10.Sınıf Tarih Dersi Kapsamlı Ders Notu





OSMANLI DEVLETİ TARİHİ

XIV VE XV. YÜZYILLARDA OSMANLI DEVLETİ
A-XIV.YÜZYIL BAŞINDA YAKIN DOĞU VE AVRUPA

13 ve 14. yüzyıllarda Anadolu da Selçuklu devleti hakimdi. Bu devlet Kösedağ savaşında yenilmiş ve Anadolu Moğol egemenliği altına girmişti.Moğolların istila hareketi Anadolu’ya yönelik yeni bir Türk göçüne sebep olmuştu. Anadolu’ya gelen Türk nüfus, Moğol baskısının az olduğu batı Anadolu’yu yurt edinmiştir. T.Selçuklularının uç teşkilatını oluşturan Türkmen beyleri yeni gelen Türk halkı etrafında topladı.Toprak ihtiyacı içinde olan göçebe Türk boyları uç beylerinin bayrağı altında Bizans topraklarına yöneldiler. T.Selçuklularını yöneten sultanların Moğolların kuklası durumuna gelmesi üzerine uç beyleri bağımsız beylikler kurmaya başladılar. Moğol İlhanlı devleti 1277 tarihinden itibaren Anadolu’yu İran’dan gönderdiği valiler aracılığı ile yönetmeye başladı. T.Selçuklu tahtında bulunan 2.Mesut’un ölümünden sonra İlhanlılar Selçuklu tahtına yeni bir sultan atamadılar. Selçuklu ailesinden ele geçirdikleri şehzadeleri idam ettiler(1308).

Anadolu da 14.yy ın başında Selçuklu devletinin yıkılması üzerine siyasal birlik bozuldu. Çok sayıda beylik ortaya çıktı. İlhanlıların Anadolu’ya yönelik baskılarına karşı Türk beylikleri direnişi üstlendiler. İlhanlılar 1335 de iç karışıklıklar sonucu dağıldı. Anadolu da egemenlik tamamen beyliklerin eline geçti. Bu beyliklerden biriside Osmanlılardı.

13. ve 14. yy ın Anadolu’daki en güçlü toplumsal ve ekonomik örgütü “Ahi” teşkilatlarıydı. Ahilik teşkilatı Bizans sınırında cihat faaliyetlerinde bulunan Osmanlı beyliği ile işbirliği yapmıştı. Ahilerin Osmanlıların teşkilatlanmasında ve toprak fetihlerinde çok önemli rolleri olmuştur.

14.yy başında yakın doğudaki önemli devletler İlhanlılar ve Memluklulardı. İlhanlılar Türkleşmiş bir Moğol devletiydi. İlhanlılar İran, Irak, Anadolu ve Kafkasya da hakimiyet kurmuştu. Bu devletin siyasi varlığı 1335 de sona erdi. İlhanlılar yıkılınca Anadolu’daki Türk beylikleri bağımsız hale geldiler. İlhanlı topraklarında; Celayirliler ,Akkoyunlular ve Karakoyunlular devletleri kuruldu. İlhanlıların yıkılışı Anadolu beylikleri içerisinden Osmanlıların yeni bir güç olarak büyümesini kolaylaştırmıştır. Memluk devleti ise;Mısır, Suriye, Filistin ve Hicaz’a hakim olan orta doğunun en güçlü devletiydi. Memluk devletini Kıpçak Türkleri kurmuştu.

14.yy başında Kara denizin kuzeyinde Altın Orda devleti bulunuyordu. Altın Orda Tuna ırmağından, Aral gölüne kadar uzanan topraklara hakimdi. Memluklularla birlikte dünyanın en büyük iki devletini oluşturuyorlardı.

14.yy başında Balkanlarda siyasi birlik yoktu. Orta çağ boyunca yaşayan Bizans imparatorluğu;Trakya, Kocaeli yarımadası çevresi, Yunanistan ve Ege de bazı adalara hakimdi. Bizans imparatorluğu iç karışıklıklar içerisinde bulunuyordu. Merkezi otoritesi zayıflamıştı. Anadolu tarafından Türk beyliklerinin, Balkanlardan ise Bulgar ve Sırpların baskısı altında bulunuyorlardı. Bizans’ın güçsüz konumda bulunması, Osmanlıların toprak fethederek büyümesini kolaylaştırmıştır. Balkanlarda; Bizans dışında Bulgarlar, Sırplar, Bosnalılar, Eflak, Boğdan, Arnavutluk krallıkları bulunuyordu. Balkanlarda siyasi birlik yoktu. Balkanlarda siyasi ve dini çatışma artmıştı. Balkanların halkı çoğunlukla Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebindendi. Katolik olan Macarlar ve Venedikliler Balkanları ele geçirip Ortodoks halkı Katolikleştirmeye çalışıyorlardı.

Avrupa da feodalite rejimi hakim olduğu için güçlü bir merkezi devlet yoktu. Orta Avrupa’nın en güçlü devleti Macarlardı. Kutsal Roma Germen imparatorluğu feodalitenin etkisi ile siyasi etkinliğini kaybetmişti. İngiltere ve Fransa arasında yüzyıl savaşları başlamıştı.

B-OSMANLI DEVLETİNİN KURULUŞU

http://1.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HXkYSwv6I/AAAAAAAAAWA/g0CKQPyoous/s320/osmanli_bayraklari_1_.jpg
1-Kayıların Anadolu’ya gelişi ve yerleşmesi:

Osmanlı beyliğini Oğuzların “Kayı” boyu kurmuştur. Kayılar diğer oğuz boyları ile birlikte Anadolu’ya geldiler. İlk olarak güney Anadolu’yu yurt tuttular. Kayılardan bir grup Selçuklu sultanı 1.Alaaddin Keykubat döneminde Orta Anadolu’ya geldiler. Alaaddin Kuykubat Kayıları Ankara’nın batısındaki Karaca dağ yöresine yerleştirdi. Kayılar Ertuğrul Gazi liderliğinde Bizans’tan Söğüt ve Domaniç yöresini ele geçirdiler. Ertuğrul Gazinin Bizans sınırında elde ettiği askeri başarıları otorite ve prestijinin artmasına sebep oldu. Bizans sınırına yığılan ve toprak ihtiyacı içerisinde olan Türkmenler Ertuğrul Gazi etrafında toplandılar. Kayı lideri Ertuğrul Gazi, Bizans’a karşı yürütülen cihat faaliyetlerinin öncüsü oldu. Ertuğrul Gazi 1281 tarihlerinde ölünce oğlu Osman, bey seçildi. Osman bey Ertuğrul Gazinin dört oğlunun en küçüğü idi. Kayı boyunun ileri gelenleri Osman beyi kardeşlerine göre daha yetenekli bir lider olarak gördüler ve bey seçtiler.

2-Osman bey dönemi siyasal olayları (1281-1326):

Kayılara bey seçilen Osman, Bizans’a karşı fetih politikasını devam ettirdi.Bizans’a karşı elde edilen başarılar üzerine ; Selçuklu sultanı 3.Alaaddin Keykubat Osman beyi, Uç beyi olarak atadı. Beylik alameti olarak Bando, Tuğ, Alem ve altın kılıç gönderdi. Bu olay Osman beyi bölgenin güçlü bir lideri haline getirdi. Moğollar 1299 tarihinde Selçuklu sultanını tutukladılar ve İran’a götürdüler. Selçuklu tahtı boş kaldı. Bu gelişme üzerine Osman bey bağımsızlığını ilan etti. Böylece yeni bir devletin kuruluşu gerçekleşmiş oldu.

Osman bey 1281-1299 tarihleri arasında;Karaca hisar, Sorkun, Taraklı, Yar hisar, İnegöl, Bilecik ve Yunthisar’ı fethetti. Bizans tekfurları (Valiler) ile Osman bey arasında 1302 tarihinde “Koyun hisar savaşı” yaşandı. Bizans tekfurları yenildi. Koyun hisar savaşında Osmanlılar ilk defa Bizans imparatorluk kuvvetleri ile karşılaştılar.Osman bey 1313 tarihinden itibaren Bursa’yı kuşattı. Kuşatma devam ederken Osman bey hastalandı ve 1323 yılında idareyi oğlu Orhan beye bıraktı. Orhan bey Bursa’yı 1326 yılında fethetti. Osman beyde Bursa’nın fethini haber aldıktan sonra öldü.

3-Orhan bey dönemi siyasal olayları (1326-1362):

*Orhan bey Bursa’yı fethettikten sonra Bizans’ın bölgedeki son büyük şehri olan İznik’i kuşattı. Bunun üzerine; Bizans imparatoru III.Andronikos, Türk ilerlemesini durdurmak ve kuşatma altındaki İznik’i kurtarmak için sefere çıktı. İki taraf arasında 1329 yılında “Pelekanon savaşı” yaşandı. Savaşı Osmanlı ordusu kazandı. Osmanlılar bu başarıdan sonra İstanbul boğazına ulaştılar.

*1331 yılında İznik, 1337 de İzmit kentleri fethedildi. Böylece Bizans’ın Anadolu’daki varlığı sona erdi. Orhan bey başkenti Bursa’ya taşıdı.

*Osmanlıların batısında Karesi oğulları beyliği bulunuyordu. Orhan bey Karesi oğullarında görülen iç mücadeleden yararlanarak 1345 yılında bu beyliği topraklarına kattı. Osmanlılar Balıkesir, Çanakkale ve Bergama’ya hakim oldular. Karesi oğulları Osmanlı topraklarına katılan ilk Türk beyliğidir. Karesi oğulları Osmanlılar açısından stratejik öneme sahipti. Karesi toprakları Osmanlılara katılınca Çanakkale üzerinden Balkanlara geçme fırsatı elde edildi. Karesi beyliğinin donanması ve tecrübeli komutanları Osmanlı hizmetine girdi. Bu olay Osmanlı askeri gücünü artırdı. Daha da önemlisi Osmanlılar Karesi donanması sayesinde Rumeli’ye geçtiler.

*Orhan bey döneminde Bizans devleti Balkanlardan Sırp ve Bulgarların saldırısına uğradı. Orhan bey Bizans’ın yardım istemesi üzerine Trakya’ya ordu gönderdi.Osmanlı ordusu Sırp ve Bulgarları bölgeden uzaklaştırdı. Osmanlılar Bizans’ın zayıf konumundan yararlanarak 1353 tarihinden itibaren Gelibolu yarımadası üzerinden Rumeli’nin fethini başlattılar. İlk olarak Gelibolu yarımadasında bulunan “Çimpe kalesi” fethedildi. Daha sonra Gelibolu, Hayrabolu, Tekirdağ yöreleri fethedildi. Bölgedeki fetih faaliyetlerini Orhan beyin oğlu Süleyman paşa yürüttü.

*Orhan bey Eretna oğullarının iç karışıklık içerisinde olmalarından yararlanarak Ankara’yı ele geçirdi. Burası Ahilerin önemli merkezlerinden biriydi.

Orhan bey 1362 tarihinde öldü. Yerine oğlu 1.Murat geçti.

NOT:Osmanlılar Orhan bey döneminde Rumeli’ye geçtiler. Bu olayın sebepleri; Batı Anadolu’ya yığılan göçebe Türkmenlerin toprak ihtiyacı içerisinde olması ve Gaza ideolojisidir. Orhan bey ,Beyliği devlete dönüştürmüştür. Divan teşkilatı, Maliye teşkilatı, Adalet teşkilatı ve İlk düzenli ordu bu dönemde oluşturulmuştur. Karesi oğullarının Osmanlılara katılması ile Anadolu Türk birliğini kurma mücadelesi de başlamıştır.

4-Osmanlıların Büyümesinin sebepleri:

Osmanlılar T.Selçuklu beyliklerinin en küçüklerinden birisiydi. Ancak kısa sürede büyüdü ve üç kıtaya hakim olan bir imparatorluğa dönüştü. Bu olayın coğrafi, siyasi, dini ve ekonomik sebepleri bulunmaktadır. Bunlar:

a)Coğrafi konumları: Osmanlı toprakları Bizans sınırında bulunuyordu. Bizans sınırı T.Selçukluları döneminden beri, cihat faaliyetlerinin yürütüldüğü bir bölgeydi. Doğudan gelen Türkmenler Bizans sınırına yığılmışlardı. Osmanlılar ,Bizans’a karşı cihat yaptıkları için Türkmenlerin,Anadolu beyliklerinin ve İslam dünyasının desteğini kazandılar. Şayet kuruldukları bölge Bizans sınırında olmasaydı böyle bir destek bulamazlardı.
b)Moğol baskısı sebebiyle uç bölgesine yığılan Türkmenlerin toprak ihtiyacı içerisinde olması .
c)Osmanlıların gaza ideolojisini benimsemeleri
d)Osmanlıların Anadolu’nun çok güçlü bir toplumsal örgütü olan Ahiler tarafından desteklenmesi.
e)Osmanlıların batısında bulunan Bizans imparatorluğu ve diğer Balkan devletlerinin güçsüz olmaları.
f)Osmanlıların merkeziyetçi devlet anlayışını benimsemiş olmaları ve beylerinin yetenekli liderler olması.
g)Osmanlıların Anadolu beylikleri ile iyi geçinmeleri ve Bizans’a karşı yürüttükleri cihat faaliyetlerinde Anadolu beyliklerince desteklenmeleri.
h)Osmanlıların Balkanlarda İstimalet (Uzlaştırma) politikası izlemeleri.
I)Balkanlardaki Ortodoks milletlerin Katolik olan Venedik ve Macar tehditlerine karşı Osmanlı egemenliğini tercih etmeleri.

C-BALKANLARDA FETİHLER

1-I.Murat dönemi Siyasal olayları:

1.Murat tahta geçtikten sonra, Balkanlarda toprak fetihlerine hız verdi. Bizans’ın elinde bulunan Edirne’yi kuşattı. Edirne kuşatması devam ederken Bizans’ın yardımına gelen Sırp kuvvetleri “Sazlıdere savaşı”nda Osmanlılar tarafından mağlup edildi. Bu olaydan sonra Edirne teslim oldu. 1.Murat Başkenti Bursa’dan Edirne’ye taşıdı.

NOT:Edirne Osmanlılar açısından stratejik önemi olan bir kentti. Edirne’nin fethi ile Bizans batıdan kuşatıldı. Balkanlara giden yollar denetim altına alındı. Bu fetih Osmanlılara karşı ilk haçlı seferinin yapılmasına sebep oldu.

Sırp Sındığı savaşı (1364):

Edirne’nin fethinden sonra Balkan devletleri Osmanlıların tehlikeli bir güç haline geldiğini anladılar. Macarların öncülüğünde Balkan devletlerinin katılımı ile bir haçlı ordusu hazırladılar. Amaçları Osmanlıları Rumeli’den atmak ve Bizans’a yardım etmekti. Haçlı ordusunu, Hacı İl beyi adlı Osmanlı komutanı Meriç vadisinde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu olay tarihe Sırp Sındığı savaşı olarak geçti.

Sırp Sındığı savaşı Osmanlılarla Haçlılar arasında yapılan ilk savaştır. Savaşı Osmanlıların kazanması Balkanlardaki fetih hareketlerini hızlandırmıştır. Macarların Balkan milletleri üzerindeki nüfuzlarını sarsmıştır.

1.Murat Edirne’nin fethinden sonra; Bulgaristan, Batı Trakya ve Makedonya’yı egemenliği altına aldı. Bulgaristan krallığı Osmanlılara yıllık vergi veren bir devlet durumuna getirildi. Balkanlarda Osmanlı egemenliğini kabul eden ilk ülke Bulgaristan oldu(1369). Bulgaristan kısa sürede Türkleştirildi.

Çirmen Savaşı(1371):

Osmanlı fetihlerinin hızla devam etmesi Balkan devletlerini yeni bir haçlı seferine yöneltti. Sırp, Macar ve Bosna devletleri birleşerek saldırıya geçtiler. Ancak haçlı ordusu Çirmen denilen yerde Osmanlı komutanı Evrenoz beye yenildi. Çirmen zaferinden sonra Makedonya Osmanlı egemenliğine girdi. Sırp kralı Lazar vergi ve asker vermek suretiyle Osmanlı hakimiyetini tanımak zorunda kaldı (1374).

1.Murat, stratejik açıdan önemli olan Sofya, Niş ve Manastır’ı ele geçirdi. 1.Murat fethedilen bölgelere Anadolu’dan Türk nüfus getirip yerleştirdi. Amacı Balkanları Türkleştirip Müslümanlaştırarak Osmanlı varlığını kalıcı hale getirmekti.

1.Kosova Savaşı (1389):

1.Murat’ın Anadolu da Karaman oğullarıyla mücadele yaptığı sırada, Balkan devletlerinin oluşturduğu haçlı ordusu Timurtaş paşa idaresindeki Osmanlı kuvvetlerini “Ploşnik”te yenilgiye uğrattılar. Bu başarıdan cesaret alan Balkan devletleri Sırpların öncülüğünde yeni bir haçlı ordusu oluşturup Osmanlılara karşı saldırıya geçtiler. Amaçları Osmanlıları Rumeli’den atmaktı. 1.Murat haçlı ordusunu Kosova da karşıladı. Yapılan meydan savaşını Osmanlı ordusu kazandı. 1.Murat savaş meydanını gezerken bir Sırplı tarafından suikastla öldürüldü. Osmanlılar savaş meydanında Yıldırım Bayezid’i hükümdar ilan ettiler.

1.Kosova zaferi, Osmanlıların Rumeli’deki varlığını güçlendirmiştir. Fetihler ve Balkanlara Türk göçü hızlanmıştır. Sırp krallığı tekrar Osmanlılara yıllık vergi vermeyi kabul etmiştir.

NOT: Osmanlılar topu ilk defa I.Kosova savaşında kullanmışlardır.

2-Osmanlıların Rumeli de İskan siyaseti:

Osmanlılar fethedilen topraklarda öncelikle toprak ölçümü ve nüfus sayımı yaptılar (Tahrir).Rumeli’yi Türkleştirmek için Anadolu’dan nüfus götürüp yerleştirdiler. Rumeli’ye Anadolu’dan nüfus götürülürken öncelikle göçebeler tercih edildi. Batı Anadolu da yaşayan ve birbiriyle kavgalı olan aşiretlerden birisi götürüldü. Anadolu da nüfus dengesinin bozulmamasına dikkat edildi. Rumeli de yaşayan Hıristiyan nüfustan isyan çıkarma ihtimali olanlar farklı bölgelere götürülüp yerleştirildi.

Yeni yerleşim yerlerinde halka ihtiyacı olan her türlü malzeme verilirdi. Halktan bir süre vergi alınmazdı. Geçerli bir sebep olmadan yeni yerleşim yerini terk edip başka bir yere göç etmek yasaklanmıştı. Bir yer Türkleşene kadar iskan faaliyetlerine aralıksız devam edilirdi.

Osmanlılar Rumeli de Kiliselerin vakıf topraklarına dokunmamışlardır. Sadece dere beylerin elinde bulunan topraklara el konmuştur. Osmanlılar Rumeli’deki topraksız Hıristiyan halkada toprak dağıtmışlardır. Halka din ve vicdan hürriyeti verilmiştir. Hıristiyan halk Osmanlı yönetimine uyum sağlayana kadar yerel kanunlar ve örfi kurallar kaldırılmamıştır. Osmanlıların Balkanlarda izlediği hoşgörülü ve adil politikalar Balkan milletlerinin desteğinin elde edilmesinde etkili olmuştur. Osmanlılar Balkanlara sadece kılıçla değil adil yönetim anlayışıyla hakim olmuşlardır.Bir çok Balkan milleti savaşsız olarak Osmanlılara katılmıştır. Dere beylerin kölesi olan Balkan köylüsü Osmanlıların gelmesiyle hürriyetine kavuşmuş ve toprak sahibi olmuştur. Osmanlıların Rumeli’ye gelmeleri Macar ve Venediklilerin Ortodoksları zorla Katolik yapma faaliyetlerini durdurmuştur. Osmanlıların Rumeli’de izledikleri iskan siyasetine “İstimalet” politikası(Uzlaştırma) denir. Osmanlıların Rumeli de izledikleri iskan siyasetine Türk dervişleri öncülük yapmışlardır.

3-Yıldırım Bayezid dönemi siyasal olayları (1389-1402):

İstanbul’un Kuşatılması(1391-1396):

Yıldırım Bayezid tahta geçtikten sonra Osmanlı topraklarını ikiye ayıran ve Osmanlı varlığını tehdit eden Bizans’a son vermek için İstanbul’u kuşattı. İstanbul boğazını kontrol altına alıp Bizans’a yardım gelmesini önlemek için Anadolu hisarını yaptırdı. Yıldırım Bayezid İstanbul surlarını yıkacak silahlar olmadığı için, İstanbul’u kuşatıp dışarıdan yardım gelmesini önleyerek şehri teslim olmaya zorladı. Kuşatma 1391-1396 tarihleri arasında devam etti. Bizans devleti papadan yardım istedi. Papanın çağrısıyla Macarların öncülüğünde yeni bir haçlı ordusu oluşturuldu. Haçlılar Tuna ırmağını aşıp Bulgaristan’a girdiler ve “Niğbolu” kalesini kuşattılar.Bunun üzerine Yıldırım Bayezid İstanbul kuşatmasını kaldırdı. Niğbolu savaşını kazandıktan sonra İstanbul tekrar kuşatıldı (1397). İkinci kuşatma devam ederken doğudan Timur tehlikesi ortaya çıktı. Yıldırım Bayezid Bizans imparatoru ile anlaşma imzalayarak İstanbul kuşatmasını kaldırdı. Anlaşmaya göre ;Bizans imparatoru İstanbul da bir Türk –Müslüman mahallesi oluşturulması ve bir cami yapılmasını kabul ediyordu. Bu anlaşmadan sonra Göynük ve Taraklı dolaylarından bir miktar Türk İstanbul’a yerleştirildi. Cami ibadete açıldı.

NOT:Osmanlı tarihinde İstanbul’u ilk kuşatan padişah Yıldırım Bayezid’dir. Yıldırım Bayezid’in İstanbul’u fethini Niğbolu ve Ankara savaşları engellemiştir.

Niğbolu Savaşı (1396) :

Osmanlıların İstanbul’u kuşatması üzerine Bizans imparatoru papadan yardım istedi. İstanbul, Avrupa da Hıristiyanlığın doğudaki son kalesi olarak görüldüğü için kuşatma büyük heyecan uyandırdı. İlk defa Avrupa devletlerinin çoğunluğunun katıldığı bir haçlı ordusu hazırlandı. Haçlı ordusu Osmanlıları Rumeli’den atmak ve Bizans’ı kurtarmak için harekete geçti. Yıldırım Bayezid haçlı ordusunu Tuna ırmağı kıyısındaki Niğbolu kalesi önünde bozguna uğrattı.

Niğbolu zaferi ,Osmanlıların Rumeli’deki varlığını güçlendirdi. Osmanlı fetihleri hızlandı. Osmanlı akıncıları ilk defa Tuna ırmağını aşarak Macaristan’a girdiler. Bulgar krallığına kesin olarak son verildi. Niğbolu zaferi Osmanlıların İslam dünyasındaki prestijini artırdı.Mısırda bulunan Abbasi halifesi, Yıldırıma “Sultan-ı İklimi Rum” unvanı verdi.

D-ANADOLU DA SİYASİ BİRLİĞİN KURULMASI:

1-I.Murat Döneminde Anadolu da Faaliyetler:

1.Murat Anadolu Türk birliğini kurma çalışmalarını başlatmıştır. 1.Murat Anadolu Türk ve Müslüman olduğu için Türk birliğini kurmada barışçı yöntemleri benimsemiştir. 1.Murat oğlu Yıldırım Bayezid’i Germiyan oğulları beyinin kızı Devlet hatunla evlendirdi. Germiyanlılar Kütahya ve çevresini devlet hatunun çeyizi olarak Osmanlılara verdiler. 1.Murat Hamitoğullarından Beyşehir ,Seydişehir, Karaağaç ve Isparta dolaylarını 80 bin altına satın aldı. Osmanlıların doğuya doğru genişlemeye başlamaları Karamanlıları rahatsız etti. Karaman oğulları ile Osmanlılar arasındaki Anadolu da hakimiyet kurma mücadelesi bu dönemde başladı. Her iki Türk devleti Anadolu Türk birliğini kurmak istiyordu. Karamanlıların Osmanlı topraklarına saldırmaları üzerine 1.Murat Karaman seferine çıktı (1387). Karaman oğlu Alaaddin Ali beyle, 1.Murat Konya yakınlarında karşılaştılar. Karamanlılar yenildi.Savaştan sonra yapılan anlaşmaya göre; iki ülke arasında Çarşamba suyu sınır olacaktı.

2-Yıldırım Bayezid Döneminde Anadolu da Faaliyetler:

1.Murat’ın Kosova da öldüğünü duyan Karamanlılar, Osmanlı topraklarına saldırarak yağmaladılar. Bunun üzerine Yıldırım Bayezid Balkan devletleri ile barış anlaşmaları imzaladı. Rumeli de savunma tedbirleri aldı. Ardından da Anadolu Türk birliğini kurmak için harekete geçti.

Yıldırım Bayezid; 1390-1391 tarihleri arasında batı Anadolu da bulunan Germiyan oğulları, Aydın oğulları, Menteşe oğulları, Saruhanoğulları ve Hamit oğulları beyliklerine son verdi. Karaman oğulları beyliği ile uzun bir mücadele yapılmıştır. Yıldırım ,Karaman oğullarına Niğbolu savaşının ardından son verdi (1397). Yıldırım Bayezid Kastamonu ve Sinop yörelerine hakim olan Candaroğulları beyliğinin Kastamonu koluna son verdi. Kayseri, Sivas, Amasya, Tokat çevrelerine hakim olan Kadı Burhanettin’e karşı Osmanlı kuvvetleri başarılı olamadılar. Ancak Kadı Burhanettin ,Akkoyunlular tarafından öldürülünce toprakları gönüllü olarak Osmanlılara katıldı. Bu beyliğin toprakları yüzünden Osmanlılarla ,Akkoyunlular arasında başlayan mücadeleyi, Osmanlılar kazandı. Memluk hakimiyetinde bulunan Divriği ve Malatya alındı. Böylece Osmanlı sınırları ilk defa doğuda orta Fırat’a dayandı. Bu olay Osmanlılarla , Memluklular ve Timurluları karşı karşıya getirdi.

NOT: Yıldırım Bayezid. Anadolu Türk birliğini kuran ilk Osmanlı hükümdarıdır. Ancak bu birlik Ankara savaşından sonra bozulmuştur. Beyliklerin büyük çoğunluğu tekrar kurulmuştur.

E-ANKARA SAVAŞI (1402) :

Ankara savaşı Timur ile Yıldırım Bayezid arasında olmuştur. Timur Çağatay devletine son vererek kendi devletini kurmuştu. Timur 1369-1401 tarihleri arasında Hindistan, İran, Kafkasya, Doğu Anadolu, Irak ve Suriye’ye hakim oldu. Timur; batıya yaptığı seferler sonunda , Celayirliler ve Kara koyunlular devletlerinin topraklarını ele geçirdi. Celayirli hükümdarı Ahmet ve Kara koyunlu hükümdarı Kara Yusuf Osmanlılara sığındı. Timur bu iki hükümdarı Yıldırım Bayezid’den kendisine teslim etmesini istedi. Yıldırım bu isteği kabul etmedi. Timur batı seferlerini bir an önce bitirip Çin seferine çıkmak istiyordu. Ancak Anadolu beyliklerini ortadan kaldırıp doğuya doğru ilerleyen Yıldırım Bayezid ,Timur’u endişelendiriyordu. Yıldırımın Niğbolu savaşını kazanarak İslam dünyasındaki prestijini artırması Timur’u rahatsız etmişti. Yıldırım dan kaçıp Timur’a sığınan Anadolu beyliklerinin hükümdarları ,Timur’u Yıldırıma karşı kışkırttılar. Sonunda Timur’un batıya, Yıldırım da doğuya doğru ilerlemesi iki Türk devletini Ankara da karşı karşıya getirdi. Ankara da yapılan savaşı Timur kazandı. Yıldırım Timur’a esir düştü. Bir süre sonra Akşehir de öldü. Yıldırımın yenilmesinde Osmanlı ordusunda bulunan eski Anadolu beyliklerinin askerlerinin ve Kara Tatarların Timur’un safına geçmeleri ve Timur’un ordusunda fillerin bulunması etkili olmuştur. Ankara savaşının sonuçları şunlardır:

*Yıldırımın ortadan kaldırdığı Anadolu beylikleri yeniden kuruldu. Anadolu Türk birliği bozuldu.
*Osmanlılar fetret devrine girdiler. Osmanlı devleti dağılma tehlikesi geçirdi.
*Balkanlarda fetihler durdu. Bazı topraklar kaybedildi.
*Bizans imparatorluğunun ömrü uzadı.
*fetret devrinde yaşanan iç savaşlar büyük mal ve can kayıplarına sebep oldu.

NOT: Ankara savaşı Orta çağın en büyük meydan muharebesidir. Bu savaş, iki Türk devleti arasında yapıldığı için Türk tarihinde olumlu sonuçlar meydana getirmemiştir . Bu yönüyle Yassı Çemen, Otluk beli ve Çaldıran savaşları ile benzerlik gösterir.

F-KARDEŞLER ARASI TAHT KAVGALARI(FETRET DEVRİ):

Timur,Ankara savaşından sonra Anadolu’dan ayrıldı.Osmanlı topraklarını yıldırımın şehzadeleri arasında paylaştırdı.Timur’un amacı Osmanlıların kendisi için tehdit oluşturabilecek güce ulaşmasını engellemekti.Yıldırımın; Süleyman,Mehmet,İsa ve Musa adlı dört oğlu arasında on bir yıl sürecek taht kavgası başladı.Yaşanan iç savaşta, Osmanlı toprakları yağmalandı.Büyük çaplı mal ve can kaybı meydana geldi.Ülke ekonomisi bozuldu.Balkanlarda fetihler durdu.Bu kargaşa dönemine Osmanlı tarihinde“fetret devri”denir.Fetret devri, Çelebi Mehmet’in tek başına hükümdar olması ile sona erdi.Çelebi Mehmet, dağılma tehlikesi geçiren Osmanlı devletini yeniden toparladı.Bu nedenle Osmanlı devletinin ikinci kurucusu olarak kabul edilir.

NOT:Fetret devrinde, Osmanlı devleti dağılma tehlikesi geçirdi.Buna rağmen balkanlarda yaşayan Hıristiyan halk, Osmanlılara karşı isyan teşebbüsünde bulunmadı.Bu olay; balkan milletlerinin Osmanlı idaresinden memnun olduklarını ve Osmanlı idaresinin adalete dayandığını gösterir.Osmanlıların uzun süre devam eden iç bunalıma rağmen varlıklarını korumaları, devlet düzenlerinin sağlam esaslara dayandığını gösterir.

G-DEVLET HAKİMİYETİNİN VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜN YENİDEN SAĞLANMASI:
1-Çelebi Mehmet Döneminin Siyasal Olayları:

Çelebi Mehmet 1413 tarihinde Musa Çelebiyi de ortadan kaldırarak tek başına Osmanlı tahtına oturdu. Fetret devri sona erdi. Dağılma tehlikesi geçiren devleti tekrar toparladı. Bu nedenle Çelebi Mehmet Osmanlı devletinin ikinci kurucusu kabul edildi.

Çelebi Mehmet fetret devri devam ederken Ankara savaşından sonra tekrar kurulan Saruhan oğulları beyliğine son vermişti (1410). Çelebi Mehmet Rumeli de devlet otoritesini kurduktan sonra Anadolu’ya geçti. İlk olarak Aydın oğullarından İzmir’i aldı. Daha sonra Osmanlıların Anadolu’daki en büyük rakipleri Karamanlılarla mücadeleye başladı. Karamanlılarla yaptığı üç büyük savaşı kazandı. Akşehir, Beyşehir ve Seydişehir’i Osmanlı toraklarına kattı. Çelebi Mehmet İsfendiyar oğullarının merkezi Sinop’u kuşattı. Bunun sonucunda İsfendiyar bey Osmanlı hakimiyetini tanımak zorunda kaldı. Çelebi Mehmet 1419 da Samsun’u aldı.

Çelebi Mehmet Balkanlarda durmuş olan fetihleri yeniden başlattı. Eflak’a yaptığı sefer sonucunda bu ülkeye Osmanlı üstünlüğünü kabul ettirdi. Eflak yıllık vergiye bağlandı.

Venediklilerle ilk deniz savaşı yapıldı (1416). Bu olayın sebebi Venediklilerin Ege denizine açılan Türk ticaret gemilerine zarar vermeleridir. Çalı bey idaresindeki Osmanlı donanması Gelibolu açıklarında Venedik donanması ile karşılaştı. Ancak Osmanlı donanması yenildi.

Çelebi Mehmet döneminde iki önemli iç isyan yaşandı. Bunlar; Şeyh Bedrettin ve Düzmece Mustafa isyanlarıdır. Şeyh Bedrettin döneminin önemli bilginlerinden birisiydi. Fetret devrinde Musa Çelebinin Edirne de hükümdarlığını ilanından sonra Kazasker olmuştu. Çelebi Mehmet ,Musa Çelebiyi ortadan kaldırınca Şeyh Bedrettin’i Kazaskerlikten aldı. Şeyh Bedrettin “Batini” görüşlerinden etkilenmişti. Bu görüşlerini göçebe Türkmenler arasında yaydı. Fetret devrinin ortaya çıkarttığı ekonomik ve idari sıkıntılardan da yararlanarak Anadolu ve Rumeli de geniş taraftar buldu. İslamiyet, Hıristiyanlık ve Museviliğin birleştirilmesini savunarak bu dinlerden de taraftar topladı. Sahte bir Şecere ile kendisini Selçuklu ailesine bağladı. Bu olay onun hükümdar olmak istediğini gösterir. Şeyh Bedrettin 1419 tarihinde isyan hareketini başlattı. İlk olarak müritlerinden Torlak Kemal ve Börklüce Mustafa İzmir ve Manisa yöresinde isyanı başlattı. Bu isyan bastırıldı. Bunun üzerine Bedrettin Dobruca bölgesinde isyanı devam ettirdi. Osmanlı kuvvetleri İsyanı bastırdı ve Şeyh Bedrettin yakalanıp yargılanarak Serez de idam edildi.
*Timur, Yıldırımın oğullarından Şehzade Mustafa’yı Semerkant’a götürmüştü. Timur öldükten bir süre sonra Şehzade Mustafa serbest bırakıldı. Bu şehzade 1417 de Gelibolu yarımadasında Çelebi Mehmet’e karşı isyan başlattı. Çelebi Mehmet Mustafa’nın taraftarlarını dağıtmak için bu şahsın kardeşi olmadığını ,Düzmece olduğunu ileri sürdü. Mustafa Çelebi Mehmet’e yenilerek Bizans’a sığındı.
*Çelebi Mehmet 1421 tarihinde öldü. Yerine oğlu 2.Murat geçti.

2-2.Murat döneminin siyasal olayları(1421-1451):

İç İsyanlar:2.Murat tahta çıkınca Bizans amcası Düzmece Mustafa’yı serbest bıraktı. Bu şehzade Bizans’ın yardımı ile Edirne’yi ele geçirip tahta oturdu. Mustafa ,2.Murat’la İznik taraflarında yaptığı savaşta yenildi ve ortadan kaldırıldı.

Daha sonra Bizans ve Karaman oğullarının kışkırtması ile 2.Murat’ın öz kardeşi Şehzade Mustafa isyan çıkarttı. Bursa ve İznik taraflarına hakim oldu. Bizans Şehzade Mustafa’yı isyan ettirerek, 2.Murat’ın İstanbul kuşatmasını etkisiz hale getirmek istiyordu. Bizans bu amacına ulaştı. 2.Murat kuşatmayı kaldırıp kardeşinin üzerine yürüdü. Şehzade Mustafa yakalanarak ortadan kaldırıldı.

İstanbul’un Kuşatılması:2.Murat Düzmece Mustafa’yı destekleyen Bizans’ı ortadan kaldırmak için İstanbul’u kuşattı(1422). Şehir 64 gün kuşatma altında kaldı. Ancak Surları yıkacak güçte silahların olmaması ve Bizans’ın denizden yardım almasının engellenememesi sebepleriyle şehir alınamadı. Daha öncede, Yıldırım Bayezid ve Musa Çelebi İstanbul’u kuşatmışlar ancak alamamışlardı.

Balkanlarda Gelişmeler:Bir İtalyan devleti olan Venedikliler Balkan yarımadasının kıyı bölgelerini denetim altına almıştı. Venedik, doğu-batı ticaretini elinde bulunduran ve dünyanın en güçlü donanmasına sahip olan bir devletti. Osmanlıların Balkanlarda yaptığı fetihlerle Adriyatik denizine ulaşması Venedik çıkarlarına zarar verdi. Osmanlılar Ege adaları ve Balkanlarda Venediklilerin hakimiyetine son vermek için bu ülkeye savaş açtılar. 2.Murat döneminde Venedik’in elinde bulunan Selanik 1425-1430 yılları arasında yapılan savaşlardan sonra fethedildi. Osmanlılara karşı Macarlarla Venedikliler ittifak yaptılar. 2.Murat Sırp krallığını ortadan kaldırdı. Makedonya, Batı Trakya ve Arnavutluk’un büyük bölümünü Osmanlı topraklarına kattı. Eflak tekrar Osmanlılara bağlandı.

2.Murat’ın Balkanlardaki başarıları 1441 yılına kadar sürdü. Bu tarihten itibaren 2.Murat’ın karşısına Macar devlet adamı “Hünyadi Yanoş” (Jan Hünyad)çıktı.Yanoş, Erdel voyvodası (beyi) ve Macar krallık naibi idi. Jan Hünyad Tuna ırmağını aşarak Osmanlı kuvvetlerini yenilgiye uğrattı. Niş ve Sofya’yı ele geçirdi. Bu başarısızlıklar Avrupa da Osmanlıları Rumeli’den atmak için yeniden haçlı birliği kurulmasına sebep oldu. Balkanlardaki başarısızlık Anadolu beyliklerinin de Karaman oğulları liderliğinde Osmanlılara karşı birleşmelerine yol açtı. 2.Murat’ın başarısızlıkları akıncı beylerini kızdırdı. Bu olaylar 2.Murat’ı Macarlarla “Segedin anlaşması”nı imzalamak zorunda bıraktı. Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra 2.Murat tahtı 12 yaşındaki oğlu 2.Mehmet’e bırakarak Manisa’ya dinlenmeye çekildi.

Edirne-Segedin Anlaşması(1444):

2.Murat hem Balkanlar hem de Anadolu da Osmanlılara karşı tehlikeli ittifaklar oluşması üzerine Macarlarla barış yapmaya karar verdi. Macarlarla yapılan görüşmelerden sonra hazırlanan anlaşma metnini 2.Murat Edirne de, Macar kralı ise Segedin de imzaladı. Bu anlaşmaya göre:

a)İki taraf arasında 10 yıl savaş yapılmayacaktı.
b)İki taraf arasında Tuna ırmağı sınır olacaktı.
c)Sırp prensliği yeniden kurulacak ve Osmanlılara yıllık vergi verecekti.
d)Bulgaristan Osmanlı hakimiyetinde kalacaktı.
e)Eflak Osmanlılara vergi verecek fakat Macar koruması altında olacaktı.

NOT:Osmanlılar Rumeli’ye geçmelerinden sonra haçlılara ilk tavizi Segedin anlaşması ile vermişlerdir. Bu anlaşma kısa süreli olarak Osmanlıların siyasi nüfuzunu zayıflatmıştır. Bu anlaşma Varna savaşından sonra yürürlükten kalkmıştır.

Varna Savaşı (1444):
2.Murat’ın Segedin anlaşmasından sonra tahtı 12 yaşındaki oğluna bırakması, haçlıları Osmanlıları Avrupa’dan atmak için uygun bir fırsatın yakalandığı düşüncesine sevk etti. Papa Osmanlılara karşı haçlı seferi düzenlenmesi çağrısında bulundu. Bu çağrıdan sonra Macar kralı liderliğinde bir haçlı ordusu oluşturuldu. Haçlılar, Bulgaristan üzerinden Osmanlı topraklarına girdiler. Bu olay üzerine Osmanlı devlet adamları 2.Murat’ı Manisa’dan getirip ordunun başına geçirdiler. Osmanlı ordusu 2.Murat idaresinde haçlıları Varna önlerinde büyük bir yenilgiye uğrattı. Macar kralı “Ladislas” savaş meydanında hayatını kaybetti.

Varna zaferi ile Segedin anlaşmasının olumsuz etkileri ortadan kalktı. Osmanlıların Rumeli’deki egemenliği güçlendi.

2.Kosova Savaşı (1448):

        Varna zaferinden sonra 2.Murat yeniden Manisa’ya döndü. Ancak küçük yaştaki oğlu Mehmet’in idaresi sırasında Edirne de devlet adamları arasında anlaşmazlık çıktı. Vezir Çandarlı Halil paşanın ısrarı sonucunda 2.Murat 1446 yılında tekrar tahta çıktı. Oğlu Mehmet’i Manisa’ya gönderdi. Osmanlı devletinde bu olaylar olurken Macar tahtına çıkan Hünyadi Yanoş, Varna yenilgisinin intikamını almak ve Osmanlıları Rumeli’den atmak için yeni bir haçlı seferine hazırlanıyordu. Hazırlıklar 1448 de tamamlandı. Yanoş liderliğinde hazırlanan haçlı ordusu harekete geçti. 2.Murat haçlı ordusunu Kosova da yenilgiye uğrattı. Hünyadi Yanoş canını zor kurtarıp kaçabildi. Savaşın önemli sonuçları şunlardır:

a)Osmanlıların Rumeli’deki egemenliği kesinleşti.
b)Haçlılar Osmanlıları Rumeli’den atma ümitlerini kaybettiler. Taarruzdan savunmaya çekildiler. Bu politika 2.Viyana bozgununa kadar devam etti.
c)2.Kosova savaşı haçlıların Bizans’ı kurtarmak için yaptıkları son savaş oldu. Fatih’in İstanbul’u fethinin zeminini hazırladı.

Anadolu da Gelişmeler:

2.Murat Ankara savaşından sonra yeniden kurulan Anadolu beyliklerinden Aydın oğulları, Hamit oğulları ve Menteşe oğulları beyliklerine kesin olarak son verdi. Germiyan oğulları beyliği gönüllü olarak Osmanlılara katıldı (1428). Candar oğulları beyliği yenilgiye uğratıldı ve Osmanlı himayesine girdi. Karaman oğulları 2.Murat tarafından yenilgiye uğratıldı. Ancak kesin sonuç alınamadı. Karamanlılar Osmanlılara karşı Avrupa devletleri ile ittifak kurmaktan çekinmemişlerdir. Ancak Osmanlılarla yaptıkları tüm savaşları kaybetmişlerdir.
2.Murat 1451 tarihinde öldü. Yerine oğlu 2.Mehmet Padişah oldu.II.Mehmet,İstanbul’u fethedince kuruluş dönemi sona erdi ve Yükselme dönemi başladı.

NOT: Kuruluş döneminde Osmanlı devletini Balkanlarda en çok uğraştıran devlet Macarlar olmuştur. Anadolu da ise Karaman oğulları aynı rolü oynamıştır. Kuruluş döneminde Osmanlı varlığına yönelen en büyük tehdit Timur’dan gelmiştir.

OSMANLI YÜKSELME DÖNEMİ(1453-1579)
A)FATİH DÖNEMİ (1451-1481)

2.Mehmet 1451 tarihinde 2.Murat’ın ölümü üzerine tahta çıktı. Karaman oğulları Osmanlı tahtında meydana gelen bu değişikliği fırsat bilerek saldırıya geçti. 2.Mehmet bunun üzerine, ilk seferini Karaman oğulları üzerine yaptı. Karaman beyi özür dileyince 2.Mehmet Karaman oğulları ile barış yaparak Edirne’ye döndü. Fatih İstanbul’u fethetmek istediği için Anadolu da genişleme politikasını daha sonraya bıraktı.Balkanlarda da Eflak ve Sırbistan’la barış anlaşmaları imzaladı.

1-İstanbul’un Fethi:

İstanbul’un Fethinin Sebepleri:

*İstanbul’un Osmanlı devletinin topraklarını Anadolu ve Rumeli diye ikiye ayırması.
*Bizans’ın, Osmanlıların Anadolu’dan Rumeli’ye, Rumeli’den Anadolu’ya asker geçirmesini engellemesi.
*Bizans devletinin Osmanlı şehzadelerini taht kavgalarına kışkırtması.
*Anadolu beyliklerini, Osmanlılara karşı kışkırtması.
*Bizans’ın Avrupa devletlerini Haçlı seferlerine kışkırtması.
*İstanbul’un üç kıtanın hakimiyeti için önemli bir coğrafi konuma sahip olması(jeopolitik öneme sahip olması).
*Osmanlı devletinin bölgeden geçen ticaret yollarını ele geçirmek istemesi.
*Hz.Muhammet’in İstanbul’un fethi ile ilgili hadisinin etkisinde kalan Türk-İslam hükümdarlarının İstanbul’un fethini kutsal bir dava olarak görmeleri.

İstanbul’un Kuşatılması ve Fethi:

http://3.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HV46C8ANI/AAAAAAAAAV4/u5dsbzGtp7o/s320/fetih1.jpg

2.Mehmet İstanbul’un fethi için iki yıl hazırlık yaptı. Anadolu hisarının karşısına Rumeli hisarını yaptırdı. Amacı Bizans’ın Karadeniz ile bağlantısını kesmekti. Gelibolu tersanelerinde 400 parçalık bir donanma oluşturdu. Edirne’de yeryüzünde örneği olmayan silahlar yaptırdı.(Havan topları, Füzeler, Şahi adı verilen büyük toplar)

Bizans imparatoru da kenti savunmaya hazırlandı. Avrupa’dan yardım alabilmek için Katolik mezhebine girdi.Ayasofya kilisesinde Katolik ayini yapıldı. Bu olay Bizans halkını ikiye böldü. Cenevizliler ,Venedikliler ve Papanın gönderdiği kuvvetlerle Bizans kuvvetleri birlikte İstanbul’u savunacak hazırlıkları yaptılar.

Fatih İstanbul’u 6 Nisan 1453 tarihinde kuşattı. Kuşatma devam ederken Papanın gönderdiği Venedik gemilerinin Haliç’e girmesine Osmanlı donanması engel olamadı.Bunun üzerin Fatih 72 parçalık Osmanlı donanmasını karadan yürüterek Haliç’e indirdi. Sonunda topların surlarda açtığı gediklerden şehre giren Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453 de İstanbul’u fethetti.

NOT: Kuşatma sırasında Papalık ve Venedik Bizans’a yardım gönderdi. Diğer Avrupa ülkelerinden yardım gelmedi. Sebebi 2.Murat döneminde kazanılan Varna ve 2.Kosova zaferlerinin Hıristiyan ülkelerin askeri güçlerini etkisiz hale getirmiş olmasıdır.

İstanbul’un Fethinin Sonuçları:

*Bizans imparatorluğu tarihe karıştı.
*Dünyada kale ve surlar savunma aracı olmaktan çıktı. Avrupa da feodalite rejimi İstanbul’un fethinde kullanılan toplar aracılığı ile yıkıldı. Avrupa da güçlü merkezi devletler kuruldu.
*Ticaret yolları Osmanlıların ellerine geçti. Bu olay Avrupa devletlerini coğrafi keşifler yapmaya sevk etti.
*İstanbul’un fethinden sonra bazı Bizanslı bilginler İtalya’ya gittiler. İtalya da eski Yunan medeniyetinin eserlerini tanıttılar. Bu olay İtalya da Rönesans hareketinin başlamasına sebep oldu.
*Fatih’in İstanbul halkına din ve vicdan hürriyeti vermesi Avrupa’nın düşünce yapısını etkiledi.
*Osmanlı devletinin kuruluş dönemi bitip yükseliş dönemi başladı. İstanbul Osmanlı devletinin yeni başkenti oldu.
*Orta çağ kapandı ve yeni çağ başladı.
*Osmanlı devletinin Anadolu ve Rumeli’deki hakimiyeti güçlendi. Osmanlıların İslam dünyasındaki prestijleri arttı. Osmanlıların denizlerde hakimiyet kurma süreçleri başladı.

NOT: Fatih İstanbul’un fethinden sonra Rum-Ortodoks patriğine vezir rütbesi vererek devlet hizmetine aldı. Amacı patriklik makamını koruyarak Ortodoks ve Katolik mezhebinin birleşmesini engellemekti. Fatih Hıristiyan birliğinin kurulması çabalarını engellemek ve Hıristiyan birliğini parçalamak amacıyla Patriklik makamını muhafaza etmiştir.
Fatih Venediklilere de Osmanlı topraklarında ticaret yapma hakkını vermiştir(1454). Amacı Avrupa’nın en büyük deniz gücüne sahip olan ve doğu-batı ticaretini elinde bulunduran Venedik’in haçlı seferlerine katılmasını önlemekti.Bu olay Kanunin Fransa’ya Kapitülasyon vermesi olayı ile benzerlik gösterir.

2-Batıda Gelişmeler:
Avrupa ülkeleri İstanbul’un fethinde sonra Bizans İmparatorluğunu, Mora yarımadası ve Trabzon da yeniden diriltmeye çalışıyorlardı. Fatih buna fırsat vermemek için Yunanistan’ı ele geçirdi. Mora yarımadasındaki Rum despotluklarına son verdi (1460).
Fatih Balkanlarda ; Bosna-Hersek (1465), Arnavutluk (1479) ve Sırbistan’ı (1459) Osmanlı topraklarına katmıştır. Fatih’e karşı en sert direnişi Arnavutluk kralı İskender bey göstermiştir. Fatihin bu ülkeleri fethi ile Tuna ırmağının güneyi Osmanlı egemenliğine girmiştir. Fatih Tuna’nın kuzeyindeki Eflak ve Boğdan’ı da Osmanlı topraklarına katmıştır.
Macarların elinde bulunan Belgrad kuşatılmış ancak alınamamıştır. Fatih döneminde İstanbul’un fethinden sonra Avrupa da otuz dolayında devlet ve beylikle savaş yapılmıştır.

NOT: Fatih Balkanların egemenliği için yalnız Balkan ülkeleriyle değil Macar ve Venedik devletleri ile de savaş yapmıştır. Fatih’in fethettiği Bosna ve Arnavutluk’ta İslamiyet yayılmıştır. Bosnalıların ve Arnavutların Müslüman olması zorlama ile değil kendiliğinden gerçekleşmiştir.

3-Anadolu da Gelişmeler:

Fatih Anadolu Türk birliğini sağlamak için 1460 tarihinde kuzey Anadolu seferine çıktı. Bir İtalyan devleti olan Cenevizlilerin koloni merkezi olan Amasra’yı ele geçirdi.Sinop ta bulunan İsfendiyar oğulları beyliğine son verdi (1461). Fatih Trabzon da yaşayan Trabzon Rum imparatorluğunu da ortadan kaldırdı (1461). Karaman oğulları beyliğini 1466 tarihinde Osmanlı topraklarına kattı. Ancak bazı Karaman liderleri Silifke-Mut taraflarında beyliğin varlığını sürdürdüler.

NOT:Trabzon Rum imparatorluğu 4.haçlı seferi sırasında Latinlerin İstanbul’u işgal etmeleri üzerine Bizans hanedanından Anadolu’ya kaçan liderler tarafından kurulmuştu (1204). Bu devletin yıkılmasından sonra Anadolu da Hıristiyan devletlerin varlığı kesin olarak sona ermiştir. Trabzon-Rum imparatorluğunun yıkılışı ve Osmanlıların doğu Anadolu’ya ulaşmaları Osmanlı Ak koyunlu ilişkilerini bozmuştur. Ak koyunlular Fatihin Fırat’a doğru genişlemesini çıkarlarına aykırı görmüşlerdir.

Anadolu da Osmanlı-Akkoyunlu Rekabeti:

Ak koyunlular doğu ve güney Anadolu da kurulmuş bir oğuz devleti idi. Başkentleri Diyarbakır’dı. Hükümdarları Uzun Hasan zamanında Ak koyunlular Kara koyunlu devletini ortadan kaldırarak imparatorluk haline gelmişlerdi (1469). Bu olay Uzun Hasanın cesaretlenip Osmanlılarla Anadolu’nun egemenliği kavgasına girmesine sebep olmuştu. Uzun Hasan Anadolu’yu ele geçirmek için Osmanlılara karşı Macar ve Venediklilerle ittifak yaptı.

Fatihin karaman oğulları beyliğine son vermesi, Dulkadiroğulları beyliğini himayesine alması ve Trabzon Rum imparatorluğuna son vermesi, Osmanlı- Akkoyunlu çatışmasını kaçınılmaz hale getirmişti.

Ak koyunluların Karaman oğulları beyine asker vererek, Osmanlı topraklarına göndermeleri fatihi harekete geçirdi. Fatihle Uzun Hasanın kuvvetleri 1473 tarihinde “Otlukbeli”de karşılaştılar.Yapılan savaşta Ak koyunlular yenildi. Otlukbeli savaşından sonra Fırat’a kadar olan topraklar Osmanlı egemenliğine girdi. Bu savaş Ak koyunluların yıkılış sürecine girmelerine sebep oldu. Uzun Hasan başkenti Diyarbakır’dan Tebriz’e taşıdı.

Osmanlı-Memluk ilişkileri:

Osmanlı-Memluk ilişkileri fatihin Karaman oğulları beyliğine son vermesinden sonra bozulmuştur. İki devletin Dulkadir oğulları beyliği üzerindeki rekabeti ve Hicaz su yolları sorunu anlaşmazlığı derinleştirmiştir. Fatihin ölmesi ile yarım kalan son sefer memluklulara karşı yapılıyordu. Memlukluların Fatihin hacca giden Müslümanların sıkıntılarını gidermek için Hicaz su yollarını inşa etme isteğini reddetmesi iki ülke ilişkilerini bozmuştu. İki devletin Fatih döneminde yaşadığı sorunlar 2.Bayezid döneminde savaş çıkmasın sebep olmuştur.

4-Denizlerde Gelişmeler:

Fatih Osmanlı devletinin denizlerde hakimiyet kurabilmesi için donanmaya büyük önem verdi. Fatih Ege adalarını (Limni,Midilli,Sakız,Sisam,Eğriboz v.s) Ceneviz ve Venediklilerden aldı.Rodos adasını kuşattı ancak alamadı. Fatihin Ege de ve Balkanlarda yaptığı fetihler dünyanın en büyük deniz gücüne sahip olan Venedik’in çıkarlarına zarar verdi. Venediklilerle Osmanlı devleti arasında denizde ve karada 16 yıl süren savaşlar yaşandı (1463-1469). Sonunda Venedik devleti yenilerek barış istedi. İmzalanan barışa göre;

*Venedikliler savaş tazminatı ödeyecekti.
*Venedikliler Osmanlılara yıllık vergi ödeyeceklerdi.
*Venedik Osmanlı fetihlerini tanıyacaktı.Osmanlılarda Venedik’e Dalmaçya kıyılarını bırakacaktı.
*Venedik Osmanlı topraklarında ve sularında serbestçe ticaret yapabilecekti. İstanbul da elçi bulundurabilecekti.

NOT: Fatih bu anlaşma ile hem savaşı bitirmeyi, hem doğu-batı ticaretini canlandırmayı amaçlamıştır. Çünkü 15.yy da doğu-batı ticaretinin en etkili devleti Venedik ti.

Karadeniz’in Türk Gölü Olması:

Fatih döneminde Karadeniz’in kuzey kıyılarında Kırım hanlığı vardı.Bu hanlık Altın Orda devletinin dağılmasından sonra kurulmuştu. Kırım, ticaret açısından önemli bir konuma sahipti. Kırım limanları Cenevizlilerin elinde idi. Bölge halkı Cenevizlilerden şikayetçiydi. Fatih ticari amaçlar doğrultusunda bir donanmayı Gedik Ahmet paşa idaresinde Kırım’a gönderdi.Gedik Ahmet paşa Kırım’ı Osmanlılara bağladı (1475).

NOT:Kırım’ın fethi ile Karadeniz Türk gölü haline gelmiştir.Cenevizliler Karadeniz’den uzaklaştırılmıştır. İpek yolunun önemli kollarından birisi Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Kırım’ın fethi ticari açıdan önemlidir. Ayrıca Kırım hanlığının Osmanlılara bağlanması ile Rusların genişlemesi engellenmiştir. Karadeniz 1774 tarihli Küçük Kaynarca anlaşmasına kadar Türk gölü olarak kalmıştır.

Otranto’nun Fethi:
Fatih haçlı seferlerini durdurmak ve tüm Avrupa’ya egemen olmak için İtalya’nın öncelikle fetih edilmesini istiyordu. İtalya da bulunan Papalık makamının kontrol altına alınması önemli idi. Fatih Roma’yı ele geçirerek batı Roma imparatorluk tacına da sahip olmak istiyordu.

Fatih bu hedefine ulaşmak için Gedik Ahmet paşa idaresinde bir donanmayı İtalya’ya gönderdi. Osmanlı donanması Napoli krallığının elinde bulunan Otranto kalesini ele geçirerek İtalya da bir köprü başı elde etti. Otranto’dan hareket eden Osmanlı akıncıları İtalya içlerine doğru ilerlerken Fatih öldü. Fatihin ölümünden sonra Cem sorununun yaşandığı dönemde Osmanlı askerleri İtalya’yı terk ettiler. Fatihin ölümü İtalya’nın fethinin gerçekleşmesini engelledi.

B-2.BAYEZİD DÖNEMİ (1481-1512)

1-Cem Sorunu:
Kapıkulu ordusunun desteği ile tahta çıkan 2.Bayezid’in sultanlığını Karaman sancak beyi Cem sultan tanımadı. Cem’i Türk kökenli devlet adamları destekliyordu. Cem Bursa’ya gelerek sultanlığını ilan etti ve tahta oturdu.Adına para bastırdı. Kardeşi Bayezid’e Osmanlı topraklarını paylaşmayı teklif etti. Bayezid bu teklifi kabul etmedi. İki kardeş Yeni şehir de karşı karşıya geldi Cem yenildi ve Memluk devletine sığındı. Kahire’ye gitti. Bu olay Osmanlı Memluk ilişkilerini bozdu. Cem, kahraman oğlu Kasım beyin destek vaadine güvenerek tekrar Anadolu’ya geldi. Ancak taraftar bulamadı. Rodos şövalyelerinden kiraladığı gemiyle Rumeli’ye gitmek istedi.Ancak şövalyeler Bayezid ile anlaşarak Cemi tutukladılar. Rodos’tan Fransa’ya götürdüler. 2.Bayezid Cem’in serbest bırakılmaması için şövalyelere bol para verdi. Cemi şövalyelerin elinden almak için;Fransa, Macaristan, ve papa rekabete girdi. Sonunda Cem papaya teslim edildi. Cem 1595 tarihinde Fransa kralı tarafından papadan alınıp Fransa’ya götürülürken öldü.

NOT: 2.Bayezid’in , Cem’in Osmanlı topraklarını paylaşma teklifini reddetmesi devletin merkezi otoritesini korumak istediğini gösterir.

Cem olayı 2.Bayezid döneminin fetihler açısından sönük geçmesine sebep olmuştur. Cem sultan ölene kadar 2.Bayezid Avrupa da fetih politikası izleyememiştir.

2-II.Bayezid döneminin Siyasal Olayları:

Osmanlı—Memluk savaşları:

Osmanlı Memluk ilişkileri fatih zamanında hicaz su yolları sorunu ve Dulkadir oğulları toprakları üzerindeki çekişme yüzünden bozulmuştur. Memlukluların Cem sultanı himaye etmeleri ilişkileri daha da bozdu. Osmanlılar İslam dünyasına genişlemek amacıyla Toros dağlarını aşıp Çukurova’ya girince iki ülke arasında savaş başladı. Bu savaşlar 6 yıl sürdü. İki taraf birbirine kesin üstünlük sağlayamadı. İki taraf 1491 tarihinde anlaşma imzaladılar İki ülke arasında Toros dağları sınır kabul edildi.

Osmanlı Venedik Savaşı (1499-1502):

Fatih devrinde 16 yıl süren Osmanlı Venedik savaşları Osmanlıların zaferi ile sonuçlanmıştı. Venedik Fatihin ölümünden sonra imzalanan anlaşmaya uymadı. Kaybettiği toprakları geri almaya yönelik eylemler başlattı. Osmanlı ticaret gemilerine saldırdı. Bu gelişmeler üzerine 2.Bayezid Venediklilere savaş açtı. Venediklilerden Adriyatik denizi kıyılarındaki Modon, Koron ve İnebahtı kaleleri alındı. Ayrıca Ayamavra ve Kefalonya adaları fethedildi. Venedik Akdeniz’deki Osmanlı adalarına saldırdı ancak başarılı olamadı. Venedikliler Osmanlılarla başa çıkamayacaklarını anlayınca barış istediler. 1502 tarihinde Venedik’le barış anlaşması imzalandı. Venedik savaş tazminatı ödemeyi kabul etti. Osmanlı fetihlerini tanıdı.

Osmanlı Safevi İlişkileri:

İran da bit tarikat lideri olan Şah İsmail Ak koyunlu devletine son vererek Safevi devletini kurmuştu (1502). Şah İsmail oğuz boylarına ve Şii mezhebine dayanarak devletinin sınırlarını hızla genişletti.Bir çok oğuz boyunu Şiileştirdi. Safeviler Anadolu’yu da ele geçirmek istiyorlardı. Bu amaçla Anadolu’ya halife adı verilen Şii propagandacıları gönderdiler. 2.Bayezid’in dindar kişiliğinden yararlanan Şii propagandacılar engelleme ile karşılaşmadan faaliyet gösterdiler. Kısa sürede geniş bir taraftar kitlesi oluşturdular. Bu faaliyetler sonucunda göller bölgesinde Şah kulu isyanı başladı. İsyancılar Anadolu’yu Şah İsmail’e bağlamak istiyorlardı. İsyan uzun bir mücadeleden sonra bastırıldı. Safevilerin Şii propagandası 1.Selim ve Kanuni dönemlerinde de iç isyanlara sebep oldu.

NOT: Osmanlıları kuruluş döneminde doğudan Timur imparatorluğu, Yükselme döneminde ise Ak koyunlular ve Safeviler tehdit etmiştir. Safevi tehdidi karşısında 2.Bayezid’in pasif kalması oğlu Trabzon sancak beyi Selim’in tahtı ele geçirmek için harekete geçmesine sebep olmuştur.

Boğdan Seferi:

Boğdan beyliği, fatih tarafından Osmanlılara bağlanmıştı. Bu beylik Osmanlılara karşı Macarlarla işbirliği yapınca 2.Bayezid Boğdan seferine çıkmıştır. Bu seferde Boğdan beyliği yenilmiş ve tekrar Osmanlı hakimiyetini kabul etmiştir. Osmanlılar kuzey batı Karadeniz kıyılarındaki Kili ve Akkermanı ele geçirmişlerdir. Bu fetihlerle Kırım’la Balkan toprakları arasında kara bağlantısı kurulmuştur.

İspanya Müslümanlarına Yardım Gönderilmesi:

2.Bayezid döneminde İspanya’daki son İslam devleti olan Beni Ahmer devletine Argon ve Kastilya krallıkları son vermişlerdi. İspanya Müslümanları bu devletler tarafından yok edilmeye çalışılıyordu. Bunun üzerine 2.Bayezid Kemal Reis idaresinde bir donanmayı Batı Akdeniz’e gönderdi. Kemal Reis İspanya Müslümanlarından bir kısmını katliamdan kurtarıp kuzey Afrika’ya taşıdı. Osmanlılar İspanya da Müslümanlar gibi Hıristiyanların katliamları ile karşılaşan Musevileri de kurtararak Osmanlı topraklarına getirip yerleştirdiler. Bu olay Osmanlıların yardım yaparken din farkı gözetmediklerini ve dini hoşgörülerini gösterir.

C-YAVUZ SULTAN SELİM DÖNEMİ (1512-1520)

http://1.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3Hf07nShKI/AAAAAAAAAWw/0mk2MnIKdAc/s400/osmanl%C4%B1+haritas%C4%B1.jpg

Selim 2.Bayezid’in üç oğlunun en küçüğü idi. Trabzon da sancak beyliği yaparken Şah İsmail’in Anadolu’ya yönelik politikasını yakından tanıdı. Bu tehlike konusunda babasını uyardı.Ancak 2.Bayezid bu uyarıları dikkate almadı. Bunun üzerine Selim tahtı ele geçirmek için harekete geçti. Topladığı kuvvetlerle İstanbul üzerine yürüdü. Ancak Çorlu yakınlarında yapılan savaşta babasına yenildi ve Kırım’a kaçtı. 2.Bayezid büyük oğlu Ahmet’i tahta çıkardı. Bu karar yeniçeriler karşı çıktılar ve Selim’in padişah olması amacıyla isyan ettiler. 2.Bayezid bu olay üzerine Selim’i İstanbul’a çağırarak tahtı teslim etti.

Yavuz Sultan Selim sekiz yıl padişahlık yaptı. Döneminde Avrupa da fetih yapılmadı. Türk Safevi devleti Osmanlıların varlığını tehdit ettiği için Avrupa fetihlerini durdurmuş ve doğuya yönelmiştir. Yavuz Osmanlıları İslam dünyası liderliğine taşımıştır.

1-Doğu Siyaseti:

http://3.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HZ96KYx4I/AAAAAAAAAWQ/UwJW8Pp8lkY/s320/YAVUZ_~1.JPG

Yavuz Sultan Selim Türk-İslam dünyasını Osmanlı bayrağı altında toplamak istiyordu. Yavuzun bu hedefe ulaşması için öncelikle Memluklular ve Safevilerin ortadan kaldırılması gerekliydi. Yavuz sekiz yıllık iktidarında bu politikayı gerçekleştirmek için doğuya yönelik genişleme politikası izlemiştir. Avrupa da fetihleri durdurmuştur. Yavuzun doğu politikası sadece genişleme amacı taşımıyordu. Aynı zamanda Osmanlı varlığını tehdit eden Safevileri ortadan kaldırmayı amaçlıyordu.

2-İran Seferi:
Yavuz Sultan Selim tahta çıktığı yıllarda Osmanlılara karşı en büyük tehdit doğu da bulunan Türk Safevi devletinden gelmekteydi. Yavuz 1514 tarihinde İran seferine çıkmıştır. Bu seferin sebepleri şunlardır:

*Safevi devletini ortadan kaldırarak Anadolu’ya yönelen tehdidi yok etmek.
*Orta Asya’ya doğru Osmanlı sınırlarını genişleterek Türk hanlıkları ile bağlantı kurmak.
*Çin ve Hindistan’dan Akdeniz limanlarına uzanan ticaret yollarını kontrol altına almak.
Yavuz Sultan Selim İran seferine giderken ordusunun bir bölümünü Sivas da bıraktı. Amacı Anadolu da çıkması muhtemel Şii isyanını önlemekti. Şah İsmail ile Yavuz Van gölünün doğusundaki “Çaldıran” ovasında karşılaştılar. Yapılan meydan savaşını Osmanlı ordusu kazandı. Şah İsmail yaralı olarak kaçtı. Hazinesi ve ailesi Osmanlıların eline geçti.
Yavuz kışı Karabağ da geçirip baharda Şah İsmail’i ve devletini yok etmek istiyordu. Ancak Osmanlı ordusuna sızan Şii sempatizanları bu düşünceyi etkisiz hale getirmek için orduyu kışkırttılar. Yavuz’un çadırına kurşun sıkıldı. Yavuz geri dönmek zorunda kaldı. Kışı Amasya da geçirdi ve askeri kışkırtan komutanları ortadan kaldırdı. Çaldıran Savaşının sonuçları şunlardır:

*Şah İsmail’in nüfuzu sarsılmış ve Anadolu’daki Şii propagandası zayıflatılmıştır. Böylece Osmanlı devletinin iç güvenliği sağlanmıştır.
*Doğu ve Güney doğu Anadolu Osmanlı egemenliğine girmiştir.
*Tebriz’den Akdeniz ve Karadeniz limanlarıma uzanan ticaret yolları Osmanlı kontrolü altına girmiştir.

NOT: Yavuz Sultan Selim Çaldıran savaşından sonra Tebriz’e girdi. Tebriz’den bin dolayında Türk kökenli sanatkar ve bilim adamını İstanbul’a gönderdi. Amacı; İstanbul da Türk-İslam uygarlığını oluşturmaktı. İstanbul kısa süre önce Bizans’tan alınmış ve başkent yapılmıştı. Yavuz Fatihin İstanbul’un Türkleştirilip Müslümanlaştırılması politikasını devam ettirdi.

Dulkadir Oğulları Beyliğine son verilmesi (1515):

Dulkadir oğulları beyliği, fatih devrinden beri Osmanlılarla Memluklular arasında anlaşmazlıklara sebep olmaktaydı. Bu beylik Yavuzun İran seferi sırasında Osmanlı ordusunun topraklarından geçişine izin vermedi. Bu olay üzerine Yavuz Çaldıran savaşı dönüşünde Dulkadir oğulları üzerine ordu sevk etti. Sadrazam Sinan paşanın yönettiği Osmanlı ordusu Dulkadirli ordusunu “Turnadağ savaşı”nda yenilgiye uğrattı.Bu savaşla Dulkadir oğulları beyliği sona erdi.

UYARI: Dulkadir oğulları, Osmanlı topraklarına katılan son Türk beyliğidir. Bu beyliğin Osmanlılara katılması ile Anadolu Türk birliği kesin olarak kurulmuştur.

3-Mısır Seferi (Osmanlı-memluk ilişkileri):

Osmanlılarla Memluklular arasındaki ilişkiler Fatih zamanında bozulmuştu. Bu olumsuzluk Hicaz su yolları sorunu ve Dulkadir oğulları toprakları üzerindeki rekabetten kaynaklanmıştı. 2.Bayezid döneminde iki devlet arasında altı yıl süren savaşlar yapılmıştı. İki taraf biribirine üstünlük sağlayamamıştı. Yavuz İran seferinden sonra Mısır seferine çıktı. Sebepleri şunlardır:

*Fatih ve 2.Bayezid dönemlerinden beri varolan sorunlar.
*Yavuzun Dukadir oğulları beyliğini Osmanlı topraklarına katmasının iki ülke ilişkilerini bozması.
*Memlukluların Dulkadir oğulları beyliğinin ortadan kaldırılmasından sonra sıranın kendilerine geldiği düşüncesi ile Osmanlıları durdurmak için Safevilerle ittifak yapmaları.
*Yavuzun Memlukluları ortadan kaldırarak İslam dünyasını Osmanlı bayrağı altında birleştirmek istemesi.
*Yavuzun baharat yolunu ve Mısır gibi zengin bir ülkeyi ele geçirmek istemesi.
*Memluk yönetiminin bozulması ve Portekiz saldırılarına engel olamamaları karşısında bazı Memluklu devlet adamlarının Yavuzu Mısır’a davet etmeleri.

Mercidabık Savaşı(1516):

Yavuz 1516 tarihinde Suriye’ye girdi. Memluk Sultanı Kansu Gavri ile Mercidabık ovasında karşılaştı. Kansu Gavri savaş meydanında öldü. Savaşı Osmanlılar kazandı. Bu zafer Memluk topraklarından; Suriye, Lübnan ve Filistin’in Osmanlı egemenliğine girmesine sebep oldu.

Ridaniye Savaşı(1517):

Yavuz bir süre Suriye de kalıp idari düzenlemeler yaptırdı. Bir yandan da Mısır seferinin hazırlıklarını yaptı. 1517 tarihinde Sina çölünü aşarak Mısır’a girdi. Memluk tahtına geçen “Tomanbay” Venediklilerden aldığı yeni silahlarla Yavuzu Kahire’nin doğusundaki Ridaniye de karşıladı. Yavuz Tomanbay’ın yeni silahlarını kullanmasına fırsat vermedi. Kısa bir çatışmanın ardından Memluk ordusu dağıldı. Savaşı Osmanlılar kazandı.

Mısır Seferinin Sonuçları:

*Memluk devleti yıkıldı. Suriye, Filistin, Lübnan ve Hicaz Osmanlı topraklarına katıldı. Osmanlılar Mısır’ın alınması işle Afrika kıtasında genişlemeye başladılar.
*Baharat yolu Osmanlıların kontrolüne geçti.
*Memluk sarayında yaşayan Abbasi halifesi bu yetkisini Yavuza devretti. Osmanlı sultanları halife unvanını almaya başladılar. Bu olay Osmanlıların Teokratik yapısını güçlendirdi.
*İslam dünyası Osmanlı bayrağı altında birleşti. İslam dünyasının liderliği ve koruyuculuğu Osmanlılara geçti.
*Venedik Kıbrıs adası için Memluklulara ödemekte olduğu vergiyi Osmanlılara ödemeye başladılar.
*Mısır seferi sonunda doğu Akdeniz’in Osmanlı egemenliği altına girmesi Avrupa devletleriyle Osmanlı devletinin ekonomik mücadelesini hızlandırdı.

NOT: Mısır’ın fethi ile Baharat yolu Osmanlıların eline geçti. Ancak Osmanlılar bu yoldan yeterince yararlanamadılar. Sebebi; Portekizlilerin coğrafi keşifler sonucu Ümit Burnu yolunu keşfedip Hindistan’a ulaşmalarıdır. Bu olaydan sonra Portekiz baharat yolunu Afrika’nın güneyine çevirmiştir.

YAVUZDAN ŞİİR
Mahlas Selimi:

Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş

Didar Olur…

Sanma şahım        herkesi sen          sadıkane        yar olur
Herkesi sen         dost mu sandın     belki ol           ağyar olur
Sadıkane              belki ol                 alemde bir      dildar olur
Yar olur               ağyar olur             dildar olur        serdar olur ”

D-TÜRK DENİZCİLİĞİNİN YÜKSELMESİ VE DENİZLERDE HAKİMİYET MÜCADELESİ:

Osmanlı deniz gücünün temelini Karesi oğulları beyliğinin donanması oluşturmuştu. Osmanlıların Rumeli’ye asker ve göçmen taşımalarında bu donanma önemli hizmetler yapmıştı. İlk büyük tersaneyi Yıldırım Bayezid yaptırmıştı. Amacı denizlere faaliyet gösterecek güçlü bir donanma oluşturmaktı. Osmanlıların bu hedefi Ankara savaşından dolayı gecikmiştir. Fatih Sultan Mehmet Gelibolu tersanesinde 400 parçalık bir donanma meydana getirdi. Bu donanma İstanbul’un fethinde önemli rol oynadı. Osmanlı donanmasının bir dünya gücü olması Fatih döneminde gerçekleşti. Fatih güçlü donanmalara sahip Venedik ve Cenevizlilerle mücadele ederek Ege adalarını ele geçirdi. Karadeniz’i Türk gölü haline getirdi. 16 yıllık savaşta dünyanın en büyük deniz gücüne sahip Venediklileri barış istemek zorunda bıraktı. Fatih Gedik Ahmet paşa idaresinde Otranto’ya donanma sevk etti. Otranto fethedildi. Osmanlı akıncıları İtalya içlerine ilerlerken Fatih ölmüştü.

2.Bayezid döneminde Osmanlı donanması Gelibolu, haliç ve İzmit tersanelerinde yapılan gemilerle dünyanın en güçlü donanması haline geldi. Osmanlım donanmasını başarıdan başarıya koşturan Kemal Reis, Burak Reis, Piri reis, Selman Reis gibi denizciler yetişti. Osmanlı donanması 2.Bayezid döneminde Venediklilerden Mora’nın batısındaki Modon, Koron ,İnebahtı ve Ayamavra kale ve limanlarını ele geçirdi. Bu mücadele Osmanlıların Venediklilere üstünlüklerini kabul ettirmeleriyle sonuçlandı.

Hırıstıyan korsanlar Ege ve Akdeniz de Müslüman gemilerini yağmalıyorlardı. Batı Anadolu’daki yerleşim merkezlerini tehdit ediyorlardı. Bu olay gönüllülerden oluşan bir Türk donanmasının meydana gelmesine sebep oldu. Bunların en önemlisi Barbaros kardeşlerin oluşturduğu deniz gücü idi. Barbaros kardeşler Antalya sancak beyi Şehzade Korkut’un araç-gereç yardımı ile güçlendiler İspanya da Hıristiyan katliamına uğrayan Müslümanların yardımına koştular. Yüz binlerce Müslüman’ı kuzey Afrika’ya taşıdılar. Sultan 2.Bayezid İspanya Müslümanlarının yardımına Kemal Reis idaresinde devlet donanmasını da göndermiştir. Barbaros kardeşlere Yavuz da destek vermiştir. Barbaros kardeşler devletten aldıkları yardımdan da yararlanarak hırıstıyan güçleri Cezayir’den uzaklaştırdılar. Cezayirliler Oruç Reisi sultan ilan etti.
Osmanlı denizciliğinin gelişmesinde Anadolu beyliklerinin önemli katkısı olmuştur. Piri Reisin “Kitab-ı Bahriye” adlı denizcilik eseri ve çizdiği dünya haritası denizcilikte Osmanlı devletinin ulaştığı ileri düzeyi gösterir. Osmanlı deniz gücü Kanuni döneminde Barbaros Hayrettin’le zirveye çıkacaktır.

E-KANUNİ DÖNEMİ (1520-1566):

http://2.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HcBNQOqPI/AAAAAAAAAWY/Nm71w_xz-jU/s320/Suleyman_young.jpg

Yavuz Sultan Selim Safevileri ortadan kaldırmaya yönelik yeni bir seferin hazırlıkları içerisindeyken öldü. Tahta hayatta kalan tek oğlu Süleyman geçti.

I.Süleyman babasından ağzına kadar dolu bir hazine ve güçlü bir ordu devraldı. I.Süleyman döneminde Osmanlı devleti her alanda gücünün zirvesine çıktı.

1-İç İsyanlar:
Kanuni döneminde bazı devlet adamlarının iktidar hırsları ve İran’ın Şiilik propagandalarının etlisi ile iç isyanlar çıkmıştır. Bunlar;

a)Ahmet Paşa İsyanı:

Ahmet paşa Divan-ı Hümayunda ikinci vezirdi. Sadrazam öldükten sonra sadrazam olmak hakkına sahipti. Kanuni ölen sadrazamın yerine kanunnameye aykırı olarak has odabaşı İbrahim paşayı sadrazam yaptı. Bu olaydan dolayı Ahmet paşa padişaha kırılmıştır. Merkezden uzaklaşmak için padişahtan Mısır valiliğini istemiş ve Kanuni de bu isteğini kabul etmiştir. Ahmet paşa Mısır’a vardıktan sonra yeni bir devlet kurmak amacıyla isyan etmiştir. Ancak isyanı bastırılmış ve kendisi öldürülmüştür.

b)Canberdi Gazali İsyanı:
Canberdi Gazali kölemen beylerindendi. Yavuz’un hizmetine girmiş ve Şam valiliğine atanmıştı. Yavuz ölünce Kölemen devletini yeniden kurmak için isyan etmiştir. Ancak üzerine gönderilen kuvvetlere yenilmiş ve isyanı bastırılmıştır (1521).

c)Safevilerin Şiilik Propagandasının etkisi ile Çıkan İsyanlar:

Yozgat dolaylarında “Baba Zünnun” ,Adana da “İnciryemez”, Karaman yöresinde “Kalender oğlu” isyanları yaşanmıştır. Bu isyanların yaşanmasında ekonomik ve mali sorunlarda etkili olmuştur. İsyanları devlet kuvvetleri bastırmıştır.

2-Avrupa da Genişleme:
Kanuni’nin tahta çıktığı tarihlerde Osmanlı devleti açısından Avrupa da tehlikeli siyasi gelişmeler meydana gelmişti. Kutsal Roma-Germen imparatorluğu tahtına Şarlken adlı hükümdar geçmişti. Şarlken Avrupa hırıstıyan birliğini kurup Osmanlıları Avrupa’dan atmak istiyordu. Şarlken; Almanya, Avusturya, Macaristan, Danimarka, İspanya, Portekiz ve İsveç gibi ülkeleri kendisine bağlamıştı.
Fransa kralı I.Fransuva Şarlken’e tabi olmak istemeyen tek Avrupa hükümdarı idi. I.Fransuva 1525 tarihinde “Pava” savaşında Şarlkene yenildi ve esir düştü. Annesi aracılığı ile Kanuniden yardım istedi.Kanuni bu gelişmeler üzerine Şarlken’i durdurmak amacı ile Fransa’ya askeri, siyasi, ve ekonomik alanda destek vermeye karar verdi. Şarlken’e karşı Macaristan üzerinden ve Akdeniz’den askeri taarruzları başlattı.

Osmanlı – Macaristan İlişkileri:
Macaristan,Osmanlıların kuruluş döneminden beri Balkanlarda en büyük rakibi olmuştu. Bu ülke Kanuninin hükümdarlığını tebrik etmemişti. Macar kralı Layoş Şarlken’e güvenerek kanuninin gönderdiği elçilik heyetini öldürtmüştü. Şarlken imparatorluğuna katılan Macarlar adeta Osmanlılara karşı Hıristiyan birliğinin ileri karakolu görevini üstlenmişlerdi. Osmanlı topraklarına saldırılar düzenliyorlardı. Bu olaylar Kanuninin Macarlara karşı harekete geçmesine sebep oldu.

Belgrad’ın Fethi (1521):

Belgrad orta Avrupa’ya giden yollar üzerinde bulunan stratejik bir kentti. Fatih kuşatmış ancak alamamıştı.Kanuni ilk seferini Belgrat üzerine yaptı. Macarların şiddetli savunmalarına rağmen Belgrad kalesi alındı. Bu fetihle orta Avrupa’ya giden yollar Osmanlı devletinin kontrolüne girdi. Macaristan’ın fethine zemin hazırladı.

Macaristan’ın Fethi(1526):
Kanuni 1526 tarihinde, Macaristan’ı ortadan kaldırıp Şarlken’e bir darbe vurmak ve esir olan Fransa kralını serbest bıraktırmak amacı ile yeni bir sefere çıktı.
Macar kralı 2.Layoş Osmanlı ordusunu “Mohaç” ovasında karşıladı.Mohaçta yapılan savaşta macar ordusu 2 saat içinde imha edildi. Macar kralı savaş meydanında öldü.
Kanuni Macaristan’ı direkt Osmanlı topraklarına katmadı. Macar tahtına Jan Zapolyo adlı bir soyluyu kral olarak oturttu. Bu şekilde Macaristan Osmanlılara bağlı bir devlet haline getirildi. Büyük bir kısmı Budin eyaleti adıyla merkeze bağlandı. Batı Macaristan Avusturya ya bırakıldı. Erdel bölgesi ise Sigismund’a verildi. Erdel iç işlerinde serbest ,dış işlerinde Osmanlılara bağlı bir eyalet oldu.
Avusturya’nın Macaristan’a yönelik saldırıları yüzünden Osmanlı-Avusturya savaşları Kanuni ölene kadar devam etti.

Zigetvar Seferi (1566):
Avusturya tahtına çıkan Maksimiliyen’in , Macaristan’a saldırması üzerine Kanuni yeni bir sefere çıktı. Osmanlı ordusu Avusturya’nın önemli bir askeri üssü olan Ziğetvar kalesini kuşattı. Kuşatma devam ederken Kanuni öldü. Ölümü ordudan gizlendi. Osmanlı ordusu Zigetvar kalesini fethetti. Zigetvar seferi Kanuninin 13. ve son seferiydi.

Osmanlı—Fransız İlişkileri:

Osmanlı devleti ile Fransa arasındaki ilişkiler Fransa kralı I.Fransuva’nın Şarlkenle yaptığı savaşta esir düşüp Kanuniden yardım istemesi ile başlamıştır. Kanuninin Mohaç savaşını kazanması Şarlkenin Fransız kralını “Madrid” anlaşması ile serbest bırakmasını sağlamıştır. Kanuninin 1.Viyana kuşatması Almanya seferi ve Kaptan-ı Derya Barbaros hayrettin paşanın donanma ile Fransa’ya yardıma gönderilmesi şarlkenin Fransa’yı topraklarına katmasını engellemiştir. Kanuninin Fransa’yı desteklemesinin amaçları şunlardır;

*Şarlkenin Avrupa Hıristiyan birliğini kurmasını engellemek ve Hıristiyan birliğinin parçalamak.
*Avrupa siyasetinde etkili olmak için bir müttefik bulmak.
*Akdeniz ticaretini canlandırmak.

Fransa’ya Kapitülasyonların Verilmesi (1535):

İki ülke arasında başlayan siyasi ve askeri ilişkiler 1535 tarihinde Fransa’ya ekonomik ayrıcalıkların verilmesi ile sonuçlandı. Fransa’ya ticari ayrıcalıkların verilmesinde siyasi hedeflerin yanında coğrafi keşiflerden dolayı önemi azalan Akdeniz ticaretini yeniden canlandırma politikası da etkili olmuştur. Anlaşmanın önemli maddeleri şunlardır;

*Fransız tüccarları % 5 gümrük vergisi ile her iki devlete ait gemilerle serbest ticaret yapabileceklerdi.
*Türklerle Fransızlar arasındaki davalara Divan-ı Hümayun da bakılacaktı.
*Osmanlı devletindeki Fransız vatandaşlarının kendi aralarındaki davalara Fransız konsolosluk mahkemeleri bakacaktı.
*Bir Fransız vatandaşı borcunu ödemeden giderse doğrudan Fransız kralı sorumlu olacaktı.
*Anlaşma iki hükümdarın ömrü ile sınırlı olacaktı.
*Fransız vatandaşlarına tanınan haklardan Osmanlı vatandaşları da Fransa da aynen yararlanabilecekti.

NOT:  Fatih Sultan Mehmet’in Venediklilere, kanuninin Fransızlara ekonomik ayrıcalıklar vermeleri Avrupa Hıristiyan birliğini parçalamaya yönelikti.kapitülasyonlar Fransa’ya büyük ekonomik kazançlar sağlamıştır. Ancak Osmanlı devleti içinde zararlı olmamıştır. Osmanlı ekonomisi Fransa’dan çok güçlü olduğu için Fransa Osmanlı pazarlarından aldığı malları Avrupa’ya satmıştır. Fransa Osmanlı pazarlarına önemli bir mal satamamıştır.
Kapitülasyonlar ileride diğer Avrupa ülkelerine de verilmiştir. Kapitülasyonlar 1740 tarihinden itibaren padişahların ömrü ile sınırlı olması kuralı değiştirilerek daimi hale getirilmiştir. Kapitülasyonların Osmanlı devleti için zararlı olmaya başlaması bu tarihten sonradır. Avrupa ülkeleri sanayi inkılabından sonra ürettikleri ucuz ve kaliteli malları Osmanlı pazarlarına sokmuşlardır. Osmanlı devleti kapitülasyonlar sebebiyle gümrük vergilerini yükseltip yerli sanayisini koruyamamıştır. Yerli sanayi iflas etmiş ve Osmanlı toprakları Avrupa ülkelerinin açık pazarı haline gelmiştir. Osmanlı devleti dış politikada uyguladığı denge siyasetini sürdürebilmek için kapitülasyonları kaldıramamıştır. Kapitülasyonlar Lozan anlaşması ile kaldırılmıştır.

3-Doğuda Gelişmeler:

Yavuz Sultan Selim Safevileri Çaldıran savaşında yenilgiye uğratmasına rağmen ortadan kaldıramamıştı. Kanuninin iktidarının ilk yıllarında batıda yoğun savaşlara girildiği için doğu da genişleme politikası izlenemedi. Şah İsmail’in ölümünden sonra Safevi tahtına geçen Tahmasb babasının politikasını aynen benimsemişti. Anadolu’yu ele geçirmek için Şiilik propagandasını devam ettiriyordu. İpek yolundan gelen malları Osmanlı topraklarına sokmayıp Basra körfezinde Portekiz’e satıyordu. Osmanlı devletinin Avrupa’daki düşmanları ile işbirliği yapıyordu. Bazı valilerin Osmanlılara, Bazı valilerinde Safevilere sığınması iki ülke arasında askeri mücadelenin yeniden başlamasına sebep oldu.

a)1.İran Seferi(1534):
Kanuni Avusturya ile İstanbul anlaşmasını imzaladıktan sonra İran seferine çıktı.Bu seferde Tebriz ve Bağdat ele geçirildi. 1.İran seferine Irakeyn seferi denilmektedir.

b)2.İran Seferi (1548):
Safevilerin Osmanlıların Hıristiyan güçlerle mücadelesinden yararlanıp Tebriz ve çevresini ele geçirmesi Kanuninin 2.İran seferine çıkmasına sebep oldu. Kanuni Van ve Tebriz’i geri aldı. Gürcistan’a ordu sevk ederek bazı kaleleri ele geçirdi. Ancak safeviler meydan savaşına çıkmadıkları için kesin sonuç alınamadı.

c)3.İran Seferi (1553):
Safevilerin kanuninin dönüşünden sonra karşı saldırıya geçip Erzurum’a kadar ilerlemeleri üzerine Kanuni 3.İran seferine çıktı. Şah Tahmasb iç kesimlere çekildi. Kanuni Nahçıvan, Revan ve karabağ’ı ele geçirdi.İran’ın bir çok yerleşim merkezini tahrip etti. Kanuni Amasya da iken Safeviler barış istediler ve Amasya anlaşması imzalandı.

Amasya Anlaşması (1555):

*Tebriz, Doğu Anadolu, Revan , Nahçıvan, Irak-ı Arap (Musul,Bağdat ve Basra tarafları) Osmanlılarda kalacaktı.
*İran da üç halife hakkında kötü söz söylenmeyecekti.
*Her iki devlet birbirinin sınırlarına saldırmayacaktı.

NOT: Amasya anlaşması Osmanlılarla Safeviler arasında imzalanan ilk anlaşmadır. Safeviler bu anlaşma ile Osmanlı üstünlüğünü kabul etmiştir.

4-Denizlerde Gelişmeler:
Kanuni Avrupa devletleri ile Akdeniz ve Hint okyanusunda mücadele etti.Osmanlı devleti kanuniden önceki padişahlar döneminde Karadeniz ve Ege denizinde hakimiyet kurmuştu. Ancak Akdeniz Avrupalı devletlerin kontrolünde idi. Akdeniz’deki Kıbrıs, Girit, Rodos, Malta v.s adalar Hıristiyan korsanların üssü durumundaydı. Hıristiyan korsanlar Osmanlı ticaret gemilerine ve Osmanlı devletinin liman kentlerine saldırıyorlardı. Şarlken kuzey Afrika’ya çıkmış ve bölgeyi istilaya başlamıştı. İspanya Müslümanları gibi kuzey Afrika Müslümanlarını da zorla Hıristiyanlaştırmak istiyordu. Portekiz Ümit Burnu yolundan Hindistan’a ulaşmıştı. Hint okyanusunu Müslümanlara kapatmıştı. Bu olaylar Kanuninin Hıristiyan güçlere karşı Akdeniz ve Hint okyanusunda harekete geçmesine sebep olmuştur.

Rodos Adasının Fethi (1522).
Rodos adası Müslümanlara karşı savaşmak için örgütlenen Sen Jean şövalyelerinin üssü idi. Sürekli olarak batı Anadolu kıyılarına ve gemilere saldırıyorlardı. Bu ada fatih döneminde kuşatılmış ancak alınamamıştı. Kanuni bu adayı fethetti. Sen Jean şövalyeleri buradan Malta adasına gidip Şarlken’in hizmetine girdiler.

Barbaros Hayrettin Paşanın Osmanlı Hizmetine Girmesi:

http://3.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HdLm716aI/AAAAAAAAAWg/ctZ59GMSgtE/s320/barbaros_hayrettin.jpg

Barbaros hayrettin paşa (Hızır Reis) Midilli adasında yaşayan Yakup adlı bir sipahinin oğludur. Ağabeyi Oruç reis ile birlikte Akdeniz de korsanlık faaliyetlerine başlamışlardır. Antalya sancak beyi şehzade Korkut ve Yavuz Sultan Selim’in desteği ile büyük bir filo oluşturmuşlardır. Bu filo ile İspanya Müslümanlarının yardımına koşmuşlar yüz binlerce Müslüman’ı kuzey Afrika’ya taşımışlardır. Bu iki kardeş Hıristiyan güçlerin elinden Cezayir’i almışlardır. Cezayirliler önce Oruç Reisi sultan seçtiler. Oruç reis haçlılarla savaşırken ölünce yerine kardeşi Hızır reis sultan olmuştur.
Kanuni Akdeniz’den haçlı kuvvetlerini çıkarabilmek için Barbaros hayrettin paşayı İstanbul’a çağırdı. Barbaros’u Kaptan-ı Deryalık makamına atadı. Barbaros’un sultan olduğu Cezayir de bir beyler beylik olarak Osmanlı topraklarına katıldı (1533).

Preveze Deniz Savaşı (1538):

http://4.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S3HYfvTm-cI/AAAAAAAAAWI/GhFm3TJOPBw/s320/Preveze_deniz_savasi1.jpg

Kutsal Roma-Germen imparatoru Şarlken Osmanlıları Akdeniz’den çıkartmak amacıyla Andrea Dorya idaresinde bir donanmayı Akdeniz’e göndermişti. Bu donanma Mora sahillerine saldırmış ve bazı kaleleri ele geçirmişti.Kanuni , Andrea Dorya’ya karşı Adriyatik denizine Barbaros’u gönderdi. Akdeniz’in egemenliği için savaşan iki taraf Preveze de karşı karşıya geldiler. Yapılan muharebeyi Barbaros idaresindeki Osmanlı donanması kazandı.

NOT:  Preveze zaferi sonunda Akdeniz Osmanlı egemenliğine geçmiştir. Akdeniz de kazanılan en büyük deniz zaferidir.

Cerbe Deniz Savaşı (1560):
Osmanlı donanması Sinan paşa ve Turgut reis idaresinde Malta şövalyelerinin elinde bulunan Trablusgarb’ı fethettiler (1551). Trablusgarb’ın yönetimi Turgut reise verildi. Turgut reis Trablusgarb açıklarında bulunan Cerbe adasını kuşattı. Bu ada İspanyolların elinde idi. Yeni bir haçlı ordusu hazırlanıp Andrea Dorya idaresinde Cerbe’ye gönderildi. Cerbe adası açıklarında yapılan savaşı Osmanlı donanması kazandı. Cerbe savaşı, Osmanlıların Preveze’den sonra Akdeniz de kazandıkları 2. büyük başarıdır.

Malta Kuşatması (1565):
Rodos’un fethinden sonra Malta Hıristiyan korsanların en önemli üssü olmuştu. Korsanlar Osmanlı gemilerine saldırıyordu. Mısır, Trablusgarb ve Cezayir’in güvenliği açısından adanın alınması gerekiyordu. Osmanlı donanması 1565 tarihinde adayı kuşattı. Kuşatma sırasında Turgut reis şehit oldu. Bunun üzerine kuşatma kaldırıldı.

UYARI:  Kanuni döneminde kuzey Afrika da Trablusgarb ve Cezayir Osmanlı egemenliğine girmiştir. Tunus ta fethedilmiş ancak bir yıl sonra tekrar İspanyolların eline geçmiştir. Tunus 2.Selim zamanında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Osmanlı devleti bu eyaletlerine “Garb Ocakları” adını vermiştir.Hıristiyan güçlerine karşı Garb Ocaklarında sürekli donanma bulundurmuştur. Garb Ocakları donanması 17. ve 18. yy da Atlas okyanusunu aşarak Amerika’ya kadar seferler yapmıştır.

PİRİ REİS ‘İN DÜNYA HARİTASI

http://1.bp.blogspot.com/_gmZ7SFOjKKo/S5Fq0kd_K-I/AAAAAAAAAbg/sPUXDiQf5ak/s640/pirireismapofworldtb7.jpg

Hint Okyanusunda Gelişmeler:

Osmanlılar Kanuni döneminde Hint okyanusunda Portekizlilerle mücadele etmişlerdir. Süveyş körfezinde hazırlanan Osmanlı donanması Portekiz’e karşı dört sefer düzenlemiştir (1-1538, 2-1552, 3-1553, 4-1554.). Hint seferlerinin sebepleri şunlardır;
*Ümit Burnu yolundan Hindistan’a ulaşan Portekiz’in saldırısına uğrayan Bölgedeki İslam devletlerinin Osmanlılardan yardım istemesi (en önemlisi).
*Portekiz’in baharat yolunu ele geçirmesinin Osmanlı ticari çıkarlarına zarar vermesi.
*Portekiz’in Kızıl denizi Müslüman tüccarlara kapatması.
*Portekiz’in bölgeden uzaklaştırılarak Baharat yolunun yeniden Akdeniz’e çevrilmek istenmesi. Hint seferinde Osmanlı donanması başarılar elde etmesine rağmen kesin sonuç elde edilemedi.Portekiz bölgeden uzaklaştırılamadı.Bu durumun sebepleri şunlardır.
*Osmanlıların bölgeye toprak kazancı için değil de Müslümanlara yardım için gitmeleri(en önemlisi).
*Bölgedeki İslam devletlerinin Osmanlılarla yeterince işbirliği yapmaması.
*Osmanlı donanmasının okyanuslara dayanıklı olmaması. Akdeniz donanmasının Hint okyanusuna geçirilememesi.

Hint Seferinin Sonuçları:
*Kızıldeniz yeniden Osmanlı kontrolüne geçmiştir. Portekiz, Kızıldeniz ve Basra körfezinden çıkartılmıştır.
*Arabistan yarımadasının güneyindeki Aden, Umman, Maskat ve Yemen de bazı topraklar ele geçirildi.Kızıldeniz’in batısındaki Habeşistan ve Sudan Osmanlı topraklarına katıldı.

Kanuni’den Şiir:
Mahlası: Muhibbi

“Halk içinde müteber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya cihanda devlet bir nefes sıhhat gibi…”

F-II.SELİM DÖNEMİNİN SİYASAL OLAYLARI (1566-1574):

Kanuninin ölümünden sonra yerine oğlu 2.Selim tahta geçti.2.Selim devlet işlerini sadrazam Sokullu Mehmet paşaya bıraktı. Sokullu , Kanuni,2.Selim ve 3.Murat dönemlerinde sadrazamlık görevi yaptı. Sadrazamlık görevi boyunca devletin iç ve dış politikasına o yön verdi. Bu sebeple tarihçiler 1566-1579 tarihleri arasına Sokullu dönemi adını verdiler. Sokullu Mehmet paşa tarihte ileri görüşlülüğü ile tanınır. Osmanlı devletinin doğal sınırlarına ulaştığı gerekçesi ile daha fazla genişlemeye karşı çıkması, rakip devletlerin güçlenmesini önleyecek politikalar belirlemesi ve Don-Volga kanal projesini hazırlatması ileri görüşlülüğüne örnek oluşturur.

Sakız Adasının Fethi (1568):

Sakız adası Cenevizlilerden alınarak Osmanlı topraklarına katıldı.

Yemen’in Fethi:
Yemen ilk defa Yavuz döneminde Osmanlı himayesine girmişti. Kanuninin ölümünden sonra burayı yöneten “Zeydiler” isyan ettiler. Yemen’e gönderilen Özdemiroğlu Osman paşa isyanı bastırdı. Tüm Yemen’i Osmanlı topraklarına kattı(1568).

Kıbrıs Adasının Fethi (1571):
Kıbrıs adası 15.yy dan beri Venediklilerin elindeydi. Anadolu, Suriye ve Mısır’ın güvenliği için bu adanın fethi gerekiyordu. Osmanlılar topraklarının güvenliğini sağlama, Akdeniz ticaretini kontrol altına almak amacıyla Kıbrıs’ı kuşattılar. Osmanlı ordusu bir yıllık kuşatmadan sonra Kıbrıs’ı ele geçirdi.

UYARI:  Sokullu Mehmet paşa Kıbrıs’ın fethine yeni haçlı seferine sebep olacağı gerekçesi ile karşı çıkmıştı. 2.Selim’in kararı ile fethedilmiştir.

İnebahtı Savaşı (1571):

Kıbrıs’ın fethi Avrupa da büyük heyecan uyandırdı. Papanın teşviki ile bir haçlı donanması oluşturulup Akdeniz’e gönderildi. Don Juan idaresinde hareket eden haçlı donanması İnebahtı Limanında Osmanlı donanmasını yaktı. Yalnızca sol kanat komutanı Uluç Ali Reis filosunu kurtardı.

UYARI: İnebahtı savaşı haçlıların Akdeniz de kazandıkları ilk muharebedir. Ancak Osmanlı devleti altı ay içinde eskisinden daha güçlü donanma inşa edip Akdeniz’e indirmiştir. Venedik yeni Osmanlı donanmasıyla savaşmaya cesaret edememiş ve barış istemiştir. 1573 tarihinde yapılan anlaşmayla Venedik savaş tazminatı ödemiş ve Kıbrıs’ın Osmanlılara ait olduğunu kabul etmiştir.

Tunus’un Fethi (1574):

Tunus Sokullu döneminde İspanyol’lardan alınarak beylerbeylik yapılmıştır. İspanyollar Tunus’taki Halkulvad kalesini kaybettikten sonra Kuzey Afrika’dan çekilmek zorunda kalmıştır.

UYARI: Sokullu döneminin ilk padişahı 2.Selim 1566-1574 tarihleri arasında sultanlık yapmıştır. Sefere çıkmayan ve İstanbul da ölen ilk padişahtır. Devlet İşlerinde Sokullu’yu tam yetkili kılmıştır. Kendisi devlet işleri ile yeterince ilgilenmemiştir.

G-III.MURAT DÖNEMİNİN SİYASAL OLAYLARI (1574-1595):

Lehistan’ın Osmanlı Himayesine Alınması (1575):

Lehistan Osmanlı devleti için stratejik öneme sahip bir ülkeydi. Bu ülke Rusya ve Avusturya’nın birleşip Osmanlı devletini kuşatmalarını önleyen tampon ülke konumundaydı. Bu sebeple Sokullu Mehmet paşa Fransa’nın desteğini alarak Erdel beyi İşvan Bathori’yi Lehistan tahtına kral seçtirdi. Bu yolla Lehistan’ı Osmanlı himayesine soktu.

Fas’ın Osmanlı Himayesine Alınması (1578) :

Fas’ı yöneten kral Abdullah’ın ölümünden sonra oğulları arasında iktidar savaşı başladı Taraflardan biri Osmanlılardan , Diğeri ise Portekizlilerden yardım istedi. Bu olay Fas üzerinde Osmanlı –Portekiz mücadelesine sebep oldu. Portekiz kralı ordusu ile Fas’a girince Osmanlı devleti de Cezayir beylerbeyi Ramazan paşayı bir ordu ile Fas’a gönderdi. Osmanlı donanması da Fas açıklarına gelerek haçlı donanmasını yendi. Ramazan paşa Portekiz ordusunu “Vadis Seyl” savaşında yendi . Portekiz kralı da savaş meydanında öldü. Bu savaşa üç kral savaşı da denir.

UYARI:  Portekiz kralının Fas’ta ölmesi üzerine bu ülkeyi İspanya işgal etti. Portekiz devleti bağımsızlığını kaybettiği için donanması da Hint okyanusundan çekildi. Hint okyanusuna Portekiz’den sonra İngiltere ve Hollanda gelmiştir. Fas’ın Osmanlı himayesine girmesiyle Osmanlılar ilk defa Atlas okyanusuna ulaştılar.Kuzey Afrika’dan Avrupalı güçler tamamen uzaklaştırıldı.

Don- Volga ve Süveyş Kanallarını Açma Girişimi:
Sokullu Karadeniz’den donanma ile Hazar’a ulaşmak için Don ve Volga ırmaklarını bir kanalla birleştirmek istedi. Bu kanal projesinin amaçları şunlardır:

*Astarhan ve Kazan Türk hanlıklarını ortadan kaldırarak orta Asya’ya doğru ilerleyen Rusya’yı durdurmak.
*Orta Asya Türk hanlıklarıyla bağlantı kurmak.
*Bölgeden ticaret yollarına egemen olmak.
*Kuzey Kafkasya’ya egemen olmak.
*Safevileri donanmanın taşıyacağı asker ve cephane ile doğudan kuşatmak islemiştir.

Kanalın bir kısmı kazılmasına rağmen tamamlanamadı. Tehlikeyi gören Ruslar işçilere saldırılar düzenledi. Kırım hanı gerekli çabayı göstermedi. Kanal açılırsa ülkenin tamamen Osmanlıların kontrolüne geçmesinden korkuyordu. Bu olaylar yüzünden kanal projesinden vazgeçildi. Osmanlı devleti coğrafi keşiflerden ekonomik alanda büyük zarar görmüştü. Sokullu Mehmet paşa Akdeniz ticaretini yeniden canlandırmak, Akdeniz donanmasını Hint okyanusuna geçirmek ve Süveyş kanalını açmayı planlamış ancak uygulamaya koyamamıştır.

UYARI: Sokullu Mehmet Paşa 1579 tarihinde ölmüştür. Tarihçiler genellikle Sokullu’nun ölüm tarihini yükselme döneminin sonu olarak alırlar. Sokullu iktidarı boyunca barış politikası izlemiştir.Kıbrıs’ın alınmasına ve İran’a savaş açılmasına karşı çıkmıştır.

OSMANLI DURAKLAMA DÖNEMİ OLAYLARI

UYARI: 3.Murat yükselme döneminin son,duraklama döneminin ilk Padişahıdır
1578-1590 Osmanlı-İran Savaşları:

İran da Şah Tahmasb’ın ölümünden sonra iç karışıklıklar çıkması Osmanlı devletinin bu ülkeye savaş açmasına sebep oldu. Osmanlıların amacı iç karışıklıklardan yararlanarak Safevileri ortadan kaldırmaktı. Sokullu Mehmet paşa bu savaşa karşı çıktı, ancak önleyemedi. Sokullunun rakipleri padişah 3.Murat’ı İran’ın yok edilmesi konusunda ikna ettiler.

1578 tarihinde başlayan savaşlar 1590 tarihine kadar sürdü. Özdemiroğlu Osman paşa Azerbaycan ve Kafkasya’yı işgal etti. Safeviler Osmanlılarla savaşları sürdürürken doğudan da Özbekler ve Babürlülerin saldırısına uğradılar. Bunun üzerine Safevi tahtına çıkan Şah Abbas Osmanlılardan barış istedi. İstanbul da Ferhat paşa (İstanbul) anlaşması imzalandı (1590). Bu anlaşmaya göre;

*Tebriz, Karabağ, Gence, Kars, Tiflis, Dağıstan, Revan, Luristan ve Nihavend bölgeleri Osmanlılara bırakıldı.

*İran da üç İslam halifesi ve Hz.Ayşe hakkında kötü söz söylenmeyecekti.

NOT:İstanbul-Ferhat paşa anlaşması ile Osmanlı devleti doğuda en geniş sınırlara ulaşmıştır. Kafkasya’nın büyük bir kısmı Osmanlı egemenliğine girmiştir.

 AVRUPA TARİHİ-1

A-FEODALİTENİN ÇÖZÜLÜŞÜ VE MERKEZİ KRALLIKLARIN KURULMASI:

Yeni çağ başlarında Avrupa devletlerinin;ekonomik, siyasi ve sosyal yapılarında önemli değişiklikler yaşandı.Orta Çağın siyasi sistemi olan Feodalite rejimi yıkıldı Yerine milli monarşiler kuruldu.Feodalite ilk olarak Fransa da yıkıldı.Fransız kralı XI.Lui, ülkenin değişik yerlerini yöneten feodal beyleri ortadan kaldırdı.Tüm yetkilerin kralda toplandığı “Mutlak Monarşi”düzenini kurdu.Bu yeni düzene”Milli Monarşi”adı da verilir.İngiltere dede Çifte Gül savaşlarını kazanan Tudor Hanedanı feodaliteye son vererek merkezi karakterli milli monarşiyi kurdu.İngiltere denizciliğe önem verdi.Uluslar arası ticareti geliştirerek güçlü bir devlet haline geldi.Yeni çağ başlarında ,İspanya ve Portekiz dede milli monarşiler kuruldu.Avrupa da 18.yüzyıla kadar Almanya dışında tüm ülkelerde feodalite yıkılmıştır.

Feodalitenin yıkılış sürecinde, Krallar Papa mücadelesini krallar kazanmıştır.Papalık ve Kilisenin gücü azalmıştır.Milli monarşilerde krallar dini liderliği de üslenmişlerdir.Avrupa’da, din birliği düşüncesinin yerini millet ve vatan duyguları almıştır.Kilisenin kültür hayatı üzerindeki denetimi zayıflamıştır.Düşünce üzerindeki yasaklar zayıflamıştır.Bu olay sonucunda; Avrupa da Hümanizm,Rönesans ve Reform hareketleri ortaya çıkmıştır.Düşüncenin serbestleşmesi Avrupa da ferdin ön plana çıkmasına sebep olmuştur.

Feodalitenin yıkılışı ile Avrupa da ekonomik yapıda değişmiştir.Mahalli iktidarların yıkılması ülke içinde ve dışında ticari faaliyetleri geliştirmiştir.Topraklara sahip olarak zengin olma düşüncesinin yerini; madenlere,altın ve Gümüşe sahip olma düşüncesi almıştır.Yeniçağ başlarında gelişen ticaret şehirlerin nüfusunu artırmıştır.Şehirlerde yaşayan Burjuva sınıfını güçlendirmiştir.Milli devletler arasında başlayan üstünlük mücadelesi ekonomik zenginliği beraberinde getirmiştir.Ekonomik rekabet coğrafi keşiflerin yapılmasına sebep olmuştur.

Yeniçağ başlarında Avrupa da askeri yapıda değişmiştir.İlk olarak Fransa’da, daimi profesyonel askeri birlikler oluşturulmuştur.Askerlik vatan görevi olarak kabul edilmiştir.Ordularda ateşli silahların kullanımı yaygınlaşmıştır.Milli duyguları güçlü,hızlı hareket edebilen ve hafif silahlarla savaşan ordular ortaya çıkmıştır.Avrupa devletleri yeni askeri düzenlemeleri yaparken Osmanlı askeri sistemini örnek almıştır.

B-TEKNOLOJİK GELİŞMELER:


Avrupalılar haçlı seferlerinden sonra İslam dünyasından; Barut, Pusula, Kağıt ve Matbaa gibi teknik buluşları öğrenmişlerdi.Bu teknik buluşlar Avrupa da geliştirildi.

*Barut ateşli silahlarda kullanıldı.Top icat edildi.Ateşli silahların icadı, Avrupa da Feodalitenin yıkılmasına ve Merkezi karakterli krallıkların kurulmasına sebep oldu.Topun icadı ile kale ve surlar savunma aracı olmaktan çıktı.Avrupalılar Coğrafi keşiflerle ulaştıkları ülkeleri egemenlikleri altına aldılar.Amerika kıtasındaki devletler ateşli silahları bilmedikleri için Avrupa devletlerine direnemediler.

*Pusula ve Usturlap denizlerde yön tayin etmede kullanılan aletlerdir.Avrupalılar İslam dünyasından öğrendikleri pusulayı geliştirdiler.Kristof Kolomb pusulada sapma açısını hesapladı.Pusulanın gemicilikte kullanılması, Avrupa devletlerinin açık denizlere çıkmalarına ve coğrafi keşifleri yapmalarına sebep olmuştur.

*Avrupa da Matbaa geliştirilmiştir.Alman bilim adamı Jan Gutenberg alışımdan Matbaa harfleri dökmüştür.Daha önce ağaçtan harfler kullanıldığı için kullanışsızdı.Hollandalı Jan Koster Klişe sistemi ile çalışan Matbaayı icat etti.Avrupa da paçavradan kağıt üretildi.Matbaa ve kağıt Avrupa da Kitabı lüks olmaktan çıkardı.Kitap bollaştı ve ucuzladı.Her türlü görüş ve düşünce kitaba aktarılmaya başlandı.Avrupa da okuryazarlık oranı arttı.Avrupa da kağıt ve matbaanın geliştirilmesi; Hümanizm,Rönesans ve Reform hareketlerine sebep olmuştur.Avrupa da aydınlanma hareketlerini başlatmıştır.

C-COĞRAFİ KEŞİFLER

Avrupa ülkeleri Yeni çağ başlarında Hindistan ve Çine ulaşmak için denizlere açıldılar.Denizlerdeki faaliyetleri dünyanın bilinmeyen yerlerinin keşfine sebep oldu.Bu olay tarihe büyük coğrafi keşifler olarak geçti.Coğrafi keşiflerin sebepleri şunlardır:

a)Siyasi Sebepler:

*Osmanlıların yaptıkları fetihlerle Avrupa devletlerini Kıskaç içerisine almaları ve Avrupa devletlerinin Osmanlı kıskacından kurtulmak istemesi.
*Avrupa da ortaya çıkan milli karakterli devletlerin birbirleri ile üstünlük rekabetine girmeleri.

b)Ekonomik sebepler:

*Avrupa ülkelerinin İpek ve Baharat yollarını ele geçirmek istemeleri.
*Avrupa ülkelerinin Hindistan ve Çine ulaşarak bu ülkelerin zenginliklerine sahip olmak istemeleri.
*Avrupa da gelişen Sanayii’nin hammadde ve Pazar ihtiyacını artırmış olması.
*Avrupa da ticaretin gelişmesi sonucu Para olarak kullanılan Altın ve Gümüş madenlerine olan talebin artması.

UYARI:Avrupa devletlerinin doğunun zenginliklerini ele geçirmek istemeleri, Haçlı seferleri ve coğrafi keşiflerin ortak sebebini oluşturur

c)Dini Sebepler:

*Avrupa ülkelerinin, Hıristiyanlığı dünyaya yaymak ve bu yolla İslamiyet’in yayılışını engellemek istemeleri.

d)Bilimsel ve Teknik Sebepler:

*Avrupa da Pusulanın öğrenilmiş olması.
*Gemicilik sanatının gelişmesi ve Okyanuslara dayanıklı gemilerin yapılması.
*Coğrafya bilgisinde ilerleme ve Dünyanın yuvarlaklığına inanan gemicilerin yetişmiş olması.
*Ayrıca dünyanın bilinmeyen yerlerini öğrenme ve macera arayışı coğrafi keşiflerde etkili olmuştur.

Coğrafi Keşiflerin Gelişimi:

Coğrafi keşiflerde ilk önemli başarıyı Portekiz elde etti. Portekiz’e papa Hıristiyanlığı Afrika da yayma görevini vermişti. Portekiz batı Afrika sahillerinde Hıristiyanlığı yayma ve sömürge elde etme faaliyetlerini yürütürken Ümit Burnu yolunu keşfetti(1487). Bartelmi Diaz’ın keşfettiği Ümit Burnu yolundan Vasgo Dö Gama adlı gemici Hindistan’a ulaştı (1497). Portekiz Baharat yolunu kontrol altına aldı ve hızla zenginleşti. Bu olay diğer Avrupa ülkelerini harekete geçirdi.

Kristof Kolomb adlı gemici İspanya adına Atlas okyanusuna açıldı. Bu gemici dünyanın yuvarlaklığına inandığı için sürekli batıya giderse doğuya ulaşılacağını düşünüyordu. Kolomb 1492 de Orta Amerika yakınlarındaki Bahama takım adalarına ulaştı. Buraya Batı Hint adaları adını verdi. Kolomb bölgeye üç sefer yaptı. Ancak yeni bir kıtaya ulaştığını anlayamadı. İspanya Kolomb’un baharat, altın ve gümüş getirememesinden dolayı işine son verdi. Yine İspanya adına denize açılan Ameriko Vespuçi, Kolomb’un ulaştığı toprakların yeni bir kıta olduğunu açıkladı. Yeni kıtaya bu gemicinin adı verildi.

Amerika’nın güney bölümünü İspanya ve Portekizliler keşfettiler. Kuzey Amerika’nın Atlas okyanusu kıyılarını İngilizler keşfetti. Kanada bölgesi ve Hutson körfezi çevresini Fransızlar keşfettiler.

Macellan adlı gemici dünyanın yuvarlaklığını ispatlamak için 1519 tarihinde denize açıldı. Güney Amerika kıyılarından ilerleyerek güney Amerika ile Antartika arasındaki su yolundan büyük okyanusa geçti. Bu su yoluna Macellan’ın adı verildi. Macellan ulaştıkları Büyük okyanusta sert rüzgarlar esmediği için bu denize Pasifik (Ilımlı)adını verdi. Macellan Filipinlerde yerlilerce öldürüldü. Seyahati kaptanlardan Del Kano Afrika’nın güneyinden, Avrupa’ya ulaşarak tamamladı. Böylece dünyanın yuvarlaklığı ispatlanmış oldu.

Coğrafi keşifler 16. ve 17. yy boyunca devam etti. Avustralya, Yeni Zelanda ve okyanuslardaki binlerce ada keşfedildi.

Coğrafi Keşiflerin Sonuçları:

Coğrafi keşifler Avrupa ve dünya tarihinde ;Siyasi, ekonomik, kültürel, dini, sosyal ve bilimsel alanlarda çok önemli sonuçlar meydana getirdi.

a)Siyasi ve Ekonomik Sonuçlar:

*Avrupa ülkeleri keşfettikleri ülkeleri ve toprakları hakimiyetleri altına aldılar. Büyük sömürge imparatorlukları kurdular.
*İpek ve Baharat yolları karalardan denizlere kaydı. Akdeniz ticari önemini kaybetti. Avrupa’nın Atlas okyanusu kıyılarındaki limanları önem kazandı. Avrupa ülkeleri zenginleşti. Türk-İslam devletleri yoksullaştı.
*Avrupa da hayat seviyesi yükseldi. Ticaret ve sanayi gelişti. Toprak zenginlik aracı olmaktan çıktı. Yerini Altın ve Gümüş para aldı.
*Avrupa devletleri arasında sömürgecilik rekabeti savaşlara sebep oldu.
*İpek ve Baharat yollarını karalardan denizlere kayması Osmanlı devleti ve İtalyan devletlerini olumsuz yönde etkiledi. Bu ülkelerin ekonomilerinin zayıflaması askeri ve siyasi güçlerinin de zayıflamasına sebep oldu. Amerika dan gelen bol miktarda altın ve gümüş Osmanlı piyasalarına girdi. Bu olay sonucu Osmanlı parasının değerini düşürdü. Hammadde fiyatlarını yükseltti ve enflasyona sebep oldu.

b)Bilimsel ve Sosyal Sonuçlar:

*Dünyanın yuvarlaklığı ispatlandı. Bu olay Kiliseye olan güveni daha da azalttı.
*Avrupa’nın farklı uygarlıkları tanıması bilgi ve görgüsünü artırması ve zenginleşmesi Rönesans ve Reform hareketlerinin başlamasına yol açtı.
*Avrupa’nın nüfusu, dili ve kültürü dünyaya yayıldı. Avrupa’dan yeni keşfedilen topraklara göçler yaşandı.
*Coğrafi keşiflerden sonra sanayi ve ticaretin gelişmesi Burjuva sınıfını güçlendirdi. Asiller sınıfı zayıfladı.
*Dünyanın bilinmeyen yerleri tanındı.
*Keşfedilen topraklardaki bir çok uygarlık ve kültür Avrupalılarca yok edildi.

c)Dini Sonuçlar:

*Hıristiyanlık yeni keşfedilen topraklarda yayıldı.
*Avrupalıların Kiliseye bağlılığı zayıfladı.

NOT:Coğrafi keşifler Rönesans ve Reform hareketlerinin sebebini oluşturmuştur. Osmanlı devletini olumsuz yönde etkiledi. Akdeniz ticari önemini kaybetti. Bu durum Süveyş kanalının açılmasına kadar devam etti(1869).

D-RÖNESANS HAREKETLERİ:

Rönesans 15. ve 16.yy Avrupa tarihinde, Bilim, Sanat , Edebiyat ve Düşünce alanındaki gelişmelere verilen addır. Kelime anlamı “yeniden doğuş” demektir. Ancak tarihte hiçbir şey yeniden doğmaz. Daha önceki birikimler üzerinde yeni oluşumlar ortaya çıkabilir. Rönesans hareketleri de ilk çağ ve orta çağdaki uygarlık birikiminin sonucunda ortaya çıkmıştır.

Rönesans hareketleri ilk olarak İtalya da ve edebiyat alanında başlamıştır. İtalya da edebiyat alanındaki “Hümanizm” hareketleri Rönesans’ın öncüsü olmuştur. İlk çağ Yunan ve Roma uygarlığına ait eserleri inceleyen onları örnek alarak yeni eserler yazan kişilere Hümanistler denmiştir. Hümanistler insanı ,doğayı ve tarihi hür bir şekilde incelemişlerdir. Kilisenin yasaklarını tanımamışlardır. Hümanizm;Avrupalıları eski uygarlıkları tanımaya, bunları örnek alarak yenilikler yapmaya, araştırma, inceleme, okuma ve deney yapmaya yönlendirmiştir.

Rönesans’ın İtalya da Başlamasının Sebepleri:

*İtalya’nın Roma uygarlığının merkezi olması.
*İtalya’nın coğrafi konumundan dolayı İslam uygarlığını daha erken tanıması.
*İtalya’nın İslam dünyası ile Avrupa arasındaki ticari faaliyetlerin merkezi konumun da olması.
*İtalya’nın Avrupa’nın dini merkezi olması.
*İtalya da diğer Avrupa ülkelerine göre daha özgürlükçü yönetim şeklinin bulunması.
İtalya da kendilerine “Medici” denilen bilim adamlarını, Sanatkarları destekleyen varlıklı ailelerin bulunması.
*İstanbul’un fethinden sonra İtalya’ya giden Bizanslı bilginlerin burada Yunan uygarlığının eserlerini tanıtması.

UYARI: Rönesans’ın İtalya da başlamasında buranın coğrafi konumu, tarihi ve dini merkez olması önemli rol oynamıştır. İtalya’nın doğu-batı ticaretini yönlendirmesi burayı uygarlıklar arası iletişim bölgesi yapmıştır. İtalya hem ticaret merkezi hem de dini merkez olmasından yararlanarak orta çağın en zengin ülkesi olmuştur. Ayrıca İtalya da bulunan Venedik, Ceneviz gibi devletlerde özgürlükçü idareler Rönesans için zemin oluşturmuştur.

Rönesans’ın Genel Sebepleri:

Avrupa da kağıt ve matbaanın kullanılması.
Haçlı seferlerinden sonra gelişen doğu-batı ticaretinin Avrupa da hayat seviyesini yükseltmesi.
Avrupalıların İslam uygarlığını tanımaları.
Coğrafi keşiflerden sonra; Avrupa da hayat seviyesinin yükselmesi, Bilimden, sanattan zevk alan yeni bir sınıfın ortaya çıkması.
Hümanizm hareketlerinin ilk çağ Yunan ve Roma uygarlıklarına ait (Antikite) eserlerin tanınmasına sebep olması.

Rönesans Hareketlerinin Gelişimi:

Rönesans İtalya da başladı ve diğer ülkelere yayıldı. İtalya da Rönesans edebiyat, Güzel sanatlar alanında yoğunlaştı. Resim de Giotto, Rafael ve Leonardo da Vinci ön plana çıkmıştır. Leonardo da Vinci’nin La Jacont (Monaliza )adlı tablosu ünlüdür.Bramant ve Mikelanj İtalya da yetişen ünlü mimarlardır. Bu mimarlar Yunan ve Roma eserlerinden yararlanarak yeni bir tarz geliştirmişlerdir. Bramant’ın başladığı Sen Piyer kilisesini Mikelanj tamamlamıştır. Mikelanj aynı zamanda büyük bir heykeltıraştır. Bu heykeltıraşın Musa, Davut,Esirler, Kutsal aile gibi heykelleri ünlüdür.İtalya’daki Rönesans hareketlerini kilise de desteklemiştir. Mimarlar en çok kilise yapmışlardır. Ressamlar ağırlıklı olarak Meryem, İsa, Musa gibi dini şahsiyetlerin tablolarını yapmışlardır. İtalyan hümanizminin öncüsü şair Petrark’tır. Hayat karşısında özgür düşünme ,akla önemli rol yüklemesiyle tanınır. Ayrıca İtalya da Makyavel ,Gişarden ve Tasso gibi hümanistler yetişmiştir.

Fransa da Rönesans hareketlerine krallar öncülük yapmıştır.I.Fransuva, Fransız kolejini açmıştır. Bu kolejde Grekçe, İbranice ve Latince dersleri okutuldu. Eski Yunan ve Roma eserleri tercüme edildi. Fransız hümanistlerinin en ünlüsü Monteindir. Denemeler adlı eseri ile tanınır. Mimaride Piyer Lesko yetişmiştir. Louvr sarayını inşa etmiştir.

Almanya da Rönesans daha çok dini alanda gelişmiştir. Alman hümanistleri olan Erasmus edebiyat alanında , Albert Durer ise dini tabloları ile ön plana çıkmıştır. Luther; Almanya da Reform hareketinin başlamasına sebep olan bir hümanist ve dini önderdir.

İngiltere de Rönesans edebiyat alanında gelişmiştir. Dünya edebiyatını en büyük yazarı Şekspir bu ülkede yetişmiştir. Şekspir’in ;Otello, Hamlet, Kral Lear ,Romeo ve Jüliet gibi eserlerinin konusu ilk çağ Roma tarihi ile ilgilidir.

İspanya da Servantes , “Don Kişot” adlı edebiyat eserini yazmıştır. Valeskes Meryem resimleri ve dini tabloları ile ün kazandı. Hollanda da Rönesans resim alanında gelişti. Rambrandt bir anatomi dersi tablosu ile ünlendi.

Rönesans’ın Sonuçları:

Rönesans hareketlerinden sonra “Skolastik” düşünce yıkıldı. Akılcı düşünce benimsendi.
Rönesans hareketleri Reform hareketlerinin başlamasına sebep oldu.
Avrupa da bilim, sanat, edebiyat ve düşünce alanlarında yenilikler meydana getirdi.

E-REFORM HAREKETLERİ:

Avrupa tarihinde 16.yy da Katolik kilisesindeki bozuklukları düzeltmek ve Hıristiyanlığı özüne döndürmek için gerçekleştirilen hareketlere Reform adı verilir.

Rönesans hareketleri sırasında İncil milli dillere çevrildi. Matbaa sayesinde çoğaltıldı ve bir çok Hıristiyan’ın evine girdi. Rönesans’a kadar İncilin dili İbranice idi. Bu sebeple papazlardan başka kişiler İncili okuyamıyordu. İncilin milli dillere çevrilmesi ile insanlar İncili tanıdılar. Kilisenin İncil’den uzaklaştığını anladılar.

Katolik kilisesi lideri papa İncil de olmayan Aforoz (Dinden çıkarma) ,Endüljans (Bağışla günahtan kurtulma) ve Enterdi (Bir ülkede tüm dini hizmetlerin durdurulması) gibi yetkileri kullanıyordu. Kilise lüks içerisinde yaşıyordu. Kilisenin düşüncesine karşı çıkanları Engizisyon mahkemelerinde yargılayıp işkence ile idam ediyorlardı.İncili okuyanlar papazların günah bağışlama ,Bedene işkence ile günahlardan kurtulma, para bağışlayarak günahlardan kurtulma gibi uygulamaların İncil’de olmadığını ve kilisenin bozulduğunu anladılar.

Reformun Sebepleri:

*Rönesans hareketleri ile İncilin milli dillere çevrilmesi ve Skolastik düşüncenin yıkılması.
*Katolik kilisesinin bozulması.
*Coğrafi keşiflerden sonra Katolik kilisesine olan güvenin sarsılması.
*Kağıt ve matbaanın etkisi.

Reform’un Gelişimi:

Katolik kilisesindeki bozuklukları ilk dile getiren Oksford Üniversitesi profösörlerin den Viklif olmuştur.2.sırada Prag üniversitesinden Aleksandr Jan Hous dur. Bu bilim adamı kilise mahkemesinde yargılanmış ve prag meydanında yakılarak idam edilmiştir. Bu kararın ardından Viklif’in kemikleri mezardan çıkarılarak yakılmıştır.

Reform hareketini Almanya da Vittenberg üniversitesi İlahiyat profösörü Marti Luther başlattı. Luther katolik kilisesindeki bozuklukları 95 maddelik bir bildiriyle duyurdu. Bunun üzerine papa Lutheri Aforoz etti. Ayrıca Alman imparatoru Şarlken’in topladığı bir meclis Luther’e ölüm cezası verdi. Ancak Saksonya prensi Frederik Luther’i sakladı. Luther burada İncili Almanca’ya çevirdi. Almanya da Lutherin görüşleri geniş taraftar topladı. Katoliklerle Luther taraftarları arasında iç savaş başladı. Şarlkenin 1529 da Luther’in görüşlerinin şimdiye kadar yayıldığı bölgeler dışında yayılmasını yasaklama kararını Luther taraftarları Protesto etti Bu nedenle Luther taraftarların “Protestan” adı verildi. Sonunda Şarlken Lutherci prenslerle 1555 yılında “Ogsburg” din anlaşmasını imzaladı.

Luther Almanya da faaliyet gösterirken benzer görüşlerle Kalven de Fransa da harekete geçti. Ancak Fransa’daki güçlü merkezi yapı Kalven’in görüşlerinin yayılmasına izin vermedi. Kalven İsviçre’ye gitti burada yetiştirdiği din adamlarını Avrupa’nın her tarafına gönderdi. Fransa kanlı mezhep kavgalarına 1598 de 4.Henri’nin ilan ettiği “Nant fermanı” ile son verildi. Böylece Fransa da Kalvenizm mezhebi doğdu.

İngiltere de Reform hareketlerine kral 8.Henri öncülük yaptı. Bu kral papa ile bağlantısını keserek İngiliz kilisesini kendisine bağladı. İngiltere de Anglikan mezhebi ortaya çıktı. İsveç, Norveç ve Danimarka da Protestanlık yayıldı. İskoçya da Protestanlığa Presbiteriyen’lik adı verildi.

Reform Hareketlerinin Sonuçları:

Avrupa Hıristiyan birliği bozuldu. Protestan, Kalvenizm, Anglikanizm, Presbiteriyenlik gibi yeni mezhepler ortaya çıktı.
Avrupa da din savaşları yaşandı.
Protestanlığın yayıldığı ülkelerde Kiliseler millileşti. Kilisenin elindeki topraklar halka dağıtıldı.
Avrupa da Kilisenin eğitim ve kültür hayatı üzerindeki hakimiyeti sona erdi. Eğitim ve kültür hayatı laikleşti.
Katolik kilisesi kendini düzeltmek zorunda kaldı.
Protestanlığın yayıldığı ülkelerde din adamları ayrıcalıklarını kaybettiler.

F-AVRUPADAKİ GELİŞMELERİN OSMANLI DEVLETİNE ETKİLERİ:

Yeni çağ Avrupa tarihinde görülen coğrafi keşifler , Rönesans ve Reform hareketleri Avrupa devletlerini güçlendirmiştir. Bu ülkelerin Bilim ve Teknik alanda ilerlemelerine sebep olmuştur. Güçlenen Avrupa devletleri önce Osmanlı devletinin Avrupa’daki ilerleyişini durdurmuşlar ardından da Osmanlıları Avrupa’dan atmak için saldırılarını yoğunlaştırmışlardır.

Coğrafi keşiflerden sonra İpek ve Baharat yolunun yön değiştirmesi Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etkiledi. Gümrük vergileri azaldı. Osmanlı toplumunun gelir kaynakları zayıfladı. Bu olay Osmanlı iç düzenini bozdu. İç ayaklanmalar arttı. Osmanlı devletinin duraklamasında etkili oldu. Osmanlı devletini rakibi Avrupa devletleri dünyanın servet kaynaklarını ele geçirip hızla güçlendi.

Avrupa da görülen Rönesans hareketleri Avrupa’nın bilim ve teknikte ilerlemesine sebep oldu.Osmanlılar 18.yy kadar dünyanın en güçlü devleti oldukları için Avrupa’daki gelişmelerle yeterince ilgilenmediler. Kendilerinin üstünlüğü psikolojisi ve Avrupa’daki bilimsel faaliyetlerde kilisenin etkisinin devam etmesi bu olayda etkili oldu. Rönesans hareketlerinin zamanında takip edilememesi Avrupa ülkelerinin gerisinde kalınmasına sebep olmuştur. Avrupa’nın bilim ve teknoloji alanındaki ilerlemeleri Osmanlıların çöküşünde etkili olmuştur.

Reform hareketlerinin Avrupa Hıristiyan birliğini bozması Osmanlıların orta Avrupa da ilerlemelerini kolaylaştırmıştır. Kanuni Hıristiyan birliğini parçalamak için Katoliklere karşı Protestanları desteklemiştir. Reform hareketleri Osmanlı Hıristiyanlarını etkilememiştir. Osmanlı devletinde halka geniş bir din özgürlüğü verilmişti. Devletin güçlü merkezi otoritesi kilisenin haksızlık yapmasını engellemişti. Osmanlı devleti hazırladığı ayrıntılı kanunlarla kilisede görevli bir papazın toplayabileceği bağış miktarını dahi belirlemişti. Ayrıca Osmanlı Hıristiyanlarının çoğu Ortodoks mezhebindendi. Reform Katolik mezhebinde görülen bir olaydır.

XVI.YY SONU VE XVII.YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ

A-OSMANLI DEVLETİNİN GENEL DURUMU:

Osmanlı devleti 16.yy’ ın sonlarında duraklama devrine girmiştir. Osmanlı tarihinde Sokullu Mehmet paşanın ölümünden (1579), Karlofça anlaşmasının imzalandığı tarihe (1699) kadar olan döneme duraklama dönemi denir. Bazı tarihçilere göre de, duraklama dönemi 1683 tarihinde meydana gelen II.Viyana kuşatmasında uğranılan başarısızlıkla sona erer. Duraklama kavramı, toprak fetihlerinin azalması ile ilgilidir.

Osmanlı devleti duraklama döneminde genişleme çabalarını sürdürmüştür. Doğuda Safevilerle, Avrupa da ise Avusturya (Almanya Kutsal Roma-Germen imparatorluğu) Venedik, Lehistan, Rusya, Malta devletleri ile mücadele edilmiştir.

Osmanlı devleti duraklama döneminde çok uzun süren savaşlar yapmasına rağmen, batıda çok küçük kazançlar elde edebilmiştir. Doğuda ise duraklama döneminin başlarında kazandığı toprakları kısa süre sonra kaybetmiştir.

Osmanlı devleti duraklama döneminde büyük boyutlu iç buhranlar yaşamıştır. Yaşadığı iç buhranlar ve dış başarısızlıktan sonra devlet düzeninde ıslahat yapma çabalarında bulunmuştur.Osmanlı devletinin duraklamasının iç ve dış sebepleri bulunur.

Duraklamanın İç Sebepleri:

Duraklama dönemine girilmesinin en önemli sebebi;İnsan yetiştirilmesinde ve seçilmesinde yapılan hatalardır. Osmanlı devlet yönetimi, Padişahlık kurumu da dahil olmak üzere bozulmuştur.

Şehzadelerin sancaklara gönderilme geleneğinin kaldırılması, yetenekli padişahları yetişmesini engellemiştir. Sarayda hapis hayatı yaşayan Şehzadelerin psikolojileri bozulmuştur. Padişah adayı şehzadeler bilgisiz, görgüsüz kalmışlardır. Duraklama döneminde çocuk şehzadeler tahta çıkmışlardır.Bu durum padişahların devlet yönetimine bilgili, ehliyetli devlet adamlarını getirmesini engellemiştir. Devlet yönetimine saray kadınları karışmaya başlamıştır. Makamlar para ile alınıp satılmaya başlamıştır. Ayrıca ekonomi, ordu, eğitim v.s alanlardaki bozulmalarda duraklama dönemine girilmesinde etkili olmuştur.

Duraklamanın Dış Sebepleri:

Osmanlı devleti 16.yy sonlarında doğal sınırlara ulaşmıştır. Batıda coğrafi keşifler ve Rönesans hareketleri güçlü devletlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yeni çağ başlarında feodalitenin yıkılması ile ortaya çıkan merkezi devletler Osmanlı devletini durdurmuştur.Doğuda ise Osmanlı ilerleyişini güçlü Safevi devleti durdurmuştur. Güney Afrika çöllerine ve Hint okyanusuna ulaşılmıştır. Kuzeyde ise Baltık denizi ve Rus bozkırlarına ulaşıldığı için daha fazla ilerlenememiştir.

Avrupa coğrafi keşifler, feodalitenin yıkılışı, Rönesans hareketleri ve Reform hareketleri sonucunda ekonomik, askeri, siyasi, bilim ve teknik alanlarında güçlenmiştir. Osmanlı devletine rakip olmuşlardır. Özellikle coğrafi keşifler Osmanlı ekonomisini sarsmıştır.

NOT: Doğal sınırları; Batıda ve Doğuda güçlü devletlerin ortaya çıkması, kuzeyde ve güneyde ise coğrafi engeller oluşturmuştur.

B-XVII. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİNİN DIŞ SİYASETİ:

1-Osmanlı—İran İlişkileri:

1603-1611 Osmanlı—İran Savaşları:

Safevi hükümdarı şah Abbas’ın Ferhat paşa anlaşması ile Osmanlılara verdiği toprakları geri almak amacı ile saldırıya geçmesi Osmanlı-İran savaşlarını yeniden başlattı. Osmanlı devletinin batıda Avusturya ile savaş içinde olması ve Anadolu da ortaya çıkan Celali isyanları Safeviler’in kaybettikleri toprakları geri almak için harekete geçirdi.

1603 tarihinde başlayan savaşlar aralıklarla 1611 e kadar devam etti. Safeviler büyük başarılar elde ettiler. Bu savaşlara İstanbul (Nasuh paşa) anlaşması ile son verildi (1611). Buna göre;

*Osmanlı devleti Ferhat paşa anlaşması ile aldığı yerleri Safevilere geri verdi.
*Buna karşılık, Safeviler Osmanlılara yılda 200 yük ipek verecekti.

UYARI: Nasuh paşa anlaşması Osmanlıların Safevilere taviz verdiği ilk anlaşmadır.

1617-1639 Osmanlı—İran Savaşları:

Safevilerin Nasuh paşa anlaşmasının hükümlerine uymamaları üzerine iki devlet arasında savaşlar yeniden başladı(1617). Ancak taraflar bu mücadelede birbirlerine üstünlük sağlayamadılar. 1618 tarihinde “Serav anlaşması”nı imzaladılar. Safeviler, Nasuh paşa anlaşmasının şartlarına uymayı kabul ettiler.

Serav anlaşması ile kurulan barış kısa sürdü.Osmanlı devletinde yeniçeriler tarafından padişah II.Osman’ın öldürülmesi, tahta çocuk yaşta IV.Murat’ın geçmesi ve Anadolu da Celali isyanlarının çıkmasını Safeviler fırsat bilerek, yeniden saldırıya geçtiler (1623). Bağdat’ı ele geçirdiler. Doğu Anadolu üzerinden Diyarbakır’a kadar ilerlediler. Osmanlı orduları kalıcı başarı elde edemediler. IV.Murat çocukluk yaşından çıktıktan sonra ıslahatlar yaparak ordu ve maliyeyi düzeltti. Gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Safevilere karşı Revan ve Bağdat seferlerini düzenledi.

Revan Seferi(1635):  IV.Murat bu seferle Safevileri yenilgiye uğrattı. Doğu Anadolu ve Revanı geri aldı.

Bağdat Seferi (1638): IV.Murat bu seferiyle Safevileri Irak’tan uzaklaştırdı ve Bağdat’ı geri aldı.

Osmanlıların elde ettikleri bu başarılar Safeviler’in barış istemelerine sebep oldu. Yapılan görüşmelerden sonra “Kasr-ı Şirin” anlaşması imzalandı. Buna göre;

*Azerbaycan ve Revan İran’a bırakıldı.
*Bağdat Osmanlılarda kaldı.
*İki ülke arasında Zağros dağları sınır oldu.

NOT: Kasrı Şirin anlaşması günümüze kadar Türk-İran sınırının belirlenmesinde etkili olmuştur. Osmanlı devleti ile İran arasında uzun süreli bir barış dönemi başlatmıştır. Safeviler Osmanlı topraklarına yönelik genişleme siyasetini terk etmişlerdir. İki ülke arasında 18.yy da tekrar savaşalar yaşanmıştır. Ancak iki taraf birbirine karşı üstünlük kuramamış ve yapılan analaşmalarda Kasrı Şirin anlaşması ile belirlenen sınırlara dönülmüştür.

2-Osmanlı—Avusturya İlişkileri:
Duraklama döneminde Osmanlı –Avusturya mücadelesi yükselme dönemi mücadelesinin devamı özelliğindedir. Osmanlı-Avusturya mücadelesinin temel sebebi, Avusturya’nın Macaristan’ı Osmanlı devletinden geri alma politikası izlemesidir.

1593—1606 Osmanlı—Avusturya Savaşları:

Avusturya, Dalmaçya kıyılarında üstlenen bir Hıristiyan çete topluluğu olan “Üskokları” desteklemiş ve Osmanlı topraklarına saldırmış idi. Üskoklar Bosna da Müslüman halka saldırılar düzenleyince, Bosna beylerbeyi Telli Hasan paşa karşılık olarak Hırvatistan’a akınlarda bulundu. Ancak “Siska” da yenildi.Bu olaylar 13 yıl sürecek, Osmanlı-Avusturya savaşlarını başlattı.

Osmanlı devleti Avusturya ile savaşırken Eflak, Boğdan ve Erdel beyleri de isyan ettiler. Savaş geniş bir alana yayıldı.

Haçova Meydan Savaşı (1596):

III.Murat’ın yerine padişah olan III.Mehmet uzun bir aradan sonra ilk defa ordunun başına geçerek Avusturya üzerine yürüdü. Eğri kalesini aldı. Avusturya liderliğinde oluşturulan haçlı ordusunu Haçova da yenilgiye uğrattı.

NOT:Haçova zaferinden sonra padişahın Avusturya savaşını devlet adamlarına bırakıp İstanbul’a dönmesi bu zaferin Osmanlı devleti açısından olumlu sonuçlar vermesini engelledi. Avusturya kısa süre sonra yeniden toparlandı.

Savaşın bundan sonraki bölümünde, Avusturya’nın elinden Estergon kalesi geri alındı. Kanije kalesi fethedildi. Kaleyi geri almak isteyen Avusturya kuvvetlerini Tiryaki Hasan paşa yenilgiye uğrattı.
Osmanlı devletinin Avusturya ile uğraşmasından yararlanmak isteyen İran da 1603 tarihinde Osmanlı devletine savaş açtı. Anadolu da Celali isyanları çıktı.
Bu olaylar Osmanlı devletini Avusturya’nın barış teklifini kabul etmeye zorladı. Zitvatoruk’ta barış imzalandı.

Zitvatorok Anlaşması (1606):
Osmanlı devleti ile Avusturya arasında imzalanan bu anlaşmaya göre;

*Eğri, Kanije ve Estergon kaleleri Osmanlılara kalacaktı.
*Osmanlı devleti tarafından Avusturya hükümdarına, Kral yerine Roma imparatoru denilecekti. Avusturya imparatoru protokol bakımından, Osmanlı padişahına denk sayılacaktı.
*Avusturya Osmanlı devletine savaş tazminatı ödeyecekti.
*Avusturya’nın 1533 tarihli İstanbul anlaşması ile ödemekte olduğu yıllık 30 bin altınlık vergi kaldırılacaktı.

NOT: Zitvatorok anlaşması ile Osmanlı devletinin Avusturya’ya karşı olan üstünlüğü sona ermiştir. Bu anlaşma Osmanlı devletinin durakladığını gösteren ilk anlaşma olması bakımından önemlidir.

1658—1664 Osmanlı—Avusturya Savaşları:

Zitvatoruk anlaşması ile başlayan uzun süreli barış dönemi, Avusturya’nın Osmanlı devletine bağlı Erdel’in iç işlerine karışması ve Osmanlı topraklarına saldırılar düzenlemesi yüzünden 1658 tarihinde sona erdi.

Sadrazam Fazıl Ahmet paşa 1663 tarihinde Avusturya’ya karşı “Uyvar seferi”ne çıktı. Avusturya ordusunu Erdel’den çıkardı. Uyvar ve Zerinvar kalelerini ele geçirdi. Avusturya barış istemek zorunda kaldı ve “Vasvar anlaşması” imzalandı.

Vasvar Anlaşması (1664):

*Uyvar ve Neograd kaleleri Osmanlılarda kalacaktı.
*Avusturya Osmanlı devletine savaş tazminatı ödeyecekti.
*Avusturya Erdel’in Osmanlı devletine ait olmasını kabul etti.

3-Osmanlı –Lehistan İlişkileri:

Sokullu Mehmet paşa zamanında Osmanlı himayesine alınan Lehistan 1588 tarihinde Osmanlı himayesinden çıkmıştı. Lehistan bundan sonra fırsat buldukça Eflak, Boğdan ve Erdel’in iç işlerine karışmıştır. Kırım hanlığı ile mücadeleye başlamıştır.

1619-1621 Osmanlı –Lehitan Savaşları:

II.Osman’ın Lehistan Seferi (1621):

Seferinin sebepleri:

*Lehistan’a bağlı Kazakların Osmanlı topraklarına saldırması.
*Lehistan’ın Eflak, Boğdan ve Erdel’in iç işlerine karışması. Ayaklanan Boğdan beyini destekleyip Boğdan’a asker sevk etmesi.

Bu olaylar üzerine padişah II.Osman 1621 tarihinde Lehistan seferine çıktı. Leh ordusunu yenilgiye uğratıp Hotin kalesini kuşattı. Yeniçerilerin disiplinsizliği yüzünden kale alınamadı. Lehlilerle “Hotin anlaşması” imzalandı (1621). Buna göre:

*Lehistan Boğdan’ın iç işlerine karışmayacak ve Hotin kalesini geri verecekti.
*Lehistan Kırım hanlığına yıllık vergi verecekti.
*İki tarafın kuvvetleri sınırdan çekilecekti. Kırımlılar ve Kazaklar karşılıklı akın yapmayacaklardı.

NOT: Hotin seferi, II.Osman’ın yeniçeri ocağını kaldırmaya karar vermesine sebep olmuştur.

1668—1672 Osmanlı Lehistan Savaşları:

Lehistan’ın Ukrayna’ya saldırması Osmanlı-Lehistan savaşlarını yeniden başlattı. Padişah IV.Mehmet 1672 tarihinde Lehistan seferine çıktı. Leh ordusu yenildi.Lehistan kralı barış istedi. İki taraf arasında “Bucaş anlaşması” imzalandı (1672). Buna göre;

*Podolya Osmanlı devletine ait olacaktı.
*Lehistan yıllık vergi verecekti.

NOT:Bucaş anlaşması Osmanlı devletinin Avrupa da toprak kazandığı son anlaşma olması açısından önemlidir.

Leh kralı Jan Sobieski anlaşma şartlarına uymayınca çarpışmalar dört yıl daha sürdü. Leh kuvvetleri yenildiler. Vergi maddesi kaldırılarak barış yenilendi (1676).

4-Osmanlı—Venedik İlişkileri:

Osmanlı topraklarının güvenliği açısından stratejik öneme sahip olan Girit Venediklilerin elindeydi. Bu ada Hıristiyan korsanların üssü idi. Venediklilerin Osmanlı gemilerine saldırılar düzenlemeleri üzerine, Venediklilere savaş açıldı. Girit adası kuşatıldı (1645). Girit kuşatması 24 yıl sürdü. Fransa, İspanya, Malta, Papalık v.s. Hıristiyan devletler Girit’e asker gönderdiler.

Girit adası uzun süre devam eden savaşlardan sonra, Sadrazam Fazıl Ahmet paşa tarafından 1669 tarihinde alındı.

NOT:Girit adası Osmanlı devletinin Akdeniz de fethettiği son ada olması açısından önemlidir.

5-Osmanlı—Rus İlişkileri:
Rusya ile Osmanlı devleti arasındaki ticari ilişkiler II.Bayezid döneminde başlamıştı. Olumlu ilişkileri, Rusya’nın başına geçen IV.İvan’ın Kazan ve Astarhan Türk hanlıklarını ortadan kaldırıp Müslüman halkı katletmesi bozmuştur. Osmanlı devleti 1569 tarihinde Rusya’ya karşı Astarhan seferini tertiplemişse de başarılı olamamıştır.

Rusya’nın 1678 tarihinde Ukrayna’ya saldırıp Çehrin kalesini alması üzerine Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa paşa Rusya’ya karşı sefere çıktı. Rus ordusu yenilerek Çehrin kalesi geri alındı. Rusya ile 1681 tarihinde barış yapıldı.

Rusya tahtına çıkan I.Petro (Deli Petro), sıcak denizlere inmek amacıyla Viyana bozgunundan sonra oluşturulan kutsal ittifaka katıldı. 17.yy. sonlarında başlayan Osmanlı—Rus savaşları Osmanlı devleti yıkılana kadar devam etmiştir.I.Petro’nun sıcak denizlere inme politikasına göre;önce kırım ve çevresi alınıp Karadeniz’e inilecekti. İkinci aşamada ise boğazlar üzerinden Akdeniz’e inilecekti.Rusların dünyaya açılmak için ulaşmak istedikleri bir diğer denizde, Baltık olmuştur.Ruslar Baltık denizine ulaşmak içinde İsveç ve Lehistan’la mücadele etmişlerdir. I.Petro’nun başlattığı sıcak denizlere inme politikasını, daha sonraki Rus hükümdarları da devam ettirmiştir.

C-II.VİYANA KUŞATMASI VE SONUÇLARI:

Avusturya, batı Macaristan da yaşayan Protestan Macarlara Katolik olmaları için baskı yapıyorlardı.Protestan Macarları ağır vergilerle eziyorlardı.Bu olay Macarların liderleri “Tökeli İmre” başkanlığında ayaklanmalarına sebep oldu. Tökeli İmre inançlara saygılı olan Osmanlı devletinden yardım istedi.Bu sırada Osmanlı devletinin en etkili yöneticisi sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşaydı.Mustafa Paşa ,Osmanlı devletinin Avrupa’dan gelen saldırılardan kurtulması için Avusturya’nın yok edilmesi gerektiğini düşünüyordu.Avrupa’da fetihleri yeniden başlatmak istiyordu.Osmanlı ordusu ve devlet adamları geçmişteki fetihlerin ve zaferlerin özlemi içerisindeydi.

Merzifonlu; Macaristan’da başlayan olayları, Avusturya’ya karşı sefere çıkmak için fırsat olarak gördü.Ancak Padişah IV.Mehmet Avrupa’da yeni bir savaşa karşıydı.Sadrazam Padişahı yeni bir sefere ikna edebilmek için Macaristan’da görev yapan Osmanlı devlet adamlarının ağzından sahte mektuplar yazdırdı.Bu mektuplarda Avusturya’nın Osmanlı topraklarına saldırdığı ve Müslümanları katlettirdiği anlatılıyordu.Merzifonlu bu planla Padişah IV.Mehmet’ten Avusturya’ya sefere çıkılması için onay aldı. Merzifonlu Kara Mustafa paşa 1683 tarihinde Avusturya’nın başkenti Viyana’yı kuşattı. Viyana güçlü surlarla çevriliydi.Sadrazam Viyana’yı tahrip etmeden almak isteyince kuşatma uzadı. Papanın çağrısı ile harekete geçen Avrupa devletlerinin orduları Viyana’ya ulaştılar. Merzifonluya karşı olan Kırım hanı ve bazı komutanların ihaneti yüzünden Osmanlı ordusu bozguna uğradı. Kuşatma kaldırılıp Osmanlı ordusu geri çekildi. Osmanlı ordusunun yenilmesinde en önemli rolü Lehistan kuvvetleri oynadı.

II.Viyana Kuşatmasının Sonuçları:

*Osmanlıların yenilerek geri çekilmesi Avrupa da büyük sevinç yarattı. Papanın teşviki ile Avrupalı devletler Osmanlılara karşı “Kutsal İttifak” oluşturdular. İttifaka; Avusturya, Lehistan, Venedik, Malta ve Rusya katıldılar. Amaçları Osmanlıları Avrupa’dan atmaktı.
*Osmanlı devletinin Avrupa’dan geri çekilme süreci başladı. Osmanlı devletinin Avrupa’daki üstünlüğü sona erdi.
*Merzifonlu Kara Mustafa Paşa idam edildi.
*Kutsal ittifak devletleri ile 16 yıl süren savaşlar yapıldı. (1683-1699) Bu döneme Osmanlı tarihinde “Felaket Seneleri” adı verilir.
*II.Viyana kuşatması başarısızlığı bazı tarihçiler tarafından duraklama döneminin sonu, gerileme döneminin başlangıcı olarak kabul edilir.

NOT: Viyana bozgunu ile başlayan geri çekilme, Sakarya zaferi ile durdurulabilmiştir.

1-Kutsal İttifak Devletleri İle Savaşlar:

Kutsal İttifakı oluşturan devletlerden Avusturya, Macaristan’a saldırdı.Lehistan, Ukrayna ve Boğdan’a saldırdı. Venedik, Mora ve Dalmaçya kıyılarına saldırdı. En son Rusya Kırım’a saldırdı.16 yıl süren savaşlarda Osmanlı devleti genellikle başarısız oldu. Fazıl Mustafa paşanın sadrazam olması ile durum düzelmişti.Ancak Fazıl Mustafa paşanın “Salan Kamen” savaşında şehit düşmesi başarısızlık dönemini yeniden başlatmıştır.

1695 tarihinde tahta çıkan II.Mustafa Avusturya’ya karşı çıktığı seferlerin ikisinde zafer kazandı. Ancak üçüncü seferinde tedbirsizlik yüzünden “Zenta” da yenildi(1697). Zenta yenilgisi Osmanlı devlet adamlarını barış görüşmelerine zorladı.

2-Karlofça ve İstanbul Anlaşmaları:

İngiltere ve Hollanda’nın (Felemenk) aracılığı ile Karlofça anlaşması imzalandı (1699). Bu anlaşmayı Osmanlı devleti, Avusturya, Lehistan ve Venedik imzaladı. Kutsal ittifak devletlerinden Rusya ile Karlofça da ateşkes imzalandı. Rusya Karlofça anlaşmasını imzalamadı.Karlofça anlaşmasının hükümleri şunlardır;

*Temeşvar ve Banat hariç bütün Macaristan ve Erdel Avusturya’ya bırakıldı.
*Podolya ve Ukrayna Lehistana bırakıldı.
*Karlofça anlaşması 25 yıl sürecek ve Avusturya’nın garantisi altında olacaktı.

Ruslarla Karlofça da ateşkes yapıldı. 1700 tarihinde ise İstanbul anlaşması yapıldı. İstanbul anlaşmasına göre;

*Azak kalesi ve çevresi Rusya’ya ait olacaktı.
*Rusya İstanbul da elçi bulundurabilecekti.
*Ruslar Kudüs’ü serbestçe ziyaret edebileceklerdi.

NOT:Ruslar Karadeniz’e ilk adımı İstanbul anlaşması ile atmışlardır.

Karlofça Anlaşmasının Önemi:

1-Osmanlı devletinin batıda toprak kaybettiği ilk anlaşmadır.
2-Osmanlı devleti bu anlaşma ile gerileme dönemine girmiştir.
3-Osmanlı devletinin Avrupa karşısındaki üstünlüğü sona ermiştir.

D-İÇ İSYANLAR:

Bu yüzyılda;yönetimde, askeri teşkilatta, toprak ile hukuk düzeninde ve ekonomide meydana gelen bozulmalar yüzünden İstanbul da , Anadolu da ve merkezden uzak eyaletlerde isyanlar çıktı. 17.yy da üç tür isyan çıkmıştır. Bunlar;İstanbul İsyanları, Celali isyanları ve Eyalet isyanlarıdır.

1-İstanbul İsyanları:

İstanbul isyanlarını devşirme kökenli kapıkulu askerleri çıkarmışlardır.İstanbul isyanlarında Tımarlı sipahilerin bir rolü olmamıştır.

Kapıkulu askerleri, maaşlarının zamanında verilmemesi, düşük ayarlı para ile maaş verilmesi veya ulufenin zamanında ödenmemesi gerekçesi ile sık, sık isyan etmişledir.Bu isyanlarım çıkmasında iktidarı ele geçirmek isteyen veya iktidarı kaybeden devlet adamlarının askerleri kışkırtmaları da etkili olmuştur.İsyanlara zaman, zaman ilmiye sınıfı mensupları(ulema) ve halkta katılmıştır.

İstanbul isyanlarının önemlileri; II.Osman, IV.Murat ve IV.Mehmet zamanlarında görüldü.

II.Osman’ın kendilerini ortadan kaldırmak istediğini öğrenen yeniçeriler ayaklandılar ve padişahı tahttan indirip, yedi kule zindanında boğarak öldürdüler. (1622). Bu olay yeniçerilerin devlet içerisindeki güçlerini artırmıştır. Yeniçeriler ve Kapıkulu sipahileri IV.Murat’a göz dağı vermek için Sadrazam Hafız Ahmet paşayı padişahın gözleri önünde parçalamışlardır. İstemedikleri devlet adamlarını görevden aldırmışlardır.

Yeniçeriler IV.Mehmet dönemimde de Ulufelerinin zamanında ödenmediğini ve saray ağalarının devlet işlerine karıştıklarını bahane ederek ayaklanmışlardır. Padişahtan saraya mensup otuz kişinin idamını istediler.İstekleri kabul edildi. Yeniçeriler bu devlet adamlarını Sultan Ahmet meydanındaki çınar ağacına astılar.Bu olaya Osmanlı tarihinde “Çınar Vakası” veya “Vakay-ı Vakvakiye” denir (1656). Yeniçeriler IV:Mehmet’in 1687 tarihinde tahttan indirilmesinde de etkili olmuşlardır.

UYARI: İstanbul isyanlarının temel sebebi, ekonominin bozulmasından dolayı kapıkulu ordusuna yeterli maaş verilememesidir.Coğrafi keşiflerden sonra ticaret yollarının değişmesi, Osmanlı ekonomisini olumsuz yönde etkilemiştir.Amerika’dan Avrupa’ya getirilen altın ve gümüş Osmanlı piyasasına girince enflasyon artmıştır. Osmanlı parasının değeri düşmüştür.17.yy da kapıkulu ordusunun sayısı artmıştır.Disiplini bozulmuştur. Bu gelişmeler isyanların sebeplerini oluşturmuştur.

2-Celali İsyanları:

Celali isyanları Anadolu da yaşayan Türk halkın çıkarttığı isyanlardır. Bu isyanların ana sebepleri ekonominin ve devlet yönetiminin bozulmasıdır.

17.yy da Osmanlı hazinesinin gelirleri azalmıştır.Devlet yöneticileri hazine gelirlerini artırmak için “İltizam” sistemini yaygınlaştırmak zorunda kalmışlardır. Tımar toprakları sipahilerin elinden alınmaya başlanmıştır. İşsiz kalan tımarlı sipahiler eşkıyalık hareketlerine yönelmişlerdir.

Devlet gelirlerinin artırılması için vergilerin yükseltilmesi ise köylünün topraklarını terk etmesine sebep olmuştur.Toprağını terk eden köylü “Çift Bozan” vergisini ödemekte zorluk çekmiştir. Şehirlere göç edince de işsizlikle karşılaşmıştır. Şehirlerin nüfusu artmış, düzeni ve asayişi bozulmuştur. Eşkıyalık hareketleri yaygınlaşmıştır.

Celali isyanlarında devşirme kökenli yöneticilerin Anadolu halkı ile duygusal bağ kuramamaları da etkili olmuştur. Sancak beyleri ve kadıların halktan uygunsuz yöntemlerle para almaları halkın devlete olan güvenini sarsmıştır.

17.yy da Avusturya ve İran’la yaşanan savaşlar Celali isyanlarının çıkmasını ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmıştır. Bütün askeri güçlerin cephelere gönderilmesi halkın can ve mal güvenliğinin sağlanmasını zorlaştırmıştır. Haydutların, zorbaların türemesine sebep olmuştur.

Ayrıca bu isyanların çıkmasında; Medrese öğrencilerinin ve Leventlerin işsiz kalmaları, iktidar hırsı içerisinde olan devlet adamlarının halkı kışkırtmaları, nüfus artışı, fetihlerin durması ve ahlaki çöküntü v.s sebeplerde etkili olmuştur.

Celali ayaklanmalarının belli başlıları; karayazıcı , Deli Hasan, Canbolat oğlu, Kalender oğlu ve Tavil Ahmet isyanlarıdır.

İsyanların Sonuçları:

Celali isyanları güçlükle bastırılmıştır.İsyanların bastırılmasında şiddete başvurulmuştur. Olayların gerçek sebeplerine inilmediği için isyanlar uzun süre devam etmiştir.

Celali isyanlarının bastırılış yöntemi halkla devlet arasındaki ilişkileri bozmuştur. İsyanlarda büyük oranda mal ve can kaybı meydana gelmiştir. Ekonomik hayat durgunlaşmıştır. Her alanda üretim azalmıştır.

UYARI: 17.yy da yaşanan Celali isyanlarında Safevilerin (İran’ın) yaptığı Şiilik propagandasının önemli bir etkisi bulunmaz. Bu isyanlar din ve düşünce temeline dayanmaz. Bu yönü ile 16.yy isyanlarında farklıdır.

Celali isyanları ile yaşanan toplumsal karışıklığa,köylerden şehirlere göç hareketlerine Osmanlı tarihinde, “Büyük Kaçgun” denir.

3-Eyalet İsyanları:

Merkezi otoritenin zayıflaması, bazı eyaletlerde isyanların yaşanmasına neden olmuştur. Bazen eyaletlerin başında bulunan yöneticiler , bazen de yöneticilerin tutumları yüzünden halk(Reaya)isyan çıkarmıştır. Bu isyanlar içerisinde Erzurum valisi Abaza Mehmet paşa, Sivas valisi Varvar Ali paşa, Abaza Hasan paşa isyanları ünlüdür. Bu isyanlar devlet adamları arasındaki siyasi anlaşmazlıklar sebebi ile çıkmıştır. Ayrılıkçı amaç taşımaz.

Bunlardan başka Eflak, Boğdan, Erdel, Kırım ve Yemen gibi uzak eyaletlerde de isyanlar çıkmıştır. Bu eyaletleri yerli hanedanlar yönetmekteydi. Yerli hanedanlar tam bağımsız olmak için isyanlar çıkarmışlar ancak bastırılmıştır. Başarılı olamamışlardır.

UYARI: Eyaletlerde isyanların çıkması, Osmanlı devletinin merkezi otoritesinin zayıfladığını gösterir.

E-XVII. YÜZYIL ISLAHATLARININ AMACI VE ÖZELLİKLERİ:

17.yy daki ıslahatların temel amacı 17.yy daki idari, mali ve askeri alandaki bozulmaları yükselme dönemindeki düzeni esas alarak düzeltmektir. Yeni bir düzen hedeflenmemiştir. Bu yy da ıslahat yapan beli başlı devlet adamları şunlardır; Kuyucu Murat paşa, 2.Osman, 4.Murat, Tarhuncu Ahmet paşa, Köprülü Mehmet paşa ve Fazıl Ahmet paşadır.

Kuyucu Murat Paşa Islahatları:

Kuyucu Murat paşa 1.Ahmet devrinde sadrazamlık yapmıştır. Anadolu a çıkan Celali isyanlarını 60 bin kişiyi öldürerek bastırmaya çalışmıştır. Ancak isyanların sebepleri ortadan kaldırılmadığı için isyanlar bir süre sonra yeniden çıkmıştır.

II.Osman’ın Islahatları:

Osmanlı tarihinde reform yapılması gereğine inanan ilk padişah Genç Osman olmuştur. Genç Osman, Hotin seferi sırasında yeniçeri ocağının işe yaramaz hale geldiğini görmüş ve kaldırmayı planlamıştır. Sarayı halka açmak için Şeyhülislamın kızıyla evlenmiştir. Amacı sarayın halktan kopmasını önlemekti. Yeniçeri isyanı sonucunda öldürülmesi ıslahat yapmasını engellemiştir. Osmanlı tarihinde isyanla öldürülen ilk padişahtır.

IV.Murat’ın Islahatları:

*Yeniçeri ve Sipahi zorbalarını ortadan kaldırdı.
*İçki ve tütün kullanılmasını yasakladı. Anadolu’daki Celali, isyanlarını şiddet yolu ile bastırdı.
*Tımarları hakkı olanlara dağıttırdı.
*İlk defa devlet düzeninin bozulmasının sebeplerini anlamak için Koçi beye rapor hazırlattı.
*Maliyeyi kontrol altına alarak bütçe açıklarını kapatmıştır.

Tarhuncu Ahmet Paşa Islahatları:

Tarhuncu Ahmet paşa IV.Mehmet dönemi sadrazamıdır. Mali alanda ıslahat yapmaya çalışmıştır. Hazinenin gelir ve giderini hesaplamış bütçe açıklarının saray giderlerinden kaynaklandığını belirlemiştir. Saray mensuplarına haksız ödemelerin durdurulmasını istemesi öldürülmesine sebep olmuştur.

Köprülüler Devrindeki Islahatlar:

Osmanlı tarihinde 1656-1683 tarihleri arasına köprülüler dönemi denir.Bu dönem Köprülü Mehmet Paşa ile başlamıştır.Köprülü ailesinden gelen sadrazamlar Osmanlı devletini iç bunalımlardan kurtarmış ve yükselme dönemindeki başarılı günlere yeniden döndürmüştür.

Köprülü Mehmet paşa, Padişah IV.Mehmet çocuk yaşta olduğu için annesi Turhan Sultan tarafından göreve getirildi.Turhan Sultan, devlet adamlarından devleti bunalımlardan kurtaracak bir devlet adamı bulunmasını istedi.Kendisine Vezir Köprülü Mehmet paşayı önerdiler.Turhan Sultan Mehmet paşa ile görüşerek sadrazamlık teklif etti. Mehmet paşa,Sadrazamlığı bazı şartlarla kabul edebileceğini açıkladı.Bu şartlar şunlardı:

*Sarayın devlet işlerine karışması önlenmeli.
*Devlet işleri ile ilgili olarak saraya sunacağı her teklifin kabul edilmesi.
*Görev yapacak devlet memurlarının atanmasının kendisi tarafından yapılması.
*Kendisi hakkında şikayet olur ise görüşü alınmadan karar verilmemesi.

Köprülü Mehmet paşanın şartları saray tarafından kabul edildi.Köprülü Mehmet paşa bu şartlarla, başarılı olabileceği ortamı hazırlamayı amaçlamıştır.Mehmet paşanın bu şekilde sadrazamlığa gelmesi, ülkede devlet yönetecek yetenekli kişilerin azaldığını ve can güvenliğinin olmamasından dolayı aydınların sorumluluk almak istemediklerini gösterir.

Köprülü Mehmet Paşa şu Islahatları Yapmıştır:

*Celali isyanlarını bastırmıştır.
*Ulema arasındaki dini tartışmaları bastırmıştır.
*Venediklileri Çanakkale boğazından uzaklaştırmış ve Girit’teki orduya yardım ulaştırmıştır.
*Her alanda polisiye tedbirlerle devlet otoritesini kuvvetlendirmiştir.

UYARI: Mehmet paşadan sonra bu aileden Fazıl Ahmet paşa ve Merzifonlu Kara Mustafa paşa sadrazamlık yapmıştır.Fazıl Ahmet paşa ilmiye sınıfında yetişmiş ve 26 yaşında sadrazam olmuştur.Türk tarihinin en genç başbakanıdır.Islahatları baskı ve şiddete dayanmaz. Köprülüler dönemi, II.Viyana bozgunu ile kapanmıştır.Ancak viyana bozgunundan sonraki süreçte de köprülü ailesinden gelen liderler sadrazamlık yapmıştır.

17.YY Islahatlarının Sonuçları:

1-Islahatlar kişilere bağlı kalmış, Olayların gerçek sebebine inilmemiş ve polisiye tedbirlere baş vurularak sorunlara çözüm aranmıştır.Olayların gerçek sebepleri araştırılmadığı için başarılı olunamamıştır.Islahatlarla çözüldüğü sanılan mali,askeri ve sosyal sorunlar, bir süre sonra daha büyük olarak ortaya çıkmıştır.Islahatlar bir devlet politikasına dönüşmemiştir.

2-İsyanların şiddet yöntemiyle bastırılmaya çalışılması, halkla devlet arasındaki ilişkileri bozmuştur.

3-Bu ıslahatlar yalnızca devletin gerileme dönemine girmesini geciktirmiştir.

NOT: 17.yy ıslahatlarında Avrupa’daki gelişmeler dikkate alınmamıştır.Yapılan ıslahatlar kanuni dönemindeki düzeni tekrar kurmaya yöneliktir.

XVIII. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİ:

A-OSMANLI DEVLETİNİN GENEL SİYASETİ:

Osmanlı devleti 17.yy dış siyasetini Karlofça ve İstanbul anlaşmaları ile kaybettiği toprakları geri alma düşüncesine göre ayarlamıştır.Bu hedefine varmak için Rusya , Avusturya ve Venedik devletleriyle savaşlar yapmıştır. Ancak başarılı olamamış ve yeni topraklar kaybetmiştir.

B-DIŞ İLİŞKİLER:

1-Osmanlı—Rusya İlişkileri:

Rusya II.Viyana bozgunundan sonra sıcak denizlere inmek için kutsal ittifaka girmiştir. İstanbul anlaşması ile Azak kalesini alarak Karadeniz’e adım atmıştır (1700).İstanbul da elçi bulundurma hakkını elde etmiştir. 17.yy. dada Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası , Osmanlı—Rus savaşlarının temel sebebini oluşturmuştur.

Prut Savaşı (1711)

Sebepler:

*Rusya’nın sıcak denizlere inmek istemesi.
*İsveç kralı Şarl’ın 1709 tarihinde “Paltova savaşında”Rus Çarı Deli Petro’ya yenilip, Osmanlı topraklarına kaçması ve onu takip eden Rus kuvvetlerinin Osmanlı topraklarına girip katliam yapması.
*Osmanlı devletinin İstanbul anlaşması ile kaybettiği Azak’ı geri almak istemesi.

Sonucu:
Osmanlı merkez ordusu ve Kırım kuvvetleri Rus ordusunu Prut bataklığında kuşattı.Ruslara karşı yapılan ilk hücum, Yeniçerilerin disiplinsizliği yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Baltacı Mehmet paşa Yeniçerilere güvenemediği için Rus ordusuna karşı yeni bir taarruza girişmedi.Rus Çarı 1.Petro, Osmanlı kuşatmasını yaramayacağını anlayınca barış istemek zorunda kaldı.Yapılan görüşmelerden sonra Baltacı Mehmet Paşa, Deli Petro’nun barış teklifini kabul etti.

Prut Anlaşması (1711):

*Rusya İstanbul anlaşması ile aldığı Azak’ı geri verecekti. İstanbul da elçi bulunduramayacaktı.
*Rusya Lehistan’ın iç işlerine karışmayacaktı.
*İsveç kralının ülkesine dönmesine engel olmayacaktı.

UYARI: Kutsal ittifak devletlerine ilk vurulan darbe Prut olmuştur. Prut başarısı Osmanlı yöneticilerini kaybedilen toprakları geri almak için Avusturya ve Venedik’e karşıda harekete geçirmiştir.

1736—1739 Osmanlı—Rus Savaşı:

Sebepleri:

*Rusya’nın Kırım kuvvetlerinin Osmanlı ordusuna yardım için Kafkasya’dan İran’a geçmesine engel olması.
*Rusların Kırım’a saldırması ve Azak’ı alması.

Savaşın Gelişimi Ve Sonuçları:

*Rusya ile Osmanlı devleti arasında savaş başlayınca, Avusturya da Rusya’nın yanında savaşa girdi.Rusya ve Avusturya Osmanlı devletine karşı ittifak yaptılar. Üç yıl süren savaşta Osmanlı devleti her iki ülkeyi de yenilgiye uğrattı.Üç yıl süren savaşa, Fransa’nın aracılığı ile imzalanan Belgrat anlaşması ile son verildi..

Belgrad Anlaşması (1739)

Avusturya ve Rusya devletleri arasında imzalanmıştır. Önemli maddeleri:

1-Rusya Azak kalesinin yıkılmasını ve bu bölgenin tarafsız olmasını kabul etti.
2-Rusya Azak denizinde savaş ve Ticaret gemisi bulunduramayacaktı.

Lehistan Meselesi Ve 1768-1774 Osmanlı—Rus Savaşı:

Sebepleri:
Osmanlı devleti ile Rusya arasındaki ilişkilerde Lehistan önemli bir yer tutuyordu. Çünkü Lehistan iki ülke arasında tampon bir devlet özelliği taşıyordu. Rusya’nın Lehistan’ı almak istemesini Osmanlı devleti hiç hoş karşılamıyordu.

1763 yılında Lehistan kralı ölmüştü. Rus çariçesi II.Katherina Lehistan’a asker göndererek kendi adayını kral seçtirdi. Lehliler bu krala karşı ayaklandılar. İsyancılar üzerine Ruslar ordu gönderdiler. İsyancılar Osmanlı topraklarına kaçtılar. Rus ordusu Osmanlı topraklarına girip katliam yapınca Osmanlı devleti Rusya’ya savaş ilan etti (1768).

Rus ordusu Eflak, Boğdan ve Kırım’ı işgal etti. Rus donanması tarihte ilk defa Baltık denizinden çıkarak Akdeniz’e girdi. Osmanlı donanmasını Çeşme de yaktı (1770). Bu olaya “Çeşme Olayı” adı verilir. Bu savaşa 1774 tarihinde imzalanan Küçük Kaynarca anlaşması ile son verildi (1774).

Küçük Kaynarca Anlaşması (1774):

1-Kırım’a bağımsızlık verilecekti. Kırım hanlığı dini açıdan Osmanlı Halifesine bağlı olacaktı.
2-Ruslar Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodoksların haklarını koruyacaktı.
3-Azak kalesi ve çevresi Rusya’ya bırakılacaktı (Kılburun, Yeni kale, Kerç, Kuzey Kafkasya).
4-Rusya işgal ettiği diğer Osmanlı topraklarından çekilecekti.
5-Ruslar bütün Osmanlı sularında serbestçe ticaret yapabilecekti. Avrupa ülkelerine verilen kapitülasyonlardan Rusya da yararlanabilecekti.
6-Osmanlı devleti savaş tazminatı ödeyecekti.

NOT:  Osmanlı devletinin 17.yy da imzaladığı en ağır şartlı anlaşmadır. Bu anlaşmalarının en tehlikeli maddeleri Kırım’a bağımsızlık verilmesi ve Ortodoksların koruyuculuğunun Rusya’ya verilmesi maddeleridir. Rusya Ortodoksları koruma bahanesiyle Osmanlının iç işlerine karışma hakkını elde etmiştir. Osmanlı tarihinde ilk defa Rusya’ya kapitülasyonlardan yararlanma hakkı verilmiştir. Ruslar Karadeniz’e kesin olarak inmişlerdir. Karadeniz Türk gölü olmaktan çıkmıştır. Osmanlı devleti ilk defa savaş tazminatı ödemiştir.

Kırım Meselesi ve Aynalı Kavak anlaşması (1779):

Rusya Kırım tahtına kendi adayı Şahin Girayın geçmesi için Kırım’a asker soktu. Fransa araya girerek yeni bir Osmanlı-Rus savaşını önledi. Aynalı kavak anlaşması imzalandı. Buna göre:

a)Rusya Kırım’dan askerlerini çekecekti.
b)Osmanlı devleti şahin Girayın hanlığını kabul edecekti.

Rusya’nın Kırım’ı İşgali:

Kırım halkı, Rus yanlısı Şahin Girayın hükümdarlığını kabul etmedi.Şahin Giraya karşı ayaklandı. Şahin Giray Rusya’ya kaçmak zorunda kaldı. Rusya bu olayın ardından 1783 tarihinde Kırım’ı işgal etti.

1787—1793 Osmanlı—Rus Savaşı:

Kırım da yaşanan katliamlar, Rusya ve Avusturya’nın Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla anlaşma yapmaları, yeni bir savaşın çıkmasına sebep oldu. Osmanlı devletini Prusya ve İngiltere savaşa kışkırttı. Osmanlı devleti Rusya ‘ya savaş açtı. Savaşa Avusturya da katıldı. Bu savaşta Osmanlı orduları başarılı olamadılar. Avusturya Fransız İhtilalinin çıkmasından etkilenerek “Ziştovi” anlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi. İşgal ettiği toprakları Osmanlı devletine geri verdi. III.Selim savaştan sonuç alamayacağını anlayınca Rusya ile “Yaş” anlaşmasını imzaladı.

Yaş Anlaşması (1792):
Osmanlı devleti ile Rusya arasında imzalanmıştır. Kırım’ın Rusya’ya ait olduğu kabul edilmiştir. Kırım kesin olarak Osmanlı devletinden ayrılmıştır. III.Selim bu anlaşmadan sonra devleti güçlendirmek için “Nizam-ı Cedit” ıslahatlarını başlatmıştır.

UYARI: Osmanlı devletinin 18.yy da en çok savaştığı devlet Rusya’dır.Bu devletle yapılan savaşların temel sebebi Rusya’nın sıcak denizlere inme politikası izlemesidir. Yaş anlaşması ile gerileme dönemi bitmiş Dağılma dönemi başlamıştır.

2-Osmanlı—Venedik İlişkileri:

Osmanlı devleti Prut başarısından sonra Venedik’e karşı harekete geçti.

Sebepleri:

1-Osmanlı devletinin Karlofça ile kaybettiği toprakları geri almak istemesi.
2-Venedik’in Akdeniz de Osmanlı ticaret gemilerine saldırması.
3-Venedik’in Karadağ da isyan çıkartması.
4-Mora halkının isyan edip Osmanlı devletinden yardım istemesi.

Savaşın Gelişimi ve Sonuçları:

Osmanlı devleti 1715 de Venedik’e savaş açtı Mora geri alındı. Venedik yenilince sıranın kendisine geleceğini anlayan Avusturya Osmanlı devleti ile savaşa girdi.

3-Osmanlı—Avusturya İlişkileri:

Avusturya 18.yy da Osmanlı devletinin Avrupa topraklarını paylaşma konusunda Rusya ile anlaşmıştır. Rusya ile birlikte ittifak yaparak Osmanlı devleti ile savaşmıştır. Bu yüzyılda Osmanlı devletinden toprak elde etmiştir.

1716—1718 Osmanlı—Avusturya Savaşı:

Osmanlı devleti Venedik’i yenince Avusturya Karlofça anlaşmaının bozulduğunu ileri sürdü. Osmanlı devletinden Venedik’in zararlarının ödenmesini istedi.Bunun üzerine Osmanlı devleti Avusturya’ya savaş açtı. Osmanlı ordusu “Peter Varadin” savaşında yenildi. Avusturya Belgrad’ı ele geçirdi. İngiltere ve Hollanda’nın araya girmesi ile “Pasarofça” anlaşması imzalandı (1718).

Pasarofça Anlaşması (1718).

1-Kuzey Sırbistan , Belgrad, Banat ve Temeşvar Avusturya’ya verildi.
2-Mora yarımadası Osmanlı devletinde kaldı.
3-Dalmaçya kıyıları Venedik’e verildi.

UYARI: Osmanlı devleti Pasarofça yenilgisinden sonra barış politikasına yöneldi. Lale devri ıslahatlarını başlattı. Avrupa’nın üstünlüğünü kabul etti.

1736—1739 Osmanlı—Avusturya Savaşları:

1736 tarihinde Osmanlı-Rus savaşı başlayınca Avusturya da savaşa girdi. Amacı Osmanlı devletinden toprak almaktı. Ancak Rusya ile birlikte yenilgiye uğradı.Fransa’nın aracılığı sonunda Belgrat anlaşması imzalandı.Bu anlaşmaya göre;

Avusturya 1718 tarihinde imzalanan Pasarofça anlaşması ile aldığı topraklardan; Belgrad, Yukarı Sırbistan ve Küçük Eflak’ı geri veriyordu

NOT: Osmanlı devletinin 18.yy da galibiyetini ifade eden en önemli anlaşma Belgrad’dır. Bu anlaşmanın imzalanmasında Fransa aracılık yapmıştır.Fransa’nın Osmanlı toprakları üzerinde çok önemli ekonomik çıkarları vardı.Ayrıca yeni ekonomik çıkarlar elde etmek istiyordu.Fransa bu sebeple Osmanlı devletini desteklemiştir.

1787-1791 Osmanlı-Avusturya Savaşları:

Osmanlı devleti 1787 de Rusya ile savaşa girince Avusturya da savaşa girdi.Avusturya ile Rusya Osmanlı devletinin Avrupa topraklarını paylaşmak amacıyla ittifak yapmışlardı.Avusturya ile Osmanlı devletinin mücadelesi devam ederken Fransız ihtilali çıktı. Fransız ihtilalinin yaydığı fikirler kısa süre sonra Avusturya’yı etkiledi.Prusya, Avusturya’yı Osmanlı devleti ile savaşa son vermesi için uyardı.Prusya Osmanlı devletini destekledi.Bu gelişmelerden sonra Avusturya ile Osmanlı devleti arasında Ziştovi anlaşması imzalandı.Avusturya işgal ettiği Osmanlı topraklarından çekildi.

NOT:Ziştovi anlaşması, 16.yy’da başlayan Osmanlı-Avusturya savaşlarını bitirmiştir. Avusturya 19.yy da diğer Avrupa devletleri gibi Osmanlıya yönelik Milliyetçilik hareketlerini desteklememiştir. Sebebi kendisinin de çok uluslu olmasıdır.

1740 Kapitülasyonları:

Osmanlı devleti; kanuni döneminde Fransa’ya kapitülasyon denilen ekonomik ,dini ve hukuki ayrıcalıklar vermişti(1535).Bu olayın amacı Avrupa Hıristiyan birliğinin kurulmasını önlemekti.Fransa 1736-1739 Osmanlı ile Avusturya-Rusya savaşları sırasında Osmanlı devletini destekledi.Taraflar arasında aracılık yaparak Belgrat anlaşmasının imzalanmasını sağladı.Fransa Osmanlı devletine verdiği siyasi desteğin karşılığı olarak da yeni ekonomik ayrıcalıklar talep etti.Fransa ile 1740 tarihinde yeni bir kapitülasyon anlaşması imzalandı.Kapitülasyonların hükümdarların ömrü ile sınırlı olması kuralı değiştirildi.Kapitülasyonlar sürekli hale getirildi.Kapitülasyonların sınırı genişletildi.

NOT: 1740 kapitülasyonları, Osmanlı devletinin Avrupa’nın açık pazarı haline gelmesine sebep oldu.Bir süre sonra Fransa’ya verilen ayrıcalıklar, diğer Avrupa ülkelerine de verildi.Avrupa ülkeleri düşük gümrük vergilerinden yararlanarak Osmanlı pazarlarını ele geçirdiler.Osmanlı sanayisini çökerttiler.

4-Osmanlı—İran İlişkileri (1723-1746):

Kasr-ı Şirin anlaşması ile kurulan Osmanlı-İran barışı, 1723 tarihinde bozuldu.Osmanlı-İran savaşları tekrar başladı.Bu tarihlerde İran da taht kavgaları yaşanıyordu.Bu durumdan yararlanmak isteyen Rusya, Kuzey Kafkasya’dan İran’a girdi. Rusya İran’ı işgal etmeye başlayınca Osmanlı devleti de İran’a girdi.Osmanlı devleti ve Rusya İran toprakları üzerinde karşı karşıya geldi. Fransa araya girerek yeni bir Osmanlı-İran savaşını önledi.Taraflar arasında İstanbul anlaşması imzalandı.

İstanbul Anlaşması (1724):

1-Ruslar Dağıstan ve Hazar kıyılarını alacaklardı.
2-Osmanlılar Gence, Kara bağ, Revan ve Tebriz’i alacaklardı.

NOT:Osmanlı devleti ile İran arasındaki savaşlar aralıklarla 1746 tarihine kadar sürmüştür. İktidarı ele geçiren Avşarlar Osmanlıları İran’dan geri çıkartmışlardır. 1746 da Kasrı Şirin ile anlaşması ile belirlenen sınırlara dönülerek barış anlaşması (Karden anlaşması) imzalandı.Bu tarihten sonra Osmanlı İran sınırlarında savaş olmamıştır.

5-Osmanlı—Fransız İlişkileri:

16.yy da olumlu yönde gelişen Osmanlı-Fransız ilişkileri Fransız ihtilaline kadar dostluk içerisinde geçmiştir. Osmanlı devleti Fransa’ya geniş ekonomik ayrıcalıklar tanıyarak Avusturya ve Rusya’ya karşı ittifak yapmıştır. 18.yy da askeri alanda ıslahatlar yapılırken en çok Fransa’dan uzman gelmiştir. Napolyon’un Mısır’ı işgali Osmanlı-Fransız ilişkilerini bozmuştur.

Napolyon’un Mısır’ı İşgali :

Fransa ,1798 tarihinde Osmanlı toprağı olan Mısırı işgal etti.Sebepleri;

1-Fransa’nın, rakibi İngiltere’nin sömürge yollarını kesmek istemesi.
2-Avusturya ve Rusya’dan elini çabuk tutarak Osmanlıdan pay almak istemesi.
3-Doğu Akdeniz de egemenlik kurmak istemesi.

Napolyon’un Mısır’ı işgali üzerine Osmanlı devleti Fransa’ya karşı İngiltere ve Rusya ile ittifak yaptı.Bu devletler Fransa ile savaş halinde idiler.Osmanlı devleti boğazları Rusya’ya açtı.İngiliz,Rus ve Osmanlı donanmaları Akdeniz de bir araya geldiler. Üç devletin donanmaları Fransız donanmasını “Ebu Kır” açıklarında yaktı.Napolyon Mısırda sonra Suriye’ye doğru ilerledi. Napolyon Lübnan’daki “Akka” kentini kuşattı.Akka’yı savunan Cezzar Ahmet Paşa Napolyon’u yenilgiye uğrattı.Napolyon Akka yenilgisinden sonra tekrar Mısıra döndü.Bir süre sonrada yerine general Kleber’i bırakarak Fransa’ya döndü. Fransa 1801 tarihli “El Ariş” anlaşması ile Mısır’ı boşalttı.

C-XVIII. YÜZYIL ISLAHATLARI:

Osmanlı devleti 18. yy da uğradığı askeri yenilgilerden sonra Avrupa’nın kendisini geçtiğini kabul etmiştir. Avrupa’nın teknik alanda yeniliklerini elde edebilmek için ıslahatlar yapmıştır.

NOT:Avrupa’nın örnek alınması ile gerçekleştirilen ilk ıslahatlar Lale devrinde gerçekleştirilmiştir.

Lale Devri Islahatları (1718-1730):

Lale devri ıslahatları Pasarofça anlaşmasından sonra başlamıştır. Bu dönemin sadrazamı Nevşehirli Damat İbrahim Paşadır. Padişahı III.Ahmet’tir.

Önemli Yenilikler:

a)Avrupa’ya ilk kez geçici elçiler gönderildi
b)İbrahim Müteferrika ve Sait efendi Osmanlı tarihinde ilk kez Matbaayı kurdular.
c)Yeniçerilerden oluşan itfaiye örgütü kuruldu.
d)Doğu Klasikleri Türkçe’ye çevrildi.
e)İlk kez çiçek aşısı kullanıldı.
f)İstanbul da kumaş, kağıt ve Çini fabrikaları kuruldu.
g)İlk defa batı mimari tarzında eserler yapıldı.

NOT:Lale devri Islahatları bilim ve kültür alanında yoğunlaşmıştır. Askeri ıslahat görülmez. 1730 da çıkan Patrona Halil isyanı ile sona ermiştir.

I.Mahmut Islahatları (1730-1754):

1-Topçu ve Humbaracı ocakları ıslah edildi. İlk defa Fransız subayı Kont Dö Boneval (Humbaracı Ahmet Paşa) Osmanlı hizmetine alınmış ve Humbaracı ocağını ıslah etmiştir.
2-Ordunun subay ihtiyacını karşılamak için Hendese hane adlı subay okulu açılmıştır.
3-Lale devrinin kültürel Islahatları devam ettirilmiştir.

NOT:  I.Mahmut ıslahatları daha çok askeri alanda olmuştur.Batıdan uzman getirilmesi Osmanlı tarihinde ilk defa görülür. Hendese hane batı tarzında açılan ilk okul’dur.

III.Mustafa Islahatları:

1-Sürat topçuları ocağını kurdurmuştur.
2-Deniz Mühendis hanesi açılmıştır.(Mühendis hane-i Bahr-i Hümayun)
3-Bütçe açıklarını kapatmak için iç borç sistemi geliştirildi. (Esham sistemi)

NOT: III.Mustafa Çeşme bozgunundan sonra donanma personelinin okullardan yetişmesi geleneğini başlattı.

I.Abdülhamit Islahatları:

1-İstihkam okulu açılmıştır.
2-Yeniçeriler sayılmış ve Ulufe alım satımı yasaklanmıştır.
3-Deniz Mühendislik okulu ve Topçu ocağı genişletilmiştir.

NOT: I.Abdülhamit Avrupa’dan gelecek uzmanların Müslüman olması zorunluluğunu kaldırmıştır. Amaç daha çok ve kaliteli uzman getirebilmektir.

III.Selim Islahatları:

III.Selim Islahatlarının tümüne birden “Nizam-ı Cedit” ıslahatları denir.

1-Avrupa tarzın da Nizam-ı Cedit ordusu oluşturuldu. Bu ordunun ihtiyaçları için “İrad-ı Cedit” hazinesi kuruldu.
2-Mühendis haneyi Berri Hümayun açıldı.
3-Paris, Londra, Viyana ve Berlin de ilk defa daimi büyük elçilikler açıldı.
4-Fransızca dil eğitimi başlatıldı.
5-İlk defa devlet matbaası açıldı.
6-Vezirlerin sayısı azaltıldı. Yerli malı kullanımı teşvik edildi.

NOT:18.yy ın geniş ıslahatlarını III.Selim yapmıştır. Nizam-ı Cedit ıslahatları kabakçı Mustafa isyanı ile sona erdi.

18.Yüz Yıl Islahatlarının Genel Özellikleri:

*İlk kez Avrupa’nın üstünlüğü kabul edilip o yönde ıslahatlar yapılmıştır.
*Yapılan Islahatlar genellikle askeri alanda gerçekleştirilmiştir.
*17.yy a göre daha başarılı olunmuştur. Devletin çöküş dönemine girmesi geciktirilmiştir. Islahatlara karşı en büyük direnişi Yeniçeriler göstermiştir.
*Islahatlar kişilere bağlı kalmıştır.Devlet adamlarının isteği ile yapılan ıslahatlardır.

AVRUPA TARİHİ-2. (1600-1918)

A-MUTLAKİYETTEN PARLEMENTERİZME

1-Mutlakıyet:

Egemenlik yetkisinin hanedan içerisinden gelen tek bir kişinin elinde toplandığı devlet şeklidir. Mutlakıyet idaresi Yeni çağ başlarında ilk olarak, Fransa da ortaya çıktı. Mutlakıyette krallar hiçbir kural ve kaideye bağlı olmadan egemenlik yetkisini kullandılar. Mutlakıyet idaresi güçlü bir merkezi otorite oluşturdu. Krallar kendilerine egemenlik yetkisini tanrının verdiğini düşünüyorlardı. Bu nedenle de yaptıklarından dolayı kendilerini sadece tanrıya karşı sorumlu görüyorlardı.

15.yy da kurulan milli karakterli devletlerde, 16. ve 17. yy’lar da mutlakıyet idaresi iyice yerleşti. 16. yy da Avrupa’nın en büyük devleti, iki koldan oluşan kutsal Roma-Germen imparatorluğu idi. Avrupa’nın doğusunda ve ön Asya da ise dünyanın süper gücü olan Osmanlı devleti bulunmaktaydı. 17.yy da bu iki devlet zayıflarken, batı Avrupa da İngiltere ve Fransa yeni büyük güçler olarak ortaya çıktılar. Bu olayda coğrafi keşifler ve feodalitenin yıkılışı önemli rol oynadı. Bu devletlerden Fransa 17.yy da mutlakıyet idaresini iyice güçlendirdi. 1643 de tahta geçen 14.Lui. “Devlet demek ben demek” sözü ile mutlakıyet yönetiminin gücünü ortaya koydu. Bu kral kendine “Güneş kral” unvanını verdi. Bağımsız bir kilise kurarak papanın otoritesini tanımadı.Bu idare tarzı, 17. yy da tüm Avrupa’ya yayıldı.

17 ve 18. yy Avrupa’sının önemli devletleri; İngiltere, Fransa, İspanya, Portekiz, Hollanda, Avusturya, İsveç, Rusya, Lehistan ve Osmanlı devleti idiler.

2-İngiltere de Demokrasi Hareketleri:

İngiltere de demokratikleşme hareketleri 1215 tarihli, “Magna Carta” adı verilen belgenin kral tarafından kabulü ile başlamıştır. Magna Carta ile bu ülkede kralın yanında parlamento, yönetimde söz sahibi olmuştu.Magna Cartaya göre; Kral meclisin onayı olmadan vergi toplayamayacak, keyfi olarak kimseyi sürgüne gönderemeyecekti. İngiltere de parlamento idaresi, arada kesintiler yaşanarak 17.yy a kadar geldi. 17.yy da kral I.Çarls 1629 da meclisi dağıttı. Bunun üzerine demokrasi yanlıları Cromvel idaresinde ayaklandılar. İsyancılar iktidarı ele geçirip kralı öldürdüler. Cumhuriyet ilan edildi. Ancak Cromvel kısa süre sonra meclisi kapattı. Onun ölümünden sonra ikinci bir ayaklanma yaşandı. III.Villiam kral oldu.Yeni kral meclisi yeniden topladı. Bu meclisin hazırladığı insan hakları bildirisini kabul etti.

İngiltere de 1688 tarihinden itibaren Meşrutiyet idaresi kesin olarak yerleşti. Avrupa da İnsan hakları bildirisini kabul eden ilk ülke İngiltere oldu. İngiltere’deki demokrasi hareketleri Fransız ihtilalinin sebeplerinden birisini oluşturdu. İngiliz Mutlakıyeti Meşruti Monarşiye dönüştü. Kralın yetkileri kısıtlandı.

3-Amerika Birleşik Devletlerinin Kuruluşu:

Amerika kıtasının keşfinden sonra İngilizler 16.yy sonlarında Atlas okyanusu kıyılarında 13 koloni meydana getirmişlerdi. Bu koloniler, yedi yıl savaşlarından sonra İngiliz hükümetinin mali açıklarını kapatmak için sömürgelerden yeni vergiler almak istemelerine karşı çıktılar. 1774 tarihinde Fledelfiya da topladıkları kongrede İngiltere’ye karşı savaş kararı aldılar. Sömürgelerin İngiltere’ye karşı mücadeleleri 1776 tarihinde toplanan 2.Fledelfiya kongresinde bağımsızlık ilan edilmesi ile devam etti. Sekiz yıl süren savaşta, Fransa sömürgeleri destekledi. İngiltere yenildi. İngiltere sömürgelerin bağımsızlığını 1783 tarihli “Versay” anlaşmasıyla tanıdı. Amerikalılar 1787 de yazılı bir Anayasa yaparak federal bir devlet kurdular.

NOT:Amerika bağımsızlık savaşı sırasında ilan edilen İnsan hakları bildirisi ve kurulan Cumhuriyet idaresi, Fransız İhtilalinin çıkmasına sebep olmuştur. Günümüzdeki manada, ilk Anayasa düzenlenmiştir.ABD’nin kuruluşu, 19.yy da Amerika kıtasında Avrupa sömürgeciliğinin yıkılmasına sebep olmuştur. Bir Amerikan milliyetçiliği doğmuştur. Sömürgeciliğin ilk yıkıldığı kıta Amerika olmuştur.

Amerikanın bağımsızlık mücadelesi; Bağımsızlık, demokrasi, İnsan hakları gibi kavramların dünyaya yayılmasına sebep olmuştur

4-FRANSIZ İHİTLAL VE İNKILABI (1789):

Fransız İhtilalinin İç Sebepleri:

*Fransa da halkın eşitsizlik esasına dayalı sınıflara ayrılmış olması.
*Fransa da istibdat (baskıcı) idaresinin varlığı.
*Fransa da Jan Jak Russo, Volter, Monteskiyö gibi aydınların mevcut siyasi, hukuki, ekonomik sistemin haksızlığını dile getirmeleri.
*Mali zorluklar ve vergilerin ağırlığı.

İhtilalin Dış Sebepleri:

*İngiltere’deki meşrutiyet idaresinin ve özgürlükçü siyasi yapının Fransızları etkilemesi.
*Amerikan ihtilali sırasında yayınlanan İnsan hakları bildirisi ve Amerika da kurulan Cumhuriyet idaresinin Fransızları etkilemesi.
*Yedi yıl savaşlarının Fransa da mali krize sebep olması.

İhtilalinin Başlaması ve gelişmesi:

Kral mali krizi aşmak için soylulardan vergi alabilmek amacıyla “Eta Jenaro” meclisini 1789 da toplantıya çağırdı. Meclis toplanınca köylü ve Burjuva millet vekilleriyle soylu rahip millet vekilleri arasında anlaşmazlık çıktı. Köylü ve Burjuva millet vekilleri kendilerini ulusal meclis ilan ettiler. Anayasa hazırlamaya başladılar. Kral yabancı askerlerle meclisi dağıtmaya kalkınca ihtilal başladı. Mutlakıyetin ve istibdadın sembolü olan “Bastil hapishanesi” yakıldı.

Fransız ihtilali 1789 dan 1804 tarihine kadar dört dönem geçirmiştir. Bunlar; Kurucu meclis, Cumhuriyet, Direktuvar ve Konsüllük dönemleridir.Napolyon’un 1804 de kendini imparator ilan etmesiyle Fransız ihtilali sona erdi.

İhtilalin Sonuçları:

*Fransız ihtilalinin en önemli sonucu, Mutlakıyet idaresinin yıkılış sürecini başlatarak demokrasiye geçişin yolunu açmış olmasıdır.
*Sınıf farklılıkları ortadan kaldırılarak eşitlik ilkesi kabul edilmiştir.
*Tüm dünyada ;eşitlik, adalet, hürriyet, İnsan hakları, mülkiyet, laiklik, Cumhuriyet, Milli egemenlik, Milliyetçilik fikirleri yayılmıştır.
*Fransız ihtilalinin yaydığı Milliyetçilik fikri çok uluslu imparatorlukları parçalamış milli devletlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
*Fransız ihtilali egemenliğin kaynağının dinsel kökenli olduğu geleneğini yıkmıştır. Laik devlet sistemini ortaya çıkarmıştır. Din ve devlet işlerinin ayrılması fikrini uygulamaya koymuştur.
*Fransız ihtilalinin çıktığı yıl, yakın çağın başlangıcı olarak kabul edilmiştir.

NOT: Fransız ihtilali ile yayınlanan İnsan hakları bildirisi, 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler de kabul edilen İnsan hakları Evrensel bildirisine örnek olmuştur. Avrupa devletlerinin siyasal yapılarının birbirine benzemesi Fransız ihtilalinin bütün Avrupa’yı etkilemesine sebep olmuştur. Diğer Avrupa ülkeleriyle Fransa arasında, 1793-1815 tarihleri arasında savaşlar yaşanmıştır. Bu savaşlar Fransa da milliyetçiliğin doğmasına sebep olmuştur.

Fransız İhtilalinin Osmanlı Devletine Etkileri:

Fransız ihtilali Osmanlı ülkesindeki azınlıklar arasında milliyetçilik fikrinin yayılmasına sebep olmuştur. Balkanlarda başlayan milliyetçilik hareketleri Osmanlı devletinin parçalanmasına sebep olmuştur.

Fransız ihtilalinin getirdiği ilkeler Osmanlı aydınlarını da etkilemiştir. Bu etki; Senedi İttifak, 2.Mahmut ıslahatları, Tanzimat fermanı, Islahat fermanı ve Meşrutiyet olaylarında açıkça görünür.

5-Fransız İhtilal Savaşları ve Viyana Kongresi.

Napolyon imparator olduktan sonra bütün Avrupa’yı hakimiyetine almak istedi. Bu sebeple 1805-1815 yılları arasında Napolyon savaşları adıyla anılan savaşlar yapıldı. Napolyon’a karşı İngiltere, Rusya, Prusya ve Avusturya devletleri “kutsal ittifak”ı kurdular. Napolyon “Vaterlo” savaşında yenildi. Bozulan Avrupa düzenini kurmak için Viyana kongresi toplandı.

Bu kongrede Avrupa da sınırlar yeniden çizildi. Avrupa kralları Fransız ihtilalinin yaydığı fikirlerin birlikte yok edilmesi konusunda anlaşmışlardı. Viyana kongresinde Avrupa devletlerinin sınırları çizilirken din, dil, milliyet unsurları dikkate alınmadığı için barış ve istikrar kurulamamıştır. Avrupa da; 1815 Viyana kongresinden ,1827 yılındaki Navarin olayına kadar devam eden döneme, “Restorasyon” devri denir.

6-1830 İhtilalleri:
Viyana kongresi ile Fransa da kurulan Mutlakıyete karşı ilk ihtilal Fransa da çıktı. Fransa da Mutlakıyet yıkıldı. Meşruti krallık oluşturuldu. Avrupa da Liberal demokrasiler güçlendi. Belçika, Hollanda dan ayrıldı. İtalya ve Polonya da çıkan isyanlar bastırıldı. Bu ihtilaller Viyana kongresi ile kurulan Avrupa düzenini yıkmıştır.

7-1848 İhtilalleri:

Sebepleri:
*Fransız ihtilalinin yaydığı fikirler.
*Sanayi inkılabı sonucunda ortaya çıkan sosyalist akımlar.

Sonuçları:
1848 ihtilalleri de Fransa da başladı. Cumhuriyet ilan edildi. Bütün Fransızlara seçim hakkı tanındı. Ölüm cezası kaldırıldı ve esir ticareti yasaklandı. 48 ihtilalleri Alman ve İtalyan birliklerinin oluşturulmasına ortam hazırladı. Tüm Avrupa da krallar halka yeni haklar vermek zorunda kaldılar.

NOT:Avrupa devletleri Viyana kongresi kararlarını, Osmanlı devleti için uygulamamışlardır. Yunan bağımsızlık savaşını desteklemek ve Navarin de Osmanlı donanmasını yakmakla bu çifte standardı göstermişlerdir. Osmanlı devleti Viyana kongresine katılmamıştır.

8-İtalya ve Almanya’nın Siyasi Birliklerinin Kurulması ve Avrupa da Bloklaşma:

Milliyetçilik fikri Alman ve İtalya devletlerini birleştirmiştir. İtalyan birliğini 1870 yılında Piyomente(Sardunya) devleti kurmuştur. Alman birliğini ise 1871 tarihinde Prusya kurmuştur. Almanya’nın güçlü bir devlet olarak ortaya çıkması. Avrupa da bloklaşmaya sebep olmuştur. Almanya’nın sanayileşmesi ve sanayisine hammadde ve Pazar arayışına girmesi Almanya ile İngiltere arasında amansız bir rekabeti başlatmıştır. Bu rekabet neticesinde 1883 tarihinde Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan üçlü ittifakı oluşturmuştur. 1907 tarihinde ise İngiltere, Fransa ve Rusya üçlü itilafı oluşturmuştur.

B-SANAYİ İNKILABI VE SÖMÜRGECİLİK:

Sanayi İnkılabı:
Yeni çağda meydana gelen coğrafi keşifler, Rönesans, Reform ve Aydınlanma hareketleri 18. yy ortalarında sanayi inkılabını başlatmıştır. Sanayi inkılabının başlamasında özellikle fizik ve kimya bilimlerindeki gelişmeler etkili olmuştur.

Sanayi inkılabı ilk olarak İngiltere de meydana gelmiştir. Sanayi inkılabı ile birlikte üretimde insan ve hayvan gücünün yerini makine gücü almıştır. Sanayi inkılabını başlatan teknik buluş buharla çalışan motordur. Ceymis Wat’ın bulduğu buharla çalışan motor ilk olarak dokuma sanayiinde kullanılmıştır.

Sanayi İnkılabının İngiltere de başlamasının Sebepleri:

*İngiltere’nin coğrafi keşiflerden sonra en geniş sömürge elde eden Avrupa devleti olması. (Bu olay İngiltere’nin hammadde ve Pazar imkanlarını genişletmiştir.)
*İngiltere de bilimsel çalışmaların yapılmasına engel olmayan özgürlükçü bir siyasal yapının olması.
*İngiltere’nin zengin enerji kaynaklarına sahip olması.
*İngiltere de Bankacılığın gelişmiş bulunması.
*İngiltere de oluşan büyük şirketlerin daha çok kazanmak amacıyla bilimsel araştırmaları desteklemiş olmaları.
*Coğrafi keşiflerin ticareti yaygınlaştırmış olması.
*ticarette kağıt para ve çeklerin kullanılmasının t6icareti geliştirmiş olması.

NOT: İngiltere de başlayan sanayi inkılabı daha sonra Fransa , Hollanda, Belçika, Almanya ve İtalya da gerçekleşmiştir.

Sanayi İnkılabının Sonuçları:

*Üretim artmıştır. Daha bol ve ucuz hammaddeye ihtiyaç duyulmuştur. Pazar ihtiyacı artmıştır.Bu yüzden Avrupa devletleri arasında sömürgecilik rekabeti şiddetlenmiştir.
*Avrupa da refah düzeyi yükseldi.Nüfus arttı, Şehirlerin nüfusu arttı kırsal kesimden şehirlere göç başladı.
*İşçi sınıfı teşekkül etti. Sosyalist ve Komünist fikir akımları doğdu.
*Büyük şirketler kuruldu. Avrupa da yaşam koşullarının iyileşmesi sonucu özgürlükçü fikirler hızla yayıldı.
*Milletler ve devletler arasında ekonomik faaliyetlerin yoğunlaşması sonucunda siyasi ve kültürel etkileşim hızlandı. Devletlerin siyasal sistemleri değişim sürecine girdi.
*Demir yollarının yapılması, buharla çalışan gemilerin icadı,ticari ve ekonomik faaliyetleri hem geniş alanlara yaydı hem de ticari faaliyetler hız kazandı.
*Sanayi inkılabı sonucunda askeri teknoloji gelişti. Savaşlarda mal ve can kaybı daha büyük boyutlara ulaştı.

Sömürgecilik Faaliyetleri:

Bir milletin kendi ülkesi sınırları dışındaki ekonomik, ve kültürel alanlarda egemenliği altına almasına sömürgecilik denir.(Bu olaya verilen diğer isim Emperyalizmdir.)
Sanayi inkılabının hammadde ve Pazar ihtiyacını artırması sömürgecilik rekabeti başlatmıştır. Bu rekabet devletler arasında bloklaşmalara ve büyük savaşların yaşanmasına sebep olmuştur. 1. ve 2. dünya savaşları sömürgecilik hareketlerinin sonucunda çıkmıştır.

Sanayi İnkılabının Osmanlı Devletine Etkileri:

Sanayi inkılabı Osmanlı devletini olumsuz yönde etkilemiştir. Avrupa da üretilen sanayi malları 19.yy da Osmanlı piyasalarını istila etti. Avrupa da üretilen sanayi malları daha kaliteli ve ucuz olduğu için yerli ürünlerden daha çok alıcı buldu. El tezgahlarına dayalı Osmanlı sanayisi iflas etti. Avrupa da sanayiinin gelişmesi Osmanlı piyasalarından yoğun olarak hammadde satın alınmasına ve hammadde fiyatlarının artmasına sebep oldu. Osmanlı devleti kapitülasyonlar sebebiyle yerli sanayiini koruyamadı. Ekonomide başlayan bu gerileme siyasi çöküşü hızlandırmıştır. Osmanlı devletinin sanayi inkılabını yakalama çalışmaları yaşanan büyük savaşlar ve iç buhranlar sebebiyle başarıya ulaşamamıştır. Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerinde sömürgecilik rekabeti hız kazanmıştır.

C-AYDINLANMA ÇAĞI:

Avrupa da hür düşünceyi yasaklayan skolastik felsefe Rönesans hareketleri ile yıkılmıştı. Reform hareketleri sonucunda laik eğitim kurumlarının ortaya çıkması hür düşünceyi daha da güçlendirdi. Coğrafi keşifler Avrupa da hayat seviyesini yükseltti. Kağıt ve matbaa daha yoğun kullanıldı. Rönesans ferdi girişimin önünü açtı. Tarihe olan ilgi arttı. Avrupa da okur-yazarlık oranı çoğaldı. Bu gelişmeler 17.yy da akıl çağının ortaya çıkmasına sebep oldu. Bu yüzyılda Fransız bilim adamı Descartes ve Francis Bacon bilimsel çalışma yöntemlerini belirlediler. Bu olay bilimsel doğrulara ulaşmada deney ve gözlemi temel metot haline getirdi. 18.yy da bu yoldan ilerleyen büyük filozoflar yetişti. Bu filozoflar insanı, tabiatı, canlıları akılcı düşünce ile incelediler. Bilimi teknolojiye dönüştürdüler. Avrupa’daki siyasi,toplumsal ve hukuki düzeni insan aklına dayanarak incelediler. Mevcut düzenlerin haksızlığını dile getiren eserler yazdılar. Bu nedenle 18.yüzyıla “Aydınlanma Yüzyılı” denildi.

Aydınlanma hareketlerinin etkisiyle; ABD’nin kuruluşu, Fransız ihtilali ve Sanayi inkılabı meydana geldi. Avrupa’nın toplumsal, siyasi,ekonomik ve düşünce yapılarında önemli yenilikler ortaya çıktı.18.yy dünya tarihinde dahi bilim adamlarının yetiştiği yüzyıl olarak tanınır.

Tabii ve Beşeri Bilimlerde Gelişmeler:

Aydınlanma çağında bilgi birikimi yoğunlaştı. Bilim adamları ortak çalışmalar yapmaya başladılar. Bilimsel seminerler ve toplantılar düzenlendi. Hükümetler ve çeşitli kuruluşlar bilim ve teknolojinin önemini kavradılar. Bilimsel faaliyetlere geniş kaynaklar ayırdılar. Bu olay sonucunda çok sayıda bilim adamı yetişti. Önemli bilimsel buluşlar gerçekleşti.

Kopernik ve Galile astronomi ile ilgili çalışmalar yaptılar. Evrende güneş merkezli bir sistemin var olduğunu açıkladılar. Galile teleskopu buldu. Newton yerçekimi kanununu buldu. Prestley ve Luvaziye suyun analizini yaptılar. Volta pili buldu. Amerikalı Franklen paratoneri icat etti. Ceymis Watt buharla çalışan motoru icat etti. Röntgen x ışınlarını keşfetti. Lamarc ve Darwin Evrim teorisini ortaya attılar. Pastör ve Koch mikrop ve bakterileri buldular. Daltan ve Avagadro modern atom teorisi üzerinde çalıştılar. Gurne ticarette liberal sistemi, savundu.Adam Smit bütün ekonomik doktrinleri “milletlerin zenginliği” adlı eserde topladı.

Fransız düşünürü Monteskö köleliğe ve mutlakıyete karşı çıkmıştır. Acem mektupları adlı eserinde bir İranlının ağzından mutlakıyet idaresini eleştirmiştir. “Kanunların ruhu” adlı eserinde yöneticilerin ve yönetilenlerin ilişkisinin yazılı kurallara dayanmasını savunmuştur. Volter; Kilisenin ayrıcalıklarına ve kralın tanrıdan yetki aldığı düşüncesine karşı çıkmıştır. Din ve Vicdan hürriyetini ve Laikliği savunmuştur. Jan Jak Russo; toplumsal sözleşme adlı eserinde demokrasi ve hukuk devleti fikrini savunmuştur. Bu Fransız düşünürleri; adalet, eşitlik, insan hakları, egemenliğin millete ait olması, Laiklik düşünceleri ile Fransız ihtilalinin çıkmasında etkili olmuşlardır.

XIX.YÜZYILDAN I.DÜNYA SAVAŞI SONUNA KADAR OSMANLI DEVLETİ

A-19.YÜZYIL BAŞINDA OSMANLI—RUSYA, AVUSTURYA, İNGİLTERE VE FRANSA İLİŞKİLERİ

Osmanlı devleti 19.yy a Fransa ile savaş halin de girdi. Fransa 1798 tarihinde Mısır’ı işgal etmişti. Osmanlı devleti Fransa’ya karşı, Avusturya, Rusya ve İngiltere ile ittifak yapmıştı. Fransa sonunda 1801 tarihinde imzalanan “El Ariş anlaşması” ile Mısırı boşalttı.

Osmanlı devletinin Fransa ile ilişkilerinin bozulması devletler arası dengeyi bozdu. Osmanlı devleti Rusya ve Avusturya karşısında yalnız kaldı. Rusya Fransa’nın Mısırı boşaltmasına rağmen Akdeniz’den donanmasını çekmedi. Ege’deki bazı Yunan adalarını işgal etti. Yunanlıları Osmanlılara karşı isyana teşvik etti. Balkanlarda yıkıcı faaliyetlerine hız verdi.

Bu gelişmeler olurken Fransa da Napolyon imparatorluğunu ilan etmişti. Avrupa devletleri Napolyon’un imparatorluğunu tanımadılar. Napolyon tüm Avrupa’yı ele geçirmek için askeri hareket başlattı. Osmanlı devletinden imparatorluğunun tanınmasını istedi. Padişah III.Selim Rus ve Avusturya tehdidine karşı Fransa ile ilişkileri düzeltmeye karar verdi. Napolyon’un imparatorluğunu tanıdı (1805). Bu kararda Napolyon’un Avrupa da elde ettiği askeri başarılarda etkili oldu. Osmanlı devletinin bu kararını Avrupa devletleri protesto etti. Napolyon’u tanıma kararının geri alınmasını istediler. Osmanlı devleti bu kararından dönmedi. Bu olay Osmanlı devletinin İngiltere, Rusya ve Avusturya ile ilişkilerini bozdu. Çünkü bu devletler Fransa ile savaş halindeydiler.

Osmanlı devleti 1806 tarihinde boğazları Rusya’ya kapattı. Rus yanlısı Eflak ve Boğdan beylerini görevden aldı. İngiltere ve Rusya bu kararın değiştirilmesi için harekete geçtiler. İngiltere donanması Osmanlı askerlerinin bayram namazında olmasından yararlanarak Çanakkale’yi geçti ve İstanbul önlerine geldi. Fakat kara hareketi olmadan başarılı olmayacaklarını anlayıp İstanbul önlerinden ayrıldılar. İngiliz donanması Mısıra saldırdı. Ancak Mısır valisi Mehmet Ali paşaya yenilerek geri çekildiler.

Osmanlı devleti bu baskılar karşısında Eflak ve Boğdan beylerini görevlerine iade etti. Boğazları açtı. Buna rağmen Rusya 1806 tarihinde Osmanlı devletine savaş açtı. Eflak ve Boğdanı işgal etti. Osmanlı-Rus savaşı aralıklarla 1812 tarihine kadar devam etti. Osmanlı devletinin müttefiki Fransa iki yüzlü bir politika izledi. Fransa 1808 tarihinde Rusya ile “Tilsit anlaşması”nı imzaladı. Bu anlaşma ile Osmanlı toprağı olan Eflak ve Boğdan’ın Rusya’ya ait olmasını kabul etti. Bu olay üzerine Osmanlı devleti de Fransa’nın düşmanı İngiltere ile “Çanakkale anlaşması”(Kale-i Sultaniye)’nı imzaladı (1809). Bu anlaşmaya göre, Boğazlardan hiçbir savaş gemisi geçemeyecekti.

Osmanlı-Rus savaşı devam ederken balkanlarda Sırp isyanı çıktı. İstanbul da padişah III.Selim’e karşı “Kabakçı Mustafa” isyanı yaşandı. Bu olaylar Osmanlı devletinin savaşta başarılı olmasını önledi. Rusya ile 1812 tarihinde “Bükreş anlaşması” imzalandı.

Bükreş Anlaşması:

*Rusya işgal ettiği Eflak ve Boğdan dan çekilecekti.
*Osmanlı devleti Sırplara ayrıcalıklar verecekti.
*Baserabya Rusya’ya verilecekti.
*Prut ırmağı iki ülke arasında sınır kabul edildi.

NOT: Bükreş anlaşması ile Sırplara ayrıcalıklar verilmesi balkanlarda ayrılıkçı hareketleri hızlandırmıştır. Balkan milletleri üzerinde Rus nüfuzu güçlenmiştir.

Kabakçı Mustafa İsyanı:

III.Selim Osmanlı devletini güçlendirmek için “Nizam-ı cedit” ıslahatlarını başlatmıştı. Yeniçeri ordusu yeni kurulan Nizam-ı Cedit ordusunu kendi varlıkları için tehdit olarak gördüler. Islahatlar için yeni vergiler alınması Esnaf gruplarını rahatsız etti. İlmiye sınıfının ileri gelenleri Avrupa’nın örnek alınmasını hoş karşılamadılar. III.Selim boğazı korumakla görevli yeniçerilere Nizam-ı Cedit ordusunun kıyafetlerini giymeleri için ferman çıkardı. Bu olay üzerine ıslahatlara karşı olan Şeyhülislam Ataullah ve Sadrazam vekili Köse Musa paşa askerleri isyana teşvik ettiler. Bunun sonucunda Kabakçı Mustafa adlı Subayın liderliğinde isyan başladı. III.Selim iç savaş çıkmasını önlemek için Nizam-ı Cedit ordusunun kaldırıldığını açıkladı. Nizam-ı Cedit ordusunu harekete geçirmedi. İsyancılar III.selimi tahttan indirdiler ve IV.Mustafa’yı tahtta çıkardılar. Islahat yanlılarının çoğunu öldürdüler. Canını kurtarabilen Nizam-ı Ceditçiler ıslahat yanlısı Rusçuk ayanı Alemdar Mustafa paşaya sığındılar. Alemdar Mustafa paşa Tuna cephesinde 30 bin kişilik ordusu ile Rusya’ya karşı savaşıyordu.

Alemdar Mustafa paşa III.Selimi tekrar tahta çıkartmak için İstanbul üzerine yürüdü. Alemdar İstanbul’a yaklaşınca IV.Mustafa III.Selimi öldürttü. Hanedanın diğer erkek üyesi şehzade Mahmut Saraydan kaçmayı başardı. Alemdar Mustafa paşa IV.Mustafa’yı tahttan indirdi. Kabakçı Mustafa ve adamlarını ortadan kaldırdı. II.Mahmut’u tahta çıkardı. II.Mahmut’ta Alemdar Mustafa paşayı Sadrazamlık makamına atadı. Alemdar Mustafa paşa 1808 yılında Sekbanı Cedit adıyla Avrupa tarzında yeni bir ordu kurdu. Yeniçeriler aynı yıl ayaklandı bu ayaklanma sırasında Alemdar hayatını kaybetti. Bu olaya Alemdar vakası denir.

B-MİLLİYETÇİLİK HAREKETLERİ VE YENİ MESELELER:

1-Sırp İsyanı:

Fransız ihtilalinden etkilenip Osmanlı devletine karşı isyan eden ilk millet Sırplar olmuştur.

Sebepleri:

*Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik fikrinin Sırpları etkilemesi.
*Sırpları;Rusya, Avusturya ve Fransa’nın kışkırtması.
*Sırbistan 18.yy boyunca Avusturya ile yapılan savaşlar sırasında uğradığı tahribattan dolayı ekonomik sıkıntıya düşmesi.
*Sırbistan da görev yapan Yeniçerilerin halka kötü davranması.

İsyanın sonuçları:

Osmanlı devleti Rusya ile savaş içerisinde olduğu için Sırplar üzerine Bükreş anlaşmasına kadar gidememiştir.İsyan 1813 tarihinde bastırılmıştır. Bir süre sonra yeniden isyan başlayınca Avrupa devletlerinin işe karışmasını önlemek için isyancıların liderini Sırp prensi olarak tanımıştır.

Sırplar 1812 Bükreş anlaşması ile ayrıcalıklar, 1829 Edirne anlaşması ile Özerklik, 1878 Berlin anlaşması ile bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

NOT:Sırp isyanında en önemli rolü Rusya oynamıştır. Balkanlarda özerklik verilen ilk millet Sırplar olmuştur.

2-Yunan İsyanı(1820-1829):

Yunanistan fatih zamanında Osmanlı egemenliğine girmiştir. Yunanlılar Osmanlı devletinde ekonomik durumu en iyi olan ve devlet içerisinde yönetim açısından en imtiyazlı millet konumunda idi. Divan tercümanlarının çoğu Rum idi. Kapitülasyonlardan yararlanan Rumlar 18.yy da Osmanlının dış ticaretini de ele geçirmişlerdi. Ayrılıkçı hareket için bağımsızlıktan başka gerekçeleri yoktu.

Yunan İsyanının Nedenleri:

a)Fransız ihtilalinin getirmiş olduğu milliyetçilik akımı.
b)Akdeniz’e inmek isteyen Rusya’nın Yunan halkını kışkırtması.
c)Bizans imparatorluğunu canlandırmak amacıyla kurulan “Etnik-i Eterya”cemiyetini çalışmaları. (1814 de Odessa da kuruldu).
d)Osmanlı merkezi otoritesinin zayıflaması.
e)Rönesans’ın Avrupa da yunan hayranlığı başlatması ve Avrupalı devletlerin bağımsız Yunanistan oluşturmak istemeleri.

İsyanın Başlaması ve gelişimi:

Rum isyanı 1820 de Eflak ta başladı. Ancak Eflak halkı Rum isyanını desteklemedi. Bu isyan bastırıldı. Rumlar Yanya valisi Tepe delenli Ali paşanın, merkez yönetimi ile anlaşmazlığa düşmesini fırsat bilerek, 1821 de Mora da isyanı başlattılar. İsyanı bastıramayan Osmanlı devleti Mısır valisi Mehmet Ali paşadan yardım istedi.Yardım karşılığında Mehmet Ali Paşa Mora ve Girit valiliklerini istedi.II.Mahmut bu istekleri kabul etti.Bunun üzerine; Mehmet Ali paşa oğlu İbrahim paşa idaresinde gönderdiği ordu ile isyanı bastırdı.

Navarin Olayı (1827):

Yunan isyanının bastırılması üzerine olaya İngiltere, Fransa, Rusya müdahale ettiler. Yunanistan’a özerklik verilmesini, Osmanlı ordusunun Yunanistan’dan çekilmesini istediler. Osmanlı devleti bu olayı iç işlerine karışma saydı ve reddetti. Bunun üzerine üç Avrupa devleti Osmanlı ve Mısır donanmasını “Navarin” de yaktı.

Osmanlı-Rus Savaşı(1828-1829):

Navarin olayından sonra Fransa Mora’yı, İngiltere ise İskenderiye’yi işgal etti. Rusya ise Osmanlı devletine savaş açtı. Osmanlı devleti savaşta başarılı olamadı. Rus orduları doğuda Erzurum’a, batıda Edirne’ye kadar ilerledi. Osmanlı devleti barış istemek zorunda kaldı ve Edirne anlaşması imzalandı (1829).Bu anlaşmaya göre;

*Osmanlı devleti Yunanistan’ın bağımsızlığını tanıyacaktı.
*Doğu Anadolu’da;Ahıska,poti ve Anapa Rusya’ya bırakılacaktı.
*Eflak,Boğdan veSırbistan da özerk yönetimler kurulacaktı
*Osmanlı devleti savaş tazminatı ödeyecekti.

Edirne Anlaşmasının Önemi:

1-İlk defa bir azınlık bağımsız hale gelmiştir.
2-Küçük kaynarcadan sonra imzalanan en ağır şartlı anlaşmadır.
3-Yunanistan’ın kurulması ile Akdeniz’deki dengenin bozulduğunu ileri süren Fransa Cezayir’i işgal etmiştir (1830).

3-Mısır Meselesi:

Yunan isyanı, yeni bir iç sorunu beraberinde getirdi. Mısır valisi Mehmet Ali paşa Navarin olayından sonra padişaha danışmadan askerlerini Mora’dan çekti. Mehmet Ali paşa Osmanlı-Rus savaşında padişahın yardın isteğini geri çevirdi. Bu kişi kendisine vaat edilen Mora’nın yerine Suriye valiliğinin verilmesini istedi. Bu olaylar padişahla Mehmet Ali’nin arasını açtı.

Mehmet Ali paşa oğlu İbrahim paşa idaresinde bir orduyu harekete geçirdi. Mısır ordusu Osmanlı ordusunu Suriye,Adana ve Konya’da yapılan muharebelerde yenerek Kütahya’ya kadar geldi. II.Mahmut İngiltere’den yardım istedi. İngiltere bu olayı Osmanlıların iç işi sayarak yardım yapmayı reddetti. Bunun üzerine II.Mahmut “Denize düşen yılana sarılır” diyerek Rusya’dan yardım istedi. Rusya İstanbul’a 15 bin asker gönderdi. Boğazların Rusya’nın kontrolüne girdiğini gören İngiltere ve Fransa araya girdi. Bunun üzerine Mehmet Ali paşa ile Osmanlı merkez yönetimi arasında “Kütahya anlaşması” imzalandı.

Kütahya Anlaşması (1833):
Mehmet Ali paşaya Mısır valiliğine ek olarak Girit ve Suriye valiliği verilecekti.Oğlu İbrahim Paşaya ise Cidde valiliğine ek olarak Adana valiliği verilecekti.

NOT:Osmanlı devleti bir valisinin isyanını bastıramayıp Rusya’dan yardım istemekle bir iç sorunu dış sorun haline getirmiştir. Güçsüzlüğünü ortaya koymuştur.

Hünkar İskelesi Anlaşması (1833):

II.Mahmut İngiltere ve Fransa’ya güvenemediği için Rusya ile Hünkar İskelesi anlaşmasını imzalamıştır. Buna göre;

1-Osmanlı devletine her hangi bir saldırı olursa Rusya Osmanlı devletini koruyacaktı.
2-Rusya bir saldırıya uğrarsa Osmanlı devleti Boğazları kapayacaktı.
3-Anlaşma 8 yıl sürecekti.

NOT: Hünkar İskelesi anlaşması boğazlar sorununu başlatmıştır. Bu anlaşma İngiltere ve Fransa’nın işine gelmemiştir. İngiltere boğazlar ve Mısır sorunlarını Avrupa sorunu haline getirmiştir.

Nizip Savaşı(1839):

II.Mahmut Kütahya anlaşmasından sonra orduyu güçlendirmek için yoğun ıslahatlar yaptı.Mısır sorununun çözümünde İngiltere’nin desteğini almaya çalıştı.Bu amaçla “Balta Limanı Ticaret anlaşması” imzalanarak İngiltere’ye geniş ekonomik ayrıcalıklar verildi. II.Mahmut gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra, Mehmet Ali’ye karşı yeniden harekete geçti(1839).Ancak Osmanlı ordusu Nizip’te yenildi. II.Mahmut, bu olayı haber almadan öldü.Tahta Abdülmecit geçti.

Mısır Sorununun Çözülmesi:

Londra Konferansı ve Anlaşması(1840):

Nizip savaşından sonra Rusya yeniden İstanbul’a donanma gönderdi.Bunun üzerine İngiltere Londra da bir konferans topladı. Konferansa İngiltere, Rusya, Osmanlı, Avusturya ve Prusya katıldı. Fransa Mehmet Ali’yi desteklediği için katılmadı. Bu konferansta alınan kararları Mehmet Ali paşa kabul etmeyince üzerine kuvvet gönderildi.Mehmet Ali yenilince şartları kabul etmek zorunda kaldı. Buna göre;

1-Mısır eyalet olarak Osmanlılara bağlı kalacaktı. Mısır’ın yönetimi ise Mehmet Ali ve çocuklarına ait olacaktı.
2-Mısır eyaleti Osmanlı devletine 80 bin altın vergi verecek, Mehmet Ali Mısır dışında diğer Osmanlı eyaletlerinden çekilecekti.

4-Boğazlar meselesi:

Hünkar İskelesi anlaşmasının süresi dolunca İngiltere Londra da boğazlarla ilgili bir konferans topladı. Toplantıya Rusya, İngiltere, Fransa, Avusturya, Prusya ve Osmanlı devletleri katılmıştır. Konferansta Londra Boğazlar sözleşmesi imzalandı. Buna göre:;

1-Boğazlar Osmanlı devletinin egemenliğinde kalacaktı.
2-Barış döneminde boğazlardan hiçbir savaş gemisi geçemeyecekti.
3-Boğazlardan ticaret gemilerinin geçişi serbest olacaktı.

NOT: Bu sözleşme ile boğazlar devletler arası bir statü kazandı.Osmanlı devleti boğazlarla ilgili tek yanlı karar alma yetkisini kaybetti. Bu tarihten sonra boğazlarla ilgili meseleler hep uluslar arası konferanslar ve anlaşmalarla çözülmüştür. Bu anlaşma ile İngiltere ve Fransa, Akdeniz’deki çıkarlarını Rusya’ya karşı garanti altına almışlardır.

Balta Limanı Ticaret Anlaşması (1838):

Osmanlı devleti Mısır ve Boğazlar meselesinde İngiltere’nin desteğini alabilmek için bu devletin ticari isteklerini “Balta Limanı” ticaret anlaşması ile kabul etmiştir. Bu anlaşma Osmanlı devletini İngiltere’nin açık pazarı haline getirmiştir.Osmanlı devleti yine Avrupa devletlerinin iç işlerine karışmasını önlemek için ve Mısır sorununda desteklerini alabilmek için Tanzimat Fermanını ilan etmiştir.

C-DIŞ BASKILAR DÖNEMİ (1839-1922):


1-Büyük Devletlerin Osmanlı Politikaları:

Şark Meselesi:

Şark meselesi; Avrupa devletlerinin, 19.yy da Osmanlı devletinin karşılaştığı iç ve dış bunalımlara taktıkları addır. Şark meselesi kavramı ilk defa Viyana kongresinde kullanılmıştır. 19.yy da Osmanlı devletinin zayıflaması Avrupa devletlerinin Osmanlı toprakları üzerinde rekabete girmelerine sebep oldu. Avrupa devletleri Osmanlı devletinin tek başına varlığını koruyamayacağını düşünmeye başladılar. Avrupa devletlerinin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarından pay almak istiyorlardı. Ancak Osmanlı topraklarını paylaşma konusunda aralarında anlaşamıyorlardı.

Avrupa devletleri Osmanlı devletini parçalamak için Hıristiyan toplulukları kışkırtıyorlardı. Hıristiyanlara yeni haklar verilmesi için Osmanlı devletine baskı yapıyorlardı. Amaçları Osmanlı devletini parçalamak ve Hıristiyan toplulukları kendi nüfuzları altına almaktı. Avrupa ülkeleri kendi vatandaşlarının sahip olmadığı hakları Osmanlı devletinin Hıristiyan vatandaşları için istiyorlardı.

Şark meselesi üç aşamalı bir gelişme göstermiştir. Şark meselesi 19.yy ın ilk yarısında Osmanlı toprak bütünlüğünü korumak , Bu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı devletinin Avrupa topraklarını paylaşmak , 20.yy da ise tüm Osmanlı topraklarını paylaşmak şeklinde gelişim göstermiştir.

Şark meselesi Avrupalılara göre Osmanlıların balkanlara geçmesi ile başlamıştır. Gerçekte ise bu olay bir garp meselesidir. Orta çağda görülen haçlı zihniyetinin devamıdır. Türk-İslam düşmanlığı ve sömürgecilik anlayışının ortaya çıkardığı bir gelişmedir. Batılı devletlerin günümüzde Türkiye’deki bölücü hareketlere destek vermeleri tarihi politikalarının tamamen değişmediğini gösterir.

NOT:Türk milletinin; M. Kemal paşa liderliğinde kurtuluş savaşını kazanması ve Lozan anlaşmasının imzalanması Şark meselesini ortadan kaldırmıştır. Yeni Türk devletinin milli karakterli olması dış güçlerin Emperyalist politikalarını etkisiz hale getirmiştir.

İngiltere’nin Osmanlı Politikası:

Osmanlı-İngiliz ilişkileri 16.yy da başlamıştı. Osmanlı devleti 1578 tarihinde İngiltere’ye de Fransa’ya tanınan ekonomik ayrıcalıkları vermiştir. İngiltere de 18.yy da dünyanın en güçlü devleti haline geldi. Sanayi inkılabını gerçekleştiren ilk devlet oldu. İngiltere sanayi inkılabından sonra Osmanlı topraklarından hammadde ve Pazar olarak yararlanmaya çalıştı. Osmanlı devletine yakınlaştı.

İngiltere 19.yy ın başlarından 1878 tarihine kadar Osmanlı toprak bütünlüğünden yana bir politika izledi. İngiltere’nin sömürge yollarının güvenliği için Osmanlı toprakları stratejik öneme sahipti. Doğu Akdeniz ve Orta doğunun İngiltere’nin rakibi olan devletlerin eline geçmesi uzak doğudaki sömürgelere giden yolların güvenliğini tehdit edebilirdi. Ayrıca Osmanlı toprakları İngiliz sanayisi için geniş bir Pazar ve hammadde kaynağıydı. Osmanlı devleti iç ve dış sorunlarını çözebilmek için İngiltere’ye Balta Limanı ticaret anlaşması ile geniş ekonomik ayrıcalıklar vermişti. Bu olay İngiltere’nin Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını benimsemesinde etkili olmuştu. 1869 tarihinde Süveyş kanalının açılması İngiltere için Osmanlı topraklarının stratejik önemini daha da artırmıştır.

İngiltere Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma politikasını 93 harbinden sonra terk etmiştir (1878). Sebebi Avrupa da devletler dengesinin değişmesidir. İngiltere Almanya’yı durdurabilmek için Rusya ile işbirliği yapmak zorunda kaldı. İngiltere Rusya’yı kendi yanına alabilmek için bu devleti balkanlarda serbest bıraktı. Zayıf bir Osmanlı devletini korumaktan ise Almanya’ya karşı güçlü bir Rusya’yı müttefik seçmeyi çıkarların uygun gördü.

İngiltere 1878 tarihinden başlayarak Osmanlı topraklarını parçalama hareketlerine katıldı. İngiltere 1878 de Kıbrıs’ı , 1882 de Mısır’ı ele geçirdi. I.Dünya savaşında Osmanlı devletine karşı savaştı. Savaştan sonra orta doğunun büyük kısmını ele geçirdi.

Fransa’nın Osmanlı Politikası:

Osmanlı Fransız ilişkileri Kanuni döneminde başlamıştı. Fransa 18.yy ın sonuna kadar Osmanlıların Avrupa’daki müttefikleri konumunda idi. Fransa Osmanlı devletinden kapitülasyonlar sayesinde büyük kazançlar elde etmişti. Fransa 18.yy boyunca Rusya ve Avusturya’ya karşı Osmanlı devletini desteklemişti. Osmanlı devleti de 18.yy ıslahatlarında Fransa’dan getirdiği askeri uzmanlardan yararlanmıştı.

Fransız ve Osmanlı ilişkileri Fransa’nın 1798 tarihinde Mısırı işgali ile bozuldu. Osmanlı devleti İngiltere Rusya ve Avusturya ile ittifak yaparak Fransa’yı Mısırdan çıkardı. Fransa Osmanlı devletine karşı 19.yy da iki yüzlü bir politika izledi. Osmanlı devletini parçalama hareketlerine katıldı. Bu amaçla balkanlarda milliyetçilik propagandası yaptı. Yunan isyanına destek verdi 1830 tarihinde Cezayir’i ,1881 de Tunus’u işgal etti. Mısır sorununda Mehmet Ali paşayı destekledi. 19.yy da Fransa’nın Osmanlılara desteği Rusya’ya karşı yapılan Kırım savaşında görüldü. Fransa I.Dünya savaşından sonra Lübnan ve Suriye’yi ele geçirdi. Güney Anadolu’yu işgal etti.

Fransa’nın Osmanlı devletine karşı yıkıcı politikaya yönelmesinin sebepleri şunlardır:

*Osmanlı devletinin zayıflaması.
*Osmanlı devletinin varlığını koruyamayacağı ve dağılacağı fikrinin benimsenmesi.
*Sanayi inkılabından sonra Fransa’nın hammadde ve Pazar ihtiyacının artması.
*Rakip devletlerin Osmanlı topraklarına yönelmiş olması.

Rusya’nın Osmanlı Politikası:
Rusya’nın Osmanlı politikasını, I.Petro tarafından planlanan “Sıcak denizlere inme” hedefi şekillendirmiştir. Rusya 18.yy da Osmanlılarla yaptığı savaşlar sonucu kırım ve çevresini alarak Karadeniz’e indi. Rusya Karadeniz’e indikten sonra, İstanbul ve Çanakkale boğazları ile balkanlar üzerinden Akdeniz’e inme hedefine yöneldi.

Balkanlarda yaşayan milletlerin çoğu Slav ve Ortodoks’tu. Bu durum Rusya’nın balkanlarda nüfuzunu kuvvetlendirmesini kolaylaştırdı. Rusya balkanlarda önce Ortodoksların koruyucusu rolünü oynadı. 19.yy ın ortalarından itibaren ise Panslavizm politikasına yöneldi. Rusya’nın Slav milliyetçiliği politikası balkan milletlerinin isyan etmelerine sebep oldu.

Rusya ile yapılan 1828-1829 savaşından sonra Yunanlılar, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra ise Romanya, Karadağ ve Sırbistan bağımsızlık kazandı. Aynı tarihte Bulgarlar özerklik kazandılar. Rusya 1912 de balkan savaşını çıkarttı. Rusya’nın Panslavizm politikası I.Dünya savaşının sebeplerinden birisini oluşturdu.

NOT: 19.yy da Osmanlı devleti en çok Rusya ile savaşmıştır. Bu savaşların çoğunda Osmanlı devleti yenilmiştir. Balkanlarda Rusya tarafından çok sayıda bağımsız devlet kurdurulmuştur. Rusya’nın bu devletleri kurdurmadaki amacı balkanları kendi nüfuzu altına almak ve Akdeniz’e inmektir.

Osmanlı—Avusturya İlişkiler:

Avusturya 1791 tarihinde imzalanan “Ziştovi” anlaşmasından sonra Osmanlılarla barış politikasına yönelmiştir. Osmanlı devletini parçalama politikasını terk etmiştir. Avusturya Osmanlı devleti gibi çok uluslu bir devletti. Osmanlı devletinin parçalanmasının kendi varlığını da yok edecek milliyetçi hareketleri başlatacağını düşünüyordu. Avusturya’nın Osmanlı devleti gibi Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik ideolojisinden etkilenmişti. Bu gelişmeler Avusturya’yı Osmanlı toprak bütünlüğünden yana bir politika benimsemeye zorlamıştır.

Avusturya Berlin konferansında Osmanlı devletinin parçalandığını görünce kendiside toprak talebinde bulundu. Berlin anlaşması ile Bosna-Hersek in idaresi Avusturya’ya verildi(1878). Avusturya Bosna’yı almakla Akdeniz’e ulaşmış oluyordu. Avusturya Bosna –Hersek’i 1909 yılında topraklarına kattığını açıkladı. Avusturya I.Dünya savaşında Osmanlılarla müttefik idi.

Almanya’nın Osmanlı Politikası:
Almanya birliğini geç tamamladığı için sömürge elde etmede geç kalmıştı. Prusya devleti 1871 yılında Alman birliğini kurdu. Almanya kara Avrupa’sının en güçlü devleti oldu.Almanya diğer Avrupa devletleri gibi sömürge arayışına girdi. Fakat dünyanın her yerinde Almanya’nın karşısına İngiltere çıktı.

İngiltere Osmanlı toprak bütünlüğünü korumaktan vazgeçince Osmanlı devleti Almanya’ya yakınlaştı.Almanya da Osmanlı toprak bütünlüğünden yana gözüküp Osmanlı devletine yakınlaştı. Almanya Osmanlı topraklarından hammadde ve Pazar olarak yararlanmak istedi. Ayrıca Osmanlı toprakları üzerinden İngiltere’nin sömürge yollarını kesmeyi planlıyordu. 19.yy ın sonlarında başlayan Osmanlı-Alman yakınlaşması Osmanlı devletinin I.Dünya savaşına Almanya’nın yanında girmesine sebep oldu.

İtalya’nın Osmanlı Politikası:

İtalyan birliğini Sardunya kurmuştu. İtalyan ve Alman birliklerinin kurulmasında milliyetçilik ideolojisi etkili olmuştur.İtalya birliğini kurduktan sonra sömürge arayışına girdi. İtalya için toprak alınabilecek tek devlet Osmanlılardı. İtalya 1911 tarihinde Trablusgarp’a saldırdı. Ege’deki 12 adayı işgal etti. Trablusgarp savaşı devam ederken balkan savaşının çıkması üzerine Osmanlı devleti “Uşi” anlaşması ile Trablusgarp’ı İtalya’ya vermek zorunda kaldı. İtalya I.Dünya savaşı başladığı sırada Almanya’nın müttefiki idi. İngiltere İtalya’ya Osmanlı topraklarından pay verme önerisinde bulununca bu devlet saf değiştirdi (1915). İtalya Mondros ateşkes anlaşmasından sonra Antalya ve çevresini işgal etti.

NOT: 19.yy da Avrupa devletlerinin dış politikasını milliyetçilik fikri ve sömürgecilik anlayışı şekillendirmiştir.

2-Osmanlı Devletinin Avrupa Politikası:

Osmanlı devleti 19.yy da Avrupa devletlerinin Emperyalist politikaları ile karşılaştı. Osmanlı devleti varlığını tek başına koruyamayacağını anladı. Avrupa devletleri arasındaki çıkar çatışmalarından yararlanarak “Denge siyaseti” takip etti.Denge siyaseti “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığına dayanıyordu. Fransa’nın Mısırı işgali karşısında İngiltere, Rusya ve Avusturya ile ittifak yapılması denge siyasetine örnektir. Denge siyaseti Osmanlı devletinin ömrünü uzatmıştır.

Osmanlı devleti çökmekten kurtulmak için 19.yy boyunca ıslahatlara devam etmiştir.Yapılan ıslahatlarda Avrupa örnek alınarak idare hukuku, Eğitim, bilim ve teknik alanlarında yenilikler yapılmıştır. Tanzimat fermanı, Islahat fermanı ve I.Meşrutiyetin ilanı devlet düzeninin demokratikleştirilmesi ile ilgilidir. Avrupa’daki gelişmeler Osmanlı aydınlarını ve toplumu etkilemiştir.

3-Kırım Savaşı ve Paris Anlaşması:

Kırım Savaşı (1853-1856):

Sebepleri:

1-Rusya’nın Osmanlı üzerindeki geleneksel politikalarını devam ettirmesi.
2-Rusya ve Fransa’nın Kudüs’teki kutsal yerler yüzünden rekabete girmeleri.
3-Rusların Ortodoksların himaye hakkının kendisine verilmesini istemesi. (Osmanlı devleti Fransa ve İngiltere’nin desteği ile bu isteği reddetmiştir.)
4-Güçten düşen Osmanlı devletinin topraklarını ele geçirmek isteyen büyük devletlerin birbiriyle rekabeti.
5-Rusya’nın hedefine varmak için 1848 ihtilalleri ile Avrupa da oluşan karışıklıkları fırsat olarak görmesi.

Savaşın Gelişimi:

Osmanlı devleti; Rusya’nın isteklerini reddedince Rusya Osmanlı devletine karşı saldırıya geçti. Rusya Osmanlı donanmasını Sinop baskını ile yaktı(1853). Bu olaydan sonra İngiltere, Fransa ve Piyomente (Sardunya) Osmanlı devletinin yanında savaşa girdi. Osmanlı devleti Tuna cephesinde başarılı oldu. Kafkas cephesinde ise Rusya başarı kazandı.Müttefikler 11 aylık kuşatma sonucu Kırım’ın Odesa kentini ele geçirdiler. Burası Rusya’nın en büyük askeri üssü idi. Avusturya da Rusya’ya ültimaton vererek Eflak ve Boğdan’ın boşaltılmasını istedi.Rusya bu isteği yerine getirdi. Eflak ve Boğdan’ı Avusturya geçici olarak işgal etti. Kırım savaşı Paris anlaşması ile sona erdi.

Paris Anlaşması (1856):

Paris’te toplanan konferansa İngiltere, Fransa, Rusya, Avusturya, Piyomente ve Osmanlı devleti katılmıştır. Osmanlı devleti azınlıklarla ilgili Avrupa devletlerinin istekleri doğrultusunda Islahat fermanını ilan etmiştir.

Önemli Maddeleri:

*Osmanlı devleti Avrupa devletler konseyine kabul edilecek ve devleler genel hukukundan faydalanacaktı.
*Osmanlı devletinin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı Avrupa devletlerinin garantisi altında olacaktı.
*Boğazlar konusunda 1841 yılında imzalanan Londra boğazlar anlaşması geçerli olacaktı.
*Karadeniz tarafsız hale getirilecek, Karadeniz de hiçbir devletin donanması bulunmayacak ve tersaneler yıkılacaktı.
*Avrupalı devletler Islahat fermanını dikkate alacaklar ancak uygulanmasına karışmayacaklardı.

Paris Anlaşmasının Önemi:

a-Osmanlı devleti bu savaşta galip çıkmasın rağmen anlaşmanın Karadeniz de donanma bulundurulmaması maddesiyle ve Islahat fermanını ilan etmek zorunda bırakılması ile yenik devlet durumuna düşürülmüştür.
b-Paris anlaşması Rusya’nın Osmanlı devleti üzerindeki emelleri bir süre için engellenmiştir.
c-Bu anlaşma ile İngiltere ile Fransa Akdeniz’deki çıkarlarını güvenlik altına almıştır.
d-Islahat fermanı, Avrupa devletlerinin Osmanlının iç işlerine karışmasına fırsat vermiştir.

4-Panslavizm Hareketleri ve Balkanlarda Ayaklanmalar:

Panslavizm’in amacı; bütün Slavları Rusya’nın liderliği altında birleştirmekti. 1875 yılından itibaren balkanlarda Rusya’nın kışkırtmasıyla isyanlar hızla yayıldı. Hersek de, Sırbistan da, Karadağ da çıkan isyanları Osmanlı devleti bastırmada zorlandı. Avrupa devletleri Rusya ile Osmanlı devleti arasında bir savaşın başlamasını önlemek için İstanbul da bir konferans topladılar..

5-İstanbul Konferansı ve I.Meşrutiyet (1876):

Konferansa Osmanlı devleti, Rusya, İngiltere, Avusturya, Almanya ve İtalya devletleri katıldı. Osmanlı yöneticileri Avrupa devletlerinin Hıristiyanlarla ilgili isteklerini etkisiz hale getirmek için Meşrutiyeti ilan etti. Konferansa katılanlara meşrutiyet yönetiminde herkesin yönetime eşit olarak katılacağı ve ıslahata gerek olmadığı açıklandı. Konferans Avrupa devletlerinin hoşnutsuzluğu ile dağıldı. Rusya bu olayı fırsat bilerek Osmanlı devletine karşı savaş hazırlıklarına başladı.

I.Meşrutiyetin İlanı (1876):

Kral yada padişahın yanında halk oyu ile seçilen meclislerin ülke idaresinde söz sahibi olduğu idare tarzına Meşrutiyet denir.

Osmanlı devleti Tanzimat döneminde ülkenin dağılmasını önlemek için geniş ıslahatlar yaptı. Ancak ülkenin dağılması durdurulamadı. Bunun üzerine kendilerine “Genç Osmanlılar” veya “Jön Türkler” denilen aydın grubu meşrutiyet isteği ile ortaya çıktılar. Bunlar II.Mahmut zamanında Avrupa’ya tahsile gönderilen öğrencilerdi. Avrupa’daki yönetim anlayışından etkilenmişlerdi. Jön Türkler ülkede din, mezhep,ırk ve cinsiyet ayırımının kaldırılması, her topluluğa devlet yönetimine katılma hakkının verilmesi, yazılı bir Anayasa düzenlenmesi ve Herkesin kanunlar karşısında eşit olması gibi yeniliklerin yapılması halinde ülkenin birliğinin korunacağını ileri sürüyorlardı.

Jön Türklerin ileri gelenleri; Şinasi, Ziya paşa, Mithat paşa ve Namık Kemal gibi aydınlardır. Jön Türklerin isteklerine Padişah Abdülaziz karşı çıktı. Genç Osmanlılar derneğini kapattı. Bunun üzerine Jön Türkler 1876 tarihinde askeri bir darbe yaparak Abdülaziz’i tahttan indirdiler ve yerine V.Murat’ı tahtta çıkardılar. Bu padişahın sağlığı bozulunca üç ay sonra Meşrutiyeti ilan edeceğini vaat eden II.Abdülhamit tahtta çıkartıldı. İstanbul konferansının devam ettiği sırada I.Meşrutiyet ilan edildi.

Meşrutiyetin ilanından sonra Belçika Anayasası örnek alınarak “Kanun-i Esasi” adlı Anayasa düzenlendi. Mithat paşa tarafından düzenlenen bu Anayasa Türk tarihinin ilk yazılı Anayasasıdır. Bu Anayasanın bazı özellikleri:

*Padişaha egemenlik hakkı Allah tarafından verilmiştir. Padişah yaptıklarından dolayı sorumlu tutulamaz. Padişaha dokunulamaz.

*Padişah istediği zaman meclisi kapatabilir. Hükümet kurma yetkisi padişaha aittir. Hükümet padişaha karşı sorumludur. Meclisin aldığı kararlar padişah onayladıktan sonra yürürlüğe girer.

NOT: Anayasanın bu maddeleri demokrasiye aykırıdır.

*Bu Anayasa ile Meclis-i Mebussan ve Meclis-i Ayan adlı meclisler oluşturulmuştur. Mebussan meclisi üyelerini halk seçecekti. Ayan meclisi üyelerini ise padişah atayacaktı.
*Temel insan hak ve hürriyetleri kabul edilmiştir. Bu Anayasa da tüm vatandaşların eşitliği kabul edilmiştir.

Anayasanın kabulünden sonra seçimler yapıldı. 1877 tarihinde ilk Osmanlı parlamentosu Dolma bahçe sarayında toplandı. Aynı yıl Osmanlı-Rus savaşı başlamıştı. Bu gergin ortamda mecliste değişik ırktan ve dinden millet vekilleri uyum içerisinde çalışamadı. Rusya ile yapılan savaş konusunda hükümete sert eleştiriler yöneltildi. Sonunda II.Abdülhamit 93 harbini bahane ederek ve Anayasadaki yetkisini kullanarak meclisi kapattı. Anayasayı yürürlükten kaldırmadı ancak uygulamadı. Böylece I.Meşrutiyet idaresi sona erdi.

UYARI:  I .Meşrutiyet bir demokratikleşme hareketidir. Osmanlı tarihinde halk ilk defa yönetimde söz sahibi olmuştur. İlk defa Anayasal devlet sistemine geçilmiştir.

6-1877-1878 Osmanlı—Rus Savaş(93 Harbi)ı:

İstanbul konferansından sonra Avrupa devletleri Londra da bir toplantı yaptılar. Londra toplantısında Balkanlardaki Hıristiyan halka ayrıcalıklar verilmesini içeren kararlar aldılar. Osmanlı devleti bu kararı egemenliğine aykırı görerek kabul etmedi. Bunun üzerine Rusya Osmanlı devletine savaş açtı. Romanya da Rusya’nın yanında savaşa girdi. Savaş iki cephede gelişti. Rusya doğuda Erzurum’a kadar geldi. Balkanlarda Plevne direnişini kırdıktan sonra Yeşilköy’e kadar geldiler. II.Abdülhamit barış istemek zorunda kaldı.

UYARI: Osmanlı devleti İngiltere’den yardım istemesine rağmen İngiltere yardım etmedi. Bu olay İngiltere’nin Osmanlı toprak bütünlüğünü savunma politikasını değiştirdiğini gösterir.

Ayestefanos (Yeşilköy) Anlaşması :

93 harbi, Ayestefanos anlaşması ile sona ermiştir. Buna göre:

1-Büyük Bulgar krallığı kurulacaktı.
2-Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecekti.
3-Sırbistan, Karadağ ve Romanya bağımsızlık kazanacaktı.
4-Teselya Yunanistan’a bırakılacaktı.
5-Girit adası ve Ermenilerin yaşadığı topraklarda ıslahatlar yapılacaktı.
6-Kars, Ardahan, Batum, Doğu Beyazıt Rusya’ya verilecekti
7-Osmanlı devleti Rusya’ya savaş tazminatı ödeyecekti.
NOT:Avrupa devletleri, Rusya’nın tek başına Ayastefanos anlaşması ile balkanları denetimi altına almasına razı olmadılar. Berlin konferansını topladılar. 1878 de Berlin anlaşması imzalanarak Ayestefanos anlaşması yürürlükten kaldırıldı.

Berlin Anlaşması (1878):

Bu anlaşmada Ayestefanos’un bazı maddeleri değiştirilmiştir. Bunlar:

1-Bulgaristan üç bölgeye ayrılmıştır.
a)I.Bölge:Osmanlı devletine bağlı özerk Bulgar prensliği.
b)II.Bölge:Bir Hıristiyan valinin yönetmesi öngörülen doğu Rumeli eyaleti.
c)III.Bölge:Islahat yapılması şartıyla Osmanlı devletine bırakılan Makedonya.
2-Bosna-Hersek’in idaresi Avusturya’ya verilmiştir.
3-Rusya’ya verilen topraklardan doğu Beyazıt Osmanlı devletine geri verilmiştir.
Ayestefanos’un diğer maddeleri Berlin anlaşmasında aynen kabul edilmiştir.

NOT: Osmanlı devleti Berlin anlaşması ile Dağılma dönemine girmiştir. Berlin anlaşması Ermeni sorununu başlatmıştır. İngiltere Rus saldırılarına karşı yardım yapma bahanesi ile Kıbrıs’a yerleşmiştir. Ancak Kıbrıs’tan tekrar çekilmemiştir (1878).

7-Berlin Anlaşması Sonrası Gelişmeler:

Kıbrıs’ın Kaybedilmesi:

Kıbrıs doğu Akdeniz’in hakimiyeti açısından stratejik önemi olan bir adadır. Osmanlı devleti Kıbrıs adasını Venediklilerden 1571 tarihinde almışlardı. İngiltere 1878 tarihinde Osmanlı-Rus savaşı devam ederken Osmanlı devletinden Kıbrıs’ın İngiltere’ye devrini istedi. İngiltere’nin bu istekteki gerekçesi Rusya’nın doğu Anadolu üzerinden İskenderun körfezine inmesini engellemekti. II.Abdülhamit bu isteği kabul etmek istemedi. İngiltere adayı zorla işgal etme tehdidinde bulundu. Rusya ile yapılan savaşta bozgun yaşandı. Bu gelişmeler üzerine İngiltere ile 1878 tarihinde anlaşma imzalandı. Bu anlaşmaya göre;

*Kıbrıs hukuken Osmanlı toprağı olacaktı.
*Kıbrıs’ın idaresi İngiltere’ye ait olacaktı.Ruslar işgal ettikleri Osmanlı topraklarından çekilirse İngiltere Kıbrıs’tan çekilecekti.

İngiltere Osmanlı-Rus harbinden yararlanarak Kıbrıs’a yerleşti. Osmanlı devleti 1914 tarihinde Almanya’nın yanında I.Dünya savaşına katılınca İngiltere Kıbrıs’ı ilhak ettiğini açıkladı. İngiltere Kıbrıs’ı sömürge yolarının güvenliğini sağlamada üs olarak kullandı.Günümüzde halen devam etmekte olan Kıbrıs sorununu İngiltere başlatmış oldu. Kıbrıs Rumları 1954 tarihinden itibaren Türkleri Kıbrıs’tan atmak için saldırılara başladılar. 1960 tarihinde Londra ve Zürih anlaşmaları ile Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu. Bu anlaşmalarda Türk Rum ortaklığına dayanan ve İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin garantörlüğünde bir düzen kuruldu. Ancak Rumlar Kıbrıs’ı Yunanistan’a katma (Enosis) politikasına yöneldiler. 1960 anlaşmalarını ihlal ettiler. Kurdukları örgütler aracılığı ile Türklere karşı katliam başlattılar. Bu olaylar Türkiye’nin 1974 yılında Kıbrıs barış hareketini yapmasına sebep oldu. Barış harekatı sonunda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu.

Tunus’un Kaybedilmesi (1881):

Tunus 1574 tarihinde Osmanlı egemenliğine giren ve Kuzey Afrika da bulunan bir eyaletti. Osmanlı devleti 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Berlin anlaşması ile ağır toprak kayıplarına uğramıştır. Bu gelişmeler sırasında Rusya, İngiltere ve Avusturya Osmanlı topraklarından pay almışlardı. Bu durum Fransa’nın da Osmanlı topraklarından pay istemesine sebep oldu. Büyük devletler bu isteğe olumlu yaklaştılar. Fransa, Cezayir-Tunus sınırındaki bazı olayları bahane ederek 1881 tarihinde Tunus’u işgal etti. Osmanlı devleti bu gelişmeyi protesto etmekle yetindi. Çünkü müdahale edecek gücü yoktu.

Mısır’ın Kaybedilmesi:

Mısır, 1840 tarihli Londra anlaşması ile iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde Osmanlıya bağlı bir eyalet statüsü kazanmıştı. Bu tarihten sonra Mısır’ı yarı bağımsız olarak Mehmet Ali paşa soyundan gelen valiler yönetmeye başladılar.

1869 tarihinde Süveyş kanalının açılması Mısırın stratejik önemini artırdı. Süveyş kanalı Avrupa devletlerinin uzak doğudaki sömürgelerine gidilen yol oldu. Ümit Burnu yolu önemini kaybetti. İngiltere ve Fransa Mısıra hakim olmak için rekabete girdiler. Mısır hükümeti Hidiv İsmail paşa zamanında Avrupa’dan yüklü miktarda borç para aldılar. Bir süre sonra borçlarını ödeyemediler. Mısır hükümetine Avrupalı bakanlar girdi.Alacaklı devletler Mısır maliyesini denetlemeye başladılar. Mısır ekonomisi hızla yabancıların kontrolüne geçti. Bu gelişmeler Mısır da Ahmet Urabi paşa isyanının çıkmasına sebep oldu. İsyancılar hükümeti ele geçirdiler. Mısır da çok sayıda Avrupalı tüccarı, işadamı öldürüldü. Bu gelişmeler üzerine İstanbul da bir konferans toplandı. Konferans devam ederken İngilizler Mısırı işgal ettiler (1882). Osmanlı devleti 1885 tarihinde İngiltere ile anlaşma imzaladı. Bu anlaşmaya göre Mısır hükümetini bir İngiliz ve bir Osmanlı komiseri denetleyecekti. İngiltere bu gelişmelerle Mısıra yerleşti.

Ermeni Meselesinin Başlaması:

Ermeniler 11.yy ın sonlarından itibaren Anadolu da kurulan Türk devletlerinin hakimiyetinde yaşayan bir topluluktu. Ermeniler uzun tarihi süreç içerisinde Türk kültüründen etkilenmişlerdi. Kiliselerinde Türkçe ibadet yapıyorlardı. Osmanlı idaresi Ermenilere geniş özgürlükler tanıdı. Fatih Ermenilere bağımsız Patrikhane kurma hakkını tanıdı. Ermeniler Anadolu’nun her tarafına dağılmışlardı. Genellikle şehirlerde yaşıyorlardı. Kuyumculuk, Tüccarlık, Bankerlik ve Madencilik meslekleri uğraşıyorlardı. Son derece zenginlerdi. Ermeniler 19.yy ortalarına kadar ayrılıkçı hareketlere katılmadılar. 19.yy ad Osmanlı devlet yönetiminde çok sayıda Ermeni görev aldı. Osmanlılar Ermenilere Sadık millet (Milleti sadıka) adını takmışlardı.

Osmanlı tarihinde Ermeni meselesi 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonucunda başladı. Rusya işgal ettiği Kars, Ardahan ve Batum dolaylarındaki Ermenileri bağımsızlık vaadi ile kışkırttılar. 1878 tarihinde imzalanan Berlin anlaşmasında Osmanlı devletinin Ermenilerin yaşadığı vilayetlerde ıslahatlar yapması maddesi vardı. Bu olay bazı ermeni önderlerini bağımsız Ermeni devleti kurma düşüncesine sevk etti. Ermeniler Berlin anlaşmasını Avrupa devletlerinin desteğinin alındığı şeklinde yorumladılar.

Ermeni sorununu başlatan devletler İngiltere ve Rusya’dır. Rusya doğu Anadolu üzerinden İskenderun ve Basra körfezlerine inmek için kışkırtmıştır. İngiltere ise Rusya’nın orta doğuya doğru genişlemesini engellemek için kendisine bağlı bir Ermeni devleti kurmak istemiştir. Ermenilerin ayrılıkçı hareketlere yönelmelerinde Amerikan misyonerlerinin ve Fransa’nın da etkisi olmuştur.

Ermeniler bağımsız devlet kurmak için İsviçre de “Hınçak”, Tiflis de ise “Taşnak” örgütlerini kurdular. Bu örgütler, 1889 tarihinden itibaren terör hareketlerini başlattılar. Erzurum, Van, Sason, Zeytun ve İstanbul gibi kentlerde isyanlar çıkardılar. 1896 tarihinde Osmanlı bankası baskını ve 1905 yılında II.Abdülhamit’e suikast girişimi gibi sansasyona yönelik eylemler yaptılar. 1909 tarihinde Adana da, 20. binden fazla insanın ölümüne sebep olan isyanlar çıkardılar. Osmanlı devleti Ermeni isyanlarını bastırırken her olayda İngiltere’nin müdahalesi ile karşılaştı. 1896 tarihinde bir grup Ermeni militanı, Osmanlı bankasını basmış çok sayıda görevliyi rehin almış ve koruma görevlilerini öldürmüşlerdi. Bu militanları İngiliz ve Fransız elçileri bankadan alarak limanda bekleyen gemilere bindirmişler ve Avrupa’ya göndermişlerdi. Bu olay, Ermenileri teröre Avrupa devletlerinin yönelttiğini ve Osmanlıların bağımsız devlet olma özelliklerini kaybettiklerini gösterir.

Ermenler isyan hareketlerine tarihimizde “Ermeni Patırtıları” adı verilir. Ermeniler Anadolu’nun hiçbir yerinde çoğunluğun oluşturmadıkları için bağımsız devlet kuramamışlardır. Ermeni sorununu Ermeniler değil Sömürgeci devletler başlatmıştır.

Doğu Rumeli Meselesi:

Berlin anlaşması ile Filibe merkezli doğu Rumeli eyaleti oluşturulmuştu. Bu eyalet Osmanlılara bağlı olacak ve bir Hıristiyan vali tarafından yönetilecekti.

Doğu Rumeli eyaletinde 1885 tarihinde isyan çıktı.İsyancıların kurduğu hükümet Bulgar prensliği ile birleşme kararı aldı. Osmanlı devleti olaya Rusya’nın karışmasından çekindiği için sorunu görüşmeler yolu ile çözdü. Berlin anlaşmasını imzalayan devletlerin temsilcileri toplandı. Osmanlı devleti halkı Müslüman olan Kırca Ali ve Rodop dışında doğu Rumeli’nin Bulgar prensliğine katılmasını kabul etti.

Osmanlı—Yunan savaşı:

Yunanistan 1829 tarihli Edirne anlaşması ile bağımsızlık kazanmıştı. Yunanlılar bağımsız olduktan sonra “Megalo idea” adını verdikleri Bizans imparatorluğunu tekrar kurma politikasına yöneldiler.

Yunanlıların kışkırtmaları sonucu 1896 tarihinde Girit Rumları isyan ettiler. İsyancılar adadaki Müslüman halkı katletmeye başladılar. Yunanistan Girit’e asker çıkardı. İsyancılar Girit’in Yunanistan’a katıldığını açıkladılar. Bu gelişmeler üzerine Osmanlı devleti Yunanistan’a savaş açtı. Ethem Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu “Dömeke Meydan savaşı”nda yunan ordusunu bozguna uğrattı (1897). Osmanlı orduları Atina’ya doğru ilerlerken Avrupa devletleri araya girdi, savaş durduruldu. Taraflar arasında İstanbul anlaşması imzalandı. Buna göre;

*Osmanlı ordusu Teselya’dan, Yunan ordusu ise Girit’ten geri çekilecekti.
*Yunanistan Osmanlı devletine savaş tazminatı verecekti.
*Girit özerk bir yönetime sahip olacaktı. Girit’i Hıristiyan bir vali yönetecekti.

Bu anlaşma ile Girit fiilen Osmanlı egemenliğinden çıkmış oldu. Avrupa devletleri Yunan kralının oğlu Yorgi’yi vali tayin ettiler. Müslüman halk adayı hızla terk etti. Yunanistan Osmanlı devletinin iç karışıklık içinde olmasından yararlanarak 1908 tarihinde Girit’i topraklarına kattığını açıkladı. Osmanlı devleti Balkan savaşlarından sonra imzalanan Atina anlaşması ile Girit’in Yunanistan’a ait olmasını kabul etti.

Ç-19.YÜZYIL ISLAHATLARI:

Sened-i İttifak (1808):

Osmanlı devletinde merkezi otoritenin zayıflaması Taşra da ayan denilen nüfuzlu kişilerin türemesine sebep olmuştu. Bu kişiler Alemdar Mustafa paşa tarafından İstanbul da toplandı. Sened-i İttifak adı verilen bir belge imzalandı. Buna göre; Ayanlar devlet otoritesini tanıyacaktı, ıslahatları benimseyecekti. Buna karşılık padişahta Ayanların bulundukları bölgede yönetici olma haklarını tanıyacaktı. Ayanlar bölgelerinde asker ve vergi toplanmasına yardımcı olacaklardı.İstanbul da yeniliklere karşı bir isyan çıkarsa Ayanlar İstanbul’a gelerek isyanları bastıracaklardı.

NOT: Sened-i İttifak padişahın yetkilerini ilk defa sınırlaması bakımından önemlidir. Osmanlı tarihinde demokratikleşmenin başlangıcı sayılır. İngiliz tarihinde görülen Magna Carta ile benzerlik gösterir.

II.Mahmut Islahatları:

Askeri Alanda Islahatlar:

1-Nizam-ı Cedit’in yerine Sekban-ı Cedit ocağı kurulmuştur.
2-Eşkinci ocağı kurulmuştur.

NOT: Bu iki ocak Yeniçerilerin baskısı ile kaldırılmıştır.
3-Yeniçeri ocağı kaldırılmıştır (1826)

NOT:Yeniçeri ocağının kaldırılması ile padişahın otoritesi yeniden sağlanmıştır. Islahatların önündeki büyük bir engel kaldırılmıştır. Yeniçeri ocağının kaldırılmasına Osmanlı tarihinde “Vakay-ı hayriye” (Hayırlı Olay) denir.
4-Asakir-i Mansure-i Muhammediye adlı ordu kurulmuştur.
5-Mekteb-i Tıbbiye açılmıştır. (Askeri Tıp fakültesi)
6-Mekteb-i harbiye açılmıştır. (Harp okulu)

II.Mahmut’un İdari Islahatları:

1-Divan kaldırılarak yerine Nazırlıklar(bakanlıklar) kuruldu. Sadrazam Baş vekil oldu.
2-Yapılacak yeniliklerin planlanması için yeni meclisler ve Komisyonlar kurulmuştur. (Dar-ı Şura-i askeri, Meclis-i Vala-i , Ahkam-ı adliye v.s.).
3-Takvim-i Vekayi adlı ilk resmi gazete çıkartıldı.
4-Devlet memurları maaşa bağlandı.
5-Müsadere usulü kaldırıldı.
6-Memurların kılık kıyafeti yeniden düzenlendi.
7-İlk genel nüfus sayımı yapıldı.(Vergi asker kaynaklarını belirlemek için)
8-İlk Posta teşkilatı kuruldu. Pasaport usulü getirildi.
9-Padişah ilk defa yurt içinde geziye çıktı.
10-Muhtarlıklar kuruldu.
11-Devlet memurları hariciye ve dahiliye olmak üzere ikiye ayrıldı.

II.Mahmut’un Eğitim Alanındaki ıslahatları:

1-İlköğretim zorunlu hale getirildi.
2-Avrupa’ya ilk defa öğrenci gönderildi.
3-Avrupa tarzında eğitim veren Rüştiyeler ve idadiler açıldı.
4-Harp okulu ve Askeri Tıp fakültesi açıldı.(Mekteb-i Harbiye, Mekteb-i Tıbbiye).

Tanzimat Fermanı (1839)

1-Müslüman ve gayri Müslim herkes kanun önünde eşit olacak, can,mal ve namus güvenliği sağlanacaktır.
2-Askerlik belli bir düzene bağlanacak ve vatan hizmeti haline getirilecektir.
3-Herkes gelirine göre vergi verecektir. Mahkemeler halka açık yapılacak ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
4-herkes mal ,mülk sahibi olabilecek ve miras bırakabilecektir.
5-Rüşvet ve İltimas önlenecektir.

Tanzimat Fermanın Yayınlanış Amaçları:

a)Osmanlı devletinin dağılmasını önlemek ve azınlıklara verilen yeni haklarla onları devlete bağlı hale getirmek.(En önemlisi).
b)Avrupa devletlerinin Osmanlı devletinin iç ,işlerine karışmasını önlemek.
c)Mısır, Boğazlar sorunu ve yapılacak ıslahatlarda Avrupa devletlerinin desteğini kazanmak.

Tanzimat fermanının Önemi:

1-Padişah kendi üzerinde bir kanun gücü olduğunu ilk kez kabul etti.
2-Bu ferman Osmanlı devletinde Hukuk devleti kavramını başlatmıştır.(hukukun üstünlüğü kavramı yürürlüğe girmiştir)
3-Anayasal devlet sistemine ilk adım atılmıştır.
4-İlk defa tebaanın eşitliği kabul edilmiştir.

NOT:Tanzimat fermanı padişah Abdülmecit zamanında Sadrazam Mustafa reşit paşa tarafından ilan edilmiştir. Bu ferman; Avrupa da yayınlanan İnsan ve Vatandaş hakları bildirilerine benzerlik gösterir.

Islahat Fermanı (1856):

Islahat fermanı Kırım savaşının sonunda Avrupa devletlerinin baskısı ile ilan edilmiştir. Yalnızca gayri Müslimlere yöneliktir. Tanzimat fermanının devamı niteliğindedir.Önemli maddeleri:

1-Müslüman ve Müslüman olmayan halk arasındaki ayrılıklar kaldırılacaktı.
2-Müslüman olmayanlarda devlet memuru alabilecekler ve okullara girebileceklerdi.
3-Din ve mezhep serbestliği tanınması ,Kilisenin mallarına el sürülmemesi ve okul, kilise, hastane gibi binaların tamir ve yeniden inşasına izin verilmesi.
4-Mahkemelerin açık olarak yapılması.
5-Azınlıklara hakareti ifade eden sözcüklerin kullanılmaması. (Gavur gibi).
6-Müslüman ve Gayri Müslimlerin birlikte yargılanacakları karma mahkemeler kurulacaktı. Şahitlikte eşit olacaktı.
7-Yabancılarda Osmanlı sınırları içinde mülk sahibi olabilecekti.(Bu hak ilk defaıslahat fermanı ile verilmiştir.)

19.Yüzyıl Islahatlarının Amacı ve Özellikleri:

Bu ıslahatlar Osmanlı devletinin parçalanmasını önlemek, Avrupalı devletlerin İmparatorluğun iç işlerine karışmasına engel olmak,Toplumsal huzuru ve barışı korumak için yapıldı. Ancak yapılan ıslahatlar imparatorluğun dağılmasını önleyemedi. Yapılan ıslahatlar iç kargaşayı daha da artırdı. 19.yy ıslahatları iç bunalımları sosyal, siyasal, hukuki yapıyı Avrupa’ya benzeterek aşmayı amaçlamıştır.

NOT: Tanzimat ıslahatları(1839-1876) devletin dağılmasını önleyemeyince Jön Türkler II.Abdülhamit’e I.Meşrutiyeti ilan ettirmiştir. Meşrutiyetle halk ilk defa yönetime katılmıştır. Türk tarihinin ilk yazılı Anayasası yürürlüğe girmiştir

D-DAĞILMAYI ÖNLEME ÇABALARI:

Osmanlı devleti 19.yy da hızla dağılamaya başladı. Dağılma olayında Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik fikri ve Avrupa devletlerinin sömürge elde etmek amacıyla Osmanlı topraklarına yönelmesi etkili olmuştur. Osmanlı devleti dağılmayı önlemek için 19.yy boyunca ıslahatlar yapmıştır. Osmanlı devletinin idari ve hukuki yapısı Avrupa devletleri örnek alınarak yenilenmeye çalışıldı. Osmanlılar batılılaşma hareketlerinde Tanzimat ve Meşrutiyet ıslahatları ile önemli yenilikler yaptılar. Osmanlı aydınları 19.yy ın ikinci yarısında devletin dağılmasını önlemek için değişik siyasi fikirler ileri sürdüler. Osmanlıcılık,İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık bu fikirlerin önemlileridir.

1-Osmanlıcılık:

Tanzimat ıslahatları. Ülkenin dağılmasını önleyememiştir. Bunun üzerine Avrupa da tahsil yapan veya Avrupa’daki siyasi gelişmeleri öğrenen bir grup aydın “Genç Osmanlılar” derneğini kurdular. Bunların ileri gelenleri Şinasi, Mithat paşa, Ziya paşa, Namık Kemal gibi aydınlardır. Genç Osmanlıların devletin çökmekten kurtulması ile ilgili fikirlerine “Osmanlıcılık” denir. Osmanlıcılık görüşünü savunan aydınların istediği yenilikler;

*Devlet yönetimi yazılı bir Anayasaya dayanmalıdır.
*Düzenlenecek Anayasa ile toplumdaki din, mezhep ve cinsiyet farklılıkları kaldırılmalıdır. Herkes kanunlar karşısında eşit olmalıdır.
*Meşrutiyet idaresine geçilmelidir. Ülkedeki tüm milletlerin temsilcileri padişahın yanında devlet idaresine katılmalıdır. Bu amaçla seçimler yapılmalı ve meclis toplanmalıdır.

Jön Türkler (Genç Türkler) bu yeniliklerin yapılması halinde ayrılıkçı hareketlerin duracağını ve bir Osmanlı milletinin oluşacağını savunuyorlardı. Jön Türkler 1876 tarihinde yaptıkları askeri darbeden sonra I.Meşrutiyeti ilan ettirdiler. Kanun-i Esasiyi düzenlediler. Ülkenin ağılmasını önleyeceğinin düşündükleri yenilikleri yaptılar. Ancak Milliyetçilik ideolojisi Osmanlıcılık fikrinin başarılı olmasını engelledi. Ayaklanan milletler yeni haklar değil bağımsız devlet kurmak istiyorlardı. 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Meclis-i Mebussan da temsilcileri bulunan milletler Rusya’nın safında savaştılar. Berlin anlaşması ile balkan milletlerinin çoğu bağımsızlığını kazandı. Osmanlıcılık fikri balkan savaşlarından sonra tamamen terk edildi. Gerçekçi olmadığı anlaşıldı.

2-İslamcılık (İslam Birliği):

1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra ortaya çıkmış bir siyasal akımın adıdır. Berlin anlaşması ile çok sayıda Hıristiyan milletin bağımsız olması ve diğer Hıristiyan milletlerinde ayrılmaya hazırlanması Osmanlı devletinin İslam devletine dönüştürülmesi fikrinin güçlendirdi.

İslamcılara göre, tüm Müslümanlar tek milletti. Osmanlı devletinin kurtuluşu dünya Müslümanlarının Osmanlı bayrağı altında toplanması ile mümkündü. Onlara göre İnsanları birleştiren en önemli unsur Dindi. Müslümanlar halifenin etrafında toplanarak devletin dağılmasını önlemeliydi. İslamcılar devletin geri kalmasını Şeriat kurallarından uzaklaşılmasına bağlıyorlardı.

II.Abdülhamit Afganlı Cemalettin’in fikirlerinden etkilenerek İslamcılığı devletin resmi politikası yaptı.Abdülhamit İngiltere ve Rusya’nın egemenliği atında bulunan Müslümanları bu ülkelere karşı ayaklandırmaya çalıştı. Bu politika Hint Müslümanları üzerinde etkili oldu.

İslamcılık ideolojisinin gerçekçi olmadığı Balkan savaşında Arnavutların, I.Dünya savaşında da Arapların isyan etmelerinden sonra anlaşıldı. I.Dünya savaşı içinde bazı Arap grupların İngilizlerle birlikte Osmanlı ordularına karşı savaşmaları din birliğinin devleti yaşatmada yeterli olmadığını gösterdi.

NOT:Milliyetçilik fikrinin güçlenmesi, Osmanlıcılık ve İslamcılık fikirlerinin geçerliliğinin yitirmesine sebep olmuştur.

3-Türkçülük:

Türkçülük akımı 19.yy ın sonlarında Türk dilini ve kültürünü araştırma hareketi olarak başlamıştır. Avrupa da Türk tarihi ile ilgili yapılan çalışmalar Osmanlı aydınlarını da etkilemiştir.

İlmi alanda başlayan Türkçülük akımı II.Meşrutiyet döneminde politik Türkçülüğe dönüştü. Politik Türkçülüğün başlamasında Rusya’dan gelen Türk aydınları etkili oldu. 1908 yılında “Türk Ocakları” kuruldu. “Türk Yurdu” ve Yeni Mecmua” adlı yayın organları Türkçülük fikirlerini şekillendirdi. Jön Türkler denilen aydın grubunun kurduğu “İttihat ve Terakki” partisi Türkçülüğü benimsedi. Ancak devletin dağılmasına sebep olmasından çekindikleri için bir süre bu görüşlerini gizlediler.

Türkçü aydınların ileri gelenleri; Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmet Emin Yurdakul, Yusuf Akçura ve Ağa oğlu Ahmet’tir. Ziya Gökalp “Türkçülüğün Esasları” adlı eserinde Türkçülük fikrini sistemli bir ideoloji haline getirmiştir. Türkçüler, Osmanlı devletinin kurtuluşunu Türk birliğinde görmüşlerdir. Türkiye Rusya, Çin, İran ve Afganistan Türklerini bir bayrak altında toplamak istemişlerdir. Ziya Gökalp’in Turan şiirindeki şu mısralar Türkçülerin amacını açıklar. “Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan, vatan büyük ve müebbed bir ülkedir; Turan” . Ziya Gökalp Türkçülüğü; Türkiye Türkçülüğü, Oğuz Türkçülüğü ve Turancılık olarak üç aşamalı planlamıştır. Ziya Gökalp Turancılığı ne zaman gerçekleşeceği belli olmayan bir ütopya olarak görür. Türkiye Türkleri ve Oğuz Türklerinin kısa sürede birleşecekleri görüşünü savunmuştur.

Türkçüler batının ilim ve teknolojisinden yararlanmayı gerekli görürler. Hayat şekli olarak Türk kültürüne bağlı kalmayı savunurlar. Ziya Gökalp’in Türk milletindenim, Garp medeniyetindenim, İslam ümmetindenim” sözleri Türkçülerin kültür ve uygarlıkla ilgili görüşlerini yansıtır.

Balkan savaşlarında , Balkanlarda yapılan Türk katliamı balkanlardan Anadolu’ya yapılan göçler ve balkanların kaybı İttihat ve Terakki partisinin Türkçülüğü benimsemesine sebep olmuştur. Osmanlı devletinin I.Dünya savaşına girmesinde Rusya’yı çökertip Orta Asya Türkleri ile birleşme fikri etkili olmuştur.

I.Dünya savaşın Turancılık fikrinin gerçekleşmesinin imkansız olduğunu gösterdi.Enver paşanın 1919-1922 tarihleri arsında Türkistan da yaptığı çalışmalar başarılı olamadı. Kendiside Ruslarla yaptığı bir savaşta Tacikistan da şehit oldu.

Mustafa Kemal paşa “Misak-ı Mili” sınırlarını vatan olarak gören gerçekçi bir milliyetçilik görüşünü benimsedi. Kurtuluş savaşı ve Cumhuriyet döneminde Milliyetçilik resmi ideoloji olarak benimsendi.

NOT:Türkçülük, II.Meşrutiyet döneminde etkili hale gelmiştir. Türkçülerin fikirleri yeni Türk devletini kuran Mustafa Kemal ve arkadaşları üzerinde etkili olmuştur. Atatürk Türkiye’yi çağdaşlaştıracak inkılapları yaparken Türkçü aydınların görüşlerinden yararlanmıştır. Türkçülük akımı hiç bir zaman batıdaki gibi ırkçılık şeklini almamıştır. Türk milletini bağımsız, hür ve çağdaş ulus olarak yaşatmayı hedeflemiştir. Türk topluluklarını esaretten kurtarmayı ve birleştirmeyi amaçlamıştı

4-Batıcılık:

Osmanlı devletinin batının üstünlüğünü kabul etmesi Lale devrinde başlamıştır. 18. ve 19. yy ıslahatlarında batıdaki yenilikler örnek alınmıştır. Osmanlı devletinde batılılaşma hareketleri Tanzimat fermanından sonra hız kazanmıştır. Batıcılık II.Meşrutiyet döneminde politik bir düşünceye dönüştü. Batıcılık fikrinin ileri gelen aydınları; Celal Nuri, Abdullah Cevdet, Süleyman Nazif, Kılıç zade hakkı ve Ahmet Muhtardır.

Batıcılar Osmanlı devletini çağdaş batı medeniyetine yönelme ve eğitim hamlesinin kurtaracağını savunmuşlardır. Ilımlı batıcılar batının sadece bilim ve Teknolojisinden yararlanmayı gerekli görürler. Radikaller ise batı medeniyetinin bir bütün halinde alınmasını savunurlar.

Batıcıların görüşleri Atatürk inkılapları üzerinde etkili olmuştur. Batıcıların , Atatürk tarafından benimsenerek inkılaba dönüştürülen bazı görüşleri;

*Mecellenin yürürlükten kaldırılıp batılı bir medeni kanun kabul edilmesi.
*kadın ve Erkeğin eşit haklara sahip olması ve çok kadınla evliliğin yasaklanması.
*Latin harflerinin kabul edilmesi.
*Tekke , Zaviye ve Medreselerin kapatılması.
*Milli bir ekonominin kurulması.

E-20.YÜZYIL BAŞLARINDA OSMANLI DEVLETİ:

1-II.Meşrutiyetin İlanı:

II.Abdülhamit 1878 tarihinde Meclis-i Mebusanı kapatarak Meşrutiyet idaresine son vermişti. Bu olaydan sonra Jön Türklerin bazı liderleri Avrupa’ya kaçtırlar. Avrupa da İttihadı Osmani cemiyetini kurdular. Çıkarttıkları gazete ve dergiler aracılığı ile II.Abdülhamit’e karşı mücadele başlattılar. II.Abdülhamit ülke içerisindeki Jön Türklerin faaliyetlerini etkisiz hale getirdi. Oluşturduğu istihbarat teşkilatı ile otoriter bir yönetim kurdu. Hürriyetleri kısıtladı. Jön Türkler 1902 tarihinde “İttihat ve Terakki” partisini kurdular. Amaçları ülkede meşrutiyet idaresini tekrar kurarak ülkenin dağılmasını önlemekti. İttihat ve Terakki cemiyeti özellikle askeri birlikler içerisinde taraftar bulmaya özen gösterdi. Bu amaçla Selanik’te askerler tarafından kurulmuş olan Osmanlı Hürriyet cemiyeti ile birleştiler. İttihat ve Terakki gizli faaliyetler sonucu özellikle Selanik çevresinde taraftar topladı. İttihat ve Terakki faaliyetlerini sürdürürken 1907 tarihinde İngiliz kralı ve Rus çarı “Reval” de bire araya gelerek Balkanlardaki sorunları ve Osmanlı devletinin durumunu görüştüler. Görüşmelerden sonra Osmanlı devletinin balkanlarda ıslahatlar yapması gerektiğini açıkladılar. Bu açıklama İttihat ve Terakkiciler tarafından İngiltere ve Rusya’nın Osmanlı topraklarını paylaşmaya karar verdikleri şeklinde değerlendirildi. Bu olaya izin vermemek için Abdülhamit’e karşı harekete geçme kararına vardılar.

İttihat ve Terakkicilerden ilk olarak Resneli Niyazi adlı subay Manastır taraflarında askerleri ile isyan etti. İsyancılar Abdülhamit Meşrutiyeti ilan etmeden dağlardan inmeyeceklerini açıkladılar. Ardından Selanik’te Binbaşı Enver bey Meşrutiyet isteği ile isyan etti. İstanbul dan gönderilen birlikler bu hareketleri önleyemedi. Rumeli’deki ordu birliklerinin çoğunluğu isyana katıldı. Rumeli’deki sivil halkta Yıldız sarayına hürriyet isteyen telgraflar çekti. Bu gelişmeler üzerine II.Abdülhamit 24 Temmuz 1908 de Anayasayı tekrar yürürlüğe koyduğunu ve Meşrutiyeti ilan ettiğini açıkladı.

Böylece Jön Türkler 30 yıllık mücadeleden sonra Abdülhamit’e Meşrutiyeti tekrar ilan ettirdiler. Meşrutiyetin ilanından sonra basına uygulanan sansür kaldırıldı. Gizli polis teşkilatı dağıtıldı. Tüm ülkede özgürlük sevinci yaşandı. Ülke genelinde tekrar seçimler yapıldı. Seçimlerde İttihat ve Terakki en çok millet vekili çıkartan grup oldu. İttihat ve Terakki hükümet kurmaya cesaret edemedi. Çünkü Meclisi Mebusan’ın tekrar açılması dışında ciddi bir siyasi hazırlıkları, plan ve programları yoktu. Üyelerinin çoğunluğu genç ve devlet yönetimi konusunda tecrübesiz idi. İttihat ve Terakki partisi direkt hükümete girmedi. Hükümeti dışarıdan kontrol etmeye çalıştı. Bu politika ülkede idari kargaşaya ve otorite boşluğuna sebep oldu.

II.Meşrutiyetin ilanından sonra görülen iç kargaşa dış güçleri harekete geçirdi. Bulgaristan bağımsızlığını ilan etti. Girit Yunanistan’la birleşti. Avusturya Bosna-Hersek’i ilhak etti. Yemen ve Arnavutluk ta iç isyanlar çıktı.

II.Meşrutiyetin ilanından sonra Kanun-i Esasi de değişiklikler yapıldı. Hükümetin Meclise karşı sorumlu olması kuralı getirildi. Padişahın Meclisi keyfi olarak kapatma yetkisi kısıtlandı. Padişahın kişileri sürgün etme ,savaşa ve barışa karar verme yetkileri kısıtlandı. Meclisin yetkileri artırıldı. Bu düzenlemelerle padişahların ülke idaresindeki etkileri azaldı.

NOT:  Kanun-i Esasi deki değişikliklerin temel amacı padişahın yetkilerini kısıtlayarak Meşrutiyet idaresini güvenceye almaktır. Anayasadaki değişiklikler devletin Monarşik yapısını zayıflatmış ve Demokratik düzeni geliştirmiştir.

31 Mart İsyanı:

II.Meşrutiyetin ilanından sonra geniş bir hürriyet ortamı doğdu. Basından sansür kaldırıldı. Ülkede çok sayıda siyasi parti kuruldu. Siyasi partiler çıkardıkları gazeteler aracılığı ile sert bir mücadeleye başladılar. Çok partili hayata yönelik tecrübesi bulunmayan Osmanlı toplumunda siyasi gerginlik arttı. İttihat ve Terakki karşıtları Meşrutiyetin Şeriata aykırı olduğu propagandası yaptılar. İngiltere Rusya ve Avusturya devletleri de bu propagandalara destek verdiler. Bu devletler İttihat ve Terakkinin Osmanlı devletini güçlendirmesinden ve milli siyaset izlemesinden endişe ediyorlardı. Bu gelişmeler Rumi takvime göre 31 Mart 1325 (Miladi Takvime göre 13 Nisan 1909) tarihinde İstanbul da isyan çıkmasına sebep oldu. İsyana rütbesi küçük subaylar, er kadroları ve tekke-zaviye mensupları katıldı. İsyancıların lideri ileride İngiliz ajanı olduğu anlaşılan Derviş Vahdeti adlı birisiydi. İsyancılar Meclis-i Mebusan’ın kapatılmasını ve ülkenin şeriat kurallarına göre yönetilmesini istiyorlardı. İttihat ve Terakki partisi isyanı bastırmak üzere Selanik’te “Hareket ordusu” adı verilen bir kuvvet hazırladı. Bu ordunun komutanı Mahmut Şevket paşa, Kurmay başkanı ise Mustafa Kemal idi. Hareket ordusu İstanbul’a gelerek isyanı bastırdı. İsyandan sonra padişah II.Abdülhamit tahttan indirildi ve yerine V.Mehmet Reşat padişah oldu. Böylece Abdülhamit’in 33 yıllık idaresi sona erdi. Meşrutiyet rejimine yönelen iç isyan bastırıldı.

NOT:  31 Mart isyanı rejime karşı çıkmış bir isyandır. Bu isyanın çıkmasında din propagandası etkili olmuştur. Bu yönleri ile Cumhuriyet döneminde yaşanan Şeyh Sait ve menemen isyanları ile benzerlik gösterir.

2-Trablusgarb Savaşı (1911-1912):

Trablusgarb savaşı 20.yy da Osmanlı devleti ile İtalya arasında yaşanmıştır. Savaşın temel sebebi İtalya’nın sömürge arayışı içerisinde olmasıdır. İtalya birliğini tamamlamakta geç kaldığı için sömürgecilikte de geç kalmıştı. İtalya’nın Akdeniz dışında sömürge elde edebilecek gücü yoktu. Bu nedenle Kuzey Afrika da bulunan son Osmanlı torağı Trablusgarb’a yöneldi. Avrupalı büyük devletler İtalya’nın Trablusgarb’ı almasına olumlu baktılar. İtalya Osmanlı devletinin iç kargaşa içerisinde olmasını fırsat olarak gördü. 1911 yılında Trablusgarb’a saldırdı.

Osmanlı devletinin Trablusgarb ta az miktarda askeri vardı. Osmanlı devleti Mısır İngiliz kontrolünde olduğu için karadan asker gönderemedi. Osmanlı donanması Akdeniz de İtalyan donanması ile savaşacak güçte olmadığı için denizden de müdahale edilemedi. Hükümet Trablusgarb’a gönüllü subaylardan oluşan bir grubu gönderdi. Bu gönüllüler arasında Mustafa Kemal ve binbaşı Enver bey de vardı. Bu Türk subayları yerli halkı teşkilatlandırdılar. Mustafa kemal Derne ve Tobruk ta , Enver bey Bingazi de İtalyanlara karşı başarılım savaşlar yaptılar. İtalya bir yıl boyunca sahillerden daha ileriye gidemedi. İtalya Osmanlı devletini barışa zorlamak için Çanakkale boğazına saldırdı. Başarılı olamadı. Ardından Ege’deki 12 adaları işgal etti.

İtalya ile savaş devam ederken balkan devletleri saldırıya geçtiler. Bu olay üzerine Osmanlı devleti İtalya ile “Uşi” anlaşmasını imzalayarak savaşa son verdi. Bu anlaşmaya göre;

*Trablusgarb ve Bingazi İtalya’ya bırakıldı.
*İtalya işgal ettiği 12 adayı Osmanlı devletine geri verecekti. Ancak Balkan savaşı bitene kadar bu adalar İtalya’nın korumasında kalacaktı.
*Trablusgarb halkı dini açıdan halifeye bağlı olacaktı.
*İtalya kapitülasyonların kaldırılması için Osmanlı devletine destek verecekti.

NOT: Osmanlı devletinin Trablusgarb’ı kaybetmesine balkan savaşları sebep olmuştur. Trablusgarb’ın kaybı ile Osmanlı devletinin Kuzey Afrika’daki varlığı sona ermiştir. Trablusgarb savaşı sömürgeciliğe karşı yapılan bir mücadeledir. Mustafa Kemal İlk askeri başarısını Trablusgarb ta elde etmiştir.

3-Balkan Savaşları(1912-1913):

1.Balkan Savaşı:

Osmanlı devleti; İtalya ile Trablusgarp savaşını yürütürken Yunanistan,Karadağ,Bulgaristan ve Sırbistan’dan oluşan balkan devletleri Osmanlı devletine savaş açtılar.Bu gelişme ile I.Balkan savaşı başladı.I.Balkan savaşının sebepleri şunlardır:

*Rusya’nın Panslavizm politikası izlemesi,
*Balkan devletlerinin milliyetçilik fikrinin etkisiyle Osmanlı devletinden toprak almak istemeleri,
*Osmanlı devletinin balkanlardan atılmak istenmesi,
*Balkan devletlerinin Osmanlı devletinin İtalya ile savaş içerisinde olmasını ve iç kargaşa yaşamasının fırsat olarak görmeleridir.

Balkan savaşının çıkmasında Rusya etkili olmuştur.Balkan devletlerini Osmanlı devletine karşı Rusya birleştirmiştir.Rusya’nın amacı ,balkanları denetimi altına almak ve Akdeniz’e inmekti.Rusya’nın sıcak denizlere inme ve Panslavizm politikaları balkan savaşının da sebebini oluşturmuştur.

I.Balkan savaşı, 8 Ekim 1912 tarihinde Karadağ’ın saldırısı ile başladı.Bu sırada Osmanlı devletinin durumu hiç iyi değildi.Osmanlı savaştan önce Rusya’nın saldırmama garantisine güvenerek balkanlardaki askeri birliklerin bir kısmını terhis etmişti.Osmanlı ordusunun eğitim ve teçhizatı yetersizdi.Osmanlı ordusuna politika bulaşmıştı.Bu nedenle komutanlar arasında anlaşmazlık vardı. Ayrıca İtalya ile savaş devam etmekteydi. Ülke içinde İttihatçı ve İtilafçı adı verilen siyasi gruplar arasında mücadele vardı.

Balkan savaşında Osmanlı orduları kıs sürede bozguna uğradı. Bulgar orduları Çatalca’ya kadar ilerlediler. Savaş devam ederken Sırbistan’ın Adriyatik denizine inmesini istemeyen Avusturya’nın desteği ile Arnavutluk bağımsızlığını ilan etti. Yunan donanması Ege adalarını işgal etti. Bulgarlar İstanbul’a yaklaşınca İngiltere araya girdi. Taraflar Londra da toplanan konferansta bir araya geldiler. Yapılan görüşmelerden sonra Londra anlaşması imzalandı.

Londra Anlaşması(30 Mayı 1913):

*Osmanlı devleti Midye-Enez hattının batısındaki tüm balkan topraklarını balkan devletlerine bırakacaktı.
*Girit ve Ege adalarının geleceğini Avrupalı büyük devletler belirleyeceklerdi.

Bab-ı Ali Baskını(1913):

I.Balkan savaşında uğranılan ağır yenilgi üzerine ittihat ve Terakki partisinin askeri liderleri bir hükümet darbesi yaptılar. Enver, Talat ve Cemal paşalar hükümet merkezini bastılar. Sadrazam Kamil paşa istifa etti. Bu baskın sırasında direnen savunma bakanı Nazım paşa öldürüldü.

İttihat ve Terakki partisi Bab-ı Ali baskını ile ülke idaresine tek başına hakim oldu. 1918 yılı sonuna kadar ülkeyi yönetti. Bu parti demokrasiyi savunmasına rağmen rakip partileri kapattı. Ülkenin kaderini baskını gerçekleştiren üç lider belirledi.

II.Balkan Savaşı (1913):

Balkan devletleri Londra anlaşması ile Osmanlı devletinden aldıkları toprakları aralarında paylaşamadılar. I.Balkan savaşında Osmanlı topraklarından en çok pay alan Bulgaristan’dı. Bu durum Yunanistan ve Sırbistan’ı rahatsız etti. Bu iki devlet Bulgaristan’a karşı ittifak kurdular. Bulgaristan bu ülkelerin kendisine saldıracağını anlayınca ikisine birden savaş açtı. Kara dağ da savaşa katıldı. I.Balkan savaşına katılmayan Romanya Bulgaristan’dan Dobruca bölgesini almak için savaşa katıldı. Bulgaristan’ın yenilmekte olduğunu gören Osmanlı devleti saldırıya geçerek Meriç ırmağına kadar olan doğu Trakya’yı geri aldı. II.Balkan savaşında Bulgaristan yenildi. Balkan devletleri arasında Bükreş anlaşması imzalandı. Bulgaristan; Romanya, Yunanistan ve Sırbistan’a toprak vermek zorunda kaldı. Osmanlı devleti de Balkan devletleri ile ikili anlaşmalar imzaladı. Bunlar;

İstanbul Anlaşması (1913):

II.Balkan savaşından sonra Osmanlı devleti ve Bulgaristan arasında imzalandı. Buna göre;

*İki ülke arasında Meriç ırmağı sınır olarak belirlendi. Ancak Meriç’in batısındaki Dimetoka kasabası Osmanlı devletinde kaldı.
*Bulgaristan’daki Türklerin hakları garanti altına alındı.

Atina Anlaşması (1913):

II.Balkan savaşından sonra Osmanlı devleti ile Yunanistan arasında imzalandı. Buna göre;

*Osmanlı devleti Girit adasının ve Güney Makedonya’nın Yunanistan’a ait olmasını kabul etti.
*Ege adalarının geleceğini büyük devletler belirleyecekti.
*Yunanistan’daki Türklerin hakları garanti altına alındı.

İstanbul Anlaşması (1913):

Sırbistan’la Osmanlı devletinin I.Balkan savaşından sonra sınırı kalmamıştı. Bu nedenle II.Balkan savaşından sonra sadece Sırbistan da kalan Müslümanların haklarını düzenleyen İstanbul anlaşması imzalandı.

4-I.Dünya Savaşı (1914-1918):

a)Savaşın Sebepleri:

I.Dünya savaşının sebeplerini genel ve özel sebepler olarak iki başlıkta toplamak mümkündür. Savaşı genel sebepleri;

*Sanayi inkılabından sonra hızlanan sömürgecilik mücadelesi.
*Fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik ideolojisinin devletler arası dengeyi bozması ve bağımsızlık hareketlerine sebep olmasıdır.

Bu genel sebepler çok sayıda özel sebep ortaya çıkarmıştır. Savaşa katılan her devletin kendine göre bir sebebi bulunmaktadır. Özel sebeplerin bazıları şunlardır;

*İngiltere ile Almanya arasında başlayan ekonomik rekabet.
*Fransa’nın 1871 tarihli “Sedan savaşı” ile Almanya’ya bıraktığı Alsas-Loren bölgesini geri almak istemesi.
*Rusya’nın izlediği Panslavizm politikasını Avusturya-Macaristan’ı tehdit etmesi.
*Denizlerde başlayan üstünlük mücadelesi ve silahlanma yarışı.
*Avrupa devletleri arasında görülen Bloklaşma hareketleri.

İngiltere ile Almanya arasında başlayan sömürgecilik rekabeti Avrupa devletlerini iki gruba ayırdı. Almanya, İtalya ve Avusturya-Macaristan 1881 yılında üçlü İttifak devletleri grubunu oluşturdu. Buna karşılıkta 1907 yılında İngiltere, Fransa ve Rusya üçlü İtilaf devleri grubunu meydana getirdi. Bu gruplar arasındaki çıkar çatışması I.Dünya savaşına sebep oldu.

b)Savaşın Başlaması ve Gelişimi:

Avusturya-Macaristan veliahdı Ferdinand Saraybosna’yı ziyareti sırasında Sırp milliyetçileri tarafından öldürüldü(28 Haziran 1914). Bunun üzerine Avusturya Katillerin teslimi için Sırbistan’a bir aylık süre verdi. Avusturya katilerin Sırbistan’a kaçtığını açıkladı. Sırbistan bu iddiayı reddetti. Bir aylık süre dolunca Avusturya Sırbistan’a savaş açtı. Rusya Sırbistan’ın yanında yer aldı. Almanya Avusturya’nın yanında savaşa katıldı. Almanya savaşa girince İngiltere ve Fransa da Almanya’ya savaş açtılar.

I.Dünya savaşı önce bir Avrupa savaşı idi. Daha sonra Osmanlı devleti, Japonya ve ABD savaşa katılınca dünya savaşına dönüştü. Savaş başladığı sırada İtalya bir süre tarafsız kaldı. İtalya Avusturya ile toprak anlaşmazlığı içerisindeydi. Osmanlı devletinden toprak almak istiyordu. Üçlü İttifakta kalırsa bunları yapamayacaktı. İngiltere İtalya’nın saf değiştirmesi için Osmanlı topraklarından pay vermeyi teklif etti. Bunun üzerine İtalya 1915 yılında İtilaf grubuna geçti. Osmanlı devleti ve Bulgaristan Almanya’nın yanında savaşa katıldılar. Japonya, ABD, Romanya, Sırbistan, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Brezilya gibi devletler ise İtilaf grubu yanında savaşa dahil oldu.

Japonya kısa sürede uzak doğuda bulunan Alman sömürgelerini ele geçirdi ve savaşı 1914 sonunda tamamladı. ABD savaşın başlarında tarafsızlığını açıklamıştı. Ancak İngiltere ve Fransa’ya askeri malzeme satıyordu. Almanya bu gelişmeyi önlemek için Atlas okyanusunda deniz altı savaşına başvurdu. Bu mücadelede ABD nin yolcu gemileri de batırılınca ABD savaşa girmek zorunda kaldı (1917). I.Dünya savaşı devam ederken Rusya da “Bolşevik ihtilali” çıktı (1917). İhtilalde Çarlık rejimi yıkıldı. Komünist yönetim kuruldu. Rusya da iç savaş çıktı. Komünist yönetim ittifak devletleri ile “Brest-Litovsk” anlaşmasını imzalayarak savaştan çekildi. Rusya’nın savaştan çekilmesi üzerine üstünlük Almanya grubuna geçmişti. Ancak ABD nin savaşa girmesi ile bu durum kısa sürdü.

c)Osmanlı Devletinin Savaşa Giriş Sebepleri :

I.Dünya savaşı başladığı sırada Osmanlı devleti tarafsızlığını ilan etti. İtilaf devletleri cephelerin genişlememesi için Osmanlı devletinin tarafsız kalmasını istiyorlardı. Osmanlı devleti tarafsız kalırsa boğazlar üzerinden Rusya’ya yardım gönderebileceklerdi. Sömürge yolları güven içerisinde olacaktı.

Almanya ise Osmanlı devletinin savaşa katılmasını istiyordu. Sebepleri şunlardır;

*Osmanlı devletinin stratejik konumundan yararlanarak İngiltere’nin sömürge yolarını kesmek.
*Osmanlı padişahının Halifelik nüfuzundan yararlanarak İngiltere ve Fransa’nın sömürgelerindeki Müslümanları ayaklandırmak.
*Osmanlı topraklarından hammadde ve Pazar olarak yararlanmak.
*Cepheleri genişleterek yükünü hafifletmek.

Osmanlı devleti siyasi yalnızlık içerisinde kalmak istemiyordu. 19.yy ın sonlarından beri Almanya ile yakınlık içerisindeydi. İngiltere grubunda yer alması mümkün değildi. Çünkü bu devletler 19. ve 20. yy da Osmanlı devletinden büyük toprak parçalarını almışlardı.

Osmanlı devleti ile Almanya 2 Ağustos 1914 de gizli bir ittifak anlaşması yaptılar. Buna göre; Rusya savaşa girerse Osmanlı devleti de savaşa girecekti. Almanya Osmanlı devletini savunacak, askeri uzman ve silah gönderecekti. Osmanlı devleti aynı gün seferberlik ilan etti. İtilaf devletleri Osmanlı devletinin savaşa hazırlandığını anlayınca Osmanlı devletine tarafsız kalırsa kapitülasyonları kaldırmayı ve ekonomik yardım yapmayı teklif ettiler. Osmanlı hükümeti ise savaşa girmemesi için Ege adalarının geri verilmesini, Mısır sorununun çözülmesini ve Kapitülasyonların kaldırılmasını istedi. İtilaf devletleri bu istekleri reddetti.

Osmanlı devleti Balkan savaşlarından yeni çıktığı için savaşa hazır değildi. Hazırlıklarını tamamladıktan sonra savaşa girmek istiyordu. Almanya ise Osmanlı devletinin bir an önce savaşa dahil edip yükünü hafifletmek istiyordu. Akdeniz’de bulunan iki Alman gemisi İngiliz donanması önünden kaçarak Çanakkale’den Marmara’ya girdi. Osmanlı devletinin uluslar arası hukuka göre bu gemileri ya karasuları dışına çıkarması ya da silahsızlandırıp gözetim altına alması gerekliydi. Ancak Osmanlı hükümeti bu gemileri satın aldığını açıkladı. Gemilere “Yavuz “ ve “Midilli” adları verildi. Alman personele Osmanlı üniforması giydirildi. Bu gemiler bir süre sonra Osmanlı donanması ile Karadeniz’e tatbikata çıktı. Bu tatbikat sırasında Rusya’nın Kırım’daki Sivastopol ve Odesa limanlarını bombaladı (29 Ekim 1914). Bunun üzerine Rusya Osmanlı devletine savaş açtı. Rusya’dan sonra İngiltere ve Fransa da Osmanlı devletine savaş açtılar. Böylece Osmanlı devleti bir oldu bitti ile I.Dünya savaşına girmiş oldu. Savaşa giriş nedenleri şunlardır:

*Son dönemlerde kaybettiği toprakları geri almak.
*Kapitülasyonlardan kurtulmak.
*Rusya’yı çökerterek doğuya doğru genişlemek ve Türk birliğini kurmak. (Panturanizmi gerçekleştirmek).
*Güçlü bir Almanya’nın yanında yer alarak siyasi yalnızlıktan kurtulmak.
*İttihat ve Terakki liderlerinin savaşı Almanya’nın kazanacağına inanmaları.

Osmanlı devletinin savaşa girmesinin en önemli sebebi kaybettiği toprakları geri almak istemesidir. Osmanlı devletinin savaşa girmesinin ilk önemli sonucu cephelerin genişlemesi olmuştur.

d)Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler:

Osmanlı devleti ilk olarak doğu Anadolu da Ruslarla savaşa başladı. Savaşın gelişimi içerisinde İtilaf devletleri Çanakkale, Basra, Yemen, Hicaz, Sina-Filistin cephelerini açtılar. Osmanlı devleti Balkanlara müttefiklerine yardım amacıyla asker gönderdi. Osmanlı devletinin savaştığı önemli cepheler şunlardır:

Kafkas Cephesi:

Kafkas cephesini Ruslar açtılar. Osmanlı ordusu Rus taarruzunu başarı ile durdurdu. Bir süre sonra başkomutan vekili Enver paşa Türk birliğini kurmak amacıyla Rusya’ya karşı taarruz başlattı. Ancak Osmanlı ordusu olumsuz iklim koşullarının etkisi ile başarılı olamadı. Sarı kamış ta 90 bin dolaylarında asker donarak öldü. Ruslar 1916 yılında doğu Anadolu da Erzurum, Trabzon, Erzincan, Muş, Bitlis ,Van gibi vilayetleri işgal etti. Ruslar bölgedeki Ermenileri ayaklandırdı. Mustafa Kemal paşa 16. kolordu ile Ruslardan Muş ve Bitlis’i geri aldı (1916). Rusya da 1917 de Bolşevik ihtilali çıkınca Rus orduları doğu Anadolu’yu terk ettiler. Rusya 1918 de imzalanan Brest-Litovsk anlaşması ile Berlin anlaşması ile aldıkları, Kars, Ardahan ve Batum’u Osmanlı devletine geri verdi.

Çanakkale Cephesi:

Bu cepheyi İngiltere ve Fransa devletleri açmıştır.

Sebepleri şunlardır:

*Boğazları ele geçirerek müttefikleri Rusya’ya yardım ulaştırmak.
*Osmanlı devletinin başkentini alarak bu devleti savaş içerisinde çökertmek.
*Osmanlı devletinin Almanya ile bağlantısını kesmek.
*Osmanlı devletini çökerterek sömürge yollarına yönelik Osmanlı-Alman tehdidini yok etmek.
*Balkan devletlerini savaşa çekmek.

İngiltere ve Fransa Çanakkale’yi önce denizden geçmek istediler. Bu amaçla 19 Şubat 1915 tarihinden itibaren Çanakkale’deki Türk savunma birliklerini denizden ve havadan bombalamaya başladılar. Uzun bir bombardımandan sonra 18 Mart ta boğazı geçmek için harekete geçtiler. Ancak ağır bir yenilgiye uğradılar.

İtilaf devletleri boğazları denizden geçemeyince karadan geçmeye karar verdiler. Bu amaçla 25 Nisan 1915 tarihinde Gelibolu yarımadasına Seddülbahir ve Arıburnu kıyılarından çıkarma yaptılar. Bu olayla Çanakkale de kara savaşları başladı. Çanakkale’deki savaşlara Mustafa Kemal paşa 16. kolordu komutanı olarak katıldı. Kara muharebelerinin en şiddetlisi Anafartalar bölgesinde gerçekleşti. Mustafa Kemal paşa Anafartalar muharebelerinde grup komutanlığı yaptı. İtilaf devletleri Anafartalarda yenildikten sonra bir süre daha siper savaşları görüldü. Sonunda itilaf devletleri yenilerek bölgeden çekilmek zorunda kaldı.

Savaşın Sonuçları:

*İtilaf devletleri yenilince sömürgeleri altında bulunan uluslar bağımsızlık hareketlerine yöneldiler. Yenilmez olduğu düşünülen batılı devletleri doğulu bir milletin yenmesi sömürge ulusları bağımsızlık hareketlerine yöneltti.
*I.Dünya savaşının süresi 2 yıl uzadı.
*I.Dünya savaşının en ağır mal ve can kaybı yaşandı.
*Müttefiklerinden yardım alamayan Rusya da iç ihtilal çıktı, Çarlık rejimi yıkıldı ve Rusya savaştan çekildi.
*Mustafa Kemal’i Türk ve dünya kamuoyu tanıdı. Bu başarı Mustafa Kemalin kurtuluş savaşının lideri olmasına sebep oldu.
*Osmanlı devletinin ömrü uzadı.

Kanal Hareketi:

Osmanlı devleti ve Almanya Süveyş kanalını ele geçirip İngiltere’nin sömürge yollarını kesmek istediler. Bu amaçla 1915 yılında Cemal paşa idaresindeki kuvvetler iki defa Süveyş kanalına taarruz yaptılar. Ancak başarılı olamayarak geri çekildiler.

Irak Cephesi(Basra Cephesi):

Irak cephesini İngilizler açmıştır. Amaçları;

*Iraktaki zengin petrol yataklarını ele geçirmek,
*Osmanlı ordusunun İran ve Hindistan’a doğru ilerlemesini engellemek,
*Kuzeye doğru ilerleyerek Kafkasya’daki, Rus birliklerine yardım ulaştırmaktır.

İngilizler savaş başlar başlamaz Basra’ya asker çıkardılar. Osmanlı ordusu 1915 tarihinde Kutü-l Amare de yapılan meydan savaşını kazandı. Ancak İngilizler bu yenilgiden sonra bölgeye daha çok sayıda askeri birlik sevk ettiler. İngiliz kuvvetleri 1916 tarihinden itibaren Basra’dan kuzeye doğru ilerlemeye başladılar. 1917 de Bağdat düştü. Mondros ateşkesi imzalandığı sırada İngiliz kuvvetleri Musul önlerine kadar ilerlemişlerdi.

Sina-Filistin ve Suriye Cephesi:

Kanal hareketinden sonra İngilizler Sina üzerinden karşı saldırıya geçtiler. Bu cephedeki muhabereler sırasında Şerif Hüseyin’e bağlı Arap kuvvetleri de İngilizlerin yanında yer aldı. Yıldırım orduları denilen Osmanlı kuvvetleri Şeria savaşlarında büyük başarı kazandı. Ancak 1917 de Kudüs düştü. İçinde Mustafa Kemalinde bulunduğu Osmanlı komutanları orduyu Suriye’ye çektiler. Suriye’de de Arap halk Osmanlı ordusuna savaş açınca Osmanlı ordusu Halep’in kuzeyine kadar çekildi. 7.ordu komutanı olan Mustafa Kemal birliklerini düzenli şekilde geri çekmeyi başarmıştı. Bu birlikler İngiliz kuvvetlerini Halep’in kuzeyinde durdurmayı başarmıştır.

NOT:Sina-Filistin ve Hicaz cephelerinde yapılan savaşlar sırasında bazı Müslüman Arap gruplar Osmanlı devletine karşı ayaklandılar. İngiliz ordusu ile birlikte Osmanlı ordusuna karşı savaştılar. Bu gelişme İslamcılık ideolojisinin iflas etmesine sebep oldu.

Yemen-Hicaz Cepheleri:

Bu cephelerde İngiliz birlikleri ile savaşıldı. İngilizler bağımsızlık vaadi ile bölgedeki bazı Arap aşiretlerini ayaklandırdılar. Hicaz demiryolunu tahrip ettiler. Hicaz da bulunan Osmanlı komutanı Fahrettin paşa yardım alamamasına rağmen kutsal toprakları Mondros ateşkesine kadar savundu.

Galiçya, Makedonya ve Romanya Cepheleri:

Osmanlı devleti bu cephelere müttefikleri Bulgaristan ve Avusturya’ya yardım için asker gönderdi. Osmanlı ordusu bu cephelerde; Rusya, Romanya, Sırbistan ve Fransa’ya karşı savaştı.

E)Savaşın Sona Ermesi:

ABD nin savaşa girmesinden sonra dengeler değişti. ABD Avrupa cephelerine bir milyon asker sevk etti. Almanya müttefiklerine yardım gönderemez oldu. ABD başkanı Wilson’un savaştan sonra kurulacak dünya düzenin şartları ile ilgili ilkeleri savaşı kaybetmek üzere olan ittifak devletlerinin savaştan çekilme politikasına yönelmelerine sebep oldu. Wilson ilkelerinde savaştan sonra yenenlerin yenilenlerden toprak ve savaş tazminatı almayacakları devletlerin sınırlarının milliyet prensibine göre belirleneceği hükümleri vardı. Savaştan ilk olarak Selanik ateşkes anlaşması ile Bulgaristan çekildi. Bulgaristan savaştan çekilince Almanya ile Osmanlı devletinin kara bağlantısı kesildi. İttihat ve Terakki hükümeti istifa etti. Yeni hükümeti kuran Ahmet İzzet paşa ülkeyi savaştan çekmeye karar verdi. Mondros ateşkes anlaşması imzalandı. Osmanlı devletinden sonra Avusturya “Villa justi” ateşkesi Almanya ise”Rethondes” ateşkes anlaşması ile savaştan çekildiler. Böylece I.Dünya savaşını İtilaf devletleri kazandı.

Savaşı İttifak devletlerinin kaybetmesinin temel sebepleri şunlardır:

*Almanya’nın güçlü bir kara devleti olmasına rağmen denizlere hakim olmaması ve yeterli sömürgeye sahip bulunmaması.
*Almanya’nın müttefiklerinin sanayileşmemiş zayıf ekonomilere sahip olmaları.
*İngiltere grubunda bulunan devletlerin geniş sömürgelerinin bulunması sanayileşmiş devletler olmaları.
*İngiltere grubunda daha çok sayıda devletin yer alması.

Savaştan sonra Paris barış konferansı toplandı. Bu konferansta; Almanya’ya Versay, Avusturya’ya Sen Germen, Macaristan’a Triyanon, Bulgaristan’a Nöyyi, Osmanlı devletine ise Sevr barış anlaşmaları imzalatıldı. Bu anlaşmalarla mağlup devletlerin hepsi ağır toprak kayıplarına uğradılar. Savaş tazminatları ödemek zorunda kaldılar. Askeri güçleri sınırlandırıldı.

I.Dünya savaşından sonra Avusturya-Macaristan, Osmanlı ve Rus imparatorlukları dağıldı. Avrupa ve Orta doğu haritası değişti. Avrupa da Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Macaristan ve Finlandiya gibi çok sayıda yeni devlet kuruldu. Savaştan sonra sömürgecilik daha da yaygınlaştı. Yenilen devletlere imzalatılan ağır şartlı anlaşmalar II.Dünya savaşının sebebini oluşturdu.

Osmanlı devleti Mondros ateşkesini imzaladıktan sonra İtilaf devletleri Türk topraklarını işgal ettiler. İşgaller I.Dünya savaşı devam ederken yapılan gizli paylaşma tasarılarına göre yapıldı. İşgaller Mondros ateşkesinin 7. maddesine dayandırıldı. Osmanlı hükümetinin işgaller karşısında sessiz kalması Türk milletinin Mustafa Kemal liderliğinde Kurtuluş savaşını başlatmasına sebep oldu. Kurtuluş savaşının kazanılması Sevr anlaşmasının uygulanmasına fırsat vermedi. 1923 yılında imzalanan Lozan anlaşması ile Osmanlı imparatorluğunun Anadolu’daki torakları üzerinde Türkiye Cumhuriyeti kuruldu.

NOT:Osmanlı devleti Mondros ateşkes anlaşması ile fiilen sona ermiştir. Hukuken sona ermesi ise İç hukukta 1 Kasım 1922 de saltanatın kaldırılması uluslararası hukukta ise Lozan barış anlaşmasının imzalanması ile gerçekleşmiştir. Böylece dünyanın gelmiş geçmiş en büyük imparatorluklarından biri ve Türk tarihinin en uzun ömürlü devleti sona ermiştir.

Osmanlı devletinin yıkılmasından sonra hakim olduğu topraklarda sömürgeci devletler 20 yıl zor kalabilmişlerdir. Osmanlı toprakları üzerinde günümüzde 50 dolayında devlet bulunmaktadır. Osmanlı devleti yıkıldıktan sonra bu topraklarda yaşayan milletler barışa, huzura, adalete ve ekonomik refaha hasret kalmışlardır. Bu bölgeler sürekli çatışma sahası olmuştur. Osmanlı devletinden daha iyi yöneteceğini iddia eden batılı devletler kısa süre sonra bölgeden çekilmek zorunda kalmışlardır. Ancak bölgeyi sömürebilmek için suni sınırlar oluşturmuşlardır. Böl, parçala ve yönet politikasını uygulamışlardır. Günümüzdeki Türkiye Cumhuriyeti devleti Osmanlı devletinin temel mirasçısıdır.

OSMANLI KÜLTÜR VE UYĞARLIĞI

A-OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI VE YÖNETİMİ:


1-Osmanlı Devlet Anlayışı:

Osmanlı devleti T.Selçuklularının mirasçısı olarak ortaya çıkmıştır. Osmanlılar hem Türk, hem de İslam devletidir. Osmanlıların devlet anlayışları, Türk töreleri ve İslam dini kurallarına göre şekillenmiştir. Osmanlılar üç kıta üzerinde hakimiyet kuran bir dünya imparatorluğudur. Hakim olduğu topraklardaki tüm toplulukları adaletle yönetmeyi kutsal bir görev olarak benimsemişlerdir.

Osmanlı devlet anlayışına göre; Tebaa, tanrının hükümdarlara adaletle yönetilmek üzere verilmiş kutsal bir emanetidir. Hükümdara yönetme yetkisi Tanrı tarafından verilmiştir. Bu nedenle Tebaa (Vatandaş) hükümdar otoritesine tabi olmak zorundadır. Hükümdar devlet yönetimini adalete dayandırmalıdır. Yönetim adalete dayanırsa tebaa huzurlu ve mutlu olur. Ülkede üretim ve bolluk meydana gelir. Üretim ve bolluk ise devlete vergi kaynağı oluşturur. Vergi hükümdarın güçlü ordular oluşturmasını ve halka hizmet götürmesini sağlar. Osmanlı devlet anlayışında bu kavramlara “Hakkaniyet Çemberi” denir.

Osmanlılar devleti, tanrının kullarına hizmet etmek üzere oluşturulmuş organizasyon olarak görürlerdi. Tanrının kullarına adalet dağıtan ve hizmet eden bir devlet oldukları içinde kıyamete kadar yaşayacaklarına inanırlardı. Osmanlılar kendilerini “Devlet-i Ebed Müddet” olarak tanımlarlardı.

Hunlar, Göktürkler ve Büyük Selçuklular gibi Türk devletlerinde görülen “Cihan Hakimiyeti” anlayışı Osmanlılarda da görülür. Osmanlılar bir Türk devleti oldukları kadar, bir İslam devleti özelliğine de sahiplerdi. Kuruluşlarından yıkılışlarına kadar İslam dini kurallarını yeryüzüne hakim kılma politikası izlemişlerdir.

Osmanlı devleti “merkezi karakterli” bir devlettir. Diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi ülke hanedan üyeleri arasında paylaşılmamıştır. Tek bir padişah otoritesi ülkeye hakim olmuştur. Osmanlı devletinin diğer Türk devletlerine göre uzun ömürlü olmasının en önemli sebebi, merkezi karakterli olmasıdır. Osmanlı devletinde padişah Bayrak gibi kutsaldır. Bu kutsallık devletin padişahın şahsında şekillenmesinden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devlet anlayışında adalet kadar dini hoşgörü de önemli bir özelliktir. Osmanlıların üç kıta üzerinde değişik ırktan ve dinden insanları yüzlerce yıl yönetmeleri adalete verdikleri önem ve dini hoşgörüden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devletinin hakim olduğu topraklar tarihi Roma imparatorluğunun toprakları idi. Osmanlı devletin de Roma imparatorluğunda görülen ırkçılık ve sınıf kavramı görülmez. Osmanlı devletinin ırkçılık ve sınıf kavramına karşı çıkması, tüm milletleri eşit tutması, eski Roma topraklarına hakim olmasını kolaylaştırmıştır. Osmanlı devleti sömürgeci bir devlet değildir. Dünyadaki çağdaşlarında görüldüğü gibi sömürge(Müstemleke) ve Anavatan ayırımı görülmez. Osmanlılar hakim oldukları tüm toprakları vatan olarak görmüşlerdir. İmkanları ölçüsünde tüm topraklarda eşit imar ve inşa faaliyetlerinde bulunmuşlardır.

Padişahlar ve Hakimiyet Anlayışı:

Osmanlı devleti de diğer Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi bir hanedan devleti idi. Osmanlılarda yönetme yetkisi Osmanlı ailesine aitti. Osmanlılarda ilk dönemlerde tahta geçiş şeklini belirleyen bir veraset yasası yoktu. Hükümdarlar devlet yöneticilerinin (Ümera ve Ulema) desteğini alarak tahta çıkıyorlardı. Veraset yasası olmaması sebebiyle, Osmanlılarda da şehzade denilen hanedan üyeleri arasında taht kavgaları yaşanmıştır.

Osmanlı devletinde bazı padişahlar taht kavgalarını önlemek ve merkezi otoriteyi artırmak amacıyla yeni düzenlemeler yapmışlardır. I.Murat, Ülke padişah ve oğullarına aittir kuralını getirmiştir. Bu yenilikle hanedanın tüm üyeleri tahta geçme hakkını kaybetmiştir. Hükümdarlık hakkı sadece padişahın oğullarına geçmiştir. Fatih sultan Mehmet düzenlettiği Fatih kanunnamesinde, “Kardeş katli yasası”na yer vermiştir. Bu yasa ile tahta geçen hükümdar taht kavgaları ile ülkenin parçalanmasını önlemek için kardeşlerini idam ettirme hakkını elde etmiştir. Osmanlı tarihinin gerçek veraset yasasını, I.Ahmet düzenletmiştir. Bu düzenlemeye göre Tahta “Ekber ve Erşed” olan geçebilecekti. Yani tahta geçme hakkı hanedanın en büyük ve olgun olanına verilmiştir. Bu düzenlemeden sonra Osmanlı devletinin ilk dönemlerinde görülen taht kavgaları azalmıştır.

Osmanlı hükümdarları ilk dönemlerde bey ve gazi ünvanını kullanırlardı. Daha sonraki dönemlerde; Sultan, Hüdavendiğar, Devletlu, Han, Hakan, Padişah gibi ünvanları kullanırlardı. Yavuz Sultan Selim’den itibaren Osmanlı padişahları Halifelik ünvanını almışlardır. Bu olay Osmanlıların teokratik yapısını güçlendirmiştir. Osmanlı padişahlarının tahta çıkmalarına “Cülus” adı verilirdi. Osmanlı padişahları tahta çıkarken “Kılıç Alayı” düzenlenirdi. Kılıç Alayı töreni Eyüp Sultan camii önünde yapılırdı. Padişahların hükümdarlık alametleri; Hutbe okutmak, Para bastırmak, Mehter çaldırmak, Bayrak ve Sancaklar, Tuğları, Tuğra denilen mühürleri, Otağ denilen çadırlarıdır.

Osmanlı padişahları kendilerine yönetme yetkisinin tanrı tarafından verildiğine inanırlardı. Yaptıklarından dolayı kendilerini sadece tanrıya karşı sorumlu hissederlerdi. Teorik olarak yetkileri sınırsızdı. Ancak pratikte İslam dini kuralları ve Türk törelerinin dışına çıkamazlardı. Padişahların yasama, yürütme ve yargı ile ilgili geniş yetkileri vardı. Tüm devlet yöneticileri padişah adına yetki kullanırdı. Ülkedeki tüm vatandaşlar padişahın kulları olarak görülürdü. Padişahların ülke idaresi ile ilgili çıkarttıkları kanunlara “Ferman” veya “Hattı Hümayun” adı verilirdi. Tüm emir ve buyrukları kanun yerine geçerdi. Fermanlar Türk örf ve adetlerine göre çıkartılırdı. Bu fermanlar İslam dini kurallarına aykırı olamazdı.

Osmanlı devletinde padişah adayı şehzadeler temel eğitimlerini sarayda tamamlarlardı. Temel eğitim bittikten sonra, Anadolu’daki sancaklara vali olarak atanırlardı. Şehzadelerin yanında “Lala” ünvanlı öğretmenler bulunurdu. Bu öğretmenler Şehzadeleri askeri ve idari konularda yetiştirirlerdi. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesinin amacı, devlet yönetimini uygulamalı olarak öğrenmelerini ve tecrübe kazanmalarını sağlamaktı. Şehzadelerin sancaklara gönderilmesi uygulaması 16.yy’ın sonlarından itibaren terk edilmiştir. Sancakta yetişen son padişah III.Mehmet’tir. I.Ahmet şehzadelerin sancağa gönderilmesi uygulamasını kaldırmış ve “Kafes usulü” denilen sarayda gözetim altında tutulması uygulamasını başlatmıştır.Şehzadeler 1603 tarihinden itibaren, saraydaki dairelerinde hapsedilmeye başlanmışlardır. Bu uygulama şehzadelerin bilgi ve görgülerini artırmalarına engel olmuştur. Şehzadelerin bazılarının psikolojisi bozulmuştur. Şehzadeler halktan kopmuşlar ve dünyadaki gelişmelerden habersiz kalmışlardır. Bu şartlarda yetişen şehzadeler tahta çıkınca devlet yönetiminde başarılı olamamışlardır. Devlet yönetimine cahil harem ağaları, saray kadınları karışmaya başlamışlardır. Kuruluş ve Yükselme döneminde yetişen yetenekli padişahlar 16.yy ın sonlarından itibaren görülmez olmuştur.

Osmanlı padişahları ve şehzadeleri iyi bir eğitimden geçirilirlerdi. Tüm hanedan üyeleri Arapça ve Farsça’yı anadilleri gibi bilirlerdi. Fatih Sultan Mehmet 6 dil öğrenmişti.Bu dillerde bilim adamlarıyla tartışmalar yapabiliyordu. Osmanlı şehzadeleri mutlaka bir sanat öğrenerek yetişirlerdi. Osmanlı padişahlarının bir çokları şair ve müzisyendi. Fatih “Avni”, Kanuni “Muhibbi”, mahlasları ile şiirler yazmışlardır. III.Selim müzisyendi. Suzidil makamını III.Selim bulmuştur. Padişahların özel hayatları sarayın “harem” bölümünde geçerdi. Padişah devlet adamlarını “Arz odası”nda kabul ederdi.

2-Merkez Teşkilatı:
a)Saray:

Osmanlı devletinde saray; hem devlet yönetim merkezidir, hem de padişahların yaşadıkları evleridir. Osmanlılarda kuruluş döneminde saray teşkilatları Bursa ve Edirne de yaptırılan saraylarda şekillenmiştir. Fatih İstanbul’u fethettikten sonra Top kapı sarayını yaptırmış ve burası devletin yönetim merkezi olarak düzenlenmiştir. Osmanlı devleti, 1854 tarihinde Dolma bahçe sarayının tamamlanmasına kadar Topkapı sarayından yönetilmiştir.

Topkapı sarayı genel idari yapı olarak iki bölümden oluşur. Bunlar; Enderun ve Birun bölümleridir. İki bölümü, Babü’s-sade denilen kapı birbirine bağlardı.

Enderun:

Enderun kelime olarak iç demektir. Topkapı sarayının Enderun bölümünde; Enderun adlı saray okulu ve Harem-i Hümayun bulunur. Enderun okulunu Fatih açmıştır. Bu okulda devşirme kökenli öğrenciler yaparak ve uygulayarak eğitilirlerdi. Devşirme kökenli öğrencilerin yeteneklileri saray okullarını bitirdikten sonra Enderun adlı Üniversiteye gönderilirlerdi. Enderun siyasal bilgiler fakültesi, Askeri akademi ve Güzel sanatlar fakültesi özelliklerini taşırdı. Enderun da öğrenciler Oda denilen hizmet bölümlerinde eğitilirlerdi. Enderun’un küçük oda ve Büyük oda denilen bölümlerinde teorik eğitim verilirdi. Bu odalardan sonra öğrenciler; Hazine, Kiler, Has oda ve Seferli odasına dağıtılırlardı.

Hazine odasında görev yapanlar, padişahın özel hazinesine ve değerli eşyalarına bakarlardı. Kiler odası, sofra hizmetlerine bakardı. Seferli odası, 17 yy da oluşturulmuştur. Musuki Şinaslar ,Taklitçiler ve Berberler padişaha hizmet sunarlardı. Has oda mensupları; padişahın giyim, kuşam ,temizlik ve devlet yönetimi ile ilgili hizmetlerini yaparlardı. Has oda, Enderun’un en yüksek rütbeli görevlilerinin bulunduğu bölümdür. Devlet yöneticileri ile padişah arasındaki iletişimi sağlamakla görevliydiler. Has odayı bitirenler padişah tarafından önemli devlet yöneticiliklerine atanırdı.

Enderun, Osmanlı kul sistemine eleman yetiştiren bir okuldu. Osmanlılar merkezi otoriteyi güçlendirmek için Devşirme sistemine dayalı kul sistemini oluşturmuştur. Enderun’u bitirenler Harem de yetişen kızlarla evlendirilirdi. Halktan kız almazlardı. Enderun’dan yetişen yöneticiler Taşraya gönderildikleri zaman yerli hakla kaynaşıp orada kök salamazlardı.Padişahın otoritesini taşrada temsil ederlerdi.

Osmanlıların Enderun’u açmaktaki temel amaçları; devlete nitelikli vali, komutan, mimar ve sanatkar yetiştirmekti. Enderun’a devşirme kökenlilerin alınması ise merkezi otoriteyi koruyacak yöneticiler yetiştirme amacına yönelikti. Osmanlı hanedanı, yönetimde güçlü Türk ailelerinin etkili olmasından çekinmiştir. Bu nedenle kul sistemine yönelmişlerdir.

Harem:

Harem; padişahın eşleri, çocukları, valide sultan denilen Anneleri ve Cariye denilen çok sayıda hizmetçi genç kızla birlikte yaşadıkları bölümün adıdır. Harem padişahların evi özelliğindedir. Osmanlı hareminde yükselme döneminde bin dolayında cariye denilen genç kız bulunurdu. Bu genç kızlar Kırım, Kafkasya bölgesinden getirilirdi. Harem de genç kızlara dokuz yıllık süre içerisinde; Türkçe, İslam dini kuralları, Musuki,Terzilik, Raks, çocuk bakıcılığı, saray adabı konularında eğitim verilirdi. Haremin idaresinden birinci derecede padişahların anneleri(Valide Sultan) sorumluydu. Haremin güvenliğini Harem ağaları sağlardı. Harem de eğitim süresi dokuz yıldı. Dokuz yıl sonra isteyenler saraydan ayrılabilirlerdi. Ayrılmak istemeyenler ise sarayın kızı olarak kalırlardı. Padişahlar bu genç kızların tüm evlilik masraflarını karşılarlardı.

Harem saraydaki Enderun adlı okulun kız bölümü özelliğindedir.Enderun mezunları genellikle harem de yetişen kızlarla evlendirilirdi. Bu uygulama kul sistemini tamamlardı. Osmanlı padişahları da haremden kız alırlardı.

Birun:

Birun kelime olarak dış manasına gelir. Topkapı sarayının Birun bölümünde; Divan teşkilatı, Kapıkulu ordusu, devlet hizmetleri ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlar yer alırdı. Topkapı sarayı yaklaşık 30 bin kişilik devlet görevlisinin çalıştığı bir kampüs özelliğindeydi.

b)İstanbul’un Yönetimi:

Osmanlıların kuruluşlarından sonra başkent olarak kullandıkları önemli kentler; Bursa, Edirne ve İstanbul’dur. Fatih döneminde başkent İstanbul’a taşınmıştır. Osmanlı padişahları İstanbul’u kısa sürede bir Türk-İslam şehrine dönüştürmüşlerdir. Osmanlılar İstanbul için genellikle Dersaadet (Mutluluk evi) ve İslambol adlarını kullanmışlardır.

İstanbul başkent olduğu için özel bir yönetimi vardı. İstanbul da güvenlikten Yeniçeri Ağası sorumluydu. Belediye işlerine Şehremini(Şehir emini) bakardı. İmar ve İnşa işlerine Baş Mimar bakardı. İstanbul’un adalet işlerini Taht kadısı yürütürdü. Ayrıca şehrin genel yönetiminin kontrolünden Sadrazam sorumluydu. Devlet yöneticilerinin en yüksek rütbelileri İstanbul da görev yapabilirlerdi. Taşra eyaletlerinde kadılık, Defterdarlık, Öğretmenlik gibi görevler yapılmadan İstanbul da görev yapılamazdı.

c)Divan-ı Hümayun:

Osmanlılarda divan teşkilatı Orhan bey zamanında oluşturulmuştur. Bu teşkilat Osmanlılara T.Selçuklularından geçmiştir. Divan teşkilatı Osmanlılarda; hem en yüksek yönetim organı, hem de en yüksek mahkeme özelliklerine sahiptir. Günümüzdeki bakanlar kurulunun yaptığı görevleri yürütürdü. İmparatorluğun tüm vatandaşlarının yönetim ve hukuk konularında haksızlıkla karşılaşmaları halinde başvurabilecekleri en yüksek makam, Divan-ı Hümayundu.

Divan teşkilatının Orhan Bey zamanındaki üyeleri padişah, Vezir ve Bursa kadısından oluşuyordu. Zaman içerisinde divan üyelerinin sayısı artmıştır. Bu olayın sebebi sınırların genişlemesi ile yeni idari ihtiyaçların ortaya çıkmasıdır. Divan teşkilatı Fatihin düzenlettiği “kanunname-i Ali Osman” adlı yasalarla klasik şeklini almıştır. Fatih kanunnamesi, divan üyelerini ve bu üyelerin görev ve sorumluluklarını ayrıntılı şekilde belirlemiştir.

Divan-ı Hümayuna Fatihe kadar padişahlar başkanlık yaparlardı. Fatihten itibaren divan sadrazam başkanlığında toplanmaya başlamıştır. Fatih divan toplantılarını izlemek üzere “Kasr-ı adl” denilen bir gizli oda yaptırmıştır. Bu tarihten sonra sadrazamlar divan toplantılarından sonra arz odasına giderek divanda alınan kararlar hakkında padişahlara bilgi vermişlerdir. Fatihe kadar divan haftanın her günü toplanırdı. Fatihten itibaren haftada dört gün toplanmaya başlamıştır. Divanda alınan kararlar padişahın onayından sonra yürürlüğe girerdi. Divan toplantıları sabah namazından sonra başlar ve öğleyin biterdi. Divanın kayıtlarının tutulması, divan toplantılarının düzenlenmesi “Reis-ül küttap” adlı yöneticinin göreviydi. Divanda çok sayıda katip ve Tercüman görev yapardı. Divanda alınan kararlar “Mühimme” denilen defterlere kayıt edilirdi.

Divan üyeleri padişaha ait yetkileri kullanan üç kolun temsilcilerinden oluşurdu. Bunlar; İlmiye, Seyfiye ve Kalemiye kollarıydı. Sadrazam, Vezirler, Yeniçeri ağası, Kaptan-ı Derya, Defterdar, Nişancı ve Kazaskerler Divan-ı Hümayunun üyeleridir. Bu üyeler, üç kolu temsilen divanda yer alırlardı.

İlmiye (Ehl-i Şer):

İlmiye; Adalet, Eğitim, Din hizmetleri ve Vakıfların yönetiminden sorumlu olan koldur. İlmiye sınıfında; Kadılar, Öğretmenler, Müftüler, İmam ve Vaizler yer alırdı. İlmiye sınıfının başı Şeyhülislamdı. İlmiyenin Divandaki temsilcisi Kazaskerlerdi.

Şeyhülislam:Fatih kanunnamesine göre İlmiye sınıfının başı Şeyhülislamdı. Şeyhülislam, Fatih kanunnamesine göre rütbece Sadrazama denkti. Bu nedenle Şeyhülislam sadrazamın başkanlık yaptığı divanın daimi üyesi değildi. Divanda ilmiye sınıfı adına Şeyhülislamın yardımcıları olan Kazaskerler bulunurlardı. Osmanlı devletinde Şeyhülislamın temel görevi Fetva vermekti. Osmanlılar İdari ve askeri faaliyetlerin İslam dini kurallarına uygun olmasına özen gösterirlerdi. Bu konularda Şeyhülislamın görüşüne başvurulurdu. Şeyhülislam da kendisine bağlı uzmanlar aracılığı ile “Fetva” denilen yazılı açıklamalar yapardı. Osmanlı devlet yönetiminde Şeyhülislamın etkili bir konumu vardı. Şeyhülislam fetvaları padişahları dahi tahttan indirmede etkili olmaktaydı.

Kazasker:Osmanlı divanında İlmiye sınıfını temsil eden iki kazasker bulunurdu. Bunlar Anadolu ve Rumeli Kazaskerleriydi. Rumeli kazaskeri rütbece daha yüksekti. Kazaskerler divanda adalet, eğitim ve din hizmetlerini yürütürlerdi. Kadıların, Öğretmenlerin,Müftülerin atanması, özlük hakları ile ilgili çalışmaların yapılması gibi hizmetler kazaskerlerce yürütülürdü. Vakıfların yönetimi kazaskerlerin sorumluluğundaydı. Kazaskerler imparatorluğun en yüksek yargıçlarıydı. Kazaskerlerin adaletle ilgili verdiği kararlar kesindi. Kadıların idamla ilgili kararları mutlaka kazaskerlerin onayından geçerdi.

Kazaskerler günümüzdeki adalet, Milli Eğitim,Kültür bakanlıkları ile Diyanet işleri başkanlığı ve Vakıflar genel Müdürlüğünün yaptığı görevleri yaparlardı. İlmiye sınıfından olanlar genellikle Türk soyundan gelirlerdi. Devşirme kökenliler ilmiye sınıfında görev yapamazlardı.

Seyfiye(Ehl-i Örf—Ehl-i Kılıç):

Seyfiye, Arapça seyf (Kılıç)kelimesinden gelir. Seyfiye’nin iki ana görevi vardır. Devlet idaresi ve Askerlik işleridir. Tüm ordu mensupları seyfiye sınıfını oluşturur. Seyfiye sınıfı padişahın koyduğu Örfi kuralların uygulanmasından sorumludur. Yetkilerini örfi kanunlardan alırlar. Bu grup padişahın kulları olarak kabul edilir. Seyfiye’yi temsil eden divan üyeleri şunlardır:

Sadrazam:Padişahın mutlak vekilidir. Divanın başkanıdır. Padişahın mührünü taşıma ve kullanma hakkına sahiptir. Tüm devlet yöneticilerinin amiridir. İmparatorluğun padişahtan sonra en yetkili yöneticisidir. Sadrazam sefere çıkarsa “Serdar-ı Ekrem” unvanını kullanır. Devlet yöneticilerinin ulaşabilecekleri en yüksek makamdır.

Vezirler:Vezirler sadrazamın yardımcısıdırlar. Belirli bir görevleri yoktur.Sadrazam hangi görevi verir ise onu yaparlar. Günümüzdeki devlet bakanları ile benzer özelliklere sahiptirler. Sayıları ihtiyaçlara göre azalmış yada çoğaltılmıştır. Vezirlerin de kendi aralarında rütbe sıraları vardı. 1.Vezir genellikle sadrazam olurdu.

Yeniçeri Ağası:Kapıkulu ordusunun yönetiminden sorumludur.

Kaptan-ı Derya:Kaptan-ı Derya donanmanın komutanıdır. Denizlerin güvenliğinden ve donanmanın yönetiminden sorumludur. Ayrıca adaların genel valisidir. İstanbul da bulunduğu dönemlerde divan toplantılarına katılırdı.

Kalemiye (Ehl-i Kalem):

Divan-ı Hümayunda ve Eyaletlerde devletin her türlü resmi kayıtlarını tutan, iç ve dış yazışmaları yapan memurların bulunduğu kola Kalemiye denilmiştir. Kalemiye sınıfı üç önemli defter tutardı. Bunlar; Tahrir defterleri, Mühimme defterleri ve Şeriye Sicilleri(Kadı sicilleri) dir.

Tahrir defterlerinde Tapu sicil, Vergi ve Nüfus kayıtları bulunurdu. Mühimme defterlerinde divan kayıtları bulunurdu. Şeriye sicilleri defterlerinde ise Mahkeme kayıtları bulunurdu.

Kalemiye devlet bürokrasisini oluştururdu. Kalemiyenin üyeleri genellikle Müslüman ailelerden gelmekteydi. Kalemiyede çalışan memurlar devlet dairelerinde usta çırak ilişkisine göre yetişirlerdi. Kalemiye’den yetişen memurların ulaşabilecekleri en yüksek makamlar Defter eminliği, Reis ül Küttaplık, Defterdarlık ve Nişancılık makamlarıdır.

Kalemiye sınıfının Divandaki üyeleri Defterdar ve Nişancıdır.

Defterdar:Defterdar maliye işlerine bakardı. Vergilerin toplanması, Yıllık bütçe yapılması, para bastırılması ve hazinede toplanan kaynakların kanunlara uygun olarak ilgili devlet birimlerine aktarılması görevleri defterdara aitti. Osmanlılarda genellikle Anadolu ve Rumeli defterdarları olarak iki defterdar görev yapmıştır. Baş defterdar olan Rumeli defterdarı sadrazama karşı sorumluydu. Defterdara bağlı olarak Ruznamçe kalemi, Maliye emirleri kalemi, Gelir ve Gider kalemleri, Tarihçi kalemi gibi çeşitli kalemler vardı. Eyaletlerde de defterdarlar bulunmaktaydı.

Nişancı(Tevkii):Nişancı padişah adına iç ve dış yazışmaları yapardı. Padişah fermanlarını hazırlar ve padişahın Tuğra denilen imzasını çekerdi. Ayrıca Tapu sicil kayıtlarını tutardı. Dirlik sisteminin tüm kayıtları Nişancının sorumluluğunda bulunurdu. Nişancı örfi ve Şer’i hukuku çok iyi bilirdi. Nişancılar 17.yy’a kadar devletin dış ilişkilerini de yürütmüşlerdir.

Divan katiplerinin başı olan Reis ül Küttap Nişancının yardımcısıydı. Nişancıya bağlı olan Beylikçi kalemi divan konuşmalarını yazardı. Dış ilişkilerle ilgili yazışmaları düzenlerdi. Tahvil kalemi yüksek rütbeli memurların, Rüus kalemi küçük rütbeli memurları atama, nakil,görevden alınma ile ilgili yazışmaları hazırlarlardı. Amedi kalemi, Veziri Azam ile padişah arasında ve yabancı devletlerle yapılan yazışmaları düzenlerdi.

3-Taşra Teşkilatı:

Osmanlı devletinde, İstanbul dışında kalan tüm eyaletler taşra olarak tanımlanırdı. Osmanlı devletinde kuruluş döneminde topraklar genişlemeye başlayınca ülke idari birimlere ayrıldı. Taşradaki temel idari birimler büyükten küçüğe doğru; Eyalet (Beylerbeylik), Sancak, Kaza, Nahiye ve köy şeklinde düzenlenmişti.Eyaletleri Beylerbeyi, Sancakları Sancakbeyi, Kazaları Kadı, Nahiyeleri Naib, Köyleri ise İmam, Kethüda veya Tımarlı sipahiler yönetirdi.

Osmanlı devletinde, I.Murat Rumeli beylerbeyliğini kurmuştur. Yıldırım Bayezid ise Anadolu beylerbeyliğini oluşturmuştur. 15.yy’ın ilk yarısında bu iki beylerbeylik vardı. 17. yy başında beylerbeyliğinin sayısı 32 dolaylarındaydı.Beylerbeyliklerin sayısının artması yapılan fetihler dolayısı ile sınırların genişlemesinden kaynaklanmıştır.

Osmanlı devletinin taşra teşkilatının anlaşılabilmesi için Tımar ve İltizam sisteminin temel özelliklerinin bilinmesi gerekir.

Tımar ve İltizam sistemi:

Osmanlı devletinde mülkiyeti devlete ait olan topraklara “Miri arazi” adı verilir. Miri arazinin en geniş bölümünü “Dirlik toprakları” oluştururdu. Dirlik toprakları da kendi arasında ;Has, Zeamet ve Tımar olmak üzere üç bölüme ayrılırdı.

Dirlik; Mülkiyeti devlete ait olan toprakların vergi gelirlerine verilen addır. Dirlik denilen vergi gelirleri bazı devlet adamları ve askerlere hizmet karşılığı tahsis edilirdi. Vergi gelirleri tahsis edilirken devlet adamlarının ve askerlerin rütbeleri esas alınırdı. Dirlik denilen toprakların en geniş bölümünü “Tımar”lar oluştururdu. Tımar topraklarının vergi geliri Tımarlı sipahilere verilirdi. Has topraklarının vergi geliri; 1.derecede yüksek rütbeli devlet görevlilerine (sadrazam, Vezir, beylerbeyi, sancakbeyi gibi) tahsis edilirdi. Zeamet topraklarının vergi gelirleri; eyalet defterdarı,divan çavuşları, divan katipleri ve subaşı gibi 2.derecede yüksek rütbeli devlet adamlarına verilirdi.

Dirlik sahipleri kendilerine tahsis edilen vergi gelirlerinin bir kısmı ile kendileri geçinir, bir kısmı ile de atlı asker beslerlerdi. Dirlik sahipleri vergilerini topladıkları bölgenin yönetiminden sorumluydular. Tımar sahibi sipahiler barış döneminde Tımarların bulunduğu köylerin güvenliğini sağlarlardı. Savaş döneminde ise çoğunluğu savaş giderdi.

İltizam sistemi:İltizam; devlete ait vergi gelirlerinin ihale usulü ile toplanmasına verilen addır. Osmanlı devleti bazı eyaletlerin vergilerini belirli bir kar karşılığında ihaleye çıkartırdı. İhaleye katılan kişilerden devlete en az karla vergileri toplamayı teklif eden ihaleyi kazanırdı. Bu kişilere “Mültezim” denirdi. Mültezimler vergi gelirini toplama hakkını elde ettikleri eyaletten kanunlarda belirtilen miktarda vergiyi toplarlardı.

Mültezim dirlik sahipleri gibi vergisini toplama hakkına sahip oldukları bölgenin yönetiminde söz sahibi olurdu. Osmanlı devletinin merkezi otoritesinin zayıfladığı dönemlerde, Mültezimler halktan haksız vergiler almışlardır. Bu durum halkın devlete olan güvenini sarsmıştır.

Osmanlı Eyalet Çeşitleri:

Osmanlı devletinde eyaletler idari açıdan önce ikiye ayrılır. Bunlar ; Merkeze bağlı eyaletler ve Özerk eyaletlerdir.

Merkeze Bağlı Eyaletler:Bu eyaletlerin yöneticileri (Beylerbeyi), İstanbul’dan atanırdı. Merkeze bağlı eyaletler, kendi arasında ikiye ayrılır. Bunlar; Saliyaneli eyaletler (Yıllıklı) ve Saliyanesiz (Yıllıksız) eyaletlerdir.

Saliyaneli eyaletlerde Dirlik sistemi uygulanmazdı. Yani devlet görevlilerine ve askerlere hizmet karşılığı toprak geliri tahsis edilmezdi. Bu eyaletlerde “İltizam sistemi” uygulanırdı. Bu eyaletlerde yaşayan halktan yılda bir defa vergi toplanırdı. Toplanan vergilerin bir kısmı eyalette bulunan devlet görevlilerine ayrılır , geriye kalanı ise İstanbul’a gönderilirdi. Bağdat, Basra, Mısır, Cezayir,Trablusgarb, Yemen ve Tunus gibi eyaletler bu gruba girer.

Saliyanesiz eyaletlerde Dirlik sistemi uygulanırdı. Bu eyaletlerin vergi gelirleri hizmet karşılığı askerlere ve devlet görevlilerine bırakılırdı. Dirlik sahipleri vergi gelirlerinin bulunduğu bölgenin idaresinden sorumluydu. Devlet bu sistemin uygulandığı eyaletlerde vergi toplama zahmetinden kurtulmuştur. Rumeli, Anadolu, Sivas, Karaman, Diyarbakır ve Şam gibi eyaletler saliyanesiz eyaletlerdir.

Özerk Eyaletler:Osmanlı devletinin; Hicaz, Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel gibi eyaletleri Özerk statüdeydi. Bu eyaletlerin yöneticileri yerel hanedanlar içerisinden, padişah tarafından atanırdı. Bu eyaletler iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde merkeze bağlı idi. Özerk eyaletler yılda bir defa devlete vergi verirlerdi. Osmanlı eyaletleri içerisinde en ayrıcalıklısı kutsal topraklar olmasından dolayı Hicaz idi. Hicaz vergi ve askerlikten muaftı. Kırım eyaletinden ise vergi alınmazdı.

Askeri ve İdari teşkilat (Eyalet ve Sancakların yönetimi):

Osmanlı eyaletlerini padişah tarafından atanan ve iki tuğ taşıyan beylerbeyi unvanlı askeri valiler yönetirdi. Eyaletin merkezi olan Sancağa “Paşa sancağı” denirdi. Beylerbeyi eyaletin hem genel valisiydi, hem de en yüksek askeri komutanı idi. Beylerbeyi merkezden gelen emir ve buyrukları eyalette uygulamakla görevliydi. Eyalette merkezdeki Divan-ı Hümayun’a benzer eyalet divanı bulunurdu. Eyalet divanı; Defterdar, Kadı,Subaşı gibi görevlilerden oluşurdu. Beylerbeyi eyalette asayiş ve güvenlikten, vergilerin toplanmasından ve suçluların yakalanmasından sorumluydu. Yalnız kadıların verdiği karalara karışamazlardı.

Eyaletler, sancaklara ayrılmıştı. Sancakları merkezden atanan bir tuğ taşıyan sancak beyleri yönetirdi. Sancak beyi bölgenin idaresinden sorumluydu. Beylerbeyine bağlı olarak idari ve askeri görevleri yapardı. Sancak günümüzdeki İl karşılığıdır. Sancak beyi de kadıların verdiği kararlara karışamazdı.

Kaza-i İdari Teşkilat (Kaza ve Nahiyelerin Yönetimi):

Osmanlı devletinde sancaklar, kazalara ayrılmıştı. Kazaları İlmiye sınıfından gelen Kadılar yönetirdi. Kadı kazada yargıçlık, kaymakamlık, belediye başkanlığı gibi görevleri yerine getirirdi. Kazaların güvenliğinden “Subaşılar” sorumluydu.

Kadı taşrada her türlü idari faaliyeti, örfi ve şer’i kanunlara göre denetlerdi. Merkezden gelen emir ve buyrukları tebaaya ulaştırırdı. Vergilerin toplanmasını sağlardı. Kazanın imar ve inşası ve temizlik hizmetlerini yürütürdü. Nikah akitlerini yapardı. Günümüzdeki noterlerin yaptığı hizmetleri yapardı. Vakfiyelerin düzenlenmesi ve vakıfların yönetilmesinden sorumluydu. Yargı işlerine bakardı. Ancak askeri yetkisi yoktu.

Nahiyeleri kadılar tarafından atanan Naipler yönetirdi. Naip düşük rütbeli bir kadı idi.

Taşra Yönetimindeki diğer Görevliler:

Taşrada; Beylerbeyi, Sancakbeyi ve Kadıya bağlı olarak görev yapan çok sayıda yönetici bulunmaktaydı.Bu görevliler, ekonomik ve sosyal hayatın kanunlara göre düzenlenmesinden ve bu konu ile ilgili kanunların uygulanmasından sorumluydular. Bu görevlilerin önemlileri şunlardır:

Muhtesip:Çarşı ve Pazar yerlerinde düzenin sağlanmasından sorumluydu. Esnaf gruplarını denetler, fiyatları kontrol eder, üretimin standartlara uygun olup olmadığını denetlerdi.

Kapan Eminleri: Osmanlı devletinde üretilen tarım ürünleri piyasaya sürülmeden önce Kapan denilen merkezlere getirilirdi. Kapan emini buraya gelen ürünün kalitesini, fiyatını belirlerdi. Vergilendirme işlemini yaparlardı. Kapan emini, ürünlerin adaletli dağıtımını sağlardı.

Beytülmal Emini:Taşrada kamunun çıkarlarını korumakla görevli yöneticidir.

Gümrük ve Bac Eminleri:Şehir ve kasabalarda sanat ve ticaret faaliyetleri ile ilgili vergileri toplar ve İş kolundaki düzeni sağlardı.

Mahalli teşkilat:

a)Mahalle ve Köy Teşkilatı:

Osmanlı devletinde aynı soydan gelen din ve kültür birliği olan topluluklar bir mahalle veya köyü oluştururdu. Şehirlerin temel yapısını oluşturan mahalleler ibadet yerleri çevresinde yada, pazarların çevresinde kurulmuştu. Mahalle ve köyleri İmam, Yiğitbaşı, kethüda gibi yöneticiler idare ederdi. Bu yöneticileri mahalle yada köyün halkı seçerdi. Bu seçilen kişiler kadı tarafından onayladıktan sonra, devletin resmi görevlisi olurlardı. Padişah emirlerini mahalle yada köy halkına iletirlerdi. Vergilerin toplanmasından sorumlu olurlardı. Mahalle yada köyün ortak giderleri için “Avarız sandıkları” oluştururlardı. Avarız sandıklarında toplanan paralar mahalle veya köyün tüm ortak ihtiyaçları için harcanırdı.

b)Esnaf Teşkilatı:

Osmanlı toplumunda aynı dalda üretim yapan esnaflar “Lonca” adı verilen teşkilat oluştururlardı. Her esnaf bir loncaya üye olur ve loncanın kural ve kaidelerine uyardı. Lonca üyeleri seçim usulü ile yöneticilerini seçerdi. Lonca liderlerine “Şeyh” denirdi. Şeyhin Kethüda, Yiğitbaşı gibi yardımcıları bulunurdu. Loncanın seçtiği bu yöneticileri yerleşim biriminin idarecisi onayladıktan sonra resmi devlet görevlisi sıfatını kazanırlardı. Bu yöneticiler lonca ile devlet arasındaki ilişkileri düzenlerlerdi. Kalite kontrolü yaparlar ve haksız kazancı engellerlerdi. Lonca üyeleri arasında dayanışmayı sağlarlardı. Bu yöneticiler yerleşim merkezindeki diğer devlet görevlileri ile iş birliği halinde çalışırlardı.

c)Cemaat İdareleri:

Osmanlı devletinde; Din , Mezhep, Kültür ve ırki açılardan birbirine yakın olan topluluklar bir cemaati oluştururdu. Osmanlı devletinde Müslümanlar dışındaki Hıristiyan ve Musevi topluluklara Zımmiler denilirdi. Onların dini liderleri aynı zamanda cemaat başkanı konumundaydı. Osmanlı devleti zımmiler’in, medeni hukuk alanında kendi din kurallarına tabi olmalarını kabul etmişti. Bu kuralların uygulanmasından cemaat liderleri sorumluydu. Osmanlı devletinde Yahudi cemaatinin sorumlusu Haham başı idi. Ortodoksların lideri Patrik idi. Bu yöneticiler cemaatlerinin evlenme , boşanma v.b.gibi hizmetlerini yapardı.

4-Devlet Yönetimindeki Değişmeler:

a)Merkez Teşkilatındaki Değişmeler:

Osmanlı merkez teşkilatı klasik şeklini 16.yy’da almıştı.Merkez teşkilatı bu yüzyılın sonlarından itibaren bozulmaya başladı.Padişahlar devlet işleri ile yeterince ilgilenmez oldular.Şehzadeler sancaklara gönderilmeyip sarayda yetiştikleri için padişahların bilgi ve görgüleri azaldı.Bu nedenle devlet yönetimine bilgili,yetenekli ve tecrübeli kişiler atanamadı.Devlet idaresine saray kadınları ve harem ağları karışmaya başladı.Devlet memurlukları para karşılığı alınıp satılmaya başladı.

Devlet idaresinde 17.yy’dan itibaren Divanı Hümayunun önemi azalmaya başladı.Divan toplantılarının sayısı gittikçe azaldı.Devlet işleri “paşa kapısı” denilen sadrazamın konağında yapılan toplantılarla yürütülmeye başlandı.Devlet yönetiminde sadrazamın etkinliği arttı.

18.yy’da sadrazam konağına “Bab-ı Ali” denildi.Divan toplantıları Bab-ı Ali’de yapılmaya başlandı.Bab-ı Ali, Osmanlı hükümeti manasında kullanıldı.Bu yüzyılın sonunda ise divan toplantıları tamamen terk edildi.Devlet yönetiminde;Bab-ı Hümayun (Padişah),Bab-ıAli(Sadrazam),Bab-ı Defteri(Defterdar) ve Bab-ı Meşihat (Şeyhülislam) kapıları etkili hale geldi.18.yy’da devlet yönetiminde Kalemiye sınıfının önemi arttı.Reis-ül Küttap dışişlerinden sorumlu bakan haline geldi.Bu gelişmenin sebebi;Osmanlı devletinin Avrupa’yı örnek alan ıslahatlar başlatması ve Avrupa’da devletler arası ilişkilerde diplomasinin önem kazanmasıdır.Osmanlı devleti Avrupa’yı yakından tanıyabilmek için Avrupa başkentlerinde temsilcilikler açmıştır.Bu yüzyılda divan üyelerinden defterdar güçlenmiştir.Kazaskerler eski önemlerini kaybettiler.

19.yüzyılda Osmanlı merkez teşkilatında Avrupa’daki gelişmelerin etkisi ile önemli değişiklikler yaşandı.II.Mahmut; Divan teşkilatını kaldırdı ve yerine bakanlık teşkilatını(Nazırlık) getirdi.Hükümete “Heyeti Vükela” denildi.Sadrazam baş vekil oldu.Defterdar Maliye Nazırı,Reis-ül Küttap Hariciye Nazırı,Şeyhülislam Efkaf ve Şeriye Nazırı oldular.Bu düzenlemeler yapılırken Fransa örnek alındı.

II.Mahmut yönetmelik,kanun ve tüzükleri hazırlamak,hükümete danışmanlık yapmak ve yeniliklerin planlanması amaçları ile meclisler oluşturdu.Askeri işleri düzenlemek için “Dar-ı Şura-yı Askeri”,Yürütme işlerinin planlanması için “Dar-ı Şura-yı Bab-ı Ali” ve Adalet işlerini düzenlemek için “Meclisi Vala-i Ahkam-ı Adliye” gibi meclisler oluşturuldu.Bu meclislerin aldığı karalar tavsiye özelliğindeydi.

II.Mahmut, tüm devlet memurlarını maaşa bağladı.Devlet memurlarının toprak vergileri ile geçinmeleri geleneğine son verdi.Memurlar hariciye ve dahiliye çalışanları olarak iki grupta örgütlendi.II.Mahmut’un bu düzenlemeleri, merkezi otoriteyi güçlendirme ve memurların halktan haksız gelir elde etmelerini önlemeye yönelikti.

Padişah Abdülmecit 1839 tarihinde, “Tanzimat Fermanı”nı ilan etti.Bu fermanla padişah kanunların kedisinden üstün olduğunu kabul etti.Ülkede hukuki eşitsizlikleri kaldıracak yeniliklerin yapılacağı açıklandı.Bu fermanla, Osmanlı tarihinde ilk defa halkın eşitliği kabul edildi.Osmanlı tarihinde, 1839-1876 tarihleri arasına Tanzimat dönemi denir.Bu dönemde batılı devletlerin kuruluşları örnek alınarak yeni düzenlemeler yapılmaya devam edildi.Bu dönemde merkez teşkilatında görülen en önemli yenilik “Seraskerlik”makamının kurulmasıdır.Serasker, kara kuvvetleri komutanlığı ve milli savunma bakanlığı görevlerini üslenmişti.Bu makam, Sadrazam ve Şeyhülislamla eşit tutulmuştu.Tanzimat döneminde,II. Mahmut tarafından açılan “Meclis-i Vala-i Ahkamı Adliye” yönetimde etkin hale getirildi.Tanzimat dönemi yenilikleri bu meclis tarafından planlanmıştır.Ayrıca bu meclis yüksek mahkeme görevi yapmıştır.1854 tarihinde “Meclis-i Ali-i Tanzimat”(Tanzimat yüksek meclisi )kurulmuştur.Bu meclis yönetmelik,kanun ve tüzük hazırlama görevini üslenmiştir. 1868 tarihinde “Şura-i Devlet”adlı meclis oluşturuldu.Bu meclis günümüzdeki Sayıştay’ın görevini yapmıştır.Osmanlı merkez teşkilatında görülen bir diğer değişiklik de,1856 tarihli Islahat Fermanından sonra gayri Müslimlerin de devlet memuru olmaya başlamalarıdır.

Osmanlı devleti, 1876 tarihinde Meşrutiyet rejimine geçti.Kanuni Esasi adlı Anayasa yürürlüğe konuldu.Meşrutiyet idaresi ile halk ilk defa yönetimde söz sahibi oldu.Meclisi Mebussan adlı parlamento, Padişahın yanında yönetime katıldı.Osmanlı tarihinde ilk defa Anayasal devlet sistemine geçildi.Anayasa ile değişik din ve mezhepten vatandaşların eşitliği kabul edildi.Kanuni Esasinin demokratik açıdan tek eksiği, Padişaha sınırsız yetki tanımasıydı.II.Abdülhamit,1878 tarihinde Meclisi Mebussan’ı kapattı ve Meşrutiyet idaresine son verdi.Ancak jön Türklerin mücadelesi sonucu 1908 tarihinde, Meşrutiyeti tekrar ilan etmek zorunda kaldı.Kanuni esasi yeniden yürürlüğe kondu.II.Meşrutiyet döneminde(1908-1918) Anayasada yapılan değişiklikle padişahın yetkileri azaltıldı.Meclisin yetkileri artırıldı.II:Meşrutiyet döneminde çok partili hayata geçildi.1912 tarihinden itibaren parti hükümetleri kurulmaya başlanmıştır.

Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde yapılan yenilikler Osmanlı devletini demokratikleştirmiştir.Bu demokratikleşme hareketleri, Osmanlı toplumu ve aydınlarının Avrupa’daki gelişmelerden etkilenmelerinin bir sonucudur. Demokratikleşme hareketlerinin amacı ülkenin dağılmasını önlemekti.

b)Taşra Teşkilatındaki Değişmeler:

Osmanlı devletinin taşra teşkilatında ilk değişiklikler hukuki olmasa da fiili olarak 17.yy da başlamıştır. Devlet yönetiminin bozulması, yaşanan iç karışıklıklar ve merkezi otoritenin zayıflaması taşra teşkilatında değişmelere sebep olmuştur. Osmanlı taşra teşkilatı, Dirlik ve İltizam sistemine göre şekillenmişti. Bu yüzyılda Tımarlı sipahi ordusu önemini kaybetti. Tımar toprakları, nüfuzlu kişilerin eline geçmeye başladı.Tımar sisteminin uygulandığı eyaletler azalırken, İltizam sisteminin uygulandığı eyaletlerin sayısı arttı. Tımarlı sipahi ordusu dağıldı. Hazineden maaş alan merkez ordusunun sayısı arttı.Bu gelişmeler taşranın idari düzenine de yansıdı.

17. yy dan itibaren eyalet ve sancaklar “Arpalık” usulü denen bir uygulama ile yüksek rütbeli görevlilere maaş olarak verildi. Arpalık sahipleri atandıkları sancak veya eyaletlere kendileri gitmeyip vekil gönderdiler. Bu vekillere önce “Müsellim” daha sonra ise “Mütesellim” adı verilmiştir. Arpalık sahibi ile vekiller tahsis edilen geliri paylaştılar.Bu kişiler önceleri merkezden gönderilirken daha sonra taşranın ileri gelenleri arasından seçilmiştir. Taşradaki ileri gelen kişiler devlet yöneticisi konumuna geçmişlerdir. Bu uygulama 18.yy da taşrada “Ayan” ve “Eşraf” denilen güçlü kişilerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Ayan ve Eşraf zamanla merkezi otoriteyi tanımayacak güce erişmişlerdir.

18.yy da Dirlik toprakları hızla “Mukataa” ya çevrildi. Bu toprakların vergileri İltizam sistemi ile toplanmaya başlandı. İltizam ile ilgili ihaleleri genellikle Ayan ve Eşraf kazanmaya başladı. Ayan ve Eşraf, Mültezimlik hakkını kazanınca iltizam hakkını kazandığı bölgeyi yönetme yetkisini de kazandı.

17.yy da tımarlı sipahilerin dağılması üzerine beylerbeyleri, halkın güvenliğini sağlamak için “Sarıca sekban” ve “Levent” denilen birlikler oluşturdular. Bu birlikler için halktan yeni vergiler alındı.

NOT:Taşrada Ayan ve Eşraf denilen kişilerin yönetici konumuna yükselmesi merkezi otoriteyi zayıflatmıştır. II.Mahmut Ayanları kontrol altına almak ve merkezi otoriteyi tekrar güçlendirmek için Ayanlarla 1808 tarihinde “Sened-i İttifak” adı verilen sözleşmeyi imzalamıştır.

19.yy da merkez teşkilatındaki değişime paralel olarak taşra teşkilatında da önemli değişiklikler görüldü. Bunlar:

*II.Mahmut eyalet ve sancaklara atanan Mütesellimler’i merkezden atamış ve bu kişilerin taşradan olmamasına özen göstermiştir. Amacı merkezi otoriteyi tekrar kurmaktır.

*1836 tarihinde Anadolu da ve Rumeli de “Müşirlik” ler oluşturulmuştur. Eyalet valileri müşir unvanını almışlardır. Müşirler hem idari hem de askeri yetkiler üstlenmişlerdir. II.Mahmut taşranın güvenliğini sağlamak için “Redif” denilen askeri birlikleri oluşturmuştur.

*II.Mahmut mahalle ve köylerde Muhtarlık teşkilatını kurmuştur. Bu uygulama ile ayanların görevi Muhtarlara geçmiştir. Muhtarlar halk tarafından seçiliyordu.

*19.yy da kadıların kazaları yönetme ve idari kararları denetleme yetkisi sona ermiş *Tanzimat fermanından sonra İltizam usulü kaldırıldı. Vergilerin toplanması için “Muhassıllık”lar kuruldu. Sancak merkezlerinde Muhassıllık meclisleri oluşturuldu.

*Tanzimat döneminde Eyaletlerde güvenlik işleri için “Zaptiye” teşkilatı kuruldu. Eyalet yönetimi için Büyük meclis, Sancak yönetimi için ise küçük meclis kuruldu. Bu meclislerin üyeleri eyalet ve sancağın ileri gelen görevlilerinde oluşuyordu. Islahat fermanından sonra eyalet meclislerine gayri Müslimlerde katılmaya başladılar.

*1864 tarihinde “Vilayet Nizamnamesi” ile Taşrada yeni bir düzenleme yapıldı. Buna göre Eyalete Vilayet dendi. Vilayeti Vali yönetecekti. Sancağa Liva dendi. Livayı Mutasarrıf yönetecekti. Kazayı kaymakam yönetecekti. Nahiyeyi halkın seçtiği Nahiye Müdürü yönetecekti. Köyü Muhtar yönetecekti.

NOT:19.yy da Osmanlı Taşra ve Merkez teşkilatında yapılan düzenlemeler modern Türkiye’nin temellerini hazırlamıştır. Osmanlı toplumunu Demokratik sistemle tanıştırmıştır.

5-Vakıf Sistemi:

Vakıf; İslam hukukuna göre bir Müslüman’ın sahip olduğu mallarının tamamını veya bir bölümünü hayır amacıyla bir hizmet kuruluşuna tahsis etmesidir. Vakfın şartlarını; mallarını bağışlayan (Vakıf) şahitlerin ve kadının huzurunda belirler, kadının onaylaması ile yürürlüğe girerdi. Bu belgeye de “Vakfiye” adı verilirdi. Vakıfları “Mütevelli” denilen kişiler yönetirdi. Vakıfların idaresinden kadılar sorumluydu. Kadı yada görevlendirdiği yardımcıları en az yılda bir defa Vakıfların kanunlara uygun işletilip işletilmediğini denetlerdi.

Vakıflar sosyal hizmet kuruluşlarıydı. Osmanlı toplumunda İslami düşünce doğrultusunda insanlara hizmet amacıyla kurulan Vakıf sistemi, toplumun bir çok ihtiyacını karşılamıştır. Camilerin, Mescitlerin, Medreselerin, İmaretlerin, Hastanelerin ihtiyaçları vakıflar yoluyla karşılanmıştır. Halkın ihtiyacı olan yol, çeşme, köprü gibi sosyal tesislerde vakıf gelirleri ile yapılmıştır. Hastaların, yolcuların, kimsesizlerin ihtiyaçları karşılanmıştır. İmaretlerde vakıf gelirleri sayesinde yoksullara ve yolculara bedava yemek verilirdi.

Osmanlı devlet mantığında Tanzimat dönemine kadar halkın sosyal ihtiyaçlarını karşılama devlet görevi olarak görülmemiştir. Ülkedeki bütün sosyal tesisleri vatandaşların Allah rızası için oluşturdukları vakıflar karşılamıştır. Osmanlı vakıf sisteminde Vakıf sahipleri, hizmetin yapılacağı binayı yaptırdığı gibi hizmetlerin verilebilmesi için gerekli kaynakları da hazırlardı. Osmanlı vakıfları çok çeşitliydi. Bunlar arasında hayvanları tedavi etmek için kurulanlarda bulunuyordu. Fatihin vakfiyesinde; vakıftan maaş alan bir doktorun, İstanbul da evlerin kapısını çalarak hasta olup olmadığını sorması , hasta olanları tedavi etmesi ve hastanın ilaçlarının vakıftan karşılanması şartı yer almıştır.

6-Hukuk Sistemi:

Osmanlı devleti hukuk sistemini, T.Selçuklu hukuku üzerinde şekillendirmiştir. T.Selçuklu hukuk sistemini yeni şartlara ve ihtiyaçlara göre geliştirmişler ve zenginleştirmişlerdir. Dünya tarihinde ayrıntılı hukuk sistemi oluşturan iki imparatorluk vardır. Bunlardan bir Roma, diğeri Osmanlı imparatorluğudur. Osmanlı devleti bir Türk-İslam devletiydi. Hukuk sistemi de Türk-İslam hukukuna dayanıyordu. Bu devlet aynı zamanda çok uluslu ve dinli bir devlet idi. Bu nedenle farklı dinden ve kültürden olan vatandaşlarının idaresinde onların örf ve adetlerini hukuk kuralı olarak uygulamıştır.

Osmanlı devletinde örfi ve şerii hukuk birlikte uygulanmıştır. Örfi hukuk Türk milletini ve devletlerinin örf ve adetlerine dayanırdı. Osmanlı padişahları örf ve adetlere dayanarak ferman denilen kanunlar çıkartırlardı. Örfi kanunlar, Şerii kanunlara aykırı olamazlardı. Örfi kanunlar kamu hukuku alanında uygulanırdı. Devlet yöneticilerinin görev ve sorumlulukları örfi hukuka göre belirlenmişti. Devletin toprak sistemi , askeri sistemi, idari düzeni, mali düzeni büyük oranda örfi hukuka göre şekillenmişti. Türk tarihinde; devlet düzenini ayrıntılı yazılı kanunlarla düzenleyen, ilk hükümdar Fatihtir. Fatih, örfi kurallara dayanarak “Kanun-i Kadim” veya “Kanunname-i Ali Osman” adları ile anılan kanunları düzenlemiştir. Bu kanunlarda; Divan-ı Hümayunun görevi, Toprak düzeni, askeri düzen kesin kurallara bağlanmıştır. Osmanlı devletinde bu kanununlar yüzlerce yıl bir anayasa olarak kabul edilmiştir. Fatih bu kanunlarla ilgili olarak “Atam, Dedem kanunudur, Benim dahi kanunumdur” açıklamasını yapmıştır. Osmanlı tarihinde en ayrıntılı hukuk düzenlemelerini Kanuni yaptırmıştır. Dünyada ilk defa, herkesin kanunlar karşısında eşit olmasını savunan Kanuni olmuştur. Amerikan Anayasası hazırlanırken, görüşlerinden yararlanılan 12 hükümdar ve hukukçudan birisi Kanunidir.

Osmanlı devletinde İslam hukuku ana hukuk sistemiydi. İslam hukukuna Şerii hukuk adı verilirdi. İslam hukukunun kaynakları; Kuran, Hadis, İcma ve Kıyas’dır. Osmanlı devleti, dört Sünni İslam mezhebinin hukuk kurallarını birlikte uygulamıştır. Ancak, Osmanlı halkının çoğunluğu Hanefi mezhebinden olduğu için devletin hukuk sisteminde Hanefi hukuku önceliğe sahipti.

Osmanlı devletinde Gayri Müslimler medeni hukuk alanında kendi din, örf ve adet kurallarını uygulamakta serbestlerdi. Kendi cemaat liderleri, medeni hukukla ilgili anlaşmazlıkları çözmekle görevliydi. Ancak ülkedeki tüm vatandaşlar ceza hukukunda İslam ve Örfi hukuka göre yargılanırdı. Osmanlı devleti her eyalette “Kamu hukuku” alanında farklı hukuk kurallarına yer verirdi. Eyaletlerde bulunan “Tahrir” defterlerinin baş kısmına o eyalette uygulanacak hukuk kuralları yazılırdı. Bu kurallar düzenlenirken o bölgede yaşayan halkın örf ve adetlerine de yer verilirdi.

Osmanlı devletinde adalet işlerini İlmiye sınıfı yürütürdü. Divan da adalet işlerine kazaskerler bakardı. Mahkemelerde yargıçlık yapan hakimlere kadı adı verilirdi. Kadılar medreselerin hukuk bölümünü bitirirlerdi. Kadı din adamı değil yargıç idi. Kadılar İstanbul dan atanırlardı. Eyalet merkezlerinde görev yapan yüksek rütbeli kadılara “Molla” adı verilirdi. Osmanlı devletinde yargı bağımsızdı. Kadıların verdiği kararları padişahta dahil olmak üzere, hiçbir siyasi otorite değiştiremezdi. Beylerbeyleri, Sancakbeyleri kadıların amiri değildi. Kadının kararını ancak, devletin en yüksek yargıçları olan Kazaskerler değiştirebilirdi. Kadılar merkezden atanır ancak, maaş almazlardı. Baktıkları davalardan, düzenledikleri vakfiyelerden , ticari senetlerden ve evlilik akitlerinden aldıkları harçlarla geçinirlerdi.

Osmanlı mahkemelerinin önemli özelliklerinden birisi hızlı karar almasıdır. Osmanlı adalet anlayışında, geciken adalet adaletsizlikti. Osmanlı mahkemeleri;davaları genellikle ardı ardına düzenlenen birkaç celsede bitirirdi. Kadı karar verirken yerleşim merkezinin ileri gelen kişilerini mahkemeye davet ederek, onların görüşlerinden yararlanırdı. Kadı kararlarını dört mezhebin hukuk kuralları ve örfi kanunlara göre verirdi. Davalı yada davacı vatandaş hangi mezhepten ise kadıdan kendi mezhebini kurallarının uygulanmasını isteme hakkına sahipti.

Hukuk Sisteminde Değişmeler:

19.yy a kadar Klasik Osmanlı hukuk sistemi herhangi bir değişime uğramamıştır. Yalnız 17.yy da Devlet yönetiminin bozulması sonucu kadıların rüşvet alması olayları görülmüştür. Osmanlı hukuk sisteminde Avrupa’daki gelişmelerin etkisi ile ilk değişiklikler II.Mahmut zamanında görüldü. II.Mahmut’un Divan teşkilatını kaldırıp yerine bakanlık sistemini getirmesi, bakanlıklara yönetmelik ve tüzük hazırlamak üzere meclisler oluşturması, Kamu hukuku alanında yaşanan bir değişiklikti.

Osmanlı devletinde Tanzimat Fermanının ilanı, Hukuk alanında önemli değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Tanzimat fermanı ile halkın eşitliği kabul edilmiştir. Fermanda vaat edilen eşitlik doğrultusunda Avrupa’dan Ceza, Borçlar ve Ticaret kanunları alınmıştır. Bu kanunları uygulamak üzere “Nizamiye Mahkemeleri” kurulmuştur. Tanzimat döneminde kurulan bu mahkemeler, Laik karakterlidir. Din ve Mezhep ayırımı olmaksızın tüm vatandaşlara aynı kanunlar uygulanmıştır.

Tanzimat döneminde Osmanlı devletinde dört değişik mahkeme görev yapmıştır. Bunlar; Avrupa kanunlarını uygulayan Nizamiye mahkemeleri, Şeriat kanunlarını uygulayan Şeriat mahkemeleri, Azınlıkların medeni hukuklarını uygulayan Azınlık mahkemeleri ve Konsolosluk mahkemeleridir. Tanzimat döneminde; şeriat mahkemeleri Evkaf ve Şeriye Nazırlığı’na, Nizamiye mahkemeleri ise Adliye Nazırlığına bağlı olarak faaliyet göstermiştir. Bu uygulamalar Osmanlı devletinde, hukuk birliği ve eşitliğinin olmadığını gösterir.

1876 tarihinde Meşrutiyet idaresi ile Anayasal devlet sistemine geçildi. Kanun-i Esasi Türk tarihinin ilk yazılı Anayasasıdır. Ahmet Cevdet paşa başkanlığında bir komisyon, “Mecelle” adı ile yeni bir İslam medeni kanun hazırladılar(1878). Bu medeni kanun; batı hukuk tekniğine göre, İslam hukukunun çağdaşlaştırılmış biçimidir. İstanbul mahkemeleri için 1875 de Avukatlık kurumu kabul edildi. II.Abdülhamit döneminde Savcılık kurumu oluşturuldu.

NOT:Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerinde Hukuk alanında görülen batılılaşma hareketleri modern Türk hukuk sisteminin temellerini hazırlamıştır. Ancak bu yenilikler hukuk birliğini sağlayamamıştır.Eski ile yeninin yan yana uygulanması hukukta ikiliğe sebep olmuştur. Bu durum Atatürk’ün hukuk inkılabı ile sona ermiştir.

7-Askeri Teşkilat:

Osmanlı beyliğinin ilk kuruluş yılarında ordu gönüllülerden meydana geliyordu. Toprakların genişlemesi üzerine daimi ordu oluşturma ihtiyacı doğdu. Orhan bey Vezir Alaaddin paşanın tavsiyesi ile Yaya ve Müsellem denilen ilk daimi orduyu oluşturdu. Orhan bey zamanında, Karesi oğulları beyliğinin Osmanlılara katılması ile bu beyliğin donanması Osmanlı hizmetine girdi. Böylece Osmanlı deniz gücünün temelleri atıldı. I.Murat zamanında savaş esiri Gayri Müslim çocuklarından Yeniçeriler adı ile yeni bir ordu kuruldu. Osmanlı devletinin askeri teşkilatı oluşturulurken, Türkiye Selçukluları örnek alındı. Osmanlı ordusu klasik düzenini 15. yy da aldı. İhtiyaçlara göre ordu düzeninde sürekli değişiklikler yaşandı.

Osmanlı ordusunu iki bölüme ayırarak incelemek mümkündür. Bunlar, Kara ordusu ve Donanma olmak üzeredir.

KARA ORDUSU:

Osmanlı kara ordusu klasik dönemde üç ana bölümden oluşurdu. Bunlar;

A-Eyalet ordusu.
B-Kapıkulu ordusu.
C-Yardımcı Kuvvetler.
A-Eyalet Ordusu:

Eyalet ordusunun genel özellikleri şunlardır:

*Tamamı Türklerden oluşurdu.
*Tamamı atlı idi.
*Eyalet ordusu hazineden maaş almaz, Toprak geliri ile geçinirlerdi.
*Eyalet ordusu köylerde ve sınır boylarında yaşardı.

Eyalet Ordusunun Bölümleri:

1-Tımarlı Sipahiler. 5-Bozancılar.

2-Akıncılar. 6-Meşaleciler.

3-Azaplar 7-Menzilciler.

4-Martaloslar. .8-Derbentçiler.

1-Tımarlı Sipahiler:

Eyalet ordusu ve Osmanlı ordusunun klasik dönemde en kalabalık bölümünü oluşturur. Tımarlı sipahilerin tamamı atlıdır. Tamamı Türk’tür. Tımarlı sipahiler hazineden maaş almazlar, kendilerine verilen Tımar topraklarının geliri ile geçinirler. Sipahiler barış döneminde köylerin güvenliğini sağlarlar. Yılda bir defa, mülkiyeti devlete ait olan toprakların, tımar denilen bölümünün kendilerine tahsis edilen vergi gelirini toplarlardı.

Osmanlı devleti toprak sistemi ile askeri sistemini birleştirmişti. Mülkiyeti devlete ait olan toprakların vergi geliri hizmet karşılığı askerlere ve devlet adamlarına verilirdi. Bu topraklara vergi gelirinden dolayı “Dirlik” toprakları denirdi. Dirlik toprakları vergi gelirine göre üç bölüme ayrılırdı. Bunlar; Has, Zeamet ve Tımardı. Has ve Zeamet sahipleri gelirlerinin beş bin akçesi ile kendileri geçinir, geriye kalan her beş bin akçe için bir atlı asker beslerlerdi. Tımar sahipleri ise , üç bin akçe ile kendileri geçinir, geriye kalan her üç bin akçe için bir atlı asker beslerlerdi. Tımarlı sipahilere Tımarları ömür boyu verilirdi. Kendileri ölürse bu hak çocuklarına geçerdi.

Tımarlı sipahilerin Taşradaki komutanları rütbe sırasına göre beylerbeyi, sancakbeyi, subaşı ve alaybeyleriydi. Sefer çağrısı yapıldığı zaman beylerbeyinin emrine girerlerdi. Anadolu’daki sipahiler Anadolu ordusunu, Rumeli’deki sipahiler Rumeli ordusunu oluştururdu. Sipahiler hızlı hareket eden hafif silahlar kullanan askerlerdi.

2-Akıncılar:

Akıncılar, sınır boylarında yaşayan göçebe Türkmen çocuklarından oluşan birliklerdi. Akıncılara, Serhat kulu veya Evladı Fatihan adları da verilirdi. Akıncılar sınır boylarını korurlardı. Düşman ülkesine akınlar yaparak düşmanı zayıflatırlar ve istihbarat toplarlardı. Seferlerde ordunun önünden giderek yol açarlar, köprü yaparlar ve ordunun güvenliğini sağlarlardı. Savaşta da en ön safta yer alırlardı. Akıncılar günümüz dünya ordularındaki komandolara benzerlerdi. Akıncıların iyi yetiştirilenleri birkaç dil bilirlerdi. Rumeli de Malkoç oğulları, Evrenoz oğulları ve Turhan oğulları gibi nüfuzlu akıncı aileleri vardı. Akıncıların en vurucu bölümlerini “Deliler ve Beşliler” oluştururdu. Deliler düşmana korkusuzca saldırdıkları için bu adı almışlardı. Beşliler ise sınır boyunda yaşayan beş aileden bir askerin katılması ile oluştukları için bu adı almışlardı.

3-Azaplar:

Azap kelime olarak Bekar, Erkek manasına gelir. Osmanlı devleti düzenlediği kanunlarla her köyü ve mahalleyi belirli sayıda Azap askeri çıkartmakla görevlendirmişti. Köy halkı kanunlarda belirtilen sayıda azap askerini; güçlü ,kuvvetli, gözü pek ve sağlıklı gençler arasından seçerdi. Bu askerlerin her türlü ihtiyacı, köy halkı tarafından karşılanırdı. Azaplar yaya savaşan piyadelerdi. Ordunun ön safında yer alırlardı. Kara Azap’ı olduğu gibi deniz Azap’ı da vardı.

Ayrıca Martaloslar kalelerin güvenliğini sağlamakla görevli Hıristiyan kökenli askerlerdi. Meşaleciler seferlerde aydınlatma hizmetlerini yürütürlerdi. Genellikle Suriyeli Araplardan meydana gelmişlerdi. Bozancılar savaşlarda düşmanın maneviyatını bozacak naralar atarlar. Düşmanı gece uyutmamak için gürültü çıkartırlar ve orduyu galeyana getirecek marşlar söylerlerdi. Menzilciler ticaret yollarının güvenliğini sağlarlardı. Derbentçiler önemli geçitleri korurlardı.

Ayrıca bunların dışında Yayalar, Müsellemler, Yörükler ve Tatarlar gibi askeri birliklerde eyalet ordusu içinde yer alırdı.

B-Kapıkulu Ordusu:

Osmanlı devletinde Orta çağ Türk-İslam devletlerinde görülen “Gulam” sistemi örnek alınarak Kapıkulu ordusu oluşturulmuştur. Kapıkulu ordusunun temellerini atan padişah I.Murat’tır. İslam hukukuna göre her beş savaş esirinden birini hükümdar kendi hizmetine ayırma hakkına sahipti. I.Murat zamanında “Pençik Oğlanları” denilen savaş esirlerinden yeniçeriler adıyla bir ordu oluşturuldu. Bu ordu zamanla genişledi.

Savaş esirleri yetersiz hale gelince “Devşirme Kanunu” çıkartıldı. Buna göre her yıl Turnacı başı adlı görevliler Rumeli’deki Hıristiyan ailelerden küçük yaşlardaki erkek çocukları toplarlardı. Devşirme işlemi sırasında çok sayıda erkek çocuğu olan ailelerin çocuklarından birisi alınırdı. Bu çocukların soylu ailelerden olmasına özen gösterilirdi. Toplanan çocuklar önce Anadolu’daki köklü Türk ailelerinin yanına gönderilirdi. Bu çocuklar Türk ailelerin yanında yaklaşık sekiz yıl kalırlardı. Bu süre içerisinde ailenin diğer çocukları gibi ekonomik faaliyetlere katılırlardı. Türk dilini, kültürünü ve İslam dinini öğrenirlerdi. Bu uygulamanın amacı bu çocukları Türkleştirip, Müslümanlaştırmaktı. Daha sonra bu çocuklar Gelibolu’daki acemi oğlanlar ocağına alınırdı. Burada genel askeri ve kültürel eğitimden geçirilirlerdi. Acemi oğlanlar ocağında eğitimini tamamlayanlar kapıkulu ordusunun değişik bölümlerine dağıtılırlardı. Acemi oğlanlar ocağını bitirenlerin yakışıklı ve yetenekli olanları önce saray okullarına daha sonra ise Enderun adlı üniversiteye gönderilirlerdi. Enderun’u bitirenler devletin yüksek makamlarına ulaşırlardı. Bu olay Rumeli’deki Hıristiyan ailelerin çocuklarını devlete gönüllü vermelerine sebep olmuştur. Sokullu Mehmet paşa ve İbrahim paşa gibi Sadrazamlar devşirme kökenliler içerisinden çıkmıştır. Kapıkulu ordusunun genel özellikleri şunlardır:

*Bu ordu Devşirme kökenlidir.

*Kapıkulu ordusu devlet hazinesinden üç ayda bir “Ulufe” adı verilen maaş alırdı.

*Hükümdarın şahsına bağlı askerlerdi. Genellikle İstanbul, Edirne ve Bursa gibi kentlerde yaşarlardı.

*Ömür boyu askerlik yaparlardı. Evlenmeleri ve ticaretle uğraşmaları yasaktı. Askeri kışlalarda yaşarlardı.

Kapıkulu ordusu iki ana bölümden oluşurdu. Bunlar:

1-Kapıkulu Süvarileri.
2-Kapıkulu Piyadeleri.

1-Kapıkulu Süvarileri:

Kapıkulu ordusunun atlı bölümüdür. Bunlara altı bölükten oluştukları için “Altı Bölük Halkı” adı verilir. Bu altı bölük; Silahtar, Si pah, Sağ garipler, Sol garipler, Sağ ulufeciler ve Sol ulufeciler olmak üzeredir. Kapıkulu süvarileri rütbece yeniçerilerden öndedir. Maaşları piyadelerden daha yüksektir. Bu birlikler hazineyi, Padişahı, devletin sancak ve bayraklarını korumaktan sorumludur. Seferlerde padişahın otağını taşırlar ve kurarlardı. Savaşta padişahı korumakla görevliydiler.

2-Kapıkulu Piyadeleri:

Kapıkulu piyadeleri yaya askerlerdir. Yeniçeriler ve Teknik sınıflar olarak iki ana bölümden oluşurlar. Yeniçeriler Kapıkulu ordusunun en kalabalık bölümüdür. “Orta” denilen bölüklere ayrılmışlardır. Her ortanın çorbacı başı denilen komutanları vardır. Yeniçerilerin en yüksek rütbeli komutanları “Yeniçeri ağası” dır. Teknik sınıflar ise şunlardır:

Cebeciler:Yeniçerilerin silahlarını imal eden ve savaşta tahrip olan silahları tamir eden birliklerdir.

Topçular:Görevleri top denilen silahları yapmak ve bu silahları kullanmaktır.

Top Arabacıları:Ağır topların imali üzerine oluşturulmuşlardır. Görevleri insan gücü ile taşınamayan topları hayvanlar aracılığı ile taşımaktı.

Lağımcılar:Görevleri Kale fetihlerinde, Cephaneliklerin tahribinde gerekli olan tünelleri kazmak ve patlayıcı yerleştirerek havaya uçurmaktı.

Humbaracılar:El bombalarını, el mayınlarını, havan toplarını ve patlayıcıları yaparlar ve kullanırlardı.

C-Yardımcı Kuvvetler:

Osmanlı nüfuzuna giren bağlı devlet ve hükümetler Seferlere belirli sayıda asker göndermekle yükümlüydüler. Kuruluş ve Yükselme döneminde Anadolu beylikleri askerleri ile Osmanlı seferlerine katılmışlardır. Yükselme döneminde İç işlerinde bağımsız dış işlerinde Osmanlıya bağlı Kırım, Eflak, Boğdan ve Erdel beylikleri Seferlere ordularıyla katılırlardı. Kırım kuvvetleri Osmanlı ordusu içerisinde özel bir yere sahipti.

DONANMA:

Osmanlı devleti Karesi oğulları beyliğini topraklarına katınca donanmaya sahip oldu. Osmanlı donanmasının ilk üssü Marmara denizinde Edincik’ti. Donanma Rumeli’ye asker ve göçmen taşınmasında önemli rol oynadı. İlk Osmanlı tersanesini Gelibolu da Yıldırım Bayezid inşa ettirdi. İlk deniz savaşı Venediklilerle yaşandı (1416). Osmanlı donanmasını büyük bir güç haline getiren Fatih oldu. Fatih İstanbul’u fethetmek için 400 parçalık bir donanma oluşturdu. Gemilerin Kasım Paşa sırtlarından Haliç’e indirilmesi, İstanbul’un fethinde önemli rol oynadı. Fatih zamanında Osmanlı donanması Ege adaları ve Kırım’ın fethini gerçekleştirdi. Dünyanın en büyük deniz gücü olan Venedik yenilgiye uğratıldı. İtalya da Otranto fethedildi. Osmanlı denizciliğinin yükselmesinde Anadolu beyliklerinin Osmanlılara katılması önemli rol oynadı. Kanuni zamanında Osmanlı donanması dünyanın bütün devletlerinin donanmalarından daha güçlü hale geldi.

Osmanlı donanma komutanına “Kaptan-ı Derya” denirdi. Deniz askerlerine ”Levent” adı verilirdi. Osmanlı donanmasında bulunan gemilere ; Baştarda, Kalyon, Kadırga, Mavna, Atmaca, Serçe gibi adlar verilirdi. Osmanlı gemileri hem kürekli hem de yelkenli özellikteydi. Bir donanmada 47 gemi bulunurdu.

Osmanlı devletinin iki türlü donanması vardı. Bunlar Deniz donanması ve Nehir donanması idi. Osmanlı devletinin Nehir donanmasına İnce donanma denirdi. Nil, Fırat ve Tuna ırmaklarında büyük nehir donanması bulunurdu. Orta Avrupa’ya yapılan seferlerde ordunun ihtiyacı olan malzemeler Tuna nehri donanması ile taşınırdı. İran seferlerinde Fırat donanması taşıma yapardı. Doğu Afrika seferlerinde Nil donanması önemli hizmetler yapardı. Osmanlı devletinin Deniz donanmalarının önemli üsleri ; Süveyş, Basra, Kuzey Afrika, Gelibolu, Haliç, Kırım, Hazar, bölgelerindeki Liman ve tersanelerdi. Osmanlı devletinin en büyük tersanesi Haliç de bulunuyordu. 16.yy da Haliç tersanesinde 40. bin kişi çalışıyordu.

Donanmada görev yapan askerler hazineden maaş almazlardı. Geçimlerini ganimet ve kendilerine tahsis edilen toprak geliri ile sağlarlardı. Donanma personeli yaz aylarında sefere çıkar sonbahar da evlerine dönerlerdi. Kışın donanmada Nöbetçi personel görev yapardı.

Klasik dönemde yetişen ünlü Osmanlı denizcileri ;Kemal Reis, Salman reis, Burak reis, Barbaros Hayrettin paşa, Turgut Reis, Piri Reis, Piyale paşa, Seydi Ali Reis v.s dir.

16.yy ın sonlarından itibaren Osmanlı merkez donanması zayıflamaya başlamıştır. Ancak “Garb Ocakları” (Cezayir, Tunus ve Trablusgarb) donanması gücünü korumuştur. Cezayir beylerbeyine bağlı bu donanma Atlas okyanusundan Amerika’ya kadar seferler yapmıştır. 1795 tarihinde ABD bu donanmanın baskısı sonucu, Cezayir’e yıllık vergi vermeyi öngören anlaşmayı imzalamıştır.

Osmanlı Ordusunda Değişmeler:

17. yüzyılda Değişmeler:

Osmanlı kara ordusunda 16.yy ın ikinci yarısından itibaren değişmeler görüldü. Padişah III.Murat oğlu Mehmet’in düğününde hokkabazlık, Taklitçilik yapan kişiler Kapıkulu ordusuna alındı. Devşirme kanununa uyulmadı. Kapıkulu ordusuna Türkler alınmaya başlandı. Kapıkulu ordusunun disiplini bozuldu, sayısı arttı. Kanuni döneminde Kapıkulu ordusu 15 bin dolaylarındaydı. 17.yy da sayıları 100 bini aştı.Merkez ordusu denilen Kapıkulu ordusunun sayısının artırılması Eyalet ordusunun Avrupa’daki savaşlarda başarılı olmamasından kaynaklandı.Tımarlı sipahiler ve akıncılar atlı süvari birlikleriydi.Silah olarak ok,Yay ve mızrak gibi geleneksel silahları kullanıyorlardı. Genellikle ilkbaharda savaşa giderler sonbaharda köylerine dönerlerdi. 16.yy da Avrupa’da daimi ordular kuruldu. Bu ordular tamamen ateşli silahlarla donatıldı. Avrupa ordularında sürekli eğitim yapan , ateşli silahlar kullanan piyade ordusu karşısında Osmanlı eyalet ordusu başarılı olamadı. Bu gelişme, Osmanlı devletini Kapıkulu ve ateşli silah kullanan birliklerin sayısını artırmak zorunda bıraktı. Tımarlı sipahiler dağılmaya başladı. Sipahilerin tımarları ellerinden alındı. İşsiz kalan tımarlı sipahiler Celali isyanlarına katıldı. Akıncı birlikleri 1595 tarihinden sonra dağıldı.

Kapıkulu ordusunun sayısının artması mali sorunlara sebep oldu. Hazinenin yükü arttı.Kapıkulu ordusuna yeterli maaş verilemedi. Kapıkulu ordusu padişah ve diğer devlet yöneticilerine karşı isyanlar çıkardı.1622 tarihinde isyan eden yeniçeriler padişah II.Osman’ı öldürdüler. Yeniçerilerin disiplini gittikçe bozuldu. Torpille yeniçeri ocağına kaydolanlar görev yerine gitmediler. Bazıları da yerlerine vekil gönderip ulufe denilen maaşı paylaşmaya başladılar. Yükselme döneminde evlenmesi yasak olan yeniçeriler evlenmeye başladılar. Ticaretle uğraştılar. İstanbul da esnafı haraca bağladılar. Bu hareketler padişah IV.Murat ve Sadrazam Köprülü Mehmet paşa gibi liderleri sert önlemler almaya zorladı. Ordunun disiplininin bozulmasında devlet adamlarının iktidar hırsı ile askeri isyana teşvik etmeleri de etkili oldu.

Yükselme döneminde “Ocak devlet içindir” felsefesi geçerli iken duraklama ve gerileme dönemlerinde “Devlet Ocak içindir” felsefesi geçerli oldu.

“17.yy da Tımarlı sipahilerin dağılması taşrada güvenlik sorununu ortaya çıkardı. Beylerbeyleri Sekban, Saruca ve Levend adı verilen birlikler oluşturdular. Bu birlikler için halktan yeni vergiler alındı. Bu olay halkın toprağını terk etmesinde etkili oldu. Eyalet valileri topladıkları askerlerin maaşlarını ödeyemeyince işlerine son verdiler. Bazen de savaş döneminde orduya alınan askerler savaştan sonra dağıtıldı. Bu uygulama iç isyanlara sebep oldu.

18. ve 19. Yüzyıllarda Değişmeler:

1703 tarihinden itibaren devşirme uygulaması terk edildi. Bu tarihten sonra yeniçeri ocağına girenler tamamen Türk’tü.

Osmanlı devleti, 18.y da Avrupa’yı örnek alan askeri ıslahatlar yaptı. İlk olarak I.Mahmut Fransa’dan Kont Dö Boneval’i (Humbaracı Ahmet paşa) getirerek, humbaracı ocağında ıslahat yaptırdı. 1734 tarihinde “Hendeshane” adlı subay okulu açıldı. III.Mustafa Baron Dö Tot adlı uzmana Sürat topçuları ocağını açtırdı.I.Abdülhamit, İstihkam okulunu açtı. Avrupa’dan gelen uzmanların Müslüman olma zorunluluğu kaldırıldı. III.Selim “Nizam-ı Cedit” adı ile Avrupa tarzında modern bir ordu kurdu. Avrupa tarzında eğitim veren Kara Mühendislik okulunu (Mühendishane-i Berri Hümayun) açtı. Ancak 1807 tarihinde yeniçerilerin çıkardığı Kabakçı Mustafa isyanından sonra Nizam-ı Cedit ordusu dağıtıldı.

II.Mahmut Avrupa tarzında “Sekban-ı Cedit” ordusunu oluşturdu. Yeniçeriler bir yıl sonra isyan ederek bu orduyu da kaldırttılar (1809). II.Mahmut bir süre sonra Avrupa tarzında “Eşkinci Ocağı” adlı yeni bir ordu kurdu. Yunan isyanını bastıramayan yeniçeriler 1826 tarihinde yeniden isyan ettiler. Bu defa II.Mahmut hazırlıklıydı. İlmiye sınıfının, halkın ve topçu birliklerinin desteğini almıştı. Padişah devletin ve milletin baş belası olan yeniçerilere karşı halkı savaşa çağırdı. Peygamberin sancağını Sultan Ahmet meydanına diktirdi. Bu meydanda yaklaşık 100 bin kişi toplandı. Topçu birlikleri yeniçeri kışlalarını bombaladı. Ardından halk ve askerler yeniçeri kışlalarına hücum etti.Yeniçeriler, halk ihtilali ile yok edildi. Bu olay tarihe “Vakay-ı hayriye” (Hayırlı Olay) olarak geçti.

NOT:Yeniçeriler I.Murat tarafından kurulmuş, II.Mahmut tarafından kaldırılmıştır. Yeniçeriler yenilik hareketlerine karşı çıkarak ıslahatların başarılı olmasını engellemişlerdir. Devletin çöküş dönemine girmesinde etkili olmuşlardır. Yeniçeriler kendilerinin işlerine son verileceği endişesi ile Avrupa tarzında kurulan birliklere karşı çıkmışlardır. Yeniçerilerin kaldırılması ile yapılacak yeniliklerin önü açılmıştır.

II.Mahmut Yeniçeri ordusu kaldırıldıktan sonra “Asakir-i Mansure-i Muhammedi’ye” adlı Avrupa tarzında yeni bir ordu kurdu.Bu orduya bir süre sonra “Nizamiye” ordusu adı verildi. II.Mahmut günümüz harp okulunun temeli olan “Mektebi harbiye” yi açtı. Böylece modern imparatorluk ordusu ortaya çıktı.

Tanzimat döneminde askerlik vatan görevi haline geldi. Kara ordusunun yönetimi için “Serasker” unvanlı komutan atandı. Askerliğin süresi kısaltıldı. 19.yy da askerlik vatandaşlar için zorunlu bir görev haline geldi.

Osmanlı deniz gücünde ilk yenileşme Rus donanmasının Osmanlı donanmasını 1770 yılında Çeşme de yakmasından sonra başladı. Donanmaya subay yetiştirmek üzere “Mühendis hane-i Bahri Hümayun” (Deniz Mühendislik okulu) açıldı. Donanma personeli askeri kışlalarda sürekli eğitim yapan daimi birliklere dönüştürüldü.

Osmanlı devleti, Avrupa da ortaya çıkan buharlı motorla çalışan gemileri II.Mahmut zamanında donanmasına kattı. Sultan Abdülaziz zırhlı gemilerden oluşan yeni bir donanma oluşturdu. Bu modern donanma 19.yy da dünyanın üçüncü büyük donanması idi. Bu dönemde Osmanlı tersaneleri de gemi üretecek şekilde yenilendi. Ancak 1877-1878 Osmanlı Rus savaşında uğranılan yenilgi ve iç harplerden sonra başlayan çöküş modern donanmanın limanlara terk edilmesine sebep oldu. Donanma geliştirilemedi.

Osmanlı devleti 1912 tarihinde hava kuvvetlerini oluşturdu.Osmanlılar, ilk defa I.Dünya savaşında uçak kullandılar.

8-Maliye Teşkilatı:

Osmanlı devletinin Maliye teşkilatı I.Murat döneminde oluşturulmuştur. Maliye işlerine Defterdar bakardı. Vergilerin toplanması ve yıllık bütçe hazırlanması görevi defterdara aitti. Osmanlı devletinde iki çeşit hazine vardı Bunlar:

a)Birun Hazinesi: Bu hazineye “Hazine-i amire” adı da verilirdi. Devletin en büyük hazinesiydi. Kapıkulu ordusunun, Ulemanın, Donanmanın, Seferlerin ve sosyal hizmetlerin masrafları bu hazineden karşılanırdı. Hazine padişahın mührü ile açılır ve kapatılırdı.

b)Enderun Hazinesi: Padişahın şahsına ait saray hazinesidir. “Hazine-i Hassa” adı da verilir. Bu hazineden sarayın ihtiyaçları karşılanır. Birun hazinesi açık verirse, saray hazinesinden aktarma yapılırdı. Bu yönü ile Hazine-i Hassa yedek hazine özelliğindedir.

Vergi Çeşitleri:

Osmanlı devletinin vergi kayıtları “Tahrir” defterlerinde bulunurdu. Vergiler İslam hukuku ve Örfi hukuka göre düzenlenmişti. Bunlara “Tekalif-i Şeriye ve Tekalif-i Örfiye” denirdi.

Şeri Vergiler (Tekalif-i Şeriye):
       İslam hukukuna göre alınan vergilerdir. Bunlar;Aşar(Öşür), haraç ve Cizyedir.
Aşar(Öşür):Müslüman çiftçilerden toprağın verimine göre 1/10 dan, 4/10 a kadar alınan üretim vergisidir.
Haraç:Gayrimüslim çiftçilerden alınan üretim ve arazi vergisidir. Oranı aşardan biraz fazladır.
Cizye:Gayrimüslim sağlıklı ve genç erkeklerden alınan vatandaşlık vergisidir. Müslüman olmayanlar askerlik yapmazlardı. Ancak devletin tüm hizmetlerinden yararlanırlardı. Onlar askerlik bedeli olarak cizye adlı vergi verirlerdi. Cizye yaşlı, hasta, kadın ve çocuklardan alınmazdı. Bu vergiler hizmet yaparak ta ödenebilirdi.

Örfi Vergiler (tekalif-i Örfiye):
       Padişahın örf ve adetlere dayanarak çıkardığı kanunlara göre alınan vergilerdir. Bu vergilere “Raiyet Rüsum”u da denir. Devletin her türlü ticari faaliyetten, Evlenenlerden, Suçlulardan ve Resmi işlemlerden aldığı vergilerdir. Bu grupta yer alan vergilerin bazıları şunlardır:

Cift Resmi: Çiftçilerden yılda bir defa alınan arazi vergisidir.

Niyabet Rüsumu: Yöneticilerin idari faaliyet sırasında aldıkları her türlü harçlardır. Suçlulardan alınan “Cerime” denilen harçlarda bu gruba girer.

Baclar ve Gümrük resimleri:Ticari faaliyetlerden alınan vergilerdir.

Avarız Vergisi: Savaş, Deprem, Dolu, Sel gibi olağan üstü şartlarda alınan vergilerdir. İlk defa II.Bayezid zamanında alınmıştır. 17.yy da sürekli vergiye dönüşmüştür. Avarız vergisi mahalle veya köy halkından toplanırdı.

Ayrıca savaş ganimetlerinin l/5 i hazineye girerdi. Ganimet gelirleri genellikle sosyal hizmetlere harcanırdı. Hayvancılıkla uğraşanlardan “Ağnam” adlı vergi alınırdı. Osmanlı vatandaşları işlettikleri maden ocaklarının gelirinin l/5 ini devlete verirlerdi. Orman ve Tuzlalardan vergi alınırdı.

Osmanlılarda Para ve Fiyat hareketleri:

Para ekonomik hayatta bir değişim aracı olduğu kadar,Bir devletin bağımsızlık sembolü olma özelliğine de sahiptir. İlk Osmanlı parasını Osman bey bastırmıştır. İlk gümüş parayı Orhan bey , İlk altın parayı ise Fatih bastırmıştır. Gümüş paraya “Akçe”, altın paraya “Sultani” adı verilirdi. Osmanlı devletinde paraya genellikle “Sikke” denirdi. Osmanlılar; Akçe, Para, Guruş ve Altun gibi maden paralar kullanıyordu.Diğer paraların değeri Akçe ile belirleniyordu. Mesela bir altun Altmış akçe değerindeydi.

Osmanlı devletinde padişah değişirse paralarda değişirdi. Vatandaşlar eski sikkeleri darphanede yenisi ile değiştirirlerdi. Paraların üzerinde padişahın tuğrası bulunur. Para basma işlerini “Darphane” yapardı. Büyük merkezlerde darphaneler vardı. Devlet para bastırabildiği gibi elinde altın ve gümüşü olan vatandaşlarda para bastırabilirdi.

Osmanlı piyasalarında her türlü yabancı paralar geçerliydi. Venedik “Dükası” ve Arslanlı denilen Hollanda “Flori” si Osmanlı piyasalarında çok tutulurdu.

Osmanlı devletinde 16.yy sonlarından itibaren enflasyon yükselmeye başladı. Paranın değeri düştü. Bu olay Avrupa devletlerinin coğrafi keşifleri yapmaları ile ilgiliydi. İpek ve Baharat yollarının yön değiştirmesi Osmanlı ekonomisini sarstı. Avrupa’ya Amerika’dan gelen bol miktardaki altın ve gümüş Osmanlı piyasalarına girdi. Üretim ve Tüketim dengesi bozuldu. Paranın değeri düştü. 18.yy ın sonlarında akçe piyasada geçmez oldu.

Osmanlı bütçeleri Kanuninin son dönemlerinden itibaren açık vermeye başladı. Bu açık zamanla büyüdü. Zaman,zaman maaşını alamayan asker isyan etti. Devlet görevlileri askerin maaşını ödemek için saraydaki değerli eşyaları darphanede paraya çevirmek zorunda kaldı. Hazinenin açık vermesi; savaş giderlerinin artması, saray harcamalarının artması ve ticaret yollarının değişmesi ilgili idi.

Osmanlı devleti altın ve gümüşü stratejik maddeler olarak görmüş ve ihracını yasaklamıştı. Zaman, zaman gümüş ve altının eşya yapımında kullanılmasına kısıtlamalar getirilmiştir. Yasağa uymayanlara idam cezası verilmiştir.

Osmanlı devletinin 19.yy da Avrupa ülkeleri ile ticari ilişkileri arttı. Dünya ekonomisi ile bütünleşme sürecine girildi. Madeni para yetersiz hale geldi Bu nedenle Tanzimat döneminde 1839 tarihinde “Kaime” adı ile kağıt para basıldı. Ancak bu paranın karşılığı yoktu. Kısa sürede piyasada geçmez oldu. Yabancı kalpazanlar piyasaya sahte kaime sürdüler. Sonunda 1863 tarihinde tekrar madeni paraya dönüldü.

Osmanlı devletinde Tanzimat döneminde mali kriz arttı. Kırım savaşı sırasında İngiltere ve Fransa’nın teşviki ile ilk dış borç alındı(1854). Bu uygulama zamanla yaygınlaştı. Dış borçların saray inşası gibi gelir getirmeyecek alanlarda kullanılması bir süre sonra mali iflasa sebep oldu. 1875 tarihinde dış borçların ödenemeyeceği açıklandı. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı ve Berlin anlaşması ile Rusya’ya ödenmeye başlanan tazminat Osmanlı maliyesini çökertti. 1881 tarihinde “Muharrem Kararnamesi” ile “Düyun-u Umumiye” (Genel Borçlar) teşkilatı kuruldu. Alacaklı devletler bu teşkilat aracılığı ile alacaklarını tahsil etmeye başladılar. Osmanlı devleti borç para alırken Gümrük, Maden ve Tütün vergilerini teminat göstermişti. Alacaklı devletler bu vergi kaynaklarına el koydular.

UYARI: Düyun-u Umumiye teşkilatının varlığı Osmanlı devletinin ekonomik bağımsızlığını kaybettiğini gösterir. Bu kuruluş Lozan anlaşması ile kaldırılmış ve Türkiye ekonomik bağımsızlığını kazanmıştır.

Osmanlı devletinde 19.yy a kadar günümüzdeki manada banka yoktu. Bankacılık görevini genellikle Sarraf ve kuyumcular yapıyorlardı. Tanzimat döneminde Bank-ı Dersaadet ve Osmanlı bankası gibi yabancı sermayeli bankalar kuruldu. Bir İngiliz bankası olan Osmanlı bankası merkez bankası rolünü üstlendi. Mithat Paşa Tuna valisi iken köylüye kredi vermek için “Memleket sandıkları” nı kurdu. Bu kuruluş ileride İş bankasına temel oldu. Mithat paşa 1872 tarihinde İstanbul Emniyet sandığını açtı.Türk bankacılığının temellerini attı. Bu tarihten sonra bankalar kurulmaya başladı.

B-OSMANLI TOPLUMUNUN YAPISI:

Osmanlı devleti Marmara havzasında bir Türk-İslam devleti olarak ortaya çıkmış ve 16.yy da üç kıta üzerinde toprağı olan bir imparatorluğa dönüşmüştür. Bu sınırların genişlemesi çok sayıda devletin yıkılması ile gerçekleşmiştir. Osmanlı devleti ilk kuruluş yıllarında bir Türk devleti özelliğindeydi.Sınırların genişlemesi ile ırktan, kültürden ve dinden insanlar Osmanlı vatandaşı oldu. Devlet çok uluslu hale geldi. Osmanlı devleti, vatandaşı olan toplulukları farklı özellikleri muhafaza ederek ve adaleti hakim kılarak yönetti.Toplum yapısında dünyada yaygın olan sınıf kavramına ve ırkçılığa yer vermedi. İnsan topluluklarını dine dayalı “Millet örgütlenmesi” ile bütünleştirdi. Din ve vicdan özgürlüğü sayesinde toplumsal hoşgörüyü geliştirdi.

Osmanlı toplumu dendiği zaman Osmanlı sınırları içinde yaşayan bütün insan grupları anlaşılmalıdır. Osmanlı toplum yapısından ise; değişik ırk ve dinden olan insanların örgütlenme şekilleri ve insan topluluklarının birbiri ile ilişkileri anlaşılmalıdır.

1-Devletin Resmi Tasnifine Göre Toplum Yapısı:

Osmanlı devleti toplum yapısını şekillendirirken İslami düşünceyi esas almıştır. Buna göre; İnsan Allah’ın en üstün yaratığıdır. İnsan sosyal yapıda yaratılmıştır. İnsanın varlığını sürdürebilmesi ve geçimini sağlaması için mutlaka bir sosyal grup içinde olması gerekir. İnsan fertleri birbirine muhtaçtır. İnsanlar toplumsal işbölümünün düzenli işlemesi için farklı özellikte yaratılmışlardır. İnsanlar birbirleri ile eşit yetenekte olmadıkları için toplumsal işbölümü oluşur.

Toplumsal hayatın düzenli işlemesi ve haksızlıkların önlenmesi için devlet gereklidir. Devleti;vatan, halk ve hükümranlık oluşturur. Devlet Allah’ın kullarına hizmet için oluşturulan bir organizasyondur.

Osmanlı devleti toplumu “Askeri ve Reaya” olarak iki sınıf halinde örgütlemiştir.

a)Askeri(Yönetenler):Osmanlı devletinde tüm devlet yöneticilerine “Askeri” denmiştir. Askeri, padişaha ait yönetme yetkisini kullanan sınıftı. Askeri’nin reayadan farkı vergi vermemeleri idi. Osmanlı devletinde yöneticiler vergi vermezdi. Osmanlı devletinde Askeri (Yöneten)olmak için gerekli özellikler şunlardır:

-Sünni Müslüman olmak.
-Türkçe bilmek.
-Yeterli tahsile, bilgi, beceri ve tecrübeye sahip olmak.

Osmanlı devletinde Reayadan yukarıdaki özelliklere sahip olanlar Askeri olabilirdi. Askeride yer alan emekli olur veya görevi sona ererse reaya grubuna girerdi. Osmanlının askeri ve reaya ayırımı Avrupa’daki gibi soyluluk esasına dayalı bir sınıf sistemi değildir. Osmanlı düzeninde hanedandan başka doğuştan ayrıcalığa sahip olan aile veya grup yoktur.

Yönetenler, gördükleri iş veya eğitime göre üçe ayrılmışlardır. Bunlar; Seyfiye, İlmiye ve Kalemiye olmak üzeredir.

1-Seyfiye:Yönetim ve askerlik işlerini yürüten sınıftır. Bu sınıfın üyeleri Kapıkulu ve Tımar sistemi içinde yetişmiştir. Seyfiye grubunu divan-ı hümayunda sadrazam, Vezirler, Yeniçeri ağası ve Kaptanı derya adlı bakanlar temsil ederdi. Devlet yönetiminde en yüksek maaşı seyfiye grubu alırdı.

Beylerbeyleri, Sancakbeyleri genellikle devşirme kökenlilerin okuduğu Enderun da yetişirlerdi. Taşra da padişahın otoritesini temsil ederlerdi. Kapıkulu ordusu klasik dönemde genellikle devşirme kökenlidir. Kendilerine hazineden Ulufe adlı maaş verilirdi. Bu grup içinde yer alanların başarılı hizmetler yaptıkça rütbeleri ve maaşları artardı.

Seyfiye’nin, tımarlı grubu taşrada yaşardı. Tımar sahipleri genellikle Türk’tü. Taşranın yönetiminde etkiliydiler.

Diğer sınıflardan Seyfiyeye geçmek için padişah onayı gerekirdi. Mesela 17.yy da Sadrazamlık yapan Köprülü fazıl Ahmet paşa İlmiyeden Seyfiye’ye geçmişti. Seyfiye mensuplarının ulaşabileceği en yüksek makam Sadrazamlıktı. Seyfiye genellikle örfi kanunlara göre yetki kullanırdı.

2-İlmiye:İlimle uğraşanlar grubu demektir. İlmiye sınıfı üyeleri; adalet (Kaza), Eğitim(Tedris), Din hizmetleri (İfta) ve vakıfların idaresinden sorumluydular. Öğretmenler (Müderrie), Kadılar, Müftüler, İmamlar, vaizler, Doktorlar ve müneccimler , Tarikat şeyhleri ve Hz.Muhammed soyundan gelenler İlmiye sınıfını oluştururdu.

İlmiye sınıfında devşirme kökenli bulunamazdı. Seyfiye ve Kalemiye’den İlmiyeye geçilemezdi. Ancak İlmiyeden diğer sınıflara geçilebilirdi. İlmiyede görev alanlar genellikle Türk’tü.

İlmiye sınıfının başı Şeyhülislamdı.Şeyhülislam; Devlet idaresi ile ilgili kararların İslam dini kurallarına uygun olup olmadığı hakkında, Fetva verirdi. Padişahlar dahi önemli devlet işlerinde Şeyhülislamdan fetva isterdi. Şeyhülislamın rütbesi sadrazama denkti. İlmiye sınıfının divandaki bakanları kazaskerlerdi. Kazaskerler Şeyhülislamın yardımcısı olarak adalet, eğitim ve din hizmetlerini yürütürlerdi. Önemli davalara bakarlardı. Günümüzün adalet ve Milli eğitim bakanı idiler. İlmiye sınıfının insan kaynağını, müderris denilen öğretmenler ve Medrese öğrencileri oluştururdu.

İlmiye sınıfı üyeleri maaşlarını hazineden yada vakıflardan alırlardı. Ayrıca kadılar yürüttükleri hizmetlerden aldıkları harçlarla geçinirlerdi. Öğretmen ve medrese öğrencilerinin ihtiyaçları vakıflar tarafından karşılanırdı.

Müftüleri devlet atamazdı. Sadece halkın müftü olarak seçtiği kişilere onay verirdi. Müftü, İmam ve vaizlerin ihtiyaçlarını halk karşılardı. Her mezhebin ayrı bir müftüsü olurdu. Kadı ve Öğretmenleri devlet atardı.İlmiyede çalışanların en yüksek rütbelileri, İstanbul da görev yapardı.

İlmiye sınıfı mensuplarına idam uygulanmazdı.Ancak görevlerine son verilebilirdi. Ancak istisnalar olmuştur. İlmiye sınıfından emekli olanlara belirli bir yerin vergisi “Arpalık” adı ile verilirdi.

3-Kalemiye: Devletin her türlü resmi kayıtlarını tutan ve devlet hizmetleri ile ilgili yazışmaları yapan gruptur. Bunlar günümüzdeki manası ile devlet bürokrasisini oluştururlar.

Kalemiye’nin Divanı hümayundaki üyeleri, Defterdar ve Nişancıdır.

Kalemiye üyelerinin kökeni Müslüman ailelere dayanırdı. Devşirme bulunmazdı. Kalemiye mensupları devlet dairelerinde usta, çırak ilişkisine göre yetişirdi.Tecrübeli katiplerin yanına verilen çıraklar mesleki eğitimi, uygulamalı olarak öğrenirlerdi. Çıraklar öğleye kadar devlet dairelerinde çalışırlardı. Öğleden sonra ise medreseye devam ederek bilgi ve görgülerini artırırlardı. Çıraklıktan kalfalığa daha sonra ise ustalığa terfii ederlerdi. Kalemiye sınıfı 17.yy ın ünlü bilgini Katip Çelebiyi yetiştirmiştir.

Kalemiye sınıfı İlmiye sınıfından da eleman alırdı. Kalemiye üyelerinin maaşları genellikle “Dirlik” topraklarının “Zeamet” bölümünün vergi geliri ile karşılanırdı. Devletin çok gizli kayıtlarını kalemiye üyeleri tutardı. Bu nedenle katiplerin çocuklarının bu mesleğe alınmalarına özen gösterilirdi.

NOT: Devlet yönetimini oluşturan İlmiye, Seyfiye ve Kalemiye arasında ince bir denge kurulmuştu. Yetki, çatışması olmaması için ayrıntılı kanunlar hazırlanmıştı. Osmanlı yöneticileri İlmi ve Ahlaki açılardan iyi eğitilmişlerdi. Yüksek rütbeli yöneticiler, Arapça ve Farsça’yı anadilleri gibi bilirlerdi. Batı dillerini bilenlerde vardı. Osmanlı yöneticileri kültürlü kişilerdi.

b)Yönetilenler (Reaya): Osmanlı devletinde askeri sınıf dışında kalan ;sanayi, Ticaret ve tarım faaliyetleri uğraşan topluluğa “Reaya” denilmiştir. Bu sınıfa Raiyyet sınıfı da denilirdi. Raiyyet bir hükümdarın korunması ve yönetimi altında bulunan halk demekti. Günümüzdeki karşılığı vatandaş demektir.

Osmanlı devletinde Reaya çeşitli ırk, din ve mezheplerden meydana gelmişti. Osmanlı devletinde aynı dine inananlara millet denilmiştir. Osmanlı sisteminde, millet ırka değil düşünce ve inanç temeline dayalı olarak tanımlanmıştır.

Osmanlı sisteminde; Müslümanlara “Milleti Hakime” , Gayrimüslimlere ise “Milleti Mahkume” adı verilmiştir. Yani Müslümanlar yöneten, hakim olan milletti. Gayrimüslimler ise tabii olan milletti.

Osmanlı devleti her inanç topluluğuna bir yönetici lider atamıştı. Onlara belirli bir özerklik vermişti. Her inanç grubu kendi dinin ve kültürünü serbestçe yaşama hakkına sahipti. Osmanlı devletinde Ortodoksların idaresinden Rum Ortodoks patriği sorumluydu. Yunanlılar, Kara dağlılar, Bulgarlar ve Romenler Patriğe bağlı idiler. Patrik vezir rütbesinde bir yöneticiydi. Ancak Ortodokslar dışında idari yetkisi yoktu. Osmanlı devletinde Ermenilerin idaresinden Ermeni Patriği sorumluydu. Ermenilere Patrik sahibi olma hakkını Fatih vermişti. Ermeniler üçlü Telsis inancına inanmazlardı. Hırıstıyanlığı Ortodoks ve Katoliklerden farklı yorumluyorlardı. Osmanlı devletinde Musevi milletinin idaresinden İstanbul da ulanan Haham başı sorumluydu.

Osmanlı devleti hiçbir topluluğu din değiştirmeye zorlamamıştır. Ancak İslamiyet’e geçen bazı vergilerden kurtuluyor ve idari kadrolara girme hakkı kazanıyordu.

Osmanlı devletinde hakim unsur Türklerdi. Türkler en çok Anadolu, Rumeli ve kırım da yaşıyordu. Türklerden sonra en kalabalık Müslüman topluluk Araplardı. Ayrıca Çerkezler, İranlılar (Acem), Kürtler, Bosnalılar,Arnavutlar, Pomaklar, Berberiler, Zenciler diğer Müslüman topluluklardı. Osmanlı hırıstıyanları’nın çoğu Ortodoks’tu. Hırvatlar, Slovenler ve Macarlar Katolik’ti. Anadolu hırıstıyanları genellikle Rum ve Ermeni idi. Kafkasya da Gürcüler vardı. Museviler Osmanlı topraklarına İspanya, Bohemya ve Polonya gibi Avrupa memleketlerinde katliamlara uğradıktan sonra gelmişlerdi. Osmanlı devleti onlara sığınma hakkı vermiş ve İzmir, İstanbul, Selanik ve Edirne gibi kentlere yerleştirmişti. Arap coğrafyasında yaşayanları da vardı.

2-Yerleşim Durumuna Göre Osmanlı Toplumu:

Osmanlı toplumunu yerleşim durumuna göre;Şehirliler, Köylüler ve Göçebeler olarak üçe ayırıp incelemek mümkündür.

a)Şehirliler: Osmanlı şehirleri kasaba karakterindedir. Geneli 8-10 bin nüfusludur. Şehirler genellikle Pazar yerleri veya mabetlerin çevresinde kurulmuştur.Osmanlı şehirlerinde önemli sosyal tesisler; Cami, Medrese, Darül Şifa, İmaret, Han, Hamam, Kütüphane, Kilise, Manastır gibi yapılardır. Osmanlı şehirleri çevre köylerin Pazar yeri konumundadır. Osmanlı devletinin en büyük kenti İstanbul’du. İstanbul 16.yy da Avrupa’nın en büyük şehriydi. İkinci büyük kent Kahire idi.

Şehirlerde; Askeriler, Esnaflar, Tacirler yaşardı.

Askeriler:Şehirlerde, adalet, eğitim, yönetim, din hizmetleri ve güvenlik alanında görevli yöneticiler yaşardı. Bunların bazıları; Beylerbeyi, Sancakbeyi, Kadı, Müderris, Müftü, Subaşı, eyalet defterdarıdır. Bütün bu görevlilerin mahiyetinde çalışan çok sayıda görevli vardı. Devlet görevlileri bir görev yerinde çok uzun süre bırakılamazdı.

Esnaflar:Şehirlerde imalat işleri ile uğraşanlar esnaf grubunu oluştururdu. Esnaf hem üretir hem de ürettiğini satardı Esnafların tamamı Lonca denilen örgütlerde toplanmışlardı. 16.yy a kadar Müslüman ve hırıstıyanlar aynı loncaya üye olabiliyordu. 16.yy da ayrılmışlardır. Loncalar işyeri sahibi ustaların oyları ile yöneticilerini seçerlerdi. Loncanın liderine Şeyh denirdi. Şeyh genelde dini ve ahlaki bir otoriteydi. Kethüda ve yiğitbaşı şeyhin yardımcılarıydı. Osmanlı devletinde loncalara üye olmadan üretim amaçlı işyeri açılamazdı. İşyeri sahibi olmak için loncaya önce çırak olarak girilirdi. Çıraklıktan kalfalığa geçilirdi. Kalfalıktan ustalığa geçilirdi. Usta olana loncası ortak sandıktan kredi açardı. Lonca üyeleri arasında güçlü bir dayanışma vardı. Aç ,İşsiz ve evsiz insan yoktu. Loncaların üretim ve ticaret faaliyetleri sıkı kurallara bağlanmıştı.

Tacirler:Şehirler, bölgeler ve ülkeler arasında ticaret yapanlara tacir denirdi. Devletin ekonomik hayatta en az vergi aldığı gruptu. Tacirler ülkede üretilen ürünleri ihraç ediyorlardı. Ülkede üretilmeyen malları ve sanayiinin ihtiyacı olan hammaddeyi ithal ediyorlardı. Bu faaliyetler her vatandaşın yapamayacağı işlerdi. Büyük sermaye , yabancı dil bilmesi, dış ülkeleri tanıması, büyük depolara sahip olma v.s gibi imkanlar gerektiriyordu. Dış ticaret başlı başına bir riskti. Bu sebeplerle devlet tacirlere ayrıcalıklar tanımıştır. Osmanlı tacirleri arasında her dinden üye vardı.
Ayrıca Osmanlı şehirlerinde işsizler, hamallar, seyyar satıcılar, yabancı devletlerden sığınanlarda bulunurdu.

b)Köylüler: Osmanlı devletinde Müslüman ve gayrimüslimlerin köyleri ayrı idi.Köylüler; tarım, Hayvancılık ve bazı el sanatlarına dayalı meslekleri yaparlardı. Osmanlı devleti köylülere 70 ile 150 dönüm arasında büyüklüğe sahip toprak dağıtmıştı. Bu dağıtımda bir çift öküzün işleyebileceği büyüklük esas alınmıştı. Bu sisteme “çift sistemi” denir. Köylülerin bir kısmı mülkiyeti devlete ait toprakları işlerlerdi. Bir kısmı da özel mülkleri olan toprakları işlerlerdi. Köylü işlediği toprağın çift resmi denilen arazi vergisini ve öşür denilen üretim vergisini devlete veya devletin gösterdiği görevlilere öderdi. Osmanlı devletinde köylü tımar sistemi ile koruma ve gözetim altına alınmıştır. Tımarlı sipahiler köylerde yaşayarak güvenliği sağlamışlardır. Tımar topraklarını denetlemişlerdir. Osmanlı devletinde üretimin düşmemesi için toprağın boş bırakılması veya terk edilmesine cezai müeyyideler konmuştu. Toprağını boş bırakandan “çift bozan” vergisi alınırdı. Toprağını terk eden köylüyü tımar sahibi 10 yıl içinde yakalarsa toprağına geri getirme hakkına sahipti. Köylerdeki araziler ve yaşayan nüfusla ilgili vergi kayıtları “tahrir” defterlerine kaydedilirdi.

c)Göçebeler: Osmanlı devleti göçebeleri de tahrir defterlerinde ayrıntılı şekilde kayıt altına almıştı. Göçebeler il yada ulus adı altında teşkilatlanıyorlardı. Türk göçebelerini bey adlı lider yönetiyordu. Beyin kethüda adlı yardımcısı vardı. Göçebeler kış ve yaz mevsimlerinde yer değiştiriyorlardı. Devlet onlar için gezici kadılar tayin ediyordu. Göçebeler sarayın et, süt, tereyağı, yoğurt v.s ihtiyaçlarını karşılıyordu. Hayvan başına vergi veriyorlardı. Ayrıca devlet göçebelere; sınırların korunması, ticaret yolarının güvenliği, sefer anında ordunun ihtiyaçlarının karşılanması, tersanelerin kereste ihtiyacının karşılanması gibi görevler de veriyordu. Bunun karşılığında da vergi muafiyetleri uygulanıyordu. Göçebeler köy şehir ve kasabalara zarar veriyorlardı. Devlet hem bu zararları önlemek hem de boş tarım arazilerini işletebilmek için göçebeleri yerleşik hayata geçmeye zorlamıştır. Bu politika batı Anadolu da başarılı olmuş ancak doğu ve güneydoğu Anadolu ile Arap coğrafyasında başarılı olamamıştır.

3-Osmanlı Toplumunda Aile:

Osmanlı aile düzeni İslam hukuku ve Türk törelerine göre şekillenmiştir. Osmanlı toplumunda aileye büyük önem verilirdi. Eşler arasında sadakat esastı. Evlilik yaşına gelen gençler sosyal çevreleri tarafından kısa sürede evlendirilirdi. Kimsesiz gençleri vakıflar ve varlıklı aileler evlendirirlerdi. Bu olay büyük hayır sayılırdı. Evlenecek kişiler şahitleri ile birlikte kadının huzuruna giderler veya evlerine bir görevli gönderilmesini isterlerdi. Nikah akdi şahitler huzurunda hazırlanır ve mahkeme sicil defterine kayıt edilirdi. Osmanlı ailesinde hem teorik hem de uygulama da tek evlilik esası benimsenmiştir. Osmanlı aydınları çok evliliğe karşı çıkmışlardır. Çok evlilik şehirlerdeki varlıklı grupta görülmektedir. Osmanlı ailesinde boşanma son derece sınırlıdır. Belirli hallerde kadınların da boşanma hakları bulunmaktadır. İslam hukukuna göre kadın isterse evlilik akdine kocasının ikinci bir kadınla evlenmesini kabul etmeyeceği şartını koydurma hakkına sahipti. Ancak kadınların bu hakkı kullanmasına toplumun ekonomik ve sosyal yapısı izin vermemiştir.

4-Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler:

Osmanlı toplum yapısında 16.yy ın sonlarından itibaren hem askeri hem de reaya da değişiklikler görülmeye başlanmıştır. Tımar topraklarının gelirlerini Kapıkulu mensupları ele geçirmişlerdir. Türk kökenli tımarlı sipahiler işsiz kalmıştır. Taşra da görev yapan eyalet valileri halkın güvenliğini sağlamak için Sekban ve Saruca adı verilen birlikler oluşturmuştur. 17.yy da medreseleri bitiren öğrenciler iş bulamamışlardır. Osmanlı nüfusu artmıştır. Devlet savaş giderlerini karşılamak için vergileri artırmıştır. Coğrafi keşifler Osmanlı devletinde ekonomik bunalıma yol açmıştır. Paranın değeri düşmüş ve enflasyon ortaya çıkmıştır.

17.yy da işsiz kalan tımarlı sipahiler ve medrese öğrencileri Celali isyanlarına katılmışlardır. Devletin ağır vergilerini ödeyemeyen ve can ve malı tehdit altına giren köylü toprağını terk edip şehirlere göç etmeye başlamışlardır.Çok sayıda köy eşkıyaların baskısı sonucu boşalmıştır. Bunun sonucunda şehirlerin nüfusu artmış ve tarım üretimi düşmüştür. Tımar sistemi çökmüştür. Kapıkulu grubuna Türk kökenliler ve köylüler girmeye başlamışlardır.

1-18.Yüzyılda Değişmeler:

a)Yönetim kadrolarında Kimlik değişimi:

18.yy a kadar Seyfiye kolu yöneticileri genellikle devşirme kökenliydi. Bu yüzyılda devşirme sistemine son verildi. Reayadan her grup devlet hizmetlerine girmeye başladılar.

18.yy da taşrada ayanlar güçlerini artırarak resmi yönetici sıfatını kazandılar. Bu duruma eyalet ve sancaklara atanan yöneticilerin yerlerine gitmeyip vekil atamaları sebep oldu. Ayrıca emekli memurlara ve yüksek rütbeli yöneticilere maaş olarak arpalık adıyla gelir tahsis edilmesi ve İltizam sisteminde değişiklik yapılıp belirli bölgelerin gelirini toplama hakkının mültezimlere uzun süreli verilmesi sebep olmuştur. 1695 tarihinde iltizam sisteminde değişiklik yapıldı. İltizam ihalelerini kazanan daha önce üç ay süre ile vergi toplama hakkına sahip oluyordu. Bu tarihten sonra iltizamlar mültezimlere ömür boyu verilmeye başlandı. Bu sisteme “Malikane sistemi” adı verildi. İltizam hakkını kazanan ayan ve eşraf bölgenin yönetim hakkını da elde etti. Böylece ayan taşrada resmi görevli sıfatını kazandı. Vergi toplama, asker toplama ve güvenliği sağlama gibi devlet hizmetlerinde yetki sahibi oldu. Ayanları yerel halk seçiyor devlet onaylıyordu.

18.yy da yönetimde Kalemiye sınıfının etkisi artmıştır. Bu olayın sebebi Avrupa ile ilişkilerin artması ve devleti güçlendirmek için Avrupa’yı örnek alan ıslahatların yapılmaya başlanmasıdır.

b)İskan Faaliyetleri:

18.yy da özellikle Avusturya ve Rusya ile yapılan savaşlar göçlere sebep oldu. Kırım, Kafkasya ve Macaristan’dan merkeze doğru nüfus hareketleri görüldü. Ayrıca Anadolu’daki idari bozukluklar, vergilerin ağırlığı, adaletin sağlanamaması, güvenlik sorunları sebepleriyle köyden şehre göç devam etmiştir. Köyler hızla boşalmıştır. Merkezi otoritenin bozulması göçebelerin kanunsuz hareketlere yönelmelerine sebep olmuştur. Devlet bu sorunlara çözüm bulmak için iskan faaliyetlerinde bulunmuştur. İskan faaliyetlerinin amaçları şunlardır:

*Göçebeleri yerleşik hayata geçirerek onların köy ve kasabalara verdikleri zararları önlemek .

*Boş kalan toprakları işleterek üretimi artırmak.

*Göçebelerden asker ve vergi mükellefi olarak daha rahat yararlanmak.

*Kaybedilen topraklardan göç eden insanları boş topraklara yerleştirerek onları hayatlarını sürdürebilecekleri imkanlara kavuşturmak.

NOT:Göçebeler alıştıkları hayat tarzını terk etmemekte direnmişlerdir. Yerleşik hayata geçerler ise devletin ağır vergi yükü altına gireceklerini düşünmüşlerdir. Ayrıca devletin askeri sorumluluk yükleyeceğini düşünerek yerleşik hayata karşı çıkmışlardır. Göçebelerin iskanı kısmen başarılı olmuştur.

2-Tanzimat ve Sonrası Değişmeler:

a)Yeni Bürokratlar: Avrupa ile ilişkilerin artması sonucu 18.yy ın sonlarından itibaren Avrupa dillerini öğrenen Avrupa’daki siyasi ve hukuki yapıyı tanıyan yeni bir bürokrasi ortaya çıkmaya başladı. II.Mahmut’un bakanlık sistemine uygun memurlar yetiştirmek için açtığı okullarda yetişen öğrenciler, Tanzimat döneminin yeni bürokratları oldular. II.Mahmut’un Avrupa’ya gönderdiği öğrenciler bu yeni bürokrasiye katıldı. Bu yeni bürokrasi memurları, diplomasi ve maliye konularında uzmanlaşmışlardı. Laik bir eğitim gördükleri için devlet idaresinin dini kurallara göre yürütülmesine karşıydılar. Düşünceleri, giyimleri ve yaşam şekilleri halktan farklılaşmıştı. Bu bürokratlar padişahın yetkilerinin kısıtlanmasını, toplumsal eşitsizliklerin ortadan kalkmasını ve hukuk sisteminin laikleşmesini savunuyorlardı. Onların bu düşünceleri Tanzimat ve Islahat fermanlarının ilanı ve meşrutiyet idarisine geçilmesinde etkili olmuştur.

b)Nüfus Hareketleri ve Yeni Yapılanmalar:18.yy ın sonlarından itibaren toprak kayıpları hızlandı. Bununla birlikte kaybedilen topraklardan elde kalan toraklara doğru göçler yoğunlaştı. Osmanlı toprakları azalırken elde kalan topraklarda nüfus yoğunluğu arttı. 19.yy da hırıstıyan milletlerin bağımsızlığını kazanıp Osmanlı devletinden ayrılması devletin İslam nüfusunu oranının artmasına sebep oldu.

19.yy da gerçekleşen Sırp isyanı, Yunan isyanı, Kırım savaşı ve 93 harplerinden sonra Anadolu’ya milyonlarca insan göç etmiştir. Anadolu’nun genel nüfusu ve İslam nüfusu artmış hırıstıyan nüfusun oranı azalmıştır.

19.yy da Avrupa ile ilişkilerin artması ve teknolojik gelişmelerin etkisi ile şehirleşme oranı artmıştır.

19.yy da Avrupa da gelişen sanayi Osmanlı topraklarında üretilen sanayi hammaddesi tarım ürünlerine talebi artırmıştır. Bunun sonucunda limanlara yakın ovalar yeni yerleşim sahaları olmuştur. Savaşlardan sonra göç edenler ve göçebeler ovalara yerleştirilmişlerdir. Mesela Çukurova 19.yy da bataklıktan tarım arazisine çevrilmiştir.

19.yy da teknolojik gelişmeler şehirlerin yapısını değiştirmiştir. Demiryolları, Buharla çalışan gemiler kullanılmaya başlanmıştır. Şehirlerde Tren istasyonları, Rıhtımlar, Oteller, Postane binaları ortaya çıkmıştır. Kervansaraylar, hanlar önemini kaybetmiştir.

Ayrıca şehirlerde lüks eşya satan işyerleri, tiyatro binaları ortaya çıkmıştır. Şehirlerde Müslümanlarla Gayrimüslimler karışık yaşamaya başlamışlardır. Gelir dengesi bozulmuş ve zenginler ayrı semtlere yerleşmeye başlamışlardır.

Şehirlerin aydınlatılması ile gece eğlencelerine gidilmeye başlanmıştır. Osmanlı toplumunda kadın-Erkek karışık Balo, Tiyatro ve Pera gibi eğlencelere gitme geleneği başlamıştır. Osmanlı toplumunda Avrupa hayranlığı başlamış ve Avrupa malı kullanmak bir sosyal statü göstergesi haline gelmiştir. İthal mallara ilgi artmıştır. Osmanlı toplumunda dini düşüncelerin etkisi azalmıştır.

Osmanlı şehirlerinde görülen bu değişim taşraya yeterince yansımamıştır. Nedeni demiryolları ve kara yollarının ülkenin her tarafına ulaşmamış olmasıdır.

NOT:  19.yüzyılda Osmanlı toplum yapısında görülen değişmelerin ana nedeni, Avrupa ile iletişimin artmış olmasıdır. Ayrıca İletişimin artmasında teknolojik gelişmeler etkili olmuştur. Tren , Buharla çalışan gemi, Telgraf, Sinema ve Fotoğraf gibi teknolojik aletler iletişimi hızlandırmıştır.

C-OSMANLILARDA EKONOMİK HAYAT:

1-Osmanlı İktisat Anlayışı:

İktisat: Bir insan topluluğunda, değerlerin üretim, dağılım ve tüketimi ile ilgili etkinliklerin tümüdür. İktisat Ekonomi ile eş anlamlıdır.

Osmanlı iktisat anlayışı, Genel toplum ve devlet anlayışı ile benzerlik gösterir. Osmanlı devlet anlayışında tebaanın refah ve mutluluğunun sağlanması temel amaçtır. Bu düşünce bütün Türk hükümdarlarında ve devletlerinde görülür. Tebaanın refah ve mutluluğunun sağlanması öncelikle üretimin bol ve sürekli olmasına bağlıdır. Osmanlı devleti üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerini kesin hukuki kurallarla düzenlemiştir. Bu düzen içerisinde aç açıkta insan bırakılmaması esası benimsenmiştir. Köylerde yaşayan her aileye işleyebileceği oranda toprak dağıtılmıştır. Şehirlerde sanayii faaliyetlerinde bulunanlar Loncalar şeklinde örgütlenmişler ve devletin kontrolü altına alınmışlardır. Üretim faaliyetleri arz ve talep durumuna göre şekillendirilmiştir. İçeride üretilemeyen mallar dışarıdan ithal edilerek karşılanmıştır. Üretim, fiyatlandırma ve dağıtım faaliyetleri hem esnaf teşkilatları, hem de merkezi otorite tarafından sıkı şekilde denetlenirdi. Haksız kazanca izin verilmezdi. Osmanlı iktisat anlayışında her türlü malın üretilmesi, alınıp satılması serbestti. Ancak ülkede yeterli miktarda bulunmayan altın, gümüş, balmumu, kurşun gibi ürünlerin ihracına kısıtlamalar getirilirdi. Üretim Osmanlı vatandaşlarının ihtiyacını karşılamıyorsa bu malların dışarıya çıkışı kısıtlanırdı. Buğday stratejik bir madde olarak görülür ve bol miktarda stoklanırdı. Dışarıdan gelen Altın ve Gümüşten gümrük vergisi alınmazdı. Amaç, ekonomik değişim aracı olan para için gerekli hammaddeyi sağlamaktı.

Osmanlı ekonomik örgütlenmesi devlet kontrolünün yoğun olduğu serbest piyasa ekonomisi karakterindeydi. Osmanlı devletinde vergilerin hafif olmasına özen gösterilmişti. Ağır vergilerin üretimin düşmesine, kaçakçılığa ve vergi kayıplarına sebep olacağı düşünülürdü. Vergilerin vatandaşların ödeme güçlerine uygun olmasına özen gösterilirdi. Bütün bu politikaların amacı, halkın refah ve mutluluğunu sağlamaktı.

2-Toprak sistemi, Tarım ve Hayvancılık:

Bir ülkenin ekonomisinin tabii kaynaklarını İnsan ve Toprak oluşturur. Osmanlı devleti tüm vatandaşlarını bir üretim faaliyeti içerisinde örgütlemiştir. Vatandaşları arasında din, ırk mezhep ayırımı gözetmemiştir. Üretim faaliyetlerinde bulunan vatandaşlar tahrir defterlerine kaydedilmiş ve vergi mükellefi yapılmıştır. Osmanlı devletinde 16. yüzyılın sonlarında nüfusta büyük bir artış yaşanmış ve bu nedenle tüm vatandaşlara yeterli toprak verilmesi imkanı bulunamamıştır. Osmanlı nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşardı. Şehirlerde yaşayan nüfus daha azdı. Osmanlı devleti üretimin devamlı ve sağlıklı olabilmesi için insan kaynaklarının yer değiştirmesine kısıtlamalar getirmişti. Ancak 18.yy dan itibaren dünyada ekonomik yapının değişmesi Osmanlı devletini de etkilemiştir. Bunun sonucunda Osmanlı köylü nüfusu şehirlere ve farklı bölgelere göç etmeye başlamıştır. 19.yy da şehirlerin nüfusu artmıştır.

Toprak Sistemi:

Osmanlı devleti toprak sistemini T.Selçuklularının toprak sistemini örnek alarak düzenlemiştir. Bu sistemi ihtiyaçlar doğrultusunda geliştirerek uygulamışlardır. Osmanlı toprakları idari açıdan ikiye ayrılırdı. Bunlar; Miri topraklar, Mülk topraklar ve Vakıf topraklarıdır.

a)Miri Topraklar (Emir-i –Arz-ı Miri): Bu toprakların mülkiyeti devlete, İşleme hakkı köylüye ve vergi gelirleri devlet adamları ile askerlere aittir.

Osmanlı toprak anlayışına göre “Sapan giren yer mülk olmaz” dı. Osmanlı devleti fethedilen toprakların büyük çoğunluğunu Miri arazi statüsüne almıştı. Miri arazi alınıp satılamazdı. Miri arazi 80-150 dönüm arasında çiftliklere ayrılarak köylüye dağıtılırdı. Köylü mülkiyeti devlete ait olan bu toprakları işler ve yılda bir defa onda birlik vergisini devletin gösterdiği görevlilere verirdi. Köylü toprağını boş bırakmadığı sürece kimse toprağı elinden alamazdı. Köylü ölürse toprağın işlenme hakkı kanuni mirasçılarına geçerdi. Köylü toprağını üç yıl üst üste boş bırakırsa toprak elinden alınır ve bir başkasına verilirdi. Toprağı boş bırakan köylüden “Çift Bozan” adlı vergi alınırdı.

Miri toprakların vergi gelirleri “Dirlik” adı altında hizmet karşılığı olarak devlet adamlarına ve askerlere verilirdi. Dirlik sahipleri hasat mevsiminde köylüden ayni olarak dirliklerini toplarlardı. Dirlik sahipleri toprağın mülkiyetinin değil vergi gelirinin sahibi idiler. Dirlik sahipleri; Üretimin bol olması için çiftçiye, tarım aletleri, gübre ve tohumluk yardımı yaparlardı. Köylüye sulama ve çift hayvanlarının temininde yardım ederlerdi. Dirlik sahipleri yıllık vergilerini köylüden tahsil ederken haksızlık yaparlarsa köylü mahkemelere baş vurabilirdi. Dirlik sahibi toprakların işlenmesini denetlemek ve yıllık vergileri toplamaktan başka köylü üzerinde yetkiye sahip değildi.

Miri arazinin vergi gelirleri yirmi beş değişik şahıs, kurum ve kuruluşa tahsis edilmiştir. Önemli bölümleri; Dirlik toprakları, Yurtluk, Ocaklık, Mukataa, Paşmaklık ve Malikane topraklarıdır.

a)Dirlik Toprakları:Miri arazinin en geniş bölümünü oluşturur. Bu toprakların vergi geliri hizmet karşılığı devlet adamları ve askerlere bırakılmıştır. Dirlikler vergi gelirlerinin büyüklüğüne göre üç bölüme ayrılmıştır. Bunlar; Has, Zeamet ve Tımar olmak üzeredir.

Has:Yıllık geliri 100.000. akçeden fazla olan topraklardır. Bu toprakların vergi geliri Sadrazam, Vezir, Beylerbeyi ve Sancak beyi gibi birinci derecede yüksek rütbeli devlet adamlarına verilirdi.

Zeamet:Yıllık geliri 20.000.-100.000. akçe arasında olan topraklarıdır. Vergi geliri Divan katipleri, eyalet defterdarları, Subaşılar ve Alaybeylerine verilirdi.

Tımar:Yıllık geliri 3.000-20.000. akçe arasında olan topraklardır. Vergi geliri sipahilere verilirdi. Dirlik toraklarının en geniş bölümünü Tımar toprakları oluştururdu.

Yurtluk Toprakları:Vergi geliri sınır boylarındaki yöneticilere ve Akıncılara verilen topraklardır.
Ocaklık Toprakları:Vergi geliri Kale ve Tersane giderlerine ayrılan toraklardır.
Mukataa Toprakları:Vergi gelirleri doğrudan devlet hazinesine bırakılan topraklardır.
Paşmaklık Toprakları:Vergi gelirleri Padişahların eşleri, kızları ve saray mensubu hanımlara bırakılan topraklarıdır.
Malikane Toprakları: Padişahın devlete üstün hizmette bulunan asker, devlet adamı, İlim ve sanat adamlarına bir ödül olarak verdiği topraklardır.

Miri Arazi Sisteminin Faydaları:

-Osmanlı devleti bu sistem sayesinde toprakların boş bırakılmasını engellemiş ve yüksek verim elde etmiştir. Üretimde süreklilik sağlanmıştır.
-Toprakların belirli ellerde toplanması ve sosyal adaletin bozulması engellenmiştir. Bu nedenle Avrupa da görülen toprak köleliği ve Feodalite kavramı Osmanlı devletinde görülmemiştir.
-Devlet hazinesinden para çıkmadan büyük bir ordunun ve devlet yöneticilerinin ihtiyacı karşılanmıştır.
-Taşradaki halkın mal ve can güvenliği sağlanmıştır.
-Devlet vergi toplama zahmetinden kurtulmuştur.
-Devletle halk arasında sıkı bağlar oluşturulmuştur. Merkezi otorite güçlendirilmiştir.

b)Mülk Topraklar:

Tasarruf hakkı şahıslara ait olan topraklardır. Şahıslar bu toprakları alıp satabilirler. Vakıf haline getirebilirler veya bağışlayabilirler. Devlet bu toprakların mülkiyetine karışamaz. Mülk toprakları kendi arasında öşür ve haraç toprakları olarak ikiye ayrılır.

Öşür Toprakları (Öşriye Toprakları): Mülkiyeti Müslüman vatandaşlara ait olan topraklardır. Bu toprakları işleyen vatandaşlar toprağın verimine göre yüzde on ile yüzde kırk arasında öşür adlı vergi verirlerdi. Öşür Farsça Onda bir manasındadır. Aşar adı da verilir.

Haraç Toprakları: Gayrimüslim vatandaşların mülkiyetinde olan topraklardır. Bu toprakları işleyenler, toprağın verimine göre oranı değişen haraç adlı vergi verirlerdi.

NOT:Mülk topraklarının vergi gelirleri direkt devlet hazinesine giderdi.

c)Vakıf Toprakları:Geliri sosyal hizmet kuruluşu olan vakıflara bırakılan topraklardır. Osmanlı devletinde mülkiyeti devlete ait olan toprakların bir kısmı vakıflara bırakılmıştı. Ayrıca Müslüman vatandaşlarda kendi mülkleri olan toprakları vakıflara bırakabilirdi. Vakıf topraklarını işleyen köylü vermesi gereken üretim ve arazi vergisini ilgili vakfa öderdi. Vakıf toprakları da alınıp satılamazdı. Vakıf topraklarının denetimini kadılar veya görevlendirdikleri yardımcıları yapardı.

Tarım:

Osmanlı ekonomisinin en önemli bölümünü Tarım oluştururdu. Çünkü Osmanlı nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşardı. Devlet köylüye aile başına işleyebileceği büyüklükte toprak vermiştir. 17.yy a kadar Osmanlı toprakları sürekli genişlediği için topraksız köylü görülmez. Osmanlı köylüsü genellikle mülkiyeti devlete ait olan toprakları işlerdi. Mülk topraklarının oranı daha azdı. Osmanlı coğrafyasında köylü devletin sıkı denetimi altındaydı. Tımar sistemi ile devlet toprakların boş bırakılmasını engellemiştir. Toprağını boş bırakan veya terk eden köylüden “Çift bozan” adlı ceza vergisi alınırdı. Amaç topraklardan sürekli ve yüksek verim elde etmekti. Osmanlı devletinde tarım üretiminin yoğun olduğu topraklar Anadolu ve Rumeli idi. Ayrıca Karadeniz’in kuzeyi, Mısır ve Irak ta önemli üretim bölgeleriydi. Osmanlı devletinde genellikle nadas usulüne göre tarım yapılırdı. 17.yy a kadar tarım üretimi ülke ihtiyacının üzerinde idi. Osmanlı köylüsü en çok tahıl üretirdi. Yurt dışına bol miktarda tarım ürünü ihraç edilmekteydi. Osmanlı piyasalarından buğday alamayan bazı Avrupa ülkelerinde açlık ve kıtlık görülürdü.

17.yy da Tımar sisteminin bozulması, köylüden alınan vergilerin azalması ve Celali isyanları sonucunda köylünün mal ve can güvenliğinin tehlikeye girmesi Anadolu köylüsünün topraklarını terk edip şehirlere göç etmesine sebep olmuştur. Tarım üretimi düşmüştür. Mülkiyeti devlete ait olan topraklar nüfuzlu kişilerin eline geçmiştir. 18.yy da Avrupa da sanayiinin önem kazanması ile köylünün şehre göçü hızlanmıştır. Avrupa’daki sanayileşme Osmanlı piyasalarından Avrupa’ya tarım ürünü ihracını artırmıştır. Limanlara yakın bölgelerde özellikle sanayi hammaddesi olan tarım ürünlerinin üretimi artmıştır. Bu üretim artışı 19.yy dada devam etmiştir.

Hayvancılık:

Osmanlı ekonomisi içerisinde hayvancılık önemli bir sektördü. Çünkü hayvansal gıdalar beslenmede önemli bir yere sahipti. Ayrıca motor icat edilene kadar hayvan, ulaşım, taşımacılık ve üretimde temel güç kaynağı idi.

Osmanlı devletinde hayvancılığı hem tarımla uğraşan köylüler hem de göçebeler yapardı. Osmanlı devleti hayvancılıkla uğraşan ailelerden “Ağnam” adlı vergi alırdı. Hayvancılıktan alınana vergilerin önemli bir kısmı padişahın özel hazinesine ve vakıflara ödenirdi. Osmanlı devletinde hayvan ürünlerine dayalı sanayi oldukça gelişmişti. Hayvanların yün, kıl ve derileri önemli bir sanayi hammaddesiydi.

Osmanlı devletinde göçebeler en çok koyun, keçi gibi küçük baş hayvanları yetiştirirlerdi. Köylerde at, sığır ve Manda gibi büyük baş hayvanlar yetiştirilirdi. At ordunun temel güç kaynağı olduğu için öncelikle devlet tarafından satın alınırdı. Osmanlı devletinde göçebelerin bir kısmı bir yaylak ve kışlak arasında yer değiştirirlerdi. Bir kısmı da geniş coğrafyalarda serbest dolaşırdı. Devlet göçebeleri tahrir defterlerine kaydederek kontrol altına almıştı. Osmanlı devletinde göçebeler büyük sanayi ve ticaret merkezlerinin çevresinde Deve, Katır ve At kervanları oluşturarak taşımacılık hizmetlerini yürütürlerdi.

3-Ticaret:

Ticaret; her türlü hizmetlerin, malların , yiyeceklerin ve değerlerin alınıp satılması etkinliğidir.

Osmanlı devletinde ticaret iki değişik düzen içerisinde yapılırdı. Bunlardan birisi Lonca üyesi esnafların ürettikleri malları kendi beldelerinde satışa sunmalarıdır. Diğeri ise bir beldede üretilen ürünleri başka beldelere, ülkelere veya başka ülkeden alınan malları iç piyasada halka arz etmeleridir.

Osmanlı devletinde ekonominin değişik kolları içerisinde devlet tarafından en çok ticaret ile uğraşanlar himaye edilirdi. Özellikle uluslar arası ticaretle uğraşan tacir denilen kişilerden az vergi alınırdı. Tacirlerin desteklenmesi ticaretin, sanayi ve tarım üretimini artıracak temel etkinlik olarak görülmesinden kaynaklanıyordu.Sanayiinin ihtiyacı olan hammaddenin ve ülkede üretilemeyen ürünlerin ülkeye gelmesi ticaret ile mümkündü. Üretilen ürünlerin ihracı tacirler tarafından yapılırdı. Tacirlerin yaptıkları ticari faaliyetler devlete önemli gelir sağlamaktaydı. Ayrıca uluslar arası ticaret riskli bir işti. Bu sebeplerle tacirler devlet tarafından himaye edilirdi.

Osmanlı devletinde ticari faaliyetler kara yolları üzerinde kervanlarla yapılırdı. Üç yüz hayvanın üzerinde olan taşıma gruplarına “Kervan” denirdi. Üç yüz hayvanın altındaki taşıma grupların ise “Kafile” adı verilirdi. Denizlerde taşımacılık faaliyetlerini yapan “Kabzımal”lar vardı. Osmanlı devletinde Akdeniz de ticari faaliyet yapan kişilere Akdeniz tüccarı denirdi. Akdeniz tüccarı çoğunlukla Türk idi. Hint okyanusunda ticaret yapanlara Hint tüccarı denirdi. Osmanlı tüccarlarının İtalya, Fransa gibi ülkelerde büyük mal depoları bulunurdu. Osmanlı devletinde taşımacılık faaliyetlerini tamamen özel şirketler yapardı. Osmanlı tüccarları Asya ülkelerinden aldıkları ucuz malları büyük karlar karşılığında Avrupa ülkelerine satarlardı. Avrupa’dan alınan mallar ise İran, Hindistan ve Çin’e gönderilirdi.

Osmanlılar Selçuklulardan devraldıkları Kervansarayları aynen muhafaza etmişlerdir. Ticaret yolları üzerinde yeni Kervansaraylar inşa etmişlerdir. Kervansarayların ihtiyaçları için zengin vakıflar oluşturmuşlardır. Ticaret yollarının güvenliği için “Menzil” teşkilatı oluşturulmuştur. Osmanlı devletinde kara yolları üzerinde taşımacılık faaliyetlerini “Mekkari” denilen şirketler yaparlardı. At, Katır ve Deve gibi hayvanları bulunan Mekkariler taşımacılık faaliyetlerini kadı denetiminde yaparlardı. Bu gruplar tüccarın malını belirli bir bedel karşılığında taşırlardı. Şayet taahhütlerini yerine getirmezler ise kadı tarafından cezalandırırlardı.

Osmanlı devletinde ticaret yapılan önemli mekanlar; Bedesten, Han, Kapan, Çarşı ve pazarlardır. Bu mekanlarda yapılan ticari faaliyetleri “Muhtesip” adlı görevliler denetlerdi. Osmanlı devletinde vergilendirilmeyen, kalitesi ve fiyatı belirlenmeyen hiçbir ürün piyasaya sürülemezdi. Önemli ticaret mekanları şunlardır:

Bedesten; Üstü kapalı ticaret mekanlarıdır. En ünlüsü Fatih’in yaptırdığı İstanbul’daki Kapalı çarşı (Bedesten) dır. Bedestenlerde genellikle ithal ve lüks mallar satılırdı. Devlet bu mallardan ağır vergiler alırdı.

Han; Tüccarların genellikle mallarını depoladıkları mekanlardır. Hanlardan toptan mal satışı yapılırdı.

Kapan; Taşrada üretilen malların kalite kontrolü, fiyatının belirlenmesi, vergilendirilmesi ve sağlık koşullarına uygunluğu gibi işlemlerin yapıldığı mekanlardır. Üretilen bir ürün Kapana getirilmeden piyasaya arz edilemezdi. Üretilen her cins ürün için ayrı Kapanlar oluşturulmuştu.

Çarşı; Bir sokağın iki tarafı boyunca sıralanan dükkanların bulunduğu ticaret mekanlarıdır. Çarşıda genellikle loncaların ürettiği sanayi ürünleri satılırdı. Fazla lüks mallar bulunmazdı.

Pazarlar; Halkın ürettiği her türlü ürünün satıldığı açık mekanlarda kurulan ticaret merkezleridir. Özellikle kırsal kesimde üretilen tarım ve hayvansal ürünler satılırdı.

Osmanlı toprakları doğu-batı ve kuzey-güney ticaret yolları üzerinde bulunuyordu. İpek ve Baharat yolu Osmanlı denetimine girmişti. Kuzey doğu Avrupa ve Arap coğrafyası arasında işleyen ticaret yolları da Osmanlı denetimine girmişti. Osmanlı devletinde bütün ticaret yollarının birleştiği nokta İstanbul’du. Osmanlı devleti ticaret yolları üzerinde güvenlik ve haberleşme sistemini İstanbul merkezli olarak düzenlemişti. İstanbul’dan doğuya uzanan ticaret yolları üç bölüme ayrılmıştı. Bunlardan Orta yol (Kol) ;İstanbul, İzmit, Sivas, Diyarbakır ve Musul üzerinden Bağdat ve Basra’ya uzanırdı. Sağ Yol (Kol); İstanbul, İzmit, Konya, Halep, Şam ve Kudüs üzerinden Kahire’ye uzanırdı. Sol yol (kol); İstanbul, Tokat, Niksar, Erzincan, Erzurum ve Tebriz üzerinden doğuya doğru uzanırdı.

İstanbul’un batısındaki ticaret yolları da şu şekilde düzenlenmişti. Orta yol; İstanbul, Edirne, Belgrad ve Budin üzerinden orta Avrupa’ya uzanırdı. Sağ yol; İstanbul, Edirne, Bulgaristan, Eflak ve Boğdan üzerinden Baltık denizine uzanırdı. Sol yol; İstanbul, Edirne, Selanik ve Mora üzerinden İtalya’ya uzanırdı.

Osmanlı devleti Ana ticaret yollarını atlı arabaların ilerleyebileceği şekilde parke taşlar döşeyerek düzenlemişti. 16.yy da dünyanın ulaşımının en yoğun olduğu yol İstanbul Edirne arasıydı. Anadolu tarafında ise İstanbul İzmit arasındaki yol aynı özellikteydi.

Osmanlı devletinde her türlü malın alım ve satımı serbestti. Tebaanın ihtiyaçları karşılandıktan sonra geriye kalan ürünler ihraç edilirdi. Yurt dışına en çok ihraç edilen ürünler; Tahıl, İpekli, pamuklu ve yünlü dokumalar, Hayvan ve hayvansal ürünler, kereste, Şap, Tuz, yağ, bakır eşya v.s dir. Yurt dışından ithal edilen ürünler ise; kadife, ayna, saat, baharat, kurşun, kalay, altın, gümüş v.s dir.

Osmanlı devletinde ticari faaliyetler sırasında her türlü yabancı para geçerliydi. Osmanlı devleti ülkede yurt dışına silah satışını yasaklamıştı. Ancak kaçak yollardan Osmanlı silahları Avrupa’ya ulaşmıştır. Osmanlı devleti ticareti geliştirmek için gümrük vergilerini düşük tutmuştur. Formaliteleri en aza indirmiştir. Avrupa sanayisi 19.yy a kadar Osmanlı topraklarından gelen hammaddeye muhtaçtı. İngiltere yünlü dokumaları için gerekli hammaddeyi Osmanlı devletinden alırdı. Fransa Osmanlı devletinden buğday alamaz ise kıtlık yaşardı.

4-Sanayi:

a)Esnaf Teşkilatı:

Osmanlı devletinde şehirlerde sanayi faaliyetleri ile uğraşanlar Lonca adlı esnaf teşkilatlarını kurmuşlardı. Loncalar Türkiye Selçuklularında görülen Ahi teşkilatlarının devamı olarak ortaya çıkmıştır. Ancak loncalar Ahi teşkilatları kadar bağımsız değildirler. Devlet tarafından sıkı kontrol altına alınmışlardır.

Osmanlı devletinde aynı üretim kolunda faaliyet gösterenler kendi aralarında örgütlenirlerdi. İş yerlerinin ustaları oy kullanma yöntemi ile loncanın yöneticilerini seçerlerdi. Loncanın seçimle iş başına gelen liderine “Şeyh” denirdi. Şeyhin, Kethüda ve Yiğitbaşı adı verilen yardımcıları vardı. Ayrıca lonca ustaları tarafından “Ehli Hibre” denilen bir görevli seçilirdi. Ehli Hibre esnafın bilirkişisi idi. Devlet yöneticileri üretim faaliyetleri sırasında ortaya çıkan olumsuzlukların çözümünde Ehli Hibre’nin görüşlerine baş vururdu. Lonca yöneticilerini ustalar seçer ve sonuç kadıya sunulurdu. Kadı bu sonucu Divan-ı Hümayuna gönderirdi. Divandan padişah adına beraat (Görevlendirme yazısı) çıkarsa lonca yöneticileri görevlerine başlarlardı.Lonca yöneticilerinin görevleri şunlardır:

-Esnafın ihtiyaç duyduğu hammaddeyi temin etmek.
-Kalite kontrolü yapmak ve fiyatları belirlemek.
-Haksız rekabeti önlemek.
-Çırak ve Kalfaların eğitimlerini denetlemek ve onların imtihanlarını yaparak yeterlilik belgelerini vermek.
-Ortak sandık oluşturarak esnaf arasında dayanışmayı sağlamak ve yeni işyeri açacak ustalara kredi vermek.
-Esnafla devlet arasındaki ilişkileri yürütmek.

Osmanlı devletinde bir işyeri sahibi olmak veya üretim faaliyetinde bulunmak için öncelikle bir loncaya çırak olarak girmek gerekirdi. Çıraklar loncaya özel bir törenle alınırdı. Çıraklar ustalar tarafından hem mesleki hem de dini ve ahlaki yönlerden eğitilirlerdi. Çıraklıktan kalfalığa, Kalfalıktan ise ustalığa geçilirdi.Usta olanlara Loncası kendi işyerini açabilmesi için kredi verirdi. Usta olup işyeri açma hakkına sahip olmaya “Gedik Hakkı” denirdi.

Loncaların yapacakları üretim miktarı, üretilecek ürünlerin standardı ve fiyatı lonca yöneticileri ile beldenin devlet yöneticileri tarafından ortaklaşa belirlenirdi. Üretim miktarı beldenin ihtiyacı ile sınırlanırdı. Fiyatlar belirlenirken maliyetin üzerine yüzde on beş kar payı konulurdu. Bunun üzerinde karla mal satılması yasaklanırdı. Osmanlı devletinde bir malın satılacağı fiyatın belirlenmesine “Narh Vermek” denirdi. Narh sistemi ilk defa, II.Bayezid döneminde uygulanmıştır.

NOT: Lonca sistemi sosyal adalet ve gelir dağılımının düzenli olması açısından yararlı olmuştur. Aç açıkta insan bırakılmamıştır. Bu sistem sayesinde arz-talep dengesi kurulmuştur. Gelir dağılımının bozulması engellenmiştir. Loncalar önemli bir mesleki eğitim kurumu olarak işlev görmüştür. Loncaların olumsuz yanı ise; sermaye birikimine ve daha çok, daha kaliteli üretim için rekabete fırsat vermemesidir. Bu olay Osmanlı devletinin Avrupa da meydana gelen sanayi inkılabını gerçekleştirmesine engel olmuştur. Lonca sistemi serbest piyasa şartlarında daha çok üretmeye ve kazanmaya engel olmuştur.

b)Üretim Dalları:

Osmanlı sanayisi 16.yy da zirveye çıkmıştı. 19.yy a kadar da dünyanın en ileri sanayi ülkesi konumunu korumuştu.Osmanlı devletinde sanayi faaliyetlerini hem devlet hem de özel sektör yürütürdü. Devletin sanayi faaliyetleri genellikle askeri sanayi alanında yoğunlaşmıştı. Ağır sanayi denince de askeri sanayi akla gelirdi. Tersaneler, Tophane, Baruthane ve Kılıçhane gibi sanayi tesisleri devlet tarafından işletilirdi. Geriye kalan tüm sanayi faaliyetleri özel sektör tarafından yürütülürdü.

Osmanlı sanayisinde en çok gelişen dal tekstil (dokuma) sanayi idi. Osmanlı sanayisinin geliştiği önemli kentler; İstanbul, Edirne, Bursa, Selanik, İzmir, İzmit, Ankara, Bağdat, Şam, Halep ve Kahire idi. Sanayiinin en yoğun olduğu merkez İstanbul idi. İstanbul da tüm sanayi dalları gelişmişti. Osmanlı devletinde silah sanayi İstanbul ve Edirne de yoğunlaşmıştı. İpekli sanayiinin en önemli merkezi Bursa idi. Ayrıca İstanbul ve Trabzon da ipek sanayi gelişmişti. Sof sanayiinin önemli merkezleri Ankara ve Kastamonu idi. Pamuklu dokuma İstanbul, Selanik, Batı Anadolu’daki tüm iller, Bağdat, Halep, Şam ve Kahire de gelişmişti. Deri sanayiinin merkezi Edirne de bulunuyordu. Bulgaristan da aba ve kıl dokumacılığı gelişmişti.

Osmanlı devletinde boya sanayi ileri derecede gelişmişti. Avrupa ülkelerinde dokunan kumaşlar Osmanlı atölyelerinde boyanırdı. Deriyi en iyi işleyen Osmanlı sanatkarları idi. Rusya’dan getirilen deri ve kürkler Osmanlı atölyelerinde işlenir ve Avrupa’ya ihraç edilirdi. Avrupa saraylarında Osmanlı dokuması halılar kullanılırdı. Bursa da dokunan ipekli kumaşlar Avrupa’nın yüksek gelir grupları arasında rağbet görürdü. Osmanlı dökümü toplar 18.yy ın sonuna kadar dünyanın en kaliteli silahları idi.

Osmanlı devletinde Madenlerin büyük kısmını özel sektör işletirdi. Ancak işletilen madenlerin gelirinin beşte biri devlete vergi olarak verilirdi. Devlet tarafından işletilen madenlerde vardı. Osmanlı topraklarında her türlü maden işlenir ve ihtiyaç fazlası madenler yurt dışına ihraç edilirdi. Ülkede işlenen madenlerden demir Bilecik’ten çıkartılırdı. Gümüş, Gümüş hacı köy, Niğde, Selanik’ten çıkartılırdı. Altın Konya Bozkır, Sırbistan da Novabrado,

Nijerya v.s. den çıkartılırdı. Bakır Kastamonu Küre, Gümüşhane, Ergani gibi merkezlerden çıkartılırdı. Bakü ve Musul çevresinde zift kuyuları(Petrol) işletilmekteydi. Osmanlı devletinde altın, Gümüş ve Kurşun madenleri dışında diğer madenler ülke ihtiyacını karşılamaktaydı. Çini sanayiinin merkezleri Kütahya, İznik ve İstanbul’du.

5-Dünyanın Değişen Şartları Karşısında Osmanlı Ekonomisi:

Avrupa tarihinde görülen coğrafi keşifler ve Sanayi inkılabı Osmanlı ekonomik düzeninde önemli, değişikliklere sebep olmuştur. Coğrafi keşiflerle ticaret yollarının yön değiştirmesi Osmanlı devletinin ve halkının gelir kaynaklarını azaltmıştır. Avrupa da 18.yy da görülen Sanayi inkılabı Osmanlı devletini Avrupa’nın açık pazarı haline getirmiştir. Osmanlı devleti Avrupa’ya hammadde satan ve Avrupa’dan sanayi ürünleri satın alan ülke durumuna gelmiştir. Avrupa tarihinde görülen bu iki gelişme Osmanlı tarım, sanayi, ticaret düzeninde önemli değişikliklere sebep olmuştur.

a)Tarım:Klasik dönemde toprak sisteminin temelini oluşturan tımar düzeni 17.yy da bozuldu. Köylü toprağını terk edip şehirlere göç etmeye başladı. Tarım üretiminde düşüşler görüldü. Osmanlı devleti 17.yy dan itibaren göçebeleri yerleşik hayata geçmeye zorladı. Bu uygulama hayvansal üretimin düşmesine neden oldu.

18.yy da mülkiyeti devlete ait olan toprakların önemli kısmı Ayan denilen güçlü ailelerin eline geçti. Büyük çiftlikler ortaya çıktı. Köylü ayanın çiftliklerinde ücretli işçi olarak çalışmaya başladı. 18.yy da Avrupa’nın sanayileşmesi Osmanlı devletinden yoğun olarak tarım ürünleri ithal etmelerine sebep oldu. Avrupa’nın hammadde ihtiyacını karşılamak için Osmanlı pazarlarından tarım ürünleri ithalatını artırmaları tarım üretiminin artmasına yol açtı. Özellikle Balkanlar ve Batı Anadolu da pamuk, tütün, şekerpancarı, keten, kenevir gibi sanayi hammaddesi olan bitkilerin üretiminin artmasına neden oldu.

19.yy da tarım üretimindeki artış devam etti. Bunun nedenleri:

-Avrupa ülkeleri ve Amerika’dan tarım makineleri ithal edilmesi.
-Sulama ve gübre kullanımının yaygınlaşması.
-Demiryolları ile iç kesimlerin limanlara bağlanması.
-Avrupa ülkelerinin sanayilerinin hammadde ihtiyacını karşılamak için Osmanlı piyasalarından tarım ürünleri satın almalarıdır.

1858 tarihinde Fransız kanunları örnek alınarak “Arazi Kanunnamesi” kabul edildi. Bu kanunname ile devlet mülkiyetindeki topraklar bu toprakları işleyen şahıslara mülk olarak dağıtıldı. Miri arazi sistemi yürürlükten kaldırıldı. Topraklar özelleştirildi. Bu uygulama bir süre sonra toprakların belirli şahıslarda toplanmasına sebep oldu. Toprak ağaları ortaya çıktı.

b)Sanayi:  Avrupa da 18.yy ortalarında meydana gelen sanayi inkılabı Osmanlı sanayi düzenini bozdu. Avrupa ülkelerinin Osmanlı piyasalarından yoğun olarak hammadde ithal etmeleri loncaların kullandığı hammadde fiyatlarını yükseltti. Avrupa’dan gelen kaliteli ve ucuz sanayi malları ile Osmanlı el tezgahlarında üretilen sanayi malları rekabet edemedi. Devlet kapitülasyonlar sebebi ile Avrupa mallarına karşı kısıtlama getiremedi. Avrupa malları düşük gümrük tarifeleriyle Osmanlı piyasalarını ele geçirdi. 19.yy da loncalar kapanmaya başladı. İşsizlik arttı. İhracat azalıp ithalat yoğunlaştı. Osmanlı devleti bu olumsuzluklara karşı bazı karşı tedbirler aldı. Bunlar:

-II.Mahmut döneminde fabrika denilen büyük imalathaneler açıldı.

-Sanayi ıslah komisyonu kuruldu. Bu komisyon çökmekte olan loncaları şirketleşmeye teşvik etti. Amaç küçük esnafın sermayesini birleştirerek büyük bir şirkete dönüşmesi ve rekabet gücünün artmasını sağlamaktı.

-Padişah Abdülmecit Avrupa’dan ithal ettirdiği makinelerle yüz elli yeni fabrika kurdurdu. Bunlar içerisinde Hereke halı dokuma fabrikası ünlüdür.

-1870 tarihinden itibaren ithal mallardan alınan gümrük vergisi artırıldı. İhracattan alınan vergi azaltıldı.

-1897 tarihinde çıkartılan bir kanunla yeni kurulacak fabrikalardan on yıl süre ile vergi alınmaması kuralı getirildi.

Ancak bu tedbirler Osmanlı devletinin sanayileşmesi için yeterli olmadı. Avrupalı devletler karşı tedbirlerle Osmanlı devletinin yerli sanayisini koruma ve geliştirme çabalarını etkisiz hale getirdiler. Osmanlı topraklarından aldıkları hammadde fiyatlarını yükselterek Osmanlı sanayicisinin hammadde alıp üretim yapmasını engellediler. Kapitülasyonlardan yararlanarak ürettikleri malları Osmanlı piyasalarına sürdüler. Yerli sanayiinin üretim yapmasına fırsat vermediler. Osmanlı devleti padişah Abdülmecit ve Abdülaziz döneminde sanayileşmek için başarılı çalışmalar yapmıştı. 93 harbinde uğranılan ağır yenilgi sanayileşme çabalarının başarısızlığa uğramasına sebep oldu. Osmanlı devleti 93 harbi ile sanayileşme ve Avrupa ülkelerine yetişme şansını tamamen kaybetti.

19.yy da Osmanlı sanayisinde görülen bir diğer değişiklikte yabancılar tarafından ülkede yatırımlar yapılmasıdır. Osmanlı topraklarında İngiliz, Fransız, İsviçreli ve Hollandalı işadamları yatırımlar yapmıştır. Bu yatırımlar özellikle ulaşım, dokuma, konserve, kağıt, cam, elektrik alanlarında yoğunlaşmıştır. İzmir-Aydın, Adana-Mersin ve Bağdat-Edirne demiryolları yapılmıştır. Yabancılar Osmanlı topraklarında yatırım yaparken gayrimüslimlerle ortaklık ve işbirliği yapmışlardır. Türk Müslüman unsur yabancılar ve gayrimüslimlerle rekabet etmekte zorlanmıştır.

19.yy da Makineye dayalı sanayiinin dar boyutluda olsa Osmanlı topraklarına gelmesi sanayide çalışan kadın ve çocuk işçi sayısını artırmıştır. Fabrikalarda çalışan işçi sayısının artması sendikacılığın doğmasına neden olmuştur. 1871 yılında kurulan “Amele Perver” cemiyeti ilk Osmanlı sendikasıdır.

c)Ticaret:19.yy da buharlı gemilerin icadı, demiryollarının yapılması, trenlerin işlemeye başlaması ticaretin yaygınlaşmasına sebep oldu. Kervansaraylar ve taşımacılık yapan kervanlar önemini kaybetti. İhracat ve ithalat yapılan limanlar önem kazandı. Ticari hayatta telgrafın kullanılması ticareti geliştirdi. Avrupa ülkeleri ürettikleri malları tanıtmak için Osmanlı şehirlerinde fuarlar açmaya başladılar.

19.yy da İthalat ve İhracat dengesi bozuldu. Avrupa malları kapitülasyonlardan yararlanarak Osmanlı pazarlarını ele geçirdi. Avrupalı tüccarlar düşük gümrük tarifelerinden yararlanarak Osmanlı pazarlarına hakim oldular. Çok sayıda Avrupalı ticaret şirketi Osmanlı topraklarına gelip yerleşti. Yeterli, sermayesi ve uluslararası tecrübesi olamayan Osmanlı tüccarı Avrupalılarla rekabet edemedi. Ticaret ve taşımacılık büyük oranda yabancıların ve azınlıkların eline geçti. Bu olay 20.yy başlarında yerli tüccarı güçlendirmeye yönelik bazı tedbirlerin alınmasına sebep olmuştur. Ancak yaşanan büyük savaşlar ve uğranılan yenilgiler bu çabaların başarılı olmasını engellemiştir.

6-Kapitülasyonlar:

Osmanlı devleti 19.yy da tek başına varlığını koruma şansını kaybetti. Bunun sonucunda denge politikasına yöneldi. Denge politikasını uygulayabilmek içinde büyük devletlere ekonomik ayrıcalıklar tanımak zorunda kaldı. 1838 tarihinde İngiltere ile “Balta Limanı” ticaret anlaşması imzalandı. Bu analaşma ile İngiltere’ye çok düşük gümrük vergisi ile Osmanlı pazarlarına mal satma hakkı tanındı. İhracattan alınan vergiler ise artırıldı. Zaman içerisinde İngiltere’ye tanınan haklar diğer ülkelere de tanındı. Bu olay Osmanlı topraklarını Avrupa’nın açık pazarı haline getirdi. Osmanlı yerli sanayisi çöktü. Ticaret yabancıların ve azınlıkların eline geçti. Osmanlı devleti yarı sömürge durumuna düştü. Sanayi inkılabını gerçekleştirme şansını kaybetti.

NOT:Kapitülasyonlar Lozan anlaşması ile kaldırılmıştır. Bu olay Türk devletinin ekonomik bağımsızlığını kazanması ve milli bir ekonominin oluşturulması açısından önemli bir sonuçtur.

D-OSMANLILARDA EĞİTİM VE ÖĞRETİM:

1-Osmanlılarda Eğitim ve Öğretim Anlayışı:

Eğitim; Bireylere yaşantıları yolu ile istendik ve kalıcı davranışlar kazandırma sürecidir. Osmanlılarda terbiye diye kullanılan eğitim; kişilere akli, bedensel, duygusal ve toplumsal davranışlar kazandırılması, bilgi ve becerilerinin artırılarak iyi bir insan olarak yetiştirilmesi faaliyetlerinin bütünüdür.

Osmanlı eğitim sistemi Selçuklu eğitim sistemi üzerinde kurulmuştur. Osmanlı eğitim anlayışı İslami anlayışa göre şekillenmiştir. Osmanlı devleti İslam devletidir. İslam devletinin varlığını devam ettirebilmek için İslam dini kurallarını öğrenmiş, İslami prensipleri yaşam şekline dönüştürmüş vatandaşlar yetiştirmek Osmanlı eğitim anlayışının temelini oluşturmuştur. Osmanlı devleti; Padişaha ve devlete itaatkar, kanaatkar, dindar, ahlaklı, sevecen ve vefalı vatandaşlar yetiştirmeyi hedeflemiştir. Osmanlı devletinde vatandaşlar bu özellikleri kazandıkları oranda eğitilmiş sayılırlardı.

Osmanlı eğitim anlayışına göre her meslek grubu kendi elemanlarını yetiştirmelidir. Yani doktor doktorun yanında, Marangoz marangozun yanında, demirci demircinin yanında yetişir. İnsanlar bir meslek öğrenirken kendi inandığı din kurallarını ve toplumun örf ve adetlerini de öğrenmelidir. Her cemaat grubu kendi değer yargılarını çocuklarına öğretmelidir.

Osmanlı devletinde örgün eğitim faaliyetlerini İlmiye sınıfı yürütürdü. İlmiye sınıfı devletin ihtiyaç duyduğu yöneticileri yetiştirirdi. Topluma din ve ahlak kurallarını aktaracak kurum ve kuruluşları oluşturur ve buralara görevli tayin ederdi. Osmanlı devleti gayrimüslim vatandaşlarının eğitim faaliyetlerini cemaat liderlerine bırakmıştı. Gayrimüslimler devletin genel dünya görüşüne aykırı olmamak şartıyla çocuklarına istedikleri eğitimi verebilirlerdi.

Osmanlı devletinin klasik dönem eğitim anlayışı Tanzimat dönemi ile birlikte değişmeye başlamıştır. Tanzimat eğitiminin felsefesi “batının ilmi doğunun kültürü” anlayışı üzerinde şekillenmiştir. Tanzimat’la birlikte eğitim-öğretim faaliyetleri ulema sınıfının tekelinden çıkmıştır. Hayatı dini düşünce ile yorumlayan insan tipinin yanında hayatı dinden bağımsız yorumlayan insan tipide ortaya çıkmıştır. Bu değişimin nedeni Avrupa ile iletişimin artmasıdır.

Osmanlı devletinde eğitim faaliyetleri içerisinde yer alan belli başlı kuruluşlar; Medreseler, Enderun, Camiiler, Tekke ve zaviyeler, kütüphaneler, hastaneler, saraylar, köy odaları ve loncalardır. Osmanlı örgün eğitim kurumlarında akli ve nakli bilimler öğretilirdi. Akli bilimler; Matematik, Astronomi, Tıp, felsefe, v.s dir. Nakli bilimler ise;Tefsir, Kelam, Hadis, Fıkıh,Kıraat gibi İslami bilimlerdir.

2-Osmanlılarda Eğitim—Öğretim Kurumları:

Klasik dönemde Osmanlı devletinin önemli örgün eğitim kurumları medreseler ve bir

saray okulu olan Enderun’dan oluşmuştu. İlk medreseyi Orhan bey 1331 yılında İznik’te açmıştı. Enderun’un ise gerçek kurucusu Fatih Sultan Mehmet’tir. Osmanlı devletinde diğer eğitim kurumları yaygın eğitim veren kuruluşlardır. Klasik Osmanlı eğitim düzeni askeri alanda 18.yy dan itibaren değişmeye başlamıştır. Sivil eğitim kurumları ise 19.yy da değişmeye başlamıştır.

a)Klasik Dönem Eğitim—Öğretim Kurumları:

Enderun:Enderun Fatih zamanında açılan saray okuludur. Bu okula devşirme kökenli yetenekli çocuklar alınırdı. Devşirme kökenliler Enderun’daki oda denilen yedi değişik bölümde teorik ve uygulamalı eğitim görürlerdi. Bu odalar aşağıdan yukarıya doğru; Küçük oda, Büyük oda, Doğancılar odası, seferli odası, kiler odası, Hazine odası ve Has oda şeklinde sıralanmıştı. Enderun öğrencisinin devlet yönetimi konusunda en ileri eğitimi has oda da gerçekleşirdi. Enderun da teorik ve uygulamalı eğitim verilirdi.

Enderun da öğrencilere; İslami bilgiler, Devlet yönetimi ile ilgili siyaset bilgileri ve Güzel sanatlarla ilgili bilgiler öğretilirdi. Ayrıca öğrencilerin bedensel gelişimleri için spor eğitimi yapmalarına önem verilirdi. Enderun’un bir eğitimin kurumu olarak üç önemli özelliği vardı. Burası bir güzel sanatlar fakültesi, siyasal bilgiler fakültesi ve Askeri akademi niteliklerine sahipti. Buradan devletin ihtiyaç duyduğu nitelikli yöneticiler ve sanatkarlar yetiştirilirdi. Enderun 1909 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüştür.

Medreseler:Osmanlı eğitim sisteminin en önemli kurumu medreselerdi. Medreseler bir orta öğretim ve yüksek öğretim kurumu idi. Medreseler; Hariç, Dahil ve Sahn olmak üzere üç ana bölümden oluşurdu. Medreselere sadece erkek ve Müslüman öğrenciler devam edebilirdi. Bu okulların ihtiyaçları vakıflar aracılığı ile karşılanırdı. Medresede okuyan öğrenciler yatılı kalırlardı. Tüm ihtiyaçları vakıflardan karşılanırdı. Medreselerin yönetiminden divan üyesi kazaskerler sorumlu idi.

Osmanlı devletinde ilk okullara “Sıbyan” ya da “Mahalle mektebi” adı verilirdi. Buralarda kız ve erkek çocuklar birlikte eğitilirlerdi. Bu okulların belirli bir süresi yoktu. Öğretmenlik yapanlarında özel bir eğitim görmesi gerekmezdi. Okur yazar olan herkes öğretmenlik yapabilirdi. Mahalle mekteplerinde kuran okuma, İslam dini kuralları, okur-yazarlık, dört işlem ve az miktarda tarih ve coğrafya bilgileri öğretilirdi. İlk okulu bitiren öğrenciler medreselere girerlerdi. Medreselerin eğitim süresi yaklaşık 12-13 yıldır. Medreselerin ilk sekiz yılını bitirenler ilk okul öğretmenliği, imam ve vaizlik yapabilirlerdi. Medreselerin en yüksek bölümü olan Sahn dan mezun olanlar ise Kadılık, Müftülük ve medreselerde müderrislik (Öğretmenlik) yapabilirlerdi. Medreseleri bitirenlere “İcazetname” adlı diploma verilirdi. Medreselerde okutulan dersleri öğrenenler dışarıdan imtihana girerek medrese mezunu olabilirdi. Medreseyi bitirmek için devam etmek gerekmez idi. Medreselerde sınıf geçme değil ders geçme sistemi uygulanırdı. Medreselerde ders veren müderrislerin “Muid” denilen yardımcıları vardı.

Medreselerde İslami bilimler ve akli bilimler birlikte okutulurdu. Bu uygulama 17.yy a kadar devam etmiştir. Medreseler kendi aralarında İhtisas bölümlerine ayrılmıştı. Küçük yerleşim merkezlerindeki medreselerin yüksek bölümleri bulunmazdı. Taşra medreselerini bitirenler büyük kentlerde bulunan üst derecede eğitim veren medreselere giderlerdi. Bunun yanında medreselerin bazıları belirli bilim dallarında ihtisaslaşmıştı. Mesela, Darü-l Tıp medresesinde tıp eğitimi verilirdi. İmparatorluğun protokol bakımından en yüksek eğitim kurumu Kanuni tarafında açılan “Süleymaniye” medresesidir. Bu medrese fen bilimleri alanında ihtisaslaşmıştı. İmparatorluğun en çok ücret alan ve rütbesi yüksek olan öğretmenleri burada ders verirlerdi. Fatih’in açtığı “Sahn-ı Seman” medresesi ise sosyal bilimler alanında en yüksek okuldu.Kadılar , Müftüler buradan yetişirdi.

Medreselerde eğitim dili Türkçe idi. Bilim dili ise Arapça idi. Medreseyi bitirenler Arapça ve Farsça’yı öğrenmiş olurlardı.

Medreseler 17.yy dan itibaren bozuldu. Müfredat programlarından pozitif bilimler çıkartıldı. Ağırlıklı olarak dini bilimler okutulmaya başladı. Medrese mezunları iş bulamadılar. Bu olay medresenin toplum nazarında itibarının azalmasına sebep oldu. Medreselere torpille öğretmen atanmaya başlandı. Müderrisin çocuğu yeterli eğitimi olmasa dahi Medreseye öğretmen olarak atanmaya başladı. Halk bu kişilere “Beşik Uleması” adını verdi. Medrese Avrupa’daki gelişmelerle ilgilenmedi. Devletin ve toplumun içine düştüğü sıkıntılara çözüm üretemedi. Sebebi; medrese eğitiminin akılcı düşünceden uzaklaşması, ezberci, nakilci ve deney- gözlemden uzak olmasıydı. Medreselerin bozulması, Osmanlı devletinin gerilemesinde önemli rol oynamıştır. Medreseler Avrupa tarzında yapılan ıslahatlara karşı çıkmışlardır. Bu olay yeniliklerin kendi varlıklarını tehlikeye düşüreceği, düşüncesinden kaynaklanmıştır. 19.yy da görev yapan bir medrese öğretmeninin bilgisi, yükselme dönemimdeki medresenin yüksek bölümünde okuyan öğrencinin bilgi seviyesinin gerisinde kalmıştır. Medreseler 1924 tarihinde çıkartılan bir kanunla kapatılmıştır.

Askeri Eğitim Kurumları:Osmanlı devletinde düzenli askeri eğitim faaliyetleri I.Murat’ın kapıkulu ordusunu oluşturması ile başlamıştır. Kapıkulu ordusunun asker kaynağını oluşturan devşirme kökenli çocukların eğitimi için acemi oğlanlar ocağı açılmıştır. Bu ocakta Türk örf ve adetleri, İslami kurallar ve askeri kurallarla ile ilgili eğitim verilirdi. Acemi oğlanlar ocağını bitirenler kapıkulu ordusunun değişik bölümlerine dağıtılırdı.

Kapıkulu ordusunun en büyük bölümü olan Yeniçeriler profesyonel asker özeliğine sahiplerdi. Eğitim faaliyetlerinde ateşli ve ateşsiz silahları kullanma etkinlikleri yer alırdı. Teknik sınıfları oluşturan Topçular, Cebeciler, Humbaracılar, Top arabacılar, Lağımcılar ocaklarına yeni katılanları teknik konularda eğitirlerdi. Top dökmek ve kullanmak bir uzmanlık işiydi. Tophane, Kılıçhane, Baruthane gibi silah atölyeleri aynı zamanda eğitim verilen yerler idi. Osmanlı devletinde askeri bandocuların yetiştiği okula “Mehterhane” denirdi. Mehter takımının Osman bey zamanından beri var olduğu tahmin edilmektedir. Mehter takımında üflemeli ve vurmalı çalgıları çalan görevliler bulunurdu. Mehter çaldırmak bir hükümdarlık alametiydi. Mehterin çaldığı marşların ayakta dinlenmesi kanun gereğiydi. Mehter takımı tüm dünya ordularında askeri mızıka gruplarının oluşturulmasına örnek teşkil etmiştir.

Osmanlı donanmasında görev yapan leventler, kaptanlar usta çırak ilişkisine göre yetişirdi. Taşrada görev yapan Tımarlı sipahiler, akıncılar kılıç, kalkan, mızrak kullanma, ok atma ve ata binme konularında kişisel ve gruplar halinde eğitim yaparlardı. Ancak eğitim yaptıkları resmi bir okul yada kışla yoktu.

Dini ve Sosyal kurumların Eğitim ve Öğretim Fonksiyonu:Osmanlı devletinde halkın dini ve ahlaki yönden bilgilendirilmesinde camii, tekke ve zaviyeler önemli bir role sahipti. Camii sadece bir ibadet yeri değildi. Halka Kuran okumasının öğretilmesi, İslami bilgilerin aktarılması, hükümetin emir ve yasaklarının duyurulması gibi etkinliklerin yapıldığı mekanlardı. Camii bir siyaset merkezi özelliğindeydi. Ülkeyi ilgilendiren çeşitli konular hakkında halkı bilinçlendirmek, birlik ve bütünlüğü sağlamak, milli bilinci canlı tutmak için camilerden yararlanılırdı. Camilerde ibadetle birlikte dini, ahlaki bilgi ve öğütler verilirdi. Çocuklar ve halk için Kuran kursları açılırdı.

Tekke zaviye ve dergahlarda birer yaygın eğitim kurumu özeliğine sahipti. Buralar tarikat lideri şeyhlerin kendilerine bağlı cemaatlerine İslami eğitim verdikleri mekanlardı. Tekke ve zaviyelerde raks, müzik ve ahlaki konularda da eğitim verilirdi. Tekke ve zaviyelerden Itri, Dede efendi ve Hacı Arif bey gibi önemli bestekar ve müzisyenler yetişmiştir.

Loncalar çocuklara sanat eğitimi verilen meslek okulları özelliğindeydi. Loncalarda usta-çırak ilişkisine dayalı olarak mesleki ve ahlaki eğitim verilirdi. Ustalar çıraklarını iyi bir Müslüman ve sanatkar olarak yetiştirirlerdi. Esnaf teşkilatlarının eğitim faaliyetleri 1912 yılına kadar devam etmiştir. Osmanlı devletinde saraylar, kütüphaneler, kervansaraylar da halka bilgi aktarılan mekanlar arasında yer alırdı. Osmanlılarda kız çocukları ilk okuldan sonra okutulmazdı. Ancak varlıklı aileler özel hocalar tutarak evlerinde kız çocuklarına eğitim aldırabilirlerdi.

b)Batı Tarzında Açılan Eğitim—Öğretim Kurumlar:

Askeri Okullar: Osmanlı devleti uğradığı askeri yenilgilerin etkisi ile 18.yy da Avrupa’nın üstünlüğünü kabul etti. Bunun sonucunda da batı tarzında askeri okullar açtı. Amaç, askeri yenilgilere çözüm bulmak, batıdaki teknolojik yeniliklerden yararlanarak orduyu güçlendirmekti.

Batı tarzında eğitime tabi tutulan ilk askeri ocak Humbaracılar olmuştur. I.Mahmut 1734 tarihinde “Hendeshane” adlı Avrupa tarzında ilk askeri okulu açmıştır. Daha sonra ise III.Mustafa “Sürat Topçuları” ocağını , I.Abdülhamit “Mühendishane-i Bahri Hümayun” (Deniz Mühendislik okulu) ile “İstihkam”okulunu, III.Selim “Mühendishane-i Berr-i Hümayun” (Kara Mühendislik okulu) adlı okulları açmışlardır. Bu okulların açılmasındaki ortak amaç donanma ve kara ordusuna çağdaş bilgilerle donatılan subaylar kazandırmaktı. Bu okulların açılmasında ve eğitim faaliyetlerinde Avrupa’dan getirilen uzmanlardan yararlanılmıştır.

II.Mahmut ordunun doktor ihtiyacını karşılamak için 1827 tarihinde “Tıphane-i Amire” adlı tıp okulunu açmıştır. Yine aynı padişah 1834 tarihinde orduya subay yetiştirmek için “Mekteb-i Harbiye” yi açmıştır. Bu okul günümüz harp okulunun temelini oluşturmuştur. Ayrıca II.Mahmut yeniçerilerle birlikte Mehterhaneyi kapattı. Batı tarzında “Mızıka-i Hümayun” adlı yeni bir okul açtı. Bu okuldan batı tarzında askeri bandocular yetişti.

Tanzimat döneminde askeri rüştiyeler (Askeri ortaokul),askeri idadiler (Lise) ve “Erkan-ı Harbiye” adlı okullar açılmıştır. Erkanı Harbiye’den kurmay subaylar yetiştirilmiştir. İstanbul da Kuleli, Bursa da Işıklar ve İzmir de Maltepe askeri liseleri (idadi) açıldı. Bu liseler Mektebi Harbiye’nin öğrenci kaynağını oluşturdu.

Sivil Okullar:Osmanlı devlet adamları 18.yy ın sonlarında devletin gerilemesinin sebepleri arasında eğitim kurumlarının yetersizliğinin varlığını gördüler. Ancak medreselerde Avrupa’daki kurumları örnek alarak yenilikler yapmaya cesaret edemediler. Medreseler dışında yeni eğitim kurumları açmaya yöneldiler.

Batı tarzında sivil okulları açan ilk padişah II.Mahmut’tur. Bu padişah ilk öğretimi kız ve erkek çocuklar için zorunlu hale getirdi. Bakanlık sistemine memur yetiştirmek için “Mektebi Ulumu Edebiye” ve “Mektebi Maarifi adliye” adlı okulları açtı. Avrupa’ya ilk defa tahsile öğrenci gönderdi.

Tanzimat döneminde ilk okuldan üniversiteye kadar batı tarzında yeni okullar açıldı. Bunlar; Sıbyan mektepleri (Ana okulu), İptidaiye mektepleri (İlkokul), Rüştiye (Ortaokul), İdadi(Lise), Sultani (Kolej) ve Darül Fünun (Üniversite) olmak üzeredir. Bu dönemde çok sayıda meslek liseleri açıldı. Bunlardan bazıları; Ameli Ziraat mektebi, Orman mektebi, Koza okulu, Telgrafçılık okulu, Eczacı mektebi, Kaptan ve Çırakçı mektebi olmak üzeredir. Tanzimat döneminde kızlar ilk defa ortaokul ve liselere gittiler. Kızlar için Ebe, Hemşire ve Öğretmen yetiştiren okullar açıldı. Bu dönemde batı tarzında okulları yönetmek üzere “Maarif Nezareti” kuruldu.

II.Abdülhamit döneminde meslek liselerine büyük önem verildi.1881 tarihinde “Sanayi-i Nefise Mektebi” (Güzel sanatlar okulu) , Hakim yetiştirmek için “Mektebi Hukuku Şahane” adlı okullar açıldı. II.Meşrutiyet döneminde kızlar ilk defa Darül Fünun adlı üniversiteye kabul edildiler.

NOT: Osmanlı devleti 19.yy da gerçekleştirdiği eğitim ıslahatlarından istediği sonucu alamamıştır. Bu olayın temel sebebi eski ile yeninin yan yana yaşamasıdır. Geleneksel okullar ve Avrupa tarzında açılan okullarda farklı dünya görüşünde nesiller yetişmiştir. Bu durum Osmanlı toplumunda kültür çatışmasına sebep olmuştur. Atatürk farklı dünya görüşünde vatandaşlar yetişmesine son vermek için 1924 tarihinde “Tevhidi Tedrisat” kanununu çıkartmıştır. Bu kanunla tüm eğitim kurumları Milli eğitim bakanlığına bağlanmış ve eğitim de ikiliğe son verilmiştir.

Azınlık ve Yabancı Okullar: Osmanlı vatandaşı olan Gayrimüslimler kendi okullarını açma hakkına sahiplerdi. Gayrimüslim okullarında genellikle din adamları öğretmenlik yaparlardı. Okulları dini liderler yönetirdi. En çok okula sahip olan Rumlardı. Ayrıca Ermenilerin, Musevilerin ve Balkan milletlerinin kendilerine ait okulları vardı. Osmanlı devleti onların eğitim programlarına karışmazdı. Azınlıklar ıslahat fermanından sonra Müslümanların gittiği okullara girme hakkını elde ettiler. Ancak azınlıklar 19.yy da çok zenginleşmişlerdi. Bu nedenle çocuklarını Osmanlı okullarına değil Avrupa’nın seçkin okullarına gönderdiler. Bu olay azınlıkların Avrupa’daki gelişmeleri tanımalarına ve ayrılıkçı hareketlere yönelmelerine sebep olmuştur. Azınlık okullarında öğrencilere Türk- Müslüman düşmanlığı aşılandı.

Osmanlı topraklarında yabancı devletler tarafından da okullar açılmıştı. İlk yabancı okul Fransa tarafından 1583 yılında açılan “Saint Benoit” adlı okuldur.Avrupa devletleri Osmanlı topraklarındaki Hıristiyanları kendi kontrollerine almak ve bu yolla çıkarlarını garanti altına almak için 19.yy da çok sayıda okul açtılar. Her devlet belirli bir azınlığı kontrolü altına almak istedi. Kendisine nüfuz alanı olarak seçtiği bölgelerde okullar açtı. Bu okullar kapitülasyon anlaşmalarına dayanılarak açıldı. 19.yy da Osmanlı topraklarında; ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya, Almanya, Rusya, İran gibi devletlerin açtığı okullar faaliyet göstermiştir. Bu yüzyılda ABD misyonerleri 1830 ticaret anlaşmasından yararlanarak 534 tane okul açmışlardır. Bunların en ünlüsü “Robert Kolej” ve “Beyrut Amerikan Üniversitesi” dir. Bu devlet Ermenileri kullanarak Anadolu’yu kendi nüfuzuna almayı amaçlamıştır. İngiltere okullarını genellikle Irak ve Ege bölgesinde açmıştır.

Yabancı okullar azınlıklara Türk-Müslüman düşmanlığı aşılamıştır. Ayrıca Modern karakterli olan bu okullara Türk-Müslüman çocukları da gitmiştir. Bu okulların Türk toplumunun çağdaş değerleri tanımasına katkısı olmuştur. Bunun yanında bu okullarda okuyan öğrenciler kendi milli kültürlerinden uzaklaşmışlardır. Mensup oldukları toplumdan kopmuşlardır.

NOT:1926 tarihinde çıkartılan yabancı okullar nizamnamesi ile bu okulların yıkıcı ve bölücü faaliyetler içerisine girmeleri engellenmiştir. Nizamnameye uymayanlar kapatılmıştır.

E-OSMANLILARDA KÜLTÜR VE SANAT:

1-Osmanlılar Devrinde Türk Kültürünün Genel Özellikleri:

İnsan topluluklarının tarihi bir süreç içerisinde maddi ve manevi alanda meydana getirdikleri değerlere Kültür adı verilir.

Bir milletin örf ve adetleri, dini inanışı, dili, Edebiyatı, Musikisi, devlet anlayışı, v.s. kültürü oluşturan unsurlardır.

Osmanlı dönemi Türk kültürü , T.Selçukluları ve Beylikler dönemi Türk kültürü üzerinde yükselmiştir. Osmanlı devleti fetihlerle genişledikçe Türk kültürü üç kıta üzerine yayılmıştır. Türkler karşılaştıkları milletlerin kültürlerinden etkilenmişlerdir. Bu olay Türk kültürünü zenginleştirmiş ve evrensel bir kültür haline getirmiştir. Türk kültürü de Osmanlı coğrafyasında yaşayan bütün milletleri etkilemiştir. Öyle ki Anadolu da yaşayan Ermeni ve Rumlar kiliselerinde Türkçe ve Türk musikisi eşliğinde ayin yapar hale gelmişlerdir. Balkanlarda yaşayan Arnavut ve Bosnalılar Müslüman olmuşlar ve Türk kültürünü benimsemişlerdir.

Osmanlı dönemi Türk kültürünün temelinde İslam dini kuralları ve Türk örf ve adetleri vardır. İslam dini Türk ırkı ve kültürünün farklı kültürler içerisinde erimesini engellemiştir.Osmanlı dönemi Türk kültüründe; İslami kurallara, devlete ve padişaha itaat esastır. Bu değerler kutsaldır. Türkler disiplinli bir millettir. Emir vermek ve emir almaktan hoşlanırlar. Türkler imparatorluk ırkıdır. Küçük devletten hoşlanmazlar. Geniş topraklara hükmederler. Bu anlayış Osmanlı devletini ortaya çıkarmıştır. Türk kültüründe farklı dinden, ırktan ve kültürden milletlere hoşgörü göstermek esastır. Asla başka milletler asimile edilmek istenmez. Farklı dinden olanlar din değiştirmeye zorlanmaz. Türk ırkı hürriyetine düşkündür. Bir Türk asla köle yada cariye olamaz. Bu anlayış Osmanlı devletinde aynen devam etmiştir.

Osmanlı döneminde doğruluk, dürüstlük, yardım severlik, Kahramanlık, cömertlik, merhametli olmak gibi kavramlar Türk kültürünün önemli unsurları içinde yer alırdı.Osmanlıyı cihan devleti yapan Türk kültüründe yer alan Kahramanlık anlayışıdır.

Türk kültüründe büyüklere saygı gösterilirdi. Anne ve babalar evlat yetiştirmeyi kutsal bir görev olarak algılarlardı. Evlat sevgisi çok yoğundu.Türklerde sakatlara aç, açık, sahipsiz insan ve çocuk görülemezdi. Türk toplumunda hırsızlık ve ırza tecavüz gibi suçlar görülmezdi. Varlıklı Türk aileleri hayır yapmakta birbirleri ile yarışırlardı. Zenginler toplumda bir sosyal güvenceydi. Türk toplumunda sosyal bağlar çok güçlüydü. Yolcular ve yoksullar için çok sayıda imarette yemek verilirdi.

Osmanlı dönemi Türk kültürü dünyada görülen gelişmelerin etkisi ile 17.yy dan itibaren değişmeye başlamıştır. 19.yy da Avrupa ile iletişim artmıştır. Bu olayın sonucunda Türk kültürüne Avrupa kaynaklı yeni değerler girmiştir. Bu gelişme Türk kültürünün yeniliklere açık olduğunu gösterir.

2-Yazı, Dil ve Edebiyat:

Yazı: İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatabilmek için kullandıkları bir araçtır. Türkler tarihleri boyunca en çok; Göktürk, Uygur, Arap ve Latin alfabelerini kullanmışlardır. Türkler Müslüman olduktan sonra (10.yy) Arap alfabesini kullanmışlardır. Bin yıllık Türk-İslam uygarlığı Arap alfabesi ile yazılı hale getirilmiştir. Osmanlılar döneminde Arap alfabesi hem yazı, hem de süsleme aracı olarak kullanılmıştır. Arap alfabesinde Sülüs, Rika, Talik, Divani, Nesih ve Siyakat gibi değişik yazı türleri vardı.

Dil:Osmanlı devletini kuran Oğuz Türkleri idi. Osmanlı sahasında konuşulan Türkçe de batı Oğuz Türkçe’si idi. Osmanlı devletinde resmi dil Türkçe idi. İmparatorluğun her tarafında tüm devlet işlerinde Türkçe kullanılırdı. Medreselerde bilim dili Arapça idi. Edebiyat dili olarak Farsça önem kazanmıştı. İmparatorlukta Türkçe, Arapça ve Farsça klasik diller haline gelmişti. Medrese mezunu aydınlar Arapça ve Farsça’yı bilirlerdi. 16.yy dan itibaren Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı Osmanlıca adı verilen karma dil ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Türkçe bir imparatorluk dili haline gelmiştir. Türkçe bir çok dilden kelime almış ve bir çok dile kelime vermiştir. Bu olay Türkçe’yi zenginleştirmiştir. Bu günkü yunanca da Türkçe kelime sayısı üç bin , Bulgarca da Dokuz bin, Sırp, Hırvat ve Boşnak dillerinde dokuz bin civarındadır. Yunanca dan Türkçe’ye sadece dokuz yüz kelime geçmiştir. Bu örnekler Türkçe’nin Osmanlı coğrafyasındaki gücünü gösterir.

Edebiyat:Osmanlı dönemi Türk edebiyatı Anadolu Selçukluları ve Beylikler dönemi Türk-İslam edebiyatı üzerinde gelişmiştir. Klasik dönem Osmanlı Türk edebiyatı üçe ayrılarak incelenebilir. Bunlar; Divan Edebiyatı, Halk Edebiyatı ve Tekke edebiyatı dır.

Divan Edebiyatında Aşk ve güzellik gibi din dışı konular işlenirdi. Divan edebiyatında ağırlıklı olarak Farsça kullanılırdı. Divan edebiyatının şiirlerinde Aruz ölçüsü kullanılmıştı. Kaside, Gazel, Mesnevi ve Rubai bu edebiyat dalının değişik türleridir. Önemli temsilcileri; Şeyh oğlu Mustafa, Nesimi, Ahmedi, Şeyhi, Ahmet paşa, Necati, Baki, Fuzuli, Zati, Hayali, Nefi ve Yahya beydir. Divan edebiyatı 16.yy da zirveye çıkmıştır.

Halk Edebiyatı önceleri sözlü bir edebiyattı. Daha sonra yazıya geçirilmiştir. Halk edebiyatının oluşmasında ellerinde sazları ile halk arasında dolaşan ozanlar önemli rol oynamışlardır. Aşk türküleri, Maniler, Destanlar, koşmalar ve ağıtlar halk edebiyatının değişik dallarını oluştururdu. Bu edebiyat dalında halkın anlayabileceği sade bir dil kullanılırdı. Şiirlerde genellikle dörtlük ve hece ölçüsü kullanılmıştır. Önemli temsilcileri; Pir Sultan abdal, Kul Mehmet, Öksüz dede, hayali, Kör oğlu, Gevheri, Aşık Ömer, Dadaloğlu ve Karaca oğlandır.

Tekke edebiyatı 14.yy da Eflaki dede ile yayılmaya başladı. Tekke edebiyatı ağırlıklı olarak dini düşünceler üzerinde gelişmiştir. Bu edebiyat türü halk edebiyatı ile benzerlik gösterir. Tekke edebiyatına Tasavvuf edebiyatı denir. Tasavvuf edebiyatının gelişmesinde Mevlevi, Bektaşi gibi tarikatların önemli rolü olmuştur. Önemli temsilcileri; Hacı Bayram Veli, Kaygusuz Abdal, Ak Şemseddin, Dede Ömer Ruşeni, İbrahim Gülşeni ve Pir Sultan Abdal dır.

3-Basın ve Yayın:

Osmanlı devletinde toplumun ihtiyacı olan kitapları 17.yy a kadar Hattatlar yazmıştır. Geçimini hattatlıkla sağlayan geniş bir meslek grubu vardı. Avrupa da matbaa 1453 tarihinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Ancak 18.yy a kadar Osmanlı topraklarında elle yazılan kitaplar Avrupa da matbaa da basılan kitaplardan sayıca daha fazla idi. Osmanlı toplumunda 15 ve 16. yy da okur-yazarlık oranı diğer dünya ülkelerinden daha ileriydi. Ülkenin her tarafında zengin kütüphaneler açılmıştı. Sadece kitap satan çarşılar (Sahaflar) vardı.

Osmanlı topraklarında ilk matbaayı İspanyadan Osmanlılara sığınan Museviler kurmuştur (1494). Daha sonra İstanbul da 1567 de Ermeniler, 1627 de Rumlar matbaa kurmuşlardır. İlk Türk matbaasını ise Lale devrinde Said efendi ve İbrahim Müteferrika kurmuşlardır (1727). Bu matbaanın kurulması için devrin Şeyhülislamı Abdullah efendi fetva vermiştir. Fetva da hattatların işsiz kalmamaları için matbaada din dışı kitapların basılması uygun görülmüştür. Matbaanın Osmanlılara geç gelmesi hattatların işsiz kalması endişesinden kaynaklanmıştır. Matbaada basılan ilk eser “Van Kulu Luğati” adlı bir sözlüktür.

Osmanlılarda ilk devlet matbaasını “Dar-ül Tıbaatü’l Amire” adıyla III.Selim kurdurmuştur.

II.Mahmut 1831 tarihinde “Takvim-i Vekayi” adlı ilk resmi gazeteyi çıkartmıştır. İlk Türkçe yayınlanan özel gazete “Ceride-i Havadis” dir. Bu gazete 1840 yılında William Churchil adında bir İngiliz tarafından çıkartılmıştır. Tanzimat döneminde İlk Türk özel gazetesi olan “Tercüman-ı Ahval”i Agah efendi ve Şinasi çıkarmışlardır (1860). Yine bu dönemde Muhbir, Tasviri Efkar, Hürriyet, Basiret, İbret, Terakki gibi gazeteler çıkartılmıştır.

Tanzimat döneminde Dergilerde yayınlanmaya başlandı. Osmanlı toraklarında ilk dergi “Mecmua-i Fünun” adıyla Münif paşa tarafından yayınlanmıştır. 1869 da “Diyojen” adlı ilk mizah dergisi çıkartılmıştır. 1862 de “Mir’at” adlı ilk resimli dergi yayınlanmıştır.

Gazete ve dergilerin çıkartılmaya başlanması ve hükümet icraatların eleştirilmeye başlanması gazetecilerin tutuklanmasına sebep olmuştur. II.Abdülhamit zamanında gazetelerdeki yazıları denetleyen bir sansür heyeti oluşturuldu. Bu olayda azınlıkların bölücü faaliyetleri etkili olmuştur. II.Meşrutiyetin ilanı ile gazeteler üzerindeki sansür bir süre kalktı. Bununla birlikte Volkan, Saday-ı Millet, Tanin, Mizan, Tasvir-i Efkar gibi gazeteler yayınlandı. Ancak kısa süre sonra politik gerginliğin etkisi ile bazı gazeteciler öldürüldü. İktidarda bulunan İttihat ve Terakki partisi basını yeniden sansüre tabi tuttu.

NOT:Matbaanın kullanılmaya başlanması okur-yazarlık oranının artmasına, Toplumun dünyadaki gelişmelerden haberdar olmasına ve düşünce ufkunun genişlemesine yol açmıştır. Günlük gazete ve dergilerin çıkartılmaya başlanması toplumun yeni düşüncelerden haberdar olmasına sebep olmuştur. Avrupa ile iletişim artmış ve özgürlükçü fikirler yayılmıştır.

4-Düşünce Hayatı ve Bilim:

Düşünce Hayatı:

Osmanlı dönemi düşünce hayatı İslam dini kuralları ile, Türk örf ve adetleri üzerinde gelişim göstermiştir. Düşünce hayatının gelişmesinde Medreseler ile Tekke ve zaviyeler önemli rol oynamıştır. Bu iki kurum Osmanlı toplumunu ortak idealler etrafında toplamıştır. Medreselerde üretilen bilimsel fikirler tekke ve zaviyelerde görev yapan dervişler aracılığı ile tüm Osmanlı toplumuna ulaşmıştır.

Osmanlı dönemi düşünce hayatı ve kültürünün gelişmesinde İslam dini önemli rol oynamıştır. Tarihin her döneminde din önemli bir kültür unsuru olmuştur. Osmanlı toplumun, aydınlarının, ve idarecilerinin bütün davranışlarında dinin etkisi görülür. Akıncıların ömrünü sınır boylarında , savaş meydanlarında geçirmesi, İslamiyet’in şehitlik ve gazilik anlayışının sonucudur. Varlıklı kimselerin hayır amacı ile servetlerini vakıflara bağışlaması İslam dini ile ilgilidir. Türkler İslam dinini evrensel bir bakış açısı ile yorumlamışlardır. İslamiyet’teki akıl, birlik ve hoşgörü prensipleri düşünce hayatının temelini oluşturmuştur.

Osmanlı toplumunun çok dinli, ırklı ve kültürlü yapıda olması düşünce yapısını da zenginleştirmiştir. Farklı kültürler ve dinler birbirini etkilemiştir. Ancak Müslüman-Türk düşüncesi diğer toplumlar üzerinde daha etkili olmuştur. Osmanlı coğrafyası doğu ve batı kültürlerinin kaynaşma ve etkileşme bölgesiydi.

Osmanlı devletinde geniş bir düşünce hürriyeti ve hoşgörü vardı. Düşüncesinden, kanaatinden dolayı insanlar cezalandırılmamıştır. Sadece putperestlere hoşgörü gösterilmemiştir. Fatih Sultan Mehmet Müslüman ve Hırıstıyan huzurunda tartıştırırdı. İtalya’dan ressam “Bellini” yi getirterek tablosunu yaptırmıştı. Rumeli Kazaskerliği yapan şair “Baki” padişah III.Mehmet’i “Memlekette fitne peyda oldu Sultan bi haber” mısraları ile eleştirmişti. Fatih Medresesi hocaları Fatihin medresede kendisine oda verilmesi isteğini imtihan şartı ile kabul etmişlerdi. Fatih yapılan bu bilim imtihanını aşınca kendisine oda tahsis edilmişti.

Bilim ve Teknoloji:

Osmanlılar diğer Türk-İslam devletleri gibi bilimleri dini düşünceye dayanarak, Akli ve Nakli bilimler olarak iki grupta toplamışlardı. Bu bilimler medreselerde birlikte ders olarak okutulmuştur.

Osmanlılarda ilk bilimsel çalışmalar İznik medresesinde başlamıştır. Fatih’e kadar Osmanlı coğrafyasından gençler Kahire, Bağdat, Şam ve Semerkand’a gidiyorlardı. Bu durum Fatih’in aldığı tedbirlerle tersine döndü. Fatih medresesi yaptırıldı ve bu medrese için zengin vakıflar oluşturuldu. İslam coğrafyasında görev yapan ilim adamları İstanbul’a çağrıldı. Onlara saygı gösterildi ve yüksek maaş bağlandı. Bu uygulamalar Osmanlı topraklarını İslam dünyasının bilim ve kültür merkezi haline getirdi. Osmanlılar bilim ve teknoloji alanında XVI.yy da zirveye çıktılar. Osmanlılar XIX.yy a kadar bilim ve teknolojide dünya devletlerinden üstündü.

Kuruluş dönemimde yetişen “Kayserili Davud” tasavvuf ve Kelam bilginidir. Kadızade-i Rumi Matematik ve astronomi bilginidir. Hekim Bereket, hacı paşa ve Ahmedi tıp alanında eserler vermişlerdir.

Osmanlılarda tarih ve coğrafya ile ilgili ilk eserler Fatih döneminde yazılmıştır. Osmanlı coğrafyacıları arzın yuvarlak olduğunu biliyorlardı. Rükneddin Ahmet, Piri Reis, Seydi Ali Reis, Katip Çelebi, Mustafa Efendi ve Evliya Çelebi coğrafya alanında yetişen ünlü bilginlerdir. Piri Reis ceylan derisi üzerine renkli olarak bir dünya haritası çizmiş ve sultan I.Selim’e sunmuştur (1513). Bu haritanın Amerika, Avrupa paftası Top kapı sarayındadır. Amerikanın keşfinden kısa bir süre sonra çizilmesine rağmen hayret verici doğruluktadır. Piri Reis “Kitabı Bahriye” adlı eserinde denizler ve denizcilik hakkında bilgiler vermiştir. Dünyanın yuvarlaklığı ve Amerikanın keşfinden bahsetmiştir.

Katip Çelebi “Cihan Nüma” adlı bir dünya coğrafyası kitabı yazmıştır. Katip çelebi eserini yazarken Avrupa eserlerinden de yararlanmıştır. Dünya ve Osmanlı ülkeleri hakkında önemli bilgiler verir.

Evliya Çelebi 40 yıl Osmanlı ve bazı komşu ülkeleri gezerken 10 (on) ciltlik Seyahatnamesini yazmıştır. XVII. yy Osmanlı tarihi, Coğrafyası ve kültürü ile ilgili önemli bir eserdir.

Osmanlılarda tarihçilikte gelişmiştir. Fatih döneminde yetişen Amasyalı Şükrullah, Enveri, Tursun Bey ve Karamani Mehmet paşa fatih dönemine kadar olan Osmanlı tarihi hakkında eser yazmışlardır. Büyük hukukçu olan Ahmet Şemsettin efendi on ciltlik Osmanlı tarihim yazmıştır. Peçevi İbrahim efendi (1574-1649) Osmanlı tarihi ile ilgili “Tarih-i Peçevi” yi yazmıştır. Şeyh Ahmet dede (1631-1702) “Cami’üd Düvel” adlı üç ciltlik dünya tarihi yazmıştır. Osmanlı devleti XVIII.yy da resmi tarih yazıcılığı olan “Vakanüvis” lik makamını oluşturmuştur. Bu makama ilk atanan “Naima Efendi” olmuştur. Ayrıca Selanikli Mustafa, Katip Çelebi, Celalzade Mustafa, Ahmet Cevdet paşa, Asım Efendi, Aşık paşazade, Neşri, İdrisi Bitlisi, gibi tarihçilerde yetişmişti. Katip Çelebi 1300 tarih kitabı okuyarak eserlerini yazmıştır.

XVI. yy da yaşayan Zembilli Ali Cemali efendi, Kemal paşazade ve Ebu Suud efendi İslami bilimler ve İslam hukuku alanında yetişen ünlü bilim adamlarıdır. Osmanlı hukukunu en üst seviyeye çıkartan Şeyhülislam Ebu Suud efendidir.

Osmanlılar tıp ilminde de ilerlemişlerdir. Tıp alanında eğitim veren medreseler açmışlardır. Akıl ve Ruh hastaları için ayrı Darül şifalar açılmıştır. 2.Bayezidin bu amaçla Edirne de yaptırdığı hastanede Ruh hastaları, su sesi, kuş sesi, müzik, çiçek ve gıdalarla tedavi ediliyorlardı. Avrupa Ruh hastalarının tedavisini Türklerden öğrenmişlerdir.

Amasyalı Sabuncu oğlu Şerafeddin 1465 tarihinde Fatih’e sunduğu “Cerahiyeyi İlhaniye” adlı eserinde hastalıkların teşhis ve tedavi yöntemlerini renkli resimlerle anlatmıştır. XV.YY da Ahi çelebi idrar yolları hastalıkları ile ilgili önemli bir eser yazmıştır. Fatih’in hocası Ak Şemseddin hastalıklara sebep olan mikropların gözle görülmeyen canlılar olduğunu açıklamıştır. Avrupa mikropların özelliğini mikroskobun icadından sonra Pastörle öğrenmiştir. 4.Murat’ın hekimi Emir çelebi cesetler üzerinde inceleme yapmıştır. Çiçek aşısını XVII.yy da Türkler icat etmiştir. Avrupa Türk buluşu olan çiçek aşısını kullanmamakta bir süre direnmiştir. Fransız tıp Akademisi bu aşının faydalı olabileceğini 1764 yılında kabul etti. Ancak Rahipler bu aşıyı yaptırmanın dinen sakıncalı olacağını açıkladılar. Fransız kralı XV. Lui çiçek hastalığına yakalandı. Aşı yaptırılması telkinini reddetti ve öldü. Avrupa da ilk çiçek aşısı 1796 yılında İngiltere de yapıldı.

Osmanlılar XVII.yy dan itibaren Avrupa tıbbından yararlanmaya başladılar. XIX.yy da batı tıp tekniği kesin olarak benimsendi.

Osmanlılarda Astronomi ve Matematik bilimlerinin öncüsü Ali Kuşçu ve Sinan paşa olmuştur. Osmanlılar “Riyaziye” denilen matematik ilminde son derece ileri idi. Matematik medreselerin temel dersleri arasındaydı.Fatih medresesinde okutulan Cebir dersi, XV.yy sonlarında İtalya’daki Üniversitelerce aynen benimsenmişti.Yüzlerce yıldır ayakta duran mimari eserler ,Osmanlı toplarının üstünlüğü ve Astronomi alanındaki ileri seviye matematikte ileri olunduğunu gösterir. Osmanlılarda yetişen son büyük matematikçi Salih Zeki beydir (1864-1921). “Kaamüs-i Riyazziyat” adlı matematik ansiklopedisini yazmıştır.

Osmanlılar Astronomide son derece ileriydi.XVI.yy ın ilk yarısında Matrakçı Nasuh bey güneş sistemini günümüz bilgilerine çok yakın açıklamıştı.Osmanlılarda Astronomi bilimi XVI.y da Takiyyüddin Mehmet ile zirveye çıkmıştır. Bu bilim adamı padişah III.Murat’tan dokuz bin altın alarak İstanbul da bir rasathane açmıştır. Ancak yaşanan bir depremden sonra göklerin incelenmesinin uğursuzluk getirdiği düşüncesi ile ilmiye sınıfı rasathanenin yıkılmasını istemiş ve yıkılmıştır. Bu Rasathanede her türlü alet vardı.

Osmanlılar mekanik ilminde de ilerlemişlerdi. Takiyyüddin Mehmet çarklı saati icat etmişti.Hazerfen Ahmet Çelebi planörle Galata kulesinden uçarak boğazın karşısındaki Üsküdar’a inmişti. Bu gösteriyi padişah 4.Murat ta izlemişti.

Loğari Hasan Çelebi, barutla doldurduğu kapsüle binerek göğe doğru yükselmiş sonrada paraşütle boğaza inmişti. Bu olay mekikle uzaya çıkma çalışmalarının ilk örneğidir.

1719 yılında tersane baş mimarı İbrahim Efendinin inşa ettiği bir gemiye çok sayıda insan binmiş ve denize dalarak geri çıkmışlardır. Bu başarılı bir denizaltı yapma tecrübesiydi.

Osmanlı teknolojisi bilhassa mimari ve silah sanayiinde gelişmişti. Havan topunun ve uçan füzelerin çizimin ve balistik hesaplarını bizzat Fatih sultan Mehmet yapmıştı. Asya, Afrika ve Avrupa ülkeleri yüzlerce yıl Osmanlı silahlarını kullandılar. Osmanlı subay ve silah ustalarından yararlandılar.Mimar Sinan’ın eserlerindeki akustik ve filtre sistemi bu günde hayranlık uyandırmaktadır.

Güzel Sanatlar:

Osmanlı sanatı, B.Selçuklular döneminde oluşan Türk-İslam sanatı üzerinde yükselmiştir. Türk-İslam sanatı Osmanlılar döneminde farklı kültürlerin ve uygarlıkların katkısı ile zenginleşmiştir. Osmanlı devletinin hakim olduğu coğrafya büyük uygarlıkların doğup geliştiği topraklardır. Bu uygarlıkların sanat birikimlerinden Osmanlılar yararlanmışlardır. Osmanlı sanatı dünyanın bütün toplumlarını etkileyen evrensel bir sanattır.Osmanlılar sanatta tutucu olmamışlardır. Yeniliklere açık olmuşlardır. XVIII.yy da batı tarzında mimari eserler yapılması bu yargıyı doğrular. Osmanlı sanatı klasik düzenini XVI. Ve XVII. Yy da almıştır. Osmanlı sanatı Mimari, El sanatları, Müzik ve seyirlik oyunlar olarak tasnif edip incelemek mümkündür.

Mimari:Osmanlı mimarisi kuruluş döneminde Selçuklu mimarisinin etkisinde kalmıştır. Bu etki cami, medrese, kervansaray, hani hamam, türbe gibi eserlerde açıkça görülür. Kuruluş döneminde Yıldırım Bayezid Bursa da Ulu camiyi yaptırmıştır. Bursa da bulunan Çelebi Mehmet adına yapılan “Yeşil Türbe” ünlüdür.

Osmanlı mimarisini XVI.yy da zirveye çıkaran Mimar Sinan’dır. Mimar Sinan üç padişah döneminde baş mimarlık yapmıştır. Hayatı boyunca 441 eser yapmıştır. Kendi açıklamasına göre çıraklık dönemi eseri “Şehzade Cami”, kalfalık dönemi eseri “Süleymaniye Cami”, ustalık dönemi eseri ise “Selimiye Cami”dir. Mimar Sinan Osmanlı ordusu ile bir çok sefere katılmış bu sayede bilgi ve görgüsünü artırmıştır. Her eserinde yenilikler yapmıştır.

XVII.yy da Mimar Mehmet Ağa altı minareli “Sultan Ahmet” camisini inşa etmiştir. Camiler genellikle Külliye içinde yer almıştır.

Osmanlı mimarları bir eseri inşa etmeden önce maketini yaparlardı. Maketi eseri yaptıracak kişi beğenirse inşaata başlanırdı. Osmanlı mimarlarının bilgi ve görgüsü ileri düzeydeydi. Mimarlar Osmanlı coğrafyasını ve diğer ülkeleri gezerek bilgilerini artırırlardı.

Osmanlı saraylarının en ünlüsü Top kapı sarayıdır. Fatih tarafından yaptırılmıştır. Top kapı sarayının avlusunda bulunan Çinili köşkü Fatih, Bağdat ve Revan köşklerini ise 4.Murat yaptırmıştır.

Osmanlı köprülerinin ünlüleri; Uzun köprü, Mustafa paşa köprüsü, Osiyek köprüsü, Mostar köprüsü, Büyük çekmece,Drina ve Alpullu köprüleridir. Bu köprüler Balkanlarda yapılmıştır

Ayrıca imparatorluğun bütün topraklarında Kale, hamam, bedesten, çeşme, su kanalları, kervansaraylar, türbeler ve medreseler yapılmıştır.

XVIII.yy da Türk mimarisinde Avrupa tesiri görülmeye başladı. Barok, Rokoko ve Ampir tarzında camiler yapıldı. Sultan Ahmet çeşmesi, Laleli cami ve Nuru Osmaniye camileri Avrupa tarzında inşa edilmiştir.

XIX.yy da inşa edilen Dolma bahçe, Yıldız, Çırağan ve Beylerbeyi sarayları batı tarzında yapılmıştır.

El Sanatları:Hattatlık, Ciltçilik, Tezhip sanatı, cam sanatı, dokumacılık, Ahşap sanatı, Çinicilik ve Minyatür el sanatlarını oluşturur.

Hat; yazı sanatıdır. Yazı Osmanlı mimari eserlerinde süsleme sanatı olarak da kullanılmıştır.Amasyalı Şeyh Abdullah ünlü bir hat ustası idi. 2.Bayezid caminin yazılarını yazmıştı.Süleymaniye caminin yazılarını Karahisarlı Ahmet yazmıştır.

Tezhip; kitap ciltlerinin altın ve gümüş tozu ile süslenmesi sanatıydı.

Osmanlılarda cam sanatı çok ilerlemişti. Camilerin pencereleri renkli cam parçaları ile süslenirdi.

Halı dokumacılığı Türklerin mili sanatıdır. Osmanlı döneminde dokunan halılar dünyanın her tarafında alıcı bulmuştur. Bu dönemde Uşak, Bergama, Isparta, Kayseri ve Denizli halıları ün salmıştır. Bu şehirlerde dokunan halılar renklerinin solmaması ile tanınmıştır.

Çini; seramik sanatıdır. Çiniye “Sırça” da denir. Osmanlı mimari eserleri İznik ve Kütahya da imal edilen çinilerle süslenirdi.çini üzerindeki renkli resimler çini ressamları tarafından çizilirdi.

Minyatür; küçük resim sanatıdır. Osmanlılarda minyatürcülere “Nakkaş” denirdi. Minyatürcü Sinan bey Fatih’in gül koklayan tablosunu yapmıştır. XVI.yy da Nakkaş Osman ve Niğari adlı minyatürcüler yetişmiştir. XVII.yy da Nakkaş Hasan ve Nakşi, XVIII.yy da ise Levni adlı minyatürcüler ün kazanmıştır. XIX.yy da batı türünde resim sanatı gelişmiştir.

Musiki:Osmanlı devletinde düzenli musiki eğitimi Enderun ve Mehterhanede verilirdi. Tekke ve zaviyelerde tasavvuf musikisi öğretilirdi. Ayrıca müzik ustaları Meşkhane denilen yerlerde özel dersler verirlerdi. Osmanlı dönemi Türk toplumu musikiye çok düşkündü. Kuran, Mevlit ve Ezan musikisi makamları ile okunuyordu. Musikisiz düğün ,nişan, bayram veya eğlence olamazdı.

Osmanlı musikisinin gelişmesinde Abdülkadir Merağinin (1360-1435) yazdığı Kenzül Elhan ve Nağmelerin Külliyatı adlı eserler önemli rol oynamıştır.

Klasik Türk musikisinde Ud, Tanbur, Ahenk, Kanun, Kudüm, Ney gibi sazlar kullanılırdı. Klasik Türk musikisinde Hicaz, Uşak, Suzinak, Hüseyni, Buselik gibi makamlar kullanılırdı.

Halk musikisinin çalgıları; Ney, Kaval, Def, Davul, Şıpsi v.s dir. Kahramanlık Türküleri, Semahlar, İlahiler, Seda türküleri, maniler, koşmalar, hoyratlar, düğün havaları ve koçaklamalar halk müziğinin değişik türleridir.

Osmanlı klasik musikisinin en büyük bestekarı XVII.yy da yaşayan “Itri” dir. Seğah Tekbiri halen söylenir. Hacı Arif bey şarkı formunu bulmuştur. 2.Bayezid, III.Selim gibi padişahlar bestekardı. III.Selim Suzidil makamını bulmuştur.

Osmanlı musikisi dünyadaki bir çok toplumu etkilemiştir. Mehter takımı ordularda bando takımı oluşturulmasına sebep olmuştur. Viyana da Osmanlı mehterini dinleyen Mozart musiki eğitimine yönelmiş ve dahi bir müzisyen olmuştur. Mozart mehterin etkisi ile Türk marşını bestelemiştir.

Seyirlik Oyunlar ve Tiyatro:Türklerin Orta Asya’da geliştirdikleri seyirlik oyunları Osmanlı döneminde de devam etmiştir.

Köylü tiyatrosunda kısa süreli ölüp-dirilme, kız kaçırma, efsane ve masallar, esnaflık oyunları, hayvan ve dilsiz taklidi gibi seyirlik oyunlar oynanırdı.

Halk tiyatrosu genellikle büyük şehirlerde gelişmiştir. Önemli türleri;Meddah, kukla, karagöz ve Orta oyunlarıdır.

XIX.yy da Osmanlılar batı tiyatrosu ile tanıştılar. Bir süre sonra ise Orta oyunu ile batı tiyatrosunun karışması sonucu “Tuluat” tiyatrosu ortaya çıkmıştır.

5-Günlük Hayat:

Toplumların günlük hayatlarını , ekonomik yapıları, yaşadıkları coğrafyanın fiziki ve iklim yapısı, Aile yapıları, dini inançları, şehirde ya da köyde yaşamaları gibi faktörler şekillendirir. Osmanlı devletinin hakim olduğu topraklarda yaşayan milletlerin günlük hayatlarında benzerlikler olduğu kadar farklılıklarda vardı. Arabistan’ın çöl ikliminde yaşayan insanla, Anadolu da yaşayan insanın günlük hayatı farklıdır. Hırıstıyan ile Müslüman’ın veya şehirli ile köylünün günlük yaşamı oldukça farklıdır. Sanayici, çiftçi ve tüccarın günlük uğraşıları da farklıdır. Biz burada Anadolu ve Rumeli de yaşayan Türk toplumunun günlük yaşamını değerlendireceğiz.

Klasik dönemde Osmanlı toplumunun büyük çoğunluğu köylerde yaşardı. Köylünün günlük hayatı tarla, cami ve ev arasında geçerdi. İnsanlar sabah ezanı ile kalkarlardı. Namazdan sonra tarım faaliyetleri ve hayvanların bakım işleri ile uğraşılırdı. Sabah erken kalkılır , akşam erken yatılırdı. Günlük hayat namaz saatlerine göre şekillenmişti. Köylüler özellikle tarım faaliyetlerinin olmadığı kış aylarında evlerde veya köy odalarında toplanırlardı.Bu toplantılarda ozanlar sazları ile cenkler, çönkler, destanlar, hikayeler anlatır ve söylerlerdi. Seyirlik oyunlar oynanırdı. Köylerde düğün ve nişanlarda güreş, cirit gibi spor eğlenceleri düzenlenirdi. Musiki eşliğinde oyunlar oynanırdı. Ramazan, Kurban ve Nevruz gibi bayramlarda akrabalar, komşular birbirlerini ziyaret ederler ve hediyeler alırlardı. Küsler barıştırılırdı. Aileler bayram için günler öncesinden hazırlık yaparlardı. Evler, eşyalar temizlenirdi. Bayram için yeni kıyafetler hazırlanırdı. Tatlılar hazırlanırdı.

Şehirlerde günlük hayat sabah ezanı ile başlardı. Sabahleyin şehir sokaklarında ilk olarak sütçünün sesi duyulurdu. İnsanlar işyerlerini erkenden açarlardı. Namaz saatlerinde üretim dururdu. Ancak hırsızlık olmadığı için işyerleri ve kasalar kapatılmazdı. İnsanlar akşam karanlığı çökmeden evlerine dönerlerdi. Genellikle yatsı namazından sonra yatılırdı. XIX.yy a kadar şehirlerde yeterli aydınlatma olmadığı için gece hayatı yoktu. Evlerde misafirler selamlık bölümde ağırlanırdı. Misafir ağırlamak ibadet gibi algılanırdı.

Şehirlerde kadınlar mesire yerleri ve evlerde toplanarak eğlenirlerdi. XIX.yy a kadar kadınlar kadın-erkek birlikte eğlencelere katılmazdı. Erkeklerin günlü hayatı işyerleri (çarşı, Pazar, bedesten, lonca) camiler, tekke ve zaviyeler, ve ev gibi mekanlarda geçerdi. Cami çevrelerinde , mesire yerlerinde, mahalle odalarında ve şehir meydanlarında , meddahlar, köçekler ve gölge oyuncuları gösteriler yapardı. Ozanlar sazlı ve sözlü olarak kahramanlık hikayelerini anlatırlardı. XVI.yy da kahvehaneler açıldı. Bu tür etkinlikler kahvehanelerde yapılmaya başlandı. Kahvehaneler sohbet etme, kitap okuma ve eğlenme mekanı haline geldi. Osmanlı şehirlerinde gürültü, şamata görülmezdi. Sessizlik ve sadelik hakimdi.

Osmanlı sarayında günlük hayat gayet sade idi. Burada yaşayanlarda günlük hayatlarını namaz vakitlerine göre şekillendirmişti. Sarayda yaşayan cariyeler , Enderun öğrencileri, genç hanım sultanlar ve şehzadeler günün önemli bir kısmında eğitim görürlerdi. Sarayda musikişinasların saz ve sözleri eşliğinde eğlenceler olurdu. Kadın ve erkekler ayrı mekanlarda eğlenirdi. Sarayda sıkı bir disiplin vardı. Herkesin günlük yapacağı işler kesin kurallarla belirlenmişti. Saray önemli bir kültür merkeziydi. Sarayda gelişen kültür halkı da etkiliyordu. Mesela sarayda giyilen kıyafetler moda anlayışı ile tüm ülkeye yayılıyordu.

Osmanlı toplumunun günlük yaşamı Tanzimat döneminde Avrupa tesiri ile değişmeye başlamıştır. İnsanlar sokakların aydınlanması ile geceleri tiyatro, bale ve opera seyretmeye gitmeye başlamıştır. Kadın-Erkek birlikte balolara katılır olmuştur. Sanayi tesislerinde kadın işçiler çalışmaya başlamıştır.

6-Kültür Değişmeleri:
Düşünce Hayatı:Osmanlı devleti XVIII.yy da Avrupa’nın bilim, teknoloji ve askeri alanda kendisini geçtiğini kabul etti. Lale devrinde batıyı tanıma ihtiyacı duydu. Avrupaya elçilik heyetleri gönderdi. Batıda gelişen teknolojiden yararlanma amacı ile ıslahatlar başlatıldı. XVIII.yy da batı türünde çok sayıda askeri okul açıldı. Avrupa dillerinde yazılan eserler Türkçe’ye çevrildi.

XIX.yy da Osmanlı devletinin Avrupa ile iletişimi arttı. Bu gelişmede sanayi inkılabı etkili oldu. Osmanlı aydınlarım devletin dağılmaktan kurtulmasını batılılaşmada gördüler. II.Mahmut ıslahatları, Tanzimat fermanı ve Tanzimat dönemi ıslahatları ve Meşrutiyet hareketleri batılılaşma düşüncesinin sonuçlarıdır. Osmanlı toplumu ve aydınları XIX.yy da Fransız ihtilalinin yaydığı Milliyetçilik, Eşitlik, Hürriyet, Adalet, Mülkiyet, Meşrutiyet, İnsan hakları gibi fikirlerden etkilenmişlerdir. Bu etkilenme; Mustafa Reşit paşa, Namık Kemal, Şinasi, Mithat paşa, Ali Suavi, Ziya paşa, Ahmet Mithat, Abdullah Cevdet, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura gibi aydınlarda görülür. Bu aydınlarda akılcı düşünce görülür. Bu yüzyılda ülkenin kurtuluşu ile ilgili Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık gibi fikir akımları ortaya çıkmıştır. Batı kökenli fikirler , gazete ve dergiler aracılığı ile halkı da etkilemiştir. Akılcı ve laik düşünce güçlenmiştir.

Güzel Sanatlar:Osmanlılar Lale devrinde batı sanatı ile tanıştılar.Lale devrinde batı mimari tarzında Sultan Ahmet çeşmesi, Laleli cami ve Nuru Osmaniye camisi inşa edildi.

XIX.yy da padişah II.Mahmut tablosunu yaptırarak devlet dairelerine astırdı. Türk gençleri Avrupa’ya resim tahsiline gönderildi. Bu yüzyılda batı tarzında resimler yapan ilk ressam Şeker Ahmet paşadır. Osman Hamdi bey ilk Osmanlı müzesini açtı. Kendiside Fransız tarzında resimler yapan bir ressamdı. II.Mahmut askeri musiki takımı olan Mehteri kaldırmıştı. Mehterin yerine batı tarzı musiki takımını kurdu. Tanzimat döneminde batı musikisi her alanda yayıldı. Sarayda kadın ve erkeklerden oluşan bando takımları kuruldu.

Tanzimat döneminde Avrupa’dan Tiyatro grupları gelmeye başladı. Tiyatro önemli bir eğlence unsuru oldu. Yabancı elçiliklerin kokteyllerine katılmak moda oldu.
Taşra halkı iletişim yeterli olmadığı için değişimden uzak kaldı.

XIX.yy da batı mimari tarzı etkisini sürdürdü. Yönetim merkezi Avrupa tarzında inşa edilen Dolma bahçe sarayına taşındı. Bu yüzyılda milliyetçi düşüncenin etkisi klasik dönem Osmanlı mimarisi tekrar canlandırılmaya çalışıldı.

Dil ve Edebiyat:Osmanlı aydınları Tanzimat döneminde batı edebiyatından etkilendiler. Fransızca’dan hikaye, şiir ve Romanlar Türkçe’ye çevrildi. Bu dönemde Divan edebiyatı önemini kaybetti. Edebiyatçılar toplumsal sorunları konu alan eserler yazdılar. Gazete ve dergilerde makaleler yayınlandı. Türkçe’nin halkın anlayabileceği şekilde sadeleştirilmesi görüşü savunuldu. Edebiyatta sanat halk içindir anlayışı benimsendi. XIX.yy ın sonlarında ortaya çıkan “Servet-i Fünun” cular sanat,sanat içindir anlayışını savundular. Bu akım batı türü edebiyat eserleri yazmışlardır.

XX.YY da genç kalemler dergisini çıkartan Ziya Gökalp ve Ali Canip Milli edebiyat akımını başlattılar. Milli edebiyatçıların ileri gelenleri; Yakup Kadri kara Osman oğlu, Refik Halit, Hailde Edip Adıvar, Yahya Kemaldir. Milli edebiyatçılar Türk dilini sadeleştirmeye ve zengin bir dil haline getirmeye yönelik çalışmalar yapmışlardır.

Dini Anlayıştaki Değişmeler:XIX.yy da Osmanlı devleti varlığını korumak için Avrupa devletlerinin desteğini almak zorunda kaldı. Avrupa devletleri de verdikleri destek karşılığında Osmanlı vatandaşı olan Gayrimüslimler lehinde isteklerde bulundular. Fransız ihtilalinin yaydığı fikirler imparatorluk vatandaşlarını etkiledi. Osmanlı devleti bu gelişmeler karşısında dini anlayışta değişiklikler yapmak zorunda kaldı.

Tanzimat fermanı ile ilk defa tüm vatandaşların eşitliği kabul edildi. Tanzimat döneminde Avrupa’dan ticaret , borçlar ve ceza kanunu alındı. Bu kanunları uygulayan Nizamiye mahkemeleri kuruldu. Hukukta laikleşme süreci başladı. Laik karakterli okullar açıldı. Islahat fermanı ile Müslüman olmayanlara Müslümanlarla eşit haklar tanındı. Gayrimüslimler devlet memuru olma hakkını elde ettiler. Bu gelişmeler İslamiyet’te modernleşme akımını başlattı. Ahmet Cevdet paşa başkanlığında bir heyet “Mecelle” adıyla çağdaş bir İslam medeni kanunu hazırladı.

XIX.yy da Müslüman ve Gayrimüslim halk karışık yaşamaya başladı. Kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olmasını savunan aydınlar yetişti. Devlet işlerinin Şeyhülislam tarafından dini uygunluk yönünden denetlenmesi uygulaması sona erdi. Şeyhülislam sadece vakıflar ve din işleri bakanı oldu. Medreselerde okuyan öğrenci sayısı azaldı. Akılcı ve laik anlayışın güçlenmesi dini sorunların yoğun olarak tartışıldığı bir süreci başlattı. Devlet ve toplum hayatında dini düşüncenin etkisi azaldı.

 

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

blank