8.sınıf tarih ders notları


ÜNİTE 1:  BİR KAHRAMAN DOĞUYOR

– M. Kemal 1881’de Selanik’te doğdu. Annesi Zübeyde Hanım, Babası Ali Rıza Efendidir.

– Okuduğu okullar: 1- Mahalle Mektebi  2- Şemsi Efendi İlkokulu    3- Selanik Askeri Rüştiyesi

4- Manastır Askeri İdadisi   5- İstanbul Harp Okulu  6-Harp Akademisi

– 1905 yılında Harp Akademisinden “Kurmay yüzbaşı” olarak mezun oldu. İlk olarak Şam’da görev yaptı. (5. Ordu’da).

– 1906 yılında “Vatan ve Hürriyet” örgütünü kurdu. Daha sonra bu örgüt İttihat ve Terakki ile birleşti. M. Kemal İttihat ve Terakki Cemiyetinin çalışmalarını beğenmeyince örgütten ayrıldı.

– 13 Nisan 1909’da çıkan 31 Mart Ayaklanmasını bastıran orduda kurmay subay olarak görev aldı.

– 1911’de Trablusgarp’ta halkı harekete geçirmeye giden subaylar arasındaydı.

– 27 Kasım1911’de binbaşılığa terfi etti.1914’te yarbaylığa 1916’da generalliğe terfi etti.

– I. Dünya Savaşında Çanakkale, Kafkasya ve Suriye Cephelerinde savaştı.

 

** Atatürk’ün Fikir Hayatı: Dönemin aydınları olan Ziya Gökalp, Namık Kemal gibi kişilerden ve Fransız akımından etkilendi.Bunlara kendi fikirlerini de katarak “Atatürkçü Düşünce Sistemi” dediğimiz kendi fikirlerini oluşturdu.

  1. Kemal’in Kurtuluş Savaşı Öncesi görev Yaptığı Yerler:

1- 31 Mart Vakasını bastıran Hareket Ordusunda Kurmay subaylık yaptı.

2- Trablusgarp Savaşı

3- Balkan Savaşlarında Gelibolu’da görev aldı. Bu görevi Çanakkale Savaşında bölgeyi tanıyarak başarılı olmasını sağladı.

4- Çanakkale Savaşı ( Askeri dehası ortaya çıktı.  Anafartalar Kahramanı unvanı aldı)

5- Kafkasya ve Suriye Cephelerinde görev yaptı.

 

Atatürk’ün Çeşitli Özellikleri Ve Yönleri:

Vatanseverliği: Ulusu için her şeyi yapmasıdır. “Ben icap ettiği zaman en büyük hediyem olmak üzere canımı vereceğim.” Sözü buna örnektir.

İdealistliği: Hedeflerine ulaşmak için yılmadan çalışmaktır. Hedeflerinden vazgeçmemektir. M. Kemal’in en büyük hedefi milletine yararlı olmaktı. Bunu: “Hizmet edenler namus vazifelerini ifa etmiş olmaktan başka bir şey yapmamışlardır.” diyerek belirtmiştir.

İleri Görüşlülüğü: Geleceği doğru tahmin etmektir. İstanbul’da İtilaf donanmalarını görünce : “ Geldikleri gibi giderler.” buna örnektir.

Çok Cepheliliği (Yönlülüğü): değişik alanlarda bilgili ve etkili olmasıdır. M. Kemal iyi bir asker olduğu gibi iyi yönetici ve hukuk adamıdır.

Mantıklılığı: Yaptığı işlerde mantık kurallarına uymasıdır. Büyük ve gereksiz hayallere kapılmamaktır.

Gurura ve Ümitsizliğe Yer Vermemesi: Yaptıkları işlerle gururlanmaz. Kurtuluş Savaşını kazandığında “Savaşı Türk Milleti kazanmıştır.” demiştir.  Zor durumlarda asla ümitsizliğe kapılmamıştır.

Hakikati Arama Gücü: Gerçekleri  araştırmasıdır.

Yaratıcı Zihniyeti: Yeni fikirler ortaya koyabilmesidir.

Devrimcidir: Yeni oluşumlar sağlayabilmesi.

Barışçı Olması.

Akıl Ve Bilime Önem Vermesi: Atatürk akıl ve bilime her zaman öncelik vermiştir. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.” demiştir.

Sabırlı ve Kararlıdır:

Açık sözlüdür:

Sanatseverdir:

Disiplinlidir:

Mustafa Kemal Atatürk’ün Eserleri :

Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere bıraktığı en büyük eser Türkiye Cumhuriyeti’dir. Bunun yanında yazılı eserleri de vardır. Bunlar :

1-   Nutuk ( 1919-1927 yılları arasındaki olayları anlattığı eseridir )

2-      Vatandaş İçin Medeni Bilgiler

3-      Geometri kitabı

 

ÜNİTE 2:  MİLLİ UYANIŞ: YURDUMUZUN İŞGALİNE TEPKİLER

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI (1914 -1918 ):

  1. Dünya Savaşı öncesi dünyada çıkar çatışmaları ve sanayileşme ile beraber bir yarış ve sömürge yarışı başlamıştı. Buda zamanla ülkeler arasında gerginliğe yol açtı. Ve dünyada büyük bir savaş kaçınılmaz olmuştu.

Ülkeler iki ana gruba ayrılmıştı. Bunlar :

İtilaf   (Anlaşma)   Devletleri: İngiltere, Fransa ve Rusya (Sonradan; İtalya, ABD, Japonya, Romanya, Yunanistan)

İttifak (Bağlaşma) Devletleri: Almanya, Avusturya- Macaristan İmp. Ve İtalya (Sonradan; Osmanlı ve Bulgaristan)

** İtalya Savaş başlamadan önce İttifak grubunda İtilaf grubuna geçmiştir.

 

  1. Dünya Savaşının Nedenleri:

1- Sanayileşmeye bağlı sömürge yarışı                    2- Sömürgeciliğe bağlı Ham madde ve Pazar yarışı

3- Çıkar çatışmaları ( Mesela Almanya Fransa arasında Alses Loren Bölgesi sorunu)

4- Bloklaşma (Gruplaşma)

5- Milliyetçilik, özgürlük gibi düşünce akımlarının etkisi

Savaşın Başlatan olay: Savaşın başlaması an meselesi idi. Savaşın başlamasına Saray Bosna gezisine çıkan Avusturya – Macaristan İmparatorluğu Veliaht’ının bir Sırplı tarafından öldürülmesi üzerine I. Dünya Savaşı başladı.

* Savaş yukarıda saydığımız nedenlerle başlaması bekleniyordu. Veliahttın öldürülmesi sadece savaşın bahanesidir. Bu nedenle buna görünen sebep denir.

Savaşın Gelişimi:

Sırplılara, Avusturya – Macaristan imparatorluğu savaş ilan etti. Sırplıları destekleyen İngiltere ve Fransa’da Savaşa girdi. Daha sonra Almanya’da savaşa girmesi ile dünya savaşı başladı.  İlk başlarda İttifak Grubu başarılı iken ABD’nin savaşa girmesi ile İtilaf Grubu savaşı kazandı.

 

OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞ GİRMESİ:

Savaş başladığında Osmanlı tarafsızlığını ilan etti. İtilaf Devletleri Osmanlının tarafsız kalmasını istiyordu. Almanya ise Osmanlıyı yanında savaşa istiyordu. Yönetimi elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyetini yönetenler Almanya yanında savaşa girilirse başarılı olacağına inanıyorlardı ( Başta Enver Paşa).

Almanlarla gizli bir antlaşma yapıldı. İki Alman gemisi İngilizlerden kaçarak Osmanlıya sığındı. İngiltere gemileri isteyince gemilerin satın alındığı söylendi. Goben ve Breslav  adlı iki Alman gemisine Yavuz  ve Midilli adı verilerek Türk bayrağı çekildi. Bu gemiler Karadeniz’de Rus limanlarını bombaladılar. Rusya’nın Osmanlıya savaş ilan etmesi ile Osmanlı I. Dünya Savaşına girmiş oldu.

** Osmanlını savaşa girme amacı; kaybettiği toprakları geri almak ve eski gücüne kavuşmaktı.

 

** Almanya’nın Osmanlıyı Yanında İstemesinin Sebepleri: 1- Cephelerini genişletmek   2- İngiliz ve Fransızların Sömürge yollarını kesmek   3- Osmanlıdaki Halifelik gücünden yararlanarak Türkleri ve Müslümanları yanında savaşa katmak.

 

Osmanlının Savaştığı Cepheler: Osmanlının savaştığı cepheleri üçe ayırabiliriz. Bunlar:

1- Saldırı (Taarruz ) Cepheleri: Kafkasya ve Kanal Cepheleri

2- Savunma Cepheleri: Çanakkale, Irak, Suriye ve Filistin, Hicaz, Yemen cepheleridir.

3- Yardım cepheleri: Galiçya ve Makedonya cepheleridir.

 

1- Çanakkale cephesi: İtilaf Devletleri açtı. Açılma amacı; Rusya’ya yardım götürmek, Boğazları ve İstanbul’u alarak Osmanlıyı savaş dışı bırakmaktı.

18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı önünde savaşlar başladı. İtilaf donanmaları boğazları geçemeyince Gelibolu Yarımadasına asker çıkardı. (Anzaklar: Yeni Zelanda ve Avustralya askerleri) M. Kemal burada başarılı savaşlar çıkardı.

  1. Kemal burada: “Size ben taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar gelebilir.”diyordu.

Yapılan savaşlar sonunda İtilaf askerleri çekilmek zorunda kaldı. Bu savaşta yaklaşık beş yüz bin asker şehit olmuştur.

** Savaşın kazanılması I. Dünya Savaşının uzamansa sebep oldu.

** M. Kemal’e başarılarından dolayı “Anafartalar Kahramanı” unvanı aldı.

** Tek başarı sağlanan cephedir.

 

2- Kafkasya Cephesi : Rusların egemenliğindeki Türklerle birleşmek için açıldı. Yalnız Enver Paşanın yanlış politikası yüzünden Sarıkamış’ta binlerce asker açlıktan, hastalıktan ve soğuktan savaşmadan öldü. Ruslar Muş, Bingöl, Van,Erzurum, Erzincan çevresini ele geçirdi.

Çanakkale Cephesinden buraya gelen M. Kemal Muş , Bitlis gibi yerleri geri aldı. Bu sırada Rusya içinde Bolşevik Devrimi olunca Rusya Brest Litowsk Antlaşmasını imzalayarak I. dünya savaşından çekildi (1917).

 

3 – Kanal Cephesi: Almanların isteği ile Osmanlı Devleti İngilizlerin sömürge yolunu kesmek için açtı. Burada yapılan savaşları İtilaf devletleri kazandı. Osmanlı geri çekildi.

 

4- Irak Cephesi: İngilizler Kanal Cephesinden sonra Rusya’ya Kafkasya üzerinden yardım etmek ve Irak petrollerini ele geçirmek için bu cepheyi açtı. İlk başta Osmanlı başarılı sonuçlar alsa da daha sonra geri çekilmek zorunda kaldı.

 

Tehcir Kanunu: Birinci Dünya Savaşında Ermenilerin Anadolu’dan Suriye ve Irak’ın kuzeyine göç ettirilmesini sağlayan göç kanunudur. Yalnız günümüzde Ermeniler bu dönemde 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdünüz diyerek haksız soykırım iddialarında bulunuyor. Bizim arşivlerimizi incelemek için herkese açtık gelin sizde arşivlerinizi açın soykırım iddiaları olmadığını tartışalım diyoruz yaklaşmıyorlar. İddiaların amacı Türkiye’nin dünya kamuoyunda itibarını sarsmak ve daha bazı topraklarımızda hak idia etmeleridir.

 

Mondros Ateşkes Antlaşması (30 Ekim 1918):

Osmanlının savaş sonunda imzaladığı ateşkes antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Osmanlının Ordusu dağıtıldı, silahlarına el konuldu, ulaşım ve haberleşme araçlarına el konuldu.İstanbul kontrol altına alındı. Fakat en önemli iki maddesi vardı. Bunlar:

  1. Madde:İtilaf Devletlerinin güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa; İtilaf devletleri herhangi bir stratejik noktayı işgal edebilecek.

Amacı: Osmanlının her yerini işgale açık hale getirerek Osmanlıyı parçalamak.

  1. Madde:Şark-ı Vilayet (Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput) illerinde bir sorun çıkarsa buralar işgal edilebilecek.

Amacı: Burada bir Ermeni devleti kurmak.

*** Mondros Ateşkes Antlaşması olmasına rağmen şartları çok ağırdır.

*** Osmanlı ile barış antlaşması olarak Sevr Antlaşması imzalanacak (10 Ağustos 1920) ancak TBMM antlaşmayı kabul etmediği için yürürlüğe girmedi.

*** Mondros’tan sonra  Anadolu’nun işgali üzerine Türk Halkı M. Kemal önderliğinde Kurtuluş Savaşını başlatmıştır.

Wilson Prensipleri (İlkeleri): 

ABD’nin I. Dünya Savaşına girerken yayınladığı ilkelerdir. 14 maddeden oluşur. Wilson İlkelerine göre yenen devletler yenilen devletlerden toprak almayacak, dünya barışını sağlamak için cemiyet kurulacak gibi maddeleri vardı. 12. maddesi Osmanlı ile ilgili olup kısaca şöyledir: Osmanlının toprak bütünlüğü korunacak ve Osmanlıda bir bölgede hangi ulus çoğunlukta ise onun devleti kurulabilecek, Türklerin çoğunlukta olduğu yerler Türklerde kalacaktı.

** Yunanistan bu maddeye dayanarak İzmir çevresinde Rum çok diyerek buraları isteyecektir.

 

Paris Barış Konferansı (18 Ocak 1919):

 Barış antlaşmalarının koşulları görüşülmek üzere toplandı. Ancak daha çok Osmanlının nasıl paylaşılacağı sorun oldu. Ege çevresi İtalya’ya verilmişken Yunanistan İzmir çevresini istedi. İngiltere ve Fransa burayı güçsüz Yunanistan’a bırakma kararı verdi. Buda İtalya’yı küstürdü. Bu nedenle Anadolu işgalinde İtalya sessiz kaldı. İtalyanların olduğu yerlerde savaşlar daha az oldu.

 

Osmanlının Paylaşımı:

İtalya’ya: Güneybatı Akdeniz (Antalya, Isparta dolayları)

Fransa’ya: Urfa,Maraş,Antep,Suriye ve Lübnan, Boğazlar

İngiltere’ye : Irak, Filistin ve Boğazlar bırakılmıştır.

Yunanlılar : İzmir, Aydın çevresi (Batı Ege)

 

İzmir’in İşgali (15 Mayıs 1919):

Yunanlılar Paris Barış Konferansına dayanarak İngiliz ve Fransızların desteği ile 15 Mayıs 1919’da İzmir’e asker çıkararak işgale başladı. ** Böylece Anadolu’da işgale başlayan ilk devlet Yunanlılar oldu.

– Halk işgalden önce işgalin engellenmesi için gösteriler yaptı. Padişahtan yardım istedi. Ancak hiçbir yardım gelmedi. Ve işgallere karşı direnilmemesi istendi.

– Yunanlılar İzmir’deki Rumların coşkulu karşılaması ile İzmir’e girdi. Gazeteci Hasan Tahsin Yunanlılara ilk kurşunu sıkan kişi oldu .

– Yunanlılar silah bırakmış askerlerimizi kışlada kurşuna dizerek İzmir ve çevresini işgale başladılar.

 

CEMİYETLER:

Yurdumuzun işgali üzerine Anadolu’nu çeşitli yerlerinde çeşitli cemiyetler kuruldu. Cemiyetler Zaralı ve yaralı olamak üzere iki kısma ayrılabilir. Zaralı cemiyetlerde kendi içinde azınlıkların kurduğu ve milli varlığa düşman cemiyetler diye ikiye ayırabiliriz.

 

  1. A) Zararlı Cemiyetler:
  2. a) Azınlıkların Kurdukları Cemiyetler:

1- Mavri Mira: Rumlar tarafından kuruldu. İstanbul Patrikhanesi yönetir. İzmir ve Doğu Trakya’yı Yunanistana katmak istemektedir.

2- Etnik-Eterya Cemiyeti: Rumlar tarafından Yunanistan sınırlarını genişletmek için kuruldu.

3- Pontus Rum Cemiyeti: Doğu Karadeniz’de eski Rum Pontus Devletini tekrar canlandırmak için Rumlar tarafından kuruldu.

4- Ermeni Taşnak –Hınçak Cemiyeti: Ermeniler tarafından Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurmak amacıyla faaliyet göstermiştir.

5- Makabbi ve Alyans (Musevi) cemiyetleri de Yahudiler tarafından kurulan cemiyetlerdir.

*** Azınlık cemiyetlerinin ortak amacı Osmanlıyı parçalayarak kendi devletlerini kurmak istemeleridir.

 

b)Milli Varlığa Düşman Cemiyetler:   Osmanlını kendi içinde doğmuş fakat Kurtuluş Savaşına  karşı oldukları için düşman cemiyet olarak adlandırılmıştır.

1- Kürt Teali Cemiyeti: Doğu illerinde bir Kürt Devleti kurmak için faaliyette bulundu.(İstanbul’da kuruldu.)

2- Teali İslam Cemiyeti: Saltanat ve Hilafeti desteklemiş ve İstanbul’da kurulmuştur.

3- İngiliz Muhipleri Cemiyeti: İngiliz himayesinde yaşamayı isteyenler kurmuştur.

4- Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası: Saltanat ve Hilafeti desteklemiştir.

5- Wilson Prensipleri Cemiyeti: Amerika egemenliğini(Mandasını) istemiştir.

6- Hürriyet ve İtilaf Fırkası: Kurtuluş Savaşını engellemek için çalışmalar yapmıştır. Önceden İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı kurulmuştu.

** Milli Varlığa düşman cemiyetler hilafete bağlı kalmakla ve de yabancı devletlerin korumasına girerek kurtuluşu amaçlıyordu.

 

  1. B) Yararlı Cemiyetler ( Milli Cemiyetler) :

1- Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Doğu Anadolu’nun Ermenilere verilmesini önlemek için kuruldu.

2- Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Trakya’nın Yunan işgaline uğramasını engellemek için Edirne’de kuruldu.

3- Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti: Doğu Karadeniz ve çevresinin Rumlara verilmesini ve Rum Pontus Devletinin kurulmasına engel olmak için kuruldu.

4- Kilikyalılar Cemiyeti: Adana ve çevresinin Ermenilere verilmesini önlemek için kurulmuştur.

5- İzmir Müdafaa-i Hukuk –i Osmaniye Cemiyeti: İzmir ve çevresinin Yunanlılara verilmesini önlemek için kurulmuştur.

6- Redd-i İlhak Cemiyeti: Buda İzmir ve çevresini korumak için kuruldu.

7- Milli Kongre Cemiyeti: İstanbul’da kurulan bu cemiyet Türklere karşı yapılan haksızlıkları basın ve yayın yolu ile dünyaya duyurmaya çalışmışlardır.

8- Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti: Anadolu’nun işgalini protesto etmek için Sivas’ta kuruldu.

** Yararlı Cemiyetler vatanın kurtuluşu için kurulmuş ancak daha çok kendi bölgelerini korumaya yöneliktir. Daha sonra M. Kemal bu cemiyetleri Sivas Kongresinde birleştirerek

kurtuluşu tüm ulus düzeyinde genişletecektir.    ** Önce basın yayın yoluyla kurtuluş çareleri aramışlar etkili olmayınca silahlı direniş birlikleri (Kuva-yi Milliye Birlikleri) kurdular.

 

İşgaller Karşısında Padişahın Tutumu:

Mondros’tan sonra  Anadolu işgal edilmeye başlamıştı. Bu durum karşısında padişah işgallere ses çıkarmama tutumuna girdi.

Böylece işgalci kuvvetlerinin tepkisini fazla çekmeyerek Osmanlının devamını sağlamaya çalışıyordu. Kısaca Osmanlının kaderini işgalci kuvvetlerinin insafına bırakmıştı.

İşgaller Karşısında M. Kemal’in Tutumu:

İşgallerden sonra M. Kemal İstanbul’a gelmiştir. Yurdumuz işgale başlayınca İstanbul’da çözüm yolları aramış. Padişah ve komutanları silahlı mücadele için uyarmaya çalıştı. Anca aradığı desteği bulamayınca kurtuluşu Anadolu’da gördü. Bunun için Anadolu’ya geçmesi gerekliydi.

Aradığı fırsatı sonunda buldu. Padişah Samsun çevresindeki ayaklanmaları incelemesi için ordu müfettişi olarak Samsun’a gönderme kararı aldı. Böylece M. Kemal İstanbul’dan da uzaklaştırılmış olacaktı.

 

** Kuva-yi Milli’ye:

Vatanı kurtarmak için halk tarafından kurulan küçük birliklere verilen addır.

– Kuva-yı Milliye’nin özelikleri: Düzenli bir ordu niteliğine sahip değildi. Eli silâh tutan herkesin ka­tıldığı küçük silâhlı gruplardı. Her türlü ihti­yaçlarını halk karşılıyordu. -Başlarına buyruk hareket ediyorlardı. – Ortak düşünce, vatan topraklarını savun­mak ve Türk Milleti’ni onuruyla yaşatmaktı.  -Sadece kendi bölgelerini korumaya yönelik kuruldular. M. Kemal düzenli orduyu kurana kadar ülkeyi savundular.

 

Mustafa kemal’in Samsun’a Çıkışı (19 Mayıs 1919):

Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra Pontusçu Rumlar Samsun ve Trabzon çevresinde Türkler’e saldırmaya başladılar.

– Türkler’in kendilerini savunmalarını  ise İngilizler, güvenliği bozma olarak değerlen­dirip,  Osmanlı  Hükümetinden,  bu karışıklığın  önlenmesini istediler. Maksatları bu bahaneyle Mondros Ateşkes Antlaş­masının 7. maddesi uyarınca buraları işgal etmekti.

Osmanlı Hükümeti, Samsun ve çevresin­deki karışıklıkları önlemesi için Mustafa Kemal’i 9. Ordu Müfettişliğine atadı (30 Nisan 1919). Böylece hem Mustafa Kemal İstanbul’dan uzaklaştırılmış hem de Samsun ve çevresindeki karışıklıklar ön­lenmiş olacaktı.

Mustafa Kemal, İzmir’in işgalinden bir gün sonra 16 Mayıs 1919 da İstanbul’dan ay­rıldı. 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ulaştı. Millî kurtuluş mücadelesinin, milletin gücü ile başarılabileceği inancıyla ve “Ya İstiklâl, ya ölüm” parolasıyla çalışmalarına başladı.

 

 ** Havza Genelgesini yayımlayarak, henüz dağıtılmamış ordu birliklerinden, ordunun dağıtılmamasını ve silâhların teslim edil­memesini duyurdu.  Mitingler yapılarak işgallerin kınanmasını istedi.

– Millî şuuru uyandırarak, millî bir teşkilât kurmayı, İşgaller karşısında alevlenen millî heyecanı vatanın her tarafına yaymayı düşünü­yordu.

 

Amasya Genelgesi (22 Haziran 1919):

-Kendi bölgelerini, itilâf devletlerinin işgalle­rinden korumaya çalışan cemiyetleri bir çatı altında   toplamak   gerekiyordu.   Bunu gerçekleştirmek için milletin içinden doğan millî bir kurula ihtiyaç vardı.

Mustafa Kemal, millî bir kurul oluşturmak düşüncesini, Havza Genelgesiyle komutan ve valilere bildirmiş ve teşkilatlanma ça­lışmalarını başlatmıştı.

Amasya Genelgesiyle de:Vatanın içinde bulunduğu durumu İstanbul Hükümetinin tutumunu ve bu durumdan nasıl kurtulabileceğimizi ve neler yapılması gerektiğini belirtmişti.

Maddeleri: 1- Vatanın bütünlüğü, milletin istiklâli tehlike­dedir. (gerekçe)

2- İstanbul Hükümeti, sorumluluğunun gerek­lerini yerine getirememektedir. Bu hal mille­timizi yok durumuna düşürüyor.

3- Milletin İstiklâlini yine milletin azim ve ka­rarı kurtaracaktır. ( Amaç ve yöntem)

4- Milletin  durumunu  ve  davranışını   göz önünde tutmak, haklarını dile getirip bütün dünyaya duyurmak için her türlü etki ve de­netimden kurtulmuş millî bir kurulun varlığı gereklidir.

5- Anadolu’nun her yönden en güvenli yeri olan Sivas’ta millî bir kongrenin toplanması kararlaştırılmıştır.

6- Bunun için illerin her sancağından halkın güvenini kazanmış üç delegenin hemen yola çıkarılması gerekmektedir.

7-Her ihtimale karşı durum gizli tutulmalıdır.

 

Amasya Genelgesi’nin Önemi :

* İlk defa kurtuluş savaşının mücadele safhası başlamıştır.

* İlk defa kurtuluş savaşının gerekçesi , yöntemi ve amacı belirtilmiştir.

* İlk defa milli bir kurulun oluşturulmasından bahsedilmiştir.

* İlk defa İstanbul hükümetinin görevini yerine getiremediğinden bahsedilmiştir.

* Sivas Kongrelerinin toplanmasına karar verilmiştir.

NOT :M.Kemal Amasya Genelgesi’nden sonra 8 Temmuz 1919’da padişaha yolladığı bir telgrafla resmi göreviyle birlikte askerlik görevinden de istifa ettiğini açıklamıştır.

 

Erzurum Kongresi ( 23 Temmuz- 7 Ağustos 1919):

Mondros Ateşkes Antlaşmasına göre, Doğu Anadolu’daki Sivas, Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Harput illerinde bir karı­şıklık çıkarsa, buralar işgal edilebilecekti. Amaç Doğu Anadolu’da Ermeniler’e yurt sağlamaktı.

Doğu Anadolu Halkı buna meydan verme­mek ve haklarını savunabilmek için Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurdu. Bu cemiyet, alınması gerekli tedbir­leri görüşmek üzere Erzurum Kongresini topladı. Mustafa Kemal de kongreye katıldı ve kongre başkanlığına seçildi.

Maddeleri: 1. Millî sınırlar içinde vatan bir bütündür, par­çalanamaz.

  1. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı, Osmanlı Hükümetinin dağılması ha­linde millet, hep birlikte direniş ve savun­maya geçecektir.
  2. Vatanın ve İstiklâlin korunmasına Osmanlı Hükümetinin  gücü  yetmediği takdirde, amacı gerçekleştirmek için geçici bir hü­kümet kurulacaktır. Bu hükümetin üyeleri millî kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmamışsa bu seçimi Temsil Heyeti yapacaktır.
  3. Kuva-yi Milliyeyi âmil ve millî iradeyi hakim kılmak esastır.
  4. Azınlıklara siyasî hâkimiyetimizi ve sosyal dengemizi bozucu haklar verilemez.
  5. Manda ve himaye kabul edilemez.
  6. Mebuslar Meclisinin derhal toplanmasını ve hükümet işlerinin meclis denetiminde yürütülmesini sağlamak için çalışılacaktır.

Erzurum Kongresinin Önemi:  ** Erzurum kongresi bölgesel olarak toplanmış fakat aldığı kararlar ulusal bir kongredir.

* Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin girişimleriyle bölgedeki Ermeni tehlikesine karşı toplanmıştır.

*İlk defa  milli sınırlardan bahsedilmiş. Vatanın asla parçalamaz olduğu belirtildi.(Misak-ı Milli’de aynen yer aldı.)

* İlk defa yeni hükümet kurulmasından bahsedilmiş ve ilk defa 9 kişilik Temsil Heyeti seçilmiştir.

* İlk defa manda ve himaye reddedilmiştir.

* Milli Meclisin derhal toplanması ve hükümetin meclisin denetimine girmesi kararlaştırıldı.(Mebusan Meclisi)

Sivas Kongresi (4 – 11 Eylül 1919): 

-Amasya Genelgesiyle, Sivas’ta bir kongre­nin toplanması istenmişti.

İstanbul Hükümeti bu kongrenin toplan­masını engellemeye çalıştı. Mustafa Kemal’in tutuklanması emrini verdi, İtilâf Devletleri de aynı çabayı gösterdi. Fakat engelleyemediler. Kongre  her ilden gelen temsilcilerle toplandı ve baş­kanlığına da Mustafa Kemal seçildi.

–  Vatanın bütünlüğünün ve milletin bağım­sızlığının nasıl sağlanacağı konusu ele alındı. Bu konuda Erzurum Kongresinde alınan kararlar aynen kabul edildi.

Önemi:

** Ülke genelindeki milli cemiyetler “ Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla birleştirildi.

** Manda ve himaye fikri kesin olarak reddedildi.

* İrade-i Milliye adıyla bir gazete çıkarıldı. ( Kamuoyu oluşturmak ve ulusal gücün sesini duyurmak için çıkarıldı.)

* Temsil heyeti 15 kişiye çıkarılmıştır.

* Her yönüyle ulusal bir kongredir.

* Ali Fuat Cebesoy Batı Anadolu Kuva-i Milliye Komutanlığına atanmıştır. ( Temsil heyeti yürütme gücünü kullanmıştır.)

Amasya Görüşmeleri ( 20 – 22 Ekim 1919):

Damat Ferit Paşa’nın yerine getirilen Ali Rıza Paşa, Temsil Heyeti ile görüşmek üzere Bahriye Nazırı Salih Paşa’yı görev­lendirdi.

Mustafa Kemal ve Rauf Bey’in de bulun­duğu bu görüşmelerde alınan bazı kararlar:

  1. Vatanın  bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı korunacaktır.
  2. Müslüman  olmayan  topluluklara  siyasî egemenlik ve sosyal dengemizi bozacak nitelikte haklar verilmeyecektir.
  3. İstanbul  Hükümeti Anadolu  ve  Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyetini tanıyacaktır.
  4. Sivas Kongresi kararları İstanbul Hükümetince kabul edildi.
  5. Osmanlı  Mebuslar  Meclisi  Anadolu’da, İstanbul Hükümetinin uygun göreceği gü­venilir bir yerde toplanacaktır.

Önemi: İstanbul Hükümeti, Amasya görüşmesine temsilci göndermekle, Temsil Heyetinin hu­kukî varlığını resmen kabul etmiş oluyordu.

NOT: İstanbul Hükümeti yukarıda alınan karar­lardan sadece Mebuslar Meclisi’nin toplanmasını kabul etti.

 

 

Amasya Genelgesi Erzurum Kongresi
Kurtuluş Savaşının amacı,

gerekçesi, yöntemi açıklandı.

-İlk defa ulusal egemenlikten

bahsedildi.

– İlk defa milli kurulun kurulmasından bahsetti.

– Sivas’ta kongre toplanması

istendi.

 

– Bölgesel olmakla beraber, kararları ulusaldır.

– İlk kez manda ve himaye reddedildi.

– Doğudaki cemiyetler birleştirildi.

– İlk defa temsil heyeti oluşturuldu.

– Milli sınırlar içinde vatan bütündür, bölünmezdir.

 

 

Sivas Kongresi Amasya Görüşmeleri
– Ulusal kongredir.

– Erzurum Kongresi kararları aynen benimsendi.

– Manda ve himaye kesin olarak reddedildi.

– Yurttaki tüm cemiyetler birleştirildi.

– İrade-i Milliye gazetesi yayınlandı

– Temsil heyeti yürütme yetkisini kulandı. (Ali Fuat Paşayı batı cephesine atayarak.)

– * ** İstanbul Hükümeti resmen temsil heyetini tanıdı.

– Mebuslar meclisinin tekrar açılması sağlandı.

– Sivas kongresi kararları kabul edilecekti.

– Azınlıklara fazla hak verilmeyeceği belirtildi.

– Bağımsızlığın korunması istendi.

** Sadece Mebuslar meclisi açılma fikri kabul edildi.

 

Temsil Heyetinin Ankara’ya Taşınması ( 27 Aralık 1919):

Mustafa Kemal, gelişmeleri yakından izle­yebilmek için Temsil Heyeti ile birlikte Ankara’ya geldi. Çünkü:

1- Ankara, ulaşım  ve  haberleşmenin iyi olması

2- İstanbul’a ve Batı Cephesine yakın idi.

3- Yurdun ortasında ve güvenlikli bir konuma sahipti. Henüz işgale uğramamıştı

 

Son Osmanlı Mebuslar Meclisi Ve Misak-ı Millî (28 Ocak 1920):

-Padişah   Vahdettin,   Mondros   Ateşkes Antlaşmasının   uygulamaya   konulduğu, günlerde Mebuslar Meclisi’ni kapatmıştı. Amasya Görüşmelerinde ise yeniden açıl­ması kararlaştırılmıştı. M. Kemal İstanbul’da toplanmasını sakıncalı gördü fakat İstanbul’da toplanması kararlaştırıldı.

– İşgal devletlerine göre, yeniden toplanacak meclis savaş kararı vermeye cesaret ede­mezdi. Olsa, olsa barış isterdi. O da işgal devletlerinin işine yarardı. Bu düşünceyle seçimlere karışmadılar. Seçimler 1919 yılı Kasım ayında tamam­landı.

Mustafa Kemal seçilen bir kısım Mebuslarla Ankara’da görüştü. Misak-ı Milli’nin esasları kararlaştırıldı. Mebuslar Meclisi 12 Ocak 1920 de İstanbul’da toplandı. Temsil Heyeti taraf­ları Mebuslar, Felah-ı Vatan grubunu oluşturdular. Bu grubun, vatanın bütünlüğünü koruma amacına yönelik istekleri, Mebuslar Meclisi tarafından kabul edilerek Misak-ı Milli ( Milli Ant) ilân edildi (28 Ocak 1920)

 

Misak-ı Milli’nin Maddeleri: 1. Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalan­dığı sırada Türk askerlerinin koruduğu Türk vatanının tümü, ayrılık kabul etmez bir bütündür.

  1. Kendi istekleri ile ana vatana katılmış olan Kars, Ardahan ve Artvin’de gerekirse gene halkın oyuna başvurulabilir.
  2. Batı Trakya’nın durumunun tespitinde hal­kın oyuna başvurulmalıdır.
  3. İstanbul’un güvenliği sağlandıktan sonra Boğazların dünya ticaretine ve ulaşımına açılması da, bizimle birlikte ilgili devletlerin verecekleri karar geçerli olmalıdır.
  4. Azınlıkların  hakları,  komşu  ülkelerdeki Müslüman halkın da aynı haktan yararlan­maları şartı ile kabul edilecektir.
  5. Millî ve ekonomik gelişmemizi engelleyen siyasî, malî ve adlî sınırlamalar (kapitü­lâsyon) kaldırılmalıdır.

Önemi: -** Sınırlar, bağımsızlık, kapitülasyon ve azınlık hakları konularında kararlar almıştır.

– Erzurum ve Sivas Kongreleri kararları kabul edilmiştir.

– Türk vatanının bugünkü sınırları tespit edilmiştir.

– Böylece Kurtuluş Savaşı’nın dayandırıla­cağı ilkeler açıkça ortaya konmuştur.

*** Misak-ı Milli’nin kabulü İstanbul’un işgaline sebep oldu.

– Bunun üzerine M. Kemal TBMM’yi kurma çalışmalarına başladı.

İstanbul’un İşgali ( 16 Mart 1920):

Misak-ı Milli kararlarını beklentilerine aykırı bulan itilâf Devletleri: İstanbul’u resmen işgal ettiler. Mebuslar   Meclisi’ni   basarak,   Temsil Heyeti’nin görüşleri doğrultusunda çalışan Mebusları tutukladılar. Bazıları Anadolu’ya kaçtılar. Anadolu’da sürdürülen millî mücadeleden vazgeçilmezse, İstanbul’u tamamen ala­caklarını ilân ettiler.

– Vahdettin, Mebuslar Meclisini kapattı. (11 Nisan 1920).  Böylece II. Meşrutiyet’te resmen sona erdi.  Ali Rıza Paşa, Hükümet Başkanlığından istifa etti. Salih Paşa Hükümeti kuruldu. O da istifa etti ve yerine tekrar Damat Ferit Paşa geçti.

İstanbul’un İşgaline Karşı M. Kemal’in Aldığı Önlemler: 1-  Durumu vatanın her tarafına duyurdu ve protesto etti.

  1. İstanbul ile telgraf ve telefon haberleşme­sinin kesilmesini istedi.
  2. İstanbul’daki    tutuklamalara    karşı, Anadolu’daki İtilâf Devletleri subaylarının tutuklanmasını istedi.

4.Anadolu’dan İstanbul’a her türlü malî kay­nak gönderimini durdurdu.

  1. İşgal güçlerinin İstanbul ve Adana’dan Anadolu’ya yapacakları sevkıyata engel ol­mak için Geyve ve Ulukışla demiryollarını tahrip ettirdi.

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN AÇILMASI (23 Nisan 1920):

–  İstanbul’un işgali ve Mebuslar Meclisi’nin kapatılması   üzerine   Mustafa   Kemal, Temsil   Heyeti   adına  yayımladığı   bir emirle, Ankara’da olağanüstü yetkilere sa­hip bir meclisin toplanacağını duyurdu. Seçimler yapıldı. Seçilen milletvekilleri ile İstanbul’dan   kaçabilen   milletvekilleri Ankara’da toplandı ve TBMM açıldı. .Böylece millet egemenliğine dayanan yeni Türk Devletinin temelleri atılmış oldu.

– ** Yönetimde millet söz sahibi olduğu için devletin adı da “Cumhuriyet” olmalıydı. Fakat kurtuluş savaşımız devam ediyordu. Cumhuriyetin önemini kavrayamayanlar, toplumda huzursuzluğa sebep olabilirdi. Bu sebeple Cumhuriyet adının verilmesi daha sonraya bırakıldı.

-TBMM’nin açılışından bir gün sonra meclis başkanlığına seçilen Mustafa Kemal, du­rumu Avrupa Devletlerine bildirdi, İstanbul Hükümeti ile yaptıkları ve yapacakları antlaşmaların TBMM tarafından tanınma­yacağını duyurdu.

– 3 Mayıs 1920 de TBMM Hükümeti kuruldu.  – 20 Ocak 1921 de ilk Anayasa “(Teşkilat- Esasiye)” hazırlandı.

– Anayasanın ilk maddesi: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” Diyerek egemenliği halka vermiştir.

– İlk mecliste Tesanüt Grubu, Halk Zümresi ve Islahat Grubu, İstiklâl Grubu, Müdafaa-i Hukuk Grubu (M. Kemal kurdu) olarak dört grup vardı.

 

İlk TBMM’nin Özellikleri:

– Güçler birliği ilkesi benimsenmiştir.(yasama ,yürütme ,yargı güçlerinin mecliste toplanması)Böylece çabuk ve uygulanabilir kararların alınması sağlanmıştır.(Çünkü o sırada ülkemiz işgal altındaydı.)

– Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olduğu ve meclisin üstünde bir gücün olmadığı belirtilmiştir.

– Meclisin başkanı aynı zamanda hükümetinde başkanıdır.

– Partileşme yoktur, gruplaşma vardır.

*** Padişahlık hemen ret edilmedi. Çünkü padişah yanlılarının tepkisini çekerek iç sorun yaşamak ve bölünmeler olsun istenmiyordu.

* Kurucu meclis niteliğindedir.

* Meclis Hükümeti sistemini benimsedi. (Bakanların meclis tarafında seçildiği sistemdir.) Cumhuriyetin ilanı ile şimdiki sistem olan “Kabine Sistemine” geçilecektir.

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ’NE AYAKLANMALAR

Bu sıralarda Damat Ferit Paşa yeniden sadrazam olmuştu. TBMM’nin açılmasını istemiyordu. Mustafa Kemal ve arkadaşla­rının yürüttükleri mücadelenin yanlış oldu­ğunu savunuyordu.

Mustafa Kemal hakkında idam kararı çı­kardılar. Şeyhülislam fetva yayınladı.

Halkın dinî duyguları istismar edilerek bir takım isyanlar çıkartıldı.   Bu ayaklanmaları işgalci devletler de des­tekledi. Amaçları TBMM’yi ortadan kaldır­maktı.

 

1- İstanbul Hükümetinin Çıkarttığı Ayaklanmalar

  1. a) Ahmet Anzavur Ayaklanması
  2. b)  Kuva-yi inzibatiye (Halife Ordusu):  Kuva-yi Milliye’yi dağımak için Damat Ferit Paşa kurdu . Bu ordu, Kuva-yi Milliye birliklerine saldırdı ise de püskürtüldü.

 

2- İstanbul Hükümeti İle İşgalci Güçlerin Birlikte Çıkarttığı Ayaklanmalar

  1. a) Bolu, Düzce, Hendek, Adapazarı ayaklan­ması
  2. b) Konya ayaklanması (Delibaş)
  3. c) Afyon ayaklanması ( Çopur Musa)
  4. d) Millî aşireti ayaklanması (Urfa)
  5. e) Yozgat ayaklanması

 

3-   Azınlıkların Çıkarttığı Ayaklanmalar

  1. a) Pontus Rum Ayaklanması
  2. b) Ermeni intikamcıları

 

4-   Kuva-yi Milliye Yanlısı Olup, Sonradan Ayaklananlar

  1. a)   Çerkez Ethem ayaklanması (  Yunanlılara sığındı. I. İnönü Savaşında isyan bastırıldı.)
  2. b)   Demirci Mehmet Efe ayaklanması

** Kuva-yi Milliyeciler düzenli orduya girmemek için ayaklandı.

 

 

TBMM’nin Bu Ayaklanmaları Önlemek İçin Aldığı Önlemler:

-Hiyanet-i  Vataniye kanunu çıkarıldı  ve İstiklâl Mahkemeleri kuruldu.

– İstanbul Hükümeti ile haberleşmeler ke­sildi.

– TBMM’ye karşı çıkanlar cezalandırıldı ve TBMM’nin otoritesi sağlandı.

– Şeyhülislamın fetvasına karşı Ankara Müftüsü tarafından fetva yayın­landı.

** Kuva-yı Milliye Birliklerinin bu isyanların bastırılmasında büyük faydaları oldu.

 

SEVR ANTLAŞMASI (10 AĞUSTOS 1920) :

–     İtilâf Devletleri, l. Dünya Savaşı sonunda, Osmanlı Devletine kabul ettirmeyi düşün­dükleri esasları İtalya’nın San-Remo ken­tinde belirlemişlerdi. Bu esaslar meclis kapatıldığı için  “Osmanlı Saltanat Şurası’nda” incelendi ve onaylandı.   Rıza Paşa’dan başka hepsi de antlaşma şartla­rını kabul etti. Sonra da Paris’in Sevr ma­hallesinde Damat Ferit Paşa tarafından antlaşma metni imzalandı.

 

Maddeleri: 1. İstanbul, Osmanlı Devletinin başkenti ola­rak kalacak, fakat Osmanlı Devleti azınlık­ların haklarını   gözetmezse   İstanbul, Türklerin elinden alınacaktı.

  1. Boğazlar,  her zaman bütün devletlerin gemilerine   açık   bulundurulacak   ve “Boğazlar Komisyonu” nün idaresinde bu­lunacak.
  2. Doğu Anadolu’da Kürdistan ve Ermenistan devletleri kurulacak.
  3. İzmir dahil, Ege bölgesinin büyük bir bö­lümü ile Midye – Büyük çekmece çizgisinin batısında kalan bütün Trakya, Yunanlılar’a verilecek.
  4. Antalya ve Konya yöresi, İtalyanlara veri­lecek.

6.Adana, Malatya ve Sivas dolaylarını bir­leştiren bölgeler ile Suriye Fransızlar’a veri­lecek.

  1. Arabistan ve Irak, İngilizlere verilecek.

8.Askerlikte, mecburi hizmet olmayacak. Elli

bin kişilik bir ordu bulundurulacak. Bu ordu­nun, Tank ağır makineli tüfek, top ve uçağı olmayacak.

  1. Azınlıklara   geniş   haklar   verilecek. Müslüman milletlerden de azınlık ihdas edilecek.
  2. 10.Kapütilâsyonlardan da bütün devletler yarar­lanacak.

 

Önemi:

– Türk Milletine yaşama hakkı tanımayan ve Türk vatanının parçalanmasını öngören bir antlaşmadır.

– Müslüman azınlıklar iddiası ile Türk milleti­nin de parçalanması plânlanmıştır.

–  TBMM bu antlaşmayı tanımadı. Çünkü, Antlaşmayı  kendisi  değil,  İstanbul Hükümeti imzalamıştı.  Mustafa Kemal TBMM Başkanı olur olmaz bu konuda ge­rekli duyuruyu yapmıştı. Ayrıca, Türk mil­letini yok sayan, Türk vatanının parçalan­masını öngören bu antlaşma kabul edile­mezdi.

–  İmzalayan ve onaylayanlar vatan haini ka­bul edildi.

– Sevr Antlaşmasını TBMM kabul etmediği için  yürürlüğe girememiştir.

 

ÜNİTE III :YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

 

Kurtuluş Savaşımız sırasında, Doğu Cephe­sinde Ermeniler, Güney Cephesinde Fransızlar ve Batı Cephesinde Yunanlılar ile savaşıldı.

 

DOĞU CEPHESİ (Gümrü Antlaşması):

 

Osmanlı Devleti’ni parçalamak isteyen devletler, kendilerine çıkar sağlamak için Osmanlı, ülkesinde yaşayan Müslüman olmayanların haklarını savunma rolü oy­namışlardır.

Ermeniler’i de bu politikalarına alet ettiler. Ermeniler, önce Rusya’nın, sonra da İngiltere’nin desteği ile, Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurmak için harekete geçtiler. Pek çok katliam yaptılar. Ruslarla savaşan Türk ordusunu arkadan vurdular. Bunun üzerine, savaş bölgesinde yaşa­yan insanların can ve mal güvenliğini sağlamak için TBMM, Tehcir (göç) yasa­sını çıkardı. Bu yasayla Ermeniler, Suriye’ye göç ettirildiler (1915). I. Dünya Savaşından sonra Kafkasya’nın güneyinde bir Ermenistan Devleti kuruldu. İtilâf Devletleri, Doğu Anadolu’yu Ermenilere vermeyi planladılar. Bundan cesaret alan Ermeniler, 1920 Haziranında Türkiye’ye karşı saldırıya geçtiler. Fakat Doğu Cephesi Komutan’ı Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki Türk kuvvetlerine yenildiler ve G ü m r ü Antlaşmasını yapmak zorunda kaldılar (3 Aralık 1920).

 

Bunun sonunda:

  1. Ermeniler işgal ettikleri yerleri boşalttılar. Kars ve çevresi Türkiye’ye bırakıldı. Ermeni sorunu çözülmüş oldu.
  2. Doğudaki Türk kuvvetleri, Batı ve Güney Cephelerine kaydırılarak buralar güçlendi­rildi.

 

Önemi:*** Gümrü Antlaşması, TBMM’nin uluslar arası alanda kazandığı ilk siyasive askeri başarıdır. Bundan sonra Doğu Anadolu’da bir Ermeni Devleti kurma ümidi ortadan kalkmıştır. Ermeniler Sevr Antlaşmasından doğan haklarından vaz­geçtiler.

– İlk kez Gümrü antlaşmasıyla belirlenen doğu sınırımız , Moskova ve Kars antlaşmalarıyla son şeklini almıştır.

GÜNEY CEPHESİ (Ankara Antlaşması):

 Bu Cephede Fransızlar, Ermenilerle işbirliği ederek yöre halkına büyük işkenceler yaptılar. Bunun üzerine halk direnişe geçti. Sivas Kongresinde güneydeki Kuva-yi Milliye direnişinin örgütlenmesine karar ve­rildi. Temsil Kurulu tarafından buraya su­baylar gönderildi. Batı Cephesinden farklı olarak, Güney Cephesinde halkın tamamı bu subaylarla kaynaşarak topyekûn bir sa­vaş başlatıldı. Kuva-yi Milliye ve halk savaşı kazandı.

– Düşmana karşı gösterdiği dirençten ve başarıdan dolayı Maraş’a “Kahraman”, Urfa’ya “Şanlı”, Antep’e de “Gazi” unvanları verildi.

– Fransızlar Sakarya Savaşının kazanılması üzerine Ankara Antlaşmasını imzalayarak (20 Ekim 1921) yurdumuzu terk etmek zorunda kaldılar.

– bu antlaşma ile: 1- Hatay dışında kalan bugünkü Suriye sını­rımız çizildi. Hatay’da özel bir yönetim ku­ruldu.

2-Afganistan ve Sovyetler Birliğinden sonra Fransa da, yeni Türk Devletini tanımış oldu.

NOT: İtilâf devletleri içinde yeni Türk devletini ilk tanıyan devlet Fransa’dır.

 

DÜZENLİ ORDUNUN KURULMASI

– Mondros mütarekesinden sonra Osmanlı ordusu terhis edilmişti fakat işgalciler ayak bastıkları her yerde Kuva-yı milliye birlikleriyle karşılaştılar.Kuva-yı milliye birlikleri askerlik tekniğinden uzak ve meydan savaşı yapacak güçte değildi. Düşmana ani bas­kınlar yapıp kayıplar verdiriyor, ilerlemesine engel oluyor­lardı. Bu birliklerin büyük bir bölümü askeri eğitimden geçmemişti. Ayrıca ağır silahları da yoktu.Asker sayısı bakımından çok üstün olan ve modern silah­lara sahip olan düşman kuvvetlerine karşı savaşı kazan­makta imkansızdı. Bu nedenle düşmanla başa çıkacak durumda değillerdi. Kuva-yı milliye birliklerinin bir bölümü ihtiyaçlarını halktan zorla karşılıyordu. Suçluları usulsüz yargılayıp ağır bir şe­kilde cezalandırıyorlardı. Ayrıca belli bir otoriteye bağlı kal­mak istemiyorlardı.

– İşte bütün bu nedenlerden dolayı düzenli ordunun kurul­masına ihtiyaç duyuldu.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Kuva-yı Milliyenin ta­rihimizde önemi büyüktür.Batıda Yunanlılar, Güneyde Fransızlara karşı başarılı savaşlar yaptılar. Onlara kayıp­lar verdirerek ilerlemelerini yavaşlattılar. Ayrıca TBMM’ye karşı çıkan ayaklanmaların bastırılmasında da görev aldı­lar.

– Düzenli ordu kurulunca Çerkez Ethem ve Demirci Meh­met Efe katılmayarak isyan ettiler.

BATI CEPHESİ :

Bu cephede İngiliz ve Fransızların desteklediği Yunan ordusu ile savaşılmıştır. Ve Kurtuluş Savaşımızın en ağır ve kaderimizi belirleyen savaşları bu cephede yapıldı.

 

  1. İnönü Savaşı (6-10 Ocak 1921) :

Nedeni:1. İtilâf Devletleri desteğinde, Sevr antlaş­masını Türklere kabul ettirmek.

2.TBMM ordularını yok edip Ankara’ya kadar olan Türk topraklarını ele geçirmek ve TBMM’ni kapatmak.

  1. Demiryollarının   kavşak   noktası   olan Eskişehir’i ele geçirmek.

– Yapılan savaş sonunda Yunan ordusu yenilgiye uğratıldı.

Sonucu:

1- Düzenli ordunun ilk askeri  zaferdir.

2- TBMM Hükümetinin moral ve otoritesinin artmasını sağladı. Türk Milletinin azmini ve kurtuluş umudunu güçlendirdi.

3- İtilâf Devletleri arasında bazı anlaşmazlık­lara yol açtı ve Londra Konferansının top­lanmasına sebep oldu.

4- Sovyet Rusya ile Moskova Antlaşması imzalandı.(16 Mart 1921)

5- Afganistan ile dostluk antlaşması imzalandı.

6- İsmet Paşa Albaylıktan generalliğe terfi etti.

7- Çerkez Ethem isyanı bu zaferden sonra bastırıldı.

8- 20 Ocak 1921’de ilk anayasa ( Teşkilat-ı Esasiye) ilan edildi.

9- 12 Mart 1921’de İstiklal Marşımız kabul edildi. ( Milli bilinci ve bağımsızlık coşkusunu pekiştirmek için hazırlandı.)

** İstiklal Marşının yazarı Mehmet Akif Ersoy, bestecisi Zeki Üngör’dür.

Londra Konferansı (21 Şubat – 12 Mart 1921):

İtilaf Devletleri, TBMM’nin başarılarından endişelendiler ve Sevr Antlaşmasını biraz değiştirerek TBMM’ne kabul ettirmeyi dü­şündüler. Bu amaçla, İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan Londra Konferansını topladılar.

– Bu konferansa İstanbul Hükümeti yanında TBMM Hükümeti direk çağrılmadı. TBMM bunu kabul etmeyince İtalya aracılığı ile TBMM Hükümeti de resmen davet edildi.  İstanbul Hükümetini Tevfik Paşa, TBMM Hükümetini de Bekir Sami Bey temsil edi­yordu. Tevfik Paşa söz hakkını Bekir Sami Bey’e bıraktı. Bekir Sami Bey de Misak-ı Millî ile tespit edilmiş olan haklarımızı belirtti.

Konferans anlaşma sağlanamadan dağıldı.

– TBMM zaten, bu konferansa: 1- Misak-ı Milli’yi duyurmak.. 2- İtilâf Devletlerinin “Türkler barış görüşmelerine yanaşmıyorlar, savaşı uzatıyorlar.” gibi bir propagandaya girişmelerine imkân vermemek 3- TBMM’nin ulusun temsilcisi olduğunu duyurmak için konfe­ransa katılmıştı.

-*** Bu konferansla, Türkiye Büyük Millet Mec­lisi, İtilâf Devletleri tarafından hukuken (resmen) tanınmış oluyordu.

 

Moskova Antlaşması(16 Mart 1921):

Rusya’da 1917 Bolşevik ihtilâli ile Çarlık rejimi yıkılmış ve Rusya I. Dünya Sa­vaşından çekilmişti. Bunun üzerine Batılı devletler Rusya’ya karşı cephe aldılar.

Rusya da, Batılı devletlerin Anadolu’yu ele geçirme çabalarından endişe duymaya başladı. Çünkü Anadolu’nun işgali, Rus­ya’nın güney sınırlarını da tehlikeye so­kardı. Bu yüzden Rusya, TBMM ile yakın­laşmaya başladı, önce Misak-ı Milli’yi ta­nıdı.

  1. İnönü Zaferinden sonra Türk Milleti’nin gü­cünün daha da artması üzerine Moskova Antlaşması imzalandı.

Buna göre:

  1. Doğu sınırımız çizildi.
  2. İki devlet arasında karşılıklı yardımlaşma kabul edildi.
  3. Birinin tanımadığı devletler arası anlaşmayı diğeri de tanımayacaktı. (Rusya Sevr’i ret etmiş oldu.)

–  Afganistan’dan sonra Rusya da yeni Türk Devletini tanıdı.

– Doğu sınırımız güvenlik altına alındı. Buradaki Türk kuvvetleri diğer cephelere kaydırılarak bu cepheler güçlendirildi.

 

  1. İnönü Savaşı (26 Mart-1 Nisan 1921):

Londra Konferansında yeni Türk Devletine isteklerini kabul ettiremeyen itilâf Devletleri Yunanistan’ı yeniden saldırıya geçirttiler. Amaç yine I. İnönü Savaşındakinin aynısı idi. Sonuç da aynı oldu. Yunanlılar yenildi. Bu başarı TBMM Hükümetinin otoritesini artırdı. Halkın orduya olan güvenini pekiştirdi. İtalya bu zaferden sonra Antalya ve Muğla’dan çekilmeye başladılar.

-Mustafa Kemal, ismet Paşa’ya “Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin makûs tali­hini de yendiniz.” sözünü bu zafer üzerine söylemiştir.

 

 

Kütahya – Eskişehir Savaşları (10-24 Temmuz 1921):

-Üst üste yenilgiye uğrayan Yunanlılar bü­yük bir hazırlık yaparak şiddetli bir saldı­rıya geçtiler. Afyon, Kütahya, Eskişehir Yunanlıların eline geçti.

Türk ordusu daha elverişli şartlarda savaş­mak üzere Mustafa Kemal’in emriyle Sakarya’nın doğusuna çekildi. Ordumuzun fazla kayıp vermesi önlendi. Araç – gereç sağlandı. Yunan kuvvetleri, Anadolu içine çekilerek mevzilerinden uzaklaştırılmış oldu.

–  Ancak, önceki başarıların yarattığı iyim­serlik   kayboldu.   Hükümet   merkezinin Kayseri’ye taşınması bile gündeme geldi. Fakat TBMM kabul etmedi.

– Bu savaşla Türk ordusunun daha saldırı (taarruz ) gücü olmadığı anlaşıldı.

 

Savaşa Rağmen Eğitim Kongresi: Maarif nazırı (milli eğitim Bakanı)Hamdullah Suphi Bey Eğitim sorunlarını ve ilerideki eğitim politikalarını konuşmak üzere konferans ayarlamıştı. Kütahya Eskişehir savaşlarını görünce M. Kemal’e konferansı isterse erteleyelim dedi. M. Kemal eğitimin önemli olduğunu cehaletin eğitimle yenileceğini söyleyerek kongrenin toplanmasını istedi. Kendiside bizzat katılarak konuşma yaptı.15-21 Temmuz 1921 tarihleri arasında yapıldı.

 

  1. Kemal’e Baş Komutanlığın Verilmesi(5 Ağustos 1921):

– Kütahya- Eskişehir Savaşları sonunda ordu geri çekilince Meclis içinde bir grup M. Kemal’in ordunun başına geçmesini istedi. M. Kemal orunun başına geçeceğini ancak Meclisin tüm yetkilerinin kendine bir süre için verilmesini istedi. Uzun tartışmalar sonunda M. Kemal meclisin tüm yetkilerini üç aylığına alarak  alarak baş komutan oldu. Ve Tekalif-i Milliye emirlerini hazırladı.

 

Tekalif-i Milliye Emirleri (8 Ağustos 1921):

Tekalif-i Milliye ulusal yükümlülük anlamına gelir. Sakarya Savaşı öncesi hazırlanıp yayınlanmıştır. Buna göre:

1- Her ilçede Tekalif-i Milliye komisyonları kurulacak.

2- 40 yaşına kadar olan herkes askere alınacak

3- halkın ve esnafın elinde olan giyim eşyası, hayvan ve yiyeceğin %40’ı parası sonra ödenmek şartı ile alınacak

4- Her aile bir askeri giydirecek iç çamaşırı, çorap ve ayakkabı hazırlayıp verecek.

5- Akaryakıt, haberleşme araçları, kamyon lastiklerinin %40’ı devlete verilecek.

6- Halkın elindeki silah ve cephane orduya teslim edilecek

7- Ülkede tüm zanaatkarlar (demirci, dökümcü, marangoz vb.) ordunun emrine alınacak.

 

Sakarya Savaşı (23 Ağustos-12 Eylül 1921):

–  Yunanlılar Türk ordusunu hazırlıksız yaka­lamak için 23 Ağustos 1921 de şiddetli bir saldırıya geçti.

–  Mustafa Kemal askerlerine “Hattı müdafaa yoktur. Sathı müdafaa vardır. O satıh bü­tün vatandır. Vatanın her karış toprağı va­tandaş kanıyla ıslanmadıkça bırakılamaz.” emrini verdi. Savaş 22 gün ve gece sürdü. Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı ismet Paşa yönetimin­deki Türk ordusu büyük bir zafer kazandı.

Sonuçları:

– Türk Milletinin bağımsızlık azmi daha da güçlendi.

– Türklerin, 1683 II. Viyana ku­şatmasından beri devam eden geri çekilişi durdu.

– Mustafa   Kemal’e   “Gazilik”   unvanı   ve “Mareşallik” rütbesi verildi.

– Yunanistan taarruzdan savun­maya geçti.

– İtilâf Devletleri, Yunanistan’dan uzaklaş­maya başladı.

– Kafkas Cumhuriyetleri ile Kars Antlaşması imzalandı.(13 Ekim 1921)

– Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.(20 Ekim 1921)

– İtalya yurdumuzu terk etti.

Kars Antlaşması (13 Ekim 1921):

TBMM Hükümeti ile, Sovyetler Birliği ara­sında daha önce imzalanan Moskova Antlaşmasının, Sovyetler Birliğine bağlı Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan ta­rafından da imzalanmış olmasından iba­rettir. Doğu sınırımız kesin şeklini almıştır.

 

Büyük Taarruz Ve Başkumandanlık Meydan Muharebesi (26-30 Ağustos 1922):

–  Sakarya’da yenilen Yunanlılar, işgal ettik­leri yerleri ellerinde tutabilmek için savun­maya geçtiler.

– Türk ordusu yaklaşık bir yıllık hazırlıktan sonra düşmanı Anadolu’dan sö­küp atmak için, 26 Ağustos 1922 de taar­ruza geçti. Devletin bütün imkânları ile do­natılan Türk ordusu, Yunan kuvvetlerini kuşattı. 30 Ağustos günü, muharebeyi doğrudan Başkumandan Mustafa Kemal yönetti. Dumlupınar’da Yunan kuvvetleri yok edildi. Kesin zafer kazanıldı.

–  Mustafa Kemal’in “Ordular! ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” emriyle Yunanlılar takip edildi. Yunan Başkumandanı Trikopis esir alındı. Türk kuvvetleri 9 Eylül 1922 de İzmir’e girdi.

Bu zafer, Anadolu’nun sonsuza kadar Türk vatanı kalacağını dünyaya ispat etti.

 

Mudanya Ateşkes Antlaşması (11 Ekim 1922):

 Batı Anadolu’nun, Yunanlılardan temiz­lenmesinden sonra Türk kuvvetleri Boğazlar ve İstanbul’a yürüdü, İngiltere, Boğazlar ve İstanbul’u savun­mak istediyse de, Fransa ve İtalya’dan gerekli desteği göremedi. Sovyetler Birliği de Türkleri destekleyeceğini açıklayınca, ateşkes görüşmelerini kabul etmek zo­runda kaldı.

Türkiye, İngiltere, Fransa ve İtalya ara­sında Mudanya Ateşkes Antlaşması im­zalandı.

 

Buna göre:

  1. Doğu Trakya (Edirne dahil), Meriç Irmağının sol sahiline kadar Yunan ordusu tarafından boşaltılacak ve TBMM Hükümetine teslim edilecek. Türkler barış imzalanana kadar Doğu Trakya’da sekiz bin jandarma bulunduracak.
  2. Boğazlar ve İstanbul TBMM Hükümeti yö­netimine bırakılacak.
  3. İtilâf Devletlerinin kuvvetleri, barış imzala­nıncaya kadar İstanbul’da kalacak.

 

Önemi:

– *** Boğazlar, İstanbul ve Doğu Trakya, savaş yapılmadan kurtarılmıştır..

– Mondros Ateşkes Antlaşması hükümsüz hale gelmiştir.

– İstanbul TBMM’ye bırakılması ile Osmanlı saltanatı hukuken sona erdi .( Resmen Saltanatın kalkması ile sona erecek.)

– Kurtuluş Savaşımızın Savaş dönemini bitiren antlaşmadır.

 

ÜNİTE IVÇAĞDAŞ TÜRKİYE YOLUNDA ADIMLAR

1- Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922) :

– Saltanatın kaldırılma nedenleri: Lozan görüşmelerine çağrılarak ikilik yaratmayı önleme, Kurtuluş Savaşında padişahın olumsuz tutumu ve M. Kemal’in yeni kurulan devlette saltanat yerine Cumhuriyeti istemesidir.

– Lozan’a İstanbul hükümeti de çağrılınca M. Kemal Lozan Antlaşması öncesi saltanatla halifeliği ayırarak saltanatı kaldırdı. Son padişah Vahdettin ülkeyi terk edince halife olarak Osmanlı soyundan gelen Abdülmecit Efendi halife oldu.

Sonuçları: 1- 623 yıllık Osmanlı Devleti resmen sona erdi.   2-Padişah Vahdetti kaçarak İngilizlere sığındı.

3- İtilaf Devletlerinin ikilik çıkarma oyunları sona erdi.        4- Cumhuriyetin ilanı için zemin hazırladı.

5- Laikliğe geçişin ilk adımıdır.

Lozan Barış Antlaşması(24 Temmuz 1923):

 

– Mudanya Ateşkes Antlaşmasından sonra barış esaslarını görüşmek üzere Lozan Konferansı toplandı (20 Kasım 1922). Konferansa İstanbul Hükümeti de çağrılınca M. Kemal ikiliği önlemek ve Lozan’a tek katılmak için Saltanatı Lozan Antlaşması öncesi kaldırdı.

– Konferansa Türkiye,  İngiltere,  Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Yugoslavya katıldı. Boğazlarla ilgili konular görüşülürken,     Sovyet   Rusya   ve Bulgaristan da hazır bulundular. Konferansta Türk devletini İsmet Paşa başkanlığında bir heyet temsil etti. Konferans üç önemli konuyu çözecekti.

  1. Türk – Yunan barışının esaslarını belirle­mek.
  2. Osmanlı   Devletinin   yerine,   yeni  Türk Devletini ve onun haklarını tanımak.
  3. Osmanlı Devletinin yabancılara vermiş ol­duğu kapitülâsyonları kaldırmak.

– Konferans görüşmeleri çok çetin geçti.

– Borçlar meselesi,

–  Kapitülâsyonlar,

–  İstanbul’un itilâf Devletlerince boşaltılması,

–  Irak sınırımızın belirlenmesi, konularında an­laşmaya varılamadı. Konferans 4 Şubat 1923’te dağıldı.

Tekrar toplandığında Lozan Antlaşması imza­landı (24 Temmuz 1923).

 

Buna göre:

  1. Trakya’da   Yunanistan   ile   olan   sınır, Mudanya Ateşkes Antlaşmasında belirlen­diği gibi kaldı.
  2. Bozcaada ve Gökçeada Türkiye’ye verildi. Midilli, Sakız, Sisam Yunanlılara bırakıldı ve askersiz hale getirildi.
  3. Türkiye’deki Rumlar ile Yunanistan’daki Türkler değiştirilecekler. Fakat “Batı Trakya Türkleri ile İstanbul Rumları bu değişimden ayrı tutulacak.” 1930 da çözümlendi.
  4. Yunanistan harp tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye verdi.
  5. Kapitülâsyonlar kaldırıldı. (Ekonomik bağımsızlık sağlanmış oldu.)
  6. Barış zamanında askerî nitelik taşımayan gemiler ve uçaklar boğazlardan serbestçe geçebilecekti. Savaş anında, Türkiye sa­vaşta yer alırsa boğazlar üzerinde istediği gibi davranacaktı. Boğazların her iki yakası askerden   arındırılacaktı.  Boğazlardan geçişleri, başkanlığını Türkiye’nin yapa­cağı, uluslararası bir “Boğazlar Komisyo­nu” düzenleyecekti.
  7. Suriye sınırı Ankara Antlaşmasıyla belirle­nen şekliyle kaldı.
  8. Doğu sınırımız Moskova ve Kars antlaş­malarıyla belirlenen şekliyle kaldı.
  9. Bulgaristan’la sınırımız, Balkan Savaşları sonunda imzalanan İstanbul Antlaşmasıy­la belirlenen şekliyle kaldı. Meriç Nehri sınır oldu.
  10. Düyun-u Umumiye idaresi sona erdi. Osmanlı borçları Türkiye ve Osmanlı egemenliğindeki uluslar arasında paylaşılarak ödenecekti.

11-Yabancı okulların, Türkiye’nin koyacağı kurallar çerçevesinde faaliyete devam etmesi kararlaştırıldı.

12- Ortodoks Patrikhanesi , İstanbul’da kalacak ancak siyasi faaliyette bulunmayacak.

Lozan’da Çözümlenemeyen (Yarım Kalan) Konular:

 

1-      Boğazlar sorunu ( Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile çözülecek)

2-      Musul Sorunu (İngiltere ile sonra görüşmek üzere bırakıldı. Ancak alınamadı)

3-      Hatay Sorunu ( Fransızlarla 1939’da imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye’ye bağlandı.)

Önemi:Yeni Türk Devleti’ni bütün devletler tanımış oldular. Siyasî bağımsızlık yanında ekonomik ba­ğımsızlık elde edildi. M. Kemal ülkeyi kalkındırmak ve geliştirmek için İnkılaplar dönemini başlatmasını sağladı.

 

Milli Sınırlardan Milli Ekonomiye:

  1. İzmir (Türkiye) İktisat Kongresi (17 Şubat 1923)

Ülke ekonomisinin durumu Kurtuluş savaşında iyice bo­zulmuştu. Elde edilen askeri ve siyasi başarının bir ben­zeri ekonomik alanda da sağlanması şarttı.

Ekonomiyi güçlendirmek ve milli ekonominin kurulmasıy­la ilgili esasları belirlemek amacıyla 17 Şubat 1923’de İz­mir iktisat kongresi toplandı bu kongreye çiftçi Tüccar, sanayici ve işçi kesimlerinden temsilciler katıldı. Burada Misak-ı iktisadi (ekonomik ant) kabul edildi.

 

Kongrede alınan kararlar:

1- Sanayinin her alanda geliştirilmesi

2- Yabancı tekelden kaçınılması

3-  Çiftçilere kredi sağlanması

4- Milli sanayi kurulması ve ihracatın teşvik edilmesi

5- Bu kongrede devletçilik ilkesi benimsenmiştir.

 

Başkent Ankara:

 M.Kemal Sivas kongresinden sonra (27 Aralık 1919) temsil heyeti ile Ankara’ya gelmişti. Savaşı buradan yönetti, meclisi burada açtı.Ankara başkent gibi konumdaydı. M.Kemal Ankara’nın resmi olarak başkent olmasını istedi. 13 ekim 1923 tarihinde tek maddelik kanun teklifi ile “Türkiye Devleti’nin başkenti Ankara’dır.” İfadesi anayasamızda yerini aldı.

 

Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923):

1923 Ekim ayının sonlarına doğru Fethi (Okyar) beyin başkanlığındaki hükümet istifa etti. Yeni hükümet kurma işi bunalıma dönüştü. Meclis Hükümeti sistemi seçimlerde sorun yaratıyordu. M. Kemal bu sorunu ortadan kaldırmak için Cumhuriyetin ilan edilmesini istiyordu.

Gelişmeleri yakından takip eden Mustafa Kemal yakın ar­kadaşlarını Çankaya köşküne davet etti. 28 Ekim akşamı yakın arkadaşlarının da görüşlerini aldıktan sonra “yarın cumhuriyeti

ilan edeceğiz” dedi. O gece Mustafa Kemal ile İsmet Paşa hazırladıkları kanun tasarısını ertesi günü meclise sundular. Aynı gün meclis, cumhuriyetin ilanını resmen kabul etti ve ilk cumhurbaşkanı da oy birliğiyle Mustafa Kemal seçildi.

Sonuçları:– Cumhuriyetin ilanıyla yeni Türk devletinin adı belli ol­du (konuldu) ve rejim konusundaki tartışmalar da so­na erdi.

-“Meclis hükümeti” yerine “kabine sistemine” geçildi, (bu­na göre cumhurbaşkanı, başbakanı atayacak, başba­kan da bakanları seçerek cumhurbaşkanının onayına sunacak)

– Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı Mustafa Kemal ilk başbakanı İsmet İnönü, ilk meclis başkanı da Fethi Okyar oldu.

– Devlet başkanlığı sorunu çözüldü. Çünkü devletin ye­gane başkanı, cumhurbaşkanı Mustafa Kemal oldu.

Çağdaş Devlete Doğru:

– Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924):

1 Kasım 1922’de saltanat ve halifelik birbirinden ayrılarak saltanat kaldırıldı ve halifeliğin yetkileri dinî konularla sınırlandırıldı. Vahdettin’in ülkeyi terk etmesinden sonra, Osmanlı sülâlesinden Abdülmecit Efendi, TBMM tarafından halife seçildi. Kendisine sadece Müslümanların halifesi unvanını kullanması bildirildi. Halife olan Abdülmecit Efendi’nin, zamanla hükümetin talimatlarının dışına çıktığı görüldü. Kendisini devlet başkanı gibi görmeye başladı. Bu durum ise yeni rejim için bir huzursuzluk kaynağı oluyordu. Buna karşı derhal tedbir alınması gerekiyordu. Ayrıca Türkiye’de gerçekleştirilmesi düşünülen inkılâpların yapılabilmesi için halifeliğin kaldırılması zorunlu idi.

– Bu sebeplerden dolayı 3 Mart 1924’te TBMM’de kabul edilen bir kanunla halifelik kaldırıldı.

– Şeriye ve Evkaf Vekaleti (Şeriat İşleri ve Vakıflar başkanlığı) kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

 

Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Kanunu ve Medreselerin Kaldırılması (3 Mart 1924):

– Osmanlılarda en önemli eğitim kurumları medreselerdi. Osmanlı devletinin yenileme ve çöküş dönemlerinde di­ğer kurumlar gibi medreseler de bozulmuştu. Tanzi­mat’tan itibaren batı tarzında eğitim veren okullar açılmış­tı. Aynı zamanda azınlık ve yabancı ülkelerin okulları da bulunmaktaydı.

– Çağdaş ve modern bir Türkiye için eğitimin çağdaş ve la­ikleşmesi gerekiyordu. Bu amaçla eğitim alanında inkı­laplar yapıldı. Bunun ilk öncülüğünde Tevhit-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Ka­nunu aldı (3 Mat 1924).

Tevhit-i Tedrisat Kanunun kabul edilmesiyle medreseler kapatıldı. Bütün okullar milli eğitim bakanlığına bağlandı. Eğitim sistemi de millileşti. Laik eğitim benimsendi.

Milli eğitimin Esasları: 1- Eğitim öğretim işleri Milli Eğitim Bakanlığınca yürütülür. 2- Eğitim sistemi laiktir, milli kültür birliğini sağlamayı amaçlar. 3- Karma eğitim esastır. 4- Herkes ayrım yapılmaksızın eğitim hakkından yararlanır. 5 – İlköğretim parasız ve zorunludur.   6- Eğitimle etkin, faydalı ve verimli vatandaşlar yetiştirmeyi hedefler.  7- Öğretim programları çevre koşullarına çağın gerekliliğine uygundur.  8-eğitim programları milli birlik ve dayanışmayı güçlendirecek ve bilimsel çalışmalara yeniliklere uygundur.

Çok Partili Demokratik Hayat:

Demokrasilerin düzgün işleyebilmesi için birden fazla partiye gerek vardır. M. Kemal bu nedenle çoklu parti için çalışmaların başlanmasını istiyordu.

– M. Kemal’in isteği ile çok partili rejim denemeleri için kurulacak partiler ülke rejimini tehdit edince çok partili rejim denemelerine bir süre ara verilecek. 1946’da Demokrat Parti

kurulması ile çok partili hayat başlayacak. 1950’ya kadar Cumhuriyet Halk Fırkası iktidarda kaldı.

 

  1. a) Cumhuriyet Halk Fırkası (9 Eylül 1923)

Mustafa Kemal meclis çatısı altında bütün grupları birleş­tirmeyi denedi. Bunu başaramayınca kendisi gibi düşü­nen arkadaşlarıyla birlikte “Anadolu ve Rumeli Müdafaa­yı hukuk” grubunu kurdu. Bu grup daha sonra Atatürk’ün emriyle Halk fırkası adını aldı. (9 Eylül 1923). Cumhuriyetin ilanından sonra ise ismi değiştirilerek Cum­huriyet Halk partisi oldu. Böylece cumhuriyet tarihinin ilk siyasi partisi kurulmuş oldu.

  1. b) Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

– Bu parti, kurtuluş savaşında Atatürk’le aynı saflarda bu­lunmuş olan bir grup sivil ve asker tarafından kuruldu. Bu kişiler Kazım Karabekir (partinin başkanı) Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Adnan Adıvar’dı

– Atatürk yeni kurulan partiyi olumlu karşıladı. Çünkü de­mokrasilerde çok parti olmalıydı. Aynı zamanda hüküme­tin denetlenmesi için de muhalefet partilerinin bulunması gerekliydi.

-** Parti ilk muhalefet partisidir. Devletçilik ilkesi yerine liberalizmi (serbest ekonomi) benimsiyordu.

– Terakkiperver Cumhuriyet fırkası demokratik hayatı be­nimsemekle beraber dini inanışlara saygılıyız görüşüne de ağırlık veriyordu. Kısa zamanda amacından sapan parti aynı zamanda inkılapları benimsemeyen kişilerin sı­ğınabileceği bir yer durumuna geldi. Doğuda çıkan Şeyh Sait ayaklanmasında, partinin bazı yöneticilerinin de rolü olduğu gerekçesiyle, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı. (5 Haziran 1295)

 

  1. c) Serbest Cumhuriyet Fırkası (12 Ağustos 1930):

– 1929 yılında, Dünyada büyük bir eko­nomik kriz yaşandı. Ülkemiz de bundan etkilendi. Hükü­metin ekonomik programı bazı milletvekilleri tarafından eleştirildi. Mustafa Kemal “yeni bir parti kurulursa hükümet daha iyi denetlenebilir” diyordu. Bu amaçla yakın arkadaşı Fethi Okyar’a yeni bir parti kurmasını istedi. Böylece Türki­ye’nin üçüncü partisi olan Serbest Cumhuriyet Fırkası Fethi Okyar’ın başkanlığında kuruldu. (12 Ağustos 1930)

– Demokrasinin gereği olarak kurulan bu parti kısa sürede laikliğe karşı olanların toplandığı bir parti haline geldi.

– Fethi Bey, partinin devlet için tehlikeli olmaya başlaması üzerine partiyi kapatmak zorunda kaldı. (17 Kasım 1930)

Çağdaş uygarlığa Doğru Adımlar:

  1. Kılık Kıyafet Kanunu (Şapka Kanunu) 25 Kasım 1925:

– Kılık kıyafet insanların hayat tarzlarını ve kültürlerini yan­sıtır. Osmanlı devletinde giyim kuşam her milletin kendi örfüne göre düzenlenirdi. II. Mahmut devlet adamları ve askerler arasında kıyafet birliği sağlamaya çalıştı.

Atatürk kılık kıyafette de çağdaş olunmasını istiyordu. Ata­türk Kastamonu’ya yaptığı gezide şapkayı tanıttı. 25 Ka­sım 1925’te de şapka kanunu çıkarıldı.

– 1934 yılında çıkarılan başka kanunla da din adamlarının, ibadet yerlerinin dışında dini kıyafetle gezmesi yasaklan­dı.

-Kadınlarla ilgili herhangi zorlama ve kanun çıkarılmadan, Zamanla modern kıyafeti benimsediler.

Not: Sadece en büyük din görevlileri kıyafeti ile dolaşabilecekti. (Diyanet İşleri Başkanı, Rum Patriği gibi)

  1. Takvim saat ve ölçülerde değişiklik

Türklerin kullandığı Hicri takvim ve ölçüler uluslar arası ilişkilerde sorun yaratıyordu. Bu nedenlerle:

– Miladi Takvim kabul edildi. (26 Aralık 1925)

– Uluslararası saat sistemi kabul edildi.

– 1931’de çıkarılan bir kanunla arşın yerine metre, okka yerine kilogram ve litre kabul edildi.

Bu yeniliklerle iç piyasada alışveriş canlanırken, milletle­rarası ticarette büyük kolaylık sağlandı.

 

  1. Tekke ve Zaviye ve Türbelerin  Kapatılması (30 Kasım 1925):

– Tekke; tarikatların toplantı, tören, eğitim yeridir. Zaviye ise tekkenin daha küçüğüdür.

Tekke ve zaviyeler Osmanlı devletinde tarikatların faali­yet yaptığı yerlerdi. Osmanlı devletinin son zamanlarında Tekke ve zaviyeler esas görevlerinden uzaklaştılar. Hal­kın din duygularının istismar edildiği yerler haline geldi. Laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyetinde böyle kuru­luşların yeri olamazdı.    30 Kasım 1925’te çıkarılan bir ka­nunla Tekke ve Zaviyeler kapatıldı. Şeyh, derviş gibi un­vanlar da yasaklandı.

HUKUK VE AİLE:

Hukuk vatandaşların devletle ve birbirileriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallar bütünüdür.

1- 1921 Anayasasının Kabulü (Teşkilat-I Esasiye) 20 Ocak 1921:

– Yeni Türk devletinin ilk anayasası olan Teşkilat-ı Esasiye 20 Ocak 1921 tarihinde TBMM’de kabul edilmiştir. Bu anayasa kısa ve öz olarak hazırlanmıştır. Çünkü bu dönemde Kurtuluş Savaşı devam ediyordu. Bu anayasa daha çok TBMM’nin Anadolu’daki etkinliğini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.

– 1921 Anayasası’nda “Egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir.” Maddesi ile ilk defa millet devlet yönetiminde yasal olarak söz ve karar sahibi olmuştur.

-1921 Anayasası’na göre Güçler Birliği ilkesi kabul edilmiştir.Buna göre kanun yapma, yürütme yetkisi ve yargı milletin tek temsilcisi olan TBMM’ye verilmiştir. Bu madde Kurtuluş Savaşı yıllarında daha çabuk karar alabilmek için uygulanmıştır.

-1921 Anayasasında devletin şekliyle ilgili bir hüküm yoktur. Millî egemenlik anlayışının doğal sonucu olan cumhuriyet adının konması sonraya bırakılmıştır.

– 29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilân edilince 1921 Anayasası’na “Türkiye devleti bir Cumhuriyettir” maddesi eklenmiştir.

 

2- 1924 Anayasası:

Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra hazırlanmıştır. 1924 Anayasası’nda ulusal hakimiyet, TBMM’nin üstünlüğü, tek meclis ve “Güçler ayrılığı ilkesi” , Cumhurbaşkanı’nın TBMM’den ve 4 yıl için seçilebileceği, üst üste aynı kişinin Cumhurbaşkanı seçilebileceği, yargı hakkının bağımsız mahkemelerde olduğu, Cumhuriyet rejiminin değişmezliği ve Danıştay’ın kurulması gibi maddeler vardı. 1924 Anayasası’nda da 1960 yılına kadar düzenlemeler olmuştur.

 

3- Türk Medeni Kanununun Kabulü (17 Şubat 1926):

Evlenme, boşanma, miras ve aile hukuku ile ilgili kanunlar medeni hukuk kapsamındadır.

Avrupa devletlerinde modern hukuk kuralları uygulanırken Osmanlı Devleti’nde Tanzimat döneminde dini kurallara dayalı “MECELLE” adı verilen kanun hazırlanmıştı. Mecelle ihtiyaçlara cevap veremediği için 1926 yılında Türk milletinin örf ve hukukuna en yakın olan ve Avrupa’daki en yeni medeni kanun olan İsviçre Medeni Kanunundan alınarak hazırlandı.

 

Medeni Kanun’un Getirdiği Yenilikler

1.Aile hukukunda kadın-erkek eşitliği sağlandı.

2.Resmi nikah ve tek kadınla evlilik esası kabul edildi.

3.Kadına da boşanma hakkı verildi.

4.Mirasta kadın erkek eşitliği sağlandı.

5.Mahkemelerdeki şahitlikte kadın erkek eşitliği getirildi.

6.Kadınlara istediği mesleğe girebilme hakkı tanındı.

7.Boşanma durumunda çocukların hakları güvence altına alındı.

 

Hukuk alanında diğer yenilikler:

– Türk Ceza Kanunu : İtalya’dan alınıp hazırlanmıştır.

– Borçlar Kanunu: İsviçre’den alındı.    

– Türk Ticaret Kanunu:Almanya’dan alındı.    

– İcra ve İflas Kanunu

 

REJİM KARŞITI İSYAN:

Şeyh Sait isyanı (1925):

Nedenleri:TerakkiperverCumhuriyet Fırkasının’da Cumhuriyete karşı olanların halkı dini duyguları ön plana çıkararak kışkırması.   2- Lozan’da çözümlenemeyen Musul sorununu İngilizler çözmek için Anadolu’da isyan çıkartmak istemesi

3- Tutucu kesimin saltanat ve hilafeti geri istemesi.

– 13 Şubat 1925’te Ergani’nin Piran köyünde başlayan is­yan kısa zamanda bölgeye yayıldı. İngilizler isyancılara silah ve cephane yardımında bulundu. Hükümet derhal gerekli önlemleri aldı. ilk önce Doğu ve Güneydoğuda seferberlik ilan etti. Daha sonra da isyan­cılar kısa zamanda yakalanarak gerekli cezaya çarptırıl­dılar.

Şeyh Sait isyanının Sonuçları

– İsyanı bastırmak için Takrir-i Sükun Kanunu çıkarıldı. İstiklal Mahkemeleri tekrar açıldı.

–  Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası kapatıldı.

–  Çok partili hayata geçiş için erken olduğu anlaşıldı.

–  İngilizler bu isyan sırasında Musul sorununu kendi çı­karları doğrultusunda çözümlediler

–  *** Şeyh Sait ayaklanması cumhuriyete karşı yapıl­mış ilk isyandır.

 

Kabotaj Bayramı:

Ülkemizde Cumhuriyetten önce ticaretin çoğunluğu gayrimüslimler tarafından yürütülüyordu. Deniz taşımacılığının çoğu da gayrimüslimlerde idi.  1 Temmuz 1926’da Kabotaj Kanunu çıkarılarak Türk kıyılarında deniz taşımacılığı, limanlar arasında gemi işletmeciliği ve taşımacılığı Türk vatandaşlarına ve Türk gemilerine verildi.

 

Mustafa Kemal’e Suikast Girişimi (14 Haziran 1926)

Şeyh Sait ayaklanmasının bastırılması ve Terakkiperver Cumhuriyet fırkasının kapatılmasından sonra cumhuriyete karşı olanlar Mustafa Kemal’e bir suikast düzenle­meye karar verdiler. Suikast planını Mustafa Kemal Pa­şanın İzmir’e geleceği gün gerçekleştireceklerdi.

-Bu plan Mustafa Kemal’in İzmir’e yapacağı gezinin bir gün gecikmesi üzerine suikastçıları kaçıracak kayıkçının itirafı  ile ortaya çıktı. Suikastçılar silahla­rıyla birlikte yakalandılar ve istiklal mahkemesinde gerek­li cezaya çarptırıldılar.

-Mustafa Kemal suikast girişimi sonrasında: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacak, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” demiştir.

 

Bir Devrin Analizi: NUTUK

Mustafa Kemal 15 ekim 1927’de Mecliste  6 gün süren konuşması olan sonradan “Nutuk yada Söylev” adıyla tarihimizde yerini aldı.

  1. kemal Nutuk’a “1919 senesi mayısın 19’uncu günü Samsun’a çıktım” sözleriyle başlar; Türk gençliğe seslenişle bitirmiştir.

– M. Kemal  Nutukla ülkeyi nasıl kurduklarını ve hedeflerini anlatmıştır.

– Nutuk’u üç aşamaya ayırmıştır:

1- Birinci aşama: 19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920 TBMM’nin açılışına kadar kısımı,

2- İkinci aşama: 23 Nisan 1920’den 29 Ekim 1923 Cumhuriyetin ilanı dönemini

3- Üçüncü aşama: 29 ekim 1923’ten 1927 tarihlerini kapsayan Cumhuriyet dönemini anlatmıştır.

 

Harf İnkılabı’ndan Millet Mektepleri’ne:

Yeni harflerin kabulü (1 Kasım 1928):

– Türkler islam’ı kabul edince eski alfabelerini bırakıp Arap harflerini kullanmaya başladılar. Arapça okuması ve yazması zor bir dildi. Türk insanına uymuyordu.

– Eski Osmanlıcanın okumadaki güçlükleri, okur yazar ora­nını düşürmüştü. Mustafa Kemal okuma yazmanın yay­gınlaştırılması ve çağdaşlaşma için Latin alfabesinin kul­lanılmasını istiyordu. Bu nedenle 1 Kasım 1928’de Latin alfabesi  kabul edildi.

Yeni Türk alfabesini tanıtmak ve okuma yazmayı yaygınlaştırmak amacıyla millet mektepleri açıldı. M. Kemal baş öğretmen seçildi.

–  Mustafa Kemal okur yazar oranını arttırmak ülkeyi cehaletten kurtarmak için 7’den 70’e herkese okuma öğretmek için Mahalle Mekteplerini kurdurmuş. Buralarda halkın okuma yazma öğrenmesi için çalışmalar yaptırmıştır.

 

Mili Kültürümüz Aydınlanıyor:

Türk Tarih Kurumunun (TTK)  açılması (12 Nisan 1931):

Osmanlı devletinde sadece Selçuklu ve Osmanlı tarihiy­le birlikte İslam tarihi okutuluyordu. (Tarih anlayışı üm­metçi)

Mustafa Kemal, Türklerin İslamiyet’ten önce de büyük devletler kurduğunu belirterek Milliyetçilik esasına dayalı Türk Tarih kurumunu kurdu. Amacı Türk tarihini gençlere öğreterek sevdirmek ve Türklerin kökenin araştırılması idi.

 

 Türk Dil Kurumunun  (TDK)Açılması (12 Temmuz 1932):

Osmanlıca ağır bir dildi. Mustafa Kemal Türkçeyi yaban­cı dillerin etkisinden kurtarmak amacıyla Türk dil kurumu­nu kurdu. Amaç; Türkçe’yi zenginleştirmek ve Türkçeyi diğer dillerin etkisinden kurtararak geliştirmektir.

Türk Dil kurumu ve Türk Tarih kurumunun kurulması mil­liyetçiliğin güçlenmesine yönelik inkılaplardır.

– Atatürk hastalanınca İş Bankası payından Türk dil ve Tarih kurumlarına eşit miktarda pay bırakmıştır. Buda M. Kemal’in türk kültürüne verdiği değeri gösterir.

Kubilay Olayı (Menemen Olayı) 23 Aralık 1930:

Serbest Cumhuriyet Fırkasının kurulmasından cesaret alan bazı rejim düşmanları inkılaplara karşı tepki göster­meye başladı.

Derviş Mehmet adında bir kişi Menemen’de ayaklandı. Halkı etrafına topladı. Bu ayaklanmayı askerleriyle bas­tırmaya çalışan Asteğmen Kubilay isyancılar tarafından öldürüldü, ilçede sıkıyönetim uygulanarak isyancılar ya­kalandı ve gerekli cezaya çarptırıldılar

Sonuçları

– Bu olayla çok partili hayata geçişin Türkiye’de henüz gerçekleştirilemeyeceği anlaşıldı. (Ancak 1946 yılında çok partili hayata geçilebildi.)

Bir Cumhuriyet Kenti:

  1. Kemal Ankara’nın Cumhuriyete yakışır bir şehir olması için çabalar harcamıştır. Ankara’da fakülteler Üniversiteler kurmuş. Şehrin planlı gelişmesi için yarışma düzenlemiş 1928 yılında. Yarışmayı  Alman Mimar Hermann Jansen (Herman Yansen) kazanmıştır. Ankara’nın gelecek 50 yılı düşünülerek 300 bin nüfuslu şehir planı yapmıştır. Ankara’yı bahçelerle yeşilliklerle kaplı bahçe şehir olarak planlamıştır.

Çağdaş Üniversite yolunda:

Osmanlı zamanında kurulan Darülfünun (İstanbul üniversitesi) çağın gereklerine uygulanması için M. Kemal  İsviçreli bilim adamı Malche’den rapor istemiş.

– 1 kasım 1933’te Mecliste üniversite reformlarını açıklamış bu doğrultuda Darülfünun yerine modern eğitime uygun olan İstanbul Üniversitesi açılmıştır. Tıp, hukuk, fen ve edebiyat fakültesi ve sekiz enstitüden oluştu. Dışarıdan getirilen öğretim üyeleri ilede modern ve bilimsel eğitim başlatıldı. İstanbul Üniversitesi kendinden sonra açılacak üniversiteler örnek oldu.

 

Devlet Toplum El Ele:

Milli Mücadelen çıkan halkın sağlık sorunlarını çözmek için 1892’de kurulmuş aşı evleri kaldırılarak Hıfzısıhha enstitüsü kuruldu.

İlk  Hıfzısıhha enstitüsüne sağlık bakanı refik saydam’ın adı verildi.

–  Verem o önemde yaygın bir hastalıktı. Bu amaçla: 1923’te İzmir Veremle Mücadele Cemiyeti; 15 ağustos 1924’te İstanbul’da Sanatoryum; 1925’te Veremle mücadele için ilk Dispanser ; 1927’de İstanbul Veremle Mücadele Cemiyeti; 1930’da “Umumi Hıfzısıhha Kanunu” çıkarıldı.    Umumi Hıfzısıhha Kanunu ile veremlilerin ihbar edilmesi ve önlem alınması ile ilgili kanundur.

– Behçet hastalığını ilk kez 1937 yılında Hulusi Behçet tanımladığı için hatalık onun adıyla anılır.

– Kurulan diğer kurumlar: Kızılay, Yeşilay, Verem Savaş dernekleri çocuk esir­geme kurumu gibi sosyal kuruluşlar kuruldu.

 

Modern Tarımın  Doğuşu:

Tarım milli ekonominin temeli kabul ediliyordu. Bu alanda gelişme sağlamak için köylünün durumunu iyileştirmek gerekiyordu. Bu amaçla yeni kurulan devlet şu tedbirleri aldı.

– *** Aşar vergisi kaldırılarak köylünün ekonomik bakımdan rahatlaması sağlandı. (1925)

–  Köylüye ucuz kredi vermek amacıyla Ziraat Bankası kuruldu.

– Tarım Kredi Kooperatifleri kurularak kooperatifleşme sağlandı.

– Üretimi artırmak amacıyla tohum ıslah çalışmaları ya­pıldı.

– Ziraat enstitüsü ve Ziraat fakülteleri açıldı.

* Atatürk Orman Çiftliğinin Kuruluş amacı: – Örnek çiftlik kurarak çiftçilere örnek olmak. – Ziraat konusunda uygulamalı eğitim yapmak. – Ankara Yüksek Ziraat Okuluna gelecek gençlere staj yaptırmak. –Eğlenme ve dinlenme alanı oluşturmak.

 

Az Zamanda büyük İşler Yaptık. :

Mustafa Kemal Cumhuriyetin 10. Yılında yaptığı konuşmada kısa zamanda ne kadar büyük işler yaptığını Onuncu yıl Nutku’nda dile getirmiştir. Ülkemizin kısa sürede toprlanıp gelişmekte olduğunu ve ülkemizin hedefinin Çağdaş uluslar seviyesine çıkması gerektiğini vurgulamıştır konuşmasında.

Not: Konuşmayı ders kitabınızın 128. Sayfasından okuyunuz.

 

Sanat ve Spor:

Atatürk sanat ve spora çok büyük önem vermiştir. “Hepiniz millet vekili olabilirsiniz, Bakan olabilirsiniz; hatta Cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.” Sözü ile sanata verdiği önemi vurgulamış. Ülkemizde müzik resim heykel gibi sanat dallarının gelişmesi için elinden gelen çabayı göstermiş. Güzel sanatlarla ilgili okullar açılmasını sağlamıştır.

-‘’Spor, yalnız beden kabiliyetinin bir üstünlüğü sayılmaz. İdrak ve ahlak da bu işe yardım eder. Zeka ve kavrayışı kısa olan kuvvetliler, zeka kavrayışı yerinde olan daha az kuvvetlilerle başa çıkamazlar. Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim.” Diyerek spora  verdiği önem ve sporcunun nasıl olması gerektiğini vurgulamıştır.

Not: Konu ile ilgili kısımları ders kitabınızın 129-130-131. Sayfalardan okuyunuz.

 

Çağdaş Türk Kadını:

Kadın hakları daha çok 19. Yüzyıldan sonra dünyada yankı bulmaya ve gelişmeye başlamıştır. M. Kemal Kurtuluş Savaşında Mehmetçikle birlikte savaşan Türk kadınını her zaman önemsemiş. Çağdaş Türkiye’de kadının erkekle eşit haklara sahip olabilmesi için çalışmıştır. Medeni kanun, Belediye seçimlerine ve milletvekilliği seçimlerine katılabilmesi için çalışmış. Türk kadını çoğu Avrupa kadınından önce seçme seçilme hakkını elde etmiştir.

M.Kemal aşağıdaki sözleri ile Anadolu kadınına verdiği önemi vurgulamıştır: “Dünyada hiçbir milletin kadını, ben Anadolu kadınından fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte, Anadolu kadını kadar emek verdim diymez. Erkeklerden kurduğumuz ordumuzun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir. Çift süren, tarlayı eken, kağnısı ve kucağındaki yavrusu ile yağmur demeyip, kış demeyip cephenin ihtiyaçlarını taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakar, o ilahi Anadolu kadını olmuştur. Bundan ötürü hepimiz bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı, şükranla ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”

 

Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakları:

1930 yılında kadınlara belediye seçimlerine katılma hakkı, 1933’de muhtarlık seçimlerine katılma hakkı, 1934’de milletvekili seçme ve seçilme hakkı verildi.

Not: Türk kadını seçme seçilme hakkını bir çok Avrupa kadınından önce elde etmiştir.

 

Soyadı Kanunu (21 Haziran 1934)

Osmanlı toplumunda soyadı yoktu. Genellikle insanlar la­kapları ve doğduğu yerlere göre çağrılırdı. Bu durum res­mi işlerin yürütülme-sinde büyük zorluklar doğuruyordu. Bu karışıklıkları önlemek amacıyla 21 Haziran 1934’de soyadı kanunu çıkarıldı. Mustafa Kemal’e de Atatürk so­yadı verildi.

*** Molla, Hoca, Hacı, Hafız vb. gibi unvanlar yasaklandı. Çünkü bu unvanlar halkı sınıflara ayırarak sanki ayrıcalıklı konumuna taşıyordu.Amaç halk arasında eşitliği sağlamaktır.

Soyadı kanunuyla sosyal hayat düzene ve rahatlığa ka­vuştu.

 

Siyasi Alanda İnkılaplar Hukuk Alanında İnkılaplar Eğitim ve Kültür Alanında İnkılaplar
– Saltanatın kaldırılması (1922)

– Cumhuriyet’in

ilanı (1923)

– Halifeliğin kaldırılması (1924)

– Çok partili rejim denemeleri

– 1921 ve 1924

Anayasası

– Türk Medeni Kanunu

(1926)

– Türk Ceza Kanunu

– Borçlar kanunu

– İcra ve İflas kanunu

 

– Tevhit-i Tedrisat Kanunu (1924)

– Harf İnkılabı (1928)

-TTK’nın açılması 1931

-TDK’nın açolması 1932

– Üniversitelerin açılması

Toplumsal Alanda İnkılaplar Ekonomi Alanında

İnkılaplar

 
– Tekke ve Zaviyelerin kapatılması (1925)

– Şapka Kanunu (1925)

-Miladi takvim ve ulusal saatin kabulü (1925)

– Ölçü ve tartılarda değişiklik (1931)

– Soyadı Kanunu (1934)

– 1930 Kadılara belediye seçimlerine katılması

-1934 kadınların milletvekili seçilebilmesi

– İzmir İktisat Kongresi (1923)

– Aşar Vergisinin kaldırılması 1925

-Kabotaj Kanunu 1926

– Teşvik-i Sanayi Kanunu 1926

– 1933 Birinci Kalkınma Planı

– 1937 İkinci Kalkınma Planı

 

 

 

 

  1. YÜZYILDA OSMANLI İMPARATORLUĞU

Dağılmayı Önleme Çabaları

Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek ve siyasal varlığını sürdürmek amacıyla bazı düşünce akımları ortaya çıkmıştır.

Osmanlıcılık

Osmanlıcılık fikri Tanzimat Dönemi’nin sonlarına doğru ilk defa Genç Osmanlılar adı verilen aydınlar tarafından ortaya atılmıştır. Osmanlıcılık fikrini savunan Genç Osmanlılar, devletin sınırları içerisinde yaşayan bireyler arasında dil, ırk ve din bakımından hiç bir ayrım gözetmeksizin aynı haklara sahip oldukları kabul edilirse, Osmanlı toplumu içinde bir kaynaşma ve dayanışma sağlanacağı düşüncesindeydiler.

Ancak;

  • Azınlıkların bağımsız olmak istemeleri ve ulusçuluk akımının yaygınlaşması
  • Avrupalı devletlerin azınlıkları kışkırtmaları ve korumaları
  • Balkanlarda isyanların çıkması ve Anadolu’da Ermeni olaylarının yaşanması

Osmanlıcılık düşüncesinin gerçekleşmesinin mümkün olmadığını göstermiştir.

 

İslâmcılık

İslâmcılık düşüncesiyle; imparatorluk içindeki Müslüman unsurlar arasında birlik ve beraberliği sağlamak ve imparatorluk dışındaki Müslümanların Halifelik kurumunun dini gücü etrafında birleştirilerek beraber hareket edilmesi amaçlanmıştır. II. Abdülhamit, “İslâmcılık” düşüncesini, resmi bir politika olarak benimsemiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Arapların İngilizlerle birlikte hareket ederek Türk askerlerine saldırmaları, İslâmcılık görüşünün Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü korumada başarılı olamadığını göstermiştir.

 

Türk Birliği (Turancılık)

Türkçülük akımı, bir kültür hareketi olarak başlamış, ancak daha sonra siyasal bir karakter kazanmıştır. Turancılık düşüncesinin amacı, Türkleri bir ülkede, bir yönetim ve bayrak altında toplamaktı.

Turancılık, İttihat ve Terakki Partisi’nin programında yer almış, devlet yönetimine yansıtılmıştır. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesi, Turancılık hareketini zayıflatmıştır.

Türkçülük

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının olumsuz sonuçları nedeniyle kendisini yıkan ögelerden birinin milliyet ve millet kavramı olduğunu anlamıştı. Osmanlıcılık ve İslâmcılık anlayışının terk edilmesiyle ülkede, Türkçülük akımı ön plana çıkarıldı. Bu akımın öncülerinden Ziya Gökalp, çalışmalarıyla Türkçülük akımına toplumsal bir içerik kazandırmıştır.

 

Batıcılık

Batıcılık, II. Meşrutiyet Dönemi’nde bir düşünce akımı haline geldi. Bu görüş, devletin Batılılaşmasıyla kurtulabileceğini ve bunun için çeşitli alanlarda ıslahatlar yapılması gerektiğini savunmuştur.

 

Meşrutiyet Dönemi

  1. I. Meşrutiyet’in İlanı ve Kanun-ı Esasi
  2. Meşrutiyet’in ilan edilmesinde;
  • Yeni Osmanlıların Meşrutiyet’in ilan edilmesi için çalışmaları
  • İstanbul Konferansı’nda Osmanlı Devleti aleyhine karar alınmasının önlenmek istenmesi
  • İmparatorluk içindeki ulusların isyan etmelerinin önlenmek istenmesi etkili olmuştur.

 

Kanun-ı Esasi’nin Önemli Maddeleri

  1. Saltanat ve hilafet hakkı ve makamı Osmanoğulları soyunun en büyük erkek evladına aittir.

Bu madde Osmanlı Meşrutiyeti’nin monarşik karakter taşıdığını göstermektedir.

  1. Devletin dini İslam’dır. Yasalar dini hükümlere aykırı olamaz.

Bu madde Osmanlı anayasasının teokratik ağırlıklı bir yapıya sahip olduğunu gösterir.

  1. Yasama görevi; Âyan Meclisi ve Mebusan Meclisi’ne verilmiştir.
  2. Âyan Meclisi üyeleri padişah tarafından ölünceye kadar tayin edilebilecekti. Mebusan Meclisi’nin üyeleri dört yılda bir yapılan seçimle her ellibin Osmanlı erkeğinin seçeceği milletvekillerinden oluşacaktır.

Osmanlı Devleti’nde parlamenter sisteme geçilmiştir.

  1. Yürütme yetkisi; başında padişahın bulunduğu Bakanlar Kurulu’na (Heyet-i Vükela’ya) verilmiştir.
  2. Kanun teklifini sadece hükümet yapabilecektir.

Bu maddeler Mebuslar Meclisi’nin etkinliğini azaltmış ve bir danışma meclisi durumuna düşürmüştür.

  1. Bakanlar Kurulu’nun başkan ve bakanlarını padişah seçer, atar ve gerektiğinde azleder.
  2. Mebuslar Meclisi’nin başkanı ve iki yardımcısı Meclisin gösterdiği adaylar arasından padişah tarafından seçilir.
  3. Meclisi açmak ve kapatmak padişaha aittir.
  4. Hükümet Meclise karşı değil, padişaha karşı sorumlu olacaktır.

Bu madde, padişahın yetkilerinin milli iradenin üstünde olduğunu göstermektedir.

  1. Anayasada kişi özgürlüğü, öğretim ve öğrenim özgürlüğü, mülkiyet hakkı, din özgürlüğü, basın özgürlüğü, konut dokunulmazlığı, vergi eşitliği, yasal eşitlik ve dilekçe hakkı gibi temel haklar yer almıştır.

Osmanlı Devleti’nde kişisel haklar ve özgürlükler genişlemiş ve anayasa güvencesine alınmıştır.

  1. Padişah, devlet güvenliğini bozduğu gerekçesiyle polis araştırması yaptırabilecek ve sonunda suçlu görülen kişileri sürgüne gönderebilecektir.
  • Kanun-i Esasi Türk tarihinin Avrupa tarzındaki ilk anayasasıdır.
  • Halk ilk defa padişahın yanında yönetime ortak olmuş ve I. Meşrutiyet Dönemi başlamıştır.

 

  1. Meşrutiyet’in İlanı
  2. Abdülhamit’in Mebuslar Meclisi’ni kapatması ve anayasayı yürürlülükten kaldırması meşrutiyet yanlılarını yeniden harekete geçirdi. Meşrutiyet yanlıları 1889 yılında İttihad-ı Osmani Cemiyeti’ni kurarak örgütlendiler.

Ahmet Niyazi Bey Manastır’da kendilerine bağlı birliklerle ayaklandılar. Rumeli’de Meşrutiyet isteğiyle gösterilerin artması sonucunda II. Abdülhamit Meşrutiyet’in yürürlüğe girdiğini ilan etmek zorunda kaldı (23 Temmuz 1908).

 

  1. Meşrutiyet Dönemi’nde Kanun-ı Esasi’de Yapılan Önemli Değişiklikler
  2. Padişah Mebuslar Meclisi’nde anayasaya bağlılık yemini edecektir.

Kanun üstünlüğü ilkesi pekiştirilmiştir.

  1. Padişah Bakanlar Kurulu’nun yalnızca başkanını seçmekle yükümlüdür.
  2. Bakanlar Kurulu Mebuslar Meclisi’ne karşı sorumludur.

Padişahın yürütme ile ilgili yetkileri kısıtlanmış, millet iradesi yürütme organı üzerinde denetim hakkı elde etmiştir.

  1. Mebuslar Meclisi başkanını kendisi seçer.
  2. Ekonomi, ticaret ve barış antlaşmaları Mebuslar Meclisi’nin onayından sonra yürürlülüğe girer.
  3. Mebuslar Meclisi ve Âyân Meclisi padişahtan izin almadan yasa önerme hakkına sahiptir.
  4. Padişah, veto ettiği bir yasa tasarısı değişmeden yeniden mecliste kabul edilirse bu tasarıyı onaylamak zorundadır.
  5. 6. ve 7. maddeler padişahın yasama yetkisinin kısıtlandığını göstermektedir.
  6. Padişahın meclisi feshetme yetkisi oldukça zorlaştırılmıştır.

 

Trablusgarp Savaşı

Savaşın Nedenleri

Trablusgarp Savaşı’nın çıkmasında;

  • Sömürgecilik yarışında geç kalan İtalya’nın sanayisi için hammadde ve pazar arayışı
  • Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ı koruyamayacak durumda olması
  • Coğrafi konumu itibariyle İtalya’ya yakın olan Trablusgarp’ın ticaret yolları üzerinde bulunması ve zengin petrol kaynaklarına sahip olması

gibi nedenler etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarının başlaması üzerine İtalya ile Ouchy (Uşi)Antlaşması’nı imzaladı (18 Ekim 1912). Bu antlaşma ile Trablusgarp Savaşı sona ermiştir.

 

Savaşın Sonuçları

  • Osmanlı Devleti, Kuzey Afrika’daki son toprağını da İtalyanlara bırakarak bu kıtadan tamamen çekilmiştir.
  • Rodos ve Oniki Ada’yı ele geçiren İtalya, Ege Denizi’nde etkin bir güç haline gelmiş, Osmanlıların Ege’deki hakimiyeti sarsılmıştır.
  • Osmanlı Devleti, Balkan Savaşlarından mağlup çıktığından İtalya’ya bırakılan adaları geri alacak güce sahip değildi. Bu nedenle İtalya adaları geri vermedi. Oniki Ada, II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar İtalya’da kaldı. Savaşta mağlup olan İtalya, adaları Yunanistan’a bırakmıştır (1947).

 

 

 

Balkan Savaşları

Balkan Savaşlarının Nedenleri

  • Rusya’nın tarihi emellerine ulaşabilmek amacıyla Balkan uluslarını Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtması
  • Balkan uluslarının iyice zayıflayan ve yıkılmakta olan Osmanlı Devleti’nin Balkanlardaki topraklarını ele geçirmek istemeleri
  • Balkanlarda Panislavizm politikası takip eden Rusya’nın milliyetçilik fikirlerinden yararlanarak Balkan uluslarının aralarında uzlaşma sağlaması
  • Osmanlı Devleti’nin Almanya’ya yaklaşmasından rahatsızlık duyan İngiltere’nin Reval Görüşmesi (1908) sonucunda Rusya’yı Osmanlı toprakları, Boğazlar ve Balkan politikasında serbest bırakması
  • Avrupalı büyük devletlerin kendi politikaları doğrultusunda Balkan uluslarını desteklemeleri
  • Osmanlı Devleti’nin politik bölünmüşlük içerisinde bulunması ve askeri birliklerinin bir kısmını terhis etmesi

 

Birinci Balkan Savaşı

Karadağlıların saldırısıyla I. Balkan Savaşı başlamıştır (8 Ekim 1912). Bu savaş sırasındaBulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karadağ devletleri Osmanlı Devleti’ne karşı aralarında ittifak yapmışlardır.

  1. Balkan Savaşı’nda;
  • Balkanlardaki Osmanlı ordusunun düzensiz durumda bulunması ve askerlerinin bir kısmının terhis edilmesi
  • Orduda particilik ve ikiliğin çıkmasından dolayısıyla disiplinin bozulması

gibi nedenler, Osmanlı Devleti’nin mağlubiyetine sebep olmuştur.

 

  1. Balkan Savaşı’nın Sonuçları
  • Osmanlı Devleti, Edirne ve Kırklareli dahil Balkan topraklarından çekilmiştir. Midye – Enez hattının doğusundaki topraklar Osmanlı Devleti’nin elinden çıkmıştır.
  • I. Balkan Savaşı sırasında Arnavutluk bağımsızlığını ilan etmiştir. Arnavutluk, Osmanlı Devleti’nden ayrılan son Balkan devletidir (28 Kasım 1912).
  • Londra’da görüşmeler devam ederken İttihat ve Terakki Partisi I. Balkan Savaşı’ndaki yenilgiden dolayı yıpranan Kamil Paşa Hükümeti’ni “Babıali Baskını”ile devirerek iktidarı ele geçirmiştir. (23 Ocak 1913).
  • I. Balkan Savaşı sonunda Bulgaristan Ege Denizi’ne ulaşmıştır.
  • Birinci Balkan Savaşı’ndan sonra Osmanlıcılık fikrinin başarılı olamayacağı görülmüş ve milliyetçilik düşüncesi güçlenmiştir. Balkanlarda Türk azınlığı meselesi ortaya çıkmış, Osmanlı Devleti’nin elinden çıkan Balkan topraklarından birçok Türk ve Müslüman Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmıştır. Balkanlarda Türk azınlığı ortaya çıkmıştır.

 

İkinci Balkan Savaşı

Londra Antlaşması’na göre en fazla toprağı Bulgaristan aldı. Büyük bir Bulgaristan Devleti’nin ortaya çıkması ve topraklarını Ege Denizi’ne kadar genişletmesi, Yunanistan ve Sırbistan’ın tepkisine neden oldu. Sonuç olarak Osmanlı Devleti’nden alınan toprakların paylaşımı konusunda anlaşmazlıklar çıkması Balkan ulusları arasında İkinci Balkan Savaşı’na neden olmuştur.

Bu durumdan faydalanmak isteyen Osmanlı Devleti harekete geçti. Kurmay Yarbay Enver Bey komutasındaki Türk ordusu Londra Antlaşması’nda belirtilen Midye-Enezsınırını geçerek Kırklareli ve Edirne’yi geri almıştır.

 

Birinci Dünya Savaşı (1914 – 1918)

Savaşın Nedenleri

Savaşın çıkmasında etkili olan genel nedenler; Fransız İhtilali’nin getirdiği ulusçuluk akımı ve Sanayi İnkılabı’nın getirdiği sömürgecilik yarışıdır.

Birinci Dünya Savaşı’nın en önemli nedeni devletler arasındaki ekonomik yarıştır.

Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasında;

  • Almanya ile İngiltere arasındaki hammadde ve pazar rekabeti
  • Fransa’nın Almanya’ya kaptırdığı Alsas – Loren kömür havzasını geri almak istemesi
  • Rusya’nın dünya ticaretinde pay sahibi olmak amacıyla sıcak denizlere ulaşmak ve Balkanlarda otoritesini artırmak için Slav toplulukları kendi idaresi altında birleştirmek istemesi
  • Sömürgecilik yarışına geç katılan İtalya’nın Akdeniz’de etkinliğini artırmak ve yeni sömürgeler elde etmek istemesi
  • Avusturya – Macaristan İmparatorluğu’nun ülkesindeki ulusçuluk hareketlerini engelleyerek birliğini korumaya ve Balkanlarda gücünü artırmaya çalışması
  • Avusturya ile Rusya arasında Balkanlara hakim olma yarışı
  • Almanya’nın Osmanlı topraklarındaki emellerine ulaşma konusunda Rusya’yı engel olarak görmesi
  • Avusturya – Macaristan veliahtının Saraybosna’da bir Sırp tarafından öldürülmesi

gibi özel nedenler etkili olmuştur. Avusturya – Macaristan veliahtının öldürülmesi, Birinci Dünya Savaşı’nı fiilen başlatmıştır.

 

Osmanlı Devleti’nin Savaşa Girmesi

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinde;

Devlet adamlarının savaşı Almanların kazanacağına inanmaları

  • XIX. yüzyılın sonlarında ve XX. yüzyılın başlarında kaybedilen toprakların geri alınmak istenmesi
  • İttihat ve Terakki Fırkası’nın Alman hayranlığı ve askeri ıslahatlarda Almanya’dan faydalanılması
  • Ege adalarının geri alınmak istenmesi
  • Osmanlı Devleti’nin kapitülasyonlar ve Duyun-u Umumiye borçlarından kurtulmak istemesi
  • Osmanlı Devleti’nin siyasi yalnızlıktan kurtulmak istemesi
  • Osmanlı devlet adamlarının Almanya’nın desteğiyle ülkenin kalkınabileceğine inanmaları gibi nedenler etkili olmuştur.

Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’na girmesi sonucunda;

  • Yeni cepheler açılmış ve savaş alanı genişlemiştir.
  • İngiltere Kıbrıs’ı topraklarına kattığını açıklamıştır.
  • Osmanlı Devleti birçok cephede birden savaşmak zorunda kalmıştır.
  • Osmanlı toprakları İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli antlaşmalarla paylaşılmıştır.

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda Kafkasya, Çanakkale, Irak, Suriye – Filistin, Yemen – Hicaz, Kanal, Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephelerinde savaşmıştır.

 

Wilson İlkeleri (8 Ocak 1918)

  1. Dünya Savaşı’nın uzun, masraflı ve yıkıcı sonuçları savaşan tarafları oldukça yıpratmıştı. Her iki taraf da barışın yapılmasını arzu eder hale gelmişti. Bu ortamda Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson barışın koşullarını ortaya koyan ilkelerini yayınladı.Bu ilkeler temel olarak savaş sonunda uyulması gereken kuralları belirleyerek, insanlığın daha fazla zarar görmeden barış içinde yaşamasını öngörmüştür.

Wilson İlkelerinin önemli maddeleri şunlardır:

  • Barış antlaşmaları ve diplomasilerde açıklık esas olacak.
  • Galip devletler, yenilen devletlerden toprak ve savaş tazminatı almayacak.
  • Bütün devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti altına alacak bir Miilletler Cemiyeti kurulacak.
  • Ülkelerin silahsızlanmasını sağlayacak yeterli garantiler getirilecek.
  • Ülkelerin karasuları dışında kalan denizlerde tam bir serbesti hakim olacak.
  • Ekonomik engellemeler mümkün olduğunca kaldırılacak.
  • Sömürgelerdeki sorunlar, halkın ve sömürgeci devletlerin çıkarları eşit olarak gözetilerek tam bir tarafsızlıkla halledilecek.
  • İşgal edilen Rusya, Fransa, Sırbistan, Karadağ, Romanya toprakları boşaltılacak.
  • Polonya ve Belçika bağımsız olacak, Avusturya – Macaristan halklarına muhtariyet altında gelişme imkanları sağlanacak.
  • Osmanlı Devleti’nin Türk olan kısımlardaki egemenliği sağlanacak, Türk olmayan milletlere kendi kendini yönetme hakkı tanınacak, Çanakkale Boğazı milletlerarası geçişe açık olacak ve milletlerarası kontrol altında tutulacak.

 

Wilson İlkelerinin Sonuçları

  • S Mağlup devletler Wilson İlkelerini sürekli barışın sembolü olarak görmüş ve barış için ümitlenmişlerdir.
  • S Anlaşma Devletleri kendi çıkarlarına ters düşen ilkeleri benimsememelerine rağmen, Amerika’nın desteğini kaybetmemek için kabullenmiş gibi görünmüş, yenilen

devletlerden tamirat ve onarım adı altında savaş tazminatı almış, manda yönetimi altında sömürgecilik faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Bu durum Anlaşma Devletleri’nin ilkeleri kendi çıkarlarına göre yorumladıklarını gösterir.

  • İlkeler, Osmanlı toprakları üzerinde bağımsız bir Türk Devleti kurulmasını gündeme getirmiş, ancak azınlıkları bağımsız olma konusunda cesaretlendirmiştir.Bu durum Wilson İlkelerinin Osmanlı Devleti’ni milliyet esasına göre parçalamayı hedeflediğini gösterir.

Wilson bu İlkeleri yayınlayarak sömürgeciliği sona erdirerek dünyadaki bağımsız devlet sayısının çoğalmasını, böylece Amerika’nın dünya siyasetinde ve ekonomisindeki etkisini artırmayı da hedeflemiştir. Ancak bu ilkeler uygulanabilir olmaktan uzak olduğu için hedefine ulaşamamıştır.

 

Birinci Dünya Savaşı’nın Genel Sonuçları

  • Osmanlı, Almanya ve Avusturya – Macaristan İmparatorlukları ile Rus Çarlığı parçalanmıştır.
  • Polonya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Litvanya, Macaristan ve Türkiye gibi yeni devletler kurulmuştur.
  • Dünya barışını korumak amacıyla Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) kurulmuş, sömürgeciliğin yerini manda yönetimi almıştır.
  • Sınırların çizilmesinde “milliyetçilik” ilkesine dikkat edilmemesi azınlıklar sorununa neden olmuştur.
  • Cumhuriyet rejimleri ağırlık kazanmış bazı ülkelerde rejim değişiklikleri olmuştur. Almanya, Türkiye, Bulgaristan ve Avusturya’da cumhuriyet Rusya’da ise sosyalist yönetimler kurulmuştur.
  • Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması, Almanya, Avusturya – Macaristan ve Rusya’daki değişiklikler Orta Doğu ve Avrupa’da dengelerin bozulmasına ve otorite boşluğuna neden olmuştur.
  • İngiltere ve Fransa en önemli rakipleri Almanya’yı safdışı ettiler. Savaştan en kârlı çıkan devlet İngiltere olmuş, Almanya gücünü yitirmiştir.
  • S Ümmetçilik anlayışı sona ermiş, Araplar Osmanlı Devleti’nden ayrılmıştır.
  • İlk kez kimyasal silahlar, denizaltı ve tanklar bu savaşta kullanılmıştır. Kimyasal silahların ve uçakların kullanılması sivil savunma düşüncesinin doğmasında etkili olmuştur.
  • Savaş sonunda Almanya’ya çok ağır şartlarda antlaşma imzalatılması ve İtalya’ya savaş içerisinde vaadedilen toprakların verilmemesi İkinci Dünya Savaşı’na neden olmuştur.

 

MONDROS ATEŞKESİ VE SONRASINDAKİ GELİŞMELER

 

Mondros Ateşkes Anlaşması

  1. Çanakkale ve İstanbul Boğazları açılacak, Karadeniz’e serbestçe girişin sağlanması yanında, buralardaki istihkamlar müttefikler tarafından işgal edilecektir.
  • Osmanlı Devleti’nin siyasi varlığı ve İstanbul tehdit altına girmiştir.
  • Anadolu ve Rumeli topraklarının bağlantısı kesilerek Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü bozulmuştur.
  1. Sınırların korunması ve iç güvenliğin sağlanması için gerekli görülecek askerlerin fazlası terhis edilecektir. Askeri kuvvetin sayısı Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında yapılacak görüşmelerden sonra kararlaştırılacaktır.

Osmanlı Devleti, askeri yönden savunmasız bir duruma getirilmiştir. Bu durum İtilaf Devletleri’nin işgallerini kolaylaştırmış ve Türk halkının silahlanarak direnişe geçmesine neden olmuştur.

  1. İtilaf Devletleri güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıktığında herhangi stratejik bir noktayı işgal edebilecektir.
  • Ateşkesin en tehlikeli maddesidir.
  • İtilaf Devletleri’nin istedikleri takdirde bütün Anadolu topraklarını ve stratejik noktaları işgal edebileceklerini göstermektedir.
  • İtilaf Devletleri işgalleri bu maddeye dayanarak yapmışlar ve Wilson İlkelerine de ters düşmekten kurtulmuşlardır.
  1. Hükümet haberleşmeleri dışındaki bütün haberleşme istasyonları (telsiz, telgraf ve kablo) İtilaf Devletleri’nin denetimine verilecektir.

Bu maddeyle;

  • İtilaf Devletleri bütün haberleşme hatlarını ele geçirerek kendilerine karşı yapılabilecek organize hareketleri zamanında öğrenmeyi ve direnişleri bastırmayı amaçlamışlardır. Ayrıca, bütün istasyonların İtilaf Devletleri’ne bırakılması Anadolu topraklarının bütünüyle işgal edilebileceğinin belirtisidir.
  • İtilaf Devletleri haberleşme araçlarını ellerinde bulundurarak işgaller karşısında tepkilerin genişlemesini önlemek istemişlerdir.
  1. İtilaf Devletleri bütün liman ve tersanelerden faydalanabileceklerdir.
  2. Toros tünelleri, demiryolları ve deniz işletmeleri İtilaf Devletleri’ne bırakılacaktır.
  3. Denizciliğe, askerliğe ve ticarete ait maddelerin ve malzemelerin tahribi önlenecektir.
  4. 6. ve 7. maddelerle İtilaf Devletleri, ağır ekonomik yükümlülükler koyarak Osmanlı Devleti’nin ekonomik bağımsızlığını elinden almıştır. Böylece, ayakta duramayacak olan Osmanlı Devleti’ni kendilerine bağımlı hale getirmeye çalışmışlardır.
  5. Vilâyat-ı Sitte’de (Erzurum, Van, Diyarbakır, Elazığ, Sivas, Bitlis) herhangi bir karışıklık çıktığında İtilaf Devletleri bu illeri işgal edebileceklerdir (Ateşkesin 24. maddesi).
  6. maddenin İngilizce metninde altı vilayet “Six Armenian Vilayets”altı Ermeni vilayeti olarak geçmektedir. Bundan hareketle bu şehirlerin Ermenilere verileceği ve bölgede Ermeni Devleti’nin kurdurulacağı sezilmektedir. Ermeniler korunarak ileride kurulması planlanan Ermeni Devleti’ne ortam hazırlanmaya çalışılmıştır.

Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkesi’ni imzalayarak kayıtsız şartsız İtilaf Devletleri’ne teslim olmuş ve fiilen sona ermiştir. Bu durumda Osmanlı Devleti çökmüş, galip devletlerin hakkında vereceği karara razı olmuş ve Anadolu’nun işgalini kabullenmiştir. İngiltere ise, tek başına ateşkesi imzalayarak Fransa ve İtalya’ya üstünlük sağlamıştır.

İşgallerin Başlaması

İtilaf Devletleri, Mondros Ateşkesi’nin hemen ardından Birinci Dünya Savaşı sırasında imzalanan gizli antlaşmaları yürürlüğe koymak için işgallere başladılar:

13 Kasım 1918’de 60 parçadan oluşan İtilaf Devletleri’nin donanması İstanbul’a geldi. Böylece Osmanlı Devleti’nin başkenti fiilen işgal edildi ve Osmanlı Hükümeti, İtilaf Devletleri’nin denetimine girdi. İtilaf Devletleri bir yandan da Boğazları işgal ederek bu bölgeye yerleştiler.

 

Osmanlı Devleti’ni Paylaşma Tasarıları

Birinci Dünya Savaşı’nın devam ettiği yıllarda, Osmanlı Devleti’nin yıkılmak üzere olduğunu gören İtilaf Devletleri, aralarında yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı topraklarını paylaştılar.

Birinci Dünya Savaşı sırasında İtilaf Devletleri arasında yapılan gizli antlaşmaları Rusya’daki Bolşevikler dünya kamuoyuna duyurdular. Bu nedenle gizli antlaşmaların uygulanması zorlaştı. Rusya’nın savaştan çekilmesinden sonra paylaşım planları değişikliğe uğramış, İtilaf Devletleri Rusya’ya bırakılan yerlerden Boğazları ortak yönetmeyi, Doğu Anadolu’yu parçalayıp buralarda yeni devletler kurmayı ve Ermenilere toprak vermeyi kararlaştırmışlardır. Gizli antlaşmalara en büyük tepki Wilson İlkelerinin yayınlanmasıdır. Mondros’tan sonraki işgaller gizli antlaşmaların bir sonucudur.

İzmir’in İşgali ve Sonuçları

Yunanlılar İtilaf Devletleri’nin koruyuculuğu altında 15 Mayıs 1919’dan itibaren İzmir’i işgale başlamıştır.

Rumların çılgın tezahüratları arasında İzmir’e giren Yunan kuvvetlerine ilk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin, Batı cephesinde ilk Türk direnişini başlatmıştır. Yunanlılar İzmir’e girdikten sonra birçok insanı öldürmüşler, subay ve sivil memurları tutuklamışlar ve halka kötü muamele yapmışlardır.

 

İzmir’in İşgalinin Sonuçları

  1. Yunanlılara karşı silahlı direniş başlamış, Redd-i İlhak Cemiyeti’nin çalışmalarıyla Kuvay-ı Milliye birlikleri kurulmuştur.
  2. İzmir’e asker çıkaran Yunanlılar bölgede işgallere ve katliamlara başlamışlardır.
  3. Yerli Rumların taşkınlıkları artmış ve şehir Rumlar tarafından yağmalanmıştır.
  4. Anadolu’nun değişik yerlerinde İzmir’in işgalini protesto için mitingler yapılmıştır.
  5. İzmir’in işgal edilmesi tehlikenin ne kadar büyük ve yakın olduğunu ortaya koymuş ve Kurtuluş Savaşı’nın başlamasını hızlandırmıştır.

 

Milli Cemiyetler

Trakya Paşaeli Cemiyeti

2 Aralık 1918’de Edirne’de kurulmuştur. Amacı mütarekeden sonra azınlıkların taşkınlıkları ve işgaller karşısında Trakya’da yaşayan Türklerin haklarını koruyup, direnişi sağlamak ve gerekirse silahla karşı koymaktı.

 

İzmir Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye Cemiyeti

2 Aralık 1918’de kurulmuştur. Cemiyet İzmir’in Yunanlılara verilmesini engellemeye, İzmir’in Türklüğü hakkında propaganda yoluyla dünya kamuoyunu inandırmaya ve haklarını korumaya çalışmıştır.

 

İzmir Redd-i İlhak Cemiyeti

İzmir’de kurulan bu cemiyetin ilk adı “Müdafaa-i Vatan Heyeti” dir. İzmir’in işgalinden bir gün önce Redd-i İlhak Cemiyeti adını almıştır. Cemiyetin amacı; İzmir’in haksız olarak Yunanistan tarafından işgalini önlemek, İzmir ve çevresinin Türklere ait olduğunu dünyaya duyurmaktı. İzmir’in işgalinden sonra silahlı direnişe geçen Redd-i İlhak Cemiyeti’nin çalışmalarıyla Kuvay-ı Milliye birlikleri kuruldu. Ayrıca cemiyet Balıkesir ve Alaşehir Kongrelerinin toplanmasında etkili olmuştur.

 

Şark Vilayetleri (Doğu Anadolu) Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Cemiyet ilk önce Doğu illerindeki Müslüman halkın haklarını korumak amacıyla İstanbul’da kuruldu. 10 Mart 1919’da “Erzurum Müdafaa-i Hukuk” şubesi açıldı.Erzurum Müdafaa-i Hukuk şubesi, Doğu Anadolu’nun Ermenistan’a verilmesini engellemek amacıyla hızla örgütlenmeye ve çevre illerle ilişki kurmaya başladı.

Ayrıca cemiyet Ermenilerle mücadele etmek, Doğu illerinde Türklerin Ermenilere sayıca üstün olduğu kadar tarih, kültür ve uygarlık yönüyle de üstün olduğunu kanıtlamak için Fransızca Le Pays, Türkçe Hâdi­sât ve Albayrak gazetelerini çıkarmış, bu bölgeden göç edilmemesi, bilim, iktisat ve din alanlarında teşkilatların kurulması, bölgenin saldırılara karşı korunması, bölgenin haklarının savunulması gibi kararlar almıştır.

 

Trabzon Muhafaza-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti

Trabzon ve yöresine yönelik Rum Pontus Devleti’nin kurulmasını engellemek ve Ermeni iddialarına karşı bölge halkının haklarını savunmak amacıyla Trabzon’da kuruldu.

 

Kilikyalılar Cemiyeti

Fransız ve Ermenilerin Adana ve çevresindeki emellerine ve işgallerine karşı 21 Aralık 1918’de Ali Fuat Paşa’nın girişimleriyle İstanbul’da kuruldu. Cemiyet, Adana’nın Fransız işgaline karşı savunulmasında et­kili olmuştur.

Milli Kongre Cemiyeti

  1. Meşrutiyet döneminde Türkçülük fikrini ve Türk milliyetçiliği hareketini Milli Eğitim vasıtalarıyla yaymak amacıyla kurulan “Milli Talim ve Terbiye Cemiyeti”üyeleri tarafından 29 Kasım 1918’de İstanbul’da kuruldu. Partiler üstü bir cemiyet olarak kurulan Milli Kongre Cemiyeti’nin amacı; Türkler hakkında dünyada yapılmış ve yapılmakta olan propagandalara yayın yoluyla karşı koymak ve Türk milletinin haklarını, tarihi vazifelerini, medeni vasıflarını belirtmekti.1919 yılında Milli Kongre Türkler hakkında tanınmış yazarların sözlerini, dünya kamuoyunda Türklerin durumu ve Ermenilerin Müslümanlara yaptıkları zulümler hakkında vesikalar ve Fransızca eserler yayımlayarak etkili olmuştur.

Sivas Kongresi’ne kadar birbirinden kopuk ve bağımsız hareket eden Milli Cemiyetler, Sivas Kogresi’nde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla tek çatı altında birleştirilmişlerdir.

 

KURTULUŞ SAVAŞI’NA HAZIRLIK DÖNEMİ

Kuvay-ı Milliye Hareketinin Başlaması ve Batı Cephesi’nin Kurulması

Kuvay-ı Milliye birliklerinin kurulmasında;

  • Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkması ve Mondros Ateşkes Anlaşması uyarınca Türk ordusunun terhis edilmesi
  • Osmanlı hükümetlerinin Türk halkının can ve mal güvenliğini koruyamaması
  • İtilaf Devletleri’nin Mondros Ateşkes Anlaşması’nın hükümlerini tek taraflı uygulayarak Anadolu’yu yer yer işgal etmeleri

gibi nedenler etkili olmuştur.

İşgallere karşı ilk silahlı direniş hareketi Güney Cephesi’nde (Dörtyol’da) Fransızlara karşı başladı.

Kuvay-ı Milliye birliklerinin kaldırılmasında;

  • İşgalleri kesin olarak durduramamaları
  • Hukuk devleti anlayışına ters davranarak suçlu gördükleri üyelerini kendileri cezalandırmaları
  • İhtiyaçlarının karşılanmasında zaman zaman halka baskı yapmaları
  • Anadolu’nun kesin olarak işgallerden kurtarılmak istenmesi

gibi nedenler etkili olmuştur.

 

Kuvay-ı Milliye’nin Milli Mücadeleye Sağladığı Yararlar ve Özellikleri

  1. Yunan ordularının Anadolu’da rahatça ilerlemelerini engellemişlerdir.
  2. Türk köylerini Rum ve Ermeni çetelerin saldırılarına karşı korumuşlardır.
  3. İç ayaklanmaları bastırmışlardır.
  4. Düzenli ordunun kurulması ve teşkilatlanması için zaman kazandırmışlardır.
  5. Kuvay-ı Milliye birlikleri arasında ilişki az olup, kendi bölgelerini kurtarmaya çalışmışlardır. Ayrıca, Milli Mücadele’nin ilk silahlı direniş gücü olmuşlardır.
  6. Ulusal bilincin uyanmasını sağlamışlardır.

 

Genelgeler ve Kongreler

Havza Genelgesi

Mustafa Kemal 28 Mayıs 1919’da mülki ve askeri amirlere gönderdiği genelgeyle;

  • Büyük ve heyecanlı mitinglerle işgallerin protesto edilmesi
  • Gösteriler sırasında düzenin korunmasına dikkat edilmesi ve Hristiyan halka karşı saldırı ve düşmanlık yapılmaması
  • Büyük devletlerin temsilcilerine ve İstanbul Hükümeti’ne uyarı telgraflarının çekilmesi

gibi isteklerde bulunmuştur. Havza Genelgesi’nden sonra Anadolu’nun birçok yerinde işgalleri ve işgalcileri protesto eden mitingler düzenlendi. Bu durum Havza Genelgesi’nin etkili olduğunu göstermektedir.

 

Amasya Genelgesi ve Esasları

  1. Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir.

Bu maddeyle;

  • Kurtuluş Savaşı’nın gerekçesi belirtilmiştir.
  • Resmi bir belgeyle vatanın içinde bulunduğu kötü durum millete duyurulmuştur.
  • Bölgesel kurtuluşu çare olarak gören vatanseverlere uyarı yapılmıştır.
  • Vatanın kurtuluşu için milletçe birlik ve beraberlik içinde çalışmaların yapılmasının gereği ortaya konulmuştur. Böylece Türk milleti ulusal bağımsızlık ve egemenlik mücadelesine çağırılmış, işgal güçlerine karşı çıkılmıştır.
  1. İstanbul Hükümeti üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirememektedir. Bu durum milletimizi yok duruma düşürmektedir.

Bu maddeyle;

  • İstanbul Hükümeti’ne ilk defa karşı çıkılarak görevini yerine getiremediği millete duyurulmuştur.
  • Kurtuluş Savaşı’nın gerekçelerinden biri de İstanbul Hükümeti’nin millete karşı görevini yerine getirememesi olarak açıklanmıştır.
  1. Milletin bağımsızlığını yine milletin azmi ve kararı kurtaracaktır.

Bu maddeyle;

  • Kurtuluş Savaşı’mızın yöntemi belirtilmiştir.

Yönetim şeklinin değiştirileceği ima edilmiştir.

  • Millet egemenliğinden ilk defa Amasya Genelgesi’nde bahsedilmiş ve milli egemenlik için ilk adım atılmıştır.
  • Kurtarıcı olarak padişah, halife ve manda yönetiminin yerini milliyetçilik duygusu almıştır.
  • Türk inkılâbının evrensel bir nitelik taşıdığı ortaya konulmuştur.
  • Hem padişaha hem de işgalci güçlere isyan edilmiştir.
  1. Ulusun durumunu ve davranışını göz önünde tutmak ve haklarını duyurmak için her türlü tesir ve kontrolden uzak ulusal bir heyetin oluşturulması gereklidir.
  • Kurtuluş Mücadelesi kişisellikten çıkarılarak kurumsallaştırılmaya çalışılmıştır.
  • Mustafa Kemal Paşa, yeni bir parlamentonun (TBMM) toplanmasını ve bu kurulun kesinlikle ulusu temsil etmesini istemiştir.

Ancak Osmanlı hanedanının ülkede tek egemen güç olduğunu kafalarından atamayan kişiler Osmanlı anayasasına göre seçim yapılmasını ve padişahın emriyle Mebuslar Meclisi’nin toplanmasını istemişlerdir. Nitekim TBMM’nin açılmasından önce Osmanlı Mebuslar Meclisi toplanmıştır.

  1. Anadolu’nun her bakımdan en güvenli yeri olan Sivas’ta milli bir kongre toplanacaktır.
  • Milli bir kongre toplanarak milli birlik ve beraberlik sağlanmak istenmiş, ulusal cemiyetlerin birleştirilmesi düşünülmüştür.
  • Türk milletinin geleceğinin Anadolu’nun her tarafından gelecek delegelerle belirlenmesi düşünülmüştür.
  • İstanbul Hükümeti’ne karşı milli bir hükümetin kurulmasına ortam hazırlanmıştır. Nitekim, Sivas Kongresi’nde Temsil Heyeti’nin yetkileri genişletilerek hükümet görevini üstlenmesi bunun bir sonucudur.
  1. Bütün sancaklardan halkın güvenini kazanmış üç delegenin olabildiğince çabuk Sivas’a yetişebilmesi için hemen yola çıkarılması gerekmektedir. Sivas Kongresi’ne katılacak temsilciler Müdafaa-i Hukuk, Redd-i İlhak ve Belediyelerce seçilecektir.
  • Kararların halkın istekleri doğrultunda alınması amaçlanmıştır. Ayrıca ulus iradesine saygılı olunacağı ortaya koyulmuştur.
  • Milletin güvenini kazanmış, Milli Mücadele taraftarı kişilerin seçilmesine çalışılmıştır.
  • Milli cemiyetler ve yerel idareler etkin duruma getirilmiştir.
  1. Herhangi bir kötü durumla karşılaşılabileceği düşünülerek bu genelge ulusal bir sır olarak tutulmalı, delegeler gerekli görülen yerlerde değişik adlarla yolculuk yapmalıdır.

Bu karar ile Milli Mücadele başlama aşamasında İtilaf Devletleri, azınlıklar ve İstanbul Hükümeti’nden saklanmaya çalışılmıştır.

 

Erzurum Kongresi

Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tarafından düzenlenen Erzurum Kongresi’nin toplanmasında;

  • Mondros Ateşkesi’nin 24. maddesine göre; doğu vilayetlerinin İtilaf Devletleri’nin tehdidi altına girmesi
  • Doğu bölgelerinde kurulması planlanan Ermeni Devleti’ni engellemek

gibi nedenler etkili olmuştur.

 

Erzurum Kongresi Kararları ve Önemi

 

  1. Milli sınırlar içinde vatan bir bütündür, asla parçalanamaz.
  • Erzurum Kongresi’nin bu maddesi Misak-ı Milli’de de yer almıştır. İlk defa milli sınırlardan bahsedilmiştir.
  • Türk vatanının bölünmez bir bütün olduğu ilan edilerek topraklarımızı işgal etmek isteyen güçlerin emperyalist oldukları belirtilmiştir.
  • Bütün Türk ulusunu ve memleketlerini ilgilendiren ulusal bir karar alınmıştır.
  1. Her türlü yabancı işgal ve müdahalesine Osmanlı Devleti’nin dağılması halinde millet birleşerek karşı koyacaktır.

Bu kararla; işgalci güçlere karşı güç oluşturmak için Doğu illerindeki yararlı cemiyetler Doğu Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin bünyesinde toplanmıştır.

  1. Osmanlı Hükümeti vatanın bağımsızlığını sağlayamaz ve koruyamazsa geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet milli kongre tarafından seçilecektir. Kongre toplanmış değilse, bu seçimi Temsilciler Kurulu yapacaktır.
  • İlk defa yeni bir hükümetin kurulmasından bahsedilmiştir.
  • Herhangi bir şekilde Doğu Anadolu’nun gözden çıkarılması halinde doğuda kurulacak geçici hükümet, yürürlükteki yasalara göre devlet işlerini sürdürecek asker-sivil tüm makamlar ve memurlar bu geçici yönetime bağlı olacaktır.
  • Anadolu’da ulusal bir devletin yürütme gücü olan ulusal bir hükümet kurma konusundaki niyet ve inanç ortaya konulmuştur.
  1. Osmanlı ülkesinin bütünlüğünün ve ulusal bağımsızlığının sağlanması, saltanat onurunun ve hilafetin korunması için milli kuvvetleri etkili, milli iradeyi hakim kılmak temel ilkedir.
  • Millet egemenliğinin koşulsuz olarak gerçekleştirileceği belirtilmiştir.
  • Kuvay-ı Milliye adını taşıyan teşekküllerin milli iradeyi hakim kılacağı açıklanmıştır.
  • Padişahın korunması kongrede kabul edilmiştir.
  1. Hristiyanlara siyasi ve toplumsal dengemizi bozacak şekilde yeni birtakım ayrıcalıklar verilmesi kabul edilmeyecektir. Ancak Osmanlı yasalarıyla ülkemizdeki azınlıklara verilen mal, can ve namus güvenliğine tamamen saygılı kalınacaktır.
  2. Manda ve himaye kabul olunamaz.

Bu maddeyle, Mondros Ateşkesi’nden sonra Anadolu’da ve İstanbul’da bazı çevreler Amerikan, bazı çevreler de İngiliz mandasını istemekteydi. Manda ve himaye fikri ilk defa Erzurum Kongresi’nde reddedilmiştir. Herhangi bir devletin himayesinin kabul edilemeyeceği ve Türk ulusunun koşulsuz bağımsız olacağı belirtilmiştir.

  1. Ulusal irade ve toplanan ulusal güçler padişahlık ve halifelik makamını kurtaracaktır.

Ulusal egemenlik anlayışına ters düşen bu kararın alınmasının temel nedeni halkın padişah ve halifeye bağlılığının devam ediyor olmasıdır.

  1. Mebuslar Meclisi’nin derhal toplanmasına ve hükümetin yaptığı işlerin milletçe kontrolüne çalışılacaktır.
  • Bu karar ulus egemenliğine önem verildiğini göstermektedir.
  • Mebuslar Meclisi’nin açılması istenmiş ve İstanbul Hükümeti’nin faaliyetleri denetim altına alınmaya çalışılmıştır.
  1. Ulusal bağımsızlığımıza saygılı ve ülkemizi ele geçirme amacı taşımayan herhangi devletin teknik, sanayi ve ekonomik yardımı kabul edilebilir.

Bu maddeyle; Erzurum Kongresi’nde yalnızca iç politikayı ilgilendiren ilkeler değil, bazı dış politika ilkeleri de belirlenerek ilan edilmiştir. Bu da Erzurum Kongresi’nin meclis gibi hareket ettiğini göstermektedir.

Sivas Kongresi ve Önemi

  1. Erzurum Kongresi kararları bazı değişiklik ve ilavelerle kabul edilmiştir.

Bu maddeyle; Erzurum Kongresi kararları milli bir kongre tarafından onaylanarak bütün ulusa maledilmiştir. Erzurum Kongresi kararları bölgesellikten çıkmıştır.

  1. Ulusal direnmeyi gerçekleştirmek için kurulan dernekler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adıyla birleştirilmiştir.
  • Ulusal güçler birleştirilerek yönetimi tek elde toplanmıştır. Yine bu kongrede Milli Mücadele liderini (Mustafa Kemal Paşa) bulmuştur.
  • Sivas Kongresi’ne katılan Türk ulusunun temsilcileri işgalcilere karşı ayrı ayrı yapılan savunma yerine milletçe savunma ve direnme kararı almıştır.
  1. ABD veya İngiltere’nin koruyuculuğu (mandası) reddedilmiştir.

Amerikan mandası Sivas Kongresi’nde en fazla tartışılan konu olmuştur. Kongreye katılan 38 üyeden 25’i manda sistemini istemiştir. Ancak manda yönetimi ulusal bağımsızlığa ve egemenliğe ters düşmesinden dolayı Erzurum Kongresi’nden sonra bir daha reddedilmiştir.

  1. Devletin ve milletin bağımsızlığı, vatanın bütünlüğü zedelenmemek kaydıyla herhangi bir devletten ekonomik yardım alınabileceği kabul edilmiştir.
  2. Temsilciler Kurulu’nun yetkileri bütün vatanı temsil edecek şekilde genişletilmiştir.
  • Milli Mücadelenin yürütme yetkisi, ülke içinde ve dışında siyasi ve idari kararlar alabilme görevi Temsilciler Kurulu’na verildi. Temsilciler Kurulu yürütme yetkisini ilk olarak Ali Fuat Paşa’yı Batı Anadolu Kuvay-ı Milliye Kumandanlığına tayin ederek kullanmıştır.
  • Sivas Kongresi’nden sonra Temsilciler Kurulu İstanbul Hükümeti’ne bağlı olmadığını göstermek için Anadolu’ya atanan komutan ve valileri kabul etmemiş, yönetim açısından ilişkileri ve haberleşmeyi kesmiştir.
  1. Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin toplanması için çalışmalara devam edilmesi kararlaştırılmıştır.

Bu maddeyle; Osmanlı yönetimi ulus iradesiyle birleştirilmeye çalışılmıştır. Meclisin açılmasına çalışılması kongrenin ulus egemenliğine verdiği önemi göstermektedir.

Sivas Kongresi ülkenin çeşitli yerlerinden seçimle gelen delegelerin katılmasıyla toplanmış milli bir kongredir.

 

Damat Ferit Hükümeti’nin İstifa Etmesi

Sivas Kongresi’nden sonra harekete geçen Temsilciler Kurulu, Damat Ferit Hükümeti’yle mücadeleye karar verdi. Anadolu ile İstanbul arasındaki ilişkiler ve haberleşme kesildi (12 Eylül 1919). Bu gelişmeler karşısında çaresiz kalan Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etti (30 Eylül 1919). Yeni hükümeti Milli Mücadeleye karşı ılımlı olan Ali Rıza Paşa kurdu (2 Ekim 1919). Yeni hükümette görev alan kişilerin Türkiye’nin bütünlüğünü ve bağımsızlığını isteyenlerden oluşması Milli Mücadelecilerle ilişkilerin artmasına ve görüş alışverişine ortam hazırlamıştır.

 

 

Ali Rıza Paşa Hükümeti’yle Temsilciler Kurulu Arasındaki İlişkiler ve Amasya Görüşmeleri

20 – 22 Ekim tarihleri arasında yapılan görüşmelere Temsilciler Kurulu adına Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti adına Bahriye Nazırı Salih Paşa katıldı. İki taraf arasında şu konularda karara varıldı:

  1. Türk vilayetleri düşmana terk edilmeyecek, hiçbir şekilde manda ve himaye kabul edilmeyecek, Türk vatanının bütünlüğü ve bağımsızlığı korunacaktır.
  2. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, hukuki bir kuruluş olarak İstanbul Hükümeti’nce tanınacaktır.
  3. Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da toplanmasının güvenlik açısından uygun olmadığı kabul edilecektir.

Amasya’da anlaşmaya varılamayan tek konu, yapılacak seçimlerden sonra Meclis-i Mebusan’ın nerede toplanacağı idi. Mustafa Kemal Paşa İstanbul’da toplanacak Mecliste ulusal iradenin hür olarak ortaya konulamayacağı ve milli kararların alınamayacağı inancındaydı. Mustafa Kemal Paşa’nın haklılığı İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesiyle ortaya çıkmıştır (16 Mart 1920).

 

Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Toplanması ve Misak-ı Milli Kararları

Hazırlıklar tamamlandıktan sonra 12 Ocak 1920 İstanbul’da Osmanlı Mebuslar Meclisi toplanarak çalışmalarına başladı. 28 Ocak 1920’de Meclis-i Mebusan gizli oturumda Türk milleti için çok önemli olan Misak-ı Milli’yi kabul etmiştir.

 

Misak-ı Milli Kararları

  1. Osmanlı Devleti’nin Mondros Mütarekesi’ni imzaladığı 30 Ekim 1918 tarihinde düşman ordularının işgali altında bulunan Arap memleketlerinin durumu, halkın serbestçe vereceği oya göre belirlenmelidir. Bu mütareke hududu içinde Türk ve İslâm çoğunluğu bulunan toprakların tümü, hiçbir şekilde ayrıcalık kabul etmez bir bütündür.
  • Vatanın bölünmez bütünlüğü Mebuslar Meclisi’nde kabul edilerek belirlenen sınırlar içindeki toprakları işgal eden devletlerle mücadele edileceği ortaya konulmuştur.
  1. Halkın oyları ile anavatana katılan üç sancakta (Elviye-i Selase: Kars, Ardahan, Batum) gerekirse halkoyuna başvurulmalıdır.
  2. Türkiye ile yapılacak barışa bırakılan Batı Trakya’nın hukuki durumunun tespiti de halkın tam bir özgürlükle vereceği kararlara uygun olmalıdır.
  3. Hilâfet merkezi ve Osmanlı Devleti’nin başkenti olan İstanbul ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü tehlikeden korunmalıdır. İstanbul ve Çanakkale Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda bizimle diğer ilgili devletlerin birlikte vereceği kararlar geçerlidir.
  4. İtilaf Devletleri ve bazı ortakları arasında kararlaştırılmış olan anlaşma esasları dairesinde azınlıkların hakları, komşu memleketlerdeki Müslüman halkın aynı haklardan yararlanmaları şartıyla tarafımızdan kabul edilecektir.
  • Devletlerin ve milletlerin eşitliği ortaya konulmuştur. Türkiye’deki azınlıklara verilebilecek hakların ölçüsü belirtilmiştir.
  • Komşu memleketlerde kalan Müslüman halkın hakları korunmaya çalışılmıştır.
  1. Milli ve iktisadi gelişmemizi sağlamak amacıyla tam bir serbestiyet sağlanması, siyasi, adli ve mali gelişmemize engel olan sınırlamaların kaldırılması gerekir. Hissemize düşecek borçların ödenmesi de bu esasa aykırı olmayacaktır.
  • Osmanlı Devleti’nin Avrupalı devletlere vermiş olduğu siyasi, adli, mali imtiyazlara (kapitülasyonlara) ilk defa karşı çıkılmıştır.
  • Türkiye’nin gelişmesi ve güçlenmesini engelleyen faktörler ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.

Son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Misak-ı Milli’yi kabul ve ilan etmesi, İstanbul’un ulusal hareketi benimsediğini ve Meclis kararıyla bunu hukuken sağlamlaştırdığını ortaya koymuştur.

 

İstanbul’un Resmen İşgali ve Mebusan Meclisi’nin Dağıtılması

Osmanlı Mebuslar Meclisi’nin açılmasına ses çıkarmayan İtilaf Devletleri, Mebuslar Meclisi’nin açılmasıyla hükümet ve padişahın yönetime egemen olacağını umuyorlardı.

Ancak kendi istek ve görüşlerinin dışında kararların çıkması üzerine İtilaf Devletleri, tavırlarını değiştirerek müdahaleye başladılar. İtilaf Devletleri 15 Mart’ta 150 kadar aydını tutukladıktan sora 16 Mart 1920’de İstanbul’u resmen işgal ettiler.

 

İstanbul’un Resmen İşgalinin Sonuçları

  • İstanbul’un işgali Mustafa Kemal Paşa’yı görüşlerinde haklı çıkarmıştır.
  • İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u resmen işgal etmeleri, Mustafa Kemal Paşa’ya Ulusal Mücadeleyi padişah adına yürüttüğünü söyleme olanağı sağlamıştır.
  • İstanbul’dan kaçan aydın, asker ve milletvekilleri Milli Mücadeleye ve daha sonra açılacak olan TBMM’ye katıldılar. İstanbul’un işgali Anadolu hareketine katılımları artırmıştır.
  • Padişah dört ay sonra tekrar seçim yapmak üzere Meclisi 11 Nisan 1920’de feshetti.
  • İtilaf Devletleri’nin Mebuslar Meclisi’ni kapattırmaları milli iradeyi yok etmeyi amaçladıklarını göstermektedir.
  • Osmanlı Mebusan Meclisi’nin kapanması, Mustafa Kemal Paşa’ya Ankara’da TBMM’yi açma olanağı sağlamıştır

BİRİNCİ TBMM DÖNEMİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Açılması

Mebuslar Meclisi Misak-ı Milli’yi ilan edince Anlaşma Devletleri İstanbul’u işgal ederek Meclis’in çalışmalarını engellediler (16 Mart 1920).

Mustafa Kemal Paşa, Mebuslar Meclisi’nin bu şekilde sona erebileceğini tahmin ediyordu. Derhal kapanan meclisin yerine yeni bir meclisin açılması için çalışmalara başladı. 19 Mart 1920’de bir genelge yayınlayarak Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını, bunun için hemen seçimlerin yapılmasını, her sancaktan beş üyenin seçilerek 15 gün içerisinde Ankara’ya gönderilmesini istedi.

Mustafa Kemal Paşa Meclisin yetkileri ve hükümetin kurulması konusundaki görüşlerini bir önerge şeklinde TBMM’ye sundu. 24 Nisan 1920’de kabul edilen önergeye göre;

  1. Hükümet kurmak gereklidir.
  2. Geçici kaydıyla bir hükümet reisi tanımak veya padişah kaymakamı atamak doğru değildir.
  3. Mecliste toplanmış milli iradeyi vatanın geleceğine hakim kılmak temel ilkedir. TBMM’nin üstünde güç yoktur.
  4. TBMM yasama ve yürütme yetkisine sahiptir. Meclisten ayrılacak bir heyet Meclise vekil olarak hükümet işlerini görür. Meclis başkanı bu hükümetin de başkanıdır.
  5. Padişah ve halifenin durumu bulunduğu baskıdan kurtulduktan sonra Meclis tarafından belirlenecektir.

 

Önemi:

  • 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla yeni Türk Devleti kurulmuştur.
  • TBMM’nin üstünde güç olmadığı belirtilerek İstanbul Hükümeti yok sayılmıştır (3. madde).
  • “Geçici bir hükümet reisi tanımak doğru değildir.” maddesi ile Meclisin bağımsızlığı ve devamlılığı belirtilmiştir (2. madde).

İlk TBMM’de “güçler birliği ilkesi” ve “Meclis Hükümeti sistemi” kabul edilmiştir (4. madde).

  • “Türkiye Büyük Millet Meclisi” adının kullanılması kurulan yeni devletin milliyetçi bir karakter taşıdığını ve Türk milletine dayandığını ortaya koymaktadır.
  • TBMM, Mustafa Kemal Paşa’yı meclis başkanlığına seçti.
  • “Milli Egemenlik” ilkesinin gerçekleştirilmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.
  • Çoğunluğu padişah ve halifeye bağlı olan bu insanları birleştiren temel amaç “Misak-ı Milli’nin gerçekleştirilmesi” idi. Mustafa Kemal Paşa inkılâpları sonraya bırakarak, öncelikle vatanın kurtarılmasını amaçlamış, böylece milli birliğin korunmasını sağlamıştır.
  • 30 Nisan’da Mustafa Kemal Paşa, Avrupa devletlerinin dışişleri bakanlarına; TBMM’nin kurulduğunu, yabancı hükümetlerin, İstanbul Hükümeti ile yaptıkları ve yapacakları antlaşmaların Türk milletinin gerçek temsilcisi olan TBMM tarafından tanınmayacağını bildirmiştir.

 

1921 Anayasası’nın Kabulü (Teşkilât-ı Esasiye)

20 Ocak 1921 tarihinde “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu” adıyla Türk Devleti’nin ilk anayasası olarak kabul edilmiştir.

1921 Anayasası’nın Önemli Maddeleri

  1. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.
  2. Yasama ve yürütme gücü TBMM’ye aittir.
  3. Türkiye Devleti, Büyük Millet Meclisi’nce yönetilir ve “TBMM Hükümeti” adını alır.
  4. Şer’i hükümlerin yerine getirilmesi TBMM’ye aittir.
  5. Büyük Millet Meclisi başkanı, hükümetin de başkanıdır.
  6. Kanun-u Esasi’nin Teşkilat-ı Esasiye ile çelişmeyen hükümleri geçerlidir.
  7. Milletvekilleri seçimi iki yılda bir yapılır. Eski Meclisin görevi yeni Meclis toplanıncaya kadar devam eder.

 

Önemi

  • Yeni Türk Devleti’nin kuruluşunun hukuki ve siyasal bir belgesi olmuştur.
  • Olağanüstü şartlardan dolayı çabuk karar almak ve hemen uygulayabilmek için “güçler birliği” ilkesi kabul edilmiştir (2. madde).
  • Ulusal egemenliğin tekliğine dayanarak İstiklâl Mahkemeleri meclis içinde kurulmuştur. Böylece TBMM yargı gücünü de kullanmıştır.
  • Dönemin şartları içinde ulusal birliği zedelememek için devletin rejimi belirtilmemiştir (1. ve 3. maddeler).
  • Meclis hükümeti sistemi kabul edilmiştir.
  • “Şeriat hükümlerinin yerine getirilmesi” görevinin TBMM’ye verilmesi devlet yönetimini tek organda toplamayı amaçlamıştır. Bu durum 1921 Anayasası’nın “laik” olmadığını göstermektedir (4. madde)

1921 Anayasa’nda en önemli değişiklikler 29 Ekim 1923 tarihinde gerçekleşmiştir. Bu tarihte Cumhuriyet ilan edilerek devletin yönetim şekli belirlenmiş, “Meclis Hükümeti” sistemi yerine de “Kabine” sistemine geçilmiştir.

Sevr Antlaşması ve Önemi

  • Osmanlı Devleti bu antlaşma ile başka devletlerin güdümü ve yönetimine bırakılmıştır.
  • Bu antlaşma ile I. Dünya Savaşı’nın galipleri Osmanlı topraklarını paylaşmışlardır.
  • Türklere hayat hakkı tanınmadığı gibi, azınlıklar çok geniş haklara sahip olmuşlardır.
  • Osmanlı Anayasası’na göre barış antlaşmalarının mutlaka Mebuslar Meclisi tarafından onaylanması gerekliydi. Mebuslar Meclisi dağıtıldığından Sevr Antlaşması onaylanmadı. Bu yüzden Sevr, hukuki bakımdan geçerli değildir.

Sevr Barış Antlaşması’na TBMM’nin tepkisi çok sert oldu. Meclis bu barışı tanımadığını açıkladı. Sevr’i imzalayanlar ve onaylayanlar da vatan haini sayıldı.

Türk milleti, yaptığı Kurtuluş Savaşı’yla Sevr’in geçerliliğini önlemiş ve Sevr’in yerine Lozan Barış Antlaşması yapılmıştır.

 

TÜRK KURTULUŞ SAVAŞI

Doğu Cephesi

22 Haziran 1920’de Yunan saldırısının başladığı sırada, Doğuda da Ermeni saldırıları sürekli artıyordu. Bu sırada Kızılordu’nun önünde Kafkasya yolu açılmıştı. Rusların Kars ve çevresini işgali an meselesiydi. Kızılordu’nun Kafkasya’ya girmesi üzerine TBMM Hükümeti taarruza karar verdi. 24 Eylül 1920’de Ermenilerin saldırıya geçmesi üzerine Türk ordusu da karşı taarruza başladı. Türk ordusu Misâk-ı Milli sınırlarına ulaşınca ilerleyişini durdurdu. Böylece Kâzım Karabekir komutasındaki Türk ordusu amacına ulaştı.

Türk ordusunun kazandığı başarılar Ermenilerin barış istemelerine neden oldu. Görüşmeler sonunda Gümrü Antlaşması imzalandı.

 

Gümrü Antlaşması’yla,

  • Yeni Türk Devleti’nin uluslararası ilk siyasi başarısı Gümrü Antlaşması’dır.
  • Misak-ı Milli’nin bir kısmı gerçekleşmiştir.
  • Ermenistan, TBMM’nin siyasal varlığını kabul ederek antlaşma yapan ilk devlet olmuştur.
  • Ermeniler, Sevr’i tanımadıklarını belirterek, Türk topraklarındaki iddialarından vazgeçmişlerdir.
  • Gümrü Antlaşması, dış ilişkilerimizi canlandırmıştır. Gürcistan ve Rusya ile ilişkilerin kurulmasında etkili olmuştur.

 

 

Güney Cephesi

İskenderun, Kilis, Antep, Maraş ve Urfa İngiliz, Mersin, Osmaniye ve Adana Fransız işgaline uğradı (Ocak 1919).

İngilizlerin çekilmesinden sonra Antep, Urfa ve Maraş Fransızlar tarafından işgal edildi. Fransızlar, Mısır ve Suriye’den getirdikleri Ermenileri örgütleyip Türkler üzerine saldırılar düzenlettirdiler. Bu durum Fransızlara karşı büyük bir tepkinin doğmasına neden oldu. Halk yaşadığı yerleri korumak amacıyla örgütlenmeye başladı. Sivas Kongresi’nde Güneydoğu illerinde de “Kuvay-ı Milliye” kurulmasına karar verildi.

Fransızlar, halkın direnişi karşısında Urfa, Antep ve Maraş’ı elde tutmanın mümkün olmadığını anladılar. Sakarya Savaşı’ndan sonra Ankara Antlaşması’nı imzalayarak Anadolu’da işgal ettikleri yerleri geri verdiler (20 Ekim 1921).

İtalyanlara karşı bir direniş olmamış ve cephe açılmamıştır. Bunun nedeni İtalyanların Ege bölgesinin Yunanlılara verilmesinden dolayı kırgınlık içinde bulunmaları ve Kuvay-ı Milliye hareketini desteklemeleridir. İtalyanlar ileride ekonomik açıdan sömürebilmek için halkla iyi geçinmeye çalıştılar. II. İnönü Savaşı’nın kazanılmasından sonra işgal ettikleri yerleri terkettiler (5 Temmuz 1921).

 

Batı Cephesi

Birinci İnönü Savaşı (6 – 10 Ocak 1921)

Savaşın Nedenleri;

  • Türk ordusunun güçlenmesini engellemek
  • Çerkez Ethem Ayaklanması’ndan yararlanmak
  • TBMM Hükümeti’ne Sevr Barış Antlaşması’nı kabul ettirmek istemişlerdir.

Yunanistan ile yeni Türk devleti arasında yapılan savaşı, yeni kurulan Türk düzenli ordusu kazanmıştır.

 

Savaşın Sonuçları

  1. Türk milletinin düzenli orduya olan güveni artmıştır.
  2. TBMM, bu zaferden sonra Londra Konferansı’na davet edilmiştir.
  3. Zaferden sonra Afganistan’la dostluk ve yardımlaşma anlaşması, Rusya ile Moskova Antlaşması imzalanmıştır.

 

Londra Konferansı (23 Şubat-12 Mart 1921)

  1. İnönü Savaşı’nın kazanılması üzerine İngilizler de TBMM gerçeğini kabul etmek zorunda kaldılar.

İtilaf Devletleri, İstanbul Hükümeti’ni Londra Konferansı’na davet ettiler. İstanbul Hükümeti’nin göndereceği delegeler arasında Mustafa Kemal’in ya da Mustafa Kemal’in yetki verdiği birisinin de yer almasını istediler. Bu davranışlarıyla TBMM Hükümeti’ni tanımadıklarını göstermek istemişlerdir.

 

Londra Konferansı’nın Sonuçları

  • İtilaf Devletleri, TBMM Hükümeti’ni konferansa çağırmakla onun varlığını hukuken tanımışlardır.
  • Sevr Barış Antlaşması’nın çeşitli hükümleri tartışma konusu yapılmaya başlamıştır.
  • TBMM Hükümeti, bu konferanstan önemli sonuçlar beklemiyordu. Fakat konferansa katılmakla “Türkler barış görüşmelerine yanaşmıyorlar, savaşı uzatıyorlar” şeklindeki propagandanın önlenmesi sağlanmıştır.
  • Londra Konferansı’nın başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Anadolu’da Yunan saldırısı yeniden başladı. Bu durum II. İnönü Savaşı’na neden olmuştur.
  • Londra Konferansı sonrasında TBMM temsilcisi Fransa, İngiltere ve İtalya ile ikili antlaşmalar yaptı. Fakat bu antlaşmalarda “devletlerin eşitliği” ilkesine uyulmamıştır. Yapılan antlaşmalar TBMM tarafından onaylanmadığından yürürlüğe girmemiştir.

 

Moskova Antlaşması (16 Mart 1921)

  1. İnönü Savaşı’nda Yunanlılara karşı kazanılan başarı, TBMM temsilcisinin Londra Konferansı’na çağrılması ve Rusya’nın TBMM ile Anlaşma Devletleri’nin yakınlaşmasından endişe etmesi Moskova Antlaşması’nın imzalanmasına ortam hazırlamıştır (16 Mart 1921).

Moskova Antlaşması’yla;

  • İlk defa büyük bir devlet TBMM’yi tanımıştır.
  • Sovyet Rusya, Misak-ı Milli’yi tanıyan ilk Avrupa devleti olmuştur.
  • Sovyet Rusya, Sevr Antlaşması’nı tanımadığını ilan etmiştir.
  • Her iki devlet de kendilerinden önceki döneme ait antlaşmaların geçersiz olduğunu bildirmiştir.
  • Batum Gürcistan’a, dolayısıyla Sovyet Rusya’ya bırakıldı. Buna karşılık Sovyetler, Kars ve çevresinin yeni Türk Devleti’ne ait olduğunu kabul ettiler. Dönemin olağanüstü şartlarından dolayı Batum Gürcistan’a bırakılmıştır. Bu durum Misak-ı Milli sınırlarından verilmiş ilk tavizdir.

 

  1. İnönü Savaşı (23 – 1 Nisan 1921)
  2. İnönü Savaşı’ndan kısa bir süre sonra Yunanlılar yeniden saldırıya geçtiler. Yunan saldırısının başlamasında:
  • Londra Konferansı’ndaki barış tekliflerinin TBMM Hükümeti tarafından kabul edilmemesi
  • İngilizlerin yeni bir saldırı konusunda Yunanlıları teşvik etmeleri
  • Yunanlıların Türk ordusunun teşkilatlanmasına fırsat vermeden Eskişehir ve Afyon’u almak, Ankara üzerine yürüyerek TBMM’yi dağıtmak istemeleri
  • Sevr Antlaşması’nın TBMM’ye kabul ettirilmek istenmesi

etkili olmuştur.

  1. İnönü Savaşı’nın kazanılmasıyla:
  • Halkın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne olan güveni artmıştır.
  • İtalyanlar, Anadolu’da işgal ettikleri yerleri boşaltmaya başlamışlardır (5 Temmuz 1921).
  • M. Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya bir telgraf çekerek tebrik etmiş ve; Siz orada yalnız düşmanı değil, milletin ters alınyazısını da (makus talihini de) yendiniz.” demiştir.

 

Eskişehir – Kütahya Savaşları (10 – 24 Temmuz 1921)

Yunan saldırısının amacı; TBMM Hükümeti’ni dağıtarak kesin sonucu elde etmekti. Bütün güçleriyle hazırlanan Yunan ordusu geniş bir cephe üzerinde saldırıya geçti.

Bu cephe İnönü’den Afyon’a kadar uzanıyordu. Türk ordusu henüz II. İnönü Savaşı’nın yorgunluğunu üzerinden atamadığından Yunan kuvvetleri karşısında başarılı olamadı.

Üstün kuvvetlerle yapılan Yunan saldırısı karşısında Türk kuvvetleri yenilgiye uğradı. Bu gelişmeler üzerine Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa’ya “Sakarya’nın doğusuna çekilmesi” tavsiyesinde bulundu. Bunun üzerine Türk ordusu Sakarya nehrinin doğusuna çekildi.

 

Başkomutanlık Kanunu’nun Çıkarılması

TBMM, Meclisin sahip olduğu yetkileri şahsında toplamak ve Meclis adına uygulamak üzere Mustafa Kemal Paşa’ya üç ay süreyle Başkomutanlık yetkisi veren kanunu kabul etti (5 Ağustos 1921). Başkomutanlık Kanunu’nun çıkarılmasıyla Mustafa Kemal Paşa;

  • TBMM’ye ait olan “yasama ve yürütme” yetkilerini doğrudan kullanmaya başladı.
  • İstiklâl Mahkemelerinin de kendisine bağlanmasıyla “yargı” yetkisine de sahip oldu.
  • Erzurum Kongresi’nde askerlik mesleğinden ayrılan Mustafa Kemal Paşa, milli irade ile başkomutan oldu.

 

 

Tekâlif-i Milliye Emirleri (7 – 8 Ağustos 1921)

Mustafa Kemal Paşa başkomutan olduktan sonra Türk ordusunu yapılacak yeni savaşa hazırlamak amacı ile çalışmalara başladı. Ordu asker sayısı olarak yetersiz olduğu gibi silah ve teçhizat bakımından da çok zor durumda idi. Bundan dolayı Mustafa Kemal Paşa, Tekalif-i Milliye Emirlerini yayınladı. Çıkartılan kanun ile Türk ordusunun ihtiyaçlarının karşılanması ve savaş gücünün artırılması amaçlanmıştır.

 

Sakarya Meydan Savaşı (23 Ağustos – 12 Eylül 1921)

Yunan kuvvetleri 22 Ağustos 1921’de Sakarya nehrini geçerek Türk kuvvetleriyle karşılaştılar.

22 gün gece ve gündüz devam eden savaş 13 Eylül 1921’de Türk ordusunun zaferiyle sona ermiştir.

 

Sakarya Savaşı’nın Sonuçları

  • 1683 Viyana bozgunu ile başlayan Türk gerileyişi Sakarya’da sona ermiştir.
  • Türk ordusu ilk defa savunma durumundan taarruz durumuna geçmiştir.
  • TBMM ile Kafkas Cumhuriyetleri arasında Kars Antlaşması yapılmıştır (13 Ekim 1921).
  • Kars Antlaşması ile Türkiye’nin Doğu sınırı kesinlik kazandı.
  • Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalanmıştır (20 Ekim 1921).
  • Yunanlılar taarruz gücünü kaybettikleri gibi, İngiltere desteğinden de mahrum kalmışlardır.
  • İtilaf Devletleri TBMM’ye ateşkes ve barış teklifinde bulunmuşlardır.

 

İtilâf Devletleri’nin Barış Teklifleri

22 Mart 1922 tarihinde İtilâf Devletleri Dışişleri Bakanları Türk ve Yunan taraflarına ateşkes teklifinde bulundular. Yapılan teklifte, “iki taraf arasında askersiz bölge bırakılması, her iki tarafın asker ve silah bakımından güçlenmemeleri, askeri açıdan Türk tarafının İtilâf Devletleri’nin denetimi altında bulunması ve çarpışmaların üç ay süreyle durdurulması” yer alıyordu. Böylece Türk ordusunun taarruz hazırlıkları durdurulacaktı. Bu teklifler Yunanlılar tarafından hemen kabul edildi. Türk tarafı ise bağımsızlık anlayışına ters düşen askeri denetim teklifini kabul etmediğini bildirdi. Ateşkesin ancak memleketimizdeki yabancı kuvvetlerin çıkmasıyla yapılabileceği belirtildi.

 

Büyük Taarruz

26 Ağustos 1922’de taarruz başladı. 27 Ağustos’tan itibaren Türk ordusunun üstünlüğü eline geçirmesi üzerine Yunan kuvvetleri geri çekilmeye başladı.

Aslıhanlar bölgesinde yapılan bu savaşa Dumlupınar Meydan Savaşı denilmiştir. 30 Ağustos 1922 tarihinde de Yunan kuvvetlerinin tamamen yok edildiği ve Başkomutan Mustafa Kemal’in doğrudan yönettiği savaşa Başkomutanlık Savaşı denilmiştir. Yunan kuvvetlerinin yeni bir savaş hattı oluşturmalarına engel olmak amacıyla Mustafa Kemal Paşa, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!” emrini verdi. Yunan kuvvetleri İzmir’e doğru kaçarken Türk ordusu 6 Eylül’de Balıkesir, 8 Eylül’de Manisa, 9 Eylül’de İzmir’e girdi. 17 Eylül’de ise Bandırma’ya ulaştı. 18 Eylül 1922 tarihinden itibaren Anadolu’da artık hiçbir Yunan kuvveti kalmamıştır.

Büyük Taarruz’un Sonuçları

  • Milli mücadele başarıya ulaşmıştır.
  • Anadolu’da İtalyan ve Fransız işgalinden sonra Yunan işgali de sona ermiştir.
  • Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası başarıyla tamamlanmıştır.
  • Türk ordusu Çanakkale ve İzmit civarında İngiliz kuvvetleri ile karşı karşıya gelmiştir.
  • İçte milli birlik ve bütünlük sağlanmıştır.

 

Mudanya Ateşkes Anlaşması (11 Ekim 1922)

Mudanya Ateşkes Anlaşması’na göre:

  1. Türk – Yunan kuvvetleri arasındaki savaş sona erecektir.
  2. Yunan kuvvetleri Meriç nehrine kadar olan Doğu Trakya’yı 15 gün içinde boşaltacaklardır.
  3. Doğu Trakya TBMM’nin jandarma kuvvetlerine bırakılacaktır. Ancak bu kuvvetler 8.000’i geçmeyecektir.
  4. İstanbul, Boğazlar ve çevresinin yönetimi TBMM Hükümeti’ne bırakılacaktır. İtilaf Devletleri barış yapılıncaya kadar İstanbul’da kuvvet bulunduracaklardır.
  5. Barış antlaşması yapılıncaya kadar Türk silahlı kuvvetleri Çanakkale ve İzmit yarımadasında belirlenen çizgiyi geçemeyeceklerdir.

 

Mudanya Ateşkes Anlaşması’yla:

  • Türk Kurtuluş Savaşı’nın askeri safhası sona erdi.
  • Yeniden silahlı çatışmaya girilmeden diplomatik başarılarla Doğu Trakya ve İstanbul kurtarıldı.
  • İstanbul, Boğazlar ve çevresinin TBMM Hükümeti’ne bırakılması ile Osmanlı Devleti hukuken sona erdi.

 

Lozan Antlaşması

Lozan Konferansı’nda Alınan Önemli Kararlar

Sınırlar

Suriye Sınırı : 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması’nda belirlenen sınırlar kabul edilmiştir.

Irak Sınırı: Musul-Kerkük sorunundaki anlaşmazlıktan dolayı sınır belirlenememiştir. Sınırın daha sonra TBMM ile İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelerle belirlenmesine karar verilmiştir.

 

Boğazlar

  • Boğazların idaresi, başkanlığını bir Türk’ün yapacağı uluslararası komisyona bırakılmıştır.
  • Boğazların her iki yakasında 20’şer km’lik askerden arındırılmış bölge oluşturulmuştur.
  • Oluşturulan askersiz bölgeye olağanüstü bir durum yaşandığında Türkiye’nin asker sokabileceği kararlaştırılmıştır.
  • Boğazlardan ticaret gemilerinin serbestçe geçmesine karar verilmiştir. Savaş gemilerine ise tonaj sınırlaması getirilmiştir.
  • İstanbul’daki işgal güçlerinin şehri bir buçuk ay içerisinde boşaltmaları kararlaştırılmıştır.

 

Kapitülasyonlar

Lozan’ın en çok tartışılan konusu, hiç taviz verilmeden çözülmüş ve kapitülasyonlar kesin olarak kaldırılmıştır.

 

Ermenistan Sorunu

Sevr Antlaşması ile Doğu Anadolu’da kurulmasına karar verilen Ermeni Devleti’nin kuruluşundan vazgeçilmiş ve bölgenin Türk toprağı olduğu kabul edilmiştir.

 

Adalar

Oniki Ada İtalyanlara, Bozcaada ve Gökçeada Çanakkale Boğazı’nı kontrol ettiği için TBMM’ye, diğer Ege adaları ise Yunanistan’a verilmiştir. Yunanistan’ın Anadolu kıyılarına yakın olan adaları askeri amaçları için kullanması yasaklanmıştır.

 

 

Borçlar

  • Duyun-u Umumiye (Genel Borçlar İdaresi) kaldırılacaktır.
  • Osmanlı Devleti’nden ayrılan devletlere Osmanlı borçlarından hisse verilecektir.
  • Osmanlı borçlarının büyük bölümünü TBMM ödeyecektir.
  • Borçlar Türk lirası olarak ve taksitler halinde ödenecektir.

 

Azınlıklar

XIX. yüzyıl başlarından beri Türkiye’nin başını ağrıtan azınlıklar sorunu Türkiye’deki bütün azınlıkların Türk vatandaşı kabul edilmesi ile çözümlenmiştir. Azınlıklara, Türk vatandaşlarına tanınan tüm haklar tanınmış, ayrıcalıkları ise kaldırılmıştır. Türkiye’deki en kalabalık azınlık durumunda bulunan Rumların İstanbul’dakiler hariç Yunanistan’a gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Buna karşılık Batı Trakya hariç Yunanistan’da yaşayan Türklerin Türkiye’ye gönderilmesine karar verilmiştir.

 

Yabancı Okullar

Türkiye’deki yabancı okulların bağlı bulunacakları rejim Lozan’da bir esasa bağlanmıştır. Buna göre yabancı okullar Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı bulundukları tüzük ve yönetmelik hükümlerine uyacaklardır. Türk Hükümeti bu okulların öğrenimini düzenleyecektir.

 

Savaş Tazminatı

Kurtuluş Savaşı’nın en büyük sorumlusu durumunda bulunan, Anadolu’nun büyük bir bölümünü tahrip eden ve Türk milletini iki yıl boyunca savaş felaketi ile karşı karşıya bırakan Yunanistan savaş tazminatı olarak Karaağaç’ı Türkiye’ye bırakmıştır.

 

Patrikhane

  1. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı boyunca azınlıklar ve dış güçlerle birlikte hareket eden Fener Patrikhanesi’nin, yabancı kiliselerle ilişki kurmaması şartı ile Türkiye’de kalması kabul edilmiştir.

 

ATATÜRK İNKILAPLÂRI

 

Atatürk İnkılâplarının Amaçları

  1. Türkiye’yi muâsır medeniyet seviyesinin üzerine çıkartmak
  2. Modern Avrupa devletleri ile Türkiye’yi bütünleştirmek
  3. Osmanlı Devleti’nden kalmış ve halkın ihtiyaçlarına cevap vermeyen müesseselerin yerine çağdaş müesseseler kurmak
  4. Türkiye’de milli egemenlik ilkesini yerleştirmek

şeklinde sıralanabilir.

 

Saltanatın Kaldırılması (1 Kasım 1922)

Saltanatın kaldırılmasıyla;

  • TBMM, Abdülmecid Efendi’yi halife seçerek, halifeliğin devam ettirilmesini sağlamıştır.
  • Milli egemenliğin gerçekleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır.
  • Saltanatın kaldırılmasıyla devletin lâikliği konusunda ilk aşama gerçekleştirilmiştir.

İtilâf Devletleri’nin Lozan Konferansı’nda ikilik çıkarma planları sonuçsuz kalmıştır.

 

Cumhuriyetin İlânı

29 Ekim 1923’te TBMM anayasa değişikliğini kabul ederek yeni Türk Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğunu onayladı.

 

Cumhuriyetin İlân Edilmesinin Sonuçları

  • Yeni Türk Devleti’nin yönetim şeklinin Cumhuriyet olarak belirlenmesiyle 1921 Anayasası’nda esaslı değişiklikler yapılmıştır. Türkiye’nin hükümet şeklinin Cumhuriyet, dininin İslâm, resmi dilinin Türkçe olduğu şeklindeki madde Anayasaya konulmuştur.
  • Cumhuriyetin ilanı ile devlet rejiminin adı belirlenmiş, bu konudaki tartışmalar sona erdirilmiştir.
  • Mustafa Kemal Paşa, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı, ilk Cumhuriyet hükümetini kurma görevini İsmet Paşa’ya vermiş, Fethi (Okyar) Bey de TBMM Başkanlığı’na seçilmiştir.
  • Cumhurbaşkanı’nın seçilmesiyle devlet başkanlığı sorunu çözüme kavuşmuştur.
  • Meclis hükümeti yerine kabine sistemi getirilerek, yürütme işlerinin gecikmemesi sağlanmıştır.
  • Milli Mücadelenin başından beri amaçlanan ulusal egemenlik düşüncesi başarılı olmuş, çağdaşlaşma yolunda da önemli bir adım atılmıştır.
  • Cumhurbaşkanı seçimini Meclisin yapacağı kesinleşmiştir.

 

Halifeliğin Kaldırılması

Halifeliğin Kaldırılmasının Nedenleri

  • Saltanatın kaldırılması ve Vahdettin’in ülkeyi terketmesinden sonra TBMM, Abdülmecit Efendi’yi halife seçti. Çünkü kamuoyu henüz halifeliğin kaldırılmasına hazır değildi. Halbuki, Cumhuriyetin ilânı ve devlet başkanının seçilmesi ile halifeliğin rolü kalmamıştı.
  • Saltanatın kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanından sonra eski rejim taraftarlarının sığınabilecekleri tek güç olarak halifelik kalmıştı.
  • Bazı TBMM üyeleri, halifeyi milletin üzerinde görmeye başlamışlar, “TBMM Halifenin, Halife de TBMM’nindir.” şeklinde propagandalara girişmişlerdi.
  • Türkiye, çağdaşlaşma yolunda olduğuna ve laikliği amaçladığına göre halifeliğin böyle bir rejimde yeri yoktu.

Bütün bu sebeplerden dolayı 3 Mart 1924 günü alınan bir kararla halifelik kaldırıldı. Aynı gün;

  • Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kaldırıldı. Böylece lâik devlet yolunda önemli bir adım atıldı. Daha sonra yerine Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.
  • Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti Kaldırıldı. Böylece Genelkurmay Başkanlığı’nın hükümet ve siyaset dışına çıkması sağlandı.
  • Osmanlı Hanedanı’nın Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına çıkarılması kararlaştırıldı.

 

Halifeliğin Kaldırılmasının Sonuçları

  • Halifeliğin kaldırılması laikliğe geçişin en önemli aşaması olmuştur.
  • Halifeliğin kaldırılması Türkiye’de inkılâp sürecini hızlandırmış ve inkılâplar için elverişli bir ortam hazırlamıştır.
  • Türkiye’de ümmetçilik arayışları sona ermiştir.

 

Çok Partili Hayata Geçiş Denemeleri

Müdafaa-i Hukuk Grubu ve Halk Fırkası’nın Kurulması (9 Ağustos 1923)

TBMM 1 Nisan 1923’te tarihi görevini tamamlayarak seçimlerin yenilenmesini kararlaştırdı. Mustafa Kemal Paşa da seçimlerden sonra Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin yerine Halk Fırkası’nı kurdu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk siyasi partisi olan Halk Fırkası’nın başkanlığına Mustafa Kemal Paşa seçildi. Bu arada yapılan seçimlerle, ikinci grup mensupları meclisten tamamen uzaklaştırılmış oldu.

 

Ordunun Siyasetten Ayrılması

Mustafa Kemal Paşa, daha II. Meşrutiyet döneminde İttihat ve Terakki Partisi’nde gördüğü ordu ile işbirliğini tenkit etmişti.

Bu tecrübelerin ışığında önce 3 Mart 1924’te o zamana kadar hükümette yer alan Genelkurmay Başkanlığı politika dışında bırakıldı. Ardından komutanların milletvekili olmalarının kaldırılmasıyla ordunun siyasetten ayrılması sağlandı. Ordunun siyasetten ayrılması ile meclisteki rekabetin iç çatışmaya dönüşmesi önlenmiştir.

 

Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası

Mustafa Kemal Paşa’da mecliste demokrasinin yerleşebilmesi için yeni bir partinin kurulmasını gerekli görüyordu. Cumhuriyet rejiminin yerleşebilmesi için başka partilerin varlığı ve hükümetteki partinin denetlenmesi gerekiyordu.

Muhalif milletvekilleri hazırlıklarını tamamladıktan sonra 17 Kasım 1924’de Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Partinin başkanlığına Kazım Karabekir getirildi.

 

Şeyh Sait İsyanı

İsyanın Nedenleri

  • Yenilik hareketlerinin hızlanması
  • İngiltere’nin kışkırtmaları
  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın çalışmaları
  • Hilafet ve Saltanatı geri getirme düşünceleri

Şeyh Sait Ayaklanması 13 Şubat 1925’te Diyarbakır’da başladı. İsyancıların amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve Osmanlı devlet düzenini geri getirmekti. İsyan kısa sürede Erzurum, Elazığ, Muş, Bitlis gibi doğu illerinde yayıldı. Ali Fethi Okyar Hükümeti isyanın bastırılmasında başarılı olamayınca istifa etti. Yeni hükümeti kuran İsmet Paşa aldığı askeri ve siyasi önlemlerle isyanı bastırdı.

 

Şeyh Sait Ayaklanması’nın Sonuçları

  • Doğu Anadolu Bölgesi’nde bozulan huzuru sağlamak amacı ile Takrir-i Sükun Kanunu çıkartıldı (4 Mart 1925). Bu kanun 1929 yılına kadar yürürlükte kalmıştır.
  • Türkiye Cumhuriyeti yıprandığı için İngiltere Musul sorununun kendi lehine çözülmesinde büyük avantaj sağlamıştır.
  • Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya yönelik ilk isyan bastırılmıştır.
  • Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası isyanda rolü olduğu gerekçesi ile kapatılmıştır (5 Haziran 1925).
  • Türkiye’de çok partili hayata geçiş için yapılan ilk deneme başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
  • Şeyh Sait isyanı, Türkiye’de çok partili hayata geçiş için ortamın uygun olmadığını ve henüz demokrasinin tam anlamıyla uygulanamayacağını göstermiştir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası ve Menemen Olayı

12 Ağustos 1930’da Fethi Okyar Mustafa Kemal Paşa’nın onayıyla Serbest Cumhuriyet Partisi’ni kurdu. Bir süre sonra teşkilâtlar oluşturmaya başladı. İşte bu esnada inkılâplara karşı olanlar partiye girmeye başladılar. Bir süre sonra inkılâplar, hükümet ve lâiklik aleyhine gösteriler ortaya çıktı. Fethi Bey’in kontrolünden çıkan olaylar, kendisini Mustafa Kemal Paşa ile karşı karşıya getirdi. 18 Aralık 1930’da Serbest Cumhuriyet Fırkası kendi kendini feshetti. Böylece ülkemizde Cumhuriyetin ilânından sonraki çok partili hayata geçişteki ikinci deneme de başarılı olamadı. Bundan sonra Atatürk döneminde bir daha girişimde bulunulmadı. Ülkemizde çok partili hayat ancak 1946’da başlayabilmiştir.

Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kendi kendini feshetmesinden sonra Menemen Olayı meydana geldi. Derviş Mehmet ve adamları 23 Aralık 1930’da Menemen kasabasında isyan ettiler. İsyanı bastırmaya gelen Asteğmen Kubilay öldürüldü. Menemen Olayı süratle bastırıldı. Bu olay, Serbest Fırka’nın kapatılmasının ne kadar yerinde bir davranış olduğunu göstermiştir.

 

Hukuk Alanındaki İnkılâplar

Hukuk İnkılâbının Nedenleri

  • Milliyet, din, mezhep ve tarikat farklılıklarından dolayı ülkede hukuk birliğinin sağlanamaması
  • Halkın evlenme, boşanma ve miras gibi konularda kendi dini kurallarını uygulaması
  • Ceza hukukunun şahısların güvenliğini sağlamada yetersiz kalması ve modern ceza hukukuna uymaması
  • Mahkemede tek yargıçın (kadı) bulunması
  • Kadın haklarıyla ilgili kanunların yetersiz kalması
  • İktisadi ve ticari hayatı düzenleyen kuralların yetersiz kalması
  • Müslüman olmayan azınlıkların kişisel hukuk ve aile hukukuna ait sorunları kendi dini kurallarına göre çözmeleri
  • Eski hukuk sisteminin çağın gelişmeleri karşısında yetersiz kalması
  • Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı medeniyetine katılmayı hedeflemesi
  • Devletin lâik bir karakter kazanmasının gerekliliği

 

Medeni Kanun’un Kabulü

TBMM, 17 Şubat 1926’da yeni Medeni Kanunu kabul etti. Bu kanun 6 Ekim 1926’da yürürlüğe girdi.

 

Medeni Kanun’un Kabulünün Sonuçları

  • Kadınlarla erkekler arasında toplumsal ve ekonomik alanda tam bir eşitlik sağlanmıştır. Kadınlara istediği mesleğe girme hakkı tanınmıştır.
  • Evlilik, devlet kontrolü altına alınarak resmi nikâh zorunluluğu kabul edilmiştir.
  • Çok kadınla evlenme yerine tek kadınla evlilik kararlaştırılmış, Medeni Kanun ile modern Türk ailesi kurulmuştur.
  • Mirasta kız ve erkek çocuklar arasında eşitlik sağlanmıştır.
  • Boşanmada serbestlik kaldırılarak belli şartlara bağlanmıştır.
  • Toplumsal hayat çağdaş gelişmelere göre düzenlenmiştir.
  • Kabul edilen kanunlar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına uygulanır hale getirilmiştir. Böylece hukuk bakımından vatandaşlar arasında din ve mezhep farkı gözetilmemiştir.
  • Türkiye’deki Müslüman olmayan topluluklar, Lozan Antlaşması’nın kendilerine tanıdıkları haktan vazgeçtiklerini ve Türk Medeni Kanunu’na uymak istediklerini bildirdiler. Hükümetçe de bu isteğin kabulüyle Avrupa devletlerinin müdahaleleri ortadan kalkmıştır. Patrikhane ve konsoloslukların mahkeme kurma yetkileri de sona ermiştir.
  • Hukuk birliği sağlanmıştır.

 

Türk Kadınlarına Siyasal Hakların Verilmesi

1930 yılında kabul edilen Belediye Kanunu ile kadınların belediye seçimlerine katılmaları sağlandı. 5 Aralık 1934’te kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. Böylece Türk kadını hukuk alanında tam olarak erkeklerle eşit oldu. Avrupa devletlerinden çoğu, kadınlara bu imkânları sağlayamadan, Türk İnkılâbı’nın kadınlara siyasal haklar vermesi Atatürk’ün kadınlara verdiği değeri göstermektedir.

Eğitim Alanındaki İnkılâplar

Tevhid-i Tedrisat Kanunu (3 Mart 1924)

Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla;

  • Bütün eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmıştır.
  • Azınlık ve yabancı okulların dini ve siyasi amaçlarla öğretim yapmaları önlenmiştir.
  • Yabancı okulların ders programlarına Türkçe kültür dersleri konmuş ve bu derslerin Türk öğretmenler tarafından okutulması sağlanmıştır.
  • Devlet eğitimin her çeşidiyle uğraşmaya başlamış, Milli Eğitim Bakanlığı bütün eğitim ve öğretim işlerinin tek sorumlusu haline gelmiştir.
  • Medreseler kapanmıştır.
  • Eğitimin lâikleşmesi alanında önemli bir adım atılmıştır.

 

Lâtin Harflerinin Kabulü (1 Kasım 1928)

Meclis, 1 Kasım 1928’de yeni harflere dair çıkardığı kanunla Arap harfleri yerine Lâtin alfabesini kabul etmiştir.

 

Lâtin harflerinin kabulüyle;

  • Batı dünyası ile yakınlaşma yolunda önemli bir adım atılmıştır.
  • Çağdaşlaşmada önemli bir engel oluşturan yazı meselesi çözümlenmiştir.
  • Okuma – yazma oranı sürekli artarken, basılan kitap sayısında da büyük bir artış meydana gelmiştir.

Yeni Tarih Anlayışı

Atatürk, Türk tarihinin sadece İslâm ve Osmanlı tarihleriyle sınırlı olmasını kabul etmiyordu. Bu nedenle tarih konusunda araştırmalar yapmak üzere Türk Tarih Kurumu’nu kurdu (15 Nisan 1931). Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasıyla milli tarih anlayışı yolunda önemli bir gelişme kaydedildi.

 

Türk Dilinin Geliştirilmesi

Atatürk, dil çalışmalarının planlı bir şekilde yapılmasını sağlamak amacıyla Türk Dil Kurumu’nu kurdu (12 Temmuz 1932).

Dil inkılâbıyla;

  • Türkçeyi, Osmanlıların halk tarafından benimsenmemiş kelime ve kurallarından arındırmak
  • Yabancı kelimeler yerine halk arasında kullanılan ya da yazılı kaynaklarda yer alan yeni kelimeler türetmek
  • Türkçenin zenginliğini ortaya koymak
  • Türkçenin bilim dili konusunda da gelişmesini sağlamak amaçlanmıştır.

 

Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu’nun kurulması milliyetçilik ilkesi doğrultusunda yapılmıştır.

Toplumsal Hayatın Düzenlenmesi

Tekke, Zaviye ve Türbelerin Kapatılması (30 Kasım 1925)

30 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan bir kanunla tekke, zaviye ve türbeler kapatılmıştır. Böylece Türk toplumunun çağdaşlaşması ve lâikleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır. Yine aynı kanunla “şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyyitlik, çelebilik, türbedarlık” gibi ünvanlar kaldırılmıştır.

 

Kılık – Kıyafetin Düzenlenmesi

25 Kasım 1925 tarihinde şapka Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanunla Türk erkeklerinin başlık olarak şapka giymesi kararlaştırılmıştır. 1934 yılında çıkarılan bir kanunla da hangi din ve mezhebe mensup olursa olsun din adamlarının mabetler ve ayinler haricinde dini kıyafetle dolaşmaları yasaklandı. Sadece Diyanet İşleri Başkanı, Rum ve Ermeni Patrikleri, Hahambaşı her zaman dini kıyafet giyebileceklerdi.

Kılık-kıyafet düzenlenmesi çalışmaları çağdaşlaşma ile ilgilidir.

Ölçüler ve Takvimde Değişiklik

Batılı devletlerle olan münasebetlerini geliştirmesi için takvim ve ölçülerin de düzenlenmesi gerekiyordu. 26 Aralık 1925 tarihinde çıkarılan bir kanunla çağdaş dünyanın kullandığı Milâdi Takvim kabul edildi. 1 Ocak 1926’dan itibaren de uygulandı. Yine aynı tarihte uluslararası saat kabul edilerek gün, gece yarısından başlatıldı ve yirmidört tane saat birimine ayrıldı.

Osmanlı ülkesinde uzunluk ve ağırlık ölçüleri de geleneklere göre düzenlenmişti.

Okka, arşın, endaze, kile vb. yörelere göre değişen ölçülerin kullanılması ekonomik hayatta bazı karışıklıklara neden oluyordu. 1931 yılında kabul edilen bir kanunla metre ve kilo sistemi getirilerek ticaret ve ekonomi alanlarında işlemler kolaylaştırıldı. Yurdun her tarafında düzenli bir ölçü sistemi kuruldu.

Batılı ülkeler pazar günü tatil yapmaktaydı. Türkiye’nin bu ülkelerle ekonomik ilişkileri gelişmekte olduğundan hafta tatilinin yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. 1935 yılında alınan bir kararla pazar günü hafta tatili olarak benimsendi.

 

Soyadı Kanunu’nun Kabulü (21 Haziran 1934)

Kişilerin toplumsal hayatta kolaylıkla tanınmaları amacıyla 21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu kabul edildi. Bu kanuna göre her aile bir soyadı alacak, soyadları Türkçe olacak, rütbe, memurluk, yabancı ırk, millet adları ile ahlâka aykırı ve gülünç kelimeler soyadı olarak kullanılamayacaktı. Soyadı Kanunu’nun kabulünden sonra TBMM Türk milleti adına, Mustafa Kemal’e Atatürk soyadını vermiştir.

1934 yılında çıkarılan diğer bir kanunla “ağa, hacı, hoca, hafız, hocaefendi, bey, paşa, hanım, hanımefendi” gibi eski toplum zümrelerini belirten ünvanlar kaldırıldı. Aynı kanunla, eski Osmanlı idarecilerinin verdiği tüm nişan ve rütbeleri taşımak yasaklandı.

 

Ekonomi Alanındaki Gelişmeler

İzmir İktisat Kongresi (18 Şubat – 4 Mart 1923)

İzmir İktisat Kongresi’nde;

  1. Hammaddesi yurt içinde yetişen veya yetiştirilebilen sanayi dallarının kurulması
  2. Küçük imalattan süratle fabrikaya geçilmesi
  3. Özel sektörce yapılamayan teşebbüslerin devletçe gerçekleştirilmesi
  4. Özel teşebbüse kredi sağlayacak bir devlet bankası kurulması
  5. İşçilerin durumunun düzeltilmesi gibi kararlar alınmıştır.

 

Milli Ekonominin Kurulması

Tarım

Osmanlı İmparatorluğu döneminde köylü, ağır vergiler altında eziliyordu. Özellikle âşâr vergisi köylüler için büyük yük haline gelmişti. Âşâr vergisi genel bütçe gelirinin % 40’ını oluşturuyordu. Yeni Türk Devleti böyle bir gelirden vazgeçti. 17 Şubat 1925’te çıkarılan bir kanunla âşâr vergisi kaldırılarak yerine arazi vergisi konuldu. Böylece köylünün rahatlaması sağlanmıştır.

Köylüye yardım etmek amacı ile tohum ıslah istasyonları, numune çiftlikleri kuruldu.

Traktör kullanılması teşvik edilerek ucuz alet ve makina dağıtıldı. Tarım Kredi Kooperatifleri kuruldu. Yüksek Ziraat Enstitüleri açılarak tarımla ilgili bilimsel araştırmalar yapılmasına imkân hazırlandı. Tarım faaliyetlerini geliştirmek ve çiftçilere kredi kolaylığı sağlamak amacıyla Ziraat Bankası geliştirilerek kredi imkanları artırıldı.

 

Sanayi

Kurtuluş Savaşı’nın sonunda İstanbul, İzmir ve Adana’da birkaç dokuma fabrikası ile İstanbul’da bir askeri fabrika ülkenin sanayi gücünü meydana getiriyordu. Halbuki, kalkınmak için sanayileşmenin gerçekleşmesi gerekiyordu.

Sanayi kuruluşlarını teşvik amacıyla 28 Mayıs 1927 tarihinde “Teşvik-i Sanayi Kanunu” çıkarıldı. Bu kanunla özel teşebbüse yatırım yapmada pekçok kolaylıklar sağlanmıştır. 1929 yılından itibaren gümrük tarifelerinin yükseltilmesi de, memleketimizdeki sanayii dış rekabette korumayı amaçlamıştır.

Yeni devletin kuruluşundan 1933’e kadar geçen dönemde sanayileşme istenilen seviyede gerçekleşmemiştir. Bu durumda;

  • Gelir seviyesinin çok düşük olması
  • Özel sektörün yetersiz olması
  • Teknik bilgi yetersizliği
  • 1929’a kadar sanayinin dışa karşı himaye edilememesi
  • Özel sektörün Teşvik-i Sanayi Kanunu’na rağmen yapabildiği yatırımların miktar ve çeşit itibariyle yeterli olmaması

1929 dünya ekonomik bunalımının olumsuz etkileri gibi nedenler önemli rol oynamıştır.

Ülkemizde 1934 yılında ilk defa planlı ekonomiye geçildi. 1934 – 1939 yılları arasında “Birinci Beş Yıllık Plan” uygulandı. Hazırlanan bu plana göre, özel sektörün gerçekleştiremeyeceği yatırımlar devlet eliyle yapılmaya başlandı. Plân doğrultusunda dokuma, demir, kâğıt, cam ve kimya alanlarında 1937’ye kadar onaltı fabrika kuruldu. Fabrikaların işletmeye açılmasıyla dışarıdan alınan mallar yüzde elli oranında azaldı. “İkinci Beş Yıllık Plân” ise İkinci Dünya Savaşı’ndan dolayı uygulanamadı. Fakat, 1945 yılına kadar süren savaş esnasında Türkiye, dışarıya muhtaç olmadan kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmiştir. Sümerbank’ın açılmasıyla elde edilen başarı, yeni kuruluşların açılmasını teşvik etmiş ve maden işleri ile uğraşacak Etibank ve Maden Tetkik Arama Enstitüsü kurulmuştur (1935). Böylece sanayide devletçilik ilkesi iyice yerleşmiştir.

Yeni dönem, sanayi alanındaki hizmetlerin doğrudan devlet tarafından gerçekleştirildiği Devletçilik politikasının uygulandığı bir dönem olmuştur.

 

ATATÜRK DÖNEMİ’NDE TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN DIŞ POLİTİKASI 

 

Atatürk Dönemi’nde Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri

Atatürk’ün dış politikasının temel ilkeleri;

  • Milli sınırlarımız içinde kalmak ve gerçekleştiremeyeceğimiz emeller peşinde koşmamak
  • Bağımsızlığımıza ve sınırlarımıza saygı duyan devletlerle iyi ilişkiler kurmak, diğer devletlerin içişlerine karışmamak ve kendi içişlerimize karışılmasına fırsat vermemek
  • Devletlerarası sorunları hukuka dayalı olarak barışçı yollardan çözümlemek
  • Ulusun hayatı tehlikede olmadıkça savaşa girmemek
  • Milli sınırlarımız içinde herşeyden önce kendi kuvvetimize dayanarak varlığımızı devam ettirmek
  • Dış politika ve diplomaside bilim ve teknolojiyi yol gösterici olarak kullanmak ve dünyadaki gelişmeleri göz önünde tutmak

şeklinde özetlenebilir. Atatürk “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesiyle iç ve dış politikada barışı benimsediğini ortaya koymuştur.

 

Türkiye – İngiltere İlişkileri

Türkiye ile İngiltere arasındaki ilişkilerin normalleşmesini engelleyen en önemli neden, Türk – Irak sınırının tesbiti anlamına gelen Musul sorunu olmuştur.

Musul bölgesindeki zengin petrol yataklarını bırakmak istemeyen İngiltere, Irak’ta manda yönetimi ilan etti. Lozan Konferansı’nda Türkiye – Irak sınırı görüşülürken Türk heyeti, “Halkın çoğunluğunun Türk olması” nedeniyle, Musul ve Süleymaniye bölgelerinin Türkiye sınırları içerisinde kalması gerektiğini öne sürdü. Irak adına mandater devlet olan İngiltere ise, Musul’un Irak sınırları içinde kalmasında direndi. Bunun üzerine Türkiye’nin bölgede bir halk oylaması yapılması isteği yine İngiltere tarafından reddedildi.

Türkiye, sınırlarını ve bağımsızlığını korumak için her türlü tedbire başvuracağını açıklayarak İngiltere’nin askeri hareketini önlemiştir. Bu dönemde ortaya çıkan Şeyh Sait isyanı Türkiye’yi olumsuz yönde etkilemiştir. Dolayısıyla Şeyh Sait isyanı bir ülkenin içerisinde yaşanan olumsuzlukların dış politikayı olumsuz yönde etkilediğine kanıt olarak gösterilebilir.

İkili görüşmeler sonunda çözülemeyen Musul meselesi, Milletler Cemiyeti’ne götürüldü. Musul meselesini incelemek amacıyla oluşturulan komisyonun önerisiyle Milletler Cemiyeti, Musul’un Irak’a katılması gerektiğini belirtti.

Türkiye Milletler Cemiyeti’nin kararına uyarak İngiltere ile Ankara Antlaşması’nı yaptı (5 Haziran 1926).

Bu antlaşmayla;

  • Musul ve Kerkük Irak’a bırakıldı.
  • Irak Hükümeti, Musul’a karşılık petrol üzerine konulan verginin % 10’unu 25 yıl süreyle Türkiye’ye vermeyi kabul etti.

 

Türkiye – Fransa İlişkileri

Fransa ile Türkiye arasında yaşanan sorunların en önemlisi Osmanlı Devleti’nden kalan borçların ödenmesi konusunda yaşanmıştır. Alacaklı ülkeler içinde en fazla pay sahibi olan Fransa’ydı. Bu konuda 13 Haziran 1928’de Paris’te Türkiye ile alacaklı devletler adına Duyun-ı Umumiye İdaresi arasında bir antlaşma imzalandı. Bu antlaşmayla ödenecek borçların miktarı ve ödeme şekli belirlenmiştir. Ancak, 1929’da başlayan dünya ekonomik krizi borçların ödenmesini güçleştirmişti. Bunun üzerine Türkiye, borçların ertelenmesini istemiş ve 22 Nisan 1933’te Paris’te yeni bir borç sözleşmesi imzalanmıştır. Son antlaşma Türkiye lehine olmuş ve borçlarla ilgili sorun çözümlenmiştir.

Lozan Antlaşması’na göre yabancı okullar, Türk kanunlarına ve diğer okulların bağlı bulundukları yönetmeliklere uyacaklardı. Bu durum Fransa ile anlaşmazlıklara neden oldu.

“Türkiye’de bizim okullarımızın sahip olmadıkları ayrıcalığa, yabancı okulların sahip olması kabul edilemez.” diyen Atatürk, yabancı okulların Türk kanunlarına uymasını istemiştir. Yönetmeliklere uymayan bazı okullar kapatılmıştır. Yabancı okullar meselesi Fransa ile iyi ilişkilerin kurulmasını geciktirmiştir.

 

Türkiye – Yunanistan İlişkileri

Lozan Antlaşması’ndan sonra Türkiye ile Yunanistan arasında en önemli sorun nüfus mübadelesi (değişim) hakkındaki sözleşme ve protokolün uygulanması konusunda yaşanmıştır.

Lozan Antlaşması’nda, İstanbul’daki Rumlarla Batı Trakya’daki Türkler dışında Türkiye’deki Rumlarla Yunanistan’daki Türklerin karşılıklı değiştirilmeleri kararlaştırılmıştır. 30 Ocak 1923’te imzalanan protokolle değişime tabi tutulacak kişilere ait şartlar belirlenmiştir. Tarafsız devletlerin temsilcilerinin de katıldığı mübadele komisyonu kurulmuş, ancak Yunanistan’ın sürekli anlaşmazlık çıkarması yüzünden bir sonuç alınamamıştır.

Bir süre sonra Türk – Yunan ilişkileri gerginleşti. Anlaşmazlık silahlı bir çatışmaya yol açmadan gergin hava yumuşatıldı ve 10 Haziran 1930 tarihinde anlaşma yapıldı. Bu antlaşma ile yerleşme tarihlerine ve doğum yerlerine bakılmaksızın İstanbul Rumları ile Batı Trakya Türklerinin hepsi etabli (yerleşik) sayılmıştır.

 

Türkiye’nin Milletler Cemiyeti’ne Girmesi

Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan devletler tarafından savaştan hemen sonra uyuşmazlıkları barışçı yollardan çözmek, uluslararası işbirliğini geliştirmek, böylece barış ve güvenliği koruyarak yeni savaşları önlemek iddiasıyla kurulmuştu.

Türkiye Cumhuriyeti’nin dış politikasının temeli barışçı esaslara dayanıyordu. Türkiye komşu ülkelerle dostluk ve iyi ilişkiler kurmuştur.

Türkiye’nin barışçı girişimleri diğer ülkeler tarafından memnuniyetle karşılandı. 1930’dan sonra milletlerarası işbirliğinin önem kazanması, Milletler Cemiyeti’ne ilgiyi artırmıştır. 1932 Temmuz’unda İspanya’nın teklifi, Yunanistan’ın desteğiyle Türkiye Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur (18 Temmuz 1932).

 

Balkan Antantı

Türkiye Milletler Cemiyeti’ne girdikten sonra Balkan uluslarıyla yakınlaştı. 1933’ten sonra Almanya ve İtalya silahlanarak dünya barışını tehdit etmeye başladılar. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya devletleri arasında Balkan Antantı imzalanmıştır (9 Şubat 1934).

Arnavutluk, İtalya’nın baskısından dolayı, Bulgaristan ise, Makedonya konusunda Yunanistan ve Yugoslavya ile anlaşmazlık nedeniyle antanta katılmadılar.

Balkan Antantı’yla Türkiye batı sınırlarını güvence altına almış ve Türkiye için Balkanlarda barış dönemi başlamıştır.

 

Boğazlar Sorunu ve Montrö Sözleşmesi

Lozan Konferansı’nda imzalanan Boğazlarla ilgili hükümler Türkiye’nin boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını sınırlandırmaktaydı. Türkiye, boğazlarla ilgili bu hükümleri, güvenlik konusunda Milletler Cemiyeti’nin etkili olacağını ve Avrupa’da silahsızlanmanın gerçekleşeceği umuduyla kabul etmişti.

1933’ten sonra İtalya, Almanya ve Rusya silahlanmaya başladı. Milletler Cemiyeti barışı tehdit eden bu gelişmeleri önleyemedi. Bu gelişmeler üzerine kendi güvenliğini garanti altına almak isteyen Türkiye, 10 Nisan 1936’da Boğazlar üzerindeki sınırlamaları kaldırmak amacıyla Lozan Antlaşması’nı imzalayan devletlere birer nota göndererek Boğazlarla ilgili hükümlerin düzeltilmesini istemiştir. Türkiye’nin bu isteği ilgili devletler tarafından olumlu karşılanmış ve İsviçre’nin Montreux (Montrö) şehrinde Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır (20 Temmuz 1936).

Montrö Sözleşmesi’ne göre;

  • Lozan Antlaşması’nda kurulan Boğazlar Komisyonu kaldırılarak bütün yetkileri Türkiye Cumhuriyeti’ne devredilecektir.
  • Lozan Antlaşması ile Boğazların iki yanında askersiz duruma getirilen yerlerde, Türkiye asker bulundurabilecek ve tahkimat yapabilecektir.
  • Ticaret gemilerinin her iki yönde Boğazlardan geçişi serbest olacaktır.
  • Savaş gemilerinin geçişi ise zaman ve ağırlık bakımından sınırlandırılacaktır.
  • Türkiye, savaşa girer veya bir savaş tehlikesi ile karşılaşırsa Boğazları istediği gibi açıp kapatabilecektir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle;

  • Türk Devleti’nin egemenlik haklarını sınırlayıcı hükümler kaldırılmıştır.
  • Boğazlarda asker bulundurulması ile Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de önemi artmış ve Türkiye milletlerarası dengede önem kazanmıştır.
  • Türk – Sovyet ilişkilerinde ayrılığın ilk adımı atılmış, sözleşme Sovyet Rusya tarafından yetersiz bulunmuştur.

Sadabat Paktı

Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda dörtlü bir pakt oluşturuldu (8 Temmuz 1937).

Bu pakt, İtalya’nın doğu ülkelerini hedef olan istilâ politikasından kaynaklanmıştır. Orta Doğu’ya yayılmaya çalışan İtalya’ya karşı ortak bir savunma sistemi kurularak yayılmacı politikalara tepki gösterilmiştir.

 

Hatay’ın Türkiye’ye Katılması

  1. Dünya Savaşı’nın yaklaşması üzerine Fransa 1936 yılında Suriye’yi boşaltma kararı aldı. Bu arada Fransa, Hatay’ı Suriye’ye bıraktı. Sorunları barışçı yollarla çözümlemek isteyen Türkiye, Milletler Cemiyeti’ne başvurarak çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hatay’ın Türkiye’ye verilmesini istedi.

Hitlerin Avusturya’yı ilhakından sonra, Avrupa’da güçler dengesi bozulmaya başladı. Fransa, Hatay konusundaki tutumunu yumuşatmak zorunda kaldı. Yapılan seçimler sonunda bağımsız bir devlet olarak Hatay Cumhuriyeti kuruldu (2 Eylül 1938). Hatay Cumhuriyeti ile Türkiye arasında yakın ilişkiler geliştirildi.

23 Haziran 1939’da Fransa ile Türkiye arasındaki bir antlaşma ile Hatay’ın Türkiye’ye katılması kabul edildi. Böylece Atatürk’ün ölümünden sonra Hatay meselesi Misak-ı Milli ilkeleri doğrultusunda Türkiye’nin lehine çözümlenmiştir.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir