Mahalli idarelerin mali kaynakları ve büyük kentler


          Mahalli İdarelerin Mali

         Kaynakları ve Büyük Kentler

 

   GENEL OLARAK GELİR BÖLÜŞÜMÜ

Gelir bölüşümü, idareler arasında, hizmetin gerektirdiği harcamayı yapabilecek gelirlerin belirli kurallara uygun olarak danatılması ve bölüşülmesidir.Dar ve geniş anlamı olmak üzere iki anlamı bulunan gelir bölüşümü, idareler arasındaki özellikle mali alanda gerçekleşen eşitsizliği gidermek ve ilişkileri dengeye oturtmak için yapılan düzenleyici ödemelerdir. Geniş anlamıyla gelir bölüşümüise denge sağlayıcı faaliyetlerin dışında ayrıca vergi kaynak ve gelirlerinin de bu amaca uygun olarak bölüşülmesini ifade eder.

  Merkezî ve Mahalli idarenin gelir bölüşümünde dört yöntemden söz etmemiz

mümkündür:

  • Bağısızlık Vergileme Yetkisi Sistemi
  • Bağılılık Sistemi
  • Ayırma Sistemi
  • Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Sistemi

  Bağımsız Vergilendirme Yetkisi Sistemi

Bu sistem Hans Ritschl tarafından rekabet sistemi olarak adlandırılır.Bu yöntemde mahalli idareler vergileme yetkisine sahiptirler. Bağımsız bir vergi yetkisinden anlaşılması gereken yerel yönetimin kendi başına verginin oranını, matrahını belirlemesi, vergi toplama ve vergilendirmeye ilişkin işlemleri yapmada merkezî idareden bağımmsız olmasıdır.Bağımsız vergilendirme ile asıl anlaşılması gereken mahalli idarelerin vergilendirme ile ilgili anayasa ve kanunlarla tanınan bazı yetkilere sahip olduğudur.Bağımsız vergilendirme sisteminin avantajı yerel yönetimin vergi kaynağına fiziki olarak yakın olmasıdır.Ekonomik etkinliğin sağlanması açısından da kaynakların optimal dağılımı söz konusudur.

Bu sistemin avantajı olduğu gibi dezavantajları da vardır. Bu dezavantajları aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür:

  • Merkezî idare ve yerel idarenin ayrı ayrı vergi idaresi kurması verginin tarh,

tahakkuk ve tahsil maliyetini artırabilir.

  • Vergilendirme yetkisine sahip hem merkezî idare hem de yerel idarenin bulunması

kişilerin bireysel vergi yükünü arttırabilir.

  • Aynı ülke sınırları içinde farklı oranlarda uygulanan yerel vergilerin varlığı

bölgeler arası eşitsizliğe yol açabilir.

  • Vergi sisteminde birlik ilkesi bozulabilir.

  Bağımlılık Sistemi

Bu sistemde vergi gelirlerinin büyük bir kısmı merkezî yönetimde toplanmakta yerel yönetimlere sadece küçük bazı yerel vergiler ve harçlar bırakılmaktadır.Böyle bir sistemde mali özerklik zayıf düzeydedir ve yerel yönetimlerin merkezî idarenin müdahalesinden uzak faaliyette bulunmaları oldukça güçtür

Yerel yönetimlerin özerkliğini kısıtlaması yanında bağımlılık sisteminin ekonomik etkinlik bakımından da mahsurları vardır.

 Ayırma Sistemi

Bu sistemde her idare kendi gelir kaynağına sahip olması nedeniyle farklı idareler aynı kaynağa başvuramaz.Vergilendirme yetkisinin bir idari ünite tarafından kullanılması çifte vergilendirmeyi de önler.

 Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi

Merkezî yönetim bütün vergileri tarh ve tahsil etmekte, tahsil olunan vergilerin bir k›sm› belirli ölçütlere göre yerel idarelere pay edilmektedir. Asıl tahsilat işini üstlenen merkezî idarenin yetkili organlarıdır, toplanan hasılattan yerel yönetim payına düşeni transfer etme işlemini yine merkezî idare gerçekleştirir.

 Vergiler Yoluyla Gelir Sağlama

Yerel yönetimlerin sunduğu hizmetlerin başlıca finansman kaynağı vergilerdir.Her ülke kendi idari yapısına uygun olan gelir bölüşümü yöntemini uygulamaktadır. Vergi gelirlerinin bölüşümünde genel bir

formül olmasa da merkezî yönetim güçlendikçe yerel yönetimin bağımsız vergi tarh ettirme olanağı da azalmaktadır.

Gelir Vergileri = Maliye politikasının amaçlarından biri olan ekonomik istikrarı saplama işlevini yerine getirmede kullanılan en önemli araçlar gelir üzerinden alınan gelir ve kurumlar Vergileridir.

Örneğin;

 -Luksemburg’da yerel yönetimler sermaye ve kâr üzerinden elde edilen gelirlere sahiptirler.

 -Norveç’te vergi oranlarının alt ve üst sınınırları parlamento tarafından belirlense de belediye gelirlerinin en önemlisi kişiler ve şirketlerden alınan gelir ve kurumlar Vergisidir.

Tüketim Vergileri = Gelir üzerinden alınan vergiler yerel yönetimlerin geliri olabileceği gibi tüketim üzerinden alınan dolaylı vergiler de yerel yönetimlerin geliri olabilir.Genel satış vergileri niteliğinde olan bu tip vergiler yerel yönetim sınırları içinde gerçekleşen üretimden alınabileceği gibi, değişik bölgelerde üretilip o bölgeye satış amaçlı getirilen ürünlerden de alınmaktaydı.

Tüketim vergisi niteliğindeki satış vergilerinin tamamının veya bir kısmının yerel yönetim geliri olması günümüzde çeşitli coğrafyalarda rastlanmaktadır. Belçika’da devlet tarafından federal seviyede toplanan katma değer vergisi hasılatından belirli oranda pay yerel yönetimlere devredilmektedir

Emlak Vergisi = Emlak vergisi vergi sınıflandırmasında kısmı servet vergisi olarak konumlandırılır.

Bina, arsa ve arazi gibi taşınmazlar üzerinden emlak vergisi alınır. Vergi kaynakları aras›nda mahalli idarelere en uygun olan vergi bina ve arazi vergileridir.Emlak vergisinde verginin matrahı yerel idarenin yetki ve sorumluluk alanı içerisindedir. Emlak vergisi yerel yönetimlerin istikrarlı, öngörülebilir, belirli, öz gelirleridir.

Motorlu Taşıtlar Vergisi = Motorlu taşıtlar vergisi vergilerin genel sınıflandırmasında kısmı servet vergisi olarak yer alır. Araç sayı sının artış ile yerel yönetimin sunduğu bakım onarım yol yapım hizmetlerinin maliyeti doğru orantılı olarak artacaktır. Yerel yönetimlerin hizmet maliyetine ek olarak özel taşıt araçlarının yoğun kullanımından kaynaklanan sıkışıklık maliyeti ve çevre kirliliği maliyeti söz konusu olmaktadır. Sıkışıklık maliyeti kamu malının ilave birey tarafından kullanılması sonucu diğer bireylerin faydasının azalmasıdır.Motorlu taşıt kullanımı arttıkça onların fosil yakıt tüketmekten kaynaklanan karbon gazı salınımı da artarak o bölgede solunan havanın kirlenmesine neden olmaktadır.

Meslek Vergisi = Meslek vergisi yerel bir vergi olarak kabul edilir çünkü herhangi bir meslek faaliyetinde bulunan, bulunduğu yerin yerel hizmetlerinden de faydalanmaktadır.Meslek vergisi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de Belediye gelirleri içinde yer almaktadır, Belediye Yasası madde 78/1’de “bir takvim yılı içinde herhangi bir belediye sınırları içinde en az yedi iş günü mesleğini yürüten bir gerçek veya tüzel kişi meslek vergisi yükümlüsüdür” olarak belirtilmiştir.Meslek vergisi ülkemizde de belediye vergileri birinci bölümde yer almış, ancak 1987 yılında yapılan değişiklikle yürürlükten kaldırılmıştır.

 Vergi Payları

merkezî idarenin yerel yönetimlere vergi hasılatından pay verirken kullandığı ölçütlerden en yaygın olanı nüfus kriteridir. Çeflitli coğrafyalarda kullanılan diğer ölçütler; yüz ölçümü olarak coğrafi bölgenin alnı, okula giden çocuk sayısı, yolların uzunluğu, bölgeden toplanan gelirin toplam gelir içindeki payıdır.Ülkemizde gelir ve kurumlar vergisi toplam hasılatının %5’i yerel yönetimlere dağıtılmak üzere ayrılmaktadır. Bu ayrılmış tutar ise yerel yönetimlerin nüfuslarına oranlanarak dağıtılmaktadır.

 Vergi Benzeri Gelirler

vergi benzeri dememizin nedeni harç, şerefiye resim, harcamalara katılma payı adları altında yerel yönetimlerce tahsil edilen tutarların bir karşı lığı olmasıdır. Vergiye benzedikleri en önemli nokta ise zorunlu olmalarıdır.

  Harç, Resim, Şerefiye

Harç:  Bazı kamu hizmetlerinden yararlanan kimselerin belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla ya da kişilerin bazı işlemleri yapmaları sırasında konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir.

Resim:  Karşılıksız olarak ya da yerel yönetimlerin hizmetlerinden faydalanma karşılığında ya da bir hakkın elde edilmesinin bedeli olarak tahsil edilebilen kamu gelirleridir.

Şerefiye: Kamu tüzel kişilerinin gerçekleştirdikleri bayındırlık ve altyapı hizmeti, imar faaliyetleri sonucu kişilerin sahip oldukları bina, arsa, arazinin değerlerinde meydana gelen artışlar sonucu kişi ve kurumlardan alınan bir tür vergidir.

Harcamalara Katılma Payı

Yol, kanalizasyon, kaldırım iyileştirmesi gibi altyapı tesislerinin gerçekleştirilmesi sırasında, yerel yönetimler tarafında yapılan harcama tutarlarının bir kısmının bu hizmetlerden yararlanacak olanlara ödettirilmesi harcamalara katılma payının kapsamını oluşturur.

Şerefiye ile arasındaki fark şerefiye altyapı üst yapı tesislerini gerçekleştirdikten sonra gayrimenkulde gerçekleflen değer artışını hedef alırken harcamalara katılma pay›nda ise hizmetten yararlanacak olanların yatırımları finansmanı söz konusudur.

 iktisadi Teşebbüs Gelirleri

Yerel halka merkezî idareden daha yakın olan yerel yönetimler halkın ihtiyaçlarını da aynı şekilde tespit edebilmektedirler. Yerel yönetimler halkın bu ihtiyaçları doğrultusunda özel hukuk hükümlerine tabi olarak ekonomik faaliyette bulunurken aynı zamanda gelir de elde etmiş olmaktadır. Yerel yönetim bizzat kendisi iktisadi teşebbüs kurmak durumunda değildir, aynı zamanda var olan bir şirkete hisse senetlerini satın alarak ya da belirli hizmetlerin yerine getirilmesi için ortak girişimde bulunarak da yerel halkın ihtiyaçlarının karşılanması yoluna gidebilir. 

Ulusoy-Akdemir’e göre yerel yönetimlerin şirket kurma, var olan şirkete ortak olma ya da ortak giriflimde bulunmalarının nedenlerini şöyle sıralamak mümkündür:

  • Yerel halkın ortak ve yerel ihtiyaçlarını karşılamak,
  • Kamu hizmetlerini daha etkin sunmak amac›yla kamu hukuku hükümlerinden çıkarak özel hukuk hükümlerine tabii olmak,
  • Ekonomik yaşamın düzenlenmesi ve rekabetin teşviki,
  • Merkezî idare denetiminden kurtulmak amacıyladır.

 Emlak Gelirleri ve Para Cezaları

Emlak gelirleri, yerel yönetimlerin sahip olduğu gayrimenkullerin satılması veya kiraya verilmesinden elde edilen gelirlerdir. Para cezaları, kanunlara, yönetmeliklere aykırı hareket edilmesi ve yasal sorumlulukların zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle yerel yönetimler tarafından bu davranışlarda bulunan kişi ya da kurumlara ödettirilen yükümlülüklerdir.

Borçlanma

Borçlanma, gelecek kuşakları da borç yükü altına koyan ve bu yüzden daha dikkatli davranılarak başvurulması gerek bir finansman kaynağıdır.

Yerel yönetimler borçlanma ile ilgili olarak sınırsız bir yetkiye sahip değillerdir.

Merkezî yönetimin belirlediği kurallar çerçevesinde yerel yönetimlerin borçlanması söz konusu olabilmektedir. Bu kurallar; merkezî idareden önceden izin alınması, gelecek kuşakların da faydalanabileceği yatırımlar yapılması, borçlanmanın yurt içinden yapılması, borçların yeni borçlarla finanse edilmemesi gibi sınırlamalar Mevcuttur.

Bağış ve Yardımlar

Bağış ve yardımlar, geri ödeme zorunluluğu olmayan, merkezî yönetimin, yerel

yönetimlere yaptığı finansal transferlerdir.

Yerel yönetimlere yapılan bağış ve yardımlar Falay’a göre şu amaçları taşır:

  • Yönetimin değişik kademeleri arasında dikey eşitliğin ve her kademede çeşitli birimler arasında yatay eşitliğin sağlanması,
  • Yarı kamusal mal ve hizmetlerin üretiminin teşvik edilmesi,
  • Mal ve hizmetlerin üretiminde standart bir düzeyin sağlanması,
  • Mal ve hizmetlerin üretim ve tüketiminin doğuracağı dışsallıkların içselleştirilmesi,
  • Merkezî yönetimin sorumluluğunda olmasına karşın yerel düzeyde daha etkin yönetilebilecek ve üretilebilecek bir faaliyete fon sağlanmasıdır.

Yerel yönetimlerin finansman kaynaklarından biri olan bağış ve yardımlar, şartlı bağış ve yardımlar ile şartsız bağış ve yardımlar olmak üzere iki alt başlık altında ele alınabilir.   şartlı bağış ve yardımlar, belirli bir şart öne sürülerek belirli bir amacın gerçekleştirilmesi için verilen yardımlardır.  şartsız bağış ve yardımlar ise kullanımı ile ilgili bir sınırlama getirilmeyen yardımlardır.

BÜYÜK KENTLER

  1. yüzyılın henüz başlarında belli bir düzeye erişen kentleşme sorununa, 1950’lerden

bu yana bir de büyük kentler veya metropoller (megapoller) sorunu eklenmiştir.

Dünya nüfusu hızla çoğalmakta ve bunun büyük bir kısmı yaşamını kentlerde sürdürmektedir

Toplumun günlük sorunlarının, özellikle kentlerin sorunlarının altında işte bu iki gerçek yatmaktadır; nüfusun hızla çoğalması ve artan bu nüfusun büyük bir kısmının giderek kentlerde yaşaması. 

Kentlerdeki Yoğun Nüfusun Azaltılması ve Genişlemenin Önlenmesi

Kentlerin pek ço¤unda meydana gelen akıl almaz nüfus artışı nüfusun yoğunluğunu da yükselttiğinden bu kentleri adeta kan hücumuna uğramış yerleşme merkezleri hâline getirmiştir. Bu durumda, ikinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük kentlerin  amenajmanı adı verilen ve büyük kentlerdeki yoğun nüfusun azaltılması ile kentlerin genişlemesini engellemeyi öngören yeni bir düzenleme hareketine girişmek Gerekmiştir.

 Kentlerdeki yoğun nüfusun sebep olduğu kalabalıklaşmanın maliyeti ihmal edilemez bir seviyeye erişmiştir. Örneğin, kent içi ulaştırmada milyonlarca insanın devamlı olarak yer değiştirmesinin sebep olduğu trafik akımı hem hizmetin kalitesini düşürmekte hem de yarattığı tıkanıklık nedeniyle büyük bir zaman ve akaryakıt kaybına yol açmaktadır.  Yoğun nüfusun sebep olduğu konut buhranı ile arsa spekülasyonlarının ortaya çıkardığı haksız kazançlar da kentleşme sorununun incelenmesinde göz önünde tutulması gereken ve büyük önem taşıyan olumsuz dışsallıklardır. Spekülasyon kazançları nın hiçbir yerde yeterince vergilendirilmemiş olması gelir dağılımı üzerinde de olumsuz etkilere sebep olmaktadır.

  Kentlerdeki gelişi güzel büyüme özellikle gecekondular aracılığı ile gerçekleştirildiğinden yeni birtakım sosyal sorunlar doğmakta, turistik yönden büyük önem taşı yan kentlerin estetiği giderek yok olmaktadır. Ortaya ç›kan sefalet tablolarının sebep olduğu çok yönlü sorunların çözümü; teknik, idari ve mali problemlerin yanı sıra ulusal planda politik bir sorunun da doğmasına yol açmaktadır.

 Kentlerin ölçüsüz bir şekilde büyümesi, artan maliyetler nedeniyle ekonomik ve mali yönden de olumsuz bazı sonuçlar yaratmaktadır. Gerçekten, belirli bir büyüklüğ ü aşan mahalli ünitelerdeki koordinasyon güçlükleri, yoğun bürokrasi ve politik baskılar sonucu kısa bir sürede düşük ücretle çok sayıda bir personel kadrosunun oluşmasına sebep olmaktadır.

 Günümüzde, kalabalıktan boğulan ve düzensiz genişliği sebebiyle de optimum hizmet düzeyine ulaşamayan kentleri bu durumlarından kurtarmak için, tıp deyimlerinden yararlanarak ifade edersek, biri koruyucu, diğeri tedavi edici nitelikteki iki ayrı yöntem geliştirilmiştir. Bunlardan koruyucu olanın amacı kentin genişlemesini önlemek, tedavi edicininki ise yoğunluğu hafifletme suretiyle kenti nefes alır hâle getirmektir. 

Genişlemeyi Önleyici Tedbirler

Köylerden kentlere doğru oluşan göç olayının asıl nedeni sanayileşmenin kentlerde yoğunlaşmış olmasıdır. Gizli işsizliğin yaygın olduğu köylerden kentlere doğru yola çıkmanın en büyük nedeni budur. ortaya çıkan olumsuz gelişmeleri önlemek için günümüzde özellikle şu tedbirler üzerinde durulmaktadır:

  • Sanayi siteleri kurulması: Eski kentlerdeki sanayi tesisleri kentin ötesinde berisinde gelişi güzel kurulmuşlardır. bütün kentlerde, kentin ve gelecekteki gelişme alanı nın dışında olmak kaydıyla geniş bir bölgeyi kaplayan sanayi siteleri kurulmakta ve yeniden kurulacak olanlara bu bölgelerde yer gösterildiği gibi kentin içine dağılmış olan eski kuruluşlar da belli bir plan dâhilinde bu gibi bölgelere nakledilmektedir.
  • Yeni kentler kurulması: Kentlerin alabildiğine genişlemesine ve nüfusun alışılmamış ölçülerde yoğunlaşmasına karşın bugüne kadar gerçekleştirilmiş en radikal çözüm yeni kentler kurulması yolundaki çalışmalardır. Nüfusun bir kısmını aktarmak amacıyla büyük kentlerin civarında kurulan bu yeni kentlere uydu kentler adı da verilmektedir. Bu yolda, bu güne kadar gerçekleştirilen girişimlerin en önemlileri ingiltere’deki uygulama ile Paris’i boğulmaktan kurtarmak için başvurulan yeni bazı denemelerdir.

Nüfus Yoğunluğunu Azaltacak Tedbirler

Sanayi siteleri ve yeni kentler kurulması gibi kentlerin daha da büyümesini önleyici tedbirlerin yanı sıra, nüfusun yoğunluğu nedeniyle boğulur hâle gelmiş büyük yerleşim birimlerini nefes alır hâle getirecek başka tedbirlere de ihtiyaç vardır. Kentçilik dilinde bu tedbirlere, boğulmaktan kurtarma adı verilmektedir. Kentleri boğulmaktan kurtarmanın kesin ve kolay yolu, bir yandan yeniden gelenlerin kente yerleşmelerine izin vermemek, diğer yandan da kentte yerleşmiş olanlarını bir kısmını kentten çıkarmaktır.

Mevcut anayasal düzen, hiçbir ülkede, kamu otoritelerinin böyle kararlar almalarına ve uygulamalarına imkân vermez. Bu ilke elbette ki demokrasi rejiminin yürürlükte oldu¤u ülkeler için geçerlidir.

  Özgürlükçü demokrasilerde sorunun çözümü, yığılmalara sebep olan sosyal ve ekonomik faktörlerin ortadan kaldırılması ile mümkün olabilir. Örneğin mevzuat müsait ise nüfusun yoğun olduğu kentlerde diğerlerine oranla ağır sayılabilecek bir ikamet vergisi uygulanması ve mahalli satış vergilerinin ağırlaştırılması, yeni inşaat için ruhsat verilmemesi, tesislerini kent dışına nakletmeye kendiliğinden razı olan sanayi tesislerine ucuz arsa ve kredi sağlanması, kent dışında inşa edilecek meskenler için alt yapı tesislerinin süratle tamamlanması ve buralardaki inşaata bazı vergi bağışıklıklarının tanınması ve gerekiyorsa bazı alanlarda kamulaştırmalara gidilmesi gibi tedbirler nüfus yo¤unluğunun azaltılmasında etkili olabilirler.

Metropoliten Alanlar ve Özel Bölgeler

  Kentleşmenin ulaştığı boyutlar ile bölgesel karakterdeki bazı hizmetlerin önem kazanması sonunda ortaya çıkan yeni birtak›m kurumlar vard›r. Mahalli idareler yönünde de ele al›nmas›nda yarar bulunan bu kurumlar›n en önemlileri metropoliten alanlar ile özel bölgelerdir.

Metropoliten Alanlar 

Kentsel gelişme konusunda iki eksende açıklama yapmak olanaklıdır. Bunlardan iki Solow’un başını çektiği neo-klasik büyüme teorisidir. Diğeri ise Alonso’nun öncülük ettiği kent ekonomisi yaklaşımıdır. Metropol alan; Çekirdek bir şehir merkezine bağlı olarak gelişmiş, merkezden dışarıya doğru şehir merkezi, iç şehir, iç banliyö halkaları, dış banliyö haklarından oluşan, bu alanlarla bütünleşik bir yapıda en dışta kırsal alanların da yer aldığı büyük nüfus ve yüz ölçümüne sahip şehirlerdir.Metropoliten alan ile ilgili tanımlardan bir diğeri şöyledir: Geniş bir şehir ve onu çevreleyen, idari yönden ayrı olmakla beraber, doğal ve ekonomik bir ayniyet gösteren çok sayıda uydu kentsel topluluklar.Bu toplanma elbette ki fiziki ya da coğrafi anlamda değildir; idari anlamdadır. Bir başka söyleyişle metropoliten alanda bir çekirdek kent vardır. Bu çekirdek kent adeta bir cazibe merkezîdir. Bunun etrafında yine birçok irili ufaklı kentler vardır. Ancak bu sonuncuların varlığı ve yaşamı aslında cazibe merkezî olan çekirdek kentten kaynaklanmaktadır. Uydu kentler diyebileceğ imiz diğerleri ile bir arada ele alınır ve bunların tümü için ayrı bir yönetim tarzı benimsenirse karşımıza metropoliten alan kavramı ve idaresi çıkar.

 Dünyada metropol niteliğine sahip 44 bölge saptanmıştır. Bunlar arasında Avrupa’dan

Londra, Paris, Madrid, Budapeşte, Moskova, Atina ve istanbul seçilen kentler arasındadır. Aynı şekilde Asya’dan Bangkok, Calcutta, Karachi, Tokyo; Afrika’dan Kahire, Johannesburg, ıbadan; Amerika’dan New York, Mexico City, Rio de Jenario, Buenos Aires; Avusturalya’dan Sidney; Kanada’dan Toronto, Montreal seçilen kentler aras›nda yer almaktadır.

Özel Bölgeler 

Özel bölgeler, ABD’de gerçekleştirilmiş tek bir hizmeti gerçekleştirme amacına yönelik bir mahalli idare birimidir. Bir tanıma göre özel bölge üye devletin sınırlı bir co¤rafi bölgede sulama, su temini, taşkın kontrolü, sağlık veya okul sistemi gibi belirli bir kamu hizmetini sağlamak üzere kurulmuş bulunan siyasal bir alt bölümüdür. Özel bölgeler kurulması, bazı mahalli hizmetlerin gerçekleştirilmesinde gerçekten pratik ve yararlı bir buluştur. Çünkü belirli bir hizmet için optimal büyüklükteki bölgenin seçimi nispi olarak daha kolaydır. Bu durumda elbette ki gelişme de hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleşecektir. Özellikle yakıt ve enerji, su, telefon ve ulaşım gibi hizmetlerde özel bölgeler başarılı sonuçlar almaktadırlar. Özel bölgeler uygulaması ABD’de son yıllarda pek tutulmuştur. Üye devletler bunun lehindedir. Çünkü düzenlenmesi kolay olduğu gibi ters siyasal sonuçlar da yaratmamaktadır.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir