Çocuk ruh sağlığı

Cevapla
Kullanıcı avatarı
LorinGuluk
Mesajlar: 1
Kayıt: 17 Tem 2019 22:28
İletişim:

19 Tem 2019 12:51

4) RUHSAL SORUN
• Duygusal ve davranışsal sorun ; hafif belirtilere sahiptir. Daha az olumsuz etkiler. Bir bozukluk olarak değerlendirilmeyen sorunlardır.
• Ruhsal bozukluk ; yoğun belirtilere sahiptir. Kişinin işlevselliğini önemli ölçüde etkiler. Klinik olarak tanılanan sorunlardır. Anlamlı düşünsel, duygusal, davranışsal değişimlerdir.
NOT : Her ruhsal sorun, ruhsal bozukluk değildir. Sorunun bozukluk olabilmesi için yoğun belirtiler görülmesi, kişinin işlevselliğini etkilemesi ve klinik olarak tanılanması gerekir.
Örneğin ; uyku sorununun ruhsal bozukluk olup olmadığını anlamak için ;
• Uzun süredir devam ediyor mu?
• Tanı gerektirecek yoğunlukta mı?
• Gündelik hayatı olumsuz, ciddi bir biçimde olumsuz etkiliyor mu ?
Sorularına cevap alabilmek gerekir.
5) PSİKOPATOLOJİ
• Normal dışı davranışların, düşüncelerin ve duyguların oluşum sürecini ve doğasını inceleyen bilimsel disiplin.
6) GELİŞİMSEL PSİKOPATOLOJİ
• “zıtların birliği” ilkesine dayanır.
• Zıtların birliği ; bir özelliğin var olabilmesi için karşıtına ihtiyaç vardır. Yani normal dışı davranışı anlamak için normal davranışın işleyişi bilinmelidir.
• Bu yaklaşım , çocukluk ve ergenlik çağındaki ruhsal bozuklukların daha bütüncül anlaşılabilmesi için normal gelişim örüntüsünün bilinmesi gerektiğini savunur.

7) ÇOCUK
• 2 yaş ile ergenlik dönemi arasındaki bireyi tanımlamak için kullanılır. Ayrıca bireyi sonsuzluğa taşıyan özel bir var olma biçimidir.
8) ÇOCUK RUH SAĞLIĞI
• Gelişimsel olarak 0-18 yaş aralığındaki bireyin yeteneklerini kullanabilmesi, yaşamdaki güçlüklerle baş edebilmesi, üretken ve verimli olabilmesi, ait olduğu döneme uygun bilişsel, duygusal, davranışsal özellikler gösterebilmesini içeren iyi olma halidir.

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE RUH SAĞLIĞI, RUHSAL BOZUKLUKLAR VE ÇOCUK
1) RUH SAĞLIĞI VE BOZUKLUKLARI
• M.Ö. 5.yy da yaşayan ve tıbbın babası olarak bilinen Hippokrat’a değin geçen ilkel çağlarda ; bir kişinin içine girebilen, orada yaşayabilen, zihin ve bedeni kontrol altında tutabilen kötü bir varlığın olduğu öğretisi ŞEYTANCILIK olarak adlandırılmaktaydı. Yani ruhsal bozukluklar , doğa üstü güçlere atfedilmekteydi.
• Kötü ruhları bedenden atmak için yapılan törenlere ise ŞEYTAN ÇIKARMA TÖRENİ denilmekteydi.
• Hippokrat bunların Tanrı tarafından verilmiş cezalar olmadığını, doğal nedenlerinin olduğunu ileri sürdü.
• Ruhsal hastalıkların da diğer hastalıklar gibi biyolojik olduğunu dile getiren İLK kişi Hippokrat’tır.
Not:
Psikogenez : Ruhsal bozuklukların psikolojik olduğunu ileri süren hipotez.
Somatogenez : Ruhsal bozuklukların biyolojik olduğunu ileri sürer. Bu hipotez, Hippokrata aittir.

2) ÇOCUK RUH SAĞLIĞI VE BOZUKLUKLARI
• 19.yy’a kadar batı dünyası çocuğun kendine özgü gereksinimleri olduğunu anlayamamış ; çocuklar küçük yetişkinler gibi görülmüş ve yetişkin sorumlulukları verilmiştir.
• Bir dönem ressamlar bile çalışmalarında çocukları yetişkin kıyafeti içinde resmetmiş, çocuğa minyatür yetişkin görüntüsü kazandırmışlardır.
• Orta çağda çocuklar kumara ve sigaraya bile zorlanmış, 6 yaşından küçük çocuklar süt annelere bırakılmış, cinsel organları ile oynamamaları için 2 yaşına kadar kundaklanmış, özürlü bebekler ölüme terk edilmiş, çok ağlayan çocuğun da içine kötü ruhlar kaçtığına inanılmıştır.
• Orta çağdaki bu durum günümüzde çocuk ihmal ve istismarı olarak adlandırılmaktadır.
• Batı’nın çocuğun yetişkinden farklı olduğunu kavrayamadığı bu dönemlerde, Doğu’da çocuk ruh sağlığı anlayışın yakın görüşlere rastlanmaktadır. Örneğin; 11.yy’da İbni Sina, günümüze yakın önerilerde bulunmuştur. Öfke patlamalarının sakinlikle yatıştırılması gerektiği gibi.
• Batı’da çocuğun kişiliksiz bir varlık olmadığı ilk kez 17.yy’da oluşmaya başlamıştır.
• İlk kez İngiltere’de kundaklamadan vazgeçilmiştir.
ERKEN DÖNEM KURAMCILAR
1) JOHN LOCKE
• Boş levha kavramını ortaya atmıştır. Boş levha ; tabula rosa.
• Çocuğun beyni boş levha gibidir ve nasıl işlenirse öyle şekillenir, der.
• Çocuk günahkar ve kötü doğmaz.
• Ruhsal bozukluk çocuğun sorumluluğu değil, çevrenin sorumluluğudur.
• Çağdaş yaklaşımlara öncü bir kuramdır.
• Çocuk gelişiminde çevre etkilidir.
2) JEAN-JACQUES ROUSSEAU
• Emile adlı romanında bir çocuğun öyküsünü anlatır. Yazılanlara göre ;
• Çocuk doğuştan iyidir.
• Büyümek için çok az bir ebeveyn desteği gerekir.
• Çocuk ayrı bir bireydir ve yaşamak için yeterince güçlüdür.
3) CHARLES DARWİN
• Çocuklar birbirinden farklı özelliklere sahiptir.
• İyi bakım gören çocuklar daha şanslıdır.
• Temel ilkesi “bireysel farklılık”lardır.
4) STANLEY HALL
• Çocuk psikolojisinin babası olarak bilinir.
• Temel ilgi alanı ergenlerdir.
• Ergenlik, çatışmaların ve duygusal fırtınaların yaşandığı çalkantılı bir dönemdir.
Soru: Çocuk ruh sağlığı ve bozukluklarının ayrı bir disiplin olmada gecikme nedenleri?
• Uzun süre ruhsal bozuklukların yetişkinlere atfedilmesi
• Psikanalik kuramcıların bazı bozuklukların (örneğin; depresyon, manik duygu durum bozuklukları) çocuklarda görünmesinin olanaksız olduğunu savunması.
• Çocuklardaki psikolojik sorunların, gelişim döneminin olağan bir özelliği gibi görülme eğilimi.
• Çocuk ruh sağlığına ilişkin etkili bir politika geliştirilememesi.
GÜNÜMÜZDE DURUM
• Çağdaş anlayışta çocuk ruh sağlığı yalnızca psikyatri ve psikolojinin değil, eğitimden iletişim bilimlerine, ekonomiden sosyal politikalara kadar geniş bir disiplin grubunun ortak çalışma alanıdır.
• Anaerkil dönemden ataerkile geçen insanlığın, şimdi neredeyse çocukerkil döneme yol aldığı söylenebilir.

RUH SAĞLIĞI VE BOZUKLUĞU ALANINDAKİ KURAMLAR
NOT: Hiçbir kuram ruhsal sağlığı ya da bozukluğu açıklamada tek başına yeterli değildir.
1) BİYOLOJİK KURAM
• Somatogenez hipotezin devamıdır.
• Temelde biyolojik yapı ve işleyiş vardır.
• Kalıtımsal, sinir sistemi ile ilgili sorunlar , hormonal sorunlar ruhsal bozukluğa yol açabilir.
• Tedavi de biyolojik yollarla yapılır.
• Bu yaklaşımın diğer adları ; tıbbi model ve hastalık modelidir.
• Psikolojik ve sosyal faktörleri göz ardı ediyor denilerek, eleştirilmektedir.
2) PSİKODİNAMİK KURAM
• Sigmund Freud temsilcidir.
• Ruhsal bozukluk bilinçaltı çatışmalarından kaynaklanır.
• Çocukta ruhsal bozukluk gelişebilmesi için belli bir yaşa gelmelidir.
• Yetişkinlikteki ruhsal bozukluk, çocukluk travmaları ile ilgilidir.
• İd,ego ve süper egodan bahsedilmektedir ve id ve süperego arasındaki bilinçaltı çatışmalar ve savunma mekanizmalarının uygun kullanılmaması ruhsal bozukluğa yol açar, denilmektedir.
• Tedavi yöntemi psikanalizdir.
• Cinsellik ve saldırganlığa önem verdiği, erkek egemen bakışa dayanması, psikososyal süreçleri göz ardı etmesi, soyut kavramlar kullanılması nedeniyle eleştirilmektedir.
3) DAVRANIŞÇI KURAM
• Temsilcileri ; Watson, Skinner, Thorndike, Pavlov ve Rayner’dır.
• Bütün davranışlar gibi , normal dışı davranışlar da öğrenilmiştir.(kaygı, korku vb gibi.)
• Ruhsal bozukluğu açıklamaktan çok, normal dışı davranışların değiştirilmesi açısından önemlidir.
• Fobi, yoğun takıntılar, obsesif kompülsif terapiler, zihinsel yetersizlik gibi bazı eylem gruplarının eğitiminde yoğun olarak kullanılır.
• İnsan davranışı basite alıyor, biyolojik etken ve içsel süreçleri, geçmiş yaşantıları göz ardı ediyor denilerek eleştirilmektedir.
4) BİLİŞSEL KURAM
• Önemli olan gerçeğin kendisi değil, bireyin gerçeği nasıl değerlendirdiğidir.
• Duygu ve davranışı, düşünce belirler.
• Ruhsal bozukluğun temelinde, yanlış inanç ve düşünce vardır.
• Günümüz tedavilerinde davranışçı kuramla sentezi olarak bilişsel davranışçı terapiler yer alır.
• Geçmişi yeterince ele almadığı, gerçeğin her zaman düşünceyi değiştiremeyeceğine inanıldığı için eleştirilmektedir.
5) VAROLUŞÇU KURAM
• Felsefesindeki temsilcileri ; Jean Paul Sartre ve Albert Camus’tur.
• Psikolojisindeki temsilcileri ; R.D. Laing ve Rolla May’dir. Yaşayan en önemli varoluşçu psikoterapist ; İrvin Yalom’dur.
• Her insan kendi davranışının kontrolünü ve sorumluluğunu taşır.
• Ruhsal bozukluğun tek ölçüsü ; bireyin kendisidir. Birey sorun bildirmezse, ruhsal bozukluktan söz edilemez.
• Kendisi de şizofren olan Laing’e göre , bireyin gerçek olanla olmayanı ayırt edemiyecek kadar ağır durumdayken söylediği davranışlar anormal değil, anormal dünyaya verilen makul, olağan tepkilerdir.
• Davranış sorumluluğu alan bireyin, değişim sorumluluğunu da alması beklenir.
6) SOSYOKÜLTÜREL KURAM
• İnsan yalnız yaşayamaz. Toplum içinde var olur.
• Bireyin kişiliği varsa, toplumun da kültürü vardır.
• Ruhsal sağlık ya da bozukluk bireyin içinde yaşadığı aile, toplum ve kültür tarafından şekillenir.
7) SİSTEM KURAMI
• Gestalt’dan etkilenmiştir.
• Sistem, kendini oluşturan herhangi bir parça ortamdan çekildiğinde, işleyişi aksayan etkileşimsel bir yapıdır.
• Ruhsal bozukluklar, biyolojik, psikolojik ve toplumsal risk faktörlerinin birleşmesi ve etkileşmesi ile oluşur.
• Biyo-psiko-sosyal model olarak da bilinir.
• Bütünlüğe vurgu yapması nedeni ile çağdaş ruh sağlığı çalışmalarında en çok kabul gören yaklaşımdır.


SON NOT: öğretmenler de birer koruyucu ruh sağlığı uygulayıcısıdırlar.

OLUMLU RUH SAĞLIĞININ ÖZELLİKLERİ

1) BİREY AÇISINDAN
• Bireyin yalnızca ruhsal olarak hasta ya da zayıf olmamasını değil bir bütün olarak mümkün olacak en üst düzeyde iyi olmasını gerektirir. Ruhsal bir sorun taşımamak , ruhsal olarak sağlıklı olmak anlamına gelmez.
• Bireyin yeteneklerini etkili kullanabilmesini gerektirir. birey sahip olduğu yetenekleri kullanamıyorsa gerçek bir ruhsal sağlıktan söz edilemez.
• Bireyin gizil güçlerini açığa çıkarmasını gerektirir. kişi kendinde var olan ama henüz açığa çıkmamış özelliklerini keşfedip kullanamıyorsa, ruhsal sağlık üst düzeye çıkamaz.
• Bireyin yaşamın olağan güçleri ile baş edebilmesini gerektirir. herkesin baş etme tarzı farklı olmakla birlikte, olumlu ruh sağlığına sahip her birey, yaşamdaki güçlükler karşısında edilgen bir tavır sergilememelidir.
• Bireyin topluma katkı sağlamasını gerektirir. bu özellik ruhsal sağlığın sadece bireysel bir olgu olmadığını gösterir. Kişi sosyal bir varlıktır.
• Bireyin gelişimsel dönemine uygun bilişsel,duygusal, davranışsal özellikler gösterebilmesini gerektirir. gelişimsel dönemin gerektirdiği düzeyin altında özellikler gösteren bireylerin ruhsal sağlığı olumsuz etkilenebilir.
• Sosyal çevre ile uyum içinde olmayı gerektirir. “toplumdan fayda-topluma fayda” denilebilir.
• Bireyin sağlıklı sosyal iletişim kurmasını gerektirir. Sağlıklı sosyal iletişimin varlığı olumlu ruh sağlığının önemli göstergelerindendir.
• Bireyin yaşadığı sorunlarla baş etmede kullandığı bazı stratejiler vardır ;
İd, ego, süperego, mantığa bürüme, ödünleme, bastırma, yön değiştirme, gerileme gibi.

2) KORUYUCU RUH SAĞLIĞI AÇISINDAN
• Koruyucu ruh sağlığı, var olan bozukluğu tedavi etmeyi değil, bozukluğun ortaya çıkmasını engellemeyi amaçlar.

Etkili koruyucu ruh sağlığı çalışmaları nasıl olmalıdır?
• Ruh sağlığının, genel sağlık gibi insanın temel haklarından olduğu benimsenmelidir.
• Ruh sağlığı olmadan sağlıktan bahsedilemeyeceği unutulmamalıdır.
• Ruh sağlığının en temel bileşenlerinin biyolojik, psikolojik, çevresel süreçler olduğunu gözden kaçırmayarak bütüncül bir anlayış geliştirilmelidir. Örneğin; ruh sağlığı sadece psikolojik süreçlerden etkilenir.(Yanlış!)
• Halk sağlığı çalışmaları ile yürütülmelidir. Halk sağlığı daha geniş bir nüfusa hitap ettiğinden ruh sağlığı bunun içinde yer almalıdır.
• Ruhsal sağlık için risk faktörü oluşturabilecek unsurlara odaklanmalıdır. Örneğin ; bireyin eğitim durumu ya da gelir düzeyi ruhsal sağlık açısından risk oluşturuyorsa ilgili önlemler alınmalıdır.
• Yalnızca ruh sağlığı çalışanlarının işi değil toplumun işidir. Bu konuda bilinçlendirme yapılmalıdır.
• Sivil, politik, ekonomik, sosyal, kültürel farkındalık ve girişimlerle olanaklıdır. Etkili önleme çalışmalarının bu unsurları içermeden başarılı olmaları güçtür.
• Kanıta dayalı olmalıdır. İzlenim ve deneyim elbette önemlidir ancak ; etkili çalışmaları için bilimsel kanıtlara dayalı bilgiler gereklidir.

ÇOCUK RUH SAĞLIĞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
TEMEL FAKTÖRLER :
1) BİYOLOJİK-FİZİKSEL FAKTÖRLER
Alt faktörleri :
• Kalıtımsal faktörler
• Sinir sistemi ile ilgili föktörler
• Kromozom bozuklukları
• Gen mutasyonu
• Doğumla ilgili faktörler
• Hormonal faktörler
• Kronik hastalık-engelli olma ile ilgili faktörler

2) BİLİŞSEL-BİYOLOJİK FAKTÖRLER
Alt faktörleri :
• Bilişsel süreçler
• Kişilik özellikleri
• Diğer ilişkili faktörler (yaş,cinsiyet,yoksulluk)

3) SOSYAL-KÜLTÜREL FAKTÖRLER
Alt faktörleri :
• Yakın çevre
• Ara çevre
• Uzak çevre
• Geniş çevre
• Tarihsel çevre

4) DİĞER FAKTÖRLER
• Afetler, savaş, ölüm vb.




1) BİYOLOJİK-FİZİKSEL FAKTÖRLER

a) Kalıtımsal faktörler
• Örneğin anne şizofren ise çocuğun şizofren olacağı söylenemez. Ancak benzer belirtiler olabilir. Az ya da çok kalıtımsal faktörlerin etkisi vardır. Bu nedenle ruh sağlığını anlamada, bireyin ailesinin biyolojik öyküsü bilinmelidir.

b) Sinir sistemi ile ilgili faktörler
• Merkezi sinir sistemi(beyin) ve çevresel sinir sistemi olarak gruplayabiliriz.
• Beyin ve ruh sağlığı arasında karmaşık bir ilişki vardır. Bütün davranışların temelinde beyin olduğu için, normal dışı davranışlarda da beyin etkilidir. Örneğin, şizofreni hastalarının beyin işleyişleri sağlıklı bireylerden farklıdır.

c) Kromozom bozuklukları
• Kromozom anormallikleri ruh sağlığını etkiler. Olması gereken 23 çift kromozomdur. Down sendromlular buraya örnektir.

d) Gen mutasyonu
• Değişim
• Radyasyona maruz kalma, kontrolsüz ilaç kullanımı gibi faktörler genler üzerinde etki göstererek ruhsal bozukluğa yol açabilir.

e) Doğum öncesi, sırası, sonrası faktörler
• Doğum öncesi : annenin sigara kullanımı
• Doğum sırası : doktordan kaynaklı
• Doğum sonrası : prematüre doğum, bebek sarılığı, bebeğin anne sütü alıp almadığı şeklinde örneklendirilebilir.

f) Hormonal faktörler
• Örneğin ; depresyon döneminde gelişim hormonu salgılanmasında bir farklılık ya da olumsuzluk gözlenebilir.

g) Engelli doğmak, engelli olmak
• Engelli olmak, süreğen bir yetersizliğin olması durumudur. Mutlaka ruhsal bozukluğa yol açması gerekmez. Engele başarılı bir uyum yapmış olan bireyler ruhsal olarak sağlıklıdır.









2) BİREYSEL-PSİKOLOJİK FAKTÖRLER

a) Bilişsel süreçler
• Zeka : bireyin gereksinimlerini karşılayabilme, yaşam koşullarına uyabilme, tersinden yaşam koşullarını kendine uygun hale getirebilme yeteneklerini içeren aktif bir bilişsel özelliktir.
Zihinsel yetersizliği olan çocuk yaşam koşullarına uyum göstermede problemler yaşayabilir ve kendisine/çevresine olumsuzluk yaşama olasılığı yüksektir.
• Duyum ve algı : Duyum, duyu organları ve beyin ile farkında olma. Algı ise anlamlandırma sürecidir. Duyum ve algıda sorun varsa kişi, nesne ya da ilişkileri doğru değerlendiremeyeceği için sorun yaşar.
• Dikkat : öğrenmenin ön koşuludur. Dikkatini toplayamayan bir çocuk derste anlatılanı öğrenemez, akranlarının gerisinde kalır, akran ilişkileri olumsuz yönde etkilenir.
• Bellek : Bellek olmadan birey kendine ve dünyaya karşı farkındalık geliştiremez. Bu da ruh sağlığı için risk faktörüdür.
• Kavrama,yorumlama, problem çözme : Problemi anlamak, yorumlamak, çözmek ardı ardına gelen bir süreçtir. Bu sürecin anlaşılamaması ya da bu süreçteki sıkıntı ruhsal probleme neden olur. Örneğin bir çocuk öğretmeninin kızmasını azarlamak gibi , bir başka çocuk ders çalışmasını istediği anlamına gelmişçesine yorumlayabilir. Bu iki çocuk arasında kişisel özellik ve bilişsel işleyiş farkı vardır. Ruh sağlığımız ne hissedeceğimizi, ne düşüneceğimizi belirler.

b) Kişisel özellikler
• Kişilik, bireyi diğer bireylerden ayıran , zaman ve koşullara göre ciddi bir değişim göstermeyen, yaşam biçimini önemli ölçüde belirleyen bilinçli ya da bilinç dışı psikolojik örüntülerin toplamıdır.
• Örneğin bir çocuk karamsar ise, başında geçen olayları olumsuz değerlendirebilecek ve dolayısıyla depresif bir duruma yol açabilecektir.

c) Diğer özellikler
• Yaş : yaş ilerledikçe ruhsal bozukluk görülme sıklığı artar.
• Cinsiyet : depresyon ve kaygı bozukluğu kadınlarda , madde kullanımı ve antisosyal kişilik bozuklukları erkeklerde daha çok görülür. Kadınlarda birden fazla ruhsal sorunun aynı anda görülmesi, erkeklerden daha fazladır.
• Yoksulluk : yoksul insanlarda zenginlere göre daha çok ruhsal sorun olduğu tespit edilmiştir.


3) SOSYAL-KÜLTÜREL FAKTÖRLER
Ekolojik model : Urie Bronfenbenner tarafından bireyin ruh sağlığında etkili ruhsal kültürel çevre.

• Mikrosistem : yakın çevre .
Aile, okul, din kurumları, akran arkadaş ilişkileri.
• Mezosistem : ara çevre
Yakın çevreyi içine alır ve yakın çevre unsurlarının ilişkilerini belirler.
Aile ve okulun birey üzerindeki etkileri değil, bu ikisinin etkileşiminin bireye olan etkisini sistem içinde ele alır. yakın çevre ve uzak çevre arasındaki geçiş noktasıdır.
• Egzosistem : uzak çevre
Mikro ve mezosistemi içine alır.
Zaman zaman ilişkilerin olduğu sosyal çevre.
Sosyal hizmet servisleri, medya, yasal düzenlemeler, uzak akrabalar vb.
• Makrosistem: geniş çevre
Diğer üçünü içine alır.
Kültürün ruh sağlığı üzerindeki etkisi burada değerlendirilir.
• Kronosistem : tarihsel çevre
Örneğin; 30 yıl önce internet yoktu. Şimdi ise var. Bu gelişme bir çok davranışımızı etkilediği gibi ruh sağlığımızı da etkiler.


DÜNYA VE TÜRKİYE’DE RUH SAĞLIĞI

• Dünya sağlık örgütüne göre dünya genelinde 4te 1, Türkiye’de ise 6da 1 yetişkinde ruhsal bozukluk bulunmaktadır. Dolayısıyla Türkiye, dünya ortalamasının altındadır.
• Çocuklarda ise dünyada %20, Türkiye’de %11’dir.
• Bu durumda, koruyucu ruh sağlığı çalışmaları önem kazanmaktadır.


RUH SAĞLIĞI VE KİŞİLER ARASI İLETİŞİM

• Kişiler arası iletişim sorunları, ruhsal bozuklukların hem nedeni, hem belirtisi hem de sonucu olabilir.
• Ne kadar iletişim? Değil ; nasıl iletişim ? önemlidir burada.
• İletişimin sağlıklı olması önemlidir.
• Bazı ruhsal sorunlar da kişiler arası ilişkileri olumsuz etkileyebilir.
ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE SIKLIKLA KARŞILAŞILAN DUYGUSAL DAVRANIŞSAL SORUNLAR

• Erken çocukluk dönemindeki sorunların bir bölümü normal gelişim sürecinin doğal bir parçasıdır ve geçici olabilir. Ancak tamamen geçici olduğunu bildiğimiz bir durumda bile destek önemlidir.
• Sorunun kaynağına değil, çocuğun nasıl etkilendiğine odaklanılmalıdır.
• Sorunların üstesinden gelmedeki temel sorumlu, yakın çevresindeki yetişkinlerdir.

1)AYRILIK KAYGISI
• Anne çocuğa doğumdan önce , çocuk ise anneye 5. Ay itibariyle bağlandığını belli eder.
• Ayrılığa karşı ilk tepkiler 9. Ve 10. Aylarda gösterilir.
• 3 yaştan itibaren anneden ayrılma tepkileri azalmaya başlar.
(kastedilen ayrılık kastı örneğin; anne işe gidecek ve çocuk ayrılmak istemiyor , gibi… )
Neler yapılabilir?
• Nesnenin sürekliliği alıştırmaları yapılabilir.(ce-e oyunu nesnenin yitirilmediğini öğrenmesi için önemlidir.
• Anne baba kendi kaygısını belli etmemelidir.(üzüntü, suçluluk vb. gibi)
• Ayrılırken anne baba, onu sevdiğini söylemelidir.

2) ALIŞKANLIKLAR
• Çoğu kez farkında olmadan yapılan tekrarlarla parmak emme, battaniye emme, tırnak yeme gibi davranışlar alışkanlık haline gelebilir.
• Alışkanlıkların çoğu 4 yaş civarında ortadan kalkar. Ancak kimi alışkanlıklar uzun süre devam edebilir. (Örneğin tırnak yeme davranışı 6-12 yaş civarında da görülmektedir.)
Neler yapılabilir?
• Çocuğun alışkanlıklarının görmezden gelinmesi gerekir. Örneğin tırnak yiyen bir çocuğa bunu yapmamasını söylemek, onun tırnak yemeye daha fazla yoğunlaşmasına neden olabilir.
• Tırnak yiyen, saçlarını çeken ellerini kullanarak bir alışkanlık edinmiş olan çocuğa parmaklarını kullanabileceği melodili oyunlar öğretilip dikkati dağıtılabilir.



Alışkanlık ve tik kavramının farkı :
• Alışkanlık belli zaman, yer ve durumla sınırlıdır. Tikler ise her zaman, her yer ve her durumda gösterilebilir.
• Tikler istemsiz ve sürekli olarak ortaya çıkabilir.
(Tikler ; kısa aralıklarla aniden ortaya çıkan , hızlı yineleyici hareket (motor tikler) ya da seslerden (vokal tikler) oluşur.)

3) TUVALET EĞİTİMİ
• 24-36 ayda tuvalet becerisi kazanılır.
• Tuvalet eğitimi kazanmak sinir sisteminin ve mesane kaslarının gelişimi ile ilgilidir.
• 5 yaşın üzerindeki çocukların %20 si tuvaletini tutamama sorunu yaşamaktadır.
1.cil enüresis : Sürekli ve her gün idrarını tutamama.
2.cil enüresis : İdrar tutabilmeyi öğrendikten sonra yeniden idrarını tutabilmekte güçlük çekme.
Enkopresis: Dışkı kaçırma.
Yukarıda yer alan tanılar için ; çocuğun 5 yaşından büyük olması ve sorunun 3 aydır devam ediyor olması gerekmektedir.
Çocuğun tuvalet eğitimine hazır olduğunun ipuçları ;
• Günde 2 saat kuru kalabilen bir çocuk fizyolojik olarak hazırdır.
• Tuvaletini yapma ve yaptığını belli etme(yüz kızarması, çömelme gibi.)
• Tuvalet ile ilgili terimlere aşina olma ; tuvalet, çiş, kaka, penis, vajina gibi .
• Pantolonunu çekebilme, eteğini kaldırabilme davranışlarını yapabilme.

4) KORKULAR
• Yaşamın ilk 2 yılında ; yüksek ve ani ses, yabancılar
• 2 yaş civarı ; karanlık
• 2-3 yaş arası ; doktor, kostüm giyen insanlar
• 3-6 yaş arası ; hayalet, cadı ve bazı hayvanlar korku nesnesi olabilir.

5) KISKANÇLIK VE İMRENME
Kıskançlık : Önemli kişiyi ve ilişkisini kaybetme korkusu, ihanete uğramanın verdiği öfke, kayba yönelik düşük benlik algısı ve keder, belirsizlik , yalnızlık ve kıskandığı kişiye güvenmeme duygularıyla görülebilir.
İmrenme: Bir diğerinin sahip olduğu şeylere, özelliklere ve başarılara sahip olamama durumunda yaşanan bir duygudur.


6) SÖZ DİNLEMEME
• Çocuğun söz dinlemesi bir taraftan neyi, nasıl yapması gerektiği , sosyal becerileri öğrenmesini ve çevresine uyum sağlamasını kolaylaştırır.
• Diğer taraftan yetişkinlerin kimi isteklerini yerine getirmeyi reddetme özellikle 2-3 yaştan itibaren çocuğun bağımsızlık ve özerklik gelişimini kolaylaştıracaktır.
• Temel hedef ; çocuğun itaat etmesini öğrenmesini değil, her alanda potansiyelini en iyi biçimde kullanmaya yönelik çabalarının desteklenmesidir

7) BAŞKALARININ EŞYALARINI İZİNSİZ ALMAK
• 2 -3 yaşlarındaki bir çocuk başkalarının eşyalarını, sadece kendisinin olmasını istediği içim alabilir ve bunun yanlış bir davranış olduğunu bilmeyebilir.
• Çocuğun kendisine ait olmayan şeyleri almaması gerektiğini öğrenmesi için mülkiyet kavramının daha erken yaşlardan itibaren verilmesi gerekir. Ödünç alınıp verilebileceği, paylaşılabileceği, çocuğun anlayacağı bir dilde ifade edilmelidir.

8) ÖFKE VE SALDIRGANLIK
• Bebekler öfkelerini ağlayarak, kollarını bacaklarını sallayarak, yaklaşan kişileri iterek gösterebilir.
• 1,5-2 yaştan sonra ise kimi çocuklarda öfke ve sinir nöbetleri görülebilir.
• Bu nöbetler 3 yaştan sonra dilin kazanılması ile azalmaya başlar.
• Gelişimin diğer dönemlerinde öfke duygusu bireysel farklılıklara da bağlı olarak farklı biçimlerde gösterilebilir. Çocuğun enerji düzeyi, değişikliklere uyum gibi mizaç özellikleri, deneyimleri ve cinsiyeti, neye öfkeleneceğini, nasıl öfkeleneceğini belirler.
• Saldırganlık ise öfkenin dışa vurulma biçimlerinden birisidir ve temeldeki bir korkunun maskelenme yolu da olabilir.
Neler yapılabilir?
• Olumlu model olmak önemlidir. Öfkenizi kontrol edebildiğinizi, uygun biçimde ifade edebildiğinizi ve öfkenin uzun sürmeyip yaşamınızı etkilemediğini çocuğun görmesi önemlidir.
• Öfke kontrolüne ilişkin uygulamalar yapılabilir. Öfkelendiği zaman 3-5 kez derin soluk alıp verme, 10’a kadar sayma, sakin bir odaya gidip 5-10 dakika dinlenme gibi.
• Aikido gibi şiddet içermeyen beden kontrolüne dayalı egzersizler, saldırgan davranışların kontrolüne yardımcı olabilir.

9) İÇE DÖNÜKLÜK
• Çekingenlik ya da utangaçlık anlamına da gelebilir.
• İçe dönük çocuklar, yeni durumlara ve insanlara alışabilmek için diğerlerinden daha fazla zamana gereksinim duyabilirler.
Neler yapılabilir?
• Çocuğu zorlamayın, zaman tanıyın.
• Çocuğu içe dönük, sıkılgan gibi terimlerle tanımlamayın, diğer yetişkinleri de bu konuda uyarın.
• İyi olduğu bir konuda, yaşça kendinden küçük bir çocuğa yardım etmesi için fırsat tanıyın.
• En küçük bir gelişmeyi bile vurgulayın ; “partide çok eğlendim. Sen de eğlendin galiba.” Gibi .

10) AKRAN KABULÜ
• Erken çocukluk döneminde her 10 çocuktan 2sinin arkadaşları tarafından dışlandığı ve 6 yaşında iken anasınıfında dışlanan çocuklarının önemli bir bölümünün 11 yaşında hala dışlandıkları bildirilmektedir.
• Uyum sorunları olan çocuklar mı dışlanıyor yoksa dışlandıkları için mi uyum sorunları yaşanıyor? Her iki sürecin de işleyebildiği düşünülmektedir.
Neler yapılabilir?
• Doğal ortamlarında gözlemek ve dışlanma nedenini öğrenmek önemlidir.
• Kimi çocuklar oyuna nasıl katılabileceğini ya da bir arkadaşına nasıl hoş şeyler söylenebileceğini bilmiyor olabilir. Sosyal beceriler konusunda çocuğa model olunması önemlidir.
• Çocuğun etkileşime girmesi için kendisinden bir iki yaş küçük çocukla arkadaş olarak daha az zorlukla karşılaşarak öğrenmesi sağlanmaya başlanabilir.

11) CİNSEL DAVRANIŞLAR
• Çocuklar meraklıdır ve çevrelerindeki her şeyi araştırırlar. Anaokulunda öğrencilerinizin pantolonlarını indirip doktorculuk oynadıklarını gördüğünüzde nutkunuz tutulabilir.
• Cinsel duygular çocuklukta hatta bebeklikte bile son derece normaldir ve sağlıklı bir fizyolojik gelişimin doğal bir parçasıdır.
• Cinsel kimlik süreci gözlem ve taklitlerle gerçekleşir. Çocuk hangi davranışların kültürel olarak erkeksi ya da kadınsı olduğunu zamanla keşfeder.
• Çocukluktaki cinsel davranışlar, kendi vücudunu tanıma ve mastürbasyondur. Aşırı mastürbasyon belki de cinsel tacize maruz kalmış olmanın bir işareti olabilir.
• Çocuklar sadece merak için cinsel organlarına dokunmazlar. İlgisizlik, eve yeni kardeş gelmesi, anne babanın evden uzaklaşması gibi nedenlerle de dokunarak hoşlanım yaratabilirler. Ya da cinsel organlarındaki bir parazit, enfeksiyon vb de dokunmaya başlamasını sağlayabilir.
Neler yapılabilir?
• Okul öncesi çocukların cinsel hoşlanım gayretleri normaldir ancak bu durumu kültürel olarak kabul görecek şekilde davranmaları için yol gösterilmelidir.
• Aşırı tepki göstermek, tokat atmak, pis bir iş olduğunu anlatmak kendi vücudunda utanmasına neden olabilir.
• Çocuklara dar pantolonlar giydirilmemelidir.
• Uygun tuvalet ve temizleme alışkanlığı verilmelidir.
• Yatakta uzun süre yatmaya ve uyumaya zorlanmamalıdır.
• Yetişkinlerden uzak yerlerde oynamalarına uzun süre izin verilmemelidir. Arada bir kontrol uygun olur.

12) YALAN SÖYLEME
• Okul öncesi çağındaki çocuklar gerçek ile yalan arasındaki farkı bilmezler. Onların doğal olarak, gerçek ile hayali birbirine karıştığı bir dünyaları vardır.
• Çocuğun hayal kurması sağlıklı bir durumdur. Ancak çocuklara hayal ile gerçek uygun bir dille anlatılmalıdır. Mantığını çalıştırması ve gerçek dışı şeylerle karşısında durup düşünmesinin belli bir zaman alacağı bilinmelidir.
• Örneğin oyuncağını kıran bir çocuk düşünelim. Çocuk kendi kendine düşüp kırıldığını söyleyerek sıkıntılı durumdan sakınır. Burada yetişkinin konuyla ilgili yaklaşımı önemlidir. “kim kırdı?” yerine, “bu oyuncağa ne oldu?” şeklinde yaklaşım önemlidir. Çocuk doğruyu söylediğinde cezalandırılmamalıdır.
• Çocuklar yalan söyleyerek daha fazla ilgi ve sevgi istedikleri mesajını veriyor olabilirler. Bu duygusal durumların farkında olunmalıdır.
• Çocukları karşılaştırmak da güven duygularını azaltıp yalana itebilir.

13) YEMEK YEME SORUNLARI
• 3 yaşındaki bir çocuk aile sofrasına yeni oturmaya başlamış olabilir. Çocuğun öğreneceği sosyal beceriler için yemek yeme ortamları pek çok olanak sağlar. Çocuk diğerlerinin sofrada oturma ve davranışlarını taklit ederek, etkileşerek ögrenir.
• Belli yiyecekleri yemesi için çocuğa baskı yapmaya gerek yoktur.
• Aşırı eleştirel olmak veya çocukla zıtlaşmak çocuğun sağlıklı yemek yeme alışkanlığının gelişimine ket vurabilir.
• Normal olarak, günlük yaşamındaki etkinliklerden dolayı okul öncesi çocuğu çok yer. Çocuğa sağlıklı ve çeşitli besinler sunulduğunda o da kendisi için uygun miktarı bulacaktır.

14) SANAL ORTAM BAĞIMLILIĞI
• Çocuğun bilgisayar oyunlarına, herhangi bir ekranda oynanabilen sanal oyunlara ve internete yaşından beklenenin ve gereksinimlerinin üstünde, gündelik yaşamını olumsuz etkileyecek düzeyde bağımlılık geliştirmesi olarak düşünülebilir.
• Sanal ortam bağımlılığını engellemenin en etkili yolu, kontrollü kullanımı desteklemektir.

15) UYKU BOZUKLUKLARI
• Çocuklarda yetişkinlerle karşılaştırıldığında uyku ile ilgili daha hızlı değişiklikler yer almaktadır. Bu nedenle çocuklarda uyku bozuklukları daha geniş ele alınır.
• Çocuklarda bazı uyku davranışları gelişimsel olarak olağandır.
• Uykusuzluğun nedenleri genellikle ebeveyn yetiştirme tutumu gibi dışsal faktörlerden kaynaklanır. Bu bozukluklar çocuklarda çok yaygındır.
• Nedenleri ; kaygı, stresli olaylar, sürekli cezalandırma, istismar,tutum, kullanılan ilaçlar vb sayılabilir.
• Uyku ortamı çocuğun en fazla rahat edebileceği şekilde düzenlenmelidir.







Uyku bozukluğu türleri:
1) Disomni : uykunun miktarı, niteliği ve zamanlaması ile ilgili bozukluklardır.
• Uykusuzluk, uykuda solunum bozuklukları,uykuda solunum bozukluğundan kaynaklanmayan aşırı uyku halleri gibi.
2) Parasomni: uyku-uyanıklık arası geçişlerde yaşanan normal olmayan davranışlardır.
• Karabasan(uyku felci), uyku terörü, uyurgezerlik gibi.
3) Ruhsal, nörolojik ve diğer tıbbi uyku bozuklukları

16) KEKEMELİK
• Kekemelik konuşmanın ritim ve akıcılığında kesintiye uğramasıdır.
• Çocukların akıcı olarak konuşmaya başlamalarıyla birlikte kekemelik de görülür. 3 yaş civarında başlayan kekemelik genelde geçicidir.
• Nadir de olsa geçmemesi durumu sürekli bir kekemeliğin başlangıç belirtisi olabilir.
• 3-5 yaş arası kekemelik en üst noktadır.
• Olguların %98inde başlangıç 10yaşından öncedir.
• Nedenleri; genetik ve bilişsel faktörlerin yanında çevre tarafından tetiklenen korku ve kaygıların da kekemeliğe neden olduğu düşünülmektedir.

17) SEÇİCİ MUTİZM
• Konuşmada yetersizlik veya isteksizlikten ileri gelir.
• Bir çocuğun konuşma yaşı geçiyor ve hala konuşmuyorsa bu çocuk ya konuşma işlevindeki probleminden dolayı konuşmamakta ya da konuşabildiği halde konuşmasını saklamaktadır. Bunlardan birincisi; nörolojik veya biyolojik, ikincisi; psikolojik kaynaklı problemdir.
• Bazı durumlar çocuklar bazı sosyal ortamlarda sessiz kalırlar. Bu seçici durum “seçici mutizm”dir.
• Seçici mutizm, çocuğun ev ortamında konuşması, okul ve dış ortamlarda konuşmaması anlamını taşır.
• Nedenleri; utangaçlık, sosyal ortamdan korkma, aileye aşırı bağımlılık, aile veya okuldaki kaygı uyandırıcı faktörler sayılabilir.




18) DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU ( DEHB)

• DEHB, çocuğun yaşına uygun olmayacak şekilde hiperaktivite, dürtüsellik, veya dikkatsizlik göstermesi durumudur.
• DEHB’nin beynin kimyasal dengesindeki düzensizliğin bir sonucu olduğu düşünülmektedir.
• Kolay tanınabilen bu bozukluk kolayca da tedavi edilebilir.
• Bu bozukluğun belirtileri gelişimsel olarak 3 şekilde incelenmektedir.
a) Dikkat eksikliği : belli bir işe ya da oyuna dikkat vermekte zorlanma, dikkatsizlikten hatalar yapma, ev ödevi gibi etkinliklerden kaçınma, yapacağı iş için gerekli malzemeleri unutma, başlanan işi yarım bırakma gibi.
b) Hiperaktivite : oturduğu yerde kıpırdanma, sürekli hareketlilik, çok konuşma gibi.
c) Dürtüsellik: sıra beklemekte güçlük çekme, konuşanların sözünü kesme, oyunlarda araya girme, kontrolsüzce koşma,zıplama, itme, çekme.
• Nedenleri; DEHB’nin en yaygın nedeni genetik eğilimlidir. Ancak bebeğin prematüre oluşu, demir eksikliği anemisi, ailenin düşük sosyo ekonomik durumu da çevresel faktörler olarak sayılabilmektedir.

19) PİKA
 Yeme bozukluğudur. Yenilenebilir olmayan malzemeleri en az bir ay süreyle yeme davranışıdır. Örneğin; silgi, toprak, taş, misket…
 Ailenin ilgisiz tutumu burada önemlidir.
Başa dön
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntü
    Son mesaj

“Anadolu AÖF Ders Notları” sayfasına dön

  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 8 misafir