Türkiye’de sanayi sektörü ve gelişimi ders notları


Temel Sektörlerde Gelişmeler II:

Sanayi Sektörü TÜRKiYE’DE SANAYi SEKTÖRÜNÜN GELiŞiMi

Gelişmiş ekonomi bir anlamda sanayileşmiş ekonomi demektir. Sanayileşme seviyesi, sanayi sektörünün, ülkenin ulusal geliri içindeki büyüklüğüne bağlıdır. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre 2010 yılında sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler (IMF’ye göre 35 ülke) dünya nominal gelirinin %65,8’i, satın alma gücü paritesine SGP’ye göre de nominal dünya gelirinin %52,1’ine sahiptirler

Osmanlı Devletin’de Sanayi Sektörünün Gelişimi

Osmanlı Devleti’nin ekonomisi tarıma dayalı bir yapıda olduğu için sanayi sektörü ikinci planda kalmış ve içinde bulunulan şartlarda sanayileşme çabaları başarı- ya ulaşamamıştır. Türkiye’nin sanayileşme seviyesinin, Batılı gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmasının en önemli sebebi budur. Batıda sanayileşme devrimi başlamadan önce 15-18’inci yüzyıllarda Osmanlı imparatorluğu dünyanın en gelişmiş ülkelerinden biri idi. Lonca örgütlenmesiyle çinicilik, dokumacılık, gemi yapımı alanları nda oldukça ileri bir durumdaydı.

Ancak, Cumhuriyet’in kurulmasından sonraki dönemde sanayileşme süreci hızlanmışve Türkiye 2000’li yıllarda Meksika, Brezilya, Suudi Arabistan, Güney Afrika,Çin ve Hindistan gibi yeni sanayileşen ülkeler arasına katılmıştır.

Sanayi Devrimi Avrupa’da 18’inci yüzyılda buhar gücüyle çalışan makinelerin sanayi sektörünü yaratması sonucunda ortaya çıkmıştır. Başlangıcı, buharlı makinenin bulunuşudur. 1763’te JamesWatt, iskoçya’da buharla çalışan makineyi icat etmiş ve makine çağının başlamasına yol açmıştır.1807’de Amerikalı Robert Fulton buharlı makineyi gemilere uygulamış, 1825’te ilk buharlı makine lokomotişerde kullanılmaya başlanmıştır

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında sanayisinin durumu ve gelişimi konusundaki bilgiler, 1913 ve 1915 yıllarında Ticaret ve Ziraat Vekaletleri tarafından istanbul, Bursa, Bandırma, izmir, Uşak gibi Batı Anadolu’yu kapsayan illerde yapılan sanayi sayımlarına dayanmaktadır.

Teşvik-i Sanayi Kanunu kapsamına giren kuruluşların sayım sonuçları 1917 yılında yayınlanmıştır. Buna göre Osmanlı sanayi, tüketim malları üretmekte, ara veyatırım malları üreten sanayi dallarına sahip bulunmamaktadır. Sanayinin hammaddesi tarıma dayanmaktadır. Sanayi kuruluşları aşırı derecede Batı Anadolu’da yoğunlaşmıştır.

Cumhuriyetin ilk Yıllarında Sanayileşmeye Yönelik

Politikalar

Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, etrafındaki milliyetçi kadro ile birlikte, Anadolu halkının gerçek kurtuluşunun ancak ekonomik zaferlerin kazanılması ile mümkün olabileceğini savunmakta idi.

Osmanlı’dan devralınan az sayıda sanayi kuruluşunun, yüksek düzeydeki rekâbettenkorunması ve sanayi sektörünün gelişebilmesi için, Türkiye iktisat Kongresi’nekatılan sanayiciler, gümrük tarifeleri arttırılarak sanayin dış rekâbetten korunmasını istemişlerdir.

Bu isteklerin büyük çoğunluğu Kongre’de karar altına alınmış ve Hükümet istenilenleri zaman içinde yerine getirmiştir. 9 Nisan 1924 tarihinde çıkarılan bir yasa ile ihracata dönük sanayilerin kullandıkları ithal hammaddeleri gümrük vergisinden muaf tutulmuş, 1924 yılında Türkiye iş Bankası, 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuş, 1929 yılında da etkili bir gümrük korumacılığı başlatılmıştır.

Hükümet, yerli sanayicilerin üretimini iç vergilerden muaf tutarak, prim ödeyerek, ucuz kredi sağlayarak, ithal malları üzerine tüketim vergisi koyarak korumuş ve Ekim 1929 tarihinde de spesifik tarifeler uygulayarak etkili bir koruma sağlamıştır. ithalattan alınan tüm vergilerin oranı Ekim 1929’da %26 iken, bu oran bir yıl sonra %38’e yükseltilmiştir

Cumhuriyet’in ilk yıllarında izlenen temel ekonomi politikası ilke olarak özel girişim eliyle serbest piyasa şartlarında sanayileşmeyi esas almaktadır. Devlet, özel girişimi desteklemiş, fakat özel sektörün yetersiz kaldığı, kârlı bulmadığı alanlarda ekonomiye müdahale ederek yatırım yapmıştır. Bunun tipik örneği, 5 Nisan 1925 tarihinde çıkarılan 601 sayılı Yasa ile şeker sanayisine yatırım yapacak özel girişimcilere önemli ayrıcalıklar sağlanmasıdır. Hükümet, 1927 yılında eski 1913 tarihli yasayı gözden geçirip genişleterek 15 yıl için Teşvik-i Sanayi Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koymuştur.

1932 yılında inhisarlar Umum Müdürlüğü isimli devlet tekeli kuruluncaya kadar Türkiye’de tütün, ispirtolu içkiler, tuz, barut ve patlayıcı maddelere ilişkin tekellerayrı kuruluşlarca yürütülmüştür. Osmanlı Devleti’nde tütün, içki ve tuz tekelleri, Osmanlı ların dış borçlarına karşılık yabancı özel kişilerin imtiyazına verilmiş ve daha sonra Düyun-u Umumiye idaresi oluşturularak bu idare’nin imtiyazına bırakılmıştı.

Daha sonra 1942’de şarap, 1946’da kahve, 1952’de kibrit ve bira, 1956’da barut ve patlayıcı maddeler üzerindeki tekeller kaldırılarak bu maddelerin üretim ve satışı serbest bırakılmıştır.

17 fiubat 1925 tarihinde tarımda Aşar Vergisi Birinci iktisat Kongresi’nin önerileri doğrultusunda kaldırılınca, devlet önemli bir gelir kaybına uğramıştır. Çünkü 1924 yılındaki devlet gelirlerinin %25’ini aşar vergisi sağlamakta idi.

1927 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa sanayi sayımı yapılmıştır. Sayım, 1913-1915 Osmanlı sanayi sayımlarından farklı olarak tüm ülkeyi kapsamıştır. Eldeedilen sonuçlara göre, ülkede üretilen değerin %65’i tarım ve sanayi sektöründen kaynaklanmaktadır.

1927 sanayi sayımında, Türkiye’de 65.245 işyeri belirlenmiştir. Bu miktarın ancak 155’i, 100 kişiden fazla işçi çalıştırmaktaydı.

Yerli sanayin ülke ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalması ve izlenen teşvik politikalarına rağmen istenilen başarıya ulaşılamaması sonucunda izlenen temel politikalar 1930’lu yılların ortalarından sonra değiştirilmiş ve ithal ikameci ve korumacı politikalara ağırlık verilmeye başlanmıştır. 1928 yılında, Tarım ve Ticaret Bakanlıklarının birleştirilmesiyle iktisat Vekaleti kurulmuştur.

Devletçi Sanayileşme Yılları

Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk 10 yılında özel girişime dayanan liberal ekonomi politikası izlenmiş, özel sektör korunarak teşvik edilmiş ve sanayileşmede bu kesime öncelik verilmiştir. Kamu kesimi 10 yıllık süre içinde, piyasa ekonomisinin çalışması için gerekli olan kurumsal ve yasal düzenlemeleri yapmış, demiryolu gibi önemli altyapı projelerinin gerçekleştirilmesini sağlamıştır. Fakat o günkü ekonomik şartlar, sermaye yetersizliği, girişimci azlığı, nitelikli işgücü eksikliği, dış rekâbet gibi sebeplerle özel sektör eliyle sanayileşmede başarıya ulaşılamamış ve sektördeki büyüme, diğer sektörlerin gerisinde kalmıştır. Bu durumda devlet, bizzat kendisi kalkınma hamlesini başlatmak istemiştir. Devletçilik politikası, sanayileşmeyi hızlandırmak için bir alternatif olarak doğmuş ve devlet öncülüğünde planlı sanayileşme hedef alınmıştır.

Devletçilik ilkesi, Osmanlılar zamanında da uygulanmış ve özellikle ikinci Meşrutiyet’ten (1908) sonra devlet birçok sanayi işletmesi kurarak işletmişti. Devletçi bir ekonomi politikasının izlendiği bu yıllarda, devletçilik bir sanayileşme politikası aracı olarak uygulanmış ve kamu işletmeciliğinin boyutları hızlı bir şekilde genişlemiştir.

Devletçi politika izlenerek ekonomik kalkınmanın gerçekleştirilmeye çalışıldığı 1933’ten sonraki dönemde de özel kesim korunmuş ve teşvik edilmiştir. 1927 tarihli Teşvik-i Sanayi Kanunu, 15 yıl için yürürlükte olduğu için, 1942’ye kadar özel sektör bu yasa çerçevesinde teşvik edilmeye devam edilmiştir. Ülkede piyasa ekonomisi kuralları geçerlidir ve temel ilke, yine özel girişimin gelişmesidir.

Devlet sadece özel kesimin yeterli olamaması sebebiyle bazı yatırımları gerçekleştirmek durumundadır ve kamu girişimciliği özel girişimciliğin yerini almamıştır. Her iki kesim, birbirleriyle rekâbet etmemiş, tamamlayıcı görevler üstlenerek işbirliği yapmışlardır.

Türkiye’de izlenen devletçi politikanın en güzel tanımını Bernard Lewis vermektedir. Lewis’e göre Türkiye’deki devletçilik, özel girişimciliğin ve özel sermayenin işe yarar bir iş yapamayacak kadar zayıf olduğu bir ülkede, devletin ulusal kalkınma ve ulusal savunma temel amacıyla sınai faaliyette bir öncü, bir yönetici olarak öne çıkması durumudur.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı, kamu yatırımlarının tümünü kapsamayan bir plandır. Amacı, ithal edilmekte olan tüketim malları üretiminde belli artışlar sağlamaktır. Bu planın temel özelliği ithal ikamesini amaçlamasıdır. Plan döneminde 20 kadar fabrika kurulmuştur. Sümerbank ve Etibank gibi iki büyük kuruluş bu planla ülke ekonomisine kazandırılmıştır.

BBYSP’nin uygulaması devam ederken, 20-24 Ocak 1936 tarihleri arasında ikinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (iBYSP) hazırlıklarını yapmak üzere Ekonomi Bakanı CelalBayar’ın başkanlığında Sanayi Kongresi toplanmıştır. 16 Eylül 1938 tarihinde Plantaslağında bazı değişiklikler yapılmış ve 4 yılı kapsayacak şekilde Plan yeniden düzenlenmiştir.

Fakat ikinci Dünya Savaşı’nın çıkmasından üç ay önce, iBYSP’dendezvazgeçilerek yerine 5 Nisan 1939 tarihinde iktisadi Savunma Planı konulmuştur.

Uygulamaya geçirilemeyen iBYSP’nin amacı, daha çok hammaddesi içeride bulunan hafif sanayi dallarında ithal ikamesine gitmektir

ikinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın (1938-1942) kapsamı Birinci Plana göre daha geniş tutulmuştur. Tüketim mallarının yanı sıra yatırım mallarına ve ara mallarına yönelik öncelikler de belirlenmiştir. Plan, ikinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte uygulamaya konulamamıştır. Plan döneminde kurulması öngörülen 100 kadar fabrikanın bir kısmı (Ereğli Demir Çelik tesisleri gibi) daha sonraki yıllarda faaliyete geçirilebilmiştir.

Devletçi ekonomi politikalarının yürürlükte olduğu ve ikinci Dünya Savaşı’nı kapsayan yıllarda Hükümet sanayileşme programını büyük ölçüde durdurmuştur. Savaş, savunma harcamalarını artırmış, 900 bin kişi silah altında tutulmuş, normal bütçe gelirleriyle harcamalar finanse edilemediği için Merkez Bankası kaynaklarına daha sık başvurulmuş, fiyatlar bu sebeple 1945 yılında, 1938’e göre %400 oranında artmıştır.

1939 yılından savaşın bittiği 5 Mayıs 1945 tarihine kadar sanayi sektöründe iBYSPkapsamına alınan fakat o dönemde gerçekleştirilemeyen süper fosfat ve sülfürik asit tesisleri kurulabilmiş, özel sektör yatırımları ise hükümetin ön iznine bağlanmıştır.

1942 yılı başında Ankara ve istanbul’da karne uygulamasına gidilmiş, başlangıçta 300, daha sonra kişi başına 175 gram ekmek verilmiştir. Karne uygulaması 1 Eylül 1944 tarihine kadar devam etmiştir. ikinci Dünya Savaşısonrasında, Marshall Planı’nın uygulanmasına dönük Semih Baran Planı, 1947 Beş Yıllık iktisadi Kalkınma Planı, 1950’de Dünya Bankası Barker Raporu hazırlanmıştır.

1942 yılı Temmuz ayında Başbakan Refik Saydam’ın ölümü üzerine başbakan olan fiükrü Saraçoğlu, 12 Kasım 1942 tarihinde 4305 sayılı Varlık Vergisi Kanunu’nu çıkararak, savaş yıllarında stokçuluk ve spekülasyondan çok para kazananlardan vergi almak istemiştir.

Liberal Döneme Geçiş

18 Ocak 1940 tarihli 3780 sayılı Milli Korunma Kanunu, Savaş koşullarında ekonominin üzerindeki baskıları denetim altına alabilmek, özellikle gıda zorluklarını gidermek üzere çıkartılmış ve hükümete üretim ve dağıtımla ilgili özel yetkiler vermiştir.

Çiftçiyi Topraklandırma Kanun tasarısının Meclis’te görüşülmesi sırasında baş gösteren muhalefet sonucunda Adnan Menderes ve Fuat Köprülü CHP’den ihraç edilmişlerdir. Bu karara karşı çıkan Refik Koraltan ve Celal Bayar’ın da Parti’den (CHP’den) istifa etmesiyle oluşan muhalefet, çok partili hayata geçiş izninin verilmesiyle 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti’yi kurmuşlardır.

Demokrat Parti, liberal politikalar izlenmesinden yana bir programa sahip idi ve ekonomik kalkınmanın özel sektöre dayanacağını öne sürmekteydi. 21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan ve açık oy gizli sayıma dayanan ilk genel seçimler sonucunda Demokrat Parti 465 milletvekilliğinden 62’sini kazanmış ve böylece Türkiye Cumhuriyeti’nde yasal olarak çok partili hayat başlamıştır.

1950 yılından sonraki dönemde yeni bir ekonomi politikası uygulamaya konmuştur. 1950-1960 dönemi altyapı yatırımcılığı dönemi olarak bilinir. Önemli karayolları, su, liman, enerji projeleri bun dönemde gerçekleştirilmiştir.

1950 yılından ekonomik istikrar önlemlerinin yürürlüğe girdiği 1958’e kadar ülkedeki toplam yatırımların ortalama %21’i sanayi sektörüne ayrılmıştır. Özellikle, ara malları ve tüketim malları alt dallarında yoğunlaşma olmuştur. Özel kesim yatırımları,şeker, çimento, pamuklu ve yünlü dokuma sanayilerinde ağırlık kazanmış ve bu dallarda aşırı kapasite yaratılmıştır. Bunun sebebi, iç pazarın korunmuş olmasıdır.

1953 yılında sanayi sektöründeki %19,2’lik büyümeye Cumhuriyet tarihinde bir daha ulaşılamamıştır.

Planlı Dönem: 1963-1977

Türkiye ekonomisi 1960 yılına gelinceye kadar plansız büyümüş, 1950’lerin ikinci yarısından sonra sektörlerin bu arada sanayi sektörünün de büyüme hızı yavaşlamıştır.

27 Mayıs 1960 askerî darbesinden sonra ekonominin bir plana bağlanması fikri genel kabul görünce, planlama bir kurum olarak 1961 Anayasası’na girmiştir. 1961 yılında çıkarılan yasa ile Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve kalkınma planlarını hazırlamak ve yürütmekle görevlendirilmiştir. Böylece, Türkiye’de 1962’den sonra planlı kalkınma dönemi başlamıştır.

Türkiye’de 1963 yılından sonra uygulanan beş yıllık kalkınma planı dönemlerinde sanayiye dayalı büyüme temel amaçlardan biri olmuştur. 1980 yılına kadarithal ikamesi, 1980 sonrasında ise ihracata dönük sanayileşme politikası izlenmiştir.

Türkiye’de tüm kalkınma planlarında sanayileşmeye öncelik verilmiş ve ekonomik kalkınma ile özdeş sayılmıştır. Sanayileşme stratejisi, toplumda sanayileşmeyi gerçekleştirmek için izlenen modelleri, sanayileşme politikaları ise bu stratejiyi uygulamaya koyan araçları kapsar.

Türkiye’de planlı dönemde benimsenen strateji sonucunda, toplumun ihtiyaç duyduğu temel tüketim mallarının üretimine öncelik verilirken, aynı zamanda yatırım ve ara malı üretecek tesislerin kurulmasına da çalışılmıştır.

Planlı kalkınma döneminde sanayi sektöründe en fazla büyüme, Birinci Beş Yıllık Plan döneminde %10,9’luk oran ile gerçekleştirilmiştir.

1963-1978 döneminde sanayi sektöründe yaratılan gelirin %85’i imalat sanayinde olup, bu altsektörde çalışanlar, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin yaklaşık %90’ı kadardır.

1980 Sonrası Dönem

Türkiye Cumhuriyeti’nde 1980 yılına kadar geçen sürede (57 yıl) sanayileşme, ithal ikamesi yönünde olmuştur. Türk sanayi, öncelikle iç talebi karşılamak ve daha önceithal edilen malları, ülke içinde üretip yurtiçinde satmayı amaçlamıştır. Bu yönde bir gelişmeyi, yeni kurulan sanayi dallarının çok uzun sürelerle gümrük ve diğer eş etkili vergilerle korunması, sanayicinin iç piyasa için üretim yapma rahatlığı, iç rekâbetin bulunmaması ile tekel tipi üretimin vermiş olduğu rahatlık etkilemiştir.

Bunların sonucunda dışa kapalı ve rekâbetçi olmayan bir sınai yapı ortaya çıkmıştır.

Bu yapının başlıca özellikleri;

  • Ölçek ekonomilerinden yararlanmayan küçük ölçekli işletme birimleri
  • Düşük kapasite kullanımı, geri ve eskimiş teknoloji
  • Rekâbet eksikliğinden kaynaklanan düşük ve kalitesiz üretim
  • Yerli girdi payını arttırmaya yönelik fakat aynı zamanda uzmanlaşmadan uzaklaşan üretim
  • Pazarlarda tekelleşme
  • Aşırı korumanın verdiği rahatlıktan kaynaklanan etkinlikten uzaklaşma
  • Bütün bunların sonucunda yüksek maliyet ve dış pazarlardan soyutlanma şeklinde sıralanabilir

Türkiye ekonomisi 1970’li yılların sonlarına doğru çok önemli bir ödeme güçlüğü ve döviz darboğazıyla karşılaşmıştır. Bunun başlıca sebepleri arasında ekonominin dışa kapalı bir yapıda olması ve dolayısıyla izlenen ithal ikameci sanayileşme politikasıdır.

Türkiye’de bilinçsiz bir şekilde izlenen ithal ikamesi politikası sonucunda negatif ithal ikamesine yol açılmış ve bir birimlik ithal ikamesi için daha fazla ithalat yapılmıştır.

Döviz darboğazını genişletmek amacıyla 24 Ocak 1980 tarihinde ekonomide köklü dönüşümleri amaçlayan bir istikrar programı yürürlüğekonmuştur.

ithal ikamesindeki yanlış strateji ara ve yatırım malları üretimi arzını artıramadığı için yeni kurulan sanayi dallarının ara malı ithalatı patlamış, yeni yatırımlar ithalatı artırmış, 24 Ocak 1980 Kararları ile ithal ikameci sanayileşme stratejisi terk edilerek ihracata ağırlık ve öncelik veren sanayileşme modeli benimsenmiştir. Böylece, ihracata dönük stratejiye göre sanayileşmemenin yarattığı sıkıntılar giderilmeye çalışılmıştır.

1980 sonrasında hazırlanan plan ve programlarda sanayileşme, ihracata dayalı kalkınmanın bir parçası olarak ele alınmış, kamu kurumlarına dayanan sanayileşmeden vazgeçilmiştir.

ihracat ile birlikte kalite yükselmiş, ambalajlar iyileşmiş, teknoloji gelişmiş, modernişletmecilik kuralları uygulanmaya başlanmış, dış pazarlar yakından izlenir olmuş, uluslararası finansman kuruluşlarıyla ilişkiler artmış, yeni pazarlama yöntem ve teknikleri ülkeye getirilmiş, yönetimde profesyonelleşme başlamış, yabancı sermaye girişinin çoğalmasıyla yeni ortaklıklar yaratılmış ve yeni iş ilişkileri gelişmiştir.

En önemlisi ise Türkiye, kendisinin dışında başka bir dünya olduğunun farkına varmıştır.1963 yılında başlayan planlı ekonomi döneminde Türkiye’de dokuz adet beşer yıllık kalkınma planı hazırlanmıştır. Planlı dönemde hedeşerin altında performans yakalanmıştır.

Dokuzuncu Kalkınma Planı döneminde (2007-2013) yıllık ortalama %7 büyüyecek Türkiye ekonomisinde üretimin sektörel bileşiminde sanayi ve hizmetler sektörlerinin ön plana çıkması hedeşenmiştir. Sanayi sektörünün üretim içindeki payı nın plan dönemi süresince artması ve dönem sonunda %27,2 seviyesine ulaşması, sanayi sektörü artış hızının ekonomik büyümenin üzerinde gerçekleşerek yıllık ortalama %7,8 olması beklenmektedir.

Uluslararası yatırım danışmanlık kuruluşu olan GoldmanSachs’ın tahminlerine göre, Türkiye’nin gelecek yıllarda büyüme trendleri aynı yönde olduğu taktirde 2050 yılında dünyanın 9’uncu büyük ekonomisi olacağı tahmini gerçekçi değildir.J. Fouré ve diğerleri tarafından yapılan bir çalışmada da Türkiye 2050 yılında ilk 10 ülke arasında yer almamaktadır. 2010, 2025 ve 2050 yıllarında dünya ekonomisi içindeki ilk 8 ülke aşağıdaki şekilde gösterilmiştir

SANAYiDE YAPISAL DEGiŞiM

Avrupa Birliği (AB) Ekonomik Faaliyetler Sınışaması’na (NACE) göre sanayi sektörü; madencilik ve taşocakçılığı, imalat sanayi ile elektrik, gaz ve su alt sektörlerini kapsamaktadır. Türk sanayinde yapısal değişim ortaya konulurken, sanayinin özünü oluşturan imalat sanayindeki gelişmeler ele alınacaktır. imalat sanayi ise ISIC Rev. 2 ve ISIC Rev. 3 sınışandırmasına göre, TÜiK tarafından yapılan ayırımdaaşağıdaki sanayi gruplarını kapsamaktadır. Bu sanayi grupları; gıda, içki ve tütün(31), dokuma, giyim eşyası ve deri sanayi (32), orman ürünleri ve mobilya(33), kağıt, kâğıt ürünleri ve basım (34), kimya, petrol, kömür, kauçuk ve plastik ürünleri(35), taş ve toprağa dayalı sanayi (36), metal ana sanayi (37), metal eşya, makine ve teçhizat, ulaşım aracı, ilmi ve mesleki ölçme aletleri (38) ve diğer imalat sanayidir imalat sanayisinde aynı malı üreten işletmeler kümesine sanayi dalı denmekte ve her malın üretimi için ayrı bir sanayi dalından söz edilmektedir.

AB ile 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesi sonucunda Avrupa Kömür Çelik Topluluğu ile Topluluğun yetki alanına giren ürünleri kapsayan mallarda serbest dolaşım başlamıştır.

AB ile Gümrük Birliği sonrasında Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) üstünde oranların uygulandığı kağıt, deri ve deri mamulleri, seramik, tarım alet ve makineleri ile otomotiv sektörlerindeki bazı hassas malların ithalatından alınan vergilerde 1 Ocak 2001 tarihinden itibaren %50’lik son indirim yapılmış ve OGT’ye uyum sağlanmıştır. Böylece, bu sanayilerde üçüncü ülkeler ile rekabetin daha da arttığı bir döneme girilmiştir.

Ülkenin sanayileşmiş ülke olduğundan söz edebilmek için imalat sanayi içinde ara ve yatırım malları sanayilerinin payının belli bir seviyede olması gerekir.

1980 sonrasında izlenen politikalar ve plan hedeşeri çerçevesinde tüketim mallarının payında bir düşüş gözlenirken, ara ve yatırım mallarının payında artış olmuştur. Tüketim malları içinde önemli payı, ortalama %20 oranı ile gıda sanayi almıştır. Ara malları içinde petrol ürünleri, diğer bir önemli alt sektör olup imalat sanayi içinde ortalama %10’luk bir yer tutmuştur. Yatırım malları içinde ise en büyük pay, ortalama %15 oranı ile madeni eşya sanayine aittir.

Türkiye’de imalat sanayisinin yapısında görülen değişim, ekonomik gelişmeye paralel bir seyir izlemektedir. Ekonomik gelişme ile birlikte tüketim esnekliği yüksek olan malları üreten imalat sanayi dalları daha hızlı gelişmektedir.

1980 yılından sonra izlenen yeni sanayileşme stratejisi, sanayi sektöründe hızlı bir büyümeye yol açmıştır. Büyüme oranlarında %10,1 ile %3,1 arasında meydana gelen dalgalanmalar kararsız büyümeye sebep olmuş ise de 1981-1990 arasında sanayi sektörü ortalama %7 oranında gelişmiştir.

SANAYi SEKTÖRÜNÜN KATMA DEGER iÇiNDE Ki YERi

imalat Sanayi

Türkiye ekonomisinde sanayi sektörünün GSYH içindeki payı, 1998-2011 dönemi verileri dikkate alındığında, düşmüştür. 2004-2008 döneminde imalat sanayinin GSYH’daki payı %17,4’ten %16,2’ye düşerken, aynı dönemde sanayi sektörünün GSKD’deki payı da %28’den %27,2’ye inmiştir.

Sanayi sektörü, 2007 yılına kadar hızla büyümüş, Küresel Finansal Kriz’denolumsuz yönde etkilendiği için sektörün büyüme hızı 2008 yılında %1,1, 2009 yılında ise -%6,9 olmuştur. 2009 yılında yaşanan küresel krizin ardından imalat sanayisinde 2010 yılından sonra belirgin bir iyileşme yaşanmıştır. imalat sanayisinin toplam ithalat içindeki payı 2009 yılında %78,8 iken, oran 2011’de %77,3’e gerilemiştir. Buna karşılık toplam ihracat içindeki payı 2009’da %93,4, 2011’de ise %93,8’e yükselmiştir.

Türkiye’de imalat sanayi son yıllarda hızlı büyüme göstermiş ve kapasite kullanım oranları artmıştır. Tüm bu olumlu gelişmelere karşılık Türkiye’de imalat sanayinin karşılaştığı önemli yapısal sorunlar vardır. Bunlar;

  • Kredi maliyetlerindeki yükseklik,
  • Düşük fiyatlı ithalattan kaynaklanan haksız rekâbet,
  • Bürokratik işlemlerin fazlalığı,
  • Kamu kaynaklı bazı girdilerin fiyatlarının uluslararası fiyatlara göre yüksek

oluşu,

  • Teknoloji üretiminde yetersizlik,
  • ileri teknoloji kullanımının hızlı yaygınlaştırılamaması,
  • Nitelikli işgücü eksikliği,
  • Yüksek katma değerli ürünlerde sınırlı üretim kabiliyeti,
  • işletmelerin üretim ve yönetim yapılarında modernizasyon ihtiyacıdır.

Madencilik

Madencilik, sektör içinde çok önemli bir yere sahip değildir. 2003 yılında sanayi sektörü katma değeri içindeki payı %1,0 iken oran 2011’de %1,3 olmuştur. Bu alt sektörün büyüme hızı da zaman içinde büyük dalgalanma göstermiştir. Madencilik sektörü üretim endeksi 2011 yılında bir önceki yıla göre %2 oranında artmıştır. Sektör üzerindeki etkisi 2008 yılının son çeyreğinden sonra hissedilen küresel kriz, dünya ekonomisinde ham petrol, doğal gaz ve metalik maden fiyatlarında düşüşlere ve üretim azalmalarına yol açmıştır. Türk madenciliğine de etki eden bu gelişmeler sonucunda 2008 yılı Kasım ayından itibaren üretim ve ihracat azalmış, 2010 ve 2011 yıllarında ise artmıştır.

Enerji

Türkiye ekonomisinde elektrik, gaz, buhar ve sıcak su üretimi ve dağıtımını kapsayan

enerji alt sektörünün GSYH içindeki payı ortalama %2 civarındadır. 2003 yılında %1,9 olan pay, 2011’de %2,4’e çıkmıştır.Türkiye’de sanayide kullanılan enerji girdi fiyatlarının Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ortalamalarına göre yüksek olması sektörün rekâbet gücünü olumsuz etkilemektedir.

OECD ülkelerinde Japonya ve italya’dansonra en pahalı sanayi elektriğini Türkiye kullanmaktadır.

Dünyada nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşme, doğal kaynaklara ve enerjiye olan talebi artırdığı için enerji arz güvenliği stratejik bir öneme sahiptir.

Dünyadaki eğilimlere paralel olarak Türkiye’de de nihai enerji tüketiminde elektrik enerjisinin payı giderek artmaktadır. 2011 yılında ortalama net elektrik tüketiminin %46’sı sanayide, %24’ü meskenlerde, %14’ü ticarethanelerde, %4’ü resmi kurumlarda ve %12’i diğer kesimlerde tüketilmektedir.

SANAYi SEKTÖRÜNDE SORUNLAR, SANAYiLEŞME

POLiTiKALARI VE SANAYi STRATEJiSi

Sanayi Sektöründe Sorunlar

Gelişme yolunda olan ülkelerde imalat sanayinin yapısı hammadde ve emeğe dayalı üretimden, teknoloji yoğun üretime dönüşmektedir. Dolayısıyla, ekonomilerin karşılaştırmalı üstünlüğünü yeni teknolojiler belirlemektedir.Türkiye’de sanayinin %50’si Marmara, %20’si Ege Bölgesi’nde yoğunlaşmıştır.

Bu durum ülkede iç göçlerin doğmasına, iller ve bölgeler arasında gelir dağılımında bozulmalara yol açmakta, doğal afetler sırasında büyük ölçüde etkilenme gibi sorunların yaşanmasına sebep olmaktadır.,

Dünya ekonomisi son 25 yıllık dönemde üretici odaklı bir sistemden, tüketici odaklı bir sisteme doğru ilerlemektedir. Tüketici odaklı bu yeni oluşum, dünyanın her noktasında üretilen malın, dünyanın her noktasında tüketilebileceği yeni bir rekâbet ortamı yaratmaktadır.

Türkiye’de AR-GE harcamalarının GSYH içindeki payı 2009 yılında %0,85 iken, AB (27) ortalaması %1,85’dir. Özel sektör tarafından gerçekleştirilen AR-GE harcamalarının toplam AR-GE harcamalarına oranı 2005 yılında %33,8’dir. Bu oran 2009’da 47,4’e yükselmiş ise de %63,9 olan AB ortalamasının oldukça gerisindedir.

Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı 2011-2014’de bilgi yoğun sanayilerin geliştirilmesi amacıyla özel sektör ve kamu tarafından yürütülen özellikle ileri teknoloji gerektiren nanoteknoloji, biyoteknoloji gibi alanlarda kapasite oluşturma çalışmalarına ağırlık verileceği belirtilmiştir. 2002 yılından sonra Türkiye’de özellikle dokuma, giyim, deri gibi geleneksel sektörlerde üretim gerilemiştir.

TURQUALITY«, dünyanın devlet destekli ilk ve tek markalaşma programıdır. Türkiye’de rekâbet avantajını elinde bulundurduğu ve markalaşma potansiyeli olan ürün gruplarına sahip firmaların, üretimlerinden pazarlamalarına, satışlarından satış sonrası hizmetlere kadar bütün süreçleri kapsayacak şekilde yönetsel bilgi birikimi, kurumsallaşma ve gelişimlerini sağlayarak uluslararası pazarlarda kendi markalarıyla küresel bir oyuncu olabilmeleri amacıyla oluşturulan bir destek platformudur.

Türkiye’de dokuma, hazır giyim, deri gibi geleneksel sektörler başta olmak üzere tüm alanlarda yüksek katma değerli ürünlerin geliştirilmesini sağlamak üzere markalaşmanın desteklenmesi faaliyetlerine ve Turqualitysisteminin uygulanmasına önem verilmelidir. Ayrıca, katma değeri yüksek tasarımlar yaratılmasına, uluslararası alanda Türk tasarımlarının tercih edilir konuma getirilmesine yönelinmelidir.

Bu çalışmaları yapmak üzere 2009/15355 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk Tasarım Danışma Konseyi kurulmuştur.

Sanayileşme Politikalarında Değişim

Türkiye ekonomisinde gerek sanayi sektörü ve gerekse imalat sanayi, 1960’lı yıllardan sonra önemli gelişim göstermiş, imalat sanayinin ulusal gelir içindeki payı yükselmiştir. imalat sanayi bu gelişim sürecinde birincisi 1960’larda ikincisi 1980’lerde olmak üzere iki önemli aşamadan geçmiştir. 1960’larda ithal ikameci ve devletin aktif rol aldığı politikalar sanayileşmeye katkıda bulunmuş, ancak bu süreç 1970’lerde krize girmiştir. 24 Ocak 1980 Kararlarının temellerinden birini oluşturan ihracata dayalı sanayileşme stratejisiyle birlikte imalat sanayi hızla gelişmiştir.

Türkiye Sanayi Stratejisi

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan, AB müzakere sürecindeki işletmeler ve sanayi politikası müzakere başlığının kapanış kriterleri arasında yer alan Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı 2011-2014, Yüksek Planlama Kurulu’nun 7 Aralık 2010 tarih ve 2010/38 sayılı kararıyla onaylanmıştır. Strateji, AB’deki sanayi politikası yaklaşımlarıyla uyumlu, Türk sanayisinin güçlü ve zayıf yönleriyle sahip olduğu fırsatlar ve karşı karşıya kaldığı tehditler sonucu oluşturulan bir politika çerçevesini içermektedir.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir