Ceza Hukuku Genel Hükümler Ders Notu 2

TÜRK CEZA HUKUKU GENEL HÜKÜMLER

 

  • CEZA HUKUKUNUN TÜRK HUKUK SİSTEMİNDEKİ YERİ

Ceza Hukukunun anlaşılabilmesi için öncelikle Türk Hukuk Sistemindeki yerinin bilinmesi gerekir.

TÜRK HUKUK SİSTEMİ

 

                  KAMU HUKUKU                                                  ÖZEL HUKUK

Anayasa, İdare Hukuku,                                 Medeni Hukuk, Borçlar Hukuku,

CEZA HUKUKU vb.                                                 Ticaret Hukuku vb.

 

 

    Maddi Ceza Hukuku                       Şekli Ceza Hukuku

(Ne? Sorusuna cevap verir)      (Nasıl? sorusuna cevap verir)

Örn: TCK                                         Örn: CMK

 

Genel       Özel

Hükümler   Hükümler

 

  • CEZA HUKUKUNUN İŞLEVİ

Suç adı verilen insan davranışını ve buna uygulanacak yaptırımı belirleyen hukuk kurallarının tümüne ceza hukuku adı verilmektedir.

Ceza hukuku toplumsal yaşamda meydana gelen ihlallerde en son uygulanacak olan hukuk dalıdır. Toplumsal yaşamda ortaya çıkan her türlü hukuka aykırılık hallerinde ceza yaptırımı uygulanmaz. Örneğin kabahat teşkil eden eylemler (Kapalı alanda sigara içilmesi vb.) hukuka aykırı olmasına rağmen bu tür hukuka aykırılık hallerinde ceza değil idari yaptırımlar (İdari para cezası, güvenlik tedbirleri vb.) uygulanmaktadır. Ceza hukuku günümüzde insancıl temellere dayandırılmaktadır.

 

  • CEZA NORMU VE ÖZELLİKLERİ

Ceza Hukuku yalnızca Türk Ceza Kanundan ibaret olmayıp, cezai nitelikte hükümleri bulunan diğer bütün kanunlarda ceza hukuku kapsamındadır. Bu cezai nitelikteki yasakların düzenlendiği her bir kanun hükmüne ceza normu adı verilir. Bu normun özellikleri;

  • Devlet Tarafından Konulması
  • Emredicilik
  • Değerlendiricilik
  • Açık Seçik (Anlaşılır) olması
  • Uyulmasının zorunlu olması şeklindedir.

 

  • CEZA HUKUKUNUN AMACI

Ceza hukukunun günümüzdeki amacı toplum yaşamı bakımından önemli değerleri korumaktır. (TCK m.1- Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.)

Bu da suç işlenmesini önleme, amacı ile gerçekleştirilmeye çalışılır. Önleme genel ve özel olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

 

  • Genel önleme, suç işleyen kimsenin cezalandırılmasıyla diğer insanlar üzerinde oluşturulan ibret etkisidir.
  • Özel önleme ise bir yandan suç işleyen kimsenin cezaevinde tutularak tekrar suç işlemesinin, öte yandan da suçluyu ıslah ederek ve yeniden sosyalleştirerek bir daha suç işlemesini önlemeyi ifade eder.
  • CEZA HUKUKUNUN KAYNAKLARI

Ceza hukukunun temel kaynağı Anayasadır. Anayasa da ceza hukukuna ilişkin birçok hüküm vardır. Ancak en temel ve en önemli hüküm 38. Maddededir. Suç ve cezalara ilişkin esaslar başlığı altında:

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, Masumiyet Karinesi, Kanuna aykırı delilerin kullanılamayacağı, Ceza sorumluluğunun şahsiliği, Sözleşmeden doğan bir yükümlülüğün yerine getirilmemesi sebebiyle kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılamayacağı, Ölüm Cezası ve müsadere cezasının verilemeyeceği, İdarenin kişi hürriyetini kısıtlayıcı yaptırımlarda bulunamayacağı vb. düzenlenmiştir.

Uluslararası ceza divanına taraf olmanın getirdiği yükümlülüklerden başka bir sebeple hiçbir surette vatandaşın yabancı ülkeye verilemeyeceği hususları düzenlenmiştir.
Anayasanın 90/son cümle (2004 değişikliği) uyarınca temel hak ve hürriyetlere ilişkin uluslararası sözleşmeler kanunlardan ön gelen, öncelikli bir uygulama alanına sahiptir. Bu sebeple ceza kanunu hükümleri yorumlanırken aynı konuda kanun ile uluslararası sözleşme çatıştığı durumlarda uluslararası sözleşme hükümleri uygulanabilecektir. Nitekim Yargıtay ifade özgürlüğü konusunda ve eleştiri hakkı ile ilgili durumlarda sıkça A.İ.H.S in 10. Maddesinde yer alan ifade özgürlüğüne atıf yapmaktadır.

İkinci kaynak da: 1 Haziran 2005’te yürürlüğe giren 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunudur.(1926 tarihli 765 sayılı T.C.K. bu tarihte yürürlükten kalkmıştır.) İlk 75 Madde genel hükümleri, 76 ve 343 maddeler ise özel hükümleri içermektedir. Özel kısım, hukuk düzenince bir ceza tehdidi ile yasaklanan fiillerin bir tablosunu ortaya koymakta, dolayısıyla özel kısmın konusunu münferit suçlar oluşturmaktadır. Halbuki genel kısım, bütün suçlar için geçerli olan kurallar bütünüdür, başka bir ifade ile özel kısım için geçerli olan ön esaslardan ibarettir.

Yeni Türk Ceza Kanununda:

▪ Ağır hapis-hapis-hafif hapis ayırımı kaldırılarak, tek tip süreli hapis cezasına yer verilmiştir.

▪ Ağır para cezası-hafif para cezası ayırımı kaldırılmıştır. Sadece adli para cezasına yer verilmiştir.

▪ Haksız tahrikte, ağır tahrik-basit tahrik ayırımı kaldırılmıştır.

▪ Teşebbüste, eksik teşebbüs-tam teşebbüs ayırımı kaldırılmıştır.

▪ Cürüm-kabahat ayırımı kaldırılmıştır. Kabahatler idari suç haline getirilmiş ve Kabahatler Kanununda düzenlenmiştir.

 

6-TÜRK CEZA KANUNUNDA YER ALAN TANIMLAR

Vatandaş: Fiili işlediği sırada Türk vatandaşı olan kişi.

Çocuk: Henüz 18 yaşını doldurmamış kişi.

Kamu görevlisi: Kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi.

Yargı görevi yapan: Yüksek mahkemeler ve adli, idari ve askeri mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcısı ve avukatlar.

Gece vakti: Güneşin batmasından 1 saat sonra başlayan ve doğmasından 1 saat evvele kadar devam eden zaman süresi.

Silah: 1.Ateşli silahlar, 2.Patlayıcı maddeler, 3.Saldırı ve savunmada kullanılmak üzere yapılmış her türlü kesici, delici veya bereleyici alet, 4.Saldırı ve savunma amacıyla yapılmış olmasa bile fiilen saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli diğer şeyler, 5.Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeler.

Basın ve yayın yolu ile: Her türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar.

İtiyadi suçlu: Kasıtlı bir suçun temel şeklini ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerini 1 yıl içinde ve farklı zamanlarda 2’den fazla işleyen kişi.

Suçu meslek edinen kişi: Kısmen de olsa geçimini suçtan elde ettiği kazançla sağlamaya alışmış kişi.

Örgüt mensubu suçlu: Bir suç örgütünü kuran, yöneten, örgüte katılan veya örgüt adına diğerleriyle birlikte veya tek başına suç işleyen kişi.

 

7- CEZA HUKUKUNA HAKİM OLAN TEMEL İLKELER

  1. Kanunilik ilkesi: Biçimsel (şekli) ve özel ilişkin (maddi) kanunilik ilkesi olmak üzere iki tür kanunilik ilkesi vardır.

* Maddi (Öze ilişkin) kanunilik ilkesi: Sosyal açıdan tehlikeli olan fiiller cezalandırılır, olmayanlar cezalandırılmaz. Kanunda bu fiillerin suç olarak düzenlenmiş olması veya olmaması önemli değildir.

* Şekli (Biçimsel) kanunilik ilkesi: Kanunda açıkça suç sayılan fiiller cezalandırılır; sayılmayanlar cezalandırılmaz. Bu fiillerin sosyal açıdan tehlikeli olup olmadığına bakılmaz.

Türk Ceza Kanunu biçimsel kanunilik ilkesini kabul etmiştir. TCK’nın 2/1. maddesine göre, “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz”.

  Bu ilkenin sonuçları:

– Ceza kanunu açık, net, anlaşılabilir olmalıdır.

– Yargının ve Yürütmenin keyfiliği önlenmektedir.

– İdarenin düzenleyici işlemleriyle suç ve ceza konulamaz. Yönetmelik, tüzük ve olağan kanun hükmünde kararnameler ile suç ve ceza konulamaz. Ancak, istisnai olarak olağanüstü kanun hükmünde kararnameler ile suç ve ceza konulabilir.

– Suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. (Suç ve ceza içermeyen “genel” hükümlerde kıyas yapılabileceği öğretide kabul görmektedir.

– Örf ve adet ile suç ve ceza konulamaz veya kaldırılamaz. (Ancak bazı istisnai hallerde örf ve adet ceza hukuku üzerinde etkisini gösterebilir. Örneğin Yargıtay ağaçtan meyve koparmanın geleneklere uygun olduğuna ve hırsızlık olmadığına karar vermiştir. Ya da çok önemsiz miktarlarda eğlence amaçlı oynanan oyunların kumar olmadığına karar vermiştir.)

– Failin aleyhine olan ceza kanunu geçmişe uygulanmaz.

  1. Adalet ve Kanun Önünda Eşitlik İlkesi (TCK m. 3): Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunmasıdır. Ceza Kanununun uygulamasında kişiler arasında ırk, dil, din, mezhep, milliyet, renk, cinsiyet, siyasal veya diğer fikir yahut düşünceleri, felsefi inanç, millî veya sosyal köken, doğum, ekonomik ve diğer toplumsal konumları yönünden ayrım yapılamaz ve hiçbir kimseye ayrıcalık tanınamaz.
  2. Kanunun Bağlayıcılığı (TCK m. 4): Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz. Burada asıl anlatılmak istenen bütün ceza kanunlarının bilinmesi değildir. Kişi eğer gerçekleştirdiği davranışın en azından haksızlık teşkil ettiğinin (toplum tarafından kınama) farkına varıyorsa gerçekleştirdiği davranıştan sorumludur. Kişi kanunu bilmediğini ileri süremez. Ancak kişi bazı durumlarda gerçekleştirdiği davranışın haksızlık teşkil ettiğinin farkına varmayabilir. Böyle bir durumda kişinin cezai sorumluluğu söz konusu olmaz. Örneğin A ülkesinde sokakta sakız çiğnemek yasaktır. Bu ülkeye turist olarak gelen ve bu yasağı bilmeyen X sokakta sakız çiğnerse cezalandırılamaz. Çünkü gerçekleştirdiği eylemin haksızlık teşkil ettiğinin farkına varamamaktadır.
  3. Hukuk Devleti İlkesi: Kuralları koyanlara ve bu kural kimin için konulmuşsa onlara, kanunlar eşit şekilde uygulanır.
  4. Hümanizm İlkesi: Suçlar için öngörülmüş cezaların insan onuruna yakışır biçimde düzenlenmesi ve verilmesi gerekir.
  5. Masumiyet Karinesi: Suçlanan her kim olursa olsun, suçluluğu bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz.
  6. Ceza sorumluluğunun şahsiliği (TCK m.20): Ceza sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz. Tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz. Ancak, suç dolayısıyla tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri niteliğinde yaptırımlar uygulanabilir. TCK’ya göre bu güvenlik tedbirleri sadece özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanabilir.
  7. Kusur Sorumluluğu İlkesi: Failin suç oluşturan bir eylemini gerçekleştirmesinde kusuru olmadıkça, ceza yaptırımına maruz kalamayacağını ifade eden ilkedir. Kusur; bir eylemin isnat kabiliyeti bulunan bir kimse tarafından bilerek ve isteyerek ya da en azından bilerek yapmasıdır. Bilmeden ya da istemeden yapılan bir hareketten dolayı kimse cezalandırılamaz. Bu ilkenin sonucu olarak ceza failin kusurunun derecesini aşamaz ve ceza failin hak ettiğinden az olamaz.
  8. Tek Fiille Tek Ceza(NON BiS iN iDEM): Suç işleyen failin işlemiş olduğu suçtan dolayı bir defa cezalandırılması gerekmektedir. Bu ilke kişinin bir defa cezalandırılması anlamına gelmektedir. Dikkat edilmesi gereken husus bir kişi bir suçtan dolayı birden fazla YARGILANABİLİR. Ancak bir suçtan dolayı bir defa cezalandırılır.

 

8-CEZA HUKUKUNUN UYGULAMA ALANI

 

                                                             CEZA HUKUKUNUN UYGULAMA ALANI

 

 

           Zaman Bakımından                              Yer Bakımından                              Kişi Bakımından

  1. Ceza Kanununun zaman bakımından uygulanması

* Aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı: Fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren ve failin aleyhine olan ceza kanunu geçmişe uygulanmaz.

* Lehe kanunun geçmişe uygulanması ilkesi: Fiil işlendikten sonra yürürlüğe giren ve failin lehine olan ceza kanunu geçmişe uygulanır. Cezayı kaldıran veya hafifleten yeni ceza kanunu, işlenen suç ister yargılama aşamasında olsun, ister infaz aşamasında olsun, fail hakkında uygulanır.

Not: Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir (5252 S.K. m.9/3). Yani eski ve yeni kanun aynı anda uygulanamaz,  hangisi lehe ise o uygulanır. Kesin hükümle sonuçlanmış olan davalarda, sonradan yürürlüğe giren bir kanunla ilgili olarak lehe hükmün belirlenmesi ve uygulanması amacıyla yapılan yargılama bakımından dava zamanaşımına ilişkin hükümler uygulanmaz. (5252 S.K. m.9/3,4)

– Adli para cezasını öngören kanun, hapis cezasını öngören kanuna göre lehedir.

– Daha az hapis veya daha az adli para cezası öngören kanun lehedir.

– Resen kovuşturulan suçu, şikayete bağlayan kanun lehedir.

– X kanunu 3-6 yıl, W kanunu ise 4-6 yıl hapis cezasını öngörüyorsa X kanunu lehedir.

– X kanunu 1-4 yıl, W kanunu ise 1-6 yıl hapis cezasını öngörüyorsa X kanunu lehedir.

– X kanunu 1-8 yıl, W kanunu ise 3-6 yıl hapis cezasını öngörüyorsa X kanunu lehedir. (Bu durum doktrinde tartışmalı olmakla birlikte, Yargıtay 1994 tarihinde verdiği kararla bu duruma dikkat çekmiştir. Doktrindeki baskın kanaatte alt sınırı az olan cezanın daha lehe olduğu yönündedir.)

 

* Zamanaşımına ilişkin kuralların zaman bakımından uygulanması: Zamanaşımına ilişkin kurallarda da yukarıdaki ilkeler uygulanır. Yani sonradan yürürlüğe giren zamanaşımına ilişkin kural, failin lehine ise geçmişe uygulanır, aleyhine ise geçmişe uygulanmaz.

* Geçici ve süreli kanunların zaman bakımından uygulanması: Geçici veya süreli kanunlar, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmaya devam ederler.

* İnfaz rejimine ilişkin kuralların zaman uygulanması: Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin kurallar, derhal uygulanır.

* Ceza muhakemesi kurallarının zaman bakımından uygulanması: Ceza muhakemesi kuralları failin lehine veya aleyhine olmasına bakılmaksızın derhal uygulanır.

*Suçun işlendiği zaman: Failin lehine olan kanununun uygulanması bakımından suçun işlendiği zaman önemlidir.

– Ani suçlarda hareketin yapıldığı andır.

– Kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği andır.

– Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği andır.

– Teşebbüs halinde kalan suçlarda son icra hareketinin yapıldığı andır.

  1. Ceza Kanununun yer bakımından uygulanması

b-1) İlkeler

  • Ülkesellik (mülkilik) ilkesi: Ceza Kanunu ülkede işlenen bütün suçlara uygulanır. Türk Ceza Kanunu kural olarak ülkesellik ilkesini kabul etmiştir (TCK m.8). Türkiye’de işlenen suçlar hakkında Türk kanunları uygulanır. Hareketin kısmen veya tamamen Türkiye’de gerçekleşmesi veya neticenin Türkiye’de gerçekleşmesi halinde suç, Türkiye’de işlenmiş sayılır. Suç;

1) Türk kara ve hava sahaları ile Türk karasularında,

2) Açık denizde ve bunun üzerindeki hava sahasında, Türk deniz ve hava araçlarında veya bu araçlarla,

2) Türk deniz ve hava savaş araçlarında veya bu araçlarla,

3) Türkiye’nin kıt’a sahanlığında veya münhasır ekonomik bölgesinde tesis edilmiş sabit platformlarda veya bunlara karşı,

İşlendiğinde Türkiye’de işlenmiş sayılır.

Türkiye’de işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede hakkında hüküm verilmiş olan kimse, Türkiye’de yeniden yargılanır.

TCK’da istisnai olarak faile göre şahsilik, mağdura göre şahsilik, koruma ve evrensellik ilkeleri de kabul edilmiştir.

  • Faile göre şahsilik ilkesi: Vatandaş kendi ceza kanununa tabidir. Yurtdışında bazı suçları işleyen Türk vatandaşı Türk kanunlarına göre cezalandırılır (TCK m.10, 11).
  • Görev suçları: TCK’nın 10. maddesine göre, “Yabancı ülkede Türkiye namına memuriyet veya görev üstlenmiş olup da bundan dolayı bir suç işleyen kimse, bu fiile ilişkin olarak yabancı ülkede hakkında mahkumiyet hükmü verilmiş bulunsa bile, Türkiye’de yeniden yargılanır”.
  • Vatandaş tarafından işlenen suç: TCK’nın 11. maddesine göre,

“(1) Bir Türk vatandaşı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı bir yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğin bulunması koşulu ile Türk kanunlarına göre cezalandırılır.

(2) Suç, aşağı sınırı bir yıldan az hapis cezasını gerektirdiğinde yargılama yapılması zarar görenin veya yabancı hükümetin şikayetine bağlıdır. Bu durumda şikayet, vatandaşın Türkiye’ye girdiği tarihten itibaren altı ay içinde yapılmalıdır.

TCK’nın 11. maddesinin uygulanma şartları:

– Fail Türk vatandaşı olmalıdır.

– Suç, TCK’nın 13. maddesinde yazılı suçlardan olmamalıdır.

– Türk kanunlarına göre suçun aşağı sınırı en az 1 yıl hapis cezasını gerektirmelidir (aşağı sınırı 1 yıldan az hapis cezasını gerektiriyor ise yargılama yapılması zarar görenin veya yabancı hükümetin şikayetine bağlıdır . Bu durumda şikayet, vatandaşın Türkiye’ye girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde yapılmalıdır).

-Fail Türkiye’de bulunmalıdır.

-Bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olmalıdır.

– Suç Türkiye’de kovuşturulabilir olmalıdır (Örn. zamanaşımına, genel affa uğramamalı)

  • Mağdura göre şahsilik ilkesi: Ceza kanunu devletin vatandaşlarına karşı işlenen suçlara uygulanır. Yurtdışında yabancı tarafından Türk vatandaşlarına karşı işlenen bazı suçlara Türk kanunları uygulanır (TCK m.12/2).
  • Koruma ilkesi: Ceza kanunu devlete karşı işlenen suçlara uygulanır. Yurtdışında yabancı tarafından Türkiye’ye karşı işlenen bazı suçlara Türk kanunları uygulanır (TCK m.12/1).

Yabancı tarafından işlenen suç: TCK’nın 12/1-2. maddesine göre,

“(1) Bir yabancı, 13 üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede Türkiye’nin zararına işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Yargılama yapılması Adalet Bakanının istemine bağlıdır.

 (2) Yukarıdaki fıkrada belirtilen suçun bir Türk vatandaşının veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisinin zararına işlenmesi ve failin Türkiye’de bulunması halinde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması koşulu ile suçtan zarar görenin şikayeti üzerine fail, Türk kanunlarına göre cezalandırılır”.

TCK’nın 12/1-2. maddesinin uygulanma şartları:

– Fail yabancı olmalıdır.

– Suç, TCK’nın 13. maddesinde yazılı suçlardan olmamalıdır.

– Türk kanunlarına göre suçun aşağı sınırı en az 1 yıl hapis cezasını gerektirmelidir

– Mağdur Türkiye, Türk vatandaşı veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi olmalıdır.

– Fail Türkiye’de bulunmalıdır.

– Mağdur Türkiye ise yargılama yapılması Adalet Bakanının talebi, Türk vatandaşı veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi ise suçtan zarar görenin şikayeti bulunmalıdır.

– Mağdur Türk vatandaşı veya Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi ise yabancı ülkede hüküm verilmemiş olmalıdır. Mağdur Türkiye ise yabancı ülkede hüküm verilmiş olsa bile yabancı hakkında Adalet Bakanının istemi üzerine Türkiye’de yeniden yargılama yapılır.

  • Evrensellik ilkesi: Ceza kanunu nerede, kim tarafından ve kime karşı işlendiğine bakılmaksızın tüm suçlara uygulanır. Yurtdışında yabancı tarafından yabancıya karşı işlenen bazı suçlara Türk kanunlarının uygulanması mümkündür (TCK m.12/3). Yine yabancı veya Türk vatandaşı olup olmadığına bakılmaksızın kime karşı işlenirse işlensin bazı suçlara Türk kanunları uygulanır (TCK m.13).

TCK’nın 12/3.maddesine göre,

“(3) Mağdur yabancı ise, aşağıdaki koşulların varlığı halinde fail, Adalet Bakanının istemi ile yargılanır:

  1. a) Suçun, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı üç yıldan az olmayan hapis cezasını gerektirmesi.
  2. b) Suçluların geri verilmesi anlaşmasının bulunmaması veya geri verilme isteminin suçun işlendiği ülkenin veya failin uyruğunda bulunduğu devletin hükümeti tarafından kabul edilmemiş olması”.

TCK’nın 12/3. maddesinin uygulanma şartları:

-Fail ve mağdur yabancı olmalıdır.

-Suç, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı en az 3 sene hapis cezasını gerektirmelidir.

-Adalet Bakanının talebi olmalıdır.

-Fail yabancı ülkeye geri verilememiş olmalıdır.

-Fail Türkiye’de bulunmalıdır.

Bu kuralın anlamı, “suçluyu geri ver ya da kendin yargıla” demektir.

TCK’nın 13. maddesine göre,

“(1) Aşağıdaki suçların, vatandaş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi halinde, Türk kanunları uygulanır:

  1. a) İkinci Kitap, Birinci Kısım altında yer alan suçlar.
  2. b) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci ve Sekizinci Bölümlerde yer alan suçlar.
  3. c) İşkence (madde 94, 95).
  4. d) Çevrenin kasten kirletilmesi (madde 181).
  5. e) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma (madde 190).
  6. f) Parada sahtecilik (madde 197), para ve kıymetli damgaları imale yarayan araçların üretimi ve ticareti (madde 200), mühürde sahtecilik (madde 202).
  7. g) Fuhuş (madde 227).
  8. h) Deniz, demiryolu veya havayolu ulaşım araçlarının kaçırılması veya alıkonulması (madde 223, fıkra 2, 3) ya da bu araçlara karşı işlenen zarar verme (madde 152) suçları.

 (2) İkinci Kitap, Dördüncü Kısım altındaki Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerde yer alanlar hariç; birinci fıkra kapsamına giren suçlardan dolayı Türkiye’de yargılama yapılması, Adalet Bakanının talebine bağlıdır.

 (3) Birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde yazılı suçlar dolayısıyla yabancı bir ülkede mahkumiyet veya beraat kararı verilmiş olsa bile, Adalet Bakanının talebi üzerine Türkiye’de yargılama yapılır”.

-Bu suçların faili, Türkiye’de bulunması koşulu aranmaksızın Türkiye’de cezalandırılır.

Yabancı kanunun göz önünde bulundurulması (TCK m. 19): Türkiye’nin egemenlik alanı dışında işlenen suçlar dolayısıyla Türkiye’de yargılama yapılırken, Türk kanununa göre verilecek olan ceza, suçun işlendiği ülke kanununda öngörülen cezanın üst sınırından fazla olamaz.

Ancak suçun;

  1. a) Türkiye’nin güvenliğine karşı veya zararına olarak,
  2. b) Türk vatandaşına karşı ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş özel hukuk tüzel kişisi zararına olarak,

İşlenmesi durumunda, yukarıdaki fıkra hükmü uygulanmaz. Yani bu kural faile göre şahsilik ve evrensellik ilkelerinin (m.13/b hariç) uygulandığı durumlarda geçerli olabilir. Ülkesellik, mağdura göre şahsilik ve koruma ilkesinin uygulandığı hallerde ise bu hüküm uygulanmaz.

Cezadan mahsup (TCK m. 16): Nerede işlenmiş olursa olsun bir suçtan dolayı, yabancı ülkede gözaltında, gözlem altında, tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süre, aynı suçtan dolayı Türkiye’de verilecek cezadan mahsup edilir.

b.2) Suçluların geri verilmesi

Yabancı bir ülkede işlenen veya işlendiği iddia edilen bir suç nedeniyle hakkında ceza kovuşturması başlatılan veya mahkûmiyet kararı verilmiş olan bir yabancı, talep üzerine, kovuşturmanın yapılabilmesi veya hükmedilen cezanın infazı amacıyla geri verilebilir. (TCK m.18)

  • Geri vermenin mümkün olmadığı haller

Geri verme talebine esas teşkil eden fiil, aşağıdaki yer alan nitelikte ise geri verme talebi kabul edilmez:

  • Türk kanunlarına göre suç değilse. (TCK m.18/1-a)
  • Düşünce suçu veya siyasi ya da askeri suç niteliğinde ise. (TCK m.18/1-b) “Düşünce suçunun ne olduğu kanunda yazmamaktadır. Kanaatimizce burada anlaşılması gereken ifade özgürlüğü kapsamında demokratik olarak sarf edilebilecek her türlü düşüncedir.”
  • Türkiye Devletinin güvenliğine karşı, Türkiye Devletinin veya bir Türk vatandaşının ya da Türk kanunlarına göre kurulmuş bir tüzel kişinin zararına işlenmişse. (TCK m.18/1-c)
  • Türkiye’nin yargılama yetkisine giren bir suç ise. (TCK m.18/1-d)
  • Zamanaşımına veya affa uğramış ise. (TCK m.18/1-e) “Geri verme talebinin dayanağını oluşturan suçla ilgili olarak gerek talep eden devlet hukukuna göre gerek Türk hukukuna göre dava ve ceza zamanaşımının dolmamış olmasıve suçun her iki devlette affa uğramamış olması gerekmektedir.”
  • Yabancı ülkede suç işleyip Türkiye’ye sığınan Türk vatandaşı geri verilemez. Ancak istisnai olarak Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler gereğince vatandaş suç sebebiyle yabancı ülkeye geri verilebilir.(TCK m.18/2) “Geri verme sırasında önemli olan suçun işlendiği andaki değil geri verme anındaki vatandaşlıktır. Aksi düşünüldüğünde TCK’nın 6. Maddesi Anayasa’ya aykırı olur.”
  • Kişinin, talep eden devlete geri verilmesi halinde ırkı, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle kovuşturulacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair kuvvetli şüphe sebepleri varsa, talep kabul edilmez.(TCK m.18/3)
  • Ayrıca Türkiye’nin taraf olduğu SİDAS’A göre, fiil en az 1 sene hapis veya güvenlik tedbirini gerektirmeli; istenen kişi mahkum ise mahkumiyet en az 4 ay olmalıdır.

 

 

 

  • Geri Vermede Usul

Yabancı ülkenin geri verme talebi hakkında öncelikle kişinin bulunduğu yer ağır ceza mahkemesi karar verir. Mahkeme, Türkiye’nin taraf olduğu ilgili uluslararası sözleşme hükümleri ve Türk mevzuatına göre geri verme talebinin kabul edilebilir olup olmadığı hakkında karar verir.

Mahkeme geri verme talebini reddederse, bu karar Bakanlar Kurulunu bağlar ve kişi geri verilemez.

Mahkeme geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verirse, bu karar Bakanlar Kurulunu bağlamaz. Bu durumda Bakanlar Kurulu siyasi bir sebep göstererek kişiyi geri vermeyebilir.

Ağır ceza mahkemesinin geri verme talebi hakkında vermiş olduğu karara karşı temyiz yoluna başvurulabilir.

Geri verme talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi halinde, mahkeme tutuklama veya diğer koruma tedbirlerine başvurulabilir.

  • Geri vermede ihtisas (özellik-belirlilik) ilkesi: Geri verme halinde, kişi ancak geri verme kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabilir veya mahkum olduğu ceza infaz edilebilir.
  • Siyasi suç: Tam siyasi suç ve nispi siyasi suç olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Tam siyasi suç: Devletin varlığına ve siyasal mekanizmasının işleyişine karşı ve vatandaşın siyasi hak ve özgürlüklerine karşı işlenen suçlardır. Bu suçlar iade edilmez.

Nispi siyasi suç: Siyasi saikle işlenen adi suçlardır. Örneğin ihtilal amacıyla banka soyma. Bu suçlarda suçun siyasi vasfı adilik vasfına üstün geliyorsa fail iade edilmez.

  • Belçika kuralı: Devlet başkanı ve ailesine karşı işlenen suikast suçları siyasi suç sayılmaz ve iade edilir.
  1. Ceza Kanununun kişi bakımından uygulanması: Kural olarak ceza kanunu ülkede bulunan herkese uygulanır. Yalnız bu ilkenin bazı kimseler bakımından istisnaları bulunmaktadır.
  • Cumhurbaşkanı: Cumhurbaşkanı görevi ile ilgili olan suçlardan dolayı sorumlu değildir. Cumhurbaşkanı sadece vatana ihanet halinde sorumlu tutulabilir ve yargılanabilir. Cumhurbaşkanının vatana ihanetten dolayı suçlanabilmesi için TBMM üye tam sayısının en az 1/3’nin bunu teklif etmesi ve en az 3/4’nün bu yolda karar vermesi gereklidir. Bu şekilde suçlanan Cumhurbaşkanı Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanır.
  • Yasama dokunulmazlığı

Yasama dokunulmazlığından milletvekilleri ve milletvekili olmayan bakanlar yararlanır.

* Yasama sorumsuzluğu (mutlak dokunulmazlık): TBMM üyeleri, meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine başka bir karar alınmadıkça bunları meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar (Any.m.83/1). Sorumsuzluk her türlü suçu kapsamaz, milletvekillerinin sadece oy, söz ve düşünceleri ile işledikleri suçlar yönünden geçerlidir.

Sorumsuzluk mutlaktır, feragat edilemez, meclis kararı ile kaldırılamaz ve üyelik sıfatı sona erdikten sonra da devam eder. Yasama sorumsuzluğu bir hukuka uygunluk nedeni değildir. Bu yüzden bu durumlarda fiil hukuka aykırı olmaya devam eder, milletvekiline ceza verilemese bile, örneğin  bu suça iştirak eden diğer kişiler cezalandırılabilir. Yasama sorumsuzluğu şahsi cezasızlık nedenidir.

* Nispi dokunulmazlık: Seçimden önce veya sonra suç işlediği öne sürülen milletvekili, meclis kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Bunun dışında kalan işlemler yapılabilir. Örneğin delil toplama, soruşturmanın başlatılması, arama gibi.

Yine seçimden önce veya sonra milletvekili hakkında verilmiş olan ceza hükmünün yerine getirilmesi üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır.

Nispi dokunulmazlık sadece üyelik süresince geçerlidir ve ayrıca meclis kararı ile kaldırılabilir. Nispi dokunulmazlık geçici olduğundan üyelik sıfatının sona ermesi veya dokunulmazlığın kaldırılması halinde yargılama yapılır.

Nispi dokunulmazlığın iki istisnası bulunmaktadır. Buna göre, 1) ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve 2) seçimden önce soruşturulmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesinde belirtilen Devletin bütünlüğüne, temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesine yönelik durumlar söz konusu olduğunda milletvekili dokunulmazlıktan yararlanmaz.

  • Diplomasi dokunulmazlığı: Bazı diplomasi memurları görevli bulundukları ülkede işledikleri suçlardan dolayı dokunulmazlık hakkına sahiptirler. Bu dokunulmazlık suçu ortadan kaldırmaz. Bu nedenle örneğin diplomatın işlediği suça iştirak eden diğer kişiler bu dokunulmazlıktan yararlanmazlar. Ayrıca diplomatik dokunulmazlıktan yararlanan kişi vatandaşı olduğu devlette yargılanır.

III. SUÇ

  1. A) Suçla ilgili kavramlar
  • Suçun faili (aktif süjesi): Suçu işleyen kişidir. Tüzel kişiler suçun faili olamaz, sadece gerçek kişiler suçun faili olabilir. Bazı suçlar sadece belirli kimseler tarafından işlenebilir. Bu suçlara özgü (mahsus) suçlar denir. Örneğin zimmet suçu sadece kamu görevlisi tarafından işlenebilen özgü bir suçtur.
  • Suçun mağduru (pasif süjesi): Suçtan doğrudan zarar gören kişidir. Fail ve mağdur aynı kişi olamaz. Tüzel kişiler de suçun mağduru olabilir.

Mağdur ile suçtan zarar gören kişi, kavramları karıştırılmamalıdır. Suçtan zarar gören kişi, mağdurdan daha geniş bir kavramdır. Örneğin suç sonucunda yaralanan kişi mağdur, ailesi ve yakınları ise suçtan zarar görendir. Yani suçtan dolaylı olarak zarar gören kişi, mağdur değil suçtan zarar gören kişi sayılır. Suçtan zarar gören kişi kavramı, ceza muhakemesinde önem taşımaktadır. Ceza muhakemesinde, suçtan zarar gören kişi de mağdur gibi açılmış olan kamu davasına katılarak sanığın cezalandırılmasını isteyebilir (CMK m.237).

  • Suçun hukuki konusu: Suç tarafından ihlal edilen hukuki değer ve menfaattir. Örneğin insan öldürmede-hayat hakkı, yaralamada-vücut dokunulmazlığı, hırsızlıkta-zilyetlik veya mülkiyet hakkı.
  • Suçun maddi konusu: Üzerinde suçun işlendiği kişi veya eşyadır. Örneğin hırsızlıkta-mal, insan öldürme veya yaralamada- insan, belgede sahtecilikte-belge.
  1. B) Suçun unsurları

Suçun unsurlarını maddi unsur, manevi unsur, hukuka aykırılık ve tipiklik oluşturmaktadır.

1) Maddi unsur (fiil): Bir suçtan söz edebilmek için fail tarafından dış dünyada bir değişiklik meydana getiren fiilin gerçekleştirilmesi şarttır. Fiilin oluşması için hareket, netice ve bunlar arasında nedensellik bağı var olmalıdır.

  1. Hareket: Ceza hukuku açısından hareket, insanın iç dünyasına ilişkin olan davranışları değildir. Bu yüzden arzu, istek, düşünce gibi davranışlar ceza hukuku açısından hareket sayılmaz. Yani ceza hukukuna göre hareket, dış dünyada gerçekleşen olaydır. Hareketsiz suç olmaz. Hareket yapma veya yapmama şeklinde olabilir.

Aynı hedefe yönelik hareketler arasında zaman aralığı kısa ise bu hareketler tek hareket olarak değerlendirilir. Örneğin bir kişiye dört el ateş ederek öldürme durumunda tek hareket vardır. Bu örnekte mağdur bir kişi olduğundan ve hareketler arasında zaman aralığı kısa olduğundan bir tek öldürme suçu vardır. Mağdur iki kişi olsaydı iki suç söz konusu olacaktı. (A), (B)’yi döver, ertesi gün tekrar döver. Bu örnekte mağdur bir kişi olsa bile hareketler arasında zaman aralığı uzun olduğundan iki yaralama suçu vardır. Bir kişiye peş peşe hakaret etmede bir tek hakaret suçu vardır. Hırsızın mağazadan televizyon, buzdolabı ve çamaşır makinesi çalmasında bir tek hırsızlık suçu vardır. (A), (B)’ye tekme atar, yumruk atar ve sonra da sopayla vurur. Bu örnekte bir tek adam yaralama suçu vardır.

  1. İcrai hareket: Yapılmaması gerekenin yapılmasıdır. Örneğin insan öldürmeyi ceza kanunu yasaklar. (A), (B)’ye tabancayla ateş eder ve öldürür.
  2. İhmali hareket: Yapmama biçiminde harekettir. Fail belirli bir harekette bulunması gerekirken hareketsiz kalırsa, ihmali hareketinden sorumlu olur. Örneğin hastanedeki doktorun acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyan hastaya müdahele etmemesi böyledir. İhmali hareketle işlenen suçlar kasıtlı olabileceği gibi taksirli de olabilir. Kişinin ihmali hareketten dolayı sorumlu olabilmesi için belirli bir hareketi yapma veya neticeyi önleme yükümlülüğünün bulunması gerekmektedir.

Bu yükümlülük hukuki bir yükümlülük olmalıdır. Yani bu yükümlülük hukuk kuralından veya sözleşmeden doğmalıdır. Örneğin anne ve baba medeni kanun gereğince çocuğuna bakmakla yükümlüdür. Çocuğunu öldürmek amacıyla emzirmeyerek ölümüne neden olan anne, ihmali harekette bulunmuş olduğundan, ihmali davranışla işlenen kasten öldürme suçundan sorumlu olur. Yine hastabakıcısı işe girdiği sırada yaptığı sözleşme gereğince hastasına bakmak zorundadır, hastasına ilaçlarını zamanında vermez ve hasta ölürse hastabakıcısı bundan sorumlu olur.

Kişinin neticeyi önleme yükümlülüğü yok ise, gerçekleşen neticeden sorumlu olmaz. Örneğin deniz kenarında gezinmekte olan ve çok iyi yüzme bilen bir kişi, denizde boğulmakta olan bir kişiyi gördüğü halde, ona yardım etmez ve o kimse boğularak ölürse, insan öldürmeden sorumlu tutulmaz[1]. Fakat bu kişi orada görevli cankurtaran olursa, bu durumda belirli bir hareketi yapma, neticeyi önleme konusunda hukuki bir yükümlülüğü bulunduğundan insan öldürmeden sorumlu olur.

Neticeyi önleme yükümlülüğü failin önceki hareketinden de kaynaklanmış olabilir. Örneğin yanlışlıkla yayaya çarpan sürücü, yayayı orada bırakıp kaçar ve yaya zamanında hastaneye kaldırılmadığı için kan kaybından ölürse sürücü ihmali davranışla işlenen kasten öldürmeden sorumlu olur. (eklenen kast).

Bazı suçların ihmali hareketle işlenmesi cezayı hafifletici nedendir. Örneğin, ihmali davranışla kasten öldürme (TCK m.83) ve ihmali davranışla kasten yaralama (TCK m.88) böyledir.

* Sırf (gerçek) ihmal suçları: Sadece ihmali hareketle işlenebilen suçlardır. Örneğin görevi ihmal, suçu bildirmeme.

* İhmal suretiyle icra suçları (görünüşte ihmal suçları): Aslında icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle işlenmesidir. Örneğin annenin bebeğini ölmesi için emzirmemesi.

 

Harekete göre suçların ayırımı

Hareketin sayısına göre

* Tek hareketli suçlar: Bir tek hareketin yapılmasıyla oluşan suçlardır. Suçlar genellikle böyledir.

* Birden çok hareketli suçlar: Birden çok hareketin yapılmasıyla oluşan suçlardır. Örneğin özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için sahte özel belgenin hazırlanması ve ayrıca kullanılması gerekmektedir.

Hareketin biçimine göre

* Serbest hareketli suçlar: Neticenin meydana gelmesi önemlidir. Hangi hareketle meydana geldiği önemli değildir. Örneğin adam öldürme.

* Bağlı hareketli suçlar: Sadece kanunda belirtilen hareketle işlenebilen suçlardır. Örneğin dolandırıcılık suçunda aldanma failin hileli davranışlarıyla meydana gelmelidir.

* Seçimlik hareketli suçlar: Sadece kanunda belirtilen seçimlik hareketlerle işlenebilen suçlardır. Örneğin zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, bu devrin amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, güveni kötüye kullanma suçunu işlemiş olur. Bu suçta iki seçimlik hareket var: 1) tasarrufta bulunma 2) devir olgusunun inkarı. Seçimlik hareketli suçlarda kanunda belirtilen seçimlik hareketlerin tamamı yapılsa bile tek suç oluşur.

  1. Netice: İcrai veya ihmali hareketin dış dünyada doğurduğu ve hukuken önemli olan değişikliktir. Örneğin birine silahla ateş edip öldürme fiilinde, ölenin yakınlarının üzüntü duyması, barutun ateş alması da doğal anlamda birer neticedir. Fakat ceza hukuku açısından önem taşıyan netice, suçun kanuni tanımındaki netice, yani kişinin ölmesidir. Netice bazen zarar, bazen de tehlike biçiminde ortaya çıkmaktadır.

Suç sonucunda zarar meydana gelmesi halinde zarar suçlarından, tehlike meydana gelmesi halinde ise tehlike suçlarından sözedilir. Örneğin yaralama bir zarar suçu, tehdit ise bir tehlike suçudur. Hareket sonucunda netice gerçekleşmemişse suç oluşmaz, fakat kasıtlı suçlarda eğer koşulları varsa teşebbüs halinde kalmış suçtan ceza verilebilir.

Sırf hareket suçları (neticesiz-şekli suçlar): Hareketin yapılmasıyla oluşan, ayrıca bir neticenin aranmadığı suçlardır. Bu suçlarda hareketin yapılması ile birlikte suç meydana gelir. Örneğin hakaret, tehdit, konut dokunulmazlığının ihlali.

Neticeye göre suçların ayırımı

Ani suç-kesintisiz suç

* Ani suç: Bir anda işlenip biten, neticenin gerçekleşmesiyle tamamlanan ve sona eren suçlardır. Örneğin hakaret, kasten öldürme. Ani suçlarda suçun tamamlanma ve sona erme anı çakışmaktadır.

* Kesintisiz (mütemadi) suç: Failin hareketi ile ortaya çıkan neticenin, failin iradesine bağlı olarak bir süre devam ettiği suçlardır. Örneğin kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunda mağdur serbest kalıncaya kadar suçun neticesi failin iradesine bağlı olarak devam eder. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, ruhsatsız silah bulundurma, uyuşturucu bulundurma gibi suçlar da kesintisiz bir suçtur. Fail neticeye son verme iktidarına sahip değilse kesintisiz suç sözkonusu olmaz Örneğin birden çok evlilik suçu kesintisiz suç değildir. Çünkü fail ikinci evliliğe kendiliğinden son veremez, mahkeme kararı gerekir. İz bırakan suçlar (durum suçları) da kesintisiz suç değildir. Örneğin yüzde iz bırakan yaralama ani suçtur. Kesintisiz suçlarda suçun tamamlanma ve sona erme anı çakışmamaktadır.

Bazı ani suçlar kesintisiz suç şeklinde işlenebilir. Örneğin hırsızlık normalde ani bir suç iken, elektrik hırsızlığı kesintisiz suçtur. Ancak her ani suç kesintisiz suç olarak işlenemez. Örneğin kasten öldürme kesintisiz suç olamaz, çünkü mağdur sürekli ölemez.

Zarar suçları-tehlike suçları

* Zarar suçları: Zarar doğuran suçlardır. Örneğin yaralama, mala zarar verme.

* Tehlike suçları: Tehlike doğuran suçlardır. Örneğin tehdit, tehlikeli araç kullanma. Tehlike suçları soyut ve somut tehlike suçlarına ayrılır. Gerçek bir zarar tehlikesinin doğmuş olması gerekiyorsa somut tehlike suçundan, gerekmiyorsa soyut tehlike suçundan sözedilir.

Soyut tehlike suçlarında tehlikenin bulunduğu varsayılır. Örneğin “hızlı araç kullanan cezalandırılır” şeklinde bir hüküm olsa, bu soyut tehlike suçu olur. “Hızlı araç kullanarak başkalarını tehlikeye sokanlar cezalandırılır” şeklinde bir hüküm olsa bu somut tehlike suçu olur. Örneğin TCK m.170/1/b somut tehlike suçu, TCK m.170/2 soyut tehlike suçudur[2].

  1. Nedensellik (illiyet) bağı: Bir suçtan dolayı kişinin sorumlu tutulabilmesi için dış dünyada gerçekleşen davranışın kişinin hareketinden kaynaklanmış olması gerekir. Buna nedensellik bağı denir. Örneğin bir kimse başkasına ateş ederek yaralasa ve hastaneye kaldırılan yaralı hastanede çıkan yangında hayatını kaybetse nedensellik bağı kesilmiş olduğundan ateş eden kişi kasten öldürme suçundan sorumlu tutulmaz. Nedensellik bağının kesilmesi mücbir sebepten, mağdurun veya 3. kişinin ağır kusurundan meydana gelebilir.

İhmali hareketle işlenen suçlarda da nedensellik bağı aranır. Fail kendisinden beklenen hareketi yapsa bile yine de netice meydana gelecekse nedensellik bağı yoktur. Cankurtaran denizde boğulan kişiye yardım etmez; ancak yardım etmeye çalışsa bile, mesafenin uzaklığı nedeniyle yine de kişinin boğulacağı anlaşılır. Bu örnekte cankurtaran ihmali davranışla öldürme suçundan sorumlu olmaz. Kısacası ihmali davranışla işlenen suçlarda failin neticeyi önleme imkanının da olması gerekir. Başka bir ifadeyle neticenin önlenebilir olması gerekir.

2) Manevi unsur (kusurluluk): Failde bulunması gereken kusurluluktur. Kusursuz suç ve ceza olmaz. Kusur çeşitleri kast ve taksir olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

2.1) Kusur çeşitleri

  1. Kast: Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Yani failin fiili bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi halinde kasttan sözedilir. Kural olarak suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır.

Kastın çeşitleri

  • Genel kast-Özel kast: Kanunda sadece maddi fiilin bilerek ve istenerek yapılması yeterli ise genel kast sözkonusu olur. Örneğin adam öldürme suçunda kastın oluşumu için failin insan öldürdüğünü bilmesi ve istemesi yeterlidir. Buna karşılık suçun oluşması için failin özel amaçla hareket etmesi de gerekli ise özel kasttan sözedilir. Örneğin hırsızlık suçunda failin malı bilerek ve isteyerek almasının yanında, “yarar sağlamak maksadıyla” hareket etmiş olması da şarttır. Kırmak, tahrip etmek amacıyla alırsa, hırsızlık suçu değil mala zarar verme suçu oluşur.
  • Başlangıçta kast-Sonradan ortaya çıkan (eklenen) kast: Kastın hareketin yapıldığı sırada var olması yeterlidir. Örneğin (A), (B)’yi boğulması için denize atar. Daha sonra pişmanlık duyar ve (B)’yi kurtarmak için denize atlar, ancak (B)’yi kurtaramaz. Bu olayda (A)’ya kasten öldürmeden ceza verilir. Ancak kastın sonradan ortaya çıkması da mümkündür. Örneğin (A), yaralamak için (B)’nin ayağına ateş eder. Yere yığılan (B)’nin kendisine hakaret etmesi üzerine (A), sinirlenir ve (B)’nin kafasına ateş ederek onu öldürür. Bu olayda (A)’ya kasten öldürmeden ceza verilir.
  • Zarar kastı-Tehlike kastı: Kanunun koruduğu varlığa zarar vermek isteyen kişinin kastı zarar kastıdır; buna karşılık söz konusu varlığı sadece tehlikeye koymak isteyen kişinin kastı tehlike kastıdır.
  • Ani kast-Tasarlama kastı: Ani bir kararla suç işlemek ani kasttır. Tasarlamanın ne olduğu konusunda ise iki görüş var: 1) Failin plan-proje yaparak suçu işlemesi 2) Failin soğukkanlılıkla suçu işlemesi. Tasarlama kastı, kasten öldürme suçunda cezayı ağırlaştırıcı nedendir (TCK m.82/1-a).
  • Doğrudan kast-Olası (muhtemel, dolaylı) kast: Failin fiili bilerek ve isteyerek yapması halinde doğrudan kasttan sözedilir. Failin neticeyi öngörmüş olması ve doğrudan istememekle birlikte neticeyi göze alması halinde ise olası kasttan sözedilir.

Olası kast, TCK’nın 21/2. maddesinde “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır” şeklinde tanımlanmıştır. Örneğin panik yaratmak amacıyla kalabalık bir yerde bomba patlatan failin asıl amacı panik yaratmak olduğu halde, fail insanların ölebileceğini ve yaralanabileceğini de göze almış olduğundan ölüm ve yaralama neticelerinden de olası kast nedeniyle sorumlu olur. Kasıtlı suçlarda olası kast genel cezayı hafifletici nedendir. (TCK m.21/2).

  1. Taksir: Taksir dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla suçun neticesinin istenmeyerek gerçekleştirilmesidir (TCK m.22/2). İstenmeyen neticenin fail tarafından öngörülmemiş olması halinde bilinçsiz (basit) taksirden, öngörülmesi halinde ise bilinçli (öngörülü) taksirden sözedilir.

Bilinçli taksir, TCK’nın 22/3. maddesinde “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır” şeklinde tanımlanmıştır. Taksirli suçlarda bilinçli taksir genel cezayı ağırlaştıran nedendir.

Bilinçli taksirle olası kast karıştırılmamalıdır. Olası kastta fail doğrudan istememekle birlikte öngördüğü neticenin gerçekleşmesini de göze almakta, kabullenmekte, başka bir deyimle “olursa olsun” bilinciyle hareket etmektedir. Bilinçli taksirde ise fail istemediği neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmakta ve bir takım somut etkenlere güvenmektedir. Örneğin sirk gösterisinde parterinin kafasında bulunan elmaya bıçak saplama gösterisini gerçekleştiren kişi, bıçağı elmaya değil partnerinin gözüne isabet ettirir ise bilinçli taksirle hareket etmiş sayılır. Çünkü burada kişi ustalığına güvenerek öngördüğü neticenin gerçekleşmeyeceğine inanmaktadır. Buna karşılık, (A)’ya ateş eden (B), (A)’nın çok yakınında bulunan (C)’yi yaralarsa burada olası kast sözkonusu olur. Çünkü bu örnekte (B), (A)’ya çok yakın olması sebebiyle merminin (C)’ye isabet edebileceğini öngörmüş ve bu neticeyi de göze almıştır. Olası kastta fail neticenin yüksek ihtimalle gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiiline devam etmekte, neticeyi doğrudan istememekle birlikte buna rıza göstermektedir. Olası kastta fail öngördüğü neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermez ve bu şekilde neticeyi kabullenir.

Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.

Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.

Taksirli suçlarda iştirak mümkün değildir.

Taksirli suçlara teşebbüs mümkün değildir.

Taksirin unsurları

▪ Hareket iradi olmalıdır. (istenerek yapılmalıdır)

▪ Netice istenmemiş olmalıdır. (iradi olmamalıdır)

▪ Hareket ile netice arasında nedensellik bağı bulunmalıdır.

▪ Fail dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olmalıdır. (Tedbirsizlik-dikkatsizlik)

▪ Suçun taksirli şekli kanunda açıkça cezalandırılmış olmalıdır. (taksirle öldürme, taksirle yaralama, taksirle genel güvenliğin tehlikeye sokulması, taksirli iflas gibi)

▪ Netice öngörülebilir (tahmin edilebilir) olmalıdır.

▪ Netice gerçekleşmiş olmalıdır.

TCK’nın 22/6. maddesine göre, “Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir”. Buna örnek olarak bir babanın trafik kazası sonucunda evladının ölümüne sebep olması verilebilir. Buna örnek olarak bir babanın trafik kazası sonucunda evladının ölümüne sebep olması verilebilir. Bu örnekte oğlunun ölümüne zaten üzülen bir babaya ceza vermek onu ve ailesini daha da çok mağdur duruma düşüreceğinden bu hükmün uygulanması gerekir. TCK’nın 22/6. maddesinde belirtilen bu durum, bilinçsiz taksirle işlenen suçlarda şahsi cezasızlık nedeni iken, bilinçli taksirle işlenen suçlarda ise cezayı hafifletici şahsi sebeptir. Kasıtlı suçlarda bu hüküm kesinlikle uygulanmaz.

Kastta hem hareket hem netice iradi iken, taksirde hareket iradi, ancak netice iradi değildir.

  1. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç: Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçtan söz edilir. Bu suça örnek olarak kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi verilebilir. Bu örnekte failin yaralama kastı bulunmakta ise de öldürme kastı bulunmamaktadır ve fail neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK m.87/4) suçundan sorumlu olmaktadır. Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda failin daha ağır olan neticeden dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir. Dolayısıyla yukarıda verilen örnekte failin ölüm neticesinden dolayı sorumlu olabilmesi için bu ölümden dolayı taksirli olması gerekir.

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçları ikiye ayırmak mümkündür. İlkinde ikinci ağır netice bakımından fail ister taksirli olsun ister kasıtlı olsun ceza ağırlaştırılır. Örneğin iftira (TCK. m.267) ve yalan tanıklık (TCK.m.272). İkincisinde ise ağır netice bakımından failin mutlaka taksirli olması gerekir. Fail ağır netice bakımından kasıtlı ise başka bir suç oluşmuş olur. Örneğin yaralama fiilinde fail ölüm neticesi bakımından kasıtlı olursa neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralamadan değil kasten öldürmeden sorumlu olur. Terk (m.97/2), çocuk düşürtme (m.99/3-4), cinsel saldırı (m.102/1-5), neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence (m.95/4), çocukların cinsel istismarı (m.103), neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (m.87) TCK’da düzenlenen neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlardan bazılarıdır.

2.2) Kusur yeteneği (isnat yeteneği): Kişinin kasıtlı veya taksirli olabilmesi için kusur ehliyetine sahip olması gerekir.

  1. Yaş: Fiili işlediği sırada 0-12 yaş arasındaki çocukların kusur yeteneği yoktur. Bu kişiler hakkında ceza verilemez; ancak haklarında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanılabilir.

Fiili işlediği sırada 12-15 yaş arasında bulunan çocukların isnat (anlama ve isteme) yeteneği araştırılır. Bu dönemdeki çocukların işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza verilmez; ancak haklarında çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanır. İsnat yeteneği varsa indirilmiş ceza verilir.

Fiili işlediği sırada 15-18 yaş arasında bulunan çocuklar hakkında indirilmiş ceza verilir.

  1. Sağır ve dilsizlik: Fiili işlediği sırada 0-12 yaş arasında bulunan çocuklara ilişkin hükümler, 0-15 yaş arasında bulunan sağır dilsizler hakkında; 12-15 yaş arasında bulunan çocuklara ilişkin hükümler, 15-18 arasında bulunan sağır ve dilsizler hakkında; 15-18 yaş arasında bulunan çocuklara ilişkin hükümler ise, 18-21 yaş arasında bulunan sağır ve dilsizler hakkında uygulanır.
  2. Akıl hastalığı: Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez; ancak akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri uygulanır.

Yukarıda yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye indirilmiş ceza verilir. Ancak bu indirilmiş ceza, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.

  1. Geçici nedenler, alkol ve uyuşturucu madde etkisinde olma: Geçici bir nedenle ya da irade dışı alınan alkol veya uyuşturucu madde etkisiyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez (Uyku hali, ipnotizma, baygınlık geçirme, sara nöbeti gibi).

Örneğin, kimyasal madde üretiminin yapıldığı bir tesiste çalışan kişiler, kimyasal maddelerden yayılan kokunun etkisinde kalarak, geçici bir süre anlama ve isteme yeteneğini tümüyle yitirmiş olabilir. Bu gibi durumunda, kusur yeteneğinin olduğundan söz edilemez.

Geçici nedenlerden söz edebilmek için bu nedenlerin meydana gelmesinde kişinin kusursuz olması gereklidir. Örneğin uykusuz olarak yola çıktığı için direksiyon başında uykuya dalıp birisini ezen şoförün durumu geçici neden değildir ve şoför işlenen taksirli suçtan sorumlu olur.

Alkol veya uyuşturucu madde iradi olarak alınmışsa ceza verilir. Taksirli sarhoşluk da iradi sayılır.

2.3) Kusurluluğu ortadan kaldıran ve azaltan sebepler

  1. Kaza ve tesadüf: Tahmin edilmesi ve dolayısıyla da kaçınılması mümkün olmayan bir hareket sonucu meydana gelen olaya kaza ve tesadüf denir. Bu durumlarda netice öngörülebilir değildir. Örneğin tüm trafik kurallarına uyulmasına rağmen aniden arabanın önüne atlayan sarhoşa çarpmak. Bu durumda kusursuz olduğundan kişinin ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Kaza ve tesadüfte fail iradesine aykırı olarak hareket ettiğinin farkında değildir. Eğer farkında olsaydı sonuca engel olurdu. Kaza ve tesadüf TCK’da düzenlenmemiştir.
  2. Mücbir sebep: Bu durumlarda insan hareket etmez, ettirilir. Örneğin esen aşırı rüzgarın etkisiyle balkondan başkasının üzerine düşüp onu yaralayan kişinin durumu mücbir sebeptir. Bu durumda da kusursuz olduğundan kişinin ceza sorumluluğu bulunmamaktadır. Mücbir sebepte fail iradesine aykırı olarak hareket ettiğinin farkındadır. Ancak farkında olmasına rağmen buna engel olamıyor. Mücbir sebep TCK’da düzenlenmemiştir.
  3. Maddi zorlama (Cebir): Bir insanın başka bir insan tarafından suç işlemeye fiziki olarak zorlanmasıdır. Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez. Mücbir sebepten farklı olarak burada kaynağını doğal güçlerden değil, insandan alan bir zorlama söz konusudur.Bu durumda kusursuz olduğundan kişiye ceza verilmez. Örneğin parmağı zorla tetiğe bastırılan kişinin durumu böyledir. Bu gibi hallerde maddi zorlamada bulunan kişi suçun faili sayılır.
  4. Manevi zorlama (Tehdit): Muhakkak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye kusursuz olduğundan ceza verilmez. Bu gibi hallerde tehditte bulunan kişi suçun faili sayılır. Tehdit ciddi olmalı ve kişi tehditten başka türlü kurtulamamalıdır. Yoksa örneğin işveren işçisine hırsızlık yapmasını aksi takdirde maaşını ödemeyeceği ile tehdit eder ve işçi denileni yaparsa sorumluluktan kurtulamaz.
  5. Hata ve sapma: İradenin oluşumu sürecinde meydana gelen yanılmalara hata denir. İradenin gerçekleştirildiği (fiile dönüştüğü) sırada meydana gelen yanılmalara ise sapma denir. Sapma, yeni TCK’da düzenlenmemiştir.
  • Hukuki hata (kural üzerinde hata): Hukuki hata, ceza normunun bilinmemesi veya yanlış bilinmesidir. Hukuki hata kural olarak ceza sorumluluğunu etkilemez. Çünkü, ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz (TCK m.4). Örneğin hırsızlık yapanın hırsızlık yapmanın suç olduğunu bilmediğini iddia etmesi ceza sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Ancak TCK, istisnai olarak işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin cezalandırılmayacağını da kabul etmiştir (m.30/4). Örneğin yanlış olan, ancak yerleşmiş bir yargısal içtihada dayanarak hareket eden kişinin hatası kaçınılmaz bir hata sayılabilir. Savcıya veya avukata danışarak verilen bilgilere güvenerek hareket eden kimsenin hatası kaçınılmaz bir hata sayılabilir.

Ceza kanunları dışındaki kanunları bilmemek fiili hataya dönüşmemişse mazeret sayılmaz.

Ceza kanunları dışındaki kanunları bilmemek fiili hataya dönüşmüşse mazeret sayılır.

  • Fiili hata: Suçun kurucu unsurlarında fiili hata: Fiili hatanın ceza sorumluluğuna etki etmesi için esaslı olması gerekir. Fail yanılmasaydı fiili suç oluşturmayacaktı, denilebiliyorsa hata esaslıdır.

Suçun kurucu unsurlarında fiili hata  kastı ortadan kaldırır. Fiili hatada failin taksir derecesinde dahi kusuru yoksa cezalandırılmaz. Ancak failin bu hatası kusursuz değilse taksirli sorumluluğu devam eder.

Örneğin ormanda çalılıkların arasında hışırtı duyup tavşan olduğunu sanarak ateş eden avcı başka bir avcıyı yaralarsa kasten yaralama suçundan sorumlu olmaz. Fakat dikkat ve özen görevine aykırı davrandığından taksirle yaralama suçundan sorumlu olur. Yine birisine su verdiğini zannederek gerçekte zehir vererek onu öldüren kimse, kasten öldürme değil taksirle öldürme suçundan sorumlu olur.

Kastı ortadan kaldıran fiili hatanın taksirli sorumluluğa yol açabilmesi için suçun taksirli şeklinin kanunda düzenlenmiş olması gerekir. Örneğin kendi malına zarar verdiğini sanan bir kişi başkasının malına zarar verirse veya kendisinin zannederek başkasının bavulunu alan kişi, bu fiili hatası kusursuz olmasa bile sorumlu olmaz; çünkü mala zarar verme ve hırsızlık fiilinin taksirli şekli suç değildir.

Hukuka uygunluk nedenlerinde (ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde) fiili hata: Hukuka uygunluk nedenlerine ait koşulların gerçekleştiği hususundaki fiili hata kaçınılmaz (kusursuz) ise fail bundan yararlanır. Örneğin kamera şakası sırasında üzerine sopayla koşan bir kişiyi gören şakazede, saldırıyı gerçek sanarak karşı saldırıda bulunursa fiili hata nedeniyle meşru savunmadan yararlanır.

Ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerde fiili hata: Bu durumda hata kaçınılmaz (kusursuz) ise fail bundan yararlanır. Örneğin olayda haksız tahrik olmadığı halde, fail var zannederse ve bu fiili hata kusursuz ise fail haksız tahrikten yararlanır.

Suçun nitelikli hallerinde fiili hata: Bu durumda fail bu fiili hatasından yararlanır. Yani;

– Olayda hafifletici neden var, fail bunu bilmese bile hafifletici neden uygulanır. Örneğin antika sanarak değersiz bir vazoyu çalan fail hakkında TCK m.145’deki hafifletici neden uygulanır.

– Olayda hafifletici neden yok, fail var sanıyorsa hafifletici neden varmış gibi ceza tayin edilir. Örneğin failin değersiz sanarak antika bir vazoyu çalması durumunda hakkında TCK m.145’deki hafifletici neden uygulanır.

– Olayda ağırlaştırıcı neden yok, fail var sanıyorsa ağırlaştırıcı neden uygulanmaz. Örneğin babasını öldürdüğünü sanan ama gerçekte komşusunu öldüren kişi hakkında TCK m.82/1-d’deki ağırlaştırıcı neden uygulanmaz.

– Olayda ağırlaştırıcı neden var, fail yok sanıyorsa ağırlaştırıcı neden uygulanmaz. Örneğin başkasını öldürmek isterken babasını öldüren kişi hakkında TCK m.82/1-d’deki ağırlaştırıcı neden uygulanmaz

  • Şahısta hata: Şahısta hatada hedef alınan kişi bir başkasıyla karıştırılmaktadır. Örneğin karanlıkta (A)’nın (B) zannederek (C)’ye ateş etmesinde şahısta hata vardır. Şahısta hata suçun oluşumunu engellemez. Çünkü suçun kurucu unsurlarında bir hata yoktur ve bu hata esaslı değildir. Failin insana ateş ettiğini bilmesi yeterlidir, bunun (B) yada (C) olması kasten öldürme suçunun oluşumunu engellemez.
  • Hedefte (isabette, şahısta) sapma: Hedefte sapmada, işlenmek istenen suç failin hedef aldığı kişiden başkası üzerinde gerçekleşmektedir. Örneğin (A), (B)’ye ateş ettiği halde mermi (B)’nin yakınında bulunan (C)’ye isabet eder. Netice sadece (C) üzerinde meydana gelirse tek neticeli hedefte sapma, hem (B) hem de (C) üzerinde meydana gelirse çift neticeli hedefte sapma sözkonusu olur. Hedefte sapma şahısta hata ile karıştırmamalıdır. Hedefte sapmada kişi hedeflediği kişiyi başkasıyla karıştırmamaktadır.
  • Suçta sapma: Suçta sapmada fail bir suçu işlemek isterken sapma sonucunda başka bir suç işlemektedir. Örneğin failin arabanın camını kırmak için attığı taş, arabaya değil de yoldan geçen birine isabet ederse suçta sapma vardır. Bu durumda mala zarar verme suçu işlenmek isterken sapma sonucunda yaralama suçu işlenmektedir. Suçta sapma da çift neticeli veya tek neticeli olabilir.
  • Nedensellik bağında sapma: Nedensellik bağında sapmada nedensel süreç failin öngördüğünden farklı bir şekilde oluşmasına rağmen, istenen netice yine de meydana gelir. Örneğin (A)’nın (B)’yi boğulması için nehre atması, ancak (B)’nin boğularak değil, kafasını kayaya çarptığı için ölmesi durumunda nedensellik bağında sapma vardır. Nedensellik bağında sapma suçun oluşumunu engellemez, çünkü esaslı değildir. Yani faile yine de kasten öldürme suçundan ceza verilir.
  1. Haksız tahrik: Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye verilecek ceza indirilir. Haksız tahrik kusurluluğu ortadan kaldırmayan, ancak azaltan bir nedendir.
  • Faili tahrik eden bir fiilin olmalıdır. Tahrik fiilinin faile yönelmiş olması şart değildir. Örneğin bir çocuğun sokakta bir adam tarafından vahşice dövülmesi failde haksız tahrike neden olabilir.
  • Suç tahrik edene karşı işlenmelidir. Örneğin (A), çocuğunu sebepsiz bir şekilde döven (B)’yi döverse haksız tahrikten yararlanır. Fakat (B)’nin çocuğunu döverse haksız tahrikten yararlanmaz.
  • Tahrik fiili haksız olmalıdır. Hukuka uygun fiillere karşı haksız tahrik olmaz. Örneğin kendisini icraya veren kişiyi döven ya da hiddete kapılarak evine haciz için gelen icra memuruna hakaret eden kişi haksız tahrikten yararlanmaz. Yine ağır bir hastalığa yakalandığı için üzüntü içinde olan kişi, kendisine karşı boşanma davası açılan koca sırf bu nedenle haksız tahrikten yararlanmaz. Tahrik edici fiilin suç olması şart değildir, hukuka aykırı olması yeterlidir. Tahrik edenin isnat yeteneğinin olmaması ya da cezalandırılabilir olmaması tahrik fiilinin haksızlığını engellemez.
  • Tahrik fiili hiddet ve şiddetli eleme neden olmalıdır. Tahrik fiilinin ortalama bir insanda da hiddet ve şiddetli elem doğurabilecek nitelikte olması gerekir. Kişinin alıngan olması haksız tahrikten yararlanmasına neden olmaz. Ancak kişi haksız tahrike karşı derhal tepkide bulunmasa dahi elem hali devam ettiği sürece haksız tahrik vardır. Örneğin kızına cinsel saldırıda bulunan kişiyi yıllar sonra bularak öldüren baba haksız tahrikten yararlanabilir.
  • Tahrik edici fiil ile işlenen suç arasında nedensellik bağı bulunmalıdır: Tahrik edici fiil olmasaydı, fail suçu işlemeyecekti denilebiliyorsa, nedensellik bağı vardır. Örneğin fail bahçesinden meyve çalan kişiyi dövse haksız tahrikten yaralanabilir. Ancak bu kişiye tecavüz etse nedensellik bağı bulunmadığından haksız tahrikten yararlanmaz.

▪ Haksız tahrik ile yaş küçüklüğü veya kısmi akıl hastalığı  bir arada bulunabilir (uygulanabilir).

▪ Haksız tahrikle takdiri hafifletici nedenler bir arada bulunabilir (uygulanabilir).

▪ Tasarlama kastı plan proje yapmak şeklinde anlaşılırsa, haksız tahrik ile bir arada bulunabilir (uygulanabilir).

▪ Tasarlama kastı soğukkanlılık şeklinde anlaşılırsa, haksız tahrik ile bir arada bulunamaz (uygulanamaz).

▪ Haksız tahrikle hukuka uygunluk nedenleri bir arada bulunamaz (uygulanamaz).

▪ Haksız tahrik hukuka uygunluk nedeni değildir.

▪ Haksız tahrike karşı haksız tahrik olmaz.

▪ Haksız tahrik genel cezayı hafifletici nedendir.

Not: Yeni TCK ağır-basit tahrik ayırımını kaldırarak bu hususu hakimin takdirine bırakmıştır.

*Özel haksız tahrik halleri: TCK’nın 129. maddesine göre, (1) Hakaret suçunun haksız bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir. (2) Bu suçun, kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi halinde, kişiye ceza verilmez. (3) Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”.

3) Hukuka aykırılık: Hukuka aykırılık suçun negatif unsurudur. Buna göre suçun oluşması için olayda hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması gerekir. Bir fiilde hukuka uygunluk nedenlerinden biri varsa suç oluşmaz ve bu fiil bütün hukuk düzeni açısından hukuka uygun sayılır. Hukuka uygunluk nedenleri objektif etkiye sahiptir. Yani fail hukuka uygunluk neden halinde olduğunu bilmese bile olayda hukuka uygunluk nedeni varsa bundan yararlanır. Örneğin fail öldürmek için kendisine saldıran bir kimseyi öldürmüş ise, suç işlediğini sansa bile yine de meşru savunmadan yararlanır. Hukuka uygunluk nedenleri genel etkiye sahiptir ve fiili tüm hukuk düzeni açısından hukuka uygun hale getirir.

Hukuka uygunluk nedenleri kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden farklıdır. Kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerin varlığı hainde fiil hukuka aykırı olmaya devam edebilir. Buna karşılık bir fiilde hukuka uygunluk nedenlerinden biri varsa, bu fiil bütün hukuk düzeni açısından hukuka uygun sayılır. Fakat yeni TCK kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler ve hukuka uygunluk nedenleri ayırımına yer vermeyerek bunların tamamını “ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlığı altında düzenlemiştir.

  1. Kanun hükmünün yerine getirilmesi: Hukuk düzeninin kendisiyle çelişmezliği ilkesinin sonucudur. Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez (TCK m.24/1). Örneğin haciz işlemini yapan icra memurunun fiili, suç işlemiş olan kişiyi yakalayan kimsenin fiili kanun hükmünün yerine getirilmesi olduğundan suç sayılmaz.
  2. Amirin emrini ifa: Yetkili bir merciden verilip, yerine getirilmesi görev gereği zorunlu olan bir emri uygulayan sorumlu olmaz (TCK m.24/2).

Şartları:

  • Yetkili merciin bir emir olmalıdır. Böyle bir emirden sözedebilmek için kamu hukukundan kaynaklanan bir astlık-üstlük ilişkisi var olmalıdır. Özel hukuktan kaynaklanan bağlılık ilişkisi astlık-üstlük ilişkisi sayılmaz. Örneğin işçi-işveren ilişkisi. Emri veren bu tür bir emri vermeye yetkili olmalıdır. Örneğin vali tutuklama kararı veremez, hakim verebilir.
  • Emir meşru ve bağlayıcı olmalıdır.

1) Biçimsel yönden meşruluk: Memur emrin biçimsel yönden meşru olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Biçimsel açıdan meşru olmayan emir yerine getirilmez; getirilirse memur sorumluluktan kurtulamaz. Örneğin tutuklama kararı yazılı olarak verilmelidir. Tutuklama sözlü olarak verilmişse memur bunu yerine getiremez.

 

2) İçerik yönünden meşruluk:

Konusu hukuka aykırı, ancak suç olmayan emir: Amirin emri, hukuka aykırı olmasına rağmen, emredilen açısından bağlayıcı olabilir. Emrin konusu hukuka aykırı, fakat suç değilse memur emri yerine getirmez ve bu aykırılığı emri verene bildirir. Ancak üstü emrinde ısrar eder ve bu emri yazı ile yenilerse emir yerine getirilir; bu halde emri yerine getiren sorumlu olmaz (Any.m.137/1). Emrin, hukuka uygunluğunun denetlenmesinin kanun tarafından engellendiği hallerde, yerine getirilmesinden emri veren sorumlu olur (TCK m.24/4). Örneğin Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 2/son. maddesine göre, “Yetkili amir tarafından verilecek sözlü emirler derhal yerine getirilir. Bu emirlerin yazılı olarak verilmesi istenilemez. Bu hallerde emrin yerine getirilmesinden doğabilecek sorumluluk emri verene aittir”.

Konusu suç teşkil eden emir:  Konusu suç teşkil eden emir hiçbir surette yerine getirilemez. Aksi takdirde yerine getiren ile emri veren sorumlu olur (TCK m.24/3, Any.m137/2).

* Memur aslında hukuka aykırı olan bir emri hukuka uygun olarak zannederek yerine getirmişse (esaslı fiili hata) sorumluluktan kurtulur. Örneğin, hakimin verdiğini zannederek bir kişinin verdiği tutuklama kararını yerine getirmesi veya sahte olarak hazırlanan tutuklama müzekkeresini yerine getirmesi.

  1. Meşru savunma: Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez (TCK m.25/1).

Şartları:

  • Bir saldırı olmalıdır. Sadece gerçekleşen değil gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak (kesin gözüyle bakılan) saldırılara karşı da meşru savunma mümkündür. Saldırı kişinin kendisine yönelik olabileceği gibi başkasına yönelik de olabilir. Yani başkası lehine meşru savunma mümkündür. Saldırı bir insan tarafından yapılmalıdır; hayvan saldırılarına karşı meşru savunma değil zorunluluk hali mümkün olabilir.
  • Saldırı bir hakka yönelik olmalıdır. Sadece önemli olan haklar değil her türlü hakka yönelik saldırıya karşı meşru savunma mümkündür. Örneğin malvarlığı hakları.
  • Saldırı haksız olmalıdır. Saldırının haksız sayılması için suç teşkil etmesi gerekmez; hukuka aykırı olması yeterlidir. Saldırının haksız sayılabilmesi için saldıranın isnat edilebilir veya cezalandırılabilir olması da gerekmez. Dolayısıyla akıl hastalarının ve küçüklerin saldırıları, diplomasi veya yasama dokunulmazlığından yararlanan kimselerin saldırıları da haksız kabul edilebilir ve meşru savunmaya neden olabilir.

Kişi saldırıya kendisi neden olsa bile meşru savunmadan yararlanır (ancak bunu planlanmamış olması gerekir). Dolayısıyla saldırı haksız tahrik altında yapılmış olsa bile bu saldırılara karşı da meşru savunma mümkündür. Çünkü haksız tahrik suçu hukuka uygun hale getirmez, sadece kusurluluğu ve dolayısıyla da cezayı hafifletir. Ancak meşru savunmada bulunana karşı meşru savunma olmaz.

  • Savunma zorunlu olmalıdır. Savunmada bulunanın saldırgana zarar vermeden saldırıdan kurtulması mümkün değilse savunmada zorunluluk vardır. Bununla birlikte meşru savunmada kişinin kaçma yükümlülüğü bulunmamaktadır. Dolayısıyla kişi kaçarak saldırgandan kurtulma imkanına sahip iken kaçmayarak savunmada bulunursa yine de meşru savunmadan yararlanır.
  • Savunma saldırı ile orantılı olmalıdır. İhlallerin aynı değerde (hayata karşı hayat, yaralamaya karşı yaralama) olması şart değildir. Örneğin ırzına geçmeye çalışan bir kişiyi öldüren kız çocuğu da meşru savunmadan yararlanabilir. Yine savunma ve saldırıda kullanılan araçların aynı veya benzer olması şart değildir. Örneğin çok güçlü birisinin yumruklarına karşı sopayla savunma yapmak mümkündür. Bu orantının bulunup bulunmadığı her somut olaydaki hal ve koşullara göre değerlendirilir.
  1. Zorunluluk hali: Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez (TCK m.25/2).

Şartları:

  • Bir tehlike var olmalıdır. Bu tehlike ağır ve muhakkak olmalıdır. Örneğin sel felaketinden kurtulmak için başkasına ait arabayı alarak kaçmak; deniz kazası sırasında tek kişiyi taşıyabilecek tahta parçasına tutunan kazazedelerden birinin diğerini suya itmesi; dağda donmak üzere olan kişinin başkasına ait kulübeye girmesi. Hayvan saldırılarına karşı da zorunluluk hali mümkündür.

TCK’da  başkasına hakkına yönelik olan tehlikelere karşı da zorunluluk hali kabul edilmiştir. Yani başkası lehine zorunluluk hali mümkündür.

  • Tehlike bir hakka yönelik olmalıdır. Her türlü hakka yönelik ağır ve muhakkak tehlikelere karşı zorunluluk hali mümkündür. Dolayısıyla malvarlığı haklarına yönelik tehlikelere karşı da zorunlululuk hali mümkün olabilir.
  • Kişi tehlikeye bilerek neden olmamalıdır. Örneğin gemiyi batıran teröristlerin yegane cankurtaran sandalını ele geçirmeleri durumunda zorunluluk hali sözkonusu olmaz. Yine binayı ateşe verip, binadan kaçan kişinin birini ezmesi halinde zorunluluk hali sözkonusu olmaz.
  • Tehlikeden başka türlü korunma imkanı olmamalıdır. Yani kişinin tehlikeden başka suretle korunma olanağı olmamalı ve tehlikeden kurtulmak için zorunlu olarak başkasına zarar vermelidir. Kaçarak tehlikeden kurtulmak mümkün iken kaçmayan kişi zorunluluk halinden yararlanmaz.
  • Tehlikeye katlanma (göğüs germe) yükümlülüğü olmamalıdır. Örneğin askerlerin, itfaiye erlerinin, gemi kaptanlarının durumu böyledir. Gemi kaptanı kendisini kurtarmak için yolcuyu denize atamaz.
  • Zararlı davranış tehlikenin ağırlığı ile orantılı olmalıdır. Örneğin malını kurtarmak için başkasını öldüren kişi zorunluluk halinden yararlanmaz. Zarar tehdit edilen zarara eşit veya ondan daha az olabilir; fazla olamaz

▪ Zorunluluk halinde failin hakkaniyet gereği  tazminat yükümlülüğü bulunmaktadır. Örneğin dağ yerinde donmak üzere olan bir kimse ısınmak için başkasına ait kulübenin kapısını kırarak içeri girerse zorunluluk halinden yararlanır ve kendisine ceza verilmez; ancak hakkaniyet gereği kulübeye verdiği zararı tazmin etmek zorunda bırakılabilir.

*Özel zorunluluk halleri: TCK, hırsızlık ve organ ve doku ticareti suçlarında özel zorunluluk hali kabul etmiştir. 147/1. maddeye göre, “Hırsızlık suçunun ağır ve acil bir ihtiyacı karşılamak için işlenmesi halinde, olayın özelliğine göre, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”. Burada kastedilen ağır ve acil ihtiyaç, genel zorunluluk haline ulaşmayan ihtiyaçlardır. Örneğin denizde yüzerken elbiseleri çalınan kişinin başkasının elbiselerini çalması böyledir. 92/2. maddeye göre ise, “Organ veya dokularını satan kişinin içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar göz önünde bulundurularak, hakkında verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir”.  Bunlar kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan zorunluluk halleridir. 

Yeni TCK ve CMK düzenlemelerinden dolayı zorunluluk hali (m.24/2) ve amirin emri ifa (m.24/1-4) kurumlarının hukuka uygunluk nedeni mi, yoksa kusurluluğu ortadan kaldıran neden mi olduğu tartışmalıdır. TCK, hukuka uygunluk nedenleri ve kusurluluğu ortadan kaldıran nedenleri, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler başlığı altında düzenlediğinden bu husus açık değildir. Bu kurumların kusurluluğu kaldıran neden olduğunu savunanlar CMK’nın 223. maddesine dayanmaktadırlar. CMK’nın 223. maddesine göre, suçun hukuka aykırı fakat bağlayıcı emrin yerine getirilmesi suretiyle veya zorunluluk halinde işlenmesi hallerinde sanığın kusurunun bulunmaması dolayısıyla ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir; hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı halinde ise beraat kararı verilir.

Meşru savunma ile zorunluluk hali arasında farklar

  • Meşru savunmada saldırı her zaman bir insandan kaynaklanır. Zorunluluk halinde tehlike bir insandan kaynaklanabileceği gibi bir hayvandan ya da doğadan da kaynaklanabilir.
  • Meşru savunmada tepki saldırıda bulunan kişiye yöneliktir. Zorunluluk halinde ise tehlikeye sebebiyet vermeyen üçüncü bir kişiye zarar verilebilir.
  • Meşru savunmada saldırıya uğrayanın kaçma yükümlülüğü yokken, zorunluluk halinde vardır.
  • Meşru savunmada kişi haksız hareketi ile saldırıya neden olsa bile meşru savunma hakkını kaybetmez. Zorunluluk halinde ise kişi tehlikeye bilerek neden olmuş ise zorunluluk halinden yararlanamaz.
  • Meşru savunmada tazminat yükümlülüğü yoktur. Zorunluluk halinde ise hakkaniyet gereği tazminat yükümlülüğü vardır.
  • Meşru savunmada saldırı haksız olmalıdır. Zorunluluk halinde tehlikenin haklı veya haksız olması sözkonusu değildir.
  1. Hakkın kullanılması: Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez (TCK m.26/1). Hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedenine gazetelerin haber verme ve eleştirme hakkını kullanması, savunma dokunulmazlığı hakkının kullanılması, çocuklar üzerinde terbiye hakkının kullanılması, zilyedin malını koruma hakkını kullanması, ihbar ve şikayet hakkının kullanılması örnek olarak verilebilir.

Şartları:

  • Doğrudan doğruya kullanılabilen bir hak olmalıdır. Örneğin alacaklı icra takibine başvurarak haciz aşamasına geçilmeden borçlunun evine girip haciz yapamaz.
  • Kişi hakkını kanunun belirlediği sınırlar içerisinde kullanmalıdır. Hakkın kötüye kullanılması halinde fail bu hukuka uygunluk nedeninden yararlanamaz. Örneğin bir kimse terbiye amacıyla çocuğunu azarlayabilir, kulağını çekebilir, kişisel haklarını sınırlayabilir. Fakat çocuğuna aşırı şiddet uygulayan kişi terbiye hakkını kötüye kullanmış olduğundan bu hukuka uygunluk nedeninden yararlanmaz ve kötü muamele suçundan sorumlu olur (TCK m.232/2).
  1. İlgilinin rızası: Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez (TCK m.26/2). Örneğin kişi konutuna girilmesine izin vermişse, bu rızası sebebiyle konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşmaz.

Şartları:

  • Rıza gösterme ehliyeti olmalıdır. Rıza ehliyetinin varlığı için 18 yaşı doldurmuş olmak şart değildir. Her suç bakımından farklı yanaşmak gerekir. Kişi eylemin önemini ve sonuçlarını anlayabilecek yaşta ise rıza gösterme ehliyeti vardır.
  • Rıza hareket yapılmadan önce ya da yapılırken gösterilmelidir. Hareket yapıldıktan sonra verilen rıza suçu ortadan kaldırmaz.
  • Rıza tasarruf edilebilir bir hakka yönelik olmalıdır. Örneğin kişinin yaşam hakkı üzerinde tasarruf hakkı yoktur. Türk hukukunda ötenazi yasaktır. Fakat örneğin vericinin hayatını tehlikeye sokmayacak şekilde ondan rızasına bağlı olarak organ veya doku alınması mümkündür.
  1. Hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın aşılması

Sınır kasten aşılmışsa ceza indirilmez  faile tam ceza verilir. Örneğin, meşru savunmada bulunan kişi saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf saldırıya uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürmüşse sınırın aşılması nedeniyle bir ceza indiriminden yararlanmaz. (Ancak koşulları varsa haksız tahrikten yararlanabilir).

Sınır taksirle aşılmış ise suçun taksirli şeklinden ceza verilir ve ceza indirilir. Ancak suçun taksirli şekli kanunda düzenlenmemiş ise hiç ceza verilmez. Örneğin sınır taksirle aşılarak insan yaralanmışsa, faile taksirle yaralama suçundan indirilmiş ceza verilir.  Sınır taksirle aşılarak mala zarar verilmiş ise faile hiç ceza verilmez. Çünkü taksirle mala zarar verme suçu TCK’da suç olarak düzenlenmemiştir.

İstisna: Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

4) Tipiklik: Suç olduğu iddia edilen fiilin kanunda tanımlanan suç kalıbına uygun olmasıdır. İşlenemez suç ve sözde suç tipikliği ortadan kaldırır.

 

  1. SUÇUN ORTAYA ÇIKIŞ BİÇİMLERİ
  2. Suça teşebbüs

Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur (TCK m.35/1). Teşebbüsü düzenleyen hükümler cezai sorumluluğu genişletir. Teşebbüsün varlığı halinde faile tamamlanmış suçun cezası indirilerek verilir. Eski TCK’da icra hareketlerinin tamamlanamaması halinde eksik teşebbüsten, tamamlanması halinde ise tam teşebbüsten söz edilmekte idi. Ancak yeni TCK, eksik-tam teşebbüs ayırımı yapmamıştır. Yeni TCK’ya göre, teşebbüste ceza indirimi meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığına göre yapılır.

Teşebbüste icra hareketlerine başlanması şarttır. (Suç işleme kararının icrasına başlamak yeterli değildir.) Fail doğrudan doğruya suçun icrasına başlamışsa, yani neticeye yaklaşmışsa, icra hareketlerine başlamış sayılır. Bu aşamadan önce yapılan hareketler ise hazırlık hareketleri sayılır.

Suça hazırlık hareketleri kural olarak cezalandırılmaz. Örneğin failin ertesi gün hırsızlık yapmak amacıyla merdiven satın alması henüz suçun icra hareketlerine başlanmamış olduğundan hazırlık hareketi olarak değerlendirilir ve cezalandırılmaz. Ancak kanun istisnai olarak bazı durumlarda hazırlık hareketlerini bağımsız bir suç olarak düzenleyerek cezalandırmaktadır. Örneğin suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK m.220).

(A) düşmanı (C)’yi öldürmek için silah satın alır, pusu kurar, (C)’nin uzaktan geldiğini görünce silahını ona doğrultur. Bu örnekte silah satın alma ve pusuya yatma hazırlık hareketi olarak değerlendirilir ve cezalandırılmaz. (Ancak silah ruhsatsız ise ruhsatsız silah bulundurmadan ceza verilir). (A), silahını (C)’ye doğrulttuğu anda artık suçun icrasına başlamıştır. Bu aşamadan sonra (C)’yi öldürürse kasten öldürmeden, öldüremez ise öldürmeye teşebbüsten sorumlu olur. Öldürmek için ateş eder ancak yaralarsa kasten yaralamadan değil yine öldürmeye teşebbüsten sorumlu olur.

İşlenemez suç: Teşebbüste yapılan hareketin kastedilen suçu işlemeye elverişli olması gerekir. Çünkü işlenemez suçlara teşebbüs cezalandırılmaz. Suçun maddi konusunun bulunmaması halinde ya da kullanılan vasıtanın kastedilen suçu işlemeye elverişli olmaması halinde işlenemez suçtan söz edilir. Örneğin yaşıyor zannederek cesede ateş etme fiilinde kasten öldürme suçunun maddi konusu (insan) bulunmamaktadır. Bir kimseyi içeceğine zehir zannederek tebeşir tozu katarak öldürmeye çalışma fiilinde ise öldürme suçunun maddi konusu (insan) var ise de kullanılan vasıta kastedilen suçu işlemeye elverişli değildir. Bu tür işlenemez suçlara teşebbüs cezalandırılmaz.

Vasıtanın yetersiz olması ile elverişsiz olması farklı şeylerdir. Vasıta elverişli, ancak yetersiz ise teşebbüsten ceza verilir. Örneğin bir kişiye verilen zehrin az miktarda kullanılması. Bu durumlarda teşebbüsten ceza verilir. Yine olayda maddi konu var, ancak fiili icrası sırasında failin bulunduğunu zannettiği yerde değilse işlenemez suç yoktur. Örneğin paranın failin elini soktuğu cepte değil de diğer cepte olması halinde teşebbüsten ceza verilir.

Boş bir silah adam öldürme suçu bakımından elverişsiz vasıta iken, tehdit suçu bakımından elverişli araçtır.

Teşebbüste elverişli hareketle suçun icrasına başlamak yeterlidir. İcra hareketlerine başlandıktan sonra, hareket elverişsiz hale gelmişse teşebbüsten ceza verilir. Örneğin (A), öldürmek amacıyla (B)’ye bir kez ateş eder, ikinci kez tetiğe bastığında ise silah tutukluk yapar. Bu örnekte vasıta sonradan elverişsiz hale geldiği için işlenemez suç yoktur ve (A)’ya öldürmeye teşebbüsten ceza verilir.

Sözde (mefruz, hayal) suç: Sözde suçlara da teşebbüs cezalandırılmaz. Sözde suç aslında suç işlemediği halde kişinin suç işlediğini zannettiği hallerde, yani tipiklik unsuru gerçekleşmediği hallerde söz konusu olur. Sözde suç, fiili veya hukuki hatadan kaynaklanabilir. Örneğin kişinin  kendi malına zarar vermesi suç değildir.  Kişi kendi arabasını başkasına ait olduğunu zannederek parçalamaya kalkarsa fiili hatadan kaynaklanan sözde suç vardır ve teşebbüsten ceza verilmez. Örneğin özel belgede sahtecilik suçunun oluşması için özel belgenin sahte olarak düzenlenmesi ve ayrıca kullanılmış olması şarttır. Kişi sahte özel belge düzenliyor ve suç işlediğini zannediyor. Bu durumda hukuki hatadan kaynaklanan sözde suç vardır ve teşebbüsten ceza verilmez.

Gönüllü vazgeçme: Fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalandırılır (TCK m.36/1).

Gönüllü vazgeçmede, vazgeçme dış etkenlerden meydana gelmiş olmamalıdır. Örneğin mağdurun bağırması üzerine, bekçinin düdük sesi üzerine, köpeklerin havlaması üzerine suçu işlemekten vazgeçen fail, gönüllü vazgeçmeden yararlanmaz. Fail hiçbir baskı olmadan suçu işlemekten vazgeçmiş ise gönüllü vazgeçmeden yararlanır. Örneğin mağdura acıyarak öldürmekten vazgeçen, hırsızın ev sahibinin fakir birisini olduğunu anlayarak evdeki parayı alamayarak evi terk etmesi, hatta failin öldürmek için ateş edip yaraladığı kişiyi pişman olarak hastaneye kaldırması durumunda gönüllü vazgeçme vardır.

Gönüllü vazgeçmede teşebbüsten ceza verilmez, ancak tamam olan kısım başlı başına bir suç teşkil ediyor ise bundan ceza verilir. Örneğin hırsızın soymak için girdiği evden gönüllü vazgeçerek bir şey almaması halinde faile hırsızlığa teşebbüsten ceza verilmez; ancak konut dokunulmazlığının ihlali suçundan ceza verilir. Yine öldürmek için ateş ettiği kişiyi hastaneye kaldırarak kurtaran fail öldürmeye teşebbüsten cezalandırılmaz; ancak kasten yaralama suçundan cezalandırılır.

Görüldüğü gibi icra hareketleri tamamlandıktan sonra da gönüllü vazgeçme mümkündür. Ancak suç tamamlandıktan sonra gönüllü vazgeçme mümkün değildir. Çünkü gönüllü vazgeçme tamamlanmış suçu değil teşebbüsü kaldırır.

Gönüllü vazgeçme etkin pişmanlık ile karıştırılmamalıdır. Etkin pişmanlık suç tamamlandıktan sonra  failin pişmanlık göstererek suçtan doğan zararı tazmin etmeye, gidermeye çalışması halidir ve TCK’da bu tür etkin pişmanlık bazı suçlarda cezayı hafifleten veya ortadan kaldıran neden olarak öngörülmüştür. Bunlar: Organ ve doku ticareti (m.93), kişi hürriyetinden yoksun kılma (m.110), malvarlığına karşı suçlar (m.168), imar kirliliğine neden olma (m.184/5), uyuşturucu suçları (m.192), parada ve kıymetli damgada sahtecilik (m.201), suç işlemek amacıyla örgüt kurma (m.220), zimmet (m.248), rüşvet (m.254), iftira (m.269), yalan tanıklık (m.274), suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme (m.281/3), suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini  aklama (m.282/5), muhafaza görevini kötüye kullanma (m.289/2), hükümlü veya tutuklunun kaçması (m.293), infaz kurumuna veya tutukevine yasak eşya sokma (m.297/4), suç için anlaşma (m.316/2).

Çeşitli suçlar yönünden teşebbüs

▪ Taksirli suçlara teşebbüs mümkün değildir.

▪ Olası kastla işlenen suçlara teşebbüs mümkün değildir.

▪ İhmal suretiyle icra suçlarına teşebbüs mümkündür.

▪ Sırf ihmal suçlarına teşebbüs mümkün değildir.

▪ Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlara teşebbüs mümkün değildir.

▪ Sırf hareket suçlarına hareketin parçalara bölünebilir olması koşuluyla teşebbüs mümkündür. Örneğin postaya verilen ve hakaret içeren mektubun muhatabına ulaşmadan ele geçirilmesi.

▪ Tehlike suçlarına hareketin parçalara bölünebilir olması koşuluyla  teşebbüs mümkündür. Örneğin postaya verilen ve tehdit içeren mektubun muhatabına ulaşmadan ele geçirilmesi.

 

 

  1. B) Suça iştirak

 Tek kişi tarafından işlenen suçun birden fazla kişi tarafından işlenmesi halinde suça iştirakten söz edilir. İştirak ceza sorumluluğunu genişletir. Suça iştirak için kasten ve hukuka aykırı işlenmiş bir fiilin varlığı yeterlidir. Suçun işlenişine iştirak eden her kişi, diğerinin cezalandırılmasını önleyen kişisel nedenler göz önünde bulundurulmaksızın kendi kusurlu fiiline göre cezalandırılır (bağlılık kuralı). Örneğin iştirakçilerden biri 12 yaşından küçük olsa veya yasama sorumsuzluğundan yararlansa ve cezalandırılmasa bile iştirak eden diğer kişiler cezalandırılır.

Şartları:

  • Faillerin çokluğu: İştirakten söz edebilmek için bir suçu işleyebilecek asgari fail sayısından daha çok failin bulunması gerekir. Çok failli suçlara da iştirak mümkündür. Örneğin rüşvet suçu için en az iki failin varlığı gerekir. Bu durumda rüşvet suçuna iştirakten söz edebilmek için en az üç failin bulunması gerekir.
  • Bir suçun işlenmesi: İştirakten sözedebilmek için tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış bir suçun işlenmesi gerekir (bağlılık kuralı). Örneğin (A), (B)’ye (C)’yi öldürmesi için para vererek onunla anlaşmış; ancak (B), hiçbir şey yapmamışsa (A) ve (B)’ye ceza verilmez.
  • İştirak edenlerin katkısı: İştirak edenin iştirakten sorumlu olması için davranışının suçun işlenmesine katkı yapmış olması gerekir. Örneğin suç işleyen kişileri gören ve onları alkışlayan kişi suça iştirakten sorumlu olmaz. Çünkü bu davranışının suçun işlenmesine bir katkısı yoktur. Bu kişi işlenen suçtan sorumlu olmaz, olsa olsa başka bir suç olan suçluyu övme suçundan sorumlu tutulabilir. İhmali hareketle de suça iştirak mümkündür.
  • İştirak iradesi: İştirakçiler kasıtlı olarak suça iştirak ettiklerinin bilincinde olmalıdırlar. Taksirle suça iştirak olmaz. Suça iştirak iradesi suç işlenmeden önce veya en geç suçun işlenmesi sırasında ortaya çıkmalıdır. Örneğin suç işlendikten sonra suç işleyenleri gizlemeye çalışmak veya başka şekilde faillere yardım etme işlenen suça iştirak sayılmaz. Ancak bu durumda bağımsız bir suç olan suçluyu kayırma suçunun oluşacağı da unutulmamalıdır. Kesintisiz suçlarda kesinti gerçekleşene kadar suça iştirak mümkündür.

İştirak halinde işlenen suçlarda gönüllü vazgeçme: İştirak halinde işlenen suçlarda, sadece gönüllü vazgeçen suç ortağı, gönüllü vazgeçme hükümlerinden yararlanır. Suçun;

– Gönüllü vazgeçenin gösterdiği gayreti dışında başka bir sebeple işlenmemiş olması,

– Gönüllü vazgeçenin bütün gayretine rağmen işlenmiş olması,

Hallerinde de gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanır.

۰ Özetle, gönüllü vazgeçen suçun işlenmemesi için gayret gösterirse gönüllü vazgeçmeden yararlanır.

Gönüllü vazgeçme durumunda, suç ortağının gönüllü vazgeçme anına kadar gerçekleştirdiği fiillerin bağımsız bir suç oluşturması durumunda, bu suçtan dolayı sorumlu tutulacağı kuşkusuzdur.

İştirak türleri

  • Asli İştirak: Aşağıdaki şekilde suça iştirak edenlere işlenen suçun cezası verilir.

* Müşterek faillik: Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur. Örneğin (A), (B)’yi kollarından tutar, (C), bıçaklar. (A) ve (C) müşterek faildir.

* Dolaylı faillik: Suçun işlenmesinde bir başkasını araç olarak kullanan kişi de fail olarak sorumlu tutulur. Dolaylı faillik araç olarak kullanılan kişinin fiilinin hukuka uygun olması, tipik olmaması, kusurlu olmaması durumlarında sözkonusu olur. Örneğin (A), (B)’ye iftira ediyor ve bunun sonucunda (B) tutuklanıyor. Bu durumda tutuklama kararı veren hakim veya mahkemenin fiili kanun hükmünün yerine getirilmesi nedeniyle hukuka uygundur; ancak (A) kişi hürriyetinden yoksun kılma suçunun dolaylı failidir. TCK m.267/4 bunu açıkça düzenlemiştir. (A)’nın köpeğini öldürmek isteyen (B), köpeği (C) saldırtır ve (C) köpeği öldürür. Burada da (C) zorunluluk halinden yararlanır, ancak (B) mala zarar verme suçunun dolaylı failidir. (A), (B)’ye ait meyve bahçesini işçisi (C)’ye kendi bahçesi olarak tanıtır ve ondan meyveleri toplayarak pazarda satmasını söyler; (C) denileni yapar. Bu örnekte (C) hırsızlık kastı olmadığından kusurlu değildir ve suçun işlenmesinde araç olarak kullanıldığından, (A) hırsızlık suçunun  dolaylı failidir. (A), (B)’nin kafasına silah dayayarak balkondan atlamazsa kendisini vuracağını söyler. (B), balkondan atlar ve ölür. Bu örnekte intihar suç olmadığından (B)’nin fiili tipik değildir, ancak (A) kasten öldürme suçunun dolaylı failidir. Görüldüğü gibi dolaylı faillikte mağdurun da suçun işlenmesinde araç olarak kullanılması mümkündür.

Araç olarak kullanılan kusur yeteneği olmayan kişi ise (12 yaşından küçük, akıl hastası gibi) ceza arttırılır (TCKm.37/2).

* Azmettirme: Suç işlemeyi düşünmeyen faile suç işleme kararını verdirerek suç işletilmesidir. Azmettiren işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. Ancak üstsoy ve altsoy ilişkisinden doğan nüfuz kullanılmak suretiyle suça azmettirme halinde, azmettirenin cezası artırılır. Örneğin babanın oğlunu azmettirmesi. Çocukların suça azmettirilmesi halinde yine azmettirenin cezası arttırılır.

Azmettirenin ortaya çıkmasını sağlayan fail veya diğer suç ortağının cezası indirilebilir.

Azmettirme dolaylı faillikten farklıdır. Azmettirmede azmettirilen suç işlediğinin farkında iken, dolaylı faillikte araç olarak kullanılan kişi suçta kullanıldığından habersizdir. Azmettirmede azmettirilene ceza verilirken, dolaylı faillikte suçta kullanılana ceza verilmez. Azmettirmede azmettirilende iştirak iradesi varken, dolaylı faillikte araç olarak kullanılan kişide iştirak iradesi yoktur.

  • Yardım etme: Yardım etme şeklinde suça iştirak edenlere işlenen suçun cezası indirilerek verilir.

Manevi yardım

* Suç işlemeye teşvik etmek: Suç işlemeyi düşünen ancak henüz buna karar vermemiş olan faili bu kararı vermeye ve suçu işlemeye sevk etmektir.

* Suç işleme kararını kuvvetlendirmek: Suç işlemeye karar vermiş olan failin icra aşamasına geçmesine sevk edilmesidir.

* Fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek: Örneğin “sen suçu işle ailene bakarım, seni saklarım” gibi. Bu vaat suçun işlenmesinden önce yapılmalıdır ve bu vaadin yapılmış olması yeterlidir; yerine getirilmemiş olması iştiraki ortadan kaldırmaz.

* Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek: Bu yardımın suçun işlenmesinden önce yapılmış olması gerekir. Suç işlendiği sırada yapılırsa müşterek faillik söz konusu olur.

Maddi yardım 

* Fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak: Örneğin Silah, zehir gibi araçları sağlamak.

* Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak: Örneğin pusuda bekleyene yiyecek sağlamak.

▪ Özgü (mahsus) suçlara iştirak: Özgü suçlarda, ancak özel faillik niteliğini taşıyan kişi fail olabilir. Bu suçların işlenişine iştirak eden diğer kişiler ise azmettiren veya yardım eden olarak sorumlu tutulur (bağlılık kuralı). Örneğin zimmet suçu sadece kamu görevlisi tarafından işlenebilir. Kamu görevlisi olmayan bir kimse bu suça ancak azmettiren veya yardım eden olarak iştirak edebilir; müşterek fail olamaz.

▪ Kararlaştırılandan farklı bir suçun işlenmesi: İşlenen farklı suç, iştirak anlaşmasının kapsamı dışında kalıyorsa ortaya çıkan farklı suçtan sadece bu hareketleri yapanlar sorumlu olur; kapsamı içinde kalıyorsa bütün ortaklar sorumlu olur. Örneğin (A) ve (B), hırsızlık yapmak için (C)’nin evine girme konusunda anlaşırlar, ancak eve girdikleri sırada (B), (C) ile karşılaşır ve onu öldürür. Bu örnekte (C)’nin ölümünden (A), sorumlu olmaz, sadece (B) sorumlu olur.

  1. SUÇLARIN İÇTİMAI (BİRLEŞMESİ)

Bileşik (mürekkep) suç: Biri diğerinin unsurunu veya ağırlaştırıcı nedenini oluşturması dolayısıyla tek fiil sayılan suça bileşik suç denir. Bu tür suçlarda (gerçek) içtima hükümleri uygulanmaz (TCK m.42/1). Bir başka deyimle, bileşik suçta iki ayrı suç birleşerek yeni bir suç meydana getirmekte ya da bir suç başka bir suçun ağırlaştırıcı nedenini oluşturmaktadır.

İlkine örnek olarak yağma suçu gösterilebilir. Burada cebir veya tehdit suçu ile hırsızlık suçu birleşerek yağma suçunu meydana getirmektedir. İkincisine örnek olarak ise konutta yağma (nitelikli yağma) gösterilebilir (TCK m.149/1-b). Burada konut dokunulmazlığının ihlali suçu, yağma suçunun ağırlaştırırcı nedenini oluşturmaktadır.

Bileşik suçta farklı suçlar birleşmektedir.

Bileşik suça teşebbüs mümkündür. Örneğin fail bıçakla tehdit ederek parasını ister ancak parayı alamaz. Bu örnekte faile tehdit suçundan değil, yağma suçuna teşebbüsten ceza verilir.

▪ Bileşik suçu oluşturan suçlardan birinin affa uğraması bileşik suçun affa uğradığı anlamına gelmez.

▪ Bileşik suçu oluşturan suçlardan birinin şikayete bağlı olması bileşik suçun da şikayete bağlı olduğu anlamına gelmez.

Zincirleme (müteselsil) suç (TCK m.43): Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda zincirleme suçtan söz edilir. Örneğin failin tamamını çalmak amacıyla iki gün arayla komşusuna ait kömür torbalarını birer birer çalması.

▪ Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da zincirleme suç hükümleri uygulanabilir (mağdur devlet veya toplum ise).

Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç vardır. Örneğin “X barosuna kayıtlı avukatlar dolandırıcıdır” şeklinde  hakarette bulunmak veya üniversite yönetim kuruluna hakaret etmek zincirleme hakaret suçu sayılır.

Zincirleme suçta faile tek bir suçtan ceza verilir; ancak verilecek ceza kanunda belirtilen oranda arttırılır.

Aşağıdaki suçlarda  zincirleme suç hükümleri uygulanamaz:

1) Kasten öldürme            2) Kasten yaralama   3) İşkence                4) Yağma

▪ Aynı hedefe yönelik hareketler arasında zaman aralığı kısa ise bunlar tek hareket olarak değerlendirilir ve zincirleme suç oluşmaz. Örneğin failin komşusuna ait 5 adet kömür torbasını depodan sırayla birer birer evine taşıyarak çalması halinde tek hırsızlık suçu oluşur. Yine failin mağdura peş peşe 3 kez hakaret etmesi halinde tek hakaret suçu oluşur. Zincirleme suçta zincirleme suçu oluşturan suçların değişik zamanlarda işlenmesi şarttır.

Zincirleme suçta birden fazla suçun bulunması şarttır.

▪ Zincirleme suçta aynı suçlar birleşmektedir.

Zincirleme suç kasıtlı suçlarda olur. Taksirli suçlar zincirleme olarak işlenemez.

Zincirleme suç, bileşik suç gibi gerçek bir birlik değildir. Zincirleme suçlar sadece 3 halde tek suç olma özelliğini korur:

  1. Cezanın tayini: Tek suçtan ceza verilir, ancak ceza arttırılır.
  2. Dava zamanaşımı: Son suçun işlendiği andan itibaren işlemeye başlar.
  3. Yetkili mahkeme: Son suçun işlendiği yer mahkemesidir.

Bunların dışında zincirleme suçu oluşturan suçlar bağımsızlığını korurlar. Yani zincirleme suç bölünebilir. Örneğin suçlardan biri genel affa uğrarsa o suç zincirleme suça esas olmaz. Şikayete bağlı suçlarda 6 aylık şikayet süresi her suç için ayrı değerlendirilir.

Fikri içtima: İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır (TCK m.44/1). Fikri içtimada dış dünyada tek değişiklik meydana gelmekte, ancak aynı anda birden fazla farklı suç oluşmaktadır.

Örneğin bir suçta kullanılan ruhsatsız silahı saklayan kişi, tek bir fiil ile hem suç delilini gizleme suçunu (TCK m.281), hem de ruhsatsız silah bulundurma suçunu (6136 S.K) işlemiş olur ve bu durumda faile daha ağır suçtan ceza verilir; daha hafif olan suçtan ise ceza verilmez. Yine kızına cinsel saldırıda bulunan baba hem cinsel saldırı (TCK m.102-103) hem de aile bireylerine karşı kötü muamele (TCK m.232) suçunu işlemiş olur ancak bunları tek fiille işlenmiş olduğundan fikri içtima uygulanır. Fikri içtimanın uygulanabilmesi için dış dünyada bir tek değişiklik meydana gelmelidir.

Bir hareket sonucunda birden fazla netice meydana gelmişse, ortada bir değil birden fazla fiil vardır. Fiilin sayısını yapılan hareket sayısı değil netice sayısı belirler. Bu durumlarda fikri içtima uygulanmaz. Örneğin bir kişiye ateş edilmesi sonucunda mermi iki kişiye isabet ederse ortada iki fiil (suç) sözkonusu olur ve fikri içtima hükümleri uygulanmaz.

Fikri içtima gerçek bir birlik değildir, suçlar sadece ceza tayini bakımından tek suç sayılırlar.

Geçitli suç: Geçitli suçta biri diğerini kapsayan iki suç vardır ve fail daha ağır suç işlemek için daha hafif suçtan geçmek durumunda kalmaktadır. Örneğin öldürme suçunu işleyen fail yaralamadan, cinsel saldırı suçunu işleyen fail cinsel tacizden geçmek durumundadır. Bu durumda ağır olan suçtan ceza verilir. Geçitli suç TCK’da düzenlenmemiştir.

  1. SUÇTA TEKERRÜR

Tekerrür, bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkum olduktan sonra kişinin yeniden suç işlemesidir. Tekerrürde  önceki cezanın infaz edilmiş olması şart değildir, kesinleşmiş olması yeterlidir. Tekerrür TCK’da güvenlik tedbiri olarak düzenlenmiştir.

Tekerrürde önceki suçla sonraki suçun aynı türden olması şart değildir. Ancak kasıtlı suçlarla taksirli suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz. Aynı şekilde sırf askeri suçlarla genel suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanmaz.

Fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış olan kişilerin işlediği suçlar dolayısıyla tekerrür hükümleri uygulanmaz.

Önceki ve sonraki suç taksirli ise tekerrür uygulanabilir.

Tekerrür süresi: Tekerrür için sonraki suçun belli bir süre içinde işlenmiş olması gerekir.

▪ Önceki mahkumiyet 5 yıldan fazla hapis cezası ise tekerrür süresi 5 yıldır.

▪ Önceki mahkumiyet 5 yıl veya daha az hapis ya da adli para cezası ise tekerrür süresi 3 yıldır.

Tekerrür süresi cezanın infaz edildiği tarihten başlar. Tekerrürde sonraki suçun tekerrür süresi içinde işlenmiş olması yeterlidir; mahkumiyet hükmünün bu süre içinde verilmiş olması gerekmez.

Tekerrürün sonuçları:

▪ Tekerrür halinde sonraki suçun cezası ARTIRILMAZ.

▪ Suçun cezası hapis ve adli para cezası şeklinde seçimlik olarak öngörülmüş ise hapis cezası verilir.

▪ Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir.

▪ Tekerrür halinde mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

▪ Tekerrür halinde sonraki suçtan dolayı mahkum olunan ceza yönünden koşullu salıverme süresi daha uzun tutulmuştur. Tekerrür hükümlerinin ikinci defa uygulanması halinde ise hükümlü koşullu salıvermeden yararlanamaz.

Tekerrüre esas olan ve olmayan mahkumiyetler:

▪ Genel affa uğramış mahkumiyetler tekerrüre esas olmaz.

▪ Özel affa uğramış mahkumiyetler tekerrüre esas olur.

▪ Ceza zamanaşımına uğramış mahkumiyet tekerrüre esas olur.

▪ Ertelenmiş mahkumiyetler tekerrüre esas olur.

▪ Adli para cezasına ilişkin mahkumiyet tekerrüre esas olur.

▪ Yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler kural olarak tekerrüre esas olmaz. İstisna: Aşağıdaki suçlardan dolayı yabancı ülke mahkemelerinden verilen hükümler tekerrüre esas olur:

1) Kasten öldürme

2) Kasten yaralama

3) Yağma

4) Dolandırıcılık

5) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti

6) Parada veya kıymetli damgada sahtecilik

VII. CEZA HUKUKUNDA YAPTIRIM

A.1) Cezalar: Suç karşılığında uygulanan yaptırım olarak cezalar, hapis ve adli para cezalarıdır.

1) Hapis Cezaları

  1. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası hükümlünün hayatı boyunca devam eder, kanun ve tüzükte belirtilen sıkı güvenlik rejimine göre çektirilir.
  2. Müebbet hapis cezası: Müebbet hapis cezası, hükümlünün hayatı boyunca devam eder.
  3. Süreli hapis cezası: Süreli hapis cezası, bir süre infaz kurumunda çektirilen cezalardır. Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde 1 aydan az, 20 yıldan fazla olamaz.

Hükmedilen 1 yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezası sayılır.

Kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar: Kısa süreli hapis cezası, suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre;

  1. a) Adli para cezasına,
  2. b) Mağdurun veya kamunun uğradığı zararın giderilmesine,
  3. c) En az 2 yıl süreyle, bir meslek veya sanat edinmeyi sağlamak amacıyla, bir eğitim kurumuna devam etmeye,
  4. d) Mahkum olunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle;
  5. aa) Belirli yerlere gitmekten veya belirli etkinlikleri yapmaktan yasaklanmaya,
  6. bb) Ehliyet ve ruhsat belgelerinin geri alınmasına,
  7. cc) Belli bir meslek ve sanatı yapmaktan yasaklanmaya,
  8. dd) Gönüllü olmak koşuluyla kamuya yararlı bir işte çalıştırılmaya,

Çevrilebilir.

Suç tanımında hapis cezası ile adli para cezasının seçenek olarak öngörüldüğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adli para cezasına çevrilmez.

Kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırıma çevrilmesi hakimin takdirine bırakılmıştır Ancak daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak koşuluyla aşağıdaki hallerde kısa süreli hapis cezasının seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunludur:

1) Mahkum olunan 30 gün ve daha az süreli hapis cezası ise.

2) Fail suçu işlediği tarihte 18 yaşını doldurmamış ise.

3) Fail 65 yaşını bitirmiş ise.

Taksirli suçlardan dolayı hükmedilen ceza uzun süreli olsa bile adli para cezasına çevrilebilir. Ancak bu kural bilinçli taksir halinde uygulanmaz.

Uygulamada asıl mahkumiyet hapis cezası değil çevrilen adli para cezası veya tedbirdir.

Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen 30 gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda asıl mahkumiyet hapis cezası olur.

Hükmedilen seçenek tedbirin hükümlünün elinde olmayan nedenlerle yerine getirilememesi durumunda, hükmü veren mahkemece tedbir değiştirilir.

Hapis cezasının ertelenmesi: İşlediği suçtan dolayı 2 yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum edilen kişinin cezası ertelenebilir. Bu sürenin üst sınırı, fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış veya 65 yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından 3 yıldır.

Erteleme koşulları

  • Daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı 3 aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olmak.
  • Suçu işledikten sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması.

Cezanın ertelenmesi suç ile oluşan zararın giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir.

Cezası ertelenen hükümlü hakkında, 1 yıldan az, 3 yıldan fazla olmamak üzere, bir denetim süresi belirlenir. Bu sürenin alt sınırı, mahkum olunan ceza süresinden az olamaz.

Denetim süresi içinde hükümlüden bazı yükümlülükleri[3] yerine getirmesi mahkemece istenebilir[4].

Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir.

Denetim süresi yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

Dikkat: Para cezaları ertelenemez. Güvenlik tedbirleri de ertelenemez.

Hapis cezasının bir kısmı ertelenemez, tamamının ertelenmesi gerekir.

Koşullu salıverilme: Hapis cezasına mahkum edilmiş mahkumun cezasının tamamını çekmeden koşullu olarak serbest kalmasıdır. Uygulanması için hükümlünün talep veya rızasına gerek yoktur. Şartları:

  • Mahkumun kurumdaki infaz süresini iyi halli olarak geçirmesi
  • Hapis cezasının bir kısmını infaz kurumunda çekmiş olması: Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 30 yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 24 yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkum dilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler (5275 S.K.m.107/1-2) [5].

Koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün 15 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği 1 gün, 2 gün olarak dikkate alınır.

Koşullu salıverilen hükümlünün tabi tutulacağı denetim süresi, yukarıda belirtilen infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin yarısı kadardır. Ancak süreli hapislerde hakederek tahliye tarihini geçemez. Denetim süresinde hükümlü denetimli serbestlik tedbirine ve yükümlülüklere tabi tutulabilir. Koşullu salıverilen hükümlünün, denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde koşullu salıverilme kararı geri alınır. Denetim süresi yükümlülüklere uygun ve iyi halli olarak geçirildiği takdirde, ceza infaz edilmiş sayılır.

 

 

Koşullu salıverilme hükümlerinin uygulanamayacağı suçlar:

▪ 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, “Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar” başlıklı Dördüncü Bölüm, “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı Beşinci Bölüm, “Milli Savunmaya Karşı Suçlar” başlıklı Altıncı Bölüm altında yer alan suçlardan birinin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde, koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz.

İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü koşullu salıverilmez.

▪ Terörle Mücadele Kanununun 17/2-3.maddelerine göre, tutuklu veya hükümlü iken firar veya ayaklanma suçundan mahkum edilmiş bulunanlar ile disiplin cezası olarak üç defa hücre hapsi cezası almış olanlar, bu disiplin cezaları kaldırılmış olsa bile koşullu salıverilmeden yararlanamazlar. Terör suçundan mahkum olanlar, hükümlerinin kesinleşme tarihinden sonra yeniden terör suçu işlemeleri halinde, koşullu salıverilmeden yararlanamazlar.

2) Adli para cezası: Adli para cezası 5 günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde 730 günden fazla olmamak üzere gün olarak verilir. Daha sonra kişinin ekonomik ve diğer şahsi halleri dikkate alınarak 20-100 TL arasında bir miktarla bu gün sayısı çarpılarak ceza miktarı belirlenir.

Hakim, ekonomik ve şahsi hallerini göz önünde bulundurarak, kişiye adli para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren 1 yıldan fazla olmamak üzere mehil verebileceği gibi, bu cezanın belirli taksitler halinde ödenmesine de karar verebilir. Taksit süresi 2 yılı geçemez ve taksit miktarı 4’ten az olamaz. Yine de ödenmezse hapis cezasına çevrilir. Bu durumda faile adli para cezası hesaplanırken dikkate alınan gün sayısı kadar hapis cezası verilir. TCK dışındaki özel ceza kanunlarına göre verilen adli para cezaları ödenmediği için hapis cezalarına çevrilirken 100 YTL 1 gün hapis olarak değerlendirilir (5275 S.K.geçici m.1) Çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezası hapse çevrilemez (5275 S.K.m106/4).  Adli para cezası yerine çektirilen hapis süresi 3 yılı geçemez. Birden fazla hükümle adli para cezalarına mahkumiyet halinde bu süre 5 yılı geçemez. Hükümlü, hapis yattığı günlerin dışındaki günlere karşılık gelen parayı öderse hapisten çıkartılır (5275 S.K.m.106/7-8).

A.2) Cezanın belirlenmesi

Hakim, somut olayda;

  1. a) Suçun işleniş biçimini,
  2. b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,
  3. c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,
  4. d) Suçun konusunun önem ve değerini,
  5. e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,
  6. f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,
  7. g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

Temel ceza belirlendikten sonra aşağıdaki sırayla cezaya etki edenler nedenler uygulanarak sonuç ceza belirlenir:

1) Olası kast – bilinçli taksir.

2) Ağırlaştırıcı nedenler.

3) Hafifletici nedenler.

4) Teşebbüs.

5) İştirak.

6) Zincirleme suç.

7) Haksız tahrik.

8) Yaş küçüklüğü.

9) Akıl hastalığı.

10) Cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler.

11) Takdiri indirim nedenleri.

Dikkat: Sonuç ceza belirlenirken en son takdiri indirim nedenleri uygulanır.

Bu şekilde belirlenen sonuç ceza 30 yıldan fazla olamaz.

Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az; üst sınırı da, hapis cezasının üst sınırından fazla olamaz.

Mahsup: Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller (tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme, gözlem altına alınma gibi) nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün 100 Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır (TCK m.63/1).

  1. B) Güvenlik tedbirleri

Güvenlik tedbirleri cezanın uygulanamadığı veya uygulansa bile yetersiz kalacağı hallerde uygulanabilen tedbirlerdir.

1) Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma

Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak aşağıdaki hakları kullanmaktan yosun bırakılır:

  1. a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamu görevinin üstlenilmesi (TBMM üyeliği, Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimi altında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen bütün memuriyet ve hizmetler)
  2. b) Seçme ve seçilme ehliyetinden ve diğer siyasi haklar
  3. c) Velayet hakkı, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmak
  4. d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatif ve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmak
  5. e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendi sorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmek.

Erteleme ve koşullu salıverilme halinde hak yoksunlukları: Hapis cezası ertelenmesi veya koşullu salıverilme halinde denetim süresi içinde cezanın infazı devam ettiğinden hak yoksunlukları da sürer. Ancak bu durumlarda hükümlü kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini kullanabilir. Ayrıca mahkeme (e) bendindeki hak yoksunluğunun uygulanmamasına da karar verebilir.

Hak yoksunluklarının süresi: Bu hak yoksunlukları kural olarak hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam eder. Ancak belli bir hak veya yetkinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar (gerçeğe aykırı bilirkişilik gibi) dolayısıyla hapis cezasına mahkumiyet halinde, bu yasağın, hükmolunan cezanın yarısından bir katına kadar süreyle cezanın infazından sonra da devam etmesine karar verilir.

Hak yoksunluklarının uygulanmadığı durumlar: Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında hak yoksunluğu güvenlik tedbiri uygulanamaz.

Adli para cezalarında kötüye kullanılan hak ve yetkilerin kullanılmasının yasaklanması: Adli para cezasına mahkumiyet halinde kural olarak hak yoksunluklarına hükmedilmez. Ancak belli bir hak ve yetkilerin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adli para cezasına mahkumiyet halinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyle icraya konan yasaklama ile ilgili süre, adli para cezasının tamamen infazından itibaren işlemeye başlar.

Taksirli suçlarda meslek veya sanatın icrasının yasaklanması ya da sürücü belgesinin geri alınması: Taksirli suçlarda kural olarak hak yoksunluklarına hükmedilemez. Ancak belli bir meslek veya sanatın ya da trafik düzeninin gerektirdiği dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla işlenen taksirli suçtan mahkumiyet halinde, 3 aydan az ve 3 yıldan fazla olmamak üzere, bu meslek veya sanatın icrasının yasaklanmasına ya da sürücü belgesinin geri alınmasına karar verilebilir. Yasaklama ve geri alma hükmün kesinleşmesiyle yürürlüğe girer ve süre, cezanın tümüyle infazından itibaren işlemeye başlar.

2) Müsadere

Müsadere bir şeyin devletin mülkiyetine geçmesidir. Müsadere için asıl suçtan dolayı mahkumiyet hükmünün verilmesi şart değildir. Suçun iştirak halinde işlenmiş olması veya teşebbüs aşamasında kalmış olması önemli değildir.

  • Eşya müsaderesi

– İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşya müsadere edilir.

– Henüz suç işlenmemiş olsa bile, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya da kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.

– Müsadere konusu eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin imkansız hale gelmesi durumunda, bu eşyanın değeri kadar para tutarı müsadere edilir.

– Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, eşya müsadere edilmeyebilir.

– Üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya da müsadere edilir. (kime ait olursa olsun)

– Eşyanın sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısım müsadere edilir. (kısmi müsadere)

– Birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payı müsadere edilir.

  • Kazanç müsaderesi

– Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlar müsadere edilir. (Örneğin suç sonucunda elde edilen malın satılması ile sağlanan kazanç). Kazanç müsaderesine karar verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.

– Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine karar verilir. Eşyanın yok edilmesi, kazancın harcanması gibi.

  1. Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri

Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkında uygulanan ve Çocuk Koruma Kanununda koruyucu ve destekleyici tedbirler adı altında düzenlenen tedbirlerdir.

Bunlar; a) Danışmanlık tedbiri: çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda; çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yol gösterme, b) Eğitim tedbiri: çocuğun bir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesi, c) Bakım tedbiri: çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerine getirememesi halinde, çocuğun resmi veya özel bakım yurdu ya da koruyucu aile hizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesi, d) Sağlık tedbiri: çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçici veya sürekli tıbbi bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddeleri kullananların tedavilerinin yapılması, e) Barınma tedbiri: barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamile kadınlara uygun barınma yeri sağlama (ÇKK m.5).

Tedbirin uygulanması, 18 yaşın doldurulmasıyla kendiliğinden sona erer. Ancak hakim, eğitim ve öğrenimine devam edebilmesi için ve rızası alınmak suretiyle tedbirin uygulanmasına belli bir süre daha devam edilmesine karar verebilir (ÇKK m.7/6).

  1. Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri

Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine mahkeme veya hakim kararıyla serbest bırakılabilir (TCK m.57/1-2).

  1. Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular

– Tekerrürde olduğu gibi, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi ve örgüt mensubu suçlu özel tehlikeli suçlu sayılır ve bu kişiler hakkından mükerrirlere özgü infaz rejimi ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır.

  1. Sınır dışı edilme

İşlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkum edilen yabancı, koşullu salıverilmeden yararlandıktan ve her halde cezasının infazı tamamlandıktan sonra, durumu, sınır dışı işlemleriyle ilgili olarak değerlendirilmek üzere derhal İçişleri Bakanlığına bildirilir.

  1. Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri

– Bunlar, verilen iznin iptali ve müsadere tedbiri olup sadece özel hukuk tüzel kişileri hakkında uygulanabilirler. Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkumiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.

Tüzel kişi hakkında bu tedbirlerin uygulanması işlenen fiile nazaran daha ağır sonuçlar ortaya çıkarabileceği durumlarda, hakim bu tedbirlere hükmetmeyebilir

VII. DAVA VE CEZANIN DÜŞMESİ

  1. A) Sanığın veya hükümlünün ölümü

Sanığın ölümü halinde kamu davasının düşürülmesine karar verilir. Ancak, niteliği itibarıyla müsadereye tabi eşya ve maddi menfaatler hakkında davaya devam olunarak bunların müsaderesine hükmolunabilir.

Hükümlünün ölümü, hapis ve henüz infaz edilmemiş adli para cezalarını ortadan kaldırır. Ancak, müsadereye ve yargılama giderlerine ilişkin olup ölümden önce kesinleşmiş bulunan hüküm, infaz olunur.

  1. B) Af
  2. Genel af

Genel af halinde, dava açılmaz, açılmışsa kamu davası düşer, hükmolunan cezalar bütün neticeleri ile birlikte ortadan kalkar.

Bu yüzden genel affa uğramış mahkumiyet ertelemeye engel olmayıp, tekerrür hükümlerinin uygulanmasına engeldir. Genel af disiplin cezalarını etkilemez.

Genel af, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adli para cezasının geri alınmasını gerektirmez; tazminat davasının açılmasını engellemez (TCK m.74). Ancak genel af halinde yargılama giderleri sanık veya hükümlüden istenemez.

Genel af kişinin kabulüne bağlı değildir, resen uygulanır.

  1. Özel af

Özel af ile hapis cezasının infaz kurumunda çektirilmesine son verilebilir veya infaz kurumunda çektirilecek süresi kısaltılabilir ya da adli para cezasına çevrilebilir.

Özel af durumunda kamu davasının düşürülmesine karar verilmez. Özel af sadece cezayı etkiler.

Özel af mahkumiyeti ortadan kaldırmaz. Cezaya bağlı olan veya hükümde belirtilen hak yoksunlukları, özel affa rağmen etkisini devam ettirir.

Adli para cezaları hakkında özel af çıkarılamaz.

Özel af, müsadere olunan şeylerin veya ödenen adli para cezasının geri alınmasını gerektirmez; tazminat davasının açılmasını engellemez.

Özel af toplu veya bireysel olabilir.

▪ Genel af ile özel af arasında fark suç ve suçlu sayısı bakımından değil, sonuçları bakımındandır.

▪ Genel ve özel af  şarta bağlanabilir. Her iki af tüm suçlar veya belirli bazı suçlar hakkında TBMM tarafından çıkartılabilir (3/5 çoğunlukla)

▪ Ormanları suçları hakkında özel ve genel af çıkartılamaz (Any m.169/3).

TBMM dışında Cumhurbaşkanı da sürekli hastalık, sakatlık veya kocama nedeniyle belirli kişilerin cezalarını hafifletebilir veya kaldırabilir. Bu bireysel aftır ve özel af olarak sonuç doğurur.

Özel af,  kişinin kabulüne bağlı değildir, resen uygulanır.

  1. C) Dava zamanaşımı

Suçun işlendiği andan itibaren aşağıdaki sürelerin geçmesiyle kamu davası açılmaz, açılmışsa düşer:

– Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 30 yıl

– Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 25 yıl

– 20 yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda 20 yıl

– 5 yıldan fazla ve 20 yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda 15 yıl

– 5 yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda 8 yıl

Fiili işlediği sırada 12 -15 yaş arasında olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; 15-18 yaş arasında olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.

Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.

Dava zamanaşımı sürelerinin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.

Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar

Dava zamanaşımı;

– Tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden,

– Teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden,

– Kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden,

– Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden,

– Çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda, çocuğun 18 yaşını bitirdiği günden,

İtibaren işlemeye başlar.

İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar (TCK m.267/8). Birden çok evlilik, hileli evlenme suçunda dava zamanaşımı evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar (TCK m.230/4).

TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” Kısmında yazılı 10 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz. Yine soykırım ve insanlığa karşı suçlarda dava zamanaşımı işlemez (TCK m.76/4, m.77/4).

Dava zamanaşımı süresinin durması

Durmada süre yerinde kalmakta, durma nedeni ortadan kalktığında ise kaldığı yerden işlemeye devam etmektedir. Aşağıda belirtilen hallerde dava zamanaşımı durur.

(1) Kovuşturulması izin veya karara bağlı olan suçlarda izin veya kararın alınmasına kadar dava zamanaşımı durur (TCK m.67/1).

(2) Bekletici sorun sayma kararı verilince sorunun çözümüne kadar dava zamanaşımı durur (TCK m.67/1).

(3) Kaçak sanık hakkında kaçaklık kararı kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur (TCK m.67/1).

(4) Uzlaştırma süresince dava zamanaşımı durur (CMK m.253/21).

(5) Kamu davasının açılmasının ertelenmesinde, erteleme süresince dava zamanaşımı durur (CMK m.171/4).

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında, denetim süresinde dava zamanaşımı durur (CMK m.231/8-c).

  1. Dava zamanaşımı süresinin kesilmesi

Dava zamanaşımı kesildiğinde, tekrar başa dönülür ve zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Ancak kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.

Aşağıdaki hallerin varlığı halinde dava zamanaşımı süresi kesilmiş olur:

(1) Şüphelilerden birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması.

(2) Şüpheli veya sanıklardan birinin sorguya çekilmesi (hakim veya mahkeme huzurunda).

(3) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi.

(4) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi.

(5) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkumiyet kararı verilmesi.

  1. D) Ceza zamanaşımı

Ceza zamanaşımı mahkumiyeti ortadan kaldırmaz; sadece infazı engeller. Aşağıda yazılı cezalar belirtilen sürelerin geçmesiyle infaz edilmez:

– Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarında 40 yıl

– Müebbet hapis cezalarında 30 yıl

– 20 yıl ve daha fazla süreli hapis cezalarında 24 yıl

– 5 yıldan fazla hapis cezalarında 20 yıl

– 5 yıla kadar hapis ve adli para cezalarında 10 yıl

Fiili işlediği sırada 12-15 yaş arasında olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; 15-18 yaş arasında olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle ceza infaz edilmez.

TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar” Kısmında yazılı yurt dışında işlenmiş suçlar dolayısıyla verilmiş 10 yıldan fazla hapis cezalarında zamanaşımı uygulanmaz.

Türleri başka başka cezaları içeren hükümler, en ağır ceza için konulan sürenin geçmesiyle infaz edilmez.

Ceza zamanaşımı, hükmün kesinleştiği veya infazın herhangi bir suretle kesintiye uğradığı günden itibaren işlemeye başlar ve kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır.

Ceza zamanaşımının kesilmesi

Mahkumiyet hükmünün infazı için yetkili merci tarafından hükümlüye kanuna göre yapılan tebligat veya bu maksatla hükümlünün yakalanması ceza zamanaşımını keser.

Bir suçtan dolayı mahkum olan kimse üst sınırı 2 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlediği takdirde, ceza zamanaşımı kesilir.

▪ TCK ceza zamanaşımının durmasını kabul etmemiştir.

Dava ve ceza zamanaşımı re’sen uygulanır ve bundan şüpheli, sanık ve hükümlü vazgeçemezler.

 

  1. E) Müsadere zamanaşımı

Müsadereye ilişkin hüküm, kesinleşmeden itibaren 20 yıl geçtikten sonra infaz edilmez.

 

  1. F) Önödeme

Yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanunda yazılı cezasının yukarı sınırı 3 ayı aşmayan hapis cezasını ya da her ikisini gerektiren suçlarda önödeme yoluna gidilebilir.

Ancak uzlaşma kapsamında olan suçlarda önödeme yoluna gidilemez.

TCK’da iki tür önödeme kabul edilmiştir.

  • Kamu davasının açılmasını önleyen önödeme: Cumhuriyet savcısı kamu davasını açmadan önce, sanığa belli bir miktar para cezasını soruşturma giderleriyle birlikte 10 gün içinde öderse kamu davasının açılmayacağını bildirir ve sanık bu ödemeyi süresi içinde yaparsa kamu davası açılmaz.
  • Kamu davası açıldıktan sonra davayı düşüren önödeme: Önödeme kapsamında olup ama özel kanun hükümleri gereğince işin doğrudan mahkemeye intikal etmesi veya Cumhuriyet savcılığınca önödeme işlemi yapılmadan dava açılması veya dava konusu fiilin niteliğinin değişmesi suretiyle önödeme kapsamına girmesi halinde önödeme işlemi mahkeme tarafından yapılır. Sanık bu ödemeyi süresi içinde yaparsa kamu davası düşer.

Önödeme sonucunda kamu davasının açılmaması veya ortadan kaldırılması, kişisel hakkın istenmesine, malın geri alınmasına ve müsadereye ilişkin hükümleri etkilemez.

 

  1. G) Şikayet (Şikayetten vazgeçme)

Ceza hukukunda kural suçların re’sen takibidir. Ancak istisnai olarak kanun bazı suçların takibi şikayete bağlıdır.

Şikayete bağlı suçlarda şikayet hakkı 6 ay içinde kullanılmalıdır. Bu süre hak düşürücü süredir.

Zamanaşımı süresini geçmemek koşuluyla bu süre, şikayet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.

Şikayet hakkı olan birkaç kişiden birisi 6 aylık süreyi geçirirse bundan dolayı diğerlerinin hakları düşmez.

Fail değil fiil şikayet edilir. Bu yüzden şikayette failin gösterilmesi şart değildir, fiilin belirtilmesi yeterlidir.

İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan bir kısmı şikayet edilip bir kısmı hariç tutulamaz (şikayetin sirayeti veya bölünmezliği ilkesi).

Şikayet hakkı kural olarak mirasçılara geçmez. Bu kuralın istisnası hakaret suçudur[6].

Mümeyyiz çocuklar da şikayet hakkını kullanabilirler. Mümeyyiz olmayan kişilerde ise şikayet hakkını yasal temsilci kullanılır.

Şikayete bağlı suçlarda şikayet hakkı olan kişinin şikayetten vazgeçmesi kamu davasını düşürür. Şikayetten vazgeçme hükmün kesinleşmesinden önce yapılmalıdır. Hükmün kesinleşmesinden sonraki şikayetten vazgeçme cezanın infazına engel olmaz.

Şikayetten vazgeçme onu kabul etmeyen sanığı etkilemez. Yani şikayetten vazgeçme iki taraflı bir işlemdir.

İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikayetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.

Şikayetten vazgeçme ve şikayetten feragat farklı kurumlardır. Şikayetten vazgeçme, yapılmış olan şikayetin geri alınması iken; şikayetten feragat, şikayet hakkı olan kişinin bu hakkı kullanmadan önce şikayetçi olmadığını beyan etmesidir.

Kamu davasının düşmesi, suçtan zarar gören kişinin şikayetten vazgeçmiş olmasından ileri gelmiş ve vazgeçtiği sırada şahsi haklarından da vazgeçtiğini ayrıca açıklamış ise artık hukuk mahkemesinde de dava açamaz.

 

  1. H) Uzlaşma

CMK’da düzenlenmiştir (m.253, 254, 255). Uzlaşma, mağdur veya suçtan zarar gören kişi ile şüpheli veya sanığın anlaşmak suretiyle kamu davasının açılmasını önleyen ya da açılmış olan kamu davasını düşüren kurumdur. Soruşturma evresinde savcılık tarafından veya kamu davası açıldıktan sonra ise mahkeme tarafından uzlaşma yoluna gidilebilir.

*Uzlaşma yoluna gidilebilen suçlar

1) Soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar.

Ancak soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez.

2) Şikayete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan aşağıdaki suçlar:

– Basit ve hafif kasten yaralama (m.86/1-2)

– Taksirle yaralama (m.89)

– Konut dokunulmazlığının ihlali (m.116)

– Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (m.234)

– Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (m.239). 4. fıkra hariç  (Cebir ve tehdit kullanarak bu bilgi veya belgelerin açıklamaya mecbur kılma).

Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması halinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.

*Soruşturma evresinde uzlaştırma

▪ Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tabi olması halinde, Cumhuriyet savcısı veya talimatı üzerine adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören reşit değilse teklif kanuni temsilciye yapılır. Cumhuriyet savcısı uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren 3 gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır.

▪ Mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanuni temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.

▪ Birden fazla mağdur veya zarar gören varsa uzlaşma için hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.

▪ Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.

▪ Şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görenin uzlaşma teklifini kabul etmesi halinde, Cumhuriyet savcısı uzlaştırmayı kendisi gerçekleştirebileceği gibi, uzlaştırmacı olarak avukat görevlendirilmesini barodan isteyebilir veya hukuk öğrenimi görmüş kişiler arasından uzlaştırmacı görevlendirebilir.

▪ CMK’da belirtilen hakimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebepleri, uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde bulundurulur.

▪ Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren en geç 30 gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Cumhuriyet savcısı bu süreyi en çok 20 gün daha uzatabilir.

▪ Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanuni temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanuni temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.

▪ Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir.

▪ Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine verilen belge örnekleriyle birlikte Cumhuriyet savcısına verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır.

▪ Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler.

▪ Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.

Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.

▪ Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde kamu davası açılır.

Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.

▪ Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.

▪ Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek Cumhuriyet savcısına verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.

▪ Uzlaştırmacıya Cumhuriyet savcısı tarafından çalışma ve masraflarıyla orantılı bir ücret takdir edilerek ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.

▪ Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak CMK’da öngörülen kanun yollarına başvurulabilir.

*Mahkeme tarafından uzlaştırma

▪ Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında olduğunun anlaşılması halinde, uzlaştırma işlemleri yukarıda belirtilen esas ve usule göre mahkeme tarafından yapılır.

▪ Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme, uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde; sanık hakkında, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilir. Geri bırakma süresince zamanaşımı işlemez. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde hüküm açıklanır.

Birden çok fail bulunması halinde uzlaşma: Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.

KAYNAKÇA

  1. TOROSLU, Nevzat, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Ankara 2005, Savaş Yayınevi.
  2. HAKERİ, Hakan, Ceza Hukuku, Temel Bilgiler, Ankara 2006, Seçkin Yayınevi.
  3. DEMİRBAŞ, Timur, Ceza Hukuku, Genel Hükümler, Ankara 2007, Seçkin Yayınevi.
  4. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Gerekçesi.

[1] Ancak bu örnekte başka bir suç olan yardım ve bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi suçu oluşur. Bu suçu düzenleyen TCK’nın 98/1. maddesine göre, “Yaşı, hastalığı veya yaralanması dolayısıyla ya da başka herhangi bir nedenle kendini idare edemeyecek durumda olan kimseye hal ve koşulların elverdiği ölçüde yardım etmeyen ya da durumu derhal ilgili makamlara bildirmeyen kişi, bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”.

[2] Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması- Madde 170: “(1) Kişilerin hayatı, sağlığı veya malvarlığı bakımından tehlikeli olacak biçimde ya da kişilerde korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda; a) Yangın çıkaran, b) Bina çökmesine, toprak kaymasına, çığ düşmesine, sel veya taşkına neden olan, c) Silahla ateş eden veya patlayıcı madde kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Yangın, bina çökmesi, toprak kayması, çığ düşmesi, sel veya taşkın tehlikesine neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır”.

[3] Bunlar: a) Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla bir eğitim programına devam etmesi, b) Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılması c) 18 yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkanı da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesi şeklinde uygulanan yükümlülüklerdir.

[4] Mahkeme, denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir. Bu kişi, kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda hükümlüye öğütte bulunur; eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle görüşerek, istişarelerde bulunur; hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bilincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hakime verir.

[5] (3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 36, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 30, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 36, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 30, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 28 yıldır (5275 S.K.m.107/3). Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkumiyet halinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 36 yılını, müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar 30 yılını, süreli hapis cezasına mahkum edilmiş olanlar cezalarının dörtte üçünü infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ancak, bu süreler; a) Birden fazla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 40, b) Birden fazla müebbet hapis cezasına mahkumiyet halinde 34, c) Bir ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 40, d) Bir müebbet hapis cezası ile süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 34, e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 32 yıldır (5275 S.K. m.107/4).

 

[6] Hakaret suçunda mağdur, şikayet etmeden önce ölürse, veya suç ölmüş olan kişinin hatırasına karşı işlenmiş ise; ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşleri tarafından şikayette bulunulabilir (TCK m.131/2).

İlgili Kategoriler

Hukuk Ders Notları


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.