Osmanlı Kuruluş Dönemi’nde Yönetim Yapısı ders notları


Osmanlı Kuruluş Dönemi’nde Yönetim Yapısı

Anahtar Kavramlar

Kuruluş Tartışmaları: Osmanlı Devleti’nin kuruluş tarihi ve yeri ünlü tarihçi Halil İnalcık’ın araştırmaları ile son yıllarda popüler bir tartışma konusu olmuştur. Halil İnalcık, devletin kuruluş tarihinin 1302 yılında ve Yalova yakınlarında meydana gelen bir savaşla ilgili olduğunu iddia etmektedir. Pek çok tarihçi bu görüşü kabul etmektedir. Bu konudaki tartışmalara dair, Yaşamın İçinden bölümünde bilgi bulabilirsiniz.

İlhanlılar (1256-1335): Cengiz Han’ın torunu Kubilay ve Mengü Hanların kardeşi Hülagû Han tarafından kurulmuştur.

Tebriz başkent olmak üzere bugünkü İran, Azerbaycan, Afganistan, Pakistan ve Anadolu topraklarını içine alan Moğol Devleti’dir. İdari anlamda çevre ülkeleri ama özellikle Osmanlıları etkilemişlerdir. Örneğin mali işlere bakan “defterdar” terimi İlhanlılardan gelmekteydi.

Reâyâ: Vergiye tabi olan askerî seçkinler dışında kalan Müslüman veya gayrimüslim tebaaya Osmanlılarda kullanılan terim.

Kronik: Tarih sırasına göre kayda geçirilen olayları içeren eserlere denir. Osmanlıcası vakayi’nâme’dir.

Divân-ı Hümâyûn: Farsça kökenli bir kelimeydi ve danışma meclisi, günümüz bakanlık ofisi anlamlarına geldiği gibi küçük şiir kitapları da yine bu adla anılmaktaydı.

Çandarlı ailesi erken dönem Osmanlı tarihinde büyük hizmetler veren ve önemli görevler üstlenen bir Türkmen ailesidir.

Âşıkpaşazâde: Osmanlı kronik yazarlarından eseri günümüze ulaşabilen en erken tarihli kroniğin yazarıdır. Eserini XV. yüzyıl başlarında kaleme almıştır.

Alaeddin Paşa: Orhan Gazi’nin kardeşi ilk veziridir.

Mehmed Neşri: En erken Osmanlı kronik yazarlarındandır.

Dursun Fakih: 1300’lü yıllarda Karacahisar’a Osman Gazi tarafından atanmıştır. Ayrıca Dursun Fakih’e ait Osman Gazi’nin askerleri ile ilşkilerini anlatan Gazavatnâme önemli bir eserdir.

Erken dönem Osmanlı kronik yazarlarından Aşıkpaşazâde Orhan Bey’in, Kandırı-İzmit yöresi sancağını Süleyman Paşa’ya, İnönü Sancağı’nı da diğer oğlu Murad Gazi’ye verdiğini belirtmiştir.

Lala Şahin: “Paşa” unvanını alan ilk Rumeli Beylerbeyidir.

Enderun: Sarayın padişaha ait olan kısmıdır ve iç saray anlamında kullanılmıştır. Burada padişahın özel hizmetlerini gören üst düzey Osmanlı erkânının eğitildiği odalar mevcuttur.

Evrenosoğulları: Bu akıncı ailelerinden Evrenosoğulları XIV. yüzyıldan itibaren nesli günümüze kadar ulaşan önemli bir ailedir. Evrenos Bey, Osmanlı’nın Balkan fetihlerinde yer alan uc beylerinin en önemlisi sayılabilir. Yaptığı fetihler kadar kazandığı mülkler ve zenginliğiyle de adı kaynaklara konu olmuştur. “Kılıç hakkı” olarak elde ettiği mülkleri vakfa dönüştüren Evrenos Bey, sadece fetih yapmakla kalmamış, kurduğu vakıflarla Balkan topraklarının Türkleşme ve Müslümanlaşmasına da katkıda bulunmuştur.

Amaçlarımız

Osmanlı devlet teşkilatı, küçük bir beylikten, büyük bir imparatorluğa geçiş sürecinde ihtiyaca cevap verecek şekilde sürekli gelişmiş ve değişmiştir. Osmanlı Beyliği, ilk devlet teşkilatını düzenlerken Türkiye Selçukluları ve İlhanlılar gibi Eski Türk devlet geleneğini Anadolu’ya taşıyan devletleri örnek almışlardır.

Osmanlı yönetim yapısını belirleyen en önemli kurumlar kul sistemi ve tımar sistemidir. Kuruluş yıllarıından itibaren aşiret yapısının çözülerek kurumlaşma ihtiyacı ortaya çıktığında kul sistemi ile hem hükümdarın doğrudan kendine bağlı bir ordu oluşturması hem de düzenli ordu ihtiyacını karşılamasını sağlamıştır. Tımar sistemi ise devletin üretimden alacağı vergiyi asker sağlama karşılığında tevcih ettiği tımarlı sipahiler sayesinde hem asker ihtiyacı karşılanmış hem de toprağın işlenmesi ve üretim bakımından fayda sağlamıştır. Osmanlıların devlet anlayışındaki temel avram “adalet” anlayışıdır. Eski Türk ve İslam geleneklerine göre şekillenmiş bu kavram Osmanlı yönetimini temel kavramlarından biri olmuştur.

Osmanlı merkezî yönetiminin ana unsuru Divânı Hümâyûn olmuştur. Kuruluş yıllarında daha iptidai bir şekilde varlığı bilinen Divân’ın yapısı devletin ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Devlet kararlarının alındığı ve bir nevi bakanlar kurulu gibi çalışan Divân’ın üyeleri her gün sabah namazından sonra padişahın huzurunda toplanarak, devlete ve halka ait askeri, mali, hukuki ve örfi işler hakkında karar verirdi. Divân’da padişah, veziriazam ve diğer vezirlerden başka kazasker, defterdar ve nişancı bulunmaktaydı. Dolayısıyla yürütme organı gibi çalışan Divân-ı Hümâyûn Osmanlı merkez teşkilatının tamamını kapsıyordu. Osmanlı Devleti’nde başta merkez teşkilatı olmak üzere taşra teşkilatı Divân-ı Hümâyûn’a bağlı iki birimden oluşmaktadır ki bunlar da eyalet ve kaza teşkilatlarıdır.

Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinden itibaren taşra idaresinde her idari birime Divân-ı Hümâyûn’dan iki amir tayin edilmiştir. Bunlardan ilki sultanın yürütme yetkisini elinde bulunduran ve askeri sınıftan olan “bey” ile diğeri sultanın hukuki yetkilerini kullanarak temsil eden ve ilmiye sınıfı mensubu olan “kadı” idi. Bey, kadının hükmü olmadan ceza veremezken, kadı da beyin izni olmadan bulunduğu kazada kendiliğinden bir yaptırım faaliyetinde bulunamazdı.

Kadılar, mutlaka yüksek eğitim almış, medrese tahsilli kişiler arasından seçilirler ve iki sene süre ile görevde kalırlardı.

Osmanlı Devleti’nde taşra, idari bakımdan köy, nahiye, kaza, sancak ve eyaletlere ayrılmıştır ki kendisine bağlı olan köylerin nahiyelerle birleşmesinden kaza; kazaların birleşmesinden sancak; sancakların birleşmesinden de eyaletler meydana gelmiştir. Ancak ilk dönem Osmanlı taşra teşkilatında bu tabirlerin birbirinin yerine kullanıldığı tespit edilmiştir. Osmanlı Devlet teşkilatı içinde askeri teşkilatın önemli bir yeri vardır. Bir nevi asker devleti diyebileceğimiz Osmanlı Devleti’nin en önemli mevkileri bu sınıfın elinde olmuştur. Ancak kuruluş yıllarında daha bir beylik aşamasında iken düzenli askeri birlikleri yoktu ve daha çok savaş sırasında toplanan bir nevi gönüllü askerlerden oluşan bir güce sahipti. Osman Gazi’nin şöhreti yayılıp, beyliğin toprakları genişledikçe bu gönüllü savaşçıların sayısı artmaya başlamıştır. Kuruluş döneminde yapılan ilk fetihler ise daha çok beyliğe tabi olan atlı aşiret kuvvetleri sayesinde yapılabilmiştir. Osmanlı askeri teşkilatının oluşmasında Türkiye Selçukluları, İlhanlı ve Memlüklerin etkisi görülmektedir.

*** Osmanlı devlet anlayışının oluşum sürecini nasıl açıklarız?

Osmanlı tarihçilerinden Halil İnalcık, Osmanlılara miras kalan devlet kavramının oluşum sürecini şöyle özetlemiştir: Bu dönemde yöneticiler, Anadolu’daki Selçuklu merkezleriyle İran ve Mısır’dan gelerek, eski Orta Doğu devlet ve yönetim kavramlarını bu yeni ve hızla büyüyen devlete sıkıca yerleştiriyordu. Hint-İran kaynaklı bu devlet ve idare kavram, İslâm öncesi dönemde gelişmiş, İranlı ve Hristiyan kâtiplerin istihdamı yoluyla da Abbasî Halifeliği’ne geçmişti. 11. ve 13.yüzyıllar arasında Orta Asya Türk-Moğol gelenekleriyle değişmiş hâliyle de Osmanlılara geçmiştir. Bu cümle esasında Osmanlı tarihi boyunca değişen devletin yönetim yapısının kaynaklarına da atıfta bulunmaktadır.

*** Osmanlı devleti anlayışında toplum hangi sınıflara ayrılmıştır?

Bütün İslam hükümdarları gibi Osmalılar da tebaası olan halkı reâyâ olarak sayar. Reâyâ tanrının hükümdara emanetidir ve onun görevi bunları korumaktır. Bu anlayış sonucu Osmanlı hükümdarları toplumu iki sınıfa ayırmıştır.

İlki Reâyâ yani vergi veren, tarım ve ticaretle uğraşanlardı. İkincisi ise askeri/yönetici sınıftı. Bunlar dinlerine ve etnik kökenlerine bakılmaksızın bu sınıflamaya tabi tutulur, özellikle Reâyâ’dan çıkmak için özel izinler gerekirdi.

*** Osmanlı hükümdarlarının kul sistemini benimsemelerinin sebebi nedir?

Osmanlı hükümdarları, kuruluş yıllarından beri ordunun esas gövdesini oluşturan göçebe Türk aşiretleri ve Türk askerî aristokrasisinin idaresi altındaydı. Aynı zamanda devletin ihtiyaçlarına cevap vermeyen bu yapının artık düzenli bir orduya dönüşmesi gerekiyordu.

Özellikle I. Murad zamanında devlete sadık köleler ordusu kurularak, Türk askerî aristokrasisinin etkisi azaltılmaya başlandı. Böylelikle Osmanlı sultanı, göçebe Türkmenleri akıncı kuvvetler olarak sınırlarda kullanıyor ve merkezden uzak tutuyor, diğer yandan da sadece kendisine sadık devşirmelerden oluşan bir orduyla merkezdeki diğer güç odaklarını kontrol altında tutuyordu.

*** Divân-ı Hümâyûn’un başlıca yetki ve görevleri nelerdir?

Divân-ı Hümâyûn, devlete ait siyasi, idari, mali ve hatta askerî işlerin görüşüldüğü, incelendiği ve nihai bir karara bağlandığı en yüksek merciidir. Aynı zamanda adli ve idari anlamda yüksek bir mahkeme konumundadır.

Divânı-ı Hümayun hangi görevlilerden oluşur, ne zaman toplanır ve hangi konuları görüşürdü?

Divân, her gün sabah namazından sonra padişahın huzurunda toplanarak, devlete ve halka ait askerî, mali, hukuki ve örfi işler hakkında karar verirdi. Divân’da padişah, veziriazam ve diğer vezirlerden başka kazasker, defterdar ve nişancı bulunmaktaydı. Askerî ve örfi işleri veziriazamlar, şeri ve hukuki işleri kazasker, mali işleri de defterdar yürütürdü.

Nişancı ise arazi işleri, has-zeamet-tımar tevcihlerini deftere kaydetmekle yükümlü idi. Yazılan fermanların ve beratların üzerindeki tuğralar da nişancının kaleminden çıkmaktaydı. Hükümdar nerede ise Divân orada kurulurdu.

Divân-ı Humâyûn taşra idaresi için hangi memurları görevlendirir ve bunların görevleri nelerdir?

Osmanlı Devleti’nde başta merkez teşkilatı olmak üzere, taşra teşkilatı Divân-ı Hümâyûna bağlı iki birimden oluşmaktadır ki bunlar da eyalet ve kaza teşkilatlarıdır.Osmanlı Devleti’nin ilk devirlerinden itibaren taşra idaresinde her idari birime Divân-ı Hümâyûn’dan iki amir tayin edilmiştir. Bunlardan ilki sultanın yürütme yetkisini elinde bulunduran ve askerî sınıftan olan “bey” ile diğeri sultanın hukuki yetkilerini kullanarak temsil eden ve ilmiye sınıfımensubu olan “kadı” idi. Bey, kadının hükmü olmadan ceza veremezken, kadı da beyin izni olmadan bulunduğu kazada kendiliğinden bir yaptırım faaliyetinde bulunamazdı.

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir