Borçlar hukuku önemli ders notları


 BORÇLAR HUKUKU

Borçlar hukuku, borç ilişkisinin doğumunu, hükümlerini, türlerini ve sona ermesini düzenleyen bir özel hukuk dalıdır. Borçlar hukukunun asli kaynağı olan Borçlar Kanunu, İsviçre’den alınmış ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Borçlar Kanunu, şekli bakımdan Medeni Kanun’dan ayrı ve bağımsız bir yasa olmakla birlikte, içerik açısından Medeni Kanun’u tamamlayan bir yasadır. Borçlar hukuku aynı zamanda, geniş anlamda medeni hukukun bir alt dalı olarak kabul edilmektedir.

            Borçlar Kanunu, iki kısma ayrılmıştır.

 1- Umumi Hükümler: Bir borç ilişkisinin doğumu, hükümleri, sonuçları ve borç ilişkisinde tarafların değişmesi konuları incelenmiştir.

 2- Özel Borç İlişkileri: Satım, bağışlama, kefalet, havale vs.. gibi özel bazı borç ilişkileri düzenlenmiştir.

 

BORÇ İLİŞKİSİ; iki taraf arasında var olan ve taraflardan birini diğerine karşı belli bir edimde bulunmakla yükümlü kılan hukuki bir bağdır. Geniş anlamda borç; iki veya daha çok kimse arasındaki karşılıklı yükümlülüklerin tümünü kapsar. Dar anlamda borç ise; taraflardan birinin diğerine karşı yerine getirmekle yükümlü olduğu tek bir edimi ifade eder.

Borç ilişkisinin üç unsuru vardır:

1) Alacaklı → bir borç ilişkisinde borçludan edimi talep etmeye yetkili olan kişi. Borç ilişkisinden alacaklı lehine doğan alacak hakkı, bir yararlanma hakkıdır ve mameleki (malvarlıksal) bir haktır. Borç ilişkisinde alacaklının bu ilişkiden doğan alacak hakkı kendisine edimi borçludan isteme yetkisi verir. Buna TALEP HAKKI denir. Talep hakkının mahkeme önünde kullanılmasına ise DAVA HAKKI denir.

Borç ilişkisinden doğan talep hakkı nispi (şahsi) niteliktedir. Borç ilişkisinden doğan bu haklara nispi haklar denir. Bu haklar kural olarak sadece borç ilişkisinin diğer tarafına karşı ileri sürülebilen haklardır, üçüncü kişilere karşı ileri sürülemezler. İstisnaen tapu siciline şerh verilebilen nispi haklar (tapuya şerh verilmişlerse) 3. şahıslara karşı da ileri sürülebilir. Bu haklara kuvvetlendirilmiş nispi haklar denir.

2) Borçlu → borç ilişkisi gereğince alacaklıya edimi yerine getirmekle yükümlü olan kişi.

3) Edim → Aralarındaki borç ilişkisi dolayısıyla alacaklının borçludan isteyebileceği, borçlunun da yerine getirmekle yükümlü olduğu davranış biçimi (eda, ödem de denir).

Edimin konusu vermek, yapmak veya yapmamak olabilir.

vermek → işverenin işçisine para vermesi

yapmak → işçinin iş görme edimi

yapmamak → rekabet etme yasağı

 Edimin konusu belli veya hiç değilse belirlenebilir olmalıdır. Edimin konusu hukuka ve ahlaka aykırı olmamalı, objektif olarak da imkansız olmamalıdır.

EDİMİN TÜRLERİ:

1) Müsbet – Menfi  Edim:

a) Müsbet Edim: Vermeye veya yapmaya ilişkin olan edimdir.

b) Menfi Edim: Yapmamaya ilişkin bir edimdir.

2) Şahsi (kişisel) – Maddi Edim:

a) Şahsi Edim; bizzat borçlunun bedeni veya fikri gücüyle yerine getirilebilen edimdir. Ör. İş görme edimi.

b) Maddi Edim; Borçlunun mal varlığıyla yerine getirilebilen edimdir. (malvarlığı = mamelek)

   Şahsi edim borçlunun ölümü halinde mirasçılarına geçmez, ancak maddi edim ölüm halinde mirasçılara geçer.

3) Ani – Dönemli – Sürekli Edim:

a) Ani Edim (bir defalık edim): Borçlanılan edimin bir defada, bir tek fiille yerine getirilmesidir. Ör. bir şeyin teslimi, bir miktar paranın ödenmesi.

b) Dönemli (devri) Edim: Borçlanılan edimin, belirli aralıklarla, düzenli veya düzensiz olarak tekrarlanmasıdır. Ör. belirli zamanlarda ödenen sigorta primleri.

c) Sürekli Edim: Kesintisiz bir fiil ya da davranışla yerine getirilebilen edimdir. Ör. İşçinin edimi, kiralayanın edimi.

 4) Bölünebilen – Bölünemeyen Edim:

a) Bölünebilen edim: Edimin konusunu teşkil eden şeyin, niteliğinde bir değişiklik veya değerinde esaslı bir azalma olmaksızın parçalara ayrılabilmesidir. Ör. Sayı, tartı, ölçü ile miktarı belirlenebilen, biri diğeri yerine konulabilen misli şeyler bölünebilir edimlerdir.

b) Bölünemeyen edim: Bölündüğü zaman niteliğinde bir değişme, değerinde esaslı bir azalma meydana gelen edimlerdir. Ör. canlı hayvan teslimi, iş görme edimi.

II. BORÇ VE SORUMLULUK

      Sorumluluk; alacaklının alacağını alabilmek için borçluya ait mal varlığına devlet kuvveti yardımıyla (cebr-i icra yoluyla) başvurabilmesi ve borçlunun bunlara katlanmak zorunda olmasıdır. Sorumluluğun türleri:

1- Şahıs ile Sorumluluk:

Bu sorumlulukta borçlunun şahsına el uzatma söz konusudur. Günümüzde bu sorumluluk uygulanmamaktadır.

2- Mal varlığı ile Sorumluluk:

Modern hukuk düzenlerinde kabul edilmiştir. Kendi arasında ikiye ayrılır.

a) Sınırsız (şahsi) Sorumluluk: Kural olarak borçlunun borcundan dolayı haczedilebilen bütün mallarıyla sınırsız sorumlu olması esası kabul edilmiştir.

b) Sınırlı Sorumluluk: Hukuk düzeni bazı hallerde sorumluluğu sınırlamıştır. Kendi arasında ikiye ayrılır:

aa) Belli mallarla sınırlı sorumluluk: Ör. Devlet miras bırakanın borçlarından dolayı yalnızca tereke malları ile sorumludur.

bb) Belli miktarlarla sınırlı sorumluluk: Borçlu borcundan dolayı bütün mallarıyla sorumlu olmakla birlikte, bu sorumluluk belli miktar ile sınırlandırılmıştır. Ör. Kefilin sorumlu olacağı belli miktar kefalet sözleşmesinde gösterilmelidir. Bu geçerlilik şartıdır.

III. EKSİK BORÇLAR (TABİİ BORÇLAR)

            Bu tür borçlarda ortada mevcut bir borç vardır. Bu borç borçlu tarafından kendi isteği ile yerine getirilirse geçerlidir. Fakat alacaklı tarafından talep ve dava edilemeyen borçlardır. Bu sebeple bu çeşit borçlara “ifa edilebilir fakat dava edilemez borçlar” denilmektedir. Borçlu kendisini borçlu zannederek hataen ifada bulunsa bile bu ifa geçerlidir, sebepsiz zenginleşme teşkil etmez. Bu ifa bağışlama da sayılmaz. Çünkü borçlu borcunu ifa sebebiyle yerine getirmektedir.

            Eksik borçların bir kısmı doğuştan eksik borç niteliğindedir. Bunlar; kumar ve bahisten doğan borçlar, evlenme tellallığından doğan borçlar ve ahlaki ödevlerden doğan borçlardır. Zamanaşımına uğramış olan borçlar ise sonradan eksik hale gelen borçlardır. Zamanaşımına uğramış borçlar, borçlunun zamanaşımı def’ini ileri sürmesiyle eksik borç niteliği kazanırlar.

IV. BORÇLUNUN SAVUNMA VASITALARI

            Temel hukuka dayanan savunma imkanları iki gruba ayrılmaktadır.

1- İTİRAZ: Bir hakkın doğmadığı veya doğmuş olan bir hakkın sonradan ortadan kalktığına ilişkin bir olayın ileri sürülmesidir. Ör. Ödeme, ehliyetsizlik. İtirazı hakim re’sen yani kendiliğinden dikkate alır.

2- DEF’İ:  Borçlu, alacaklının hakkını kabul ediyor fakat özel bazı sebeplere dayanarak borcun ifasından devamlı ya da geçici olarak kaçınabiliyor. Ör. Zamanaşımı def’i, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde ödemezlik def’i, adi kefalette tartışma def’i.  Def’i bir hak kullanımı olduğu için hakim kendiliğinden dikkate alamaz.

BORÇ İLİŞKİSİNİN KAYNAKLARI

  • Hukuki işlemlerden doğan borçlar
  • Haksız fiillerden doğan borçlar
  • Sebepsiz zenginleşmeden doğan borçlar

            Bu üç ana kaynağın haricinde borç ilişkisi doğuran başka kaynaklar da vardır. Örneğin, belirli hısımlar arasındaki nafaka yükümlülüğü, vekaletsiz iş görmeden doğan borçlar, sözleşme görüşmeleri sırasında kusurlu bir davranıştan (culpa in contrahendo) doğan borçlar, fiili sözleşme ilişkileri, koruma yükümlerinin ihlali.

 

HUKUKİ İŞLEMLERDEN DOĞAN BORÇLAR

            Hukuk düzeninin kendisine hukuki sonuç bağladığı iradi fiillere geniş anlamda hukuki fiil adı verilir. Hukuki fiiller kendi arasında ikiye ayrılır:

A) Hukuka aykırı fiiller: Hukuk düzeninin izin vermediği fiillerdir. Bunlar haksız fiil ve borca aykırılıktan oluşur.

B) Hukuka uygun fiiller: Hukuk düzeninin izin verdiği fiillerdir. Üçe ayrılırlar:

1) İrade açıklamaları: Bunlar da kendi arasında üçe ayrılır:

a) Hukuki işlemler: Bir veya birden çok kişinin hukuk düzeninin öngördüğü sınırlar içinde hukuki sonuç doğurmaya yönelmiş irade beyanı veya beyanlarından oluşan hukuki bir olgudur.

b) Hukuki işlem benzeri fiiller: Bu tür irade açıklamalarına, beyanda bulunanın iradesinden bağımsız olarak bizzat hukuk düzeni sonuç bağlamaktadır. Ör. ihtar, ek süre tayini.

c) Maddi fiiller: İradenin dış dünyada maddi ve fiili bir sonuca yöneldiği fiillerdir. Ör. yerleşim yeri edinme, işleme, karışma. Maddi fiilde bulunan kişinin fiil ehliyetine sahip olması gerekmez.

2) Tasavvur (bilgi) açıklamaları: Herhangi bir kişinin bir olay veya bir konu hakkında fikir ileri sürmesidir. Hukukun kendisine sonuç  bağladığı bilgi açıklamalarına ör. borcun ikrarı, ihbar.

3) Duygu açıklamaları: Hukuki bir sonuca yönelmedikleri için hukuki işlem sayılmazlar. Kanun duygu açıklamalarından sadece affa sonuç bağlamıştır.

 

A) HUKUKİ İŞLEMİN UNSURLARI

1) Kurucu unsurları:

a) İrade beyanı: Kural olarak hukuki işlemin temel kurucu unsurudur. Bazı hukuki işlemlerde başka bir unsura gerek olmadan irade beyanı yalnız başına hukuki işlemi meydana getirmeye yeter. Ör. fesih.

b) İrade beyanına eklenmesi gereken diğer kurucu unsurlar: Bu unsur maddi bir olay olabileceği gibi (ör. eşya taşıma sözleşmesinin meydana gelebilmesi için taşınacak eşyanın teslimi (real sözleşme), resmi bir fiil (ör. tescil fiili) veya resmi bir makamın katılması (ör. evlenme) olabilir.

2) Etkinlik unsurları: Hukuki işlemin sonuçlarını meydana getirmesi için gerekli olan unsurlardır. Ör. vasiyette bulunan kişinin ölmesi, geciktirici şartın gerçekleşmesi, yasal temsilcinin onayı.

3) Geçerlilik unsurları: Bir hukuki işlemin geçerli olarak kurulmasını sağlayan unsurlardır. Ör. hukuki işlemin hukuka, ahlaka, kişilik haklarına aykırı olmaması.

 

B) HUKUKİ İŞLEMİN TÜRLERİ

1) Hukuki işlemler taraflarının sayısı bakımından ikiye ayrılır:

a) Tek taraflı hukuki işlemler: Tek bir kişinin iradesini açıklamasıyla meydana gelen hukuki işlemlere denir. Ör. vasiyetname, vakıf kurma. Kendi arasında ikiye ayrılır.

aa) Ulaşması gerekli tek taraflı hukuki işlemler: Bazı tek taraflı hukuki işlemlerin hukuki sonuç doğurabilmesi için bir kişiye (Ör. icap, kabul, takas, fesih) veya bir resmi makama (ör. mirasın reddi) ulaşması gerekir.

bb) Ulaşması gerekli olmayan tek taraflı hukuki işlemler: Bazı tek taraflı hukuki işlemlerin ise bir kişiye veya resmi bir makama yöneltilmesi gerekmez. Ör. el yazısı ile vasiyetname.

b) Çok taraflı hukuki işlemler: Kendi arasında ikiye ayrılır.

aa) Sözleşmeler (akit-mukavele): İki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamasında bulunmalarıyla sözleşme meydana gelir. Sözleşmeler borç altına giren taraf sayısına göre ikiye ayrılır:

 aaa) Tek tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Ör. Bağışlama, kefalet.

 bbb) İki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Kendi içinde ikiye ayrılır:

aaaa) Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Bu sözleşmelerde taraflardan her ikisi de her zaman borç altına girmektedir. Edimler karşılıklı olarak değiştirilmektedir. Ör. satım, kira, hizmet, istisna sözleşmeleri.

bbbb) Eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: Bu tür sözleşmelerde, tarafların yüklendikleri edimler birbirleriyle değiştirilme amacı gütmemektedirler. Edimler birbirine bağlı olmayıp, birbirinin sebep ve karşılığını oluşturmazlar. Ör. Karz (tüketim ödüncü), ariyet (kullanma ödüncü), ücretsiz vedia (emanet), ivazsız vekalet sözleşmesi. Eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, önce taraflardan biri için karşılıksız bir asli edim yükümü doğar. Sonra bu borç sebebiyle fakat ondan bağımsız olarak diğer tarafın tali edim yükümü doğar.

bb) Karar: Ortak bir işte ve kanunun açıkça öngördüğü hallerde birden çok kişinin vardığı ortak çözümdür. Kararlarda iradeler aynı yöndedir. Fakat karşılıklı değildir.

 

2) Hukuki işlemler hukuki sonucun doğacağı zaman esas alınarak ikiye ayrılır:

a) Sağlar arası hukuki işlemler: Sonuçlarını işlemi yapan kişi veya kişilerin sağlığında doğuran işlemlerdir. Ör. Satım, kira, takas, fesih vs.

b) Ölüme bağlı hukuki işlemler: Sonuçlarını işlemi yapan kişinin ölümüyle doğuran işlemlerdir. Ör. vasiyetname, miras sözleşmesi.

 

3) Hukuki işlemler borç altına sokmalarına veya bir hakka etki etmelerine göre de ikiye ayrılır:

a) Borçlandırıcı (iltizami) hukuki işlemler: İşlem yapan kişinin malvarlığının pasif kısmını artıran işlemlerdir. Ör. Satım, kira, hizmet.

b) Tasarruf işlemleri: Bir hakkı veya hukuki ilişkiyi doğrudan doğruya etkileyen, onu diğer tarafa geçiren, içeriğini sınırlayan, değiştiren veya ortadan kaldıran işlemlerdir. Ör. Alacağın temliki, ibra (borçtan kurtarma), tescil, teslim.

VII. SÖZLEŞMENİN MEYDANA GELMESİ

             Bir sözleşmenin meydana gelebilmesi için iki irade açıklamasına ihtiyaç vardır. Bunlardan zaman bakımından önce yapılanına İCAP (sözleşme yapma önerisi) denir. İcabı yapan kişiye icapçı denir.

            İcap tek taraflı ve varması gerekli bir irade açıklamasıdır. İcap mutlaka belli bir kimseye yapılmak zorunda değildir, umuma (kamuya) da icap yapılabilir. Mağazaların vitrinlerinde üzerlerine fiyat konularak mal sergilenmesi kamuya yapılmış bir icaptır.

       İcap sözleşmenin esaslı unsurlarını içermeli ve icapçı icabıyla bağlı olmak niyetinde olmalıdır. İcapta böyle bir nitelik yoksa bu bir icaba davet sayılır. Tarife katalog veya cari fiyat listeleri gönderilmesi icaba davettir.

        İcap kural olarak icapçıyı bağlar. İcabın icapçıyı bağlama süresi, icabın süreli ve süresiz olmasına göre değişir.

Süreli icaplarda (icapçının kabul için bir süre belirlediği icap) icapçı, kabul haberi bu süre bitmeden önce kendisine ulaşmazsa artık icabıyla bağlı olmaz.

Süresiz icaplarda, icap hazırlar arasında yapılmışsa karşı tarafça derhal kabul edilmezse icapçı bağlı olmaktan kurtulur. Telefon ile veya temsilci vasıtasıyla yapılan işlemler de hazırlar arasında sayılır.

            Hazır olmayanlar arasında (telgraf veya mektupla yapılan icaplarda) yapılan süresiz icaplarda ise icapçı, normal bir kabul haberinin kendisine ulaşıncaya kadar icabıyla bağlıdır. Gecikmiş kabul haberi yeni bir icap sayılır. Ancak geciken kabul haberi vaktinde gönderilmişse icapçı bununla bağlı kalmak istemediğini kabulcüye derhal bildirmezse sözleşme kurulmuş sayılır.

 İCAPTAN DÖNME (İCABIN GERİ ALINMASI)

İcabın geri alındığı haberi kabulcüye icabın varmasından önce veya icabıyla aynı anda ulaşırsa ya da icaptan sonra ulaşmakla beraber icabın geri alındığını icaptan önce haber alırsa icaptan dönülmüş sayılır. İcabın geri alınmasına ilişkin kurallar, kabulün geri alınması hakkında da uygulanır.

KABUL: İcapçının yaptığı icaba kabulcünün verdiği tek taraflı ve varması gerekli olumlu bir irade açıklamasıdır. Kabul açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir.

             Kural olarak kabulcünün icabı cevapsız bırakması yani sessiz kalması kabul sayılmaz. Fakat icapçının işin özel niteliği veya durumun gereği nedeni ile açık bir kabul haberi beklemek zorunluluğu olmadığı hallerde kabulcünün icabı uygun bir süre içinde reddetmemiş olması kabul anlamına gelir.

             Kabul mutlaka icaba uygun olmalı. İcabı değiştiren kabul yeni bir icap sayılır.

             İcap gibi kabul de belli bir şekle tabi değildir. Sözlü veya yazılı yapılabilir.

SÖZLEŞMENİN KURULDUĞU VE HÜKÜMLERİNİ DOĞURDUĞU AN

            Hazırlar arasında yapılan bir sözleşme kabulün açıklandığı anda kurulmuş olur ve kural olarak o anda da hükümlerini doğurmaya başlar.

         Hazır olmayanlar arasında yapılan bir sözleşme ise kabul haberinin icapçıya ulaştığı anda kurulmuş olur fakat hükümlerini kabul haberinin gönderildiği andan itibaren doğurmaya başlar. Açık bir kabule ihtiyaç bulunmayan hallerde ise, sözleşmenin hükümleri icabın karşı tarafa ulaşması ile başlar.

IX. SÖZLEŞMELERİN ŞEKLİ

            Şekil; iradenin belirli bir biçimde veya belirli araçlarla açıklanmasıdır. Şekil, sözleşmeye kesinlik, açıklık, ispat kolaylığı ve güvenlik sağlar, tarafları düşünmeğe sevk eder ve sözleşmenin yorumunu kolaylaştırır. Şeklin Türleri:

  • Kaynaklarına Göre Şekil:

a) Kanuni şekil: Bizzat kanun tarafından öngörülen şekildir.

b) İradi şekil: Taraflarca kararlaştırılan şekildir.

Amaçlarına Göre Şekil:

a) Geçerlilik (sıhhat) şekli: Bir sözleşmenin geçerli bir surette meydana gelebilmesi için uyulması gereken şekildir. Borçlar Kanunu’nda kural şekil serbestisidir. Kanunda herhangi bir şekle tabi tutulmamış işlemin geçerli olabilmesi için belli bir şekle uymaya gerek yoktur.

b) İspat şekli: Bir sözleşmenin varlığının kanıtlanması için öngörülen şekildir. Yapıldığı andaki değeri 400 milyon TL ve daha fazla olan işlemler yazılı delille ispat edilebilir.

Kanuni Geçerlilik Şeklinin Türleri:

1)   Sözlü şekil: İrade açıklamasının mutlaka sözle yapılması gereken şekildir. Ör. Evlenme akdi, sözlü vasiyetname.

2) Yazılı şekil: Tarafların el yazısı ile veya başka bir aletle bir senet düzenleyerek altını imzalamalarıdır. Alacağın temliki, bağışlama vaadi, kefalet sözleşmesi, rekabet yasağı sözleşmesi, gayrımenkul tellallığı ve kaydı hayatla irad gibi işlemler Borçlar Kanunu’nda yazılı şekle tabi tutulmuştur.

            Yazılı şeklin iki unsuru vardır: Metin ve imza. Metnin borç altına giren kimse tarafından imzalanması yeterlidir. Yazılı şekilde metin el yazılı ile veya daktilo vs. ile de yazılabilir. Ancak el yazısı ile vasiyetnamede vasiyetçi mutlaka kendi el yazısı ile yazmalıdır.

            Borç altına giren kişi tarafından imzalanmış olmak şartıyla mektup ve telgraflar da senet sayılır.

İmzada kural imzanın bizzat borçlu tarafından kendi el yazısı ile atılmasıdır. Örf ve adetin izin verdiği ve özellikle çok miktarda tedavüle çıkarılan kıymetli evrakın ise bir aletle imzalanması mümkündür.

Görmeyenlerin imzaları usulen onaylanmadıkça veya imza ettikleri zaman işlemin metnine vakıf bulundukları ispatlanmadıkça onları bağlamaz.

İmza atamayan kişiler ya usulen onaylanmış ve el ile yapılmış bir işaret koyabilirler (parmak basma, mühür) ya da resmi bir belge kullanabilirler.

İmza metnin sonuna konulmalıdır.

3) Resmi şekil: Hukuki işlemin yetkili resmi bir makam önünde yapılmasıdır. Genel yetkili resmi makam noterlerdir. Diğerleri ise tapu memurları ve sulh hakimidir. Bu makamların düzenledikleri senetlere resmi senet denir. Resmi senetlerin içeriğinin, aksi ispatlanıncaya kadar doğru olduğu yolunda bir karine vardır. Noterlerce re’sen düzenlenen senetler, sahtelikleri ispatlanıncaya kadar kesin delil olarak kabul edilirler.

            Resmi şekle tabi işlemlere ör. mal rejimi sözleşmesi, resmi vasiyetname, miras sözleşmesi, gayrımenkuller üzerindeki ayni haklarla ilgili işlemler, gayrımenkul satımı, gayrımenkul satış vaadi, ölünceye kadar bakma sözleşmesi.

Şekle Uymamanın Sonuçları: Kanunen veya tarafların kararlaştırdıkları geçerlilik şekline uygun olmayan işlem batıldır. Hakim re’sen bu durumu dikkate alır. İlgisi olan üçüncü kişiler ve taraflar bu durumu ileri sürebilirler. Fakat şekle aykırılığın ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanılması niteliği taşımamalıdır.

SÖZLEŞMELERİN YORUMU: Sözleşmelerin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradelerini ortaya koymak asıldır. Güven ilkesine uygun olarak hal ve şartlar dikkate alınarak orta zekalı, dürüst ve güvenilir bir insanın alışılmış hayat tecrübelerine göre irade beyanına vereceği anlam esas alınır.

 

SÖZLEŞME YAPMA VAADİ (ÖN SÖZLEŞME): Bir sözleşmenin ilerde yapılması zorunluluğunu doğuran sözleşmelere ön sözleşme denir. Ön sözleşme, ilerde yapılacak sözleşmenin esaslı unsurlarını içermeli ve yapılacak sözleşme bir şekle tabi tutulmuşsa, ön sözleşme de kural olarak o şekle uygun olarak yapılmalıdır.

Ön sözleşme asıl sözleşmenin yapılmasını isteme hakkı verir. Taraflardan biri bu sözleşmeye uymazsa diğer taraf dava açabilir. Mahkemenin vereceği karar asıl sözleşmeyi yapmaktan kaçınan tarafın iradesinin yerini alır.

XII. İRADE İLE İRADE AÇIKLAMASI ARASINDAKİ UYGUNSUZLUK HALLERİ

İradenin dışa yansıtılmasına irade açıklaması (irade beyanı) denir.

1) BİLEREK YARATILAN UYGUNSUZLUK HALLERİ

a) Tek tarafın isteği ile yaratılan uygunsuzluk halleri

aa) Latife (şaka) Beyanı: Beyanda bulunan kimse, ciddi olmayarak ve karşı tarafın beyanını ciddiye almayacağı kanısından hareket ederek, gerçek iradesine uymayan bir beyanda bulunursa bu durum ortaya çıkar. Şaka beyanı kural olarak yapan kişiyi bağlamaz. Fakat beyanın niteliğine ve yapılış şekline göre karşı tarafça ciddiye alınan ve objektif olarak ciddiye alınması mümkün olan beyan sahibini bağlar. Beyan sahibi için hata sebebiyle iptal mümkündür.

bb) Zihni Kayıt: Bir kimse beyan ettiği şeyi istemiyorsa zihni kayıt söz konusu olur. Bu beyan sahibini bağlar.

b) İki tarafın isteği ile yaratılan uygunsuzluk hali (MUVAZAA – Danışıklık)

Muvazaa; bir sözleşmede her iki tarafın iradeleriyle beyanları arasında bilerek ve isteyerek oluşturdukları uygunsuzluktur. İkiye ayrılır:

aa) Mutlak (adi) muvazaa: Taraflar gerçekte hiçbir işlem yapmadıkları halde 3. kişilere karşı bir işlem yapmış gibi görünmek konusunda anlaşırlar.

bb) Nisbi (mevsuf) muvazaa: Taraflar aralarındaki gerçek işlemi görünürdeki işlemin arkasına gizlemek konusunda anlaşırlar.

 Mutlak muvazaada görünürdeki işlem ve muvazaa anlaşması olmak üzere iki işlem varken nisbi muvazaada bu iki işleme ek olarak bir de gizli işlem vardır.

Muvazaanın hükümleri: Gerek mutlak gerekse nisbi muvazaada görünürdeki işlem hükümsüzdür. Nisbi muvazaadaki gizli işlem ise şekil şartlarına uygun olarak yapılmışsa geçerlidir.

Görünürdeki işlemin geçersiz (batıl) olduğu taraflarca ve hukuki yararı bulunan üçüncü kişilerce ileri sürülebileceği gibi hakim de re’sen bu durumu dikkate alır. Muvazaalı işlemin resmi memur önünde yapılmış olması, sözleşmenin butlanını ileri sürmeye kural olarak engel değildir.

Muvazaalı işlemin geçersiz olduğu kural olarak iyi niyetli olsalar bile 3. kişilere karşı da ileri sürülebilir. Fakat yazılı borç ikrarına dayanarak muvazaalı alacağı kazanan iyi niyetli 3. kişiye karşı borçlu muvazaa iddiasında bulunamaz.

Muvazaanın İspatı: Hukuki işlemin muvazaalı olduğunu ileri süren taraf iddiasını ispatla yükümlüdür. Muvazaalı işlem adi bir senede veya resmi senede bağlanmışsa, taraflar muvazaa iddialarını tanıkla ispatlayamazlar. Hukuki işlem resmi şekilde yapılmış olsa dahi taraflar muvazaa iddialarını adi senetle ispatlayabilirler.

            Hukuki işleme taraf olmayan üçüncü kişiler, muvazaa iddialarını (söz konusu işlem adi veya resmi bir senede bağlanmış olsa bile) tanıkla ispatlayabilirler.

2) İRADE İLE BEYAN ARASINDA İSTENMEYEREK MEYDANA GELEN UYGUNSUZLUK HALLERİ (İRADE SAKATLIĞI – FESATLIĞI HALLERİ)

a) HATA: İrade ile beyan arasındaki uygunsuzluk iradesini açıklayan tarafın dikkatsizliğinden ileri gelir. Hata sebebiyle bir sözleşmenin iptal edilebilmesi için düşülen hatanın esaslı hata olması gerekir. Esaslı hata halleri; sözleşmenin niteliğinde, konusunda, karşı tarafında (şahısta) hata ve önemli miktar hatalarıdır. Karşı tarafın şahsında yapılan hatanın esaslı olması için, onun kimliği dikkate alınarak böyle bir sözleşmenin yapılmış olması gerekir. Söz konusu hata türleri beyanda hata halleridir. Bu esaslı hata halleri sınırlı değildir. Adi hesap yanlışlığı ise esaslı hata sayılmaz.

            Kural olarak saik hatası esaslı hata sayılmaz. Ölüme bağlı tasarruflarda ise saik hatası vasiyetnamenin iptaline sebep olabilir. Saikte hata bir kimsenin yanlış bazı tahminler ve değerlendirmeler sebebiyle beyanda bulunması durumunda ortaya çıkar. Saikte hataya düşen kişi hata ettiği hususu bilseydi sözleşmeyi yapmayacak idiyse ve hataya düşülen hususlar ticari doğruluk kurallarına göre de sözleşmenin lüzumlu vasıflarından sayılabiliyorsa bu hata temel hatasına dönüşür.

            Hataya düşen taraf, iyi niyet kurallarına aykırı bir şekilde ona dayanamaz. Hataya düşen tarafın yapmak istediği sözleşmeyi diğer taraf yapmaya hazır olduğunu bildirirse hataya düşen artık sözleşmeyi iptal edemez.

            Hataya düşen kişi hataya düşmekte kusurlu olsa bile yine de sözleşmeyi iptal edebilir. Fakat bu durumda diğer tarafın zararını karşılaması gerekir. Bu zarar menfi zarardır (sözleşmenin geçersiz olmasından dolayı ortaya çıkan zarar). Hakkaniyet gerektiriyorsa müsbet zarar (sözleşmenin yerine getirilmemesinden doğan zarar) da istenebilir. Ancak diğer taraf hatayı biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa tazminat ödenmesi gerekmez.

b) HİLE (ALDATMA): Bir kişiyi sözleşmeye yapmaya yöneltmek amacı ile onda bile bile yanlış kanaat uyandırılması veya zaten mevcut yanlış kanaatin devam ettirilmesidir. Hile de irade ile beyan arasında bir uygunsuzluk bulunmamaktadır. Hile, iradenin oluşumu esnasındaki sakatlık halidir.

            Hilenin koşulları; belli konularda aldatma, aldatma kasdı ve aldatma ile sözleşmenin yapılması arasında illiyet bağlantısının bulunmasıdır.

            Hile sözleşmenin karşı tarafınca yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Fakat 3. kişinin yaptığı hile sebebiyle sözleşmenin iptali için diğer tarafın 3. kişinin hilesini bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerekir. Karşı taraf üçüncü kişinin hilesini bilmiyorsa hata hükümlerine dayanılması mümkündür.

            Hileye maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etse bile, sözleşmenin geçerli olmamasından doğan zararını karşı taraftan isteyebilir. Sözleşmeye icazet verilmiş olması, zararın istenilmesinden vazgeçme anlamına gelmez.

c) İKRAH (KORKUTMA, TEHDİT): Bir kimse kendisine veya yakınlarından birine (cana veya mala) bir zarar verileceği tehdidi altında sözleşme yapmaya zorlanır.

            İkrah karşı tarafça yapılabileceği gibi 3. kişilerce de yapılabilir. Hileden farklı olarak, sözleşmenin iptal edilebilmesi için, 3. kişinin yaptığı tehdidi işlemin karşı tarafının bilmesi gerekmez. Karşı taraf  3. kişinin ikrahını bilmiyorsa ve ikraha maruz kalan sözleşmeyi iptal  ederse (ve hakkaniyet de gerektiriyorsa) diğer tarafın zararını gidermekle yükümlüdür.

            İkrahın varlığı için, ciddi olması, derhal gerçekleşecek ağır bir tehlike oluşturması, ikraha maruz kalanın bizzat kendisinin veya yakınlarından birinin kişiliğine veya malına yönelik olması, hukuka aykırı bulunması ve korkutulanı o hukuki işlemi yapmağa yöneltmiş olması gerekir.

            İkraha maruz kalarak sözleşme yapan kişi, sözleşmeyi iptal etmiş olsa bile, uğradığı menfi zararın tazminini karşı taraftan isteyebilir. İkrah ile yapılmış sözleşmeye icazet verilmiş olması, tazminat talebinden vazgeçme sonucunu doğurmaz.

İRADE SAKATLIĞI HALLERİNİN SONUÇLARI: Bu hallerin yaptırımı iptal edilebilirliktir. Bu hallere uğrayan kişi sözleşmeye bağlı değilken karşı taraf sözleşmeyle bağlıdır.  Bu hallere maruz kalan kişi hata veya hileyi öğrendiği, ikrahın ise etkisinin ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıl içinde (hak düşürücü süre) sözleşmeyi iptal edebilir. İptal etmezse sözleşmeye icazet (onay) vermiş sayılır.

 

XIII. SÖZLEŞME SERBESTLİĞİ VE SINIRLARI: Sözleşme serbestliği, tarafların bir sözleşme yaparken onun içeriğini ve kapsamını diledikleri gibi belirleyebilmeleridir. Sözleşme serbestliği kavramına, sözleşme yapıp yapmama, sözleşmenin karşı tarafını seçme, dilediği sözleşmeyi seçme ve sözleşmenin içeriğini dilediği gibi değiştirme serbestlikleri girer. Sözleşme serbestliği ilkesi, irade özerkliği prensibinin borçlar hukukundaki yansımasıdır.

1) Sözleşme serbestliğinin sınırları: Sözleşmenin konusu kanunun emredici kurallarına, kamu düzenine, kişilik haklarına ve ahlaka aykırı olamaz. Aynı zamanda sözleşme konusu edimin yerine getirilmesi başlangıçta objektif olarak imkansız da olamaz.

            Tarafların, hukuk düzeninin yasakladığı hukuki veya ekonomik bir sonucu elde etmek için, yapılmasına hukuken izin verilen başka bir işlem yapmaları durumunda kanuna karşı hile söz konusu olur. Kanuna karşı hileye bağlanan yaptırım, hileli olarak yapılan ve kanun tarafından yasaklanan işlemin tabi olduğu yaptırımdır.

2) Sınırların aşılmasının yaptırımı: Sözleşme serbestiliğinin sınırlarının ihlali durumunda söz konusu sözleşme mutlak butlanla sakat olur. Böyle bir sözleşme yapıldığı andan itibaren kendiliğinden geçersizdir. Bu geçersizliği taraflar ve ilgili üçüncü kişiler ileri sürebileceği gibi, hakim de re’sen dikkate alır.

            Sözleşmenin kapsadığı hükümlerden bir kısmının geçersizliği sözleşmenin tamamının batıl olmasını gerektirmez. Bu halde kural olarak sadece o kısım geçersiz sayılır. Buna kısmi butlan denir. Fakat, geçersiz sayılan hükümden yararlanan taraf, söz konusu hükmün batıl olduğunu bilseydi sözleşmeyi yapmayacağını ispatlayabilirse, sözleşmenin tamamı batıl olur.

 

XIV. GABİN (AŞIRI YARARLANMA): İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde taraflardan birinin darda kalmasından (müzayaka halinde bulunmasından), düşüncesizliğinden (hiffetinden) veya tecrübesizliğinden yararlanılarak edimler arasında yaratılan açık oransızlıktır. Gabinin iki şartı vardır:

 1) Objektif şart: Edimler arasında açık oransızlığın bulunması.

2) Sübjektif şart: Bu açık oransızlığın karşı tarafın zorda kalmasından, düşüncesizliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak meydana getirilmesidir.

Gabinin Hükümleri: Gabinle sakatlanan sözleşmenin hükümleri aynı irade bozukluğu hallerinde olduğu gibi askıdadır. Gabine maruz kalan kişi sözleşmenin yapılmasından itibaren 1 yıl içerisinde (hak düşürücü süre) sözleşmeyi iptal edebilir. Hakim sürenin geçip geçmediğini kendiliğinden dikkate almak zorundadır

            Gabin halinde hile veya ikrahta olduğu gibi zarara uğrayan kişi karşı taraftan tazminat isteyebilir.

HUKUKİ İŞLEMLERİN HÜKÜMSÜZLÜĞÜ

1) Yokluk: Bir işlemin meydana gelebilmesi için bulunması gerekli olan kurucu unsurlardan birinin veya bir kaçının bulunmaması durumunda o işlem yoklukla sakattır.

2) Batıl hukuki işlemler (mutlak butlan): Belli bir sakatlık sebebiyle baştan itibaren geçersiz olan işlemlerdir.

            İşlemi yapan kişi tam ehliyetsizse, geçerlilik şartı olarak şekil aranan hallerde şekle uyulmamışsa, işlem muvazaalı ise, işlemin konusu hukuka, ahlaka, kişilik haklarına aykırı ise ve işlemin konusu başlangıçta objektif olarak imkansızsa söz konusu işlem mutlak butlanla sakat olur.

            Batıl olan bir işlem baştan itibaren geçersizdir. Butlanı taraflar ve yararı olan 3. kişiler ileri sürebileceği gibi hakim de re’sen bu durumu dikkate alır. Batıl olan bir işlem, belli bir sürenin geçmesiyle veya butlan sebebinin ortadan kalkmasıyla veya edimlerin yerine getirilmesiyle geçerli hale gelmez.

            Batıl işlemde edimler ifa edilmişse taraflar verdiklerini geri isteyebilirler. Fakat hukuka veya ahlaka aykırı bir amaç elde etmek için verilen şey geri istenemez.

            Batıl bir işlemde kusurlu olan taraf kusursuz olan tarafın menfi zararını ödemekle yükümlüdür.

Tahvil (Dönüştürme): Özellikle şekil şartlarına uyulmadığı için geçersiz olan bir işlem, benzer sonuçlar doğuran diğer bir işlemin geçerlilik şartlarına sahipse ve tarafların yaptıkları işlemin batıl olduğunu bilselerdi onun yerine diğer işlemi yapmak isteyebilecekleri kabul edilebiliyorsa geçerli olan işlem, batıl olan işlemin yerini alır. Ör. noter huzurunda yapılan gayrı menkul satım sözleşmesinin gayrı menkul satım vaadi sözleşmesine dönüşmesi.

3) İptal edilebilen (nisbi butlan) hukuki işlemler: Kendiliğinden geçersiz olmayıp belli bir sakatlık sebebiyle iptal hakkına sahip olan kişi tarafından iptal edilebilen işlemlerdir. İptal hakkı bozucu yenilik doğuran bir haktır.

            İptal edilebilen bir işlem, iptal edilebilme süresi içinde askıdadır. İptal hakkına sahip olan kişi işlemi iptal ederse, işlem yapıldığı andan itibaren geçersiz olur. Fakat bu kişi, işlemi süresi içinde iptal etmez veya işleme icazet verirse, işlem baştan itibaren ve kesin olarak geçerli hale gelir.

            Hata, hile, ikrah ve gabin durumlarında bu hallere maruz kalan kimse sözleşmeyi iptal edebilir.

XVI. TEMSİL

            Bir hukuki işlemin bir kimsenin nam ve hesabına bir başkası tarafından yapılmasıdır. Temsil ilişkisinde 3 kişi vardır.

  • Temsil olunan: İşlem kendi nam ve hesabına yapılan kişi,
  • Temsilci: İşlemi 3. kişiyle yapan kişi,
  • kişi: Temsilciyle işlem yapan kişidir.

 

Temsilin Türleri:

1) Vasıtalı (Dolaylı) Temsil: Bu temsil türünde kendisine yetki verilen temsilci işlemi başkası hesabına fakat kendi adına yapar. Dolayısıyla bu işlemden doğan hak ve borçlar temsilciye ait olur. Temsilci bunları daha sonra alacağın temliki ve borcun nakli işlemlerini yaparak temsil olunana devreder.

2) Vasıtasız (Dolaysız) Temsil: Bu temsilde yetkili temsilcinin yaptığı işlemin hükümleri işlemin yapıldığı andan itibaren temsil olunana ait olur. Çünkü temsilci bu işlemi temsil olunan nam ve hesabına yapar. Temsilci bu işlemden hak kazanmadığı gibi borç altına da girmez. Vasıtasız temsilin şartları:

a) Temsil yetkisinin bulunması: Temsil yetkisi ya kanundan (kanuni temsil) ya da temsil olunanın iradesinden (iradi temsil) doğar.

b) Temsil olunan nam ve hesabına hareket etme: Temsilci işlemi yaparken temsilci sıfatıyla hareket ettiğini 3. kişiye kural olarak bildirmelidir.

Temsilcinin temyiz kudretine sahip olması şart ve yeterlidir. Reşit olmasına gerek yoktur. Çünkü işlemden doğan hak ve borçlar kendisine ait olmaz.

            Temsil, temsilcinin temsil olunanın nam ve hesabına hukuki işlemler yapmaya yetkili olup olmamasına göre, yetkili temsil ve yetkisiz temsil olarak ikiye ayrılabilir:

A) YETKİLİ TEMSİL: Temsil yetkisi verme ulaşması gerekli tek taraflı bir hukuki işlemdir. İşlemin meydana gelebilmesi için temsilcinin bu yetkiyi kabul ettiğini bildirmesine ihtiyaç yoktur. Bu durum temsili vekaletten ayırır. Vekalet bir sözleşmedir. Oysa temsil yetkisi verme tek taraflı bir işlemdir. Vekalet sözleşmesinde çoğu zaman temsil yetkisi de bulunmaktadır. Fakat, bütün vekalet sözleşmelerinde mutlaka temsil yetkisinin bulunmasına gerek yoktur. Ayrıca temsil yetkisi vekalet sözleşmesinden başka hizmet veya şirket sözleşmelerinde de söz konusu olabilir. Temsil yetkisi verme kural olarak şekle bağlı değildir. Temsilcinin yapacağı hukuki işlem bir şekle tabi olsa bile, buna ilişkinin temsil yetkisinin şekle tabi olmadan verilebileceği doktrinde kabul edildiği halde uygulamada temsilciden yetkisini gösteren bir belge aranmaktadır. Temsilcinin temsil yetkisini ispatlamasına yarayan bu belgeye yetki belgesi (selahiyetname) denir.

a) Temsil Yetkisinin Kapsamı

            Temsil yetkisi süre, kişi ve konu bakımından sınırlandırılabilir.

            Temsil yetkisi temsil olunana ait her türlü işlemin yapılması için verilmişse buna genel temsil yetkisi denir. Fakat, dava açma, sulh olma, tahkim, kambiyo taahhüdünde bulunma, bağışlama ve gayrı menkulü devretme veya ayni bir hakla sınırlama işlemlerinin yapılabilmesi temsilciye için mutlaka özel bir temsil yetkisi verilmiş olmalıdır.

b) Temsil yetkisinin sona ermesi ve sonuçları:

            Belli bir süre için verilmişse sürenin dolması ile, belli bir işlem için verilmişse o işlemin yapılması ile, temsilcinin ya da temsil olunanın ölümü, gaipliklerine karar verilmesi, fiil ehliyetlerini kaybetmeleri veya iflas etmeleri ile kural olarak temsil yetkisi sona erer. Temsilcinin istifa etmesi de bu yetkiyi sona erdirir.

Temsil olunan temsilciyi her zaman azledebilir (temsil yetkisini geri alabilir). Temsil olunanın, kanunun kendisine tanıdığı bu haktan önceden feragat etmesi geçersizdir.

            Temsilci yetkisinin sona erdiğini bilmiyorsa bunu öğrenene kadar iyi niyetli  3. kişilerle  yaptığı işlemler temsil olunanı ya da mirasçılarını bağlar.

            Temsil yetkisi daha önce ilan edilmişse geri alındığı da aynı şekilde ilan edilmelidir. Aksi takdirde yetkinin geri alındığı iyi niyetli üçüncü kişilere karşı  ileri sürülemez.

 

B) YETKİSİZ TEMSİL

            Bir kimsenin gerekli yetkiye sahip olmaksızın veya yetkisini aşarak bir başkasının nam ve hesabına işlemler yapmasıdır.

            Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlem temsil olunanı bağlamaz. Bağlayabilmesi için temsil olunanın o işleme icazet vermesi gerekir. İşlem icazet verilinceye kadar tek taraflı bağlamazlık yaptırımına tabidir. Üçüncü kişi, temsil olunandan uygun bir süre içinde icazet verip vermeyeceğini bildirmesini isteme hakkına sahiptir. Temsil olunan, bu süre içinde icazet vermeyeceğini belirtir veya süreyi sessiz geçirirse, işlem üçüncü kişi açısından da bağlayıcılık değerini kaybeder.

            Yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemle temsilci de bağlı değildir. İcazet verilmezse iyi niyetli 3. kişi yetkisiz temsilciden menfi zararının tazminini isteyebilir. Eğer yetkisiz temsilci kusurlu ise ve hakkaniyet de gerektiriyorsa daha fazla tazminata da hükmedilebilir.

XVII. HAKSIZ FİİLDEN DOĞAN BORÇLAR

            Hukuk düzeninin hukuki bir sonuç bağladığı fiile hukuki fiil denir. İkiye ayrılır:

  1. Hukuka uygun fiiller
  2. Hukuka aykırı fiiller → Hukuk düzeninin izin vermediği fiillerdir.

            Hukuka aykırı bir fiili ile başkasına zarar veren kişi bu zararı tazmin etmek zorundadır. Buna hukuki sorumluluk denir. Hukuki sorumluluk ikiye ayrılır:

  1. Akit içi sorumluluk: Borçlunun sözleşmeden doğan edimi yerine getirmemesiyle alacaklının uğradığı zararı gidermesidir. Buna borca aykırılık da denir.
  2. Akit dışı sorumluluk (haksız fiil sorumluluğu): Bir kişinin aralarında bir sözleşme olmaksızın hukuka aykırı fiili ile başka bir kimseye verdiği zararları tazmin etmekle yükümlü olmasıdır.

            Haksız fiil bir borç ilişkisi doğurur. Alacaklı haksız fiile maruz kalan kişi, borçlu haksız fiili yapan kişi, edim ise tazminattır. Haksız fiilin unsurları şunlardır:

1) Hukuka aykırı bir fiil: Kişilerin malvarlığı veya kişilik varlıklarını koruyan davranış kurallarının ihlaline hukuka aykırılık denir. Hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı durumunda hukuka aykırılık ortadan kalkar. Hukuka uygunluk sebepleri şunlardır: Kamu gücünün kullanılması, özel hukuktan doğan bir hakkın kullanılması, zarar görenin fiile rıza göstermesi, bilimsel eleştiriler, meşru müdafa, ıztırar (zorda kalma) hali, kendi hakkını korumak için kuvvet kullanma ve üstün özel bir yararın bulunmasıdır.

Meşru müdafa; bir kimsenin gerek kendisinin, gerek başkasının şahıs varlığına veya malvarlığına karşı yapılan haksız ve halen mevcut bir saldırıyı defetmek için tecavüzde bulunana karşı zorunlu bir karşı saldırıda bulunmasıdır. Tecavüz mevcut ve gerçek olmalı ayrıca savunma saldırı ile orantılı bulunmalıdır. Saldırıda bulunan kişinin kusurlu olması aranmaz, hukuka aykırı olması gerekli ve yeterlidir. Bu itibarla, akıl hastası bir kimsenin fiiline karşı, meşru müdafaa mümkündür.

            Iztırar hali; bir kimsenin gerek kendisinin, gerek başkasının şahsını veya mallarını derhal meydana gelecek bir tehlikeden kurtarmak için tehlikeyi oluşturmuş olmayan diğer bir kişinin mallarına zarar verilmesi halidir. Meşru müdafadan farklı olarak bu durumda fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği mala verilen zararın tazmini gerekir.

            Kendi hakkını korumak için kuvvet kullanma; güvenlik güçlerinin zamanında müdahalesi mümkün değilse ve hakkın ortadan kalkmasını veya kullanımının güçleşmesini önlemek için başka bir yol da bulunmuyorsa, bir kimse hakkını korumak için kuvvet kullanabilir.

2) Kusur: Kendi içinde ikiye ayrılır:

  1. Kast: Hukuka aykırı sonucu önceden görerek bu sonucu istemektir.
  2. İhmal: 2’ye ayrılır:
  • Ağır ihmal: Herkesin normal olarak alacağı tedbirlerde ihmal gösterilmesidir.
  • Hafif ihmal: Ancak dikkatli insanların göstereceği özende ihmal gösterilmesidir.

3) Zarar: Zarar 2’ye ayrılır:

  1. Maddi zarar: Bir kimsenin mal varlığında kendi rızası olmaksızın meydana gelen eksilmeye denir. Fiili zarar ve yoksun kalınan karı kapsar.
  2. Manevi zarar: Haksız fiil nedeniyle kişinin duyduğu elem, acı vs.

4) Hukuka aykırı fiil ile zarar arasında illiyet bağı (sebep-sonuç ilişkisi) bulunmalıdır.

            Zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. Yani haksız fiil genel hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre böyle bir zarara sebep olabilmelidir.

            Bir fiili yapmaktan kaçınma durumunda zarardan sorumlu tutulabilmek için kanunen zarara engel olma ile yükümlü bulunmak şarttır.

            Ortak illiyet; hiçbiri tek başına yeterli olmayıp, ancak bir araya gelmek suretiyle zararlı sonucu doğuran sebepler birleşmesine denir.

            Yarışan illiyet; birden çok sebeplerden her birinin zararlı sonucu aynı zamanda birbirinden bağımsız olarak tek başına meydana getirmeye elverişli olduğu hallerde söz konusu olur.

            Seçimlik illiyet; zararlı sonucu, birden çok sebepten yalnız biri fiilen meydana getirmiş olmakla beraber somut olayda bu sebebin hangisi olduğu bilinemediği durumda ortaya çıkar. Bu durumda kural olarak sorumluluk söz konusu olmaz. Fakat sebeplerin birlik manzarası oluşturması durumunda fiile katılanlar zarar görene karşı sorumlu olurlar.

            Önüne geçen illiyet veya farazi illiyet; gerçekleşen türden zararı meydana getirmeye elverişli birden çok sebep bulunmakla birlikte bunlardan yalnız biri zararlı sonucu meydana getirmiştir. Fakat şayet bu sebep, sonucu meydana getirmemiş olsaydı, diğer sebep aynı zararı kesin olarak meydana getirmiş olacaktı.

            İlliyet bağını kesen sebepler; mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve 3. kişinin ağır kusurudur.

HAKSIZ FİİLİN HÜKÜMLERİ

            Haksız fiilden doğan edim tazminattır. Tazminat ikiye ayrılır:

a) Maddi Tazminat

  • Aynen tazmin: Ör. kırılan camın yerine yenisinin takılması.
  • Nakden tazmin: Malvarlığında uğranılan eksilmenin para ile giderilmesidir.

            Adam öldürülmesi sonucu, ölenin desteğinden yoksun kalan kimseler destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilirler.

b) Manevi tazminat: Hakim kararında bir miktar paraya hükmedebileceği gibi kararın yayımlanmasına da karar verebilir.

Tazminatın miktarını ve şeklini bizzat hakim belirler. Zararı ve failin kusurunu ispat etmek davacıya düşer. Hakim mağdurun zarara razı olduğu veya zararın doğmasında kusurunun bulunduğu hallerde tazminat miktarını indirebileceği gibi kaldırabilir. Tazminatın miktarı tayin edilirken kusurun ağırlık derecesi ve failin ekonomik durumu da dikkate alınır.

            Haksız fiillerden sorumlu olabilmek için temyiz kudretinin varlığı şart ve yeterlidir. Temyiz kudretinden geçici yoksunluk durumunda kişi  verdiği zarardan kural olarak sorumludur. Fakat bu duruma kendi kusuruyla düşmediğini ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

            Maddi ve manevi tazminat davaları, zarar görenin zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl, zarar verici fiil veya olayın gerçekleşmesinden itibaren 10 yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrar. Tazminat davası, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı süresi öngördüğü suç oluşturan bir fiilden doğuyorsa, tazminat davasına da söz konusu süre uygulanır.

KUSURSUZ SORUMLULUK

            Hukuk sistemimizde haksız fiilden dolayı kural olarak kusur sorumluluğu esası benimsenmiştir. Kusursuz sorumluluk istisnadır.

A) ÖZEL KANUNLARDA DÜZENLENEN KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ:

1) Motorlu taşıt aracı işletenlerin sorumluluğu: Karayolları Trafik Kanunu’na göre, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müteselsil olarak sorumlu olurlar. Bu sorumluluğun hukuki niteliği tehlike sorumluluğudur.

            İşleten araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet ve rehin alan kişidir.

    Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde kazadan itibaren 10 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve kanun bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de uygulanır.

Hukuki sorumluluğu kaldıran veya daraltan anlaşmalar geçersizdir.

2) Çevreyi kirletenlerin sorumluluğu: Çevre Kanunu’nda düzenlenmiştir.

 

B) MEDENİ KANUNDA DÜZENLENEN KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ:

1) Ev başkanının sorumluluğu: Ev başkanı, ev halkından olan küçüğün, kısıtlının, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunan kişinin verdiği zarardan, alışılmış şekilde durum ve koşulların gerektirdiği dikkatle, onu, gözetim altında bulundurduğunu veya bu dikkat ve özeni gösterseydi dahi zararın meydana gelmesini engelleyemeyeceğini ispatlamadıkça sorumludur.

2) Taşınmaz malikinin sorumluluğu: Bir taşınmaz malikinin mülkiyet hakkını bu hakkın yasal kısıtlamalarına aykırı kullanması sonucunda zarar gören veya zarar tehlikesi ile karşılaşan kimse, durumun eski hale getirilmesini, tehlikenin ve uğradığı zararın giderilmesini dava edebilir.

            Medeni Kanun’da ayrıca, tapu sicilinin ve kişisel hal sicillerinin hukuka aykırı tutulmasından doğan zararlardan  devletin kusursuz olarak sorumlu olması esası benimsenmiştir.

C) BORÇLAR KANUNU’NDA DÜZENLENEN KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ:

1) Temyiz kudretinden sürekli olarak yoksun olanların sorumluluğu: Bu kişiler kural olarak haksız fiilleriyle başkalarına vermiş oldukları zararlardan sorumlu değildirler. Fakat hakkaniyet gerektiriyorsa sorumlu tutulmaları mümkündür.

2) Başkasını çalıştıranın sorumluluğu: Borçlar hukukunda çalıştırılan kişinin işin görülmesi sırasında başkalarına vermiş olduğu zarardan, onu çalıştıranın sorumluluğu iki ayrı maddede düzenlenmiştir (BK 55 ve 100). Bu iki madde arasındaki farklar şunlardır:

a) BK 55, sadece sözleşme dışı sorumlulukta uygulanırken, BK 100, sözleşme sorumluluğunda uygulanır.

b) BK 55’te adam çalıştırana kurtuluş beyyinesi getirme olanağı tanınmışken, BK 100’de yardımcı şahıs kullanana böyle bir imkan verilmemiştir. Borçlunun, yardımcı şahsın fiilinden doğan zararı tazmin yükümlülüğünden kurtulabilmesi için, borca aykırı davranışta kendisinin ve yardımcı şahsın bir kusuru olmadığını ve ayrıca borcu kendisi ifa etseydi (yardımcı şahsın fiilini bizzat yapsaydı), kendisinin de kusurlu sayılmayacağını, kendi bilgi ve tecrübesinin de so­nucu değiştirmeyeceğini ispat etmesi gerekir.

c) BK 55’te adam çalıştıranla çalıştırılan kişi arasında bir bağımlılık ilişkisi aranırken, BK 100’de yardımcı şahıs kullananla yardımcı şahıs arasında böyle bir ilişkiye gerek yoktur.

d) BK 55’e göre çalıştırılan kişinin kendisine verilen işin görülmesi sırasında meydana gelen zarardan sorumluluk söz konusu iken, BK 100’e göre, hem borcun ifası hem de bir borç ilişkisinden doğan hakkın kullanılması sırasında verilen zararlardan sorumluluk söz konusudur.

e) BK 55’te zamanaşımı süresi 1 ve 10 yıl iken, BK 100’de bu süre 10 yıldır.

            Sözleşmeden doğan bir borcun ihlali, aynı zamanda bir haksız fiil oluşturuyorsa, zarar gören hem adam çalıştıranın ve hem de ifa yardımcılarının sorumluluğu hükümlerine dayanabilir.

3) Hayvan idare edenlerin sorumluluğu: Bir hayvan tarafından verilen zararı o hayvan kimin idaresindeyse, o kimse kusursuz olsa bile karşılamak zorundadır. Bu sorumluluk da özen gösterme yükümlülüğünün ihlaline dayanır.

            Hayvan idare edenin mutlaka hayvanın maliki olması şart değildir. Hayvan idare edenin de kurtuluş beyyinesi getirmesi mümkündür.

4) Bina ve diğer yapı eseri maliklerinin sorumluluğu: Bir bina veya  yapı eserinin (tünel, kanal, elektrik direği, yol, inşaat iskelesi, kuyu, bahçe duvarı) maliki o şeyin yapılışındaki bozukluk veya bakımındaki noksanlık sebebiyle başkalarının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

            Bina veya yapı eseri malikine sorumluluktan kurtulma imkanı tanınmamıştır.

XVIII. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞMEDEN DOĞAN BORÇLAR

            Bir kimsenin mal varlığının haklı bir sebep olmaksızın diğer bir kimsenin mal varlığı aleyhine zenginleşmesine sebepsiz zenginleşme denir. Şartları şunlardır:

  • Zenginleşme
  • Fakirleşme
  • Zenginleşme ile fakirleşme arasında illiyet bağı

4) Zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanmaması: Hukuki sebebin geçerli olmaması ve borç olmayan şeyin ödenmesi, hukuki sebebin gerçekleşmemiş olması,  ve hukuki sebebin ortadan kalkması haklı sebebin olmadığını belirtir.

Sebepsiz zenginleşmenin hükümleri: Sebepsiz zenginleşmeden doğan borç, geri verme (iade) borcudur. Geri verme borcunun kapsamı sebepsiz zenginleşenin iyi niyetli olup olmamasına göre değişir. Sebepsiz zenginleşen iyi niyetliyse; geri verme anında elinde kalmış olan miktarı vererek borcundan kurtulur, elinden çıkmış olan kısmı vermekle yükümlü değildir. İyiniyetli sebepsiz zenginleşen iade konusu şey için yaptığı zorunlu ve yararlı giderleri isteme hakkına sahiptir. Sebepsiz zenginleşen kötü niyetliyse; malvarlığında meydana gelen çoğalmayı tamamen iade ile yükümlüdür. Bu kişi iade halinde, ancak yaptığı zorunlu giderlerin ödenmesini isteyebilir. Yaptığı yararlı giderlerden, yalnızca geri verme zamanında elde kalan değer fazlası oranındaki miktar kendisine ödenir. Lüks giderler eşyadan sökülüp alınabiliyorsa her iki sebepsiz zenginleşen de bu giderleri ayırıp alabilir.

            Sebepsiz zenginleşmede fakirleşen taraf verdiğini geri istemeye hakkı olduğunu öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 10 yıl içinde sebepsiz zenginleşme davası açabilir. 1 ve 10 yıllık süreler zamanaşımı süreleridir. Zamanaşımına uğramış olan bir borcun ödenmesi, ahlaki bir görevin yerine getirilmesi ve hukuka veya ahlaka aykırı bir amaç için ödemede bulunulması durumlarında sebepsiz zenginleşme davası açılamaz.

            Sebepsiz zenginleşme davası, ayni dava değil kişisel nitelikte bir dava olduğu için yalnız borçlu ve mirasçıları aleyhine açılabilir.

XIX. BORÇLARIN İFASI

            İfa borç ilişkisini sona erdiren ve borçlunun borcunu sözleşmeye uygun olarak yerine getirmesini (usulüne uygun ifa) ifade eden bir kavramdır.

            Borcun konusu ne ise ifa da kural olarak o konuya ilişkin olmalıdır. Fakat ifa yerine edim olarak borcun konusu olan şeyden başka bir şey alacaklıya önerilir ve alacaklı tarafından da kabul edilirse  ifa gerçekleşmiş sayılır. Buna ifa yerine geçen edim denir.

            İfa amacıyla yapılan edimde ise; alacaklıya borcun konusu olan şeyden başka bir şey teklif edilmekte alacaklının da kabulüyle söz konusu şey paraya çevrilmekte ve borç çevrilen miktar uyarınca sona ermektedir.

             Borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının bir menfaati bulunmadıkça borçlu borcunu bizzat ifa etmek zorunda değildir.

            Şayet borcun tamamı muaccel olmuşsa (vadesi gelmişse)  ve herhangi bir uyuşmazlık da bulunmuyorsa bu durumda alacaklı kısmi ifayı kabul etmek zorunda değildir. Bu kuralın aksi sözleşme ile kararlaştırılabilir. Sözleşmede belirtilmemiş olsa bile hakkaniyet gereğince de kısmi ifa söz konusu olabilir.

SEÇİMLİK BORÇ – SEÇİMLİK YETKİ: Birden çok edimi içermekle beraber, borçlunun bunlar arasından seçeceği bir tek edimi yerine getirmekle yükümlü olduğu borca seçimlik borç denir. Seçim hakkı kural olarak borçluya aittir. Bu hak, tek taraflı, varması gerekli irade beyanıyla kullanılan değiştirici yenilik doğuran bir haktır.

            Seçimlik yetkide ise, sözleşmenin yapıldığı anda kesin olarak belirlenmiş ve borçlanılmış bir tek asli edim vardır. Fakat borçlu, tarafların anlaşmalarına veya alacaklının sonradan verdiği yetkiye göre, asıl edim yerine başka bir edimi (yedek veya ikame edim) yerine getirebilir. Seçimlik yetki, kanundan veya taraf iradelerinden doğabilir. Kanundan doğan seçimlik yetkiye ör. aynen ödeme kaydı bulunmayan yabancı para borcunun borçlusu, vadede borcunu yabancı para ile ifa edebileceği gibi, o paranın TL karşılığı üzerinden de borcunu ifa edebilir.

İFA YERİ: İfa yeri taraflarca serbestçe belirlenebilir. Taraflar ifa yerini belirlememişlerse Borçlar Kanunu’nun ifa yerine ilişkin tamamlayıcı hükümleri uygulanır.  Buna göre para borçları ifa zamanında alacaklının ikametgahının bulunduğu yerde ifa edilir. Bu borçlara götürülecek borç denir. Fakat kıymetli evrakta ise borcun ifa yeri borçlunun ikametgahının bulunduğu yerdir.  Para borçları kural olarak TL ile yerine getirilir. Yabancı para üzerinden borçlanılmışsa ve sözleşmede aynen ödeme kaydı yoksa, borçlu borcunu yabancı para ile ifa edebileceği gibi ifa zamanındaki kur üzerinden TL ile de ifa edebilir (seçimlik yetki).

             Belli bir şeyin teslimi borcu ise (parça borcu) o şeyin sözleşme yapılırken bulunduğu yerde ifa edilir. Parça borcu; ferdiyle belirlenen şeylere ilişkin borçtur.

            Cins borçları ise doğdukları anda borçlunun ikametgahının bulunduğu yerde ifa edilirler. Bu borçlara da aranacak borçlar denir. Cins borcu; türüyle veya sayı, tartı veya ölçü ile benzerlerinden ayırt edilebilen şeylere ilişkin borçtur. Cins borçları (nevi-tür-çeşit borçları) o türden şeylerin yeryüzünde bulunduğu sürece ortadan kalkmaz.

            Edim konusunun belirli bir stok veya yerdeki şeyden verilmesi borçlanılmışsa bu tür cins borçlarına ise, sınırlı cins borcu denir.

İFA ZAMANI: Borcun ifa edilmesi gereken ana denir. Kural olarak her borç doğduğu anda muaccel olur yani ifası istenebilir. Taraflar borcun ifasını bir süreye bağlayabilirler. Bu tür borçlara müeccel borç (süreye bağlanmış borç) denir. Müeccel borç vadesi geldiğinde muaccel olur.

             Vade ay olarak belirlenmişse, sözleşmenin yapıldığı gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunun karşılığı olan günde muaccel olur. Son ayda sözleşmenin yapıldığı günün karşılığı olan gün yoksa borç ayın son günü muaccel olur.

            Vade olarak bir ayın başı, ortası veya sonu belirlenmişse bundan ayın 1., 15. ve sonuncu günü anlaşılır. Vade pazar veya kanunen tatil olan bir güne rastlarsa kendiliğinden bugünü izleyen ve tatil olmayan ilk güne geçer. Borç vadede iş saatleri içinde ifa edilmelidir. Aksi kararlaştırılmamışsa borçlu borcunu vadeden önceden ifa edebilir. Fakat bu sebeple indirim talep edemez.

ALACAKLININ TEMERRÜDÜ: Alacaklının kendisine sunulan edimi haklı bir sebep olmaksızın reddetmesidir. Kusurlu olmasına gerek yoktur.

            Alacaklının temerrüdü kural olarak borcu sona erdirmez. Borcun konusu bir şeyin teslimiyse alacaklının temerrüdü halinde borçlu, hasar ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, vereceği şeyi tevdi ederek borcundan kurtulabilir. Malın tevdi yerini ifa yerindeki hakim belirler. Ticari satımlarda ise hakimin kararına gerek olmaksızın mal bir ardiyeye tevdi olunabilir. Tevdi ile birlikte borç, alacak ve ona bağlı yan haklar sona erer. Borcun konusu olan şeyin niteliği veya işin türü tevdie olanak vermiyorsa veya verilecek şey bozulabilecek veya bakım veya saklanması büyük giderleri gerektirecek nitelikte ise, borçlu, alacaklıya ihtarda bulunduktan sonra, hakimin izniyle, malı açık arttırmayla sattırarak bedelini tevdi edebilir.

            Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa borçlu, sözleşmeyi feshedebilir.

 

BORCUN İFA EDİLMEMESİ

            Borcun ifa edilmemesi (ademi ifa) borçlunun yüklenmiş olduğu edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi veya ifasında gecikmiş olması demektir.

            Borçlu edimi kendi kusuruyla imkansızlaştırmışsa buna kusurlu imkansızlık denir. Buna karşın edim borçlunun kusuru dışında bir sebeple imkansız hale gelmişse buna da kusursuz imkansızlık denir. Kusurlu imkansızlık borçlunun sorumluluğuna yol açarken; kusursuz imkansızlık ise borç ilişkisini kural olarak sona erdirir.

Borçlu, ifa imkansızlığının veya ifanın gereği gibi yapılma­masının, kendisine yüklenemeyecek haller sonucu olduğunu ispatlarsa, borcun ifa edilmemesinde kusursuz olduğunu kanıtlamış olur ve sorumluluktan kurtulur.

 

A) BORCUN İFA EDİLMEMESİNİN SONUÇLARI

1) Aynen ifa: Alacaklının bu yola başvurabilmesi için borcun ifasının imkansızlaşmamış olması gerekir.

2) Tazminat: Alacaklı borçlunun kusurlu imkansızlığında ve temerrüdünde (ifada gecikmesinde) borçludan tazminat isteyebilir. Alacaklının isteyebileceği bu tazminat müspet zararın tanzimidir. Borçlu ifanın kendi kusuru olmaksızın imkansızlaştığını ispat etmedikçe bu zararı ödemek zorundadır.

            Müspet zarar borcun ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğramış olduğu zarardır.

3) Sözleşmeden dönme (fesih): Bu yol Borçlar Kanunu’nda sadece iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü için tanınmıştır.

 

B) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ: İfası halen mümkün olan muaccel bir borcun borçlu tarafından zamanında yerine getirilmemesidir. Şartları:

  • Borcun muaccel olması

2)   İhtar: Borçlunun temerrüdü için alacaklının borçluya kural olarak bir ihtarda bulunması gerekir. İhtar şekle tabi olmayan borçluyu gecikmiş olarak da olsa ifaya davet etme anlamı taşıyan varması gerekli bir irade beyanıdır. Fakat tacirler arasında yapılacak ihtarların noter vasıtasıyla veya iadeli taahhütlü mektupla veya telgrafla yapılması şarttır.

            Borçlunun ikametgahı belli değilse ihtar ilan suretiyle yapılır.

            Şu durumlarda ise ihtara gerek yoktur: Taraflar arasında açık ve belirli bir vadenin belirlenmiş olması; ifa gününü belirleme yetkisinin taraflardan birine bırakılmış olması ve bu tarafın vadeyi belirleyerek diğer tarafa bunu bildirmesi, borçlunun hal ve davranışlarından ihtarın faydasız görülmesi.

            Borçlunun temerrüde düşebilmesi için borcun ifasında gecikmede kusurlu olmasına ise gerek yoktur.

Borçlu Temerrüdünün Sonuçları:

1) GENEL SONUÇLARI

a) Gecikme Tazminatı: Borcun zamanında ifa edilmemesi nedeniyle alacaklının uğradığı zararı borçlu gidermekle yükümlüdür. Fakat borçlu bu gecikmenin kendi kusurundan ileri gelmediğini ispatlarsa tazminattan kurtulur.

b) Kazadan Dolayı Sorumluluk: Borçlu temerrüdün devam ettiği sürede edime kazara gelen zararlardan da sorumludur. Borçlu temerrüde kendi kusuruyla düşmemiş olduğunu veya borcu zamanında ifa etmiş olsaydı bile yine de kazanın olacağını ispat ederse sorumluluktan kurtulur.

 

2) ÖZEL SONUÇLARI

a) Para Borçlarındaki Özel Sonuçlar:

aa) Temerrüt faizi (gecikme faizi): Para borcunun borçlusu temerrüde düşerse bu faizi ödemek zorundadır. 3095 sayılı “Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre; Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz (kanuni faiz), miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse, bu ödeme yıllık yüzde on iki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir (21.4.2005 tarihli değişiklik).

            Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için yukarıda belirtilen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.

            Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile, ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısı için bu oran geçerli olur.

            Taraflar akdi kapital faiz miktarını sözleşmede kararlaştırmışlar, fakat, temerrüt faiz oranını kararlaştırmamışlarsa, temerrüt faiz oranı akdi kapital faiz oranından daha az olamaz.

            Yabancı para borçlarında sözleşmede daha yüksek akdi veya temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa, yabancı para borcunun faizinde devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır.

            Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispat etse bile bu faizi ödenekten kurtulamaz. Ayrıca alacaklının bu faizi isteyebilmesi için bir zarara uğradığını ispat etmesine de gerek yoktur. Temerrüt faizi temerrüt tarihinden itibaren kendiliğinden işlemeye başlar.  Temerrüt faizini ödemede temerrüde düşen borçluya ayrıca bir faiz uygulanmaz.

bb) Munzam zararın tazmini (ek zararın tazmini): Alacaklı borçlunun temerrüdü yüzünden temerrüt faizinden daha büyük bir zarara uğradığını ispat ederse borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe onun bu zararını gidermelidir.

b) İki Tarafa Borç Yükleyen Sözleşmelerdeki Özel Sonuçlar: Bu tür sözleşmelerde alacaklı borçluya önce kural olarak bir mehil (süre) verir. Sonra da kanunun kendisine tanıdığı seçimlik hakları kullanır. Alacaklının borçluya vereceği mehil uygun bir süre olmalıdır. Alacaklı bu süreyi hakime de tayin ettirebilir. Şu durumlarda ise mehil vermeye gerek yoktur:

  • Sözleşmede kesin vade kararlaştırılmışsa,
  • Borçlunun hal ve davranışlarından mehil vermenin faydasız olacağı anlaşılıyorsa,
  • Borçlunun temerrüdü sonucu borcun ifası alacaklı için faydasız hale gelmişse.

Kendisine verilen uygun süre içinde borçlu borcunu yerine getirmezse alacaklı şu seçimlik haklarından birini kullanabilir:

aa) Aynen ifa + gecikme tazminatı: Alacaklı bu yola mehil vermeden de gidebilir.

bb) Aynen ifadan vazgeçerek müspet zararının tazminini Aynen ifayı reddetme hakkının kullanılabilmesi için borçlunun kusuru gerekmez. Borçlunun kusu­ru olmasa bile, alacaklı aynen ifayı reddedebilir. Fakat, alacaklının bu durumda müspet zararın tazminini talep edebilmesi, borçlunun kusurlu olmasına bağlıdır. Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu ispatlamak suretiyle bu zararı tazmin etmekten kurtulur.

cc) Sözleşmeden dönme ve menfi zararının tazmini: Alacaklı sözleşmeden dönme hakkını kullandığında, kendi edimini ifa etmekten kurtulur veya daha önceden ifada bulunmuş ise, bunların iadesini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edebilir.

Borçlu temerrüde düşmekte kusursuz olduğunu kanıtlamak suretiyle menfi zararı tazmin etmekten kurtulabilir.

Alacaklı ikinci veya üçüncü seçimlik haklarını kullanmak istiyorsa bunu derhal borçluya bildirmek zorundadır

MÜTESELSİL BORÇLULUK (PASİF TESELSÜL)

            Tarafların anlaşmasıyla ya da bir kanun hükmü nedeniyle bölünebilir bir edimin birden çok borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekte sorumlu olduğu borçluluk halidir.

            Müteselsil borçlulukta her borçlu alacaklıya karşı edimin tamamından sorumludur. Alacaklı, edimin tamamını borçlulardan herhangi birinden istediği takdirde, bu borçlu, kendisinin borcun sadece kendi payına düşen kısmından sorumlu olduğuna ilişkin taksim def’ini ileri süremez.

            Müteselsil borçlulukta alacaklı, edimin tamamını veya bir kısmını borçlulardan herhangi birinden talep edebilir. Bu borçlulukta, alacaklının tatmini oranında diğer borçlular da borçtan kurtulurlar. Örneğin, müteselsil borçlulardan biri borcun tamamını alacaklının kendisine olan aynı miktarda borcu ile takas ettiği takdirde, diğer borçlular da borçtan kurtulurlar.

            Müteselsil borçluluk ya kanundan doğar ya da borçluların iradesinden doğar. Kanundan doğan müteselsil borçluluğa kanuni teselsül denir. Ör. birden çok kişinin aynı zarardan aynı sebepten veya değişik sebeplerden dolayı sorumlu olmaları, adi ortaklık, miras ortaklığı, birden çok kimsenin ariyet alması, vedia kabul etmeleri, birden çok müvekkilin bir kişiyi vekil tayin etmeleri, kambiyon senetlerinde hamile karşı müracaat borçlularının sorumluluğu.

            Müteselsil borçluluk, borçluların alacaklıya karşı müteselsilen sorumlu olmayı yüklenmelerinden doğmuşsa buna da iradi (akdi) teselsül denir. Borçlular arasında bu tür teselsülün olabilmesi için mutlaka iradelerinin varlığı gerekir. Diğer bir ifade ile Borçlar Kanunumuz teselsül karinesini kabul etmemiştir. Kısmi borç karinesini benimsemiştir. Fakat Ticaret Kanunu teselsül karinesini kabul etmiştir.

Müteselsil borçluluğun hükümleri: Alacaklı borcun tamamını veya bir kısmını dilediği borçludan isteyebilir. Alacaklının borçlulardan birine karşı açtığı davayı kaybetmesi durumunda diğerlerine karşı dava açmasına engel bir durum söz konusu değildir. Müteselsil borçlulardan birinin acze düşmesi diğer borçluları borçtan kurtarmaz.

            Alacaklının müteselsil borçlulardan birine temerrüt ihtarında bulunması diğerlerini etkilemez. Müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz. Bunun tek istisnası, müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi durumunda diğerlerine de karşı da zamanaşımının kesilmesinde görülür.

            Müteselsil borçluların her birinin borcun sebebinden veya konusundan doğan ortak def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme yükümlülükleri vardır. Kendi payından fazla  ödemede bulunan bir borçlu, alacaklıya karşı bu def’ileri ileri sürmemişse diğer borçlulara rücu etme hakkını kaybeder. Kişisel def’ileri (ör. irade sakatlığının ileri sürülmesi gibi) ise ileri sürüp sürmemekte serbesttirler.   

            Müteselsil borçlulardan biri kendi payından fazla ödemede bulunduğu miktar için alacaklının haklarına halef olur ve diğer müteselsil borçlulara rücu edebilir. İç ilişkide müteselsil borçluluk söz konusu olmaz. Borçlular kendi aralarında borcun bölüşülmesi konusunda bir anlaşma yapmamışlarsa eşit olarak yükümlendikleri kabul edilir.

XXI. ALACAĞIN TEMLİKİ

            Bir alacağın alacaklı tarafından başka bir kimseye devredilmesi demektir. Alacağın temliki, tediye (ödeme), tahsil ve teminat amaçlarıyla yapılabilir. Alacağın temliki hakim görüş uyarınca soyuttur (mücerrettir).

A) Alacağın temlikinin türleri:

1) Kanuni temlik: Bir alacağın kanundan dolayı bir alacaklıdan başka bir kimseye geçmesidir. Ör. miras bırakanın ölümüyle sahip olduğu alacakların kanundan dolayı mirasçılarına geçmesi.

2) Kazai temlik: Bir alacağın hakim kararıyla bir başka kişiye geçmesidir. Ör. hakimin paylı veya elbirliği halindeki malvarlığı ilişkilerinin giderilmesi ve taksimine ilişkin kararı.

3) İradi temlik (rızai temlik): Alacağın, devredenle devralan arasında yapılan bir anlaşmayla temlik edilmesidir. Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olan temlik türü budur.

B) Alacağın temlikinin şartları:

1) Bir alacağın bulunması: Kural olarak bütün alacaklar temlik edilebilir. Bu bağlamda mevcut bir alacak temlik edilebileceği gibi ileride kazanılacak bir alacak ve şarta bağlı bir alacak da temlik edilebilir. Haczedilmiş alacaklar da temlik edilebilir fakat böyle bir temlik, haciz alacaklısının haklarını ihlal ettiği oranda geçersiz olur.

Bazı alacakların temlik edilemeyecekleri kanunda belirtilmiştir. Ör. bakım alacaklısının hakkı, vergi alacağı. Alacağın devredilemeyeceği alacaklı ile borçlu arasındaki sözleşme ile de kararlaştırılabileceği gibi alacağın niteliği de temlike engel olabilir. Ör. nafaka alacağı. Bunlar dışındaki bütün hallerde borçlunun rızası aranmaksızın alacak devredilebilir.

2) Temlik eden ile alacağı devralanın yazılı bir sözleşme yapmış olması: Burada ki yazılılık bir geçerlilik şeklidir. Alacağın temliki şekle tabi ise de temlik vaadi bir şekle tabi değildir.

3) Temlik edenin tasarruf yetkisine sahip bulunması: Alacağın temliki bir tasarruf işlemi olduğu için bunu devredenin o alacak üzerinde tasarruf yetkisinin olması gerekir.

C) Alacağın temlikinin sonuçları: Alacağın temlikinin en önemli sonucu, borç ilişkisinin alacaklı tarafının değişmesidir. Alacak ile birlikte ona bağlı olan yan haklar (faiz, rehin, kefalet) de devralana geçer.

            Alacağını temlik eden, alacak senedi ile birlikte alacağı ispata yarayan diğer belgeleri devralana teslim etmek ve ayrıca alacak hakkının ileri sürülmesini için gerekli olan bilgileri de ona vermekle mükelleftir.

            Alacağın temlik edilmiş olduğu borçluya, temlik eden veya alacağı devralan tarafından bildirilebilir. Alacağın temlikinden borçlu haberdar edilmemişse eski alacaklıya iyi niyetle borcunu ifa ederse borcundan kurtulur. Alacağın kime ait olduğu tartışmalı ise, borçlu, borcunu mahkemeye veya hakimin göstereceği yere tevdi ederek borcundan kurtulabilir.

            Borçlu temliki öğrendiği anda temlik edene karşı sahip olduğu alacağa bağlı olan  def’i ve itirazları temlik alana karşı da ileri sürebilir. Ör. ödemezlik def’i, zamanaşımı def’i.

XXII. BORCUN NAKLİ

            Bir borç ilişkisinde borçlunun yerini yeni bir borçlunun alması demektir.

            Borcun naklinde önce borçlu ile borcu yüklenmeyi taahhüt eden kimse arasında bir borçtan kurtarma taahhüdü (vaadi) sözleşmesi yapılır. Buna borcun iç nakli denir. Borçlu, kendisinin taahhüt edene karşı olan borcunu yerine getirmiş olması şartıyla, taahhüt edenden vaadini yerine getirmesini isteyebilir.

            Gerçek ve teknik anlamda borcun nakli ise borcu devralan kimse ile alacaklı arasında yapılan bir sözleşme ile ortaya çıkar. Buna da borcun dış nakli denir. Söz konusu sözleşmeye ilişkin icap ve kabul açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir.  Bu sözleşme herhangi bir şekle tabi değildir.

            Kural olarak bütün borçlar nakledilebilir. Nakledilecek borç, muaccel olabileceği gibi, müeccel veya şarta bağlı bir borç da olabilir.

Borcun naklinin sonuçları:  Borcun nakli ile borç ilişkisinin borçlu tarafı değişir. Alacaklı artık eski borçludan talepte bulunamaz.

            Borcu teminat altına alan bir rehin varsa ve bu rehin 3. kişi tarafından verilmiş bulunuyorsa borcun nakli ile rehin sona erer. Rehnin devam edebilmesi için 3. kişinin borcun nakline rıza göstermesi gerekir. Kefalette de durum aynıdır.

            Borcu devralan kimse eski borçlunun şahsına bağlı olan def’iler (ör. takas def’i) dışındaki diğer def’ileri alacaklıya karşı ileri sürebilir. Ör. zamanaşımı def’i veya ödemezlik def’i.

XXIII. ŞARTA BAĞLI BORÇLAR

            Şart hukuki işlemin sonuçlarına etkisi bakımından ikiye ayrılır:

1) Geciktirici (Erteleyici-Taliki) Şart: Hukuki işlemin sonuçlarını doğurabilmesinin gelecekte gerçekleşmesi şüpheli bir olaya bağlanmasıdır.

2) Bozucu (İnfisahi) Şart: Hukuki sonuçlarını doğurmuş olan bir işlemin ortadan kalkmasının gelecekte gerçekleşmesi şüpheli bir olaya bağlanmasıdır.

            Hukuki işlemin bağlanmış olduğu gelecekteki şüpheli olayın geciktirici şart mı yoksa bozucu şart mı olduğu hususunda tereddüt olunursa, kural olarak hukuki işlemin geciktirici şarta bağlandığı kabul edilir.

            Şüpheli olayın gerçekleşmesi şeklinde kararlaştırılan şarta müsbet şart; şüpheli olayın gerçekleşmemesi şeklinde konulan şarta menfi şart denir.

            Şart konusu olay geleceğe ilişkin ve şüpheli bir olay olmalıdır. Şart hukuka ve ahlaka aykırı olmamalı aynı zamanda imkansız da bulunmamalıdır.

            Kural olarak bütün işlemler şarta bağlanabilir. Evlenme, tanıma, nesebin reddi, mirasın reddi ve tescil talebi gibi işlemler ise şarta bağlanamaz.

            Aksi kararlaştırılmadıkça geciktirici ve bozucu şartın etkileri geçmişe etkili değildir.

XXIV. PEY AKÇESİ: Taraflar arasında bir sözleşmenin yapılmış olduğunun teyidi amacıyla taraflardan birinin diğerine verdiği bir miktar para veya menkul bir maldır.

            Kanuna göre aksine bir yerel adet veya sözleşme olmadıkça yoksa pey akçesi alan onu alacağına mahsup etmeyerek ona sahip olabilir. Fakat ülkemizde pey akçesi alan tarafın onu alacağından mahsup edeceği (düşeceği) kabul edilir.

XXV. PİŞMANLIK AKÇESİ: Sözleşmenin yapıldığı sırada bir tarafın diğerine verdiği ve onu alan kişiye bırakmak suretiyle, veren tarafa, dilediği zaman sözleşmeden serbestçe dönme hakkı sağlayan bir miktar paradır. Pişmanlık akçesi cayma tazminatı, zamanı rücu diye de bilinir.

            Pişmanlık akçesini veren taraf sözleşmeden dönerse verdiğini karşı tarafa bırakır. Pişmanlık akçesini alan taraf sözleşmeden dönerse aldığının iki katını verir.

XXVI. CEZAİ ŞART: Borcun hiç ya da gereği ifa edilmemesi durumunda borçlu tarafından alacaklıya ödenmesi önceden kararlaştırılan edimdir. Cezai şart borçluyu, ifaya zorlayıcı bir baskı aracı olduğu gibi alacağın teminatını da oluşturur. Cezai şartın unsurları şunlardır:

a) Geçerli bir asıl borcun bulunması: Asıl borcun hangi borç kaynağından doğduğu önemli değildir. Eksik borçlardan zamanaşımına uğramış borçla, ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi borcu cezai şarta bağlanabilir.

b) Cezai şart asıl borcun yanında ondan bağımsız ayrı bir edim yüklenimidir: Cezai şart olarak kararlaştırılan edim mali bir değer taşıyan bağımsız bir edimdir.

c) Cezai şarttan doğan borç asıl borcun yanında fer’i bir borç niteliğindedir.

            Cezai şartın üç türü vardır:

1) Seçimlik cezai şart: Cezai şart; borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumunda ödenmek üzere konulmuş ise aksi kararlaştırılmamış olduğu takdirde alacaklı ya borcun ifasını veya cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

2) İfaya eklenen cezai şart: Cezai şart; borcun zamanında ve belirlenen yerde ifa edilmemesi halinde ödenmek üzere konulmuş ise aksi kararlaştırılmamış olduğu takdirde alacaklı hem borcun aynen ifasını hem de cezai şartın ödenmesini birlikte talep edebilir. Fakat alacaklı bu hakkından feragat etmiş veya bir çekince ileri sürmeksizin yalnızca ifayı kabul etmişse, cezai şartı talep etmekten vazgeçmiş kabul edilir.

3) Dönme cezai şartı: Alacaklı bu cezai şartta sadece cezai şartı talep edebilir. Borçlu cezai şartın sözleşmeden dönme için kararlaştırılmış olduğunu ispat ederek ve de cezai şartı ödeyerek sözleşmeden dönebilir.

Cezai şartın hükümleri: Cezai şartın talep edilebilmesi için öncelikle asıl borcun muaccel olması (vadesinin gelmiş olması) gerekir. Ayrıca asıl borcun hiç veya gereği gibi veya zamanında veya belirlenen yerde ifa edilememiş olması gerekir. Fakat borcun hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi borçluya yükletilemeyen sebeplerden meydana gelmişse cezai şart ödenmesi gerekmez.

            Cezai şartın miktarını taraflar diledikleri gibi belirleyebilirler. Fakat hakim aşırı (fahiş) gördüğü cezai şartı indirmekle yükümlüdür. Bu kural tacirler arasında prensip olarak geçerli değildir.

            Cezai şartın şartları gerçekleşince alacaklı, hiçbir zarara uğramamış olsa bile bu cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

            Alacaklı cezai şart miktarından daha fazla bir zarara uğrarsa, uğradığı bu zararı borçlunun kusurunu  ispat ederek talep edebilir.

 

XXVII. BAŞKASININ EDİMİNİ BORÇLANMA (ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN FİİLİNİ TAAHHÜT)

            Bir 3. kişinin edimini taahhüt eden kişi, 3. kişinin edimini yerine getirmemesinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. 3. kişi sözleşmenin tarafı değildir. Yargıtay 1969 tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararı’nda banka teminat mektuplarını 3. kişinin edimini taahhüt olarak nitelendirmiştir. Başkasının edimini borçlanma bir tür garanti sözleşmesidir. Garanti sözleşmesi BK’da düzenlenmemiştir. Garanti verenin bir ivaz elde etme amacı olmaksızın garanti alanı, bir teşebbüse sevk etmek gayesi ile teşebbüsün tehlikesini bağımsız olarak üzerine aldığı sözleşmeye garanti sözleşmesi denir.

            Kefalet sözleşmesinden farklı olarak başkasının edimini taahhüt edenin borcu asıl borçtan bağımsız bir borçtur. Başkasının edimini borçlanma sözleşmesinin geçerliliği kefalet sözleşmesinden farklı olarak bir şekle bağlı değildir.

            Başkasının edimini borçlanmada, üçüncü kişinin edimi kararlaştırılan zamanda yerine getirmemesi halinde, borçlu diğer tarafın müsbet zararını gidermekle yükümlüdür. 3. kişinin edimini taahhütten doğan alacak, niteliği itibariyle sözleşmeye dayalı bir alacak olduğundan 10 yıllık genel zamanaşımına tabidir.

XXVIII. BAŞKASI YARARINA SÖZLEŞME

            Sözleşmenin tarafları kendi adlarına hareket ettikleri yani bir temsil ilişkisinin söz konusu olmadığı durumda borçlu edimini bir 3. kişiye ifa ile yükümlüyse buna 3. kişi yararına sözleşme denir. Bu sözleşmeler ikiye ayrılır:

a) Başkası yararına eksik sözleşme: Bu sözleşmede 3. kişi borcun ifasını talep edemez yalnızca kendisine yapılacak ifayı kabule yetkili olur. Başkası yararına sözleşmeler aksi kararlaştırılmamışsa eksik 3. kişi yararına sözleşmedir.

b) Başkası yararına tam sözleşme: Bu sözleşmelerde 3. şahıs da borcun ifasını isteyebilir. Üçüncü kişi yararına tam sözleşmelerde, üçüncü kişi borcun ifasını talep hakkını kullanmak istediğini borçluya bildirmişse, alacaklı, artık borçluyu ibra edemez.

            Üçüncü kişi yararına yapılan sözleşmelerde, üçüncü kişinin hakkı taraflar arasındaki sözleşmeden doğduğu için, borçlu, alacaklıya karşı ileri  sürebileceği itiraz ve def’ileri üçüncü kişiye karşı da ileri sürebilir. Fakat, borçlu üçüncü kişiye karşı olan borcunu, diğer tarafın kendisine olan borcu ile takas edemez.

 

 

XXIX. BORÇLARIN SONA ERMESİ

 

1) İFA: Usulüne uygun olarak yapılan ifa borç ilişkisine son verir.

2) İBRA (BORÇTAN KURTARMA SÖZLEŞMESİ): İbra Borçlar Kanunu’nda düzenlenmemiştir. Alacaklı ile borçlu arasında yapılan bir sözleşme ile (ibra sözleşmesi) borç sona ermiş olur.

            İbra bir tasarruf işlemi olduğundan, ibranın geçerliliği, alacaklının alacak üzerinde tasarruf yetkisinin bulanmasına bağlıdır. İbra ile asıl borç ve ona bağlı fer’i borçlar sona erer. Fer’i bir borç ibra edilmişse asıl borç sona ermez.

 

3) TECDİT (YENİLEME): Yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcun ortadan kaldırılmasıdır. Şartları şunlardır:

a) Eski borcun ortadan kaldırılması: Söz konusu borç hukuki işlemden doğan bir borç olabileceği gibi, haksız fiil veya sebepsiz zenginleşmeden doğan bir borç da olabilir. Fakat yenilenecek olan borç geçerli bir borç olmalıdır.

b) Geçerli bir yeni borç meydana getirilmesi

c) Yeni doğan borcun eski borçtan farklı olması: Bu farklılık edimde ortaya çıkabileceği gibi (objektif yenileme), taraflardan birinin değişmesi biçiminde de ortaya çıkabilir (sübjektif yenileme).

d) Tarafların yenileme için açıkça anlaşmaları gerekir: Yenileme örtülü (zımni) şekilde yapılamaz. Mevcut bir borç için kambiyo taahhüdünde bulunmak, yeni bir alacak senedi vermek, kefalet senedi vermek aksine anlaşma yoksa yenileme sayılmaz.

            İpotekli borç senedinin veya irat senedinin düzenlenmesiyle birlikte dayanağı olan borç ilişkisi ise kural olarak yenileme yoluyla sona erer.

            Yenileme sözleşmesi ile eski borç ve ona bağlı fer’i borçlar da sona erer. Onun yerine yeni borç geçer ve zamanaşımı yeniden işlemeye başlar.

 

4) ALACAKLILIK VE BORÇLULUK SIFATLARININ AYNI KİŞİDE BİRLEŞMESİ:

            Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesiyle borç ve fer’ileri son bulur. Söz konusu birleşme külli halefiyet yoluyla olabileceği gibi cüzi halefiyet yoluyla da olabilir. Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide birleşmesi kesin olmalıdır.

            Birleşme borcu sona erdirmesine rağmen 3. kişilerin haklarını etkilemez. Borç; ipotekli borç senedine veya irat senedine bağlanmışsa alacaklı ve borçlu sıfatının aynı kişide birleşmesiyle borç ortadan kalkmaz. Borçlu isterse aynı senetleri tekrar tedavüle çıkarabilir. Aynı şekilde kıymetli evraka ilişkin hükümler de saklıdır.

            Birleşme sonradan ortadan kalkarsa borç da yeniden doğar.

 

5) KUSURSUZ İMKANSIZLIK: Borçluya yükletilemeyen haller yüzünden borcun ifası mümkün olmazsa kural olarak borç sona erer.

            Sözleşmenin kurulması sırasında ortaya çıkan imkansızlığa başlangıçtaki imkansızlık; sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan imkansızlığa ise sonraki imkansızlık denir. Başlangıçtaki objektif imkansızlık sözleşmenin batıl olmasına neden olur.

            Sonraki imkansızlık şayet borçlunun kusurundan ileri geliyorsa kusurlu imkansızlık, borçluya yükletilemeyen bir sebepten ileri geliyorsa kusursuz imkansızlık ismini kazanır.

            İmkansızlık bir borcun ifasının çeşitli sebeplerle (umulmayan hal (kaza), mücbir sebep vs.) mümkün olmamasıdır. İmkansızlık nedeniyle asıl borç ve ona bağlı fer’i borçlar ortadan kalkar. İmkansızlık kısmi veya tam olabilir.

            Kusursuz imkansızlık sebebiyle borcun sona erebilmesi için yok olan (telef olan) edimin yerine başka bir şeyin geçmemiş olması gerekir. Kusursuz imkansızlık durumunda borçlu karşı taraftan edimini isteyemez. Daha önce almışsa sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri vermek zorundadır. Fakat bu hükmün aksi kararlaştırılabilir.

            Satım sözleşmesinde hasar, sözleşmenin kurulduğu andan itibaren alıcıya geçtiğinden, satıcı, satılanı teslim borcunu kusursuz olarak yerine getiremiyorsa alıcı taahhüt ettiği semeni satıcıya ödemekle yükümlüdür.

 

6) TAKAS: Karşılıklı olarak hem alacaklı hem borçlu olanların birbirlerinden olan alacaklarının en azının miktarı uyarınca sona ermesidir. Takas, kolaylık ve basitlik sağlar.

            Takasın, kanuni takas (bizzat kanunun taraflardan birine tanıdığı ve diğer tarafın rızasının bulunmasına gerek olmaksızın sonuç doğuran takas) ve akdi takas (tarafların anlaşmalarıyla ortaya çıkan takas) olmak üzere iki türü vardır. Borçlar Kanunu’nda düzenlenen kanuni takastır.

Takas – Mahsup: Mahsup, bir alacak miktarından belli olgular sebebiyle indirme yapma anlamına gelir. Mahsupta alacaktan indirilecek olan miktar bir karşı alacak değildir. Takasta ise, karşılıklı iki alacak bulunmaktadır.

Takasın şartları şunlardır:

a) Borçların karşılıklı olması (mütekabiliyet): Takas edilecek borçlar karşılıklı olmalıdır.

b) Borçların benzer olması (mümaseliyet): Takas edilecek borçlar birbirine benzer olmalıdır. Miktarlarının eşit olması gerekmez.

c) Borçların muaccel olması (vadelerinin gelmiş olması): Vadesi gelmemiş borçlar (müeccel borçlar) kural olarak takas edilemez. Fakat borçlunun iflası durumunda alacaklılar vadesi gelmemiş olsa bile alacaklarını müflisin kendilerinden olan alacağı ile takas edebilirler. Takas için iki borcun da muaccel olması şart değildir. Takas edilecek alacağın muaccel olması, karşı tarafın alacağının ise ifa edilebilir olması yeterlidir.

d) Takas beyanında bulunulmuş olması: Takas beyanı tek taraflı şekle tabi olmayan karşı tarafa varmasıyla sonuçlarını doğuran bir işlemdir. Takas maddi hukuk açısından def’i niteliğin­de bir savunma aracıdır. Borçlulardan biri, bu hakkından önceden feragat edebilir. Borçların takas edilebilmesi için kural olarak borçlulardan birinin bu beyanda bulunması yeterlidir. Fakat kanun şu alacakların takasında karşı tarafın onayını aramaktadır:

– Tevdi edilmiş veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar,

– Nafaka ve iş ücreti gibi borçlunun ve ailesinin geçimi için mutlak biçimde zorunlu olup özel niteliği gereği fiilen alacaklının eline verilmesi gereken alacaklar,

  • Devlet, vilayet ve köyler lehine olarak kamu hukukundan doğan alacaklar.

Takasın Hükümleri: Takas, karşılıklı olan borçları en az olanının miktarı oranında sona erdirir. Karşılıklı borçlar değer itibariyle birbirlerine eşit iseler takas sonunda her ikisi de son bulur. Takasın hükümleri takas beyanının karşı tarafa varmasıyla meydana gelir ve daha sonra ortadan kaldırılamaz.

            Takasın hükümleri geçmişe etkilidir. Yani takas edilen borçlar takas açıklamasının yapıldığı andan itibaren değil takas edilebilmelerinin mümkün olduğu andan itibaren sona ermiş sayılırlar.

7) ZAMANAŞIMI (MÜRURUZAMAN)

                 Eşya hukukunda ortaya çıkan ve kişinin hak kazanmasına olanak tanıyan zamanaşımına kazandırıcı zamanaşımı adı verilirken; borçlar hukuku bakımından ortaya çıkan ve alacağın dava ve takip hakkını ortadan kaldıran zamanaşımına ise düşürücü zamanaşımı denir.

Zamanaşımı–Hak düşürücü süre: Zamanaşımı alacak hakkını zayıflatırken, hak düşürücü süre hakkı ortadan kaldırır. Hak düşürücü süre niteliği itibariyle bir itirazdır, hakim re’sen dikkate alır. Zamanaşımı ise bir def’idir, hakim re’sen dikkate alamaz. Zamanaşımı süresinin işlemesinin durması veya kesilmesi mümkün olduğu halde, hak düşürücü sürenin işlemesi durmaz ve kesilmez. Zamanaşımı sadece alacak haklarında söz konusu olurken; hak düşürücü süre, borç ilişkileriyle benzeri ilişkilerde, yenilik doğuran haklarda etkili olur.

            Bir borcun veya bir alacağın zamanaşımına uğraması için gerekli şartlar şunlardır:

a) Borcun muaccel olması: Kural olarak bütün borçlar zamanaşımına uğrarlar. Fakat gayrı menkul rehni ile güvence altına alınan borçlar zamanaşımına uğramazlar. Menkul rehniyle güvenceye bağlanmış olan borçlar ise zamanaşımına uğrarlar.

b) Kanunun belirlediği sürenin geçmiş olması: Kanunlarımızda zamanaşımı süresi değişik borç ilişki­lerine göre farklı tayin edilmiştir. Haksız fiillerden doğan borçlarda zamanaşımı süresi zararı ve faili öğrenme tarihinden itibaren bir yıl, fakat her halükarda olay tarihinden itibaren on yıldır. Haksız fiil aynı za­manda suç teşkil ediyorsa, ceza yasalarının bu suç için öngördüğü daha uzun bir zamanaşımı süresi mevcut ise, haksız fiil tazminat alacağı için de bu uzun süreler geçerli olacaktır.

Sebepsiz zenginleşmeden doğan alacaklar, malvarlığındaki eksilmenin ve zenginleşmenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl, fakat her halükarda olay tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresine tabi tutulmuştur (BK m. 66).

Sözleşmeden doğan alacaklarda ise zamanaşımı süresi, kural olarak, borcun muaccel olduğu tarihten itibaren on yıldır (BK m. 125). Bu süreye genel zamanaşımı süresi denir. Diğer bir ifadeyle aksi belirtilmedikçe sözleşmeden doğan olacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. BK m. 126’da ise beş yıllık zamanaşımına tabi olan alacaklar dört bent halinde belirtilmiştir:

  1. Adi ve hasılat kira bedelleri, ana para faizleri, aidat alacakları belirli ara­lıklarla ödenmesi gereken para alacakları olup, beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.
  2. Tüketim amacıyla alınan gıda maddelerinin bedelleri (erzak bedeli); nafa­ka, otel ve lokanta masraflarına ilişkin alacaklar,
  3. Esnaf ve sanatkarların ücret alacakları; perakende satış bedeli alacağı; noterlerin noterlik hizmetlerinden doğan alacakları; işçilerin ücret alacakları,
  4. Şirketlerin iç ilişkilerinden doğan alacaklar; vekalet; komisyon, acentelik; bazı tellallık alacakları; istisna sözleşmelerinden doğan bazı alacaklar, ticari olsun veya olmasın, bir şirket sözleşmesine dayanan ve şirketin ortaklarla veya ortakların birbirleriyle şirkete ilişkin işler­den doğan alacaklar; yine, şirketin müdürleri, temsilcileri, murakıpları ile olan ilişkilerinden doğan alacaklar beş yıllık zamanaşımı süresine tabi tutul­muştur.

            Aynı hüküm uyarınca, yüklenicinin kast veya ağır kusuruna dayanan sözleşmeye aykırı davranı­şından, özellikle ayıba karşı garantiden (tekeffülden) doğan sorumluluğuna ilişkin olanlar dışında istisna sözleşmesinden doğan tüm davalar beş yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

            Karz sözleşmesinden doğan alacak hakları ise altı aylık zamanaşımına tabidir.

c) Zamanaşımının durmamış olması: Kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı durumunda zamanaşımı süresinin işlemeye başlamaması veya başlamışsa bu sebep ortadan kalkıncaya kadar durarak devam etmesine zamanaşımının durması (tatili) denir. Sebep ortadan kalktığı andan itibaren kalan süre durduğu yerden itibaren tekrar işlemeye başlar. Zamanaşımını durduran sebepler şunlardır:

– Velayetin devamı süresince çocukların ana babalarından olan alacakları için,

– Vesayetin devamı süresince vesayet altında bulunanların vasi ve vesayet dairelerinden (sulh ve asliye hakimlerinden) olan alacakları için,

– Evliliğin devamı boyunca karı kocadan birinin diğerinden olan alacağı için,

– Hizmet akdinin devamınca işçilerin işverenden olan alacakları için,

– Borçlu alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu süre içinde,

– Alacağın bir Türk mahkemesinde ileri sürülmesi mümkün olmadığı sürece zamanaşımı işlemez veya işlemeye başlamışsa durur.

d) Zamanaşımının kesilmemiş olması: Kanunda sayılan sebeplerden birinin gerçekleşmesi durumunda sürenin o ana kadar işlemiş olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin baştan itibaren yeniden işlemeye başlamasına zamanaşımının kesilmesi denir. Zamanaşımını kesen sebepler şunlardır:

– Borçlu borcu ikrar ettiği (kabul ettiği), özellikle faiz veya mahsuben bir miktar para veya rehin veya kefil verdiği takdirde,

– Alacaklı mahkemede dava açmışsa veya hakeme müracaat etmişse veya icra takibinde bulunmuşsa veya iflas masasına başvurmuşsa, zamanaşımı kesilmiş olur.

            Zamanaşımı müteselsil borçlulardan birine karşı kesilmiş olursa diğerlerine karşı da kesilmiş olur. Asıl borçluya karşı zamanaşımı kesilmiş olursa kefile karşı da kesilmiş olur. Fakat kefile karşı kesilen zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.

            Zamanaşımının kesilmesi durumunda o andan itibaren işlemeye başlayacak yeni süre kural olarak eskisinin aynıdır. Fakat borç bir senetle ikrar olunmuş veya bir hükümle ispatlanmışsa yeni süre daima 10 yıldır.

Zamanaşımının hükümleri: Zamanaşımına uğrayan borç/alacak ortadan kalkmış olmaz sadece alacaklının talep ve dava hakkını sona erdirir. Borçlu alacaklının ifa talebine karşı zamanaşımı def’i’ni ileri sürebilir. Zamanaşımına uğramış borç eksik borçtur. Borçlu dilerse ödeyebilir.

            Asıl alacağın zamanaşımına uğraması halinde ona bağlı fer’i haklar da (ör. faiz, cezai şart) zamanaşımına uğramış olur. Fer’i borç zamanaşımına uğramışsa asıl borç zamanaşımına uğramaz.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir