AÖF Ders notları-Kişiler arası iletişim ders notları

KİŞİLERARASI İLETİŞİM        ÜNİTE 1

GİRİŞ

Yaşam tarzı, düşünüş biçimi, değer yargıları, tutum ve davranışları ile birey, bir değerler bütününü temsil eder ve bu bütün içerisinde kişilik ve kimlik kazanır.

İNSAN İLİŞKİLERİ

Birey, hem içinde yaşadığı toplumun kurallarına uyarak belirli bir konum kazanmayı hedefler hem de bu konumunda süreklilik arar.

Birey, yaşamının her anında kendisiyle iletişim içindedir; çevresi ile iletişimi kaçınılmazdır ve yaşamını sürdürmek için doğa ile etkileşime girmektedir.

Kimi zaman birey, ruh sağlığını koruyan, kendisini mutlu eden ilişkiler kurarken; kimi zaman da hiçbir zaman yaşamamış olmayı dileyeceği ilişkiler içerisinde olabilir. Ancak tüm ilişkiler, bireyin yaşamında bir deneyim ve geleceğe dönük alınacak önlemler açısından birer yol gösterici niteliğine bürünebilmektedir.

İnsan İlişkilerinde İletişimin Gerekliliği

İletişim, bireysel ve toplumsal bir olgu olarak çeşitli ihtiyaçları karşılar. Mevcut yaşam koşulları ve beklentiler, bireyin ilişkilerini ve iletişim sürecini olumlu ve/veya olumsuz olarak etkileyebilir.

Fiziksel İhtiyaçlar

İletişim, insanın fiziksel ihtiyaçlarını karşılaması için gereklidir. Bireyin temel psikolojik gereksinimleri arasında ‘ilişki kurma’ süreci yer alır. İletişimin olmaması durumu, yaşamı tamamen altüst edebilir.

Tıbbi araştırmacılar, sosyal yaşamda yakın ilişkileri olmayan insanların çok çeşitli sorunlar yaşadıklarına temas etmektedirler

. Güçlü ilişkilerden yoksun olan bireyler, kötü alışkanlıklar edinebilmekte (sigara, alkol, uyuşturucu vb.) ve fiziksel egzersizlerden uzak durabilmektedirler. Bu durum da bireylerin erken yaşta hayatlarını kaybetmelerine neden olabilmektedir.

. Boşanmış, ayrı yaşayan ya da dul insanların zihinsel sağlık sorunlarıyla karşılaşma riskleri diğerlerine nazaran daha yüksektir.

. Bebek bekleyen kadınların psikolojik dengeleri kolayca bozulurken;

kendilerine destek verenler sayesinde daha sağlam ve sağlıklı olurlar.

. Sosyal ağlardan uzak, toplumdan kendisini soyutlamış bireylerin hastalanma riskleri daha fazladır.

Benlik (self/kendi/kendilik), kişinin kendisini tanımlama çabasında kendisine uygun düşen kavramlar sistemidir. Bu tanımlamalar, isim, sosyal roller, değişik gruplardaki üyelikler, vd. niteliklerden oluşmaktadır.

Kimliğe Dayanan İhtiyaçlar

Aslında iletişim, bizim kim olduğumuzu öğrenmemizin temel aracıdır. Benlik, bireyin kendine, kendi özelliklerine, yeteneklerine, değerlerine, amaçlarına; kısaca nasıl bir insan olduğuna ilişkin öznel algılarının bütünüdür

‘Kendi’nin Tarifi

İnsanlara, kim olduklarını sorduğunuzda, öncelikli olarak adlarını belirtecek ve kimliklerine ilişkin çeşitli ifadeleri sıralayacaklardır. ‘Yeter DURSUN’, karşı tarafa bu kişinin cinsiyetinin ‘kadın’ olduğu fikrini sunmasının yanı sıra adı ile soyadının kombinasyonunun karşı tarafta bir gülümseme yaratması ihtimali de yüksektir. Kişinin kendini sözlü olarak ifade etmesinin ardından Kayserili ve 25 yaşında, Türk vatandaşı olduğu gibi temel enformasyonu da edinmek olasıdır.

Bu çerçevede birkaç kavram önem kazanmaktadır:

Benlik (self): Kişinin kendini başka herkesten ve her şeyden ayrı, eşsiz bir bütünlük olarak hissetmesi ve bunun bilincinde olmasıdır.

Benlik şeması (self-schema): Kişinin kendisi hakkında geçmiş deneyimlerinden türettiği genellemedir.

Kendini Açma (self-disclosure): Kişinin kişisel duygularını, düşüncelerini, fantazilerini, özlemlerini vb. açığa vurma ve ifade etme yetisidir.

Algılama (self-perception): Kendi benliğini oluşturan şeylerin, yani kendi eşsiz duygularının, dürtülerinin, özlemlerinin, kişilik özelliklerinin vb. farkında olmasıdır.

Kendini Keşfetme (self-discovery): Kişinin kendi eşsiz benliğini bulması, kimlik arayışıdır.

Kendini İfade Etme (self-expression): Kişinin duygularını, yeteneklerini, tutumlarını, dürtülerini vb. sanat, şiir, dans gibi etkinlikler yoluyla özgürce dışa vurmasıdır.

Kendini Ortaya Koyma (self-assertion): Kişinin, kendi haklarını, duygularını, düşüncelerini başkalarını rahatsız etmeyecek, zorlamayacak, özgürlüklerini kısıtlamayacak bir şekilde gereğince dışavurabilme yetisidir.

Kendini Kandırma (self-deception): Kişinin kendi kusurlarını, sınırlarını, tutarsızlıklarını vb. görmekten kaçınması veya görememesidir.

Kendini Sabotaj (self-handicapping): Kişinin başarısızlık beklentisi karşısında kendi performansını sabote ederek -başarısızlığı kendi yetersizliğine değil, dış koşullara bağlayarak- beklenen başarısızlık için geçerli bahaneler üretmesidir.

Joseph Luft ve Harry Ingham tarafından 1955 yılında geliştirilen ve

psikologların ön adlarının bileşiminden oluşan Johari Penceresi, iki veya daha fazla bireyin kişilerarası iletişim ve ilişki süreçlerini anlamlandırmalarını kolaylaştırmayı amaçlayan bilişsel psikoloji modelidir. Kendini Tanıma -Kendini Tanımama -Diğerleri tarafından tanınma Açık Mücadele Alanı (Arena) Kör Nokta/Görünmeyen (Blind Spot) Diğerleri tarafından tanınmama Gizli Dış Görünüş (Façade) Bilinmeyen/Yabancı (Unknown) Düşünme/davranma/algılama/kişilik alışkanlıkları (bireyin kendi iç benini dışa yansıttığı iletişimsel davranışını ifade etme biçimi) Sembolik Kendi (Symbolic Self) ‘Kendi’nin farklılaşmasın /karakteristikleşmesini etkileyen geniş çaplı sosyal baskılar (diğerleri ile sosyal etkileşimleri sırasında bireyin farklı koşullara bağlı olarak‘kendisi’nin farklılaşması)

Performansa Dayalı Kendi

(Performative Self) ‘Kendi’yi etkileyen mevcut sosyal koşullar (Birey, kendisini çevreleyen sosyal talepler ve normlar çerçevesinde hareket etmektedir.)

Pratiğe/Sembollere Dayalı Kendi (Practical Self)

Materyal dünyanın bireyin kendi hakkında nasıl düşüneceğini belirlemesi (bireyin kendisinin nasıl bir insan olduğuna dair fikirlerini sembolik olarak ortaya koyması hâli)

Değerlendirilebilir Kendi Accountable Self) Sosyal bağlamların tanımlama üzerindeki etkisi (Kişilik, kavram olarak oldukça özet bir ifade tarzıdır. Bireyler, genellikle sosyal fikirler ve davranış kalıpları setleri çerçevesinde hareket etmektedirler.)

Anında Değişen Performans (Improvisational Performance) ‘Kendi’nin sunumunda retoriksel olarak dönüşüm yaşanmaktadır (Birey, kendisini, toplumun beklentilerinden hareketle sunmaktadır.)

Sosyal İhtiyaçlar

İletişim, bireyin kendisini tanımlamasına yardımcı olur ve diğer insanlarla  arasında yaşamsal bağlar kurar.

Yapılan araştırmalar sonucunda, iletişim sayesinde karşılanan çok sayıda sosyal ihtiyaç bulunduğu ortaya konulmuştur. Bunlar:

. Zevk/lezzet/memnuniyet (Çünkü ‘iyi vakit geçirmek’ insanlar için  önemlidir.)

. Sevgi/muhabbet (Çünkü ‘diğerlerine yardım etmek’, ‘diğerlerini  önemsemek’ duygusu insanı mutlu eder.)

. Katılma/hesaba katma (Çünkü ‘çevrede konuşacak birilerinin olması’  insanın yalnızlık duygusunu azaltır.)

. Kaçış (“Bir şeyleri bırakmak için bir şeyler yapmalıyım” duygusunun  insan yaşamında hâkimiyet kazanması.)

. Rahatlama (İnsanların gevşemeye de ihtiyaçları vardır.)

. Kontrol (“Birilerinin benim için bir şeyler yapmasını istiyorum” ya da  ‘sahip olmadığım bir şeyi elde etmek istiyorum’ gibi ifadeler insanlar  üzerinde kurulmak istenen kontrol mekanizmasına işaret eder.)

Pratikteki İhtiyaçlar

İletişim, bireyin günlük yaşamında önemli işlevler yüklenen bir unsur olmanın dışında, basit ve sıradan işlerini yürütmesinde de gereklidir. Günlük yapıların tamamının işleyişinde mevcut olan iletişimin önemini ortaya koyan çok sayıda araştırma bulunmaktadır. Mesela bir işyerinde çalışanların, teknik beceri ve iş deneyimine sahip olmalarının yanında iletişim becerilerinin de gelişmiş olması gerekmektedir. Okulda, evde, iş yerinde, resmî ilişkilerde, özel hayatta, sosyal ilişkilerin geliştirildiği mekânlarda (kafe, sinema, lokanta vd.) etkili iletişim kurulması gerekmektedir. Mekânsal, zamansal ve kişilerin konumlarına bağlı olarak değişen iletişim tarzları, kişilerin ortam ve ortamın gerektirdiği şekilde davranması zorunluluğundan kaynaklanmaktadır.

KİŞİLERARASI İLİŞKİLERİN DOĞASI VE ÖNEMİ

Aile, arkadaşlar, komşular ve sürekli etkileşimde bulunulan diğer bireylerle ve elbette kısa süreli veya anlık karşılaşmalarda temas kurulan ‘dışardakiler’le etkileşim kurma konusunda başarılı olamayan bireyler, yalnızlaşmakta ve toplumsal kabul görmekte zorlanmaktadırlar.

Her türlü anlamlandırma eyleminin esasında merak etme, sorgulama, inceleme, neden-sonuç ilişkisi kurma, öğrenme, değerlendirme, yargılama ve bir kanıya ulaşma süreci gözlemlenmektedir. Kişilerarası ilişkiler, bireyin sosyo-psikolojik yapısını doğrudan etkiler. Çevresi tarafından benimsenen ve onaylanan bireyin kendisine güveni artar ve daha girişimci olur. Sürekli reddedilen, hor görülen, davranışları onaylanmayan ya da engellenen birey, içine kapanık olur ve çevresi ile etkileşimden kaçınır. Bu tür ilişki biçimi, bireyin tüm yaşamını olumsuz yönde etkiler.

Kişilerarası İlişkilerin Temel Özellikleri

Birey, yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini, çevresini ve çevresindeki nesne-olay-olguları anlama ve anlamlandırma çabasına girmektedir. Bireyin kişiliğinin şekillenmesinde doğuştan var olan mizacının ötesinde yetiştiği çevre ve içinde bulunduğu ilişkilerin önemli rolü bulunmaktadır. Bireylerin  ilişkilerinde güçlü ve zayıf yönleri ortaya çıkmaktadır. Bu yönlerini ortaya çıkaran deneyimlerinden hareketle kendi kişilik özelliklerini gözden geçirme ihtiyacı duyabilmektedirler.

Birey ve bireyin yaşantısı, diğerleri ile etkileşimleri bağlamında kişiler arası ilişkilerin doğasına bakıldığında çeşitli iletişimsel özelliklerin belirginlik kazandığı gözlenmektedir (Yüksel, 2009):

. Kişilerarası ilişkiler, mekân, zaman ve bireylerin üstlendikleri rollere  bağlı olarak farklılaşmaktadır.

. Kişilerarası ilişkiler, bir süreci ifade eder; ilişkiler başlar, gelişir  ve/veya aynı seviyede kalır, süreklilik kazanır ya da sonlanır.

. Kişilerarası ilişkiler amaçlıdır; bireyler, ilişkilerini bu amaçlar  doğrultusunda yönlendirme eğilimi gösterir.

. Kişilerarası ilişkilerde, çeşitli boyutlarda anlamlandırmalar yapılır.

. Kişilerarası ilişkiler, doğası gereği devingendir; kişiler, olaylar ve  amaçlar doğrultusunda her an değişime açıktır.

. Kişilerarası ilişkiler, tekrarlanamaz, tersine çevrilemez.

. Kişilerarası ilişkiler, karmaşık bir yapıyı temsil eder.

Kişilerarası ilişkiler, andan ana kendi iç kuralları ve örüntüleri çerçevesinde devingenlik sergilemektedir. Aslında ilişkiler, doğası gereği durumsaldır. Diğer insanlarla olan iletişim, ‘süregelen’ bir özellik taşır. Bir başka ifade ile insanların ilişkileri bir yerde başlayıp bir yerde bitmez; tersine değişen yoğunluklarda (az-çok, sık-seyrek gibi) ve tarzlarda (olumlu-olumsuz, samimi-mesafeli, resmî-gayriresmî gibi) gelişen bir süreçtir. İnsan ilişkilerindeki tekrarlanamazlık özelliğinin temelinde de iletişim yer almaktadır. İletişim, ilişkilere yön verici bir özelliğe sahiptir.

Kişilerarası İlişkilerde Etkili Olan Faktörler

Kişilerarası ilişkilerde bireyler kendilerini çeşitli şekillerde sergilerler. Kişinin kendisini ifade etme tarzı geliştirmesinde gözlemleri ve deneyimleri önem taşımaktadır. Kişinin duygu ve düşünceleri, ilişkinin doğası üzerinde etkili olabilmektedir. Kişilerarası ilişki sürecinde tarafların birbirlerinden beklentileri ve bu beklentilerin gerçekleşme düzeyi, ilişkiye yön verilmesi noktasında önem taşımaktadır. İlişkiye yüklenen anlam, ilişkinin düzeyini belirleyici etmen olabilmekte; aynı zamanda beklentilerin karşılanmaması durumunda bireyler, ilişkiyi sonlandırma ya da belirli bir seviyede tutma eğilimi gösterebilmektedirler.

Kişilerarası ilişkilerini sürekli geliştiren, çevresinde kabul gören, kolayca benimsenen ve çevresinin saygısını kazanan bireylerin benlik algısı artmaktadır.

Diğer kişilerle olan ilişkiler bireyin yeni alışkanlıklar edinmesini ve eski alışkanlıklarını terk etmesini sağlayıcı etmen olabilmektedir. Bu alışkanlıklar bireyin ilerdeki yaşamını olumsuz etkileyebileceği gibi, gelecekte rahat bir yaşam sürmesini de sağlayabilmektedir. Kişinin dâhil olduğu ilişkiler, kendisini ve çevresini anamlandırmasında çeşitli ipuçları sunabilmektedir. Çok farklı yaşam tarzlarına sahip olan bireylerle birlikte olan bir kişinin çok daha hoşgörülü olduğu gözlemlenmektedir (Yüksel, 2009). İlişkiler yoluyla kazanılan deneyimler, bireyin yaşamını zenginleştirir ve ona, farklı bakış açılarını tanıma, kavrama ve değerlendirme olanağı sağlar. Birey, bu sayede diğer bireylerin nasıl ilişki kurdukları, karşılaştıkları sorunlarla nasıl başa çıktıkları ve duygu ve düşüncelerini nasıl paylaştıkları konularında bilgi sahibi olur.

Kişisel Özellikler

Kişilerarası ilişkilerde, iletişimde bulunan ve ilişkiye dâhil olan bireylerin çeşitli özelliklerinin ilişkinin doğasını etkilediği ifade edilebilir. Çok açıktır ki, bireylerin ilişkilerinde, cinsiyetleri, yaşları, fiziksel görünümleri, çeşitli davranış biçimleri ve geçmiş deneyimleri belirleyici rol oynar. İlişkilerde, bireylerin cinsiyetleri onlara karşı nasıl davranılacağını belirleyen önemli unsurlardan birisidir.

 Algılama Süreci

Bireylerin çeşitli etkinliklerde bulunabilmeleri, belirli davranışları sergileyebilmeleri ve alternatifler arasından seçim yapabilmeleri için öncelikli olarak algılamaları gerekir. İletişim sürecinde önemli yeri olan algı ve algılama, bireyin dış dünyasındaki somut ve/veya soyut tüm nesnelere ilişkin duyumsal enformasyon edinmesini ifade etmektedir. Duyumsal enformasyon edinme denildiğinde, beş duyu organı ve bunlar aracılığıyla ‘duyma, tatma, görme, koklama ve dokunma akla gelmektedir. Bu bağlamda,

ALGILAMAK

. olay nesne veya ilişkileri görerek duyarak tadarak dokunarak koklayarak hissetmektir.

Görsel nesnelerin nerede olduklarını belirlemek, ‘uzamsal yerleştirme’ ya da ‘yerleştirme’ olarak ifade edilir. Yerleştirme, bireyin içinde bulunduğu ortamda hareket etmesini sağlar. Bu yetenek sayesinde birey, çevresindeki nesneler çarpmadan hareket edebilmekte; istediği nesneye uzanarak onu tutabilmekte; nesneleri çeşitli yönlerde hareket ettirebilmektedir.

Birey, çevresini gözlemler ve nesnelerin, kişilerin, canlı ve cansız tüm varlıkların konumlarını algılar. Bunun temel nedeni de nesne-figür ile art alanı ayrımını yapabilmek gereksinimidir. Bu bağlamda algı sistemi, üç boyutlu dünyadaki nesnelerin konum, uzaklık ve hareket örüntülerini kapsar. Gestalt psikolojisinde tüm nesne veya formların nasıl düzenlendiğine ilişkin çeşitli ilkeler ortaya konulmuştur (Atkinson, vd., 2010:158-164):

. Şekil ve Zemin: Birden çok farklı bölgeyi içeren bir uyaranda, uyaranın bir parçası şekil, geri kalanı da zemin olarak görülür. Şekil gibi görünen bölgeler, ilgilenilen nesneleri kapsar; zeminden daha belirgin ve önde görülür.

. Nesnelerin Gruplanması: Bir zemin bağlamında salt nesne değil nesneler grubunu görmek de mümkündür. Pek çok gruplama belirleyeni bulunmaktadır:

. Yakınlık: Birbirlerine yakın unsurlar, grup halinde görüneceklerdir.

. Tamamlama: Aralıklı şekilleri bütünleştirme eğilimidir.

. Benzerlik: Benzer nesneleri bir arada gruplama eğilimidir.

Bir nesnenin nerede olduğunu bilmek için uzaklık ve derinliğinin bilinmesi gerekir. Algılanan uzaklığı belirlemek için birleştirilen çok sayıda uzaklık ipucu bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

. Göreceli büyüklük: Bir imge sıra halinde dizilmiş, büyüklük bakımından farklı nesneler içeriyorsa, bireyler, daha küçük nesneleri daha uzakta yorunlama eğilimi gösterirler.

. Üst üste binme: Bir nesne, diğerinin görünmesini engelleyecek şekilde yerleştirilirse, birey, üstü örten nesneyi daha yakın olarak algılar.

. Göreceli yükseklik: Benzer nesneler arasında daha yüksek görünenler, daha uzak algılanır.

. Çizgisel perspektif: Birleşiyormuş gibi görünen paralel çizgiler, uzakta kayboluyormuş gibi algılanır.

Alanda Yükseklik

Algılama, çeşitli duyuları gerektirdiği için fizyolojik olmasının yanı sıra sosyal ve psikolojik bir süreçtir ve dış müdahalelere açıktır. Bireyin yaşamında, bütün davranışlarında, dış dünyanın zihninde oluşturduğu ‘temsili imgeler’ etkilidir. Bu bağlamda algıyı üç başlık altında sınıflandırmak mümkündür:

. Simgesel Algı: İletişim sürecinde, birçok simge bir arada değerlendirilerek sonuca ulaşılabilir. Jestler, mimikler, ses tonu, tercih edilen kavramlar, giyinme tarzı, rozet, aksesuar vb. birer simgesel algı modeli oluşturmaktadır. Kimi zaman simge parçaları, insan zihninde bir bütün oluşmasını sağlayabilir. Simge ve semboller, bireyler arasındaki ortak anlaşma biçimlerine bağlı olarak anlamlılık kazanırlar. Bu bağlamda, simgelerin değeri ve anlamı, öğrenilmiş birer uyarıcı olmalarından kaynaklanır. Simgelerin birey üzerinde uyandırdığı çağrışımlar ikonografik olabilir ve zihnin simge bütününü bulması yönünde işlemesini sağlayabilir.

. Duygusal Algı: Birey, olay, nesne veya ilişkiyi algıladığında, sadece zihnindeki izlenimi, simge veya sembollerle özdeşleştirmez; aynı zamanda, ‘iyi-kötü’, ‘hoşlanma-hoşlanmama’ gibi duygularla değerlendirme yapar. Bu nedenle algılama, hem çevrenin uyaranlarından etkilenmekte hem de bireyin bilgi birikimi ve deneyimleri ile anlam kazanmaktadır.

. Seçimleyici Algı: Bireyin algı dünyasında, eğitim süreci, kültürü, inançları, değerleri gibi birçok faktör etkili olmaktadır. Bireysel ilişkiler tüm bu faktörler çerçevesinde şekillenmektedir. Bu nedenle, her birey nesne, olay veya ilişkileri, birbirinden farklı olarak, kendisini oluşturan değerler, beklentiler ve kültürel örüntüler çerçevesinde algılamaktadır. Öyle ki, bir pastanede oturan avukat, mühendis, mimar ve öğretmen, meslekleri gereği seçilmeyici algılamalarının etkisiyle farklı mekân değerlendirmesinde bulunacaklardır.

Bireysel Etkinlik

  • Bireyin algılama sürecine ilişkin olarak çevrenizdeki nesneleri, tanımlamaya çalışın. Bu nesneleri algılarken konumları ve hareketleri ne kadar önemlidir? Simgesel, duygusal ve seçilmeyici algıya günlük yaşamınızdan örnekler bulun.

Kişilerarası ilişkilerde, algılama sürecini, bireyin duygu durumları etkileyebilmektedir. Birey, sinirli veya gergin olduğu durumlarda ya da mutlu ve neşeli olduğu durumlarda kişi, nesne ve olayları aynı biçimde algılamayacaktır.Bu bağlamda, pek çok durum, davranış veya söz gerçekte olduğundan farklı algılanabilmektedir. Algısal hataların bir diğer nedeni de ‘hale etkisi’dir.

Hale etkisi, bireyin diğer birey veya olayları, tek bir olumlu özelliğinden dolayı tamamen ‘olumlu’ ya da tek bir olumsuz özelliğinden dolayı tamamen ‘olumsuz’ değerlendirmesi eğilimidir.

Bireyler arasında söylenen mesajların davranışlarla tutarsızlığı, algısal hataların oluşmasına sebep olacaktır. Bu durum, kişilerarası ilişkilerde bireyler arasında güven duygusunun ortadan kalkmasının en önemli nedenidir. Toplumda, önemli bir konumda bulunan ve birçok kişi tarafından referans alınan ya da lider olarak görülen kişilerin, gözden düşmelerinde bu tür güven eksiklikleri önemli rol oynamaktadır.

Duygular ve Yansımaları

Bireyin duygusal durumu, kişilerarası ilişkilerinde etkin rol oynamaktadır.

Örneğin, kendisini mutlu hisseden birisinin çevresindekilere olumlu yaklaşması olasılığı oldukça yüksektir. Bununla beraber, birey günlük yaşamında olumlu veya olumsuz çok farklı duygular yaşamasına rağmen, diğer bireylerle benzeşen ya da farklılaşan kararlı duygu kalıplarına sahiptir. Bireyler, bu kararlı duygu kalıplarından hareketle çevrelerince, “heyecanlı, soğukkanlı, rahat veya kötümser” olarak tanımlanabilmektedirler.

Kişilerarası ilişkilerde, karşılıklı olarak duyguların dışa vurumu, bireyler açısından ‘itici’ veya ‘çekici’ rol oynayabilmektedir.

Birey, yaşantıları çerçevesinde sayısız duygulanım içerisine girebilmektedir.

Bununla beraber, duygular (Siyez, 2010:75):

. Olumlu duyuş (mutlu, heyecanlı, memnuniyet uyandırıcı vb.)

. Olumsuz duyuş (sinirli, gergin, mutsuz vb.) olmak üzere iki boyutta ele alınabilir. Kişilerarası iletişim sürecinde, olumlu duyuş özellikleri ağır basan bireylerin çok daha etkin oldukları ve çevrelerince daha rahat benimsendikleri gözlemlenmektedir.

Duyguların dışa vurumu, bireyler arasındaki ilişkilerin doğasını belirlemektedir. Elbette ilişkilerde her zaman olumlu duyuş hâkim olmayacaktır.

Ancak gerek olumlu gerekse olumsuz duyuşun ifade ediliş biçimi, karşı tarafı memnun edici veya rahatsız edici boyutlara ulaşabilir. Abartılı mutluluk veya mutsuzluk hali, karşıdakinin o anki duyuşuna bağlı olarak çeşitli gerginliklerin ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Bu bağlamda, kişilerarası ilişkilerde tarafların birbirlerini tanımaları ve o anki duyuşlarını dikkate alarak tepkide bulunmaları gerekmektedir.

Kültür ve İletişim

Sosyolojik bir olgu olarak kültür, kişilerarası ilişkilerin yürütülmesinde önemli rol oynar. Sözlü ve sözsüz iletişim, kültürel farklılıklara göre biçimlenmektedir. Akrabalık, arkadaşlık ve dostluk ilişkileri kültürler arasında farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda, ilişkilerin bireyler tarafından algılanmasında çeşitli yanlış anlama ve sıkıntılar ortaya çıkabilmektedir. Örneğin, bir kültürde arkadaş için özverili davranmak önemli ve gerçek arkadaşlığın bir ifadesi iken; bir başka kültürde, özverili olup olmamak önem taşımayabilmektedir.

Fiziksel Çevrenin Kişilerarası İlişkiler Üzerindeki Rolü

İletişim belli bir zamanda belli bir yerde/mekânda gerçekleşir. Fiziksel çevre, bireyin ilişkide bulunduğu ortamı ifade eder. Mekân kimi zaman okul, ev, bahçe, fabrika, postane, metro istasyonu, kimi zaman da işyerindeki ofis, evdeki mutfak, tren garındaki bekleme salonudur. Tüm bu mekânlar bireyin kişilerarası ilişkilerini düzenlemesinde önemli rol oynamaktadır. Öncelikli olarak bireyin bu mekânlarda zaman geçirmesinin temel nedenleri bulunmaktadır. Birey, okula eğitim almak veya eğitimci olarak giderken, postaneye mektup atmak ya da faturalarını ödemek, metro istasyonuna bir yerden başka bir yere ulaşmak için gidecektir. Mutfakta bulunmanın nedeni ise yemek pişirmek ya da yemek isteğidir.

Maça spor kıyafetleri ile gidip, arkadaşları ile bağıra çağıra espriler yapan birey, aynı arkadaşları ile toplantı odasında oldukça mesafeli ve resmî bir iletişim kurmak zorunda kalmaktadır. Birey, aynı zamanda giyim tarzını da mekâna göre belirleme ihtiyacı duymaktadır. İş yerinde oldukça resmi kıyafetler tercih eden birey, alışveriş merkezine daha rahat kıyafetlerle gitmeyi tercih edecektir. Burada temel amaç, mekânın gerektirdiği tarzda giyinmek ve davranmaktır.

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

Aşağıdakilerden hangisi insan ilişkilerinde iletişimin gerekliliğini ortaya koyan bir ifadedir?
a) Güçlü ilişkiler, bireyin kötü alışkanlıklar edinmesinin en önemli nedenidir.
b) Toplumdan bağımsız yaşayan bireyler, sağlık sorunlarıyla karşılaşmaz.
c) Sevdiklerini kaybeden bireylerin uzunca bir süre toplumdan ayrı yaşamaları, kendilerini psikolojik olarak toparlamalarına yardımcı olur.
d) Tek yönlü etkileşim, bireyin kimliğini güçlendirici rol oynamaktadır.
e) Birey, temelde fiziksel, kimliğe dayanan, sosyal ve pratikteki ihtiyaçlarından hareketle iletişim kurmaktadır.
Aşağıdaki kavramlardan hangisi “kişinin duygularını, yeteneklerini, tutumlarını, dürtülerini vb. sanat, şiir, dans gibi etkinlikler yoluyla özgürce dışa vurması” anlamına gelmektedir?
a) Kendini keşfetme
b) Kendini açma
c) Kendini ifade
d) Kendini algılama
e) Kendini kandırma
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim ve ilişki süreçlerini açıklayan Johari Penceresi Modeli’nin bileşenlerinden biri değildir?
a) Dış görünüş
b) Mücadele alanı
c) Bilinmeyen
d) Güçlü yönler
e) Kör nokta
Aşağıdakilerden hangisi simgesel algıya örnek olarak verilebilir?
a) Aksesuarlar
b) Kişiler ve nesnelerden hoşlanma ya da hoşlanmama
c) Kişinin eğitim süreci
d) İnançlar ve değer yargıları
e) Beklentiler
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası ilişkilerin temel özellikleri arasında yer almaz?
a) Kişilerarası ilişkiler, mekân, zaman ve bireylerin üztlendikleri rollere bağlı olarak farklılaşmaktadır.
b) Kişilerarası ilişkiler, anlıktır ve herhangi bir amaç taşımaz.
c) Kişilerarası ilişkilerde çeşitli boyutlarda anlamlandırmalar yapılır.
d) Kişilerarası ilişkiler, tekrarlanamaz, tersine çevrilemez.
e) Kişilerarası ilişkiler, karmaşık bir yapıyı temsil eder.
Aşağıdakilerden hangisi iletişim sayesinde karşılanan sosyal ihtiyaçlar arasında yer almaz?
a) Memnuniyet
b) Sevgi
c) Stres
d) Katılma
e) Rahatlama
Aşağıdaki kişilik özelliklerinden hangisi kişilerarası ilişki kurma sürecinin olumlu yönde gelişimini sağlar?
a) Bireyin içe dönük olması
b) Bireyin olumsuzluklara odaklanan nevrotik kişilik sergilemesi
c) Bireyin sürekli yeni deneyimler yaşama isteği içerisinde olması
d) Bireyin dalgın ve unutkan olması
e) Bireyin durum, koşul ve diğer bireylere uyumlu tavır ve davranışlar sergilemesi
Aşağıdakilerden hangisi nesnelerin algılanan uzaklığını belirlemek için kullanılan ipuçlarından biri değildir?
a) Göreceli perspektif
b) Göreceli büyüklük
c) Göreceli yükseklik
d) Çizgisel perspektif
e) Üst üste binme
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası ilişkilerde etkili olan faktörler arasında yer almaz?
a) Duygular ve yansımaları
b) Kişisel özellikler
c) Algılama süreci
d) Araç-amaç ilişkisi
e) Kültür
Aşağıdakilerden hangisi nesnelerin birey tarafından tanınması sürecinde algı sisteminin üç önemli örüntüsünü oluşturmaktadır?
a) Nesne-hareket-ilişki
b) Konum-uzaklık-hareket
c) Yakınlık-tamamlama-benzerlik
d) Hat-şekil-zemin
e) Benzerlik-farklılık-tutarlılık
Cevap Anahtarı:

1.E, 2.C, 3.D, 4.A, 5.B, 6.C, 7.E, 8.A, 9.D, 10.B

 

 

 

 

 

 

 

ÜNİTE 2    KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİ KİŞİLERARASI İLETİŞİM

GİRİŞ

Toplumsal bir yaşam süren bireyler, kendileri dışındaki bireylerle sürekli iletişim ve etkileşim hâlindedirler.

KİŞİLERARASI İLETİŞİM: TANIM VE ANLAMLANDIRMA

Kişilerarası iletişim (interpersonal communication), en genel ve günlük yaşamda en çok rastlanan iletişim türüdür. Oyun parklarında, okullarda, iş yerlerinde, alışveriş merkezlerinde, toplu taşım araçlarında ve benzeri birçok ortamda insanlar, kişilerarası iletişim sürecine dâhil olmaktadırlar. Çok geniş gruplar (sınıflar, verilen partiler, kutlamalar, aileler-akrabalar vb.) arasında bile çoklu, değişen kişilerarası iletişim durumlarından söz etmek mümkündür.

Farklı nedenlerle ve amaçlarla,

Çeşitli kurallarla yapılandırılmış yer ve zamanda,

Yüz yüze veya araçlarla aracılanmış olarak,

Anında veya zamansal farklılıklarla,

Toplumsal roller ve ilişkisellikler ile bireylerin kişisel özelliklerine göre değişen biçimlerde,

Değişen yakınlıkta (kişisel veya resmî),

Değişen yoğunlukta (dostça veya düşmanca),

Değişen ilişkisel bağlamda (ast-üst, denk vb.),

iki veya daha fazla kişi arasında, yüz yüze veya aracılanmış olarak gerçekleşir. Yüz yüze iletişimde egemen tarz, ‘sözlü’ iletişimdir. Yüz yüze iletişimde bulunanlar arasında zaman ve yer bakımından beraberlik vardır. Sözlü iletişim, sosyal üretim ilişkilerinin bütünleşik bir parçasıdır. Kimin hangi konumda, nasıl konuşması gerektiğini güç ilişkileri belirler.

Yüz yüze olmayan iletişim, mekânsal bakımından aynı yerde olmamayı anlatır. Mekânsal farklılık, kullanılan araca göre zaman faktörü ön plana çıkar. Bu iletişim biçimleri, iki tarafın da iletişim üretim araçlarını ve koşullarını kontrol etme olanaklarına sahip olduğunda simetrik iletişim olanağını sağlar.

Bu durum, aile bağları ve akrabalık ilişkileri, uzun süreli arkadaşlık ve dostlukları, evlilik ve çocuk sahibi olma isteğini anlamlı kılmaktadır. Kişilerarası boyutta iletişim kurmanın üç önemli nedeni vardır:

Bireyin kendisi hakkında enformasyon elde etme çabası,

Bireyin günlük yaşamında tek başına üstesinden gelemeyeceği sorunları çözmesinde aile fertleri, arkadaşlar ve çeşitli düzeylerde ilişkisi bulunan bireylerin yardımcı olması,

Bireyin yaşamında kendisine sağlayacağı faydayı en çoklaştırma ve zararı da en azlaştırma çabası

KİŞİLER ARASI İLETİŞİM VE GELİŞİMSEL YAKLAŞIM

Kişilerarası iletişimde, iki tür yaklaşım hâkimdir: İlişkisel ve gelişimsel yaklaşım. Kişilerarası iletişim, ilişki esaslı olarak ele alındığında süreç ve bireyler ön plana çıkar. Gelişimsel yaklaşımda ise bireyin çevresi, ait olduğu kültürel yapı, mesleği ve statüsü iletişimi etkileyen önemli unsurlar olarak önem kazanır. Ancak, ilişkinin ilerlemesi ve gelişimi ile birlikte tüm bu unsurlar ikinci planda kalmakta, bireyler iletişim tarzlarını kişisel boyutlara taşımaktadırlar. Bu bağlamda, kişilerarası iletişimin, hem ilişkisel hem de gelişimsel açıdan ele alınması gerekir.

Kişilerarası İletişime İlişkisel Yaklaşım

İletişim, bireyin yaşamının temel unsurudur. Birey, ilişkilerinde çeşitli etkileşimlerde bulunur. Bu bağlamda, kişilerarası iletişim, belirli ilişkisel düzeylerde gerçekleşir. İnsanlar çeşitli nedenlerle birbirleriyle dönem dönem, anlık ya da uzun süreli bağlantılar kurarlar. Aile fertleri, iş arkadaşları, meslektaşlar arasında vb. kişilerarası iletişimden söz etmek mümkündür.

  • Eda ve Esra, çocukluk arkadaşıdırlar ve İstanbul’da çalışmak için memleketlerinden ayrılarak aynı evi paylaşmaya başlamışlardır. Ancak, yaşam koşulları ve masrafları karşılayamaz hale gelmeleri üzerine ertesi yıl yanlarına bir ev arkadaşı almaya karar vermişlerdir. Artık evde Semiha ile birlikte üç kişi yaşamaktadır. Bununla beraber, ikili ilişkilerin önceliği yitirilmemiştir. Üç kişi arasında da ikili ilişki mevcuttur. Yani artık üç ikili ilişkiden söz edilebilir. Eda ile Esra, Eda ile Semiha, Esra ile Semiha arasında ikili ilişki ortaya çıkmaktadır. Eda ile Esra eski dostluklarına bağlı olarak ortak alışkanlıklarını bir arada yürütmektedirler. Eda ile Semiha, birlikte sinemaya gitmekten zevk almaktadır. Esra ile Semiha, sabahları yürüyüş yapmaktan ve yüzmekten zevk almaktadırlar. Üçü birden etkileşime girdiği zaman bile, konuşulan konuya göre önceliği ikisi alır. Bireylerin farklı zevkleri ve benzer ilgileri onları bir araya getirmekte ve kişilerarası iletişim sürecine girmelerini sağlamaktadır. Bu da sayıları fark etmeksizin bireylerin ikili ilişkileri sürdürmeye devam edeceklerini göstermektedir.

Kişilerarası İletişime Gelişimsel Yaklaşım

Kişilerarası iletişimde, bireyler, psikolojik veriler üzerinde birbirleriyle ilgili kendi ön yargılarını esas alma eğilimindedirler. Çeşitli kişilerarası karşılaşmalarda bireyler, ait oldukları sınıf, grup, topluluk, kısaca içinde yer aldığı kültürden hareketle tepkide bulunurlar. Başlangıçta bireyleri karşılaşılan statüsü, mesleği ya da konumunu esas alarak değerlendirirken, daha sonraları, ilişki kişisel boyut kazanır. Okulda ilk karşılaştığınızda öğretmeniniz ‘sadece öğretmen’dir. Etkileşim ve paylaşımın artması ile birlikte, öğretmene ilişkin anlam yüklemeleri artar. Aynı durum öğretmen için de geçerlidir. O da başlangıçta sizi ‘sadece öğrenci’ olarak tanımlar. İlerleyen zamanla birlikte sizin çeşitli özellikleriniz, etkileşimde önemli birer unsura dönüşür. Unutulmamalıdır ki, toplumsal yapı içerisinde etkileşimin yoğunluğu ne olursa olsun, roller ön plana çıkacaktır. Yani öğretmeninizle ne kadar samimi olursanız olun, o sizin öğretmeniniz olmaya devam edecektir.

Gelişimsel yaklaşıma göre, kişilerin diğer kişilerle tüm ilk etkileşimleri kişisel olmayan bir nitelik taşımaktadır. Bir başka ifade ile kişiler, diğer kişilerle öncelikle onların sosyal rolleri aracılığıyla ilişki kurmaktadırlar (Gürüz ve Temel Eğinli, 2008:67). Kişilerin karşılıklı açıklamaları ve bu açıklamaları yaparken kullandıkları iletişim tarzları, iletişimde yönlendirici olmaktadır.

KİŞİLERARASI İLETİŞİMİN BİLEŞENLERİ

Kişilerarası iletişim, kendiliğinden gerçekleşmez. Her zaman amaçlı, çoğu zaman da planlıdır. Toplumsal bağlamından kopuk bir iletişim düşünülemez. iki insan arasındaki herhangi bir iletişim, aralarındaki ilişkiden etkilenir. İlişki, kültürel farklılıklar, cinsiyet farklılıkları, medeni durum, meslekler, unvanlar ve statü farklılıklarına göre değişir. Farklı yer ve zamanlarda bireylerin aynı tip ve nitelikte iletişim kurmaları da beklenemez. İş yerinde rolleri gereği aralarında oldukça resmî kişilerarası iletişim gerçekleşen bireyler, özel yaşamlarında çok daha yakın ve samimi olabilirler. Kişinin yetişme tarzı veya birlikte yaşadığı insanların egemen iş yapış biçiminden kaynaklanan algısal farklılıklar ve kalıp yargılar da kişilerarası iletişimin doğasını etkiler. Birey, farklı cinsiyetten kişilerle rahat iletişim kuramayabilir, kendisinden yaşça büyük veya statü olarak yüksek olanlardan çekinebilir. Güvensiz bir ortamda yetişen birey sürekli yalan söyleyebilir.

KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİNİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Kişilerarası iletişim, insanın varolduğu toplum içerisinde çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir. İnsan, istisnalar dışında bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelir. Aile ortamında birey, akrabalık ilişkileri çerçevesinde sosyal ilişkiler kurar; kişilerarası iletişim süreci oldukça samimi ve güven duygusuna dayalı olarak gelişir.

Kendi ve karşısındakine ilişkin olarak geliştirilen inanışlar seti, kişilerarası iletişimi doğrudan etkiler.

Kişilerarası iletişim, ‘kendi’ ile başlar.

Kişilerarası iletişim tamamen karşılıklıdır.

Kişilerarası iletişim içerisinde bireyler fiziksel yakınlık içindedirler.

Kişilerarası iletişim sosyal rollerle şekillenir.

Kişilerarası iletişim geri alınamaz.

Kişilerarası iletişim tekrarlanamaz.

Fiziksel yakınlık sayesinde bireyler karşılıklı olarak birbirlerini daha iyi tanıma ve anlama olanağını yakalayabilirler. En önemlisi de etkileşimdeki bireylerin birbirlerine tepki vermeleri kolaylaşmaktadır.

Kişilerarası iletişimde, karşı tarafa yansıtılan söz, tavır ve davranışların geri alınması mümkün değildir.

KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİNDE ÖNEMLİ UNSURLAR

Bireyin, diğer bireylerle iletişiminde çok farklı unsurlar ön plana çıkar. Kişinin kendisi hakkındaki düşünceleri ve kendisini algılayış biçimi, iletişim sürecinde etkilidir. Kültürün içerisinde çeşitli roller üstlenen birey, iletişiminde bu rollerin sınırlamalarında hareket eder. Bu bağlamda, ‘benlik’, ‘rol’ ve ‘kültür’ kişilerarası iletişim sürecinin önemli bileşenlerini oluşturur.

Benlik ve Kişilerarası İletişim

Benlik, özlüce, kendimize ilişkin inançlarımızın bütünüdür. Benliğin gelişimi, bireyin çevresiyle olan ilişkilerini algılayış biçimlerine göre farklılaşmaktadır.

Kişinin kendisine saygısı, salt hangi niteliklere sahip olduğuyla değil, bu niteliklerini nasıl değerlendirdiğiyle de ilgilidir.

ÖZ KAVRAYIŞIN KAYNAKLARI

Diğer bireylerin, kişi hakkındaki düşünceleri ve açığa vurdukları imaj

Bireyin, kendisi ile diğerleri arasında yaptığı kıyaslamalar

Bireyin kendi düşünce ve davranışları ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri

Davranışlar, içinde bulunulan durumun baskısına verilen karşılıklar olmaktadır

Karakter ise davranışlar hakkındaki ham genellemelerden oluşmaktadır

Kişinin kendisi hakkındaki öz bilgisi, diğer insanlar tarafından yansıtılan bilgilerdir. Bir başka ifade ile öz bilgi, benliğin süreklilik gösteren özelliklerine dair gerçek ve fantezilerin keşfidir.

Bu çerçevede, öz kavrayış, tamamen iletişime dayanır. Öz kavrayışın değişimindeki en önemli unsurlar, ‘kişilerarası etkenler’dir

Yüksek öz saygısı olan bireyler,

Başarısızlıklar karşısında çabuk toparlanır.

Kararlıdır.

Daha az esnektir.

Kolay ikna edilemez.

Olumlu tepkiler verir.

Tutarlı ve kararlı öz kavrayışa sahiptir.

Öz-geliştirmeci motivasyonlara yönelmiştir.

Düşük öz saygısı olan bireyler,

Kolaylıkla incinebilir.

Karakteri sarsılabilir.

Esnektir ve şekillendirilebilir.

Kolay ikna olur.

İsteme-elde etme konusunda şüpheleri vardır.

Yüzeysel, tutarsız ve kararsız bir öz kavrayışa sahiptir.

Öz korumacı motivasyonlara yönelmiştir.

Başarılı olabilme ve yaşamından doyum sağlama çabası içerindeki bireyin öz saygısını tehdit eden yıkıcı inançlar şu başlıklar altında sıralanabilir:

Mükemmelliyetçilik

Kendine Saygı Ölçeği

Acelecilik

Güçlülük

Hoş görünmek

Zoru denemek

Roller ve Kişilerarası İletişim

Her rol, farklı beklenti kümeleri olan bir takım ortaklıkları beraberinde getirir. Bir kişiye yönelik beklentiler arasında ciddi bir uzlaşmazlığın ortaya çıkması, ‘rol çatışması’ veya ‘rol gerilimi’ olarak adlandırılır. Örnek Çocuğunun dünyaya gelmesi ile birlikte anne veya baba olan birey, aynı zamanda mesleği gereği öğretmen olabilmektedir. Bu durumda okulda çocuğuna öğretmen evde ise ebeveyn olarak davranması gerekecek ve çocuğuyla iletişiminde çeşitli sıkıntılar yaşayabilecektir. Kimi zaman kişilerarası iletişimde roller, bireyleri ‘etken’ ya da ‘edilgen’ konuma düşürebilir. Rolleri bireyleri iletişimi başlatan konumuna taşıyabilir. Soru sormak hakkı üste aitken, ast sadece soruları cevaplar.

Kültür ve Kişilerarası İletişim

Kişilerarası iletişim her zaman iki yönlüdür. Kişilerarası iletişim, salt mesajların değiş tokoşu anlamına gelmez. Bu süreçte esas olan anlamın inşası ve karşılıklı paylaşımıdır. ‘İnsan davranışı belirsizdir.’ gibi bir ifade elbette kabul görmez, ancak, insan davranışının ‘farklı yorumlanabileceği’ gerçeği kabul görebilir. Bu farklı yorumlama da çoğu zaman iletişim sürecine dâhil olanların farklı kültürel geçmişlerinden kaynaklanır.

“Dün gece iyi vakit geçirdiniz mi?” sorusuna ilişkin farklı yorumlar gelebilecektir. Bu soru,

Gerçekten samimi ve iyi niyetle sorulmuş olabilir.

Eve çok geç vakitte dönen çocuklara ebeveynlerin bir serzenişi olabilir (Çünkü genellikle ailede eve geç dönmek alışılmış ve kabul gören bir durum olmayabilir.)

Anne-babasından bir talebi olan çocuğun, konuya girmek için ‘yumuşatma’ amaçlı bir girişimi olabilir.

Herhangi bir apartman sakininin, evde parti veren komşularına çok gürültü yaptıklarını ve kendisini rahatsız ettiklerini ifade etmek amaçlı olabilir.

Evde kendisini yalnız bırakarak dışarıya çıkan arkadaşlara bir tepki olabilir.

Bireyin, bütün arkadaşlarını davet etmelerine rağmen partiye kendisini davet etmeyen tanıdıklarına bir yakınması olabilir.

KİŞİLERARASI İLKİŞİLER İLETİŞİM SÜRECİNİN AŞAMALARI

Bireyler arasındaki kişilerarası iletişimin başlangıcı, gelişimi ve sonlanması aşamalarında, “birleşme, yönetim ve ayrışma” kavramları önem kazanır. Birleşme aşamasında, yani ilişkinin başlangıcında bireyler birbirlerini tanımaya çalışır.

Kişilerarası İletişimde Başlangıç ve İlişkinin Gelişimi

Kişilerarası ilişkilerin başlamasında ilk izlenim önem taşır. Kişilerarası iletişimde, ilk izlenimi etkileyen temel faktörler, “fiziksel çekicilik, yakınlık, benzerlik, saygınlık ve sözle olmayan işaretler gibi başlıklar altında sıralanabilir.

Kişilerarası iletişim sürecinin başlangıcında bireyler birbirlerini dış görünüşlerine göre değerlendirirler. Karşıdaki kişinin fiziksel görünümü çekici veya itici gelerek ilişkinin başlaması ya da başlamamasında önemli etken olabilir. Duyu organlarından beyne ulaşan verilerin örgütlenmesi, yorumlanması ve anlamlandırılması süreci olarak algı, karşıdaki kişinin tanınmasında önemlidir Fiziksel yakınlık, ilişkinin başlangıcında önemlidir. Etkileşim ve tanıma arasında güçlü bir bağ bulunur. Bireylerin birbirlerine yakınlaşmaları ve ilişki kurmaları ile benzer yönleri bulunması arasında güçlü bağlar bulunur. Benzerlik, ilişkinin başlangıcında olumlu bir unsur olabilir. Bir kişi ile ilişki kurmada saygınlık ve prestij de önem taşır. Çevresince saygı duyulan, kendisi hakkında olumlu bahsedilen bireyler, pek çok kişi tarafından çekici bulunur. Bununla beraber, ilk kez karşılaşılan kişinin sözel olmayan davranışları da ilişki başlatıcı unsur olabilir. Kişinin güler yüzlü veya asık suratlı olması, jest ve mimikleri ile çevresiyle olumlu ilişkiler kurması ya da sert ifadeleri ile çevresinde korku ve kuşku ortaya çıkarması, kendisi ile kurulacak ilişkileri

Kişilerarası İletişimde Kendini Açma, Karşılıklı Konuşma ve Güven

Kişilerarası iletişim sürecinde bireyler, kendileri hakkında konuşur, yani öz anlatımda bulunurlar. Kişinin kendisine dair bilgileri bir başkasına açması, belirli bir güven ortamını gerektirir. ‘Kendini açma’ her zaman bilinçli olarak yapılmaz. Öz-anlatım sürecinde, karşıdaki insana yakınlık, dinleyici sayısı, konuşulan konu, cinsiyet, verilen tepkiler gibi birçok unsur belirleyici olabilmektedir. Öz anlatım sürecinde birey, aynı zamanda kişisel, ilişkisel ve mesleki riskler almaktadır.

Kişilerarası iletişim sürecinde ilişkiyi tanımlayan altı aşama mevcuttur

Kontak Kurma: Karşıdaki kişiyle algısal ya da etkileşimsel olarak kontak kurulur. Bireyler birbirlerinin farkına varırlar ve ilk etkileşim başlar.

Katılım: Karşı taraf hakkında daha fazla bilgi edinilmeye çalışılır; ortaklık kurma ve bağlantı arayışı söz konusudur.

Yakınlık: Kişilerarası bağlanma ile birlikte kişilerarası iletişimde yakınlaşma, karşıdakine yakınlık besleme söz konusu olur.

Bozulma: Kişilerarası bağın zayıflaması ile birlikte ilişki bozulur. Kişisel güven kaybı kişilerarası iletişimde bozulmaya yol açar.

Onarma: İlişkide sıkıntılar yaşanmaya başlanması ile birlikte ilişkiyi kurtarmak amacıyla çeşitli girişimlerde bulunulabilir.

Çözülme: Karşıdaki kişiyle bağların koptuğu aşamadır. Bu ayrılık anlamına gelir ve bu süreçte bireyler birbirlerini görmek bile istemezler.

Kişilerarası İletişimde Dinleme

İletişimde ‘dinleme’, anlamanın önemli bir koşuludur. Günlük yaşamında birey, çeşitli davranışlarda bulunmadan ya da tepki vermeden önce dinleme eyleminde bulunur. Duymak, pasiftir; dinlemek ise aktif bir eylemdir. Bireyler, çevrelerinde birçok sesi duyarlar, ancak amaçlı olarak dinlerler. Dinlemek, algılamak için gereklidir. Uyaranlar, herhangi bir mesaj, konuşmacı, kanal ve fiziksel çevre olabilir. Dinleme eyleminin niteliğini belirleyen de yine bu uyaranlardır.

Dinleme sürecini etkileyen çeşitli unsurlar bulunmaktadır

Dinleme süreci motivasyon ve duygulardan etkilenir. Konuşan bir kişi dinlenirken, motivler ve gereksinimler devreye girer.

Dinleme, uyaranların diğer deneyimlerle ilişkili olması durumunda daha etkin olur.

Ses, dinleme için önemli bir uyarandır. Gürültü, dünlemeyi olumsuz yönde etkiler.

Beklentiler, dinleme eyleminde devamlılığı etkiler. Kişinin neyi duymayı beklediği, gerçekte neyi duyduğunu etkileyebilir.

Alışkanlık, tutum ve ön yargılar, uyaranların sağladığı bilginin alımını engelleyebilir. Seçici algılama ve anlamlandırma da kişinin alışkanlık ve tutumları çerçevesinde şekillenmektedir.

Aktif ve Pasif Dinleme Eleştirel ve Eleştirel Olmayan Dinleme Yüzeysel ve Derin Dinleme Empatik ve Objektif Dinleme Aktif dinlemede dinleyici konuya sözlü veya sözsüz katkıda bulunurken; pasif dinlemede hiçbir tepki yoktur. Dinleyen kişinin yargılayıcı tavırda olmaması beklenir, ancak kimi zaman dinleyici eleştirel olur ve çeşitli yargılarda bulunur. Dinleyicide, konuşma sonucunda herhangi bir hatırlama olmamışsa, dinleme yüzeysel olmuştur. Ancak, konuşmanın sonunda hatırlama ve değerlendirme varsa bu dinleme eylemi derinlemesine gerçekleşmiştir. Empatik dinleme, karşıdaki kişinin duygularını anlamaya yöneliktir. Tarafsız dinleme, önyargısız bir bakışaçısı sunar. Bilgilendirici Dinleme İlişkisel Dinleme Takdir Edici Dinleme Tanımlayıcı Dinleme Dinleyicinin temel amacı, verilen mesajları alma ve anlama odaklıdır. Amaç, kişiler arasındaki ilişkileri geliştirmek ve yeni ilişkiler oluşturmaktır.

İlişkilerde çatışma kimi zaman uyuşmazlık, kimi zaman zıtlaşma, kimi zaman da kavga ve sürtüşme düzeylerinde gözlemlenebilir.

Kişilerarası İletişimde Çatışma ve Çatışma Çözümü

İnsan ilişkileri esasında çatışma kaçınılmazdır. Dolayısıyla birey, kendisi, mevcut yapı, çıkarları ve ilişkileriyle ters düşen durumlarda karşısındaki birey(ler) ile çatışma yaşar. Çatışma çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir

Aktif Çatışma: Karşı karşıya gelen zıt düşünceler, tavırlar ve duygular

Pasif Çatışma: Küslük, tartışma, çekinme nedeniyle sözlü iletişimin olmaması

Varoluş Çatışması: Sözlerin tamamen farklı algılanması, mesajın anlamından ilgisiz olarak karşı tarafa iletilmesi

Tümden Reddetme: Mesajın tümüyle reddedilmesi ve aksi görüşün savunulması

Ön yargılı Çatışma: Peşin hüküm verilen düşüncelerin tartışmanın sonuna kadar savunulması

Yoğunluk Çatışması: İki kişinin görüşleri arasında kısmen de olsa bir uyuşmanın ortaya çıkması

Kısmi Algılama Çatışması: İletilen mesajın sadece bir kısmının algılanması

Alıkoyma Çatışması: Algılanan bir mesajın üçüncü bir kişiye doğru olarak aktarılamaması

Çatışmanın çözümü, ilişkilerin devamlılığı ve sağlıklı yürütülmesi açısından önem taşır. Çatışmada suçlayıcı tavır takınmak, hem asıl konudan uzaklaşılmasına neden olmakta hem de sorunu baş edilemez bir boyuta taşımaktadır.

Çatışma çözümünde ideal olan süreç

Uygun ortamın oluşturulması,

Algıların netleştirilmesi,

Ortak noktaların ön plana çıkarılması,

Olumlu bakış açısının geliştirilmesi,

Sorunun netleştirilmesi,

Soruna uygun çözüm seçeneklerinin belirlenmesi,

Her iki tarafı da uzlaşmaya götürecek anlaşmanın yapılmasıdır.

Çatışma çözme süreci, bireylerin birbirlerini suçlamadığı ve aşağılamadığı bir ortamda, sağlıklı bir iletişim kurularak gerçekleştirildiğinde başarılı olacaktır.

DEĞERLENDİRME SORULARI

Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimi tanımlarken öne çıkan unsurlar arasında yer almaz?
a) Kişilerarası iletişim, farklı neden ve amaçlarla gerçekleşir
b) Kişilerarası iletişim, çeşitli kurallarla yapılandırılmış yer ve zamanda gerçekleşir
c) Kişilerarası iletişim, aynı yakınlık ve yoğunlukta gerçekleşir
d) Kişilerarası iletişim, anında veya zamansal farklılıklarla gerçekleşir
e) Kişilerarası iletişim, değişen ilişkisel bağlamda gerçekleşir
Aşağıdakilerden hangisi dinleme türlerinden biridir?
a) İlişkilendirici dinleme
b) Enformatik dinleme
c) Kendiliğinden dinleme
d) Subjektif dinleme
e) Yüzeysel ve derin dinleme
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimde gelişimsel yaklaşımın unsurlarından biridir?
a) İkili iş birliği
b) Açıklayıcı bilgi
c) Durumsallık
d) İlişkisel öncelik
e) Planlı ilişkisellik
Aşağıdakilerden hangisi düşük öz saygısı olan bireylerin özellikleri arasında yer almaz?
a) Öz-geliştirmeci motivasyonlara yönelmiştir.
b) Karakteri sarsılabilir.
c) İsteme-elde etme konusunda şüpheleri vardır.
d) Kolaylıkla incinebilir.
e) Yüzeysel, tutarsız ve kararsız bir öz-kavrayışa sahiptir.
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim sürecinde ilişkiyi tanımlayan aşamalar arasında yer almaz?
a) Katılım
b) Yakınlık
c) Çözümsüzlük
d) Bozulma
e) Onarma
Aşağıdakilerden hangisi yüksek öz-saygısı olan bireylerin özellikleri arasında yer almaz?
a) Başarısızlıklar karşısında çabuk toparlanır
b) Daha az esnektir
c) Olumlu tepkiler verir
d) Tutarlı ve kararlı öz-kavrayışa sahiptir
e) Kolay ikna olur
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim sürecinin temel özellikleri arasında yer almaz?
a) Kişilerarası iletişim, ‘kendi’ ile başlar.
b) Kişilerarası iletişim geri alınamaz
c) Kişilerarası iletişim tamamen karşılıklıdır
d) Kişilerarası iletişim, karşılıksız ve kendiliğinden ilişkiler bütünüdür
e) Kişilerarası iletişim sosyal rollerle şekillenir
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişimde ilk izlenimi etkileyen temel faktörlerden biri değildir?
a) Göreceli yaklaşımlar
b) Fiziksel çekicilik
c) Yakınlık
d) Saygınlık
e) Benzerlik
Aşağıdakilerden hangisi bireylerin öz-saygısını tehdit eden yıkıcı inançlar arasında yer almaz?
a) Mükemmelliyetçilik
b) Güçlülük
c) Acelecilik
d) Zoru denemek
e) Şüphecilik
Aşağıdakilerden hangisi dinlemenin aşamalarını oluşturmaktadır?
a) Seçme ve Alma-Karşılıklı Etkileşim-Algı/Anlama-İlgilenme/Hazır Bulunma-Hatırlama/Yorum
b) Seçme ve Alma-İlgilenme/Hazır bulunma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme
c) Karşılıklı Etkileşim-Algı/Anlama-Karşılık Verme-Hatırlama/Yorum-İlgilenme/Hazır bulunma
d) Seçme ve Alma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme-İlgilenme/Hazır bulunma
e) İlgilenme/Hazır bulunma-Seçme ve Alma-Algı/Anlama-Hatırlama/Yorum-Karşılık Verme

Cevap Anahtarı:

1.C, 2.E, 3.B, 4.A, 5.C, 6.E, 7.D, 8.A, 9.E, 10.B

Ünite 3 KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİ

GİRİŞ

Kişilerarası iletişimin temeli, toplumsal bir varlık olan insanın, çevresindeki diğer insanlarla etkileşime girme ihtiyacına dayanır.

KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİSİ: GENEL BİR BAKIŞ

İnsanoğlu, yaşadığı toplumla bağlar kurmak, bu bağları geliştirmek ve bu bağların sürekliliğini sağlamak için çevresiyle etkileşim hâlindedir. Bireyin davranışları, yalnızken ve yanında birileri varken farklıdır. Kişilerarası iletişim süreci, oldukça karmaşık bir yapıya sahiptir, her an değişebilir ve birbiriyle ilişkili birçok faktörden etkilenir. Bununla beraber, kişilerarası iletişim, çeşitli becerilerin bütünleşik bir ifadesidir.

Bununla beraber, sosyal becerilerin kazanılmasında altı faktör önem taşır.

Sözlü ve sözlü olmayan davranışlar bütünüdür.

Belirli motivleri ve tepkileri gerektirir.

Elde edilecek ödülleri en yüksek seviyeye çıkarır.

Belirli zamana ihtiyaç vardır.

Belirli davranışların konrolünü gerektirir.

Genel bağlamsal faktörlerin etkisi altındadır.

Kişilerarası iletişim becerilerinin geliştirilebilmesi için birey kendisini tanımalıdır. Kişinin kendisine yapacağı atıflar ise diğerlerinden geçerek yapılandırılır. Kişi, çevresindeki uyaranlara karşı duyarlıdır.

Algı

Yorumlama ve Değerlendirme

Enformasyonu İlişkilendirme ve Tepki Seçimi

Tepkinin Ortaya Konulması ve Gözlem

KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİ MODELİ GELİŞTİRME

Kişilerarası ilişkilerinde birey, belirli bir ‘amaç’ çerçevesinde harekete geçer. Davranışın bağlamı ne olursa olsun, birey ulaşmak istediği amaca dönük iletişim tarzı geliştirecektir. Becerilerin gelişmesi de bu amaca dönüktür. Beceri kazanımı sırasında hem kullanılan araçlar, hem de bedensel reflekslerin göz önünde

Toplumsal Beceriler Modeli’nin kişilerarası iletişim sürecine uyarlanması mümkündür. Her bireyin mutlaka toplumsal amaçları bulunur. Bu amaçlar, çeşitli seviyelerde ve birbirini izleyen hedefler çerçevesinde genişleyebilir. herhangi bir etkileşimin sonucunda ne istediğinizi tanımlamak, iletişim sürecinin daha iyi nasıl yönetileceğini öğrenme sürecinde çok önemli aşamadır.

Burada ortaya konulması gereken temel bazı noktalar şunlardır:

İki insanın etkileşiminde, temelde birbirinden farklı olsa bile, her iki taraf için de amaçlılık söz konusudur.

İnsanlar toplumsal bağlamda iletişime girerler.

Birey, sadece karşısındakinin tepkilerini gözlemlemekle kalmaz, kendi davranışlarını da gözlemleyerek geribildirim olarak değerlendirir.

İletişimde hem duygular hem de düşünceler etkili unsurlardır.

Argyle’in Toplumsal Beceriler Modeli, bireyin toplumsal durumlarda nasıl davranacağını öğrendiği önermesinde bulunur. İletişimsel eylemler amaçlıdır ve doğası gereği çeşitli hedeflere ulaşma isteği taşır.

DÖNÜŞTÜRME

Modeli’nin başlangıç noktası, ‘AMAÇ’tır. İhtiyaçlar, motivasyon ve amaç arasında da bir ilişkisellik bulunur. Çeşitli amaçlar ve motivasyon, bilişsel süreç üzerinde etkilidir ve düşüncelerin davranışlara dönüşmesinde farklılaştırıcı etmendir.

Modelde yer alan ‘ARACI FAKTÖRLER, bireyin içsel durumu, etkinlikleri ve koşullar karşısındaki tepkilerini harekete geçiren unsurlar olarak sıralanabilir. Biliş, duyumsal girdilerin dönüştürülmesi, azaltılması, işlenmesi, saklanması, onarılması ve kullanımı süreçlerinin tamamını kapsar.

Bu tanım aşağıda sıralanan durumları vurgulamaktadır:

Biliş, duyumsal enformasyonun dönüştürülmesi veya açımlanması yoluyla kullanılacak hale getirilmesi sürecini kapsar.

Bu amaçla, sisteme fazla yüklenme olmaması için genellikle enformasyonun azaltılması gerekir.

Aksine bazen bir konuda yorumda bulunulabilmesi, kişi veya olayların muhakeme edilebilmesi ve değerlendirilebilmesi için

Enformasyon, kısa süreli veya uzun süreli bellekte saklanmaktadır. Bu tür bir saklama süreci, bireyin iletişimsel eylemlerinde tepkide bulunabilmesini sağlar.

Bireyin karar vermesi ya da sorun çözmesi durumlarında enformasyon yeniden gözden geçirilir ve onarılır.

Birey, çoğu zaman duygu merkezli ‘TEPKİ’lerde bulunur. Bireyin sosyal tepkileri de sürecin yönünü tayin edicidir. Bireyin konuşması, sözlü ifadeleri kadar, sözü destekleyen ya da sözün inandırıcılığını şüpheye düşüren davranışsal tepkileri de bulunur. Kişilerarası iletişim sürecinde söz ve davranış birbirine eşlik eder.

GERİBİLDİRİM, kişilerarası iletişim becerisi geliştirirken bireyin ulaştığı aşamayı görmesini sağlar. Tepkinin ortaya çıkması ile birlikte geribildirim, bu tepkinin birey üzerindeki etkilerini ve sonuçlarını sergilemesi açısından önem taşırGeribildirimin üç önemli işlevi bulunmaktadır:

Geribildirim, motivasyon kaynağıdır –özellikle başarılı bir süreç söz konusuysa. Geribildirim performansın değerlendirilebilmesini sağlar.

Geribildirim, davranışın sonuçlarını görmeyi sağlar. Başarısız bir eylem sonucunda hatanın nerede olduğunun belirlenmesi ve yeni stratejiler geliştirilebilmesi açısından önemlidir.

Etkileşim sırasındaki geribildirim, karşı tarafın eylemini sürdürmesi açısından destek niteliğindedir.

ALGI’, iletişim becerisi geliştirebilmesi açısından bireyin yaşamındaki anahtar unsurdur. Yaşanan dünyayla bağların kopmamasını sağlar ve bireyi koşullara hazırlar. KİŞİ-KOŞUL BAĞLAMI’, bireyin iletişim becerilerinin gelişiminde kişi-koşul ilişkisini ortaya koyar. Bireyin kişilik özellikleri, olayları, olguları ve diğer insanları algılamasında yönlendirici rol oynar. Eğitimin başarıyla yürütülmesi ise, karmaşık yapıdaki sürecin doğru işlemesi ile mümkün olacaktır. Bu bağlamda,

Toplumsal becerilerin, tam anlamıyla motor beceriler gibi olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Toplumsal becerilerin belirlenmesi, karmaşık bir süreci gerektirir.

Belli toplumsal becerilerin bir bileşeni olan davranışı belirlemek oldukça güçtür.

Her bir beceri için tek bir davranış kalıbı yoktur.

Beceri geliştirmek yönünde farklı eğitim yöntemleri kullanılmaktadır.

ğitim süreci sonucunda bireydeki dönüşümleri ölçmek, her zaman kolay olmamaktadır.

KİŞİLERARASI İLETİŞİM BECERİLERİNİN BİLEŞENLERİ

Kişilerarası iletişim becerilerine dönük çok farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Birey, toplumsal bir varlık olmakla birlikte, kişilerarası ilişkilerinde farklı davranışlar sergileyebilir. Ortak bir noktanın yakalanabilmesi açısından, kişilerarası iletişim becerilerinin bileşenlerini şu başlıklar altında toplamak mümkündür:

Sözlü olmayan iletişim becerileri

Söylem ve konuşma

Sosyal etkileşimde mesaj üretimi

Sosyal iletişimde mesajın algılanma süreci

İzlenim yaratma

Sözlü iletişim ile sözsüz iletişimi birbirinden bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. İnsan, bedeninden bağımsız değildir ve bedeniyle birlikte anlam üretir. Sosyal yeterlilik, bilgi/biliş (knowledge/cognition) ve bu bilginin performansa/davranışa (performance/behavior) dönüştürülmesinin bir bileşenidir. Sözlü olmayan iletişim sürecinde, hem iletme-alma yeteneği hem de duygusal zekâ ön plana çıkmaktadır

İletme (Encoding) ve Alma (Decoding) Yeteneği: Mesajın karşı tarafa sözlü olmayan becerilerle iletimi, ‘sözsüz ifade yeteneği’, mesajın alınması sürecindeki beceriler ise ‘sözsüz duyarlılık’ olarak ifade edilir.

Duygusal Zekâ: Mayer ve Salovey (1997), duygusal zekayı, “duygusal ve entelektüel gelişimin sağlanması açısından duyguları ve duygusal bilgiyi anlamak; duyguların yansımalarını düzenlemek ve düşünceleri yönlendirmek için duyguları algılama ve duygulara erişim becerisi” olarak tanımlar. Duygusal zeka, çok boyutlu bir yapı sergiler. Mayer ve Salovey’in geliştirmiş oldukları modelde, (i) dikkat, (ii) açıklık, (iii) bilgi ve (iv) kişinin kendisinin ve diğerlerinin duygusal durumlarının yansımalı düzenlemesi boyutları yer alır. Bununla beraber, Goleman (1995, 1998) tipolojisinde gözlemlenen yeterlilikler ise, (i) kendinin farkında olma, (ii) kendini düzenleme, (iii) motivasyon, (iv) empati ve (v) sosyal beceridir. Bu yaklaşım, oldukça bireyseldir; Goleman’ın yaklaşımı, kişilerarası boyuttadır. Benzer biçimde Bar-On’un (1997) boyutları ise, (i) stres yönetimi, (ii) kişilerarası beceriler, (iii) şartlara ve çevreye uymadır.

Sözlü Olmayan İletişim Becerilerinin Tayin Edilmesinde Kullanılan Teknikler

Sözlü olmayan iletişim becerilerinin tayin edilmesi sürecinde, standartlaştırılmış performans ölçümleri, bireyselleştirilmiş performans ölçümleri ve kendini-raporlama ölçümlerinden yararlanılmaktadır.

Kadınlar sosyal ortamlarda çok daha etkileyicidirler. Bunların başında kültür gelir. Değerler, normlar ve çeşitli kurallar kültürün bir parçasıdır ve sözlü olmayan iletişim üzerinde etkilidir. Cinsiyet, sözsüz iletişim becerisi geliştirilmesinde rol oynayan bir diğer önemli faktördür.

Bireysel farklılıklar, sözlü olmayan iletişim becerilerinin geliştirilmesinde önem taşır. Mesaj iletilirken farklı (örneğin jest ve mimiklerin kullanımı) mesaj alınırken farklı (örneğin işitsel boyutta, kulağa dayalı bir algılama) davranışsal özelliklerden yararlanılabilir. Kanal ve seçilen kanalın mesajla uyumlu olması, başarılı biçimde iletim ve algılama açısından önemlidir.

Söylem ve Konuşma

İletişim becerisi üzerine yoğunlaşıldığında, ilişkilerde istendik sonuçlara ulaşılabilmesi açısından insanların ‘nasıl hareket ettikleri’ konusu gündeme gelir. İnsan ilişkilerinin karşılıklı ya da bir arada oluşturulan/planlanan etkileşimsel bir doğası bulunur

Etkileşimin, bir bütün olarak değerlendirilebilmesi, bireylerin birbirleriyle olan geçmiş deneyimleri, yaşanmışlıkları, karakterleri ve birçok faktörün göz önünde bulundurulmasıyla mümkündür. Bireyler, çeşitli nedenlerle sürekli etkileşim halindedirler. Bu etkileşimlerde çok farklı görsel ipuçları ortaya çıkmaktadır.

Türkçe, Fransızca, Almanca veya farklı bir dili konuşmak, kültürel bir özelliktir. Oysa sözcüklerdeki vurgular, konuşmada tercih edilen sözcükler, ses tonu gibi birçok unsur ise bireyden bireye fark eder. Bununla birlikte, etkileşim sırasında konuşmanın önemi ve ortaya çıkardığı etki bağlamında ortak sonuçlar bulunur. Sosyal ve iletişim performansının geliştirilmesi, çoğu zaman günlük yaşam bağlamında değil de iş yaşamında duyulan gereksinimlere bağlı olarak gündeme gelir. Bu etkileşimler, formal ya da informal, işbirlikçi ya da rekabetçi, hiyerarşik ya da denkler arasında gerçekleşir.

Amaç, Plan ve Eylem İlişkisi

Bireysel eylemler ve sosyal etkileşim, amaç çerçevesinde organize olur; ‘bilgi’ eylem için gerekli bir unsura dönüşür. İnsanlar yaşamlarının her anında, çevrelerinden ‘veri’ toplar, verileri işler ve biriktirir. “hedeflerinin olması ve bu hedefleri gerçekleştirmekten doyuma ulaşmak,

Örnek Mesleğinizin gazetecilik olduğunu varsayalım. İletişim becerisine sahip olan bir gazeteci, haber kaynağına hangi soruları, hangi sıra ile soracağını çok iyi bilir. Kaynağın güveninin kazanılması ve ardından çarpıcı sorunun sorulması gerekir. Gazeteci, yeri gelip kaynağın kendisinin konuşmasına izin verir, yeri gelip konuşmayı yönlendirici ifadeler dile getirir. bireylerin yaşam stratejisidir” (aktaran Berger, 2003:258). Dil, bireyin iletişiminde kullandığı bir araçtır. İnsanlar, söylemleri birleştirme eğilimindedirler, bunu da dili kullanmak için değil, şeyleri ilişkilendirmek için gerçekleştirirler.

Witgenstein (1953), bu tür etkinlikleri dil oyunları olarak adlandırır.

Mesaj, koşullara bağlı olarak üretilir. Birey, çeşitli hedeflerine ulaşmak isterken diğer insanların eylemlerini göz önünde bulundurur. Manav, restaurant, otel, alışveriş merkezi gibi birçok yapılanma, temel ve ortak amaçlar için geliştirilir.

Rutin olmayan sosyal etkileşimlerde mesaj üretiminin amaçları farklılaşır. Olağandışı durumlarda, birey davranış geliştirmek için enformasyon arayışına girer. ATM (Automatic Teller Machine) kullanıcıları, her zaman kullandıkları ATM’nin pazar sabahı hizmet dışı olduğunu fark ettiklerinde, nakit para ihtiyaçlarını karşılamak için hemen çözüm arayışına girerler.

Mesaj üretimi, iletişim ihtiyacı çerçevesinde biçimlenir. Bazı iletişimsel etkileşim örneklerinde çok nadiren sözlü iletişime başvurulurken (otobüse binerken bilet ya da ücret uzatılması, alışveriş sonrasında kasiyerle kısa bir diyaloğa geçilmesi, gibi); bazılarında ise uzun konuşmalar ve çok yoğun görüşmelerin yapıldığı gözlemlenir.

İletişim durumları, kimi zaman anlık tepki vermeye dönük mesaj üretimini gerektirir. Bazı iletişimsel amaçlar, bireyi anında tepki vermeye zorlar. Mesela karşıdan karşıya geçerken aniden karşınıza bir aracın çıkması gibi. Genellikle bireyler tehlike ile karşı karşıya kaldıklarında anlık kararlar vermek zorunda kalırlar.

Mesaj Üretim Becerisi Belirleme Kriterleri

Mesaj üretim becerisinin kendisi çoğu zaman belirli kriterlerin varlığını gerektirir. Bireyin, sosyal ilişkilerinde mesaj üretirken beceri kazanmış olduğunu tayin etmek her zaman mümkün olmaz. Amacına ulaşma, yeterlik ve sosyal uygunluk/yerindelik Birey, sosyal ilişkilerinde amacına ulaşmak üzere yaptığı planlarda ‘basite indirgeme’ eğilimindedir. Çoğu sosyal durumda, aynı amaca ulaşmak için alternatif planlara başvurulması gerekir. Burada en önemli parametre zamandır. Bu bağlamda, planlar arasında amaca ulaşmada en yeterli olanı seçmek mantıklı olacaktır. Yeterlik, alternatiflerin farkında olmayı gerektirir. Mesaj üretiminde bir diğer önemli kriter de sosyal uygunluk/yerindeliktir. Sosyal etkileşim sırasında bireyler karşılıklı olarak birbirlerine olabildiğince nazik davranma eğilimi taşırlar.

Sosyal İletişimde Mesajın Algılanışı

Sosyal etkileşimde bireylerin maruz kaldıkları mesajları kavramasında etkili olan çok sayıda unsur vardır. Bu faktörlerin başında kişinin kendisi gelmektedir.

Tüm bu nedenlerle, iletilen mesajın algılanmasında genel sonuçlar tahmin etmek pek mümkün olmaz. Krauss ve Chiu’nun (1998) da ifade ettiği gibi, iletişim etkileşimsel bir süreçtir ve bu nedenle de mesajın başarılı bir şekilde alınması, kişilerarası iletişimde bulunan tarafların amaç ve niyetlerinin doğru anlaşılması ile mümkün olacaktır (aktaran Wyer and Adaval, 2003:292). Wyer ve Radvansky (1999)’nin teorisine dayanılarak ayrıntılandırılır. Bu bağlamda, şu iletişim süreçleri ön plana çıkmaktadır:

Yüz yüze, telefonda ya da elektronik posta aracılığıyla iki veya daha fazla kişinin enformasyon paylaşımında bulunduğu informal konuşma

Belirli amaçlarla hazırlanmış sorulara maruz kalan bireylerin bu soruları bağlamı çerçevesinde değerlendirerek cevaplamak durumunda kaldıkları görüşme/mülakat veya kanaat araştırması gibi koşullar

Enformasyon talebinde bulunmayan ve yanıt vermesine gerek görülmeyen genel bir kitlenin mesaja maruz kaldığı durumlar

Şekil 3.4. Mesajın Anlamlandırılmasında İki Aşamalı Model

Anlamlandırma iki biçimde gerçekleşebilir: Mesajı, üreten tarafça kurgulandığı semantik kavramlar ve referans özellikli bilgi çerçevesinde kelimesi kelimesine anlamlandırma ve iletilen mesaja iletişimci tarafından yüklenen anlamın ön plana çıktığı pragmatik anlamlandırma. İletişimsel meselelere çağrışımsal veya değerlendirmeci yaklaşıldığında, ‘iyi’ ve/veya ‘kötü’ boyutlar ele alınır. İletişimcinin mesajının değerlendirmeci mi yoksa tanımlayıcı bir yaklaşımla mı ele alınacağı her zaman açık değildir. Örneğin, “Ahmet bir psikopat” ifadesinde,

MESAJ

İnsanlar, her karşılaştıkları mesaj için zihinlerini kurcalama eğiliminde olmazlar. Akıllarına en çabuk ve kolaylıkla gelen enformasyon aracılığıyla mesajları değerlendirirler.

Anlamlandırma, aynı zamanda ‘sembolik’tir ve metaforlar üzerinden gerçekleştirilir. Örneğin, “Amerika, kocaman bir fast-food restaurantıdır.” ifadesi, harfi harfine doğru olmamakla birlikte, burada ‘fast-food restaurantlar’ ifadesi ile kastedilen, Amerikalıların ucuz ve kalitesiz mallar konusunda takıntılı olduklarıdır.

Anlamlandırma sürecinde,

Sözlü olmayan kodlama ve sözlü enformasyon

Sözlü kodlama ve görsel enformasyon

 Değerlendirme ve yargılama sürecinde enformasyon formatının etkisi

Mesajın değerlendirilmesi sürecinde bilgiye erişilebilirliğin etkis

Farkında olmanın etkileri gibi birçok faktör belirleyici olmaktadır.

Mesaj Algılama Becerilerinde Öne Çıkan İlkeler

Sosyal ilişkilerde, bireyler tarafından karşılıklı olarak iletilen mesaj(lar)ın algılanması sürecinde, önem kazanan genel ilkeler sıralanmak istendiğinde aşağıdaki hususlar ön plana çıkmaktadır (Wyer and Adaval, 2003:302):

Sosyal bir bağlam içerisinde ortaya konulan mesajın alıcısı, kendiliğinden zihinsel bir temsiliyet arayışına girerek bu mesajı, insan veya olaylarla ilişkilendirme yoluna gidebilir.

Zihinsel temsiliyet bir kere yapılandırıldıktan sonra, mesajla ilişkili diğer tüm enformasyonlara ilişkin tepkileri de kendiliğinden belirleyecektir.

İnsanların mesajı yorumlamak için kullandıkları kavramlar, enformasyonu kullanma amaçlarına göre değişmektedir.

İzlenim Yaratma: Amaçlar, Stratejiler ve Beceriler

İnsanların izlenimlerinin oluşumunda hiçbir sosyal, profesyonel ve/veya kamusal bağlam dışarıda tutulamaz. İzlenim yaratmada, dimdik yürüme ve konuşma önemli birer unsura dönüşebilir. Sosyal etkileşimlerde tarafların memnun ayrılmaları, intiba yönetiminin başarı ile yürütülmesine bağlı olabilir.

İzlenim Yaratma Kavramını Ayrıntılandırmak

Aslında ‘izlenim yaratma’ (impression management) kavramı, insanların kendilerini nasıl sundukları ve diğerlerinin kendilerini sunuş tarzlarına nasıl tepkide bulunduklarını ifade eder. Kendini Sunma: ‘Kendini sunma’ ve ‘stratejik kendini sunma’ kavramları, öncelikli olarak psikoloji ve sosyal psikolojinin çalışma alanı içerisinde yer almıştır.

Kendini sunma, bir kere gerçekleştikten sonra, bireysel eğilimleri, bireyin kendisini algılamasını ve davranışları ne düzeyde etkiler?

Konumlandırılmış Sosyal Kimlik: Kavramın kökeni, sosyoloji ile sosyo-linguistik, linguistik ve iletişime dayanır. Bu nedenle, ‘izlenim’ tasarımının belirli güdülerle stratejik bağları bulunmaktadır. Birey, toplumsal yaşamında üstlendiği rolü ve rolün sorumluluklarını yerine getirirken bir sosyal katılımcı olarak kendi imajını oluşturur.

ERVING GOFFMAN (1922-1982)

1960’lı ve 1970’li yılların en etkili mikro-sosyoloğu olan Erving Goffman, sosyolojide dramaturjik bakış açısının öncülüğünü yapmıştır. Chicago’daki öğrenim sürecinde sembolik etkileşimcilerin (Everett Hughes ve Herbert Blumer), neo-Durkheimcıların (Lloyd Warner, Edward Shils ve Edward Banfield) ve sosyal antropolojide hâkim olan düşüncelerin etkisinde kalmıştır.Dilard (1990), temel amaçların başarılı olmasında beş ikincil amaç belirlemiştir

Kimlik amaçları

Etkileşim amaçları

İlişkisel kaynak amaçları

Kişisel kaynak amaçları

canlandırma amaçları

Bu amaçlardan dördü, izlenim yaratma ile doğrudan ilişkilidir. Kimlik amaçları, etik, moral ve kişisel standartların sürdürülmesini temsil eder. Etkileşim amaçları, izlenim yaratma ve karşılıklı diyaloğun sürdürülmasi ile ilgilidir. Canlandırma araçları ise duygusal durumların kontrolünde önemli rol oynar. İlişkisel kaynak amaçları, değer ve tarafları sürece dahil etme bağlamında izlenim yaratma ile ilişkilidir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin özelliklerinden biridir?
a) Kişilerarası iletişim becerileri doğuştan vardır
b) Kişilerarası iletişim becerileri sadece sözlü iletişimle ilgilidir
c) Kişilerarası iletişim becerileri belirli motivleri ve tepkileri gerektirir
d) Kişilerarası iletişim becerileri tüm davranışların serbest olmasına dayanır
e) Kişilerarası iletişim becerileri sadece resmi ilişkiler için geçerlidir
Aşağıdakilerden hangisi sosyal enformasyon işleme sürecinde işlerlik kazanan faktörlerden biri değildir?
a) Algı
b) Yorumlama ve analiz etme
c) Enformasyonu ilişkilendirme ve tepki seçimi
d) Tepkinin ortaya konulması ve gözlem
e) Yorumlama ve değerlendirme
Aşağıdakilerden hangisi Argyle’in Toplumsal Beceriler Modeli’nin unsurları arasında yer almaktadır?
a) Tepki
b) Aracı faktörler
c) Kişi-koşul bağlamı
d) Geribildirim
e) Dış dünyadaki değişiklikler
Aşağıdakilerden hangisi bilişe ilişkin değildir?
a) Enformasyon, kısa süreli ve uzun süreli bellekte saklanmaktadır
b) Sistemin işlemesi için enformasyonun fazlaca yüklenmesi gerekir
c) Duyumsal enformasyonun sistemden çıkarılması gerekir
d) Enformasyon daimidir, asla üzerinde değişiklik yapılamaz
e) Enformasyon alındığı şekliyle saklanır, herhangi bir bilişsel işlemden geçmez
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerisi geliştirilmesinde geribildirimin önemini ortaya koyan bir ifadedir?
a) Geribildirim, iletişimde zaman kaybına neden olmaktadır
b) Geribildirim, sosyal etkileşimleri sırasında bireyleri isteksiz kılar
c) Geribildirim, karşılıklı olarak motivasyonu düşürücü rol oynar
d) Etkileşim sırasındaki geribildirim, karşı tarafın eylemini sürdürmesi açısından destek niteliğindedir
e) Geribildirim, iletişim sürecinde dönüşü olmayan hatalar yapılmasına neden olur
6.Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin özelliklerinden biri değildir?

a) Kişilerarası iletişim becerileri öğrenilir
b) Kişilerarası iletişim becerileri elde edilecek ödülleri en yüksek seviyeye çıkarır
c) Kişilerarası iletişim becerileri belirli motivleri ve tepkileri gerektirir
d) Kişilerarası iletişim becerileri belirli bir zamanı gerektirir
e) Kişilerarası iletişim becerilerinin hiçbir koşulu bulunmamaktadır
Aşağıdakilerden hangisi Hargie’nin İletişimsel Beceriler Modeli’nde yer alan ‘aracı faktörler’i açıklayan ifadedir?
a) Aracı faktörler, kişilerarası iletişim becerisi geliştirirken, bireyin ulaştığı aşamayı görmesini sağlar.
b) Aracı faktörler, bireyin kişilik özellikleri, olayları, olguları ve diğer insanları algılamasında yönlendirici rol oynamaktadır.
c) Aracı faktörler, ihtiyaçlar, motivasyon ve amaç arasındaki ilişkiselliğe vurgu yapar.
d) Aracı faktörler, bireyin içsel durumu, etkinlikleri ve koşullar karşısındaki tepkilerini harekete geçiren unsurlardır.
e) Aracı faktörler, sadece sosyal rollerle şekillenir.
Aşağıdakilerden hangisi insanların toplumsal beceriler geliştirmelerinde eğitimin başarı ile yürütülmesi açısından karmaşık yapıdaki süreci ortaya koyan bir ifadedir?
a) Beceri geliştirmek yönünde farklı eğitim yöntemleri kullanılmaktadır.
b) Toplumsal beceriler, tam anlamıyla motor beceriler gibidir.
c) Her bir becerinin belli davranış kalıbı mevcuttur.
d) Eğitim süreci sonucunda bireydeki dönüşümler kolaylıkla ölçülebilir.
e) Toplumsal becerilerin belirlenmesinde her zaman basit ve sıradan bir süreç söz konusudur.
Aşağıdakilerden hangisi kişilerarası iletişim becerilerinin bileşenleri arasında yer almaz?
a) Sözlü olmayan iletişim becerileri
b) Sosyal iletişimde mesajın algılanma süreci
c) Aktivasyonel beceri geliştirme süreci
d) Söylem ve konuşma
e) İzlenim yaratma
Aşağıdakilerden hangisi insan eylemlerini etkileyen ve mesaj üretim sürecinde rol oynayan faktörler arasında yer alır?
a) Mesaj üretiminin değişmez şartları bulunur.
b) Rutin olmayan sosyal etkileşimlerde mesaj üretiminin amaçları farklılaşmaktadır.
c) Mesaj üretiminde en önemli belirleyici unsur ilgilenim ve seçiciliktir.
d) Mesaj üretimi her zaman belirli bir zaman diliminde düşünme ve değerlendirmede bulunmayı gerektirir.
e) Mesaj üretimi her zaman planlı ve organizedir, ani gelişmelere açık değildir.

Cevap Anahtarı:

1.C, 2.B, 3.E, 4.A, 5.D, 6.E, 7.D, 8.A, 9.C, 10.B

ÜNİTE 4   SOSYAL BİLİŞ VE HAFIZANIN İŞLEYİŞİ

GİRİŞ

Bu bölüm, ilerleyen bölümlerde daha kapsamlı değerlendirmesi yapılacak olan kişilerarası iletişim sürecinin, psikolojik temellerde nasıl değerlendirilmesi gerektiğinin ortaya konulması açısından önem taşımaktadır. Diğer durumda, ilişki ve etkileşimlerin çeşitli unsurlar çerçevesinde anlam kazandığını kavramak güçleşir.

İNSAN PSİKOLOJİSİ VE SOSYAL BİLİŞ

Biliş, insanların çevreleri ile etkileşimlerinde diğer bireylere ilişkin olarak edindikleri enformasyonu nasıl yorumladıkları, çözümledikleri, hatırladıkları ve kullandıklarıyla ilgilidir. İçinde yaşadığı çevre ve her gün karşılaştığı sayısız insan hakkında bilgi ile karşı karşıya kalan birey, toplumsal yaşamını bu bilgiler çerçevesinde sürmektedir.

Yeni girdiği bir mekân ya da yeni tanıştığı kişiler hakkında bilgi toplayan birey, hangi bilgileri kullanacağına karar verir ve bilgilerini bir yargıda bütünleştirerek bireysel etkileşimlerini düzenler.

Toplumsal Dünyayı Anlama

Sosyal biliş, dünyayı doğru olarak anlama ve toplumsal yaşamı çözümleme kaygısını ortaya koymakla birlikte, bireyin değerlendirmeleri, algıladığı ve deneyimlediği bilgi çerçevesinde olmaktadır. Bu bağlamda bireyin anlamlandırma ve açıklamalarının yanlı olduğunu ifade etmek yanlış olmaz.

Toplumsal Çıkarsama

Birey, içinde bulunduğu toplum, ait olduğu topluluk, yaşadığı mekân ve ilişkiler hakkında sürekli enformasyon edinme çabası içerisindedir. Yaşantısını anlamlandırması için bireyin böyle bir iletişimsel sürece girmesi gerekir.

Bilgi Toplama: İnsanlar, bir konu, kişi, olay veya olgu hakkında belirli kanılara ulaşabilmek ve değerlendirmede bulunabilmek için çeşitli kaynaklardan bilgi toplamaya çalışırlar.

Önceden beklentiler: Birey, yeni bir durum, koşul, kişi veya mekâna ilişkin olarak geçmiş bilgilerinden hareketle değerlendirmelerde bulunma eğilimi taşır.

Ancak, dört koşul özellikle sorunludur:

Yanlış beklentiler

Farkındalık eksikliği

Bilgilerin dikkate alınmasının bütünüyle engellenmesi

Bilginin beklentilerle tutarlı olmadığı için reddedilmesi

Bilgide yanlılıklar: Toplumsal algılayıcı bir kez bir çıkarsamayla hangi bilgilerin ilgili olduğuna karar verdikten sonra bilgileri toparlamaya başlar ve hangi bilgi parçalarının gözden geçirilmesi gerektiğine karar verir.

Küçük örneklem: Elde edilen bilgi çok azsa ve çıkarsama bu bilgi üzerinden yapılıyorsa, yanılma payı yüksektir. Bilgi kaynağı ve miktarı arttıkça yanılma payı azalmaktadır.

İstatistiki bilgi-olay tarikçesi bilgisi: İnsanlar istatistiki olana değil de olayların renkli tarihlerine ilişkin bilgiye daha fazla ilgi duyarlar.

Olumsuz bilgi: Bir konu, olay veya kişi üzerine yapılan araştırmada ulaşılan birkaç olumsuz bilgi, yanıltıcı kararlar vermeye yol açabilir.

Bilgileri Bütünleştirme: İnsanların bilgileri bütünleyici yetenekleri ve bir kanı oluşturma süreçleri rastlantısaldır. Birey, karar alma yeteneğine çok güvenir. Karar alma sürecinde, tutarlı olduğunu, yeterince bilgiden yararlandığını ve karmaşık ilişki ve bağlantıları değerlendirdiğini ileri sürer.

Birlikte değişme yargıları: Toplumsal yaşamında birey, olay, olgu veya kişiler hakkında bilgi toplamakla kalmaz, neyin neyle ilişkisi olduğunu da çözümlemeye çalışır. Örneğin, “işleyen demir, pas tutmaz.”, “bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur” gibi. Birlikte değişmeye ilişkin yargılarda bulunurken insanlar belirli hatalar yapmak eğilimindedirler.

Yanılsama Korelasyon: İki şey arasında ilişkililik durumunu abartmak ya da bir ilişki olmadığı hâlde varmış gibi görmek eğilimidir. Çağrışımsal anlam, yani, beklentiler temelinde birlikte gitme durumu bir nedendir. Yanılsama korelasyonun nedenlerinden birisi de eşleştirilmiş seçilebilirliktir.

Çevreleme Etkileri: Karar seçeneklerinin ifade edilmesinde kullanılan sözcükler, olumlu ya da olumsuz bakış açısına neden olabilir.

Heyecanlar ve Çıkarsama

Birey, yaşantısına ve olaylar örgüsüne duygu merkezli bakar. Bu bağlamda, duygunun doğruluk arayışında bilinci yanıltan bir süreç olduğu düşünülebilir.

Duygu-Durum ve Çıkarsama: İyi bir duygu-durumda olan birey, -arkadaşları ile güzel vakit geçirmiş, sınavda başarılı olmuş vb.- sosyalleşir ve davranışlarında daha özgeci (yardım edici) hâle gelir. Kötü bir duygu-durumunda ise, içine kapanır ve başkalarına karşı duyarsızlaşır. Kimi zaman da kötü durumdan kurtulmak isteyen birey, sosyalleşerek olumlu davranış ve etkileşimlerde bulunabilir.

Duygu-durum belleği etkiler. İnsanlar değeri o anki duygu-durumlarına uyan malzemeyi daha kolay anımsamaktadırlar. Bu etki, duygu-durum tutarlı bellek olarak ifade edilir.

Duygu-durum yargıları etkiler: Neşeli insanın vereceği kararlar ile mutsuz, kederli bir insanınkiler aynı olmaz. Olumsuz duygu-durum hâlindeki birey, başkaları hakkında olumsuz değerlendirmelerde bulunabilir.

Duygu-durum insanların geleceğe ilişkin kestirmelerini etkiler: Depresyondaki birey, kötümser kestirmelerinde daha gerçekçi olmak eğilimindedir. Bununla beraber olumlu olayları kestirmede o kadar iyi değildir. İyimserler içinse tersi durum geçerlidir.

Duygu-durum yargılara nasıl varılacağını etkiler: Mutlu insanlar, karar almada daha kapsayıcı, içerici ve içtepiseldirler. Kararları çabuk alırlar. Daha değişken şeyleri bir kategori altında toplar ve kalıp yargısal düşünürler.

Otomatik Değerlendirme: İnsan yaşamındaki birçok biliş süreci otomatik ve farkında olunmaksızın gerçekleşir. Yaşamı boyunca birçok olumlu ve olumsuz durumla karşılaşan birey, duygusal, bilişsel ve davranışsal tepkilerinde otomatik hâle gelebilir.

Güdü ve Çıkarsama: Bireyin bilgileri nasıl işleyeceği ve bir araya getireceği,

Düşünce ve Duyguları Bastırma: Birey yaşamı boyunca duygularını düzenleme girişiminde bulunur. Ya iyi bir duygu-durumu getirecek davranışlarda bulunur ya da duygu yüklü düşüncelerini bastırır.

Duygusal Kestirmeler: Birey, geleceğe ilişkin karar verirken duygularını kullanır. Genellikle, olaylara, durumlara karşı ne düzeyde tepki vereceğini kestirmeye çalışır, ancak tahmin etmekte kimi zaman güçlük yaşayabilir.

Bunun temel nedeni de,

Bireyin, bir tek olayın (üniversite sınavını kazanmak, yeni bir işe başlamak, evlenmek vb.) geleceği üzerindeki etkisini abartması ve

Bireyin, öteki aracı olayların geleceğe ilişkin duygu ve düşünceleri ne kadar etkileyeceğini anlamadaki başarısızlıktır.

Belirli kişiler ve toplumsal rollere ilişkin olabilir

İnsanların kendilerine ilişkin olabilir

Belirli nesnelere ilişkin tutumlar olabilir

Sık karşılaşılan olaylara ilişkin algılar olabilir

Bir kalıp belirli bir süre için standart bir davranışlar sırasını ifade eder. Şemalar, hiyerarşik biçimde örgütlenir. Genellikle durum, olay ve olgulara ilişkin insanların zihninde bir oluş sırası mevcuttur.

Şemaların içerdiği çağrışımlar ise hiyerarşik bir yapıdan çok karmaşıktır. Şematik bilgi işlemenin çeşitli avantajları bulunmaktadır

Şemalar bilgi işleme sürecini kolaylaştırır: Şemalar, büyük bilgi yığınlarının hızla ve kolaylıkla işlenmesini, bilginin anımsanmasını, yeni bilgilerin yorumlanmasını ve çıkarsamalarda bulunmayı sağlar.

Şemalar anımsamayı kolaylaştırır: Bellek, kişi, olay, durum ve olguların şematik temsiline bağlı olarak işler. Şamalar, ayrıntıları taşır.

Şemalar bilgi işlemeyi hızlandırır: Bilgi, durum ya da kişiye ilişkin önceden bir bilgiye sahip olunduğunda bilginin işlenmesi kolaylaşır.

Şemalar otomatik çıkarsamayı kolaylaştırır: Bazı şema-ilişki çıkarsamalar, bilinçli çabaya gerek kalmaksızın otomatik olarak gerçekleşir.

Şemalar bilgi ekler: Şemalar, bilgilerdeki eksiklik ya da boşlukların kapatılmasına yardımcı olur. Eksik bilgiler, şema-tutarlı ayrıntılarla doldurulur.

Şemalar yorumlamayı kolaylaştırır: Belirli bir alanla ilgili bütün bilgileri ilişkilendirmede yardımcı olan şemalar, belirsiz durumların yorumlanmasını kolaylaştırır.

Şemalar beklentilerin biçimlenmesine yol açar: Şemalar, nelerin olması gerektiği konusunda beklentileri kapsar. Beklentiler ise belirli bir durumun ne kadar olumlu ya da olumsuz bulunacağını belirler.

Şemalar duygu içerir: Belirli bir şemanın kullanımı, duygusal bir tepkiye yol açabilir. Çevreden kaynaklanan bilgi, belli bir şemaya uyduğunda, o şemaya bağlanmış duyguyu tetikler.

Nesne veya kavramların yapısal bir birimini oluşturan şema, kısa ve genelleştirilmiş bilgiyi temsil etmektedir. Şemalar, ilgili enformasyonla birlikte aktif hale gelirler. Sık kullanımla birlikte şemalara erişim kolaylaşır. Şemalar zihinsel değerlendirme ve yargılama süreçlerini harekete geçirme özelliğine sahiptirler.

BİLİŞSEL KESTİRME YOLLAR

Temel olarak, uyuşma derecesinin belirlenmesi için çevreden alınan bilgiler, şemalardakilerle eşleştirilir. Bu yol, belirli bir kişi ya da olayın, belirli bir şemanın örneği olup olmadığına karar vermede yardımcı olur.

ETMENLER

Hafıza, insan varlığına ilişkin tüm olguları tek bir bütün içerinde toplar. Kodlama, saklama ve geri çağırma işlevselliğine sahiptir.Birey çıkarsamalarında ikili bilgi işleme yoluna başvurur. Bir başka ifadeyle insanlar, bilgileri ya şemaların hızlı, çabasız yol gösterici kullanımları yoluyla ya da özgül durumdaki kanıtlardan yararlanarak sitematik yollarla işlerler. Şemaların daha az kullanılmasına ve bilgi üzerinde daha fazla durulmasına yol açan koşullar arasında çıktı bağımlılığı gelmektedir. İnsanların çıktıları işin içine girdiğinde, başkaları hakkındaki bilgilere daha fazla dikkat edilir. İnsanların şemalarına daha az, verilere daha çok dikkat etmelerinin bir diğer koşulu da sorumlu tutulma olasılığıdır. İnsanlar başkalarına kendilerini haklı göstermek isteğindeyse veya sorumlu tutulmaları olasılığı bulunuyorsa, şemanın ötesine geçerek verilere odaklanmaktadırlar. İnsanlar zaman baskısı altında karar alırken şemalarını daha çok kullanma eğilimi taşırlar. Birey, kişi veya duruma ilişkin daha önceden elde ettiği verilerle deneyimlerini karşılaştırır ve buna doğrulayıcı denence sınaması denir. Kimi zaman birisi hakkında sahip olunan şema, daha sonraki şemaları etkilemesinin yanı sıra o kişinin gerçek davranışlarını ve kendisine ilişkin izlenimlerini de etkiler. Bu duruma, kendisini doğrulayan kehanet adı verilir. Şemalar o kadar güçlüdür ki, çevreden gelen bilgilerin yorumunu etkilemesinin yanı sıra çevrenin şemayla tutarlı hâle gelecek biçimde değiştirilmesine de neden olur. Her zaman olmamakla birlikte, beklentilerin benlik kavramını zorladığı durumlarda, yani algılayıcının beklentileri hedefin davranışı üzerinde etkili olduğunda değişim gerçekleşir.

 

HAFIZA: İŞHAFIZA: İŞLEYİŞİ VE GEREKLİLİĞİ

Bireyin gelişimi, yaşadıkları ve yaşamakta olduklarının tamamı hafızasına bağlıdır. İnsan düşüncesi ve kavramsallaştırmaları hafızayla işlerlik kazanır.

Hafızanın Biyolojik ve Psikolojik Temelleri

Kodlama sırasında faaliyete geçen beyin bölgelerinin çoğu sol yarı kürede, geri çağırma sırasında faaliyete geçen beyin alanlarının çoğu da sağ yarı kürededir.

Hafızanın üç evresi (kodlama, saklama ve geri çağırma) bütün durumlarda aynı şekilde işlemez. Hafıza, materyali birkaç saniye için depolamayı gerektiren durumlar (kısa süreli hafıza) ile uzun aralıklarla kaydetmeyi gerektiren durumlar (uzun süreli hafıza) arasında ayrım yapar. Farklı bilgi türleri için farklı hafızalar işlemektedir. Geçmişte, belirli bir zamanda ve mekânda gerçekleşmiş bir olayın hatırlanmasını sağlayan açık hafıza, kodlama, saklama ve geri çağırma işlemleri açısından farklılıklar sergiler. Beceriler için kullanılan hafıza ise gizli hafıza olarak adlandırılmaktadır.

Kısa Süreli Hafıza

Bilginin birkaç saniye için saklanması durumunda bile kodlama, saklama ve geri çağırma evreleri söz konusudur. Bilginin kısa süreli hafızaya kodlanması sırasında sadece ‘seçilmiş olan şey’ içerilir. Bireyin karşılaştığı her şey kısa süreli hafızaya girmez ve daha sonra da geri çağrılmaz. Bu da bireyin dikkatini toplamasıyla ilgili bir durumdur. Bilgi, hafızaya belirli bir kod ya da temsil olarak girilir.

Uzun süreli hafıza, birkaç dakika kadar kısa ve bir ömür kadar uzun aralıklarla bilgi saklanmasını içerir.

Hem akustik hem de görsel kodların varlığı, kısa süreli hafızanın, ‘akustik tampon’ ve ‘görsel-uzamsal tampon’ vasıtasıyla depolandığını ortaya koymaktadır.. Kısa süreli hafızanın kapasitesi çok sınırlıdır. Ortalama olarak bu sınır yedi ögedir (7 ± 2) ve bu sayı iki öge kadar değişebilir. Bazıları beş öge sayabilirken, bazıları hafızalarında dokuz ögeyi saklayabilirler. Bu rakam bireyin hafıza uzamını ifade etmektedir. Ancak birey, birbirini izleyen harf ve sayı gruplarını uzun süreli hafızada tutulabilen birimler içinde yeniden gruplayarak kısa süreli hafızasını destekleyebilir. Bu türden birimler, küme (chunk) olarak adlandırılır.

Uzun Süreli Hafıza

Uzun süreli hafıza, birkaç dakika kadar kısa ve bir ömür kadar uzun aralıklarla bilgi saklanmasını içerir. Uzun süreli hafızada kodlama ile geri çağırma arasında önemli etkileşimler vardır. “Sözlü metaryal için baskın olan uzun süreli hafıza, ne akustik ne de görseldir; o, ögelerin anlamını temel alır. Hafıza ögeler arasında gerçek ya da yapay bağlantılar kurarak hatırlama işlemini gerçekleştirir. Uzun süreli hafızada unutma durumunun geneli, bilginin kendisinin kaybedilmesinden çok bilgiye ulaşımın kaybedilmesinden kaynaklanır. Geri çağırmayı zayıflatan etkenler arasında bozucu etki gelmektedir.

Kişisel farklılıkları bulgulamak amaçlı olarak yürütülen çalışmalarda ve yapılan testlerde, yeniden üretilebilen tutarlı sonuçlara ulaşılabilmesi açısından güvenilirlik, ilişkiselliğin doğru kurulabilmesi bağlamında ise geçerlilik önem kazanmaktadır.

Duygu, uzun süreli hafızayı en az beş biçimde etkiler:

Birey, duygusal olarak yüklü durumları, nötr durumları düşünmekten daha fazla eğilimlidir.

Flaş anılar, duygu yüklü ve önemli olaylar ile içinde bulunulan koşulların sürekli kaydı anlamına gelir.

Duygusal anılar, hafızanın biyolojik temelli işleyişiyle de ilişkilidir.

Olumsuz duygular geri çağırmayı engelleyici rol oynayabilir.

Duygu, hafıza üzerinde bağlam etkisi kurabilir.

KİŞİLİK VE BİREYSELLİK

Sokak, durak, sınıf, iş yeri, alışveriş merkezi ve kütüphane gibi birçok mekânda her an çok sayıda insanla karşılaşılmaktadır. Bu insanların her biri kendine ‘özel’dir. Birbirinden kişisel özellikleri, yetenekleri, tutumları gibi çeşitli yönleri ile ayrışırlar. Ancak, biyolojik ve psikolojik süreçler -gelişme, bilinç, öğrenme, algı, motivasyon vb.- göz önünde bulundurulduğunda, bunların temelde her birey için aynı olduğu görülecektir.

Kişisel Farklılıklar

Kişisel farklılıkları ortaya koyma çabası, kimi zaman toplumsal yaşamın düzenlenmesinde belirleyici rol oynar. İnsanların yaşamlarında doğrudan etkisi bulunan bireysel benzerlik ve farklılıklar bir arada yaşayabilmelerinin ve dayanışma içerisinde olabilmelerinin bir ön koşulunu oluşturur.

Kişisel farklılıkları bulgulamak amaçlı olarak yürütülen çalışmalarda ve yapılan testlerde, yeniden üretilebilen tutarlı sonuçlara ulaşılabilmesi açısından güvenilirlik, ilişkiselliğin doğru kurulabilmesi bağlamında ise geçerlilik önem kazanmaktadır.

Zekânın bileşenleri üzerine yapılan çalışmalarda,

Problem çözmede karar verme ve denetim süreçleri,

Performans bileşenleri (planları uygulayan süreçler),

Yeni bilgileri edinme süreçleri,

Hafızada depolanan bilgiyi geri çağırma süreçleri,

Tutulan bilgilerin bir durumdan diğerine aktarılmasını sağlayan süreç

ön plana çıkar.

Kişilik

Kişilik, bireyin fiziksel ve sosyal ortamıyla etkileşim tarzını ortaya koyan, düşünce, duygu ve davranışın ayırt edici ve karakteristik örüntüleridir. Günlük yaşam pratiklerinde, herhangi bir nedenle birisi hakkında kanılar öğrenilmek istendiğinde verilecek yanıt, “zeki, dışa dönük, dürüst” gibi ifadelerdir. Bu da insanların çevrelerinde bıraktıkları izlenimlerle ilişkilidir. İnsanlarla etkileşim, çeşitli kişilik özelliklerinin ortaya konulmasını sağlar.

Her an birileri ile etkileşim halinde olan birey, her bir etkileşimine bağlı olarak karşısındaki hakkında çeşitli kanılara ulaşabilir.

Doğuştan belirli bir zekâ seviyesine sahip olmakla birlikte birey, ailesinin kendisi için hazırlayacağı entelektüel olarak uyarıcı bir ortamda gelişimine devam edecektir.

Deneğin, doğru veya yanlış olarak yanıtladığı ifadelerle kişilin analiz edilmeye çalışıldığı ‘Ölçüt Anahtarlı Yöntem’; üzerinde kişilik özelliklerinin yer aldığı kartların deneğe sunularak kendisine en yakın olan ifadeleri ayırmasının istendiği ‘Q Yöntemi’; serbest çağrışım tekniğinin kullanıldığı ‘Projektif Testler’; mürekkep lekesine benzeyen karmaşık şekillerin anlamlandırılmasına dayanılarak kişilik özelliklerinin belirlenmeye çalışıldığı ‘Rorshach Testi’; kişisel deneyimleri veya zihinsel kurgulamaları açığa çıkarması amaçlanan resimlerin gösterilmesi ve ardından bireyden bir deneysel öykülendirme yapmasının istendiği ‘Tematik Kavrama Testi’ en yaygın kullanılan testler arasında yer almaktadır.

Kişilik Farklılıklarının Nedeni Olarak Kişilik-Çevre Etkileşimleri

Kişiliğin oluşmasında çevre faktörünün etkileri, bireyin doğumuna değin uzanır. Bir aile ortamına doğan birey için sunulan ortam, anne ve babasının örgütlediği ortamdır. Çocuğun genetik özellikleri ile çevresel faktörlerin iç içe geçtiği bir etkilenme süreci söz konusudur. Çocuğu ile sürekli ilgilenen ebeveynlerin, onlara kitap okuması, birlikte müzik dinlemeleri, müze gezileri vb. entelektüel ortamın bir parçasını oluşturur.. Çevre, üç etkileşim biçimi ile çocuğun kişiliğinin bir işlevi hâline gelir: Reaktif, evokatif ve proaktif etkileşim (bakınız Tablo 4.2.).

Farklı bireyler, aynı ortamı farklı biçimde yorumlar, bu ortamda farklı tepkiler gösterir ve yaşarlar. Duyarlı bir çocuğu sert bir bakış kolayca etkilerken; kardeşi belki de bu kadar etkilenmeyecektir.

Her bireyin kişiliği, öznel bir psikolojik nesnel bir çevreden çıkmakta ve daha sonraki kişilik gelişmesini etkilemektedir. Örneğin ailede tüm bireyler için aynı ortam oluşturulsa da bu ortam tüm bireyler için psikolojik olarak eşit olmayacaktır.

Reaktif etkileşim, yaşam boyu devam eder.

Her bireyin kişiliği başkalarından ayrı tepkileri uyarır. Bir noktada çocuğun kişiliği, anne-babanın çocuk yetiştirme tarzı üzerinde etkili olur.

Evokatif etkileşim, yaşam boyu devam eder. Etkileşim

Çocuğun büyümesi ile ailesinin kendisine sunduğu ortamı aşma çabası ortaya çıkabilir. Böylelikle kendi ortamını seçmeye ve oluşturmaya başlar.

Bireyin sosyal kişiliği, sosyalliğini daha da pekiştirecek rol oynar. Proaktif etkileşim, kişilerin kendi kişilik gelişimlerinde aktif ajanlar hâline geldikleri bir sürece işaret etmektedir.

Kişiliğin Yaşam Boyu Sürekliliği

İnsan yaşamında belirli kişilik örüntüleri ve davranış biçimlerinin süreklilik taşıdığı görülür. Aynı zamanda birey, sürekli bir değişim içerisinde olduğunu da yaşantılarından hareketle fark eder. Bireyin yaşamı boyunca, kişiliğindeki süreklilik ve değişim ilişkisini anlamlandırmak, birçok ilişki ve etkileşimini değerlendirebilmek açısından önemlidir. Bireyin yaşamındaki en güçlü süreklilikler, entelektüel performans ölçümlerinde gözlemlenir. Genellikle kalıtsallığı en yüksek olan özellikler en güçlü sürekliliği gösterir. Arkadaş ve eş seçiminde birey, kendisine yakın hissettiği, kendisi ile benzer değerleri taşıyanlarla yakınlaşır. Bu da bireyin kendisinde mevcut olan değer ve özelliklerin kalıcılaşmasını sağlar.

Değişim baskısının en sık rastlanan kaynağı, toplumun cinsiyet rolü normlarıdır.

DEĞERLENDİRME SORULARI

“_______, insanların çevreleri ile etkileşimlerinde diğer bireylere ilişkin olarak edindikleri enformasyonu nasıl yorumladıkları, çözümledikleri, hatırladıkları ve kullandıklarıyla ilgilidir.” ifadesinde boş bırakılan yere uygun gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Düşünce
b) Çıkarsama
c) Algı
d) Hafıza
e) Biliş
Aşağıdakilerden hangisi şemayı açıklayan bir ifade değildir?
a) Belirli kişiler ve toplumsal rollere ilişkin olabilir.
b) Fark edilmesi ihtimali düşük durumlara ilişkin olabilir.
c) Belirli nesnelere ilişkin tutumlar olabilir.
d) Sık karşılaşılan algılara ilişkin tutumlar olabilir.
e) İnsanların kendilerine ilişkin olabilir.
Aşağıdakilerden hangisi şematik bilgi işlemenin avantajlarından değildir?
a) Şemalar bilgi işleme sürecini kolaylaştırır.
b) Şemalar bilgi işlemeyi hızlandırır.
c) Şemalar mantıksaldır.
d) Şemalar bilgi ekler.
e) Şemalar yorumlamayı kolaylaştırır.
“Kimi zaman birisi hakkında sahip olunan şema, daha sonraki şemaları etkilemesinin yanı sıra o kişinin gerçek davranışlarını ve kendisine ilişkin izlenimlerini de etkiler. Bu duruma, _______ adı verilir.” ifadesinde boş bırakılan yere uygun gelen kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Doğrulayıcı denence sınaması
b) Zaman baskısı
c) Çıktı bağımlılığı
d) Kendisini doğrulayan kehanet
e) Sorumlu tutulma olasılığı
Aşağıdakilerden hangisi bilişsel kestirme yolları arasında yer alır?
a) Ulaşılabilirlik kestirme yolu
b) Merkezi nokta kestirme yolu
c) Bilinmezlik kestirme yolu
d) Güçlü yönler kestirme yolu
e) Kör nokta kestirme yolu
Sosyal Biliş ve Hafızanın İşleyişi

 

“Farklı hafıza evreleri, beyindeki farklı yapıları devreye sokar. __________ sırasında faaliyete geçen beyin bölgelerinin çoğu sol yarı kürede, _________ sırasında faaliyete geçen beyin alanlarının çoğu da sağ yarı kürededir.” ifadesinde boş bırakılan yerlere uygun gelen kavramlar aşağıdaki seçeneklerden hangisinde yer almaktadır?
a) Hafıza – saklama
b) Kısa süreli saklama – geri çağırma
c) Kodlama – korteks
d) Kodlama – geri çağırma
e) Saklama – kodlama
Aşağıdakilerden hangisinde çevreye bağlı üç etkileşim biçimi sıralanmıştır?
a) Evokatif etkileşim – Preaktif etkileşim – Resesif etkileşim
b) Reaktif etkileşim – Aktivatit etkileşim – Evokatif etkileşim
c) Reaktif etkileşim – Evokatif etkileşim – Proaktif etkileşim
d) Aktivatit etkileşim – Resesif etkileşim – Proaktif etkileşim
e) Resesif etkileşim – Reaktif etkileşim – Aktivatit etkileşim
Aşağıdakilerden hangisinde duygu-duruma ilişkin verilen ifade yanlıştır?
a) Duygu-durum belleği etkiler.
b) Duygu-durum etkileşim kesitlerini etkiler.
c) Duygu-durum yargıları etkiler.
d) Duygu-durum insanların geleceğe ilişkin kestirmelerini etkiler.
e) Duygu-durum yargılara nasıl varılacağını etkiler.
Aşağıdakilerden hangisinde otomatik değerlendirmeye ilişkin verilen ifade doğrudur?
a) İnsan yaşamındaki bilişlerin tamamı farkında olunarak gerçekleşir.
b) Bireyin iyi ya da kötü olarak değerlendirmeleri, uzaklaşma tepkilerini artırır.
c) Bireyin sadece duygusal tepkileri otomatik hale gelir.
d) Bireyin değerlendirmeye ilişkin yargıları, sonradan edineceği bilgilerin işlenmesine rehberlik eder.
e) Karşılaştığı olumlu ve olumsuz durumlar bireyde bilişsel olarak yakınlaşma tepkisi açığa çıkarır.
Aşağıdakilerden hangisi bilgi yorumlamada hangi şemanın kullanılacağı belirleyen etmenlerden birisi değildir?
a) Tepkisellik geliştirme
b) Bireysel farklılıklar
c) Doğal dış sınırlar
d) Öncelik
e) Önem
Cevap Anahtarı:

1.E, 2.B, 3.C, 4.D, 5.A, 6.D, 7.C, 8.B, 9.D, 10.A

 

 

 

 

ÜNİTE 5    KARŞILIKLI BAĞIMLILIK VE PSİKOLOJİK DOYUM

GİRİŞ

İnsan ilişkileri, üzerinde en fazla tartışma yürütülen konular arasında yer alır. Öncelikli olarak karşılıklı bağımlılığın insan yaşamındaki önemi tartışılmakta, ardından da insan ilişkilerinde yakınlık ve karşılıklı açılmanın dinamikleri ele alınmaktadır.

İNSAN İLİŞKİLERİNDE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK

İnsan doğumundan ölümüne değin geçen süre içerisinde, bir yandan yakın aile çevresi diğer yandan toplumun tüm diğer gruplarıyla sosyal ilişkiler ağına bağlı yaşar. Örnek İnsan ilişkileri karşılıklıdır. Herhangi birinden yardım gören birey, kendisini ona karşı borçlu hisseder. Yeri geldiğinde o da karşısındakine yardım etmek ister. En basitinden, birey, herhangi bir arkadaşını akşam yemeğine davet ederken, onun da kendisini mutlaka bir gün yemeğe davet edeceğini düşünür.

Ödül-Bedel İlişkisi

Ödülün iki boyutu vardır:

Kişiye özgülük boyutu

Somutluk boyutu

Kişiye özgülük boyutu, ödülün değerinin, onu verene bağlı olma derecesiyle ilişkilidir. Somutluk boyutu ise gözle görülüp, elle tutulan somut ödüller ile tavsiye, öğüt vb. somut olmayan ödüller arasındaki ayrıma işaret eder.

Çıktıların Değerlendirilmesi

Birey tüm ilişki ve etkileşimlerini sürekli gözden geçirir, ödül ve bedel dengesini sorgular. Bir ilişkiyi değerlendirmenin en yalın yolu, onun kârlı mı yoksa zararlı mı olduğuna bakmaktır.

Bir ilişki, diğer ilişkilerle karşılaştırılarak değerlendirilebilir.

İlişkilerinde bireylerin çıktılarını olumlu yönde en üst düzeye çıkarmasında, etkinliklerin eş güdüm içinde yapılması gündeme gelir.

Eşitlikçi Değişim

İnsanlar ilişkilerinde eşitliğin bulunduğuna inandıkları zaman rahat, huzurlu ve mutludurlar. İlişkilerinde samimiyetin olmadığı, aldatıldıklarını ya da kullanıldıklarını düşündükleri veya hissettikleri zamanlarda ise gergin ve streslidirler. Temelde eşitlik, kişinin kazancının katkılarıyla doğru orantılı olmasıyla ilişkilidir.

Bir ilişkideki ya da gruptaki bireyler kazançlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar.

Çiftler ya da gruplar, ödülleri aralarında dürüstçe nasıl dağıtacaklarına ilişkin kural ya da normlar geliştirerek ortak ödüllerini en üst düzeye çıkarabilirler.

Bireyler, bir ilişkinin hakkaniyete uygun olmadığını anladıklarında, hoşnutsuz olurlar. Hakkaniyetsizlik arttıkça, hoşnutsuzluk da artar.

Hakkaniyetsizlik algılayan bireyler, durumu düzeltmek için girişimlerde bulunurlar.

İNSAN İLİŞKİLERİNDE YAKINLIK

İnsanın var olduğu tüm kurumlar, iletişim süreçlerine dâhildir. İnsan ve algısı, toplumsal yapıya dâhil olma biçimi gibi pek çok faktör iletişim süreci üzerinde etkilidir. Yakınlığın olabilmesi için etkileşimin olması gerekir. Bir kişinin, bir başkasına kişisel duygu ve bilgilerini açmasıyla yakınlık süreci başlar. Bu paylaşım sözlü veya sözsüz iletişim aracılığıyla olur.

Yakınlık denildiğinde, kişisel duyguların karşı tarafla paylaşılması, değer bilmek, cana yakınlık ve birlikte gerçekleştirilen etkinlikler akla gelir.

. Genel anlamda insanlar, yakınlığı, ‘kişisel duyguların ve sevginin açığa vurulması’ olarak ifade ederler. Toplumsal ya da kültürel yapılar, kadınları ilişkilerin duygusal liderleri konumuna taşımakta; bu bağlamda kadınlar yakınlığı başarmaya daha istekli olmaktadırlar.

İNSAN İLİŞKİLERİNDE GÜÇ DENGESİ

Toplumsal bir varlık olarak insanın, kendisiyle ve çevresiyle etkileşime girmesi âdeta bir zorunluluktur. İnsan doğası gereği çevresini ve çevresindekileri etkilemeye çalışır.

Güç Dengesini Değerlendirme

Genel olarak bireyin, çevresinde etkileşimde bulunduklarıyla arasında -kişiliği, olaylara bakış açısı, değerlendirme ölçütleri ve sosyo-kültürel birikimleri vb. nedenlerden- kaynaklanan ve büyük ölçüde tıkanmalara yol açan ‘güç dengesi’ kurma çabası ya da kuramama durumu gibi sorunlara sıkça rastlanır.

Toplumsal kurallar çoğunlukla insan ilişkilerinde belirleyici rol oynar. Liderlik, karar alma mekanizmasının işleyişi, statü, konum vb. faktörlerin tamamı, ilişkilerin düzeyini, tarzını ve güç dengesini belirler. Bunun yanı sıra etkileşimde bulunan tarafların kaynaklarının güçleri (bilgi düzeyleri, sahip olunan materyaller vb.) iletişim sürecini etkiler. Taraflar kaynakları açısından dengesiz olduklarında, daha fazla kaynağa sahip olan kişi daha fazla güce de sahiptir. Tarafların iletişim sürecine verdikleri değer ve ilgi de güç dengesi üzerinde etkili olur.

Güç Dengesi ve Çatışma

İlişkilerin en eşitçil ve en dengeli görünenlerinde bile çatışma kaçınılmazdır. İlişkilerde çatışma çoğunlukla bir kişinin davranışı diğerini engelleyici bir boyuta ulaştığı zaman ortaya çıkar. Kimi çatışmalar taraflardan birinin özgül davranışına bağlı olarak yaşanır. Sorumluluklarını yerine getirmeyen bireyler çatışma ortamına zemin hazırlarlar. Kimi çatışmalar da tarafların güdüleri ve kişiliği üzerinde yoğunlaşır. Temelde

Çatışma, günlük yaşamın doğal bir parçasıdır.

Çatışmanın kendisi olumlu ya da olumsuz değildir.

Çatışmalara verilen tepkilerin yıkıcı ya da yapıcı sonuçları olabilir.

Çatışmaları çözme biçimleri, değişim ve gelişim için bir güç olabilir.

Çözümlenme biçimlerine göre çatışmalar bireyler arasındaki ilişkiyi destekleyebilir ya da sonlanmasına neden olur.

Çatışma çözümünde ‘saldırganlık’, ‘kaçınma’ ve ‘problem çözme’ davranışlarından hangisinin tercih edildiği bu güç dengesinin nasıl yapılandırıldığına işaret

Benim kazanmam için sen kaybetmelisin’ yaklaşımının bir yansıması olarak saldırganlık, çatışma ortaya çıktığında taraflardan birinin diğeri üzerinde güç kullanarak sorunu çözmeye çalışması anlamına gelmektedir. Bu yola başvurulduğunda,

Kaybeden taraf kazanana karşı kırgınlık duyar ve düşmanlık besler. Ayrıca çözüme katılmak için hiçbir istek duymaz.

Bireyde sorumluluk duygusunun ve öz denetimin gelişmesine engel olur.

Korkuya bağlı boyun eğme davranışı gelişir.

Başkalarının gereksinimlerine karşı anlayışlı olma duygusunu köreltir ve iş birliğinin gelişimini engeller.

Yenilikçililik ve araştırmacılığı engeller.

Bireyde verimsizlik, moral çöküntüsü, çalışma isteksizliği gibi duyguların gelişmesine neden olur.

Bireyin kendisini denetlemesini engeller.

Kazananın güç kullanmasını ve denetimini gerektirir.

Sorun ortaya çıktığı anda kaçınmayı tercih eden birey için çözüm arayışına gerek yoktur. Çoğu zaman bir sorun olduğu bile kabul edilmez. Bu yola

Diğerleri ve ilişki önemli

UYMA-PROBLEM ÇÖZME-UZLAŞMA-KAÇINMA-ZORLAMA

Amaç ve birey önemli

Davranış görmezden gelinir, karşı tarafa boyun eğme söz konusudur.

Kaybeden, kazanana karşı düşmanlık besler.

Kazananda anlayışsızlık, bencillik ve iş birliğine yanaşmama duyguları gelişir.

Verimliliği ve morali düşürücü rol oynar.

Karşı tarafa duyulan saygı azalır.

Taraflar arasında küskünlük olmaz.

Her iki tarafın da çözüme odaklanması, çözüm yolunun uygulanmasını kolaylaştırır.

Her iki taraf da işbirliğine açıktır.

Taraflar birbirlerine güç ya da otorite uygulamazlar.

Karşılıklı olarak sevgi ve saygı söz konusudur

Sorunun belirlenip çözüme ulaştırılması için iyi niyetli bir çaba vardır.

Bireylerin birbirlerine karşı sorumlu ve olgun olmalarını sağlar.

İç denetimi geliştirir.

Temelde unutulmamalıdır ki, çatışmanın çözümü için uygun ortam oluşturulmalı, tarafların algıları netleştirilmeli, karşılıklı olarak gereksinimler ortaya konulmalı, olumlu bakış açısı geliştirilmeye çalışılmalı, soruna ilişkin detaylı açıklamalar yapılmalı ve soruna ilişkin çözüm seçenekleri geliştirilmelidir.

İNSAN İLİŞKİLERİNDE DOYUM VE BAĞLANMA

Bireyin mutluluğu ve huzuru, ihtiyaçlarının dengeli biçimde karşılanmasına, düzenli, doyumlu ve verimli ilişkilerin kurulup sürdürülmesine bağlıdır.

İnsan İlişkilerini Düzenleyen İlkeler

Birey, bir topluluk içerisinde, diğer bireylerle bir arada yaşar.

İnsan ilişkilerinin temelinde

Karşılıklı ilgi

Kendine özgü olma

Eylemde isteklilik

Onur       yer almaktadır. Birey bunlar çerçevesinde hayatını yönlendirmektedir.

Karşılıklı İlgi

İnsanların birbiriyle ilişkilerinin temelinde karşılıklı ilgi söz konusudur. Birlikteliklerin sağlıklı yürütülmesi de karşılıklı ilgi ve duyarlılığın olmasına bağlıdır. Karşılıklı ve birbirini tamamlayıcı ilgi ile toplanan insanların sorunlara ilişkin çözüm arayışları da karşılıklı ve anlayış çerçevesinde olacaktır. Bir arada bulunmalarda denge ve anlayış bu sayede geliştirilebilecektir.

Kendine Özgü Olma

Toplumlar, farklılıkların dengeli ve uyumlu bir biçimde yönetilmesiyle birlikteliklerin uyumu, gücü ve dengesi her bir bireyin bu ortaklığa bakış açısına ve katkılarına bağlıdır.Bu nedenle kişinin kendine özgülüğü önemli bir unsurdur.

Eylemde İsteklilik

İnsan iş bölümü ve iş birliği çerçevesinde yaşama katkıda bulunur. Sosyal yaşamında insanları bir araya getiren çeşitli motivasyon unsurları vardır. Yaptığı işten zevk almak ya da iş arkadaşlarını sevmek bunların başında gelir. İnsanlar ancak motive oldukları etkinliklerde yüksek seviyede başarı sergileyebilirler.

Onur

İnsan onuru, ilişkilerin etik ve moral esasını oluşturmaktadır. Bütün insanlar ilişkilerinde, yer aldıkları ortamlarda ve yaşamlarının her anında saygınlık kazanmak ve dürüst ilişkiler kurmak isterler. Her birey kendine özgü kişiliğe sahiptir ve bu kişiliğe saygı duyulmasını bekler. Doyum ve Bağlanma

Doyum ve bağlanma aynı kavramlar değildir. İnsanlar kimi ilişkilerinden yüksek doyum almakta ama bağlanmasını engelleyen faktörlerle karşılaşmakta kimi ilişkilerinden ise doyum almadığı hâlde koşullar, sosyal normlar ve daha birçok nedenden ötürü bağlılığını bitirememektedir. Her gün bir araya geldiği, aynı evi, aynı ortamları paylaştığı insanlarla duygusal doyum yaşayamayan bireylere rastlamak mümkündür.

Doyum

Bireyin, bir ilişkinin niteliğine ilişkin öznel değerlendirmesi ‘doyum’ olarak ifade edilir. İlişkinin ödüllerinin bedellerini aşması doyumun varlığını ortaya koymaktadır. İlişkilerinden memnun olan birey, arkadaşları ile daha fazla zaman geçirmeye istekli olur. Genellikle bu tür ilişkilerde mizah unsuru da ön plana çıkar. Eğlence, sevgi-saygı ifadeleri, yıpratıcı olmayan eleştiriler, davranışların dostça olması gibi birçok unsur ilişkideki doyumun ipuçlarını sunması açısından önem taşır.

Bağlanma

Bir kişiyi ilişkide tutma yönünde etkili olan olumlu ve olumsuz güçlerin tümü ‘bağlanma’ olarak adlandırılır. İlişkiye bağlanmanın güçlü ve zayıf düzeyleri olabilir. Tüm bireyler ilişkilerine güçlü düzeylerde bağlanmazlar. Bağlanmayı etkileyen üç ana unsurdan söz etmek mümkündür.

Bağlanma, ortak çekim güçlerinden etkilenir.

Bağlanma, bireylerin değerleri ve ahlak ilkelerinden etkilenir.

Bağlanma, birey için ilişkiden ayrılmayı pahalı kılan olumsuz güçler ve engeller üzerine kuruludur.

İnsanın ilişkisini devam ettiren olumlu çekim güçleri vardır. Etkileşim sırasında taraflar birbirlerini sever, birlikte etkinliklerde bulunmaktan ve zaman geçirmekten zevk alır, ilgi alanları arasında uyum olduğunu keşfeder ve geçinmeyi kolay bulursa ilişkiyi sürdürme yönünde olumlu motivasyona sahip olacaklardır. Bağlanmanın bu bileşeni kişisel bağlanma olarak ifade edilir. Çünkü burada kişisel olarak ilişkiyi sürdürme veya sonlandırma arzusu söz konusudur.

Kişilerin değerleri ve ahlaksal ilkelrinden, yani bir ilişkide kalmanın gerektiği yönündeki duygudan hareket edildiğinde ahlaksal bağlanma söz konusudur. İnsanları, ilişkiyi terk etmekten alıkoyan çekici seçeneklerin yokluğu ve ilişkiye hâlihazırda yapılmış olan yatırımlar zoraki bağlanmayı ifade eder. Evli birey, boşanmanın toplumsal, maddi ve yasal sonuçlarından korkarak evliliğini sürdürmeye devam edebilir.

Yatırımlar

İnsan ilişkilerinde bağlanma, ilişkiye yapılan yatırımlara bağlı olarak farklı düzeylerde olabilmektedir. İlişkiye yapılan yatırım zaman, enerji ve para olabileceği gibi duygusal katılım, yaşanan deneyimler ve karşılıklı özveri de olabilir. Örnek Ahmet Efendi, bir inşaatın şantiyesinde gece bekçisi olarak çalışmaktadır. İş koşulları oldukça zorlu, çalışma arkadaşları da geçimsiz olmasına rağmen işine her gün düzenli olarak gelmekte ve sorumluluklarını yerine getirmektedir. Her gün patronunun soğuk şakalarına ve alaycı sözlerine maruz kalmakta olan Ahmet Efendi, tüm bu koşullar altında patronu ve iş arkadaşlarıyla ilişkisini sürdürmektedir. Bunun temel nedeni de maddi anlamda ailesini geçindirecek bir kaynağa ihtiyacının olması ve bundan daha iyi bir iş bulamamış olmasıdır.

Doyum ve Bağlanma İlişkisi

Doyum ve bağlanmayı birbirinden bağımsız düşünmek pek mümkün değildir. İlişkide ödüllerin keşfedilmesi, bağlanmayı geliştirici rol oynar. Hoşça vakit geçiren ve iyi anlaşan bireyler, diğer etkinliklerinden ödün vererek sürekli bir arada olmanın yollarını ararlar. İlişkinin derinleşmesi ve paylaşımların artması ile birlikte bağlılık da artacaktır. İlişkiye yapılen her yatırım bağlanmayı ileri düzeylere taşır.

Bağlanılmış Bir İlişkiyi Koruma

İnsan ilişkileri inişli çıkışlıdır. Bireyler her zaman ilişkilerinde doyuma ulaşamayabilirler. Çeşitli ödünler vermeleri, tercihte bulunmaları ve bazı seçeneklerden vazgeçmeleri gereken durumlar ortaya çıkabilir. Zaman zaman ilişkide yaşanan düş kırıklıkları ve engellemelere taraflarca gösterilen tepkiler, ilişkinin uzun önürlü olmasını sağlayıcı bir faktör olabilir.

İlişkiler için en önemli tehdit, çekici alternatiflerin bulunmasıdır. Bireyler ilişkilerini sürdürdükleri süre boyunca bu alternatiflerden vazgeçiyorlar demektir. İlişkilerine yüksek düzeyde bağlanmış olan bireyler, alternatifleri olumsuz yönleri ile değerlendirerek, bir nevi gözlerinde değersizleştirerek bilişsel mekanizmalarını harekete geçirebilmektedirler.

Doyumsuzluğa Tepkiler

İnsanlar ilişkilerinden doyum almadıklarında farklı tepkiler sergilerler. Seslendirme, bağlılık, boş verme ve bitirme bu tepkilerin önde gelenleridir. Birey, doyumsuz ilişkisine dair tepkisini seslendirme biçiminde verdiğinde genelde sorunu tartışma eğilimindedir. Uzlaşmaya çalışan birey, yardım arar, durumu, koşulu ve ilişkideki partnerini ilişkinin devamlılığı için çeşitli yönleriyle değiştirmeye çalışır. Örnek İş ortamında birey, doyumsuzluğunu yöneticisi ile tartışarak, çözüm önerileri geliştirerek ortadan kaldırmaya çalışır. Evlilik ilişkisinde birey, eşiyle konuşmayı tercih eder, soruna çözüm bulabilmek için profesyonel yardım almayı bile teklif eder.

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

Aşağıdakilerden hangisi eşitlik ve hakkaniyet yaklaşımının varsayımlarından birisidir?
a) Bir ilişkide, bireyler birbirlerinin kazançlarını en üst düzeye çıkarmaya çalışırlar.
b) Bireyler, bir ilişkinin hakkaniyete uygun olmadığını anladıklarında hoşnutsuz olurlar.
c) Hakkaniyetsizliği algılayan birey, o çevreden uzaklaşır.
d) Birey ödül dağıtımında kural dışı davranabilir.
e) Ödüllerin dağıtımında statü etkili olur.
İnsan ilişkilerinde karşılıklı bağımlılığı ödül-ceza ilişkisi bağlamında ele alan aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
f) Ödül, maddi ya da manevi olabilir.
g) Ödül, kişiden kişiye azalan ya da artan değerdedir.
h) Ödülün sadece kişilik boyutu işlevseldir.
i) Birisi için ödül olan şey diğeri için olmayabilir.
j) Mevki, para, bilgi, mal ya da hizmet birer ödül niteliği taşıyabilir.
Aşağıdakilerden hangisi çatışmaya ilişkin doğru bir ifadedir?
a) Çatışma, günlük yaşamın doğal bir parçasıdır.
b) Çatışmanın kendisi olumsuzdur.
c) Çatışmaların her zaman yıkıcı sonuçları olur.
d) Çatışma çözümünde tepkiler olumsuzdur.
e) Çatışmalar her zaman ilişkilerin sonlanmasına neden olur.
Aşağıdakilerden hangisi çatışmaya neden olan sorundan kaçınmayı tercih eden bireyin başvurduğu yollardan birisi değildir?
a) Davranış görmezden gelinir.
b) Kaybeden, kazanana karşı düşmanlık besler.
c) Karşı tarafa duyulan saygı azalır.
d) Kazananda anlayışsızlık ve bencillik duyguları gelişir.
e) Korkuya bağlı boyun eğme davranışı gelişir.
Aşağıdakilerden hangisi “doyum” kavramını açıklayan ifadedir?
a) Bireyi ilişkide tutma yönünde etkili olan olumlu ve olumsuz güçlerin tümüdür.
b) Bireyin, bir ilişkinin niteliğine ilişkin öznel değerlendirmesidir.
c) Bireyin, ilişkilerinde, yer aldığı ortamlarda ve yaşamının her anında saygınlık kazanma isteğidir.
d) Bireyin sorunlara ilişkin çözüm arayışlarında birbirini tamamlayıcı bilgi arayışıdır.
e) Bireyin çeşitli nedenlerle etkileşimde bulunduğu ortamlarda kurallara uyumlu davranışlar sergilemesidir.
Aşağıdakilerden hangisi insan ilişkilerinin temelinde yer alan unusrlardan birisi değildir?
a) Karşılıklı ilgi
b) Kendine özgü olma
c) Bedel ödeme
d) Eylemde isteklilik
e) Onur

“___________, tarafların ilişkinin kötüye gitmesine izin verdikleri durumu ifade eder” cümlesinde boş bırakılan yere uygun kavram aşağıdakilerden hangisidir?
a) Terk etme
b) Bitirme
c) Ayrılık
d) Boş verme
e) Yatırım
Aşağıdakilerden hangisinde bağlanmayı etkileyen unsurlardan birisi yer almaktadır?
a) Bağlanma, bireylerin değerleri ve ahlak ilkelerinden etkilenir.
b) Bağlanma, sadece bireyler arası farklılıklardan beslenir.
c) Bağlanma, ilişkiden memnuniyet duyan bireyin doyuma ulaşmasıyla gerçekleşir.
d) Bağlanma, bedel ve özveri ile doğrudan ilişkilidir.
e) Bağlanma, bireyin etik ve moral değerlerinden bağımsızdır.
Aşağıdakilerden hangisi ilişkiye yapılan yatırım unsurlarından birisi değildir?
a) Zaman
b) Bağlanma
c) Enerji
d) Duygusal katılım
e) Karşılıklı özveri
“İnsanlar ilişkilerinden doyum almadıklarında seslendirme, ___________, boş verme ve ____________ tepkilerinden herhangi birini sergilerler.” İfadesinde boş bırakılan yerlere uygun kavramlar aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
a) ayrılık – tepki vermeme
b) geri çekilme – bitirme
c) ayrılık – kaçınma
d) geri çekilme – tepki vermeme
e) bağlılık – bitirme

Cevap Anahtarı:

1.B, 2.C, 3.A, 4.E, 5.B, 6.C, 7.D, 8.A, 9.B, 10.D,

ÜNİTE 6    KİŞİLERARASI İLETİŞİMİN TOPLUMSAL BAĞLAMI

GİRİŞ

İnsan, içinde yaşadığı toplumdan bağımsız olarak değerlendirilemez. Bu nedenle insan ilişkileri ele alınırken toplumsal bağlamın değerlendirilmesi gerekir. İletişim sürecinin toplumsal bağlamda ele alınması ise çeşitli unsurların birlikte değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.

TOPLUMSAL BAĞLAM: TANIMI VE ÖNEMİ İnsan iletişimi, toplumsal unsurlardan bağımsız incelenemez. İnsanın ilişkilerini düzenlemesi, toplumsal süreçlerle birlikte işlerlik kazanır. Dolayısıyla insan ilişkileri, belli bir toplumda, belli bir zaman ve mekân örgütlenmesi içerisinde anlam kazanır. İletişim bireysel olduğu kadar toplumsaldır. Bunun temel nedeni de bireyin belirli bir çevrede, diğer insanlarla birlikte yaşıyor olması ve kendisi ile iletişiminde bile toplumsal bağlamdan hareket etmesidir.

Toplumsal yapı denildiğinde akla belirli zaman ve mekânda açığa çıkan bir olayın örgütlenme biçimi gelmektedir.

Unutulmamalıdır ki, farklı kültürler arasındaki iletişim, bu kültürler arasında ortak anlayış ve davranış kalıpları geliştirilebileceğinin göstergesidir. Kültürlerarası etkileşim, hem farklılıkların ortaya çıkarılması hem de benzer iletişim tarzlarının keşfedilmesi açısından önem taşır. Günümüz koşullarında bu etkileşim oldukça kolaydır. Yeni iletişim teknolojilerinin sağladığı olanaklar çerçevesinde kültürler arasında geçişkenlik sağlanmakta, uzlaşı ortamları gündeme gelmekte, etkileşim tarzları ve yoğunlukları artmaktadır.

TOPLUMSAL BAĞLAMIN BİLEŞENLERİ

Toplumsal yapı denildiğinde akla belirli zaman ve mekânda açığa çıkan bir olayın örgütlenme biçimi gelir. Hemen hemen toplumların veya insan topluluklarının bulunduğu her yerde yerleşmiş iş yapış biçimleri mevcuttur. Bir düğüne ya da cenaze merasimine katıldığında birey genellikle ne yapması gerektiğini bilir. Birey topluluk içerisinde mevcut kurallar çerçevesinde kendine özgü kişilik özellikleri sergileyebilir, ancak kuralları tamamen reddetmesi mümkün değildir.

Örnek Bir araştırmaya göre dağınık bir laboratuvar ortamı, deney yapan bilim adamını daha yüksek statülü gösterebilmektedir. Bir başka çalışma da dağınık, pis, temiz, düzenli, aydınlık veya loş olmasına bağlı olarak mekânın insanların yüzlerinin farklı değerlendirilmesine neden olduğunu ortaya koymuştur. Bu çalışmaların sonuçları, birey, olay veya olguların zaman-mekân koşullarına bağlı olarak değerlendirildiklerini açığa çıkarmaktadır.

Toplumsal Normlar

Norm, kültürel açıdan arzu edilir ve uygun olarak değerlendirilen davranışları akla getiren ortak bir davranış beklentisidir. Norm, toplumsal düzenleme, toplumsal denetim ve toplumsal düzenle yakından ilişkilidir Birey her girdiği ortamda, kendisinden beklenen davranışları sergileme eğilimi gösterir. Her an birey, toplumsal normların düzenleyiciliği ve sınırlayıcılığı ile karşı karşıyadır. Toplumsal normları bilen ve bu normlar çerçevesinde hareket eden bireyin toplum tarafından kabul görmesi kolaylaşır.

Rutinler, kurallar, davranış standartları, savunulacak değerler, grup etkileşiminde önem taşımakta; oluşan bu üstyapı, ‘sosyal normlar’ biçiminde adlandırılmaktadır.

Sosyal durumlarda faktörler birbirleriyle ilişkili olarak etki gösterir. Bu faktörler şu başlıklar altında sıralanabilir:

Sosyal durumda yer alan bireylerle ilişkili faktörler: (a) Kişi sayısı, bu kişilerin sosyokültürel ve ekonomik özellikleri, eğitim düzeyleri, medeni durumları, vb., (b) Sosyal duruma katılan diğer kişilerle ilişkiler, (c) farklı kişiler için bazı güdülerin ne ölçüde ortak olduğu.

Problemle veya yapılan işle ilişkili faktörler: (a) Sorun ya da işin yeni veya alışıldık olması ve yapısı, (b) etkinlik için kaç kişiye ihtiyaç duyulduğu, (c) bireylerin konum ve statüleri, görev ve sorumlulukları, (d) durumla ilişkili iletişim türü.

Ortam ve olanaklarla ilgili faktörler: (a) Fiziksel ortamın özellikleri, (b) mevcut ekipman, (c) etkinliğe katılmayan bireylerin ortamda bulunması ve olay ile kişilerle ilişkisi, (d) ortamın yapılan iş için elverişli olması.

Bireyin diğer kişilerle, ortamla, problemle veya işle ilişkilerine ait faktörler: (a) Kişinin problemle veya işle ilişkisi, (b) işin kişi açısından önemi, (c) bireylerin yetenekleri, becerileri, (d) bireyler arasındaki ilişki, (e) olayın geçtiği yere, duruma, probleme ve diğer bireylere ilişkin sosyal normların veya davranış standartlarının var olması veya olmaması.

Toplumsal Kurallar

İnsanın davranışları, belli durumlarda geçerli olan belli kurallarla yönlendirilir. Resmî olarak belirlemiş kuralların yanı sıra kendiliğinden gelişen ve toplumlara özgü olan kurallar da mevcuttur. Birey tarafından bir becerinin sergilenmesi, hem neyin yapılması gerektiğinin bilinmesine hem de bu davranışların sergilenebilme yeteneğine bağlıdır. İlişkilerinde birey, nasıl davranması gerektiği konusunda kabul gören yollara dair bilgi ve deneyime sahip olmalıdır.

Toplumsal İlişkiler

İnsanlar arasındaki ilişki her zaman aynı düzeyde kalmaz. Toplumsal örüntüler içerisinde bireyler, kendilerine yüklenen roller çerçevesinde hareket ederler. Bireyden toplumsal olarak beklenenler, ilişki düzeylerini de belirler Örneğin, işveren-çalışan ilişkisi ile arkadaşlık ilişkileri aynı tarz iletişimle gerçekleşmez. Çalışanın işvereni, yöneticisi ya da patronu ile her zaman hiyerarşik ve mesafeli bir ilişkisi bulunurken, arkadaşlık ilişkileri görece dengeli ve eşitçil, hatta daha samimidir.

Bireyin kişisel özellikleri, toplumsal ilişkilerini çeşitli düzeylerde etkiler. Örneğin, karakteri itibariyle çekingen ve konuşmayı sevmeyen bir birey, ilişkilerinde daha az girişken olacak, ilk hamleyi karşı taraftan bekleyecektir. İnsan yaşamında bunun tersi örneklere de rastlamak mümkündür.

Fiziksel Çevre

Fiziksel çevrenin doğrudan fiziksel etkileri bulunur. İnsan fizyolojisi bu koşullar çerçevesinde olumlu ya da olumsuz yönde değişebilmektedir. Çevrenin sembolik anlamı olabilir. Örneğin ürün tasarlanırken, bireyde uyandıracağı anlamlar üzerinde düşünülerek tasarımlar gerçekleştirilir. Ürünün ambalajı da bu doğrultuda tasarlanır.

Fiziksel çevre, davranışların gerçekleştirilmesini kolaylaştırabileceği gibi zorlaştırabilir de. Örneğin, çok katlı apartmanlar, insan etkileşimini güçleştirir, insanların bir araya gelmelerinin ve birbirlerini tanımalarının önüne geçer.

Toplumsal Çevre

Toplumsal çevre, egemen iklim yapısı itibariyle insanın davranışlarını destekleyici ya da sınırlayıcı özelliklere sahip olabilmektedir.Örnek Bankalar ağırlıklı renk olarak yeşili tercih etmektedir. Bunun nedeni de yeşil rengin güven duygusunu artırmasıdır. Fast food restaurantlarında parlak ve neşeli renkler tercih edilmekte, müzik tercihi de yine müşteriye çekici gelecek nitelikte seçilmektedir. Şık restaurantlarda ise loş ışık hakimdir, arkadan çok hafif fon müziği verilmektedir. Hastanelerde temizliğin sembolü olarak beyaz renk kullanılmaktadır. Kreş veya çocuk yuvalarında ise çok parlak renkler, çeşitli şekil ve desenler kullanılmaktadır. •Beyaz ve mavi, temizlikle özdeşleştirilirken, kırmızı ve sarı ‘sıcak’ ve ‘heyecan’ ile örtüştürülür.

TOPLUMSAL BAĞLAMIN BİLEŞENLERİNİ

Toplumsal bağlamın bileşenlerini birbirinden ayrı faktörler olarak ele almak mümkün değildir. Tüm kültürlerde öne çıkan dört kural şunlardır

Diğer kişinin mahremiyetine saygı göstermek

Konuşma sırasında diğer insanların gözüne bakmak

Diğer kişinin paylaştığı sırrı bir başkasına açıklamamak

Diğer kişiyi topluluk içerisinde eleştirmemek

Somut bir örnek üzerinden konu detaylandırılacak olursa, arkadaş edinme sürecinde temel üç aşamadan söz etmek mümkündür

Diğerlerinin farkında olmak

Temas kurmak

Teması arkadaşlığa dönüştürmek

İnsanlar arasında etkileşimin olabilmesi için birbirlerinden haberdar olmaları gerekir. İlişkinin olabilmesi, tarafların birbirleri hakkında izlenimlerinin bulunmasına bağlıdır.

Toplumsal benzerlik, etkileşimi kolaylaştıran bir faktördür. Benzer toplumsal örüntülerin paylaşıldığı insanlar arasında bulunan ortak noktalar, paylaşımı artırıcı rol oynayacaktır.

Fiziksel çekim ise insanların ilişkilerini devam ettirmelerini sağlamaktadır. İletişim becerisi fazla olan, insanlarla uyumlu ilişkiler kurabilen insanların, çevrelerinde de birçok insan bulunmaktadır. İnsanların henüz birbirlerini tam olarak tanımadıkları ilk karşılaşma anında çeşitli faktörler ön plana çıkar:

İlk karşılaşmalarında bireyler, kendileri hakkında çelişkili olmayan bilgileri paylaşma eğilimi taşırlar.

Genel olarak düşüncelerini ifade etmek yerine, gerçeklere bağlı kalmayı tercih ederler.

Konuşmalarının başlangıcında bireyler, birbirlerine kısa veya uzun

Konuşmalar çok geneldir, ortak noktalar keşfedildikçe özel konulara geçilir.

Karşı tarafın ilgi alanları keşfedilmeye çalışılır.

Karşılaşma ve bir araya gelme biçimi, iletişim tarzını belirleyici bir faktördür.

Genellikle karşılıklı tebessüm edici konular seçilip, gerginlik ortaya çıkaracak konulardan uzak durulur.

İlk görüşmede eğer izlenimler olumlu ve karşılıklı amaçlara hizmet eder bir durum söz konusu ise görüşmelerin devamlılığı için iletişim bilgilerinin paylaşılması söz konusudur .

Kişilerin birbirlerine açılmaları, birbirlerini tanıdıkça genelden özele doğru olacaktır.

Kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici, tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir.

TOPLUMSAL KİMLİK

Toplumsal kimliğin ne olduğunun anlaşılması, bireyin kişiliği ve kendisini nasıl algıladığıyla ilişkilidir. İnsan ilişkilerini düzenlemesi bağlamında toplumsal kimliğin üç bileşeni ön plana çıkmaktadır: Kişilik, kendilik kavrayışı ve rol. Nitekim birçok durumda bu üç bileşen birbiri ile ilişkilidir.

Kişiliğin belirgin özellikleri (örneğin, sinirli, içe kapanık, hoşgörülü, anlayışlı olmak), ilişkide bulunulan kişilerin tutum ve davranışlarını önemli derecede etkiler. İnsan kişiliği, ortak ve ayrışık prensiplerden hareketle ifade edilebilir. Çok genel bir söyleme göre, her insan çeşitli yönleri ile (i) diğer tüm insanlara benzer, (ii) kimi insanlara benzer ve (iii) hiç kimseye benzemez Bu da insanların birbirleriyle ortak yönlerinin ve şahıslarına özgü niteliklerinin bulunabileceği gerçekliğini ortaya koyar. Örnek İçine kapanık bir kişiliği olan birey, kendisini muhtemelen toplum tarafından dışlanmış ve onaylanmayan birisi olarak görecektir.

Kişilik çalışmalarının büyük bir çoğunluğu kişiliğin yapısı ve kökenleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Temelde kişilik, insanın iletişimini iki yolla etkilemektedir

Yatkınlık: Kişilik özelliklerimiz bizi belli şekillerde davranmaya yatkınlaştırır.

Sınırlılık: Kişilik özelliklerimiz iletişimimiz için geniş sınırlar koyar. Bu, fiziksel özelliklerin fiziksel olarak ne yapabileceğimizi sınırlayabilmesi gibidir.

İnsanı diğer varlıklardan özel kılan kendi hareket ve tepkileri hakkında düşünebiliyor olmasıdır.

Kişinin kendilik kavrayışı, toplumsal etkileşimlerine bağlı olarak ortaya çıkar. Topluma uyumlu davranabilmek, diğerlerinin davranışlarını gözlemlemekten geçer.

Kişinin kendilik kavrayışında iki temel süreç önemlidir: Özgüven ve bilginin düzenlenmesi. Özgüven, kişinin değeri hakkında kendi tahminidir. Kendilik, aynı zamanda, her gün

TOPLUMSAL ALGI

Toplumsal algı, bireyin etkileşimde bulunduğu insanlar ile içinde bulundukları ortam ve koşulları anlama ve yorumlama sürecidir. Toplumsal ilişkilerde bu tür örneklere sıkça rastlanır. Birey, yaşadığı çevrenin etiketlemelerine maruz kalabileceği gibi, çevresindeki bireyleri etiketleme eğilimi de taşıyabilir.

Toplumsal Algıyı Açıklayan Kuramlar

Toplum içerisinde yaşayan bireylerin kişilik özellikleri her dönem inceleme konusu olmuştur. Hangi kişilik özelliklerinin daha önemli bulunduğu ya da hangi

Çok ünlü bir deneyde Harold Kelley, bir grup üniversite öğrencisine yeni gelen bir geçici okutman hakkında o gelmeden önce kısa bir tanıtım yapmıştır. Öğrencilerin tanımadıkları okutmanla ilgili iki farklı form rastgele dağıtılmıştır. İki form arasındaki tek fark birinde “çok sıcak” ifadesinin, diğerinde ise “çok soğuk” ifadesinin kullanılmış olmasıdır. Yani her öğrenci Bay X hakkında aşağıdaki gibi bir şey okumuştur:

Bay X, ekonomi ve Toplumsal Bilimler Bölümünde yüksek lisans öğrencisidir. Bir başka okulda üç dönem psikoloji öğretmenliği deneyimi vardır. Bu ziyaret bu birimdeki öğretmenliğinin ilk dönemidir. Yirmi altı yaşında ve evlidir. Tanıyanlar onu eleştirel, pratik, kararlı, üretken ve oldukça soğuk (ya da sıcak) bir kişi olarak görmektedirler.

Bu bağlamda, toplumsal algıyı açıklamak üzere geliştirilen belli başlı kuramlardan söz etmek mümkündür:

Örtük Kişilik Kuramı

Kişisel İnşa Kuramı

Atıf Kuramı

Örtük Kişilik Kuramı

İnsanlar, çevrelerinde yaşayan ve çeşitli nedenlerle ilişki hâlinde oldukları insanlarda bir arada bulunan kişilik özellikleri hakkında tutarlı tahminlerde bulunurlar. İzlenimlerin birey zihninde düzenlenmesi sürecinde bireye ilişkin kimi özellikler diğerlerinin merkezinde yer alır. Kişiler, belirli özellikleri merkeze alma yönünde kendilerine has değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. Bu da kişiye, duruma ve koşullara göre değişim göstermektedir.

Kişisel İnşa Kuramı

George Kelly tarafından geliştirilen bu kuram, her insanın algılarını düzenlemek için kullandığı bir dizi ruhsal kategori bulunduğunu ileri sürmektedir. Bu kategoriler, ‘kişisel inşalar’ olarak adlandırılmaktadır. İlk olarak psikoterapide kullanılan kişisel inşa kuramı, bazı önemli genellemeler açığa çıkarmıştır.

Atıf Kuramı

Bu kuram, insanların diğer insanların hareketlerinin nedenlerini nasıl açıkladıklarıyla ilgili karar mekanizmalarını ele almaktadır. Aynı zamanda bireyin kendi hareketlerini nasıl açıkladığı da inceleme alanına girmektedir. Tüm bu soruların yanıtlanmasının ardından şu karara varmak mümkündür:

Davranışta bulunanın niyeti

Davranışta bulunanın kişisel özellikleri

Davranışta bulunanın niyetine bağlı olarak kişisel özellikleri hakkında karar verilip verilmemesi söz konusudur.. Bu kuram, farklı insanların aynı olayın farklı yorumlarına nasıl ulaştığını açıklamaya çalışır. Olaya şahit olan her bir bireyin olayı ve davranışları farklı değerlendirme eğilimi mevcuttur.

Farklı Yaklaşımların Bağdaştırılması

Tutarlı bir insan algısı modelinin ortaya konulmasında farklı yaklaşımları bağdaştırmaya çalışmak mümkün değildir. Ancak yine de belli başlı ortak noktaları bulunduğunu söylemek yanlış olmaz

Örgüt: Bireyin diğer insanlar hakkındaki algıları örgütlüdür.

Algı iletişimi etkiler: Bireyin diğer insanlar hakkındaki algısı, nasıl iletişim kuracağı yönündeki kararlarını etkiler.

Kişisel önyargılar: Diğer insanlar hakkındaki algılar, onların davranışlarına değil de bireyin dünya hakkındaki inançlarına dayalı olarak ortaya çıkabilir.

Çıkarsama: Diğer insanlar hakkındaki algılar, dikkatli biçimde ortaya çıkarılmış bir dizi çıkarsamayı ve geniş bir kanıtlar dizgesi üzerine temellenmiş kararları içerebilir.

Değişime direnç: İnsanlara ilişkin algılar, çeşitli kanıtlar mevcut olsa bile değişime karşı dirençli olabilir.

Bir kültürün ya da alt kültürün üyeleri, bir grubun tüm üyelerini belirli bir kavramla karakterize ederek inandıkları bir kategori ortaya çıkarır, bu kategoriye kalıp yargı denir.

Durumu algılamak: İnsanlar, belli bir durumun gerektirdiği kuralları bilir ve durumlara ilişkin inşalarda bulunurlar.

İnsanlar ve durumlar: Diğer insanlar hakkındaki algı, değiştirilmez biçimde bireyin durumlar hakkındaki algısıyla bağlantılıdır.

Diğer İnsanlar Hakkındaki Algıların Doğruluğu

Yanlış algılara neden olan temel iki kaynak mevcuttur: Kalıp yargılar ve atıf ön yargıları. Her dönem toplumsal kalıpyargılar oluşmaktadır. Kimi toplum despot, kimisi cimri kimisi de soğuk olarak değerlendirilir. Bu tür kategorilerin yanlışlanması mümkündür ancak, genel eğilim bu kalıpyargılara inanmak yönündedir.

Kalıp yargıların tamamı olumsuz değildir. Kalıp yargılar, bireylerin kimliklerini ifade etmeleri üzerinde önemli etkiye sahiptir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. “İnsan ilişkileri, belli bir toplumda, belli bir …………. ve …………. örgütlenmesi içerisinde anlam kazanır” ifadesinde boş bırakılan yerlere uygun gelen kavramlar aşağıdakilerden hangi seçenekte doğru verilmiştir?
  2. a) süreç-yapı
  3. b) zaman-mekân
  4. c) kimlik-tarih
  5. d) öznellik-kamusallık
  6. e) doğa-deneyim
  7. Aşağıdakilerden hangisi toplumsal bağlamın bileşenleri arasında yer alır?
  8. a) Toplumsal yapı
  9. b) Toplumsal etkileşim
  10. c) Toplumsal kimlik
  11. d) Toplumsal geçiş
  12. e) Toplumsal gerilim
  13. “Kültürel açıdan arzu edilir ve uygun olarak değerlendirilen davranışları akla getiren ortak bir davranış beklentisidir.” açıklaması aşağıdaki hangi kavrama karşılık gelir?
  14. a) Çevre
  15. b) İlişki
  16. c) Kültür
  17. d) Norm
  18. e) Yapı
  19. Aşağıdakilerden hangisinde toplumsal yapının bileşenleri doğru sıralanmıştır?
  20. a) Toplumsal çevre-toplumsal geçiş-toplumsal yatırım
  21. b) Toplumsal etkileşim-toplumsal sınırlılık-toplumsal bağlam
  22. c) Toplumsal normlar-toplumsal kurallar-toplumsal ilişkiler
  23. d) Toplumsal geçiş-toplumsal gerilim-toplumsal ilişkiler
  24. e) Toplumsal gerilim-toplumsal kurallar-toplumsal normlar
  1. Aşağıdakilerden hangisi örtük kişilik kuramının özelliklerinden biri değildir?
  2. a) İnsanlar, ilişki hâlinde bulundukları insanların kişilik özellikleri hakkında tutarlı tahminlerde bulunurlar.
  3. b) Birey hakkında edinilen ufak bir bilgi, birey hakkındaki diğer özellikleri çağrıştırır.
  4. c) Sıcak olarak tanımlanan birisi için başarılı ya da kendisiyle barışık gibi birçok özellik ön plana çıkar.
  5. d) Konuşma ve bilgi aktarımı çok daha farklı ve detaylı ipuçları sunar.
  6. e) Bireyin herhangi bir olay karşısında vereceği davranışsal tepki, her zaman onun karakterini açıklayıcı nitelikte olmayabilir.
  7. Kişinin kendilik kavrayışında hangi süreçler önemlidir?
  8. a) Kalıp yargı ve toplumsal algının gözlemlenmesi
  9. b) Kimlik ve kişilik özelliklerinin örtüşmesi
  10. c) Öz güven ve bilginin düzenlenmesi
  11. d) Fiziksel çekim ve duyguların değerlendirilmesi
  12. e) Toplumsal benzerlik ve etkileşimin paylaşılması
  13. Aşağıdakilerden hangisi fiziksel çevrenin temel özellikleri arasında yer almaz?
  14. a) Fiziksel çevre, mekânın şekli, boyutu, kullanılan renkler vb. fiziksel nesne ve etkenleri kapsar.
  15. b) İnsanlar, fiziksel çevreler hakkında tutarlı yargılara sahiptirler.
  16. c) Fiziksel çevre, bireyin davranış biçimleri üzerinde etkilidir.
  17. d) Fiziksel çevrenin doğrudan fiziksel etkileri bulunur.
  18. e) İnsan fizyolojisi, fiziksel çevreye bağlı olarak olumlu ya da olumsuz yönde değişebilir.
  19. Aşağıdakilerden hangisi insanlar arasındaki etkileşime ilişkin değildir?
  20. a) Ortak noktalar insanların ilişkilerini zorlaştırıcı rol oynar.
  21. b) Etkileşim olması için insanların birbirinden haberdar olması gerekir.
  22. c) İnsanların etkileşimleri amaçlı faaliyetleri içerir.
  23. d) Toplumsal benzerlik etkileşimi kolaylaştıran bir faktördür.
  24. e) Fiziksel çekim insanların ilişkilerini devam ettirmelerini sağlar.
  25. Aşağıdakilerden hangisinde toplumsal kimliğin üç bileşeni doğru sıralanmıştır?
  26. a) Kimlik-benlik-aidiyet
  27. b) Bağlam-kimlik-benlik
  28. c) Rol-norm-kimlik
  29. d) Kişilik-kendilik kavrayışı-rol
  30. e) Norm-benlik-bağlam
  31. Aşağıdakilerden hangisinde toplumsal algıyı açıklayan kuramlar arasında yer alır?
  32. a) Kapalı Kişilik Kuramı
  33. b) Atfedilen Benlik Kuramı
  34. c) Çelişkili Kişilik Kuramı
  35. d) Kişilik Oluşturma Kuramı
  36. e) Kişilik İnşa Kuramı

Cevap Anahtarı:

1.B, 2.A, 3.D, 4.C, 5.E, 6.C, 7.B, 8.A, 9.D, 10.E

ÜNİTE 7     SOSYAL DAVRANIŞ VE SOSYAL ETKİ

GİRİŞ

İnsanların bir toplum içerisinde, sistemli bir yaşam sürmeye başlamalarıyla birlikte birbirleri üzerinde etkide bulunma çabaları da artarak gelişmiştir. Birey, yaşamı boyunca birçok kaynağın etkileme unsuru yani hedef konumunda olmuştur.

SOSYAL DAVRANIŞ

Toplumsal birer varlık olmalarına rağmen insanlar hem birbirlerinden çok farklıdırlar hem de birbirlerine çok benzemektedirler. Toplum içerisinde yaşıyor olmasından dolayı bireylerin davranışları birbirleriyle benzeşir. Bireyin farklı davranışlarından çok benzer davranışlarına odaklanmanın temel nedeni, toplumsal yaşantıda ‘sosyal etki’nin önemli bir rol oynamasıdır. “Sosyal etki sonucu meydana gelen gruba uyma davranışı, kişilerin ‘benzerliğini’ ve dolayısıyla sosyal davranış düzenliliğini yaratır. ÖrnekBir kültürde egemen olan yemek yeme tarzı, bir diğer kültürde onaylanmayabilir; bir toplumun yücelttiği cesur, atak ve saldırgan kişilik tipi, bir başka toplum tarafından zarar verici görülebilir; bir sosyal tabakaya mensup olanların uyguladıkları nezaket kuralları, bir başka sosyal tabaka insanları tarafından yersiz ve gereksiz bulunabilir.

Toplumsal kabuller, gelenekler, grup normları vb. değişkenler dikkate alınarak, gerekli/gereksiz ve uygun/uygunsuz davranışların düzenlenip sınıflandırıldığı her bir sosyal ortam davranış düzlemi olarak nitelendirilir.

ÖN YARGILAR

Birey davranışında ‘ön yargı’ (prejudice) önemli bir unsurdur. İnsan yaşamında farkında olunmaksızın ön yargılar gelişir. İnsanlar kendilerinden farklı olanlardan çekinir ve savunucu bir davranış olarak ön yargılar geliştirirler. Ön yargının iki temel ögesi ön plana çıkar:

1- Bir grup ya da kişiye karşı olumsuz bir duygu

2- Kalıp yargı (stereotip), bireyleri tanımadan onları bir grubun üyesi olarak yargılamak

Ön yargıların kaynağı dört temel yaklaşımla açıklanmaya çalışılır:

1- Ön yargı çocuklukta öğrenilmiştir.

2- Ön yargı kişiliğin bir parçasıdır.

3- Ön yargı grup üyeliğinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar.

4- Ön yargının temelinde algılanan benzerlik ve farklılıklar yatar.

Sosyal Davranış İle İlgili Sezgisel Kuramlar

İnsanların sosyal birer varlık olarak çevrelerindeki diğer insanlarla nasıl etkileşim hâlinde oldukları, bu etkileşimleri sırasında neler hissettikleri, birbirlerini nasıl etkiledikleri ve ilişkilerinin düzeylerini ne tür faktörler çerçevesinde belirledikleri sosyal psikolojinin inceleme konularından birisini oluşturmaktadır.

Birey, insanları anlamaya çalışırken öncelikle enformasyon toplar. Bir fikir sahibi olmaksızın karar vermesi mümkün değildir. Bir sonraki aşamada ise veriler arasında bağ, korelasyon kurulur. Nihayetinde ise neden sonuç ilişkisi aranır.

Şema, insanlar, nesneler, olaylar ve durumlar hakkında benimsediğimiz inançlar ve bilgilerdir.

Birlikte Değişmeyi Algılama

Nesnellik Oluşturma

başlıkları altında sıralamak mümkündür.

Verileri Saklama ve Geri Çağırma

Sistematik ve tarafsız bilgi toplamak oldukça güçtür. İnsanın veri kaynağını çevresindekiler, tanıdıkları ya da etkileşimde bulunduğu kişiler oluşturmaktadır. İnsan hayatındaki bir diğer veri kaynağı ise kitle iletişim araçlarıdır.

Bireyin bilgiyi dikkate alıp hatırlamasını sağlayan etkenlerden biri bilginin canlılığıdır.

Benlik şeması, bilgiyi etkin olarak düzenlemeyi sağlar. Şemalar ve şematik işleme sayesinde birey, aşırı bilgi yüklemesinden kurtulmaktadır. Örnek Farklı türden insanlar için şemalarımız vardır. Size dışa dönük bir kişiyle tanıştırılacağınız söylendiğinde, dışadönüklükle ilgili şemanızı bir beklentiye yol açacak şekilde geri çağırırsınız. Dışa dönüklük şeması, sosyallik, içtenlik ve olasılıkla ses yüksekliği ve itkisellik gibi birbirleriyle bağlantılı özelliklerden ibarettir. Bu gibi genel kişilik şemalarına bazen stereotipler denilmektedir.

Şemaların çeşitli özelliklerini şu başlıklar altında sıralamak mümkündür:

Şema, bireyin bilgi işlemesine yardımcı olur.

Şemalarla tutarlılık biçimleri algıları ve hafızayı etkiler.

Şemalarla tutarlı olan bilgi, tutarlı olmayan bilgiden daha fazla hatırlanır.

Şemalar doğrulayıcı olmayan veriler karşısında direnme eğilimindedir.

Bireyin sonraki algıları şema tarafından yönlendirilir.

Benlik şeması, bireyin kendisi hakkındaki kanılarının diğer tüm yaşantılarına ilişkin beklentisini etkilemektedir.

Tüm bu özellikler, bireyin algılama ve anlamlandırma sürecinde şemaların ne kadar önemli roller üstlendiğini göstermektedir.

Birlikte Değişmeyi Algılama

İnsanları anlama çabası içerisinde farklı bileşenlerin değişimleri ve birbirleriyle ilişkiselliği önem taşımaktadır. Bireyin, kişileri sınıflandırma şemaları, yani stereotipler, birlikte değişmenin bir kuramı olarak karşımıza çıkar. Bu kuram temelde belirli özellik ve davranışların başka özellik ya da davranışlarla birlikte olduğuna dayanır. Şemalar ya da kuramlar bireyi, iki şeyi birlikte değişen şeyler olarak görmeye yönelttiğinde varolmayan korelasyonlar kurma eğilimi gelişebilir

Nedensellik Oluşturma

İnsanların davranışlarının nedenleri hakkında bilgi sahibi olmak, o davranışı anlamlandırmak açısından önemlidir. İnsan davranışının nedenlerinin her biri bir atıf sorunu açığa çıkarır. Bireyin, çevresinde herhangi bir davranışla karşı karşıya kaldığında, o davranışı hangi nedene atfedeceğine karar vermesi gerekir.

Gündelik yaşamda karşı karşıya kalınan başlıca atfetme görevlerinden biri, gözlemlenen davranışın birey hakkında benzersiz bir durum mu yoksa bireyin içinde bulunduğu duruma bağlı gelişen bir sonuç mu olduğuna karar vermektir. Bireyle ilgili bir şeyin davranıştan sorumlu olduğu sonucuna varılırsa, çıkarılan sonuç içsel ya da eğilimsel atıf olarak adlandırılır. Bireyin inanç, tutum ve kişilik özellikleri eğilim olarak ifade edilir. Davranış üzerinde dışsal bir nedenin sorumlu olduğu sonucu ise dışsal ya da durumsal atıf olarak adlandırılır.

Atfetme kuramını geliştiren Fritz Heider (1958), bireylerin davranışlarının yüzeydeki değeriyle kabul edilmek zorunda kalındığını ve davranışı çevreleyen koşullara yeterince önem verilmediğini ifade etmiştir Diğer Kişilerin Davranışlarının Altında Yatan Nedenlerle İlgili Karar Verme Sürecinde Öne Çıkan Özellikler Davranışın olağan ve alışılagelmiş veya tuhaf H. H. Kelley, bu boyutu görüş birliği olarak adlandırmaktadır. Kişiler birçok kimsenin yaptığı türden davranışları yapıyorsa bu yüksek görüş birliği davranışı olarak adlandırılır. H. H. Kelley davranışın bu yönüne tutarlılık adını vermiştir. H. H. Kelley bu boyuta ayırt edicilik adını verir. Yalnız bir tek durumda çıkan davranış ayırt edicidir. Kişi sanıldığı gibi içine kapanık değil, sosyal ve dışa dönük olabilir. Bir diğer ifadeyle herkesin insan davranışlarına ilişkin neden-sonuç şeması bulunur. Durumsal atıftan çok eğilimse atfın ağır basması temel atıf hatası olarak adlandırılır

Diğer Kişilerin Davranışlarını, Onların Özelliklerine Atfetmenin Temel Faktörleri FAKTÖR Bir kişinin değişik durumlarda aynı biçimde davrandığı ne kadar sık gözlenirse, onun davranışlarının altında yatan nedenler o ölçüde kişinin kendi özelliklerine atfedilir. Göze

Ne kadar göze batarsa, dikkati çekerse (farklı elbiseler giyme, farklı konuşma ve davranma gibi) o kişinin davranışının altında yatan nedenler o ölçüde kişinin kendi özelliklerine atfedilir.

Bir kimse belirli bir durumda başarılı bir iş yaptığında, o kişinin başarısı onun kişisel özelliklerine yüklenir. Beklentimize Uyan Davranışlar

Bir kimse beklediği gibi davrandığında (başarılı olması beklendiği zaman başarılı ve başarısız olması beklendiği zaman başarısız olduğunda) bu kişinin davranışı o derecede kişilik özellikleriyle açıklanır. Diğer Kişi Hakkında Bilgi Eksikliği

Bir kişi ne kadar az tanınırsa, o kişinin davranışları o derecede çevre koşullarıyla açıklanır. Diğerleri ve biz başkalarını daha çok kişiye bağlı özelliklerle açıklama eğiliminde olduğumuz hâlde, kendi davranışlarımızı daha fazla çevresel koşullarla açıklarız.

Örnek

  • Çok sık kullanılan şu tip sözler bu önermelere örnek oluşturur:
  • “Bu benim ikinci sandvicim; sandığımdan daha çok acıkmışım.” Burada konuşan kişi içsel bir durumu yanlış yargıladığına ilişkin bir iç gözlem temelinde karar vermiştir.
  • Aynı şekilde “Bütün gün tırnaklarımı yedim; beni tedirgin eden bir şeyler olmalı.” şeklinde bir iç gözlem aynı dışsal bulguları temel alır. Bu bulgular yakın bir arkadaşımızı şunları söylemeye yöneltebilir: “Bütün gün tırnaklarını yedin; seni tedirgin eden bir şeyler olmalı.”

Tutumlar

Tutumun konusu bir eşya veya bir birey olabilacaği gibi soyut bir kavram -mutluluk, hüzün, sevgi vb.- da olabilir. Tutumlar duyguları ifade etseler de genellikle bilişlerle, özgül olarak tutum nesneleri hakkındaki inançlarla yakından ilgilidir. Tutumların temelde öne çıkan özellikleri şu başlıklar altında sıralanabilir

Tutumlar tepki vermeye hazır olmayı içerir

Tutumlar güdüleme gücüne sahiptir

Tutumlar çeşitli davranış biçimlerinden çıkarsanır

Tutumların durağan olma özelliği vardır

Tutumların oluşumunda bilgi, inanç ve duygular sürekli ve sistemli bir biçimde örgütlenir

Tutumlar değerlendirme içerir

İnsanların bir nesne veya durum karşısında gösterdikleri davranışlar, tutumlarının birer yansımasıdır. Tutumların bilişsel, duygusal ve davranışsal olmak üzere üç ögesi vardır. Çevre ile ilgili bilgi, duyum ve deneyimlerin sınıflandırılması ve bu sınıflandırma sürecinde olumlu-olumsuz olayların, hedeflenen ya da hedeflenmeyen amaçların ilişkilendirilmesi tutumun duygusal ögesini (affective component) temsil eder.

Tutumların oluşumunda çeşitli faktörler etkili olmaktadır. Bunlar:

Kişilik

Tutum, insanın sosyal ortama uyumunu sağladığı gibi, gelecekteki davranışlarını da etkileyebilir. Tutumlar, sosyal sistemin işleyişinde bireyleri belirli bir düzen içerisinde yaşamaya yöneltir. alığı

Bütün tutumlar olumlu ve olumsuz iki uç nokta arasında bir değişim aralığına sahiptir. Tutum ögesine karşı konuşlanılan yer, tutumun derecesi olarak gösterilir. Tutum derecesi, rir tutum araştırmasında, herhangi bir kişinin o ögeye karşı olan tutumunun sayısal değerinin, ortalama parametrik değerden uzaklığını ifade eder Tutumların bilişsel, duygusal ve davranışsal ögeleri kendi aralarında tutarlılık gösterdiği zaman tutumların değiştirilmeleri oldukça zordur.

Tutum değişimi konusunda yapılan çalışmaları ve geliştirilen kuramsal yaklaşımları dört başlık altında toplamak mümkündür:

Öğrenme Kuramları

İşlevsel Kuramlar

Bilişsel Tutarsızlık Kuramları

Algısal Yaklaşımlar

Öğrenme kuramları, uyarıcı-tepki ilişkisinden hareketle tutum değişimini ortaya koymaya çalışır. Denge Kuramı, Bilişsel Tutarlılık Kuramı ve Bilişsel Tutarsızlık Kuramı bu başlık altında sıralanabilecektir. Algısal yaklaşımlar, tutum değişimi konusunda algısal süreçleri ön plana çıkarmaktadır.

Kişilerarası Çekim

Kişiler arasındaki çekiciliğin temelinde öğrenme ve bilişsel denge yatmaktadır. Bir kişi memnun ve mutlu olduğu durumlarda çevresindeki diğer unsurlara ilişkin olarak da olumlu duygular besleyecektir. Birey, genel olarak belirli özelliklere sahip olan kişileri çekici bulacaktır.

Genel olarak birçok konuda bireyin kendisine benzeyen kişiler,Düşünce, duygu ve davranışlarında benzer olanlar, Fiziksel olarak benzer olanlar, Aynı sosyal statüye sahip olanlar, Hemen hemen aynı yaşta olanlar

Çekici görünümü olanlar

Bireyden hoşlananlar

Aşina olunan, sık sık görüşülen kişiler

Aralarında mekânsal yakınlık bulunanlar

Kişiler arasındaki ilişkilerin temeklinde dengenin önemini şu başlıklar altında toplamak mümkündür:

Dengeli ilişkiler hoştur ve bu tür ilişkiler devam etme eğilimi gösterir.

Dengesiz ilişkiler rahatsız edicidir ve uzun sürekli değildir.

Birey, kendisi gibi düşünen, duyan ve davranan kişileri daha çekici bulur.

Birey bir kişiden hoşlandığı zaman, o kişinin kendisi için önemli birçok konuda benzer düşüneceğini varsayar.

SOSYAL ETKİ: ANLAMI, ÖNEMİ VE KAYNAĞI

Sosyal etki, insanların bilinçli veya bilinçsiz olarak, çevresinde etkileşimde bulunduğu kişi ve/veya kişilerin herhangi bir konudaki duygu, düşünce ve davranışlarını politik, sosyal ya da ekonomik kaynaklı olarak değiştirme sürecidir. İnsanlar toplu yaşam içerisinde yoğun biçimde yer almaya başlayınca farklılıklar yavaş yavaş ortadan kalkar. Toplum birimi küçüldükçe üyeleri arasındaki benzerliklerin arttığı görülür

Örnek

  • Esra arkadaşlarıyla bir kafede buluşur. Kafeden içeri girer girmez arkadaşlarını fark eder ve onların yanına giderek bir koltuğa oturur. Yerine oturur oturmaz çaprazında ayakta duran ve çevresine bakınan genç bir kızın kendisini, kıyafetini ve yeni aldığı gözlükleri dikkatle incelediğini fark eder. Önce ne yapacağına karar veremez. Ancak, daha sonra hiç fark etmemiş gibi davranarak kendine çeki düzen verir ve bakışlarını başka tarafa çevirir.

Örnek

  • Beş yaşındaki Kerem uykulu ve sakin bir hâlde kendi kendine oynarken eve annesinin iki arkadaşı gelir. Konuklara yer gösterilip sohbete başlanacağı sırada Kerem, sanki az önce uyuklamakta olan çocuk kendisi değilmiş gibi, oturma odasının içinde koşuşturmaya, eşyalara çarpmaya ve gürültü yapmaya başlamıştır. Burada Kerem’in asıl amacı herkesin dikkatini kendi üzerinde yoğunlaştırmak ve ilgi odağı olmaktır.

Örnek

  • Özer, özel bir lisede eğitimine devam etmektedir. Babasının eve getirdiği bilgisayar oyununu biraz sıkıcı bulmuştur. Ertesi gün okuldan iki arkadaşıyla konuşurken, her ikisinin de bu oyunu çok beğendiklerini öğrenmiştir. Kendisine arkadaşları oyun hakkındaki fikrini sorduklarında ise biraz duraksadıktan sonra arkadaşlarıyla aynı fikirde olduğunu ifade etmiştir.

Uyma, bir kişinin davranış ve inançlarını açık bir istek olmadan diğer kişilere göre değiştirmesidir.

ÖNDE GELEN İKİ SOSYAL ETKİ ARAŞTIRMASI Grup Normunun Oluşması Deneyi Muzaffer Şerif’in ‘klasik’ olarak adlandırılan bu araştırması (1935), otokinetik etki olarak bilinen bir görsel algı yanılgısına dayanmaktadır. Birey, tamamen karartılmış bir odada hareketsiz duran bir ışık noktasına bir süre gözünü kaydırmadan dikkatle baktığında ışığı hareket ediyormuş gibi görür. Araştırmada birbirini tanımayan bireyler bir araya getirilmiştir. Öncelikli olarak denekler tamamen karartılmış odaya alınmış ve ufak bir ışık kısa aralarla kendilerine gösterilmiştir. Şerif’in bu çalışmasına göre, fiziksel gerçeğin belirsiz olduğu durumlarda birey bir yere tutunmak ister. Ortaya çıkarılan gerçek, birey yalnız ise onun tarafından, başkaları ile beraber ise etkileşim sonucu grup tarafından üretilir. Uyma Deneyi S. E. Asch (1951), insanın doğru bildiğini sandığı durum, olay ve/veya olgunun tersini iddia eden bir grupla karşılaştığında ne yaptığı üzerine araştırma yapmıştır. Laboratuvar ortamında belirli sayıdaki bireylerden oluşan gruplara sırayla birçok kart çifti gösterilmiştir. Deneklere, tek çizginin uzunluk açısından diğer karttaki çizgilerden hangisine benzediği sorulmuştur. Asch’in araştırmasında fiziksel gerçek açık seçik ortadadır. Bu deneyde birey, grubun fikrine yanlış olmasına rağmen uymaktadır.

Sosyal etki sonucu ortaya çıkan gruba uyma davranışı, kişiler arasında benzerlik ve sosyal davranış düzenliliği sağlar. Sosyal davranışın düzenli olması sonucunda bireyler, başkalarının davranışlarını önceden tahmin edebilir ve kendi davranışlarını ayarlayabilirler. Yasal Otorite

Ancak, sosyal etkinin oluşumu iki kaynağa bağlanabilir (Sakallı, 2006:27):

Sosyal kurallara bağlı sosyal etki: Bireyin içinde yer aldığı gruptan ve/veya grup üyelerinden ödül almak (saygınlık kazanma, kabul görme vb.) ya da cezadan kaçınmak (reddedilme, dışlanma, nefret edilme vb.) amacıyla uyum sağlaması durumudur.

Bilgiye dayalı sosyal etki: Bireyin, doğru ve tam bilgi elde etmek için diğer kişi(ler) ve gruba uyması durumudur. Birey, her durum ve

koşul için nasıl davranması gerektiğini her zaman kestiremeyebilir. Çoğu bilgiye diğer insanlar gözlemlenerek ulaşılır. Bir ortamda nasıl davranacağına ilişkin herhangi bir fikri bulunmayan birey, genellikle etrafındakileri gözlemler ve davranışlarının doğruluğuna inandığı kişiyi kendisine referans alır.

Sosyal Etki Ortamı

İnsan yaşamında iletişim sürecinin her anında az ya da çok gerçekleşen (veya çeşitli nedenlerle mümkün olmayan) sosyal etki, çeşitli koşulları gerektirir. Yaşamın her anında gerçekleşen sosyal etkinin, ortaya çıkışında çeşitli faktörler ön plana çıkar. Sosyal etkinin oluştuğu ortamlar üç başlık altında sınıflandırılabilir :

Kişilerarası iletişimin gerçekleştiği ortamlar

İtaat-Boyun Eğme-Uyma-Bağımsızlık-Hak İddiası-Savunma-Etkilenmeye meyilli olma-Etkilenmeye karşı direnç-En mikro düzeyden en makro düzeye değin, iletşimin tüm aşamalarında bir tarafın, diğer taraf üzerinde etkili olma, karşıdakini kendi güç alanı içerisinde tutma amacı bulunur.

Birey-grup iletişiminin gerçekleştiği ortamlar

Kitle iletişim araçları ile aracılanan iletişim sürecinin söz konusu olduğu ortamlar

Kişilerarası iletişim ortamında, bir veya birden fazla birey sosyal etki kaynağı ve hedefi konumunda etkileşime girer. Kişilerarası iletişimin gerçekleştiği sosyal etki ortamının etkili olmasını sağlayan faktörleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

İkna etme sürecinde ‘önce küçük, sonra büyük rica’ tekniğinin kullanılması

Kişisel sorunlara çözüm öneren tekrarlı tartışmalar yürütülmesi

Grup üyelerinin kişisel çekiciliklerinin ve niceliksel çokluklarının gücüne başvurulması

Gruba yeni katılanların karşıt fikirler üretmelerini önlemek üzere meşguliyetlerinin artırılması

Gruba yeni katılanları motive edici olumlu unsurlara ağırlık verilmesi

Birey-grup iletişiminin gerçekleştiği ortamlarda, iletişimsel işleyişe yön veren birey, konuşmacı rolünü üstlenir ve dinleyicilerinin kendisi ile hemfikir olmasını sağlamaya çalışır. Bu gibi ortamlarda, süreç kişisel değil, çok sayıda kişiye yönelik işler. Bu tür iletişimde, konuşmacının kişisel özellikleri, seyirciyi etkilemek için kullandığı taktikler ve seyircinin özellikleri önem kazanır.

Örnek

  • Bireyin, en yakın arkadaşının sigara içmesinden rahatsız olduğunu varsayalım. Bu durumda birey, bir sosyal etki kaynağı olarak, arkadaşını -yani sosyal etki hedefini- etkileme çabasına girer ve arkadaşının sigara içme davranışını değiştirmek ister. Birebir etkileşim sırasında oluşan bu sosyal etkinin ‘hedef’ üzerinde değişim açığa çıkarma olasılığı yüksektir.

Grubun birey üzerinde uyma davranışı ortaya çıkarması açısından,

Gruba bağlılık

Grubun büyüklüğü

Grubun söz birliği

Mevkii ve saygınlık

Yüz yüze etkileşim olanağı

Bununla beraber, kimi zaman grup içerisindeki azınlıklar da grup üzerinde etkili olabilir. Bu durumun gerçekleşmesi çeşitli şartlara bağlıdır:

Azınlık grup üyelerinin çoğunluğun düşüncesine karşı çıkarken tutarlı olmaları

Azınlık grup üyelerinin fikirlerini sunarken kendilerine güvenmeleri

Azınlık grup üyelerinin tutucu ve katı görünmemeleri

Azınlık grup üyelerinin açık görüşlü görünmesi

Azınlık grup üyelerinin bir noktaya kadar esneklik gösterebilmesi

Örnek

  • Parti liderleri ve politikacılar, seçmenlere dönük yaptıkları konuşmalar sırasında kendi fikirlerini benimsetmeye çalışır ve bireyin grup üzerinde etkili olma çabasına örnek teşkil ederler. Birey-grup iletişime dayanan ortamların sosyal etkide başarısına örnek olarak Adolph Hitler verilebilir. Hitler, ses tonunu çok etkili kullanmış ve hisli konuşmacı imajını kolayca kitleler üzerinde oluşturabilmiştir. Hitler, kitlelerin algılama yeteneklerinin kısıtlı olduğu, kolaylıkla ve hızla unutma eğilimleri bulunduğu noktasından hareketle konuşmalarını basit düzeyde tutmuş ve herkesin anlayabileceği ifadeler kullanmaya özen göstermiştir.

Bireyin kendi düşünce ve tutumlarına uygun bilgilere yönelmesi, seçici maruz kalma, kendi düşünce ve tutumlarına ters düşen bilgiden uzaklaşması seçici kaçınma olarak adlandırılmaktadır.

Kitle iletişim araçlarıyla aracılanan iletişim ortamlarında, iletişimsel işleyişe yön veren gönderici, ileti, araç, alıcı, geribildirim gibi ögelerin konum, rol ve anlamlandırmaları çeşitli amaçlı hedeflere hizmet etmektedir. Televizyon, radyo ve gazete gibi kitle iletişim araçları insanların duygu, düşünce ve davranşlarını yönlendirmek amacıyla çeşitli programlar sunar ve çeşitli haberler verirler..

Örnek

  • Sadece fikir ve tutum bakımından çoğunluktan ayrılan azınlık gruplar, çoğunluktan hem fikir ve tutum hem de grup üyeliği açısından ayrılan azınlıklara oranla sosyal etkide daha başarılıdır.
  • Örneğin aynı köydeki kişilerden oluşan bir grup içinde ortaya çıkan fikir ayrılığında azınlıkların gruba etki etme olasılığı (tek azınlık durumu), farklı köyden gelip de, o köydeki insanların fikirlerine aykırı fikirler öne süren bir azınlık grubun (çifte azınlık durumu) etki etme olasılığından daha fazladır.

Örnek

  • Bir televizyon istasyonu, tüm çalışanlarıyla, teknik donanımıyla, yönetimsel yapısıyla, teknolojik durumuyla, patronunun çıkar ilişkileriyle, yayın politikasıyla bir bütün olarak sistem içerisinde, onun işleyişine katkı yapmak üzere işleyiş gösterir. Araç, yapısıyla ve işleviyle iletinin yalnızca iletilmesi değil, aynı zamanda üretilmesine de etki eder.
  • İleti ise ‘ürün’ olarak adlandırılır ve bir materyal de iletişimsel işleyişin ürünü olarak kabul edilebilir. Nike marka spor ayakkabı giyen biri yalnızca rahatlık olsun diye değil, güç gösterisi yapmak için de o ayakkabı markasını tercih edebilir.
  • Sonuç olarak iletişimsel işleyiş bir ilişkiye gönderme yapar. İlişki, her zaman karşılıklı olmayacak kadar karmaşık ve çetrefilli bir ağ biçiminde işler. Ağın işleyiş biçimi, birilerince kendi istek ve gereksinimleri doğrultusunda oluşturulmuştur.

Sosyal kural, farklı ortamlarda duruma uygun davranışın belirtilmesidir, sosyal rol ise bir insanın nasıl davranacağının belirlenmesidir.

Bireyin kendi düşünce ve tutumlarına uygun bilgilere yönelmesi, seçici maruz kalma, kendi düşünce ve tutumlarına ters düşen bilgiden uzaklaşması seçici kaçınma olarak adlandırılmaktadır.

Sosyal Kurallar ve Sosyal Roller

Sosyal kural, farklı ortamlarda duruma uygun davranışın belirtilmesidir, sosyal rol ise bir insanın nasıl davranacağının belirlenmesidir. Sosyal kurallar, herhangi bir durumda ne ‘söyleneceğini’ ve ‘yapılacağını’ belirler. Sosyal rol, verilen bir durumda kişinin pozisyonuna bağlı olarak bu kişiden beklenen davranışları ifade eder.

Sosyal kurallar,

Yaygın olarak yapılan, ‘normal’ olarak değerlendirilen davranışlardır.

Toplum tarafından onaylanan davranışlardır.

Ait olunan toplumsal yapının ve sahip olunan kültürel değerlerden etkilenir.

Toplumun bütününe ait olabileceği gibi belirli gruplar tarafından benimsenmiş de olabilir.

Benzer durumlarda bireyin çok çaba harcamaksızın konuşmasını ve hareket etmesini sağlar.

Grup içerisinde karmaşayı azaltır.

Kişilerarası ilişkileri düzenler.

Bireye karşısındakine nasıl davranması gerektiği hususunda yol göstericidir.

Her sosyal kural, grup hâlinde yaşama düzenini etkilemektedir. Bu bağlamda grup üyeleri, bir arada yaşayan insanlar, sosyal kuralları izlemedikleri takdirde bir şekilde cezalandırılacaklarını bilirler. Bu ceza ters bir bakış, imalı sözler ya da dışlanma vb. olabilir.

Uyma Davranışını Etkileyen Faktörler

Bir toplum içerisinde yaşayan ve sürekli etkileşim hâlinde olan bireylerin birbirlerinin düşünce ve davranışlarından etkilenmesi, ‘uyma’ olgusunu akla getirmektedir. Bireylerin uyma davranışlarını etkileyen çeşitli faktörler bulunmaktadır. Bunlar Tablo 7.6.’da ayrıntılı olarak görülmektedir.

Uyma Davranışını Etkileyen Faktörler FAKTÖR AÇIKLAMA/ÖRNEK Kişilik

Herkes aynı ölçüde uyma davranışı sergilemez. Sevilme ihtiyacı olan kişiler daha fazla uyma gösterir. Gruptan farklı olma ihtiyacı içinde olan kişiler gruba uymamayı tercih eder. Yaşamlarında birçok şeyi kontrol etme isteği içerisinde olanlar da özgür davranabilirler. Sosyal gerçeklik açık olduğunda grup üye sayısındaki artış uyma davranışını artırır. Kişilerin kendi gerçek cevapları olsa bile, grupta farklı cevap verenlerin sayısının fazla olması durumunda kendi cevaplarını vermekten kaçınırlar. Sosyal gerçekliğin açık olmadığı durumlarda ise üye sayısı az bile olsa uyma davranışı sergilenecektir. Sosyal

Uyulması istenen konu kişinin ilgi alanına giriyorsa ve kişi ele alınan konuda olumlu tutuma sahipse uyma davranışı gözlenebilir. İlgi alanına giren konuda diğerlerinden farklı farklı tutuma sahip olan birey, kendisinden beklenen davranışı sergilemeyecektir. Cinsiyet

Kadınlar ile erkekler arasında cinsiyete bağlı olarak farklılaşan bir uyma davranışından söz edilemez. Birarada yaşayabilmenin temelinde uyma davranışı yatmaktadır. Sosyal kurallara uyma sosyal ilişkilerin düzenini olumlu etkiler.

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. “Toplumsal kabuller, gelenekler, grup normları vb. değişkenler dikkate alınarak, gerekli/gereksiz ve uygun/uygunsuz davranışların düzenlenip sınıflandırıldığı her bir sosyal ortam ……………… olarak nitelendirilir.” İfadesinde boş bırakılan yere gelmesi gereken en uygun ifade aşağıdakilerden hangisidir?
  2. a) Uyma davranışı
  3. b) Sosyal etki
  4. c) Davranış düzenliliği
  5. d) Referans davranış
  6. e) Davranış düzlemi
  1. Aşağıdakilerden hangisi ön yargıların kaynağını ortaya koyan bir ifade değildir?
  2. a) Ön yargı çocuklukta öğrenilmiştir.
  3. b) Ön yargı toplumdan bağımsız ortaya çıkar.
  4. c) Ön yargı kişiliğin bir parçasıdır.
  5. d) Ön yargı grup üyeliğinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıkar.
  6. e) Ön yargının temelinde algılanan benzerlik ve farklılıklar yatar.
  1. Aşağıdaki kavramlardan hangisi ‘insanlar, nesneler, olaylar ve durumlar hakkında benimsediğimiz inançlar ve bilgiler’ anlamına gelmektedir?
  2. a) Şema
  3. b) İşlem
  4. c) Algı
  5. d) Ön yargı
  6. e) Veri
  1. Aşağıdakilerden hangisi duygu ve düşünce tarzlarını açıklamaya çalışan sezgisel kuramlardan biridir?
  2. a) Nedensellik Oluşturma
  3. b) Veri İşlem Süreci
  4. c) Birlikte Değişmeyi Algılama
  5. d) Sezgisel Değişim
  6. e) Algısal Değişim
  1. Aşağıdakilerden hangisi temel atıf hatasını ifade etmektedir?
  2. a) Davranışın benzer durumlarda tekrar ortaya çıkması
  3. b) Davranışın yalnız belirli durumlara özgü olması
  4. c) Tutarlılıklar gözlenerek davranış sergilenmesi
  5. d) Durumsal atıftan çok eğilimsel atfın ağır basması
  6. e) Çoğunluğun davranışının tekrarlanması eğilimi taşınması
  1. Aşağıdakilerden hangisi şemanın özelliklerinden biri değildir?
  2. a) Şema, bireyin bilgi işlemesine yardımcı olur.
  3. b) Şemalar bireyde tutarsız davranışlara neden olur.
  4. c) Şemalar doğrulayıcı olmayan veriler karşısında direnme eğilimindedir.
  5. d) Bireyin sonraki algıları şema tarafından yönlendirilir.
  6. e) Şemalarla tutarlı olan bilgi, tutarlı olmayan bilgiden daha fazla hatırlanır.
  1. Tutumların üç ögesi aşağıdakilerden hangisinde ifade edilmiştir?
  2. a) Algısal öge – duygusal öge – uyarıcı öge
  3. b) Kişiliksel öge – davranışsal öge – görsel öge
  4. c) Tepkisel öge – 252 \’67üdüsel öge – örgütsel öge
  5. d) Bilişsel öge – algısal öge – davranışsal öge
  6. e) Bilişsel öge – duygusal öge – davranışsal öge
  1. Aşağıdakilerden hangisi diğer kişilerin davranışlarını, onların özelliklerine atfetmenin temel faktörlerinden biri değildir?
  2. a) Yüksek tutarlılık
  3. b) Göze batıcılık
  4. c) Başarılı uygulama
  5. d) Beklenti karşıtı davranışlar
  6. e) Aksini yapma
  1. Aşağıdakilerden hangisi tutumların oluşumunda etkili olan faktörlerden biri değildir?
  2. a) Kişilik
  3. b) Deneyim
  4. c) Stres
  5. d) Meslek
  6. e) Aile
  1. Aşağıdakilerden hangisi tutumun işlevlerinden biridir?
  2. a) Bilgi sağlama işlevi
  3. b) Deneyim kazanma işlevi
  4. c) Uyumsuzluk işlevi
  5. d) Benlik yargılama işlevi
  6. e) Hafıza değerleme işlevi

 

Cevap Anahtarı:

1.E, 2.B, 3.A, 4.C, 5.D, 6.B, 7.E, 8.D, 9.C, 10.A

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÜNİTE 8 SOSYAL PSİKOLOJİ VE GELİŞİM PSİKOLOJİSİ BAĞLAMINDA İNSAN İLİŞKİLERİ MODELLERİ

GİRİŞ

İnsan ilişkilerinin doğası her zaman inceleme konusu olmuş; bireyin toplumsal bir varlık olarak tutumları, davranışları, değer yargıları ve tepkileri anlamlandırılmaya çalışılmıştır.

İNSAN İLİŞKİLERİYLE İLGİLİ YAKLAŞIMLAR

Kişilik ve öğrenme, insan ilişkilerinin anlamlandırılmasında kilit öneme sahip olan kavramlardır. Bireyin, giderek karmaşıklaşan yaşamın bir ferdî olarak varlığını anlamlı kılması, kişiliğinin gelişimi ve öğrenme süreçleriyle ilişkisellikler taşımaktadır. Tarihsel süreçte deneyim ve davranış birbirinden bağımsız olarak ele alınmıştır. Oysaki davranışla sınırlandırılmış bir inceleme alanı, bireyin doğrudan gözlemlenemeyen belli başlı tepkilerinin gözden kaçırılmasına neden olacaktır. Bireyin yaşadığı deneyimlerden hareketle oluşan ve organize olan iç örüntüleri, davranışları ile ortaya çıkacaktır.

  1. ‘İnsanlararası çekicilik’ kavramı, ‘tutum’ kavramından etkilenmiş; bu nedenle de olumlu-olumsuz (hoşlanmak-hoşlanmamak) uçları olan tek boyutlu bir değerlendirme ölçütü olarak düşünülmüştür. 2. ‘Kişilerarası çekicilik’ kavramına ilişkin olarak, bu kavramın her türden ilişki için kullanılan genel bir kavram olduğu ve farklı duygu ve düşünceleri belirlemekte yetersiz kaldığı eleştirisi de getirilmiştir. 1. Çoğunlukla laboratutar ortamında, birbirini tanımayan insanların tepkileri ölçülmüştür. 2. Yapay koşullarda yürütülen deneyler, gerçek yaşamda karmaşıklık, değişkenlik ve çeşitlilik gösteren insan ilişkilerini anlamlandırmada yetersiz kalmıştır. 3. Araştırma birimi olarak en az iki kişilik grupların incelenmesi gereken durumlarda tek kişi ile yetinilmiştir. 4. İnsanların birbirine ilişkin duygu ve düşünceleri tek boyutlu (olumlu-olumsuz) olmadığı için araştırmalar yetersiz kalmıştır. 1. Gerçek etkileşim değil de bireyin düşünce, algı ve değerlendirmeleri incelenmiştir. 2. İnsan ilişkilerinin çok kısıtlı bir bölümü incelenmiş ve bu incelemelerden sonuçlar çıkarılmaya çalışılmıştır. 3. Araştırmaların çoğunda ikili ilişkiler, sosyal çevreden soyutlanarak incelenmiştir.

Elbette, 1970’lere değin gerçekleştirilen çalışmalar, alanda belirli bir bilgi birikiminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Konular ile kullanılan kavram ve yöntemlere getirilen eleştirilere rağmen, insan ilişkilerini ele alan ve anlamlandırmaya çalışan çeşitli yaklaşım tarzlarının gelişmiş olduğunu söylemek mümkündür. Eleştiriler çerçevesinde insan ilişkilerinin incelenmesinde çeşitli gelişmelerin yaşandığı yadsınamaz. Yaşanan gelişmelere paralel olarak, Sosyal Psikoloji alanında ‘kişilerarası çekicilik’ kavramının yerine kişilerarası ilişkiler (interpersonal relationships) kavramı kullanılmaya başlanmıştır. Alanda, ‘ilişki’ kavramının ön plana çıkması ile birlikte, karşılıklı etkileşimden kaynaklanan unsurlar neden-sonuç ilişkiselliğinde önemli bir yer kazanmıştır. İlişkilerin dinamik doğası, zaman içerisinde değişebileceği ve çevre ile etkileşim içerisinde bulunduğu, alandaki bakış açısında yaşanan bir başka gelişmeye işaret etmektedir. İlişkilerin davranışlar dizisi olmayıp, etkileşimler dizisi olduğu yaklaşımı ön plana çıkmaktadır. Bu çerçevede,

Her sistem kendi dışındaki sistemin bir parçasıdır.

Sistemlerin dinamik birer dengesi bulunmaktadır.

Sistemler sürekli olarak birbirini etkiler.

Ögeler arasındaki denge kalıcı olmayıp, dinamik ve zaman içinde değişen bir dengedir.

İnsan ilişkilerinde fiziksel ve toplumsal çevrenin, etkileşimin anlamlandırılması yönünde önemli rolü vardır. Durumsallık (contextualism) yaklaşımına göre, çevre ve durum, bireylerin kimlerle hangi tür etkileşimde bulunduklarını, değişik davranışların olasılık, yorum ve değerlendirmelerini belirlemektedir. Bu bağlamda, ilişkilerin anlamlandırılmasında, ilişkiler ağının (relationships network) önemi artmıştır.

Daha önceki çalışmalarda ağırlıklı olarak genç, erişkin ve ergenler, araştırma örneklemi olarak seçilirken; 1970’lerden itibaren insan ilişkileri gelişimsel açıdan ele alınmaya başlamış ve çocuk ve yaşlılar da araştırmalara dâhil edilmiştir.

İNSAN İLİŞKİLERİ MODELLERİ

 Bireyin yaşamında, ilişkilerine yön veren ve ilişkilerinin doğasını belirleyen sayısız sosyal uyaran durumundan söz etmek mümkündür. Bu uyaranları, temelde ‘diğer insanlar’ ve ‘kültürel ürünler’ başlıkları altında toplamak mümkündür. Birey, psikolojik bir varlık olmanın ötesinde aynı zamanda da sosyaldir. Bireyin kişilerarası ilişkileri, konuşması, susması ya da selamlaşma tarzları, öznel olaylara bağlı olabileceği gibi sosyal normların belirleyiciliğinde ortaya çıkabilir. İnsan yaşamında ‘diğer bireyler’, en fazla farkında olunan sosyal uyarandır. Birey, tüm yaşam pratiklerini gerçekleştiriken diğerleri ile kişilerarası ilişki hâlindedir; diğerleri ile arasında duygusal ve güdüsel ilişki açığa çıkar.

Sosyal Psikoloji Modelleri

Psikoloji, bireyi analiz birimi olarak ele almaktadır. Bu bağlamda güdü, algı, yargı, öğrenme gibi olgulardan hareketle deneyim ve davranışla ilgili ilkeler geliştirmeye çalışmaktadır. Sosyal psikoloji ise, bireyi, kültürü hem öğrenen hem de oluşturan konumunda ele almaktadır. Deneyim ve davranışı, insan ile çevresi arasındaki etkileşimin ürünü olarak görme eğilimi vardır.

Bilişsel Tutarlılık (Cognitive Consistency) Modelleri

Bilişsel tutarlılık modelleri, ilişki ve toplumsal çevre olgularını bireylerin düşüncelerine yansıması bağlamında ele almaktadır. İnsanların bilişsel sistemlerinde farklı nedenlerle tutarsızlıklar ortaya çıkabilmektedir. Bunların başında,

Toplumsal yaşamda bireyin üstlendiği çelişkili roller,

Sosyal yaşamın dinamik doğasının, bireyin bilişlerini yenilikleri izleme ve katılmaya zorunlu kılması,

Bireyin dış baskılara bağlı olarak gönüllü olmaksızın çeşitli davranışlar sergilemesi (yalan söylemek, verilen emirlere boyun eğmek vb.),

Bireyin bilgi birikimine ve deneyimlerine ters düşen davranışlarda bulunması

gelmektedir (İnceoğlu, 1993:31-32). Her türlü ilişkide aynı temel varsayımın –insanların düşüncelerin arasında uyum aramaları varsayımı– geçerliliğini savunan bu modellere göre, bireyin düşünceleri arasında çelişki bulunmaması gerekir.

Fritz Heider tarafından tarafından (1946, 1958) geliştirilen Denge (Balance) Modeli, kişi (Person), bir başka kişi (Other Person) ve üçüncü bir kişi veya nesne (X) ögeleri arasındaki ilişkiyi açıklamaktadır.

  1. M. Newcomb tarafından 1963’de geliştirilen Simetri Eğilimi (Strain for Symmetry) Modeli, kişiler arasındaki ilişkilere odaklanmış ve bir erkek yurdundaki arkadaşlık ilişkilerinin gelişimini incelemiştir. Araştırma kapsamında, dönem dönem, öğrencilerin (i) çeşitli konulara ilişkin tutumları, (ii) diğer öğrencilerden hoşlanma dereceleri ile (iii) diğer öğrencilerin tutumlarına ilişkin düşünceleri sorulmuştur. Yapılan araştırmanın sonucunda yapılan analizlere dayanarak tutum benzerliği ile hoşlanma arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı ve bu ilişkinin gücünün aynı yurtta yaşama süresine bağlı olarak değiştiği bulgulanmıştır. Ancak, bu araştırmada göz ardı edilen nokta, hoşlanmanın gerçek tutum benzerliğinden çok, bireylerin tutum benzerliğine ilişkin zanlarıdır.

Leon Festinger tarafından 1957 yılında geliştirilen Bilişsel Çelişki (Cognitive Dissonance) Modeli, çelişkili düşüncelerin insanlarda olumsuz duygular ortaya çıkardığı görüşünü ileri sürmektedir. Bu model, bireyin iç dünyasındaki tutarsızlıkları ortadan kaldırmak için bilişleri, duyguları ve davranışları arasında tutarlılık sağlamaya çalıştığını ileri sürmektedir Bu tutarsızlıklar ‘çelişki’ olarak adlandırılmaktadır. Çelişkinin büyüklüğü, uyuşumsuzluğa neden olan unsurların önemine göre artar ya da azalır. Belli bir anda beliren çelişkili bilişlerin sayısı da gerilimi artırıcı neden olabilmektedir. Gerilime neden olan unsurların birey için önem taşıması durumunda, çelişkinin azaltılması yönünde çeşitli çözüm arayışlarına girilecektir (İnceoğlu, 1993:37):

Davranışla ilgili bir bilişin değiştirilmesi.

Çevre ile ilgili bir bilişin değiştirilmesi.

Çelişkili unsurlardan birni desteklemek için yeni bilişler eklenmesi.

Bir ya da birkaç bilişin daha az önemli olduğuna karar verilmesi.

Ödül ve Zararı Temel Alan Görüşler

  1. J. Lott ve B. E. Lott tarafından 1960’da geliştirilen Klasik Şartlanma Modeli, bireylerin mutlu oldukları zaman ve durumlardaki duygularını, o sırada yakınlarında ya da çevrelerinde bulunan kişi ve/veya nesnelere de genelledikleri görüşüne dayanmaktadır. D. Byrne’ın 1969 yılına uzanan Tutum Benzerliği ve Kişilerarası Çekicilik Modeli, bireyin karşısındakinden hoşlanmasının, ortak tutumların oranı ile ilişkili olduğunu savunur. Bu görüşün ortaya konulmasında yapay deneysel koşullar sağlanmış, birbirini tanımayan deneklerin doldurdukları anketlerden hareketle sonuçlar ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Elliot Aranson ve D. Linder, 1956 yılında Kazanç-Zarar Modeli’ni (Gain-Loss Model) geliştirmişlerdir. İlerleyen dönemde gerçekleştirilen araştırmalar bu sonucu açıklar niteliktedir. Bu bağlamda,

Değerlendirenin ayırt ediciliği

Değerlendirmenin kaygısı

Değerlendirilenin yeterliliği

George C. Homans’ın Toplumsal Değiş-Tokuş Modeli (Social Exchange Model), 1961 yılında geliştirilmiştir. Psikoloji prensiplerine dayanan bu model, bireylerin, kendilerini ödüllendiren veya ödüllendirme ihtimali bulunan kişilerle ilişki kurma eğilimlerinin yüksek olduğu görüşünü ileri sürer.

John Stacey Adams’ın 1965’de geliştirdiği Hakkaniyet Teorisi (Equity Theory), Homans’ın adil paylaşım yaklaşımı ile bilişsel çelişki modelini esas almıştır.

Zaman Çaba Sadakat Çalışkanlık Yetenek Sorumluluk Şartlara ve çevreye uyum yeteneği Meslektaş ya da iş arkadaşlarının desteği Esneklik Hoşgörü Azim Heyecan/Heves Kişisel fedakarlık Üstlere güven Beceri

Çalışanın kazançları Harcamalar Tanınma İtibar Sorumluluk Başarı hissi Övünç Kişilerarası ilişki modelleri arasında yer alan Değiş-Tokuş Modeli (Exchange Model), J. W. Thibaut ve H. Kelley tarafından 1959’da geliştirilmiştir. Modelin belli başlı kavramları,

Ödül (Reward)

Bedel (Cost)

Çıktı (Out-come)

Kıyaslama Düzeyi (Comparison Level)

Seçeneklerin Kıyaslama Düzeni (Comparison Level for Alternatives)

olarak sıralanabilir.

Irwin Altman’ın 1973’de geliştirdiği Sosyal Nüfuz Modeli (Social Penetration), Lewin’in ‘kişilik modeli’ ve ‘değiş-tokuş modeli’nin bileşimidir. İnsan ilişkilerinin derinleşmesi ile birlikte kendileri ile ilgili daha fazla özel bilgi paylaştıklarını ileri sürmektedir.

  1. R. Huesslman ve G. Levinger’in 1976 yılına dayanan Çoğalan Değiş-Tokuş Modeli (Incremental Exchange), temelde Bu modelde farklı olan, bireyler ve ilişkiler açısından değişecek olan üç ögedir

Şimdiki zaman ve geleceğe verilen ağırlıklı önem

Bireyin kendi ve ilişkide bulunduğu bireyin çıktısına verdiği ağırlıklı önem

Bireyin, ilişkinin geçmişinden yola çıkarak karşısındaki bireye ilişkin bilgi edinmesi ve bu bireyin davranışlarını tahmin etme becerisi kazanması, kısaca, geçmiş deneyimlerden öğrenebilme yetisi

Duygusal Modeller

Duygusal modeller, insan ilişkilerini, duygulardan hareketle açıklama girişiminde bulunur.

  1. Schacter, 1959’da, Birlikte Olma İsteğini Açıklama Modeli’ni geliştirmiştir. Bu model, ‘cefa dost arar’ deneyine dayanmaktadır. Bu deneyin başlangıcında deneklerin yarısına elektrik şoku verileceği belirtilirken; diğer yarısına bu tür bir bilgi verilmemiştir

Leon Festinger’in 1954 yılında geliştirmiş olduğu Sosyal Kıyaslama (Social Comparison) yaklaşımı ile açıklanmıştır.

ve W. Walster tarafından 1979 yılında ileri sürülen Romantik Aşk (Romantic Love) modelidir. S. Schacter, 1962 yılında yaptığı deneylerde adrenalin iğnesinin yol açtığı fizyolojik uyarılmalara neden olduğunu ifade etmiştir.

Sevgi ve Hoşlanma Türlerine İlişkin Görüşler

Kişilerarası çekicilik kavramına eleştiri olarak 1970’lerle birlikte geliştirilen çeşitli modellere rastlanmaktadır. Bu yaklaşımlar genelde bütün ilişki türlerini açıklama amacı taşımamaktadır.

Zick Rubin, 1974 yılında, Sevgi-Hoşlanma Ayırımı Modeli’ni geliştirmiştir. Temelde Rubin, kişilerarası ilişkiler için kullanılan iki kavramın ölçümü ile uğraşmıştır. İlişkilerin başlayış ve bitiş süreçleri inceleme dışında tutulmuştur. Bu modelde, sevgiliye duyulan sevgi ile arkadaşa duyulan hoşlanma duygularını ayırt etmek amacıyla iki ayrı ölçek geliştirilmiştir:

Sevgi, bağlılık (attachment), şefkat (affection), gözetme (caring) ve yakın sırdaşlıktan (intimacy) oluşmaktadır.

Hoşlanma, olumlu değerlendirme (positive evaluation) ve benzerlikten (similarity) oluşmaktadır.

  1. ve S. Hendrick, 1986’da Sevgi Türleri üzerine bir ölçek geliştirmeye çalışmışlardır. Araştırmalarında, çeşitli sorular yönelttikleri iki örneklem grubunun değerlendirmeleri ışığında istatistiksel analizler (faktör analizi) yaparak altı tür sevginin mevcut olduğunu ileri sürmüşlerdir:

Romantik aşk: İlk görüşte aşk

Ludus: Kısa süreli aşk oyunu

Storge: Zamanla gelişen sevgi

Pragma: Pratik aşk, evlenilebileceği düşünülen eşlere duyulan aşk

Mania: Bağımlı, sahip olucu, kıskanç aşk

Agape: Fedakâr sevgi

  1. J. Sternberg, 1986 yılında Üçgen Sevgi Modeli’ni geliştirmiştir. Bu model, hem değişik ilişkileri hem de ilişkilerin zaman içinde değişme ve gelişmelerini açıklama çabası gütmektedir.

Bu üç öge,

Kalıcılık

Kontrol edilebilirlik

Dikkat çekicilik

Kısa ve uzun süreli ilişkilerdeki önem derecesi

 ‘İlişki’ olgusunu ön plana çıkaran bu modeller, 1970’lerin ardından ortaya çıkmıştır. Kişinin ilişkiye yön vermesi bağlamında önemi göz ardı edilmemiştir.

Her tür sevgi ilişkisi için geçerli olup olmama

Psiko-fizyolojik boyutun işe karışması

Bilinçli olma düzeyi

bağlamında farklılıklar göstermektedir. Yakınlık, uzun süreli ilişkiler için önemli ve her tür ilişki için geçerlidir. Kararlılık-bağıtlılık ise kontrol edilebilir, kalıcı ve bilinçlidir. İhtirasta durum farklıdır. İhtiras, kontrol edilemez, geçici ve bilinçsizdir. Bu üç öge, ilişkilere göre farklılık gösterdiği gibi, aynı ilişki içinde zamanla değişiklik sergileyebilir.

İlişki Modelleri

‘İlişki’ olgusunu ön plana çıkaran bu modeller, 1970’lerin ardından ortaya çıkmıştır. Kişinin ilişkiye yön vermesi bağlamında önemi göz ardı edilmemiştir.

Levinger ve Snoek, 1984’de, İlişki Düzeyleri Görüşü’nü (Levels of Human Relatedness) geliştirmişlerdir. Bu model, dört ilişki düzeyi ortaya koymaktadır:

sıfır ilişki

farketme

yüzeysel ilişkiler

karşılıklı ilişkiler

Sıfır ilişki düzeyinde birbirinin varlığından habersiz iki kişi söz konusudur. İkinci düzey ilişki olan farketme, kişilerden birinin diğerinin dış görünümünün farkına varmayı ifade etmektedir.

  1. A. Hinde, 1979’da Kişilerarası İlişkiler Görüşü’nü ileri sürmüştür. Bu görüşün temel özelliklerini şunlar oluşturur (Hortaçsu, 1997:37):

İlişkiler, onları meydana getiren kişilerin etkileşimlerinden doğarlar.

İlişkiler, yalnızca ilişkiye dâhil olan kişilerin davranış ve kişilik özellikleri ile sınırlı değildir.

Her ilişki, bir ilişkiler ağı içinde yer alır.

Her ilişki, başka ilişkilerden etkilenir ve diğer ilişkileri de etkiler.

Etkileşimlerin içeriği

Etkileşimlerin çeşitliliği

Etkileşimlerin niteliği

Farklı etkileşimlerin sıklığı ve örüntüleri

İlişkideki kişilerin davranışlarındaki karşılıklı birbirini tamamlayıcılık

İlişkideki kişilerin davranışlarındaki benzerlik

Kişilerin kendilerini ve ilişkide bulundukları kişileri algılayışları

İlişkideki algıların ideal kişi ve ilişki kavramlarına benzerliği

Kişilerin ilişkinin devam ve gelişmesine bağlılıkları

  1. Duck’un, 1983’de geliştirdiği İlişkilerin Gelişmeleri ve Çözülmelerine İlişkin Model, bir süreç olan ilişkileri kararlar dizisi olarak ele almaktadır. Bu modelin temelinde ilişki, kişiler ve çevre unsurları yer almaktadır.

‘Gelişim’ ile İlgili Temel Kavramlar

Yaş: Zaman ile eş anlamlı bir kavramdır ve kendi başına hiçbir şeyin nedeni değildir. Yaş sadece biyolojik, kronolojik bir kavram değildir; aynı zamanda psikolojik, toplumsal bir gerçekliktir.

Gelişim: Olgunlaşma, öğrenme ve yaşantılar ya da bir başka deyişle kalıtım ve çevresel etkenler sonucunda bireylerde meydana gelen düzenli ve sürekli değişikliklerdir.

Olgunlaşma: Organizmanın fonksiyonda bulunma kapasitesindeki artıştır. Bu kavram, reflekslerin, içgüdülerin ve diğer öğrenilmemiş davranışların gelişimiyle ilgilidir.

Kritik dönemler: Yaşam süresinde, sürekli ve geri dönülmez sonuçları olabilen elverişli ve elverişsiz durumlarla ilgili zamanlardır.

Gelişim Psikolojisi Modelleri

Psikoloji, genellikle birey davranışı ve zihinsel süreçlerle ilgilenirken; gelişim psikolojisi, insan gelişiminin çeşitli yönlerini ele almakta ve gelişime ilişkin temel kavram, ilke ve kuramları ortaya koyacak yönde çalışmalar yürütmektedir

Psikanalitik Görüş

Sigmund Freud’a dayanan bu görüş, insanın psikolojik olarak evrensel ilkelere göre geliştiği, ancak bireysel kişiliğin işlevsel yönlerinin toplumsal bir bağlam içinde ortaya çıktığı iddiasında bulunur

 

 

Bu çerçevede, Erikson’a göre

Bebeklik dönemindeki anne-çocuk ilişkisi, çocukta temel güven duygusunun gelişmesi açısından önemlidir.

İnsan ilişkilerinin ön plana çıktığı genç erişkinlik döneminde, kişinin başka kişilerle ilişkiye girerek yakınlık duygusunu yaşaması gerekmektedir.

Yakınlık duygusu, kişinin benliğini kazanmasından sonra gelmektedir.

Toplumun değer yargıları ve beklentileri, hem anne-çocuk ilişkisini hem de çocuk yetiştirme yöntemlerini etkilemektedir.

Her toplum kendi yapısına en uyumlu bireyler yetiştirmektedir.

Farklı toplumlarda değişik kişiliklerin bulunması, çocuk yetiştirme yöntemleri ve anne-çocuk ilişkisindeki farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Psikanalitik görüşün temsilcileri arasında yer alan Harry Stack Sullivan, kişiliğin, ilişkiler içerisinde geliştiğini ifade etmiştir.

Toplumsal Öğrenme Yaklaşımına Dayanan Görüş

Albert Bandura’nın öncülü olduğu Toplumsal Öğrenme Yaklaşımı (Social Learning Theory), bağlılık ve bağımlılığın öğrenme kuralları sonucunda geliştiğini ileri sürmektedir. Toplumsal Öğrenme Yaklaşımı, dolaylı pekiştirme ve dolaylı ceza unsurlarını ön plana çıkarmaktadır. Bandura, bireyin kendisine değer vermesi ve yeterlilik gelişimini sağlayan bir unsur olarak içsel pekiştirmenin dışsal pekiştirme kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Bandura’ya göre bireyin deneyimleri, öz yeterlik ve öz düzenleme kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir. Birey, davranışlarının önemli bir kısmını kendisi düzenlemektedir.

İvan Petroviç Pavlov, fizyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları ile alana katkıda bulunmuş; psikofizyoloji ve deneysel psikoloji alanlarını derinden

Pavlov’un Deneyi

Köpeğe ilk olarak birkaç kez zil çalınır. Fakat köpek tepki vermez. Sonradan et verilir. Köpeğin salyaları akar. Sonra et ile birlikte zil çalınır. Bu durum, şartlı ya da şartlandırılmış refleks olarak tanımlanmaktadır.

Biyolojik Kökenli Görüş

Gelişim alanında Arnold Gessell tarafından geliştirilmiş olan Olgunlaşma Kuramı (Maturational Theory) ve K. Lorenz ile N. Timbergen tarafından geliştirilmiş olan Etolojik Kuram genellikle biyolojik kuramlar olarak adlandırılmaktadır. Biyolojik kökenli görüş, insanların, korunmak ve hayatta kalabilmek için yaşamlarının ilk devresinde bir erişkin ile bağlılık ilişkisi kurduklarını ifade etmektedir.

Bilişsel Görüş

Gelişim Psikolojisinde Jean Piaget, Bilişsel Gelişim Kuramı ile önemli bir yere sahiptir. Piaget, toplumsal ve ahlaki gelişimin bilişsel temellerine vurgu yapmıştır. R. L. Selman, Piaget ve Kohlberg’in geliştirdikleri yöntemlerden yararlanarak arkadaşlık, arkadaşlar arasında yaşanan çatışmalar, arkadaş grubu, liderlik ve anne-baba-çocuk ilişkilerinde ceza kavramı üzerine incelemelerde bulunmuştur. Bilişsel gelişmenin beş düzeyi bulunduğunu ileri süren Selman, bu düzeyleri, şu şekilde açıklama yoluna gitmiştir

Birinci düzeyde arkadaşlık ilişkisi fiziksel yakınlıkla belirlenir, çatışmalar bireylerden birinin oradan uzaklaşması ya da fiziksel yollarla çözülür.

İkinci düzeyde arkadaşlar arası çatışmaların tek kişiden kaynaklandığı ve tek tarafın davranışı ile çözümleneceği düşüncesi hâkimdir.

Üçüncü düzeyde arkadaşlıklar, çift yönlü ilişkiler olarak değerlendirilir; çatışma çözümünde özür dileyenin içtenliği önem kazanır.

Dördüncü düzeyde arkadaşlıkların kalıcılığı vurgulanır; çatışmaların iki tarafın da kabul ettiği biçimde çözüme ulaştırılması kabul görür.

En yüksek düzeyde arkadaşların karşılıklı bağımlılıkları ile birlikte özerkliklerinin de bulunduğu ifade edilerek; çatışmaların çözümünde sözel olmayan sembolik davranışların yeterli olacağı düşünülmektedir.

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Aşağıdakilerden hangisi 1970’lere değin sosyal psikoloji alanında yapılan çalışmalara hâkim olmuştur?
  2. a) Kişilerarası ilişkilerde değişen denge
  3. b) Kişisel bağlılıklar
  4. c) Kişilerarası ilişkiler
  5. d) Kişilerarası çekicilik
  6. e) Kişilerarası ilişkiler ağı
  1. Aşağıdakilerden hangisi ilişkilerin davranışlar dizisi olmayıp etkileşimler dizisi olduğu yaklaşımına ilişkin bir ifade değildir?
  2. a) Her sistem kendi dışındaki sistemin bir parçasıdır.
  3. b) Sistemlerin dinamik birer dengesi bulunmaktadır.
  4. c) Sistemler birbirinden bağımsız yapılardır.
  5. d) Sistemler sürekli olarak birbirini etkiler.
  6. e) Ögeler arasındaki denge dinamik ve değişkendir.
  1. “…………………., insan ilişkilerini ele alan ve anlamlandırmaya çalışan çeşitli modellerin geliştirildiği bir bilimdir.” ifadesinde boş bırakılan yeri tamamlayan kavram aşağıdakilerden hangisidir?
  2. a) Antropoloji
  3. b) Fizyoloji
  4. c) Felsefe
  5. d) Sosyoloji
  6. e) Psikoloji
  1. Aşağıdakilerden hangisi sosyal psikoloji modelleri arasında yer almamaktadır?
  2. f) Bilişsel Tutarlılık Modelleri
  3. g) Psikanalitik Görüş
  4. h) Duygusal Modeller
  5. i) İlişki Modelleri
  6. j) Ödül ve Zararı Temel Alan Görüşler
  1. Aşağıdakilerden hangisi insan ilişkilerinin açıklanmasında ‘ödül ve zarar’ın önemini vurgulayan modellerden biridir?
  2. a) Klasik Şartlanma Modeli
  3. b) Denge Modeli
  4. c) Üçgen Sevgi Modeli
  5. d) İlişkilerin Gelişmeleri ve Çözülmelerine İlişkin Model
  6. e) Simetri Eğilimi Modeli
  1. Aşağıdakilerden hangisi insanların bilişsel sistemlerinde ortaya çıkan tutarsızlık nedenlerinden biri değildir?
  2. a) Toplumsal yaşamda bireyin üstlendiği çelişkili roller
  3. b) Bireyin bilgi birikimine ve deneyimlerine ters düşen davranışlarda bulunması
  4. c) Tutum benzerliklerinin bireyin davranışlarını monotonlaştırması
  5. d) Sosyal yaşamın dinamik doğasının, bireyin bilişlerini yenilikleri izleme ve katılmaya zorunlu kılması
  6. e) Bireyin dış baskılara bağlı olarak gönüllü olmaksızın çeşitli davranışlar sergilemesi
  1. Gelişim Psikolojisi içerisinde gelişen, bağlılık ve bağımlılığın öğrenme kuralları sonucunda geliştiğini savunan ve kişisel-çevresel etkenlerin belirleyiciliği üzerinde duran görüş aşağıdakilerden hangisidir?
  2. a) Kazanç-zarar modeli
  3. b) Hakkaniyet modeli
  4. c) Bilişsel çelişki modeli
  5. d) İlişki düzeyleri görüşü
  6. e) Toplumsal öğrenme kuramına dayanan görüş
  1. Aşağıda sunulan kişi-model eşleştirmesinden hangisi yanlıştır?
  2. a) Fritz Heider – Denge Modeli
  3. b) Leon Festinger – Bilişsel Çelişki Modeli
  4. c) George C. Homans – Toplumsal Değiş-Tokuş Modeli
  5. d) Irwin Altman – Çoğalan Değiş-Tokuş Modeli
  6. e) John Stacey Adams – Hakkaniyet Teorisi
  1. Aşağıdakilerden hangisi Thibaut ve Kelley tarafından geliştirilen Değiş-Tokuş Modelinin belli başlı kavramları arasında yer alır?
  2. a) Kıyaslama düzeyi
  3. b) Ceza
  4. c) Seçenek
  5. d) Kazanç seviyesi
  6. e) Güvenlik düzeyi
  1. Aşağıdakilerden hangisi Levinger ve Snoek tarafından geliştirilen İlişki Düzeyleri Görüşü Modelinin ilişki düzeyleri arasında yer almaz?
  2. a) Sıfır ilişki
  3. b) Gözlemleme
  4. c) Farketme
  5. d) Yüzeysel ilişkiler
  6. e) Karşılıklı ilişkiler

 

Cevap Anahtarı:

1.D, 2.C, 3.E, 4.B, 5.A, 6.C, 7.E, 8.D, 9.A, 10.B

 

 

 

 

 

 

 

ÜNİTE 9 ÇOCUKLUKTA KİŞİLERARASI İLETİŞİM

GİRİŞ

Çoğu zaman birbirine karıştırılan büyüme (growth) ile gelişme (development) kavramları, oldukça farklı anlamlara gelmektedir.

GELİŞİM: TEMEL İLKE KURALLARI

İnsanın gelişiminde biyolojik yapıdaki dönüşümler önem taşır.

Bu çerçevede gelişimin temel özellikleri şu başlıklar altında sıralanabilir

 Gelişim, dinamik bir olgudur.

 Gelişim, genetik bireyselliğin bir sonucudur.

 Gelişim, giderek artan bir özelleşme sürecidir.

 Gelişimde denge vardır.

 Gelişim, art arda görülen, düzenli bir süreçtir.

İnsan gelişimini, doğum öncesi dönemdeki ve doğum sonrası dönemdeki gelişim olarak evrelere ayırmak mümkündür.

Algılama, gerek iç gerekse dış dünyadan elde edilen bilgilerin yorumlanması, organize edilmesi ve yeniden bulunmasıdır. Bellek, algılanan bilginin bulunup getirilmesi ve depo edilmesidir. Muhakeme, belli bir anlam çıkarma ve sonuca varma amacıyla kullanılabilmesidir.

Çocuklarda bedensel gelişim, dönemseldir. Çocuklarda dört belirgin büyüme döneminden söz edilebilir. Doğum öncesi ve doğumdan sonraki ilk yıl içinde büyüme hızı yüksektir. Yaşamın birinci yılının sonunda büyüme yavaşlar. 12 yaş ve 16 yaş arasındaki hızlı gelişim ise ergenlik fışkırması olarak nitelenir. Bu dönemi, olgunlaşma zirvesine kadar dikleşerek süregelen büyüme evresi izler.

Büyüme dönemlerindeki ortak özellikler

Uyum zorlukları: Yavaş büyüme dönemlerinde uyum kolayca sağlanırken, hızlı büyüme dönemlerinde uyum çabası, duygusal yönden rahatsız edici olabilir.

Enerji düzeyi: Hızlı büyüme dönemlerinde çok enerji sarfettikleri için çocuklar çabuk yorulurlar. Yavaş büyüme döneminde ise çocuğun enerjisini oyunlara ayırması daha kolay olmaktadır.

Beslenme gereksinmeleri: Büyüme gereksinimlerine göre beslenme önem taşır. Gerekli türde gıdalarla beslenemeyen çocuklar yorgun ve huysuz olurlar.

Isı dengesinin sürdürülmesi: Yavaş büyüme dönemlerinde ısı dengesi korunur. Hızlı büyüme dönemlerinde açığa çıkan dengesizlik çocukta iştahsızlık, bitkinlik ve huysuzluk açığa çıkar.

Beceriksizlik: Hızlı büyüme dönemlerinde çocuk beceriksizce davranır, hantallaşabilir veya sık sık tökezler.

İnsanın düşünmesi, bilgi ve çözümlerin nitelik olarak değerlendirilmesini ifade eder. Bilginin kısımları arasındaki ilişkiselliklerin tanınabilmesi ise ‘kavrama’dır. Çocuk, gelişim evreleri süresince farklı işlemler kazanır ve giderek ergenliğe ulaşır.

İnsanın hareketle ilgili gelişimi ise üç başlık altında ele alınır:

 Baştan ayağa doğru gelişim

 Merkezden dışa doğru gelişim

 Bütünden özel hareket gelişimine geçiş

Örnek

  • Şişman bir çocuk, kendisinden zayıf arkadaşları ile bir aradayken uyumsuzluk sorunları yaşayabilir. Bu durum çocukta, kişisel yetersizlik duygusunun açığa çıkmasına neden olacaktır.

Heyecan, çocukların toplumsal uyumlarını etkiler. Heyecanlar,

 Çocukların yaşama bakış açılarını düzenler.

 Sosyal etkileşimi sağlar.

 Bir iletişim biçimi şeklinde görev yapar.

 Zihinsel faaliyetler heyecanları etkin şekilde uyarır.

 Motor becerileri ve yetenekleri bozabilir.

 Bedeni harekete hazırlar.

 Çocukların günlük deneyimlerini olumlu biçimde etkiler.

Birey, sosyal davranışı toplumun diğer bireyleriyle etkileşim hâlinde öğrenir.

 Bireyin ne öğreneceğini, içinde yaşadığı toplumun kültürü belirler.

 Bireyin öğrenimi, bir sosyal organizasyona etkin bir biçimde katılmasıyla tamamlanır.

İnsanın tüm yaşamında bahsi geçen bütün gelişim süreçlerinin önemi büyüktür.

Gelişimi anlayabilmek ve yorumlayabilmek için bu kuralların dikkate alınması gerekir

 Gelişim, hem kalıtımdan hem de çevreden etkilenir.

 Gelişim, organizmanın çeşitli kısımları için farklı oran ve hızlarda gerçekleşir.

 Hızlı değişikliklerin olduğu gelişim dönemlerinde çevredeki değişikliklerin etkisi büyük olur, değişiklikler yavaşladıkça çevredeki değişikliklerin etkisi de azalır.

 Gelişim, düzenli bir sırayı izler.

 Gelişim, dönemler halinde betimlenebilir.

 Gelişimde kural, ödünleme (telafi) değil, ilişkidir.

 Gelişim, genellikle başladığı hızda devam eder.

 Gelişimde bireyler arasında büyük ölçüde farklılıklar vardır.

Gelişim, tesadüfi değildir, belirli bir sıra izler.

İLİŞKİLER ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER Genellikle bebeğin anne ile olan bağlılık ilişkisi, niteliksel olarak diğer ilişkilerden farklı özellikler gösterir.

Çocuklar, değişik kişilerle ilişkilerinde tercih sıralamaları yapar ve bu sıralamalar büyük ölçüde kalıcıdır. Anne ve yaşıtlarla olan ilişkiler elbette doğası itibariyle farklıdır ancak, zaman içinde çeşitli ortamlarda farklılık gösterir. Yaşıtlar arasında gerçek anlamda bir etkileşim vardır. Çocukların büyüklerle ve yaşıtları ile ilişkileri arasında benzerlikler ve farklılıklar bulunur. Güvenli ilişkiye sahip olan çocuk, sonraki ilişkilerinde daha güvenli olabilir.

BEBEKLİK ÇAĞINDA İNSAN İLİŞKİLERİ

Ailelere yeni bireylerin katılması ile birlikte iletişim ve etkileşim süreçleri değişime uğrar. Bebeğin ebeveynleri ya da çevresindekilerle iletişim tarzı, genellikle deneyimlenerek çözümlenebilmektedir.

Anne-Bebek İlişkisi

Bebeklerin davranışı ve tepkileri, içinde bulundukları duruma bağlı olarak değişir. Durum, uyku, uyuşukluk, uyanıklık gibi genel uyarılmışlık düzeylerini belirtir. Bebeklerin durumu dikkate alındığında Tablo 9.2.’deki durum sınıflaması yapılır.

Öğrenme kuramlarına göre bebek, annesini genellikle açlığının ve çeşitli rahatsızlıklarının giderilmesi sırasında gördüğü için rahatlama duygusu ile annesi arasında bir bağlantı kurar. Bu nedenle annesine ilişkin sevgi geliştirir. Öğrenme kuramı, ayrıca, bir kişilik özelliği olarak bağlılık kavramına değinir. Bağlılık ilişkisinin benzerliklerinden söz etmek mümkündür:

 Yavru ile annenin birbirlerinden uzaklaşmaması

 Özellikle tehlike anında birbirini araması

 İlişkinin yaşamın çok erken devrelerinde kurulması

 Diğer ilişkilerden niteliksel olarak farklı olması

 Böyle bir ilişkiden yoksun kalmanın olumsuz sonuçlar doğurması

Anneler, bebekleri ile ilişkilerinde kimi zaman farkında olmadan, iletişimi kolaylaştırıcı bazı davranışlarda bulunurlar. Bunlardan birisi abartılı davranışlardır.

Anne-bebek ilişkisinin başka bir özelliği de annenin sözlerini, yüz ifadelerini ve davranışlarını sık sık yinelemesidir. Bu yinelemeler bebeklere hem öğrenme fırsatı sağlar hem de annenin davranışlarını bebek açısından önceden tahmin edebilir bir biçime sokar. Annenin bir başka davranış özelliği de bebeği taklit etmesidir. Anne taklit ederek bebeğin ilgisini çeker ve bazı davranışlarını değiştirir.

Anneler, bebekleri ile ilişki kurmaya yarayan davranışlarını, eğitime gereksinmeden gösterirler.

Heyecanlar ve anlatımları insan davranışının önemli bir parçasıdır. Yaygın bazı heyecanlar, kıskançlık, kızgınlık, sevgi, kaygı, korku ve hazdır. Yeni doğmuş bebeğin heyecansal tepkileri farklılaşmamıştır. Genel heyecanlanma, haz veren ve vermeyen uyarımlara yapılan basit tepkiler şeklindedir. Haz, bir güdünün doyumu sağlandığında ya da bir amaca varıldığında yaşanır. Bebek, fiziksel açıdan rahat olduğunda, annesi tarafından emzirilirken, salıncakta sallanırken haz belirtileri gösterir. Bebek duyduğu hazları, bedensel olarak gevşeyerek ve cıvıldama türünden sesler çıkararak ifade eder (Yavuzer, 1996:72). Hazzın en açık belirtisi gülümsemedir. Doğumdan sonraki haftalarda bebeğin duygusal yaşamında belirgin farklılıklar açığa çıkar. Bebek çevresini gözlemlemeye başlar. Çocuk, büyüdükçe tepkileri de farklılaşır. Küçük bebekler bir uyarandan haz duymadıklarında çığlık ve ağlama tepkisi gösterirler. Daha sonraki gelişim evrelerinde ise çocuklar kimi zaman kaçma, saklanma, direnç gösterme kimi zaman da sözlü anlatım şeklinde tepkilerini ifade ederler. Böylece kendilerini, duygu ve düşüncelerini karşı tarafa iletmeleri kolaylaşır.

Öfke de özellikle çocukluk döneminde birçok uyarana bağlı olarak ortaya çıkar. 1-3 yaş aralığındaki çocuklarda öfkeyi oluşturan etkenler şu başlıklar altında toplanabilir:

 Çocuğun oturakta oturmaya zorlanması

 Oynamakta olduğu oyuncağın elinden alınması

 Yüzünün yıkanması

 Odada yalnız bırakılması

 Uğraştığı işte başarılı olamaması

 Diğer çocuklarla oyununda başarısız olması

 Giydirilmesi

 Giysilerinin çıkarılması

 Yıkanması

 Burnunun silinmesi

Çocuk öfke tepkisini bir savunma aracı gibi kullanır. Öfkelendiği an dikkat çekeceğini ve istediğinin yapılacağını bilir. Sık sık öfkelendiği kişiye karşı düşmanlık beslemeye başlar.

İlk Bağlılığın Kurulması

Bebekler altı ay dolaylarında annelerini tanımaya, ona yönelip takip etmeye ve dokunmaya başlarlar. Anne çocuk ilişkisinde en önemli etmenlerden biri fiziksel temastır. Yakın temas hem annenin hem de bebeğin davranışlarını etkiler. Bu tür ilişkiler karşılıklı bağlılık süreçlerini beraberinde getirmektedir. Yapılan araştırmaların çoğunda yabancı oda (strange room) durumu kullanılmıştır.

Bebeklerin yabancı oda durumundaki davranışları gözlemlenerek temelde üç bağlılık ilişkisi türü saptanmıştır

Güvenli bağlılık (secure attachment): Güvenli bağlılık gösteren bebekler, anneleri odada iken, ondan uzaklaşıp oyuncaklarla ilgilenmiş, oyuncakları ve oyunları ile ilgili duygularını anneleri ile paylaşmış ve tanımadıkları araştırmacıya yaklaşıp onunla ilişki kurmuşlardır.

Gerilimli kaçınıcı bağlılık (anxious-avoidant attachment): Gerilimli kaçınıcı bağlılık gösteren bebekler, anneleri odada iken oyuncaklar ve tanımadıkları yabancı ile ilgilenmiş, annelerinden bağımsız bir biçimde araştırmalarını sürdürmüşlerdir.

Gerilimli karşı koyucu bağlılık (anxious-resistant attachment): Geri-limli-karşı koyucu bağlılık gösteren bebekler yabancı oda durumunda korkuya kapılmışlardır.

Benzer biçimde annelerin çocuklarına karşı çok sert, ilgisiz ve yeterli davranış göstermelerine göre çocukları ile ilişkileri farklılaşmaktadır. Sert anneler, çocuklarının davranışlarına aşırı derecede karışmakta ve onları gereğinden fazla kontrol etmektedirler. İlgisiz anne-ler insan ilişkilerinden doyum sağlamanın olanaksızlığına inanır ve depresif kişilik özellikleri gösterirler. İlgisiz annelerin çocukları edilgendir. Yeterli bir annenin, ilgi göreceğine inanan çocuğu, öğretmenin de kendi olumlu çabalarını ödüllendireceğini düşünerek akıllıca sorular sorup, yanıtlar vererek öğretmenin ve arkadaşlarının beğenisini kazanıp, kendisine sınıf içinde saygın bir konum edinebilir

Bebeklerin Erişkinlerle İlişkisi

Bebekler doğumlarının ardından geçen kısa süre içerisinde erişkinlerle ilişki kurmaya yardımcı olabilecek özelliklere sahip olurlar. bebek, özellikle insan yüzünden hoşlanma içgüdüsüyle doğmaz, insan yüzü tercih ettikleri şekiller arasında yer alır.

Bebeklerin işitme duyuları da, normal insan sesini algılayabilecek düzeyde gelişmiştir. Bebekler, doğumlarından hemen sonra kafalarını duydukları ses yönüne çevirebilir ve işitme-duyma duyuları arasında koordinasyon sağlayabilirler. Bebeklerin anne-bebek ilişkisini kolaylaştırıcı diğer önemli bir özellikleri de gün içinde düzenli aralıklarla uyumaları, acıkmaları, hareketlilik ve durgunluk göstermeleridir. Bu özellikleri, annelerin bebeklerinin gereksinmelerini ve davranışlarını önceden tahmin ederek, kendilerini ona göre ayarlayabilmeleri açısından büyük kolaylık sağlar.

Yaşıtlarla İlk İlişkiler

Yaşıtlara dönük tepki, anne ve babalara olandan biraz daha geç başlar. Küçük bebekler yaşıtlarının ağlamalarına olumsuz tepki gösterir. Bir yaşından küçük çocuklar yaşıtlarının konuşmalarının yarısından çoğunu anlayabilir.

Bir yaşından sonra, bebeklerin yaşıtlarına karşı davranışları, anneleri ile olan ilişkilerine benzemeye başlar. Bu ilişkilerde birbirini tamamlayıcılık (complementarity) ve karşılıklılık (reciprocity) görülür. Çünkü çocukların anlaşabilmelerini sağlayan ortak bir dilleri vardır. Dil gelişmesinin de etkisi ile üç yaşından sonra çocuklar, arkadaşlarının davranışları, zevkleri, hatta aileleri ile ilgili konuşurlar. 3-5 yaş aralığında yakın arkadaş ve oyun arkadaşı ayırımı da yapılır.

Yaşıtlar ve özellikle büyük kardeşler taklit edilebilecek model rolü oynayarak bebeğin bazı davranışları öğrenmelerini sağlarlar

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA İNSAN İLİŞKİLERİ

Çocukluk devresi, anne ve baba ile ilişkilerin, çocuğun kişilik gelişimi ve okul başarısı üzerinde önemli olduğu, arkadaşlık ilişkilerinin ise okul yaşamı ve gelecekteki uyumunu etkilediği bir devredir.

Anne-Baba-Çocuk İlişkileri

Anne ile çocuk arasındaki ilişkinin duygusal açıdan olumlu olması, çocuğun zihinsel gelişimini ve davranışlarını olumlu yönde etkiler. Annesi ile olumlu ilişkileri bulunan çocukların kendilerine güvenleri yüksektir ve zor işleri çözmekte daha girişkendirler.

edebileceğini gözlemlerler.

Davranışlar üzerinde durum, koşul veya şahısların etkileri göz ardı edilerek, davranış kaynağı olarak çocukların görülmesi ve durumun kalıcı kişilik özellikleri ile açıklanması:

Anne ve babaların, kendilerini ve yaptıklarını sürekli olumlu görme arzuları: Ebeveynler, “Kimsenin çocuğu benimki kadar huysuz olamaz.” ifadesini, durumu kendi başarısızlıkları olarak görmeye yeğlerler. Kötü ve başarısız bir ebeveyn olmayı hiçbir anne baba kolayca kabullenemez.

İnsanların kendi düşüncelerini destekleyecek durumları araması veya anımsama eğilimi göstermesi; varsayımlarını çürütecek durumları ise anımsamamaları:

Anne ve babanın çocuğunun kişiliğine ilişkin inançlarının -doğru veya yanlış- ona dönük beklentilerini, davranışlarını ve eğitim yöntemlerini etkilemesi:

Anne ve babaların çocuklarına davranışlarında, çocuklarının kişilikleri ile ilgili görüşleri kadar, gelişim, aşama ve zamanlamaları ve çocukların nasıl öğrendiklerine ilişkin inançlarının da etkili olması: Çocuğunun

Anne ve babaların, yaş, çevre faktörleri ile belli deneyimlerin çocukların

davranışları üzerindeki etkilerine önem vermesi:

Anne ve babaların algılarının gelişmişlik düzeyinin, çocuklarına karşı davranışlarını etkilemesi:

Anne ve babaların kendilerini eğitici veya terbiyeci olarak algılamalarının, çocuklarıyla ilişkilerini ve çocuğun zihinsel gelişimini etkilemesi:

Anne, baba ve aile içindeki diğer bireylerin çocukla olan etkileşimi, çocuğun aile içindeki yerini belirler. Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir.

Yaşıtlar, kişinin kendi yaş ve konumundaki kişilerdir. Yaşıt grubu, etkileşen, ortak amaç ve değerleri paylaşan ve davranışları, üzerinde anlaşmaya varılmış kurallarla yönetilen, göreli olarak kararlı ya da kalıcı bireyler grubudur.

Okul Çağı ve Akranlarla İlişkiler

Kendisini toplumdan soyutlayan ve arkadaş edinmekten çekinen birey ise psikolojik ve fiziksel sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır. Arkadaşlık, öncelikli olarak ait olma ve sahiplenme duygularının gelişimini sağlar. Arkadaşlığın gelişmesi için sadakat önemli görülmezken; sadakatsizlik, arkadaşlığın sona ermesi için en önemli nedenlerden biridir

Empati, bir başkasının psikolojik durumunu gerçekte onu hissettiğini hissetmeden anlama yeteneğidir.

Çocuklar arası çatışmalar temelde değerli kaynaklar, başkalarının davranışını kontrol etme, kurallar, olay ve gerçekler konularında ortaya çıkar. Çocuklar çatışmalarını çoğunlukla büyüklere ve saldırganlığa başvurmadan çözerler.

Bu nedenle çocukların değişik ilişkilerini,

Güvenilir birlik (reliable alliance)

Duygusal yakınlık (intimacy)

Şefkat (affection)

Göreceli güç (relative power)

Kişiyi yüceltme (enchancement of worth)

Çatışma (conflict)

İlişkiden alınan doyum (satisfaction)

Dostluk-arkadaşlık (companionship)

İlişkinin önemi (importance)

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Aşağıdakilerden hangisi insan gelişiminin temel özellikleri arasında yer almaz?
  2. a) Gelişim, dinamik bir olgudur.
  3. b) Gelişim, kişiden kişiye farklılaşan aşamalarda gerçekleşir.
  4. c) Gelişim, art arda görülen, düzenli bir süreçtir.
  5. d) Gelişimde denge vardır.
  6. e) Gelişim, genetik bireyselliğin bir sonucudur.
  7. İnsanların 12 yaş ve 16 yaş arasındaki hızlı gelişimi nasıl adlandırılır?
  8. a) Hızlı büyüme
  9. b) Büyüme dengesizliği
  10. c) Ergenlik fışkırması
  11. d) Büyüme hızı
  12. e) Zirve büyüme
  13. Aşağıdakilerden hangisi çocukların büyüme dönemlerindeki ortak özelliklerinden biridir?
  14. a) Tek tip beslenme
  15. b) Isı dengesizliği
  16. c) Uyumlu davranışlar
  17. d) Enerji gereksinimi
  18. e) Beceriksizlik
  19. İnsanın bilişsel süreçlerinin doğru sıralanmış biçimi aşağıdakilerden hangisidir?
  20. a) kavramamuhakemedüşünmealgılamaBellek
  21. b) kavramabellekdüşünmemuhakemeAlgılama
  22. c) muhakemekavramaalgılamadüşünmeBellek
  23. d) kavramadüşünmemuhakemebellekAlgılama
  24. e) kavramamuhakemealgılamadüşünmeBellek
  25. Aşağıdaki seçeneklerden hangisi anne-baba-çocuk ilişkisini doğru ifade etmektedir?
  26. a) Aile, çocuğun ilk sosyal deneyimlerini edindiği yerdir.
  27. b) Kardeşler arası ilişkilerde yaş farkı etkili bir faktör değildir.
  28. c) Büyük çocuklar küçüklerine göre daha sık büyüklerini taklit ederler.
  29. d) Çocuk deneyimlerini arkadaşlarından kazanır.
  30. e) Çocuğun aile içindeki yerini kardeşleri belirler.
  31. Aşağıdakilerden hangisi insanın hareketle ilgili gelişimini ifade etmektedir?
  32. a) Ayaktan başa doğru gelişim
  33. b) Merkezden dışa doğru gelişim
  34. c) Bütünden özele doğru gelişim
  35. d) Dıştan merkeze doğru gelişim
  36. e) Dıştan içe doğru gelişim
  37. Aşağıdakilerden hangisi heyecanların insan yaşamındaki rolüne ilişkin bir ifade değildir?
  38. a) Çocukların yaşama bakış açılarını düzenler.
  39. b) Sosyal etkileşimi sağlar.
  40. c) Motor becerileri ve yetenekleri bozabilir.
  41. d) Bedeni harekete hazırlar.
  42. e) Günlük deneyimleri olumsuz yönde etkiler.
  43. Aşağıdakilerden hangisi gelişimin kurallarından biridir?
  44. a) Gelişim, hem kalıtımdan hem de çevreden etkilenir.
  45. b) Gelişim, her birey için farklı dönemler içerir.
  46. c) Gelişim, giderek zayıflar.
  47. d) Gelişim, organizmanın tamamı için aynı oran ve hızdadır.
  48. e) Gelişim, düzensiz ve devamsızdır.
  49. Aşağıdakilerden hangisi 1-3 yaş aralığındaki çocuklarda öfkeyi oluşturan etkenler arasında yer almaz?
  50. a) Yüzünün yıkanması
  51. b) Giydirilmesi
  52. c) Ayakta durmaya zorlanması
  53. d) Burnunun silinmesi
  54. e) Odada yalnız bırakılması
  55. “………… anneler, çocuklarının davranışlarına aşırı derecede karışmakta ve onları gereğinden fazla kontrol etmektedirler” ifadesinde tanımlanan anne tipi hangisidir?
  56. a) Yeterli anne
  57. b) Ilımlı anne
  58. c) İlgisiz anne
  59. d) Sert anne
  60. e) Kararsız anne

Cevap Anahtarı:

1.B, 2.C, 3.E, 4.D, 5.A, 6.B, 7.E, 8.A, 9.C, 10.D

 

 

 

 

ÜNİTE 10 ERGENLİK DÖNEMİNDE KİŞİLERARASI İLETİŞİM

GİRİŞ

Bu bölümün amacı, çağdaş toplumlarda ergen gelişiminin toplumsal süreçler bağlamında kapsamlı bir bakış açısıyla ele alınması planlanmaktadır. Ergenlerin toplum içerisinde yaşantı ve hayata bakış açılarıyla farklılaşmaları, iletişim süreçlerini sorgulamayı zorunlu kılar. Bir geçişler dönemi olarak ergenliğin incelenmesi, bu geçişlerin neden olduğu tüm değişimlerin ele alınmasını gerektirir.

ERGEN GELİŞİMİ

Ergenlik (adolescense) kavramı, (i) yetişkin olmayla ilintili görünen duygular ve davranışlar için, (ii) yaşam çevriminde büluğ çağıyla ilişkilendirilen fiziksel değişikliklerin çevrede fark edilmesinden önceki evre için ya da (iii) çocukluk statüsünden yetişkinlik statüsüne geçiş için kullanılır (Marshall, 1999:205).

Bu dönemde birey,

 Daha üst düzey düşünebilir hâle gelir.

 Kendi kararlarını alabilir.

 Çocuk sahibi olabilecek yetkinlik kazanır.

 Kendisinin daha fazla farkına varır.

 Geleceğin kendisinden ne beklediğiyle daha fazla ilgilenmeye başlar.

 Bağımsız hareket edebilir.

 İş yaşamına atılır.

 Evlilik kararı alır.

Ergenlikteki gelişimi sırasında birey, olgunlaşmamışlıktan olgunluğa doğru kısa ve uzun süreli, yumuşak ve sert geçişler yaşar.

Erken, Orta ve İleri Ergenlik

Ergenliğin başlangıcından, fizyolojik ve psikolojik erişkinliğe ulaşıncaya değin geçen dönemde birey, çocukluğun bağımlılığından ve hamlığından kurtularak olgunluğa ve bağımsızlığa yönelir (Budak, 2000:269). Ergenlik, sosyal bilimciler tarafından (aktaran Özbay ve Öztürk, 1995:19-23) şöyle sınıflandırılır:

Erken ergenlik: (10-13 yaş arası dönem) Kendi cinsinden özel bir kişiye, yakın bir arkadaş veya sırdaşa duyulan ilgi belirginleşir.

Orta ergenlik: (14-17 yaş arası dönem) Yakınlık ve güvenlik gereksinimleriyle bağdaşmayan duygu reddedilir.

İleri ergenlik: (18-22 yaş arası dönem) Diğerlerinin yaşama dair görüşleri ve ilişkilerdeki sorunların ele alınışına tanışıklık artar.

Ergenlik Asiliği (Adolescent Rebellion): Ergenlerin bir bölümünde görülen ve aileyle çatışma, erişkin toplumuna yabancılaşma ve erişkin değerlerine düşmanlık gibi davranışları içerebilen bir tür duygusal çalkantı.

Ergenlik Benmerkezciliği (Adolescent Egocentrism): Bazı ergenlerin, sosyal ortamlarda ilginin odağı olduklarına, sorunlarının başka hiç kimsede bulunmayan benzersiz sorunlar olduğuna inanmalarına, olağandışı ölçüde ikiyüzlü olmalarına ve aptal numarası yapmalarına yol açan düşünme tarzları.

Ergenlik Gelişim Parlaması (Adolescent Growth Spurt): Cinsel olgunluktan hemen önce boyda ve kiloda görülen ani artış.

Ergenlik Krizi (Adolescent Crisis): Ergenlerin, egonun eski duygusal bağlardan kurtulup yeni ilişkiler kurarak ve vücuttaki değişimlere uyum sağlayarak bağımsızlık kazanma itkisine eşlik eden duygusal dalgalanmaları.

Ergenlikte Sınırlılık (Adolescent-Limited): Yaşam boyu suç görüşünde, antisosyal davranışların yaygınlığının ve sıklığının, ergenlik döneminde doruk noktasına çıkması ve daha sonra azalması.

Ergenlik Törenleri (Puberty Rites): Toplumda erişkin statüsü kazandırmaya yönelik kültürel törenler. Bu törenler, sembolik ya da fiziksel olabilir.

Ergenliğin Temel Değişimleri

İnsan yaşamında ergenlik dönemi denildiğinde akla üç önemli gelişim özelliği gelir:

Biyolojik geçiş: Erinliğin başlaması

Bilişsel geçiş: Daha ileri düşünme yeteneklerinin ortaya çıkışı

Toplumsal geçiş: Toplumda yeni rollere geçiş

Bu temel değişimler her birey için geçerlidir.

Erinlik özellikleri yaşam boyunca bir daha görülmez. Bu özellikler şunlardır (Temel ve Aksoy, 2001:2-3):

 Erinlik, çakışan bir dönemdir.

 Erinlik, kısa bir dönemdir.

 Erinlik, çabuk değişme dönemidir.

 Erinlik, bir olumsuzluk evresidir.

 Erinlik yaşı değişiktir.

‘Bilişsel’ kavramı, insanların şeyler hakkında nasıl düşündüklerinin temelini oluşturan süreçleri ifade eder.

Kişilik, bireyin sosyal ve psikolojik tepkilerinin tümünü ifade eder. Kimlik, “birinin belirli bir kimse olmasını sağlayan şartların bütünü” olarak tanımlanır.

Ergenlik Döneminde Benlik, Kimlik ve Kişiliğin Gelişimi

Bireyin düzenli ve mutlu bir yaşam sürebilmesi, sağlıklı bir kişilik gelişimi ile mümkündür.

Ergen, Ben kimim?, Hangi hareket doğru? ve Nasıl davranmalıyım? gibi sorulara cevap arayışındadır.

Erikson, kimlik krizi kavramını bu etkin kendini tanımlama sürecini anlatmak için kullanır.

Erikson, kimlik oluşumu konusunda dört kimlik durumu ileri sürer (Atkinson vd., 2010:110):

Kimlik Kazanma: Bu durumda olanlar, bir kimlik krizinden, etkin bir sorgulama ve kendini tanımlama döneminden geçmişlerdir.

Engellenme: Bu durumda olanlar, mesleki ve ideolojik konumlara bağlanırlar, ancak bir kimlik krizinden geçtiklerini gösteren hiçbir belirti sergilemezler.

Geciktirme: Bunlar, kimlik krizinin ortalarında bulunan genç insanlardır.

Kimlik Dağılması: Bu sınıflamada yer alanlar, geçmişte kimlik krizi yaşamış ya da yaşamamış olabilirler.

Genetik ve biyolojik etkenler: Beden yapısı, fiziksel görünüş, yüzün yapısı, boy ve ağırlık büyük oranda genetik olarak belirlenir.

Bireyin içinde yaşadığı kültürel etkenler: Her toplumun kültürü birbirinden farklıdır. Bireysel davranışların önemli bir kısmını çevresel faktörler ve egemen kültür belirler.

Bireyin içinde bulunduğu sosyal sosyal sınıfa bağlı etkenler: Ergenin mensubu olduğu sosyal sınıf, tutum ve değerlerini etkiler. Sosyal sınıf, mesleki, eğitimsel ve ekonomik düzeyde oluşabilir.

İçinde yaşanılan psikolojik ortama bağlı etkenler: Psikolojik temelli belirli istek ve ihtiyaçlar, dışavurumu açısından ergenden ergene değişir.

  1. Büyüme, gelişme ve kuvvetlenme isteği
  2. İlerleme, olgunlaşma ve değişme isteği
  3. Bireysel bağımsızlık elde etme isteği
  4. Başarma ve güven kazanma isteği
  5. Beğenilme ve takdir edilme isteği
  6. Olumlu sosyal ilişkiler kurma isteği
  7. Mutlu olma isteği

 

Ergenlik Döneminde Bilişsel Gelişim

Ergenlikte fiziksel ve duygusal değişikliklerin yanı sıra bilişsel gelişim de yaşanır. Ergenin bilişsel gelişimini açıklama çabası nedeniyle Jean Piaget ve çalışmaları önemlidir.

Duyu-hareket evresi: Bu dönem, doğumdan 2 yaşa kadarki süreyi kapsar. Bebekler, dil gelişimi öncesinde çevreleriyle etkili iletişim kurarlar.

İşlem öncesi evre: 2 yaşına doğru çocuklar dil sembollerini belirli bir ustalıkla kullanmaya başlarlar.

Somut işlem evresi: 6 yaş dolayında somut işlemlerin bilişsel evresi başlar. Bu evrede ilk zihinsel işlemler ortaya çıkar.

Soyut işlem evresi: Soyut düşünen kişi sadece şimdi ve burada hakkında düşünmekle kalmayıp, şimdi ve buradanın olası çeşitlemelerini de düşünebilir.

Soyut işlemler döneminde ergen, yeni birçok kavramsal beceri kazanır. Bu beceriler (Temel ve Aksoy, 2001:55-56):

  1. Ergen, bu dönemde iki ayrı kategorideki değişken hakkında aynı anda fikir yürütebilir. Örneğin, bir gezi planlarken hız, uzaklık ve zamanı aynı anda düşünebilir.
  2. Ergen, gelecekteki değişiklikler hakkında düşünme becerisi kazanır. Örneğin, ailesindeki ilişkilerin on yıl sonra farklı olabileceğini düşünür.
  3. Olayların mantıki sıraları hakkında hipotezler kurabilir. Örneğin, kendisine açık olan okul ve mesleki seçimlere bağlı olarak hangi dersleri aldığında kendisine daha yararlı olacağını bilir.
  4. Davranışların sonuçlarını merakla bekler. Örneğin, okuldan atıldığında belirli meslek alanlarının kendisine kapandığını bilir.
  5. Bir grup olay ya da durumda mantıki olarak tutarlı olan ya da tutarlı olmayan fikirleri araştırabilir. Fikirleri destekleyen ya da çürüten kanıtları bularak gerçek durumu test eder.
  6. Ergen, kendisi, diğer bireyler ve dünya hakkında bağıntılı düşünceler geliştirebilir. Kendi davranışları kadar başkalarının davranışlarını açıklarken birçok değişkeni bağlantılı olarak düşünebilir.

Sonuç olarak soyut işlemler dönemindeki ergenin düşüncesi, somut işlemler dönemindeki çocuk düşüncesinden farklılık gösterir

  1. Ergen, gerçek olanla düşüncelerini sınırlamak yerine neyin olası olduğunu çocuklardan daha iyi bilebilir.
  2. Ergen, soyut kavramları daha iyi düşünebilir.
  3. Ergenlikte birey, düşünce sürecinin kendisi hakkında daha çok düşünmeye başlar.
  4. Ergenin düşüncesi tek bir konuyla sınırlanmak yerine çok yönlü olmaya başlar.
  5. Ergen, çocuklara oranla şeyleri mutlak yerine daha göreli görebilir.
  6. Ergen, görünen olayları, aralarında zihinden birleştirme yoluyla çoğaltır.
  7. Ergenin düşüncesi daha az saplantılı yani daha esnektir.

ERGENLİK ÜZERİNE KURAMSAL YAKLAŞIMLAR İnsan yaşamının ergenlik dönemini açıklama çabası içerisinde olan yaklaşım tarzlarından bahsetmek, ergenliğin farklı yönlerden algılanışını anlamlandırmak açısından önemlidir.

Kuramlar şu başlıklar altında sıralanabilir

 Biyolojik Kuramlar

 Organizmik Kuramlar

 Öğrenme Kuramları

 Sosyolojik Kuramlar

 Tarihsel ve Antropolojik Yaklaşımlar

Alanda isminden söz ettiren en önemli biyososyal kuramcı G. Stanley Hall’dır. Hall, geliştirmiş olduğu Özünü Yineleme Kuramı’nda bireyin gelişiminin insan türlerinin gelişimine paralel olduğunu ileri sürer.

Organizmik kuramcılar da biyososyal kuramcılar gibi ergenliğin biyolojik değişimlerinin önemine dikkat çekerler. Aynı zamanda biyolojik zorunlulukların yanı sıra bağlamsal güçleri de incelerler. Organizmik kuramcılar arasında Sigmund Freud, Erik Erikson ve Jean Piaget, bireyin büyüme ve gelişiminin farklı yönlerini vurgulamaları açısından öne çıkan isimlerdir.

Sigmund Freud’un Psikoanalitik Kuramı’nda ergenlik bir çalkantı dönemi olarak görülür. Erinliğin hormonal değişimleri, daha önceki psikoseksüel evre olan ‘örtülü evre’de kazanılmış olan psişik dengeyi bozmaktadır.

Erik Erikson’un Psikososyal Kuramı, büyümenin her döneminin özelliği olan psikososyal bunalımları vurgular. Erikson da biyolojik gelişmelerin bireyi bir gelişim döneminden diğerine götürdüğünü ileri sürer.

Psikososyal Gelişme Evreleri EVRELER PSİKOSOSYAL KRİZLER İSTENEN

  1. Yaşamın ilk yılı Güvensizliğe karşı güven Güven ve iyimserlik
  2. İkinci yıl Kuşkuya karşı özerklik Özdenetim ve yeterlilik duygusu
  3. Üçüncü yıldan beşinci yıla kadar Suçluluğa karşı inisiyatif Amaç ve yönelim; bir etkinliği başlatma yeteneği
  4. Altıncı yıldan ergenliğe Değersizliğe karşı alışkanlık Entelektüel, sosyal ve fiziksel becerilerde yetkinlik
  5. Erişkinlik Karmaşaya karşı kimlik Benzersiz bir kişi olarak bütünleşmiş bir benlik imgesi 6. Erken Yetişkinlik Soyutlanmaya karşı candanlık Yakın ve kalıcı ilişkiler kurma, mesleki ilgiler geliştirme
  6. Yetişkinlik İçe çekilmeye karşı dışa açılma Aile, toplum ve gelecek kuşaklarla ilgili kaygılar
  7. Yaşlılık yılları Umutsuzluğa karşı bütünlük Kendi yaşamından kıvanç ve tatmin duyma; ölümle yüz yüze gelme istekliliği

Jean Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı, biyolojik ve bağlamsal güçler arasındaki etkileşimi vurgular. Piaget, özellikle zekâ gelişimi üzerinde yoğunlaşır; zeka, çocukluk ve ergenlik arasında birbirinden farklı dört evrede gelişir: Duyu-hareket evresi, sezgi evresi, somut işlemler evresi ve soyut işlemler evresi. Piaget’e göre, soyut düşünce derece derece gelişir (Gallatin, 1995).

İlki, gençlerin marjinal olmalarıyla ilgili olarak yetişkinler ve ergen kuşaklar arasında var olan güç farklılıklarıdır. Bu çerçevede Kurt Lewin ve Edgar

Ergenliğin sosyolojik kuramlarının diğer temas noktası, kuşaklararası çatışma, yani kuşaklararası farklılıkla ilgilidir. Karl Mannheim ve James Coleman gibi kuramcılar ergenler ve yetişkinlerin farklı koşullar altında büyüdüğünü ve bu nedenle farklı tutum, değer ve inanç düzeyleri geliştirdiklerini vurgular. Sonuç olarak ergen ve yetişkin kuşakları arasında kaçınılmaz bir gerilim olur.

Ergenliği çalışan tarihçi ve antropologlar, insanların büyüdüğü ortamla ilgilenir. Glau Elder, Joseph Kett ve Thomas Hine tarafından önerilen tarihsel bakış açıları, ergenliğin bir gelişim dönemi olarak bir tarihsel dönemden diğerine farklılaştığını vurgular.

Ergenlik üzerine çalışan ve Ruth Benedict ile Margaret Mead’in önemli araştırmacıları olduğu antropolojik yaklaşımlar, ergenliğin kültürel olarak belirlendiğini varsayar. Benedict, süreksiz ve sürekli toplumlar arasında bir ayrım yapmıştır.

ERGENLİK DÖNEMİNDE KİŞİLERARASI İLKİŞİLER

Ergenlik ile birlikte bireyin kişilerarası ilişkileri de gelişir, artar ve nitelik değiştirir. Birey, artık çocuk değildir. Özellikle yakın çevresi ve yaşıtlarıyla sosyal ilişkilerini düzenler ve yönlendirir.

Ergenlik Döneminde İnsan İlişkileri

Birey ergenlik döneminde, her alanda değişik olasılıkları düşünüp, deneyerek, kendi benliğini bulmaya çalışır. Bazıları benliklerini belli bir süre sonunda bulamayıp, orta yaşlarda bile arayışlarını sürdürür. Bu gibi bireyler, benlik çözülmesi (identity diffusion) durumundadırlar. Erikson, bu bireylerin benliğinin önceden kapatılmış (foreclosure) olduğunu, bilinçli ve olgun bir benlik niteliği taşımadığını öne sürer (Hortaçsu, 1997:91-93).

Ergenlikte Ebeveynlerle İlişkiler

Yüksek öğrenim düzeyine gelen bireylerin anne ve babalarından uzaklaşmayı algılama boyutları şu başlıklar altında sıralanabilir

Kendi kendini yönetme (self-governance)

Duygusal uzaklaşma (emotional detachment)

Maddi bağımsızlık (financial independence)

Ayrı yerde yaşama (seperate residence)

İlişki azaltma (disengagement)

Okula bağlılık (school affilation)

Aile kurma (starting a family)

Mezuniyet (graduation)

Gençler “kendi kendini yönetme” boyutuna çok önem verirlerken, “duygusal uzaklaşma” boyutunu çok daha az önemseme eğilimindedirler.

Akran grubu, kendilerini yaş, etnisite ya da meslek gibi ortak özelliklerle algılayan ve başkalarının gözünde farklı bir toplumsal kolektivite kimliği taşıyan bir bireyler kümesidir (Marshall, 1999:14).

Ergenlikte Arkadaşlık İlişkileri

Ergen için aynı yaşta ve her iki cinsten başkalarıyla yeni ve daha olgun ilişkiler kurmak oldukça önemli ve gelişimsel bir süreci ifade eder.

Ergenlikteki yakın arkadaşlıkların, bireyin gelişimi açısından birçok işlevi vardır:

 Bireyin kendisini akranları ile kıyaslayarak değerlendirmesi ve tanıması

 Bireyin tek başına girişmekten korktuğu ya da zevk alamayacağını düşündüğü bazı deneyimleri birlikte yaşayabileceği dostlarının olması

 Bireyin bazı konuları arkadaşlarıyla tartışarak kendi bilişsel düzeyini yükseltmesi

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Aşağıdakilerden hangisi bireyin ergenlik döneminde sahip olduğu özelliklerden birisi değildir?
  2. a) Kendi kararlarını alabilir.
  3. b) İş yaşamına atılır.
  4. c) Evlilikten kaçınır.
  5. d) Bağımsız hareket edebilir.
  6. e) Daha üst düzey düşünebilir hâle gelir.
  7. Aşağıdakilerden hangisi sosyal bilimcilerin ergenlik sınıflandırması evrelerinden birisidir?
  8. a) Erken ergenlik
  9. b) Geç ergenlik
  10. c) İlk dönem ergenlik
  11. d) İleri dönem ergenlik
  12. e) Son dönem ergenlik
  13. Aşağıdaki kavramlardan hangisi “cinsel olgunluktan hemen önce boyda ve kiloda görülen ani artış” anlamına gelmektedir?
  14. a) Ergenlik asiliği
  15. b) Ergenlik benmerkezciliği
  16. c) Ergenlik krizi
  17. d) Ergenlik gelişim parlaması
  18. e) Ergenlik törenleri
  1. Aşağıdaki ifadelerden hangisi ‘ergenlik asiliği’ kavramını tanımlamaktadır?
  2. a) Ergenleri, sosyal ortamda ilgi odağı olmalarını sağlayıcı davranışlarda bulunmaya iten düşünme tarzı
  3. b) Ergenlerin, eski duygusal bağlardan koparak yeni ilişkiler kurmalarını sağlayan duygusal dalgalanmaları
  4. c) Ergenlerde anti-sosyal davranışların gelişmesine neden olan dürtüler
  5. d) Ergenlikte toplumsal statü kazanmaya dönük davranışların kültürel törenlerle dışa vurumu
  6. e) Ergenlerin bir bölümünde görülen aileyle çatışma, erişkin toplumuna yabancılaşma ve erişkin değerlerine düşmanlık davranışlarını içeren duygusal çalkantı
  7. Aşağıdakilerden hangisinde ergenlik döneminin gelişim özellikleri doğru sunulmuştur?
  8. a) Biyolojik geçiş – Bilişsel geçiş – Toplumsal geçiş
  9. b) Fiziksel geçiş – Sosyal geçiş – Kültürel geçiş
  10. c) Davranışsal geçiş – Mekanik Geçiş – Toplumsal geçiş
  11. d) Olgusal geçiş – Doğrusal Geçiş – Devinimsel Geçiş
  12. e) Psikolojik geçiş – Sosyolojik Geçiş – Ekolojik Geçiş
  13. Aşağıdakilerden hangisi yaşam boyunca bir daha görülmeyen erinlik özelliklerinden biri değildir?
  14. a) Erinlik, çakışan bir dönemdir.
  15. b) Erinlik, uzun bir dönemdir.
  16. c) Erinlik, çabuk değişme dönemidir.
  17. d) Erinlik, bir olumsuzluk evresidir.
  18. e) Erinlik yaşı değişiktir.
  19. Aşağıdakilerden hangisinde kişi-kuram eşleştirmesi doğru verilmiştir?
  20. a) Erik Erikson – Edimsel Koşullanma Kuramı
  21. b) Albert Bandura – Psikososyal Kuramı
  22. c) Jean Piaget – Bilişsel Gelişim Kuramı
  23. d) Kurt Lewin – Psikoanalitik Kuramı
  24. e) Sigmund Freud – Toplumsal Öğrenme Kuramı
  25. Aşağıdakilerden hangisi Erikson’un kimlik oluşumuna ilişkin ileri sürdüğü kimlik durumu değildir?
  26. a) Kimlik kazanma
  27. b) Engellenme
  28. c) Geciktirme
  29. d) Kimlik kaybı
  30. e) Kimlik dağılması
  31. Aşağıdakilerden hangisi yüksek öğrenim düzeyine gelen bireylerin anne ve babalarından uzaklaşmayı algılama boyutları arasında yer almaz?
  32. a) Kendi kendini yönetme
  33. b) Duygusal uzaklaşma
  34. c) Okula bağlılık
  35. d) İlişki azaltma
  36. e) Aynı yerde yaşama
  37. Aşağıdakilerden hangisi bireyin kimliğinin oluşmasında etkili olan değişkenlerden biri değildir?
  38. a) Genetik ve biyolojik etkenler
  39. b) Duygusal ve uzlaşımsal etkenler
  40. c) Bireyin içinde yaşadığı kültürel etkenler
  41. d) Bireyin içinde bulunduğu sosyal sınıfa bağlı etkenler
  42. e) İçinde yaşanılan psikolojik ortama bağlı etkenler

1.C, 2A, 3.D, 4.E, 5.A, 6.B, 7.C, 8.D, 9.E, 10.B

ÜNİTE 11 YETİŞKİNLİK DÖNEMİNDE KİŞİLERARASI İLETİŞİM

GİRİŞ

İletişim, bireyin yaşamının her anında vardır. Ancak, insan yaşamının her dönemi, bireyin gelişim sürecine bağlı olarak farklılaşır ve iletişim süreçleri de bu bağlamda şekillenir.

YETİŞKİNLİK: TANIMI, EVRELERİ VE KURAMLARI

İnsan, yaşadığı toplumsal çevrede varlığını kabul ettirmek, kendisini güvende hissetmek ve yaşamsal düzeni kontrol etmek üzere çeşitli sosyal bağlar geliştirir. Bu istek ve beklentiler insanın yaşamının her dönemine hâkimdir.

Yetişkin ve Yetişkinlik

Yetişkin (adult) kavramı, Latince büyümek (adolescere) fiilinin geçmiş zaman ortacından türemiştir. Bu bağlamda, yetişkin birey büyümüş sayılır. Birey hem psikolojik hem de fiziksel özellikleri anlamında olgunlaşmıştır. Fiziksel ve psikolojik olgunlaşmanın ölçümünde yaşanan sıkıntılar nedeniyle genellikle bireyin yaş düzeyi ön plana çıkar. Ancak, yaş ve yaş sınırlarında da kimi zaman anlaşmaya varılamamaktadır.

Yaşam yapısı, bireyin topluma girme yolları (roller, üyelikler, ilgiler, amaçlar), aynı zamanda bireyin yaşadığı kişisel anlamlar, düşlemler, değerler olarak tanımlanır.

tanımlanır. Yetişkinlik anlayışı bile toplumdan topluma ve toplumların kendi içlerinde farklı anlamlara gelebilir.

Yetişkinlik çoğu zaman yaşlılık ve biyolojik ya da toplumsal değişimle bir arada düşünülür. Biyolojik yaşlanma, insan organizmasının yapı ve işleyişinin zaman içindeki değişimine; toplumsal yaşlanma, bireyin zaman içinde rolleri üstlenmesi ve terk etmesindeki değişimlere dayanır. Birey, doğduğu andan ölünceye değin gelişimsel evrelerin yanı sıra toplumsal olarak düzenlenmiş evrelerden geçer. Toplumsal olarak belirlenen gayri resmî düzenlemelerde etkinlikler için birey, ‘çok genç’, ‘çok yaşlı’ ya da ‘tam yaşında’ olabilir.

Yetişkinliğin Evreleri

Kuramcılar, yetişkin gelişiminin birbirini izleyen evrelerden oluştuğunu ileri sürerler. Daniel J. Levinson ve Yale araştırmacıları 1970’li yıllarda yetişkinlikteki gelişim evrelerini belirlemeye çalışmışlardır. Erkek yetişkinin gelişiminde altı evre belirleyen Lvinson ve arkadaşları, yetişkinliğin temel görevinin yaşam boyu süren bir yapı yaratmak olduğunu ileri sürerler. Levinson’un gelişim kuramı, Erikson’un Psikososyal Kuramı’na dayanır. Levinson’un gelişim kuramının varsayımları,

 Kuram, ilk ve orta yetişkinlikte ortaya çıkan çeşitli evreleri ve geçişleri saptar.

 Kuramın temel kavramı, yaşam yapısıdır.

 Yaşam akışı, huzurlu ya da kargaşalı olabilen geçişlerle kesintiye uğrayan görece kararlı dönemlerden oluşur.

 Geçişler, bireyin yaşamını yeniden değerlendirmesine ve yeni bir yaşam yapısına yeniden bağlanmasına ilişkin bunalımı içerir.

 Yerleşik evrelerle geçiş evreleri birbirini düzenli bir sıra içinde izler.

 Yerleşik evrelerde birey, amaçlarını az çok sakin bir biçimde izler.

 Geçiş evrelerinde bireyin yaşam yapısında büyük değişimler olur.

Levinson’un yaptığı araştırmalara bağlı olarak erkek yetişkinin gelişim dönemlerine ilişkin değerlendirmeleri

Yetişkinlik Kuramları

İnsanın gelişim sürecini bütüncül olarak açıklamak her zaman tercih edilen bir durumdur.

Bu kuramlar sırasıyla,

 İnsan Yaşamının Akışı Kuramı

 Yaşam Evreleri Anlayışı

 İnsanın Sekiz Çağı

 Yaşam Yapısı Kuramı

 Dönüşüm Kuramı

İnsan Yaşamının Akışı Kuramı

Charlotte Bühler ve öğrencileri, yaşam akışını (life course) Viyana’da topladıkları yaşam öyküsü ve özyaşam öyküsü verilerinden hareketle ele almışlardır. İnsanın yaşam döngüsünde ortaya çıkan olay, tutum ve başarılardaki değişimlere dayanan evrelerin düzenli akışını ortaya koyan bir yöntem bilim geliştirmişlerdir.

Kuhlen’e göre insanın yaşam döngüsü bir genişleme ve daralma eğrisi olarak nitelenebilir.

psikososyal süreçler arasındaki koşutluğu vurgular. Çoğu zaman biyolojik eğri psikososyal eğriden daha ilerdedir.

Kuhlen bu büyüme, yükselme ve daralma kuramını değiştirmiştir. Kuhlen’e göre büyüme-genişleme güdüleri (başarı, güç, yaratıcılık ve kendini gerçekleştirme) bireyin davranışına yaşamının ilk yarısında egemendir.

Yaşam Evreleri Anlayışı

Jung’un, yaşam evrelerine ilişkin görüşü, klinik çalışmalarına ve kendi psikoloji kuramına dayanır. Jung, yaşam evrelerini açıklamaya ‘gençlik’le başlar ve bu evreyi erinlik sonrasından 35 ile 40’lı yıllara dek uzandırır.

Jung, pek çok insanın ileri yaşlara doyurulmamış isteklerle ulaştığını, ancak geriye bakmalarının tehlikeli olduğunu ve geleceğe ilişkin bir amaç edinmeleri gerektiğini savunur Özetle kişilik Jung’a göre yaşam döngüsünün birinci ve ikinci döneminde farklı yönlerde gelişir. Birinci dönemde birey dış dünyaya açılır, toplumsal ödüller kazanmaya çalışır. İlerleyen yaşlarda birey artık hedeflerinin ve hırslarının önemini yitirdiğini hisseder.

İnsanın Sekiz Çağı

Erikson, özellikle klinik gözlemlere dayanarak yaptığı çalışmalarında insanın tüm yaşamı boyunca gelişimini, bilişsel, duygusal ve toplumsal yönleri arasında

Bu kuramda son iki evre yaşam döngüsünde orta ve ileri yıllara karşılık gelir. Robert Peck, orta ve ileri yaşların önemli dönüm noktalarını keskinleştirmek amacıyla yeni bir düzenleme yapmıştır:

 Akla karşı fiziksel güce değer verme

 İnsan ilişkilerinde toplumsallaşmaya karşı cinselleşme

 Duygusal esnekliğe karşı duygusal yoksunlaşma

 Zihinsel esnekliğe karşı zihinsel katılık

Robert Peck, yaşlılıktaki sorunları ise şu başlıklar altında sıralar:

 Ego ayrışmasına karşı iş rolünün ağırlık kazanması

 Bedenin aşılmasına karşı bedene aşırı ilgi

 Ego aşkınlığına karşı egoya aşırı ilgi

Bu yaklaşımlar, doyumlu bir gelişim ve başarılı bir yaşlanma üzerinde

Levinson’a göre akış kavramı, sırayı, geçici dalgayı, yaşamın yıllar boyunca açılımını inceleme gereksinimini belirtir. Döngü imgesi insanın yaşam akışında alttan alta bir düzenin var olduğunu telkin eder.

Yaşam Yapısı Kuramı

Daniel J. Levinson, yetişkin gelişimini bir disiplin olarak psikoloji için anlamlı bir sorun olarak görür. biyopsiko-sosyal niteliği bulunduğunu ileri süren bu kuram, şu ögeleri içerir (Onur, 2004:72):

 Yetişkin gelişimi alanına temel bir çerçeve sağlayan yaşam akışı (life course) ve yaşam döngüsü (life cycle) kavramları,

 Kişiliğin ve dış dünyanın birçok yönünü içeren, ama bunların hiçbirisiyle aynı olmayan ve kendi farklı yolunda gelişen bireysel yaşam yapısı (life structure) kavramı,

 Bireysel yaşam yapısının ilk ve orta yetişkinlikteki gelişimini dile getiren bir yetişkinlik gelişimi anlayışı.

Yaşam akışı kavramı, bir yaşamın başlangıçtan sona gelişimi içindeki somut özelliğine dayanır. Her birinin yeri ve bütüne katkısı vardır. Genel olarak yaşam döngüsü üçe ayrılır:

 Çocukluğu ve ergenliği içeren yaklaşık 20 yıllık ilk bölüm (yetişkinlik öncesi dönem)

 65 yaşında başlayan sonuncu bölüm (yaşlılık)

 Bu bölümler arasında yer alan, yetişkinlik olarak bilinen biçimlenmemiş zaman

Yetişkinlik öncesi gelişimin incelenmesi, her insanın yaşamını gitgide bireyselleştiren süreci yöneten genel gelişim ilkelerini saptamayı amaçlar. Her çağ ve gelişim dönemi iyi tanımlanmış bir ortalama yaşta başlar ve biter:

Birinci Çağ:

Yetişkinlik öncesi, döllenme ile 22 yaş arasında yer alır.

İlk yetişkinliğe geçiş dönemi, 17-22 yaşlardır.

İkinci Çağ:

İlk yetişkinlik, 17-45 yaşlar arasında yer alır.

Orta yaş geçişi, yaklaşık 40-45 yaşlar arasındadır.

Üçüncü Çağ:

Orta yetişkinlik, 40-65 yaşlar arasındadır.

Son yetişkinlik, 60 yaşında başlar.

Son yetişkinlik geçişi, 60-65 yaşlar arasında yer alır; orta ve son yetişkinliği birleştirir.

Yaşam yapısı kavramı, Levinson’un yetişkin gelişimi anlayışının temelini oluşturur. Yetişkin gelişimindeki dönemler yaşam yapısının evrimindeki dönemlerdir.

üstünde en fazla iki yıllık farklılık bulunmaktadır.

İlk yetişkinliğe geçiş, 17-22 yaşlar arasında yer alır.

İlk yetişkinlik için yaşam yapısı girişi, 22-28 yaşlar arasında yer alır.

30 yaş geçişi, 28-33 yaşlar arasındadır.

İlk yetişkinliğin yaşam yapısını sonuçlandırma, 33-40 yaşlar.

Orta yaş geçişi, 40-45 yaşlar.

Orta yetişkinlik için yaşam yapısına giriş, 45-50 yaşlar.

50 yaş geçişi, 50-55 yaşlar.

Orta yaşın yaşam yapısını sonuçlandırma, 55-60 yaşlar.

Son yetişkinlik geçişi, 60-65 yaşlar.

Dönüşüm Kuramı

Roger L. Gould’un 1970’lerde geliştirdiği Dönüşüm Kuramı, hem kadın hem de erkekler açısından yetişkin gelişiminin bir dizi dönüşümden geçerek oluştuğunu kabul eder.

Birinci evre: Ergenliğin sonunda başlayıp 22 yaşına kadar sürer. Birey anne ve babasının dünyasından ayrılarak kimliğini güçlendirir.

İkinci evre: 22-28 yaşlar arasına denk düşer. Birey bu evrede amaçlarını gerçekleştirmeye girişir.

Geçiş evresi: 28-34 yaşları arasında birey önceki amaçlarını, evliliğini yeniden değerlendirmeye başlar.

İstikrarsız evre: 35 yaşında hoşnutsuzlukları artan birey, orta yaşların farkına varmaya başlar. Yaşam zor, acımasız ve belirsiz gelir. 45 yaşına kadar süren bu evrede zamanın baskısı hissedilmeye başlanır.

Birey için 45-50’li yaşlar kararlı yıllardır. Evlilik doyumu artar, dostlar daha önemli olur. Birey yaşama daha olumlu bakmaya başlar. Gould, evre ile bunalım arasında ilişki kurar ve orta yaşlarda da ergenlik gibi kargaşa yaşandığını kabul eder. Gould’un dönüşüm evreleri

43-53 Alışma, yaşamını kabullenme 7 53-60 Daha fazla hoşgörü, geçmişi kabullenme, daha az olumsuzluk, genel bir olgunluk Erikson, Levinson ve Gould’un yetişkin gelişimine ilişkin ortak yönleri eleştirel olarak şu başlıklar altında toplanır:

 Dayandıkları araştırmalar çok fazla bilimsel değildir.

 Evreleri gelişimdeki bunalımlara dayandırma eğilimindedirler.

 Gelişimde evreden çok yaşam olaylarını önemseyen alternatif bir yaklaşım mevcuttur.

 İnsanlar evreleri yaşarken önemli bireysel farklılıklar gösterirler.

Ayrıca, sözü edilen bütün kuramlar betimledikleri deneyimlerin ‘normatif’ ve ‘yaşa bağlı’ olduğunu ileri sürer.

YETİŞKİNLİK PSİKOLOJİSİ VE TOPLUMSAL YAŞAMDA YETİŞKİNLİK ARASI İLİŞKİLER

Bireyin yetişkinlik döneminde de önemli sorumlulukları bulunmaktadır. Birey bu dönemde hem benliğinin iç dünyasını düzenlemek hem de kendisine bir dış dünya örgütlemek durumundadır.

Yetişkinlik ve Toplumsal Yaşam

Birey, genç yetişkinlik döneminde başlayan toplumsal katılım ve sorumlulukları konusunda ilerleyen yaşlarda daha duyarlı hâle gelir. Yetişkinler, yaşama, doğumla başlayan bir süre olarak bakmak yerine, yaşamak için önlerinde kaç yıl olduğu konusuna odaklanırlar.

Aile’, birbirine kan bağı ile bağlı insanlardan oluşmuş bir gruptur. Aile, zaman içinde ayakta kalmayı ve değişikliklere uyum göstermeyi başarmış, çok esnek bir toplumsal birimdir.

Yetişkinlerin Kişilerarası İlişkilerini Etkileyen Faktörler

Bireyin yaşamında orta yaş, bir geçiş dönemi özelliği gösterir. İnsanlar yaşamlarının orta dönemine yaklaştıkça, yaşam süresine ilişkin görüşleri değişime uğrar.

Aile

Temel toplumsal bir kurum olarak aile, bireyin kişilerarası ilişkilerinin yoğun olarak gerçekleştiği ortamlardan birisidir.

Bütün toplumlarda aile şu ortak özelliklere sahiptir

 Topluluğun devamını sağlamak için çoğalmak

 Çoğalmayı sağlayacak düzenlerin veya evlilik ilişkilerinin kurulması

 Hısımlık sistemine bağlılık

 Grup üyelerinin paylaştığı çocuk yetiştirme görevi

 Aileyi oluşturan bireyler arasında dayanışma

 Ailenin toplumsal kurallarla çevrili olması

Yetişkin bireyler, diğer aile fertlerinin yaşama hazırlanmasında önemli rol oynarlar. Aile kurumu içerisinde yetişkinler, diğer aile fertlerinin çeşitli gereksinimlerini karşılamaya çalışırlar. Bunlar,

Değerli olma duygusu: Yetişkinler, aile içindeki etkileşimi düzenleyerek çocuk ve gençlerin kendilerini değerli hissetmelerini sağlarlar.

Güven ortamı: Yetişkinler, deneyimlerinden hareketle ve aldıkları sorumluluklarla aile fertlerinin kendilerini güvende hissetmelerini sağlarlar.

Yakınlık ve dayanışma duygusu: Yetişkinler, aile fertleri ile kuracakları ilişkiler sayesinde bu bireyleri çeşitli toplumsal çevre ve ortamlara hazırlarlar.

Sorumluluk duygusu: Yetişkinler, davranışları ve sözlü ifadeleri ile diğer aile fertleri tarafından örnek alındıklarını bilir ve bu bireylere sorumluluk sahibi olma gibi özellikler kazandırmaya çalışırlar.

Zorluklarla mücadele etme: Yetişkinler, diğer aile fertlerinin içinde bulundukları gelişme aşamasına uygun zorluk derecesindeki sorunlarla başa çıkmaları için çaba gösterirler.

Kendini gerçekleştirme ortamı: Yetişkinlerin, ailenin diğer fertleriyle gurur duymaları, başarıları takdir etmeleri, mutlu bir aile ortamı sağlamanın yanı sıra bireylerin özgüvenini artırıcı rol oynar.

İş ve Meslek

Aile ve iş yaşamı birbirinden ayrı değerlendirilemez. Birey, aile yaşam döngüsünün yanı sıra iş yaşam döngüsünü de yaşar. Tipik bir iş yaşam döngüsü, (1) İşe giriş, (2) ilerleyen yıllar ve (3) emeklilik dönüm noktalarından oluşur.

 Emeklilikten sonra hastalanma, zihinsel süreçlerde gerileme, depresyon gibi faktörler bireyi çevresinden yalıtır ve yalnızlaştırır. Emekli kişi sürekli tıbbi bakıma gereksinim duyarsa, bağımsızlık duygusunu, öz saygısını, yeterlilik duygusunu, anlamlılık duygusunu koruması da güçleşir. Emekliliğe ilişkin çeşitli sosyo-kültürel özellikler sıralanmaktadır

 Emeklilik, rollerde ani değişime neden olur.

 Emekliliğin isteyerek ya da zorunlu olması birey üzerindeki anlamını farklılaştırır.

 Yüksek gelir, eğitim ve mesleki statü sahibi kişiler uzun süre çalışmaktadır.

 Kadınlar emekliliği, erkeklerden daha az istemektedir.

 Erken emekli olanlar, geç olanlara oranla emeklilikten daha hoşnut olmaktadır.

 Emekliler, toplumdaki yeni konumlarına bağlı olumsuzluklara hoşgörüyle bakmaktadırlar.

 Kötü bir işten ayrılınıyorsa ve daha iyi şeyler yapılabilecekse emeklilik insan yaşamında olumlu bir geçiştir.

 Eş yaşıyorsa emeklilik çifti daha yoğun bir ilişkiye sokar. (Ancak, emekli erkek eşinin yaşam alanına girdiğinde bu alanın paylaşımında sıkıntılar çıkabilir.)

 Emekliliğin önceden planlanması, gelir kaynaklarının düzenlenmesi, boş zaman ilgilerinin geliştirilmesi ve emekliliğe ilişkin bir bilincin oluşmasını kolaylaştırır.

Toplumsal Çevre

Birey, orta yaşta sosyo-ekonomik düzeyine bağlı olarak toplumsal ilişkilerini düzenler. Gelir düzeyi, bireyin toplum içerisinde katılacağı etkinlikleri ve gerçekleştireceği eylemleri etkiler.

Benlik kavramı (self concept), benliğe ilişkin algıların örgütlenmiş, bütünleşmiş, tutarlı örüntüsü olarak tanımlanır.

Yetişkin arkadaşlığında şu unsurlar ön plana çıkar

Yaşantı benzerliği: Deneyim, etkinlik ve ilgi paylaşımını içerir.

Karşılıklılık: Destek olma, bağlılık, kabul edicilik ve güvenilirlik özelliklerini içerir.

Uyuşabilme: Haz duyma özelliğini içerir.

Yapısal: Coğrafi yakınlığı, sürekliliği ve uygunluğu içerir.

Model olma, rehberlik etme: Hayranlık ve saygınlığı içerir.

Emeklilikte boş zaman önemli bir faktördür. Bu, zamanı daha fazla televizyon izleyerek, daha fazla yolculuk yaparak veya arkadaşlarla etkileşime girerek geçirmek anlamına gelebilir. Toplumsal değerler boş zamanın tanımlanmasında etkilidir.

Yetişkinlik Psikolojisinin Temel Sorunları

Bireyin yaşamının her evresi değişimler ve değişime uyum arayışlarını beraberinde getirir. Yetişkinlik döneminde özellikle iki temel sorun sorgulanır: (1) Kişiliğin zaman içinde değişip değişmediği sorunu ve (2) Zekânın yaşla birlikte azalıp azalmadığı sorunu.

Kişilik Sorunu

Bireyin ergenlikten yetişkinliğe geçişinde benlik kavramı bazı değişimler gösterebilir. Bireyin fiziksel görünümü, yetenekleri ve rolleri benlik kavramıyla yakından ilişkilidir. Kişilikleri yıllar boyunca görece aynı kaldığı hâlde insanlar kendilerini değişmiş olarak algılarlar. Kişiliğin en az sabit göründüğü dönem, bireyin

Zekâ’ (intelligence), soyut düşünme, kavrama, problem çözme, bildiklerini yeni durumlara uygulama, akıl yürütme, bellek, geçmiş deneyimlerden kazanılan bilgileri kullanma vb. de dahil olmak üzere zihinsel yetilerin toplamıdır.

Orta yaş bunalımı (mid-life crisis), orta yaşın gelişim görevleri bir kişinin içsel kaynaklarını ve toplumsal desteklerini aşma tehdidi yarattığında ortaya çıkan fiziksel ve psikolojik rahatsızlık durumudur. Orta yaş geçişine eşlik eden ve 40’lı yaşlarda açığa çıkan orta yaş bunalımı, bireyin yaşamında 30’larında ya da 60’larında yaşadığı çalkantılardan daha fazla olası değildir. Bu kriz, üç sorunda kendini gösterir

1) Yetişkin insan olarak neleri gerçekleştirip, neleri gerçekleştiremediklerine bakarak bir yaşam değerlendirmesi yapmak,

2) Genç/yaşlı, yıkma/yapma, erkeksi/dişi ve bağlılık/bağımsızlık gibi iki kutuplu olma özelliği gözteren temel nitelikleri kendi bünyesinde kaynaştırarak daha bütünlüğe ulaşmış bir insan olma çabası göstermek,

3) Kendi yaşamı için yeni bir yön seçebilmek ve bu yönde yeni bir düzenleme yapmak

Orta yaş krizini destekleyen kanıtlar ise şu başlıklar altında sıralanabilir:

1) Aile yapısında olan değişiklikler

2) Meslek yaşamında ulaşılan aşama

3) Anne ve babalarla olan ilişkiler

4) Bedensel yaşlanma ve ölümün kaçınılmazlığını algılama

Bireyin yaşamdaki değişimlerle baş etme yolları, benliğini nasıl algıladığını da etkiler. Araştırmalara göre yaşamdan en az doyum alan kişiler genç yetişkinler, en doyumlu kişiler de elli yaşını geçmiş yetişkinlerdir

Zekâ Sorunu

Zekâ testleri, ilerleyen yaşla birlikte bireyin zekâsında düşüş sergilerken, deneyim önemli bir kazanç olarak sunulur. Kesitsel araştırmalar, birçok yeteneğin orta yaşların başlarında en üst noktaya çıktığını, sonra 50’lerin sonlarına ya da 60’ların başlarına kadar süren bir platonun geldiğini ve bunu 70’lerden sonra hızlanan aşamalı bir düşüşün izlediğini gösterir (Onur, 2004:96).Yetişkinlikle ilgili olarak sonul düşüş kavramı ise, sağlık ile zekâ bölümü arasındaki bağlantıya dayanır. Bu bağlamda zekâ puanlarındaki düşüş, yaşa değil, ölümlülüğe bağlıdır ve açık bir biçimde bedensel bozulmanın ya da hasarın sonucudur

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. “………………….. yaşlanma, insan organizmasının yapı ve işleyişinin zaman içindeki değişimine; …………….. yaşlanma, bireyin zaman içinde rolleri üstlenmesi ve terk etmesindeki değişimlere dayanır.” ifadesinde boş bırakılan yerlere uygun kavramlar aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
  2. a) Fizyolojik – bilişsel
  3. b) Kültürel – psikolojik
  4. c) Biyolojik – toplumsal
  5. d) Fiziksel – davranışsal
  6. e) Psikolojik – sosyolojik
  1. Aşağıdakilerden hangisi Daniel J. Levinson’un kuramının temel kavramıdır?
  2. a) Yaşam yapısı
  3. b) Yaşam evreleri
  4. c) Yaşamın dönüşümü
  5. d) Yaşamın kararlılığı
  6. e) Yaşamın ilerlemesi
  1. Daniel J. Levinson ve Yale araştırmacıları hangi yıllarda yetişkinlikteki gelişim evrelerini belirlemeye çalışmışlardır?
  2. a) 1940’lı yıllar
  3. b) 1950’li yıllar
  4. c) 1960’lı yıllar
  5. d) 1970’li yıllar
  6. e) 1980’li yıllar
  1. Aşağıdakilerden hangisi yetişkinlik kuramlarından biri değildir?
  2. a) İnsan Yaşamının Akışı Kuramı
  3. b) Yaşam Evreleri Anlayışı
  4. c) İnsanın Sekiz Çağı
  5. d) Yaşam Yapısı Kuramı
  6. e) Döngüsellik Kuramı
  7. Aşağıdakilerden hangisi Bühler’e göre yaşam dönemi ve yaş aralığı eşleştirmesine uygundur?
  8. a) İlerleyici büyüme = 0-10 yaşlar
  9. b) Büyümenin cinsel üretme yeteneğiyle birlikte sürmesi = 15-20 yaşlar
  10. c) Büyümede kararlılık = 25-45 yaşlar
  11. d) Cinsel üretme yeteneğinin yitirilmesi = 30-55 yaşlar
  12. e) Gerileyen büyüme ve biyolojik iniş = 80 yaş ve sonrası
  1. “Kuhlen’e göre insanın yaşam döngüsü bir …………………………. olarak nitelenebilir.” ifadesinde boş bırakılan yeri aşağıdakilerden hangisi tamamlar?
  2. a) psikolojik ve sosyal süreç
  3. b) genişleme ve daralma eğrisi
  4. c) bilinmeyen ve kör nokta doğrusu
  5. d) güçlü yönler ve zayıf yönler toplamı
  6. e) gençlik ve erinlik ufku
  1. Aşağıdakilerden hangisi Jung’un yaşam evreleri anlayışını açıklayan bir ifade değildir?
  2. a) Kişilik, yaşam döngüsünün birinci ve ikinci döneminde benzer gelişim gösterir.
  3. b) Jung, yaşam evrelerini açıklamaya gençlikle başlar.
  4. c) Gençlik dönemi çocuğun ufkunun genişlediği dönemdir.
  5. d) Jung, nörotik hastalıkları, gençlik evresinin psikolojisinin orta yıllara taşınmak istenmesi olarak görür.
  6. e) Yaşamın ikinci yarısında bireyin dikkati kendi iç dünyasına yönelir.
  1. Aşağıdakilerden hangisi yetişkinlerin kişilerarası ilişkilerini etkileyen faktörlerdir?
  2. a) Fiziksel görünüm, yetenek, zihinsel gelişim
  3. b) Zihinsel süreçler, değer yargıları, toplumsallaşma
  4. c) Aile, iş ve meslek, toplumsal çevre
  5. d) İnançlar ve değer yargıları, beklentiler, yetenek
  6. e) Beklentiler, yetenek, toplumsallaşma
  1. Aşağıdakilerden hangisi emekliliğin evreleri arasında yer almaz?
  2. a) Emeklilik öncesi
  3. b) Uyanma
  4. c) Yeniden yönelim
  5. d) Kararlılık
  6. e) Sonlanma
  1. Aşağıdakilerden hangisi Erikson’un Epigenetik Kuramı’nın evrelerinden biri değildir?
  2. a) Kimliğe karşı rol karmaşası
  3. b) Yakınlığa karşı yalıtılmışlık
  4. c) Üretkenliğe karşı durgunluk
  5. d) Bir aradalığa karşı ayrılık
  6. e) Bütünleşmeye karşı umutsuzluk

 

Cevap Anahtarı:

1.C, 2.A, 3.D, 4.E, 5.C, 6.B, 7.A, 8.C, 9.E, 10.D

 

 

 

ÜNİTE 12 YAŞLILIK DÖNEMİNDE KİŞİLERARASI İLETİŞİM

GİRİŞ

Uzun yıllar ölümün ilk basamağı olarak algılanan yaşlılık, günümüz toplumlarında istenmeyen bir sonuç olarak görülmekten ziyade ilerleyen yaşın bir sonucu olarak değerlendirilmeye başlamıştır. Yaşlılık psikolojik, sosyal ve fiziksel boyutları olan bir süreçtir. Psikolojik boyutta yaşlılık, algı, öğrenme, psikomotor, problem çözme ve kişilik özellikleri açısından insanın uyum sağlama kapasitesinin kronolojik yaş ilerledikçe değişmesidir.

YAŞLILIK: TANIMI SINIFLANDIRILMASI VE KURAMLARI

Bütün dünyada genç yaşlardaki insan sayısı azalırken, yaşlanan insan sayısı artmaktadır. “Tüm dünyada 65 yaş ve üstü popülasyon 2008 yılı ortalarında 506 milyon olarak hesaplanmıştır; bu sayı 2040 yılında iki katına çıkarak 1.3 milyar olacaktır.

Yaşlılık ve Yaşlanma: Tanımı ve Sınıflandırılması

‘Yaşlılık’ ve ‘yaşlanma’ kavramları farklı anlamlardadır. Yaşlılık, bir durumu, bir olguyu ve toplum içinde belirli bir yaşın üzerinde olanları ifade eder. Yaşlanma ise, insanın doğumundan itibaren başlayan bir süreci anlatmak için kullanılır.

Yaşlanma, “insanların izlenimleri ve davranışlarında ortaya çıkan ve nedenleri biyolojik, zihinsel ve çevresel fakörlere dayalı olan değişimler” (Lehr, 1994:12) olarak ele alındığında çok farklı yönleri bulunduğu açıkça görülmektedir.

Yaşlanmaya İlişkin Temel Kavramlar

Yaşlanma ve yaşlılıkla ilgili birkaç kavram önem kazanmaktadır:

Yaşlanma (aging): Fiziksel, ruhsal, bilişsel ve toplumsal süreçlerde giderek artan bir kötüleşmeye ve sonunda ölüme yol açan kesintisiz normal gelişim süreci.

Yaşlılık (senility): Yaşlılık ve yaşa bağlı olarak bellek işlevlerinin (özellikle yeni yaşantılarla ilişkili olanların), dikkat ve düşünme kıvraklığının, fiziksel gücün zayıflaması, zihin karışıklığı vb. semptomlarla tanımlanan durum.

Yaşlılık bunaması (senile dementia): Sinir hücrelerinin şu veya bu nedenle ölmesiyle birlikte beyinde baş gösteren genel körelme ile ilişkili kronik, ilerlemeli bir tür bunama.

Yaşlılık plakı (senile plaque): Yaşlanmaya bağlı olarak beyin dokusundaki bozulmalar sonucu oluşan plaklar. Alzheimer hastalarının tipik semptomları bu plaklarla ilişkilidir.

Yaşlılık psikozu (senile psychosis): Temelde beynin yaşla birlikte işlevini kaybetmesinden kaynaklanan psikozlar.

Yaşla ilişkili bellek zayıflığı (age-associated memory impairment): Bellek işleyişinde, yaşla birlikte ortaya çıkan unutkanlık gibi hafif zayıflamalar.

Yaşla ilişkili bilişsel zayıflama (age-related cognitive decline): Yaşlanma sürecinin sonucu olarak, bellek ve akıl yürütme de dahil olmak üzere, bilişsel işleyişte görülen zayıflama.

Yaş etkileri (age effects): Kronolojik yaşa göre değerlendirilme. Örneğin 65 yaşın üstünde olanlar için bunak, 21 yaşın altında olanlar için ehliyetsiz veya sorumsuz denmesi.

Yaşçılık (ageism): Genel anlamda, yaşlarından ötürü insanlara yönelik ön yargı, ayrımcılık ve düşmanlıkla tanımlanan bir davranışlar, inançlar ve algılar toplamı. Her yaş grubuna, hatta gençlere yönelik bir olabilir.

İnsan yaşamına ilişkin bir olgu olan yaşlılığın sınıflandırılması ise şu şekilde yapılmaktadır:

Biyolojik Yaşlılık: Gelişim sürecinde insan vücudunun yapısal ve işlevsel olarak değişimidir. Yaşam biçimi, hücrelerin yaşlanmasını yavaşlatabilir de hızlandırabilir de.

Psikolojik Yaşlılık: İnsanın gelişim sürecinde deneyimlerin artmasıyla oluşan davranış değişiklikleri ve davranışsal uyum yeteneğindeki yaşa bağlı değişmelerdir. Anılarda yaşama, geçmişe duyulan özlem, geçmişten kopamama gibi duygular psikolojik yaşlılığın örnekleridir.

Sosyolojik Yaşlılık: Kişinin toplumsal rol, statü ve beklentilerinin değişmesidir.

Toplum içinde insanların kendilerini yaşlı hissetmelerine neden olan birçok faktör bulunur. Toplumda yaşlılığa yüklenen anlam, yaşlı bireyin yaşantısını, rollerini ve konumunu değiştirir.

Yaşlılık döneminin özelliklerini şu başlıklar altında sıralamak mümkündür

Emeklilik: Yaşlılık, gelirin azaldığı dönemdir. Birey, görevinden emekli olup herhangi bir uğraşısı kalmadığında kendisini işe yaramaz hisseder.

Ebeveynlik Rolü: Çocukların evden ayrılması, rollerin değişmesi ve çocuklarının bakımına muhtaç olunması, yaşlıların kendilerini yük olarak görmelerine neden olur.

Yas: Eş ve arkadaşların vefatı ile yaşlı birey ölümü hatırlar ve hüzünlenir. Eşlerden biri, diğerinden daha önce öldüğünde, geride kalan kişinin bunu kabullenmesi beklenir.

Yalnızlık: Yaşlılar genellikle kendi yaşıtlarıyla bir araya gelirler. Ancak, ölümlere bağlı olarak çevresinde iletişim hâlinde olduğu insanların sayısı azalır ve yaşlı birey iyice yalnızlaşır.

Sağlık Sorunları: Hareket yeteneği ve enerjinin azalması, kronik hastalıklar, görme ve işitme kaybı nedeniyle yaşlı birey depresyona girer.

Hafızanın Zayıflaması ve Unutkanlık: Yaşı ilerledikçe unutkanlığı artan birey bunama endişesine kapılır.

Ölüm Korkusu: Yaşlı birey için ölüm, her an gerçekleşecek olan somut bir olay hâlini alır.

Toplumlarda yaşlılıkla ilgili olarak çeşitli ön yargılar gelişmiştir (aktaran Kalkan, 2008):

  1. Yaşlı, üretken değil tüketicidir.
  2. Yaşlı, tek başına ve yalnız olmayı sever.
  3. Yaşlılar, akranlarıyla bir arada olmak isterler, gençlerle anlaşamazlar.
  4. Yaşlı, hoşgörülü ve esnek değildir.
  5. Yaşlılık, durağan ve değişmez bir dönemdir.
  6. Yaşlılık, sağlıklı olmak için bir engeldir.
  7. Yaşlılar hasta, dayanıksız ve bakıma muhtaçtırlar.
  8. Pek çok yaşlı, karakter ve davranışlarıyla birbirine benzer.
  9. Yaşlılar üzgün ve huysuzdurlar.

Modern toplumlarda yaşlılığın başlangıcı olarak emeklilik yaşı verilir. Ancak, bu ölçüt her zaman geçerli değildir.

Bunun temel nedenini ise artan insan ömrü, gelişen teknoloji, aile yapısındaki farklılaşma ile ekonomi, sağlık ve toplum hizmetlerindeki değişime bağlayarak yaşlılık tiplerini şu başlıklar altında sınıflandırırlar:

Yaşlılık Tipleri Egoları yeterli, bilişsel yetenekleri tam, yaşam doyumları yüksek ve iç yaşamları görece karmaşıktır. Bu kişilikler üçe ayrılır:

  1. a) Yeniden örgütleyici kişiler: Sürekli etkinlik içinde olan ve yeni etkinlikler oluşturarak yaşamlarını yeniden düzenleyen kişiler
  2. b) Odaklanmış kişiler: Enerjilerini bir veya iki rolde yoğunlaştıran kişiler
  3. c) Kopmuş kişiler: Etkinlik düzeyleri düşük, kendi dünyalarına çekilmiş kişiler Zırhlı-

Birey, bu koşullara bağlı olarak günlük yaşamını sürerken psikolojik olarak olumlu ya da olumsuz duygulara kapılabilmektedir. Yaşam beklentisi (life expectancy), bireyin doğumundan itibaren ne kadar yaşayacağına ilişkin beklentisini ifade eder (Onur, 2004:292). Toplumsal roller ve yaşantılar bireyin yaşam beklentisi üzerinde olumlu ya da olumsuz etkide bulunur. Bunun dışında, yaşa bağlı olarak bireyin yaşam süreci sınıflandırılır. Dinamik bir olgu olan yaşlılık, kültürden kültüre, dönemsel olarak değişen dinamik bir olgudur.

Yaşlılık Kuramları

Yaşlılıkla ilgili sistemli kuramsal çalışmalar özellikle son yüzyıl içerisinde yürütülmeye başlanmıştır. Geliştirilen kuramsal yaklaşımların ise yaşlılığın belirli özelliklerine odaklandığı gözlenmektedir. Yaşlılık sürecine ilişkin bilgi üretmenin zorluğu, konunun “nasıl” ele alınacağı ve “hangi bağlamda” değerlendirileceği kararlarının verilmesi noktasında açığa çıkmaktadır. Yaşlılık, doğası gereği disiplinler arası çalışmaların araştırma konusu olmaktadır.

Biyolojik Kuramlar

Yaşlanmaya ilişkin olarak geliştirilen biyolojik kuramlar, bireyin fiziksel ve bedensel özelliklerinde meydana gelen değişimlerden hareketle açıklama yapar.

  1. Somatik Mutasyon Kuramı: Radyobiyolojinin gelişimini takiben 1950-1960 yılları arasında ilgi gören bu yaklaşım, somatik hücrelerde yeteri kadar mutasyon birikmesinin bedende yaşlılığa özgü fizyolojik değişikliklere yol açacağını iddia eder.
  2. Serbest Radikal Kuramı: Yaşlanmanın vücutta bazı hücrelerin yıkımıyla gerçekleştiği bilgisinden yola çıkan yaklaşım, bu hücreleri bozan ve yıkıma uğratan süreçler üzerine odaklanır.
  3. Genetik Programlama Kuramı: Yaşam süresinin genetik şifre tarafından belirlendiğini ileri süren kurama göre, bir türün bütün üyelerinde ortaya çıkan aşamalı, kaçınılmaz ve yaşa bağlı değişimler vücuttaki hücreler tarafından kontrol edilmektedir.
  4. İmmünolojik ve Endokrin Kuramı: Yaşlanmayı çeşitli organların derece derece bozulması olarak gören kurama göre, yaşlanma sürecinde hormonların etkisi büyüktür. Bağışıklık sisteminin yaşlanma üzerindeki etkisi vurgulanır.
  5. Yanlış Kuramı: Kuram temelde genetik mesajın tekrar tekrar kopyalanması sırasında yanlışların yıkıma yol açacak denli biriktiğini ve hücrelerin normal olarak işleyemediğini öne sürer.

Toplumsal Kuramlar

Genel olarak bu kuramlar Yaşlılığa Toplumsal Yaklaşımlar başlığı altında incelenir

  1. İlişki Kesme/Geri Çekilme Kuramı: Sosyolojideki işlevselci yaklaşımdan hareketle geliştirilen bu kuram, toplumsal alanda ve bireyin yaşamında gerçekleşen tüm değişimlerin bir işlevi bulunduğu üzerinde durur.
  2. Etkinlik Kuramı: Yaşllıların sosyal ve psikolojik ihtiyaçları bağlamında orta yaşlılardan farklı olmadıklarını ve geri çekilmenin yaşlı hayatında doğal olmadığını savunan bu yaklaşım, toplumsal yapının yaşlıya bakışını ön plana çıkarır.
  3. Rol Bırakma Kuramı: Bu kurama göre insan, çeşitli rollerin belirlenmiş olduğu bir dünyada doğar. Toplum bir sahne, bireyse kendisine biçilmiş rolü üstlenen bir aktördür. Sosyo-ekonomik koşullar ve bireysel yetenekler bu rolü kimi zaman değiştirse bile roller temelde belirlenmiştir.
  4. Süreklilik Kuramı: Yetişkinlik döneminde önemli işlevleri olan bazı kişilik özelliklerinin yaşlılıktaki yeni koşullara uyum sağlamada da gerekli olduğunu vurgulayan bu kurama göre, bireyin başarılı yaşlanması için kendi standartlarını geliştirmesi gerekir.
  5. Toplumsal Değiş-Tokuş Kuramı: Kuram insanları, çıkarlarını en yüksek düzeyde tutmaya çalışan hedonistik canlılar olarak ele alır. İnsan yaşamını düzenleyen ödüller ve bedeller mevcuttur. Kurama göre ilişkilerinde kişilerin elde ettiği sonuç, ödüle karşılık ödenen bedelle ilgilidir.
  6. Psiko-Sosyal Kuram: İnsan yaşamını bir bütün olarak değerlendiren kuram, insanların farklı yaş dönemlerinde farklı psiko-sosyal ihtiyaçlarının bulunduğunu ileri sürer. Yaşamın her dönemi, kendi içinde çatışan ilişki sistemlerinden oluşur.
  7. Jung’un Analitik Yaklaşımı: Jung, bireysellik ya da bireyleşme sürecinin kişinin hayatı boyunca yavaş yavaş geliştiğini ve hayatın ikinci yarısında daha fazla fark edilir olduğunu ileri sürer. Yaşlılık, Jung’a göre yaşamın ikinci dönemidir ve bütünleşmeye hizmet eden bir dönemdir.

YAŞLILIK DÖNEMİ FİZİKSELVE ZİHİNSEL ÖZELLİKLERİ

Yaşlanma ile birlikte bireyde fizyolojik değişiklikler açığa çıkmaktadır. Yaşamındaki psikolojik, sosyal, biyolojik ve çevresel olaylar fizyolojik olaylar bireyin fizyolojisini etkiler.

 

Yaşlılık Dönemi Fiziksel Özellikleri

Bununla beraber, yaşlılık döneminin fiziksel özelliklerini çeşitli başlıklar altında ele almak gerekir. Yaşlanma sürecinde meydana gelen fizyolojik değişiklikler,

 Deri sistemi, görme, işitme, dokunma, koku, tad alma duyularındaki dönüşümler ile

 İnsanı oluşturan temel sistemlerde ortaya çıkan değişiklikler şeklinde incelenebilir.

Deri Sistemi ve Duyulardaki Değişiklikler

Yaşlılıkla beraber deride birtakım değişiklikler açığa çıkar. Cilt yaşlanma belirtilerini en belirgin olarak yansıtan organdır.

Yaşlanma ile birlikte,

 Derinin yapısı değişirken hücre yenilenme hızı da azalır.

Bariyer fonksiyonu, yara iyileşmesi ve ısı düzenlenmesi gibi fonksiyonlarda azalma ve yavaşlama olur.

Deriye renk veren hücrelerin sayısı ve fonksiyonu azalır.

Ter bezi sayısı ve salgısı azaldığı için terleme de azalır.

Yağ bezlerinin yağ salgısı üretme kapasitesi azalır.

Gri veya beyaz saçlar yaşlılığın en belirgin işaretidir.

Kıl üniteleri sayıca azalır ve büyüme hızları düşer.

Yaşın ilerlemesine bağlı olarak göz sağlığında bozulmalar olur. Bireyin görme duyusunda gerilemeler açığa çıkar. Yaşlanma işitme organlarında da görülür. Kulağa giden damarlar özelliklerini yitirir. Soğuk, ısı ve dokunma duyuları ile ağrı eşiğinde azalma olur. Yaşlanmaya bağlı olarak koku alma duyusu azalır. Hatta bireyde ileriye fırlamış ve çıkıntılı burun şekli gelişir.Yaşlanan bireyin tad alma duyusu da azalır. Tükürük salgıları azalan bireyin ağzı kurur, yutkunmakta güçlük çekme sorunu ortaya çıkar.

Temel Fiziksel Sistemde Ortaya Çıkan Değişiklikler

İnsanın kas ve iskelet sistemi, yaşlanmaya bağlı olarak değişime uğrar. Bu değişimi, diğer sistemlerde oluşan farklılıklar da tetikler. Yaşlanmaya bağlı olarak bireyin sindirim sistemi enzimleri, metabolik aktiviteleri yavaşlar. Bireyin yaşlanma sürecinde açığa çıkan bir başka sorun da ürogenital sistemdedir. Nefronların fonksiyonlarında önemli kayıplar olur. Yaşlanma, bireyin hematopoetik sisteminde bozulmalara yol açar. Beyin ağırlığındaki ve belli bölgelerdeki hücre sayısındaki azalmaya bağlı olarak nörolojik sistemde sıkıntılar açığa çıkar Kalp kapak çapı artar, kalınlaşır ve kireçlenir. Nabız yavaşlar. Kardiyovasküler sistemde çeşitli sorunlar açığa çıkar. Postür değişikliği gelişebilir. Solunum sisteminde sorunlar yaşanır. Yaşlılıkta metabolik ve endokrin sistemde de sorunlar yaşanır. Yağsız vücut kitlesi azalır, yağ oranı artar. Tiroid bezinde değişiklikler ortaya çıkar. İmmün sistemin yaşlanmasıyla birlikte enfeksiyon gelişme sıklığı

Yaşlılık Dönemi Zihinsel Özellikleri

Yaşlıların zihinsel özelliklerindeki değişimleri doğrudan gözlemlemek oldukça güçtür. Düşünme hızında gerileme olur ve hareketleri yavaşlar. Beyin işlevlerindeki fizyolojik gerileme ve psikolojik faktörler, bireyin öğrenmeye dönük motivasyonunu düşürür. Bu durumda birey yaşamdan geri çekilir. Kendini işe yaramaz hissetmeye başlar.Hesaplamalar, soyut ve somut kavram ilişkisi, algısı bozulur.

Yaşlılarda genellikle bellek değişiklikleri gözlemlenir:

 Bellek azalması (hatırlamada tutukluk ve zorluk)

 Kusurlu ve eksik hatırlama (isim, sayı, tarih hatırlamada eksiklik, yanlışlık ve zorluk)

 Bellek sapması (gerçek olmayan anıların gerçek olarak anlaşılıp kabul edilmesi)

Bellek sürecinde yaşa bağlı değişiklikleri açıklayan dört görüş mevcuttur (Barut, 2008:26):

Semantik kodlamada bozulma: Yapılan kodlamaların derinliği ve zenginliği azalır. Özel bağlamsal bilgiler kodlanamaz.

Geri Getirme Sürecinde Bozulma: Geri getirme için bağlamsal bilgiye ihtiyaç duyulur.

Bilgi işleme sürecine ilişkin kaynakların azalması: Çalışma belleği kapasitesinde azalma ve bilişsel yavaşlama gözlenir.

Meta-belleğin zayıflaması: Meta-bellek, kişinin belleğini kullanmasına ilişkin kendilik bilgisi ya da kendi bellek becerilerine ilişkin düşünce ve değerlendirmeleridir.

Yaşlılıkta karşılaşılan bellek sorunlarını azaltmak için şu öneriler geliştirilmiştir:

 Bellek geliştirme becerileri (Taşınabilir elektronik veya normal ajanda, alarmlı saat, anahtarlık gibi kişisel ve çok kullanılan eşyalara not iliştirmek vb.)

 Korunan bellek işlevlerini en üst düzeyde kullanabilme becerisi (Bulmaca çözme, kağıt oyunları ve satranç oynama vb.)

 Bellek kayıplarına ilişkin korku ve kaygıyla başa çıkma becerisi (Bilişsel süreçlerde ortaya çıkan bozulmalarla başa çıkabilmek için yaşlılara eğitim verme vb.)

 Fiziksel ve zihinsel sağlığın korunması

YAŞLILIK DÖNEMİ SOSYAL ÖZELLİKLERİ VE KİŞİLERARASI İLETİŞİM SÜRECİ

İnsanoğlunun yaşama entegre olmasında kullanılan sosyalizasyon kavramı, bir süreç içerisinde uyuma karşılık gelir. Bireyin konuşurken, eylemde bulunurken ve şeçim yaparken kullandığı yollar, ait olduğu toplumun özü ve formunu yansıtır (Görgün-Baran, 2008:89). Sosyalleşme, bir başka ifade ile “değerler, normlar, inançlar gibi kültürün bütün maddi olmayan ya da manevi unsurlarını öğrenme ve onlara uyma, maddi unsurlarını tanıma ve yaşam koşullarına uyarlanma işlemi”dir Yaşamı boyunca bireyin temelde iki gereksinimi vardır:

 Bağımlı olmak

 Bağımsız olmak

Birey kendisini bir yerlere ait hissetmek ihtiyacı duyar

Buna bağlı olarak, yaşlanan bireyin karşılanmasını istediği çeşitli ihtiyaçlarından söz edilebilir:

 Saygı görme, kendini kontrol edebilme

 Hoşlanılan ve memnunluk veren etkinliklerde bulunma

 Topluma katkıda bulunan bir birey olma

 Genç insanlarla iletişime devam etme

 Fiziksel ve zihinsel açıdan sağlıklı bir hayat sürme

Yaşlılıkta toplumsal rol, sorumluluk ve ilişkilerde oldukça önemli dönüşümler yaşanır. Yaşlılık ve emeklilik, bireyin yaşamda aktif rol almaktan uzaklaşması olarak algılanmaktadır.

Çoğu insan için yaşlanmak sosyal bir geri çekiliş ve kayıp anlamına gelir. Bu dönemde yaşlı bireylerin çeşitli gelişim görevlerinden söz edilebilir

 Azalan fiziksel güç ve sağlığına uyum sağlama

 Emeklilik ve azalan gelire uyum sağlama

 Eşinin ölümüne uyum sağlama

 Yaş grubu ile açık bir yakınlık kurma

 Toplumsal ve vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getirme

 Doyurucu fiziksel yaşama düzenlemesi oluşturma

Yaşam kalitesi bakımından yaşamı algılayış ve yorumlayış mekanizması bireyin sosyalleşme süreci içinde öğrendiği tüm bilgi ve deneyimleri ifade eder. Gençler için yaşlılar, ailenin geçmişi ve bugünü arasında köprü görevi üstlenirler. Bununla beraber yaşlı birey, eşleri, çocukları, torunları ve diğer akrabalarıyla ilişkilerinde çeşitli sorunlar yaşayabilmektedirler. Bunlar

 Başkalarının karakteristik özelliklerine ve gereksinimlerine uyum sağlayamama

 Toplumsal ilişkilerin sürdürülmesinde yaşanan güçlük

 Performansın düşmesi

 Çocukların hedefleriyle özdeşleşme sıkıntısı

 Durumunu kabullenememe

 Sağlık sorunlarına ilişkin stresli olma

 Beklentileri yenileme güçlüğü

 Yaşananları olumlu yorumlayamama

 Depresif reaksiyonlarda bulunma

 Kaçış şeklinde tepkiler verme

 Aşırı alınganlık

 Yeniliklere direnç geliştirme

 Fırsatları yakalamada yaşanan güçlük

 Saldırganlık ve eleştirel tutum geliştirme

 Yardım istemede yaşanan güçlük

 Durumu olayların akışına bırakamama

Gençlere nazaran yaşlıların kişilerarası etkileşimleri daha zayıftır. Yaşlılar, önemli konularda aile fertlerine ve uzun sürmüş dostluklara gençlerden daha çok güvenirler.

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Yaşlılığa ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
  2. a) Tüm dünyada yaşlı nüfus giderek azalmaktadır.
  3. b) Yaşlılık psikolojik, sosyal ve fiziksel boyutları olan bir süreçtir.
  4. c) Yaşlılık, ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkide bulunur.
  5. d) Yaşlılık ve yaşlanma kavramları aynı anlamdadır ve birbirinin yerine kullanılabilir.
  6. e) Yaşlanma, ani gelişen fizyolojik bir süreçtir.
  1. Aşağıdaki kavramlardan hangisi “temelde beynin yaşla birlikte işlemini kaybetmesinden kaynaklanan psikozlar” anlamına gelmektedir?
  2. a) Yaşlılık psikozu
  3. b) Yaşlılık plakı
  4. c) Yaşlılık bunaması
  5. d) Yaşlılık algısı
  6. e) Yaşlılık sendromu
  1. Aşağıdakilerden hangisi Hobson’un yaşlanma sınıflandırmasının bölümlerinden biri değildir?
  2. a) Moleküler yaşlanma
  3. b) Bireysel yaşlanma
  4. c) Doku ve organ yaşlanması
  5. d) Zihinsel yaşlanma
  6. e) Hücresel yaşlanma
  1. Aşağıdakilerden hangisi yaşlılık döneminin özelliklerinden birisidir?
  2. a) Güçlü hafıza
  3. b) Sağlıklı beden
  4. c) Emeklilik
  5. d) Evlilik
  6. e) Beklentiler
  1. Aşağıdakilerden hangisi yaşlılıkla ilgili olarak gelişen ön yargılardan biri değildir?
  2. a) Yaşlı, üretken değil tüketicidir.
  3. b) Yaşlı, hoşgörülü ve esnektir.
  4. c) Yaşlı, tek başına ve yalnız olmayı sever.
  5. d) Yaşlılar, hasta dayanıksız ve bakıma muhtaçtırlar.
  6. e) Yaşlılar üzgün ve huysuzdurlar.
  1. Aşağıdakilerden hangisi zırhlı- savunmacı kişiliklerin özelliklerinden biridir?
  2. a) Enerjilerini bir veya iki rolde sınırlarlar.
  3. b) Yeni etkinliklerle yaşamlarını yendien düzenlerler.
  4. c) Etkinlik düzeyleri düşüktür.
  5. d) Yaşlılık tehdidine karşı toplumsal ilişkilerini sınırlarlar.
  6. e) Yüksek düzeyde bağımlılık ihtiyacı duyarlar.
  1. Aşağıdakilerden hangisinde Dünya Sağlık Örgütünün yaşlılık sınıflandırması doğru olarak verilmiştir?
  2. a) Erken Yaşlılık – Orta Yaşlılık – Güçsüz Yaşlılık
  3. b) Zırhlı Yaşlılık – Edilgin Yaşlılık – Bütünleşmiş Yaşlılık
  4. c) Erken Yaşlılık – İhtiyarlık – İleri Yaşlılık
  5. d) Yaşlılık – Erken Yaşlılık – Orta Yaşlılık
  6. e) Yaşlılık – İhtiyarlık – İleri İhtiyarlık
  1. “………….., bireyin doğumundan itibaren ne kadar yaşayacağına ilişkin beklentisini ifade eder.” cümlesinde boş bırakılan yere uygun gelen ifade aşağıdakilerden hangisidir?
  2. a) Yaşam beklentisi
  3. b) Yaşam sınırı
  4. c) Yaşam düzeyi
  5. d) Yaşam tehdidi
  6. e) Yaşam bağlılığı
  1. Aşağıdakilerden hangisi yaşlanmayla ilgili biyolojik kuramlardan biri değildir?
  2. a) Somatik Mutasyon Kuramı
  3. b) Serbest Radikal Kuramı
  4. c) Rol Bırakma Kuramı
  5. d) Genetik Programlama Kuramı
  6. e) Yanlış Kuramı
  1. Aşağıdakilerden hangisi yaşlanma bağlı olarak deri sisteminde gelişen değişimlerden biridir?
  2. a) Yaz bezlerinin çalışma hızı yükselir.
  3. b) Kıl üniteleri sayıca azalır ve büyüme hızları düşer.
  4. c) Kulağa giden damarlar özelliklerini yitirir.
  5. d) Tükürük salgıları azalır.
  6. e) Yutkunma güçlüğü açığa çıkar.

 

Cevap Anahtarı:

1.B, 2.A, 3.D, 4.C, 5.B, 6.D, 7.E, 8.A, 9.C, 10.B

 

 

 

ÜNİTE 13 GRUP İÇİ İLETİŞİM SÜREÇLERİ

GİRİŞ

Bireylerin sosyal yaşamlarında gruplar önemli bir yapı taşı olarak ortaya çıkmaktadır. İnsan sosyal bir grubun (aile) içinde dünyaya gelir, yaşı ilerledikçe çok çeşitli ve farklı işlevsellikleri bulunan grupların içinde yer alır.

GRUP: OLUŞUMU, YAPISI, ÖZELLİKLERİ VE İŞLEYİŞİ

“Ortak toplumsal/ruhsal etkenler temelinde, doğal olarak bir arada bulunan veya ortak bir çıkar, inanç, etkinlik, amaç vb. temelinde bir araya gelen ve ortak bir kimliği paylaşan insanlar kümesi” (Hargie and Dickson, 2004:401) olarak tanımlanan grup, yapısı, işleyişi ve etkileşimin doğası itibariyle farklılaşır.

Toplum içerisinde en sık rastlanan gruplar:

Aile: Bireyin dâhil olduğu ilk grup.

Arkadaşlık: Bireyin duygularını, heyecanlarını ve üzüntülerini paylaştığı, rahatladığı grup.

İş: Verimliliği sağlayan yapılanma.

Bireyin kendisini desteklediği gruplar: Bireyin ve grubun hareketliliğini ve desteklenmesini sağlayan yapılar.

Eğitim ve terapi grupları: Kişisel farkındalık ve gelişimi destekleyen yapılar.

Laboratuvar/odak gruplar: Herhangi bir araştırmaya destek veren kısa süreliğine bir araya gelen grup.

Grupların Oluşma Nedenleri

Bireylerin eylemleri farklı yapı ve süreçlere işaret etmektedir. İnsanlar belirli amaçlarla sembolik ve kültürel seviyelerde temsil edilen ve referans alınan kurallar, sistemler ve birliktelikler geliştirmişlerdir.

Gruba İlişkin Temel Kavramlar

Grup ve grup oluşumuna ilişkin birkaç kavram önem kazanmaktadır:

Toplumsal grup (social group): Resmî ya da gayri resmî üyelik ölçütleriyle tanımlanan, görece istikrarlı bir karşılıklı ilişkiler modeliyle birlik olma duygusunu paylaşan ya da kendilerini birbirlerine bağlı hisseden çok sayıdaki kişinin oluşturduğu bir küme.

Akran grubu (peer group): Kendilerini yaş, etnisite ya da meslek gibi ortak özelliklerle algılayan ve başkalarının gözünde farklı bir toplumsal kolektivite kimliği taşıyan bir bireyler kümesi.

Grup atmosferi (social climate): Bireylerin ve grupların yaşadığı çağın tipik özellikleri, yani davranışı ve topluma uyumu etkileyen egemen geleneklerin ahlak kurallarının, toplumsal değer yargılarının ve davranış normlarının toplamı.

Grup baskısı (group pressure): Grup standartlarına, değer yargılarına ve davranış kalıplarına uymaları için grubun üyeleri üzerinde uyguladığı psikolojik baskı.

Baskı grubu (pressure group): Hükümetlere, geniş anlamda kamusal çıkarlara ya da diğer çıkar gruplarına karşı, belirli bir kesimin çıkarlarını temsil etmek üzere bir araya gelen insan grupları, işverenler ya da diğer örgütler.

Grup bilinci (group consciousness): 1) Kişinin ortak değerleri, sorunları, hedefleri bulunan belli bir gruba ait olduğu bilinci. 2) Grup üyelerinin bilincinin toplamını aşan ortak bilinç.

Grup dayanışması (group cohesion): Bir grup veya topluluğun kendini koruma, üyelerini bir arada tutma eğilimi.

Grup dinamikleri (group dynamics): 1) Grubun oluşmasından, dağılmasına kadar geçen süreçte grup üyeleri arasında gelişen her türlü ortak etkileşim.

Grup düşüncesi (groupthink): Sorunlara ya da konulara, bağımsız hareket eden bireyler tarafından değil de bir grubun görüş birliğiyle ele alınması gerekirmiş gibi yaklaşma, uydumculuk; bireysel yaratıcılık ya da kişisel sorumluluk yoksunluğu.

Grup kutuplaşması (group polarization): Grupların sık sık ve belli bir tartışma sürecinden sonra, üyelerinin başlangıçtaki görüşlerinin ortalamasıyla tahmin edilemeyen daha aşırı tutumlar benimseme; üyelerinin birer birey olarak alacağından çok daha aşırı kararlar alma eğilimi.

Grup kültürü (group culture): Bir gruba kılavuzluk eden ve grubun yorumlama çerçevesini oluşturan ortak düşünceler kümesi.

Grup ruhu (group mind): Bireysel bilinci aşan veya nitelik açısından bireysel bilinçten farklı, bir gruba veya topluma özgü olan aşkın, ortak ruh veya bilinç durumu.

Bu etkenler çeşitli başlıklar altında sıralanabilir:

Dış etkenler: Fiziksel ve toplumsal çevreyi oluşturan faktörler grup oluşumuna neden olabilir.

İnsanın doğasından kaynaklanan özellikler: Grup içinde yaşayan insanların soylarını sürdürme olasılıkları daha yüksektir.

Tek kişinin ulaşamayacağı amaçlar için bir araya gelme: Birey, her amacına tek başına ulaşamaz.

Kalabalık: Rastlantısal olarak bir arada bulunan, aralarında yüz yüze etkileşim olmayan, bilinçli olarak ortak bir amacı paylaşmayan topluluklar olarak kalabalıkların grup olarak kabul edilmeme eğilimi yüksektir.

Grupların Özellikleri ve Yapısal Olarak Sınıflandırılması

Bireyler, gruplara çok farklı nedenlerle dâhil olurlar. Temelde birtakım ihtiyaçların karşılanması amaçlanmaktadır.

Bireylerin grup içerisindeki ilişkilerinin ve işlevlerinin devamlılığı için grupların şu özellikleri

Görülebilirlik: Grup üyeleri ve grup dışı kişiler tarafından.

Örgütlü olma: Grup üyeleri rastgele hareket etmezler.

Rol: Grup üyeleri kendilerine özgü rolleri oynarlar.

Etkileşim: Grup üyeleri daima birbirlerinden haberdardırlar.

Normlar: Grup üyelerinin rol ve davranışlarını etkiler.

Değerler: Grup üyelerinin ortak değerleri ve ilgileri vardır.

Amaçlar: Grup çalışması bir ve/veya birkaç amaca dönük olabilir.

Devamlılık: Grup belirli bir süre için bir arada kalır.

Grup Normları ve Oluşması

Mevcut sosyal sistem içerisinde insanlar, belirli rolleri gerçekleştirirler.

Normlar, grup üyelerinin grup içinde ve birbirleriyle karşılıklı ilişkilerinde uymak zorunda oldukları kurallardır. Normların bir kısmı yazılı, bir kısmı ise biçimsel olarak geliştirilmiştir. Bütün normlar, grup üyeleri tarafından bilinir. Normlar, grupları düzenleyen bir araç fonksiyonu görürler.

Normların belli başlı nitelikleri şunlardır:

  1. Normlar, grup içinde üyelerin davranışlarını etki ve baskı altına alarak düzenleyen kolektif değer yargılarıdır.
  2. Normlar, grubun büyük bir kısmı tarafından, grup üyelerinin bir çoğu veya tamamı için önemli olduğu kabul edilen davranışlar için geliştirilir.
  3. Normlar, bireyin kişisel düşünce ve duygularını tamamen ortadan kaldırmaz, baskı altına alır.
  4. Normların oluşması belli bir süreyi gerektirir.
  5. Grup liderleri bazı normları açıklayarak gruba benimsetmeye çalışırlar.
  6. Grup, çeşitli müzakereler sonucu ve karşılıklı ödünler vermek suretiyle normları biçimlendirir.
  7. Bazı normlar tüm üyelerce kabul görmez.
  8. Grup üyeleri, yaptıkları işin en kolay ve en iyi şekilde nasıl yapılacağına ilişkin normlar geliştirirler.
  9. İş grupları kendi aralarında zamanla normlar geliştirirler.

GRUP İÇİ İLETİŞİM SÜREÇLERİ

Toplumlar, belirli alt grupların varlığını gerekli kılar. İnsanlar çeşitli nedenlerle etkileşim kurarlar. Esas olarak bir grubun oluşabilmesi için dört temel özelliğin var olması gerekir

  1. Ortak algılama: Farklı kişilerin bir araya gelmesi, kendilerini bir bütün olarak algılamalarıyla mümkündür.
  2. Motivasyon: Grup üyelerinin her birinin kişisel motivasyonunun yanı sıra grup olarak birlikte hareket etmekten doğan motivasyonunun da bulunması gerekir.
  3. Belirli amaçları başarmak: Grubun temel hedefi belirli amaçlara ulaşmaktır.
  4. Karşılıklı dayanışma ve bağlılık: Grup içerisinde belirli amaç(lar) çerçevesinde, belirli rolleri üstlenen bireyler, belirli çerçevelerde etkileşimde bulunarak işlerini yürütüler.

Bireylerin gruplara dâhil olmalarındaki temel amaçların başlıcaları şunlardır:

  1. Sosyal ilişkiler oluşturmak
  2. Görevleri başarmak
  3. Kendini kanıtlamak
  4. Kendini tanımak
  5. Kültürel değerleri devam ettirmek
  6. Eğitim sağlamak
  7. İkna etmek
  8. Sorun çözmek
  9. Kararlar almak
  10. Enformasyon akışını kolaylaştırmak
  11. Takım çalışması yürütmek
  12. Fikir alışverişinde bulunmak

Grup İçi Etkileşim

Muzaffer Şerif (1996:144), grup kavramının tanımını yaparken sadece bireylerin bir araya gelişlerini değil, bir araya gelindiğinde üyelerin davranışlarının düzenlenmesini de göz önünde bulundurmuştur: “Grup, birbirleriyle (az çok) belirli statü ve rol ilişkileri içinde bulunan kişilerden oluşan ve en azından grubu ilgilendiren önemli meselelerde üyelerin davranışını düzenleyen kendine ait bir dizi değer ve normu olan sosyal bir birimdir.” Sosyal bir birim olması grubu, diğer gruplardan ayırır. Kişilerden oluşması grubu, etkileşimsel ve dinamik kılar.

Bireylerin küçük gayri resmî grupların içinde yer almalarını sağlayan temel unsurlar şunlardır

  1. Bireyler arası etkileşime yol açan ortak güdüler
  2. Etkileşimin, etkileşimde bulunan bireyler üzerindeki sosyal etkileri
  3. Birlikteliği gerekli kılan durumlar
  4. Roller ve hiyerarşik statülerden oluşan bir grup yapısının oluşumu
  5. Grup için önem taşıyan ilişkileri ve etkinlikleri düzenleyen değerlerin ve normların standartlaşması

Etkileşimi sağlayan ortak güdü ve amaçlar tek kişinin değil, bir araya gelmiş bireylerin çoğunluğunun ihtiyaç ve isteklerini temsil eder.

Geçici birliktelik durumlarında iletişim süreçlerinin gelişiminde birkaç unsurun ön plana çıktığı gözlemlenir

  1. Yapılan işin doğası
  2. İşin katılan bireyler için önemi
  3. Önceden var olan statü ilişkileri
  4. Bireylerin kişisel özellikleri
  5. Bireylerin birbirleri hakkındaki izlenimleri
  6. Bireylerin beklenti ve tercihleri
  7. Farklı kişilerin işe göreli katkıları

Tüm bireylerin beklentileri birbirine yakınsa ve işe ilişkin yaklaşımları aynı ise iletişim süreçlerinde herhangi bir sorun yaşanmaz. Grup içinde uyumun sağlanması

ÖrnekAilelerin temel ihtiyaçları karşılayacak olanakları bulunmadığı zaman gençler bu imkânı sağlayacak yollara başvurabilirler. Çeteler buna örnek olarak verilebilir. Yiyeceğin yetersiz olduğu savaş kamplarında tutsaklar, kişisel ıstıraplarıyla mevcut olan azıcık yiyeceği paylaştırabilmek ya da daha fazla yiyecek sağlayabilmek için birleşirler. Ortak bir hayati tehlike ya da geçim yollarının tehlikeye girmesi insanları bir araya getirebilir.

Savunmacı ve Destekleyici İklimin Davranış Özellikleri Savunmacı İklim Destekleyici Kayıtsızlık Stratejik olma  Kontrol etme  Değerlendirme   Kendiliğindenlik Soruna yönelme  Tanımlama  Kesinlik  Üstünlük gösterme   Esneklik Eşitlik gösterme  Empati kurma 

Grup İçi İletişim Ağları

Grup içerisinde etkili iletişim süreçlerinin geliştirilmesi, grubun amacına ulaşmasını sağlayıcı temel unsurdur. Bireysel değil de grup hâlinde hareket etmek, grubun ortak hedeflerinin farkında olmak, gruba aidiyeti sağlamlaştırmak, grubun verimliliğini ve devamlılığını sağlamak, etkili iletişim ağlarının geliştirilmesiyle mümkündür.

Grup üyelerinin bir araya gelişleri, birbirleriyle etkileşimleri ve fikirlerini, görüşlerini paylaşmaları gibi birçok süreç, doğru ve zamanında gerçekleştirilen

Grup içi iletişimde, görevlerin yerine getirilmesi sırasında çeşitli faktörler ön plana çıkar. Bunlar

  1. Hiyerarşik yapı
  2. İletişimin merkezi
  3. İletişimin grup üyelerine yayılması
  4. Bilginin paylaşımının doğrudan veya dolaylı olması
  5. Bir grup üyesinden diğerine enformasyonun aktarılış biçimi
  6. Bir grup üyesinden diğerine enformasyonun aktarılış yolu
  7. İletişim kanallarının hangi durumlarda açık hangi durumlarda kapalı olduğu

Yukarıda sıralanan faktörlere bağlı olarak grup içi iletişim süreçleri temelde altı iletişim kanalı aracılığıyla yürütülmekte ve yönetilmektedir:

(a) Merkezî iletişim ağı,

(b) Daire iletişim ağı,

(c) Zincir iletişim ağı,

(d) Tekerlek iletişim ağı,

(e) Y iletişim ağı

(f) Tüm kanallar iletişim ağı

  1. Merkezî İletişim Ağı: Mesaj, merkezde bulunan kişiden diğerlerine aktarılır. Yetkiler tek elde toplandığı zaman bu tür bir iletişim ağı tercih edilir.
  2. Daire İletişim Ağı: Bu tür iletişim ağında üyeler mesajı birbirlerine sıra ile aktarırlar. Hiçbir üye diğerinden daha üst ve önemli değildir.
  3. Zincir İletişim Ağı: Bu tür iletişimde bireylerin birbirlerine yakınlıkları önem taşır. İletişimin zayıfladığı, mesajın doğruluk düzeyinin düştüğü gözlemlenebilir. d. Tekerlek İletişim Ağı: İletişim akışı merkezîdir. Merkezdeki kişi, akışı kontrol eder. Tüm enformasyon merkezdeki kaynaktan alınır ve tekerlek etrafındaki üyelere aynı anda iletilir.
  4. Y İletişim Ağı: Tekerlek iletişim ağı ve zincir iletişim ağının bazı özelliklerini taşır. Y iletişim ağında merkezde lider yer alır; her türlü enformasyon ve veri, liderlerden üyelere doğru gönderilir.
  5. Tüm Kanallar İletişim Ağı: Liderin olmadığı bir grup iletişimini ifade eder. Grup üyeleri sıralanan tüm iletişim ağlarını kullanarak etkileşime girerler.

Grup İçi İletişimde Bireylerin Konumu ve Liderin Rolü

Grupların temel yapısı, tek tek bireyler arasındaki ilişkilerden ve onları ortak kılan norm ve değerlerden oluşur. Grup içerisinde bireylerin konum farklılıkları, grup içi etkileşimi etkiler ve egemen iletişim tarzından etkilenir. Grubun doğasına göre üyelerin konumu başlangıçta aynı olsa bile ilerleyen zamanda katılımın farklılaşmasıyla dönüşüme uğrar. Grubun kuruluşundan itibaren üyeler arasında farklı konumlandırmalar olduğunda ise, bireyler rol ve statülerine göre hareket etme eğilimi gösterirler.

Grubun temel iki işlevi bulunmaktadır: (a) İş işlevi, yani grubu amacına ulaştırmak ve (b) toplumsal-duygusal işlev, yani grup birlikteliğini sağlamak. Eşit bireylerden oluşan gruplarda bireyler, geliştirdikleri fikirler, getirdikleri çözüm önerileri, olumlu ve olumsuz duygusal ifadeleri ile grup içerisinde farklı konumlara taşınırlar (Hortaçsu, 1998:140).

Bu bağlamda liderin çeşitli özellikleri ön plana çıkmaktadır

Liderin Grup İçindeki Rolü ÜNİTE 13 TABLOYA LMS DEN BAK

Grup İçi Sosyal Etki

Sosyal etki, her zaman aynı yönde ve sabit değildir. Söz konusu etki, işin veya sorunun niteliği ile kişi için anlam ve önemine göre değişir. Birey sürekli insanlarla etkileşim hâlindedir ve deneyimler kazanır.

Grupların Bireysel ve Örgütsel Etkinlik Üzerindeki Etkileri ÜNİTE 13 LMS DEN BAK TABLOYABireysel Etkinlik

Gruplar, değişikliklere genellikle ekonomik (işsizlik ihtimali, ücretlerde dengeli artş olmaması vb.), psikolojik (dengenin aleyhte bozulacağı korkusu vb.) ve sosyal (sosyal ilişki ve doatlukların bozulma ihtimali, bazı olanakları yitirme riski vb.) nedenlerle direnirler.

Grup üyelerinin çeşitli özellikleri, verilecek kararları yönlendirici rol oynar. Grup üyesi:

 Baskın veya itaatkâr

 Cana yakın veya soğuk

 Otoriteyi kabul eden veya reddeden özelliklere sahip olabilir.

 Açık ve destekleyici olması

 Grupta iş birlikçi bir iklim geliştirmesi

 Görev, sorumluluk ve rolleri açık bir biçimde ifade etmesi

 Sürekli gelişimi teşvik etmesi gerekir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Grup olgusuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
  2. a) Gruplarda ilişkiler yüz yüzedir.
  3. b) Gruplarda sık etkileşme temel koşuldur.
  4. c) Gruplar ortak amaçlar etrafında toplanan insanlardan oluşur.
  5. d) Gruplar, amaçları, işlevleri ve üyeleri itibariyle aynıdır.
  6. e) Gruplarda gönüllü katılım esastır.
  7. Aşağıdaki kavramlardan hangisi “bir grup veya topluluğun kendini koruma, üyelerini bir arada tutma eğilimi” anlamına gelmektedir?
  8. a) Grup dayanışması
  9. b) Grup atmosferi
  10. c) Grup dinamikleri
  11. d) Grup düşüncesi
  12. e) Grup kültürü
  13. Aşağıdakilerden hangisi toplum içerisinde en sık rastlanan gruplardan biri değildir?
  14. a) Aile
  15. b) Arkadaşlık
  16. c) Eğitim ve terapi grupları
  17. d) Çatışma grupları
  18. e) Laboratuvar/odak grupları
  1. Aşağıdakilerden hangisi grupların oluşum nedenlerinden biri değildir?
  2. a) Fiziksel etkenler
  3. b) Toplumsal etkenler
  4. c) İnsanın doğasından kaynaklanan özellikler
  5. d) Tek kişinin ulaşamayacağı amaçlar için bir araya gelme
  6. e) Tesadüfi olarak bir araya gelme
  7. Aşağıdakilerden hangisi grup ilişkilerinin devamlılığını sağlayan unsurlardan birisidir?
  8. a) Gizlilik
  9. b) Etkileşim
  10. c) Rastlantısallık
  11. d) Kuralsızlık
  12. e) Özgürlük
  13. Aşağıdakilerden hangisi grup normları ve oluşumuna ilişkin bir ifade değildir?
  14. a) Normlar, davranışların esnekliğini sağlar.
  15. b) Birey, belirli roller çerçevesinde davranışlar geliştirir.
  16. c) Grup üyeleri, grup içinde çeşitli kurallara uymak zorundadır.
  17. d) Normlar davranış kalıplarına ait fikirdir.
  18. e) Birey normlara uymaması durumunda uyarılır.
  19. Aşağıdakilerden hangisi esas olarak bir grubun oluşması için gerekli olan dört temel özellik arasında yer almaz?
  20. a) Ortak algılama
  21. b) Karşılıklı dayanışma ve bağlılık
  22. c) Motivasyon
  23. d) Sosyal ilişkilerden kopuş
  24. e) Belirli amaçları başarmak
  25. Aşağıdakilerden hangisi bireylerin gruplara dâhil olma amaçlarından biridir?
  26. a) Sorumluluktan kaçınmak
  27. b) Bireysel çaba göstermek
  28. c) Sorun çözmek
  29. d) Toplumsal değişim açığa çıkarmak
  30. e) Karşıt fikir üretmek
  31. Aşağıdakilerden hangisi geçici birliktelik durumlarında, iletişim süreçlerinin gelişimindeki unsurlar arasında yer almaz?
  32. a) Yapılan işin doğası
  33. b) Bireylerin kendileri hakkındaki izlenimleri
  34. c) İşin katılan bireyler için önemi
  35. d) Bireylerin beklenti ve tercihleri
  36. e) Bireylerin kişisel özellikleri
  37. Aşağıdakilerden hangisinde savunmacı ve destekleyici iklimin özellikleri yanlıştır?

Savunmacı İklim Destekleyici İklim

  1. a) Değerlendirme Tanımlama
  2. b) Kontrol etme Soruna yönelme
  3. c) Stratejik olma Kendiliğindenlik
  4. d) Üstünlük gösterme Empati kurma
  5. e) Esneklik Kayıtsızlık

1.C, 2.A, 3.D, 4.E, 5.B, 6.A, 7.D, 8.C, 9.B, 10.E

 

 

 

 

ÜNİTE 14 GRUPLARARASI İLİŞKİLER VE DEĞİŞİM

GİRİŞ

Sosyalleşme, insan yaşamındaki en basit, en gerekli ve en sık karşılaşılan yaşam gerçeğidir. Yaşamları boyunca insanlar birçok grubun üyesi olurlar.

İnsanların içinde yer aldıkları gruplardaki iletişim tarzları, grup üyelerinin tamamının uyum sağladığı bir formatta iken bir başka gruptaki birey(ler)le iletişim kurulmak istendiğinde aynı kurallar geçerli olmayabilir.

GRUPLARRUPLARARASI İLİŞKİLER: GEREKLİLİĞİ VE ÖNEMİ

Bireyin kendisi dışındaki bireyleri tanıması hiç de kolay değildir. İnsan, çevresindeki bireyleri, etkileşimde bulunduğu insanları, yaşantıları çerçevesinde algılar ve değerlendirir. Bu nedene insanları tanıma süreci oldukça karmaşıktır; olay ve olguların bağlamı içerisinde

Gruplararası ilişkiler ve bunların düzenlenmesi ile ilgili olarak yapılan araştırmalar sonucunda şu sonuçlar açığa çıkmıştır:

 Grup içinde zamanla ortaya çıkan normlar, üyelerin ilgili nesne ve kişilere karşı sosyal tutumlarına bir temel oluşturur.

 İki veya daha fazla sayıda grup, rekabete dayalı ve karşılıklı engellenme içeren durumlarda, birbirleriyle işlevsel bir temasta bulundukları zaman, birbirlerine karşı olumsuz tutumlar ve kalıp yargılar geliştirirler.

 Aralarında gerginlik olan gruplar, herkesin çok arzuladığı ancak tek bir grubun enerji ve kaynaklarıyla ulaşılamayacak üst amaçlara yönelik olarak birbirleriyle etkileşimde bulundukları zaman, iş birliği açığa çıkar.

 Gruplararası ilişkilerdeki eğilimler, gruplar içerisindeki ilişkilerde bağımsız değildir. Gruplararası sürtüşmenin azaltılması için grup içi ve gruplararası tutumların birbiriyle uyumlu olması gerekir.

 Düşman gruplar arasındaki farklılıklar azaltılabilir. Psikolojik azaltma için ya benzerlikler özellikle vurgulanır ya da farklılıkların değeri ve anlamı indirgenir.

GRUPLAR ARARASI İLİŞKİLER: SÜREÇ VE İŞLEYİŞ

Birey, içinde yer aldığı grubun amaçlarını ve yapısını benimseme eğilimi taşır. Bu benimseme ile birlikte dâhil olmadığı grupları çeşitli yönleri ile eleştirir. Bu nedenle bireyin içinde yer aldığı grubu ve karşıt grupları ele alış biçimi, ilişkiler ağı hakkında önemli ipuçları sunar. Bireylerin Aidiyet Gruplarını ve Karşıt Grupları Ele Alış Biçimleri

Grup içerisinde karar alma mekanizmaları karmaşık ve çok aşamalı olabilmektedir. Grup üyelerinin konumları ve rolleri, karar alma mekanizmalarında yer alışlarının düzeyini etkiler. Bireyin içinde yer aldığı gruba ilişkin yargılarında olumlu tavır takınırken; karşıt gruplarda böyle bir tavır sergilememesi gruplararası yanlılık (intergroup bias) olarak adlandırılır.

Birey yaşamı boyunca grup üyelerinin birbirine benzerliği ve farklılığı hakkında bilgi edinir.

Birey, bazı durumlar dışında kendi grubunu daha değişken (heterojen), karşıt grupları ise türdeş (homojen) olarak algılamaktadır. Birey, başka gruptan kişileri algılar ve yargılarken özümseme (assimilation), kendi gruplarından kişileri algılar ve yargılarken de uyarlama (accomodation) taktiği uygular (Hortaçsu, 1998:269).

Bireylerin Kendi Gruplarını Kayırmaları

Birey, içinde yer aldığı gruba ilişkin olumlu duygular besler, herhangi bir şeyin paylaşımında da kendi grubuna öncelik tanır. İnsanın aidiyet duygusu, koruma ve savunma duygularını beraberinde getirir. Perdue ve arkadaşları (1990), yaptıkları laboratuvar çalışmasında, insanların ‘biz’le birlikte verilen anlamsız heceleri olumlu, ‘onlar’la birlikte verilen heceleri ise olumsuz değerlendirdiklerini gözlemlemişlerdir (aktaran Hortaçsu, 1998:277).

Birey, kendi gruplarındaki insanların olumlu davranışları ile karşıt gruptakilerin olumsuz davranışlarını kişiye özgü nedenlerle açıklar ve kendi grubunu yüceltici yüklemede bulunur.

Bireyin Kendi Grubunu Kayıran Farklı Türden Yüklemeleri ÜNİTE 14 TABLOYA BAK

Gruplararası İlişkilerde Eşitlik ve Eşitsizlik

Toplumsal güç ve toplumsal konum arasında önemli ilişki bulunur. Güç, genellikle etki uyandıran bir kavramdır ve ‘kişi veya gruba istemediği bir şeyi yaptırabilmek’ anlamına gelir. Güç kullanımı açık ve örtük olabilir. Kişinin kendi grubuyla özdeşleşme düzeyi de çatışmayı artırıcı rol oynayabilir.

Uluslararası ilişkiler çerçevesinde iletişim ağlarının gelişmesiyle birlikte ülkelerin karşılıklı bağımlılıklarının artması, gruplar arasında ilişkilerin düzeltilmesini gerekli kılmıştır. Artık, güçlüler güçsüzlerin görüşlerini göz önünde bulundurmaya başlamışlardır.

Gruplararası Rekabet ve Çatışma

Gruplararası ilişkilerin önemli bir kısmı rekabete dayanır. Sosyal organizasyonlarda işbirliği ve rekabet bir arada işlerlik kazanabilir. Gruplararasında kaynakların paylaşımı, bir grubu zor durumda bıraktığı zaman çatışma ortamı doğar. Bu, yetersiz kaynaklar durumu olarak adlandırılır. Çıkarların olumsuz ilişkide olduğu bir durumdur. Bir grubun kazancına karşılık diğer grup zarara uğrar. Bireylerden kaynakları, kendi grupları ve karşıt grup üyeleri arasında paylaştırmaları istendiğinde, bireylerin

 Kendi gruplarından kişilerin çıkarlarını en üst düzeye çıkaracak biçimde

 İki grup üyelerinin toplam çıkarlarını en üst düzeye çıkaracak biçimde ve

 İki grup arasındaki farkı en yüksek düzeye çıkaracak biçimde

dağıtım yapabilecekken, genellikle iki grup arasındaki farkı en yüksek düzeye çıkarmayı tercih ettikleri gözlemlenmektedir (aktaran Hortaçsu, 1998:293).

Gruplararası yarışma, toplumsal kimliğin ön plana çıkmasının bir sonucudur.

Öyle ki Tırmanan Çatışma Kuramı’na göre tarafların gücü arttıkça, zorlayıcı tedbir kullanma isteği artar. Eşit ve yüksek güçte iki grup karşı karşıya geldiklerinde her iki grubun da zorlayıcı yöntemler kullanma isteği ve karşılıklı olarak bu yöntemi kullanacaklarına ilişkin beklentileri yüksek olur. Bu durumu açıklayan yaklaşım Karşılıklı Önleyicilik Kuramıdır.

Bu koşullar altında şu davranış kalıpları açığa çıkar:

 Grup üyeleri ön yargılı algılar geliştirirler.

Grup, birbirine çok bağlı ve uymacı bir hâle gelir. Göreve iyice odaklanırlar.

Her grup, otoriter ve göreve iyice odaklanmış bir lider seçer.

 Gruplar her fırsatta birbirlerinin aleyhinde davranırlar.

Karşıt Grupları Uzlaştırma

Karşıt grupların varlığı toplumsal yaşamda huzursuzluk açığa çıkarabilir.

İnsanların gruplar içerisinde yer almalarının temel nedeni, güç kazanmak, güç ve etki alanlarını genişletmektir.

Tarafsız bir arabulucunun yararları:

 Çözüm yolları geliştirmesi

 Tarafların birbirlerine ödün vererek uzlaşmalarını sağlaması

 Tarafların kendilerine saygılarını yitirmeden uzlaşmalarını sağlaması

 Tarafları ortak bir değer etrafında birleştirmesi

 Taraflar arasındaki sınırları geçici olarak yıkması

Çıkar çatışmasının çok olduğu durumlarda arabulucunun varlığı uzlaşmayı olumlu yönde etkiler.

TOPLUMSAL KALICILIK VE DEĞİŞİM

Özellikleri ve var oluş nedenleri fark etmeksizin her grup bir sosyal yapıdır. Her bir grubun varlığını ortaya koyması ve kimliğini çevresine kanıtlaması için dışarıyla ve diğer gruplarla ilişki kurması gerekir. Üye sayıları ve büyüklükleri ne olursa olsun her bir grup başka grupların ve kesimlerin onayına gereksinim duyar (Güngör, 2011:183). Gruplar arasındaki eşitsizlik, ilişkilerine de yansır.

Gruplararası İlişkiler Kuramı

Taylor ve McKirnan (1984), hem toplumsal kalıcılık hem de toplumsal değişime neden olan koşul ve süreçleri açıkladıkları Gruplararası İlişkiler Kuramı’nı geliştirmişlerdir. Bu kuramda, toplumsal değişim beş evrede açıklanır (Hortaçsu, 2007:182-185):

Tabakalaşmanın kesin ve belirgin olduğu gruplararası ilişkiler: Toplumsal tabakalaşmanın temelini ırk, cinsiyet gibi kişiye özgü değişmez özellikler belirler. Değişmezlik algısı ve tabakalaşmayı oluşturan özelliklerin kabulü ölçütleri meşrulaştırır.

Bireysel ideoloji: Kişi gruptan önemlidir ve kendi yaşamından sorumludur. Kişi zekâ ve çabalarıyla durumunu iyileştirebilir.

Bireysel toplumsal hareket: Toplumsal tabakalaşmanın temeli olan değişebilir özelliklerde kişisel çabalarla gelişim kaydeden bazı alt grup üyeleri üstgruba girerler.

Bilinçlenme: Dördüncü döneme geçişin en önemli koşullarından birisi altgruptan çok sayıda kişinin üst gruba geçmeye çabalaması, ancak başarılı olamamasıdır.

Toplumsal eylem: Gruplararası kıyaslama yapan alt grup üyeleri, grup temelinde yoksunluk duyar ve bunun nedenini de üst grubun geçmişteki davranışlarıyla gerekçelendirir.

Toplumsal Kalıcılık

Toplumsal Üstünlük Kuramı, toplumsal eşitsizliği bütün toplumların değişmez özelliği olarak kabul eder.

Monroe prensibi, kralların Tanrı tarafından verilmiş hakları inancını ifade eder.

ilişkisel ve bir aradalık düzeylerinde sembolik davranışların incelenmesini gerektirir. Toplumlardaki eşitsizliğin kalıcı olması,

 Toplumsal yapı

 İnanç sistemleri

 İçinde bulunulan ortamlar

 Düşünce biçimleri nedenlerine bağlanır.

Toplumsal Üstünlük Kuramı

Bu yaklaşım, toplumsal eşitsizliği bütün toplumların değişmez özelliği olarak kabul eder. Toplumsal Üstünlük Kuramı’nın üç varsayımı ve üç ögesi vardır.

Varsayımlar:

Ekonomik fazlanın üretildiği toplumlarda yaş ve cinsiyet gibi özelliklere dayanan hiyerarşilere ek olarak keyfî olarak belirlenmiş unsurlara göre düzenlenmiş hiyerarşiler oluşur.

İnsanlar doğuştan grup temelli toplumsal hiyerarşi oluşturma eğilimine sahiptirler, gruplararası çatışma ve baskılar bu eğilimin değişik belirtileridir.

Toplumları birbirini dengeleyen iki güç etkiler: (1) Grup temelli eşitsizliği yaratan ve sürdüren hiyerarşiyi artırıcı güç, (2) Gruplararası eşitliğe neden olan hiyerarşi azaltıcı güç.

Ögeler:

Toplumsal üstünlük yönelimi (Bir kişilik özelliğidir).

Haklı gösteren söylenceler (Toplumun inanç sistemleri).

Toplumsal yapı ve davranışlar (Gruplararası hiyerarşinin sürmesini sağlar).

Kurumsal ayrımcılık (Resmî, yarı resmî, resmî olmayan şiddet vb.)

Bireysel ayrımcılık (Dışlama ve olumsuz değerlendirmeler vb.)

Alt ve üstkonumlu grup üyelerinin farklı davranışları (Ayrımcılık vb.)

Altkonumlu Grup Üyelerinin Eşitsizliği Meşru ve Haklı Görmesi

Bu yaklaşımla, toplumsal yapının toplumsal kıyaslama ve sosyal algı yoluyla sürdürüldüğü ileri sürülür. Bu görüşü savunan Major, ‘hak etme’ kavramına odaklanır. Bu yaklaşım, gruplararası kıyaslamalardan ziyade insanların kendi durumlarını, geçmişteki durumlarıyla ve kendi gruplarındaki diğer bireylerle karşılaştırma eğilimleri olduğunu savunulur.

Alt konumdakiler ve Ayrımcılık

İnsanlar yaşamları boyunca ayrımcılık hedefi olmaktan kaçınırlar. Ayrımcılığa maruz kaldığını kabul etmek, âdeta ikinci sınıf vatandaş olduğunu ilan etmek anlamına gelir. Azınlıkların karşılaştıkları ayrımcılığın farkına varmamalarının önemli bir nedeni, insanların genelde ayrımcılık yaparken kişinin toplumsal grubu dışında bir açıklama sunmalarıdır.

Topluluk adına suçluluk duygusu, insanların kendi gruplarının başkalarına zarar veren ahlak dışı davranışlardan sorumlu olduğunu kabul etmesinden kaynaklanan üzüntüdür.

Düzeni Destekleyerek Kendini Kurtarma veya Düzeni Değiştirerek Grubu Kurtarma

Grubun sağlam, dış faktörlere karşı dayanıklı ve devamlılığı olan bir yapı olmasını sağlayan faktör, üyelerinin aidiyet duygusu kazanmış olmalarıdır.

Gruplararası ilişkilerde eşitsizlik, toplumsal yapılarda belirli bir düzeni temsil ettiği gibi düzen arayışlarına da işaret eder. Bu gibi durumlarda alt konumlu grup üyeleri, kendi kişisel konumlarını iyileştirmek amacıyla düzeni destekleyebilir ya da gruplarının toplum içindeki konumunu iyileştirme çabasına girebilirler. Bu tercihin yapılmasında meşruluk algısı önemli yer tutar.

Topluluk Adına Suçluluk Duygusu

Birey genellikle içinde bulunduğu grubun amacını, yaptıklarını ve ulaştığı sonuçları haklı gerekçelerle meşrulaştırma eğilimi içerisindedir. Grubun devamlılığında ve amacına ulaşmasında öncelikle üyelerin yaptıkları işi benimsemeleri gelir. Grup içerisinde birey, dâhil olduğu gruba ilişkin olarak topluluk adına suçluluk duygusu hissediyorsa, bu duygunun üç bileşeninden söz edilebilir:

 Topluluk adına suçluluğu kabul etme

Topluluk adına suçluluk yükleme

 Bütün grubu sorumlu tutma

Topluluk adına suçluluğu kabul eden birey, kendi grubunun başka gruplara karşı geçmişte gerçekleştirdiği zararlı eylemleri kabul eder ve bu eylemlerden ötürü üzüntü duyar.

Suçluluk duygusunda geçmiş olaylara ilişkin bilgi kaynakları da önemlidir. Olumsuz bilgi kaynağı grup içinden ise bilginin kabul görme olasılığı oldukça yüksektir.

DEĞERLENDİRME SORULARI

  1. Gruplararası ilişkilere ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
  2. a) Grup yapıları karşılıklı ilişkiler üzerinde etkili değildir.
  3. b) Normlar, gruplararası ilişkilerde uymaktan kaçınılan davranışlardır.
  4. c) Ararlarında gerginlik bile bulunsa gruplar çeşitli amaçlarla iş birliği yoluna gidebilirler.
  5. d) Gruplararası ilişkilerle grup içi ilişkiler birbirinden bağımsızdır.
  6. e) Düşman gruplar arasındaki farklılıklar çoğaltılarak uyum sağlanabilir.
  7. Aşağıdaki kavramlardan hangisi “bireyin grubuna ilişkin aidiyet ve bağlılık duygusu” anlamına gelmektedir?
  8. a) Bağımlılık
  9. b) Uzlaşma
  10. c) Çatışma
  11. d) Bağlılık
  12. e) Özdeşleşme
  13. “Birey, başka gruptan kişileri algılar ve yargılarken …………….., kendi gruplarından kişileri algılar ve yargılarken de ……………….. uygular” ifadesinde boş bırakılan yerlere gelmesi gereken uygun kavramlar aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
  14. a) saldırı – kayırma
  15. b) özümseme – uyarlama
  16. c) önleme – savunma
  17. d) özdeşlik – ayrımcılık
  18. e) zorlayıcılık – dayanışmacılık
  19. Aşağıdakilerden hangisinde gruplararası rekabet ve çatışmayı açıklayan kuramlar doğru verilmiştir?
  20. a) Saldırı Beklentisi – Saldırıdan Kaçınma
  21. b) Bireysel Saldırı – Çoğunluk Savunması
  22. c) Güç Aralığı – Savunma Aralığı
  23. d) Karşılıklı Önleyicilik – Tırmanan Çatışma
  24. e) Zorlayıcı Tedbir Kullanma – Çatışmanın Artacağı Beklentisi
  25. Aşağıdakilerden hangisi tarafsız bir arabulucunun sağladığı yararlardan biri değildir?
  26. a) Çözüm yollarını taraflara buldurması
  27. b) Çözüm yolları geliştirmesi
  28. c) Ödün verilerek uzlaşmanın sağlanması
  29. d) Ortak değer etrafında birleşme
  30. e) Sınırların geçici olarak yıkılması
  31. Aşağıdakilerden hangisi Gruplararası İlişki Kuramı’nın evrelerinden biri değildir?
  32. a) Bireysel ideoloji
  33. b) Bütünleşik yapı tasarımı
  34. c) Bireysel toplumsal hareket
  35. d) Bilinçlenme
  36. e) Toplumsal eylem
  37. Aşağıdakilerden hangisi gruplararası ilişkilerde çatışma halinde açığa çıkan davranışlardan biridir?
  38. a) Grup üyeleri görev bilincinden uzaklaşır.
  39. b) Grup üyelerinde ön yargılı algı en düşük düzeydedir.
  40. c) Her grup, otoriter ve göreve iyice odaklanmış bir lider seçer.
  41. d) Grup üyeleri her fırsatta dayanışma yolunu ararlar.
  42. e) Grup üyeleri kendi çabalarının değerini önemsemezler.
  43. Aşağıdakilerden hangisi toplumlarda eşitsizliğin kalıcı nedenlerinden biri değildir?
  44. a) Toplumsal yapı
  45. b) İnanç sistemleri
  46. c) İçinde bulunulan ortamlar
  47. d) Düşünce biçimleri
  48. e) Karşılıklı etkileşim
  49. Aşağıdakilerden hangisi Toplumsal Üstünlük Kuramı’nın ögelerinden biridir?
  50. a) Toplumsal denge
  51. b) Sistem ayrıcalığı
  52. c) Ortam söylencesi
  53. d) Toplumsal yapı ve davranışlar
  54. e) Etkisel üstünlük
  55. Aşağıdakilerden hangisi insanların ayrımcılık hedefi olmalarına ilişkin ifadelerden biri değildir?
  56. a) Toplumsal dengenin sağlanması için ayrımcılık hedefi olmak gerekir.
  57. b) Ayrımcılık yapılan birey bunu kendi başarısızlığı olarak görür.
  58. c) Ayrımcılık hedefi olmak, olumsuz duygular açığa çıkarır.
  59. d) Ayrımcılık hedefi olmak, kişide düşük özdeğer ve kontrol kaybına neden olur.
  60. e) Ayrımcılığa maruz kalan bireyin davranışları olumsuz yönde etkilenir.

Cevap Anahtarı:

1.C, 2.E, 3.B, 4.D, 5.A, 6.B, 7.C, 8.E, 9.D, 10.A.

İlgili Kategoriler

Anadolu AÖF AÖF Ders Notları


Yorumlar 1

  • cok faydalı oldu tesekkur ederım..davranıs bılımlerı olarak bu formatta ders bulabılırmıyım acaba???

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.