, duygusal gerilim veya çarpışmadır.
çek: görüldüğü zaman ödemesi zorunlu olan ödeme emridir. Çeki imzalayan kişiye “keşideci”, tahsil eden kişiye “lehdar”, ödeyecek olan kişiye de “muhatap” denir.
çekirdek enflasyon: Tüketici ve Toptan Eşya Fiyat Endeksleri gibi genel kullanıma açık mal ve hizmet sepetlerinden oluşan enflasyon endekslerinin temel enflasyonist eğilimleri tam olarak yansıtmadığı varsayımı ile, bazı mal grupları ile fiyat değişmelerine yol açan bir takım unsurların enflasyon endeksinden çıkarılması sonucu ulaşılan bir enflasyon tanımıdır. Bu amaçla, dışsal etkilere (enerji fiyatlarında artış, mevsimsel koşullar, maliye politikası vs) daha açık olan ve geçici nitelikler taşıyabilen, enerji, temel gıda maddeleri fiyatları ve dolaylı vergiler bu tür enflasyon hesaplamaları içerisine katılmamaktadır. Amaç, fiyatlar genel seviyesindeki değişimi sürekli kılan unsurları tespit etmek ve bunlara yönelik daha gerçekçi politika kararları alabilmektir. Özellikle, enflasyon hedeflemesine yönelen ülkelerde bu türden alternatif endeks oluşumları değişik formları ile kullanılmaktadır. Türkiye’de Özel İmalat Sanayi Fiyat Endeksi “çekirdek enflasyon” olarak adlandırılmaktadır.

çekişme: niza; uyuşmazlık
– çekişmeli yargı: iki taraflı yargılama; örneğin, alacak davaları
– çekişmesiz yargı: tek taraflı yargılama; örneğin, nüfus davaları

çetin: yenilmesi, başa çıkılması, mücadele edilmesi güç olan.

çetinlik: zorluk; güçlük

çifte vergileme:Bir vergi matrahının aynı ülkede ya da ayrı ayrı iki ülkede iki kez vergilendirilmesidir.

çıkarılmış sermaye:Kayıtlı sermaye sistemine tabi ortaklıkların satışı yapılmış (ihraç edilmiş) hisse senetlerini temsil eden sermayelerdir.

çoğaltan:Belirli miktardaki gerçek sermaye yatırımının toplam gelir veya toplam istihdam üzerindeki etkisini gösteren katsayıdır. Yatırım miktarındaki değişmeler, toplam gelir ve toplam istihdamda kendisinden daha fazla değişiklik oluşturur.

D

dalgalı (serbest) kur sistemi: Kurun hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada oluşan arz ve talep koşullarında belirlendiği sistemleri ifade eder.

dabılbatım: gemilerin karinası yırtıldığında teknenin su almaması için postaların iç tarafına konulan ikinci kaplama.
dâfi: defi’de, savuda bulunan kimse
dâhili: iç

Dâhiliye Vekâleti: İçişleri Bakanlığı
dalgalı borçlar: Bir bütçe dönemindeki gelir ve giderlerin zaman içindeki uyuşmazlığını bertaraf edebilmek için Hazine’nin genellikle para piyasasından sağladığ kredilerdir.

damping: Bir malın dış piyasadaki fiyatının, iç pazardan daha düşük tutulmasıdır.

dana yatmak: uzun bir süre denize çıkmayacak olan yelken gemilerinin yelken ve serenlerini indirerek bir yere kıçtan kara olarak üst üste yatması.

danec: ticaret gemilerinde yükün hasara uğramaması için kullanılan hasır, tahta kanaviçe ve hezaren gibi maddeler.

danışmanlık: bir yöneticinin çalışanına iş performansını etkileyen kişisel sorunlarını tanımlaması ve üstüne gitmesi için yardım etme, destekleme sürecidir.
darboğaz: Herhangi bir üretim faktörünün teminindeki geçici sıkıntı nedeniyle ekonominin tıkanmasıdır. Yol kazası adı da verilir. Söz konusu sıkıntı, döviz yokluğu nedeniyle üretimde kullanılan hammadde ve ara mallarının ithalatının durması şeklinde olabileceği gibi faizlerin yükselmesi nedeniyle işletme sermayesi temininin zorlaşması şeklinde de ortaya çıkabilir. Darboğaz teşhisi, ekonominin büyüme hızının sadece bir çeyrek dönemde yüzde 2’nin altında kalması, izleyen dönemde yeniden yükselmesi halinde konulur.
data: manyetik ortamdaki her türlü bilgiye verilen addır. İnternet ortamında alıp gönderdiğiniz veriler data olarak adlandırılır.

davul şamandıra: çevresinde müsademe tirizleri bulunan silindir şeklindeki şamandıra.

dayanıklı tüketim malı: göreli olarak uzun ömürlü olan mallar (buzdolabı, çamaşır makinası gibi beyaz eşya ya da televizyon ve video gibi kahverengi eşya).

dâyin: borç veren; alacaklı.

de ballatio: mağlup ülkenin topraklarını kendi topraklarına katarak mağlup ülkenin varlığına son verme.

de bene esse: geçici olarak.

de bone memorie: mümeyyiz.

de bonis asportatis: taşınırın haksız götürülmsiyle ilgili dava.

de cuius: miras bırakan.

de facto: fiilen.

de facto corporation: fiili şirket.

de facto court: fiili mahkeme.

de fine force: zorunluluktan dolayı.

de gratia: bedava.

de gustibus non est disputandum: zevkler ve renkler tartışılmaz.

de iniuria: kendi kusuruyla.

de integro: ikinci defa.

de internis non judicat traetor: yargıç, düşünceyi cezalandıramaz.

de jure: hukuken.

de jure kararı: yeni kurulan bir devletin meşruluğunu tanıma.

de lege: kanundan dolayı.

de lege ferenda: olması gereken.

de lege lata: yürürlükte olan.

de minimis non curat lex: kanun küçük şeylerle uğraşmaz.

de novo: yeniden.

de lano: derhal.

deâvî: davalar.

def’aten: bir defada; birden.

def’i def: def’e karşı def’; savuya karşı savu.

defaât: kereler; kezler; yollar.

defâtir: defterler; birlikte dikilmiş kağıtlar.

defter-hâne: taşınmaz mallara ilişkin tasarrufların kayıt.

defter-i hakanî: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği defter.

defter-i hakanî idaresi: eskiden taşınmaz mala ilişkin tasarruf işlemlerinin kayıt ve tescil edildiği daire.

değer: bir malın iktisadi duruma göre kıymetini ifade eden fiyat.
değer zinciri analizi: bir organizasyonun kendi içindeki güçlü ve zayıf yönlerini sistematik olarak tanımlamak ve analiz etmek için kullanılabilecek bir çerçevedir.
değerlendirme merkezi: genellikle yönetim görevlerine başvuran ya da yükseltilecek olan adayların yerine getirmesi istenen bir dizi simülasyon, egzersiz ve görevden oluşan ve belirli bir zaman dilimine yayılan bir seçme ve değerlendirme sürecidir.
değerler: bir organizasyonda çalışanların bireysel ve kollektif olarak üstün gördükleri, yücelttikleri, önemli ve değerli bulduklarının tümüdür.
değişim denklemi: M V = P Q
M: Para arzı
V: Paranın dolanım hızı
P: Fiyatlar genel düzeyi
Q: Ekonomide belirli bir dönemde üretilen mal ve hizmetlerin miktarı

değişim ekonomisi :Tarafların, mal ve hizmet değişimlerini serbestçe gerçekleştirebildikleri piyasa şeklidir.

değişken faiz:Bir borcun faizinin, borcun ömrü süresince piyasadaki değişimlere paralel olarak değişme göstermesi hali.

değişken maliyet: Toplam üretim hacmindeki artış veya azalmaya göre değişen maliyettir. Hammadde ve işçilik maliyetleri değişken maliyetlere örnektir.

Del Vecchio, Giorgio (1878-1970): hukuk kavramı ile hukuk idealini birbirinden ayırmak konusunda çaba göstermiş hukuk düşünürü.

delâlet: gösterme; yol gösterme; kılavuzluk; iz; işaret; aracılık.

delâlet-i bil’işare: işaret ederek, hatırlatarak gösterme.

delil: kanıt; tanıt; ipucu.

delil-i celî: aşikar delil; belli, apaçık kanıt.
demirbaş: Bir taşınmazın kiraya verilmesinde kiraya dahil olan, kiralamanın sonunda aynı cins ve değerde iade edilen veya değer eksilmesi kiracı tarafından tazmin edilen eşya
demo: Yazılımların, reklam amaçlı olarak piyasaya sürülmüş şekli. Demolar hiçbirzaman yazılımın tüm özelliklerini kullanmanıza izin vermezler.
demografi: İnsan topluluğunun belirli niteliklerini ölçen bilim dalıdır.
demokratik devlet: halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir.
denetçi: Denetimi yürütmekle ve bunu tamamladıktan sonra onun hakkında rapor yazmakla görevli kişi.
denetim: Bir kuruluşun faaliyetlerinin ve işlemlerinin hedeflere, bütçelere, kurallara ve standartlara uygun olarak yürütülmesini ya da işlemesini güvence altına almak üzere incelenmesi. Bu incelemenin amacı, düzenli aralıklarla, düzeltici önlemi gerektirebilecek sapmaların belirlenmesidir.
denetim alanı: Denetim konusunun ve periyodunun saptanması ve ayrıca uygulanacak denetimin niteliğinin belirlenmesi (örneğin, 1989 yılındaki belli işlemlerin yasalara uygunluk ve/veya düzenlilik yönünden denetimi). Konu ya bütünüyle bir kuruluş (kamu kurumu, teşebbüs, proje vs. ) ya da bu kuruluşun bir bölümü veya fonksiyonu olabilir.
denetim bulguları: Sonuçlar çıkarılmak üzere denetim sırasında denetçi tarafından bulunan ve kaydedilen önemli olgular.
denetim el kitabı: Denetçilerin uymaları gereken denetim metod ve teknikleri ile denetim standartlarını detayları ile açıklayan kılavuz. Denetim el kitabı, bir denetim kurumunun tüm denetçilerinin (denetim olayına) koordineli ve uyumlu yaklaşımını sağlamak için vazgeçilmez bir enstrümandır.
denetim izi: Verilerin yönetim ve iç kontrol sistemine girişlerinden çıkışlarına kadar izlenmelerine imkân veren yol.
denetim kapsamını belirten paragraf: Denetim raporunun giriş paragrafı. Bu paragrafta denetçi, kendisine sunulan hesaplar ve mali tablolar hakkında nasıl bir görüş (kanaat) bildirebilecek durumda olduğunu göstermek üzere denetiminin alanını ve kapsamını tanımlamaktadır.
denetim kurumu: Görevlendirme, oluşturulma ve organize edilme şekline bakılmaksızın yasaya uygun olarak dış denetim fonksiyonları icra eden kamu kurumu.
denetim mektubu: Denetim kurumu olarak bir taahhüdü göstermeksizin denetçi tarafından denetlenene gönderilen ve denetim bulgularını içeren özel not. Bu notta:
-sonraki sonuçlar için potansiyel konu değeri taşıyan nitelikteki bulgular, veya
-denetim sırasında ortaya çıkarılan ikinci derecedeki zayıflıklar ve bunların nasıl giderilebileceğine ilişkin tavsiyeler yer alır.
denetim metodları: Denetimin ve denetimin yürütülme tarzının dayandırıldığı bütün prensipler ve kurallar.
denetim planlama notu: Amaçları:
-genel denetim hedeflerini saptamak;
-genel yaklaşımı ve denetim alanını belirlemek;
-denetimi yürütmek üzere yapılan temel tercihlere ilişkin spesifik dokümantasyonu sağlamak;
olan belge.
Denetim planlama notu ve bu notta daha sonra yapılan değişiklikler denetim kurumunun yetkili makamınca onaylanmalıdır.
denetim planlaması: Denetim görevlerinin yönetimi için gerekli enstrümanların belirlenmesi (Örneğin, denetim planlama notu, denetim programları ve kaynak bütçeleri).
denetim programı: Aşağıdaki unsurları belirleyen doküman:
-denetlenecek sistemler, dokümanlar ve mali tablolar;
-spesifik denetim hedefleri;
-denetimin kapsamı;
-yürütülecek çalışmanın çeşitli aşamalarının detayları ve uygulanacak denetim prosedürleri.
Denetim programı, yürütülecek çalışmanın niteliğini ve kapsamını mantıki bir sıra içinde ayrıntılı olarak açıklar ve dolayısıyla:
-denetim sonuçlarıyla neticelenen çalışmaya bir dayanak olarak işlev görür;
-yürütülen çalışmanın kontrolunu ve izlenmesini kolaylaştırır;
-denetçilerin çalışmalarını en etkin bir şekilde organize eder.
denetim prosedürleri: Faaliyetlerin kronolojik ve rasyonel bir düzene göre yürütülmesine imkân veren denetim programı içinde seçilmiş bütün denetim metodları ve teknikleri
denetim raporu: Denetim kurumunun yada denetçinin, denetlenenin veya diğer yetkili makamların dikkatlerine sunmada yarar gördüğü bulguların, sonuçların ve gerekli ahvalde tavsiyelerin yazılı anlatımı. Denetlenenin cevapları denetim raporuna eklenebilir.
denetim riski: Denetçinin bir hata ya da yolsuzluğu tasdik etme veyahut ortaya çıkaramama olasılığı
denetim sonuçları: Kendi bulgularına açık bir atıfta bulunarak, denetlenen bilginin doğruluk ve güvenilirlik derecesi hakkındaki denetçi görüşünün özet olarak ifadesi. Denetim sonuçlarında denetçi, gözlenen zayıflıkların etkisini, bunların arzedebileceği riskleri ve bu risklerin etkilerini değerlendirir.
denetim standartları: Gerçekleştireceği hedefler, uygulayacağı denetim prosedürleri ve teknikleri, hazırlamak durumunda olduğu rapor ve iş kalitesi bakımından denetçinin uyması gereken kurallar.
denetim tavsiyeleri: Denetim sırasında belirlenen zaafların giderilmesine yönelik olarak denetim kurumu ya da denetçi tarafından önerilen uygulanabilir düzeltici önlemler
denetim teknikleri: Denetçinin (denetim için) gerekli bilgileri toplamada yararlandığı araçlar.
denetim testi: Spesifik bir denetim hedefine ulaşılıp ulaşılmadığını belirlemek amacıyla seçilmiş bir ögenin test edilmesi.
denetim genişliği: Önceden belirlenmiş denetim alanı. Denetimin kapsamı öngörülen denetim prosedürlerinin boyutlarını ve kesinliğini belirlemeyi mümkün kılmayı amaçlar. Bu kavram, yapılacak işlerde denetim sonuçlarının hatalı olma riskinin denetçi açısından kabul edilebilir olmasını mümkün kılacak şekildeki mantıkî bir sınırlamayı içerir.
denetimin hassaslık derecesi: Uygulanan denetim prosedürlerindeki kesinlik derecesi. Hassaslık derecesi, incelenecek örneklemenin büyüklüğünü ya da denetlenen unsurların kapsanma oranını belirler.
denetimin tamamlanmasından sonraki kalite kontrolu: Denetim sonuçlarının sağlam biçimde temellendirildiğini ve denetimin yürürlükteki standartlara ve belirlenen hedeflere uygun biçimde yürütüldüğünü güvence altına almaya yönelik olarak tamamlanmış denetimin bağımsız şekilde değerlendirilmesi.
denetlenen: Dış denetime konu olan organizasyon, program, fonksiyon ya da proje.
denge:Etkileyici güçler toplamının sıfıra eşit olduğu, bu eşitliğin değişmesi halinde hiçbir eğilimin olmaması durumudur. Bir mala olan arz ve talep eşit ise, o mal piyasada denge halindedir.

denge döviz kuru:Toplam döviz talebinin toplam döviz arzına eşit olduğu noktada oluşan kurdur.

denge fiyatı:Piyasalarda arz ve talebin birbirlerine eşitlendiği fiyat düzeyidir.

dengesizlik :Birbirlerini ters yönde etkileyebilen güçlerin, birbirlerini karşılıklı olarak etkisizleştiremedikleri durumdur. Tüketicilerin cari fiyattan satın almayı düşündükleri mal miktarı, üreticilerin satmayı düşündüklerinden yüksek ise, bu piyasadaki dengesizliği gösterir.

denk bütçe çarpanı:Kamu giderlerinin vergilerle finanse edilmesi durumunda gayri safi milli hasılada oluşacak değişmenin büyüklüğünü belirleyen katsayıdır.
denkleştirici kalemler :Otonom işlemler sonucunda ortaya çıkan ödemeler dengesi açık veya fazlalarını dengeleyen kalemlerdir. Denkleştirici işlemler konusunda ortak ölçü, kalemin oluşma amacına göre farklılık gösterir.
depozito: Bir sözleşmeden dolayı doğabilecek zararlara karşı verilen teminat; bir taahhüt sırasında yatırılan güvence parası.
depresyon: Türkçe’ye ekonomik kriz olarak çevriliyor. Ekonominin büyümek yerine küçülmesidir. Türkiye’de büyüme hızının dört çeyrek dönemde negatif değer alması halinde depresyon teşhisi konuluyor.

der’akap: hemen; arkasından.

derc etmek: araya sokmak; arasına sıkıştırmak.

derceb etmek: cebe atmak; kendine alıkoymak.

derç: sokma; arasına sıkıştırma; gazeteye yazma; toplama; biriktirme.

derdest-i rü’yet: dava görülmek üzere ele alınan, eldeki dava.
derin su: onbeş kulaçtan daha derin olan su.

der-kâr: malum; aşikar; bilinen; belli.

dermeyan etmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya koymak; anlatmak.

derpiş: en önde; göz önünde bulunan; öngörü.

derpîş etmek: öngörme; göz önünde bulundurma.
dersiâm: önceden profesörlere verilen isim.

der-uhte: üstüne alma; yüklenme; üstlenme; sağlama.
dese etme: halatın veya zincirin iyice gerilmesi.

desise : sania; hileden farklıdır; olmayanı varmış gibi, olanı yokmuş gibi göstermeye denir. (765 s.TCK m.503)

destek noktası :Fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.

destek seviyesi olayısıyla fiyatların düşerken yoğun alımlar ile karşılaştığı ve daha aşağıya düşmekte zorlandığı seviyedir.

destekleyici dokümanlar: İşlemlerin ve gerçekleşmiş ve/veya faaliyetlerin kaydedilmiş olduğunu destekleyen dokümanlar ve kanıtlayıcı belgeler.

devair: daireler.
devalüasyon: Sabit kur sistemi uygulanan ülkelerde kurların hükümet kararıyla yükseltilmesidir. Ancak günümüzde serbest kur sisteminin uygulandığı ülkelerde kurlarda yüksek kabul edilebilecek bir artışın yaşanması da devalüasyon olarak tanımlanıyor. Devalüasyon TL’nin yabancı paralar karşısındaki değerinin düşmesine neden olduğu için ihracatı artırıp ithalatı kısıyor. Ancak Türkiye’nin ithalatının üçte ikisi üretimde kullanılan hammadde ve ara mallarından oluştuğu için, devalüasyon sonucunda enflasyon da kaçınılmaz olarak sıçrama gösteriyor. Mal ve hizmet fiyatlarının artması ise halkın alım gücünü düşürüp iç talebi kısıyor ve ekonomiyi yavaşlatıyor.
devlet borçları Devletin yurtiçi ve yurtdışı kaynaklardan sağladığı borçlardır.
devlet şurası: Şurayı Devlet; Danıştay.

devlet tahvili:Devletin ödünç fon sağlamak amacıyla piyasaya çıkardığı borç senedidir. Devlet tahvilleri genellikle üç şekilde çıkartılır.

devletler özel hukuku: Kişilerle devlet arasındaki bağı (tabiyeti), bir ülkede yabancıların sahip olduğu hakları ve çeşitli ülkelerde geçerli olan kanunların çatışması nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözmeyi ve bunun için çeşitli bağlama kuralları getirmeyi konu alan hukuk dalı.
devremülk hakkı: Mesken olarak kullanılmaya elverişli bir yapı veya bağımsız bölümün ortak maliklerinden her biri lehine, bu yapı veya bağımsız bölümden yılın belli dönemlerinde istifade etmek üzere, müşterek mülkiyet payına bağlı olarak kurulan irtifak hakkı.
deyn: borç.
dezenflasyon: Sert olmayan deflasyonist önlemlerle enflasyonun sınırlandırılmaya çalışılmasıdır.

dış borçlanma: Ülkenin kaynaklarına ek bir kaynak sağlamak, döviz olarak yeni ödeme gücü elde etmek gibi amaçlarla ülke dışındaki yabancı hükümet ya da finans kuruluşlarından karşılıklı ya da karşılıksız geri ödemeli kaynak bulunmasıdır. Türkiye’de dış borç kavramı içinde kamu sektörünün yanısıra, özel kesimin dış borçları da birlikte anılır.

dış denetim: Dış ve denetlenenden bağımsız bir organ tarafından yürütülen denetim ki bunun amacı hesapların ve mali tablolar ile işlemler ve mali yönetimin düzenliliği ve mevzuata uygunluğu hakkında kanaat bildirmek ve rapor vermektir.

Dış denetimin aşamaları: Bir dış denetim genellikle birbirini izleyen şu aşamalardan oluşur:
1. genel araştırma;
2. ön inceleme;
3. denetimin planlanması;
4. sistemlerin incelenmesi;
5. denetimin yürütülmesi;
6. karşıt görüş prosedürü;
7. denetim bulguları, sonuçları, tavsiyeleri ve raporları;
8. izleme

dış denge: Bir ekonominin ödemeler bilançosunun açık verip vermemesidir. Dış denge, milli gelir, döviz kuru ve döviz sınırları değişkenlerine bağlıdır.

dış ticaret dengesi :Ödemeler dengesinin mal ve hizmet ihracat ve ithalatını parasal değer cinsinden gösteren bölümü. İhracat = İthalat ise dışticaret denkliği; İhracat > İthalat ise dışticaret fazlası; İhracat < İthalat ise dışticaret açığı söz konusu demektir.

dış ticaret oranı (hadleri): Bir ülkenin dış ticaretinde gerçek kaybı ile gerçek kazancının birbirine olan oranıdır. İhracat fiyat endeksinin, ithalat fiyat endeksine bölünmesiyle hesaplanır. Ülkelerin dış ticarette kazanç ve kayıpları dış ticaret oranıyla saptanır.

dial-up: İletişim kurulacak bilgisayarın, var olan telefon hattını kullanarak bilgisayarınız ile aranmasıyla kurulan haberleşme yolu.

din: sistemli inanç.

din seçme özgürlüğü: erginlerin istedikleri dini seçebilmeleri hürriyeti.

dingi: bir çifte kürekle kullanılan patalya.

dîni eğitim: yurttaşların mensubu oldukları dinin esas ve usullerini öğrenmesine yönelik eğitim.

dini eğitim özgürlüğü prensibi: çocuğun dini eğitiminin ana-babanın rızası doğrultusunda belirlenebilmesi ve buna muhalif her türlü sözleşmenin geçersiz sayılması.

direnç noktası: Borsada, belli bir süreç içinde sürekli bir fiyat artışının yoğun satışlar sonucu durdurulduğu fiyat seviyesini ifade eder.
disiplin cezaları : Belli bir statü içinde bulunan kimselere hizmet ve iç düzenle ilgili kurallara aykırı davranışta bulundukları zaman uygulanan cezalardır.
disponibilite :Hesap sahiplerinin istedikleri zaman paralarını çekebilmeleri için, bankaların hemen paraya çevrilebilecek değerler bulundurma zorunluluğudur. Mevduat ve hemen paraya çevrilebilir değerler arasındaki ilişkiyi gösteren bu oranı merkez bankası belirler. Disponibilte oranı, piyasanın likiditesini etkileyen bir para politikası aracı olarak kullanılır.
dîvân-ı muhasebat: Sayıştay
doğrudan finansman : Finansman açığı olan (borçlanıcı) ile finansman fazlası olanın (borç veren) herhangi bir aracı kullanmaksızın karşılıklı olarak bor – alacak ilişkisini kurması hali.

dolar açığı :İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan dolar kıtlığıdır. Avrupa ülkeleri, savaş sonrası ekonomilerini düzeltmek için gerekli mal ve hizmetleri ABD’den karşılıyorlardı. Bu dönemde, Avrupa’nın elinde bulunan tüm altın ve dolar rezervlerinin ABD’ye akması, 1950 ortalarına dek Avrupa’da dolar açığı yaşanmasına yol açmıştır.

dolar paritesi: herhangi bir ulusal paranın resmi dolar fiyatıdır.

dolaylı finansman: Finansman açığı olan (borçlanıcı) ile finansman fazlası olanın (borç veren) birbirlerini tanımadan bir aracı krum aracılığıyla borç alacak ilişkisinin kurulması hali.

dolaylı vergi:yasama organı tarafından fiyatlara eklenmesi istenerek, tüketicilerden alınan vergidir. Satış vergileri, bu tip vergilere bir örnektir.

dolaysız kontroller: Devletin siyasi gücünü kullanarak ekonomiyi düzenlemek amacıyla fiyat ve ücret kontrolü gibi doğrudan yaptığı uygulamalar bütünüdür.

dolaysız vergi :Yasama organı tarafından çıkartılan ve verginin doğrudan doğruya yükümlüsünden alınmasını istediği vergidir. Gelir ve mülkiyet vergileri dolaysız vergiye örnektirler.
donatan : gemisini gemi ticaretinde kullanan gemi sahibidir
döküntü: deniz yüzeyine yakın kayalık kümeler

dönemsel faiz: bir yatırımın fiilen elde tutulma süresince getireceği faizi ifade eder.

dönen varlıklar : üretim sürecinde yer alıp, belrli bir dönem içerisinde sağladığı yarar yine o dönem içerisinde sona eren varlıklardır. Değişen varlıklar olarakta adlandırılırlar.

döner akreditif:Akreditifin, sözleşme uyarınca bir kısmının veya tamamının kullanılması durumunda otomatik olarak yenilenen akreditiftir.

döner sermayeli kuruluşlar: genel ya da katma bütçelerden tahsis edilen bir başlangıç ödeneğini sermaye olarak kullanmak suretiyle her yıl elde ettiğiğ karın bir bölümünü sermayesine ekleyerek iktisadi işletme mantığıyla çalışan kuruluşlar. En yaygın olanları üniversite hastanelerinin döner sermayeleridir.

döşekli: altı düz olan tekne.

döviz: Yabancı bir ülkede ödeme sırasında geçerli olan her türlü bono, çek, kredi mektubu, poliçe, havale gibi her türlü değerli kağıda verilen addır. Nakit olan yabancı paralara “efektif döviz” de denmektedir.

döviz borsası: Döviz arz edenlerle döviz talep edenlerin karşılaştıkları, ulusal paraların birbirlerine çevrildikleri standartlaştırılmış piyasalar.

döviz çapası: Sabit döviz kuru uygulamasında belirlenen parite.

döviz kuru: Bir ülkenin ulusal parasının fiyatının bir başka ülkenin ulusal parası cinsinden ifadesi. İki tür döviz kuru vardır: (1) Nominal döviz kuru, iki ülkenin paralarının karşılıklı göreli fiyatıdır. (2) Reel döviz kuru, iki ülkenin mallarının karşılıklı göreli fiyatıdır.
E = e (P/P*)
Burada E reel döviz kurunu; e nominal döviz kurunu; P yerli malın fiyatını; P* yabancı malın fiyatını gösterir.

döviz kuru rejimleri: Döviz kurları günümüzde özellikle küçük ve açık ekonomiler için taşıdıkları önem ve reel ekonomiyi doğrudan etkileme potansiyelleri nedeniyle, uygulanan para politikası çerçevesinde doğrudan hedef, gösterge veya araç olarak kullanılmaktadırlar. Döviz kuruna yönelik uygulamalar, bir uçta tamamen sabit kur sistemi, diğer uçta ise tam serbesti olmak üzere, iki rejim arasında şekillenmektedir. Tamamen sabit kur sisteminde, ulusal para yabancı bir para veya paralardan oluşan bir sepet karşısında sabitlenmekte ve bu değerin sürmesi para otoritesi tarafından bazen açık bazen de dolaylı olarak garanti edilmektedir. Para Kurulu (Currency Board) türü uygulamalarda, bir taraftan kur sabitlenirken diğer taraftan ulusal para arzı tamamen bu kur üzerinden gerçekleştirilen döviz alış-satışlarına bağlanmaktadır. Tamamen serbest kur sisteminde ise, döviz kurunun fiyatı doğrudan piyasada oluşan arz ve talebe göre belirlenmektedir. Ara rejim olarak adlandırılan, Avrupa Para Sistemine geçiş aşamasında da uygulanan kurun bir band içerisinde hareketine müsaade eden yapı ile kontrollü dalgalanma (managed float), sürünen kur (crawling peg) adı altındaki sistemlerde ise, kur belli bir takım kriterlere göre yönlendirilmekte ve para otoritesi tarafından gerektiğinde müdahale edilmektedir. Kura yönelik bu tür rejimlerin seçimi, ülkelerin içinde bulunduğu şartlara göre değişmektedir.

döviz tevdiat hesabı :Yurtiçi ve yurtdışında yerleşik kişilerin, ticari bankalarda açmış oldukları yabancı para cinsinden mevduata verilen isimdir.

dûçâr: tutulmuş; uğramış; yakalanmış

duguit, léon: ortaya koyduğu hukuk teorisi sosyolojik pozitivizmin bir ifadesi sayılan
Fransız düşünür.

dûn: aşağı; aşağılık; altta; aşağıda.

dupondii: hukuk fakültesi birinci sınıfında olup da hukuku minimum seviyede bildiği kabul edilen öğrencilere takılan ad
.
dûr: uzak.

duran varlıklar : Şirketin likit olmayan aktiflerini gösterir, yani uzun vadeli alacaklar, iştirakler ve maddi duran varlıklar.

Durkheim, Emil: dayanışmayı mekanik ve organik olmak üzere ikiye ayıran ve hukuk sosyolojisine yaptığı katkılarla tanınan ünlü düşünür.

durumsal mülakat: soruların doğrudan gerçekleştirilen iş aktivitelerine yönelik olarak sorulduğu, işte karşılaşılan özgün sorunlar ve durumlara göre yapılandırılmış bir mülakat tekniğidir.
durumsallık: yönetici ya da liderin çalışanların olgunluk düzeyine, yani bilgi ve beceri ve tutumlarına bağlı olarak tarzını değiştirmesi ve duruma göre; eğitici, koç, mentor ya da kaynak olarak liderlik etmesidir.
dümen: tekneyi istenilen yöne çevirmek için saç veya tahtadan yapılan kıç tarafa monte edilen yelpaze şeklindeki parça.

dünya bankası: 1944 yılı sonrası, Avrupa’nın yeniden imarına yönelik olarak “International Bank for Reconstruction and Development” adı altında kurulan uluslararası bir örgüttür. Daha çok, gelişmekte olan ülkelere uzun vadeli proje kredileri sağlamaktadır. Son yıllarda görev tanımları içerisine, gelişmekte olan ülkelerin dış borçları ve yoksullukla mücadele kavramları da girmiştir. 2002 itibariyle 183 üyesi olan Dünya Bankası ABD’nin başkenti Washington D.C.’de bulunmaktadır.

dünya ticaret örgütü:Ülkeler arası ticaret akımlarının mümkün olduğunca öngörülebilir, serbest ve olağan olabilmesi için gereken çetçeveyi oluşturmak ve kuralları koymak ve uygulamak amacıyla kurulmuş uluslararsı bir kurum.

düopol: İki üretici ve çok sayıda tüketicinin bulunduğu piyasadır. Tüketiciler bakımından, tam rekabet piyasasına çok benzer. Ürticilerin arzı kontrol edememeleri satış fiyatını etkiler. Bu da, fiyatın tekel piyasasındaki fiyata yaklaşmasına yol açar. Bu tip piyasalara, kısmi tekel piyasası da denilmektedir.

düopson: Birbirlerine benzer ürünlerin çok sayıda üreticisinin fakat sadece iki tüketicisinin bulunduğu piyasalara verilen addır.

düstûr: kanun; kaide; yasa; devlet yasalarını içine alan kitap; genel kural; başyasa; yasalar dergisi
düzenleme: Bir sözleşmeyi veya işlemi yapan kimsenin iradesini dinledikten sonra, iki tanık önünde ve yöntemine uygun olarak noter tarafından baştan sona kadar yazılarak, ilgililer ve hazır bulunanlar tarafından imzalanıp noter tarafından da onanan senet

E

ebniye: binalar; yapılar.

ecnebî: yabancı; bir devlete göre,kendi uyruğunda bulunmayan gerçek veya tüzel kişiler.

Ecofin: AB Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi. AB’nin ekonomik ve mali politikalarını belirlemektedir. Devlet veya Hükümet Başkanlarından oluşan Konsey ile birlikte tek para birimine geçişte temel karar alma organı olacaktır.

ecr-i müsemmâ: taraflar arasında belirlenen ücret.

ecrimisil: bir malın kullanılmasından doğan yararların para ölçüleriyle takdiri.

eda: edim; borçlanılan şey; borcun konusu.

eda davası: davalının bir iş yapmaya,bir ifada bulunmaya veya bir iş yapmamaya,bir ifada bulunmamaya mahkum edilmesinin istenildiği dava.

edeb: iyi terbiye; naziklik; usluluk.

ef’âl :eylemler; fiiller, işler; ameller.

efektif döviz : Merkez Bankası’nca alım ve satımı yapılan ve Türk lirası olarak kurları belirlenen yabancı ülkelere ait kağıt paradır.

efektif talep:Ekonomide, çeşitli mal ve hizmetleri satınalmak amacıyla harcanmış paradır. Ayrıca satınalma gücü ile mevcut olan talep anlamına da gelmektedir.

efektif: Kaydi forma dönüşmemiş, ekonomik birimlerin fiilen banknot ve bozuk para olarak ellerinde tuttukları parayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.

efrâd: fertler; bireyler

ehil: ehliyetli; hak sahibi; bir hukuki işlem yapabilme yeteneğine sahip

ehl-i hibre: bilirkişi

ehl-i vukûf: bilirkişi

eidétetique gözlem: metodolojik bir yaklaşımı ifade eder. Diğer disiplinlerde olduğu kadar hukuk biliminde de göz önünde tutmak gerekmektedir.

eidos: bir nesnenin özünü ifade eder.
ejder: güçlü; atılgan; çevik.
ekalliyet (akalliyet): azınlık.
ekonomi :Genel olarak ekonomi, sonsuz ihtiyaçları olan insan ile bu ihtiyaçları sağlamaya elverişli doğa arasındaki geçerli ilişkileri araştıran bilimdir.

ekonomi politikasının alt politikaları:
* Ortodoks politikalar:
* Maliye politikası
* Bütçe politikası (Vergi politikası; giderler politikası; borçlanma politikası)
* Teşvik politikası
* Para politikası (Açık piyasa işlemleri; iskonto oranlarının değiştirilmesi; munzam karşılık oranlarının değiştirilmesi)
* Dış ticaret politikası (Tarifeler; kotalar; tarife dışı engeller)
* Kur politikası
* Faiz politikası
* Heterodoks politikalar:
* Gelirler politikası (incomes policy)

ekonomik: Kaynakların en düşük maliyet ve en yüksek fayda sağlayacak biçimde kullanılmasıdır.

ekonomik büyüme: Bir ülkenin mal ve/veya hizmet üretim kapasitesindeki artış.

ekonomik gelişme: Ekonominin fiziksel büyümesinin ötesinde yetenek, bilgi ve anlayışın olumlu değişimidir.
ekonomik kriterler: Kopenhag Zirve sonuçlarına göre, ekonomi alanında işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı kadar, AB içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısı ile başedebilme kapasitesi de aranmaktadır.
etkin bir piyasa ekonomisi için;
* arz-talep dengesinin piyasa güçlerinin bağımsız bir şekilde karşılıklı etkileşimi ile kurulmuş olması,
* ticaret kadar fiyatların da liberal olması, piyasaya giriş (yeni firma açılması) ve çıkış (iflaslar) için engellerin bulunmaması,
* mülkiyet haklarını (fikri ve sınai mülkiyet) içeren düzenlemeleri kapsayan yasal bir sistemin olması ve bu yasalar ile düzenlemelerin icra edilebilmesi,
* fiyat istikrarını içeren bir ekonomik istikrara ulaşılmış olması ve sürdürülebilir dış dengenin varlığı,
* ekonomik politikaların gerekleri hakkında geniş bir fikir birliğinin olması,
* mali sektörün, tasarrufları üretim yatırımlarına yönlendirebilecek kadar iyi gelişmiş olması gerekmektedir.

AB içinde rekabet edebilme kapasitesinin sağlanması için;
* öngörülebilir ve istikrarlı bir ortamda karar alabilen ekonomik kurumların makro ekonomik istikrarının olması ve bununla beraber işlevsel bir piyasa ekonomisinin varlığı,
* alt yapı, eğitim ve araştırmayı içeren yeterli miktarda fiziki ve beşeri sermayenin olması,
* firmaların teknolojiye uyum sağlama kapasitesinin bulunması gerekmektedir.
Bu çerçevede rekabet edebilme derecesinin göstergeleri olarak, birliğe girişten önce birlik ile o ülke arasında belirli bir ticaret ortaklığının olması ve ülke ekonomisinde küçük firmaların oranı sayılmaktadır.
ekonomik rant: Üretim faktörünün üretime sağladığı yararın üzerinde gerçekleşen ödemedir. Iki çeşit rant mevcuttur. Tüketici rantı, tüketicinin malı satın alma sürecinde, almayı düşündüğü fiyatın altında almasıdır. Üretici rantı ise, üreticinin malını istediği fiyattan yukarıya satması ile gerçekletir.

ekonominin genel dengesi: Bir ülke ekonomisinin toplam arzla toplam talebin kesiştiği noktada içinde bulunduğu denge durumu.
Y = C + I + G + (X – M)

ekser: daha ziyade; ençok; çoğu; çoğunca

ekseriyet: çoğunluk
ekseriyeti ara : oy çokluğu
eksik rekabet: Firmaların fiyatları bir dereceye kadar etkileyebildikleri rekabet durumudur. Bu durumda, piyasa tam rekabet yapısından çıkar. Eksik rekabet, tam rekabet ve monopol yapı arasındaki tüm durumlarda geçerlidir.
eklenti: Bir konutun veya bir binanın kullanılış amaçlarından herhangi birini tamamlayan ya da kolaylaştıran yapı.
elektonik fon transferi: Fonların elektronik ortamda hesaplar arası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde ilk olarak Nisan 1992′ de işletime açılmış, Nisan 2000’de ise ikinci nesil adı altında günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde güncelleştirilmiştir. Şu anda sadece TL üzerinden işlem yapılmaktadır. Sistemin açılış saati 8:00 olup, katılımcıların en geç saat 9:00’da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17:30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi haline uzatılabilir.

elektronik menkul kıymet transferi: Menkul kıymetlerin elektronik ortamda hesaplararası aktarımının yapıldığı sistemdir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bünyesinde bu tür bir sistem Ekim 2000′ de faaliyete geçmiştir. Sistemin açılış saati 8:00 olup, katılımcıların en geç saat 9:00′ da kendi sistemlerini açması gerekmektedir. Resmi kapanış saati 17:30 olup, bu saat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından gerek görülmesi haline uzatılabilir.

elfaz: kelimeler; sözler.

elîm: elemli; kederli acılı.

el-yevm: bugün; şimdi; halen.
emek: beden veya zihin gücüyle bir şey üretmeye yönelik faaliyet.
emek arzı:Toplam nüfus içerisinden, ekonomik faaliyetlere katılmak isteyenlerin sayısıdır. Emek arzı, nüfusa, bu nüfus içerisinde çalışmak isteyenlerin sayısına ve bu kişilerin çalıştıkları saat sayısına göre farklılık gösterir.
emek piyasası: çalışma koşulları ile ücretlerin belirlendiği piyasa.
emekçi: üretim mekanizmasına katılarak ücret karşılığında efor sarfedenlere verilen ad.
emisyon:hisse senedi, kağıt para, tahvil gibi değerlerin ilk kez piyasaya sürülmesidir. Tek başına kullanıldığında ise, genellikle devletin yetki verdiği bankaların piyasaya kağıt çıkarması anlamına gelmektedir.

emisyon hacmi:Devletin yetkili kıldığı banka tarafından piyasaya sürülmüş toplam kağıt para miktarıdır.

emlâk-i sirfe: yeri ve üzerinde binalar ve ağaçları mülk olan taşınmaz mallar
emlak vergisi: Konusu bina ve arazi olup, bu bina veya arazi malikinin, intifa hakkı sahibinin, her ikisi de yoksa malik gibi tasarruf eden kimsenin, bina ve arazinin değeri esas alınarak kanunda belirtilen oranlara göre ödediği vergi.
emredici hukuk kuralı: âmir hüküm de denir, kişilerin mutlaka uymak zorunda oldukları kanun hükümlerine verilen genel addır.
emr-i makzî: hükme bağlanmış iş.

emtia: ticaret konusu her türlü mal.
emtia borsaları: Ticarete konu olabilen malların alım ve satımının gerçekleştirildiği standartlaştırılmış piyasalar.

endeks sayıları:Belirli bir yıl ile baz alınan yıl arasında geçen süre içinde fiyat, maliyet gibi konularda gerçekleşen değişimleri gösteren sayılardır. Tüketici fiyat endeksi, toptan eşya fiyat endeksi, sanayi üretim endeksi bunlara örnektir.

endeksli tahvil: Enflasyonun tahvillerde yazılı değeri aşındırmasını önleyerek, tahvil sahiplerinin zarara uğramamaları için çıkartılan bir tahvil türüdür. Bu tip tahvillerde, ana para ve faizi altın, döviz gibi bir değer ölçüsüne bağlanarak, ödeme günü geldiğinde tahvilin değeri bu ölçülere göre saptanarak ödeme yapılır. Böylece tahvil sahibi enflasyondan etkilenmemit olur.

entelektüel kapital: bir organizasyonun çalışanları, müşterileri ve tedarikçileri gibi tüm insan kaynaklarının sahip olduğu, değere dönüştürülebilen ve rekabetçi üstünlük sağlayan bilgidir.
e-mail: elektronik-posta; Elektronik Posta, posta işlemlerinin (mektuplaşma v.s.) Bilgisayar ortamında yapılmasıdır. E-mail ile diğer internet kullanıcısına mektup ve dosya gibi şeyler gönderebilir ve alabilirsiniz.

emval: mallar; mülkler.

emvâli menkule: taşınır mallar;taşınabilir mallar.

encryption: internet üzerinden transfer edilen bilgilerin, üçüncü şahıslar tarafından okunmamasını sağlayan bir şifreleme yöntemi.

endojen ve egzojen değişkenler:Endojen değişken, değeri modelin içerisinde belirlenip açıklanan; egzojen değişken ise değeri modele dışarıdan verilen değişkendir. “İçsel ve dışsal değişkenler” olarakta ifade ifade edilirler.

enflasyon: Fiyatlar genel seviyesindeki değişimdir. Bugün için, parasal bir olgu olduğu ve uzun dönemde parasal bir büyüme olmadığı sürece enflasyonun artmayacağı genel olarak kabul görmektedir. Toptan Eşya Fiyat Endeksleri, Tüketici Fiyat Endeksleri ve İmalat Sanayii Fiyat Endeksleri gibi çeşitli endeksler aracılığı ile ölçülmektedir.

enflasyon çeşitleri:
* Talep enflasyonu: Bir ekonomide toplam talebin toplam arzı aşarak sürekli fiyat artışına * neden olması halinde talep enflasyonu ortaya çıkar.
* Arz (maliyet) enflasyonu: Üretimde girdi olarak kullanılan üretim faktörleri ya da malların fiyatlarının sürekli artış içine girmesi sonucu maliyetlerdeki artışların satış fiyatlarını da artırmaya başlaması hali.
* Sürünen enflasyon: Talep ya da arz enflasyonunun yıllık % 2 -3 düzeyinde
istikrarlı bir görünüm sergilemesi hali.
* Hiper enflasyon: Talep ve/veya arz enflasyonunun aylık % 50 ve daha fazla artışlar içine girmesi hali.
* Basamaklı enflasyon: Talep ve/veya arz enflasyonunun iki haneli ve genellikle artan, fakat hiper enflasyona dönüşmeyen hali.

enflasyon hedeflemesi: Merkez bankalarının genellikle hükümetlerle birlikte, para politikası amacı olarak belli bir enflasyon rakamını hedeflemeleridir. Bu tür bir uygulamada hedeflenen enflasyonun, beklentileri etkileyebildiği ölçüde, nominal çapa görevini üstlenmesi öngörülür. Diğer politikalardan farkı, enflasyon hedefinin net bir şekilde kamuoyuna duyurulması ve bu konu ile ilgili doğrudan sorumluluk alınmasıdır. Uygulamada, uygulayıcı kurum olarak merkez bankaları amaca yönelik bir araç bağımsızlığına kavuşmaktadırlar. Diğer bir deyişle, merkez bankaları, kur ve faiz politikalarını enflasyonu kontrol altına almak amacı ile istedikleri biçimde kullanabilmektedirler. Bu tür uygulamalar, bir ekonomideki tüm büyüklüklerin nominal çapa özelliğini kaybetmesi sonucu bir zorunluluk olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu tür bir politikanın başarısı için, güçlü ve sağlıklı bir mali yapı, enflasyon ile para politikası araçları arasında gözlenebilir ve istikrarlı bir ilişki, kredibilite, bağımsızlık ve açıklık gibi unsurlar ön koşul olarak sayılmaktadır.

enflasyon ithali: Bir başka ülke enflasyonunun dış ticaret yaptığı diğer ülkelere fiyat artışı olarak yansımasıdır.

enflasyon riski : Enflasyon nedeniyle yatırımcı tarafından arzulanmayan bir reel getiri oranının gerçekleşme olasılığını ifade eder.

enflasyon sarmalı :Bir kez başladığında kendi kendini büyüterek gelişen enflasyondur. Bu gelişim şöyle gerçekleşmektedir: fiyatların artması maliyetlerin artmasına, bu da fiyat seviyesinin daha da artarak sürecin bu şeklide gelişmesine yol açar.

enflasyon vergisi: Para, tedavüle çıkaran kurum açısından yükümlülük, talep eden, elde tutan kurum ve kişi açısından ise bir varlık olarak düşünüldüğünde, enflasyon, parayı ihraç eden kurumun yükümlülüğünü, parayı elde tutan kurumun ise varlığını reel olarak azaltır. Bu anlamı ile enflasyon, gelir elde eden açısından vergi özelliği taşımakta, dolayısıyla vergi gibi satın alma gücünün transferine neden olmaktadır.

enfüsi: öznel; subjektif.

engizisyon mahkemeleri: ilk defa 1183 yılında İtalya’da kurulmuş ve daha sonra diğer Katolik ülkelerde de faaliyet göstermeye başlamış bir Avrupa kurumu. Genellikle suçluların yakılması veya kemiklerin kırılması şeklinde yapılan ceza infazları ile ünlüdür.

enkaz: bina yıkıntıları; yıkıntı; moloz; eski hayvanların bakiyeleri
envai mesalih: işlerin çeşitliği.
envantör: belirli bir tarihe ilişkin borç, alacak ve varlıkların miktarlarının ve değerlerinin, sayım, kontrol ve düzeltme yaparak saptanmasıdır.
erbaa: dört.

erbâb: ehil; becerikli; muktedir; yetenekler; sahipler; malikler.

erbâb-ı vukuf: bilirkişiler.
ergonomi:İnsanın fiziksel gücünün üretimde kullanılması için gerekli koşulları inceleyen bilim dalıdır. Amacı, maksimum işgücü ve sermaye üretmek için en elverişli fiziksel ortamı sağlamaktır.
erojen: cinsel tahrike duyarlı olan.
erojen bölge: cinsel tahrike cevap veren vücut bölümü.
Eros : mitolojide aşk tanrısı, aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite’in oğlu.
erotik: cinsel uyarıma yönelik ve cinselliği konu alan her türlü yapıt yahut davranış ya da görünüm.
erotizm: hiçbir ahlaki kaygı taşımaksızın cinselliği alenen ortaya koyan ve bununla cinsel uyarımı amaçlayan Batı orijinli düşünce akımı.
erozyon: toprağın yağmur rüzgar gibi dış etkenlerle aşınması.
errare humanum est: yanılmak insanlara özgüdür; hata beşeridir.
error: hata.
error calculi: hesap hatası.
error in corpore: şeyde yanılma.
error in negotio: sözleşmenin nitelinde hata.
error in objecto: konuda yanılma.
error in persona: şahısta hata.
error in qualitate: vasıfta hata.
error in quantitate: miktarda hata.
error in juridicus: hukuki hata.
erş: sakatlanan bir organ için yaralayandan alınan kan parası.
esasa ilişkin: Hesaplara ve mali tablolara ilişkin bulgunun niteliğinin mali tabloların bütünüyle değeri hakkında kuşkuya yol açması ve denetçinin tatmin edici bir sonuca ulaşmasını imkânsız kılması. Bu durum hesapların tasdikinin reddi için bir gerekçe oluşturabilir.
esbab-ı mucibe: gerekçe; gerektirici sebepler.

eshâb: sahipler; bir şeyin malikleri.

esham: pay senedi; hisse senedi.

eslem : en selâmetli; en emin; en doğru; en sağlam.
esnaf : ister gezici, ister bir dükkan veya bir sokağın belli bir yerinde sabit olsun, iktisadi faaliyeti nakdi sermayeden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleridir.
esnek arz :Esnek arz, arzın fiyatta meydana gelen değişmelere rağmen, daha büyük oranda değişmemesi şeklinde tanımlanmaktadır.
esnek çalışma programları: aile, eğitim ya da sağlık gibi nedenlerle alışılmış iş gün ve saatlerine uyum sağlamakta zorluk yaşayanlar için normal sekiz saatlik çalışma gününde bazı değişiklikler getirmektir.
esnek talep:Esnek talep, talebin fiyatta meydana gelen artış veya azalış neticesinde, fiyattan daha büyük oranda artması veya azalması şeklinde tanımlanmaktadır.

esneklik :Bir değişkenin diğer bir değişkendeki artma veya azalma karşısında gösterdiği duyarlıktır. Örneğin, bir malın fiyatı % 10 artarsa, o malın talebi de % 10 azalır. Fakat piyasa şartları her zaman böylesine normal bir esneklik göstermez.
espiyonaj: istihbarat.
eşcar: ağaçlar.
eşel mobil: Ücretli ve maaşlıları, hayat pahalılığı karşısında korumak amacıyla fiyat artışlarıyla doğru orantılı olarak artmasının sağlanmasıdır.
eşhas : şahıslar; kişiler; kimseler.

eşkâl : biçimler; suretler; tarzlar.
eşya hukuku: şahısların bir eşya üzerindeki egemenlik ve tasarruflarının nitelik ve türlerini saptar. Eşya üzerindeki egemenliğin diğer şahıslarla olan ilişkilerini belirler.

e-ticaret: elektronik ticaretin kısaltılmışıdır. İnternet üzerinden mal ve/veya hizmet alış verişidir.

etkin piyasa: Bu hipotez, bir piyasada işlem gören kıymetlerin mevcut fiyatlarının, o kıymetlere ilişkin elde edilebilir bilgilerin tümünü yansıttığını öngörür. Teori, fiyatı belirleyenin alıcı ve satıcılar olduğu varsayımı ile, işlemcilerin tüm ulaşılabilir bilgilere aynı anda ve simetrik olarak ulaşabildiğini varsayar. Bu durumda oluşan fiyatın da denge fiyatı olduğu öngörülür.

etkinlik: Maliyet-etkin şekilde hedeflere ne ölçüde ulaşıldığı.
euro: Aralık 1995 Madrid Zirvesi ile AB, ortak parasının adını euro olarak belirlemiştir ve euro banknotlarının çizimi ile ilgili bilgileri Aralık 1996 Madrid Zirvesi ile basına duyurmuştur. 1 Ocak 1999 tarihinde euro ile ECU sepeti bire bir değere sahip olacaktır. Euro, fiktif olarak 1 Ocak 1999 tarihinde var olacaktır. Ancak, 1 Ocak 1999 – 1 Ocak 2002 tarihleri arası geçiş dönemidir. En geç 1 Ocak 2002 tarihinde euro banknotlar ve madeni paralar tedavüle girecektir. 1 Ocak 2002 – 1 Temmuz 2002 tarihleri arasındaki 6 aylık dönem boyunca euronun yanı sıra ulusal paralar da tedavülde bulunacaktır. Altıncı ayın sonunda tek yasal para euro olacaktır. Euro banknotları 5, 10, 20, 50, 100, 200 ve 500’lük kupürler halinde tedavüle sokulacaktır. Euro 100 centten oluşacaktır ve madeni paralar 1, 2 euro, 1, 2, 5, 10, 20 cent olarak.
euro logosu: Aralık 1996 Dublin Zirvesi sonunda euronun logosu mavi zemin üzerine sarı renkte C harfinin içinden geçen = işareti olarak belirlenmiştir. Logo hem ABD dolarının = işaretini hem de euronun baş harfi E’yi anımsatacak şekilde hazırlanmıştır.
Eurostat: AB için istatistik toplamak ve yayımlamakla görevli AB İstatistik Ofisidir.
evalüasyon : Bankaların kayıtlarında sabit kur üzerinden geçirilen dövizlerin her ay sonunda geçerli cari kura göre düzenlenmesi işlemediri.

evkaf : vakıflar.

evleviyet: tercihli; haydihaydi; öncelikle.

evrâk : yapraklar; kağıtlar; arşiv.

evrâkı müsbite: ispat edici belgeler; tesbit edici yazılar; tapu kütüğünü tamamlayan belgeler
evsaf: nitelikler.
evsafı mümeyyize: belirgin nitelikler.
evvelâ :birinci olarak; herşeyden önce; ilk önce.
evvelemirde: herşeyden evvel; işin başlangıcında; ilk iş olarak.
Eximbank:ihracatta kredi kolaylıkları sağlayan, ithalat ve ihracatta uzmanlaşmış finansal bir kurumdur.
eylem planı: kısa dönem içinde nelerin yapılması gerektiğini, bunları kimlerin, ne zaman, nerede ve nasıl yapacağını, yürütme sorumluluğu ve onay yetkisinin kimlerde olduğunu, kime bilgi verileceğini ve kimlerden destek isteneceğini belirten kararlar dizisidir.
ezcümle : özellikle; özet olarak; sözün kısası; toplucası.

e-zine: internet üzerindeki online dergi.

ezmân : zamanlar, vakitler; anlar; çağlar.

ezoterik: bir ziümre arasında paylaşılan ve manevi bir değeri olan sır.

ezoterizm: sır perdesinin ardındaki gizlere ulaşmayı amaçlayan düşünsel etkinlik.

F

faal: çalışkan.
faal idare: genel idare, mahalli idareler ve özerk kurumları kapsayan yürütme organı şeklinde tezahür eden ganel idare.
faal nedamet: ceza hukukunda bir kimsenin suç işledikten sonra pişmanlık duyarak sonucu önlemeye çalışması.
faal ortak: çalışmlarıyla ortaklığa çokça emeği geçen ortak.
faaliyet: işleyiş.
fabrika: ham maddeleri işleyerek iktisadi hayata kazandıran sanayi kuruluşu.
fabrika teslimi: fabrika fiyatı; nakliye ve aracılık ücreti konulmadan hesaplanan ücret.
fabrikasyon: fabrika ürünü.
facio ut des: vermen için yapıyorum.
facio ut facias: yapman için yapıyorum.
facir: içki ve fuhuş düşkünü erkek.
facire: içki ve fuhuş düşkünü kadın.
factor: factoring işleminde alacağı satın alan kişi ya da kurum.
factoring: mal tesliminden doğan para alacaklarının satın alınması.
factoring çeşitleri:
* gerçek factoring: factor ödememe riskini yüklenir
* gerçek olmayan factoring: factor ödememe riskini yüklenmez
factum: vakıa.
factum iuridicium: hukuki fiil.
factum probanda: ispat edilmesi gerekli fiiller.
factum probantia: uyuşazlık konusunu ispatlamak amacıyla ortaya konan vakıalar.
facultas: yetenek.
facultas alternative:ikame etme yeteneği.
faenus: faiz.
fahimâne: yabancı prensler ya da Mısır valileri için saygı iafedesini taşıyan bir kullanış.
fahâmet: ululuk.
fahim: saygın ve büyük kişi.
fâhiş: aşırı; ağır; çok fazla.
fâhişe: hayat kadını.
fahişelik: hayat kadınlığını bir meslek haline getirme; fahişeler gibi davranma.
fahişe dostluğu: pezevenk; fahişelerle fuhuş dışında abzı özel çıkarlar için ortaklık kurmak.
faiz:Belirli bir paranın, belirli bir süre için iade şartı ile kullanılmasına karşılık verilen tutara verilen addır.

faiz oranı: Faiz miktarını shesaplayabilmek amacıyla, paranın çarpının % cinsinden değerdir.

faiz ödemeleri: Bu veriler Hazine, Kamu İktisadi Teşebbüsleri, döviz pozisyonu tutan bankalar ve yurtdışından kredi alan diğer kuruluşlara ait borçların faiz ödemelerini kapsar. Bütçede eksi kalemdir.

faktoring:Faktoring, alacak hakkı başka bir kuruluşa likit fon karşılığında devredilmek suretiyle gerçekleşen işlemdir. Bunun yanısıra, firmalara vadeli satış bedellerini vadesinden önce thsil etme imkanı sağlayan finans kuruluşlarına da “faktoring” denilmektedir. Bu firmalar, vadeli satış yapmış şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını peşin fakat iskontolu olarak satın alırlar ve vadesi geldiğinde alacağı kendileri tahsil ederler.

faktör:Bütünü oluşturan unsurların her biri; üretim unsurları ve acenta, komisyoncu şeklinde çeşitli anlamlara gelmektedir.

falye: ağızdan dolma topların hartuçlarını ateşlemek için kuyruk kısımlarında bulunan delik. Buna Falye Deliği de denir.

fanatik: bir hususta aşırı eğilimleri olan.

fanatizm: aşırılık.

fantastik: hayale dayalı.

fantezi: hayal gücü ürünü olarak ortaya konan yeni bir heyecan.

FAQ (frequently asked questions): Sıkça Sorulan Sorular anlamına gelir. Web sayfalarında gezerken, web sayfasında belirtilen konu hakkında sorulabilecek soruların cevaplarını içerir.

Farabi (M.S. 870-950): insanın toplumsal bir varlık olduğu üzerinde ısrarla duran ve devlet başkanının sahip olması gereken nitelikleri sayan düşünür.

fariğ: bir şeyi veya hakkı başkasına devreden; ferağda bulunan; feragat eden; taşınmaz maldaki tasarruf hakkını başkasına bırakan kişi.

farklılıkların yönetimi: yaş, cinsiyet, din, inanç, kişilik gibi yönleriyle farklı insanları etkili bir şekilde yönetmek için planlanan ve uygulanan organizasyonel sistemlerin; farklılığın yararlarını en üst düzeye çıkarırken, sorunlarını ve sakıncalarını en alt düzeye indirecek şekilde kurulmasıdır.
farz: zorunlu; baş koşul; boyun borcu; çok gerekli; varsayma.

fatalist: kaderci.

fatalizm: kaderciliğe dayanan düşünce akımı.

fayda: mal veya hizmetelerin ihtiyaçları giderme özelliğidir. Kullanma değeri olan birşeye faydalı, kullanma değeri olmayan bir şeye is efaydasız denilmektedir.

fayda-maliyet analizi:bu analiz, yatırım projelerinin net cari değerini iskontolamak suretiyle, projenin maliyet ve faydasını değerlendirmeye yarayan bir tekniktir. Fayda-maliyet analizi ile, bir yatırım yapılıp yapılmayacağına karar verilir.

fâsıl: ayıran; bölen.

fâsıla: aralık; ara.

fasl etme: halletme; neticelendirme.

FED :ABD Merkez Bankası. Tek bir kurum olmayıp Merkez Bankası görevlerini yapan çeşitli bankaların oluşturdukları bir federal sistemdir. 12 adet bölgesel federal rezerv bankasından oluşur.
fehime: anlayış.
fek: kaldırma; bir hukuki sınırlamanın kaldırılması; sona erdirme; bitirme.
felek: ufak deniz araçları ile filika ve kiklerin sahile çekilmesi için omurgaları altına konulan yuvarlak kütükler.

fer’ î: bağımlı; ekli; eklentili; ikinci derecede olan.

ferâgat: vazgeçme; el çekme; dinlenme.

ferağ: devir; devretme; bir hakkı birine geçirme; mirî veya vakıf arazinin yararlanma hakkının satışı.

ferd: tek; yalnız olan şey; eşi olmayan; tek olan sayı.

fersah: üç deniz miline eşit mesafe ölçüsü, 18240 yarda veya 5556 metreye tekabül eder. Bu uzunluklar, milletlerin kabul ettiği ayrı ayrı uzunlukta olabilir.

fesâd: karıştırıcı; arabozucu; karışıklık; bozukluk; dolan.

fesh: bozma; bozulma; dağılma; dağıtma; kapatma; kaldırma.
fesih: Devam etmekte olan bir hukuki ilişkiyi, tek taraflı olarak ve ileriye dönük olmak üzere sonlandıran bozucu yenilik doğurucu irade beyanı.
fetişist: karşı cinsiyetten kendisini en fazla uyaran organa odaklanan kişi.
fevkinde: üstünde; aşan.

fıktan: yokluk.
fırka: insan kalabalığı grubu; parti.
fırsat maliyeti:Üretim unsurlarının bazı işlerde kullanılmasından dolayı, kaçırılan fırsatların oluşturacağı maliyettir.

fıtrî: tabii; yaradılışındaki; doğasındaki.

fiat para: Üzerinde yazılı değerin çok altında bir mal değerine sahip olan para. Kağıt para bu tür bir paradır.

fi-i cârî: geçer değer.
fiil ehliyet: Bir kimsenin, kendi eylemleriyle haklar ve yükümlülükler yaratması yeteneği.
fi-l-vâki.
filhakika: hakikatte; gerçekte; doğrusu.
filika: savaş gemilerindeki kürekli veya yelkinli tekneler .

filika mataforası: filikaların sudan kaldırılarak gemiye alınması için kullanılan matafora.

filotilla: muhrip ve muhripten daha küçük gemilerden teşekkül eden taktik birlik.

finansal kiralama: Bir yatırımcı ile bir leasing şirketi arasında yapılan sözleşme gereğince, yatırımcının seçmiş olduğu yatırım malının leasing şirketince kiralanarak, belirli bir kira karşılığında yatırımcının kullanımına sunumunu sağlayan finans metodudur. Kiralanan malın mülkiyeti sözleşme müddetince, leasing şirketindedir.

finansal risk: Hisse senedi veya tahvil gibi bir yatırım aracını aldığınız şirketin vadesi geldiğinde tahvil kuponlarını ya da üçüncü şahıslara olan borçlarını ödemeyip yatırımcıyı dolaylı olarak zarara sokması riskidir.

finanslama: Üretim, yatırım ve satış faaliyetlerinin yapılması için gerekli parasal değerlaerin sağlanması, ödenmesi gibi para bulma ve kullanma etkinliklerinin tümüdür. Özel sektör bu faaliyetleri, bankalar ve finans kuruluşlarından sağladığı fonlar yardımıyla gerçekleştirirken; kamu sektöründe ise dış borçlanma, emisyon, menkul kıymet ihracı gibi kaynaklardan sağlanan fonlardan yararlanılmaktadır.

finansman bonosu: Şirketlerin kısa vadeli işletme sermayesi ihtiyaçlarını karşılamak için çıkardıkları teminatsız senetlere verilen isimdir.

Fisher endeksi: Paranın değerinin ölçülmesinde kullanılması öngörülen I. Fisher tarafından geliştirilmiş olan fiyat endeksidir.

fiyat: Bir mal veya hizmet elde etmek için verilen belirli miktar para veya maldır.

fiyat endeksleri: Malların belirli bir dönemdeki fiyatlarını baz alarak daha sonraki dönemlerde bu fiyatları baz alınan fiyatlara göre oranlayarak, fiyatların ne denli azalıp arttığını gösteren endekstir. Toptan eşya ve tüketici fiyat endeksleri olarak ikiye ayrılır.

fiyat etkisi: Fiyatta meydana gelen değişmeden dolayı satın alınan mal miktarında meydana gelen toplam değişmedir. Fiyat etkisi ikame ve gelir etkisi olarak incelenir. Fiyat yükseldiği zaman satın alınan mal miktarı azalır; fiyat azaldığı zaman ise miktar artar.

fiyat istikrarı: Enflasyonist fiyat değişikliklerine fırsat tanımayarak,paranın satın alma gücünün, üretim, yatırım ve istihdam seviyelerinin korunmasıdır. Tam istihdamın ve ödemeler dengesinin sağlanması fiyat istikrarının başlıca amaçlarından biridir.

fiyat marjı: Bir hisse senedinin seans içinde önerilebilecek en düşük (taban) ve en yüksek (tavan) fiyat aralığını oluşturur. Fiyat marjı her hisse için baz fiyatın %10 altı ve üstü şeklinde otomatik olarak hesaplanır.

fiyat politikası: Bir firma veya ekonomiyi yöneten kişilerin fiyatları istenilen seviyede tutmak için sergiledikleri genel tutumdur.

fizibilite: Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır.

fon: Belirli bir alanda gerçekleştirilecek faaliyet için ayrılmış para veya yerine geçebilecek değerlerin tümüdür.

fonlama: Özkaynaklarını kullanarak kaynak sağlama yöntemidir.

franchise: serbest bırakma.

franchisee: franchise alan.

franchising: franchisörün bir bedel ve uyulması gereken kurallar karşılığında frnachiseeye kendi çalışma alanında verdiği lisansı düzenleyen ticari mukavele.

franchisör: franchise veren.
fransız ihtilâli (1789): Fransız İhtilali,dünya tarihinin önemli olaylarından biridir. Bu olay; monarşik yönetimlerin ve imparatorlukların yıkılmasına, millî ve demokratik devletlerin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Bu dönemde derebeylik ortadan kaldırıldı,anayasası hazırlandı ve 28 Ağustos 1789’da “İnsan ve Vatndaş Hakları Bildirisi” yayınlandı. Bu bildiride şunlar yer almaktadır:
* İnsanlar,hakları bakımından hür ve eşit doğarlar ve öyle yaşarlar.
* Her siyasî topluluğun amacı insan haklarını korumaktır. Bu haklar, özgürlük,mülkiyet,güvenlik ve baskıya karşı direnme hakkıdır.
* Egemenlik milletindir. Hiçbir kişi ve kuruluş milletçe verilmeyen bir hakimiyeti kullanamaz.
* Özgürlük,başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmektir.
freeware: kullanılması ve dağıtılması tamamen ücretsiz olan programlar.

frijit: cinsel soğukluk.
fuhûş: haddini aşma; kötülük; namusa aykırı hareket.

fuzûlî: boşuna; yersiz; lüzumsuz; haksız; boşboğaz; erkek adı.

fuzûlî işgal: bir taşınmaz malı sahibinin izin ve rızası olmadan ele geçirmek

fürûht: satma; satım; satış.

G

gabin : 1) bir sözleşmede tarafların karşılıklı edimleri arasında açık bir orantısızlık bulunmasıdır. karşı tarafın özel durumundan aşırı faydalanma olarak da nitelenebilir. 2) karşı tarafın tecrübesizliğinden,zor durumundan veya dikkatsizliğinden faydalanarak aşırı yarar elde etme durumu ;gabin durumunda zarar gören taraf bir yıl içinde sözleşmeyi bozduğunu bildirerek verdiği şeyi geri alabilir.bir yıl geçtikten sonra sözleşme geçerli hale gelir 3)haksız faydalanmak, sömürü.

gaî (gaiye): gaye, maksat ve netice ile ilgili; amaca ilişkin.

gaip: görünmeyen; hazır olmayan; yitik; yok olan kişi; kaybolan ve kendisinden uzun zaman haber alınamayan kişi.

galle: gelir; hasılat; yarar.

garaz: (garez)gizli düşmanlık; asıl maksat; erek; amaç; hınç.

garrâ: parlak; gösterişli.

gars: ağaç dikme

gasıb: başkasının bir eşya, para yada kıymetli  malını elinden veya tasarrufundan zorla haksız yere alan kimse.

gasp :başkasının bir eşya, para yada kıymetli  malını elinden veya tasarrufundan zorla ve haksız alınması.

gâvur: kafir kelimsinin Türkçe’deki söylenişi; İslam hukukunda Müslüman olmayanlara yapılan genel tanımlama.

gaybubet: kaybolma; yokluk; göz önünde olmayış; yitiklik.

gayr (gayir): ayrı; başka; özge; artık; diğer; yabancı.

gayrimenkul: Bir yerden bir yere taşınması olanaksız (taşınmaz) mal.

gayr-i melhûz: beklenmedik; imkansız; olanaksız.

gayr-i mümkün: olanaksız; imkansız.

gayrimenkul mükellefiyet: Bir taşınmaz malikinin, sahip olduğu mülkü nedeniyle ve özellikle o taşınmaz (gayrimenkul) teminat olmak üzere, diğer bir kimse lehine bir şey yapmaya veya vermeye zorunlu tutulması.

gayrimenkul tellallığı: Taraflar arasında (hiçbirine sürekli olarak bağlı olmaksızın), taşınmaza ilişkin sözleşmelerin (kira, satım vb.) yapılması hususunda ücret karşılığında aracılık etme mesleği; emlakçılık.

gayrı vazıh: kapalı .
gebe: hâmile kadın.
gece: İş Hukukan göre: En geç saat 20:00’den başlayarak en erken saat 06.00’ya kadar geçen ve her halükârda en fazla onbir saat süren dönemdir. İcra ve iflas hukuku ve ceza hukukuna göre: Güneşin batmasından bir saat sonra ile güneşin doğmasından bir saat evvelki zaman aralığına verilen ad.
geçici tescil: Halen varolup da uyuşmazlığa neden olan ayni hakların korunması amacıyla tapu kütüğüne yapılan tescil.
geçit hakkı:Bir taşınmaz üzerinden başka bir taşınmaz malikinin geçebilmesi için kurulan bir ayni hak.
gemi: tahsis edildiği amaca uygun olarak kullanılması, denizde hareket kabiliyetine bağlı olan ve pek küçük olmayan her türlü tekneye verilen genel ad.
genel araştırma: Bu araştırma, ön incelemeden önce yapılır ve denetlenen kurumun genel anlamda tanınmasına içerir.
genel denetim hedefi: Erken planlama aşaması sırasında denetçi tarafından belirlenen ve aşağıdaki hususların kalitesini kontrol etme imkânı veren hedef:
i.yetki ve muhasebe işlemlerinin kaydı;
ii.varlıkların korunması;
iii.girişlerde periyodik koşutluk;
iv.mali yönetim.
genel idare: Bütün ülkeyi kapsayan idare olup “merkez teşkilatı” ve “taşra teşkilatı”ndan oluşur.
genel kabul görmüş muhasebe prensipleri: Muhasebe standartlarına uyumla ilgili olarak mesleki kuruluşların ya da organların kabul ettiği ve muhasebenin dayandığı genel prensipler. Örneğin; para biriminin değerinde istikrar prensibi, uygulanan metodlarda süreklilik prensibi, ihtiyatlılık kavramı, samimiyet prensibi, gayri safilik prensibi vb.
genel kolluk: genel asayiş ve güvenlikle ilgili persone verilen ad. Polis, jandarma ve sahil güvenlik olmak üzere üçe ayrılırlar.
genel vekaletname: Bir kimsenin, kendi adına her türlü işi yapması için başka bir kişiye vermiş olduğu vekillik belgesi.
gerçek kişi: İnsanlar.
gerçi: gerçekten; vakıa
gerdek: gelinle damadın düğünden sonraki ilk cinsel birlikteliklerini ifade eden terim
gıyâb: hazır ve mevcut olmama; göz önünde bulunmama; uzaklaşma; kaybolma; arka
gini katsayısı: Lorenz Eğrisi ile kırkbeş derece doğrusu arasında kalan alanın kırkbeş derece doğrusunun üstündeki alana oranıdır.

girift : dolaşık; karışık; bir birinin içine girgin; tutma; yakalama.
gizlilik: İletişim kuran iki taraf arasındaki yazışmaların üçüncü kişilerden gizli tutulması, veya bir kişiye ait bilgilerin kendisi dışında herkesten gizli tutulması.
grafolog: grafoloji uzmanı.
grafoloji: el yazılarını inceleyerek yazının sahibi hakkında karakteristik analizde bulunmayı konu edinen bilim dalı.
gravamen: şikayet.
gravür: oyma resim.
grev: işçilerin aralarında anlaşarak veya bir kurululun kararına uyarak topluca iş. bırakmalarıdır.

gûna (gûne): türlü; gidiş; tarz; yol; sıfat.
gökdere, ahmet yılmaz (1939-2003): mikro-makro iktisat teorisine ve iktisâdi hukuka yaptığı katkılarla tanınan ünlü bilim adamı.
güncel denetim dosyası: Denetçi tarafından toplanan bütün bilgileri içeren ve raporun hazırlanmasında yararlanılan dosya. Bu dosya yürütülen çalışma için kanıt sağlamaya imkân verir ve çalışmanın izlenmesini kolaylaştırabilir. Güncel denetim dosyaları genellikle aşağıdaki bölümleri kapsar:
i.dosya planı;
ii.denetlenenlere gönderilen raporlar;
iii.bulgular, sonuçlar ve tavsiyeler;
iv.yürütülen çalışmayı destekleyen kanıtlayıcı dokümanlar;
v.denetim programları;
vi.denetim planlama notu.
güzeran: geçici; geçen
güzergâh: istikâmet

H

hâcet: gerek; gereklilik.

hâcir: hicret eden; bir yerden başka bir yere göçen; sayıklayan (hasta)
haciz: Borçlunun, borcunu kendi arzusu ile ödememesi durumunda, alacaklının talebiyle, borçlunun (borca yetecek miktardaki) mal ve haklarına devlet aracılığıyla (icra dairesi tarafından) el konulması.

hâdis: meydana gelen; çıkan; yeni çıkan.

hafiyyen : gizli olarak; saklı olarak; gizlice.

hafriyat : kazı; kazılar; toprak kazma; toprak çıkarma.

hail : duvar, çit, parmaklık, tahta perde gibi taşınmazları birbirinden ayıran işaret ve engeller.

haiz : sahip; elde bulunduran; taşıyan.

hak: Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir.

hakikiye: hakikate mensup; gerçek; sahici; doğru; gerçekten.

hakk: doğruluk ve insaf; bir insana ait olan şey; dava ve iddiada hakikate uygunluk; harcanmış emek; pay; hisse.

hakkaniyet: hak ve adalete uygunluk; doğruluk.

hak ehliyeti: Sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan ölüm anına kadar olan dönemde herkesin sahip olduğu medeni haklardan (evlenme, mülk edinme vb.) yararlanma yeteneği.

hakk-ı mesil: su yolu hakkı.

hakk-ı mürûr: geçit hakkı.

hakk-ı şuf’a: önalım hakkı.

hakk-ı şürb: içme hakkı; sudan yararlanmada sıra hakkı.

haksız fiil: hukuk düzeninin izin vermediği, zarar verici eylemlerdir.
hâle: ayın etrafında görülen daire şeklindeki yaygın ışık. Ay etrafında hale görülmesi yakın bir zamanda furtuna çıkacağına işarettir.

halel: bozma; bozukluk; eksiklik; zarar.

haleldar olmak: bozulmak; çiğnenmek.

hali sabıka irca: eski hale getirme.
haliç: uzunluğu genişliğine nazaran fazla olan ve karaların içine doğru uzayan deniz kısmı. Haliçlerde sular durgun oduğundan gemiler için iyi bir liman sayılır.
halita: karışım.
hamâle: bir mala kefil olma.

hamel noktası: 21 Mart’ta güneşin güney yarım küresinden kuzey yarım küresine geçtiği gök ekvatoru üzerindeki nokta. Hamel Noktasına İlkbahar Noktası da denilir.

harâc-ı mukaseme: arâzî-i hâriciyye mahsullerinden onda birden yarısına kadar alınan vergi

harâc-ı muvazzaf: arâzî-i hâriciyye üzerine yerin tahammülüne göre, maktûiyet veçhile tayin olunan vergi

hariciye vekâleti: Dışişleri Bakanlığı

hârîm: başkasının giremeyeceği,girilmesine izin verilmeyen ev bölümü; harem
hart, h. l. a.: primer ve sokender normların birbirini tamamlayan özelliği üzerinde duran İngiliz hukukçu.

harnup: keçi boynuzu.

hartama: pedavra; köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta.

has: sıkıştırmadan bir yerin içine alma; hareketten menetme; etrafını çevirme; vakfetme.

hasârât: zararlar; ziyanlar; hasarlar.

hasb-el-kanun: kanun gereği.

hasb-el-memuriyye: memuriyet gereği .
hasebiyle: yüzünden; dolayısıyla; bu nedenle.
hasılat kirası: Kiraya verenin, bir bedel karşılığında, hasılat veren bir malın veya hakkın kullanımını kiracıya bıraktığı sözleşme; ürün kirası.
hasîm: iki düşmandan her biri.

hâsim: hasmeden; kat’eden, kesip atan.

hasren: muhasara ederek; etrafını çevirerek.

hâss: özgü.

hatîa: günah; kabahat; suç; yanlış; yanlışlık.
havale: Yollama ödeyicisinin, para, değerli kağıtlar veya benzeri nesneleri, yollayıcı hesabına yollama alıcısına ödemek ve yollama alıcısının da bunları kendi adına teslim almak üzere yetkili kılındığı sözleşme.
hâvi: kapsar; kapsayan; içeren; içerir.

havza-i fahmiyye: kömür havzası; kömür bulunan bölge.
hayat sigortası: sigortanın yürürlüğe giriş tarihinden itibaren kişiyi poliçe türüne göre vefat, hayatta kalma, maluliyet veya kritik hastalıklar gibi büyük risklere karşı güvence altına alan; birikim priminin alındığı durumlarda primleri yatırıma yönlendirerek, sigorta süresi sonunda toplu para ya da emeklilik hakkı tanıyan sigortadır.

haylûlet: engel olma; araya girme; yolu kapama.

hayr (hayır): iyilik; iyi; faydalı iş; yarar.

hayrât: sevap kazanmak için yapılan hayırlı işler; sevap için kurulan müessese.
hazine: Devletten ayrı bir kişilik oluşturmamakla beraber, bir taraftan bütçenin uygulanmasına ilişkin işlemleri, diğer taraftan da kamu gelir ve giderlerinin zaman olarak uygunluğunu sağlayan merkezi örgüt; Maliye Bakanlığı ve maliye dairelerinden oluşan örgüt; devlet kasası.
heder olma: ziyan olma.

hedm: yıkma; harap etme.
Hegel (1770-1831): Alman idealizminin en önemli düşünürüdür. Ruhu subjektif ( antropoloji, fenomenoloji, psikoloji) ve objektif ( soyut hak, ahlaklılık, sosyal ahlak ) olmak üzere ikiye ayırmıştır. Soyut hakkı da mülkiyet, sözleşme ve haksız fiil diye üçe ayırarak incelemiştir.
helyostat: Güneş ışığını bir ayna vasıtasıyla yansıtmak suretiyle haberleşmeyi sağlayan alet.

hermafrodit: çift cinsiyetli olan.

hesap verme sorumluluğu: Kendisine emanet edilen fonların, bu fonların verilme şartları çerçevesinde yönetildiğini ve kontrol edildiğini göstermek üzere denetlenen bir kişi ya da kuruluşa yüklenen sorumluluk.
heyelan: doğal etkiler sonucu arazi kayması.

hidematı amme: kamu hizmeti.
hıfz: saklama; koruma.

hibe: bağışlama.
hidrometre: med cezir olayının yönünü ve yüksekliğini ölçmekte kullanılan alet.

higrometre: havada, atmosferde bulunan nem miktarını ölçen alet.

hikmet: düşündürücü ve dikkat çekici bilgiler.

hikmet-i sebep: bir şeyin varoluşundaki mantıksal neden.

hikmetli söz: içerisinde derin anlamlar ve uyarılar bulunan ve herkesin aklına gelemeyecek sözler.
hile: entrika; bir menfaate ulaşmak için –genellikle yalan söyleyerek- karşı tarafı kandırmaya denir. Hilenin varlığı, sözleşmenin iptaline sebebiyet verir.

hilafı: tersi; aksi; zıddı.

hilkat: yaratılma; yaratılış; tabiat.

himaye: koruma; korunma; birine arka çıkma.
himmet: uluların olağandışı yardımı.

hini dava: dava sırasında.
hini hacet: gerektiğinde.
hiperenflasyon: Aşırı parasal genişleme nedeniyle fiyat artışlarının çok yüksek düzeylere çıkmasıdır. Enflasyonun hangi düzeyden sonra hiperenflasyon olarak tanımlanacağı konusunda bir görüş birliği yoktur. Ancak genelde yıllık enflasyonun 3-4 haneli hale gelmesi hiperenflasyon olarak tanımlanır.
hirsch, e. ernst (1902-1985): İkinci Dünya Savaşı sebebiyle ülkemize gelen ünlü Alman bilim adamlarından biridir. Ülkemiz hukukuna özellikle ticaret hukuku alanındaki çalışmalarıyla büyük katkıda bulunmuştur.
hisse-i şayia: yaygın hisse; ortak pay
histeri etkisi: Doğal işsizlik oranının cari işsizlik oranını izlemesidir.

hitâm: son; bitim; tükenme; nihayet
hizmet sözleşmesi: İşçinin, belirli veya belirsiz bir zaman süresi içinde iş görmeyi ve işverenin de ona bir ücret vermeyi üstlendiği sözleşme.
hobbes, thomas (1588-1679): sosyal sözleşme teorisini benimseyen düşünürlerdendir. Ona göre insanlar, sadece pozitif hukuk (devlet) tarafından kendilerine verilen haklara sahiptirler. Yine ona göre tabiat, fertlere şu iki hakkı tanumıştır:
* kendini korumak
* asayişi sağlamayan devlete itaat etmemek
hod: kendi
hod-be-hod: kendi başına; kimseye danışmadan; kendiliğinden
hodbin: bencil
http: internet üzerinde html sayfalarının aktarılması için “HyperText Transport Protocol” isimli standart bir protokol kullanılır. Hiç şüphe yok ki İnternet üzerinde en çok kullanılan (ve en önemli) protokoldür.
hûda: aktarma

hudûs : sonradan peyda olma
hukuki işlem: Bir veya birden çok kişinin, hukuksal bir sonuca yönelttiği irade açıklaması.
hukukun şeklî kaynakları : Hukuk Kurallarının hangi şekillere bürünmüş olarak bize verildiğini ve nerelerde bulunduklarını göstere kaynaktır.
hulâsa :özet
hulûl : gelip çatma; girme; borcun vadesinin gelmesi
hume, david (1711-1776): faydacılığı lâik bir temele dayandıran ve ampirist sistemli faydacılıktan yana olan İngiliz düşünür.
hüsnü ceryan: iyi icra etmek

husule gelmek: doğmak; ortaya çıkmak; meydana gelmek; oluşmak

husûmet: hasım olma durumu; hasımlık; düşmanlık; (davada) karşı taraf olma

husûsat: bakımlar; işler; şekiller; yollar; konular; meseleler; maddeler

hususî: özel; kişiye ait

hüccet :senet; delil; belge

hükkâm: hakimler; yargıçlar

hükmî şahsiyet: tüzel kişilik
hükümetlerarası konferanslar: AB’ye ilişkin Antlaşmalarda değişiklik yapılması ancak IGC yolu ile mümkündür. IGC hükümlerine göre IGC’ye üye ülkeler, hükümetleri tarafından temsil edilirler ve kararlar oy birliği ile alınır. 1951, 1957, 1985, 1990 ve 1991 yıllarında sonuçlanan 5 tane IGC gerçekleştirilmiştir. En son olarak 1990 ve 1991 yıllarında gerçekleşen IGC sonucunda Maastricht Antlaşması imzalanmıştır. 1995 yılı Aralık ayında Madrid’te, Avrupa Konseyince yeni bir IGC toplanması için karar alınmıştır.
hükümsüzlük: bir hukuki işlemin, kanunun öngördüğü şekilde yapılamaması veya kanuna aykırı olarak yapılması halinde hukuki sonuç doğurmamasıdır.

hüsnüniyet : iyiniyet

I

ırz: temelde cinsel hayatın mahremiyetine dayalı dokunulmazlık; şeref; namus.

ırz düşmanı: namusa, şerefe saldıran sapık.

ırza geçmek: ırza tecavüz etmek.

ırza tasaddi: zorla cinsel birleşme (tecavüz) boyutuna gelmeyen ama bir alt kademesi olan sarkıntılık suçu.

ırza tecâvüz: zorla cinsel birleşmeye kadar uzanan suç.

ıskat: düşürme; hükümden düşürme; yok etme; iptal.

ıskorsu: tamamı kiralanan geminin götürü parası.

ıslah: düzeltme; davada tarafça düzeltme; iyileştirme; iyi bir hale getirme.

ıslahât: düzeltme veya iyileştirme işleri.

ıstılâh: terim.

ıtlâk: salıverme; koyuverme; boşamak; demek; denilmek; tabir.

ıttılâ: öğrenme; bilgilenme; haberdar olma; tanıma.

ızrar: zarar verme; zarara sokma.

ıztırâr: zorunluluk; çaresizlik.

İ

iade : geri verme; geri çevirme; eski duruma getirme.

iade-i muhakeme : yargılamanın yenilenmesi.

iaşe :yaşatma; besleme; geçinme.

ibâre : deyiş; cümle; paragraf; bir bölüm söz.

ibhâm: kapalı bırakma; açıklamama; belli etmeme; gizli kapaklı tutma.

ibka : devamlı, sürekli kılma; yerinde bırakma.

ibne: homoseksüel erkek.

ibra : aklanma; temize çıkma; aklama; temize çıkarma Alacaklının, borçlusunda bulunan alacağından tamamen veya kısmen vazgeçmesi.

ibraz: gösterme; meydana çıkarma; sunma.

ibtida: başlama; başlangıç; ilkin; en önce; başta.

icâb : gerekme; gerek; bir sözleşme için ilk söylenen söz.
icabet etme: uyma.
icbar: zorlamak.
icabı hal: durumun gereği.

icar: kiraya verme; kiraya verilme.

icâre-i müeccele: sonradan alınacak kira.

icareteynli vakıf: ivedili ve süreye bağlı kira sözleşmesi olan vakıf mallar.

icazet : izin; ruhsat, diploma.

icâzet-i lâhika: bir kimsenin izni olmadığı halde,yapıldıktan sonra bir şeyi kabul etmesi ve onaylaması.

icbar etme: zorlama.

icmâl : kısaltma; özetleme; öz; özet genel toplamı.
icra tetkik mercii: İcra-İflas dairesinin üzerinde olup, icra-iflas işlemlerinin doğru ve kanuna uygun olup olmadığını denetleyen ve ayrıca kanunun kendisine verdiği dava ve işleri gören özel mahkeme.
icra vekilleri heyeti : Bakanlar Kurulu.
iç denetim: Kurum bünyesinde bulunan ve kurum yönetimi tarafından olası yolsuzlukları, hataları ve verimsiz uygulamaları en aza indirmek amacıyla kurumun sistemlerini ve prosedürlerini kontrol etmek ve değerlendirmek üzere görevli bulunan birim (veya faaliyet). İç denetim örgüt içinde bağımsız olmalı ve doğrudan yönetime rapor vermelidir.
iç kontrol: Bütçeye ve yürürlükteki kurallara uyulmasına, varlıkların korunmasına, muhasebe kayıtlarının geçerliliğinin ve samimiyetinin sağlanmasına ve özellikle mali bilgileri uygun zamanda kullanıma hazır halde bulundurarak yönetsel kararların kolaylaştırılmasına imkân veren prosedürler ve araçlar bütünü.
içinde giderek izleme prosedürü: Kayıtlı olduğu şekliyle bir sistem tasvirinin eksiksiz olup olmadığının her tip için bir işlem seçilerek ve bu işlem denetlenenin sistemi içinde izlenerek yapılan kontrol prosedürü
içtihad: özel görüş; anlayış; kavrayış.

içtima: toplanma; toplantı; bir araya gelme.

içtimaî: sosyal; toplumsal.

içtinap : kaçınma; çekinme.

idame : devam ettirme; sürdürme.

idâre-i husûsiyye : il özel idaresi.

ifa: ödeme; yerine getirme; bir işi yapma; edim.
ifadat: sözler.

ifade: anlatma; anlatış; anlatım.

ifham: anlatma; anlatılma; bildirme; bildirilme.

ifrağ: bir durumdan başka bir duruma sokma.
iflas: Borcunu ödemeyen veya ödemelerini tatil eden borçlu hakkında yapılan takip sonucunda, mahkeme kararı ile tespit ve ilan edilen durum.
iflas masası: alacakların ödenmesine tahsis olunması amacıyla iflasın açıldığı anda nerde olursa olsun müflisin haczi kâbil bütün mallarının teşkil ettiği masa verilen ad. (İcra-İflas K. m.184)
ifraz : arazinin parçalanması; bölünmesi; parsellere ayırma; araziyi imar açısından uygun parçalara bölme.
ifşasına müeddi: açıklanma gereği.
ihale: Artırma veya eksiltme biçimiyle yapılan ve en uygun fiyatı teklif edene (en çok artıran veya eksiltene) işin/malın verildiği sözleşme yöntemi.
ihâta: bir şeyin etrafını çevirme; sarma; kuşatma; etrafı çevrilme; anlayış; geniş bilgi.

ihbar: haber verme; bildirme; bildirim.

ihdas: ortaya çıkarma; kurma; bir şeyi ilk kez ortaya koyma.
ihfa: saklama.

ihkak-ı hak: kendiliğinden hak alma.

ihlal etmek: zarar vermek; zedelemek; dokunmak; hakkını zedelemek; çiğnemek; bozmak.

ihmal: dikkatsizlikten ve özensizlikten kaynaklanan kusur; savsaklama; gerekli özeni göstermeme.

ihraç: çıkarma; dışarıya mal satma; dış satım.

ihraz: benimseme; sahipsiz bir malı sahiplenme.

ihtar : hatırlatma; dikkati çekme; uyarma; uyarım.
ihtarname: Bir kimseye, bir hususu yerine getirmesi veya getirmemesi için yapılan yazılı uyarı; hatırlatma belgesi.
ihticâc: delil veya tanık gösterme
.
ihtilaf : anlaşmazlık; uyuşmazlık; çekişme; niza; görüş farklılığı.
ihtilaf-ül hâdis: sıhhaten aynı kuvvette olup birbiri ile uyusmayan iki hadis arasindaki ihtilafı çözmekle meşgul olan bilim dalı.
ihtilat: karışma; katılma; bir araya gelme.

ihtimam: özen; bir şey, iş ya da kişiye özel dikkat gösterme.

ihtirâzi kayıt: çekince; önkoşul; belli hakları kullanma hakkının saklı tutulması.

ihtiva etmek: içermek; kapsamak; içine almak; içinde bulundurmak.
ihtiyati tedbir: Davacının, davasını kazanması durumunda, dava konusu şeye kavuşabilmesi için, davadan önce veya dava sırasında o şeyi garanti altına almasına yarayan önlem.

ihtiyar etmek: seçmek; seçme hakkını kullanmak; tercih etmek; yeğlemek.

ihtiyarî: isteğe bağlı; seçmeli; istemli.

ihtiyat: sakınma.

ihzâr: hazırlama; huzura getirme.
ihzaren celb:  sanığı veya tanığı, kendi arzusu nedeniyle gelmediği için mahkeme önüne hakim kararı ile zorla getirtme.

ihzarî: hazırlayıcı; yetiştirici; hazırlık niteliğinde olan.

ika etmek: yapmak; etmek; oluşturmak.

ikâme: yerine koyma; yerine kullanma; dikme;yerine geçme; kaim olma; dava açma.
ikame çeşitleri:
* alelade ikame: olağan ikame de denir; ölüme bağlı tasarrufta bulunan murisin mallarını varisin veya lehine mal bırakılan kimsenin kendisinden önce ölmesi veya bu kişilerden biri tarafından mirasın reddi durumunda yahut vasiyet olunan belli malın kendilerine geçmesi için bir veya birden fazla kişiyi belirlemesidir.
* fevkalâde ikame: olağanüstü ikame de denir; murisin, birisi kendi ölümünden sonra ölümebağlı tasarrufun gerektirdiği malı almak üzere iki mirasçı belirlemesidir. Bu iki mirasçıdan birincisi ön mirasçı denir ve ön mirasçı mirası ikinci mirasçıya yani nemzete devir ile yükümlüdür.

ikametgah: bir kimsenin yerleşme kast ve niyetiyle oturduğu yer.
ikamet etme: Bir yerde yerleşme iradesi ve niyetiyle oturma.
iki B (2B): orman vasfını yitirmiş arazilerin satışına ilişkin düzenleme.
ikili merkezi kurlar: üye ülke paralarının merkezi kurları esas alınarak hesaplanan çapraz kurlardır.
ikmal: tamamlama; bitirme; devamlı olarak yiyecek içecek ve diğer gerekli malzemenin sağlanması.

ikrâh: korkutma; bir kimseyi yapmak istediği şeyi yapmamaya, yapmamak istediği şeyi yapmaya korkutarak zorlamak.

ikrar : saklamayıp söyleme; bildirme; açıkça söyleme; kabul.

ikraz: borç verme; ödünç verme; uzun süreli ve birikimli sigortalarda mevcut olup, sigortalının ileriki yıllarda poliçesinin kar paylı birikim tutarının azami %95’ini belirlenen bir faizle borç alabilmesidir. İkraz halinde, poliçenin tüm hakları korunur. Sigortalı bir sonraki yıl, borcunu ödemeden o yıla ait ikraz faizini ve bu faiz üzerinden alınacak %5’lik gider vergisini ödemek suretiyle sigortaya devam edebilir. Faiz şirket tarafından serbest olarak belirlenir ve peşin alınır.

iktifâ : yeter bulma; yetinme.

iktirân: yakın varma; yanına gelme; yaklaşma; ulaşma; erişme.

iktisabî: kazanma ile ilgili; edinme ile ilgili.

iktisadi: ekonomik.

iktisap : kazanma; kazanım; edinme; bir şeyin mülkiyetini elde etme.

İktisat Vekâleti: Ekonomi Bakanlığı.

iktiza: gerekme; gerektirme; gereklilik; işe yarama ilâm yargı belgesi; mahkemenin verdiği nihaî (son ) kararın, iki taraftan her birine yöntemine göre verilen onamlı örnekleri; mahkeme kararı örneği (sureti).

ila-nihâye: sonuna kadar.
i’lâmât : bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren resmi vesikalar; kararı bildiren belge.

ilamlı icra takibi: Para veya paradan başka bir şey içeren konularda, önce bir mahkeme ilamı alınıp, ilamlara özgü icra takibi yapılması.
ilamsız icra takibi: Elinde bir mahkeme ilamı bulunmayan veya bulunmasına rağmen ilamlı icra yoluna başvurmayan kişilerin, alacaklarını elde etmek için başvurdukları icra yolu.
iletişim: insanlar arasında bilgi, haber, duygu ve düşüncelerin alınıp verilmesini sağlayan ve etkili olduğunda güveni, anlayışı, paylaşımı, ortak yaşamı kolaylaştıran iki yönlü bir süreçtir.
ilga : ortadan kaldırma; yürürlükten kalkma; hükümden düşürme; geçersizleştirme.
ilga edici hukuk kuralı: bazı kanun maddelerini yürürlükten kaldıran hükümlere verilen ad.

illet: hastalık; sakatlık; bozukluk; neden; sebep .

illiyet bağı: nedensellik bağı; bir neden ile ortaya çıkan sonuç arasındaki ilişki.
ilm ü dirayetül hâdis: hadisin kuvvet derecesi, dogrulugu, bizlere saglikli bir biçimde ulaşıp ulaşmadığını araştıran bilim dalı.
ilmî: bilimsel.
ilmi içtihatler: Hukuk bilginlerinin hukuki sorunlarda ileri sunmuş oldukları görüş, düşünce ve kanaatlerdir.

ilmühaber: belge; birinin herhangi bir durumunu (örneğin ikametgahını) gösteren durum belgesi.

iltibâs: karıştırılma; benzeşim; karışıklık.

iltihâk : katılma; karışma.

iltisâk : yapışma; bitişme; kavuşma.

iltizam : kendi için gerekli sayma; gerektirme.

iltizami muamele: bir kimsenin malvarlığının aktifinde yer alan kalemlere dokunmaksızın, yalnızca pasifini artıran bir işlem yapması; taahhüt işlemi; borçlandırıcı işlem.

ilzâm : susturma; bağlama.

imâl: yapma; yapılma; meydana getirme.
imam: İslam dininde cemaate ibadet ettirmekle görevli kimse.
imam nikahı: İslam dininde evlendirme töreni.
imam nikahı yasağı: aile cüzdanı gösterilmeksezin dini tören yapılmasının yasak olması.
imam nikahının geçersizliği: dini törenle yapılan evlenmenin hukuki boyutta hiçbir geçerliliğe sahip olmaması; bu törenin evlenme akdini yerine getirmeye yeterli yahut gerekli bir şart sayılmaması.

imâr : bayındırlık; bayındır duruma getirme; geliştirme.

imdi : buna göre; şu halde; o halde.

imha: yok etme; ortadan kaldırma; mahvetme.

imhâl : mühlet verilmesi; süre verilmesi; erteleme; yeni bir önel tanıma.

imlâ : doldurma; doldurulma; yazdırma; yazdırılma; bir dilin cümlelerini, kelimelerini doğru yazma bilgisi.

imtina: kaçınma; çekinme.

imtisâl: gerekeni yapma; bir örneğe göre hareket etme; alınan emre boyun eğme.

imtiyaz: ayrıcalık; farklılık.
in dubio pro reo: şüpheden sanık yararlanır.
inançlı mukavele: karşılıklı güven nazariyesi prensibine dayanarak bir bedel mukabilinde bir şeyim muhafazası ve zamanı geldiğinde de aynen iade edilmesi borcu altına girme.

in’ikad : bağlama; kurulma; toplanma.

inbiâs: gönderilme; meydana çıkma; ileri gelme.
inceleme alanı: Hem denetim faaliyet sahası hem de denetim kapsamı dikkate alınarak belirlenen alan. İnceleme alanı, denetlenen kuruluşa ve planlanan denetimin niteliğine göre denetim konularının sınırlarını açık bir biçimde belirler.
indinde: yanında.

ind-el-hâce: lâzım olduğu; gerektiği zaman.

ind-ettemyiz: temyiz sonunda; temyiz olunduğunda.

infâk: beslemek; geçindirmek; nafakalandırmak.

infisâh: fesh olunma; bozulma; hükümsüz kalma; dağılma; kendiliğinden ortadan kalkma.

inhisar: tekel; monopol; alımın veya satımın tek bir elde toplanması.
inisiasyon: bir klübe kabul edilme merasimi.
inisiyatör: aydınlatıcı.
inisiye: aydınlanma.

inkılâp: değişme; bir halden başka bir hale dönme; devrim.
inkıta : kesilme; kesinti; ara verme.

inkıyâd: boyun eğme; kendini teslim etme.

inkisâm: taksim olma; parçalanma; bölünme; ayrılma.

inkişaf : açılma; gelişme; gelişim; açınım.

inkiza: bitim; sona erme.
insan kaynağı bütçesi: Yürütülecek denetimin çeşitli bölümlerini ve her bir denetim personelinin her bir bölümde harcayacağı zamanı gösteren plan. Yapılan işte harcanan fiili zamanın da kaydedilmesi gerekir.
insan kaynakları planlaması: bir organizasyonun gelecekteki hedeflerine etkin bir biçimde ulaşabilmesi için ihtiyaç duyacağı insanların sayısının ve niteliklerinin önceden belirlenmesine ve bu ihtiyacın nasıl ve ne düzeyde karşılanabileceğinin saptanmasına ilişkin faaliyetlerin tümüdür.
insan kaynakları yönetimi: bir organizasyondaki insan kaynaklarının iç ve dış gelişmelere uygun olarak ve etkili bir biçimde oluşturulması, geliştirilmesi ve kullanılması amacıyla gözden geçirilmesine, yapılandırılmasına ve değerlendirilmesine ilişkin tüm çalışmalardır.
insicâm: bir düzeye gitme; düzgün söz; düzgünlük; tutarlık

inşâî: inşaya, yapıya ait.

inşaî hak: yenilik doğuran hak; bir hukuki durumun ortadan kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir hukuki durumun yaratılması için kişinin kullandığı hak.

intac: sonuç verme; nitelendirilme; sonuçlandırılma; bitirme.

intifa: yararlanma; bir şeyden istifade etme.

intifa hakkı: yararlanma hakkı; başkasına ait bir malda, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.
intifa hakkı: Başkasına ait bir mal (hak) üzerinde, kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkilerine sahip olmayı içeren irtifak hakkı çeşidi.
intikal: Bir mal üzerindeki tasarruf hakkının, kanun ile belli kimselere geçmesi.
intihâb: seçme; seçilme; seçim.

intikal: geçme; geçirim; nakil; birinden diğerine geçme; yer değiştirme; el değiştirme bir mal üzerindeki tasarruf hakkının kanun ile belli kimselere geçmesi.

intikal: geçiş; göçüş; anlama; kavrama; yer değiştirme; el değiştirme.

intizâm: düzgünlük; çeki düzen; düzenlilik.

intizâr: bekleme; beklenilme; gözleme; gözlenilme.

inzibât: yolunda olma; genel emniyetin yolunda olması; sıkı düzen.

inzimâm: eklenme; katılma; ilave.
ipham: belirsizlik.

ipka: kalma; yerinde bırakma; görevinde bırakma; yenileme.
ipotek akit tablosu: İpoteğin kurulması sırasında tapu memuru tarafından düzenlenen ve ipoteğin durumunu gösteren resmi senet.
ipotek belgesi: Tapu sicil müdürlüğü tarafından verilen ve ipotek akit tablosunun özetini içeren belge.
ipotek: Hak sahibine, alacağını, bir taşınmaz malın değerinden elde etme yetkisini veren sınırlı bir ayni hak.
ipotekli borç senedi: Taşınmaz rehni ile güvence altına alınmış kişisel bir hak nedeniyle, yetkili tapu görevlilerince ilgili taşınmaza değer biçilerek, taşınmaz değerinin bağlandığı (sürümünün kolaylaştırıldığı) kıymetli evrak.
ipotetik: şarta bağlı.
ipso facto: kendiliğinden doğan; fiili durum.
ipso jure: kanundan dolayı; kanuna dayanan.
iptal: hukuk kurallarına aykırı biçimde yapılmış bir idari işlemin yargı organının kararıyla ortadan kaldırılmasıdır.
İptidai itiraz: ilk itiraz.
îrâd: gelir; gelir getiren yapı; söyleme, getirme.
irae: tayin etme; gösterme.

irae edilmek: gösterilmek.

iras : yapma; etme; birine (zarar) verme, sebep olma.
irat senedi: Bir alacak nedeniyle üzerinde gayrimenkul mükellefiyeti kurulan bir taşınmazın değerinin, taşınmazdan ödenmesi gerekli bir para borcu biçiminde bağımsızlaştırılarak, sürümünü artırmak için bağlandığı kıymetli evrak.
irca : eski duruma çevirme; geri döndürme; indirgeme.

irca olunma: eski duruma getirme; çevirme; döndürme.

irsen : irs yoluyla; miras yoluyla (geçerek).

irtibat : bağlantı; ilişki; ilgili olma.

irtifak : hacet talep etme; ihtiyaç duyma; yükümlenim.
irtifak hakları: Bir taşınmaz üzerinde, bir kullanma ve yararlanmaya rıza göstermeyi veya mülkiyete özgü bazı hakların kullanılmasından kaçınmayı gerektiren ve diğer bir taşınmaz veya kişi yararına ayni hak olarak tesis edilen hukuki işlem.
irtihan : rehin olarak alma, alınma.

is’af : yerine getirme.

isâl : vardırma; vardırılma; ulaştırma; ulaştırılma.

isbât: şahit ve delil göstererek doğrusunu ortaya çıkarma.
isbat külfeti: iddiada bulunanın iddiasını ispatlamakla yülümkü olması. Mdeni yargılamada birt zorunluluk iken ceza yargılamasında böyle bir kural geçerli değildir.
iskan ruhsatı: Bir binada oturulabilmesi için, yapının tamamlanmasından sonra ve İmar Kanunu’na göre, o yapının kullanılabileceğine ilişkin olarak verilen belge.
isnad: bir şeyi veya bir işi, birisi için yaptı diyebilme; bir şeye dayandırma; yükleme.
ispat: Bir vakıanın ne surette sübut ettiğini anlamaya yarayan araçlar.

isti’dâd: kabiliyet; akıllılık; anlayış; yetenek.

istiane : yardım isteme.

isticar :kira ile tutma; kiralama.

isticvap: sorguya çekme; sorguya çekilme.

istida : dilekçe; arzuhal; emanet bırakma; himaye (korunma) talep etme.

istidlâl: bir kanıta dayanarak, bir nesneden sonuç çıkarma; kanıt ile anlama.
istifa: İsteğe bağlı olarak bir görevden ayrılma.
istifade: yararlanma; faydalanma.

istiglâl : ipotek; ev, dükkân, tarla ve bunlara benzer taşınmazların geliri, karşılık gösterilerek rehine koyma.
istihap: yanına almak.

istihdâf : hedef tutma; amaç edinme; amaçlama.

istihdâm: hizmete kabul etme; kullanma; çalıştırma.

istihkak : hak istemek; hak ediş; bir şey üzerinde hak iddiasında bulunma.

istihkak davası: taşınır veya taşınmaz bir mal üzerinde mülkiyet veya diğer bir aynî hak iddiasında bulunmayı konu alan dava.

istihlâk : tüketim; kullanarak bitirme.

istihrâç:  çıkarma; çıkarılma; netice çıkarma; anlam çıkarma; anlama.

istihsal : üretim; üretme; elde etme.
istikrar paktı: 14 Aralık 1996 tarihinde yapılan Dublin Zirvesinde oluşturulan ve 1997 Amsterdam Zirvesi ile yürürlüğe giren İstikrar Paktına göre, üye ülkelerin yüzde üçlük bütçe kriterini aşmaları durumunda, Maastricht Antlaşmasında belirtilen ve Konseyin bu konuda vereceği karara bağlı olarak alınabilecek ihtiyari yaptırımlara (üye devletin yeni tahvil ya da borç senedi çıkarmadan önce bunların sağlıksız olduğu yolunda ek bilgiler yayınlanması, EIB kredilerinin kullandırılmaması, Birlik nezdinde faizsiz bir hesaba para yatırılması, ve para cezası) ek olarak getirilen yaptırımlar.
istikraz : borç alma; ödünç alma.

istilzâm : gerektirmek.

istimâ : davada dinleme; yargıcın duruşmada iki taraf veya vekillerinin sözlü olarak ileri sürdükleri sav ve savunmaları ile,tanık ve bilirkişinin beyanlarını dinlemesi.

istimâl : kullanma.

istimlak: kamulaştırma; Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda, bedelin peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmazın tamamına veya bir kısmına kanunda gösterilen yöntemlere göre kamu yararına el koyması.

istimval : ilgililerin rızası olmasa bile yasa gereğince ve değer pahası karşılığında kişilerin mallarına el konulması.

istina : dayanak; dayanma.

istinâbe: davanın görülmekte olduğu mahkemeye gönderilmek için başka bir yerde bulunan bir tanığın oradaki mahkemece ifadesinin alınması.

istinad : dayanma; senet, delil sayma.

istinâd etmek: dayanmak; bir şeyi dayanak(mesned) olarak almak.

istinkâf : çekimser kalma; çekinme; geri durma; sakınma.
istinsah:  suret çıkarma.

istirdâd : geri alma; alınma; geri isteme.

istisna : ayrı tutma; kural dışı sayma.
istisna sözleşmesi: Yüklenicinin (müteahhidin), ücret karşılığında, iş sahibi için eser ortaya çıkarmayı borçlandığı sözleşme; eser sözleşmesi.
istisnalar: sigorta hukukunda poliçenin genel veya özel şartlarında belirtilen ve bütün sigortalılar için poliçe kapsamı dışında kalan haller.
istizah: açıklama istemek.
iş analizi: işi oluşturan unsurların çözümlenmesi yoluyla işin etkin yapılmasında belirleyici olan faktörlerin ortaya konulmasıdır.
iş basitleştirme: kişinin yapması gereken işlerin sayısını azaltarak görev etkinliğini artırmayı amaçlayan, işleri; basit, tekrarlı, standart hale getirerek eğitim ve beceri geliştirme ihtiyacını ortadan kaldıran bir süreçtir.
iş değerleme: bir işin değerinin ölçülmesi için kullanılan yönetsel bir prosedürdür.
iş genişletme: bir dizi görevi yeni, daha kapsamlı ve daha ilginç bir iş haline getirmek için birleştirmek ve bir çalışana birden fazla işin sorumluluğunu vermektir.
iş gerekleri: bir çalışanın işinin temel unsurlarını başarılı bir şekilde yerine getirebilmesi için mutlaka sahip olması gereken niteliklerin en önemli olanlarını belirten bir liste.
iş rotasyonu: çalışanın yerine getirdiği değişik işlerin sayısını artırmak ve motivasyonu sağlamak amacıyla sistematik olarak çalışanı bir işten başka bir işe (bir görevden diğer bir göreve) geçirmektir.
iş stresi: organizasyonlarda işle bağlantılı olarak yaşanan gerilimler, endişe ve kaygılardır.
iş ekibi: belirli bir amacı elde etmek için sorumluluk alan birbirleriyle bağlantılı insanların oluşturduğu biçimsel iş gruplarıdır.
iş tanımı: bir işin içerdiği görevlerin, sorumlulukların ve iş özelliklerinin listesidir.
iş tasarımı: belirli bir işin nasıl yapılacağının ve başarılı olması için hangi görevlerin yerine getirilmesinin gerektiğinin tanımlanmasıdır.
iş tatmini: bir çalışanın yaptığı işin ve elde ettiklerinin ihtiyaçlarıyla ve kişisel değer yargılarıyla örtüştüğünü ya da örtüşmesine olanak sağladığını fark etmesi sonucu yaşadığı bir duygudur.
iş zenginleştirme: sorumluluk alma, fark edilme, takdir edilme kişisel gelişim ve büyüme, öğrenme ve başarma duyguları gibi yüksek düzeyde motivasyon sağlayan faktörleri işin yapısı içinde bir araya getirmeyi amaçlayan iş tasarımı sürecidir.
iş’âr : bildirme; yazı ile bildirme; gösterme.
işgal: Tapu kütüğüne göre sahipsiz mal durumuna geldiği anlaşılan taşınmaz malları edinme yolu.
işhâd: şahit getirme; tanıklık ettirme; tanık gösterme.

işkâl : zorlaştırma; güçleştirme.
işsizlik: Emek talebinin emek arzını karşılamamasıdır.

işsizlik türleri: A. İradi İşsizlik: Cari ücret düzeyinde ve mevcut piyasa koşullarında çalışmak istemeyen kişilerin oluşturduğu işsizliktir.
B. Gayri İradi İşsizlik: İşsiz durumda olanların var olan çalışma koşullarında çalışmaya razı oldukları hâlde iş bulamamalarıdır.
B.1. Gizli İşsizlik: Herhangi bir üretim dalında gereğinden fazla kişinin çalışması veya bir kısım çalışanların üretime katkıda bulunmamaları durumunda ortaya çıkar.
B.2. Açık İşsizlik: İşin olmaması durumudur, istatistiki ve sayısal olarak açıklanabilir.
i. Yapısal (Bünyevi) İşsizlik: Bir ülkenin ekonomik yapısından veya toplam talebin bünyesinde meydana gelen değişmelerden kaynaklanır ve önemini yitiren eski üretim dallarında istihdam azalmasında şeklinde meydana gelir. Nüfus artışı önemli bir faktördür.
ii. Friksiyonel (Geçici/Arızî) İşsizlik: Bu tür işsizlik işçilerin daha iyi iş imkanları elde etmek veya daha yüksek ücretten yararlanmak amacıyla yer ve meslek değiştirmelerinden doğmaktadır.
iii. Konjonktürel (Devrevi/) İşsizlik: Eksik talep işsizliği de denir. Ekonomide refah ve buhran dönemleri birbirini izler. İşte bu dalgalanmalara konjonktür hareketleri denir. Alçak konjonktür (depresyon) dönemlerinde iş gücü tam istihdam edilemez ve işsizlik ortaya çıkar. Nedenlerinden biri ücret rijitidesidir (ücretin rijit olması: Sendikaların düşük ücreti kabul etmemeleri ve işverenlerin ücret düşürme yerine işçi çıkarmayı tercih etmesi sebebiyle ücretlerin yukarıya doğru esnek, aşağıya doru katı olması demektir.).
iv. Teknolojik İşsizlik: İstihdamki teknolojik yatırımlar sonucu makineleşme ve robotlaşma ile doğal işgücüne olan talebin azalması suretiyle meydana gelir.
v. Mevsimsel İşsizlik: Turizm, tarım, inşaat gibi sektörlerde düzenli ve sürekli çalışılmaması sonucu ortaya çıkar.
iştigal: meşgul olma; bir işle uğraşma.

iştirâ : alım hakkı; satın alma hakkı; hak sahibine istediği zamanda bir şeyin malikinden, o şeyin mülkiyetinin kendisine kararlaştırılan bedel karşılığında devrini isteme yetkisi veren hak.
iştira hakkı: hak sahibine, istediği zamanda, bir malın malik.
iştirâk: katılma; ortak olma; ortaklık.
iştirak halinde mülkiyet: Kanundan veya sözleşmeden ötürü birbirlerine ortaklık bağı ile bağlı bulunan kimselerin, bu ortaklıkları nedeniyle bir malın mülkiyetine elbirliğiyle sahip oldukları ve her birinin hakkının, o malın tamamını kapsadığı mülkiyet biçimi.
ita : verme; ödeme.

itfa : söndürme; ödeme; bir borcu, ödeme, takas, af gibi bir sebeple kapatma; sona erdirme.
itmam: tamamlama.

ittiba: uyma; itaat etme.

ittihâd: bir olma; birleşme; birlik.

ittihâz : edinme; edinilme; kabul etme; sayma; tutma; alma.

ittisâl : bitişme; kavuşma; yakınlık.

ivaz : karşılık; bedel; eder; karşı bedel; mukabil eda; fiyat.

izaa : kaybetme; yitirme.

izafe : zammetmek; katmak; karıştırmak.

izale: giderme; giderilme.

izale-i şüyuu: Herhangi bir malın kendisinin veya satılarak bedelinin paylaştırılması suretiyle, bu mal üzerindeki ortaklığın (paydaşlığın) giderilmesi.
izhâr : açık, açıklama.
izleme: Belirli bir zaman diliminden sonra, denetlenenin denetim raporundaki sonuçlar ve tavsiyeler doğrultusunda yürüttüğü faaliyetlerin ve aldığı önlemlerin denetçi tarafından sistemli bir biçimde incelenmesi ve değerlendirilmesi.

J

jaje: saçma söz.
jajha: palavracı.
jâle: kırağı.
jâledar: kırağılanmış.
jalon: arazi üzerinde nokta belirleme işlerinde kullanılan üstü kırmzı beyaz şeritler hâlinde joyalı çubuk.
jaloncu: jalon kullanan kimse.
jandarma: genel kolluktan sayılır. İç İşleri Bakanlığı’na bağlı olarak çalışır.
jandarma devlet: devletin sadece asayişi sağlamakla görevli olduğunu ileri süren görüş
janjanlı: gösterişli.
janr: çeşit, tür.
janti: kıyak delikanlı.
jargon: bazı insanların kendi aralarında kullandıkları özel dil .
jegar: nârâ.
Jellinek G.: subjektif hakkı; irade ile menfaati birbirini tamalayan birer unsur sayarak irade ve menfaat kavramları arasındaki bir senteze dayandıran ünlüm düşünür. Subjektif hakkı, “insana irade kuvveti tanımak yoluyla korunan menfaat” şeklinde tanımlamıştır.
jenerasyon: nesil.
jenerik: filmin başlangıcında gösterilen kısa tanıtım.
jenosit: soykırım.
jenosit suçlar: soykırım suçları.
jeopolitik: coğrafi durum ile politik durum arasındaki bağlantıyı gösteren ifade.
jeopolitik konum: bir yerin veya ülkenin coğrafi durumunun politikası üzerinde ve uluslararası boyutta kazandırdığı stratejik konum.
jerfin: kapı arkasına konulan dayanak.
jhering r. von (1818-1892): hakkın özünü menfaat olarak tanımlayan sosyal faydacı ve pozitivist hukukçu.
jigolo: para karşılığında kadınlarla fuhuş yapan erkek.
jiyan: hışınlı.
jobber: kendi hesabına menkul kıymet alıp satan kişi
jod: masonik öğretide, dereceleri tanımlamaya yarayan söz
joint venture sözleşmesi: konsorsiyum.
jokey: at yarışlarında atı süren kimse.
jön: Avrupai tarzda olan; farklı ve etkileyici tavırları olan kimse.
jöntürk: genç Türk (young Turk); jöntürk akımına mensup olan.
jöntürk akımı: Türk toplumunun yerleşmiş geleneklerine karşı çıkan ve Batılılığı en büyük erdem sayan görüş.
judex ad quem: üst derece mahkemesi.
judex a quo: alt derece mahkemesi.
judge de facto: fiili yargıç; resmen atanmamış olmasıa rağmen işe el koyan yargıç.
judge pro tem: geçici yetkili yargıç.
judgment: karar.
judgment cognovit actionem: dalının kabulü nedeni ile yargılama yapılmaksızın verilen karar.
judgment by confession relicta verificatione: davalının cevap vermesinden sonra davayı kabulü nedeni ile verilen karar.
judgment in personam: kişisel borç nedeniyle verilen karar.
judgment in rem: mala ilişkin karar.
judicatum: hükmolunan şey.
judicium: yargılama.
judicium copitale: ölüm cezası.
judikat: hüküm.
judikation: hüküm verme.
judikatur: yargısal kararlar.
jungle (cangıl): hukuk düzeni meydana getirmeye elverişli olmayan genellikle orman kaplı alanlar olmak üzere vahşi doğayı ifade eden kavramdır.
junktim: bağlantı; birleşme.
juramentum: yemin.
jurisdictionnel: kazâi, yargısal.
jurisdiktion: mahkemeler uygulaması.
judiciiaire: adlî.
juridique: hukukî.
jurnal: casusların büyük kimselere olay bildirmesi.
jurnalci: muhbir.
jus sanguinis: kan esası.
jus soli: toprak esası.
justification: beraat ettirme.
justitia fundamentum regnorum: adalet mülkün temelidir.
justitiarius: hukuk işlerinde yardımcı birim veyapersonel.
justitum: hukukun durması.
jübile: bir hâdise nedeni ile düzenlenen şenlik.
jüvenil: gençlikle ilgili.
jülide: dağınık.
jürie: jüri üyesi.
jüri: heyet; yetkin kurul.
jürispüdans: mahkeme içtihatları.

K

kaanî : kanaat eden; yeter bulup fazlasını istemeyen; inanmış; kanmış.

kaasır : zorla işleten; kısa.

kabbala: din anlayışını ön plana çıkaran Yahudi felsefesi.

kabil : kabul eden; kabul edici; olan; olabilir.

kabl-el-işgal: işgalden önce.

kabz : alma; elde tutma; edinme.

kabzeylemek: almak; elde tutmak; edinmek.

kadastro :arazilerin,arsaların yerini, alanını, sınırlarını ve sahiplerini belirtip plana bağlama işi.
kadîm : çok eski zaman; eski.

kâffe :  hep; bütün; cümle.

kâfi : yeter; yeterli.
kagir: Taş veya tuğladan imal edilmiş yapı; kargir.
kaide: kural; usul; ilke; prensip; esas; temel;yol; taban; ayaklık.

kaim : başka bir şeyin ya da kişinin yerine geçen.

kaime: kağıt para.

Kal’ : koparma; sökme; çıkarma; çıkarılma; temelinden çekip alma.

kalbetme: değiştirme; çevirme.
kambiyo taahhüdü: Ticari bir senet üzerine imza koymak suretiyle doğan soyut borç.
kambiyo senetleri: poliçe,  çek ve bonodan  ibarettir.
kamu düzeni: Bir ülkedeki kurum ve kuralların, devletin güvenliğini, kamu hizmetlerinin iyi işlemesini ve bireyler arasındaki ilişkilerde huzuru, hukuk ve ahlak kurallarına uygunluğu sağlamasıyla oluşan düzen.
kamu haczi: Devletin, Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harç ve bunlara bağlı ceza, faiz ve zamlar ile kamu hizmetleri uygulamasından doğan ve ödenmeyen alacakları nedeniyle, borçlu durumundaki kişilerin mal ve haklarına el koyması.
kamu hakları: şahıslar  ile devlet arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukuk kurallarından, yani kamu hukukundan doğan haklardır.
kamu hizmeti: Devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından veya bunların gözetimi ve denetimi altındaki diğer kişilerce, kamunun genel ve ortak gereksinimlerini sağlamaya yönelik olarak sürdürülen faaliyetler.
kamu hukuku: Devletin örgütlenmesi, faaliyetleri, yetki ve görevleri ile devletle kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
kamu malları: Özel mülkiyete konu olamayan ve doğrudan doğruya kamunun (halkın) yararlanmasına ayrılan mallar.
kamu tüzel kişileri: Tamamen kamu yararının gerçekleşmesi için çalışan ve kamu gücü kullanan, kanunla veya kanunun verdiği açık yetkiyle kurulan kamu idare ve kurumları.
kamu Yararı: Kamunun, ulusal birliğin ve devletin gereksinimleriyle ilgili ve bunlara uygun olan durum.
kamulaştırma: Devlet veya kamu tüzel kişilerinin, kamu yararının gerektirdiği durumlarda ve karşılığını (bedelini) peşin ödemek koşuluyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunda gösterilen usullere göre mülk edinmesi.
kanaatbahş: inandırıcı.
kâni: inanmış.
kant, immanuel (1724-1804): hipotetik ve kategorik emperatif kavramlarına yer veren ünlü düşünür. Zorlamayı hukukun en önemli özelliği olarak kabul etmiştir. İhtilal hakkına karşı çıkmıştır.
kâni olmak: içinde olumlu kanaat zuhur etmek.
kanun: anayasanın yetkili kıldığı organ tarafından bir şekilde ve bu ad altında tespit edilmiş bulunan, genel, sürekli ve soyut hukuk kurallarıdır.
kanun hükmünde kararnameler:  TBMM’ nin bir kanunla yetki vermesi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından belli konuları düzenlemek amacıyla çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
kanun tasarısı : Nakanlar kurulunun hazırlayarak TBMM ‘ ne sunduğu kanun projeleridir.
kanuni intifa hakkı: Kanun tarafından bazı kişilere tanınan ve hakkı doğuran olayın ortadan kalkmasıyla son bulan; hak sahibine, başkasına ait bir mal (hak) üzerinde kullanma ve ürünlerinden yararlanma yetkisi veren bir irtifak hakkı.
kanuni ipotek hakkı: Kanunun öngördüğü bazı durumlarda, bazı kişilerin (kanun gereği) sahip olduğu ipotek kurma hakkı.
kanuni müşavir: Vesayet altına alınmasına gerek olmayan ancak fiil ehliyetinden kısmen mahrum edilmesi kendi yararına olan reşit kimseye, bazı işler için görüşü alınmak üzere mahkemece atanan danışman.
kanuni şuf’a hakkı: Kanundan (müşterek mülkiyet hakkından) doğan ve hissedarlık (paydaşlık) devam ettiği müddetçe varlığını koruyan, hak konusu şeyin bir üçüncü kişiye satılması halinde hak sahibine o şeyi öncelikle satın alma yetkisi veren hak.
kapsamlı (bütünleşik) denetim: Mali denetimi ve performans denetimini eş zamanlı olarak yürütmeyi içeren denetim seti.
kâr payı tutarı: sigorta hukukunda igortalıların ödediği primlerin yasal ve teknik kesintileri yapıldıktan sonra yatırıma yönlendirilmesi sonucunda elde edilen karın %90’ ının katılım nispetinde poliçeye işlenen tutarıdır
karâbet: yakınlık

karâr-gîr : kararlanmış; kararı verilmiş; karara bağlanmış
kârine : ipucu; belirti; bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılması
karineyi hal: duruma göre
kariyer: bir insanın yaşamı boyunca süren işle ilgili deneyimlerinin tümüdür.
kariyer basamakları: bir çalışanın iş yaşamı boyunca geçirdiği ve araştırma, yerleşme, orta kariyer, geç kariyer ve iniş şeklinde isimlendirilen beş kariyer aşaması
kariyer geliştirme: insanların iş yaşamları boyunca kariyer amaçlarına ulaşabilmeleri için yürüttükleri uyum sağlama, yetkinlik, yeterlilik ve kişilik geliştirme gibi tüm eylemler ve faaliyetlerdir.
kariyer planlama: kişinin bilgi, beceri, ilgi, değer yargıları ve güçlü ve güçsüz yönlerini değerlendirmesi, organizasyon içi ve dışı kariyer olanaklarını tanımlaması, kendisi için kısa, orta, uzun dönemli hedefler saptaması, eylem planlarını hazırlaması ve bunları uygulaması sürecidir.
kariyer yönetimi: insan kaynakları planları ile sistemin bütünleştirilmesi, kariyer yollarının belirlenmesi, kariyer bilgisinin artırılması için açık işlerin duyurulması, çalışanların performanslarının değerlendirilmesi, astlara kariyer danışmanlığı yapılması, iş deneyimlerinin artırılması ve eğitim programlarının düzenlenmesi faaliyetlerinin tümüdür.
karşıt görüş prosedürü: Belli bir zaman dilimi içinde yazılı cevap talebiyle (taslak) denetim mektuplarının ya da raporlarının denetlenene gönderilmesine ilişkin prosedür. Uyuşmazlık konularını aydınlığa kavuşturmak amacıyla yapılacak ikili müzakereler cevap öncesinde gerçekleştirilebilir.

karye : köy

kat : kesme; kesilme; karar verme; sona erdirme

katibi adil: noter

kat irtifakı: Yapılmakta veya ileride yapılacak olan bir binanın yapımı borcunu ve bina tamamlandığında da kat mülkiyeti kurulması yükümünü doğuran bir irtifak hakkı.

kat maliki: Bağımsız bölümler üzerinde kurulan kat mülkiyeti hakkına sahip olan kişi.
kat malikleri kurulu: Kat mülkiyetine konu taşınmazdaki bütün kat maliklerinin oluşturduğu kurul.
kat mülkiyeti: Bir yapının bağımsız bölümleri üzerinde kurulan, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet hakkı.
katılımcı yönetim: çalışanların kendi işlerinin günlük etkinliklerini daha fazla denetleyebilmelerine olanak veren bir yönetim anlayışıdır.
kâtib-i adil: noter.

katiyet kesbetmek: hale gelmek.

kavâid :kaideler; usuller; kurallar; yasalar.
kavi: kuvvetli.
kaynak hakkı: Hak sahibine, bir başkasının arazisindeki kaynağın sularını almak ve kendi arazisine akıtmak (kullanmak) yetkisi veren bir irtifak hakkı.
kazaî içtihatler: Mahkemelerde vermiş oldukları kararlarda bir sorunun çözümlenmesiyle ilgili olarak kabul edilmiş olan ilkelerdir.
kazaî karar:yargısal karar.
kaza-î merci: yargı organı; mahkeme.

kazaî tefsir : yargısal yorum.

kaziyye-i muhkeme: kesin hüküm.
kazanç paylaşımı: bir birimdeki yöneticilerin ve çalışanların takım olarak çalışmasını özendirmek amacıyla önceden belirlenen performans hedeflerine ulaşıldığında elde edilen kazançla orantılı olarak ödüllendirilmesidir.
kazanova: çapkın erkek.

ke-en-lem-yekün : sanki yokmuş; hiç yokmuş; hiç olmamış gibi.

kefalet : kefil olma; kefillik, bir kimsenin alacaklısına karşı, o kimsenin borcunun yerine getirilmesini sağlamak yükümlülüğü altına girmek.
keff-i yed : elçekme; vazgeçme; karışmama.
Kelsen, Hans: devletin hukuk düzenini bir hiyerarşk normlar sistemi kabul eden Yeni-Kantçı düşünürlerden. “Saf hukuk teorisi” ve “temel norm” kavramları ile de tanınır.

kemâl : olgunluk; tamlık; eksiksizlik.

kerhen: iğrenerek; istemiyerek; hoşlanmıyarak; zorla; zoraki.

kesb : çalışıp kazanma; edinme.

kesbetmek: kazanmak; edinmek; sağlamak.
kethüda: üst düzey Osmanlı memurlarınının yardımcılığını yapan kâhya.

ketmetmek : gizlemek; saklamak; sır tutmak.

keyfiyet : iş; durum; mesele.
kezailik: aynı şekilde.

kıstâs : ölçü; ölçüt.

kışlak :kışın hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer. Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, kış mevsiminde hayvanlarını barındırmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanıla gelen arazi.
kıyâs : karşılaştırma; oranlama; örnekseme.
kızılelma: Türkler’in birinci etapta İstanbul’u ikinci etapta da Roma’yı fethederek Batı uygarlığını tahaküm altına almasını temel alan ve Fatih Sultan Mehmet’in bir rüyasına atfedilen ideal. Padişah tuğralarında da Kızılelma temasıyla karşılaşabiliriz.
kızılelmacı: Türkler’in önceden olduğu gibi büyük fetihlerde bulunmasını ve dünyada egemen güç olmasını ideal edinen kişi.

kifâyet: kâfi olma; yetme; yetişme; yeterli olma; yeterlilik.
kişisel haklar: kişinin maddi ve manevi tüm varlığı ile ilgili bulunan ve bu varlığın serbestçe geliştirilmesi amacına yönelik olan hak ve hürriyetlerdir. Klasik kişi hakları negatif statü hakları olarak da tanımlanır (Jellinek’e göre). 18.yy’dan itibaren şekillenmeye başlamışlardır.
kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar: aksine sözleşme yapılamayan, hiçbir şekilde feragat edilemeyen haklara verilen genel ad, örneğin: Yaşama hakkı.

kitab’ül-icare : icar kitabı; Mecelle’de kira bölümü.
koçluk:  bireyleri veya takımları sonuçlara ulaştırmak için yetkilendiren, geliştiren ve cesaretlendiren uygun ortam ve koşulları yaratan yönetsel bir eylemdir.
kolcu: orman bekçisi.
kolej: özel okul; Türkiye’de lise, Batı’da üniversite düzeyindeki okulları adlandırmada kullanılan eğitim kurumları.
kollektif şirket : ticari bir işletmeyi ticari ünvan altında işletmek üzere hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirinin sorumluluğu sınırlanmamış olan ticari şirkettir.
kolluk: asayiş ve güvenliği sağlamakla görevli personele verilen isim. Genel kolluk ve özel kolluk olmak üzere ikiye ayrılır.
komando: gerilla tipi savaşlara hazırlıklı olarak yetiştirilen özel bir askeri sınıf.
konkordato: Dürüst borçlunun önerip de en az üçte iki alacaklısının kabulü ve ticaret mahkemesinin onaması ile ortaya çıkan bir anlaşmayla, alacaklıların bir kısım alacaklarından vazgeçmesi ve borçlunun da bu anlaşmaya göre kabul edilen borcun belli yüzdesini, tamamını ya da daha fazlasını, kabul edilen vadede ödeyerek borcundan kurtulması.
iflas içi konkordato: tasfiye içinde yapılan konkordato
iflas dışı konkordato: muhtemel iflastan önce ve iflası önleyici olarak yapılan konkordato
konsens: uyuşma.
konsolidasyon: Ödeme güçlüğü içine düşen devletin, iç borçlarının vadesini uzatmasıdır. Genellikle kısa vadeli Hazine bonoları geri alınıp yerine uzun vadeli devlet tahvilleri verilerek uygulanır. Alacaklılara yeni vade için de faiz ödenir. Fakat buna rağmen devlete güvenlerinin sarsılması önlenemez. Konsolidasyona giden bir hükümet, yeniden iç borç almakta çok zorlanır. Eğer vadede bir değişiklik yapılmıyorsa TL cinsi iç borç senetlerinin döviz cinsi iç borç senetleriyle değiştirilmesi konsolidasyon anlamına gelmez.
kontrat :mukavele; sözleşme.
kontr-espiyonaj: karşı istihbarat.
kontr-gerilla: gerillara karşı onların metodlarıyla mücadeleyi amaçlayan veya buna benzer özel ve tehlikeli görevler alabilen askeri sınıf.
konvansiyon: anlaşma.
koordineli denetim: Görevleri çakıştığında iş programlarının ve sonuçların karşılıklı bildirimi ve denetime yönelik mevcut kaynakların optimizasyonu amacıyla araçların bir araya getirilmesi suretiyle iç ve/veya dış denetimler arasında yapılan işbirliği.
kopenag (copenhagen) kriterleri: 22 Haziran 1993 tarihinde Danimarka’da yapılan Kopenhag Zirvesi’nde, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği’nin genişlemesinin Merkezi Doğu Avrupa Ülkelerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir. Bu kriterler siyasi, ekonomik ve topluluk mevzuatının benimsenmesi olmak üzere üç grupta toplanmıştır:
* siyasi kriter: Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve azınlıklara saygı gösterilmesini ve korunmasını garanti eden kurumların varlığı,
* ekonomik ktiter: İşleyen bir pazar ekonomisinin varlığının yanısıra Birlik içindeki piyasa güçleri ve rekabet baskısına karşı koyma kapasitesine sahip olunması
* topluluk mevzuatının benimsenmesi: Siyasi, ekonomik ve parasal birliğin amaçlarına uyma dahil olmak üzere üyelik yükümlülüklerini üstlenme kabiliyetine sahip olunması
kronik enflasyon: Enflasyonun uzun yıllar boyunca yüksek bir düzeyde kalmasıdır. Türkiye’deki enflasyon, 30 yıldır çift haneli olduğu için, kronik enflasyon tanımına örnek oluşturuyor.
kullanma zimmeti: idareye ait eşyanın özel gereksinimler sebebiyle geçici ve istisnai olarak kullanılmasıdır. Disiplin cezası gerektirir, ceza kanunu kapsamında değerlendirilmez.
kuru mülkiyet: Bir mal üzerinde, (malikin sahip olduğu ayrıcalık ve yetkilere zarar gelmemek üzere) bir başkasına tanınan intifa veya sükna gibi fiili kullanma hakkının varlığı durumunda malikin sahip olduğu mülkiyet hakkı.
kurum kültürü: bir vizyon ve misyon etrafında toplanan insanların sahiplendikleri belirli bir inanç ve değerler sistemidir.
kuyûd :kayıtlar; bağlar; deftere geçirmeler .
kuvvei müsellaha: güvenlik kuvvetleri.
kuvvetler ayrılığı: ilk defa 1879 ve 1791 Fransız Anayasalarında yer alan ve yasama, yürütme, yargı erkleri arasındaki bağımsız ilişkiyi ifade eden terim.

külfet :sıkıntı; zorluk; yük; zahmet; eziyet.
küpeşte: güverte üstündeki borda kaplaması.
küsur: artık.

küşad:açma; işletmeye açmak

kütüb :kitaplar
kütüb-ü sitte: hadis kitaplarının sıhhatçe en kuvvetli olan altısına verilen isim.

L

lâ-akall: en azından; daha aşağı olmaz.

lâfz (lafız): söz.

lâhik :yetişen; ulaşan; eklenen; sonradan tayin edilen; yenisi.

Lâle Devri: 1718 Pasarofça Antlaşması’ndan 1730 Patrona Halil isyanına kadar geçen döneme Osmanlı tarihinde Lale Devri adı verilir. Osmanlı Devleti’nde Batılılaşma hareketi Lale Devri ile başlar. Dönemin padişahı III. Ahmed ve sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa barış yanlısı kişilerdi.

lâübâlî: ilişiksiz; kayıtsız; saygısız; senli benli.

lâyemut: ölümsüz.

lâ-yete gayyer: sabit; değişmez; bozulmaz.

layiha: dilekçe; yazılı dilek; istek; tasarı.

lede-l-hâce: hacet,ihtiyaç görüldüğü zaman.

ledelicap: icap ettiğinde.
lehdâr: menfaatdâr; hayat sigortalarında, sigorta sözleşmesine taraf olmamakla birlikte, yaşam kaybı ( vefat ) rizikosunun gerçekleşmesi halinde poliçede belirtilen hakların ödeneceği kişidir. Poliçede menfaattar ismen belirtilmemişse, kanuni varisler menfaatdar olarak kabul edilir.
leş: canlıların henüz tam olarak bozulmamış cesetleri.
leşker: asker.
lex: yasa, hukuki norm.
lex commissoria: alacağın vadesinde ödenmemesi durumunda, rehinli malın rehin verilen kişinin mülkiyetine geçeceği yolunda anlaşma.
lex communis: örf ve adet hukuku.
lex contractus: sözleşme kanunu; sözleşme şartı.
lex domicili: ikametgah edilen yerde geçerli mevzuat.
lex fori:yargıcın yasası.
lex generalis: genel yasa.
lex imperfecta: boşluk bulunan yasa.
lex lata: yürürlükteki hukuk mevzuatı.
lex loci: dava konusunun bulunduğu yer kanunu.
lex celebrationis: evlenme yerinde geçerli mevzuat.
lex leci contractus: akit yeri kanunu.
lex loci delicti commissi: hukuku aykırı aykırı eylemin yapıldığı yer kanunu.
lex loci delictus: suçun işlendiği yer kanunu.
lex loci solutionis: ifa yeri kanunu.
lex mercatoria: ticari örf ve adet kanunu.
lex non promulgata non obligat: ilan edilmeyen yasa bağlayıcı değildir.
lex non scripta: yazılı olmayan hukuk.
lex posterior: sonraki tarihli yasa.
lex posterior derogat legi priori: sonraki tarihli yasa, önceki tarihli yasayı ortadan kaldırır.
lex prior: önceki tarihli yasa.
lex rei sitae: şeyin bulunduğu yerde geçerli olan yasa.
lex scripta: yazılı hukuk.
lex situs: şeyin bulunduğu yer kanunu.
lex specialis: özel yasa.
lex specialis derogat legi generali: özel yasa, genel yasayı geçersiz kılar.
lex superior derogat legi inferori: anayasanın diğer yasaları değiştirici etkisi.
lex talionis: kısas.
lex terrae: mülki kanunlar.
levâzım: gerekli şeyler; malzeme; malzemeler.
leyl: gece.
leyle-i kadir: kadir gecesi.
leyli: geceyle ilgili.
leyli mektep: yatılı okul.
leyli-i meccani: parasız yatılı okul.
lezbiyen: homoseksüel kadın.
leze majeste: devlete hakaret suçu.
liability: sorumluluk.
lian: İslam hukukunda karısına zina suçu yükleyen ama buna karşın tanıklarla ispat edecek durumda olmayan kocanın başvurmak zorunda olduğu ve böylece karısından ayrılmak ve doğacak çocuğun nesebini reddetmek için gittiği yol.
libellus: lâyiha.
liber: hür.
liberal: serbest piyasadan yana.
liberalizm:ekonomik sorunlarda genişlik ve serbestlik öngören sistem.
liberasyon: bir borcun ödenmesi; kotaların kaldırılması.
liberatio:ibra; rehnin kaldırılması.
libertas: serbestlik.
liberté: hürriyet.
liberté, egalité, fraternité: hürriyet, eşitlik, kardeşlik.
liberum veto: inkar etme özgürlüğünü kabul etmeme hürriyeti.
libido: cinsellik içgüdüsü ile ilgili istekler.
libre: yaklaşık 327 gramlık ağırlık birimi.
li-eb: baba bir kardeş.
liecl-il muhakame: yargılama amacıyla.
liecl-il tahkik: soruşturma amacıyla.
liecl-il ticâre: ticaret amacıyla.
licitatio: arttırma ve eksiltme.
lider: önder.
lien: rehin.
lig: spor kulüplerinin bir düzen çerçevesinde gruplndırılarak birbirleri ile maç yapmaları.
liga: üç deniz millik mesafe.
Likidite (likidasyon): Döviz, menkul kıymet, gayrimenkul gibi herhangi bir aktifin kısa sürede ve değer kaybına uğramadan nakde çevrilebilen, kullanıma hazır satın alım gücünü ifade eder.
likide etmek: alacak ve borçları hesaplayarak sonucu belirtmek.
likidite tuzağı: Keynes, faiz miktarının düşebileceği bir alt sınır olduğunu iddia etmektedir. Faiz oranı bu düzeye düştükten sonra artık daha fazla düşmesi beklenemeyeceği için; kişiler faiz oranının tekrar yükselebileceği beklentisi içinde olacaklar, aktif depoları dışındaki tüm ekonomik varlıklarını para olarak tutacaklardır.
likit: akıcı.
likit alacak: mahkeme kararı bulunmaksızın muaayne bulunduğu olduğu kabul edilen alacak.
liman: doğada var olan yahut insan eliyle yapılan deniz taşıtı sığınağı.
liman başkanı: liman mevzuatıne göre tüm liman hareketlerini yürüten görevli.
liman cüzdanı: denizde çalışmak isteyenlere liman başkanlarının belli koşullarda verdiği belge.
liman şehri: liman yakınında kurulmuş kent.
limit: sınır.
limited şirket: iki veya daha fazla gerçek veya yüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında kurulup, ortakların sorumluluk koymayı üstlendikleri sermaye ile sınırlı ve esas sermayes belli olan ortaklık; ortakların sayısı en az iki en fazla elli ikişi olmak zorundadır. Sermaye ise en beş milyar olmalıdır.
linç: halkın kızarak veya büyük bir hınçla birisini öldürmesi.
linç hükmü: Mülga 765 sayılı Ceza Kanunu’nun 463. maddesine –genellikle kolluk tarafından- takılan ad
linea obliqua: civar hısmlığı.
linea recta: altsoy ve üstsoy hısımlığı.
liner: belli limanlar arasında düzenli seferler yapan gemi.
lis: uyuşmazlığı konu alan dava.
lis mota: açılan dava.
lis pendes: davanın derdest olması.
lisan: konuşma dili.
lisans: bir işin yapılabileceği konusundaki yeterliliği ifade eden ve devlet tarafından verilen lahut verilmesşne müsaade edilen yeterlilik belgesi.
lisans öğretimi: en az sekiz dönemi kapsayan ve yüksek öğretim olarak bilinen program.
lisans sözleşmesi: ihtira sahibinin, ihtira beratına bağlı haklarını tamamen veya kısmen laşkasına devrettiği sözleşme.
lisansiye: lisans alan.
lisansör: lisans veren.
lisebebinminelesbab: türlü sebeplerle.
liste: şey’lerin alt alta yazılması.
litera: harf.
literatür: edebiyat, yazın.
litigium: uyuşmazlık.
litis contestatio: davanın tespiti.
litis denuntiatio: davanın ihbarı.
litis pendens: derdestlik; davanın görülmekte olması.
litografi: taşbilim.
litterae: yazılı delil.
li-umm: ana bir kardeş.
livâ’ :bayrak; mülkî idarede kazâ ile vilâyet arasında bir derece; sancak.
livâta: kulamparalık; kadınların homoseksüel ilişkisi yahut bir erkeğin bir kadınla anal yoldan cinsel ilişkiye girmesi.
liyakat: değer.
liyakat nişanı: Dış İşleri Bakanlığı ile Atatürl Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’nun görüşleri alınarak ilgili bakanın teklşfş, Başbakanın onayı ve Cumhurbaşkanının tevcihi ile ilim ve sanatta Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslar arası alanda tanıtılması ve yüceltilmesini sağlayan yabancı kişilere verilen nişan.
lloyd’s: İngiliz Sigortacılar Birliği.
lloyd’s register of schipping: gemi sınıflandırma şirketlerinden en önemlilerinden birinin adı.
lobbying: kulisçilik.
lobut: orman hukukunda haşebi sert yapraklı ağaçlardan yapılan ve araba tekerleği aksamında kullanılan ürün.
loca: eğlence yerlerindeki özel bölme.
local goverment: yerel hükümet.
locatio operis: hizmet sözleşmesi.
locatio rei: mal kirası.
locatum: kiralama.
Locke, John (1632-1714): mülkiyet hakkını tabiat durumunda var olan ve topluma o şekilde geçen bir hak sayan ve sosyal sözleşme teorisini savunan ünlü düşünür. Hoşgörü anlayışı üzerinde ısrarla durmuştır.
loco: yer.
loco citato: anılan yerde.
loco sigilli: orijinalden alınan kopyadaki mührün bulunduğunu gösterir.
locum tenens: bir makamda fiilen görev yapan.
locus: arazinin belirli bir kısmı.
locus contractus: akdin yapıldığı yer.
locus crimi: suçun işlendiği yer.
locus in quo: olayın çıktığı yer.
locus pounitentiae: cayma olanağı.
locus publicus: umumi yer.
locus regit actum (LRA): şekil, yapılan yere tâbidir.
locus standi: mahkemeye başvuru hakkı.
locus solutionis: ia yeri.
lodos: güneybatıdan esen nispeten ılık rüzgar.
logos: bir malı ifade eden kısa deyiş.
lojik: mantık.
lojistik: yol, haberleşme, ikmal gibi hizmetlerle ilgili askeri sınıf.
lojman: bazı görevlilerin ikamesine izin verilen ve nispeten düşük kiralı mesken.
lokal: belli bir yer; bir meslek ya da dernek mensuplarının gittiği belirli bir oturma veya toplanma yeri.
lokalize etmek: belli bir yerin içine sokmak.
lokavt: İşveren tarafından kendi teşebbüsüyle veya bir işveren kuruluşun kararına uyarak işçilerin topluca işten uzaklaştırılmasıdır.
lokavt sözcüsü: lokavt kararına uyulmasının sağlanması için sendikalar tarafından lokavt hakkında konuşmaya yetkilendirilmiş kişi.
lombar: gemilerin kamaralarda bulunan kamaralarla bataryaların havalandırılmasına yahut top namlularının geçmesine yarayan dörtgen biçiminde delik.
lombart işlemi: taşınır mal karşılığı alınan banka kredisi
lomboz: gemilerde kamaraları ve alt güverteyi aydınlatmak ve havalandırmak amacıyla bordalardan veya güverteden açılan yuvarlak delik.
lonca: Âhi geleneğine göre kurulmuş esnaf yardımlaşma teşkilatı.
Londra Boğazlar Sözleşmesi(1841): Osmanlı Devletinin Rusya ile imzaladığı Hünkar İskelesi Antlaşmasının yürürlük süresi  bitince , İngiltere’nin girişimi sonunda İngiltere , Osmanlı Devleti ,Rusya , Avusturya , Prusya ve Fransa arasında Londra sözleşmesi imzalandı.
longa manu traditio: uzun elden teslim.
longissimi temporis praescriptio: olağanüstü zamanaşımı.
loquitur: “konuşuyor”
Lordlar Kamarası: İngilzi Parlâmentosu’nun Avam Kamarası dışında kalan bölümü
Lorenz Eğrisi: Gelirin, servetin veya bunları oluşturan parçaların dağılındaki eşitsizliğin derecesinin bir grafik ile gösterimi
lostra: ayakkabı boyama.
lotarya: toto, loto, piyango gibi kumar oyunlarına verilen genel ad.
Lozan Barış Anlaşması: 24 Temmuz 1923 tarihinde Türk Devleti ile işgal devletleri arasında İsviçre’nin Lozan (Lousanne) kentinde imzalanan ve Türk Devleti’nin dünya tarafından tanınmasını sağlayan anlaşma.
Lozan Okulu: 1870 yılında Lozan Üniversitesi Hukum Fakültesi’nde ekonomi kürsüsünün oluşturulaması ve başına Leon Walras’ın gelmesiyle kurulan iktisat okullarından biri
lucri causa: kâr gâyesi.
lucrum cessans: yoksun kalınan kâr.
lûhuk: sonradan ulaşma.
lumpen: ayak takımı.
Lundstedt A.V.: İskandinav realizminin temsilcilerindendir. “Yapıcı hukuk” yaklaşımı ile tanınır.
lupinium caput: teslim olmadığı için mallarının müsaderesine ve gereğinde vurulmasına karar verilen kimse.
lustrum: tapu kütüğü özeti.
luxiria: bilinçli ihmal.
lügat: sözlük.
lügatçe: küçük sözlük.
lügâvi: sözlük anlamı.

lükata:buluntu; sokakta bulunup alınan sahibi belli olmayan şey.
lüks masraflar: ihitiyaçtan öteye geçerek isteklerin yerine getirilmesine yönelen harcamalar
lütfen: lütuf olarak; nazik bir rica belirtisi için kullanılır.
lütuf: ihsan; büyük yardım.
lüzum: gereklilik.
lüzum-u vakf: vakıftan dönülemez hâle gelme.
lüzumsuzluk: gereksizlik.
lüzum- u muhakeme: yarglamanın gerekli görülmesi.

M

maada: …den başka.

maastricht antlaşması: 7 Şubat 1992 tarihinde Hollanda’nın Maastricht kentinde imzalanmış bulunan “AB Antlaşması”na aynı zamanda MA Antlaşması da denilmektedir. MA’da üye ülkelerin EMU’ya katılımı için beş kriter ön koşul olarak belirlenmektedir. Bunlar; Enflasyon Oranı: Herhangi bir üye ülkenin yıllık ortalama enflasyon oranı en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülke ortalamasını yüzde 1.5’den fazla geçemez. Bütçe Açığı: Üye ülke bütçe açıkları GSYİH’nin yüzde 3’ünü aşamaz. Faiz Oranları: Herhangi bir üye ülkenin uzun vadeli devlet tahvili faiz oranı ortalaması, en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülkenin faiz oranı ortalamasını yüzde 2’den fazla geçemez. Kamu Borçları: Üye ülkelerin kamu borçları GSYİH’nin yüzde 60’ını geçemez. Döviz Kurunun İstikrarı: Üye ülke paraları son iki yılda devalüe edilmemiş olmalı ve EMS, ERM içindeki üye ülke paralarına karşı belirlenen dalgalanma marjı ile bağlı olmalıdır.

macar mülteciler sorunu (1848): Avusturya’ya karşı ayaklanan Macarlar Osmanlı Devletine sığındı. Osmanlı Devletinin Macar mültecileri geri vermemesi Avrupa’da saygınlığını arttırdı. Ayrıca Kirim savaşında İngiltere’nin ve Fransa’nın Osmanlı Devletine yardim etmesinin nedenlerinden  biri oldu.

maçuna: 350-400 ton arasındaki ağırlıkları kaldırabilen ve bir ponton üzerine konulmuş dikmelerden ibaret bir nevi vinç.

maddi mal: Taşınır ve taşınmaz mallar gibi fiziksel varlığı olan, gözle görülüp elle tutulabilen mal.
ma’dûd: sayılı.

madde-i sabıka: yukardaki hükümler; geçen hükümler; daha önce anılan maddeler.

madrûb: dövülmüş; darbolunmuş; vurulmuş.
mafevk: üst.
magnetik inhiraf: magnetik kuzey istikameti ile hakiki kuzey istikameti arasındaki açı. Magnetik kuzey hakiki kuzeyin sağında ise inhiraf doğu, solunda ise batı’dır.

mağsûb :gasbedilmiş; zorla alınmış mahal yer.

mahalli idareler: Köy, kasaba ve şehir adı verilen belli yerleşim alanlarındaki mahalli ihtiyaçları gidermek üzere çeşitli kamu hizmetlerini yürütmekte olan kuruluşlardır.
mahcuz :haczedilen; hacizli; üzerine haciz konulmuş.
mahcur: Vesayet altına alınmış kişi; kısıtlı.
mahdut :sınırlanmış; tahdit edilmiş.
mahfil: bazı klüplerde üyelerin toplandığı loca.

mahfuz: saklı; gizli.
mahfuz hisse: saklı pay.

mahiyet: nitelik; bir şeyin aslı, esası, içyüzü.
mahkumunbih: hüküm konusu.

mahlûl :hallolunmuş; çözülmüş; mirasçısı bulunmayan ve hükümete kalan.

mahrum: yoksun; dilediğini, istediğini elde edemeyen.

mahsulât: mahsuller; ürünler.

mahsup: hesap edilmiş; hesaba dahil edilmiş.

mahsus: özgü; özel; müstakil; özel olarak.
maimahreç: bir geminin taşırdığı suyun ton olarak ağırlığı. Bir maimahreç tonu 2240 libre olarak kabul edilir.

makable şâmil: geçmişe dokunan; geçmişe etkili olan; geçmişteki olayları da etkileyen.

makable teşmil: bir hükmün etkisinin geriye yürütülmesi.

makrûn: yakınlaştırılmış; yaklaştırılmış; yakın; ulaşmış.

maksûr: kasrolunmuş; kısıtlanmış; kısıtlı.

maktu: götürü; belirli; miktarda; değeri biçilmiş; pazarlıksız.

makule: çeşit; tür; soy.
mal birliği: Eşlerin, (evlilik sözleşmesinde birliğe dahil olmayacaklarını belirttiği mallar istisna olmak üzere) evlenme zamanında her birinin malik olduğu ve evliliğin devamı süresince mülk edindiği bütün malların dahil olduğu birlik üzerinde kocanın (karının şahsi malları hariç olmak üzere) mülkiyet hakkına sahip olduğu mal rejimi.
mal ortaklığı: Eşlerin, ortaklığa girecek mal ve gelirleri sınırlandırmamış olduğu ve bunlar üzerindeki mülkiyet hakkını ortaklaşa kullanarak hiçbir payında bağımsızca tasarruf edemediği mal rejimi.
malabosa: serenlere sarılı olan gabya yelkenlerinin açılarak ıskotalarının alınması için verilen komuttur.

malahtar: gemilerin karinalarını boyamak için kullanılan uzun saplı fırça.

mali denetim: Hesaplar ve mali tablolar ile işlemlerin düzenliliğinin ve mevzuata uygunluğunun bir denetçi tarafından incelenmesi ki bu inceleme bir kanaat bildirebilme veya bildirememe ile sonuçlanır. Bu denetim şunları kapsar:
– denetlenenin hesaplarının ve mali tablolarının aşağıdaki noktaların belirlenmesi bakımından incelenmesi:
a.bütün işlemlerin ve yalnızca bu işlemlerin, kuralına uygun şekilde taahhüde bağlanıp bağlanmadığı, tahakkuk ettirilip ettirilmediği, bunlar için ödeme emri verilip verilmediği ve kayda geçirilip geçirilmediği;
b.eksiksiz kayıt yapmak ve varlıkları (örneğin, (i)nakit, (ii)yatırımlar, (iii)sabit kıymetler, (iv)stoklar) korumak için uygun önlemlerin alınıp alınmadığı;
– aşağıdaki hususların sağlanması bakımından düzenliliğin ve mevzuata uygunluğun incelenmesi:
a.kaydedilen bütün işlemlerin yürürlükteki genel ve özel kurallara uygun olup olmadığı;
b.bütün gider ve gelirlerin yetki sınırları ve parasal limitler çerçevesinde ödenip ödenmediği, tahsil edilip edilmediği;
c.bütün borçların ve mükellefiyetlerin kurallara uygun olarak hesaplanıp hesaplanmadığı ve yönetilip yönetilmediği.
mali dokümanları imzalama yetkisi: Bir ya da birçok kişiye tek başına veya birlikte kurum adına dış mali taahhüde girme bakımından verilen yetki.

maliborda: yüklerin gemiye alınmasında veya gemiden çıkarılmasında bordaya çarparak, borda boyasının kirlenmesine veya boyaların sıyrılmasına mani olmak için bordaya sarkıtılan uzun kalaslar.
mâlik: Mülkiyet hakkı sahibi; bir şeye sahip olan kişi.
mamelek: malvarlığı

mansub :atanmış; nasbolunmuş

marifetiyle:yoluyla;aracılığıyla
maritain, jacques: yeni klasik hukuk anlayışının çağımızdaki en önemli savunucularındandır. Ona göre tabii hukuk, insan hakları anlayışının felsefesini oluşturur.
marjinal dönüşüm oranı: bir malın üretilmesinden bir birim vazgeçilmesi halinde, serbest kalan kaynakları üretebilecek diğer malın birim saysı.
marjinal gelir: firmanın bir birim daha azla satmas haind toplam gelirinde meydana gelen değişme. Toplam gelirde meydana gelen gelişmenin satış miktarında meydana gelen değişmeye orantılanması ile bulunur.
marjinal hasıla değeri: bir faktörün marjinal ünitesinin firmaya sağladığ değer. Faktör kullanımındaki değişmenin toplam gelirdeki değişmeye orantılanması ile bulunur.
marjinal ikame oranı: ikame edilen mal miktarındaki değişmenin, ikame eden mal miktarındaki değişmeye oranına denir.
marjinal ithalat eğilimi: gelir değişmeleri nedeniyle ithalatta meydana gelen değişmenin, gelirde meydana gelen değişmeye oranıdır.
marjial maliyet: toplam maliyetteki değişmenin faktör miktarındaki değişmeye orantılanmasıdır.
marjinal tasarruf eğilimi: gelir değişmesi nedeniyle tasarruflarda meydana gelen değişmenin, gelirdeki değişmeye orantılanmasıdır.
marjinal ürün: ürün miktarındaki değişmenin, bir birimlik faktör artışı karşısında faktör kullanımındaki değişmeye orantılanmasıdır.
marjinal ürün değeri: bir faktörün (girdinin) marjinal ürün ile malın bir ünitesinin fiyatının çarpımı sonucu bulunan değer.

maruz: arzolunmuş; bir şeyin karşısında etki altında bulunan.

masarif: masraflar; giderler.

maslahat: emir; buyruk; madde; husus; dirlik düzenlik; iş.

masrûf: sarfedilmiş; harcanmış.
masarifi muhakeme: muhakeme masrafları.
maşrık-ı âzam: masonik öğretide, büyük mahfil locasının büyük üstadına verilen ad.
matbu: basılı; basılmış.
matematik karşılık: sigorta hukukunda aktüeryal matematik karşılık ile kar payı tutarı toplamı matematik karşılık olarak adlandırılır.
matlab: talep olunan; istenen şey.

matlubat:alacaklar; istenen şey.
matrah: Bir verginin miktarını belirtmek için esas alınan değer.
matrikül: bir klübe mensup üyelerin kısa bilgilerinin bulunduğu kütük kaydı.
matuf: yöneltilmiş; yönelik.

mazarrat: zarar; zararlar; zarar verici; zarar verme.

mazbata: tutanak.

mazbut vakıf: yönetimi devlet tarafından ele alınmış vakıf.

mazhar: erişen; bir şeyden yararlanma; ulaşma.
mazireti sahiha: gerçek engel.

mazmûn: ödenmesi gereken şey.

maznun: zanlı; sanık.

meail: sorunlar.
me’cur: kiraya verilen şey; kiralanan.

mebaliğ: meblağlar; tutarlar; ganimetler; paralar.

mebânî: binalar; yapılar.

mebde: evvel;başlangıç; prensip; ilk unsur.

mebi: satılan şey.

meblâğ: para tutarı; akçe.

mebnî: buna dayanan; ….den dolayı; ……den ötürü; bu sebeple; bu yüzden; üzerinde kurulu

mecâri: su yolları; akıntı yerleri; su yatakları; mecralar.

meccanî: parasız; bedava
.
mecmuu: tümü; tamamı; hepsi

mecra: bir işin gidiş, oluş yolu; akarsu yatağı; su yolu.

meçhul: bilinmeyen; tanınmayan.
meçzum: anlaşılan.
medar: dayanak; yardım; elverişli.
medarı tatbik: uygulanabilir.

medlûl: delillendirilmiş; delil getirilmiş şey; bir kelimeden veya işaretten anlaşılan.

mefhumu muhalif: karşıt kavram.

mefruğunbih: devir konusu şey.

mefruğunleh: kendisine bir şey ya da hak devrolunan kimse.
mefruşat: Döşeme; ev eşyası.
Mefsuh: feshedilmiş.
mehil: süre; önel.

melhuz: muhtemel; gerekebilecek; umulur; beklenir.
memalik: ülke.

memnu: menedilmiş; yasaklanmış; yasak.
memur: kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yapmak üzere atanmış olan kişilerdir.

men: yasak etme; bırakmama; durdurma; esirgeme; vermeme; önleme.

men etmek: engellemek; yasaklamak.
menafil: yararlar.
men’i muaraza davası: bir mal üzerinde;başka bir kimse tarafından ileri sürülen hak veya yapıların el atmanın önlenmesi isteğiyle açılan dava.

menâfi :menfaatler; yararlar; çıkarlar.

menba’: kaynaklar; çıkış yeri.

menfaati amme:kamu yararı

menkul :taşınır; taşınır mal
menkuz: bozulan

menşe: kaynak; kök; başlangıç
mentor: daha az deneyimli bir çalışanın gelişmesi için ona yardım eden deneyimli ve kıdemli bir çalışan ya da yönetici
mentoring (akıl hocalığı): kişisel ve profesyonel gelişime yardımcı olmak üzere deneyimlerini, uzmanlıklarını ve düşüncelerini birbirine aktaran iki insan arasındaki bir yardımlaşma ve paylaşma ilişkisidir.

mera: bir veya birkaç köy veya beldeye ayrı ayrı veya ortak olarak,hayvanları otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi

merbut: bağlı

merhun: rehnedilen mal

mer’i: yürürlükte; geçerli.
meriyet: yürürlük; sigorta hukukunda ise poliçenin geçerli ve yürürlükte olma durumudur.
mersule: gönderilen.
mesağ :izin; ruhsat; cevaz.

mesaha:ölçme; ölçümleme.
mesail: meseleler.

mesâkin:meskenler; oturulacak yerler.

meskûn :içinde insan oturan; oturulan; yerleşilmiş.

mesmu :dinlenen; dinlenebilir; karar için incelenebilir.

mesned: isnad edilen şey; dayanılan şey; dayanak; rütbe.

mesul: sorumlu.

meşfu: şuf’a (önalım) hakkının ilişkin olduğu mal
meşhud suç: ceza muhakamesi hukukundaki tanımına göre hâlen devam etmekte olan yahut henüz tamamlanmış ve az evvel işlenmekte olduğuna dâir güçlü emâreler bulunan suç.
meşhudat: şahitlik
meşhur: ün ve şöhrete sahip olan
meşrubat: soğuk ve gazlı içecek türü

meşrut: şart koşulmuş; şartlı; şarta bağlı
meşruti: öngörülen şartlara uygun olan

meşruta tevliyet davası: vakfeden kişinin mütevelliği kime şart kıldığı yolundaki uyuşmazlıkla ilgili dava
metroseksüel: modern bayanları örnek alarak dış görünüş ve imajına aşırı dikkat eden erkek
mevdaddı mahsusa: özel hükümler

mevaşi: koyun,keçi,öküz,inek gibi hayvanlar; geviş getiren hayvanlar; hayvan

mevhûm:varsayılan; var olarak kabul edilen; kuruntuya dayanan

mevkuf: vakfedilen şey
mevrid: varacak yer
mevsukiyet: sağlamlık

mezkûr: zikredilen; sözü edilen; anılan

mezrûât: ekilip biçilmiş tohumlar; ekinler

mezun: izinli; yetkili; bir okulu (kursu) bitiren kişi

mezuniyet: izin; yetki; bir okulu (kursu) bitirip diploma alma

mikâp: bir şeyin küp olarak değeri (örneğin; metremikâp: metreküp)
mill, j. stuart (1806-1873): faydacı akıma mensup İngiliz düşünür. Hürriyeti, kişi ve toplum menfaatlerine uygunluğu dolayısı ile yüceltilmiş ve hürriyetin sınırlarını göstermeye çalışmıştır.

milk: kudret; tasarruf; mülk.
minval: şekil.
miras Şirketi: Mirasın açılmasından, bölüştürülmesine kadar, mirasa dahil olan mal, hak ve borçların oluşturduğu topluluk.
misillû :benzer; örnek gibi.
mobil: hareketli.
mobilize: harekete geçme kabiliyeti olan veya hareket halinde olan.
monetizasyon: Zaman zaman iç borçtan kurtulma çaresi olarak sunulan monetizasyon, para basılarak iç borçların ödenmesidir. Genellikle monetizasyon denilince basılan parayla iç borçların tamamının bir seferde ödenmesi kastedilir. Ancak monetizasyonu, iç borçları vadesi geldikçe para basarak ödemek şeklinde yumuşatanlar da var. Hangi yöntem uygulanırsa uygulansın, monetizasyonun sonu hiperenflasyondur. Piyasaya çıkacak olan muazzam büyüklükteki bu para, aylık enflasyonu yüzde 50’nin, yıllık enflasyonu yüzde 5000’in üzerine taşıyabilir.
montesquieu, c. c. : kuvvetler ayrılığı ilkesini ilk defa dile getiren ünlü Fransız düşünür.
moratoryum: konsolidasyonun dış borçlar için uygulanan şekli olarak tanımlanabilir. Vadesi gelen dış borçlarını ödemek için kaynak bulamayan devletler, moratoryum ilan ederek ödemeyi daha sonra yapacağını beyan eder. Moratoryum ilanının sonuçları da konsolidasyondaki gibidir. Moratoryum ilan eden devlete olan güven sıfırlanır ve bu devletin yeni dış borç bulması imkansız hale gelir. Türkiye’de Osmanlı döneminden bu yana moratoryum ilanı olmadı. 1958 ile 1979-80 dönemindeki dış borç ertelemeleri, alacaklıların rızası alınarak yapılmıştı. Ancak buna rağmen bu borç ertelemelerinden sonra Türkiye, uzun süre dış borç almakta zorlandı.

muaccel: ivedi; peşin; vadesi (eceli) gelmiş; ödenmesi gereken hale gelmiş.
muacceliyet: borcun vadesinin gelmiş olması.
muaddel: değişik.

muaddün-li-l-istiglâl: kiraya verilmek üzere yapılmış şey; kiralık eşya.

muadil: denk; eşit.

muafiyet: affedilmiş olma; bağışıklık; yükümlülük dışında tutulmuş.

muâhede: antlaşma; karşılıklı ant içme.

muahhar :sonraya bırakılmış; tehir edilmiş; sonraki.

muallak: havada boşta duran; sürüncemede kalmış.

muamelat: muameleler; işlemler.

muaraza: çekişme; sataşma; birbirine karşı gelme; bir hak talebi; kavga.

muavin: yardımcı.

muayyen: belirli; belli; saptanmış .
muayyen mâ-adâ: başka; dışında .

mubayaa: satın alma.

mucibince: gereğince; uyarınca.

mucip: gerektiren; gerektirici; icapcı; öneri sahibi.

mucip sebepler: gerektirici sebepler; gerekçe.

mugayir: aykırı; zıt; ters.

muhakeme: yargılama.

muhammen: tahmin edilen.

muharrer: yazılı; yazılmış.
muhasebe kontrolü: Varlıkların korunmasına, hesapların ve mali tabloların güvenilirliğine yönelik olarak organizasyon planına, prosedürlere ve kayıtlara ilişkin kontrol. Bu yüzden bu kontrol:
a.İşlemlerin uygulanmasında ve varlıklara ulaşılmasında yetkilendirmelere uygunluğu;
b.İşlemlerin gerektiği gibi ve gerektiği zaman kaydını;
c.Varlıkların muhasebe kayıtlarının fiili varlıklarla makul aralıklarla karşılaştırılmasını ve haklı görülemeyecek farklılıklar için uygun önlem alınmasını,
d.Rasyonel olarak güvence altına alacak şekilde tasarlanır.

muhassas: tahsis olunmuş; tayin edilmiş; özgü.

muhatara: riziko; zarara uğrama tehlikesi; tehlike; zarar ve ziyan.

muhayyerlik: bir sözleşme ile,belirlenen edimin yerine bir başkasını geçirmek yetkisi; seçimlik hak.

muhdesat: sonradan yapılmış; sonradan meydana gelmiş şeyler; yeni şeyler.

muhik: haklı; geçerli; uygun; gerekli.

muhkem kaziye: kesin hüküm.

muhtar: özerk; bağımsız; köyde devlet işlerini gören köyün başı.

muhtelif: çeşitli; değişik; farklı.

mukabil: karşılık; karşı.
mukabeleihilmisil: karşılıklılık esası.

mukaddem: önce; önce gelen; daha öncede bulunan.

mukadderat: kader; yazgı; ölçülebilen,sayılabilen şeyler.

mukarrer: kararlaştırılmış.

mukarrerat: kararlar; kararlaştırılan şeyler.

mukataa: arazinin belli bir ücret karşılığında kiraya verilmesi; bağ,bahçe,arsa durumuna getirilen ekim toprağı için verilen vergi.

mukavele: sözleşme; akit; bağıt.

mukayyet: kayıtlı; sınırlı; kaydolunmuş; deftere geçirilmiş.

mukriz: ikraz eden; borç veren; ödünç veren.

muktazi: gerekli.

munkati: kesilmiş; ara verilmiş.
munkazi: bitmek.

munsifane: insaflı ölçüde.

muntafî: sönme; ortadan kalkma.

muntazır: bekleyen; gözetleyen.

murabaha: kanunun belirlediğinden fazla faiz alınması; tefecilik.

murakabe: denetleme; kontrol; gözetme.

muris: kazandıran; veren; miras bırakan, ölümüyle, hakkında miras hukuku hükümlerinin uygulandığı kişi; miras bırakan.
murtabit: bağlantılı.

musaddak: tasdikli; onaylı.

musakkaf: üstü tavanla örtülmüş; tavanı,damı olan.

musakkafat: gelir getiren kapalı (damlı) binalar.

mutad: alışılmış; âdet olunmuş; normal.

mutalebe: talepte bulunma; istemde bulunma.

mutasarrıf: tasarruf eden; sancakların en büyük mülki amiri

mutavassıt: aracı; aracılık eden; vasıta olan.

mutazammın: içine alan, üstüne alan; kefil olan; ödemeyi üstlenen.

mutazarrır: zarar gören kimse.

muteber: geçerli; itibarlı; hatırı sayılır; güvenilir; sağlam.

muteberiyet: geçerlik; geçerlilik.

muttali: öğrenme; haberdar olma; bilgilenme.

muvâcehe: yüzleştirme; yüz yüze gelme.

muvafakat: uygun görme; onama; razı olma; rızası olma.

muvafık: uygun; yerinde.

muvakkat: geçici; süreksiz.

muvâzaa: danışıklı işlem.

muvâzene: denge.

muzâf: izafe edilmiş; bağlı; bağlanmış; katılmış; yönelik.
mübâdele: bir şeyin başka bir şeyle değiştirilmesi; değiştirme; değiş-tokuş; değişim.

mübayaa: satın alma.

mübâyenet: birbirine zıt olan şeyler, kaideler, iddialar, hükümler arasındaki görünüş.
mübâyin: zıt; aykırı; ters.

mübeyyin: gösterir.

mücâvir: komşu olan; yanında bulunan.

mücbir: zorlayıcı; zorlayan.

mücerred: soyut; genel.

mücmel: kısa ve öz olarak anlatılmış; açıklanmadıkça ne anlama geldiği anlaşılamayan ibare

müctemian:topluca; toplu olarak.

müdafi: savunucu; savunan.
müdahalenin men’i: Taşınır veya taşınmaz bir mala karşı yapılan maddi elatma veya sataşmanın, ayni hakka dayanılarak önlenmesi.
müddea:davacının dava ettiği şey; dava konusu.

müddeaaleyh: davalı; hakkında dava açılan kişi.

müddeabih: dava konusu.

müddei: davacı; iddia eden kişi.

müddei aleyh: davalı; hakkında dava açılan kişi.
müddei umumi: savcı.
müebbet: sonsuz; süresiz.

müeccel: vadeli; vadeye bağlanmış; zamanı henüz gelmemiş.

müeddî: tediye eden; eda eden; doğuran.

müesses: kurulmuş; kurulu; tesis edilmiş.

müessir: tesir eden; etkili; tesirli.

müeyyid: teyid eden; doğrulayan; kuvvetlendiren.

müeyyide: yaptırım; destek; hukuk kurallarının uygulanmasını sağlamak ve zorlamak için yasalara konulan hükümler; bir kuralın emir ve yasaklarına uyulmadığı zaman karşılaşılacak olan tepkidir.

müflis :iflas eden kişi; mahkemelerce iflasına karar verilen kimsedir.
mühür: Bazı kişi ve kurumların, yaptıkları işlemi veya koruma altına aldıkları eşyayı belgelendirmek için kullandıkları kazılı damga vb. araç.
mükellef: yükümlü; ödevli; görevli.

mükellefiyet: yükümlülük; bir kimseye veya bir şeye yükletilen yüküm; görev.

müktesip: iktisap eden; kazanan; edinen.

mülâhaza: düşünce; görüş.

mülâhazât: düşünceler.

mülhak evkaf (vakıf): vakıf yöneticileri(mütevelliler) tarafından yönetilen ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından denetlenen vakıflar.

mülki: ülke ile ilgili; ülke yönetimine ilişkin.
mülkiyet hakkı:Kişiye, kanunların öngördüğü sınırlar içinde, sahibi olduğu maldan ve malın hukuki ve doğal ürünlerinden yararlanma ve o mal üzerinde tasarruf etme yetkisi veren egemenlik hakkı.
mültezem: gerekli görülen; kayırılan.

mülzem: bağlı.

mümâselet: benzeme; benzeyiş; andırma.

mümasil: ö rnek; misâl; benzeyen; andıran.

mümellek-ün-leh: kendisine bir şey temlik olunan kimse.

mümellik: temlik eden; mülk olarak veren kişi.

mümessil: temsil eden; temsilci.

mümeyyiz: sezgin; temyiz eden; iyiyi kötüden ayırma yeteneğine (temyiz gücüne) sahip kimse.

mümtâz: üstün; ayrıcalıklı; imtiyazlı.

mümteni: çekinen; imtina eden; olamaz.

mün’akit olmak: bir sözleşmenin kurulması; akdin oluşması; üzerinde anlaşma yapılmak

münâzaa: uyuşmazlık; çekişme; anlaşmazlık.

münaziünfih: niza konusu; uyuşmazlık konusu olan şey; dava konusu.

münbais: doğan; ileri gelen.

müncer: sonuçlanan; şu veya bu sonuca varan.

mündemic: içinde bulunan; (içinde) yatan.

münderecat: içerik; kapsam; içindekiler.

münferiden: tek tek; ayrı ayrı; tek başına.

münfesih: infisah etmiş; bozulmuş; dağılmış.

münhasır: ..ye özgü; ..ye ayrılmış; ..ye mahsus; sınırlanmış; ayrılmış.
münkasem: bölünmüş.

münkati: kesilen; kesilmiş; kesik; aralıklı.
münkir: inkar eden.
münselip: kaybetme, keybeden.

müntakil:intikal eden; geçen.

müntehî: nihayet bulan; sona eren; son; en son; bir şeyi tamamlayan.
müptedi: bir şeyi yeni yeni alışkanlık edinmeye başlayan.
müptela: bir şeye bağlanmış olan.
müpteni: bina edilmiş.

mürâdif: eş anlam; aynı anlam.

mürafaa (murafaa): sözlü duruşma; genellikle Yargıtay’da veya İdare Mahkeme’lerinde yapılan duruşmaya verilen ad.

müraselât: gönderilen şeyler; mektuplar; yazışmalar.

mürettep: tertip edilmiş; düzenlenmiş.

mürtebit: bağlantılı; ilişkili; ilgili.
mürted: İslam dininden çıkanlara verilen ad. İslam hukukuna göre öldürülmeleri vâcibdir.
mürtefi: kaldırma kaldırılmış.

mürtehin: rehin alacaklısı; ipotek hakkına sahip.

mürur hakkı: geçit hakkı.

müruru zaman: zaman aşımı; bir davanın açılması veya hükmün yerine getirilmesi için kanunen belirli zamanın geçmesi.

müsaade: izin; yardım; uygun olma; serbestlik

müsadere: zoralım; bir kimsenin taşınır veya taşınmaz bir malının, kendi isteği olmaksızın devlet tarafından elinden alınması.

müsamaha:hoş görme; göz yumma; tolerans tanıma.
müsamaha edilen zilyet: önemsiz addedilen eşyanın kullanılmasının ceza konusu sayılmaması. Örneğin; topluiğne kullanımı

müsâvât: eşitlik.

müsavi: eşit; eş düzeyde; aynı seviyede

müseccel: tescilli; yazılmış; kayıtlı; damgalanmış
müstacel: ivedi; tez; hemen yapılması gerekli

müstacelen: ivedi olarak; acele olarak

müstaceliyet: ivedilik; acil olma hali

müstagallât-ı mevkufe: hayır kurumlarına gerekli geliri sağlamak üzere vakfedilmiş mallar

müstehak: hak eden

müstehik: istihkak sahibi; hak kazanmış; haketmiş; layık

müstelzim: gerektirici; doğurucu; sonuç doğurucu

müsteniden:dayanarak; bir şeye dayanarak; delil göstererek

müstesna: ayrık; istisna olan; kural dışı

müşâ’: ortaklar arasında beraberce kullanıldığı halde paylara ayrılmamış şey; ortak mal

müşâbehet: benzeyiş; benzeme.

müşâbih: benzeyiş; benzeme.

müşârün-ileyh: adı geçen; anılan; ilim ve resmi mevkii yüksek olan kimse.

müşkilât: zorluk; güçlük.

müştemilât: eklenti.

müşterâ: iştira edilmiş; satın alınmış.
müşterek mülkiyet: Birden çok kişinin, kanun veya hukuki işlem nedeniyle, bir mala, fiilen bölüşmedikleri belirli paylar oranında malik olmaları.
mütâlaa: görüş; irdeleme; düşünce.

müteaddit: birden fazla; çeşitli.

müteahhidünbih: taahhüt edilen,yapılması istenilen şey.

müteahhit: taahhüt eden; yüklenici; belli bir inşaatı (eseri) yapmayı üstlenen .

müteallik: ilişkin; bir şeye dair; ilgili.

müteamel: alışılagelmiş.

mütebaki :geriye kalan; artan.

mütedâir: dair olan; ilişkin; değin.

mütedavil: elden ele geçen; dönen; dolaşan; tedavül eden.

müteferri: eklenti; eklenmiş; ekli; ilişkin; aynı kökten.

müteferriât: teferruat; ayrıntı.

müteferrik: dağınık; çeşitli; ayrı ayrı; türlü.

mütegayyib: kaybolmuş; yitmiş.

mütehammil: tahammüllü; dayanıklı.

mütehassıl: doğan; hasıl olan; meydana gelen.

mütehavvil: değişken; kararsız.

mütekabiliyet: karşılıklılık.
mütekabiliyet Esası: Bir devletin, başka bir devletin vatandaşlarına uyguladığı hukuki veya fiili bir davranış biçimine karşılık, diğer devletin de aynı şekilde davranması.
mütemâyil: eğilimli; taraflı görünen.

mütemerrid: temerrüde düşen (kimse); yapması gereken bir şeyi yapmamakta direnen

mütemmim cüz: tamamlayıcı parça; mahalli örf ve adete göre, bir nesnenin esaslı unsuru olan, o nesne yok edilmedikçe veya parçalanmadıkça yahut niteliği bozulmadıkça ondan ayrılması mümkün olmayan parçalar, o nesnenin tamamlayıcı parçasıdır.
mütenakıs: çelişik.
Mütenasi: uygun; denk.
müterâfik: beraber bulunan; karışık; birlikte.

müterettib: sıralanmış; ait olan; …..üstüne düşen; gereken; meydana gelen; dolayı; meydana gelen.

mütesarlülfesat: çabuk bozulan.
müteselsil: zincirleme; dayanışmalı; ardı ardına.
müteselsil sorumluluk: Birden çok kimsenin, bir borcun veya zararın (tamamının) ödenmesinden, zincirleme olarak ve tek başına sorumlu olması.

mütevakkıf: bağlış.

müteveffâ: vefat etmiş; miras bırakan.

mütevelli: bir vakfın yönetiminin kendisine verildiği kişi; vakıf yönetim kurulu.

mütevellit: doğan; ileri gelen.

müttefik-un-aleyh: üzerine ittifak edilmiş; anlaşma sağlanmış.

müttehaz: verilen; ittihaz olunan; kabul edilen; yürürlükte bulunan.
müttehit: birleşik.
müvekkil: Kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; vekil eden.
müvezzi: dağıtıcı.
müzaheret: yardım; koruma.

müzayede: artırma; açık artırma.

N

nafaka yükümü: bir kimsenin kanunun öngördüğü yoksulluğa düşmüş olan yakınlarına yardım etmekle yükümlü olmasıdır.

nâfia: bayındırlık işleri.

nağahani: ansızın.

nahiye: bucak; bölge; kenar; kısım; çevre.

nail olmak: erişmek; kavuşmak.

naiplik: vekâlet.

nairu: “Enflasyonu Hızlandırmayan Eksik İstihdam veya İşsizlik Oranı” ibaresinin kısaltmasıdır. Yeni keynesyen modele göre eksik rekabet piyasasında görülen işsizlik modeli olup tam rekabet piyasasındaki doğal işsizliğin karşılığıdır ama aynısı değildir. Friksiyonel eksik istihdamla yapısal eksik istihdamın toplamını ifade eder.

nakd-i rical: hadis rivayet eden kişilerin rivayete ehil olup olmadıklarını araştıran ilim dalı. (cerh ve ta’dil de denir).

nâkız: bozma; kaldırma;

nâm-ı müstear: takma ad; eğreti ad nasb atama; tayin etme; dikme; saplama.

nâsıb: nasbeden; diken; tayin eden; atayan.

nâşî: neşet eden; ileri gelen; ötürü; dolayı; sebebiyle.

nâtık: bildiren; bildirici; gösterici; söyleyen; konuşan; idrak eden; düşünen nazara almak göz önüne almak.

navlun  mukavelesi: deniz yoluyla eşya taşımak üzere yapılan sözleşmedir.

nazar-ı dikkat: göz önüne almak.

nâzır: bakan.

nebât: bitki.

nef’î: çıkar ile ilgili; faydacı.

nema: büyüme; gelişme; kazanç; kâr; getiri; faiz.

neseben: soyla ilgili; soy bakımından.

neşet etmek: doğmak; ileri gelmek; kaynaklanmak.

nevi: çeşit; tür.

nez’: sökme; kaldırma; yoketme .

nezaret: denetim; gözetim; bakanlık.

nezetmek: kaldırmak; ayırmak; ilişiği koparmak.

nısf: yarım; yarı; yarısı.
nice antlaşması: 2000 yılında müzakereleri sonuçlandırılan ve 21 Şubat 2001 yılında imzalanan Nice Antlaşması, 1 Şubat 2003’te yürürlüğe girdi. Antlaşma, genişlemiş bir Avrupa Birliği’nin etkin işlemesi için gerekli süreçlerin hepsine yanıt vermemekle birlikte genişlemenin ilk aşaması için temel bir yapı taşını oluşturuyor. Nice Antlaşması ile öngörülen kurumsal değişiklikler somut olarak genişlemenin başlayacağı 2004 yılında gerçekleşecek. Haziran 2004’te seçilecek yeni Avrupa Parlamentosu’nda toplam olarak 732 üye olacak. Bu sayı Nice Antlaşmasında belirlenen azami sayı. Yeni Avrupa Komisyonu ise Kasım 2004 yılında belli olacak ve 25 üyeden oluşacak. Böylelikle daha büyük devletlerin ikinci bir Komisyon üyesi ataması olanaklı olmayacak. 1 Kasımdan itibaren Bakanlar Konseyinde oy ağırlıkları yeniden düzenlenecek. Nitelikli çoğunluk oyunun yarattığı sıkıntıları karşılamak üzere Nice Antlaşması’nda Bakanlar Konseyinde oylama sırasında Üye Devletlerin çoğunluğunun oyu aranacak ve bir Üye Devlet çoğunluk oyunun nüfusun %62’sini temsil edip etmediği konusunda doğrulama isteyebilecek. Nice Antlaşması, Bakanlar Konseyi’nde karar verme mekanizmasını da kolaylaştırıyor. Oy birliği kuralından nitelikli çoğunluk oyuna geçişe ilişkin 27 hüküm içeriyor. Örneğin, ayrımcılığa karşı önlemlerin alınmasında, sanayi politikası alanındaki belirli destek tedbirlerinde, Avrupa düzeyindeki siyasi partilerin tüzüğünde, sınır aşırı etkileri olan adli işlemlere ilişkin yargı işbirliğinde oy birliğinden çoğunluk oyuna geçiş yapılıyor. Sayılan örnekler ve diğer alanlar eş karar verme sürecinin parçası olacaklar. Avrupa Parlamentosu, yasama faaliyelerinde Konsey ile eşit konuma getiriliyor. Avrupa Komisyonu’nun Başkanı ve Üyeleri, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, özel temsilciler ve Konseyin Genel Sekreter yardımcısı gibi önemli pozisyonların seçiminde artık oybirliği aranmayacak. Komisyon üyelerinin görev dağılımı, görev süresi sırasında Üyelerin görevlerini değiştirme, Başkan yardımcılarını atama gibi Komisyonun iç örgütlenmesinde Komisyon başkanına yeni yetkiler veriliyor. Nice Antlaşması, bir Üye Devletin temel hakları ciddi bir biçimde ihlal edip etmediğinin saptanmasına ilişkin olarak yeni bir süreç getiriyor. Bu yeni mekanizma, sorunu çözmekte başarısız kalırsa, Avrupa Konseyi ihlalin varlığını açıklama ve ihlali yapan ülkenin Konseyde oy kullanma gibi bazı haklarını askıya alma yetkisine sahip olacak. Antlaşma, ayrıca, Birliğin yargı sisteminde de reform yaparak yargı kararlarının hızlandırılmasını ve dava yükünün hafifletilmesi konusunda tedbirler getiriyor. Adalet mahkemesinde davaların görülmesinde daha fazla ademi-merkeziyetçi bir yapı öngörülüyor.
nidâ: çağırma; bağırma; ünlem.

nisap: derece; istenilen had; asıl; esas; yeter sayı; bir kurulun toplanabilmesi veya karar alabilmesi için gerekli sayıda üyenin bir araya gelmiş olması.

niyâbet: vekillik.

niza: ihtilaf; çekişme; uyuşmazlık.

nizâmnâme: tüzük.

nizasız ve fasılasız: uyuşmazlık konusu olmadan ve hiç ara vermeden; ihtilâfsız ve arasız.

nokta-i nazar :görüş; bakış açısı
northrop, f. s. c. : değerlendirici nitelikli bir hukuk biliminin mümkün olduğu kanısında olan ünlü düşünür.
nudum aktum: hukuksal bir sebep yahut karşılık olmaksızın yapılan; ama mühür ile yapılmadıkça dava hakkını vermeyen anlaşma.

nukud: nakitler; paralar.
nukud-u mevkufe: vakfedilen para.
nukul: nakledilen.
nulla poena sine culpa: kusur olmadan ceza olmaz ilkesi.
nulla poena sine iudico: yargılamasız ceza olmaz.
nulla poena sine lege: kanunsuz ceza olmaz.
nullius filius: nesebi sahih olmayan çocuk.
nullum: bâtıl, hükümsüz.
nullum crimen sine culpa: kusursuz suç olmaz.
numerus clausus: kanunla sınırlanmış adet, sayı.
numaratör: numaramla cihazı.
numerus nugedius: Roma hukukunda davalı.
nunc pro tunc: geçmişe yürür.

nükûl: vazgeçme; cayma; kaçınma.

nümune: örnek.

O

oba: yörüklerin konaklama yeri.

obediyans: bağlılık.

Olivecrona K. : İskandinav realizminin temsilcilerindendir. Ahlaki fikirlerin hukukun etkisi altında olduğunu savunmuştur.

olveche: o şekilde.

opt-in opsiyonu: Özel bir protokol ile İngiltere’ye Tek Paraya katılmama konusunda verilen opsiyondur. İngiltere AB Konseyine EMU’nun üçüncü aşamasına 1997 yılına kadar katılmayacağını bildirmiştir. Ancak 1999 yılı içinde Parasal Birliğe katılma konusunda net bir kararı bulunmamaktadır.

opt-out opsiyonu: EMU’nun üçüncü aşamasına katılma kararını bağımsız olarak verme hakkı. Danimarka EMU’nun üçüncü aşamasına katılmamaya karar verebilme opsiyonuna (opt-out) sahiptir. Ancak Danimarka bu durumunu değiştirecek kararı istediği an alıp, EMU’ya katılabilir.

organizasyon: büyük bir kısmı yüz yüze ilişki içinde bulunmayan çok sayıda insanın karşılıklı olarak üzerinde anlaşmış oldukları amaçlarının bilinçli ve sistematik olarak geliştirilmesi ve gerçekleştirilmesi için aralarında kurdukları düzenli ilişki biçimi ve yüklendikleri karmaşık görevler topluluğudur.

organizasyonel öğrenme: organizasyon içinde ortak bir amacı gerçekleştirmek için birlikte çalışan insanların yaptıkları işleri daha iyi anlamalarını ve sonuçta daha etkili olmalarını sağlamak için gerekli olan yeteneklerin geliştirilmesi ve yeni ve yararlı bilginin tanımlanması, elde edilmesi ve uygulanması sürecidir.

Ortaklık Anlaşmaları: AB’ye üye olması muhtemel ülkelerle AB arasında ticari, sınai, ekonomik vs iş birliğini ve Gümrük Birliğinin tesisini öngören anlaşmalardır

orta malları: Yollar, köprüler, camiler gibi herkesin kullanabileceği kamu malları.

ortak Yerler: Kat mülkiyetine tabi anagayrimenkulün, kat maliklerince ortaklaşa kullanılıp yararlanılan yerleri.

oryantasyon: yeni çalışanlara organizasyonu ve kendi iş birimlerini tanıtmak ve işe alıştırmak için gerçekleştirilen aktivitelerdir.

otlak: hayvan besiciliğinde çalışanların hayvanlarını otlattığı saha.

outdoor training: çoğunlukla; kendine güven, takım çalışması, iletişim, liderlik gibi konulara odaklanan, açık alanlarda gerçekleştirilen ve deneyerek öğrenme yaklaşımına dayanan özel eğitimlerdir.

outplacement (dışarıdan işe yerleştirme): işten çıkarılanlara ya da ayrılanlara yeni iş bulma yeteneklerini artıracak şekilde destek olmak, bağlantılar oluşturmak, eğitimler vermek ve danışmanlık yapmaktır.

outsourcing (dış kaynak kullanımı): bir organizasyonun kendi kaynaklarına ve çalışanlarına dayalı olarak yürüttüğü bir etkinliği, dış kaynakların “stratejik iş ortaklığı” yoluyla organizasyon dışında gerçekleştirmesi, bazı fonksiyonlarını o alanda uzmanlaşmış ve etkinliğini kanıtlamış kişi ya da kuruluşlara yönlendirmesi uygulamasıdır.

Ö

öbek: yığın.
öc: intikam.
öc almak: intikam almak.
öcü: umacı; masalımsı korkunç canavar.
ödem: organ çeperinde oluşan kan pıhtısı.
ödeme: bir borcu yerine getirme; ifa etme.
ödeme bilançosu: bir borcun hangi taksitlerle ne şekilde ödeneceğini gösterir belge.
ödeme emri: icra-iflas hukukunda takip esnasında alacaklının müracaat etmesi üzerine borçluya gönderilen ve borcu beli bir süre içerisinde gerektiğini ve diğer aklarını bildiren “öde” buyruğu.
ödeme emrine itiraz: borçlunun, ödeme emrinin tarihinden itibaren yedi gün içinde icra dairesine yaptığı sözlü veya yazılı itiraz.
ödeme emrinin tebliği: Takip talebinden itibaren üç gün içinde borçluya yapılan tebliğ.
ödeme sebebi: causa solvendi; apılan kazandırıcı işlemin ödeme amaçlı olarak yapılması.
ödeme vaadi: bir ödemede bulunulacağına dâir verilmiş söz.
ödeme yasağı: kaybolan senedin sahibinin mahkemeye başvurarak senet bedelinin ödenmemesi için karar alması.
ödemezlik def’i: karşı tarafın kendisine düşen borcu ifa ememesi durumunda diğer tarafın da kendi borcunu ifa etmemesine ilişkin savunması.
ödlek: korkak.
ölüme bağlı tasarruf: Gerçek kişilerin, ölümünden sonra hukuki etki ve hükümler doğurmak üzere yapmış olduğu hukuki işlem.
ölünceye kadar bakma akdi: Taraflardan birinin, ölünceye dek bakma ve kendisini görüp gözetme koşuluyla, malvarlığını veya bir kısım malları öbürküne geçirme (intikal ettirme) borcu altına girdiği sözleşme.
ön inceleme: Denetlenecek kuruluş hakkında bilgi toplamak (ki toplanan bilgi sürekli denetim dosyasının ana ögesini oluşturur.) amacıyla yapılan inceleme. Bu inceleme, kuruluş bünyesinde sorumlulukların dağılımının bir ön görünümünü verir.
önemlilik: Ortaya çıkarılan bir ya da bir çok hatanın bir referans noktasına göre mukayesesinin sonucu.
önemlilik eşiği: Denetçinin, incelenecek bir ana kütlede müsamaha ile karşılayabileceği eksikliklerin, mevzuata aykırılıkların ya da düzensizliklerin maksimum sınırı. Denetçi tarafından önceden belirlenen önemlilik sınırı denetimlere konu olan örnek büyüklüğünü etkiler. Bu sınır ne kadar düşükse, gerçekleştirilecek denetimlerin hacmi o kadar büyük olacaktır.
örnekleme: bir örneğe dahil etmek üzere bir istatistiki ana kütleden kalemlerin seçimi süreci ve bu amaca ulaşmak için kullanılan metod yahut bütün ana kütle için gerekli olacak şekilde sonuçlar çıkarmak amacıyla bir ana kütleden seçilen kalemlerin incelenmesi.
özel güvenlik: 5188 sayılı yasaya bağlı olarak çalışan özel koruma ve güvenlik görevlileri ile zabıta, orman muhafaza memuru, bekçi, ve köy korucularını kapsayan ve sadece görevli oldukları alanı korumakla mes’ul olan personele verilen genel ad.
özel haklar: şahıslar ile şahıslar arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından,yani özel hukukundan doğan haklardır.
özel hukuk: Kişiler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalı.
özel kişi: ad ve soyad ile belirlenebilen, hak ve menfaat ileri sürerek dava açabilen şahıs.

P

pacta sund servanda: devletler arası umumî hukukta ahde vefa ilkesi.
pafta: Kadastrosu yapılan yerlerin ada ve parsellerinin, belli ölçülerle çizilmiş haritaları.
palamar: gemilerin rıhtıma veya iskeleye bağlanmasında halattan daha kalın yomalara verilen ad.
palanga: bir halat ve anaz iki makaradan oluşan kaldırma mekanizması.
panslavizm: Rusya’nın, Balkanlardaki milletleri Slav ve Ortodoks propagandası ile Osmanlı’dan ayırıp önce bağımsız, sonra kendine bağımlı hale getirerek Akdeniz’e inme politikası. Panslavizm Küçük Kaynarca Antlaşması ile netlik kazandı. Panslavizm, başlangıçta başarılı oldu. Balkan devletleri bağımsızlıklarını kazandı ancak Rusya’yı Akdeniz’e indirmediler.
pantürkizm: Turancılık ideali olarak da bilinir; bütün Türkler’in birleşmesini ve dünyaya hikmeden bir güç haline gelmesini ifade eder. Değişik zamanlarda çok değişik versiyonlarla karşımıza çıkmıştır.
para arzı: Belirli bir anda, bir ekonomide mevcut bulunan para miktarına para arzı denir. Mevcut bozuk para ve kâğıt para toplamına dolaşımdaki (tedavüldeki) para denir. Dolaşımdaki (tedavüldeki) parayı hesaplamak için fiilen dolaşımda olmayan banka kasalarındaki para toplamdan çıkarılır. Ancak ticaret bankalarındaki vadesiz mevduat hesapları da üzerlerine çek çekilmek suretiyle para işlevi gördüğünden bu vadesiz mevduat hesapları da para sayılmaktadır.
para politikası: AB’nin ortak Para Politikası, ESCB merkezinde bulunan ECB tarafından yürütülecektir. ECB, Birliğin ortak para politikasını yürütebilmek için munzam karşılıklar, kredi kolaylıkları ve açık piyasa işlemleri, müdahaleci faiz oranları gibi para politikasının tüm araçları kullanılabilecektir.
para yılanı (tüneldeki yılan): 1 Ocak 1971’de yürürlüğe giren Werner Raporu ile Tüneldeki Yılan Sistemi getirilmiştir. Bu sisteme göre, başlangıçta üye ülkelerin para birimleri arasındaki merkezi paritelerin birbirlerine karşı yüzde 1.2’lik dar bir dalgalanma marjı (yılan) içinde, daha büyük bir alanda döviz kuru istikrarını sağlamak amacıyla da ABD dolarına karşı yüzde 1.5’lik geniş bir dalgalanma marjı (tünel) içinde hareket etmeleri öngörülmüştür. Ancak, 1971 yılındaki para bunalımı sonrasında 18 Aralık 1971 tarihinde yapılan Smithsonian Anlaşması ile yılan oranı yüzde 2.25’e, tünel oranı ise yüzde 4.5’e yükseltilmiştir. Bu sistemde yılanın tünel içinde kalabilmesini sağlamak üzere ABD dolarına müdahale edilmesine, üye ülke paralarının yılan içinde kalabilmesi için de müdahalelerin Birlik parası ile yapılmasına karar verilmiştir.
parakete: bir geminin süratini ve deniz içinde katettiği mesafeyi deniz mili yönünden ölçen elektrikî ve mekanikî alet.
paris antlaşması (1856): Osmanlı Devleti ile Rusya arasında imzalandı. Bu antlaşmaya göre;
1. Osmanlı Devleti bir Avrupa devleti sayılarak , Avrupa Devletler Hukukundan yararlanması kabul edildi.
2. Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü Avrupa Devletlerinin toplu garantisi altına alındı.
(Osmanlı Devletinin kendisini koruyamayacağı kanıtlandı.)
3. Eflak ve Buğdan’a özerklik verilecekti.
4. Karadeniz tarafsız bir eniz olacak , bütün devletlerin savaş gemilerine kapalı , ticaret gemilerine açık bulunacaktı.
Osmanlı Devleti ve Rusya , bu denizde donanma bulundurmayacak , tersane kuramayacaktı.
5. Tuna nehrinde ticaret serbest olacaktı. Kontrolü anlaşmayı imzalayan devletlerin oluşturacağı bir komisyon sağlayacaktı.
6. Boğazlar , 1841 Londra sözleşmesine göre yönetilecekti.
7. Taraflar bu savaş sırasında aldıkları yerleri geri verecekti.
8. 1856 Islahat Fermanına göre yapılacak Islahata hiçbir Avrupa devleti karışmayacaktı.
Antlaşmaya Osmanlı Devleti , İngiltere, Fransa , Rusya ve Piyemonte imzaladı .Ayrıca Kırım savaşına katılmayan Avusturya ve Prusya’da antlaşmayı imzaladılar. Antlaşmanın sonuçları ise şunlardır:
– Antlaşmada, Osmanlı Devleti ile yenile Rusya’nın eşit koşullarda düşünülmesi dikkat çekicidir.
– Rusya’nın Karadeniz ve boğazlara inmesi bir süre için önlenmiştir.
– Islahat fermanı bu antlaşmanın 9 . maddesinde yer almıştır.Amaç iç işlerine karışılmasını önlemektir.
paris antlaşması (1951): Batı Almanya, Fransa, İtalya, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg arasında 18 Nisan 1951 tarihinde Paris’te imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu (AKÇT) kuran Antlaşmadır.
parsel: İmar düzeni bakımından belli ölçüler gözönüne alınarak sınırlandırılmış arazi parçalarından her biri.
paydaş: Bir bütünün belli bir kısmından (paydan) yararlanan; hissedar.
pedavra: köknar ve lâdin ağaçlarından elde edilen, çatı örtüsü olarak kullanılan ince tahta; hartama.
performans: amaçları elde etmenin etkinlik düzeyi ve verimliliğidir.
performans anlaşması: yönetici ve çalışanın hedefleri, engelleri ve bunların aşılması için gerekenleri görüşüp karara bağladıkları ve çalışanın yüksek performans için kendini işe adama yönünde taahhütte bulunmasıdır.
performans değerlendirme: bir organizasyonda çalışanların amaçlara ne kadar etkin ve verimli bir şekilde ulaştıklarının biçimsel olarak ölçülmesi ve değerlendirilmesi sürecidir.
performans denetimi: Yönetimin bütün kademelerini, bunların programlanmaları, uygulanmaları ve izlenmeleri aşamalarındaki tutumluluk, verimlilik ve etkinlik açısından kavrayan denetim.
performans için ödeme: çalışanlara bireysel performanslarına göre ödeme yapılması veya çalışanın performansa yaptığı katkı ile orantılı olarak ödüllendirilmesidir.
performans standartları: bir fonksiyonun ya da görevin, beklentileri karşılaması veya aşması için ne düzeyde yerine getirilmesi gerektiğini tanımlayan yazılı ifadelerdir.
performans yönetimi sistemi: gerçekleştirilmesi beklenen organizasyonel amaçlara ve bu yönde çalışanların ortaya koyması gereken performansa ilişkin ortak bir anlayışın organizasyonda yerleşmesi ve çalışanların bu amaçlara ulaşmak için gösterilen ortak çabalara yapacağı katkıların düzeyini artırıcı bir biçimde yönetilmesi, değerlendirilmesi, ücretlendirilmesi, ödüllendirilmesi ve geliştirilmesi sürecidir.
periyodik rapor: Denetlenenin büyüklüğü ve denetim kurumunun sahip olduğu kaynaklar dikkate alınarak düzenli aralıklarla hazırlanan rapor. Bu aralıklar genellikle yöneticilere düzeltici önlemler almaya yetecek zamanı vermelidir.
platon (eflatun) (M.Ö. 427-347): devletin; üreticiler, koruyucular ve yöneticiler olmak üzere üç sınıftan teşkil olduğunu savunan ünlü düşünür. Demokratik anlayış, kişisel mutluluk ve hürriyetin devlet tarafından gerçekleştirilmesinin gerekli amaçlardan olduğu görüşünü benimsemiştir.
plebisit: halk oylaması.
podometre: yayaların adımını saymaya yarayan alet.
podyum: gösteri sahnesi.
poena: ceza.
poenitentia: sözleşmeden cayma.
polarisation: kutuplaşma.
polarite: akdi davranış, gerilim; kutuplaşma.
polemik: düşünsel kaos.
polemique: tartışma.
poliandri: bir kadının aynı anda birden fazla kadınla evli olması; İsviçre’de ve bazı Batı ülkelerinde rastlanlanılmaktadır.
poliarkhos: şehir idare eden.
poliçe: bir kıymetli evrak türü; senet metninde poliçe kelimesi, belli bir meblağın ödenmesi durumunda kayıtsız şartsız havale, muhatabın adı soyadı, vade, ödeme yeri, ödenecek kişinin adı,soyadı, keşide tarihi, yeri ve keşidecinin imzası bulunmalıdır.
poliçenin kabulü: kural olarak poliçe, vadenin sona ermesine kadar hamil veya poliçeyi elinde tutan herkes tarafından muhatabın ikametgahında onun kabulüne arz olunablir. Kabul beyanı poliçe üzerine “kabul edilmiştir” şeklinde yazılır ve muhatap tarafından imzalanır; poliçenin ön yüzüne muhatabın imza atması kabul hükmündedir.
poligam: aynı anda birden fazla kadınla evli erkek.
poligami: aynı anda birçok kadınla evli olma; genelikle İslam hukukunda olağanüstü şartların varlığı hâlinde ve en fazla dört kadınla olmak üzere erkeklerin çok kadınla evlenmesine izin verilebilmektedir. ABD’de Methodist tarikatına mensup Hristiyan erkeklerin de birden fazla (üst sınır yok) kadınla evliliğine rastlanılmaktadır.
poligon: önemli noktalar arasında çeşitli işaretlemelerle belirlenen geçici ölçü koordinatları.
poligon: çeşitli maksatlarla silah atışının yapıldığı alan.
polijini: çok kadınla evlilik.
polimorf: çok biçimli.
polis: devletçik, şehir devleti.
polis: genellikle polis memuru anlamında kullanılır; kanunun kendisine gösterdiği alanda ve şekilde genel asayişi sağlamakla görevli kolluk personeli.
polis devleti: hukuk devletinin zıddıdır; yöneticilerin hiçbir hukuki kısıtlama altında bulunmaksızın devletleri kendi bildikleri şekilde ve menfaatleri doğrultusunda yönetmesidir.
polisiye: dedektiflikle ilgili.
politbüro: Sovyet Komünist Partisi Merkez Bürosu.
politeizm: çok tanrılılık, monoteizmin zıddıdır.
politik: politikayla ilgili.
politik kriterler: AB’ye girmeye aday ülkeler;
* istikrarlı ve kurumsallaşmış bir demokrasinin var olması,
* hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü,
* insan haklarına saygı,
* azınlıkların korunması
gibi dört ana kıstas noktası açısından değerlendirmeye alınacaktır. Genel olarak; ülkenin çok partili bir demokratik sistemle yönetiliyor olması, hukukun üstünlüğüne saygı, idam cezasının olmaması, azınlıklara ilişkin herhangi bir ayrımcılığın bulunmaması, ırk ayrımcılığının olmaması, kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın yasaklanmış olması, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Sözleşmesinin tüm maddeleri ile çekincesiz kabul edilmiş olması, Avrupa Konseyi Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmiş olması gibi özellikler dikkate alınmaktadır. Ancak, bu ilkelerin varlığı tek başına yeterli olmamakta, aynı zamanda kesintisiz uygulanıyor olması gerekmektedir.
politik suçlar: siyasi suçlar da denebilir; faili –genellikle- politikacılar olan ve politik alanda işlenen, –genellikle- yasalara aykırı hareketten kaynaklanan suçlar.
politika: siyaset; bir yeri yönetmeye talip olanların amaçlarına erişmek için birbirleri ile rekabet halinde yarışmaları ve kitleleri etkilemeye çalışmaları.
politikacı: politika ile uğraşan.
politisation: politika ile ilgili.
politize etmek: politikaya bulaştırmak.
politoloji: devlet yönetim bilimi.
pollicitatio: tavsiye; icap.
pontij: eskiden hem din hem de hukuk işlerini yürüten âlim kişi; fâkih.
populus: ortak bir faydaya ulaşmak için birleşmiş halk kitlesi
popülarite: popüler olma.
popülasyon: bir yere özgü nüfus.
popüler: hemen herkesçe tanınan, bilinen.
popülist: popüler halkçı.
porno: hiçbir ahlaki kaygı taşımaksızın cinsel ilişkiyi alenen konu alan yapıt.
pornocu: müstehcen konularda ahlak sınırı tanımayan.
pornografi: cinselliği hiçbir ahlak sınırına tâbi tutmadan alenen ortaya koyma.
pornografik: pornoyla ilgili.
pornokrasi: müstehcenliğin iktidar yönetimine hâkim olması.
porsiyon: kişilere göre belirlenen yemek miktarı.
port: liman.
portal: giriş kapısı.
portatif: taşınabilen.
porte: bir işin genişlik derecesi.
portföy: kişi ya a kuruluşların sahip oldukları tüm serveti belli bir şekilde tutması; bankaların elinde bulunan tüm senetler.
portre: bir kimsenin yüz görünüşünün boya yahut kuru kalemle yapılan tasviri.
posa: bir şeyden arta kalan.
posasını çıkarma: mahvetme.
positivizm: olguların ancak incelenmesi sonucunda sağlam bilgilere ulaşılabileceğini savunan görüş.
posse: varılabilen şey.
possessio: zilyetlik.
possessio: bono fide: iyiniyetli zilyetlik.
possessio male fide: kötü niyetli zilyetlik.
possessor: zilyet.
post: deri.
post: sonraki.
post: vazife.
post: tekke şeyhlerinin mânevi makamı.
post facto: eylemden sonraki.
post kavgası: iktidarı ele geçirmek için verilen kavga.
post klasik: klasik ötesi.
post litem motam: davanın açılmasından sonra.
post meridiem: öğleden sonra.
post mortem: ölümden sonra.
post scriptum: kenar notu.
posta: iki nokta arasında taşıma.
posta arabası: gönderilen eşyayı taşıyan araç.
posta hizmeti: iki nokta arasında taşıma hizmeti.
posta idaresi: devletin posta işlerine bakan mercii.
posta koyma: meydan okuma.
posta makbuzu: posta gönderene verilen alındı belgesi.
posta pulu: gönderme ücreti mukabilinde gönderilenin üzerine yapıştırılan pul
posta tekeli: haberleşmenin güvenliği açısından devletin posta hizmetini tek başına üstlenmesi.
posta oturmak: birinin yerine geçmek.
postacı: götürüp getiren; posta memuru.
postane: postahane; mektup gibi postaların işleme alındığı ilk hizmet binası.
postalamak: göndermek; işine son vermek.
postdate: keşide gününden çok sonraki bir gün için ödenmek zere ibraz olunan çek; bu çekler ibrazlarında ödenir; vadeli çek.
postlimini: savaşan devletlerden birine ait olup diğeri tarafından işgal edilen ve bir barış anlaşması ile tekrar sahibine geçen arazi üzerinde, işgalden önceki hakların aynen tanınması
postmortal: ölümden sonra
postrestant: birine gönderilen bir postanın, alıcı tarafından alınmak üzere bir süreliğine alıkonulması usulü.
postu kurtarmak: ölümle tehdit eden birinden veya bir şeyden kurtulmak.
postuare: davalı ile davacının magistra önünde tez ve antitezlerini sözlü olarak dile getirmesi.
postüla: aksiyom veya tanım olmayan önerme.
poşu: bir çeşit başörtüsü.
potansiyel: işlenmeye veya kulanmaya elverişli saklı güç.
potentia: iktidar.
potestas: bir kişinin diğer bir kişi üzerindeki egemenlik hakkı.
potior est conditio defendentis: ispat yükü açısından davalının durumu davacıdan daha iyidir.
potior est condito possidentis: zilyetlik davasında zilyedin durumu davacıdan daha iyidir.
potur: bele doğru genişleyen, dize doğru daralan pantolon.
poz: duruş; tavır.
poz yapmak: büyüklenmek; kibirlenmek.
pozisyon: özel bir konuma sahip olma.
pozitif: deney sonuçlarına dayanan.
pozitif hukuk: belli bir zaman dilimi içinde toplumu düzenleyen müeyyide kuralları bütünü.
pozitivist: pozitivist yanlısı.
praekluslon: bazı koşulların gerçekleşemesi halinde bir hakkın kaybı.
praescriptio: zamanaşımı.
praescriptio longi temporis: uzun bir müddet içerisinde kullanılmayan hakkın kaybı
praesentes: hazır bulunanlar (hâzirun) arasında.
praesumptio: karîne.
prater legem: yasaya tam uymayam ama çelişkili bir durumda meydana getirmeyen.
praetor: imperiuma sahip magister; yabancılarla ilgili uyuşmazlıkları çözen yargıç.
praezedenz: daha önceki örnek.
pragmatizm: yararcılık.
pranga: ağır cezalı kimselrin kaçmamalrı için ayaklarına takılan kalın ve ağır zincir.
pranga mahkumu: pranga takakla yükümlü mahkum.
pratika: sağlık işlerinin ardından geminin kara ile irtibatna izin veren belge.
pratisyen: mesleğinde uzmanlaşmamış doktor.
praembel: başlangıç.
prim: sigorta hukukunda sigortalının ödediği ücrettir. Bu ücret sigorta riskinin karşılığı, idari giderler, komisyonlar, kar gibi unsurları içerir.
protogoras: en önemli sofist düşünürdür. Ona göre insan, her şeyin ölçüsüdür.
pseudonyme: takma ad.
puchta: Savigny’nin açtığı yoldan yürüyen düşünürlerden. Hukukun, bölgesel özelliklere göre farklı karakterlere bürüneceğini savunmuştur.

Q

quad erat demonsratum: ispatı geeken bu idi.
quad erat faciendum: yapılması gereken bu idi.
quadruplicatio: devalının üçüncü cevap dilekçesi.
qualification: kadifikasyon.
quasti facti: maddi mesele.
quaestio: özel seçilmiş bir praetörün başkanlığını yaptığı ceza mahkemesi.
quaestio iuris: hukuki mesele.
quaestor: konsülün yanında konsül tarafından atanarak ceza ve maliye işlerinde ona yardımcı olan memurlar.
quality: kalite.
quanti minoris: ayıp sebebiyle bedelin indirilmesi davası.
quantity: sayısal durum.
quantum: miktar.
quantum libet: istediğimiz kadar.
quantum ramificatus: uğranlan zararın miktarı.
quarrel: kavga.
quart: galonun dörtte biri.
quarter: dörtte birlik.
quasi: benzer.
quasi contract: sözleşme benzeri.
quasi contractus: özel bir sözleşme benzeri durumu.
quasi delictum: haksız fiil benzerleri.
quarela: hukukta özel yargılama yöntemi.
querulant: devamlı şikayet eden kavgacı ve geçimsiz kişi
qui jure suo utitur neminem laedit: kendi hakkını kullanmak, başkasının hakkına tecavüz sayılmaz
qui tacet consentire videtur: sükut ikrardan gelir.
quictare: aktarma.
quieszierung: geçici olarak görevden uzaklaştırma yahut emekli etme.
quiz: kısa sorularla sınava tâbi tutma.
quod est: hangisi.
qud host: bu meseleye gelince.
quod modo: ne şekilde.
quod non est in actis, non est in mundo: dosyaya girmeyen hususlar yargılamada yok sayılır.
quorum: yeter sayı.
quote: hisse.

R

râbıta :bağlantı; bağ; düzen; tertip.

râci :rücu eden; geri dönen; ilgisi olan.

rahin:rehin veren; rehneden.

rakabe:devri ve devir alınması olanaklı bulunan şeyin kendisi; örneğin tarla,köle gibi; mala(şeye) hakim olabilme kudreti; çıplak mülkiyet.

rapt :bağlama; bağlanma; iliştirme; bağlaç.

rayiç :sürüm değeri; geçerli olan.

rayiç değer: Bir iktisadi kıymetin, değerleme günündeki normal alım-satım değeri; piyasa değeri.

reengineering: yeniden yapılanma: İş süreçlerinin daha etkin olmasını ve son ürün ya da hizmetlerin kalitesinin iyileştirilmesini sağlamak üzere gözden geçirilmesi ve yeniden tasarlanmasıdır.

ref etmek:kaldırmak; örneğin itirazın ref’i (kaldırılması).

referans ana kütlesi: Özel bir ilginin bulunduğu ve inceleme kapsamlı ise bulgunun dayanacağı veyahut da inceleme kısmî ise sonuçların öneminin kapsamının genişletileceği yer ve zaman bakımından sınırlı set.

refik: erkek yol arkadaşı.

refika: bayan yol arkadaşı.

rehberlik: bir tarafın ya da her iki tarafın becerilerinin ve performansının geliştirilmesi ve zenginleştirilmesi için uygun bir ilişkiler ortamı oluşturma sürecidir.

rehin: Bir borcun yerine getirilmemesi halinde, alacaklarının teminatı olmak üzere ve paraya çevirtme hakkıyla birlikte alacaklı lehine verilen taşınır veya taşınmaz mal güvencesi.

reasürans: bir sigorta şirketinin aldığı risklerin bir kısmını veya tamamını diğer bir şirkete satmasıdır.
Reisicumhur: Cumhurbaşkanı.
reisievvel: birinci başkan.
reisisâni: ikinci başkan.
re’sen: kendiliğinden; herhangi bir isteğe gerek olmadan; otomatikman.
resesyon: Türkçe karşılığı durgunluktur. Ekonominin büyüme hızının, nüfus artış hızının altına inmesi ve dolayısıyla kişi başına milli gelirin yerinde saymasıdır. ABD’de yılın iki çeyreğinde büyüme hızının sıfıra yaklaşması halinde resesyon teşhisi konuluyor. Avrupa’da ve Türkiye’de ise üç çeyrek dönemde büyüme hızının yüzde -1 ile yüzde 2 arasında kalması durgunluk olarak tanımlanıyor.
res: dava konusu şey.
res accessoria sequitur rem principalem: teferruat aslına tâbidir.
res adjudicata: kesin hükümle sonuçlanan uyuşmazlık.
res aliena: başkasına ait mal.
res communes: kamu malları.
res corporales: maddi eşya.
res derelictae: terkedilmiş mal.
res fiscales: hazineye ait mallar.
res fungi: misli eşya.
res furtivae: çalıntı mal.
res gastae: uyuşmazlığı aydınlatan vakâlar.
res habilis: bir malın zamanaşımı ile kazanılmaya elverişli olması.
res immobiles: taşınmaz mal.
res in re: ırza geçme suçunun maddi unsuru; penisin vajinaya girmesi demektir.
res incorporales: haktan ibaret ve maddi olmayan şey.
res inter alios: üçüncü kişiler arasındaki işlemler.
res ipsa loquitur: hâlin icabından anlaşıldığı üzere.
res judicata: kesin hüküm.
res mancipi: devri manicipatio ile mümkün olen ve ekonomikl değer taşıyan her türlü mal.
res mobiles: taşınır eşya.
res nec mancipi: devri traditio ile mümkün olan ve ekonomik yahut toplumsal değer taşımayan mallar.
res nova: çözüme bağlanmamış uyuşmazlık.
res nullius: sahipsiz mallar.
res publicae: kamu malları.
res sacrae: genellikle ibadette kullanılan kutsal eşyalar.
res transit cum suo onore: mülkiyet, yükelrle birlikte geçer.
resail: küçük kitapçıklar.
re’sen: kendiliğinden.
re’sen araştırma ilkesi: yargıcın kendiliğinden harekete geçmesi.
resepsie: mağazalara mal bırakılırken karşılğına alınan ticari belge.
resepsion: yabancı bir hukukun veya temel kanunun benimsenmesi.
resepsiyon: kabul yeri.
reserv: ihtiyat; yedek.
reservat: ihtiyati kayıt.
reservatio mentalis: zihni kayıt.
resesif: dominant (baskın) genin etkisi altında kalan.
resid:bir yazının geldiğini belirten işaret.
resid tahvili: tahvil müzekkeresi.
residuum: borçlar ödendikten sonra kalan kısım.
resim: devlet daire ve kurumlarında görülen hizmet ve yapılan giderlerin karşılığı olarak, sadece o işle ilgisi bulunan kişilerden alınan bir gelir.
resmi gazete: Başbakanlık tarafından çıkarılan ve kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, tüzüklerin ve bazı yönetmeliklerin yürürlüğe girmesi için yayımladığı gazetedir.
resmi senet: resmi bir makam ve görevlinin, usulüne göre düzenlediği veya onayladığı belge.
res’ülmâl :anamal; sermaye.

reşit :ergin; rüşt yaşını doldurmuş; onsekiz yaşını dolduran veya onsekiz yaşını doldurmamasına rağmen evlenen veya yasal olarak erginliğine mahkemece karar verilen kişi.
revalüasyon: Sabit kur rejimi uygulanan ve dış ödeme fazlası veren ülkelerde, bu fazlalığı gidererek dış dengeyi sağlamak üzere, hükümet kararıyla resmi döviz fiyatının düşürülmesine denir.
risk: riziko; zararın veya hasarın ortaya çıkmasının muhtemel olduğu durumdur.
ritüel: bir işe yahut zümreye yönelik rehber; çalışma kılavuzu.
roma antlaşması: Avrupa Topluluğunu kuran 6 üye devlet (Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Lüksemburg) tarafından 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan, 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğunun (EURATOM) kuruluşuna ilişkin antlaşmadır.
Ross, alf: Danimarkalı realist düşünür. Hukuk olaylarını satranç oyununda oyuncuların yaptığı hamlelere benzetmiştir.
rousseau j. jack : sosyal sözleşmede her türlü adaletin tanrıdan geldiğini ve adaletin kaynağının ancak tanrıda olacağını savunmuştur. Kanunları; politik kanun, toplum kanunları ve ceza kanunları diye üçe ayırarak incelemiştir.
Rücu: dönme; geri dönme; cayma; sözünden dönme; sözünü geri alma; bir ödemede bulunan kimsenin, bu bedeli, asıl ödeme yapması gereken kişiden istemesi;
rüçhan: öncelik; üstünlük; imtiyaz

rüsum: resimler; devlet dairelerinde ve diğer kamu kuruluşlarında görülen hizmet ve harcamaların karşılığı olarak alınan vergiler
rûz-nâme: gündem; yevmiye defteri; takvim

rü’yet: davanın bakılmakta olması.

S

sâdır olmak: çıkmak.

sağlık listesi: gemi kaptanına liman otoriteleri tarafından verilen ve bulunduğu liman ile seyir istikametlerinde uğrayacakları limanların sağlık durumlarını gösteren liste. Buna Sağlık Patentası da denilir.

sahih :sıhhatli; gerçek; düzgün; doğru; legal; hukuka uygun.

sâkıt: susan; herhangi bir görüş bildirmeyen; düşen; düşücü; hükümsüz.

salâhiyet: yetki; bir davaya bakabilme.

sâlif-üz-zikr: zikri geçen; bildirilen.

salih: elverişli; uygun.

salma: bir teknenin rüzgara veya akıntıya bağlı olarak dönmesi

salpa: demirin deniz dibinden kurtulması, ağırlığın zincire binmesi.

sanayi (endüstri) devrimi: Sanayi İnkılabı,insan ve hayvan gücüne dayalı üretim tarzından makine gücünün hakim olduğu üretim tarzına geçiştir. Bu tarz üretim 18. Yüzyılda müspet bilimlerin üretime uygulanmasıyla İngiltere’de, özellikle dokuma sektöründe ortaya çıkmış, daha sonra diğer alanlara yayılmıştır.18. yüzyıla kadar Avrupa’da insan ve hayvan gücüne dayalı, mahallî ihtiyacı karşılamaya yönelik bir sanayi mevcuttu. Bu yüzyılın ortalarında buhar gücüyle çalışan makineler bulundu. Bunlar fabrikalarda,madencilikte ve ulaşım alanında kullanılmaya başlandı. Üretim şekli değişti ve miktarı arttı. Üretim ilk kez ailevî ve mahallî olmaktan çıkıp sistemli bir şekilde millî ve milletlerarası boyutlara ulaştı. Maliyetler düştü. Bu durum ilk kez pamuklu dokuma sanayiinde açık bir şekilde görüldü. İngiliz sömürgelerinden getirilen pamuklar yeni geliştirilen modern tazgâhlarda dokunarak piyasaya sürüldü. Sonuçları şunlar olmuştur:
-Sömürgecilik gelişti.
-Bol,ucuz ve kaliteli üretim sağlandı.
-Toprak mülkiyetinden,sanayi sermayesine doğru yönelme oldu.
-Avrupa’da refah düzeyi yükseldi ve nüfus arttı.
-Köyden kente göç başladı.
-İşçi sınıfı oluştu.
-Çekirdek aile modeli ortaya çıktı.
-Sermaye tekelleşti ve büyük şirketler kuruldu.
-Emperyalizm Kapitalizm ve Sosyalizm doğdu.
-Deniz ulaşımında ve demiryollarında artış oldu.
Saniyen: ikinci olarak.

sarahat: açıklık; netlik; sarihlik; aydınlık.

sarfiyat: harcamalar; giderler.

sari: bulaşan; bulaşıcı.
satış vaadi: Bir kimsenin, taşınmaz malını bir başkasına satmayı (ileride yapılacak satım akdini) taahhüt ettiği sözleşme.
savcı: kanunda gösterilen yetkilerin yanı sıra devlet adına kamu davası açmakla da görevli hukuk adamlarına verilen ad.
savcılık: Devlet adına kamu davasını açan makamdır.
savigny f. c. (1779-1861): hukuku evrensel tabii hukuk ilkeleri şeklinde değerlendiren görüş gibi, mantıki bağımsızlığa sahip bir normlar sistemi sayan anlayışı da yanlış karşılamış ünlü düşünür. Devlet iradesi ile toplum iradesini bağdaştırmaya çalışmıştır.
sây: emek; çalışma.
sayısal noter: Bilgisayar ağlarında iletilen bilgileri tarafların isteği ile saklayıp, kendisine başvurulduğunda belgeleyebilen kuruluş.
sayıştay: kamu harcamalarını denetleyen ve kesin hesaba bağlayan Anayasal mali organ.
schengen antlaşması: İlk olarak Lüksemburg’un Schengen kentinde 14 Haziran 1985 tarihinde Schengen Sözleşmesi imzalanmıştır. Ancak, uygulama açısından kısmen yürürlüğe giren Schengen Anlaşması; Belçika, Hollanda, Lüksemburg, Fransa, Almanya, İspanya ve Portekiz arasında 1995 yılında imzalanmış, AB Antlaşmaları dışında bir Anlaşmadır. Ancak, Anlaşmayı imzalayan yedi ülkenin AB üyesi olmaları nedeniyle bu Anlaşmanın da AB çerçevesinde değerlendirilmesi istenmektedir. Avusturya, İtalya ve Yunanistan da daha sonra Anlaşmayı imzalamışlardır.
sebketmek:vâki olmak; yapılmak; olmak; ileri geçmek.
seçim: organizasyonların başvuranları bilgi, beceri, tutum ve yetenekleri ile değerlendirip kimleri kabul edip, kimleri red edeceklerini kararlaştırdıkları işe alma sürecidir.
sehim: pay; hisse.
sehlen: kolaylıkla.
sehven: hatâen.
sekine: İsraillerin Tevratı koydukları kutsal sanduka. Şu anda Antakya’da bir mağarada olduğu tahmin ediliyor.
sekr: sarhoşluk.
sekreterya: sekreterlik.
seks: cinsiyet; cinsel ilişki, sevişme.
seksapel: cinsel câzibe.
seksi: cinsel yönden cezbedici, dikkat çekici olan.
seksüel: cinsellikle ilgili.
seksüalite: cinsellikle ilgili olan her şey.
selb :zorla alma; kaldırma; giderme.
selef: önce gelen kimse .
Selznick, Philip: hukukilik ile hukukun üstünlüğü eş anlamlı sayan değerci hukuk düşünürü.

semen:satış parası; satış sözleşmesinde, satana mal teslimine karşılık olarak ödenecek para

semere:bir maldan elde edilen ürünler; Tabii Semere:Bir şeyin kendisinden oluşan ürün; Medeni Semere:tabii olmayan semere, hukuki işlemlerden doğan semere
sendik: iflas idaresi.
senedât: senetler.

sened-i hâkanî:tapu senedi
Sened-i İttifak (1808): Osmanlılardaki ilk demokrasi hareketidir. Padişah ilk kez yönetimde kendisinden başkalarının da söz sahibi olduğunu kabul etmiştir. Osmanlıların eyaletler üzerindeki otoritesi yeniden kurulmuştur.

senevî: senelik; yıllık.

serdetmek: ileri sürmek; öne sürmek; ortaya çıkmak; belirtmek.
seren: direkler üzerinde yelken açmak için ve işaret çekmek için yatay olarak bağlanmış gönder.

seyrân-gâh: gezme yeri; dolaşma yeri.
sigorta: kişilerin bazı şartlar altında karşılaşacakları, zarara ve gelir kaybına yol açan olayların ekonomik sonuçlarından kendilerini korumak için belli bir prim karşılığında risklerini devrettiği anlaşmadır.
sigorta primi: sigorta ettirenin sigortacıya ödemekle yükümlü olduğu ücrettir.
sigorta süresi: poliçenin yürürlükte kalacağı süredir. Birikimli hayat poliçelerinin bazılarında sigorta süresi sabit olmayıp maksimum ve minimum süreler vardır. Bazılarında ise sigortalı ile sözleşme hazırlanırken belirlenen sigorta süresi mevcuttur.
sigortacı: sigorta ettiren tarafından ödenen prim karşılığında, sigortalıya ya da tazminattan yararlanacağı belirtilmiş kişiye, rizikonun gerçekleşmesi halinde tazminat ödemeyi üstlenen kurumdur.
sigortalı kişi: yaşamı ya da sağlık giderleri sigortayla teminat altına alınan kişidir
sigorta ettiren: sigortacı ile sigorta sözleşmesini yapan ve prim ödeme yükümlülüğü altına giren kişidir. sigorta ettiren ile sigortalı aynı kişi olabilir.
sin: yaşanılan süre.

sirayet: bulaşma; yayılma; geçme.

sirkat: hırsızlık; çalma; çalınma.
sistem: Bir hedefi gerçekleştirmek üzere denetlenenin birbirleriyle ilişkilendirdiği ögelerin toplamı. Bir sistem, girdileri, yürütülen faaliyetleri, bu faaliyetlerin yürütülmesi için kullanılan kaynakları, üretilen çıktıları ve çıktıların dış dünyadaki etkilerini içerir. Öte yanda sistem öngörülen sonuçların elde edilmesini güvence altına almak üzere bütün ögelerin yönlendirilmesinde yararlanılan organizasyonları kapsar.
sistem tabanlı denetim: Denetçinin denetlenenin sistemlerini, özellikle iç kontrol sistemlerini incelediği, iç kontrol sistemlerinin güçlü ve/veya zayıf noktalarını belirlediği ve daha sonra da bunun ışığında kanaat üretmesi için gerekli denetim çalışmasının yerini, niteliğini ve kapsamını tayin ettiği denetim türü. Uygulamada, yönetim sistemleri, iç kontrol sistemleri ve prosedürler güvenilir görünüyorsa; denetçi, sistemlerin öngörülen iç kontrol hedeflerine ulaştırmasını doğrulamak bakımından anahtar denetim noktalarıyla ilgili testler yapar ve gerekli gördüğü diğer analitik kontrolları uygular. Durum böyleyse, sistemlere güvenilir ve denetçi, geçerli sonuçlar formüle etmek için hesaplarla ilgili yönetim bilgileri üzerinde yapmayı gerekli gördüğü testlerin miktarını minimum bir seviyeye kadar düşürebilir. Aksi halde, yani sistemler ve prosedürler güvenilir değilse, yürütülecek denetimler geçerli sonuçlar elde edilmesi sağlanıncaya kadar genişletilir ve derinleştirilir.
sistemlerin incelenmesi: Denetlenenin yönetim sistemleri ile iç kontrol sistemleri hakkında derinliğine bilgi elde etmek amacıyla düzenleyici, organizasyonel ve mali nitelikteki bütün bilgilerin incelenmesi. Bu inceleme ilkin sistemlerin ve iç kontrolların tasvirini yapmayı, daha sonra bu tasvirin doğruluğunun saptanmasını ve nihayet bütün bir değerlendirilmesinin yapılmasını içerir.

siyânet: koruma.
siyasi haklar: Herhangi bir biçimde devletin yönetimine ve siyasi kuruluşlarına katılmaya yönelik haklardır. Aktif statü hakları olarak da anılırlar (Jellinek’e göre). Konu ve kapsam itibariyle çok eski devirlerden beri tartışma konusu olagelmiştir.
socrates (sokrat) (M.Ö. 469-399): adaleti “iyiyi kötüden ayırma bilgisi” şeklinde tanımlayan ünlü düşünür. Kanunları yazılı kanunlar ve yazılı olmayan kanunlar diye ikiye ayırmıştır.
sosyal devlet: fertlerin sosyal durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
sosyal ilişkiler: Şahısların birbirleriyle veya toplumla olan ilişkileridir.
sosyal kurallar: sosyal ilişkileri düzenleyen din, ahlak, görgü ve hukuk kurallarıdır.
sosyal ve ekonomik haklar: Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleriyle ilgili bulunan hak ve hürrriyetlerdir. Aktif statü hakları olarak da anılırlar (Jellinek’e göre). 20. yy’da şekillenmeye başlamışlardır.
sözleşme: İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.
sözleşme: İki veya daha çok kişinin, aralarında bir hukuki bağ yaratmak, bu bağı değiştirmek veya ortadan kaldırmak amacıyla, karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan ederek yaptığı hukuki işlem; akit.
sözleşmeden Dönme: Taraflardan birinin, mevcut sözleşmeden cayması; sözleşmeden rücu.
spesifik denetim hedefi: Bir genel denetim hedefinin, denetim sırasında kontrolu yapılacak spesifik noktalar serisine dönüştürülmesi.
stagflasyon: Durgunluk içinde enflasyon olarak tanımlanır. Normalde ekonomi durgunluğa girdiğinde fiyat artışlarının hız kesmesi ve enflasyonun gerilemesi gerekir. Ancak bazen, örneğin bir devalüasyon sonrasında, maliyetlerin artması nedeniyle ekonomi durgunluğa girerken enflasyonun yükseldiği görülebilir.
stammler R. (1856-1938): hukuk kavramını ve hukuk idesini birbirinden ayıran Alman düşünür. Ona göre “içeriği a priori olarak sağlanabilecek hiçbir hukuk kuralı yoktur.”
stratejik amaçlar: bir organizasyonun beş ile yirmi beş yıl arasındaki bir sürede izleyeceği yönü belirleyen ve organizasyon çapında bilinen ve paylaşılan amaçlar
strateji belirleme: bir organizasyonun misyon ve amaçlarını tanımlayarak, dış fırsatları ve tehlikeleri değerlendirerek ve kendi güçlü ve zayıf yönlerini inceleyerek belirli bir stratejik yön üzerinde karar vermesi sürecidir.
stratejik amaçlar: bir organizasyonun beş ile yirmi beş yıl arasındaki bir sürede izleyeceği yönü belirleyen ve organizasyon çapında bilinen ve paylaşılan amaçlar
stratejik insan kaynakları planlaması: insan kaynakları planlaması çalışmalarını organizasyonun stratejik yönelimleri ile ilişkilendirme ve uyumlaştırma sürecidir.
stratejik planlamanın denetimi: Kuruluşun ana (genellikle uzun vadeli) hedeflerinin gerçekleştiğini ve kaynakların elde edilmesine, kullanımına ve elden çıkarılmasına yönelik politikalara ve stratejilere uyulduğunu sağlamayı konu alan denetim.
stratejik yönetim: bir organizasyonun iç ve dış çevresinin ve bunların birbirleriyle ilişkilerinin analiz edilmesi ve buradan organizasyonun uzun dönemli amaçlarına ulaşabilmesi için uygun davranış biçimlerinin belirlenmesi ve uygulanması sürecidir.
stres: bir kişinin kendi istekleri ile çatışan, onu zorlayan ve aynı zamanda fırsatlar da sunan bir dinamik durumla karşı karşıya kalması ve sonucun kendisi için hem belirsiz hem de önemli olmasıdır.
stres mülakatları: iş başvurusunda bulunan bir adayın baskı altında dengesini nasıl koruduğunu, uyum yeteneğini ve beklenmeyen olaylar karşısında kendisini nasıl toparladığını görmek amacıyla bilinçli olarak bir stres ortamı yaratan görüşme sürecidir.
subsidiarite ilkesi: Maastricht Anlaşması’nda yazılı bu prensibe göre, her konuda ve her alanda alınacak kararlar ve izlenecek politikaların vatandaşa en yakın olan, yani en küçük idari birim bazında alınmasıdır. Diğer bir ifadeyle, her türlü kararın en etkili idari birim tarafından uygulanmasını öngörmektir. Gerekli olmadığı durumlar dışında Topluluk müdahalelerinin sınırlandırılması ve bu alanda yetki ve sorumlulukların üye ülkeye bırakılmasını ifade eder.
sudur: verilen ; çıkan.
sui generis: kendine özgü.
suizan: gıybet; koğuculuk; birinin arkasından hoş olmayan konuşmalar.
suiniyet: kötüniyet.

sukut: düşme; düşüş.

sureti mahsusa: özel olarak; özellikle; belli amaçla.
sureti mümtaze: öncelikli.
suveri müsaddaka:onanmış örnek.
sübût: sabit olma; gerçekleşme; ispatlama; ispatlanma; kanıtlama.

sükna: oturma yeri; oturulacak yer; konut.

sükna hakkı: bir evde veya evin bir bölümünde oturma hakkı veren kişiye bağlı bir irtifak hakkı; oturma hakkı, bir evde veya evin bir bölümünde oturma imkanı veren bir irtifak hakkı.
sükse: gözde, popüler.
sükse yapmak: bir anda popüler olmak; ses getirmek.

sülüsân: üçte iki.
sürekli denetim dosyası: Önceki denetimlerin sonuçları dahil olmak üzere denetim için sürekli olarak yararlı olacak nitelikteki bilgileri içeren dosya. Bu dosya denetlenenin ve yürütülen denetim faaliyetlerinin durumlarındaki değişikliklere bağlı olarak güncelleştirilmelidir.
süvari: atlı asker.

Ş

şaft: gemi makinelerindeki grankın çevrimsel hareketini pervaneye ileten çelikten yapılmış silindir şeklindeki çubuk.

şaft bodoslaması: üzerinde şaft kovanı bulunan bodoslama.

şagil :meşgul eden; meşgul olmayı gerektiren; işgal eden; bir mülkte oturan.

şahâdet: tanıklık.

şahbender: konsolos.

şahsi haklar: Ayni hakların aksine, herkese karşı ileri sürülemeyen haklar; kişisel haklar.

şahsiyet hakları: şahısların maddi,manevi ve ekonomik bütünlüğü üzerindeki mutlak haktır.

şahsı âhar (âher): başkası; üçüncü kişi.

şalopa: filikadan büyük kürek ve yelkenle hareket eden tekne.

şamandıra: kullanılış şekline göre değişik biçimlerde yapılmış ve su geçirmezliği temin edilerek yüzme kabiliyeti arttırılmış sac veya ağaçtan yapılmış sarnıçlar. Kullanıldıkları yerlere göre demir, sis, palamar, fener şamandırası gibi isimler alırlar.

şamandıra ücreti: şamandıraya bağlanan gemiler tarafından liman başkanlıklarına ödenen ücret.

şamil: içine alan; kapsayan; çevreleyen.

şâmil olmak: kapsamak; içine almak.

şârih: şerhçi; şerh eden; bir konuyu ayrıntılarıyla açıklayan.

şayi: pay; hisse.

şâyi hisse: ortak (müşterek) mülkiyette, ortaklardan herbirine ait pay.

şayian: ortaklaşa.

şefi: şufa (önalım) hakkı bulunan kişi; önalımcı.

şerait: şartlar; koşullar.

şerh: kişisel hakların, devir sınırlamalarının ve geçici tescilin, tapu siciline yazılmasını gösteren terim.

şerik: ortak; iştirakçi.
şerh: Şahsi hakları, temlik (devir) sınırlamalarını ve geçici tescilleri tapu kütüğünde belirten yazıların (kayıtların) genel adı.
şibh (şibih): benzer; benzeme; benzeyiş.

şifahî beyan: sözlü açıklama.

şufa: önalım; öncelikli alım.

şufa hakkı: önalım hakkı; mükellefin, hakkın konusu olan şeyi bir üçüncü kişiye satması durumunda, hak sahibine tek taraflı bir irade beyanı ile satılan şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında öncelikle kendisine devrini isteme yetkisini veren haktır, yenilik doğuran haklardandır.
şuhut: şahitler.
şura: meclis.
şure: kıraç toprak.
şurut: şartlar, koşullar.
şuûn: yeni ortaya çıkan olaylar.
şuur: idrak; bilinç.
şuurlu: bilinci yerinde.
şuyu hâli: birden fazla kimsenin hisseleri fiilen paylaştırmaksızın bir şeye m^lik olmaları durumu (müşterek mülkiyette olduğu gibi)
şüfeha: şefiler.
şüheda: şehitler.
şükat: şikayetçiler.
şükka: mektup; tezkere.
şükran: gönülden teşekkür.
şümul: kapsam.
şümul :kapsam; içine alma; kapsama.

şüyu :paydaşlık; hissedarlık.

T

taabbüd: tapma, tapınma.
taaccüb: hayretler içine kalma, şaşma.
taaddiyat: taadîler.
taaddüd-ü ezvaç: poliandri; çok kocalılık.
taaddüd: birden çok.
taaffüf: ifetli olma.
taaffün etmek: iffetini koruma sâikiyle endişeye düşmek.
taahhüt: yüklenme.
taahhütname: Kişinin kendi ad ve hesabına, bir gerçek kişi veya tüzel kişiye karşı, sözleşmeli ya da sözleşmesiz olarak, bir işin yapılmasını veya bir şeyin teslimini üstlendiğini gösterir belge.
taakkül: üzerine kafa yorma.
taalluk: ilişiği olma.
taallukat: akrabalar.
taallül: mazeret beyan etme.
taallüs: kurtulma.
taammüd: tasarlayıp kurma.
taammüden: önceden tasarlayarak.
taammüm: genel geçer olma
taan: tanığın doğru beyanatta bulunmadığını delilleri ile ispatlama.
taannüt: inat etme.
taarruz: büyük saldırı.
taarruzî: saldırgan tutum.
taassub: bir şeye şeksiz şüphesiz inanma.
taaşşuk: aşık olma.
taavvuz: izin alma.

taayyün: tayin olunma; belli olma; belirme .
tabîyet: kişi veya şeyleri devlete bağlayan siyasi ve hukuki bağ; vatandaşlık. yurttaşlık; bağımsızlık.
tabula rasa: boş levha.
tacir: ticaretle uğraşan; bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimsedir.
tadât: sayma; sayılma; sayım.
tadil: değiştirme; değişiklik.
tağyir: başkalaştırma; değiştirme; bozma tahakkuk gerçekleştirme; gerçekleşme.
tahaddüs: ortaya çıkmak.
tahassul: hasıl olma; sonuç olarak ortaya çıkma.
tahavvül: değişme; dönme.
tahdîdât: sınırlamalar; kısıntılar.
tahfif :hafifletme; azaltma.
tahkikat: soruşturma.
tahlif: yemin.
tahliye taahhütnamesi: Kiracının, kiralananı belli bir tarihte boşaltacağına ilişkin yaptığı yazılı irade beyanı.
tahliye: Boşaltma; salıverme; serbest bırakma.
tahrir: yazım.
tahsin: beğenme.
tahsis: Emrine verme; özgüleme.
tahşiye: çıkıntı yapmak.
takas: Vadesi gelmiş, aynı cinsten ve karşılıklı iki alacağın birbirine sayışılması.
taksim: Ortak mülkiyette bulunan bir malın, ortaklar arasında yapılan bir sözleşmeyle veya dava açmak suretiyle bölüştürülmesi.
takyit: kısıtlama.
ta’lık: geciktirme; askıda bırakılma.

tahmil: yükleme.

tahrip: harabetme; yıkma; kırma; bozma.

tahrir: yazma; yazım.

tahriren: yazılı olarak.

taht: alt; aşağı.

tahtani: binanın alt kısmı.

tahtani fevkani: altlı üstlü.

tahvil: değiştirme; değiştirilme; borç senedi.

tahvilat: tahviller.

takaddüm: önce gelme; önde gelme.

takarrür etmek: kararlaşmak; kararlaştırmak; istikrar kazanan kararlar.
takım: ortak benimsenmiş ve açık bir amaç etrafında, belirlenmiş bir dizi görev ve sorumlulukları yerine getirmek üzere benimsenmiş bir takım üyesinin liderliğini kabul eden uygun büyüklükteki çalışanlar topluluğudur.

takrîr: önerge; anlatma; anlatış; tapuda malını sattığını veya ipotek ettiğini söyleme

takrir etmek: sağlamlaştırmak.

takyit: sınırlama; kayıtlama; şarta bağlama; kısıtlama..

talâk:  islâm hukukunda boşanma
talebin gelir esnekliği: talep miktarında meydana gelen nisbî değişmenin gelirde meydana gelen nisbî değişmeye oranı ile bulunan sayısal değer.Örneğin bir tüketicinin geliri 500 TL’den 2000 TL’ye çıktığı zaman, A malına yönelen talebi 20 birimden 50 birime çıkıyorsa,A malı talebinin gelir esnekliği; (50-20)/20 / (2000-500)/500 = ½
telebin fiyat esnekliği: talep miktarında meydana gelen nisbî değişmenin fiyata meydana gelen nisbî değişmeye oranıdır. Örneğin A malının fiyatı 10 TL’den 8 TL’ye düştüğü zaman talep miktarı 1 birimden 3 birime çıkıyorsa, talep esenekliği; (3-1)/1 / (10-8)/10 = -10

talîmâtnâme: yönetmelik.
talmut: Tevrat’ın bir nevî tefsiri.
tamamlayıcı hukuk kuralı: tarafların serbest iradeleri ile başka türlüsünü belirlemedikleri takdirde uygulanan kanun hükümlerine verilen genel ad, örneğin: BK. m.79
tanımlayıcı hukuk kuralı: önemli hukuki terimleri, tartışmaya sebebiyet vermeyecek şekilde açıklayan ve hukuk tekniği açısından olmazsa olmaz sayılan kanun hükümlerine verilen genel ad.
tanzim: düzenleme, genel esaslarını belirleme.
tanzim tarihi: düzenleme tarihi.
tanzîmat: mevcut sisteme ilişkin yenilik getirici düzenlemeler.
tanzimat fermanı (gülhane hattı hümayûnu) – (3Kasım 1839): bu fermanla; Hıristiyan-Müslüman bütün vatandaşların eşitliği, can, mal ve namus güvenliği sağlandı. Mal edinme ve miras hakkı tanındı. Müsadere usulü kaldırıldı. Ferman sayesinde Osmanlı Devleti, batılı devletlerin desteğini sağladı ve Mısır meselesinin çözümü kolaylaştı.

tapuyu misil: tarafsız bilirkişinin belirteceği tapu; bedel; değer baha
tarafsızlık: mâli hukukta denetçi ile denetlenen arasındaki ilişkilerde vazgeçilmez bir davranış. Tarafsızlık, denetçinin bulgularının ve raporlarının, sadece yürürlükteki kurallara, kabul görmüş prensiplere ve uygulamalara uygun olarak denetim sırasında elde edilen olgulardan etkilenmesini güvence altına alır.

tarik :yol; yöntem.

târik :terkeden; bırakan.

tariki âmm: herkesin geçebilmesi için bırakılan yol; kamunun yararlandığı yol.
tasarruf: Bir şeyden yararlanabilme ve o şey üzerinde fiili veya hukuki işlem yapabilme gücü.
tasarruf paradoksu: Gelirdeki artışın marjinal tasarruf eğilimi ile ortalama tasarruf eğilimini arttırmasına (tasarrufun kullanılabilir gelire oranı) denir. Tasarruf artışı, talebi kıstığı için gelir azalacaktır.
tasdik (doğrulama) fonksiyonu: Yetkili bir dış denetçi tarafından hesaplar ve mali tablolar hakkında mesleki bir kanaatin beyanı.
tashih: düzeltme; resmi bir kütüğün, bir hukuki işlemin düzeltilmesi.

tasrih etmek: açıklamak; belirtmek.

tasvib: doğru bulma; uygun görme; onaylama.

tatbika medar imza: uygulamaya elverişli imza
.
tathir: temizleme.

tavassut: aracılık; ara bulma; aracı olma.
tavazzuh: aydınlanma.

tavzîh: açıklama.
tavzif: görevlendirme.

tazammun etmek:öngörmek; sonucu doğurmak; içine almak; kapsamak.

tazminat: Maddi veya manevi zarara karşılık ödenen bedel; zarar ödencesi;hukuka aykırı olarak başkalarına verilen zararların ödetilmesi biçiminde müeyyidedir.
Teadül: beraberlik; denklik; birbirine denk gelme.

teahhur(teehhür): gecikme; temerrüt.

teâmül: örf ve adet; öteden beri olagelen, insanlar arasında yapılagelen belli bir davranış.
teati: karşılıklı gönderme.
tebenni: bir ıklübe mensup üyenin üyelikten çıktıktan sonra başka bir klübe kabul edilmesi.
tebaa: uyruk; bir devletin hükmü altında bulunan kimseler.

tebâdür: akla gelme; hatırlanma.

tebârüz ettirme: belirtme; ortaya koyma.

tebdil: değişme; değiştirilme.

tebeddül: değişiklik.

tebellüğ: bir tebliği alma; tebliğ edilen bir yazıyı imza ile teslim alma.

tebellür: netleşme; net olarak ortaya çıkma; aydınlanma.

tebeyyün etmek: saptanmak ; ortaya çıkmak; aydınlanmak.
tebligat: Bir hukuki işlemin yetkili makamca, ilgili kişinin bilgisine sunulmak üzere, kanun ve usule uygun olarak yazı veya ilanla bildirilmesi.
tecdit: yenileme; tazeleme, açıkça anlaşılacak şekilde önceki borcun, yeni bir borç kurarak ortadan kaldırılması; yenileme.
tecezzî: bölünme; doğranma.

tecvîz: ceza verme; caiz görme.

tedabir: tedbirler önlemler.

tedarik: sağlama; temin etme.

tedavül: sürüm; elden ele gezme; dolaşma; kullanılma.
tebdil: değiştirmek.
tebeddül: değişiklikler.
tebeyyün: ortaya çıkmak.

tediye: ödeme; bir borcun ödenmesi.

tedricen: azar azar; yavaş yavaş; aşamalı olarak.

tedvîn: hukuku birleştirmek amacıyla,hukukun bir dalı ile ilgili yasa halinde kurallar koyma

teehhür: gecikme; sonraya kalma

teemmül: düşünüp taşınma; etraflıca düşünme

teessüs: kuruluş; kurulma; yapılma; yapılanma

tefehhüm: anlamak; akıl erdirmek

teferruat: ayrıntı; bölgesel töreye (örfe) veya malikin açık isteğine göre, bir şeyin işletilmesi veya korunması veya ondan yararlanılması için sürekli olarak ona tahsis olunan ve kullanışta o şeye bağlı kılınan yada takılan veya onunla birleştirilen taşınır mallar, asıl şeyin teferruatıdır.

teferruğ: satın alanın aldığı mülkün ferağ işlemini yaptırması, tapu kaydını kendi üzerine çevirme.

tefhim: verilmiş olan kararın veya hükmün,duruşmada hazır bulunan taraflara yargıç tarafından sözle bildirilmesi.

tefrişat: döşeme araçları; bir yeri döşemek için kullanılan eşya.
tefvîz: ihale; sipariş etme; havale etme; dağıtım; ısmarlama; bir taşınmazı belli bedel karşılığında üçüncü kişinin üzerinde bırakma.

tehâlüf: yargıcın iki tarafa da yemin vermesi; birbirine zıt olma.

tehir: erteleme; ara verme .
tek taraflı irade beyanı: Hukuki bir ilişkide taraflardan birinin, o ilişki bakımından hüküm ve sonuç doğurmaya yetecek şekilde iradesini açıklaması.
tekabül etmek: karşılamak; karşılık olmak.

tekaüd: emeklilik.

tekâyüd: birbirine hile yapma.

tekeffül: birine kefil olma; kefalet verme; garanti etme.

tekemmül: tamamlanma; olgunlaşma.

tekevvün etme: yaratılma; meydana gelme.
teknik karşılık: sigorta hukukunda sigorta şirketlerinin sattıkları poliçelere istinaden devam eden yükümlülükleri için ayırdıkları karşılıklardır. (Yedek akçe, ihtiyat) Çeşitli isimlerle adlandırılan teknik karşılıklar vardır. Cari Riziko Karşılığı, Muallak Hasar Karşılığı, Hayat Aktüeryal Matematik Karşılığı, Hayat Kar Payı Karşılığı, Deprem Hasar Karşılığı vb.
teknik faiz: hayat poliçeleri için kullanılan ve sigortacının garanti ettiği minimum faiz .oranıdır.

telâfi: zararı karşılama; giderme; eksikliği giderme.
telafi edici kontroller: Bir sistemdeki zayıflığı bir dereceye kadar telafi eden kontrollar. Örneğin, bir ücret sistemi kendi başına bütün çalışanlara düzenli bir biçimde ödeme yapılmasını güvence altına alan yeterli kontrol prosedürlerini içermeyebilir. Ancak çalışanlar ödenmeyen ücretlerini talep ettikleri ölçüde telafi edici kontrollar olarak işlev görürler.

telâhuk: birbirine katılma; yarışma; hakların yarışması.

telhîs: hülasa etme; özetleme; özet.

telif: yazma; uzlaştırma.
telif hakları : fikir ürünü eserler üzerinde yaratıcısının sahip bulunduğu haktır.

telvis etmek: kirletmek.

temadi: sürüp gitme; süregelme; devamedegelme; sürme; uzama.
temel yetkinlikler: organizasyonda yaşamanın en temel gereklerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duyulan iletişim ve ilişki kurma, uyum yeteneği ve çalışma isteği gibi beceriler ve tutumdur.
temellük: mülk edinme; kendine mal etme; sahip olma; sahiplenme; devralma.

temerrüd: direnme; borcun ifasında gecikme, bir yükümlülüğün yerine getirilmesinde oluşan gecikme; direnme

temettü: kâr; kazanç payı; yarar.
teminat: Belli bir hukuksal durumu (genellikle borcun ödenmesini) sağlamak için verilen garanti. Sigorta hukukunda sigortacının sigortalıya rizikonun gerçekleşmesi halinde vermeyi taahhüt ettiği güvencedir.
teminat akçesi: bir sözleşmenin kurulması için taraflardan birinin diğerine vermek yükümlülüğünde bulunduğu para.

temlik: devir.
temlik: Bir malın veya hakkın, bir hukuki işlemle başkasına devredilmesi; mülkiyetin nakli.
temsili örnek: İçinden alındığı bütün ana kütle açısından tipik olduğu kabul edilen örnek. Bu tip örneklere ilişkin test sonuçları bütün ana kütleyi kapsayacak şekilde yaklaşık olarak hesaplanır.
temyiz Kudreti: İyiyi kötüden ayırma ve makul biçimde davranışta bulunma yeteneği.
tenâküz: çelişki.
tenbih: uyarma; uyarı.

tenezzül: inme; alçalma; düşme; kendine aykırı gelen bir işi veya durumu kabul etme.

tenkis: indirme; azaltma; eksiltme.

tenmiye: nemalandırma; artırma; işletme.

tensip: uygun görme.

tenvîrât: aydınlatma; ışıklandırma.

tenzil: uzun süreli sigortalarda 3 yılın dolması ve bu süreye ait primlerin ödenmesinden sonra prim ödemelerinin durdurulması ve sigortalının maluliyet, kritik hastalık, vefat gibi tazminat hakkından yararlanmadan sadece yatırılan birikim tutarı üzerinden kar payı almaya devam etmesidir.
tenzîlat: genellikle belirli bir vadeyle sınırlı indirimler.

terâküm: birikme; biriktirme.

tercihe şayan: üstün tutulan; yeğlenen; tercih edilen.

tereke (terike): miras bırakanın mirasçılarına geçen kalıtı; kalıt; mirasçılara kalan malvarlığı.

terekküp etmek: oluşmak.

teressübât: tortulanmalar; dibe çökmeler; durulmalar.

terettüp etmek: düşmek; doğmak; ait olmak; sırası gelmek; gerektirmek.

terhin: rehin olarak verme; emanet bırakma.

terkin: silme; çizme; resmi kütük veya defterde yazılı bulunan bir konunun (şerhin) çizilmesi.

termim: tamir etme; onarma; düzeltme; iyileştirme.

tersîmât: resmetmeler; resmini yapmalar; çizmeler.

tertip: sıra; düzen; düzenleme.
tesâhub: sahip çıkma; koruma.
tescil: Resmi kütük veya defterlere bir konunun (hakkın) yazılması, kayıt düşülmesi.
tesellüm: teslim alma.

tesmiye: ad koyma; isimlendirme; belirleme.

tesviye: sonuca bağlama; çözümleme; gereğini yapma; seviye; düzdüzeltme.

teşevvüş: karışıklık; kargaşalık.
teşmil: kapsamına alma; yayma.

tevakkuf: bağlı olma; durma.

tevarüs: bir kimseden miras kalma; mirasa konma; kalıtım yoluyla birinden diğerine geçme.

tevdi etmek: vermek; bırakmak; sunmak.

teveccüh: yönelme; yakınlık duyma; sevgi.

tevellüt: doğum; doğma.

tevessül etmek: başvurmak; kalkışmak; girişmek.

tevfik: uydurma; uygunlaştırma.

tevfikan: uyarınca; (ona) göre.

tevhid: birleştirme.
tevkil: Vekil olarak tayin edilmiş kimsenin, vekillik yetkisini bir başkasına devretmesi.
tevlit etmek: doğurmak.

tevliyet: vakfın işlerini yönetmek.

tevliyet davası: mütevellilik davası; vakfın işlerine bakma göreviyle ilgili dava.

tevsî’: genişleme.

tevsîk: belgelendirme.

tevzi: dağıtma.
tezâyüd: artış; çoğalma.

tezkere-i sâmiyye: sadrazamlık makamından yazılan tezkere.

tezyinat: süslemeler.
tıbbî tetkikler: sigorta hukukunda sigortalının yaşına ve istediği teminat tutarına bağlı olarak sigortacı tarafından istenebilen tıbbi raporlardır.
ticaret gemisi: ticari kazanç elde etme amacıyla kullanılan gemilere verilen ad.
toplam kalite yönetimi: iç ve dış müşterilerin ihtiyaç ve beklentilerini karşılamak amacıyla ürün ve hizmetlerin kalitesini ve verimliliğini sürekli olarak iyileştirmek için yönetimin ve çalışanların yeteneklerini ve kapasitesini geliştirmeye odaklanmış bir yönetim yaklaşımıdır.
toplu iş sözleşmesi: işçi sendikaları ile işveren veya işveren sendikaları arasında yapılan ve iş şartlarını, tarafların hak ve borçlarını düzenleyen yazılı bir anlaşmadır.
toto: tamamen.
totoloji: gereksiz tekrar.
töhmet: suçlama.
trampa: bir malın başka bir malla veya bir hakkın başka bir hakla değiştirilmesini konu alan sözleşme.
tutumluluk: Kalite ve miktar yönünden uygun malî, beşeri ve maddi kaynakların uygun zamanda ve en düşük fiyatla sağlanması.
tüzel Kişi: kendisini oluşturan gerçek kişilerin üzerinde ve onlardan bağımsız bir varlığı ve belirli bir amacı bulunan.
tüzük :  bir kanunun uygulamasını göstermek veya kanunun emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak şartıyla ve Danıştay’ın incelemesinden geçirtilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkartılan yazılı hukuk kurallarıdır.

U

ucûbe: eski devirlerde yaşamış dev insan Uc’dan kaldığı sanılan ve korkunç yaratık şeklinde. tezahür edilen bir niteleme

uhde: görev; birinin yapmakla yükümlü olduğu iş; bir işin yapılacağına söz verme.

uhdesinde: üzerinde; sorumluluğunda.

ulak: haberci; haber götürücü.

umran: bayındır.

umranî: bayındırlıkla ilgili; imarlı hale getirme.

umur: işler.
underwriting: riziko kabul; sigortacının başvuruyu kabul edip etmeyeceğinin ve kabul ederse hangi şartlarda onaylayacağının belirlendiği süreç.
uniseks: kadın erkek ayırımı olmaksızın her iki cinsiyetin de kullanabildiği giysi gibi eşya
urup: arşının sekizde biri

uskuna: pruva direği kabasorta armalı, grandi direği sübye armalı iki direkli yelkenli tekne.

usturmaça: bir birinin üzerine veya rıhtıma yanaşan teknelerin bordalarının zarar görmemesi için araya koydukları ağaç, lastik, plastik veya halatlardan yapılmış olan, balon, silindir, tekerlek biçiminde yastık.
uyrukluk : Şahısları veya şeyleri devlete bağlayan hukuki ve siyasi bağdır.
uygulama imar plânı : onaylı halihazır haritalar üzerinde, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak, nazım imar plân esaslarına göre çizilen ve çeşitli bölgelerin yapı adalarını, bunların yoğunluk ve düzeni, yolları ve uygulama için gerekli imar uygulama plânlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntılarıyla gösteren plân
uyum yasaları: iç hukuk mevzuatını Avrupa Birliği müktesabatına uyumlu hâle getirmek için AB ile eşgüdüm hâlinde hazırlanan yasal düzenleme paketleri
uzatılmış mal ortaklığı: Evlilik birliğinin, eşlerden birinin ölümüyle son bulması halinde, sağ kalan eşin, ölen eşin çocuklarıyla birlikte devam ettirdiği mal ortaklığı rejimi.

Ü

übad: büyük su baskını.
übüvvet: atalık.
ücac: tuzlu su.
ücra: ıssız.
ücret: bir iş karşılında ödenen meblağ.
ücret hesap pusulası: işverenin her ödedemede işçiye verdiği ve ücret hesabını gösteren imzalı belge.
ücret tevkifi: ödenecek normak ücretten bazı nedenlerle kesinti yapılması.
ücret-i sukuk: karar velam harcı.
ücretli: ücret alarak çalışan.
ücretli izin: çalışanların kanuni izin süreleri içinde ücretlerini almaları izin süresinde ücretin kesilmemesi.
ücretsiz izin: izin süresi içinde ücretin kesilmesi, ücret olmadan belli bir süre için izin alınması.
ücrette adalet sağlanması: ücretin emeğin karşılığı olması ilkesine dayanan ilke.
üçüncü şahıs: ahar; bir sözleşmenin, davanın veya icra takibinin taraflarından olmayan kişi.
ülkü: siyasi ideal.
ülkücü: menfaat güdüsüyle hareket etmeksizin idealleri peşinde koşan kişi.
üst hakkı: Taşınmaz malikinin, bir başkasına, arsasının üstünde ya da altında inşaat yapma veya mevcut inşaatı koruma (ona sahip olma) yetkisi verdiği irtifak hakkı.
üstün hizmet madalyası: madeni ve gümüş kaplamalı olup tek derecelidir. Türk silahlı kuvvetlerine büyük katkısı olan veya ulusal menfaatlere çok önemli yararlılığı dokunan asker, sivil veya hatta yabancı kişilere verilebilir.
üstün irade: egemen kudret.
üstüne yatmak: borcunu unutturmaya çalışmak.
üştülüm: tantanalı.
ütilitarist: faydacılığa inan.an.
ütilitarizm: faydacılık
ütopist: ütopyacı.
ütopya: gerçekleşemsi imkansız hayallere yahut toplum düzenlerine inanma.
üvey: evlilik bağında noksanlık olan; öz olmayan.
üye: aza.
üyelik aidatı: dernek ve benzeri kuruluşlarda işlerin sağlıklı yürüemsini sağlamak amacıyla üyelerden belli bir tahsilat düzenine göre toplanan ücret.

V

vabeste: bağlı.

vaka-i hayriye (1826): II.Mahmut Yeniçeri kışlalarını topa tuttu. Bu olay sonunda Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Yeniçeri Ocağı’nın yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı yeni bir ordu kuruldu.

vakfiye: vakfedenin vakfa ilişkin bildirimini ve hakimin tescilini kapsayan belge.

vakıf: tesis; başlı başına bir varlığı bulunmak üzere bir malın belirli amaca tahsisi.

varaka: belge; yazılı kağıt.

varant: rehin senedi; umumi mağazaya tevdi edilen mallara ve tahıla ilişkin rehin hakkını gösteren ve bu mallar üzerinde herhangi bir alacaklı yararına bu hakkın yaratılmasını sağlayan senet.
vareste: imkan dahilinde olmayan.
varîd: gelen; vasıl olan; gerçek olan; varolan.

vâridât: gelirler; devlet (kamu) gelirleri.

vâris: mirasçı.

vasıl olmak: ulaşmak, erişmek.
vasi: Kanunun öngördüğü durumlarda, küçük veya kısıtlı kişilerin haklarını korumak üzere mahkeme tarafından atanan kanuni temsilci.
vatandaşlık: Bir hakiki şahsı bir devlete bağlayan hukuki bağdır.
vaz’: koyma; konulma (yürürlüğe koyma).

vazıyed etme: bir şeye veya bir işe el koyma.

vaziyet: durum; hal.

vecîbe: borç.
veçhile: (bu) yönden; böylece; uyarınca.

vefa hakkı: hak sahibine, sattığı şeyin mülkiyetinin kararlaştırılan bedel karşılığında tekrar kendisine devrini, tek taraflı irade beyanı ile isteme yetkisi veren hak .

vehle: öncesi; baş tarafı; dakika; an.

vehle-i ûlâ: ilk başlangıç; birdenbire.
vekalet Sözleşmesi: Kişinin, bedelli veya bedelsiz olarak, bir işi yürütmeyi veya yerine getirmeyi başkası adına üstlendiği sözleşme.
vekil: Vekalet sözleşmesi gereği, müvekkil tarafından ve onun adına işlem yapmakla yetkilendirilen kişi.
velayet: Ana ve/veya babanın, reşit olmamış çocukları üzerindeki (kanundan doğan) eğitim ve terbiye hak ve yetkisi.
Velev: olsa bile; hatta; ister; isterse.
veli: Velayet hakkına sahip bulunan ana ve/veya baba.
verese: mirasçılar.
vergide adalet ilkesi: herkesin mali gücüne göre vergiye tabi tutulmasıdır.
vesayet: Küçük veya kısıtlıların haklarının korunması amacıyla özel hukuk tarafından düzenlenen ve bir kamu hizmeti niteliğini taşıyan kurum.
vesait: vasıtalar; araçlar.
verimlilik: Mali, beşeri ve maddi kaynakların belli miktarda kaynakla çıktıları azami dereceye çıkaracak ya da belli kalite ve miktarda çıktı için girdileri en aza indirecek şekilde kullanımı.

vezâif: vazifeler; görevler.

vicahî: yüze karşı; tarafın yüzüne karşı.
vicdâni delil sistemi: ceza yargılaması hukukunda hem delil serbestisini hem de delilleri değerlendirme serbestisini ifade eden terim.

vikaye: koruma.
vire: Osmanlılarda kaleyi çatışmasız ele geçirmek için kabul edilen bedel.
virüs: hastalığa sebebiyet verecek niteliğe sahip mikroorganizmalar.
viyana kongresi (1815): Napolyon Savaşları(1805-1815 sonunda bozulan sınırları ve Avrupa’nın gelecekte alacağı durumu saptamak,krallık rejimlerini ayakta tutmak amacıyla toplanmıştır.Bu kongrede alınan kararların uygulanması için 1815-1827 çaba gösterilen bu döneme  “Restorasyon (yeniden yapılandırma) Dönemi” denir.
vizyon: dış görüntü; topluma karşı sergilenen imajlar bütünü.
vuku bulmak: olmak; oluşmak; meydana gelmek .
vücut: canlı beden; organizma.

vücut bulmak: doğmak; yapılmış olma.
vücuda gelmek: meydana gelmek.
vücuda saldırı: kasten, vücut bütünlüğünü bozacak şekilde bir kişiye saldırıda bulunmak.

W

werner raporu: Barre raporları ile Alman ve Hollandalı iktisatçıların görüşleri çerçevesinde Lüksemburg Başbakanı Pierre Werner başkanlığında oluşturulan komite tarafından 1970 yılında hazırlanmıştır. Öneriler arasında tek bir para birimi oluşturmak, tek bir merkez bankası kurmak, ortak bir rezerv fonu yaratmak gibi hususlar yer almaktadır.

X-etkinliği: bir işletmenin yönetimsel ve teknolojik etkinliğini ifade eden terim

X-Ray cihazı: genellikle özel güvenlik görevlilerince kullanılan, ultraviyole ışınları ile çalışan ve eşya taraması yapmaya yarayan cihaz.

Y

yabancı : bir devletin ülkesinde oturan ve o devletin uyrukluğunu iddia etmek hakkı olmayan kimselerdir.

yalamuk: çam ağacının reçineli kabuğu; soymuk.

yapı : (imar hukukunda) karada ve suda, sürekli veya geçici, resmî veya özel yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve hareketli tesisler.

yapı alacaklısı ipoteği: bir yapıyı yapanların, o yapıdan doğan alacaklarını teminat altına almak için koydurdukları gayrimenkul rehni.

yapı kullanma izni: iskân belgesi.

yapı malikinin sorumluluğu: bir binanın veya diğer yapı eseri malikinin, bunların çürük yapılmasından veya korunmasındaki kusurundan dolayı sorumlu tutulması.

yapı ruhsatı: inşaat izni; inşaat ruhsatı.
yapıcı yaklaşım: Denetlenenin durumunu ve yerine göre alınan düzeltici önlemleri dikkate alarak bulguların sunulma tarzı. Denetçi tarafından, mümkün olduğu ahvalde, aksaklıkların düzeltilmesi amacıyla tavsiyelerde bulunulmalıdır. Ancak, denetçi bu durumun gelecek denetimler bakımından bir ön bağlayıcılık olmadığını hatırlatmalıdır.
yarak: silahlı güç
yargı: Hukuk kurallarının bağımsız ve tarafsız mahkemelerce belli bir olaya uygulanmasıdır.
yasal erişim: devletin, açı anahtarlı bir kriptografik algoritma kullananların gizli anahtarlarına, yasaların gerektirdiği durumlarda ve yargı kararıyla ulaşabilme yetkisi.
yatay denetim: Denetçi tarafından seçilen belli bir konunun birçok kuruluşta ya da bakanlıkta incelenmesi.

yayla: çevresi dik bayırlarla çevrili, düz ve yüksek yer; genellikle yüksek platolarda yer alan, insanların serinlemek ve hayvanlarını otlatmak için yaz aylarında gidip kaldıkları yer.

yaylak: : Bir veya birkaç köy ya da beldeye, ayrı ayrı veya ortak olarak, yaz mevsimini geçirmeleri ve hayvanlarını otlatmaları için tahsis edilen veya öteden beri bu amaçla kullanılagelen arazi. hayvanların yayılıp otlamasına uygun yer; otlak.

yed: el ;elinde bulundurma.
yedek hukuk kuralı: mezkur metindekinden aksine sözleşme yapılabilmesine izin veren kanun hükümlerine verilen genel ad.
yedekleme planlaması: bir organizasyonda üst düzey pozisyonlara yükseltilmeye ve mevcut üst düzey yöneticilerin yerine geçmeye hazır olan yöneticilerin belirlemeye, izlemeye ve geliştirmeye yönelik bir rapordur.

yed’i istirdat: mal üzerindeki yitirlmiş egemenliği, tasarruf gücünü geri almak, yeniden ele geçirmek

yediemin: uyuşmazlık konusu şeyin saklanması ve idaresi kendisine verilen kişi; güvenilir kişi; yediadl
yeke: dümen başına takılıp dümenin istenilen tarafa basılması için kullanılan demir veya ağaçtan yapılmış kol.

yekûn: toplam

yelpaze: dümenin su içindeki en geniş kısmı
yeni arazi teşekkülü: Kimsenin mülkiyetinde olmayan yerlerde birikme, dolma, kayma ya da kamunun malı olan akarsuların yatak veya seviyelerinin değişmesi gibi olaylarla oluşan toprak parçası.
yeniden değerleme: Vergi matrahının hesaplanmasıyla ilgili ekonomik kıymetlerin takdir ve tespiti; paranın değer kaybı gözönüne alınarak, bilançolardaki stoklar, sabit varlıklar gibi kalemlerde düzeltmeler yapılması.
yerleşme alanı: imar Plânı sınırı içindeki yerleşik ve gelişme alanlarının tümü

yeşil alan: şehir imar plânlarında toplumun yararlanması için ayrılan ve üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan ve ileride veya şimdiden park, çocuk parkı vb. hizmet alanı olarak ayrılmış alan
yetişen tekne: aynı kontra ve yönde giden ve öndekine yaklaşan tekne.

yetki verici hukuk kuralı: kişilere bir konuda sözleşme vb. yapma izni veren kanun hükümlerine verilen genel ad.

yetkilendirme: çalışanlara işlerini başarmaları için daha özgürce hareket etmelerini ve inisiyatif kullanma sorumluluğunu duymalarını sağlamak için bilgi, güç, yetki ve ödüller vermektedir.

yoma: Genellikle kalın halatlara denir.

yorumlayıcı hukuk kuralı: bazı kanun maddeleri hakkında yol gösteren kanun hükümlerine verilen genel ad.
yönetim planı: Kat Mülkiyeti Kanunu’na göre anagayrimenkulün yönetimini düzenleyici hükümler içeren ve bütün kat maliklerini bağlayan sözleşme
yönerge: Avrupa Birliği hukukunda tüzüklerle aynı yaptırım gücüne sahip olan yönergeler doğrudan doğruya değil de ilgili ülkenin hukuk düzeninde herhangi bir düzenleme ile uygulanan AB mevzuatlarıdır.
yönetim uygulamalarının denetimi: Yöneticilerin kararlar almada, bu kararları uygulamada ve arzulanan sonuçların ne ölçüde gerçekleştiğini değerlendirmede yararlandıkları çeşitli sistemlerin ve metodların denetimi.
yönetim ve iç kontrol sistemleri: Kuruluşun kendi amaçlarına ulaşmasına imkân sağlayan iç organizasyon, prosedürler ve uygulamalar bütünü olup şunları içerir:
i.politik ve idari kararların hazırlanmasında yararlanılan planlama sistemlerini;
ii.emirlerin organizasyonun üst noktasından alt kademelerine sorumlulukların dağılımını gösterecek şekilde iletilmesine imkân veren uygulama sistemlerini; ve
iii.prosedürler ve uygulamalar aracılığıyla kuruluşun iç kontrol prensiplerine uygun olarak işlemesini güvence altına almaya imkân sağlayan iç kontrol sistemlerini.
yönetsel denetim: Yönetimce verilen yetkilendirme işlemleriyle sonuçlanan karar verme süreçlerine ilişkin organizasyon planını, prosedürleri ve dokümanları kapsayan ama bunlarla sınırlı olmayan denetim.
yüce divan: Anayasa Mahkemesi’nin bir ceza mahkemesi hüviyetine bürünerek Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Sayıştay başkan ve üyelerini, Hakimler Savcılar Kurulu başkanını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını ve Askeri Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısını yargılaması (Anayasa m. 148/f.3)
yüzük: genellikle nişan ya da evlilik gibi akdi bir bağı gösteren ve parmağa takılan aksesuar

Z

zaaf: güçsüzlük.
zabıt: tutanak.
zabıt ceridersi: tutanak dergisi.
zabıt defteri: Eski hukukta, tapu sicili gibi kullanılan defter.
zabıt kâtibi: mahkelemelerde, kalemde, başkatip tarafından kendisine verilen işleri yapan ve yargılama işlerini kayda geçirmekle sorumlu personel; yazman.
zabıta: kolluk.
zabıta cezaları: belediye cezaları.
zabıtname: tutanak.
zabit: subay.
zâbitan: subaylar .
zabt: kendi idaresine geçirme.
zabt ü rabt: disiplin.
zabtiye: ülke içi güvenlik işleri ile görevli personele verilen genel ad.
zâde: oğul.
zâdegan: aristokratlar, soylular.
zafer: galip gelme.
zâfiyet: zayıflık.
zahair: zâhirler.
zâhire :yiyecek; gerektiği zaman harcanmak üzere ambarda saklanan hubûbat.
zâhirî :görünen; görünüşte.
zahmet: sıkıntı, güçlük
zahr: arka yüz.
zahrî: arkaya ait.
zâid: fuzulî, gereksiz.
zâil :zeval bulma; bitme.
zâim: kefil.
zâim senedi: atik senetler.
zâkir: zikreden.
zâlim: zulmeden.
zâlimane: zâlimce.
zam: arttırma.
zamaim: zamlar, eklentiler.
zaman içinde yaşanıan vakit.
zamanaşımı: Kanunda öngörülen ve belirli koşullar altında geçmekle, bir hakkın kazanılmasını, kaybedilmesini veya bir yükümlülükten kurtulmayı sağlayan süre.
Zamâne: yaşanılan çağ.
Zaman-ı rücu: cayma tazminatı.
Zamime: ilave.
zamin: bir şeyi tazmin eden; kefil.
zammetmek: eklemek.
zampara: kadın peşinde koşan çapkın erkek.
zanaat: el mahareti isteyen meslek.
zangoç: kilisede çan çalan görevli.
zâni: zina yapan erkek.
zanin: sanık.
zâniye: zina yapan kadın.
zanlı: sanık.
zapt: ceza hukukunda el koyma.
zapta karşı teminat: zapta karşı tekeffül; müşterinin satın aldığı bir mala karşı satış zamanında var olan bir üstün hak nedeniyle yapılabilecek herhangi bir müdahâleyi önlemek ve malın kısmen veya tamamen zaptı durumunda müşterinin uğradığı zararı tazmin etmek borcunu satana yükleyen yasal bir kural.
zarar: kişinin malvarlığında veya manevi hâlinde meydana gelen olumsuz eksilme
zarar iras etmek: zarar vermek.
zarara karşı sigorta: sigortalıyı, rizikonun vuku bulması durumuna kendisine vereceği maddi kayıplara karşı temin eden sigorta.
zarardide: zarara uğrayan.
zarar ziyan: hertürlü zarar.
zarar-ı âm: genel zarar, kamu zararı.
zararı eşedd: mühim zarar.
zararı hass: özel zarar.
zarar-ı maddi: maddi zarar.
zarar-ı manevi: manevi zarar.
zararla mukabele: devletler hukukunda kısas.
zarfçı: zarfçılık yapan.
zarfçılık: bir çeşit yankesicilik.
zarfında: içinde.
zarîh: mezar.
zarphane: darphane.
zarûret: zorunluluk.
zaruret hâli: ıztırar; bir kimsenin kendisini veya bir başkasını, farklı bir şekilde önlenmesi mümkün olmayan bir tehlike karşısında koruma içgüdüsü ile işlediği bir fiilden ceza görmemesi, bir hukuka uygunluk hâli.
zarûri: Zorunlu.
zarûri geçit: zorunlu geçit.
zarûri masraflar: bir şeye harcanması zorunlu giderler.
zat: kişi, şahıs.
zâta mahsus: kişiye özel.
zaten: aslında.
zatî: kişisel.
zatî faiz: aslî faiz.
zatişleri: özlük işleri.
zaviye: mütevâzi tekke.
zâyi: kaybolma ve sâir nedenlerden dolayı kullanılmaz hâle gelmiş eşya.
zeamet: geliri yirmibin akçeden yüzbin akçeye kadar olan dirlik.
zebâid: zibidiler.
zebun: zayıf, güçsüz.
zecir: zorlama.
zecren: zorlayarak.
zecri tedbirler: zorlayıcı önlemler;düzene sokucu önlemler.
zecriye: alkollü içkiden alınan vergi.
zede: kötü duruma düşüldüğünü kasteden son ek.
zedeleme: sarsma, aşındırma.
zehâb: bir düşünceye uyma.
zehl: dalgınlıkla unutma.
zekat: İslam’ın beş temel şartından biri; birikimi üzerinden en az bir yıl geçen kişinin bu birikimin kırkta birini yine İslamiyet’in gösterdiği kişi ya da kurumlara vermesi zorunluluğu.
zeker: erkek çocuk; erkeğin cinsel organı.
zelil: horgörülen.
zemân: mehil, süre.
zemin: temel dayanak, yeryüzü, döşeme.
zemin kat: çok katlı binalarda giriş kat.
zemm: ayıplama, kınama.
zend avesta: Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta’nın yorumu.
zenger: kuyumcu.
zenginler kulübü: dünyanın en zengin ve gelişmiş ülkelerinin (ABD, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda, İsveç, Kanada, Japonya, İsviçre) bir araya gelerek oluşturdukları yapı.
zenne: kadın.
zennepâre: zampara.
zenpâre: zampara.
zensûr: sansür.
zentral: santral, merkez.
zentralisation: merkezileştirme.
zerdüşt dini: Zerdüşt tarafından kurulmuş bir dindir, kutsal kitabı Avesta’dır. Zerdüştlere Mecusi veya Parsi denir.
zeri: arşın ile ölçülen şey.
zerk: şırınga ile geçirme.
zerra: ziraatle uğraşan.
zerre: atom; toz; en küçük parça.
zession: alacağın devri.
zevâhir: görünüş.
zevâhiri kurtarma: dıştan görünen ayıpları örtme.
zevâid: vakıfta gelirin dağıtılmasından sonra geri kalan.
zeval :son; bitim; nihayet; yok olma
zevat: kişiler.
zevc: koca.
zevce: karı.
zevceyn: karı-koca.
zevil erham: İslam miras hukukunda ölüye yakın olan, belli bir payı olmayan ve asabeden bulunmayan kimselere verilen ad. Bunlar; kızın oğlu ve kızı, oğlunun kızının kız ve oğulları, gayrisahih nineler ve dedeler, kızkardeşlerin kız ve erkek çocukları, oğlan kardeşlerin oğul ve ızları ana bir kardeşlerin erkek vekız çocukları, haa, na bir amca, dayı, teyze vs.
zevzek: ölçüsüz hareketleri bulunan geveze ve hafif kişi.

zevciyyet: kocalık,karılık; karı-kocalık; eşlik.
zeyilnâme:poliçenin yürürlüğü sırasında meydana gelen değişikliği belirten poliçenin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülen ek sigorta sözleşmesidir. Örneğin hayat poliçelerinde prim artışı, sağlık poliçelerinde aile poliçesine çocuk eklenmesi gibi değişikliklerin yanısıra sigortalının talebiyle düzeltilmesi de zeyilname düzenlenmesini gerektiren işlemdir.
zeyl: ek, ilave.
zeylen: ilaveten.
zıhâr: karşılıklı yardımlaşma.
zılgıt: azar, paylama.
zıman: bir şeyin mislinin veya değerinin verilmesi.
zımn: gizli istek..
zımnen: üstü kapalı bir şekilde
zımnında :dolayısıyla; için; olarak.

zımnî :üstü kapalı; açık olmayan.
zımnî irade beyanı: üstü kapalı irade açıklaması.
zındık: tanrıya inanmayan.
zırar: karşılıklı zarar verme.
zırh güverte: eski zırhlı harp gemilerinde mermilerin delip geçmemesi için konan çelik güverte .
zıt: aksi.
zibil: süprüntü.
zibr: yazılmış şey.
zibidi: işsiz güçsüz serseri.
zifaf: gelinle damadın gerdeğe girmesi.
zihin: anlayış ve kavrama
zihni kayıt: irade beyanında bulunmak isteyen kişinin istemeden bir şeyi karşı tarafa söylemesi ve sanki gerçek iradesini açıklıyormuş gibi bir beyanda bulunması.
zihniyet: anlayış ve yaklaşım yapısı.
zikir: bir şeyi anma.
zikretmek: anmak; anılmak; bildirmek; belirtmek.
zilhicce: ay yılının onikinci (kurban) ayı.
zilkâde: ay yılının onbirinci ayı.
zillet: aşağılık, hor ve hakirlik.
zilli: kavgacı, hafifmeşrep kadın.

zilyet :bir şeyi fiilen elinde bulunduran kişi; bir şeyde tasarrufta bulunan kişi; elmen.
zilyetliğin havalesi: vasıtalı zilyedin bu zilyedliğini tarafların anlaşması ile şeyi iktisap edene devretmesi.
zilyetlik: Bir şey üzerinde fiili hakimiyet veya bi eşyayı fiili hakimiyet  ve kudret alanı içinde bulundurma demektir.
zilyetlik davası: yedin iadesi davası, menkul davası.
zilyetlik yardımcısı: vazülyet; zilyetliği bir başkası nâmına kullanan kişi.
zilzurna sarhoş: içmekten kendini kaybetmiş.
zimam: kendi menfaatini korma.
zimamdar: yönetici.
zimar: elden çıkan ama elden çıktığı ispatlanamayan mal.
zimem: zimmetler, borçlar.
zimmet suçu: bir memurun kendisine tevdi olunan yaut görevi hasebiyle koruma, denetleme veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerine geçen belge, senet gibi şeyleri kullanması.
zimmî: İslam yönetimine boyun eğmiş gayrimüslimlere verilen genel ad.Bunlar İslam devletinin zimmeti altında bulunuyor, sayılırlar.
ziya :kaybetme; yitme.

ziyâde: fazla; çok; aşırı.
zoka: olta; çç tarafında sarımsak dilimi biçiminde kurşun bulunanan bir çeşit balık iğnesi.

zorlanmış tercih değerlendirmesi: değerlendiricinin çalışanın iş davranışı hakkındaki iki ifadeden birini seçmek zorunda olduğu bir tür performans değerlendirme yöntemi.

zuhur etmek: ortaya çıkmak; doğmak.
zuhurat: meydana gelme; belirme.

İlgili Kategoriler

Hukuk Ders Notları


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.