Türkiye’de Finansal Yapı, Bankacılık Sektörü Ve Para Politikası


TÜRKİYE’DE FİNANSAL YAPI, BANKACILIK SEKTÖRÜ

VE PARA POLİTİKASI

Finansal sistem tüm para ve sermaye piyasalarını içine alan bir yapıdır. Buna göre, merkez bankasının da içinde yer aldığı bankacılık sektörü ile menkul kıymetler piyasasının faaliyet alanı içinde alınıp satılan kamu ve özel sektöre ait para ve sermaye piyasası araçları finansal yapının ana unsurlarıdır. Bu kısımda bu büyük yapının en önemli unsuru olarak Türk bankacılık sektörü ele alınacaktır. Bankacılık sektörü; merkez bankası, mevduat bankaları, katılım bankaları ile kalkınma ve yatırım bankalarından oluşmaktadır.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Ülke bankası olarak da nitelendirilen merkez bankaları, ekonomide parayı ve para politikasını kontrol eden, büyük ölçüde kamu kurumu niteliğinde yapılanan ve ekonomide nihai ödünç mercii ya da likiditenin son kaynağıolarak faaliyette bulunan bir banka türüdür. Merkez bankalarının en temel niteliği, ekonomiyi fonlayacak en son makam olmasıdır. Bankalar ellerindeki ticari senetleri merkez bankasına iskonto ettirmek suretiyle kısa vadeli bu krediyi temin edebilirler. Bu krediye reeskontkredisi, buna uygulanan iskonto ya da faiz oranına da reeskont oranıdenir.

Türkiye’de ise bir merkez bankası kurulması1863’te İngiliz ve Fransız sermayesi ile yeniden yapılandırılan ve devlet bankasıolarak tanımlanan Osmanlı Bankası ile başlar. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) kurulmuş ve 1 Ocak 1932 tarihinde fiilen görevine başlamıştır. Merkez bankalarının en önemli görevi, bir ekonomideki iktisadi atmosferin kontrol edilmesinde para politikası araçlarından yararlanarak politika yapıcılara yardımcı olmaktır. 25.04.2001 tarih ve 4651 sayılı kanunla TCMB’nin temel görevi, fiyat istikrarını sağlamak ve enşasyonu kontrol altında tutmak şeklinde tanımlanmıştır

TCMB’nin temel görevleri şunlardır:

  • Açık piyasa işlemleri yapmak,
  • Hükümetle birlikte Türk Lirası’nın (TL) iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak, TL’nin yabancı paralar ile altın karşısındaki denkliğini tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, TL’nin yabancı paralar karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efektişerin vadesiz ve vadeli alım ve satımı ile dövizlerin TL iledeğişimi ve diğer türev işlemlerini yapmak,
  • Bankaların ve Bankaca (TCMB) uygun görülecek diğer mali kurumların yükümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve genel disponibilite ile ilgili usul ve esasları belirlemek,
  • Reeskont ve avans işlemleri yapmak,
  • Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek,
  • Türk Lirası’nın hacim ve tedavülünü düzenlemek,
  • Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı; para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak,
  • Mali piyasaları izlemek,
  • Bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile katılım bankalarındaki katılma hesaplarının vadelerini belirlemektir.

Disponibilite: Mevduat kabul eden bankaların taahhütlerine karşılık olarak nakit veya kolaylıkla nakde çevrilebilir (likiditesi yüksek) değerler bulundurma zorunluluğuna denir. Bankalardaki mevduat ile bu mevduata karşılık bulundurmak zorunda oldukları nakde çevrilebilecek değerler arasındaki ilişkiyi ifade eden disponibilite oranı piyasanın likiditesini etkileyen bir para politikası aracı olarak kullanılmaktadır.

TCMB’nin temel yetkileri ise şunlardır:

  • Türkiye’de banknot ihracı imtiyazı tek elden Banka’ya (TCMB) aittir.
  • TCMB, hükûmetle birlikte enşasyon hedefini tespit eder, buna uyumlu olarak para politikasını belirler. Banka, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve sorumludur.
  • Banka, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla Kanun’da belirtilen para politikasıaraçlarını kullanmaya, uygun bulacağı diğer para politikası araçlarını da doğrudan belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.
  • TCMB, olağanüstü hâllerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması durumunda, belirleyeceği usul ve esaslara göre bu Fon’a avans vermeye yetkilidir.
  • Banka, nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini yürütür.
  • TCMB, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara göre bankalardan istemeye yetkilidir.
  • Banka, mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum ve kuruluşlardan gerekli bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplamaya yetkilidir.

TCMB 2001 krizinden sonraki yıllarda esas olarak fiyat istikrarını sağlamaya odaklanmış; bunu sağlamak için de genel olarak faiz oranlarını yüksek tutarak iç talebi kontrol etmeye çalışmıştır.

2008’in son çeyreğinde küresel finansal kriz patlak verince, TCMB pek çok diğer merkez bankası gibi fiyat istikrarından çok, büyüme ve istihdam kaygılarını öne çekerek faiz oranlarında her ay kademeli bir indirime gitmiştir.2011 yılına gelindiğinde ise küresel krizin borç krizine dönüşmesi vebunun finans ve bankacılık sektörünü de içine alacak bir istikrarsızlığadoğru sürüklenmesi tehlikesine karşı TCMB finansal istikrarı sağlamayıöncelikli hedef olarak görmeye başlamıştır. Banka politikasında faiz oranlarıyerine karşılıkları yükseltmeyi tercih etmiştir. Böylece, ekonomiyi fazladaraltmadan bankaların atıl likidite düzeylerini yükseltmeyi ve topladıkları fonunkullanımını biraz daha daraltmayı denemiştir.

Mevduat Bankaları

Temel faaliyet alanı, para ve paranın ikamesi olarak menkul değerlerin alım ve satı mı olan bankalara mevduat ya da ticaret bankaları adı verilir. Bu çerçevede ticaret bankaları; bireyler, firmalar ve resmi kurumlardan sağladıkları fonları, ihtiyacı olanlara kredi, plasman ve menkul değer olarak transfer eder. Bu transfer işlemi esnasında fon temini ve aktarımından doğan maliyet ile getiri arasındaki fark ise ticaret bankalarının temel gelirlerini oluşturur. Bir ekonomide merkez bankaları para basmak ve bunu piyasaya sürmek ve çekmek suretiyle para arzını artırır ve azaltır. Asli para olarak bilinen bu emisyon yoluyla parasal genişleme veya daralma sürecine, ticaret bankaları hesaptan hesaba devir yaparak, kaydî para üretmek suretiyle katkı sağlarlar.

Katılım Bankaları

Katılım bankalarının fon kaynakları ve fon toplama yöntemleri ticari bankaları nkinden farklıdır. Buna göre, bu bankalar fon arz edenlere, faiz yerine kârzarar ortaklığına dayalı bir sözleşme önerirler. Dolayısıyla topladıkları fonlar di- ğer bankalardaki mevduat hesaplarına benzese de onlarda olduğu gibi önceden belli bir faiz oranı vaat edemezler. Dönem sonunda piyasada geçerli getiri oranları na yakın bir kâr payı verirler. Topladıkları fonlar; vadesiz ise özel cari hesaplar, vadeli ise kâr ve zarara katılma hesapları olarak kaydedilir. Ayrıca, diğer ticari bankalarda olduğu gibi kısa vadeli her türden borçlanma işlemine giremezler.

Kalkınma ve Yatırım Bankaları

Çoğu zaman birlikte değerlendirilmesine rağmen, gelişmekte olan ülkelerde sermaye yetersizliği içindeki firmalara veya büyük sanayi firmalarının yapacağı yatı- rımlara kaynak ve teknik yardım sağlayarak ekonomik kalkınmayı hızlandırma amacı güden finansal aracılara kalkınma bankası; gelişmiş ülkelerde atıl fonlara sahip kurumsal yatırımcılara fonlarını menkul değer alım ve satımı ile değerlendirmelerinde aracılık ve danışmanlık yapan, işletmelere doğrudan kredi vermeyen ancak işletmelerin orta ve uzun vadeli fon gereksinimlerini karşılayan finansal aracı lara ise yatırım bankası adı verilir

Bankacılık Sektörü ile İlgili Son Gelişmeler

Türkiye’de faaliyet gösteren toplam banka sayısı2002-2011 döneminde 58’den 48’e düşmüş Banka sayısı yaklaşık %19 azalırken, şube sayısı %61, çalışan sayısı ise %47 artış göstermiştir. Böylece, banka başına şube sayısı 113’ten223’e, banka başına çalışan sayısı da 2.283’ten 4.123’e çıkmıştır.

1Bankacılık sektöründeki en önemli değişikliklerden biri de mevduat bankalarının alt bileşenlerinin dağılımında meydana gelen ciddi değişikliktir. Mart 2012 itibarıyla faaliyet gösteren 31 mevduat bankasından 3’ü kamu sermayeli, 11’i özel sermayeli, 16’sı yabancı sermayeli, 1’i Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredilmiş ve 13’ü de kalkınma ve yatırım bankasıdır (Banka gruplarının toplam aktişer, mevduatlar ve krediler bakımından sektör paylarında zaman içindeki değişimin (2002 ve 2011 verileri itibarıyla) bakıldığında; kamu bankalarının toplam aktişerdeki ve mevduattaki payı azalırken, kredilerdekipayı artmış (hem de oldukça ciddi oranda), özel bankaların tüm kategorilerdepayı azalmış, yabancı bankaların payı ise tam tersine tüm kategorilerde 4 ila 6 kat düzeyinde artmıştır.

Kredilerin toplam aktişer içindeki payı%23’ten %56’ya yükselmiştir. Buna karşılık menkul değerlerin payıyaklaşık %41’den %22 seviyelerine gerilemiştir.

Kredilerin dağılımına bakıldığında; kurumsal kredilerin payının %86’dan %68’egerilediği, buna karşılık hanehalkı kredilerinin payının ise %14’ten %32’ye çıktığı,bunda da özellikle otomobil (%1’den %10’a) ve tüketici (%3’ten%12’ye) kredilerininbüyük rol oynadığı anlaşılmaktadır.

Hanehalkı kredilerindeki artış, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hanehalkıyükümlülüklerini hızla artırmıştır. Aynı yıllarda takipteki kredilerin toplam krediler içindeki payı(brüt) sektör genelinde %21,3’ten %2,8’e (net olarak %0,6) gerilemiş; dolayısıyla kredi riski tüm banka gruplarında, bilhassa da kamu bankalarında oldukça azalmıştır.

Sermaye yeterlilik oranı(SYO) 2001 krizinden sonra sürekli olarak yasal hedefinçok üzerinde seyretmiştir.

Bankacılık sektörünün genelinde halka açıklık oranı%20 iken kalan %80 ise yaklaşık %55 yerleşiklerin ve %25 ise yabancı kişi ve kuruluşların mülkiyetindedir. fiube dışı işlemlere dair verilere bakıldığında ise; kredi kartısayısı,banka kartısayısı, POS cihazı sayısı, kredi kartı ve banka kartı işlem hacimleri ciddi oranlarda artmıştır.

İnternet bankacılığında gelişmelerin oldukça hızlı olduğu, bankacılık işlemlerinin önemli bir kısmı artık şube dışından gerçekleştirilmektedir. Sektörün durumunu genel olarak AB ortalaması ile kıyasladığımızda ise aradaki nitelik ve nicelik farkının büyük olduğu görülmektedir.

EKONOMİK KRİZLER VE İSTİKRAR POLİTİKALARI

Ekonomik istikrarsızlığın nedenleri olarak dünya ekonomisinde ya şanan gelişmeler, ülke içinde ortaya çıkan politik istikrarsızlıklar, yanlış makroekonomik politikalar, arızi gelişmeler veya ülke ekonomisindeki yapısal sorunlar sıralanabilir.

Ekonomik Krizlerin Türleri ve Sebepleri

Ekonomik krizler, reel sektör krizleri ve finansal krizler olarak iki ana başlık altında toplanabilir. Reel krizler, mal ve hizmet piyasalarında ortaya çıkan, enşasyonveya durgunluk şeklinde kendini gösteren dengesizlikler ile faktör piyasalarında meydana gelen ve istihdam düzeyini etkileyen dengesizliklerden oluşmaktadır. Finansal krizler ise finansal piyasalarda finansal ataklarla ortaya çıkan ve ülkelerinpara, bankacılık, borsa ve diğer finansal piyasalarında büyük çaplı dalgalanmalarıifade eder. Finansal krizlerin ortaya çıkmasında etkili olan faktörler aşağıdaki gibi sıralanabilir:

  • Arz ve talepteki ani dalgalanmalar
  • Sürdürülemeyen büyüme ve belirsizliğin artması
  • Enşasyon ve enşasyonu düşürmeye dönük yanlış politikalar
  • Firma bilançolarının bozulması
  • Finansal serbestleşmeye erken geçiş ve deregülasyon
  • Aşırı borçlanma, faiz oranlarının yükselmesi ve uluslararası sermaye hareketleri
  • Kurdaki aşırı oynaklıklar ve yanlış kur politikaları

Finansal krizleri kaynağına göre borç krizleri, borsa krizleri, para krizleri, bankacılık krizleri ve ikiz krizler olmak üzere beş alt gruba ayırabiliriz.

Borç krizleri, bir ülkenin kamu veya özel kesime ait dış borçlarıyla kamununiç borçlarını ödeyememe durumudur.

Borsa krizleri, menkul kıymet borsalarında görülen aşırı dalgalanmalardır.

Para krizleri, ulusal paranın değerinde ortaya çıkan büyük çaplı dalgalanmalarıifade eder.

Bankacılık krizleri, genellikle “banka paniği” şeklinde bir ya da birkaç bankada ortaya çıkan yoğun fon çekilişleri şeklinde başlayıp kısa sürede diğer bankalara da sirayet ederek sistemik bir hâl alan bunalım durumudur. Bu krizler bazen sektör dışında gelişen ulusal ya da uluslararası makroekonomik istikrarsızlıklardan (dışsal sebepler), bazen de sektörün kendi iç dinamiklerinden (içsel sebepler) ortaya çıkabilmektedir.

İkiz kriz kavramı ise para veya bankacılık krizlerinden birinin ortaya çıkmasının ardından her iki krizin birlikte yaşandığı durumu ifade etmek için kullanılır. 1990’lı yılların ikinci yarısında görülen Asya krizleri örneğinde olduğu gibi, ikiz krizlerin etkisi tek bir krize göre daha şiddetli olmaktadır.

Ortodoks ve Heterodoksİstikrar Politikaları

Bu politikaların içeriğinde kamu harcamalarının kısılması, reel ücretlerin düşürülmesi, kamu yardımlarının azaltılması, para arzının daraltılması bulunmakta ve bu yolla toplam talebin kontrol altına alınması hedefenmektedir

IMF tarafından da desteklenen ortodoks politikaların milli gelir, istihdam ve reel ücretler üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kamuoyu tarafından desteklenme oranı düşüktür.

Heterodoks istikrar politikalarında programlarının temelinde ise sıkı para ve maliye politikaları ile sabit kur sistemine ek olarak ücret ve fiyat kontrolleri şeklindeuygulanan gelirler politikası yer alır. Bu şekilde üretim ve istihdam düzeyine zarar vermeden enşasyonla mücadele edilmesi hedeşenir. IMF türü geleneksel daraltıcıortodoks istikrar politikalarının uygulanmasında genel olarak tercih edilen araçlar şunlardır:

  • Sıkı para politikası,
  • Faiz oranlarının yükseltilmesi,
  • Devalüasyon,
  • Sıkı maliye politikası (kamu harcamalarının azaltılması, kamu gelirlerinin artırılması),
  • Sıkı gelirler politikası,
  • Fiyat kontrollerinin kaldırılması,
  • Uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi.

TÜRKİYE’DE EKONOMİK İSTİKRAR PROGRAMLARI

4 Ağustos 1958 İstikrar Kararları Türkiye’de ilk kapsamlı istikrar programı 4 Ağustos 1958’de alınan kararlardır.

IMF desteği ile oluşturulan istikrar programı kapsamında yapılan düzenlemeler şunlardır:

  • Dolar kuru 2.8 TL’den 9 TL’ye çıkarılarak devalüasyon yapılmış, döviz alım işlemlerinde 1 dolar başına T6,22 vergi alınması kararlaştırılmıştır.
  • Bütçe dengesinin sağlanmasıamacıyla kamu harcamalarında kısıntı yapılmış, KİT ürünlerine zam yapılmış ve KİT’lerin Merkez Bankası kaynaklarıyla finansmanına sınırlamalar getirilmiştir.
  • 422 milyon dolar düzeyindeki dış borçlar ertelenmişve yeni bir ödeme planına bağlanmıştır (moratoryum). Buna ek olarak IMF, ABD ve Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü’nden (OEEC) toplam 359 milyon dolarlık yeni kredi

sağlanmıştır.

  • Dış ticarette serbestleşmeye gidilmiş, bu kapsamda ithalat üçer aylık programlara bağlanmış, hammadde ve ara malı ithalatına öncelik verilmiş, ihracattaise fiyat kontrollerinde bürokratik işlemlerin hafişetilmesine yönelik düzenlemeler yapılmıştır.
  • Emisyon hacmi kısıtlanmıştır. 4 Ağustos 1958 İstikrar Kararları genel olarak açık finansman ve para arzındaki artışları frenleyerek enşasyonla mücadele amacını taşımaktadır.

10 Ağustos 1970 İstikrar Programı ve 1970’li Yıllar

10 Ağustos 1970 tarihinde istikrar kararlarını açıklamıştır. Program kapsamında;

  • Yüzde 67 oranında devalüasyonyapılmış, dolar kuru 15 TL olarak belirlenmiştir.
  • Mali disiplin kapsamında vergiler yükseltilmiş, maaş ve ücretler dondurulmuş, KİT ürünlerine zam yapılmıştır.
  • Ekonomide arzın daralmasını gidermek amacıyla ithalatta teminat oranlarıdüşürülmüş, miktar kısıtlamaları da azaltılmıştır.

Uygulamaya konulan tedbirlerin ardından dış kaynak konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Ne var ki, yukarıdaki olumlu gelişmeler uzun sürmemiştir. Uluslararası piyasalarda 1974’teki ilk petrol şoku ve 1978 yılındaki petrol krizinin ardından petrol fiyatlarındaki artışlar ekonomiyi birçok kanaldan olumsuz yönde etkilemiştir. Şöyleki, petrol fiyatlarındaki artış sonucu petrol ithalatının toplam ithalat içerisindeki payı1980 yılında %47’ye kadar çıkmış, ihracatın ithalatı karşılama oranı %30,2’ye kadar gerilemiştir.

İç ve dış kaynak yetersizliği nedeniyle, hemen her alanda üretim kapasitesi sınırlanmıştır. Hızla artan maliyet baskısı altında ekonominin üretim ve rekabet gücü düşmüştür.

Bunalımdan çıkış için dış kaynak gereksinimi nedeniyle IMF ile gerçekleştirilen görüşmeler sonrasında 1978 ve 1979 yıllarında iki istikrar programı uygulamaya konmuştur.

24 Ocak 1980 Kararları

Ekonomideki kötüye gidişi önlemek amacıyla 1978 ve 1979 yıllarında kararlaştırılan tedbirlerin etkin şekilde uygulanamaması sonucunda, 24 Ocak 1980 tarihinde daha kapsamlı bir istikrar programı yürürlüğe konulmuştur. Program, temelde ortodoksnitelikli politikalara dayanmaktadır.

24 Ocak Kararları’nın daha önceki istikrar tedbirlerinden önemli bir farkı, ithal ikameci sanayileşmenin terk edilerek ihracata dayalı sanayileşme benimsenmiş olmasıdır.

Bu amaçlar doğrultusunda 24 Ocak 1980’de Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen 17 karar ve Haziran 1980’de ek olarak uygulamaya konan 33 karar genel hatlarıyla şu şekilde özetlenebilir:

. Döviz alım satımları serbest bırakılmıştır.

  • Fiyatların piyasa koşullarında belirlenmesi hedefi doğrultusunda Fiyat

Saptama-Kontrol Koordinasyon Komitesi kaldırılmıştır.

  • Kredi ve vadeli mevduat faiz oranları serbest bırakılmıştır.
  • Kamu sektörünün küçültülmesi
  • Yine bu kapsamda tarım ürünlerinde destekleme alımları sınırlandırılmış, sübvansiyonların kapsamıdaraltılmış, KİT’lerin kendi ürünlerinin fiyatlarını belirlemelerine izin verilmiştir.
  • Dış ticarette serbestleşme
  • Yabancı sermayeyi teşvik

Büyüme oranında en büyük pay, atıl kapasitenin harekete geçmesi sonrası sanayi sektöründe kaydedilen % 9,9’luk üretim artışına aittir.

5 Nisan 1994 Kararları

Krizin Ortaya Çıkış Süreci

1990-1993 yılları arasında ekonomi ortalama %6 büyümekle birlikte istikrarsız bir seyir izlemiştir. Bu dönemde büyümenin temel kaynakları finansal serbestleşmeninardından artan sermaye girişi, kamu harcamalarını artırıcı ve açık finansmansistemine dayalı bütçe politikası ve bankacılık sisteminin iç piyasaya yönelik açmış olduğu kredilerdeki yüksek artışlardır. Ancak sağlam iktisadi temellere dayanmayan bu süreç orta vadede sorunları da beraberinde getirmiştir.

Finansal sistemde ise bankaların sürekli artan açık pozisyonlarının 1994’e gelindiğinde 5 milyar dolara ulaşmıştır. Bankacılık sektörü, temel amacı olan kredisağlama işlevinden giderek uzaklaşmıştır. Diğer yandan TCMB’nin döviz kurlarında yükselmeyi önlemek için piyasaya döviz enjekte etmesi kırılganlığı ve dalgalanmaları artırıcı unsurlar olmuştur. Bunlara;

  • 1990 yılında I. Körfez Savaşı’nın etkisiyle bankalardaki mevduatların geri çekilmesi,
  • 1991 yılındaki erken seçim öncesinde başlayan ve ardından gelen iktidarın da mali ve parasal disiplin konusunda yeterince hassas olmaması nedeniyle kamu finansmanında ciddi sıkıntıların baş göstermesi,
  • 1994 yılındaki yerel seçimlerin kamu harcamalarını artırıcı etkisi,
  • Bu dönemde dünya ekonomisinde yaşanan genel durgunluk ve
  • 1994 yılında uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düşürmeleri de eklenince, ekonomide kriz ortamı oluşmuştur.

5 Nisan 1994 Kararlarının Kapsamı

Ekonomideki kriz ortamına çözüm olarak 5 Nisan 1994 Kararlarıyürürlüğe konmuştur.

Programın kısa vadeli hedefi, döviz piyasası ve dış dengede istikrarın sağlanmasıdır. 5 Nisan Kararları, konjonktürel ve yapısal hedeşereyönelik kararlar olarak iki ana bölümden oluşmaktadır. Program kapsamında yapılan düzenlemeler şunlardır:

  • Kamu kesimi borçlanma gereği (KKBG) ve enşasyonudüşürmeyeyönelik olarak kamu harcamalarının azaltılması ve gelirlerin artırılması: Bu kapsamda kamuya yeni personel alımı durdurulmuş, maaş ve ücret artışlarısınırlandırılmış, vergi oranları artırılmış ve bazı ek vergiler konmuş, KİT ve TEKEL ürünlerinin fiyatlarında yüksek oranlı artışlar yapılmıştır.
  • Finans piyasalarına yönelik olarak mevduatlara getirilen garanti 50 milyondan 150 milyon TL’ye yükseltilmiş,

Hazine’nin Merkez Bankası’ndan (TCMB’den) kısa vadeli avans kullanımına sınırlama getirilmiştir.

  • Yapısal sorunların çözümüne yönelik olarak KİT’lerin yapısının yeniden düzenlenmesi, özelleştirme politikasının etkin bir şekilde uygulanması, sosyal güvenlik reformu ve tarımsal destekleme politikasının yeniden düzenlenmesine yönelik kararlar alınmıştır.

1995-1999 Döneminde Ekonomik Gelişmeler ve İstikrar Tedbirleri

1 Ocak 1996’dan itibaren Türkiye ile AB arasında Gümrük Birliği’nde son döneme girilmesi dış ticarette yeni bir dönemi başlatmıştır. Türkiye’nin sanayi ve işlenmiş tarım ürünlerinde AB menşeli ürünlere gümrük vergilerini kaldırması Türkiye’nin dış ticaret açığına olumsuz katkı yapmıştır. Diğer yandan 1995-1999 döneminde siyasi istikrarsızlık artmış, beş yılda 7 hükümet değişmiştir. 1997 yılına gelindiğinde, Tayland’da başlayan kriz, önce diğer Güneydoğu Asya ülkelerine sıçramış, ardından Rusya ve Latin Amerika ülkelerini etkisi altına alarak küresel bir kriz hâline gelmiştir. Bu gelişmeler Türk ekonomisini doğrudan olumsuz bir şekilde etkilemeye başlamıştır.

Güneydoğu Asya Krizi’nin Türkiye üzerindeki etkisi, krizin Rusya’ya sıçramasından sonra daha hissedilir olmuştur.1998’e gelindiğinde, hem ihracat hem ithalatta gerileme yaşanmıştır. Yılın ikinciçeyreğinden itibaren iç talebin de daralmasıyla büyüme rakamları gerilemiştir.

Bu dönemde yüksek faiz oranlarının etkisiyle büyük şirketlerin kârlarının önemli bir kısmını yatırımlar yerine kamu açıklarını finanse etmeye ayırması, bankaların da benzer şekilde kredi işlemleri yerine kaynaklarını devlet iç borçlanma senetlerinde değerlendirmeleri, finans piyasalarını dalgalanmalara karşı daha savunmasız hâle getirmiştir.

Bu ortamda yürürlüğe konan istikrar tedbirleri şu şekilde özetlenebilir;

  • 1997 yılı Ağustos ve Eylül aylarında Hükümet para piyasaları ile ilgili acil tedbirleri hayata geçirerek uluslararası krizin Türkiye’ye sıçramasına maniolmuş ancak ihracattaki azalma reel sektörü etkilemiştir.
  • 26 Haziran 1998’de IMF ile bir buçuk yıllık Yakın İzleme Anlaşmasıimzalanmış, bu program kapsamında IMF’den kredi kullanılmamış, üçer aylık dönemler itibarıyla ekonomideki gelişmelerin gözden geçirilmesi konusunda anlaşılmıştır.
  • 11 Aralık 1998 tarihinde ithalatı azaltma ve ihracatın artırılmasına yönelik bir dizi önlem paketi uygulamaya konmuştur. İhracatın da aynı yıl (1999) %6 oranında azalması ve yüksek enşasyonun da sürmesi sonucu, Aralık ayının başında IMF ile üç yıllık Stand-by (Destekleme) Düzenlemesi içeren niyet mektubu gönderilmiş ve 9 Aralık 1999’da 2000-2002 dönemini kapsayan Enşasyonla Mücadele

Programı(9 Aralık 1999 Kararları) yürürlüğe konmuştur.

Programın üç temel unsuru vardır:

  • Faiz dışı fazlanın artırılmasına yönelik sıkı maliye politikası,
  • Enşasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikası,
  • Uzun dönemli beklentileri iyileştirmeyi ve bu şekilde reel faizlerin düşürülmesinisağlayacak para ve kur politikaları.

Kasım 2000 ve fiubat 2001 Krizleri ile Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı

Ekonomide 1950 sonrasındaki en büyük daralma yaşanmıştır. Türkiye’de 1990’lı yıllarda sıcak para girişi ile finanse edilen büyüme, 1998 sonrası uluslararası piyasalarda yaşanan krizlerin ardından sürdürülemez bir nitelik kazanmıştır. 2001’de ekonomik büyüme -%9,5 olarak gerçeklemiş, ekonomi ciddi bir şekilde daralmıştır.

Krizin ortaya çıkışında bankacılık sektöründe yaşanan sıkıntılar önemli role sahiptir.

Türk bankacılık sektörünün söz konusu dönemde temel sıkıntılarışu şekilde sıralanabilir:

  • Bankaların pasişerindeki yabancı para ağırlığı (döviz pozisyon açığı),
  • Bankaların kaynaklarını yoğun olarak kamu iç borç senetlerinde kullanması,
  • Aktif ve pasif kalemleri arasında vade uyumsuzluğu,
  • Yasal altyapının finansal serbestleşmeyi takip edememesi,
  • Bankaların küçük ölçekli olması ve öz kaynaklarının yeterli olmaması,
  • Kamu bankalarının görev zararlarının artması,
  • Özel bankaların önemli kısmının holding ya da grup bankası olması. IMF kaynaklarının kullanılması sonrasında piyasalar bir miktar rahatlamıştır.Kriz ortamı özellikle artan borç yükünün etkisiyle kamu mali dengesinde de bozulmalara neden olmuş, bütçe açığının milli gelir içerisindeki payı 2000 yılında %10,4 iken, 2001 yılında bu oran %16,3’e yükselmiştir.

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın temel amacı, “kur rejiminin terk edilmesi nedeniyle ortaya çıkan güven bunalımı ve istikrarsızlığı süratle ortadan kaldırmak ve eşanlı olarak bu duruma bir daha geri dönülmeyecek şekilde kamu yönetiminin ve ekonominin yeniden yapılandırılmasına yönelik altyapıyı oluşturmak” şeklinde tanımlanmıştır. Bu temel ilkeler çerçevesinde ikincil hedefler ise şöyle özetlenebilir:

  • Dalgalı kur sistemi içerisinde enfasyonla mücadelenin sürdürülmesi,
  • Bankacılık sektöründe hızlı bir yeniden yapılanma ile bankacılık ve reel sektör arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulması,
  • Kamu finansman dengesinin kalıcışekilde güçlendirilmesi,
  • Toplumsal uzlaşma ile enşasyon hedefi doğrultusunda gelirler politikasının sürdürülmesi,
  • Etkinlik, esneklik ve şeffaşığın sağlanmasına yönelik yasal altyapının kurulmasıdır. Zira bankacılık sektörü 1990’lı yılların başından itibaren yurtiçi ve yurtdışı rekabet koşullarının çok ötesinde yönetilmiştir. Nitekim devlet iç borç senetlerininmevduat bankalarının toplam aktişeri içerisindeki payı 1990 yılında %10 iken, 2000’li yıllara gelindiğinde %40’ın üzerine çıkmış, kredilerin payı ise %47’den %25’in altına düşmüştür. Diğer bir ifadeyle bankacılık sektörü halktan topladığıtasarruşarı yatırıma sevk ederek büyümeyi ve toplumun refahını finanse etme yerine, hükümetlerin popülist kamu açıklarını finanse etmeye odaklanmıştır.

1997-2001 döneminde 20 banka işas etmiş ya da devlet (devlet adına TMSF) el koymuştur. Özellikle 1999-2001 yıllarında toplam 18 banka Tasarruf MevduatıSigorta Fonu’na (TMSF’ye) devredilmiştir. Bu dönemde banka sahibi olmak ya da kurmak kolaylaştığı için 10 yıl içinde banka sayısı 67’den 81’e çıkmıştır.

Bu şartları dikkate alarak Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde 15 Mayıs 2001’de Bankacılık Sektörü Yeniden Yapılandırma Programıaçıklanmıştır.Programın temel amaçları aşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Kamu bankalarını mali sistem içinde bir istikrarsızlık unsuru olmaktan çı-

karmak,

  • TMSF bünyesindeki bankaların sorunlarını en kısa sürede çözüme kavuşturmak,
  • Yaşanan krizlerden olumsuz yönde etkilenen özel bankaların sağlıklı bir yapıya kavuşmalarını sağlayacak düzenlemeleri gerçekleştirmektir.

Program iki ana unsurdan oluşmaktadır:

  • Bankacılık sektöründe mali ve operasyonel yeniden yapılandırma,
  • Gözetim ve denetim çerçevesini güçlendirici, sektörde etkinlik ve rekabet gücünü artırıcı yasal ve kurumsal düzenlemeler.

Yeni istikrar programının en önemli özelliklerinden birisi, enşasyonlamücadelede döviz çapası yerine, gelecekteki enşasyon değerlerini dikkate alarak kısa vadeli faiz oranlarında değişikliğe gitme şeklindeki “örtük enşasyonhedeşemesi” stratejisinin benimsenmesidir. Ayrıca, istikrar programıkapsamında mali disiplin tedbirleri doğrultusunda 2001 yılında 42 adet bütçe dışı fon kapatılmış, Türk Lirası mevduatların özendirilmesi amacıyla döviz tevdiat hesaplarına uygulanan gelir vergisi stopaj oranı da yükseltilmiştir.

2008 ve Sonrasında Devam Eden Küresel Ekonomik Kriz:

Sebepleri ve Sonuçları

2008 yılının son çeyreğinden itibaren yoğun olarak yaşanan kriz esas olarak küresel dinamiklerin tetiklediği ve yaydığı, iç dinamiklerin de buna destek olduğu birkrizdir. 2008’den bu yana küresel çapta yaşanan krizlerde sorunun kaynağı esas olarak dış piyasalarda olduğu için, çözüme yönelik etkili politikalar da küresel çapta olması gerekir.

Mortgage Krizi’nin Küresel Krize Dönüşmesi

ABD’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı olumsuz yönde etkileyen ipotekli konut kredisi (mortgage) sektöründeki sorunlar, ilk olarak yaklaşık 2003 yılında ortaya çıkmaya başlamıştır.

Konut kredisi kullanan düşük gelirli gruplar, kredi taksitlerini ödeyemez hâle gelmiştir. Bu durum Mortgage Krizi olarak ifade edilmiştir.LehmanBrothers’ınişasıyla patlak veren küresel kriz, çok kısa bir sürededalga dalga bütün dünyaya yayılmıştır.

Dünya 2009’da, 1929 Büyük Buhranı’ndan bu yana 1970’li yıllardaki büyük petrol krizi de dahil olmak üzere en büyük ekonomik daralmayı yaşamıştır.

Yaşanan küresel krizin belirtilerini ana hatlarıyla şu şekilde özetleyebiliriz:

  • Küresel ekonomide büyümenin hızla düşmesi,
  • Gelişmekte olan ekonomilere yönelik sermaye hareketlerinin yavaşlaması,
  • Büyük ülkelerin dünya çapındaki büyük bankalarının büyük kayıplar ve zararlar yazmaya başlaması ve krize doğru büyük sorunlar yaşaması,
  • Menkul kıymetler borsalarında ciddi düşüşlerin yaşanmaya başlaması
  • 2000’li yılların başından beri uluslararası para piyasalarında aşırı bollaşan likiditenin küresel çapta kurumaya başlamasıdır.

Krizin Temel Dinamikleri

Krizin ortaya çıkmasını tetikleyen temel dinamikler dört ana grupta toplanabilir:i. Menkul kıymetleştirme

  1. Derecelendirme kurumlarının rolü iii. Asimetrik bilgi Makro ekonomik arka plan (para politikası)

Menkul kıymetleştirme, çok kısa olarak, tahvil gibi piyasada alınıp satılan menkul kıymetler çıkartılarak gerçekleştirilen borçlanmaların borç verenle borç alan arasında özel olarak yapılan banka kredileri gibi karşılıklı görüşmelere dayalıkredilerin yerine geçmesidir.

Krizin ikinci önemli kaynağı, uluslararası derecelendirme kuruluşlarının değişen rolleridir

Asimetrik bilgi sorunu krizin ortaya çıkmasında önemli bir faktör olmuştur.

Asimetrik bilgi, en basit ifadesiyle, alacaklı ve borçlu taraşardan birinin diğerine göre daha fazla bilgiye sahip olması ve bundan karşı tarafı haberdar etmemesidir.

Hatalar zincirinde son olarak, merkez bankalarının uyguladıkları para politikalarının yol açtığıyanlışmakro ekonomik arka plandan bahsedilebilir. Başta ABD Merkez Bankası (FED: Federal Reserve Bank) olmak üzere, pek çok merkez bankasının 2005 yılına kadar takip ettikleri düşük faize dayalı aşırı genişlemeci bir para politikası, izlenmelidir.

Finans piyasalarında alacaklıların yanlış bir kişiye kredi kullandırmamak için borçluları sözleşme öncesinde ayrıntılı bir seçme sürecine tabi tutması “ters seçim sorunu”na neden olur. Finans piyasalarında sözleşme sonrasında paranın geri dönüşünde sorun yaşamamak için olası temerrüt durumlarına karşı sürekli izlemeye alması “ahlaki tehlike sorunu” yaratır. İşletme/varlık sahipleri ile yöneticiler arasında güvensizlik ve buna bağlı sürekli bir amaç çatışması yaşanması “sahip-yönetici” ya da “asil-vekil sorunu”na neden olur.

Küresel Krizin Avrupa’da Borç Krizine Dönüşmesi ve Türkiye’nin Durumu Genel olarak 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren kendini hissettiren ama

2008’in son çeyreğinde küresel bir nitelik kazanan kriz, öncelikle özel kesimin borçlanma mekanizmasından kaynaklanmaktaydı. Özel kesimin yüksek borç yükünü hafişetmek ve finans sistemini çalışır hâlde tutabilmek için hükümetler tarafından devreye sokulan politikalar,2011 yılından itibaren kamunun borç sorunu hâline dönüşmüş durumdadır.

Dolayısıyla Avro Bölgesi hükûmetleri özel sektörü temerrüt hâlindenkurtarmaya yönelik hazırladıkları ulusal ve uluslararası kurtarma paketlerini resesyonu aşmak için devreye sokmaya başlayınca, kriz bu defa doğrudan kamunun sorunu hâline dönüşmüştür.

Türkiye Avro Bölgesi’ne göre oldukça farklı dinamiklere, mekanizmalarave politikalara sahip olduğu için, Avro Bölgesi’nin yaşadığı sorunu ciddi ölçülerde yaşamamaktadır.

Türkiye, 2009 yılı istisna tutulduğunda, bütçe dengesi ve borçlanma kriterlerini genel olarak yerine getirmiştir. 2001 yılında bütçe açıklarının GSYH içindeki payı %25 düzeyinde iken, 2000’li yılların ortalarında bu oranın %1’in altına düşmesi kaydedilen performansın büyüklüğü göstermektedir.

Küresel Krizin Türk Ekonomisi Üzerine Etkileri ve Alınan Tedbirler

Küresel Krizin Türk Ekonomisine Etkileri

Bilindiği gibi, Küresel Kriz ülke ekonomilerine etkilerini ilk olarak ülke borsalarında göstermiştir. Türkiye’de de IMKB-100 endeksi 2007 yılı boyunca yukarıyönlü bir trend göstermiştir. Ancak 2008 yılının başından itibaren bu trendaşağı yönlü olmuş ve 2008 Aralık ayında son iki yılın en düşük değerleri gerçekleşmişve Mart 2009’dan itibaren de yükselmeye başlamıştır.

Küresel krizle mücadele uygulanan para politikası önlemlerinin başında merkez bankalarının faiz oranlarını düşürmesi gelmiştir. Bu politika, vadeli mevduat faiz oranlarının da düşmesine yol açmıştır. Türkiye için de benzer bir durum geçerlidir.

Krizin finans sektörü üzerindeki etkileri, kuşkusuz, reel sektörü de etkilemektedir.

Türk ekonomisi 2001 krizinin ardından ilk kez 2008’deki krizin etkisiyle negatif büyüme oranına sahip olmuştur. Ancak 2009 yılı dördüncü çeyreğinden itibaren, özellikle de 2010 ve 2011 yıllarında yıllık bazda yaklaşık %9 civarındaki büyüme ile dünyanın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri olmuştur.

Küresel Kriz Karşısında Türkiye’de Alınan Tedbirler

Türkiye’de de gerek hükûmet gerekse Merkez Bankası krize karşı pek çok alanda önlem paketleri açıklamıştır. Para politikası kapsamında alınan tedbirleri aşağıda özetlenmiştir

  • Bankaların birbirlerinden dolar ve Avro üzerinden borç alıp vermelerine imkânsağlanmıştır.
  • Bankaların bilanço büyüklükleri dikkate alınarak döviz ve efektif piyasalarında işlem yapma limitleri yükseltilmiştir.
  • MB döviz alım yerine, döviz satım ihalelerine başlamış ve bankalararası döviz piyasasında, döviz likiditesi akışının artırılması sağlanarak finansal sistemdeki akışkanlığı ve kredi piyasalarının etkin çalışmasını destekleyici uygulamalara başlanmıştır.
  • Yabancı para zorunlu karşılık oranı %11’den %9’a indirilmiş, TL mevduatlarını ve kredileri teşvik etmek amacıyla, yabancı para zorunlu karşılıklara faiz ödenmesine son verilmiş, TL zorunlu karşılıkların faiz oranı ise artırılmıştır.
  • Bankacılık sektörünün özkaynak yapısını daha da güçlendirmek amacıyla bankaların kâr dağıtımına sınırlama getirilmiş ve bankaların kâr dağıtabilmesi BDDK onayına bağlanmıştır.

Maliye politikası kapsamında atılan adımların bazılarıaşağıdaki gibi özetlenebilir:

  • Hisse senedi kazançlarında yerli yatırımcıya uygulanan %10’luk stopaj sıfıra indirilmiş,
  • Vergi borçlarına taksitlendirme imkânı getirilmiş,
  • Yabancı fonların portföy yönetim şirketlerine bu fonlarını Türkiye’de değerlendirmeleri için bazı vergi avantajları sağlanmış,
  • Menkul Kıymet Yatırım Fonları ile Menkul Kıymet Yatırım Ortaklıklarının sermaye piyasasında yaptıkları işlemler nedeniyle elde ettikleri gelirlere banka ve sigorta muameleleri vergisinin (BSMV) muafiyeti getirilmiş,
  • Yurt dışı tedarikçilerden sağlanan kredilerde stopaj oranı %5’e indirilmiş,

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir