Paranın tanımı ve fonksiyonları özet ders notları


  1. PARANIN TANIMI VE FONKSİYONLARI
    Paranın tanımı birincil fonksiyonu olan takas fonksiyonuna dayanmak suretiyle yapılabilir. Buna göre, para için kısaca,”herkesin kabul ettiği takas vasıtasıdır” diyebiliriz. Paranın doğuşu da yine takas fonksiyonu ile ilgilidir; takasın güçlükleri paranın ortaya çıkmasına yol açmıştır. İktisat ünitelerinin (bütçeler,teşebbüsler,devlet,bankalar) bilançolarının aktif tarafı, banknot ve ufaklık para şeklinde nakit varlıkları,vadesiz ve vadeli banka mevduatları,ticari senet cüzdanları,tahvil portföyleri,diğer alacak hakları reel servetlerinden meydana gelen varlıkları gösterir. Bu aktiflerden banknot,ufaklık para ve vadesiz mevduat umumi bir ödeme vasıtası vasfını taşır. Gerçekte umumi bir ödeme vasıtası vasfını taşıyan banknot,ufaklık para ve vadesiz mevduat da birer alacak hakkından başka bir şey değildir. Banknot merkez bankasının,ufaklık para hazinenin,vadesiz mevduat mevduatın bulunduğu bankaların borçlarıdır. Para, takas fonksiyonu yanında başka fonksiyonlar da görmektedir. Bunlar değer ölçüsü, gelecekte yapılacak ödemelerin ifadesi ve biriktirme saklama fonksiyonlarıdır. Modern ekonomilerde takas fonksiyonu ile birlikte biriktirme saklama fonksiyonu da paranın birincil fonksiyonu olarak kabul edilmektedir. Birçok kişi paraya bir de iktisat politikası aracı olmak fonksiyonunu eklemektedir.
    Özellikle Keynes’in sisteminde para piyasasının diğer piyasalara bağlanmış olması nedeniyle para arzı, faiz haddi yoluyla istihdam ve milli gelir seviyesinin belirlenmesinde rol oynar ve böylece ekonomi,para piyasasını da içine alan genel bir denge içinde ele alınır. Bu çerçevede para politikası da istihdam ve gelir seviyesinin arttırılmasında önemli bir rol oynayabilir. Fakat, paranın iktisat politikası aracı olması ile yukarıda sayılan fonksiyonları arasında bir paralellik yoktur. Paranın fonksiyonlarından bazıları para sayılmayan aktifler tarafından da arda bir ifade edilebilir. Örneğin ,tek tek hallerde çek,bono veya poliçe de takas vasıtası olarak kullanılabilir. Ancak bu gibi değerli evrak herkes tarafından mübadele vasıtası olarak kabul edilmediği için para tanımına girmez. Demek ki para fonksiyonlarını başaran çeşitli şeylerden ancak bir kısmı,bu fonksiyonu her seferinde başaranlar tanımına girer.
    2. PARANIN DOĞUŞU
    Paranın doğuşunu rasyonel nedenlere bağlayarak ve takasın handikaplarıyla açıklayabiliriz. Para, takasın güçlüklerini bertaraf etmekte ve takası kolaylaştırmaktadır. İki malın doğrudan karşı karşıya gelmesi ve takas edilmesi bir takım şartların gerçekleşmesine bağlıdır: elindeki bir malı başka bir mal ile değiştirecek şahsın aynı anda ters yönde takas yapmak isteyen bir başka şahsı bulması ve takas edilmek istenen malların değerlerinin eşit olması gibi. Bu şartlar gerçekleşmeyince takas tek değil, çok sayıda aşamalar sonunda başarılabilir. Buna engel olmak ve aşama sayısını kısaltmak üzere elimizdeki malı ilk olarak herkes tarafından istenebilen bir mal ile takas ederiz;ikinci aşamada bu malı asıl satın almak istediğimiz mal ile değiştirebiliriz. Araya giren mal herkesin kabul ettiği bir takas vasıtası olmak niteliğine sahiptir ve modern paranın başlangıcıdır. Takasın ikiye bölünmesi ve bu iki aşama sırasında bir zaman geçmesi paranın muamelat faktörü elde tutulmasını zorunlu kılar. Demek ki., fertlerin gelirleriyle harcamaları arasındaki zaman farkından dolayı elde para tutmaları muamelat faktörü ile ilgilidir. Paranın takas fonksiyonu yanında değer ölçüsü olarak kullanılması değer kıyaslamaları konusunda da takasa kıyasla büyük kolaylık sağlanmıştır. Değişik toplumlarda değişik mallar para olarak kullanılmıştır: tütün,deri, hindistan cevizi,boncuk,hatta taş parçaları gibi. Bu çeşit paralara mal-para denmektedir. Paranın takas fonksiyonunu iyi başarabilmesi için kolaylıkla taşınabilir,dayanıklı aynı değer ve nitelikte ,küçük paçalara bölünebilir ve kolaylıkla taşınabilir olması gerekebilir. Değer ölçüsü fonksiyonunu iyi başarabilmesi için ise kendi değerinin nispeten istikrarlı olması gerekir.

    Bu nitelikler altın,gümüş gibi değerli metallerde diğer mallara kıyasla daha üstün olduğu için para tarihinin ikinci bir safhasında metal-para dönemine geçilmiştir. Fakat ,metal paralar da aslında mal-paradan başka bir şey değildir. Tarihte çeşitli metallerin para olarak kullanıldığı görülmüştür: bakır, platin, altın,gümüş gibi. Sonraları gümüş ve aştın üzerinde durulmuştur(altın,gümüş ve çift metal sistemleri). Daha sonra, gümüşün değerini çok kaybetmesi nedeniyle Asya ülkelerinde gümüş,para olarak muhafaza edilmekle beraber Avrupa da yalnız altın kullanılmaya başlanmıştır. Metal para sistemlerinde altın sikke yerine %100 altın karşılığı olmayan banknotların para olarak kullanılmaya başlaması para tarihi bakımından önemli bir aşama teşkil eder. Çünkü , banknotlar artık değerlerinin tamamını kullanım değeri olarak temsil etmedikleri için mal-paradan kesinlikle ayrılırlar. Bunlara kredi parası diyebiliriz. Para tarihçesinin son aşamasında ise banknot sisteminden kağıt para rejimine dönülmüştür. Şüphesiz, kağıt para yine kredi parasıdır.
    3. PARANIN ÖZELLİKLERİ İnsanlar çok sayıdaki maddeleri para olarak kabul etmişlerdir. Zamanla bu maddeler de azalmış para yapımında sadece altın ve gümüş madenleri kullanılmıştır. Paranın neden bu madenlerden yapılmış olduğu, parada aranılan özelliklere bağlanabilir.
    3.1 Yeknesaklık (Homojenlik)
    Paranın kolay tanınması ve yapıldığı maddenin her yerinin aynı değerde olması gerekir. Bir maden külçesinin her kısmı aynı alaşımda olmalıdır. Bu özellik diğer madenlere oranla altın ve gümüşte daha fazladır. Günümüze de kullanılan kağıt paralar da benzer özellikler taşırlar. Bir ülkenin her yerinde aynı para kullanılır ve bu paraları herkes tanır.Yanılma ve aldanma şansını azaltmak için kağıt paralarda, resimler ve madeni bantlar bulunmaktadır.
    3.2 Bozulmama, Taşımaya Elverişlilik ve Bölünürlük Özelliği Geçmişte altın ve gümüş zamanla bozulmama özelliğinden dolayı para yapımı için tercih edilmiştir ayrıca altın ve gümüş muhafazası için bir itinayı gerektirmez.Örneğin yıllarca küp içerisinde,yer altında kalan altın paralar bozulmadıkları gibi değerlerini de kaybetmezler diğer maddelerde bu özellik çok veya hiç yoktur.Örneğin demir paslanır,meyve ,sebze ,kurutulmuş maddeler bile bir süre sonra bozulur.Altın ve gümüş kıymeti bozulmadan en küçük parçalara ayrılabildiği gibi birleştirildiklerinde de değer kaybı olmamaktadır. Fakat pırlanta ve elmasta bu böyle değildir. Altın ve gümüşün diğer bir özelliği, taşıdığı değere göre ağırlık yönünden de hafif ve taşıma kolaylığının olmasıdır. Günümüzde kullanılan kağıt paralara da benzer özellikler kazandırılmıştır. Her büyük değerli para, küçük değerli para ile değiştirdiğinde veya değerinden kaybetmez. Eskiyen ve yıpranan paralar ilgili bankalara verildiğinde derhal yenisi ile değiştirilir. Böylece bireylerin değer kaybetmesi önlenir.
    3.3 Taklit Edilmeme Özelliği
    Geçmişte, altın ve gümüş,madenlerin para yapımına en elverişlisi olmuştur. Sertliği,rengi,hassaslık bakımlarından tercih edilmiştir. Paraların üzerlerine yapılan baskıların taklidinin zor olması da önemlidir. Günümüz paralarında da taklit edilememe özellikleri kazandırılmak için özel kağıt, filigran ve metal şerit kullanılmaktadır.
    3.4 Paranın Değerini Kurama Özelliği
    Paranın bir servet saklama aracı olarak birim değerlerini koruma özelliğini taşıması beklenir. Geçmişte nadir bulunduğu için altın ve gümüş değerini uzun süre korumuş ve bu yönüyle “iyi” veya “ sağa” paralar olarak isimlendirilmişlerdir. Günümüzde altına bağlı banknot sistemi bulunmadığından kağıt para arzı hükümet politikası aracı olmuş, çoğu kez bu araç yerinde kullanılmayarak aşırı para arzı enflasyona neden olmuştur.
    İKİNCİ BÖLÜM PARA POLİTİKASININ AMAÇLARI VE AMAÇLARI ARASINDAKİ İLİŞKİLER Para politikasının birkaç önemli amacı vardır. Bunlar tam istihdam, fiyat istikrarı, ekonomik büyüme ve ödemeler dengesidir.

    1.PARA POLİTİKASININ AMAÇLARI 1.1 Tam İstihdam Ekonomi politikasında tam istihdamın amaç olarak belirlenmesin 1929 Dünya ekonomik krizine kadar uzanmaktadır. Tam istihdam tüm üretim faktörleri için amaçlanmakla birlikte ,asıl üzerinde durulan, emek faktörünün tam istihdamıdır. Emek piyasasının istihdam durumu, ekonomideki tüm üretim faktörlerini istihdam düzeyinin değerlendirilmesi için temel koşuldur. Para politikası uygulaması açısından tam istihdam amacı, konjonktürel işsizliğin önlenmesini,yapısal,mevsimlik ve arızi işsizlik türlerinin giderilmesini ya da ortadan kaldırılmasını da içerir. Ancak tam istihdamın ölçülmesinde, arızi ve mevsimlik işsizliğin tamamen ortadan kaldırılmasının zorunlu sebebiyle kabul edilebilir, bir minimum işsizlik oranı,tam istihdam sayılmaktadır. Gelişmiş bir ekonomide ortalama %3 oranındaki işsizlik normal kabul edilmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde bu oranın %5 olması normal karşılanabilir. O halde bu ülkeler, ilgili oranlara ulaştıklarında,tam istihdama da ulaşmış ulaşmış sayılabilirler.
    1.2 Fiyat İstikrarı
    Fiyat istikrarı amacına, para değerinin korunması amacı da diyebiliriz. para değerinin istikrarından, önceki paranın iç değerleri anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi fiyatlar genel düzeyinin yıllık ortalama artış hızı enflasyon oranını verir. Ancak daha gerçekçi bir yaklaşımla, enflasyon oranının % 1-2 oranında tutulduğu bir ekonomide de fiyat istikrarının olduğunu rahatça söyleyebiliriz. Bu orandaki artış hızı, istihdamda ve büyüyen bir ekonomide olağan karşılanabilir. Gelişmekte olan ülkelerde %5 fiyat artışı normal karşılanabilir. Enflasyon oranının normal kabul edilen bu oranların üzerine çıkması,özellikle parasal servet biriktirme işleminin sarsılmasına neden olabilir. Özellikle paradan kaçış olgusu, tasarruf oranını genellikle olumsuz yönde etkileyebilir. Ayrıca enflasyonun geliri yeniden dağıtıcı etkisini de unutmamak gerekir. Yani enflasyon sabit gelirler aleyhine bir durum yaratır. Bunun yanında, serbest piyasa sisteminin işbirliğinin sürdürülebilmesi için fiyat mekanizmasının enflasyonun bozucu etkilerinden korunması gerekir. Bu sağlanmadığında, kaynakların etkili ve verimli bir şekilde dağılımı gerçekleştirilemez. Öte yandan genişletici para politikaları sonucu hasıl olan enflasyon ve parasal sistemim bozulması ve buna bağlı olarak alınacak yanlış kararlar ve yanlış beklentiler M.FRİEDMAN ve HAYEK ‘e göre staglasyonun en önemli sebebidir.
    1.3 Ekonomik Büyüme Ekonomi politikası araçlarından biri olan büyüme, 2. Dünya Savaşı’ ndan sonra önem kazanmıştır. Daha önceki dönemlerde büyüme, konjonktür olgusundan ayrı olarak düşünülmüyor ve kısa dönemli ekonomik dalgalanmaların hafifletilmesi daha önemli bulunuyordu.
    Enflasyoncu politikalarla kısa dönemde ekonomik büyüme sağlanabilir. Ancak uzun dönemde, ekonomik büyümenin parasal gelişmelerle gerçekleştirilmesi desteklenebilir bir politika değildir. O halde para politikasının amacı, ekonomik gelişmeyi destekleyici olmalıdır. Ancak hangi büyüme oranının para politikasıyla destekleneceği konusu belirsizdir ve parasal taban politikasının en zor alanlarından birisi de bu konudur. Büyüme amacı gelişmekte olan ülkelerde kalkınma amacıyla birlikte ele alınmaktadır. Büyüme ve kalkınma hızları aslında kişi başına reel artış oranı olarak belirlendiği için aynı ekonomik değişkenlerle ölçülür. Ancak kalkınma anlam olarak daha kapsamlıdır ve ekonomik yapı değişikliğini de içerir.
    1.4 Ödemeler Bilançosu Dengesi Ödemeler bilançosu dengesi kavramı açık bir kavram değildir. Para politikası uygulaması açısından ödemeler bilançosunun dengeli olması amacını, ödemeler bilançosunun iyileştirilmesi şeklinde anlayabiliriz. Bilindiği gibi ödemeler bilançosu, genellikle belli bir zaman döneminde (bir yıl)iç ve dış ekonomik birimler arasındaki ödemelerin rakamsal durumunu gösteren bir bilançodur. Bilançonun aktifinde ödeme girdileri, pasifinde ise diğer ülkelere yapılan ödemeler yer alır. Para politikasının ödemeler bilançosu dengesini sağlayıp sağlayamayacağı noktası önemlidir. Bu dengenin sağlanması incelenirken, kabul edilen döviz kuru sitemiyle birlikte ele alınması zorunludur. Eğer sabit döviz kuru sisteminde para politikası ödemeler bilançosu dengesinin sağlanmasını destekleyebiliyorsa sorun yoktur. Bu sağlanmadığında, dengeyi sağlamak için esnek döviz kuru sistemi önerilmektedir.esnek döviz kuru sisteminde yabancı paraların eğeri dalgalanmaya bırakılır.paranın fiyatındaki değişmeler ödemeler bilançosu dengesi sağlanmaya çalışılır. Ödemeler bilançosu dengesinin sağlanmasında bir diğer yolda döviz kontrollerine gidilmesidir. Yani hükümetin getirdiği düzenlemelerle dış ödemeler sınırlı tutulmakta ve bu yolla denge oluşturulmaktadır.
    2. PARA POLİTİKASI AMAÇLARININ BİRBİRLERİYLE İLİŞKİLERİ Ekonomi politikası uygulamasında, yukarıda kısaca incelenen amaçların bazılarının birbirleriyle uzlaşmaz oldukları ya da uzlaştırılmalarında büyük güçlüklerle karşılaşıldığı gözlenir. Dolayısıyla, her farklı ekonomik durumda farklı amaç bileşimlerini gerçekleştirmeye çalışmak zorunlu olmaktadır. Aslında ideal olan yukarıda belli başlılarını saydığımız amaçların tümünü aynı anda gerçekleştirilmeleridir. Bu seçenekler ancak her ekonominin durumuna göre belirlenebilir. Amaçlar arasındaki uzlaşmazlıklar nedeniyle “sihirli dörtlü, üçlü” gibi amaç bileşimlerinden söz edilmektedir. Uygulamada iki seçenekli amaç paketi belirlemekte olasıdır.iki amacın belirlenmesi durumunda amaçlar birbirlerini ikame eden seçenekler olabileceği gibi aynı anda gerçekleştirilmesi mümkün amaçlarda olabilir.2.1 Amaçlar arasındaki Çatışmalar Amaçlar arasında çatışma olduğu zaman bunlar arasında seçim yapmak gerekir.
    a. Tam İstihdam ve Fiyat İstikrarı
    Tam istihdam ve fiyat istikrarı, birkaç açıdan çatışma halinde olabilir. Örneğin , eğer maliyet enflasyonu söz konusu ise yani enflasyonu başlatan etmenler hem faktör sahipleri hem de satıcılarsa , böyle bir enflasyonu frenlemek için oldukça önemli noksan istihdamın ve aşırı kapasitelerin yaratılması zorunlu olabilir. Tersine istihdam oranının yüksek düzeyde gerçekleştirilmesi gerektirebilir. Philips Eğrisiyle açıklanan bu durum, para politikasının tam istihdam ve fiyat istikrarı amaçlarının aynı anda gerçekleştirilmesinin zorluğuna işaret etmektedir. İşte bu zıtlık nedeniyle öncelik fiyat istikrarına verilirse ekonomide işsizlik artmakta, istihdama öncelik verilirse bu kez de fiyatlar yükselmektedir. Kuşkusuz Philips Eğrisiyle ilgili olarak yukarıda söylenenler, sadece kısa dönem için geçerlidir. Özellikle Freidman tarafından uzun dönemde doğal işsizlik oranının enflasyon oranıyla ilişkisinin olmadığı vurgulanmaktadır. Ancak , uzun dönemde ılımlı bir enflasyonun istihdam için yararlı olacağı düşünülmektedir.
    b. Fiyat İstikrarı ve Ekonomik Büyüme
    Hızlı ekonomik büyümenin sağlanması için mutlak fiyat istikrarının zorunluluğu yönünde çok az kanıt vardır. Bir çok araştırma ılımlı bir enflasyonun ekonomik büyümeye zarar değil yarar sağladığını göstermektedir.
    c. Hızlı Ekonomik Büyüme, Tam İstihdam ve Ödemeler Bilançosu Dengesi
    Ilımlı fiyat artışları içinde sağlanan bir ekonomik büyüme ithalat talebini yükseltir. Eğer söz konusu olan ülke bir de gelişmekte olan ülke ise, ekonomik kalkınma büyük ölçüde makine,teçhizat,ham madde, yedek parça ithalatını gerektirdiğinden, ödemeler bilançosu dengesinin sağlanması petrol gibi bir yer altı veya yer üstü kaynaklarına sahip olmadıkça olanaksızdır.
    2.2 Birbirlerini Tamamlayıcı Amaçlar
    Bazı para politikası amaçları birbirini tamamlayabilir. Örneğin fiyat istikrarı, ödemeler bilançosu dengesinin sağlanmasında yardımcı olabilir. Bunda bir noktanın önemle belirtilmesinde yarar vardır. Enflasyonun ödemeler bilançosunu kötüleştireceği garantidir. Ancak fiyat istikrarının mutlaka ödemeler bilançosu dengesini sağlayacağı açık değildir. Çünkü, ödemeler bilançosu dengesi yabancı ülkelerdeki enflasyon oranına yada bu ülkelerin söz konusu ülke mallarına olan taleplerindeki değişmelere de bağlıdır.

    2.3 Birbirlerini Destekleyen Amaçlar
    Bazı amaçlar birbirlerini destekleyebilirler. Örneğin, nihai amaç ekonomik büyüme ve tam istihdamı içeren, milli gelirin en üst düzeye çıkarılması ise ve bunun yanında fiyat istikrarının girişimcilere güven sağlayarak ekonomik büyümeyi teşvik edeceği düşünülüyorsa, bu durumda fiyat istikrarının ekonomi büyümeye yardım edeceği düşüncesi geçerli olacaktır. Tersine, eğer enflasyonun ekonomik büyümeyi teşvik ettiğine inanılıyorsa, bu durumda fiyat istikrarının ekonomik büyüme ile ters düştüğüne inanılacaktır. Ancak bu bir inanış sorunudur. Dolayısıyla bunlar arasında bir seçim yapmaktansa ‘optimum enflasyon oranı’ gibi tek bir amaç belirlenir.
    3. PARA POLİTİKASININ STRATEJİLERİ Para politikasının yürütülmesinde biri tek aşamalı, diğeri iki aşamalı olmak üzere iki stratejiden söz edilebilir.
    3.1 Tek Aşamalı Strateji
    Tek aşamalı stratejide para politikası doğrudan doğruya nihai amaçlara yönelik olarak izlenmektedir. Eğer nihai amaçlı arzulanan rotadan saparsa, aletler arzulanan yönde değiştirilmektedir. 3.2 İki Aşamalı Strateji
    İki aşamalı para politikası stratejisinde nihai amaca ulaşmak için ara amaçlar kullanılmaktadır. Sorun iki ayrı aşamaya bölünmektedir. Birinci aşamada merkez bankası nihai amaçlarla uyumlu ara amaç rotalarını belirlemektedir. İkinci aşamada verilen ara amaç rotası ile uyumlu olarak aletlerdeki değişme oranı belirlenmektedir.
    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM PARA POLİTİKASININ ARAÇLARI
    Para miktarında değişmelerin ekonomik faaliyetleri etkilemesi ve para politikası amaçlarına ulaşılması açısından genel ve özel olmak üzere iki grup para politikası aracı kullanılabilir. Günümüzde buna birde kamunun kısa vadeli borç politikasını ilave etmek mümkündür.
    1. PARA POLİTİKASININ GENEL ARAÇLARI Uygulamada, üç önemli para politikası aracı vardır. Bunlar, açık piyasa işlemleri, iskonto mekanizması ve karşılık oranlarında ki değişmelerdir.
    1.1 Açık Piyasa İşlemleri
    Açık piyasa işlemleri, Merkez Bankası’ nın dolaşımdaki para miktarını azaltıp çoğaltmak için, hazine bono ve tahvilleriyle, özel sektöre ait bazı tahvil ve senetleri alıp satma işlemleridir. Piyasadan bu gibi kıymetlerin Merkez Bankası tarafından satın alınması, bu kıymetler karşılığında piyasaya satılması, dolaşımdan banknot çekilmesiyle sonuçlanacaktır. Dolaşımdaki rezerv paranın değişmesi, kaydi para hacmini de aynı yönde etkileyerek toplam para stokunun değişmesine neden olacaktır.
    1.2 Reeskont Politikası
    Reeskont, bankalarca iskonto edilmiş bir senedin Merkez Bankası’nca iskonto edilmesidir. Bankalar ellerindeki ticari senetleri, vadeleri dolmadan Merkez Bankası’na kırdırarak rezervlerini artırabileceklerine göre, onların bu başvurularını, reeskont oranlarında yapacağı değiştirmeler yoluyla teşvik ederek Merkez Bankası bankaların rezervlerine ve kaydi para oluşturma olanaklarını etkileyebilir. Tarihsel olarak Merkez Banka’ larının ilk işlevi, para kıtlığından ileri gelen tehlikeli durumlarda likidite arzını gerekli düzeyde tutmaktır. Bu yönüyle Merkez Bankası, ekonomideki en son likitide kaynağıdır. Merkez Bankaları bu gücünü kullanarak banka sisteminin para oluşturma yeteneğini artırabilir yada azaltılabilir.
    1.3 Zorunlu Karşılıklar Politikası
    Zorunlu karşılıklar bankalar için bir çeşit genel köstektir. Yıllarca önce zorunlu karşılıklar bankalara likidite, borçlarını ödeme yeteneği ve güvenirlik sağlamak amacı ile geliştirilmiştir. Eğer bankalar mevduatlara karşı rezerv tutulursa, bu durumda bankaların likiditesinin yükseleceği ve mevduat sahiplerinin fonlarının garanti altınta olacağı yönünde bir inanç vardır. Ancak örneğin % 15 gibi bir karşılık oranı yukaradaki sonuçların sağlanması için yeterli değildir. Bu güvenirlik bir başka yolla da örneğin mevduat sigortası yoluyla da sağlanabilir. Günümüzde bankaların ayırdıkları zorunlu karşılıkların en önde gelen işlevi, bir para arzı kontrol aracı olmasıdır. Merkez Bankası, karşılık oranlarını değiştirerek, bankaların ellerindeki aşırı rezervleri ve böylece banka sisteminin kaydi para genişlemesini etkileyebilir.
    1.4 Genel Disponibilite
    Ülkemizde mevduat kabul eden bankalar taahhütlerine karşı disponibol değerler yada likiditesi yüksek yada kolaylıkla paraya çevrilebilir değerler tutmak zorundadır. Disponibol değerler önceleri, bankaların kasalarındaki TL. mevcudu, bankaların Merkez Bankası’ndaki serbest mevduatlarından, Hazine Plasman Bonolarından, Devlet İç İstikraz tahvillerinden oluşurdu. 3.10.1986 da ülkemizde disponibol değerlerin kompozisyonu ile ilgili önemli değişiklikler olmuştur. Halan bankalar serbest mevduat için %2, kasa için %3, tahvil bono olarak %30 olmak üzere %35 disponiboliteyi kasalarında bulundurmak zorundadır.
    2. PARA POLİTİKASININ ÖZEL ARAÇLARI
    Seçici kontrol adı da verilen bu tür araçların başlangıç etkisi tüm ekonomi üzerinde olmaz bazı spesifik piyasalarda hissedilir.
    a. Farklılaştırılmış Reeskont Oranları: Merkez Bankaları, ticari bankaların getirecekleri senetlerin özelliklerine göre farklı reeskont oranı uygulayabilir. Böylece merkez bankası bazı sektör ve faaliyetlerin gelişmesini sınırlandırabilir veya özendirebilir. Bununla birlikte bu tür ayrıcalıklı para politikasının olumlu sonuç verebilmesi için ticari bankaların Merkez Bankası’na getirdikleri senet tutarlarının büyük rakamlara ulaşması gerekir.
    b. Ticari Banka Kredilerinin, Miktarı, Vade ve Faiz Oranları Açısından Selektif Kontrolü: Merkez Bankası, ticari bankaların çeşitli ekonomik faaliyetlerle ilgili olarak açacakları kredilere bir tavan getirebilir. Öte yandan bazı ayrıcalık getirilen üretim faaliyet ve alanları için orta ve uzun vadeli kredi olanaklarını genişletebilir ve bunlar için çeşitli faiz kolaylıklarını getirebilir. Bu tür ödemelerle para otoriteleri, bir yandan ticari banka fonlarının bazı spekülatif faaliyet ve alanlara kayışını önlerken, öte yandan fonların arzulanan sektörlere yönlenmesini de sağlar.
    c. Bankalar Ve Banka Dışı Mali Araçlar Belli Miktarlarda Devlet Tahvili, Hazine Bonosu Satın Alma Zorunluluğunun Getirilmesi: Para otoriteleri, ticari bankaları ve banka dışı mali araçları ellerindeki fonların belli bir oranıyla öngördükleri tahvil ve bonoları satın almaya zorlayabilir. Eğer piyasa faiz oranları bu gibi aktiflerin faiz oranlarından yüksekse, bu yolla normal piyasa faiz oranlarından daha düşük bir faizle bir kısım fonlar kamu sektörüne aktarılmış olur. Hükümet tahvil ve bono satarak, ticari bankalardan ucuza sağladığı bu fonları ekonomik kalkınmada öncelikli olan faaliyetlerin finansmanında kullanılabilir.
    d. Finanssal Araçların Portföylerinin Yeniden Düzenlenmesi: Merkez Bankası, ticari banka ve banka dışı mali kurumların portföylerinde bulunduracakları kıymetlerin bir kısmına el atabilir. Örneğin, bu kuruluşların satın alacakları tahvil ve hisse gibi kıymetlerin hangi faaliyet dallarına ait olacağı, bunların oranının veya tutarının ne kadar olacağını belirleyebilir. Böylece, Finanssal kuruluşların ellerinde bulunan fonların ekonomik büyümeye katkıda bulunacak sektörlere transferi sağlanabilir. Ancak böyle bir politikanın başarılı olabilmesi söz konusu ekonomide menkul kıymet çeşitlerinin ve alışverişlerinin bol olması gerekir.
    e. Tüketici Kredilerinin Kontrolü : Para otoriteleri, konut ve apartman dairesi dahil olmak üzere çeşitli dayanıklı tüketim mallarının taksitli alımlarında, müşteriler tarafından peşin olarak ödenecek minimum para miktarını, vade süresini ve bu amaçla verilen banka kredilerini değiştirerek, söz konusu mallara karşı talebi teşvik edebilir veya kısıtlayabilir.

    f. Hisse Senedi Ve Tahvil Alımına Yönelik Kredilerin Kontrolü: Hisse senedi ve tahvillerin taksitle satın alınması durumda para otoriteleri bazı senetlerin satın alımında ne kadar peşin ödeme yapılacağını belirleyebilir. Böylece kişisel tasarrufların yönelebilecekleri bazı faaliyet ve alanlar kısıtlanırken, bazıları özendirilebilir.
    g. Merkez Bankasının Moral Takviyesi Ve Doğrudan İşlemi: Merkez Bankası’nın bu politikasına “açık ağız politikası” da denir. Burada Merkez Bankası, banka ve banka dışı Finanssal aracıların genel olarak davranışlarını değiştirmesi için ikna gücünü kullanır.h. Reklam Ve Resmi Olmayan Öğütler: Merkez Bankasının görüşlerini kamuoyu tarafından bilinmesini sağlamak için bir çok yol vardır. Merkez Bankası bunu basın yoluyla yapabileceği gibi, firmalara yapacağı öğütlerle onların bekleyişlerini değiştirerek de sağlayabilir.
    3. HAZİNENİN BORÇ YÖNETİMİ POLİTİKASI
    Bir ekonomide para politikası uygulamasında Merkez Bankasının sahip olduğu aletlere ek olarak hazinin de elinde adına borç yönetimi diyebileceğimiz potansiyel olarak önemli bir istikrar aleti vardır. Hazine her yıl çok büyük rakamlara ulaşan miktarda borçlanır yada borç ödemelerinde bulunur. Hazine ödünç almaya karar verdiği zaman uzun yada kısa vadeli tahvil, bono, senet çıkarır. Borç yönetiminin basitçe esası budur. Burada önemli olan husus borç yönetimi denilince bunun borcun kompozisyonundaki değişmeler olarak düşünülmesi yoksa toplam borç bakiyesi olarak algılanmaması gereğidir. Çünkü bütçe açık yada fazlalarına göre değişen borç politikası maliye politikası alanına girer. Burada bizi ilgilendiren husus, borcun uzun ve kısa vadeli senetler arasında yer değiştirmesi yolu ile toplam talebin etkilenmesini içeren borç yönetiminin para politikası yönüdür.
    3.1 Kısa Vadeli Borçların Para ile İkamesi
    Eğer halk kısa vadeli senet tutarsa, sahip olacağı portföyün likiditesinin yüksekliği kendisini harcamaya daha istekli kılabilir. Kısa vadeli kamusal senetler para benzeri olarak hizmet görebilir. Durumu Keynesgil dille açıklamak gerekirse kişilerin ihtiyat ve spekülatif güdü ile para talebini karşılamak için ellerinde para bulundurmalarına gerek yoktur. Kişisel para yerine pek kale kısa vadeli bu senetlerin işlem güdüsü ile tutulan ankeslerin yerine de kullanılabilir. O halde eğer Hazine uzun vadeli devlet tahvilleri yerine kısa vadeli tahvil ve bono çıkarırsa, ekonomide para talebi azalır. Dolayısıyla faiz oranları düşer.
    3.2 Borcun vade kompozisyonunu değişmesi ve faiz oranlarının vade yapısı
    Eğer Hazine uzun vadeli tahvillerin bedelini ödeyerek bunların yerine kısa vadeli tahvil, bono (senet) çıkarırsa uzun vadeli tahvillerin borç bakiyesinde, hiç olmazsa, başlangıçtaki bir azalma uzun vadeli faiz oranına düşürecektir. Öte yandan daha büyük miktar kısa vadeli senet arzı, hiç olmazsa başlangıçta kısa vadeli faiz oranlarına yükseltecektir. Burada hemen belirtelim ki bu başlangıç etkisi fazla sürmeyebilir. Bir sonraki bölümde inceleyeceğimiz faiz oranlarının vade yapısıyla ilgili teorilerden ilk ikisine göre, nispi faiz oranlarındaki böyle bir değişme sadece geçicidir ve arbitrajla elimine edilecektir.
    Bölümlenmiş piyasalar teorisi olarak bilinen üçüncü bir teoriye göre ise borç kompozisyonundaki değişmelerin nispi faiz oranları üzerinde sürekli bir etkisi olacaktır. Eğer bölümlenmiş piyasalar teorisi doğruysa borç bakiyesinin kompozisyonu yatırım hacmini etkileyebilir. Tümü değilse de bir çok ekonomiste göre yatırım kararları üzerinde uzun vadeli faiz oranlarının kısa vadeli faiz oranlarından daha fazla etkisi olacaktır. O halde hazine uzun vadeli tahvilleri ödediğinden ve kısa vadeli senet çıkardığından, uzun vadeli faiz oranındaki düşüşün etkisi kısa vadeli faiz oranlarındaki yükselmeyi etkilemeyecektir ve yatırımlar artacaktır. Tersine, eğer hazine toplam talebin kısıtlamak isterse, kısa vadeli senetleri ve bunların yerine uzun vadeli tahvil çıkaracaktır. Burada toplam talebi etkileyebilmek için kullanılan yöntem Merkez Bankası’nca kullanılan aletlere yapılan bir ilavedir. 3.3 Faiz Oranlarının Vade Yapısıyla İlgili Sorunları
    a.Faiz oranlarının vade yapısıyla ilgili birinci sorun borç kompozisyonundaki değişmenin faiz oranlarıyla ilgili sürekli etkisinin olup olmayacağıdır. Benzer şekilde uzun vadeli tahvil yerine kısa vadeli senet çıkarımının harcamalar üzerindeki etkisinin yönü üzerinde çok az tartışma olmasına karşın bu etkini boyutunun anlamlı olup olmadığı üzerindeki tartışmalar önemlidir. b. Ekonominin genişleme safhasında faiz oranı yüksekken uzun vadeli tahvil satışı, ekonominin gerileme safhasında da faiz oranları düşükken kısa vadeli senet satışı borç yapısı içinde yüksek faizli senetlerin kilitlenmesine ve böylece Hazine’nin faiz maliyetinin yükselmesine neden olabilir. Bu durumda hazine yöneticileri kendi faiz oranlarının yükselmesine neden olan bir politikayı izlemek için pek arzulu olmayacaklardır.
    c.Eğer ekonominin gerileme döneminde hazine kısa vadeli senet satarsa, halkın bu kısa vadeli senetleri düşük arkadan gelen genişleme döneminde izlenecek kısıtlatıcı para politikasıyla karışabilir. Ellerinde bu kısa vadeli senetleri tutanlar bunları elleriyle aylık ankes bulunanlara satabilirler ve artan harcamalar için gerekli parayı çekerler. Üstelik zamanında izlenen konjonktür politikası gereği kısa vadeli senet borcuna sahip olunması bir başka yoldan para politikasına engel oluşturacaktır. Kısa vadeli borç Hazine’nin sık sık yeniden finansmanını gerektirir ve bu durum para politikasıyla karışır. Yeniden finansman döneminde Merkez Bankası parayı daraltmak konusunda gönülsüzdür ve Hazine’nin finansmanına tahvil piyasasını canlı tutarak yardım etmeye çalışır.
    3.4 Borç Yönetimi Politikasının Alternatifleri
    a.Borç yönetimi politikasının çalkantılarını sınırlamak için alternatif bir politikada konvansiyonel para politikası oluşturmaktır. Borçları daha uzun vadeli tahvillere yerleştirerek, ekonominin genişleme safhasında borcun çeşitli malikler arasında kayması sınırlandırılabilir. Bu şekildeki borç yönetimi konvansiyonel para politikasını ne destekler ne de köstekler. Ancak böyle bir politika borcun vadesini uzattığından ve maliyetini yükselttiğinden hazinenin gözünde popüler değildir. Üstelik, eğer bölünmemiş piyasalar teorisi doğruysa böyle bir politika uzun vadeli faiz oranına göre kısa vadeli faiz oranını düşürecektir. Özellikle yabancı yatırımlar uzun vadeli faiz oranını göre kısa vadeli faiz oranına bağlı olduğu için kısa vadeli faiz oranına düşürücü bir politika, yabancı yatırımları azaltacak ve ülkenin dış ülkelerdeki yatırımlarını artıracaktır. Bu durum ülkenin ödemeler bilançosu açığını artırıcı yönde etki yapacaktır. Burada yeniden vurgulamak gerekirse, bu sorun sadece ve sadece bölünmemiş piyasa teorisinin doğruluğuna bağlıdır. b. Kamusal borç yönetimi politikasının bir büyük alternatifi de istikrar sorunuyla bağlantısını kesmek ve borcun faiz maliyeti küçültmektir. Bunun anlamı borçların önemli bir bölümünü kısa vadeli bir hale dönüştürmek demektir.(Bu zorunlu bir durum değildir.) bu durunda ekonominin istikrarı konvansiyonel para ve maliye politikasıyla sağlanacaktır.
    4.TAHVİLLERLE FİNANSE EDİLEN BÜTÇE AÇIKLARI VE DIŞLAMA ETKİSİ Bütçe açıkları, Hazine bonoları ve devlet tahvilleriyle finanse edilmesi durumunda tahvil satışları kadar özel sektör harcamalarında bir azalış olacaktır. Böylece özel sektör ekonomiden dışlanmış olacaktır.
    Monetarist iktisatçılar dışlama etkisini o kadar ileriye götürmektedirler ki, Devlet tahvili aracılığıyla finanse edilen bütçe açıklarının sonucu olarak GSMH’nın fazlaca değişmeyeceğini ileri sürmektedirler. Buna karşın Keynesgil iktisatçılar dışlama etkisinin sanıldığı kadar büyük olmayacağını ileri sürmektedirler. Onlara göre özellikle alt yapı yatırımları göz önüne alınırsa kamu ve özel sektör yatırımları tamamlayıcı olabilir. Öte yandan ekonomi tam istihdamdayken kamu harcamalarındaki artış fiyatlar genel düzeyini yükseltecektir. Bunun sonucu olarak ekonomide reel ankes miktarı düşecek, dolayısıyla faiz oranı yükselecektir. Faiz oranındaki bu yükselme özel sektör yatırımlarını azaltacaktır.

    DÖRDÜNCÜ BÖLÜM PARA POLİTİKASININ GÜCÜ MONETARİST-KEYNESGİL TARTIŞMASI 1.MONETARİST VE KEYNESGİL PARA POLİTİKASI GÖRÜŞLERİNİN TEMELLERİ Para politikasının gücü, yani para politikasının milli geliri etkileme kabiliyeti, iktisat kuramının en önemli sorunlarından biridir. 1929 ekonomik krizine kadar iktisatçılar para politikasına büyük önem veriyorlardı. 1930’lu yıllarda iktisadi düşüncede büyük bir gelişme oldu ve para politikasının zayıflığına inanılmaya başlandı. Artık maliye politikasına para politikasından daha üstün bir politika aracı olarak bakılmaya başlandı. Keynesgil ekonomi olarak adlandırılan yeni yaklaşım, uzun zaman ekonomik davranışların açıklanmasında, enflasyon ve işsizliğin önlenmesinde başarılı yönetimiyle önemini korumuştur. Ancak 1960’lı yılların sonlarına doğru, geleneksel maliye ve para politikaları aracılığıyla ekonomik faaliyetlerin kontrolü giderek zorlaşmaya başlamıştır. İşte bu tarihlerde, bu kez Milton Friedman’ın öncülük ettiği Monetarist (paracı) görüş, Keynesgil görüşe alternatif olarak çıkmıştır. Monetarizmin temel aldığı unsuru 1960’lı yılların sonlarında toplanan bir konferansta, ünlü bir Keynesgil iktisatçı olan Robert Solow genel olarak şöyle açıklamaktadır: ‘ Benimle, Milton Friedman arasındaki diğer fark şudur:M.Friedman’a her şey para arzını hatırlatmaktadır

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir