AÖF Ticaret Hukuku tüm ünite özetleri

Cevapla
özkan kaya
Mesajlar: 32
Kayıt: 03 Ara 2017 21:58
İletişim:

03 Ara 2017 23:06

ÜNİTE 1
TİCARET HUKUKU VE TİCARİ İŞLETME KAVRAMI
Ticaret hukukunun uygulama alanını (esasını) saptamada kullanılan sistemler;
1- Subjektif Sistem; Ticari faaliyetlerin öznesi olan taciri esas almışlardır. Bu sistemi kabul eden ülkelerde, Ticaret Hukuku bir Tacirler Hukuku yani sınıf hukuku niteliğindedir.
2- Objektif Sistem; 1789 Devrimi ile Fransa’da her türlü sınıf ve ayrıcalık reddedilip kaldırılınca, bir sınıf hukuku niteliğindeki Ticaret hukukunun reddedilmesi gerekti. Bu sistemde Ticaret Hukukunun uygulama alanı, belirli niteliklere sahip olan kişilere göre değil, belirli nitelikleri olan işlemlere göre saptandığı için buna objektif sistem denir.
3- Karma Sistem; Hem ticari işlemler hem de tacir esasına göre yürütülen ticaret hukukudur. 1926 Eski ticaret kanunumuz karma sisteme örnektir.
4- Ticari işletme Esası; 20.Yy’da oluşan bu modern sisteme göre, ticaret hukukunun esasını ticari işletme (ticari girişim) oluşturur. 1957 Ticaret Kanunu’muz Ticari İşletme esasına dayalıdır.
Esnaflık faaliyetleri ticari işletme olarak kabul edilmez.
Ekonomik Anlamda İşletme; Ekonomi bilimi yönünden kendi başına mal ve hizmet üreten her birim bir işletmedir. Bu anlamda bir ayakkabı boyacısı, bir berber de işletme kabul edilir.
Tüzük; Bir kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere kanuna aykırı olmamak şartıyla ve Danıştay incelemesinden geçirilerek Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.
Ticari İşletme Olabilmenin Şartları;
• Gelir Sağlamayı Hedef Tutmak.
• Devamlılık; Başlangıcı ve bitimi belli bir zaman süreci içinde etkinlikte bulunmak bile, devamlılığı sağlamaya yeterlidir.
• Belli Bir Çapı Aşmak; Ticari işletme olunabilmesi için esnaflığı aşmak gereklidir.
Bir Ticari İşletmenin, esnaf işletmesi ya da ticaret işletmesi olduğuna kim karar verir? Cevap: Bölge Ticaret Müdürü başkanlığında, oda temsilcisi ve esnaf derneği temsilcisinden oluşacak komisyon karar verir. Karara karşı mahkemeye başvurulur ve mahkeme kesin kararı verir.
Bakanlar Kurulu Kararnamesine göre esnafın özellikleri;
• Esnaf ve küçük sanatkarlar kollarına dahil olup, gelir vergisinden muaf olanlar,
• İşletme hesabına göre defter tutanlardan, kazançları, ancak geçimlerine yeten ve bedeni çalışmalarına dayananlar.
Ticari İşletme Tanımı; Gelir Sağlamak ve devam niteliği ile, esnaf işletmesi sınırlarını aşan ölçüdeki işletmeler, ticari işletmedir.
Ticari İşletmenin Hukuki Niteliği; İçerik açısından Ticari İşletme 2 unsurdan oluşur: Maddi Unsur ve Maddi Olmayan Unsur.
a- Maddi Unsur; Yatırım Malvarlığı ve Döner Malvarlığı olarak iki grupta ele alınabilir. Yatırım Malvarlığı; kasa, masa, demirbaşlar vb gibi. Döner Malvarlığı; işletmenin aynen veya işleyip piyasaya arz edeceği mallardan oluşur. Hammaddeler, yarı mamüller, mamüller vb gibi.
b- Maddi Olmayan Unsur; Good Will diye anılan bizim peştemaliye (havaparası) diye tabir ettiğimiz unsurdur.
Peştemaliye ( Havaparası ) ; Bir işletmenin devri söz konusu olduğunda, maddi değerinin yanında, işletmenin yeri, deneyimi, edindiği itibar ve müşteri çevresi gibi değerleri için ödenen paradır.
TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ VE REHNİ;
Ticari işletmenin devrinde maddi ve maddi olmayan unsurlar birlikte devredilmelidir. Ticari işletmeyi devralan, işletmenin devirden önceki borç ve yükümlülüklerinden de sorumludur.
Müeccel Borç: Vadeye bağlanmış borçtur.
Muaccel Borç: Vadeye bağlanmamış ve hemen ödenmesi gereken borçtur.
Rehin: Bir borcun ödeneceğine teminat olarak, ödenince geri almak şartıyla borçlu tarafından alacaklıya, bir malın verilmesidir.
Ticari İşletmenin rehninde işletme varlığı içinde taşınmazlar bulunuyorsa, bunların rehni tapu siciline ipotek ile gerçekleşir.
Ticari İşletme Rehni Kanunu’na göre Rehin Sözleşmesi, ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresindeki bir noter tarafından düzenlenir. Sözleşmenin yapılmasından itibaren 10 Gün içinde Ticaret Sicili’ne tescili gerekir.
Ticari İşletme Rehni Sözleşmesi’nde mutlak bulunması gereken unsurlar:
• Ticaret Ünvanı
• İşletme Adı
• Taşınır işletme Tesisatı
Ticari olarak nitelendirilen işler özel bir alan oluşturur, bunlara ticari hükümler uygulanır.
Medeni Kanun ve Borçlar kanunu adi olarak düzenlenmiş bir çok işi, ticari alanda bulundukları takdirde ticari iş olarak kabul etmiş ve bunları özel ticari kurallara bağlamıştır.
TİCARİ İŞLER VE TABİ OLDUĞU HÜKÜMLER
Bir işin Ticari İş olup olmadığı şu ölçütler uyarınca saptanır:
• Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş bulunan işler ticaridir.
• Ticari İşletme ile ilgili diğer bütün iş, eylem ve fiiller ticari iş kapsamındadır.
Ticari İş Karinesi; Bir tacirin borçlarını ticari olması asıldır. Tacirin borçları ticari değilse iş adi sayılır.
Not: Bono, TTK’da düzenlendiği için ticari iştir.
Bir taraf için ticari sayılan hususlar; Bir iş bir taraf için ticari, bir taraf için adi ise ne olur? Cevap: Bir taraf için ticari nitelikteki iş, karşılıklı irade uygunluğundan (sözleşmeden) doğuyorsa, kural olarak diğer taraf için de ticari sayılacaktır. Ancak bu tür anlaşmazlıklara Asliye Hukuk Mahkemesi bakacaktır.
Bir anlaşmazlığın Ticaret Mahkemesi’ne gönderilebilmesi, ancak iki taraf için de ticari iş niteliği taşıması gereklidir.
Müteselsil Borçluluk: İki veya daha fazla kimsenin bir borcun tamamından, borçluya karşı asıl borçlu sıfatıyla sorumlu tutuldukları borçluluk türüdür.
Kefalet: Bir kimsenin, borçlunun borcunu ödememesi halinde, bu borçtan şahsen sorumlu olmayı alacaklıya karşı yükümlendiği sözleşmedir.
Adi Kefalette alacaklı, önce asıl borçluya, borçlu borcunu ödeyemediği takdirde kefile başvurulacaktır. Müteselsil, kefalette alacağını sıra gözetmeksizin borçludan, kefilden ya da ikisinden de isteyebilir. (Not: Müteselsil ticari borçlar için, adi kefalet adi borçlar içindir.)
Ticari İşlerde Faiz
Faizin miktarı sözleşme ile tespit edilmemiş durumlarda, ticari işlerde yıllık %12 oranında faiz uygulanır. Bakanlar Kurulu bunu aylığa çevirmeye, %10’a kadar düşürebilmeye vebir kat arttırabilmeye yetkilidir.
Ticari İşlerde Faiz Uygulaması’nın Koşulları
• Ticari işlerdeönceden kararlaştırılmamış olsa dahi faiz yürütülür.
• Ticari işlerde faiz oranı sözleşmelerde serbestçe belirlenir.
• Ödünç sözleşmelerinde faiz, 3 aylık devreler halinde ana paraya eklenir.
• Ticari işlerde taraflar, borçlunun temerrüde düşmesi halinde istenecek, temerrüt faizi oranını serbestçe kararlaştırabileceklerdir.
Reeskont; Bir bankanın elinde bulundurduğu vadesi gelmemiş senetleri bir başka bankaya iskonto ettirmesidir.
İskonto; Vadesi gelmemiş bir senedin faiz ve komisyonu düşülerek karşılığından eksiğine alınmasıdır.
Ticari Hükümlerin Uygulanma Sırası;
1- Emredici Hükümler
2- Sözleşme Hükümleri
3- Ticari Hükümler
4- Ticari Örf ve Adet
5- Genel Hükümler
Ticari Yargılar, Asliye Ticaret Mahkemeleri’nde karara bağlanır. Tek hakimlidir.
Ticaret Mahkemeleri’nde karar bağlanan davalar (Ticari Davalar) ;
• Her iki taraf için Ticari İş niteliğindeki anlaşmazlıklardan doğan davalar.
• Bir taraf için ticari iş sayılan, havale, vedia ve telif hakkı’na ilişkin mevzuatla düzenlenen işlerden doğan davalar.
• TTK’da bir işletmenin satılması veya diğeri ile birleştirilmesi, rekabet yasağı, yayın sözleşmesi, itibar emri ve itibar mektubu, komisyon, ticari mümessil, marka ve patente ilişkin mevzuatlar, borsa, sergi, panayır yerleri ve ticarete mahsus yerler, bankalar ve ödünç verme işleri ile ilgili kanuni davalar.
TTK, tacirler arasındaki ticari davalarda, ticari defterleri özel kanıt olarak kabul etmiştir. Fatura ve Teyid Mektubu’nun özel kanıt kuvveti vardır.
Telif Hakkı; Bir fikir veya sanat eserini yaratan kişinin, bu eserden doğan haklarının tümüdür.
Vedia; Korunması için birine verilen veya bir yerde bırakılan eşyadır.
NOTLAR
Modern görüşe göre Ticaret Hukuku’nun esası, Ticari İşletme’dir.
Bir taraf için Ticari sayılan iş, sözleşmeden doğmuyor ise adi sayılır.
Ticari işlerde faiz oranı sözleşme de serbestçe belirlenir.
ÜNİTE 2
TACİR VE TACİR SIFATININ KAZANILMASI:
Kanunumuz, tacir sıfatının kazanılmasını gerçek kişilerde, tüzel kişilerde ve donatma iştiraki’nde olmak üzere üç grupta düzenlemiş bulunmaktadır.
Gerçek kişilerde tacir sıfatının kazanılması için bunların bir ticari işletmeyi kendi adlarına işletmeleri şarttır.
Adi Ortaklık; İki veya daha çok kimsenin ortak amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeyi kabul ettikleri ortaklık tipidir.
Küçük ve kısıtlıya ait bir ticari işletme, bunlar adına veli veya vasileri tarafından işletiliyorsa, tacir sıfatı küçük veya kısıtlıya ait olur. Ancak ceza hükmü açısından veli ya da vasileri sorumludur.
Vasi; Kanunun öngördüğü durumlarda, küçüklük ve kısıtlılık nedeniyle, bu tür kişilerin çıkarlarını korumak üzere, sulh hakimi tarafından atanan yasal temsilcidir.
Ticari işletme olmaksızın tacir sıfatı’nın kazanılması; Bir ticari işletmeyi kurup açtığını sirküler, gazete, radyo ve başkaca ilan vasıtalarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret sicili’ne kayıt ettirerek durumu ilan etmiş kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır.
Ticaret yapması kanunlarla yasaklanmış kişiler bir ticari işletme halinde tacir sıfatı kazanırlar.
Ticaret ortaklıkları; tacir sıfatını, tüzel kişilik kazandığında alır.
Küçüğün ya da kısıtlının veli ya da vasisi, tacir sıfatı ile 3. kişilere karşı sorumludur. Ancak tacir sıfatını kazanamazlar.
Tüzel kişilerde tacir sıfatının kazanılması;
Tüzel kişiler tacir sıfatının kazanılması açısından üç gruba ayrılırlar: Ticaret Ortaklıkları, dernekler ve kamu iktisadi teşebbüsleri.
Ticaret Ortaklıkları; Kollektif, Adi ve Sermayesi Paylara Bölünmüş Komandit, Anonim ve Limited Ortaklıkları’ndan ibarettir.
Dernekler, ticari işletme sayılmazlar. Ancak iki koşulun gerçekleşmesi ile dernekler tacir sıfatı kazanır.
1- Derneğin bir ticari işletme işletmesi.
2- Kamu yararına bir dernek olmamasıdır. Örn./ Kızılay tacir olamaz.
Devlet, il, belediye, köy gibi kamu tüzel kişilerinin özel hukuk kuralları ile yönetilmek ve ticari bir şekilde işletilmek suretiyle kurduğu teşekkül ve müesseseler tacir sıfatı alır. Örn./K.İ.T.
Donatma İştiraki; birden çok kişinin, elbirliği mülkiyeti halinde sahip oldukları bir gemiyi aralarında yapmış oldukları sözleşme gereğince, hepsi nam ve hesabına deniz ticaretinde kullanılmalarıdır.
TACİR SIFATININI SONUÇLARI (SAĞLADIĞI FAYDALAR)
• Ticaret ünvanı seçmek ve kullanmak: Tacir bir ticaret ünvanı seçip kullanır.
• İflasa tabi olmak: Tacirler her türlü borç ve yükümlülüklerinden dolayı iflasa tabidirler. Tacir, işletmesini kapatsa, ticaret sicilinden kendisini sildirse dahi, durumun tescilinden itibaren 1yıl süre ile iflasa tabidir.
• Ticari Defterleri tutmak: Her tacir işletmesinin gerektirdiği ticari defterleri kurmakla yükümlüdür.
• Ticaret Sicili’ne kayıt olmak: Her tacir ticari işletmesini ve işletmesi ile ilgili hususları ticaret siciline kayıt ettirmek zorundadır.
• Basiretli iş adamı gibi hareket etmek: Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gereklidir.
• Ticari İş Karinesi: Tacirin yaptığı işlerin ticari olması esastır.
• Ücret ve faiz isteme hakkı: Her tacirin ücret ve faiz isteme hakkı vardır.
• Fatura ve Teyit Mektubu: Fatura; faturayı alan kimse 8 gün içinde herhangi bir itirazda bulunmaz ise, fatura kanıt niteliği taşır. Teyit Mektubu; sözlü olarak veya telefon, telgrafla yapılan sözleşme ve beyanlarda söz konusu olur. Taraflardan birinin diğerine yolladığı veya aldığı beyanın ana koşullarını içeren bir yazı gönderilir. Karşı taraf bu yazıyı okuyup inceledikten sonra kabul eder. ya da teyit mektubundabir uyumsuzluk söz konusu ise 8 gün içinde yazılı olarak itiraz eder. İtiraz edilmeyen hususlar yazılı kanıt niteliği kazanır.
• Ücret ve Cezai şartların indirilmesi: Borçlunun temerrüde düşmesi halinde, temerrüt tarihinden itibaren temerrüt faizi ödenir. Tacir bu durumda ödenecek ücretin ve cezai şartların indirime gidilmesini isteme hakkına sahiptir.
Temerrüt: Borçlunun borcunu ödemekte veya alacaklının alacağını almakta gecikmesidir.
Temerrüt Faizi: Borçlunun, borcunu yerine getirmekte gecikmesi durumunda ödenmesi gereken faizdir.
• Ticari örf ve adetlerin tacirlere mutlak olarak sağlanması
HER İKİ TARAFIN TACİR OLMASI HALİNDE UYGULANACAK ÖZEL HÜKÜMLER
İhtar ve İhbarda Yazılı Şekil: Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmek , veya sözleşmeyi fesih yahut sözleşmeden vazgeçmek amacı ile yapılacak ihbar (haber verme) ve ihtarların (uyarıların) geçerli olması için noter aracılığı veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır. Yoksa hiçbir hüküm doğurmaz.
Trampa: Malın para karşılığında değil de başka bir mal karşılığında devrini amaçlayan bir borçlanma sözleşmesidir.
Hapis Hakkı; kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde, alacaklıya, zilyetliğinde bulunan borçluya ait taşınır mallar ile kıymetli evrakı iade etmeyerek paraya çevirme yetkisi veren bir ayni haktır.
ÜNİTE 3
TİCARET ÜNVANI VE DİĞER TİCARİ ADLAR
Ticaret Ünvanı; Tacirlerin ticari işletmelerine ilişkin iş ve işlemlerinde kullandığı addır.
TİCARET ÜNVANININ DİĞER TİCARİ ADLARDAN AYRIMI
1- İşletme Adı; Ticaret yeri olarak işletmeyi tanıtmaya ve benzerlerinden ayırmaya yarayan addır.
• İşletme adı seçmek mecburi değildir.
• İşletme adı seçilmişse Ticaret Sicili’ne tescili gerekir.
• Esnaf da işletme adı seçebilir.
• İşletme ile birlikte işletme adı devredilebilir.
2- Coğrafi İşaret; Coğrafi işarete örnek olarak ürünün üzerinde Türkiye’de üretildiğini (TM) harfleri ile gösterilen Antep fıstığı, İznik Çinisi verilebilir.
3- Marka; Bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılan işaretlerdir. Bu işaretler, kişi adları, sözcükler, şekiller, harfler, sayılar, malların biçimi ve ambalajları gibi her türlü işarettir.
Marka Türleri: Markalar; ticaret markaları, hizmet markaları, garanti markaları olarak 3 gruba ayrılabilir. Markaya örnek olarak, arçelik ,selpak gösterilebilir.
a- Hizmet Markası: Örneğin bir radyo istasyonunun yayında kullandığı müzik parçası, bir hizmet markasıdır.
b- Garanti Markası: Örneğin ‘’TSE’’ işareti.
c- Ticaret Markası: Ticari Markalar tanınmış marka, Bireysel Marka, Ortak Marka olarak sınıflandırılabilir.
• Tanınmış Marka, uluslar arası şöhrete ulaşmış markadır. Nike, puma vs..
• Ortak Marka, üretim veya ticaret işletmelerinin kullandığı markadır.
• Bireysel Marka, bir kişi tarafından belirli bir ürün ya da ürünler için tescil ettirilmiş markadır.
Marka Seçimi ve Tescili; Seçilen marka Türk Patent Enstitüsü tarafından tutulan Marka Sicili’ne tescil edilir. Tescil edilen marka ile ilgili bilgiler TPE’ce yayınlanan resmi marka gazetesinde ilan olur. Marka tescil edilince, talep anından itibaren 10 yıl süre ile korunur.
Markanın Devri; Marka işletme ile birlikte veya işletmeden ayrı devredilebilir, satılabilir, mülkiyeti korunarak lisans sözleşmesine konu edilebilir, miras yoluyla intikal edilebilir. Devir ve lisans işlemleri yazılı şekle tabidir ve 3. Kişilere karşı hüküm ifade edebilmesi için marka siciline tescili gereklidir.
Lisans Sözleşmesi; Marka sahibinin (lisans veren) markayı kullanma hakkını belli bir bedel karşılığı lisans alana verdiği sözleşmedir.
Marka Üzerindeki hakkın sona ermesi; Marka sicilindeki kaydın silinmesi ile gerçekleşir. Nedenleri arasında feragat, mahkeme kararı, re’sen terk öngörülmüştür.
TİCARET UNVANINDA ÇEŞİTLİ SİSTEMLER
Özgürlük (Serbestlik) Sistemi; Özgürlük Sisteminde tacir istediği unvanı seçebilir. Bu sistemde ticaret unvanı, tacirin kimliği ve niteliği hakkında doğru bilgi vermez.
Gerçeklik Sistemi; 3. Kişilerin yararı işletme çıkarlarına tercih edilmiş ve unvanın, tacirin tam kimliğini yansıtması esas alınmıştır. Devredilmesi ve mirasçılara devri de olanaklı değildir.
Karma Sistemler; İki sistemi de bağdaştırmaya çalışır. Bu sistemde unvan önce işletme ve işletme sahibinin nitelik ve niceliğine uygun olmalı ve mutlaka işletme sahibini göstermelidir. Bu sistemde unvan, devredilebildiği gibi mirasçılara da intikal eder.

TÜRK TİCARET KANUNU’NUN SİSTEMİ
Tacir sıfatına sahip gerçek ve tüzel kişilerin unvanlarının nasıl oluştuğunu ayrı ayrı ele alalım.
Gerçek Kişi Tacirlerin Ticaret Unvanı; çekirdek ve eklerden oluşur.
Çekirdek: Gerçek kişi tacirin ticaret unvanının çekirdeği kendi ad ve soyadıdır.
Ekler: Unvana yapılacak ekler zorunlu ve isteğe bağlı olmak üzere ikiye ayrılır. Zorunlu ekler: Ad – soyad, daha önce tescil edilmiş ise kişinin ek olarak bir unvan kullanması zorunlu ektir.
İsteğe bağlı ekler: Gerçek kişi isterse ticaret unvanına bir ek getirebilir. Örneğin; Vedat Kemer Unlu Mamülleri gibi.
Zorunlu ve isteğe bağlı eklerdeki sınırda, tacirin kimliği, işletmenin önemi, genişliği, mali durumu 3.kişilerde karşı yanılgıya sebep olmayacak nitelikte, gerçeğe ve kamu düzenine uygun olmalıdır. Örneğin unvana ek olarak Türk, Türkiye, Cumhuriyet, Milli kelimeleri ancak Bakanlar Kurulu kararıyla konulabilir.
TÜZEL KİŞİ TACİRLERİNİN TİCARET UNVANI
Ticaret Ortaklıklarının ticaret unvanı
Kollektif ve Komandit Ortaklıkların Ticaret unvanında olması gerekenler
• Çekirdek.
• Ortaklarından en az birisinin adı ve soyadı.
• Ortaklığı ve türü (Kollektif ya da komandit ortaklık gibi)
Not: Komanditer olan ortağın adı ve soyadı ticaret unvanında yer almaz. Eğer böyle bir durum olmuşsa, komanditer ortak, komandite ortak gibi sorumlu kabul edilir.
Tüzel kişi ticaret ortaklıklarına örnekler; Ali Gülen ve Ortakları Taşımacılık Kollektif Ortaklığı, Ali Güven Turizm ve Otelcilik Komandit Ortaklığı.
Limited ve Anonim Ortaklıklarda da, Kollektif ve Komandit’teki gibi bulunması gerekenler aynıdır. Ek olarak, Limited ve Anonim Ortaklıklarda, ticaretin konusunun gösterilmesi zorunludur.Ticaret Unvanlarında A.O ya da LTD.ŞTİ gibi kısaltmalar kullanılabilir. Şayet gerçek kişinin adı ve soyadı ortaklık isminde geçiyorsa kısaltmalar yapılamaz.
Limited Ortaklıklarda, ortaklık tarafından düzenlenen belge ve mektuplarda ticaret unvanının yanı sıra, esas sermaye miktarının belirtilmesi gerekir.
Ticari İşletme işleten dernek ve diğer tüzel kişilerin unvanları; adlarının aynıdır. Bunlar zorunlu ek ya da isteğe bağlı ek kullanamazlar. Örneğin Kızılay Afyonkarahisar Madensuyu İşletmesi.
Donatma İştiraki’nin Ticaret Unvanında Bulunması Gerekenler
• Donatan’lardan birisinin adı ve soyadı.
• Deniz Ticaretinde kullanılan geminin adı
• Ortaklığı ve türü
Şube Unvanında .bulunması Gerekenler
• Merkez işletme unvanı
• Şube unvanı
• Varsa ekler
İşletmenin Tescil ve İlanı
Her tacir, işletmenin açılış tarihinden itibaren 15 gün içinde ticaret unvanını seçip, Ticaret Sicili’ne tescil ettirmelidir.
Şubeler ise açıldığı anda unvan ve tescil olunmalıdır.
Her tacir, ticaret unvanını ve altına attığı imzayı notere onaylatıp, Sicil Memuru’na tescil ettirmelidir.
Tescil edilmemiş ticaret unvanı, haksız rekabet hükümlerine göre korunur.
TİCARET UNVANININ SAĞLADIĞI HAKLAR VE BU HAKLARIN KORUNMASI
Tekel Hakkı; Kanuna ve usulüne uygun olarak tescil ve ilan ettirilmiş olan unvanı kullanmak hakkı, yalnızca sahibine aittir. Bu tekel hakkının uygulanma sınırı; gerçek kişilerde tescil olunan sicil çevresi, tüzel kişilerde tüm Türkiye’dir.
Unvanı kullanma Zorunu; Ticaret unvanını kullanma, tacir için bir hak olduğu kadar, bir zorundur.
Unvanı işletmeye asma zorunu; Unvanı, işletme girişine asmak zorunludur.
TİCARET UNVANININ DEVRİ
Unvanda adı bulunan kişinin adının değişmesi; İşletme sahibinin adı değişse de unvan olduğu gibi kalır.
Ortaklar arasında değişiklik; Ortaklardan biri işletmeden ayrılırsa; adı, yazılı rızası alınmak kaydıyla unvanda kalabilir.
Adı unvanda bulunan kişinin ölmesi halinde, mirasçıların ortaklıkta kalmaları veya yazılı rıza vermeleri halinde unvan aynen kalabilir.
Unvanın Devri; Ticaret unvanı tek başına devredilemez. Ancak ticari işletme ile birlikte devri olanaklıdır.
Unvanın miras yolu ile devri; Unvan, ancak ticari işletme ile birlikte mirasçılara devredilebilir. Örneğin iki mirasçı varsa, birisine ticaret unvanı, diğerine işletmenin devri olanaklı değildir.
Ticaret Unvanının kullanma hakkının sona ermesi;
Ticaret unvanını kullanma hakkı, tacir sıfatının doğduğu anda başlar,
Tacir sıfatı ise, ticari işletmenin faaliyetini tatil etmesi, feshetmesi veya esnaf işletmesine dönüşmesi ile son bulur. Her iki halde de ticaret sicilindeki kayıt silinmelidir.
ÜNİTE 4
TİCARET SİCİLİ
Ticaret Sicili; Ticari işletme ile ilgili kanunda öngörülen konuların, tacirin ve 3. kişilerin çıkarları yönünden açıklanmasına hizmet eden bir müessese olup, bilgilerin yazıldığı bir kütüktür.
Kanuna göre; Ticaret ve Sanayi Odası veya Ticaret Odası bulunan yerlerde bir Ticaret Sicili Memurluğu kurulur. Ticaret Sicili’nin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan sicil memuruna aittir. Ticaret Sicili, kamuya açık bir sicildir. Ticaret Sicilinin içeriğini ve belgelerini isteyen herkes inceleyebilir.
Tescil ve İlanı Gerekli Konular
Tescil: İlgili işletmenin bulunduğu yerin kaydı ticaret siciline yapılır.
İlan: Tüm Türkiye’de etkin olmak üzere, Ankara’da yayımlanan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır.
Tescil Yönetimi
Tescil, işlemin oluşmasından itibaren 15 gün içinde yapılmalıdır. Tescil edilmemiş konularda yapılacak değişikliklerde ve kayıttan silinme gibi durumlarda da bu 15 günlük süre geçerlidir.
Kural olarak tescil, ilgili kişilerin talebi üzerine yapılır. Bu talep, yazılı dilekçe verilerek ve dilekçeye gerekli belgeler eklenerek yapılır.
Ancak bazı kanunun öngördüğü durumlarda tescil, kendiliğinden (re’sen) ya da ilgili makamın bildirisi üzerine de yapılabilir.
Sicil Memurunun Görevleri;
• Tescili listelenen konuları tescil eder.
• Bir konunun tescili, var olan bir kaydın değiştirilmesi veya silinmesi gibi konuların kanuna uyumluluğunu inceler.
• Sicil memuru; tescil talebinde bulunan kişinin kimliğini, ehliyetini, yetkisini, talebin kanuni koşullara uyup uymadığını, gerekli belgelerin talebe ekli olup olmadığını, tescili talep edilen konunun kanunca tescili gerekli konulardan olup olmadığını inceler.
Sivil Memurun İnceleme Sonuçları;
• İnceleme sonucu talebe, kabul, red veya geçici tescil kararlarından birini verir. Kabul halinde tescil yapılır. Red halinde ilgililer 8 gün içerisinde mahkemeye başvurup itiraz edebilir.
Bu mahkemenin verdiği karara itiraz ise 15 gün içerisinde temyiz yoluna başvurularak yapılır.
Temyiz; İlk derece mahkemesinin kanuna aykırı karar vermesi, yetkili olmaması, yargılama yöntemine aykırı karar vermesi durumlarında kararın bozulması için yüksek dereceli mahkemeye başvurulmasıdır.
Çözümü mahkeme kararına bağlı konular geçici tescil olur. Ancak mahkemede 3 ay içinde sonuç alınamazsa geçici kayıt silinir.
Tescil Zorunu; Tescil zorunludur. Yapılmazsa yaptırımlar uygulanır ve kendiliğinden (re’sen) ilgili makamın emri ile tescil yapılır.
İlan; İlan, Ankara’da yayımlanan bütün Türkiye’deki sicil kayıtları, ilana özgü Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır. Tescil edilen her konunun aynı zamanda ilanı gerekmez. İlan 3. Kişilere karşı, ilanın çıkmasını izleyen ilk iş gününden itibaren geçerli olur.
TESCİLİN SONUÇLARI
1- Açıklayıcı Nitelik; Bir konu tescilinden önce doğmuş ve hüküm ifade etmişse, bu ticaret sicilinin açıklayıcı niteliğidir. Örneğin ticaret unvanı tescilden önce de vardır. Kanunlarımıza göre ticaret sicili açıklayıcı niteliktedir.
2- Yaratıcı Nitelik; Tescilden önceki hiçbir işlemin varlığını kabul etmeyen hüküm, ticaret sicilinin yaratıcı niteliğidir. Yani bir işlemin tescil ile doğması ve hüküm ifade etmesi tescilin yaratıcı niteliğinin bir sonucudur diyebiliriz. Örneğin tescilden önce tüzel kişilik yoktur. Tescil ile oluşmuştur.
Tüzel kişi; başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları veya belli bir amaca özgülenmiş mal topluluklarıdır.
Ticaret Sicilinin Olumlu Etkisi
Ticaret siciline tescil edilmiş konularda 3. kişiler bu konuları bilmediklerini ileri süremezler. Yani ticaret siciline tescil 3. kişilerin iyi niyetini ortadan kaldırır.
Ticaret Sicilinin Olumsuz Etkisi
Tescil veya ilanı gerekmeyen konularda yapılan tescil ve ilanlarda, 3. kişiler iyi niyetli kabul edilir.
Tescili gerekip de tescil edilmemiş konularda da 3. kişiler iyi niyetli kabul edilmektedir.
ÜNİTE 5
Haksız Rekabet; Aldatıcı hareket veya iyi niyet kurallarına aykırı başka davranışlarla ekonomik rekabetin her türlü kötüye kullanımıdır.
Haksız rekabet hükümleri ile korunmak istenen Rekabet Hakkı’dır.
Bu tanımlamadan haksız rekabetin üç unsuru olduğu ortaya çıkar.
A) Ekonomik rekabet,
B) Aldatıcı davranış ve başkaca suretle dürüstlük kurallarına aykırı hareket,
C) Rekabet hakkının kötüye kullanılması.
Ekonomik Rekabet; ekonomik yaşamda müşteri çekmek için yapılan yarıştır.
Rekabet Hakkının Kötüye Kullanılması; sınırları dürüstlük kuralları ile belli olan rekabet özgürlüğünün sınırları aşılmış ise, burada kötüye kullanma vardır.
Aldatıcı Hareket ve Dürüstlük Kurallarına Aykırı Davranış; Rekabet bir haktır. Ancak kişilerin bu rekabette kullanacakları araçlar meşru olmalıdır. Rakibi kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak, haklarını ve borçlarını yerine getirirken dürüst olmamak gibi davranışlar meşru ve dürüst olmayan aldatıcı davranışlara örnektir.
Not: Haksız Rekabet hükümleri ile korunmak istenen Rekabet Hakkı’dır. Serbest rekabet hakkının sınırları Dürüstlük Kuralları ile belirlenmiştir.
Türk Ticaret Kanunumuza göre Özel Haksız Rekabet Halleri
• Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, yanlış yanıltıcı ya da gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek.
• Başkasının ahlaki veya mali gücü hakkında gerçeğe aykırı bilgi vermek.
• Kendi kişisel durumu, malları, iş ürünleri veya ticari işleri hakkında yanlış veya yanıltıcı bilgiler vererek 3. kişiler karşısında kendisini rakiplerine oranla üstün duruma getirmek. Ör. Aldatıcı reklamlar.
• Yanlış unvan, meslek adı kullanmak. Derece, belge ya da ödül almadığı halde bunlara sahipmiş gibi göstermek.
• Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işletmesi ile karışıklık (iltibas) oluşturmaya çalışmak. Başkasının kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma araçlarını kullanmak gibi.
• Üçüncü kişilerin yardımcılarını, vekillerini görevlerini ihlale yönlendirmek suretiyle onlara vaatlerde bulunarak haksız çıkar sağlamak veya onlara ticaret sırlarını açıklatmak.
• Elde ettiği veya öğrendiği üretim ve ticaret sırlarından dürüstlük kurallarına aykırı olarak haksız yerde yararlanmak ve bunları yaymak.
• 3. Kişileri mağdur edebilecek gerçeğe aykırı iyi niyet ve yeterlilik belgeleri vermek.
• Rekabet piyasasındaki kanun, tüzük, sözleşmelere, mesleki ya da yerel adetlere göre belirlenmiş iş hayatı koşullarına uymamak.
HAKSIZ REKABETİN SONUÇLARI
Haksız rekabet nedeni ile açılabilecek hukuk davaları
• Ortada bir haksız rekabetin olup olmadığını belirlemek için açılan Tespit Davası
• Haksız rekabetin durdurulması ve önlenmesi için açılan Önleme Davası
• Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kalkması ve haksız rekabette yanlış ve yanıltıcı beyanlar yapılmışsa bunların düzeltilmesi için Düzeltme Davası
• Haksız rekabette bulunanın kusurlu olması halinde, uğranılan zararın giderimi amacını taşıyan Maddi Giderim (Tazminat) Davası
• Kanundaki koşullar gerçekleşmiş ise Manevi Giderim Davası
Davacı ve Davalı olma Ehliyeti
Davacı olma ehliyeti ; Haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari işletmesi ve diğer ekonomik çıkarları zarar gören veya böyle bir tehlike ile karşı karşıya kalan rakip, tüm haksız rekabet davalarını açabilir.
Müşterilerin dava açabilmeleri, ancak fiilen zarar görmüş olmaları ile mümkündür.
Haksız rekabete uğrayanların dahil oldukları mesleki birlikler ve odalar (Borsalar, Ticaret ve Sanayi Odaları gibi) üyelerinin karşılaştığı haksız rekabet nedeniyle tespit, önleme ve maddi durumun düzeltilmesi davlarını açabilirler.
Davalı Olma Ehliyeti; Davalı haksız rekabette bulunan rakiptir. Haksız rekabet eylemine dolaylı ya da dolaysız olarak katılan 3. kişilerde davalı olabilir.
İşçilerin gerçekleştirdiği haksız rekabete karşı açılan dava, işveren aleyhine açılır.
Haksız rekabet basın yoluyla işlenmiş ise, dava yazı sahibine ya da ilanı verene karşı açılır.
Haksız rekabet sonucu mahkemece verilen hüküm, davalı ve davacıya etkili olabildiği gibi 3. şahıslara karşı da etkilidir.
Haksız rekabet sonucu oluşan hüküm, davacının isteği üzerine, gideri davalıya ait olmak üzere ilan da ettirilebilir.
Haksız rekabet nedeniyle manevi tazminat davası açılabilmesi için, BK. m.49’daki koşulların gerçekleşmesi ve davalının kusurlu olması şarttır.
Zaman Aşımı; Kanunun belirlediği şartlar altında, belli bir zamanın geçmesi üzerine bir hak kazanma veya bir yükümlülükten kurtulma yoludur. Davaya hakkı olan tarafın aleyhine olan durumu öğrendikten sonra 1 yıl içinde dava açmaya hakkı vardır.
Ancak rekabeti meydana getiren durumun doğumundan itibaren 3 yıl geçmişse zaman aşımına uğramış demektir.
Haksız rekabete ilişkin cezai yaptırımlarda 1 yıla kadar hapis cezası verilebilir.
ÜNİTE 6
Ticari defterler, ticaret kanununda düzenlenmiştir.
Ticari defter tutmak, tacir için hem sorumluluk hem de bir ihtiyaçtır.
Ticari Defter Tutmanın Faydaları;
• Ticari defterler verginin doğru bir şekilde saptanmasını sağlar.
• Kanıt olarak önem taşır.
• İflas halinde tacirin taksirli veya müflis olup olmadığını saptamaya yarar.
Müflis: Mahkemece hakkında iflas kararı verilen kişidir.
Defter tutma yükümü, tacir sıfatının doğduğu anda başlar, bu sıfatın yitirilmesi ile sona erer. Ancak bu sıfat sona erse dahi, tutulan defterler 10 yıl saklanmalıdır.
Defter tutma yükümünü, tacir gruplarına göre ayrı ayrı ele almak gerekir.
Gerçek Kişi Tacirlerin Defter Tutma Zorunu:
Tutulması Zorunlu Defterler ve İsteğe Bağlı (ihtiyari) Defterler olmak üzere 2’ye ayrılmıştır. Tacirler, işletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği tüm defterleri tutmakla yükümlüdürler.
Kanunda İsmen Sayılmış (Onamaya tabi) Defterler
• Büyük Defter
• Yevmiye Defteri
• Envanter ve Bilanço Defteri
Bu defterler noterce veya ticaret sicili memurunca onaylanması gerekli olduğundan bu üç defter, onamaya tabi defterlerdir.
Kanunda İsmen Sayılmayan (Beyana Tabi) Defterler
Tacir, yukarıdaki 3 defterden başka, isteğe bağlı olarak kendisine gereken defterleri de tutabilir. Ek tuttuğu defterleri her yılbaşında ticaret siciline beyan eder. Bu nedenle bunlar beyana tabi defterlerdir. Bu nedenle bunlar beyana tabi defterlerdir. Örneğin; Senetler Defteri, Stok Defteri
Özel Hükümlere Göre Tutulması Zorunlu Defterler
Kanun, bazı mesleklerde bazı özel defterlerin tutulmasını emreder. Örneğin; tellalların tutmak zorunda olduğu Tellal Günlük Defteri.
Saklanması Gerekli Evrak
Ticari işletme ile ilgili belgeler; tacirlerin ticari işletmeleri ile ilgili işler dolayısıyla aldıkları mektup, yazı, telgraf, fatura, senet gibi belge ve kağıtlarla, mahkeme ilamları gibi belgelerdir.
Gerçek Kişi Tacirlerin Tutmakla Yükümlü Oldukları Defterler
• Onamaya tabi defterler
• Beyana tabi defterler
• Özel Hükümlere göre tutulması zorunlu defterler

İsteğe Bağlı Defterler
Tacir, tutmakla yükümlü olduğu defterlerden başka defterler de tutabilir. Bu defterdeki kayıtların kanıt niteliği taşıması için ticaret siciline kaydı gereklidir. Ancak İsteğe bağlı defterlerin kanunen geçerli olabilmesinin bir diğer koşulu da, zorunlu defterlerin tümünün tutulmuş olmasıdır. İsteğe bağlı defterlere örnek olarak; Alacak Defteri, Borç Defteri gösterilebilir.
Tüzel kişi tacirlerin kanunen tutmak zorunda olduğu defterler; Yevmiye Defteri, Büyük Defter (Defteri Kebir) ve Envanter Defteri’dir.
DEFTER TUTMA USULÜ
Defterler usulüne uygun olarak tutulmamış ise, özellikle ispat hukuku yönünden tacir, bazı yaptırımlarla karşılaşabileceği gibi, iflas halinde taksirli müflis sayılabilir.
Taksirli Müflis; Kusuru nedeniyle iflas etmiş kişidir. TTK’ da öngörülen defterleri tutmama, kusurlu hareket olarak kabul edilmektedir.
Kanunda ismen bulunan tutulması zorunlu defterlerin açılışları noterce onaylanmalı, beyana tabi defterlerde iki nüsha beyanname ile ticaret siciline, her yılbaşında beyan edilmeli ve onaylanmalıdır.
Onama; Sicil memuru veya noter defterlerin kaç sayfadan ibaret bulunduğunu ilk ve son sayfaya yazarak resmi mühür ve imzası ile tasdik eder. Noterce tasdik edilen defterlerin mahiyet ve adetleri ve bunların kime ait olduğu en geç yedi gün içinde ilgili ticaret sicil memurluğuna bildirilir.
• Şirketlerin kullanılması zorunlu olan defterleri, vergi usul kanununun defterlerin tasdikine ilişkin hükümlerine göre tasdik olunur.
• Onamaya tabi defterlerin bazıları takvim veya iş yılı sonunda kapanış onamasına tabidir.
• Günlük Defterin, Ocak ayı sonuna kadar, Envanter Defterinin, iş yılını izleyen 3 ayın sonuna kadar, kapatılıp onanması gereklidir.
• Günlük Defter yıl içerisinde dolarsa, dolduğu tarihten itibaren en geç 10 gün içerisinde noterce kapanış onaması yapılması gerekir.
• Büyük Defterin kapanış onaması yoktur.
Beyan; Defterlerin her birinin türü, niteliği ve sayfa sayısı belirtilerek her yılbaşında, iki nüsha beyanname ile ticaret siciline beyan edilmeleri, usulüne uygun tutulmuş olmasını sağlar. Sicil memuru, beyannamenin bir nüshasını tacirin sicil dosyasına koyar, diğerini onaylayarak tacire geri verir.
DEFTERLERE GEÇİRİLECEK KAYITLAR
Yasamıza göre tacirler kendilerine en uygun gelen muhasebe sistemini seçmekte serbesttirler.
Ticari defterlere geçirilecek kayıtların dili Türkçe, işletme hesabı TL cinsinden olmalıdır.
Günlük Defter (yevmiye defteri) ; Belgelerden elde edilir. Kaydı gereken işlemler oluştuklarından itibaren 10 gün içinde yevmiye defterine geçirilmelidir.
Büyük Defter; Kayıtlar Yevmiye Defterinden, Büyük Deftere aktarılır. Buraya geçirilecek kayıtlar için bir süre yoktur.
Envanter Defteri; Envanter Defterine, işletmenin açılış gününde ve bundan sonraki her iş yılı sonunda çıkarılan envanter ve bilançoları kayıt olunur.
Karar Defteri; Karar defterini, tüzel kişi tacirler tutar. Bu deftere ortaklık organlarının yönetim haklarını kullanırken aldıkları kararlar geçirilir.
Özel Hükümlere Göre Tutulması Zorunlu Defterler; Hükümdeki kayıt ve şartlar uyarınca yapılması gereklidir. Örneğin, tellalın tutacağı Tellal Günlük Defteri’ne kayıtlar günü gününe geçirilmelidir.
İsteğe Bağlı Defterler; tacir bu defterleri, dilediği sistemle tutabilir.
TİCARİ DEFTERLERİN KANIT KUVVETİ
Anlaşmazlığın Niteliği; Taraflardan birisi tacir değil veya anlaşmazlık bir taraf için ticari iş niteliğinde değilse, ticari defterler Ticaret Kanunu anlamında kanıt niteliği kazanmaz.
Kanıt: Uyuşmazlığa yol açan eylem veya hukuki olayın ispatı için kullanılmasına usul hukukunun izin verdiği her türlü şeydir.
Ticari defterlerin sahibi lehine kanıt olabilmeleri için, usulüne uygun tutulmuş olması ve tüm kayıtların birbirini doğruluyor olması gerekir.
Ticari defterlerin sahibi aleyhine kanıt olabilmesi için; Bir kimsenin kendi hazırladığı belge veya yazının kendi aleyhine kanıt olarak kullanılması, usul hukuku kurallarına uygundur. Sadece onamanın yapılması yeterlidir.
Defterler usulüne uygun tutulmadığı takdirde sadece aleyhine olan kayıtlar dikkate alınır, lehine olan kayıtlara bakılmaz.
TİCARİ DEFTERLERİN TESLİM VE İBRAZI
Teslim (mahkeme emri ile); ticari defterlerin ve ilgili belgelerin tamamının, incelenme amacıyla mahkemeye verilmesi demektir. Çok ağır bir işlem olması nedeniyle ancak üç halde çıkan anlaşmazlıklarda kanunda öngörülmüştür. Bunlar; miras, iflas ve ortaklıktır.
İbraz; Ticari defterlerin kanıt kuvvetine sahip olduğu diğer anlaşmazlıklarda defterlerin tamamı teslim edilmez, sadece anlaşmazlık konusu kayıtların sureti çıkarılmak, veya sadece ilgili sayfalar üzerinde incelemeler yapılmak üzere defterler ibraz olunur.
Teslimi gereken haller dışında ibraz, tacir için zorunlu olamaz. Tacir isterse defterlerini ibraz eder, istemezse etmez.
Ticari Defterlerle kanıtlamada yemin; Ticari defterler yazılı kanıt niteliğinde olmakla beraber sahipleri lehine kanıt olacaklarsa, ayrıca bir yeminle kuvvetlendirilmeleri şarttır. İki tip yemin vardır. Tamamlayıcı Yemin, Kesin Yemin.
Tamamlayıcı Yemin: Ticari Defterlerin yazılı kanıt niteliğini kuvvetlendirmek için verilen yemindir.
Kesin Yemin: Hukuk davasında, taraflardan birinin asıl davanın çözümüne etkili olan bir eylemin ispatlanması için diğerine önerdiği yemindir.
TİCARİ DEFTERLERİN HİÇ VEYA GEREĞİ GİBİ TUTULMAMASININ YAPTIRIMI
Hukuki Yaptırım; Defterlerin sahibi lehine kanıt niteliğini yitirmesi, aleyhine kanıt olmasıdır.
Cezai Yaptırımlar; Para cezası, vergi cezaları, iflas halinde tacirin taksirli veya hileli müflis sayılması.
Hileli Müflis: İflasından önce veya sonra alacaklarını zarara sokmak kastıyla hileli işler yapan kimsedir.
DEFTERLERİN SAKLANMASI VE YİTİRİLMESİ
Tacir, tüm ticari defterlerini ve saklanması zorunlu evraklarını son kayıt tarihinden sonra 10 yıl süre ile saklamakla yükümlüdür.
Eğer doğal bir afetle, ticari defter ve belgelerini yitirmişse 15 gün içerisinde işletmesinin bulunduğu yerin ticaret mahkemesinden zayi belgesi verilmesini istemelidir.
ÜNİTE 7
TÜCCAR YARDIMCILARI
Ticari işletmenin başında, genellikle işletmeyi işleten ve tacir sıfatını kazanan kişi bulunur.
Ancak küçük ve kısıtlılarda, işletme kendi nam ve hesabına işletilmez. İşletme onların adına kanuni temsilcisi olma sıfatıyla veli ve vasilerce işletilir. Bu kanuni temsilci sıfatını taşımalarından dolayı, veli ve vasiler tüccar yardımcısı sıfatı taşımazlar.
İradi Temsil; Bir kimsenin diğer bir kimseye, kendi ad ve hesabına hukuki işlemler yapmak üzere yetki vermesine iradi temsil denir.
TÜCCAR YARDIMCILARI
Büyük işletmelerin tacirleri, iş büyük olduğundan kendilerine yardımcı seçmek zorundadır. Tacirin bu yardımcılarına Tüccar Yardımcıları denir. Tüccar Yardımcıları ikiye ayrılırlar: Bağımlı Tüccar Yardımcıları, Bağımsız Tüccar Yardımcıları.
Bağımlı Tüccar Yardımcıları; İşletme sahibinin verdiği talimata uymaya mecburdurlar, onun denetim ve gözetimi altındadırlar. Bağımlı Tüccar Yardımcıları, Borçlar Kanununda düzenlenmiş olan üç gruba ayrılırlar.
• Ticari Mümessil
• Ticari Vekil
• Seyyar Tüccar Memuru
Ticari Mümessil: İşletmenin işlerini yürütmek ve işletme ile ilgili hukuki işlemleri ticaret unvanına vekaleten veya benzeri bir kelime ekleyerek, tacir yerine imza atmak suretiyle gerçekleştirmeye yetkili kılınan kişi olarak tanımlanır. Tüccar yardımcılarının en geniş yetkilisidir. Tacir tarafından işletmeyi yönetmek veya temsil etmek üzere yetkili kılınmıştır. Geniş yetkilere sahiptir.

İşletme sahibi ile ticari mümessil arasındaki ilişki, hizmet veya vekalet sözleşmesinden kaynaklanır. Bu sözleşme iki taraflı olup 3. kişileri bağlamaz.
Ayrıca B.K.’nda Ticari Mümessil, işletme sahibine (tacire) karşı bir rekabet yasağı içindedir.
Ticari Mümessil, açık veya üstü kapalı (zımni) olarak atanabilir. Atanan ticari mümessilin Ticaret Sicili’ne tescili zorunludur.
Yasalı Sınırlamalar
Ticari Mümessilin yetkilerindeki sınırlama, ya kanun tarafından çizilmiş olmalı (yasal sınırlama) ya da tacirin iradesi ile çizilip tescil ve ilan ettirilmiş olmalıdır. (iradi sınırlama)
Ticari Mümessil işletmenin öz benliği ile ilgili temel işlemleri yapamaz. Örneğin; işletmeye ortak alamaz, işletmeyi devredemez, ticaret unvanını değiştiremez. İşletmenin konusu alım satım olmadıkça, işletmeye ait taşınmazları devredemez veya ayni bir hakla (eşya üzerindeki mutlak hak) sınırlandıramaz.
Tacir, ticari mümessili iki sebeple iradi olarak sınırlandırabilir:
1- Ticari Mümessilin temsil yetkisinin, bir şube veya merkez ile sınırlandırılması.
2- Birden çok kişiyi ticari mümessil atayarak, bunların birlikte atacakları imza ile taciri temsil edebilmesi.
Ticari Mümessilliğin Sona Ermesi; Ticari Mümessil her zaman istifa edebileceği gibi, işletme sahibi de kendisini her zaman azledebilir. Sebepsiz azil ve zamansız istifa bazı karşılıklı giderim talepleri gerektirebilir.
Azil: Verilen temsil yetkisinin geri alınması.
Ticari mümessil atanması tescil edilmemiş olsa bile, her koşulda temsil yetkisinin kaldırılması tescil ve ilan edilmelidir. Aksi halde iyiniyet sahibi üçüncü kişilere bu yetki var sayılır.
Ticari Vekil; Ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın, tacir tarafından işletmenin bütün işleri veya belirli bazı işlemleri için temsil yetkisi verilen kişidir. Ticari Vekil, açık veya zımni irade beyanı ile ,tacir ya da ticari mümessil tarafından atanır. Ticaret siciline tescil olunmaz. Taraflar arasındaki ilişki genellikle hizmet sözleşmesidir. Ticari vekillerin işletmenin işyeri dışında temsil yetkisi yoktur. Burada da işletme duvarına asılan ilanlardaki yetkilerle sınırlıdır.
Seyyar Tüccar Memuru; Bir ticari işletmenin merkez veya şubelerinin bulunduğu yerler dışındaki yerlerde, işletme adına iş yapan yardımcılara Seyyar Tüccar Yardımcıları denir.
Seyyar tüccar yardımcılarının yetkileri, tacir veya ticari mümessil tarafından düzenlenen bir yetki belgesinin imzalanıp, seyyar tüccar memuruna verilmesi ile belirlenir. Üçüncü kişiler bu belgeye bakıp yetkisini anlayabilirler. Bu belgeyi elinde tutan seyyar tüccar memurunun; makbuz vermek, satılan malın bedelini almak, borçluya belli bir süre tanımak yetkileri vardır.

BAĞIMSIZ (TABİ OLMAYAN) TÜCCAR YARDIMCILARI
Bağımsız tüccar yardımcıları, tacirin emir ve kumanda zincirinde yer almakla beraber, faaliyetinde ona yardımcı olan, ancak bu yardımları kendi bağımsız uğraşları içinde yerine getiren kişilerdir. Bağımsız tüccar yardımcıları üç gruba ayrılırlar:
• Acenta
• Komisyoncu
• Ticaret İşleri Tellalı
ACENTALIK; ikiye ayrılır.
1- Aracı Acentalık
2- Sözleşme Yetkisine Sahip Acentalık.
1-Aracı Acentalık;
Bağımlı sıfatı bulunmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belli bir yer veya bölgede, daimi surette bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi meslek edinen kimseye Aracı Acentalık denir.
Aracı acentalığın unsurları
• Bir sözleşmenin varlığı: Acentalık sözleşmesi tacir ile sözlü veya yazılı yapılır.
• Etkinlik alanı: Acentanın belli bir bölgesi olmalıdır.
• Etkinlikte süreklilik: Devamlı aracılık yapmalı, iş bağlamalıdır.
• Meslek edinme: Aracı acenta, acentalığı meslek edinmelidir.
• Tacire bağımlı olmama: Tacirin talimatlarına uymalı ancak onun denetimi ve gözetimi altında olmamalıdır.
Müvekkil: Bir başkasını kendisine vekil olarak seçen kimse.
İcazet: Temsil yetkisi bulunmadan başkası adına yapılan işlemi, adına işlem yapan kimsenin onaylamasıdır.
Aracı acentayı bağlayan özel hükümler; Aracı acenta, yetkisini aşıp müvekkili adına sözleşme yaparsa, müvekkil durumu öğrenince icazet vermediğini hemen karşı tarafa bildirmediği takdirde, icazet vermiş sayılır.
2-Sözleşme Yapma Yetkisine Sahip Acenta; Bağımlı bir sıfatı olmaksızın, yazılı bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölgede, daimi olarak işletmeyi ilgilendiren sözleşmeleri, o işletme adına yapmayı meslek haline getiren kimseye, sözleşme yetkisine sahip acenta denir.
Sözleşme yapma yetkisine sahip acentanın yetki sınırı tacir tarafından istenildiği gibi çizilebilir. Ancak bu sınırlamaların tescil ve ilanı gereklidir.

Her iki acentanın borç ve yükümleri
• Rekabet yasağı; Rekabet eden iki işletmenin acentalığını üstelenemez.
• Müvekkilin işlerini görme ve çıkarlarını korumadan sorumludur. Müvekkili adına sakladığı mal ve eşyalardan da sorumlu tutulur.
• Haber verme ve uyarma borcu vardır.
• Gerekli önlemleri almak zorundadır.
• Ödeme Yükümü; müvekkiline ait olup, kendi zilyetliğine geçmiş paranın teslim edilmesi gerektiği anda işlemi yapmakla yükümlüdür. (Zilyetlik: Bir şey üzerinde fiilen tasarruf yetkisine sahip olmaktır.)
• Üçüncü kişilerin beyanlarını kabul ve müvekkilini temsil borcu vardır.
Acentanın hakları
• Tekel Hakkı; Müvekkil, acentasının yazılı izni olmaksızın, bulunduğu bölgede başka bir acenta tayin edemez ve kendi başına satışta bulunamaz.
• Ücret İsteme Hakkı; Acentanın ücreti komisyon şeklinde ödenir. Bir ücret belirlenmemişse, mahkemece hizmetin önemine göre bir fiyat belirlenir. Ücretin ödenme zamanı taraflar arasında kararlaştırılmamışsa, üç ayda bir defa ve her halde yılsonunda veya acentalık sözleşmesi sona erdiğinde ödenmesi gereklidir.
• Hapis Hakkı; acenta alacaklarını alamazsa, hapis hakkını kullanabilir.
• Olağanüstü Giderler; Acentanın müvekkilinden faaliyet gideri için ödeme istemesi, yalnızca olağanüstü bir gider halinde ya da üçüncü kişilere avans vermesi gerçekleşebilir.
Not: Acentalık işini yapanlara ticari işletmelerde acenta, bayi, genel distribütör gibi isimler verilmektedir. Bunların gerçek niteliğini anlamak için sözleşme hükümleri incelenmelidir.
KOMİYONCU
Alım ve satım işlerinde komisyoncu, ücret karşılığında kendi adına veya müvekkili hesabına, kıymetli evrak ve taşınır eşya alım satımını gerçekleştiren kimsedir.
Komisyonculuk, komisyoncu ve müvekkil arasında tek bir iş için yapılan sözleşmelerdir.
Komisyoncu, kıymetli evrak veya taşınır eşyayı, kendi adına ve müvekkili hesabına satın alır ve satar. Bu nedenle komisyon sözleşmesinde üçlü bir ilişki vardır. Komisyoncu ve müvekkil arasındaki ilişkiye iç ilişki, komisyoncu ve üçüncü kişiler arasındaki ilişkiye de dış ilişki denir.
‘’Adına’’ ifadesi ilişkiden doğan hak ve yükümlülüklerin kim tarafından yerine getirileceğini, ‘’hesabına’’ deyimi ise yapılan sözleşmenin sonuçlarının kime ait olacağını gösterir. Komisyoncu işlemi kendi adına, müvekkili hesabına yapar. Yani sözleşme hükümleri gereği sözleşme, komisyoncu ve üçüncü kişi arasında doğar, ancak komisyoncu elde ettiklerini müvekkiline devretmek zorundadır.
Komisyoncunun borç ve yükümleri
• Sözleşmenin yapılması ve uygulanması
• Özen gösterme, talimata uyma, müvekkilin çıkarlarını koruma
• Hesap verme borcu
Komisyoncunun yaptığı sözleşmenin karşı tarafça uygulanmaması komisyoncuyu bağlamaz. Ancak bu durumda komisyoncu, komisyon sözleşmesinden doğan ücret isteme hakkını yitirir. Yani komisyoncunun para alması için, sözleşmeden sonra işin gerçekleşmesi gerekir.
Müvekkil yalnız iş bitiminde değil, her aşamasında hesap ve bilgi isteyebilir. Komisyoncu, müvekkiline ödemede geciktiği paranın faizini de vermek zorundadır.
Komisyoncunun Hakları
• Ücret; Ücretin miktarı ve ödeme şekli sözleşme ile kararlaştırılır. Önceden kararlaştırılmamışsa teamüle göre, o da yoksa mahkemece belirlenir.
Teamül: Ticari hayatta kullanılan, örf ve adet kuralı niteliğini kazanmış adetlerdir.
• Hapis Hakkı; Alacakları için hapis hakkı vardır.
• Malı açık arttırma ile sattırma; Müvekkil kendi hesabına satın alınan malı, uygun süre içinde komisyoncudan almazsa, komisyoncu; malı, bulunduğu yer mahkemesi aracılığı ile açık arttırma ile sattırabilir.
• Komisyon sözleşmesinin sona ermesi; Komisyon sözleşmesi, komisyoncuya verilen işin görülmesi ile sona erer. Azil veya istifa da sözleşmeyi bitirir. Ancak sebepsiz azil ve zamansız istifa karşılıklı giderim talepleri gerektirebilir.
TİCARET İŞLERİ TELLALLIĞI
Ticaret işleri tellallığı; taraflardan hiçbirisine tabi olmaksızın, ücret karşılığında, ticari işlere ilişkin sözleşmelerin yapılması konusunda taraflar arasında aracılığın meslek edinilmesidir.
Ticaret işleri tellallığının unsurları
• Ticari işlere ilişkin tacirler arası işlerde sözleşmenin yapılması konusunda aracılık yapmalıdır. Bir kişinin ticari işler tellalı sayılması için, aracılık ettiği işlerin ticari iş niteliğinde olması ve iki tacir arasında olması esastır. Bu nedenle esnaflar arasında yapılan aracılık buna dahil değildir.
• Meslek edinmelidir.
• Bağımlı olmamalıdır; Taraflardan birisiyle devamlı sözleşmesi olmamalıdır.
• Ücret almalıdır.
Ticaret işleri tellalının borç ve yükümleri
• Aracılık; Tarafsız bir aracılık yapmalıdır. Taraflı olması halinde ücret hakkını kaybeder.
• Bordro düzenlenmesi; Ticaret işleri tellalı bordro düzenlemelidir. Bu bordroda taraflardan her birine, sözleşme yapıldıktan sonra tarafların ad ve soyadlarını, unvanlarını, sözleşmenin konu ve şartlarını, mal fiyatını, teslim zamanını gösterir bir bordro düzenler, imzalar ve verir.
• Tellal belgelerin örneklerini saklamalıdır.
• Tellal günlük defteri tutmalıdır. Buradaki kayıtları tarih sırasına göre yapmalıdır. Bunlar bordrolara geçirilen belgeleri de içermelidir. Anlaşmazlık halinde taraflardan biri bu defterin ibrazını isteyebilir. Ayrıca tellalın ölmesi halinde bu defter notere teslim edilir.
Tellalın Hakları
• Tellala ücret ödenmesi için yalnızca sözleşme yapılması yeterlidir, ayrıca sözleşmenin uygulanmasına gerek yoktur. Tellal tarafsızlıktan ayrılırsa ücret hakkını yitirir.
• Tellal yaptığı giderleri isteyemez.
Tellallığın sona ermesi; Tellallık, müvekkil tarafından verilen işin herhangi bir nedenle sona ermesi, müvekkil veya tellalın ölümü, medeni hakları kullanma ehliyetini yitirmesi, iflası, süre öngörülmüşse bu sürenin geçmesi ile son bulur. Azil ve istifa da olanaklı olup, gereksiz azil ve zamansız istifa karşılıklı giderim talebi gerektirir.
ÜNİTE 8
CARİ HESAP
Aralarında devamlı ilişki bulunan iki kişi arasında alıcı ve satıcı sıfatları sık sık yer değiştirebilir. Bu gibi durumlarda alacakları takas etmek, belki gereksiz ödemelerin önüne geçebilecektir. İşte ekonomik yönden cari hesap nakit para dolaşımını önleyen özel bir takas rejimidir. Bu rejimde taraflar alacaklarını karşılıklı olarak tek tek istemekten vazgeçip, bunları ortak bir hesaba kalem kalem kaydederler. Belirli süreler sonunda –ki bunlara hesap devresi denir- kaydedilen bu alacaklar takas edilir ve bakiye saptanır.
Takas: Karşılıklı, birbirine benzer ve muaccel olan iki alacağın (borcun) denkleştikleri oranda sona ermesidir.
Cari hesap: İki kimsenin para, hizmet ve diğer hususlardan dolayı birbirlerindeki alacakları ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem borç ve alacak şekline çevirerek, hesabın kesilmesinde çıkacak bakiyeyi isteyebileceklerine dair bulunan anlaşmadır.
Cari hesap sözleşmesinin yazılı bir şekilde yapılması şarttır. Burada yazılı şekil geçerlilik şartıdır. Yani yazılı şekilde yapılmazsa hüküm ifade etmez.
Geçerlilik Şekli; Bir hukuki işlem kanunlarda öngörülen şekle uygun olarak yapılmadıkça geçerli olmayacak ise bu şekle geçerlilik şekli adı verilir.
Kambiyo Senedi; Poliçe, bono ve çekten oluşan ticari senetler için kullanılan bir diğer addır.
Paradan başka vadesi geldiğinde tahsil edilmesi koşuluyla kambiyo senetleri de (çek, poliçe, bono) cari hesaba geçirilebilir.
Cari hesaba geçirilmeyenler
• Takası olanaklı olmayan alacaklar
• Belli bir yere sarfedilmek veya emre amade tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar.
Alacağın yenilenmesi (yenilenme) : Eski borcun ortadan kalkması amacıyla yeni bir borç ilişkisinin kurulmasıdır. Yenileme de borçlu, alacaklı ile anlaşarak eski borcun yerine yeni bir borç altına girmekte, alacaklı da eski alacağından vazgeçerek yeni bir alacak kazanmaktadır.
Cari hesabın bölünmezliği, üçüncü kişilere devrinin olmamasıdır.
Cari hesapta takas; her hesap devresi sonunda, borç kalemleri ve alacak kalemlerinin tutarlarının karşılaştırılıp, yeni devreye ilk kalem olarak yazılması ile olur.
Cari hesapta faiz; Cari hesaba geçirilen kalemler için faiz işler. Bu faiz borç ve alacak kalemleri için farklı olabilir. Taraflar, üç aydan az olmamak üzere, devreler saptayıp, her devre sonucu oluşan faizin, yeni kalem olarak cari hesaba alınmasını kararlaştırabilirler.
Cari Hesapta zaman aşımı; Hesap hataları, haksız olarak cari hesaba geçirilmiş kalemler, ikinci kez yapılan kayıtlara ilişkin davalar cari hesap sözleşmesinin sona erdiği tarihten 5 yıl sonra zaman aşımına uğrar.
Cari hesapta anlaşma süresi; cari hesap sözleşmesi süre belirterek, ya da süresiz yapılabilir. Cari hesap sözleşmesi boyunca borçlu-alacaklı ilişkisi olmaz. Bu ilişki sadece anlaşmanın sona ermesi ile gerçekleşir ve alacaklı alacağını talep edebilir.
Hesap devresi; Belirli devreler sonunda borç-alacak farkı belirlenir ve devreye tek kalem olarak geçirilir.
Hesap devresi günü sözleşmede belirtilmemiş ise 31 Aralık olarak kabul edilir.
Cari hesap anlaşması sonunda hesaplanan bakiyeyi taraflardan biri kabul etmezse 1 ay içerisinde noter, taahütlü mektup ya da telgraf aracılığı ile itirazda bulunmalıdır.
Cari hesap sözleşmesini sona erdiren haller
• Taraflardan birinin feshi ile
• Taraflardan birinin iflası ile
• Taraflardan biri ölür ya da kısıtlanırsa her iki taraf halefleri 10 gün önceden haber vererek feshedebilirler
• Taraflardan birine haciz gelirse, haciz gelen taraf 15 gün içinde haczi kaldırmalıdır. Yoksa diğer taraf sözleşmeyi feshedebilir.


ÜNİTE 9
ORTAKLIK KAVRAMI VE KOLLEKTİF ORTAKLIK
Kanunumuzda ticaret şirketleri başlığı altında ticaret ortaklıkları; Kollektif, adi komandit, anonim, sermayesi paylara bölünmüş komandit, kooperatif ve limited ortaklıklar düzenlenmiştir.
Ticaret Ortaklıkları
• Kollektif
• Komandit
• Anonim
• Limited
Ticaret ortaklıkları tüzel kişiliğe sahiptir. Adi ortaklıkların tüzel kişiliği yoktur. Bunlar adi şirketler olarak borçlar kanunumuzda düzenlenmiştir.
Sözleşme: Birden fazla kişinin bir hukuki ilişki kurmak veya mevcut bir hukuki ilişkiyi değiştirmek ya da ortadan kaldırmak üzere karşılıklı ve birbirine uygun iradelerini beyan etmeleridir.
Ortaklık sözleşmesinin unsurları
• Ortaklık iki veya daha fazla kişi arasında yapılan bir sözleşmedir. Ancak anonim ve sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklıklar için en az 5 kişinin varlığı şarttır. Limited ortaklıklar en fazla 50 kişidir.
• Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenen ticaret ortaklıklarının tümünün kuruluşu yazılı şekle ve imzaların noterce onaylanmasına bağlıdır.
• İki taraflı sözleşmelerde, tarafların amaç ve çıkarları birbirine karşıttır. Oysa ortaklık sözleşmesinde tarafların çıkar ve amaçları ortaktır.
• İki taraflı sözleşmelerde, tarafların edimleri arasında az çok bir eşitlik olması gerekir. Oysa ortaklık sözleşmesinde tarafların edimleri arasında eşitlik yoktur.
Edim: Bir borç ilişkisinde alacaklının isteyebileceği ve borçlunun yapmak zorunda olduğu davranıştır.
• Ortaklık sözleşmesinde edimler, ortak amacın elde edilmesine özgülenir, iki taraflı sözleşmelerde bir tarafın yaptığı edim, diğer tarafın mülkiyetine geçer.
• Ortaklık sözleşmesi süreklidir, diğer sözleşmelerin çoğu sürekli değildir.
• Ortaklık sözleşmesi sonucu kurulan ortaklık, üçüncü kişilerle taraflarından bağımsız olarak ilişkiler kurar, haklar kazanır, borçlar yüklenir. Diğer sözleşmelerde böyle bir durum yoktur.
Gerçek ve tüzel kişilerin sahip oldukları bir ortaklıkta taraf olma hakkının kullanılması medeni kanun hükümlerine tabidir.
Ortaklık sözleşmesinin amacı kazanç sağlamak ve bunu ortaklarla paylaşmaktır.
Say: Emek. Ortaklıklarda sermaye payı olarak emek, ortağın çalışmasını ortaklık işlerine özgülemesi ve mesleki bilgilerini ortaklık emrine vermesi anlamına gelir.
Her türlü iktisadi değer ortaklığa sermaye olarak katılabilir. Ortaklık sözleşmesinde konulacak sermaye belirlenmemişse B.K’ na göre sermaye yükümleri eşit olmalıdır.
Ortaklık Sözleşmesi: Ortaklık, iki veya daha çok kişinin, kazanç sağlamak ve bunu paylaşmak niyet ve amacı ile ekonomik ve mali yarar sağlayan ve bu amacın gerçekleşmesine yeterli edimlerini bir araya getirip, bu amaca özgüleyerek kurdukları çok taraflı bir sözleşmedir.
Tüzel kişilik; Ticaret Ortaklıkları tüzel kişiliği ticaret siciline tescil anında kazanırlar. Donatma iştiraki ve adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur.
Sınırlı Ehliyet; Ticaret ortaklıkları hak ve ehliyetlerini sözleşmeli bir işletmenin varlığı ile kazanır.
Kollektif Ortaklık; gerçek kişiler arasında kurulan ortaklık borç ve yükümlülüklerinden dolayı ortakların sorumu sınırsız ve zincirleme olan bir ortaklık olarak tanımlanabilir.
Kollektif Ortaklığın Unsurları
• Ticari işletme olması
• Ticaret unvanı olması
• Ortakların gerçek kişi olması
• Ortakların sınırsız sorumlu olması ;Bu ortaklığın üçüncü kişilere karşı üstlendiği borç ve yükümlerden, neden olduğu haksız fiillerden, ortakların tüm mal varlıkları ile sınırsız ve zincirleme sorumlu olmalarıdır.
• Tüzel kişiliğe sahip olması
Kollektif ortaklıklara sırasıyla uygulanacak hükümler
1- Emredici hükümler
2- Ortaklık sözleşmesi hükümleri
3- Ticaret kanununun Kollektif ortaklıklara özgü ikinci fasıl hükümleri
4- Ticaret kanununun ticaret ortaklıklarına ilişkin genel hükümleri
5- Adi ortaklık hükümleri
6- Ticari hükümler
7- Ticari örf ve adet
8- Genel hükümler

Emredici Kural: Kanun, tüzük veya yönetmeliklerde yazılı olup, uyulması zorunlu kurallardır. Kişiler bu kuralları iradeleri ile değiştiremez.
Kollektif ortaklık sözleşmesi, yazılı olmalı ve imzalar noterce onanmalıdır. Bu sağlanmazsa adi ortaklık hükümlerine tabi olur.
Kollektif oraklıklara ancak gerçek kişiler ortak olur.
Kollektif ortaklık sözleşmesi TTK m.155’te sayılan hususları zorunlu olarak içermelidir. Kanuna aykırı olmamak kaydıyla başka hükümler eklenebilir.
Kollektif Ortaklık sözleşmesinde bulunması zorunlu hususlar
• Ortakların ad ve soyadları, yerleşim yerleri ve uyrukları
• Sözleşmede mutlaka geçmesi gereken Kollektif sözcüğü
• Ortaklık merkezi ve ortakların ticaret unvanları (merkez nerdeyse ortaklığın uyruğu orasıdır. Tüm davalar merkezin bulunduğu yerdeki mahkemelerde açılabilir.)
• Ortaklığın (ticari işletmenin) konusu belirtilmelidir.
• Ortakların koyduğu sermayenin ve miktarının belirtilmesi gereklidir.
Not: Sermaye koyma açısından en serbest olan ortaklık Kollektif ortaklıktır. Ortaklığa sermaye olarak para, alacak, kıymetli evrak, marka, taşınmaz mal, emek, ticari itibar, ticari işletme konulabilir. Sermaye miktarı açısından bir eşitlik aranmaz.
• Ortakların yalnız başlarına mı yoksa birlikte mi imza koyacakları belirtilmelidir.
Kollektif ortaklıklar tüzel kişiliğini ticaret siciline tescil ile kazanır. Tescil talebi, ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret sicili memurluğuna, ortaklığı kuranlar tarafından, sözleşmenin düzenlenmesinden itibaren 15 gün içinde yapılır. Tescil edilen ortaklık Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ilan edilir.
Kuruluş işlemlerinde eksiklikler olursa Kollektif ortaklık değil adi ortaklık sayılır. Ancak ortaklar her türlü sorunda doğrudan doğruya ve zincirleme sorumludurlar.
ÜNİTE 10
KOLLEKTİF ORTAKLIKTA ORTAKLAR ARASINDAKİ İLİŞKİLER
Ortakların Hak ve Borçları
Yönetim Hakkı; Kollektif ortaklığın üçüncü kişilerle işleme girişmeden düşünmesi ve karar almasına denir.
Kollektif ortaklıklar üçüncü kişilere karşı temsilcilerinin beyanları ile bağlı olur. Beyanlar ortakların iradesine aykırı olsa bile bu üçüncü kişileri etkilemez.
Yönetim hakkının sahibi ortaktır. Ortağın bu ortaklığı yönetmesi hem bir hak hem de bir borçtur.
Ortaklık sözleşmesi ile yönetim hakkı, ortaklardan birisine veya bir kaçına verilmiş olabilir. Ancak yönetim hakkı bulunmayan bir ortak da üçüncü kişilere karşı işlemlerinden dolayı sorumludur.
Ortaklık sözleşmesinde yönetim hakkının kimde olduğu belirtilmemiş ise her ortak yönetim hakkına sahiptir.
Yönetim hakkı sınırı olarak öncelikle geçerli olan ortaklık sözleşmesidir. Yönetim hakkının içeriği ve sınırı ortaklık sözleşmesinde serbestçe belirlenebilir.
Yönetim hakkı sınırı
Olağan iş kapsamına giren her konuda yönetim hakkına sahip ortaklar, karar alma yetkisine sahiptir. Ancak olağanüstü işlemlerde bütün ortaklar oybirliği ile karar alırlar.
Ortaklığı yönetenler, ortaklık çıkarlarına uygun gördükleri takdirde, sulh, feragat, kabul ve tahkim kararı da alabilirler.
Sulh: Usul hukukunda tarafların kendi istekleriyle taleplerinden vazgeçmeleri, belli bir konuda uyuşmalarıdır.
Feragat: Usul hukukunda taraflardan birinin talebinden vazgeçmesidir.
Tahkim: Usul hukukunda uyuşmazlıkların hakim yerine hakem tarafından çözülmesidir.
Kabul: Usul hukukunda taraflardan birinin, diğerinin talebini benimsemesidir.
İtiraz Hakkı; Yönetim hakkına sahip bir ortak, diğer yönetim hakkına sahip ortağın yaptığı işlemin ortaklık yararına olmadığını beyan ederek, işlemin üçüncü kişi ile yapılmasını önleyebilir. Bu itiraz hakkıdır ve olağan işlemlerde söz konusudur. Ancak itiraz hakkı işlemin üçüncü kişilerle henüz yapılmadığı zamanlarda kullanılmalı, çünkü işlem gerçekleşirse bu hak düşer. İtiraz hakkı kullanıldığında işlem durur ve konu kurula gelir. Kurulda oy çoğunluğu işlemin yapılıp yapılmamasına karar verir. Sadece yönetim hakkı olanların itiraz hakkı vardır.
Oy ve Karar; Hukuki açıdan oy, bir önerinin leh veya aleyhinde karar alınmasını sağlamak veya kararın doğumuna engel olunmak için iradenin açıklanmasıdır. Karar açıklanıncaya kadar ortak verdiği oydan geri dönebilir.
İrade Bozukluğu; İrade ile iradenin açıklanması arasında istenmeyerek veya dış etkenler altında meydana gelen uygunsuzluktur.
Karar alındıktan sonra oy işlemi sadece iradeyi bozan hata, hile tehdit gibi sebeplerden iptal edilebilir.
Alınan kararlar yasa uyarınca bir karar defterine geçirilir.
Oy şahsen verilir. Ancak ortaklık sözleşmesinde aksi hüküm olmadıkça, temsilci ortak yerine oy kullanabilir.
Denetleme hakkı; her ortaklığın iş ve işlemlerini inceleme ve denetleme hakkı vardır.
Ortak sıfatı doğduğu andan itibaren her ortak denetleme yetkisine sahip olur.
Denetleme hakkının kapsamı
• Ortaklık işlerinin gidişi hakkında bilgi edinmek
• Ortaklığın evrak ve işlerini incelemek
• Kendisi için ortaklığın mali durumunu gösterir bir hesap belgesi düzenlenmesini istemek.
Denetleme hakkını kullanma biçimi; Denetleme hakkı bizzat ortak tarafından kullanılır. Ortak küçük ya da kısıtlı ise yasal temsilci ya da uzmanlık gerektiren konularda bir uzman denetim yapabilir.
Sadakat Borcu; Ortaklar birbirine sadakatle yükümlüdür. Sadakat borcuna aykırılığın yaptırımı ortaklığın feshi veya ortaklıktan çıkarımdır.
Rekabet Yasağı; TTK’na göre ortakların birbiriyle rekabet etmesi yasaktır. Ancak rekabet yasağı ortaklık sözleşmesi ile kaldırılabilir, hafifleştirilebilir veya ağırlaştırılabilir. Ağırlaştırma halinde sınır ortağın kişilik haklarıdır.
Kanunda düzenlenen rekabet yasağının kapsamı, ortaklığın fiilen yaptığı ticari işlerdir.
Rekabet yasağı, yer bakımından, ortaklığın iş ve çıkar çevresi ile sınırlıdır.
Rekabet yasağı kapsamına giren işler;
Bir ortak, ortağı bulunduğu Kollektif ortaklığın yaptığı türden bir işi;
• Kendi ad ve hesabına yapamaz.
• Başkası hesabına yapamaz.
• Aynı tür işlerle uğraşan bir ortaklığa sınırsız sorumlu ortak olarak giremez.
• Bu işleri kendi hesabına başkalarına da yaptıramaz.
Rekabet yasağına aykırılığın yaptırımı, diğer ortaklara ortaklığın feshini isteme hakkının verilmesidir.
Ortaklığa tanınan olanaklar
• Ortaklık, rekabet yasağına aykırı hareket eden ortaktan giderim isteyebilir.
• Ortağın kendi hesabına yaptırdığı işleri, ortaklık hesabına yapılmış sayabilir.
• İş, ortak tarafından üçüncü kişilerin hesabına yapılmış ise, ortağın bundan edindiği karşılığın ortaklığa bırakılmasını isteyebilir.
• Rekabet yasağına aykırı hareket eden ortak, ortaklıktan çıkartılabilir.
Zaman aşımı; Rekabet yasağına aykırı davranmaktan doğan talep hakkı, yasağa aykırılığın öğrenildiği anda 3 ay ve her halde işlemin yapıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde zaman aşımına uğrar.
Fesih: Ortadan kaldırmadır.
İnfisah: Kendiliğinden ortadan kalkmadır.
Rekabet yasağının son bulma halleri
• Ortak sıfatının son bulması
• Ortaklığın feshi
• Ortaklığın infisahı
Her ortak kendi işlerinde gösterdiği özeni ortaklıkta da göstermekle yükümlüdür.
Ortakların eşitliği ilkesi; Ortaklar yönetimde, temsilde, kar ve zarardan pay almada birbirleri ile eşittirler.
Ortak sıfatının kişiselliği; Ortaklar arasındaki kişisel nitelikteki hak ve borçlar başkasına devredilemez.
Ancak, ortağın, ortaklıktan bağımsız bir alacağı varsa bu durumda üçüncü kişilere devredilebilir.
ORTAKLARIN PARASAL NİTELİKTEKİ HAK VE BORÇLARI
• Sermaye borcu
• Katılma payı
Ortakların koydukları sermayenin cinsi ve miktarı serbesttir.
Sermaye borcu, ortaklık tüzel kişilik kazandığı anda muaccel olur. Ortaklığın yetkili temsilcisi bu borcunu talep edebilir.
Mülkiyet karinesi; Bir mal veya bir hakkın kullanma hakkı da sermaye olabilir. Sermaye olarak mal, ortaklığa devredilmişse, bu mallar üzerindeki hakların ortaklığa ait olması hakkında karine mevcuttur. Bu karine mülkiyet karinesidir.
Mülkiyetin Nakli; Sermaye borcu, bazen ortağın bir alacağını ortaklığa devretmesi ile de ödenebilir. Bu alacağın temliki (alacaklının borçlusundan alacağını 3. kişiye devretmesi ) ile mümkündür. Alacak tahsil edilmedikçe, ortağın sermaye koyma borcu bitmez.
Sermaye borcu süresinde ya da gereği gibi yerine getirilmezse ortak, ortaklığın zararını öder. Sermaye borcunu hiç ödemezse fesih sebebi doğar yada ortaklıktan çıkarılır.
Sermaye borcu para ise, ortaklık borcunun muaccel kazandığı andan itibaren faiz isteme hakkı kazanır.
Sermaye borcu (para, mal farketmez) gecikirse, faizin yanında bir de gecikme giderimi istenebilir.
Ortaklıktan çıkarılma, borcunu yerine getirmeyen ortak hariç diğerlerinin oy çoğunluğu ile alınır.
Ortaklığın infisah etmesi; Sermaye borcunun yerine getirilmesi olanaksızlaşmış ise ortaklık infisah eder. (kendiliğinden kalkar.)
Katılma payı; Ortağın, ortaklığa karşı sahip olduğu parasal hakların tümünü içerir.

Katılma payının ortaklığa sağladığı haklar iki grupta toplanır:
• Ortaklığın devamı süresince gerçekleşen kar, ücret, sermaye faizi gibi talepler
• Ortaklığın fesih ve tasfiyesi veya ortağın ortaklıktan ayrılması şartına bağlı tasfiye payını talep
Ortaklığın devamı süresince Ortağın katılma payından doğan parasal nitelikteki hakları
Kar ve Zarar; Ortaklar, kar ve zarar paylarını ortaklık sözleşmesinde diledikleri gibi kararlaştırırlar.
Sözleşmede kar ve zarar oranı hakkında hüküm yoksa, ortaklar, koydukları sermaye kadar sorumludur ve kar ve zarara eşit oranda katılırlar.
Kar ve zarar, ortakların ilk ve son tarihteki mal varlığının kararlaştırılması ile belirlenir.
Karı talep hakkı; Kar doğrudan doğruya çekilemez, zararın kapatılmasına özgülenir. Ancak daha önceki yıllarda zarar bile olsa, ortaklar alacakları toplu bir karar ile tüm karı çekebilir. Kar saptandıktan sonra çekilmezse, ortağın ortaklıktan bir alacağı olarak kalır.
Zararı karşılama; Ortaklık zarar etmiş olsa dahi, ortaklar oy birliği ile karar almadıkça zararı karşılamaya zorlanamaz.
Ücret, faiz ve diğer talepler; Sözleşmede tersi bir hüküm olmadıkça, ortaklar, kişisel emeklerinden dolayı ücret isteyemez ve koyduğu sermayeye karşılık faiz alamaz.
Tasfiye payı; Ortaklığın tasfiyesi sonucu, tasfiye bakiyesi üzerinde ortağın talep hakkına tasfiye payı denir. Sözleşmede tasfiye payının dağıtımı istenildiği gibi serbestçe düzenlenir.
Tasfiye sonucu elde edilen bakiye, ortakların ortaklığa koyduğu sermayeler ile gerçekleşen, fakat zamanında dağıtılmayan kar veya karşılanmayan zararın toplamından ibarettir. Bu durumda her ortak ortaklığa koyduğu sermayeyi geri alır.
özkan kaya
Mesajlar: 32
Kayıt: 03 Ara 2017 21:58
İletişim:

03 Ara 2017 23:07

Ticaret hukuku


Ünite 1
Ticaret hukukunun uygulama alanını saptamada kanun koyucular tarafından farklı sistemler ortaya çıkarılmıştır bunlar nelerdir:
1) SÜBJEKTİF SİSTEM:
a)taciri esas alan sistemdir
b)bu sistemi kabul eden ülkelerde ticaret hukuku ‘’TACİRLER HUKUKU’’ niteliğindedir
c)kanun koyucuların ilk kabul ettikleri sistemdir
d)belirli nitelikleri olan sınırlı sayıda kişilere uygulanır

2)OBJEKTİF SİSTEM:
a)belirli nitelikleri olan işlemlere uygulanır
b)1789 fransız devrimi ile her türlü sınıf ve ayrıcalıklar kaldırılınca tacirler hukuku yoktur,ticari işlemler hukuku vardır denilmiştir

3)KARMA SİSTEM:
a)1926 tarihli eski ticaret kanunu buna örnek gösterilebilir
b)objektif ve subjektif sistemi bağdaştırmaya çalışır

TİCARİ İŞLETME ESASI:
a)20. yy’da ortaya çıkan modern görüştür
b)uygulama alanı ticari girişimdir
c)esasları ve ilk metni ord.prof. Ernest Hirş tarafından hazırlanan 1957 tarihli ticaret kanunumuzda gerekçeleri açıkça belirtilmiştir

TÜZÜK:Bir kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere kanuna aykırı olmamak kaydıyla çıkarılır
a)bakanlar kurulunca çıkarılır
b)yazılı hukuk kurallarıdır
c)Danıştay incelemesinden geçer

TİCARİ İŞLETME:
a)kanunda açıkça tanımlanmamıştır
b)sadece m.1,f.1’de ticarethane veya fabrika yahut ticari şekilde işletilen müesseseler ticari işletme sayılır..
c)TTK 17. mad. Esnaf faaliyeti sınırlarını aşmayan faaliyetler ticari işletme sayılmaz hükmünü getirmiştir.

EKONOMİK ANLAMDA İŞLETMENİN TANIMI
a)ekonomi bilimi olarak kendi başına yeterli olarak mal ve hizmet üreten her birim işletmedir
b)örnek:berber,ayakkabı boyacısı

TİCARİ İŞLETME KAVRAMININ ÖĞELERİ
a)devamlılık
b)gelir sağlamayı hedef tutmak
c)belli bir çapı aşma

86/10313 sayılı kararnamede öngörülen gelire ilişkin sınırları aşan lokanta,sinema,matbaa,özel okul,otel ticari işletmedir

TİCARİ İŞLETMENİN HUKUKİ NİTELİKLERİ:
a)maddi unsur:kasa ,masa,demirbaşlar
b)maddi olmayan unsur:god will diye anılır,bizim peştemaliye(havaparası)deyiminin karşılığıdır
MÜECCEL BORÇ:vadeye bağlanmış borçtur

MUACCEL BORÇ: vadeye bağlanmamış hemen ödenmesi gereken borçtur

REHİN: bir borcun ödeneceğine teminat olarak ödenince geri almak şartıyla borçlu tarafından alacaklıya,bir malın verilmesidir
a)21.7.1971 tarih ve 1447 sayılı ticari işletme rehni kanunu çıkarılmıştır
b)rehin sözleşmesi noter tarafından düzenlenebilir
c)sözleşmenin yapılmasından itibaren 10 gün içinde ticaret siciline tescili gerekir

TİCARİ İŞLETMEDE REHİN SÖZLEŞMESİNDE MUTLAKA BULUNMASI GEREKEN UNSURLAR :
a)ticaret unvanı
b)işletme adı
c)taşınır işletme tesisatı

TİCARİ İŞLERE HAKİM HÜKÜMLER:
a)TTK m.1’de türk ticaret kanunu,türk medeni kanunun ayrılmaz bir cüzüdür.hükmüne rağmen bu gerçekleşmemiştir

TİCARİ İŞLER:
a)TTK’da düzenlenmiş işler
b)ticari işletmeyle ilgili bütün fiil ve işlemlerdir

TİCARİ İŞ KARİNESİ:
a)tüzel kişi tacirlerin her türlü işleri mutlak ticaridir
bunların adi hukuk alanları yoktur
MÜTESELSİL BORÇLULUK :
a)iki veya daha fazla kimsenin bir borcun tamamından borçluya karşı,asıl borçlu sıfatıyla sorumlu tutulması

TİCARİ İŞLERDE FAİZ:
a)ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir
b)bu serbestlik ahlak kuralları ve gabin hakkındaki hükümleri ile çizilmiştir
c)cari hesaplarla ve ödünç sözleşmelerinde faize faiz yürütülebilmesi için 3 aydan az para eklenmek kaydı ile gerçekleşir

TİCARİ İŞLERDE ZAMANAŞIMI SÜRESİ:kanunda aksine hüküm yoksa değiştirilemeyeceği öngörülmüştür

TİCARİ HÜKÜMLER: ancak ticari işlere uygulanır
Ticari hükümlere uygulanması için özel şartlar gerekir
Örnek: TTK m. 25

TİCARİ HÜKÜMLERİN UYGULANMA SIRASI:
1)emredici hükümler
2)sözleşme hükümleri
3)ticari hükümler
4)ticari örf ve adet
5)genel hükümler

TİCARİ YARGI:
a)Türkiyede Ankara,İstanbul,İzmir,Mersin,Bursa,Adana gibi büyük iller ile Kadıköy,Beyoğlu ve Karşıyaka gibi ilçelerde 3 hakimli özel ticaret mahkemeleri vardır
b)sulh ticaret mah. Hiçbir yerde yoktur
c)asliye huk. mah. Tek hakimli asliye ticaret mah.olarak dava çözer

TİCARET MAHKEMELERİNİN GÖREV ALANI:
a)bir taraf için ticari sayılan havale,vedia,telif haklarına ilişkin davalar ticaret mah. görülür
b)bazı davalar (iflas davası) ticaret mah. Görülmesi için özel hükümler gerekir
c)bir işletmenin satılması,rekabet yasağı,yayın sözleşmesi,itibar emri,itibar mektubu,komisyon,marka ve patentle ilişkin mevzuatlar,borsa,sergi,panayır yerleri işlemindeki davalar ticari dava sayılır

TİCARİ DAVALARDAKİ ÖZEL KANIT KURALLARI:
1)ticari defterler
2)fatura
3)teyit mektubu
4)ihtar ve ihbarlar

Ünite 2
TİCARET SİCİLİ
Genel Olarak Sicil ve Örgütlenmesi
Ticaret sicili, çoğunlukla ticari işletme ile ilgili olan birtakım belge, bilgi olay ve işlemlerin kaydedilmesi, varlık kazanması veya açıklanması ile üçüncü kişilerin bilgi edinmesine ve kanıtlamaya hizmet eden kamusal bir örgüttür. Ticaret sicili, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın gözetim ve denetiminde, ticaret ve sanayi odaları veya ticaret odaları bünyesinde kurulacak ticaret sicil müdürlükleri tarafından tutulur.

Tüzük: Bir kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere kanuna aykırı olmamak şartıyla ve Danıştay incelenmesinden geçirilerek Bakanlar kurulunca çıkarılan yazılı hukuk kurallarıdır.

Ticaret sicilinin yönetimi, nitelikleri tüzükte belirlenen kişiler arasından, Bakanlığın uygun görüşü alınarak ilgili oda meclisi tarafından atanan sicil müdürüne aittir.


Sicile Kaydı ve İlânı Gerekli Hususlar
Hangi hususların sicile kaydının gerekli olduğu genel bir hükümle toplu şekilde düzenlenmemiş, TTK’da ve ilgili diğer kanunlarda, yeri geldikçe, tescili veya tescil ve ilânı gerekli hususlar tek tek gösterilmiştir. Hangi hususların ilân edileceği konusunda da genel bir düzenleme bulunmayıp ilgili konularda münferit hükümler vardır. “Tescil edilen hususlar, kanun veya tüzükte aksine hüküm bulunmadıkça ilân olunur” hükmü, tescil edilen hususların kural olarak ilân da edilmesini gerektirir niteliktedir; meğer ki kanunda veya tüzükte ilân edilmeyeceğini öngören bir hüküm bulunsun.

Lafız: Kanun metinlerinde kullanılan sözlerin anlamıdır.

Sicil İşlemleri
Sicilde yapılabilecek işlemler, tescil, tadil ve terkin olmak üzere üç türlüdür.
1. Tescil: Bir hususun ilk defa sicile geçirilmesi (kayıt),
2. Tadil: Mevcut bir kayıtta değişiklik yapılması (değişiklik),
3. Terkin: Mevcut kaydın silinmesidir

Sicil İşlemlerinin Yapılması, İnceleme ve İtiraz
İşlemlerin Yapılması
Ticaret sicili işlemleri, kural olarak talep üzerine yapılır. Talep, ilgililer veya temsilcileri ya da hukuki haleşerince yapılır ve dilekçe ile olur. Birden çok kişinin tescili talep yetkisi olduğu hâllerde, aksine özel hüküm yoksa bu kişilerden birisinin talebi, herkes adına yapılmış sayılır. Talep süresi, aksine hüküm yoksa tescili gerekli işlemin veya olgunun gerçekleştiği; tamamlanması bir senet veya belgenin düzenlenmesine bağlı durumlarda, senet veya belgenin düzenlenme tarihinden itibaren 15 gündür. Sicil çevresi dışında oturan kişiler için bu süre bir aydır.
İnceleme
Sicil müdürü tescil talebini hemen yerine getirmez. Gerekli incelemeleri yapar. Şu hususları araştırır:
1. Tescili istenen hususta kanuni şartların mevcut olup olmadığı,
2. Tescili istenen hususun kamu düzenine ve emredici hükümlere uygunluğu,
3. Tescili istenen hususun gerçeğe uygunluğu ve aldatıcı olmaması,
4. Talepte bulunan kişinin kimliği ve yetkisi

İncelemenin Sonuçlanması ve İtiraz
Sicil müdürü, yapacağı inceleme sonrası üç türlü davranabilir:
1. Talebe uyar, olumlu karar verir.
2. Olumsuz karar verir, talebi reddeder.
3. Geçici tescile karar verir.

Sicil müdürünün vereceği kararlara karşı, tebliğden itibaren sekiz gün içerisinde sicilin bulunduğu yerdeki Ticaret Mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, mahkemece dosya üzerinden incelenerek karara bağlanır. Gerekirse (hakları ihlal edilecek ise) üçüncü kişi ile itiraz eden de dinlenir; gelmezler ise dosya üzerinden karar verilir.

Ticaret Sicilinin Açıklığı ve Etkileri

Sicilin Açıklığı ve Doğruluğu
Sicil kayıtları aleni(açık olma)dir. İlgili sıfatının kanıtlanmasına dahi gerek kalmaksızın herkes sicil kayıtlarını inceleyebilir, kayıt örneği alabilir, bir hususun kayıtlı olup olmadı- ğına ilişkin belge isteyebilir.

Sicilin Etkileri
Ticaret sicili, tescile tabi hususun hukuken doğmuş sayılıp sayılmayacağı açısından kurucu veya açıklayıcı, üçüncü kişilerin iyiniyetli sayılıp sayılmayacağı açısından ise olumlu veya olumsuz etki gösterir.

Kurucu ya da Açıklayıcı Etki
Şayet tescil edilecek husus ancak sicile kayıtla doğuyorsa tescil kurucudur. Zaten doğmuş, varlık ve geçerlilik kazanmış olan bir husus sonradan sicile bildiriliyorsa tescil açıklayıcıdır. Ticaret sicilinin etkisi kural olarak açıklayıcı olup şu istisnai hallerde kurucu etkisi vardır:
1. Ticari işletme rehninin kurulması
2. İşletme adı ve ticaret unvanının özel olarak korunması
3. Ticaret şirketlerinin kuruluşu
4. Ticaret şirketlerinin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesi
5. Anonim şirketlerde kuruluştan sonra devralmaya ilişkin sözleşmelerin geçerli olması
6. Anonim şirketlerde anasözleşme değişiklikleri ve esas sermaye artırımlarının üçüncü kişilere karşı hüküm doğurması

Olumlu ve Olumsuz Etki
Olumlu etkiye göre, Kanun bir hususun tescilini öngörmüş ve bu husus tescil edilmiş ise artık üçüncü kişiler o hususu bilmedikleri iddiasında bulunamazlar. Tescil edilen hususları herkesin bildiği varsayılır.

Olumsuz etkiye göre ise, tescili gerektiği hâlde tescil edilmemiş veya tescil ve ilânı gerektiği hâlde tescil edilip ilân edilmemiş hususlarda üçüncü kişilerin iyiniyetli oldukları kabul edilir. Aksini iddia eden ispatla yükümlüdür.

İyiniyet: Bir hakkın kazanılmasına engel bir hususu, o hakkı edinmek isteyen kişinin bilmemesi veya bilmesinin gerekmemesidir.

Sicilin Tutulmasından Doğan Sorumluluk
TTK m.25/2 uyarınca, ticaret sicilin tutulmasından doğan bütün zararlardan, devlet ve ilgili oda müteselsilen sorumludur.

Görünüşe (İlâna) Güvenin Korunması
Tescil edilen husus ile ilân edilen durum arasında fark bulunması olasılığında, tescil edilmiş olan gerçek durumu bildikleri kanıtlanamadığı sürece, üçüncü kişilerin ilân edilen duruma olan güvenlerinin korunmasını öngörmektedir.

TİCARET UNVANI, İŞLETME ADI VE MARKA
Ticaret unvanı, tacirin ticari iş ve eylemlerinde kullandığı adıdır. Oysa işletme adı taciri değil işletmenin kendisini gösterir ve o işletmenin benzer işletmelerden ayırdedilmesine hizmet eder. Markaise, işletmenin ürettiği mal ve hizmetleri tanıtmaya ve benzer ürünlerden ayırdetmeye yarar. Kısaca formüle edersek ticaret unvanı tacir için, işletme adı işletmenin kendisi için, marka ise işletmenin ürettiği mal ve hizmetler için seçilir ve kullanılır.

Ticaret Unvanı
Ticaret Unvanının Oluşturulmasındaki Sistemler
Bu konuda, serbestlik, gerçeklik ve karma olmak üzere üç farklı sistem kullanılmaktadır. Gerçeklik sisteminde, seçilen bir unvanın gerçeğe tam uygun olması gerekir. Fransız Hukuku’nun sistemidir. Serbestlik sisteminde, bir tacir, istediği şekilde ticaret unvanını oluşturabilir. Karma sistemde ise, kural olarak seçilecek unvan gerçeğe uygun olmalıdır.

Ticaret Unvanının Oluşturulması
Ticaret Kanunu uyarınca unvanın oluşturulmasını incelerken çekirdekle, ekler kısmı ayrı ayrı ele alınmalıdır. Çünkü ticaret unvanı= çekirdek kısım + ihtiyari veya zorunlu eklerden meydana gelir.

Çekirdek Kısım
Kanun, çekirdek kısımda, tacirin niteliği ve yapısına göre isim veya işletme konusunun mutlaka bulunmasını öngörmektedir.

Gerçek Kişi Tacir
TTK m.41’e göre, gerçek kişi tacirin unvanında, kişinin kısaltılmadan yazılacak ad ve soyadı bulunur. Örneğin “Veli Taşâ€ gibi.

Ticaret Şirketleri
- Kollektif Şirket: TTK m.42/1 uyarınca, ticaret unvanında tüm ortakların veya hiç olmazsa birisinin kısaltılmaksızın ad ve soyadı ile şirket ve türünü gösteren ibare bulunmalıdır. Örneğin, Ali Taş Kollektif Şirketi gibi.

- Komandit Şirket: Gerek adi, gerek paylı komandit şirketlerde iki tür ortak vardır. Ortaklardan bir kısmı komandite (sınırsız sorumlu), diğer bir kısmı ise komanditer (sınırlı sorumlu) ortaktır. Komanditer ortağın ismi unvanda bulunamaz. Buna rağmen ismine unvanda yer verilen komanditer ortak, komandite ortak gibi sorumlu olur ; ayrıca cezai yaptırım uygulanır.

- Anonim ve Limited Şirket ile Kooperatif: TTK m.43’e göre, bunların unvanlarında mutlaka işletme konusu ile şirket ve türünü gösteren ibare bulunmalıdır. Örneğin, “İnşaat ve Ticaret Anonim Şirketi” (veya AŞ),

- Dernek, Vakıf ve Diğer Tüzel Kişiler: TTK m.44/1 gereği, ticaret unvanları adlarından oluşur.

- Donatma İştiraki: TTK m.44/2’ye göre unvanı, müşterek donatanlardan birinin ad-soyadı veya gemi adı ile donatma iştirakini gösteren ibareden oluşur. “Temel Oşu Donatma İştiraki” veya “Karadeniz Gemisi Donatma İştiraki” gibi.

Ek Kısmı
Ek seçmek kural olarak ihtiyari, istisnaen zorunludur. Ek seçmenin zorunlu olduğu istisnai hâller şunlardır:
1. TTK m.45 gereği, bir ticaret unvanına, Türkiye’nin herhangi bir yerinde daha önce tescil edilmiş bir ticaret unvanından ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, ek yapmak zorunludur.
2. TK m.48/1’e göre her şube, merkezinin unvanına şube olduğunu belirten ek yapmak zorundadır. “Türkiye İş Bankası Hereke Şubesi” gibi.
3. Bir şirket sona ermiş ve malvarlığının Tasfiyesine başlanmış ise, unvanının sonuna “Tasfiye hâlinde” ibaresinin eklenmesi gerekir.

Ticaret Unvanı Seçme ve Kullanma Zorunluluğu
Her tacir, açıldığı günden itibaren onbeş gün içerisinde, işletmesini ve seçtiği ticaret unvanını tescil ettirmek zorundadır. Tacir, işletmesiyle ilgili işlemleri yaparken ve senetleri imzalarken bu unvan altında imza atmalıdır. Unvan altında imzaya kim yetkiliyse o kişi ya da kişilerin imza sirkülerinin notere onaylattırılması ve sicil müdürlüğüne verilmesi gerekir.

Unvanın Değişmesi veya Değişikliklerden Etkilenmemesi
Ticaret Kanunu, unvanın kullanılmasında karma sistemi kabul etmiştir. Kanunun izin verdiği hâllerde unvan, değişmesine gerek kalmaksızın, olduğu gibi kullanılabilir. TTK m.47’de üç hâl vardır. Bunlara bir de dördüncü hâli eklemek gerekir.
1. Unvanda adı yazılı kişinin adı değişse bile unvan olduğu gibi kalabilir
2. Kollektif ve komandit şirkete ve donatma iştirakine yeni bir ortak girerse unvan değişmeden kalabilir (TTK m.47/2).
3. Ortağın ölümü üzerine onun yerine geçen mirasçıları şirketin devamına oy birliğiyle karar verirlerse veya şirkete girmemekle birlikte yazılı şekilde rızalarını gösterirler ise ölen kişinin adı unvanda kullanılabilir.
4. Unvan ancak işletmeyle birlikte devredilebilir; devralan, unvanı aynen kullanma hakkına sahiptir.

Unvanı Kullanma Hakkı: Tescilli bir unvanı kullanma hakkı sadece sahibine aittir.

Unvanın Korunması: Tescil edilmiş unvan, Türkiye’de TTK m.52’ye göre özel olarak korunur. Unvanın uluslararası alanda korunması bakımından ise Türkiye’nin de taraf olduğu, 1883 tarihli Sınaî Mülkiyetin Korunmasına Dair Paris Sözleşmesi hükümleri uygulanır. Ticaret unvanının, ticari dürüstlüğe aykırı biçimde kullanılması durumunda hak sahibi;
1. Bunun tespitini,
2. Kullanımının yasaklanmasını,
3. Haksız olarak kullanılan unvan tescil ettirilmiş ise değiştirilmesini veya silinmesini,
4. Tecavüzün sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılmasını, gereğinde araçların ve ilgili malların imhasını,
5. Zarar varsa, kusurun ağırlığına göre maddi ve manevi tazminat isteyebilir. Maddi tazminat olarak mahkeme, failin tecavüz sonucunda elde etmesi münkün görülen menfaat karşılığına hükmedebilir.
6. Ayrıca, masrafı karşı taraftan alınmak üzere hükmün gazetede yayınlanması talep edilebilir. Amaç, üçüncü kişiler nezdinde sarsılan itibarı bir ölçüde olsun onarmaktır.

İşletme Adı
Bir işletmeyi tanıtmak ve benzeri işletmelerden ayırt etmek için kullanılan addır. Örneğin: Sultanahmet Köftecisi, Divan Oteli, Yıldız Lokantası, Pelit Pastanesi, Dilan Sineması gibi. Tacir dışında, esnaf da işletme adı kullanabilir. Ticaret unvanı seçmek ve kullanmak tacir bakımından zorunlu olduğu hâlde, işletme adı seçmek ve kullanmak zorunlu değildir. Ama bir tacir işletme adı seçmiş ve kullanıyorsa bunu tescil ettirmesi gerekir. Tescilli işletme adını ancak sahibi ve onun izin verdiği kişiler kullanabilir.

Marka
Marka, bir işletmenin mal veya hizmetlerini tanıtmaya ve benzerlerinden ayırdetmeye yarar. Marka mevzuatımızın tarihçesine kısaca baktığımızda, Osmanlı Devleti döneminde 1888 tarihli Alameti Farika Nizamnamesi çıkarılmış, 1965’e kadar yürürlükte kalmıştır. 1965’te kabul edilen Markalar Kanunu 1995’e kadar uygulanmış, 1995’te 556 sayılı Markaların Korunması hakkında KHK çıkarılmıştır. Marka başta olmak üzere, Şkri mülkiyet hakları alanında ülkemizde 1994’lerden itibaren gerçekleşen büyük çaplı mevzuat değişikliklerinin temel nedeni, Türkiye’nin Gümrük Birliğine katılması ve Avrupa Birliği mevzuatına uyum çabalarıdır.

Markanın Tanımı ve İşlevleri
Bir işletmenin mal ve hizmetlerini başka işletmelerin mal veya hizmetlerinden ayırdetmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dâhil, özellikle sözcükler, şekiller, harşer, sayılar gibi malların biçim ve ambalajlarının çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, basım yoluyla yayımlanabilen ve çoğaltılabilen her tür işarete marka denir.

Marka başlıca üç işleve sahiptir:

Reklam İşlevi
Marka, ürünü tanıtmaya yarar; alıcılara hitap ederek talebi artırmaya çalışır.

Garanti İşlevi
Marka bazen malın kalitesiyle ve hatta kendisiyle bir anlamda özDefi hâle gelebilir. Birçok insan, alacağı ürünle birlikte aynı anda belirli markalara yönelir. Markalı ürünlerin daha pahalı olmasının mantığı da budur.

Kaynak Belirtme İşlevi
Marka, ürünün hangi işletmeden çıktığını gösterir; ürün ile işletmeler arasında bağ kurulmasını sağlar.

Marka Türleri
Markayı 2 ölçüte göre sınışandırabiliriz.

1-Nitelikledikleri (İşaretledikleri) Açısından

a-Mal Markaları
Bir malın üretildiği işletmeyi (fabrika markaları) veya o malın hangi işletme tarafından piyasaya sürüldüğünü (ticaret markaları) gösterir.

b-Hizmet Markaları
Bir işletme tarafından verilen hizmeti tanıtmaya ve diğer işletmelerin hizmetlerinden ayırt etmeye, işaretlemeye yarar.

2-Kullananlar Açısından

Bireysel (Ferdi) Markalar
Gerçek veya tüzel kişilerin bireysel ve bağımsız olarak kullandıkları markalardır.

Ortak Markalar
Üretim veya ticaret ya da hizmet isletmelerinden oluşan bir grup tarafından müştereken kullanılan markalardır.

Garanti Markaları
Marka sahibinin kontrolü altında birçok işletme tarafından, o işletmelerin ürünlerinin ortak özelliklerini, üretim usullerini, coğrafi menşelerini (kaynaklarını) ve özellikle kalitelerini garanti etmeye yarayan işaretlerdir.

Markanın Benzer Kavramlardan Ayırdedilmesi

Coğrafi İşaretlerden
Coğrafi işaretlerin markadan farkları şunlardır:
1. Marka, çoğunlukla malı üreten veya piyasaya süren işletmeyi gösterir. Oysa coğrafi işaretler, malın hangi coğrafi yerden, bölgeden veya ülkeden çıktığını gösterir.
2. Marka bireysel tanıtma aracıdır. Onu üreten, piyasaya süren Şrmayı tanıtır. Coğrafî işaretler ise kollektif tanıtma aracıdır.
3. Marka üzerindeki hak devredilebilir. Coğrafî işaretler üzerindeki hak devredilemez, yalnızca hak sahiplerince kullanılır.

Ticaret Unvanı ve İşletme Adından
Ticaret unvanı işletmenin sahibini, işletme adı ise işletmenin kendisini tanıtmaya yaramaktadır. Oysa marka, işletmenin ürünlerini tanıtmaya ve benzerlerinden ayırt etmeye hizmet eder.

Uygulamada bazen, aynı sözcüklerin hem işletme adı, hem marka, hem de ticaret unvanında yer aldığı görülür. Bu durumda, bu üç kavramı ayırt ederken daha özenli davranmak gerekecektir.

Marka Kullanılmasında Sistemler
Bu konuda üç sistem vardır, zorunluluk sistemi, serbestlik sistemi ve karma sistem. Bizim eski 551 sayılı Markalar Kanunumuz karma sistemi kabul etmişti. Bugün, yürürlükteki KHK serbestlik sistemini kabul etmiştir.

Markanın Tescili
556 s.KHK’nın sağladığı korumadan yararlanılabilmesi için, kural olarak markanın tescil ettirilmiş olması gerekmektedir.

Marka Korumasından Yararlanacak Kişiler
KHK’nın 3 üncü maddesi, bu kişileri saymıştır.
1. TC. sınırları içerisinde ikametgahı olan veya sınaî veya ticari faaliyette bulunan gerçek veya tüzel kişiler veya,
2. Paris Sözleşmesi yahut Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması hükümleri dâhilinde başvuru hakkına sahip kişiler,
3. Ayrıca KHK kapsamına girmemekle birlikte, kendi ülkesinde Türk vatandaşlarına koruma sağlayan yabancı ülkelerin vatandaşları da karşılıklılık ilkesi çerçevesinde Türkiye’de marka korumasından yararlanabilir.

Marka Tescilinde Red Nedenleri
556 s.KHK hükümleri çerçevesinde bir markanın tesciline engel oluşturan nedenleri incelerken ikili bir ayırım yapmak lazımdır.

1-Mutlak Red Nedenleri
Bir kişi markasını tescil ettirmek için müracaat ettiğinde mutlak red nedenlerinden birisi varsa, başvurunun TPE tarafından resen reddi gerekmektedir. Bu nedenler:
1. 5 inci madde kapsamına girmeyen işaretler,
2. Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,
3. Ticaret alanında cins, çeşit, vasıf, kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar.
4. Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,
5. Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler,
6. Mal veya hizmetin niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynağı gibi konularda halkı yanıltacak markalar,
7. Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Sözleşmesi’nin 2’nci mükerrer 6’ncı maddesine göre reddedilecek markalar,
8. Paris Sözleşmesi’nin 2’nci mükerrer 6’ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanları içeren markalar,
9. Sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesi’nin 1’inci mükerrer 6’ncı maddesine göre tanınmış markalar,
10. Dini değerleri ve sembolleri içeren markalar,
11. Kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar.

2-Nisbî Red Nedenleri
Bu nedenlerden birisinin varlığı durumunda ancak ilgili bir kişinin (tescil edilmiş ya da tescil başvurusu yapılmış bir marka sahibinin) itirazı üzerine TPE tescil başvurusunu reddedebilmektedir. Bu nedenler:
1. Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa,
2. Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa.

Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenilen marka, aşağıdaki hallerde tescil edilmez.
1. Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ise,
2. Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyorsa.

Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu red edilir.

Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir sınaî mülkiyet hakkını kapsaması hâlinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.

Ortak ve garanti markalarının sona ermesinden itibaren 3 yıl içinde ortak marka veya garanti markası ile aynı veya benzeri olan marka tescil başvurusu, itiraz üzerine reddedilir.

Tescil Aşamaları
1-Başvuru
Başvuru yapabilmek açısından iki hâlde belirli süreli bir rüçhan (öncelik) hakkı söz konusudur:

1. Milletlerarası sözleşmelere (Paris Sözleşmesine) dayanarak yabancı bir ülkede usulüne uygun olarak marka tescili için başvuranlar, başvuru tarihinden itibaren altı ay süreyle aynı marka için tescil belgesi almak üzere Türkiye’de başvuru yapma konusunda rüçhan hakkına sahiptirler.

2. Tescil başvurusundaki markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri, Türkiye’de ya da Paris Sözleşmesi’ne taraf ülkelerden birisinde açılan sergilerde teşhir eden kişiler de teşhir tarihinden itibaren altı ay süreyle, tescil belgesialmak üzere Türkiye’de başvuru yapma konusunda rüçhan hakkından yararlanırlar.

2-İnceleme
Türk Patent Enstitüsü daha sonra şu hususlarda inceleme yapacaktır:
Şekli açıdan, Yetki açısından, Mutlak red nedenleri açısından.

Üçüncü Kişilerin Görüşleri ve İtirazlar
Üçüncü kişiler (herhangi bir gerçek veya tüzel kişi ya da herhangi bir grup veya hizmetleri temin edenler, üreticiler veya imalatçıları temsil eden bir organ, tacir veya tüketiciler) başvurunun yayınından sonra, KHK m.7’ye göre, markanın tescil için yeterli nitelikleri taşımadığına ilişkin yazılı görüşlerini TPE’ye sunabilirler.

Tescil: İtiraz edilmemiş ise veya yapılan itiraz kesin olarak reddedilmiş ise marka tescil edilir, marka sahibine bir “Marka Tescil Belgesi” verilir; Resmi Marka Gazetesinde yayınlanır. Marka sicili alenidir.

Marka Tescilinin Sonuçları
Tescil, marka sahibine hem hak sağlar, hem de yükümlülük getirir:
1. Tescil edilen marka sahibine tekel hakkı sağlar (KHK m.9-13). Yani artık o markayı ancak marka sahibi ve/veya onun izniyle bir başkası kullanabilir

2. Tescilli marka sahibi, markasını kullanmakla yükümlüdür. Tescilden itibaren beş yıl içerisinde, haklı bir neden olmaksızın markanın kullanılmaması veya bu kullanıma beş yıl kesintisiz ara verilmesi hâlinde marka iptal edilir.

Marka ile İlgili Hukuki İşlemler
Marka bir takım hukuki işlemlere konu edilebilir. Satılabilir, devredilebilir, haczedilebilir, lisans sözleşmesine konu yapılabilir, rehnedilebilir, miras yoluyla geçebilir.

Lisans sözleşmesi: Marka sahibinin (lisans veren) markayı kullanma hakkını bir bedel karşılığı lisans alana verdiği sözleşmedir.

İnhisar, tekel; inhisari; tekelci; gayri inhisari, tekelci olmayan demektir.

Tescilli Markaya Tecavüz ve Markanın Korunması
Tescilli markaya tecavüz sayılan haller KHK m.61’de gösterilmiş olup, bu tecavüzlere karşı hukuki ve cezai yaptırımlar öngörülmüştür.

Özel Hukuki Koruma
Tescilli bir markaya tecavüz halinde marka sahibinin açabileceği hukuk davaları ve yöneltebileceği talepler KHK m.62’de sayılmıştır:
1. Tecavüzün Şillerinin durdurulması (men),
2. Eski halin iadesi (tecavüz öncesi durumun sağlanması),
3. Maddi ve gerekirse manevi tazminat,
4. Marka hakkına tecavüz dolayısı ile üretimi veya kullanımı cezayı gerektiren eşya ile bu eşyayı üretmeye yarayan araç, makine vb. el konulması,
5. El konulan ürünler üzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınması,
6. Tecavüzün devamını önlemek üzere tedbirler alınması (el konulan ürün ve eşyalar üzerinden markanın silinmesi veya tecavüzün önlenmesi açısından kaçınılmaz ise imhası),
7. Mahkeme kararını kamuya ilânı ve ilgililere tebliğ edilmesi,
8. Şillerin tecavüz olup olmadığının tepiti,
9. Anılan talepleri içeren dava ile birlikte veya davadan önce ihtiyati tedbire karar verilmesi de istenebilir.

Genel (Haksız Rekabet Davaları ile) Koruma
Markalara yönelik koruma bazen KHK’ye göre değil de TTK’daki haksız rekabet hükümlerine dayanarak sağlanabilir.

Cezai Yaptırımlar
KHK m.61/A’da suç oluşturan Şiller ile cezaları hükme bağlanmıştır.

Markanın Hükümsüzlüğü
Hükümsüzlük hâlleri şunlardır:
1. 7’nci maddede sayılan haller. (Ancak, 7nci maddenin (ı) bendinde belirtilen tanınmış markalarla ilgili davanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
2. 8 inci maddede sayılan haller. (Ancak, 8 inci maddenin son fıkrası çerçevesinde açılan davada önceki hak sahibi koruma süresinin bitiminden itibaren 2 yıl içerisinde markasını kullanmamışsa bu bir hükümsüzlük nedeni sayılmaz.)
3. 14 üncü maddeye aykırılık. (Ancak, 5 yılın dolması ile davanın açıldığı tarih arasında ciddi biçimde kullanma hükümsüzlük nedeni sayılmaz.
4. Marka sahibinin davranışları nedeniyle, marka mal ve hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmiş ise,
5. Hak sahibi veya yetkili kıldığı kişi tarafından kullanım sonucunda tescil edildiği mal ve hizmetlerin niteliği, kalitesi, üretim yeri ve coğrafi kaynağı konusunda halkta yanlış anlama ihtimali var ise,
6. 59 uncu maddeye aykırı kullanım.

Hükümsüzlüğün geriye dönük etkisi, aşağıdaki durumları etkilemez:
1. Markanın hükümsüz sayılmasından önce, bir markaya tecavüz sebebiyle verilen hukuken kesinleşmiş ve uygulanmış kararlar,
2. Markanın hükümsüzlüğüne karar verilmeden önce, yapılmış ve uygulanmış sözleşmeler.

Marka Hakkının Sona Ermesi
Marka hakkı iki nedenle sona erer (KHK m.45): Koruma süresinin dolması ve süresinde yenileme yapılmaması veya marka sahibinin hakkından yazılı olarak vazgeçmesi.

HAKSIZ REKABET
Serbest ve dürüst işleyen bir rekabet ortamı, daha kaliteli ve daha ucuza mal ve hizmet üretimini teşvik eder, işletmelerin verimini de artırır. Hem tüketiciler, hem işletmeler ve hem de devlet açısından yararları olan serbest rekabet düzeninin kurulması ve devamı için, birçok ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de yasal düzenlemeler yapılmıştır. Düzenlemelerin iki temel amacı vardır: İlki, işletmelerin rekabet haklarını kötüye kullanmalarını (haksız rekabeti) önlemek, ikincisi ise, serbest rekabet piyasasının bozulmasını ve tekelleşmeyi önlemektir. Bu iki amacı gerçekleştirmeye yönelik hukuk kuralları, “Rekabet Hukuku” ya da “Geniş Anlamda Haksız Rekabet Hukuku” üst başlığı altında ele alınabilir. Ülkemizde, Rekabet Hukuku mevzuatı içerisinde dört yasal düzenleme yürürlüktedir. 1. Tekelleşmeyi ve piyasadaki hâkim durumun kötüye kullanılmasını önlemek için Anayasa’nın 167’nci maddesine dayanılarak 1994’de çıkarılmış olan 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun. 2. Haksız rekabeti önlemeye yönelik yasalar ve 3577 Sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Kanun). Bizim bu ders kapsamındaki asıl inceleme konumuz, TTK’daki hükümlerdir.

Haksız Rekabetin Tanımı ve Unsurları
Haksız rekabet, rakipler arasında veya tedarik edenler ile müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı diğer şekillerdeki davranışlar ile ticari uygulamalardır.

Haksız rekabetten söz edebilmek için gerekli unsurlar:
1. Rakipler arasında veya tedarik edenler ile müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen davranış veya ticari uygulama söz konusu olmalıdır.
2. Davranış veya uygulama, dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmalıdır. Aldatıcı hareket, dürüstlük kuralına zaten aykırılık taşıyacağı için, bunun ayrıca vurgulanması gereksiz gözükmektedir.
3. Davranış veya uygulama zarara veya en azından zarar tehlikesine yolaçmalıdır.

Dürüstlük Kuralına Aykırı Reklamlar ve Satış Yöntemleri ile Diğer Hukuka Aykırı Davranışlar
1. Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, Fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek
2. Kendisi, ticari işletmesi, işletme işaretleri, malları, iş ürünleri, faaliyetleri, Fiyatları, stokları, satış kampanyalarının biçimi ve iş ilişkileri hakkında gerçek dışı veya yanıltıcı açıklamalarda bulunmak veya aynı yollarla üçüncü kişiyi rekabette öne geçirmek
3. Paye, diploma veya ödül almadığı hâlde bunlara sahipmişçesine hareket ederek müstesna yeteneğe malik bulunduğu zannını uyandırmaya çalışmak veya buna elverişli doğru olmayan meslek adları ve sembolleri kullanmak 4. Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak.
5. Kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, Fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde; başkaları, malları, iş ürünleri veya Fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek.
6. Seçilmiş bazı malları, iş ürünlerini veya faaliyetleri birden çok kere tedarik Fiyatının altında satışa sunmak, bu sunumları reklamlarında özellikle vurgulamak ve bu şekilde müşterilerini, kendisinin veya rakiplerinin yeteneği hakkında yanıltmak.
7. Müşteriyi ek edimlerle sunumun gerçek değeri hakkında yanıltmak
8. Müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak
9. Malların, iş ürünlerinin veya faaliyetlerin özelliklerini, miktarını, kullanım amaçlarını, yararlarını veya tehlikelerini gizlemek ve bu şekilde müşteriyi yanıltmak
10. Taksitle satım sözleşmelerine veya buna benzer hukuki işlemlere ilişkin kamuya yapılan ilânlarda unvanını açıkça belirtmemek, peşin veya toplam satı ş Fiyatını veya taksitle satımdan kaynaklanan ek maliyeti Türk Lirası ve yıllık oranlar üzerinden belirtmemek.
11. Tüketici kredilerine ilişkin kamuya yapılan ilânlarda unvanını açıkça belirtmemek veya kredilerin net tutarlarına, toplam giderlerine, efektif yıllık faizlerine ilişkin açık beyanlarda bulunmamak.
12. İşletmesine ilişkin faaliyetleri çerçevesinde, taksitle satım veya tüketici kredisi sözleşmeleri sunan veya akdeden ve bu bağlamda sözleşmenin konusu, Fiyatı, ödeme şartları, sözleşme süresi, müşterinin cayma veya fesih hakkı na veya kalan borcu vadeden önce ödeme hakkına ilişkin eksik veya yanlış bilgiler içeren sözleşme formülleri kullanmak.

Sözleşmeyi İhlale veya Sona Erdirmeye Yöneltmek
Kanunda, bu ikinci kategoriye giren örnek olarak özellikle gösterilen dört hâl mevcuttur:
1. Müşterilerle kendisinin bizzat sözleşme yapabilmesi için, onları başkalarıyla yapmış oldukları sözleşmelere aykırı davranmaya yöneltmek,
2. Üçüncü kişilerin işçilerine, vekillerine ve diğer yardımcı kişilerine, haketmedikleri ve onları işlerinin ifasında yükümlülüklerine aykırı davranmaya yöneltebilecek yararlar sağlayarak veya önererek kendisine veya başkalarına çıkar sağlamaya çalışmak,
3. İşçileri, vekilleri veya diğer yardımcı kişileri, işverenlerinin veya müvekkillerinin üretim ve iş sırlarını ifşa etmeye veya ele geçirmeye yöneltmek,
4. Onunla kendisinin bu tür bir sözleşme yapabilmesi için, taksitle satış, peşin satış veya tüketici kredisi sözleşmesi yapmış olan alıcının veya kredi alan kişinin, bu sözleşmeden caymasına veya peşin satış sözleşmesi yapmış olan alıcının bu sözleşmeyi feshetmesine yöneltmek.

Başkalarının İş Ürünlerinden Yetkisiz Yararlanmak
Bu üçüncü kategoriye giren örnek olarak özellikle gösterilen üç hâl mevcuttur:
1. Kendisine emanet edilmiş teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden yetkisiz yararlanmak,
2. Üçüncü kişilere ait teklif, hesap veya plan gibi bir iş ürününden, bunların kendisine yetkisiz olarak tevdi edilmiş veya sağlanmış olduğunun bilinmesi gerektiği hâlde yararlanmak,
3. Kendisinin uygun bir katkısı olmaksızın başkasına ait pazarlanmaya hazır çalışma ürünlerini teknik çoğaltma yöntemleriyle devralıp onlardan yararlanmak.

Üretim ve İş Sırlarını Hukuka Aykırı Olarak İfşa Etmek
Dördüncü sıradaki bu kategoriye, özellikle, gizlice ve izinsiz olarak ele geçirilen veya başkaca hukuka aykırı bir şekilde öğrenilen bilgilerin ve üretenin iş sırlarının değerlendirilmesi veya başkalarına bildirilmesi şeklindeki dürüstlüğe aykırı davranış örnek verilmiştir.

İş Şartlarına Uymamak
Beşinci sıradaki bu kategoriye, özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymayanların dürüstlüğe aykırı davranmış olması örnek verilmiştir.

Dürüstlük Kuralına Aykırı İşlem Şartları Kullanmak
Son kategoride örnek olarak özellikle yanıltıcı bir şekilde diğer taraf aleyhine;
1. Doğrudan veya yorum yoluyla uygulanacak kanuni düzenlemeden önemli ölçüde ayrılan veya
2. Sözleşmenin niteliğine önemli ölçüde aykırı haklar ve borçlar dağılımını öngören, önceden yazılmış genel işlem şartlarını kullananların dürüstlüğe aykırı davranmış olacağı belirtilmiştir.

Haksız Rekabetin Yaptırımları
Kanun, haksız rekabetin neden olacağı sorumluluğu hukuki ve ayrıca cezai yaptırımlara bağlamıştır.

1-Hukuki Yaptırımlar
Açılabilecek davalar ve ileri sürülebilecek talepler şunlardır:
1. Haksız rekabetin tespiti,
2. Haksız rekabetin önlenmesi (devam eden ve tekrar tehlikesi olan Şillerde),
3. Haksız rekabet sonucu olan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış veya yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bu beyanların düzeltilmesi ve tecavüzün önlenmesi için kaçınılmaz ise, haksız rekabetin işlenmesinde etkili olan araçların ve malların imhası
4. Zarar varsa tazminat (maddi tazminat olarak mahkeme, failin tecavüz sonucunda elde etmesi mümkün görülen menfaat karşılığına hükmedebilir
5. TBK m.58’deki şartlar varsa manevi tazminat.

Davacı Sıfatı
Haksız rekabete ilişkin TTK hükümleri yalnızca rakipleri değil, kamu yararını da bir ölçüde korumaya amaçladığı için, davacılar çevresi genişletilmiş; zarar gören rakip yanında müşteriler ile mesleki ve ekonomik örgütler ve birliklere de dava açma yetkisi tanınmıştır.

Zarar Gören/Görme Tehlikesi Olan Kişi
Haksız rekabetten dolayı müşterileri, mesleki itibarı, kredisi, ticari işletmesi veya diğer ekonomik çıkarları zarar gören veya zarar görme tehlikesine maruz kalan kişi, yukarıda sayılan beş tür davanın tamamını açabilme yetkisine sahiptir.

Müşteriler
Haksız rekabet yüzünden ekonomik çıkarları zarar gören veya zarara uğrama tehlikesi bulunan müşteriler de anılan davaları açabilir. Tazminat davaları Şilen zarar görmüş olmayı gerektirir. Araç ve malların imhasını talep etme yetkisi, müşterilere tanınmamıştır


Mesleki ve Ekonomik Örgüt ve Birlikler
Ticaret ve sanayi odaları, esnaf odaları, dernekler, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik menfaatlerini korumaya yetkili olan diğer mesleki ve ekonomik birlikler ile tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşları (tüketici dernek ve Vakıfarı) ile kamusal nitelikli kurumlar da tazminat davaları dışındaki ilk üç davayı açabilirler.

Davalı Sıfatı
Dava, haksız rekabette bulunan kişiye (faile), haksız rekabet, iş veya hizmetleri sırasında çalışanlarınca işlenmiş ise onları çalıştırana, ayrıca haksız rekabet basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşlarınca gerçekleştirilmişse, kanunda sıra ile sayılan yetkililere karşı açılabilir

Hükmün Üçüncü Kişilere Karşı İcrası
Usul Hukukunun genel kuralı uyarınca, etkisi itibariyle bir hüküm, ancak Taraflar hakkında icra edilebilir. Bu kuralın istisnalarından birisi de haksız rekabet davalarında ortaya çıkmaktadır.

Zamanaşımı
Haksız rekabette zamanaşımı süresi, dava hakkının doğduğunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve herhalde doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Cezai Yaptırımlar
TTK m.62/1, dört bent halinde cezayı gerektiren haksız rekabet Şillerini saymıştır. Bu hâllerde, TTK m.56 uyarınca hukuk davası açmaya yetkili olanlardan birisinin şikayeti üzerine dava açılmakta ve maddede öngörülen hapis veya adli para cezası verilmektedir.
TACİR SIFATININ KAZANILMASI:
a)gerçek kişilerde
b)tüzel kişilerde
c)donatma iştirakinde olmak üzere 3 grupta düzenlenmiştir

KÜÇÜK VE KISITLILARDA TACİR SIFATI:
a)veli veya vasileri tarafından işletiliyorsa tacir sıfatı küçük ve kısıtlıya ait olur,ancak yasal temsilci ceza hükümleri açısından tacir gibi sorumlu olur

TİCARİ İŞLETME OLMAKSIZIN TACİR SIFATININ KAZANILMASI:
a)TTK m.14/2 uyarınca bir ticari işletmeyi kurup açtığı sirküler gazete,radyo ve ilanla halka bildirerek ticaret siciline kayıt ettirerek ilan ettirmiş kimse tacir sayılır(fiilen olmasa bile)

ADİ ORTAKLIK:İki veya daha çok kimsenin ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını birleştirmeleri

VASİ:Kanunun öngördüğü durumlarda küçüklük ve kısıtlılık nedeniyle bu tür kişilerin yararlarını korumak üzere sulh hakimi tarafından atanan yasal temsilcidir

TACİR GİBİ SORUMLU OLMA:
A)bir ticari işletme açmış gibi ister kendi adına ister adi bir ortaklık adına ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir ortaklık adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse 3.kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur(TTK M.14/3)

TÜZEL KİŞİLERDE TACİR SIFATI: 3 gruba ayrılır:
1)ticaret ortaklıkları:kollektif,adi ve sermayesi paylara bölünmüş komandit,anonim ve limited ortaklıklar

2)dernekler:kural olarak dernekler tacir sayılmazlar bir derneğin tacir sayılması için biri olumlu biri olumsuz iki koşul gerekir

3)kendi kuruluş kanunları uyarınca özel hukuk kuralları çerçevesinde yönetilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişileri tarafından kurulan teşekkül müesseseler :
Devlet, il, belediye ve köy gibi müesseseler ancak kendi kuruluş kanunları ve özel hukuk hükümlerine göre tacir sayılırlar

DONATMA İŞTİRAKI:birden çok kişinin elbirliği mülkiyeti halinde sahip oldukları bir gemiyi aralarında yapmış oldukları sözleşme gereğince hepsi nam ve hesabına deniz ticaretinde kullanılmasıdır

TACİR SIFATININ UNSURLARI:
1)ticaret unvanı seçmek ve kullanmak
2)iflasa tabi olmak
3)ticari defter tutmak
4)ticaret siciline kayıt olmak
5)sanayi odalarına kayıt olmak
6)basiretli iş adamı gibi hareket etmek
7)ücret ve faizi isteme
8)fatura ve teyit mektubu

TEMERRÜT:Borçlunun borcunu ödemekte veya alacaklının alacağını almakta gecikmesidir

FATURA:
a)faturaya itiraz süresi alındığı anda başlar
b)itirazın yazılı bir şekilde 8 gün içinde yapılması gerekir

İHTAR VE İHBARLARDA YAZILI ŞEKİL:
a)tacirler arasında ihbar ve ihtarın geçerli olması için noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü mektupla yahut telgrafla yapılması şarttır

TRAMPA:Malın para karşılığında değil de başka bir mal karşılığında devrini amaçlayan bir borçlanma sözleşmesidir
ADİ SATIM VE TRAMPALARLA İLGİLİ HÜKÜMLER
1)kısım kısım icra edilen satışlar
2)alıcının alacaklı sıfatı ile temerrüdü
3)ayıpla ilgili süreler
Ünite 3
TİCARİ DEFTERLER

Defterlerin Yararı ve Hukuki Önemi
Tacir, ticari işletmesinin ekonomik ve mali durumunu, borç-alacak ilişkilerini ve her iş yılı içinde elde edilen sonuçları belirlemek amacıyla defter tutmak zorundadır. Defterler, tacirin ticari işlemleri ile malvarlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve başta 88 inci madde gelmek üzere Ticaret Kanunu hükümlerine göre, açıkça görülebilir ve üçüncü kişi uzmanlara, makul sürede Şkir verebilir şekilde tutulmalıdır.

Tacirin defter tutması öncelikle kendi yararınadır. Tacir, düzgün şekilde tutacağı defterler aracılığı ile işletmesinin gerçek durumunu anlamak, işlerinin gelişimini izlemek ve geçmişte yapmış olduğu işlemleri saptamak imkânı bulur. Tüzel kişi tacirlerin ortakları ve yöneticileri bakımından da defterler büyük öneme sahiptir. Şirket tarafından tutulan defterler ve bu defterlere uygun şekilde çıkarılan hesaplar ile bilanço, ortakların şirketin gerçek durumunu, kâr mı yoksa zarar mı ettiğini anlamaları na ve kâr dağıtımı esaslarını belirlemelerine yarar. Bunların incelenmesinden sonra, şayet şirketin mali durumu bozulmuş ise düzeltilmesi için gerekli tedbirlerin alınması yoluna gidilmesi gerekir.

Tacirlerin defter tutması devlet açısından da çok önemlidir. Defterler, vergi yükümlüsünün ve özellikle vergi matrahının tam ve doğru şekilde saptanabilmesine hizmet eder.

Üçüncü kişiler ve alacaklılar açısından da defterler önem taşır. Alacağın varlığı ve miktarı yönünden defterler, sahibi (tacir) lehine ve aleyhine delil olabilmektedir.

1. Medeni usul hukuku ve ticaret hukuku açısından, defterler mahkemede delil olarak kullanılabilir,
2. Vergi hukuku açısından, vergi yükümlüsü ve matrahının saptanabilmesinde defterler büyük önem taşır,
3. İcra-İflâs hukuku açısından bir tacirin İflâs etmesi durumunda hileli veya taksiratlı İflâs durumu araştırılırken bakılacak temel belgelerden birisi ticari defterlerdir.

Ticari defterlerin muhasebe bakımından taşıdıkları önemi ve defterlerin içeriklerini ayrıntılı olarak muhasebe kitaplarınızdan okuyabilirsiniz.



Defter Tutmakla Yükümlü Olanlar ve Tutuluş İlkeleri
Öncelikle tacirler defter tutmakla yükümlüdür. Birden çok işletmesi bulunan tacirin, her bir işletme için ayrı defter tutması gerekmektedir. Buraya, tacir sayılanlar ile tacir gibi sorumlu olanları eklemek gerekir. Tacir hükümlerine tabi tutulan donatma iştiraki de defter tutma yükümlüsüdür. Eğer bir ticari işletme adi şirket aracılığı ile işletiliyorsa adi şirketin tüzel kişiliği bulunmadığı için, defter tutma yükümü adi şirketin ortaklarına aittir.

Defterler ve gerekli diğer kayıtlar, Türkçe tutulur. Kısaltma, harf ve rakamlar kullanılmış ise bunların anlamları açıkça belirtilir. Kayıtların tam, doğru, zamanında ve düzenli tutulması gerekir. Bir yazı veya kayıt ancak önceki içeriği de belirlenebilecek şekilde olmak şartı ile çizilebilir ve değiştirilebilir. Ne zaman yapıldığı anlaşılmayan değiştirmeler yasaktır. Defterler ve diğer kayıtlar, ilgili belgelerin dosyalanması yoluyla veya veri taşıyıcıları aracılığı ile tutulabilir; yeter ki bu yöntemler, Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun olsun. Saklama süresinde ulaşılması ve her zaman kolayca okunabilmesi mümkün kılınmak şartı ile defter ve diğer kayıtlar, elektronik ortamda da tutulabilir.

Yükümlülüğe Aykırılığın Yaptırımları
TTK Açısından
Hüküm uyarınca, defterleri hiç veya gerektiği şekilde tutmamak, gerekli onayları yaptırmamak, hileli envanter çıkarmak, belgelerin kopyasını sağlamamak ve belgeleri ibraz edememek, dörtbin T idari para cezası gerektirmektedir. (4000 T idari para cezası)

İİK Açısından
İflâs eden bir tacir, defterlerini hiç veya kanuna uygun tutmamış ise, taksiratlı müflis sayılmakta ve cezalandırılmaktadır.

Konkordato: Bir borçlunun borçlarını, alacaklılar tarafından kabul edilmiş ve resmi bir makam tarafından onaylanmış plan çerçevesinde ödemesini sağlayan hukuki imkândır.

HMK Açısından
Defterlerin sahipleri lehine delil oluşturabilmesi için gerekli şartlar arasında da, defterlerin kanuna uygun tutulmuş olması ve içeriklerinin çelişkili bulunmaması da yer alır.

Ticari Defterlerin Türleri
TTK, eTK’da tutulması zorunlu defterler yönünden yapılmış olan, ismen belirli olan (onaya tabi) /ismen belirsiz olan (işletmenin nitelik ve önemi gereği tutulacak, beyana tabi) defter ayrımını kaldırmış ayrıca gerçek kişi tacirin, işletmesinin durumuna göre, yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteri yerine sadece işletme defteri ile yetinme kolaylığına da olanak tanımamıştır. Asıl önemli olan zorunlu defterler olduğu için, aşağıda yalnızca bu gruba giren defterlere değinilecektir. Zorunlu defterler de iki gruba ayrılır:

a-TTK Uyarınca Tutulacak Defterler
TTK tarafından sayılmış olan defterler, yevmiye (günlük) defter, defteri kebir (büyük defter), envanter defteri, pay defteri, yönetim kurulu karar defteri ve genel kurul toplantı ve müzakere defteridir.


Ticari defterlerin Fiziki ortamda tutulması hâlinde, kullanılmaya başlanmadan önce açılış onayları, noter tarafından yapılır. Bu defterlerin izleyen faaliyet dönemlerindeki açılış onayları, defterlerin kullanılacağı faaliyet döneminin ilk ayından önceki ayın sonuna kadar notere yaptırılır. Pay defteri ile genel kurul toplantı ve müzakere defteri yeterli yaprakları bulunmak kaydıyla izleyen faaliyet dönemlerinde de açılış onayı yaptırılmaksızın kullanılmaya devam edilebilir. Yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanış onayı, izleyen faaliyet döneminin üçüncü ayının sonuna kadar notere yaptırılır.

Ticari defterlerin elektronik ortamda tutulması hâlinde bu defterlerin açılışlarında ve yevmiye defteri ile yönetim kurulu karar defterinin kapanışında noter onayı aranmaz.

Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.



b-VUK Uyarınca Tutulacak Defterler
TTK m. 64/5 uyarınca, bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanun’un 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır.

Ticari Defter ve Belgelerin Saklanması
Tacir, ticari defterlerini, envanterleri, Finansal tablo, bilanço ve faaliyet raporlarını, aldığı mektupları (bir ticari işe ait yazışmaları), gönderdiği mektup suretlerini, kayıtlara esas olan belgeleri, sınışandırılmış şekilde saklamakla yükümlüdür. Tacir, işletmesi ile ilgili olarak
gönderilmiş olan her tür belgenin fotokopi, karbonlu kopya, mikroŞş, bilgisayar kaydı veya benzer şekilde bir kopyasını, yazılı, görsel veya elektronik ortamda saklamakla yükümlüdür. Saklama süresi, eTK’da olduğu gibi, yine 10 yıl olup sürenin başlangıcı da kanunda belirtilmiştir.

Saklanması gereken defter ve belgeler, saklama süresi içinde, yangın, deprem, su baskını gibi bir afet veya hırsızlıktan dolayı zayi olursa, tacirin (ölmüşse mirasçılarının), durumu öğrendikten itibaren on beş gün içerisinde işletmenin olduğu yerdeki mahkemeye başvurarak zayi belgesi alması gerekir.


Karine: Bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun (sonucun) çıkarılmasıdır.

Ticari Defterlerin Delil Niteliği
Yeni TTK, defterlerin delil olma şartlarına dair hüküm içermemekte; sadece, ticari uyuşmazlıklarda mahkemenin resen veya Taraflardan birinin talebi üzerine, defterlerin ibrazına karar verebileceğini öngörmektedir. HMK m.222’nin gerekçesine paralel biçimde açıklamalar yapan, usul hukuku öğretisinde bazı yazarlar, senetle ispat zorunluluğunun uygulandığı hukukumuzda, defterle ispatın bu katılığı yumuşattığını ve geniş uygulama alanı bulduğunu belirterek senetle ispata dair usul hükümleri muhafaza edilirken, defterle ispat hükümlerinin kaldırılmasının önemli bir boşluk yaratacağını ifade etmekte ve defterlerle ispatın HMK’da muhafaza edilmesini yerinde bulmaktadır.

a-Sahibi Aleyhine Delil Olma
1. Bir davada ispat yükü kendisine düşen tarafın, iddiasını ispatlamak üzere, diğer tarafın (tacirin) defterlerine dayanması mümkündür.
2. Bir kişinin (örneğin A’nın) iddiasını, yalnızca karşı tarafın (tacir T’nin) defterleri ile ispatlamak istediğini açıklamasından sonra, mahkemenin tacire, defterlerini ibraz etmesi için süre tanıması gerekir.
3. Karşı taraf defterlerini ibraz ederse defterlerin incelenmesinden sonra değişik olasılıklar ortaya çıkabilir:
a) İbraz edilen ve usulüne uygun tutulmuş bulunan defterlerde, ileri sürülen iddia hakkında hiçbir kayıt yer almayabilir.
b) T tarafından ibraz edilen defterlerde, usulüne uygun tutulmuş olsun olmasın, sadece T aleyhine kayıtlar varsa, bu kayıtlar sahibi aleyhine kesin delil sayılır.
c) İbraz edilen defterlerde, sahibinin (T’nin) hem lehine hem aleyhine kayı tlar var ise, örneğin T’nin A’dan borç aldığı ve bir süre sonra da bu borcun ödenmiş olduğu yazılı ise, defterlerin kanuna uygun tutulmuş olup olmamasına göre bakılacaktır.

b-Sahibi Lehine Delil Olma
1. Her iki taraf da tacir (veya defter tutma yükümlüsü) olmalıdır. Gerçi, HMK m.222/1, “ticari davalarda” ticari defterlerin ibrazına karar verilmesinden ve HMK m.222/2’de de, defterlerin “ticari davalarda” delil kabul edilmesinden söz edilmiştir.
2. Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine kaydetmesi gereken ticari bir iş ile ilgili olmalıdır.
3. Tutulması gereken tüm defterler, usulüne uygun tutulmuş olmalı, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış bulunmalıdır
4. Tacirin defterlerindeki kayıtlar birbirlerini teyit etmeli, aralarında çelişki olmamalıdır.
5. Defterlere dayanılarak ispatlanmak istenen iddia, karşı tarafça çürütülememiş olmalıdır

Ticari Defterlerin Teslimi ve İbrazı
Defterler, tacirin ticaret sırlarını ve müşteri bilgilerini içerdiği için, her zaman ve herkesin incelemesine açık bulundurulmaları mümkün değildir. Bu nedenle, belirli koşul ve durumlarda defterlerin teslimi ve ibrazı söz konusu olabilmektedir.

Teslim Defterlerin her tarafının incelenmesi veya bilirkişilere inceletilmesi için mahkemeye sunulmasıdır


İbraz
İbraz edilen defterlerin her tarafı incelenemez; yalnızca davayla ilgili kısımlarının onaylı örneği alınarak incelenmeye açılır.

TACİR YARDIMCILARI
Tacir yardımcıları iki ana gruba ayrılır:

1-Bağımlı Yardımcılar
Eğer bir yardımcı tacirin emri, gözetimi ve denetimi altında ve özellikle tacirin işyerinde çalışıyorsa bağımlıdır.

2-Bağımsız Yardımcılar
Çoğunlukla tacirin işletmesinden ayrı olarak tacir yardımcısının da ayrı işletmesi vardır. Tacirin emri, denetimi ve gözetimi altında çalışmak söz konusu değildir.

Bağımlı yardımcılar grubunda taciri temsile yetkili olmayanlara örnek olarak, bir oteldeki temizlikçiyi, bahçıvanı, çamaşırcıyı, restorandaki aşçıyı gösterebiliriz. Temsile yetkili olanlar ise ticari temsilci, ticari vekil ve pazarlamacı olarak üçe ayrılır.

Bağımsız yardımcılar grubundaki acente, taciri temsil etmeye yetkilidir.

Ticari Temsilci
Tanımı ve Öngörülüş Amacı
Ticari işletme sahibi tarafından, işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında kendisini temsil etmek (vekâleten imza atmak) üzere açık veya örtülü olarak yetki verilen tacir yardımcısıdır. Tacirin adeta bir diğer kendisi (alter ego’su) olarak adlandırılır.


Atanması:
Ticari temsilci atama yetkisi, işletmeyi işleten kişiye (tacire) aittir. İşletme sahibi gerçek kişi ise onun tarafından, velayet altında ise velisi tarafından atanır fakat vesayet altında ise, TMK hükümleri uyarınca yapamayacağı işlemlerden hareketle, vasinin temsilci atayamayacağı kabul edilir. İşletme bir tüzel kişiye ait ise, ticari temsilci yetkili organca atanır.

Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırları
Ticari temsilci, işletmenin gayesine dâhil olan her türlü işlemi kural olarak yapma yetkisine sahiptir.

Kanunda Belirtilen Sınırlamalar
Temsilci, işletmenin amacı dışına çıkıp başka işler yapamaz.

Tacirin İradesinden Doğan Sınırlamalar
Tacir dilerse temsilcinin yetkisine iki yönden sınırlama yapabilir; Herkese ileri sürülebilen bu sınırlamalar, şube ve birlikte imza sınırlamasıdır.

Yardımcılık Niteliğinden Doğan Sınırlamalar
Örneğin, işletmeyi devretme, tacirin işâsını isteme, işletmeye ortak alma, tacir bir ticaret şirketi ise şirketin feshini isteme, işletmeyi rehnetme, başka bir ticari temsilci atama gibi.

Temsil Yetkisinin Sona Erme Nedenleri
Ticari temsilcilerin ve ticari vekillerin yetkilerinin sona ermesini düzenlemiştir:
1. Azil ve istifa,
2. Temsilcinin ölümü ve temyiz kudretinin kaybı,
3. İşletmenin devir ve Tasfiyesi,
4. İşletme sahibinin tüzel kişiliğinin sona ermesi,
5. Tacirin işâsı, sona erme nedeni olması kararlaştırılmış ise ölümü veya Fiil ehliyetini kaybetmesi.
Temsilciye yetki verildiği tescil edilmemiş olsa bile, yetkisi sona erdiğinde, bunun tescil ve ilanı zorunludur.

Ticari Vekil
Ticari vekil, ticari işletme sahibi tarafından, kendisine ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin, işletmesini yönetmek veya bazı işlerini yürütmek için yetkili kılınan kişidir.

Atanması
Tacir veya ticari temsilci tarafından atanır. Atanması şekle bağlı değildir; açık veya örtülü şekilde olabilir. Ticari vekil ancak bir ticari işletmeye atanabilir; başka bir işletmeye atanmış ise, TBK anlamında adi temsil söz konusu olur.

Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırlandırılması
Ticari vekilin temsil yetkisi, ticari temsilciye oranla daha dardır. Tacir adına borçlanamaz, çek, bono, poliçe imzalayamaz, taciri mahkemede temsil edemez.

Özel ticari vekilin yetkisinin kapsamı ise, görevlendirildikleri iş ve alanlara göre belirlenir. Toptan, yarı toptan veya perakende satış işleriyle uğraşan ticari işletmelerin çalışanları, kural olarak o mağazanın alışılmış bütün işlemlerini yapmaya, bu işlemlerle ilgili borçların ifasına veya hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesine yönelik olarak ihtar, ihbar ve beyanlarda bulunmaya ve bu tür beyanları (ayıp ihbarı gibi) kabul etmeye yetkilidirler. Ayrıca, yetkili oldukları işlerde fatura düzenleyebilir ve imzalayabilirler.

Yetkisinin Sona Ermesi
Sona erme nedenleri yönünden, ticari temsilciye de uygulanan TBK m.554 geçerlidir.

Pazarlamacı
Pazarlamacı, sürekli olarak, ticari işletme sahibi işvereni temsilen, işletme dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işleri yapmayı, belirli bir ücret karşılığında üstlenen kişidir.


Pazarlamacı ile tacir arasındaki ilişki devamlı niteliktedir. Tek bir sözleşmenin yapılması için atanan kişi, pazarlamacı sayılamaz. Süreklilik unsuru, pazarlamacıyı, TBK m.520’de düzenlenen simsardan da ayırır.

Atanması
Pazarlamacı, tacir/işveren ile yapacağı “Pazarlamacılık Sözleşmesi” uyarınca yetki kazanır.

Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırlandırılması
Pazarlamacı, aksine yazılı anlaşma olmadıkça, sadece işlemlere aracılık konusunda yetkilidir. İşlem yapmaya yazılı olarak yetkilendirildiği hâllerde, bu yetki, işlemin gerçekleştirilmesi için gereken bütün olağan işlemleri ve Şilleri de kapsar. Özel yetki verilmedikçe, müşterilerden tahsilat yapamaz ve ödeme günlerini değiştiremez.

Yükümlülük ve Hakları
Pazarlamacının, tacirin talimatlarına uygun davranma, pazarlama faaliyetleri ile ilgili düzenli ve ayrıntılı bilgi verme, müşteri siparişlerini tacire derhal iletme ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirme yükümlülüklerini düzenlemiştir. Müşterilerin ödeme yapmaması veya diğer yükümlerini ifa etmemesi hâlinde pazarlamacının sorumlu olacağına veya masraşarı karşılayacağına dair sözleşme hükümleri kesin olarak hükümsüzdür. Pazarlamacı, kendisine verilen, belirli bir alanda veya belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi kapsamında, aksi öngörülmedikçe, tekel hakkına da sahiptir.

Acente
Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde, sürekli olarak bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.

Türleri ve Uygulanacak Hükümler
İki tür acente vardır: Aracı acente ve sözleşme yapmaya yetkili acente. Acentenin faaliyet göstereceği belirli yer ve bölge içerisinde kendisine özgülenmiş işlem yapma veya faaliyette bulunma yetkisine tekel hakkı diyoruz.

Acentelik Hükümlerine Tabi Kişiler
1. Yerli veya yabancı bir tacir hesabına, fakat kendi adına sözleşme yapmaya sürekli olarak yetkilendirilmiş olanlar (bu kişiler aslında komisyoncu niteliğinde olmalarına rağmen, süreklilikten dolayı acente hükümlerine bağlanmışlardır),
2. TC. içerisinde merkez ya da şubesi olmayan yabancı tacirler ad ve hesabına Türkiye’de işlem yapanlar.

Acentelik Sözleşmesinin Unsurları
1. Acente tacirin bağımsız bir yardımcısıdır. Tacirin denetimi, gözetimi, emri altında değildir. Tacire değil kendisine ait işletmesi vardır. İşletmesi genellikle bir ticari işletme olacağından aynı zamanda tacirdir.
2. Tacirin işletmesine ilişkin sözleşmelerde acente ya aracılık yapar veya doğrudan doğruya tacir adına sözleşme yapar. Tacir için göstereceği faaliyet aracılık değil de başka bir faaliyet ise acente değildir. Örneğin, ilaç tanıtımı ile sınırlı olarak görev yapan elemanlar.
3. Acentelik süreklidir. Acente, tek bir sözleşme için veya sayısı önceden belli olan bir veya birkaç sözleşme için faaliyet göstermez.
4. Acentelik, süreklilik unsuruna bağlı olarak, meslek edinilmiş de olmalıdır. Arızi olarak aracılık faaliyeti acentelik olmaz; devamlı olarak o iş ile uğraşılıyor olması gerekir.

Acenteliğin Benzer Sözleşmelerden Ayırdedilmesi
Acenteliğin, simsarlık, komisyon, tek satıcılık, franchising sözleşmeleri ile benzerlikleri yanında farkları da vardır.

Simsarlık
Simsar- tacir ilişkisi sürekli değildir ve simsarın birden çok tacirle ilişkisi vardır. Acentelikte ise tacir ile ilişki sürekli nitelik arzetmektedir. Ayrıca simsar, aracılık ettiği sözleşmenin akdedilmesi konusunda çoğunluk Şkrine göre, bir yükümlülük altında değildir. Oysa acente, aracılık yapmak konusunda bir yükümlülük altına girmiştir.

Komisyonculuk
Komisyonculuk da simsarlık gibi, tacir ile sürekli olmayan, geçici bir ilişki yaratır.

Tek Satıcılık
1. Tek satıcı satacağı malları tacirden alır; müşterilerine kendi ad ve hesabına satar. Onun kârı alış ve satış Fiyatı arasındaki farktır. Oysa acente kendi adı ve hesabına işlem yapmaz; ya aracılık yapar veya tacir adına sözleşme yapar.
2. Tekel hakkı tek satıcılık sözleşmesinin zorunlu bir unsurudur. Oysa acentelikte tekel hakkı zorunlu bir unsur olmayıp istenirse kaldırılabilir (TTK m.104).
3. Acente yaptığı iş karşılığında belli bir ücret alır ve ücret yaptığı işe göre hesaplanır. Bu ücreti doğrudan doğruya tacirden alır. Tek satıcı tacirden ücret almaz. Tacirden aldığı malı satar; alış ve satış Fiyatı arasındaki fark kârıdır.
4. Acentenin hareket kabiliyeti, bağımsızlığı tek satıcıya oranla biraz daha kısıtlıdır. Tacirin, sınırlı da olsa belli konularda acenteye talimat verme yetkisi vardır. Tek satıcı kendi adına mal alıp sattığı için daha bağımsız niteliğe sahiptir.

Franchising
Franchisinde, bir tacir başka bir tacir ile yaptığı sözleşme çerçevesinde o kişiye kendi mal ve hizmetlerinin pazarlanması ve dağıtımı konusunda bir imtiyaz, bir yetki verir.

Son yıllarda ülkemizde de çok uygulanan bir sözleşmedir. Örneğin, Mc. Donalds, Coca Cola, Pizza-Hut, Kentucky Fried Chicken gibi birçok ürün ve işletmede bu sözleşmeye başvurulmakta, hatta bazı yerli ürünlerin ve markaların da bu yolla yurt dışına pazarlandığı görülmektedir.

Franchising, atipik bir sözleşme niteliğindedir. Farklı sözleşmelerin unsurlarını içeren karma bir sözleşmedir. Mal alıp satılması unsuru bakımından satış ve tek satıcılık sözleşmesine benzemektedir, vekâlet ve lisans sözleşmesine ait unsurlar da bulunmaktadır. Acentelikten başlıca farkları şu şekilde belirlenebilir:

1. Franchise alan kendi adına ve hesabına hareket eder. Onun geliri tek satıcılıkta olduğu gibi alış ile satış Fiyatı arasındaki farktır.
2. Franchise alan, verene bir ücret öder. Çünkü o, verenin markasını, işletme adını, sair tanıtma işaretlerini ve özellikle teknik ve ticari bilgi birikimini kullanmaktadır.
3. Tek satıcılıkta olduğu gibi franchisingte de tekel hakkı tanınması, sözleşmede mutlak zorunlu bir unsurdur. Oysa acentelik sözleşmesinde tekel hakkı kaldırılabilir.
4. Acente, tacirin teknik ve ticari bilgi birikiminden (know-how) yararlanamaz. Oysa franchise alan bundan mutlaka yararlanır.

Acentenin Borçları
1. Acente iş görmeli ve tacirin çıkarlarını gözetmelidir. Acente özellikle, tacir hesabına saklamakta olduğu mallara gelecek hasarlardan sorumludur. Bu sorumluluktan kurtulabilmesi için kusursuz olduğunu ispatlaması gerekir.
2. Tacire bilgi verme yükümü vardır. Piyasa durumu, müşterilerin mali durumu, aldığı beyanlar ve oluşan değişiklikleri tacire zamanında bildirmelidir.
3. Verilen talimatlara uymakla yükümlüdür. Aksi halde bunun sonucuna katlanacaktır. Açık talimat bulunmayan hâllerde acente işi geciktirebilir. Fakat iş acil olup da talimat almaya zaman yetersiz ise veya en yararlı şartlar çerçevesinde hareket etme konusunda yetkilendirilmiş ise, basiretle hareket etmelidir
4. Önleyici tedbirler almakla yükümlüdür. Acente, tacir hesabına teslim aldığı eşyanın taşınma sırasında bir hasara uğradığına dair belirtiler görürse, tacirin dava haklarını güvenceye bağlamak için hasarı tespit ettirmek ve gerekli önlemleri almak, eşyayı korumak, tamamen telef olma tehlikesi varsa TBK m.108 uyarınca mahkeme izniyle sattırmak ve durumu tacire gecikmeksizin bildirmek zorundadır
5. Müvekkiline ait olan paraları zamanında göndermesi gerekir. Aradaki sözleşmeye göre parayı hangi süre içinde vermesi gerekiyorsa o süre içinde vermelidir aksi halde temerrüt faizi, hatta tazminat ödemesi gerekebilir
6. Acentenin belli bir yer ve bölgede kural olarak tekel hakkı vardır. Tekel hakkının karşılığını rekabet etmeme borcu oluşturur. Acente, aynı yer veya bölgede, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, aralarında rekabet ilişkisi bulunan birden çok işletmenin acenteliğini yapamaz

Acentenin Hakları
Ücret İsteme
En önemli hakkıdır. Aracılık etmesi veya tacir adına sözleşme yapması yanında, acente tekel bölgesi içerisinde, tacir tarafından doğrudan yapılan işlemlerden dolayı da ücret isteme hakkını kazanır (TTK m113/1, 2). Bu hak, acentenin yaptığı işlemlerden, tacirin çıkar sağladığı anda ve oranda doğar. Miktarı sözleşmede kararlaştırılabilir. Kararlaştırılmamışsa ticari teamüle, o da yoksa halin gereğine göre o yerdeki ticaret mahkemesince tespit edilirÜcret ne zaman ödenir? Acentenin hak kazandığı ücretin, doğumu tarihinden itibaren en geç üç ay içinde ve her halde acentelik sözleşmesinin sona erdiği tarihte ödenmesi gerekir.

Muacceliyet: Borçlunun edimini yerine getirmekle yükümlü olduğu an demektir.

Olağanüstü Masraşarını İsteme
Yapılan işin niteliğine, değerine, işletmenin türüne göre devamlı şekilde yapılagelen masraşar olağan, devamlı yapılmayanlar olağanüstüdür. Acente, ancak olağanüstü masraşarını isteyebilir.

Faiz Talep Etme
Acente, hak kazandığı ücret, olağanüstü gider ve avanslar nedeniyle TTK m.20’ye göre faiz talep edebilir.

Hapis Hakkı
Acente, tacirden olan alacaklarının tamamı ödeninceye kadar, acentelikten dolayı zilyet olduğu taşınır mal ve kıymetli evrak üzerinde hapis hakkına sahiptir.

Acentenin Temsil Yetkisi ve Kapsamı
Yetkili İse Tacir Adına Sözleşme Yapma
Acente eğer sözleşme yapmaya yetkiliyse tacir adına sözleşme yapabilir. Bu yetkinin yazılı şekilde verilmesi geçerlilik şartıdır. Bunun yanında ticaret siciline tescil ve ilan ettirilmesi de zorunludur.

Müvekkili Adına Beyanlarda Bulunma ve Kabul Etme
Acentenin müvekkili adına bazı beyanlarda bulunma ve tacire yöneltilecek bazı beyanları onu temsilen kabul etme yetkisi vardır

Bedeli ve Malları Teslim Alma Acente, bizzat teslim ettiği mal bedellerini ve bedelini ödediği malları teslim alabilir

Müvekkili Mahkemede Temsil
Bir acente, aracılık yaptığı veya bizzat yaptığı sözleşmeden dolayı tacire karşı açılacak davalarda taciri temsil edebilir veya tacir adına dava açabilir. Yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu hükme aykırı şartlar geçersizdir. Uygulama açısından büyük öneme sahip bu hüküm, müşteri çevresinin çıkarları nı korumak amacıyla konulmuştur. Acente, mahkemede taciri temsil ettiği için, alınan mahkeme kararı acenteye karşı uygulanamaz; sorumluluk tacire aittir.

Acenteliğin Sona Ermesi, Sonuçları ve Zamanaşımı
Sona Erme Nedenleri
1. Belirsiz süreli acentelik sözleşmesi, Taraflardan birisince, üç ay önceden ihbarda bulunularak feshedilebilir
2. Belirli süre için yapılmış acentelik sözleşmesi, sürenin bitiminde Taraflardan birisince sona erdirilebilir.
3. Taraflardan birinin ölümü, işâsı veya kısıtlanması halinde TBK m.513 uygulanır ve işin niteliğinden ya da sözleşmeden aksi anlaşılmadıkça sözleşme sona erer
4. İster belirli bir süre ile yapılmış, ister belirsiz süreli olsun, sözleşme, haklı bir nedene dayanılarak her zaman feshedilebilir.

Sona Ermenin Sonuçları
Belirli Koşullarla Tazminat
1. Sona erme, Taraflardan birinin kusurundan kaynaklanmışsa diğer taraf sözleşmeyi feshetmek zorunda kalması nedeniyle uğradığı zararların tazminini, sözleşmeye aykırılıktan dolayı karşı taraftan isteyebilir.
2. Haklı bir neden olmadan ve üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanması yüzünden diğer tarafın uğradığı zararı tazmine mecburdur.
3. Taraflardan birinin (müvekkilin veya acentenin) İflâs veya ölümü yahut ehliyetini kaybetmesi nedeniyle acentelik sözleşmesi sona ererse işlerin tamamen görülmesi hâlinde acenteye verilmesi gereken ücret miktarına oranla belirlenecek uygun bir tazminat acenteye ya da onun yerine geçenlere verilir.

Denkleştirme İstemi
1. Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra, tacir, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşmenin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa; acente, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak, kendisinin işletmeye kazandırdığı müşterilerle yapılmış veya kısa süre içinde yapılacak işler dolayısıyla ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve somut olayın özellik ve şartları hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilinden uygun bir tazminat isteyebilecektir.
2. sözleşmenin feshinde kusurlu olan acente ise veya müvekkilin feshi haklı kılacak bir eylemi olmaksızın, acente sözleşmeyi feshetmiş ise denkleştirme isteminde bulunulamaz.
4. Bu talepten önceden vazgeçilemez; bu istem hakkının, sözleşmenin sona ermesinden sonra 1 yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekmektedir
5. Denkleştirmeye dair bu hüküm, hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ve benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli ilişkilerin sona ermesinde de uygulanır. Şu hâlde, tek satıcılık, franchising gibi sözleşmelerde de aynı hak gündeme gelebilecektir.

Rekabet Yasağı Anlaşması
1. Anlaşma en çok, ilişkinin bitiminden itibaren 2 yıllık süre için yapılabilir ve yalnızca, acenteye bırakılan bölge, müşteri çevresi ve sözleşmelere ilişkin konuları kapsayabilir. Müvekkilin, rekabet sınırlaması nedeniyle acenteye uygun bir tazminat ödemesi şarttır.
2. Müvekkil, sözleşme ilişkisinin sona ermesine kadar, sınırlamanın uygulanmasından yazılı olarak vazgeçebilir. Bu halde müvekkil, vazgeçme beyanından itibaren 6 ay geçmekle tazminat ödemekten kurtulur.
3. Diğer tarafın kusuruna dayanarak haklı nedenle sözleşmeyi fesheden taraf, fesihten itibaren 1 ay içinde, rekabet sözleşmesi ile bağlı olmadığını diğer tarafa yazılı olarak bildirebilir.
4. TTK m.123’e aykırı şartlar, acente aleyhine olduğu ölçüde geçersizdir (TTK m.123/4). Böylece, hükmün, yarı emredici nitelikte olduğu görülmektedir.

Zamanaşımı
Acentelik sözleşmesinden doğan bütün talepler beş yıllık zamanaşımına tabidir

Simsar
Simsarlık, simsarın Taraflar arasında bir sözleşmenin kurulması olanağının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması durumunda ücrete hak kazandığı sözleşmedir. Simsarlığın unsurları şunlardır:

1. Simsar, bağımsız bir tacir yardımcısıdır. Konumu itibariyle simsarın, kendine ait bağımsız bir işletmesi vardır ve eğer bu işletme, ticari işletme niteliğindeyse, simsar ayrıca tacir sıfatına da sahiptir
2. Simsar, sadece Tarafların bir sözleşme kurmasına aracılık eder, Tarafları biraraya getirir, genellikle sözleşme görüşmelerine de katılır, hatta sözleşme taslağını da hazırlar.
3. Simsarlığın, ücret karşılığında olması gerekir. Aksi takdirde vekâlet hükümleri uygulanır.

Borçları
1. Sözleşmenin kurulmasına aracılık etme
2. Tarafların çıkarlarını koruma: Tarafsızlığını ihlal eden simsar, ücret ve masraf isteme hakkını kaybeder

Hakları
1. Ücret talep etme: Aracılık hizmeti karşılığı ücret almak, simsarın en önemli hakkıdır. Ücret isteme hakkının doğabilmesi için, Taraflar arasında sözleşme yapılması ve geçerli olması gerekir.
2. Kararlaştırılmışsa giderlerini isteme: Simsarlık sözleşmesinde, simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği kararlaştırılmış ise, simsarı n faaliyeti, sözleşmenin kurulması ile sonuçlanmamış olsa bile giderleri ödenir.

Simsarlığın Son Bulması
Azletme, istifa, ölüm, ehliyetin kaybı ve İflâs gibi. Aracılık faaliyetinin tamamlanması da (aracılık edilen sözleşmenin yapılması veya yapılmayacağının kesinleşmesi) ilişkiyi sona erdirir.

Komisyoncu
Komisyoncu, ücret karşılığında, kendi adına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak ve taşınırların alım ve satımını üstlenen kimsedir. Komisyoncu dolaylı temsilci niteliğinde olduğundan, üçüncü kişi ile yaptığı işlemden doğacak hak ve borçları müvekkiline (tacire) devredebilmesi için ikinci bir işleme gerek vardır; Komisyoncu alacakların devri, borçların üstlenilmesi (nakli) hükümlerince hak ve borçları müvekkile devretmelidir. Komisyonculuğun unsurları şunlardır:
1. Komisyoncu kendi adına müvekkili hesabına hareket ettiği için, tacir ile arasında dolaylı temsil ilişkisi vardır. Komisyoncunun üçüncü kişi ile yaptığı işlemden doğan hak ve borçlar komisyoncuya ait olur. Bunların müvekkile devri için kural olarak ikinci bir işleme (alacaklar temlik, borçlar nakil) gerek vardır.
2. Komisyon sözleşmesinin konusu TBK m.532/1’e göre kıymetli evrak ve taşınır eşyadır. Fakat bu sayım komisyon sözleşmesi için sınırlayıcı bir sayım değildir.
3. Komisyoncu ile tacir arasındaki ilişki sürekli değildir; komisyoncu bağımsız tacir olduğu için bu ilişki geçicidir (bir veya birkaç defaya özgü).
4. Komisyon sözleşmesi ücret karşılığında olur; ücretsiz yapılıyorsa o zaman bu sözleşmeye ücretsiz vekâlet sözleşmesi hükümlerini uygularız. Mutlaka ücret söz konusu olmalıdır.

Borçları
1. Müvekkilin talimatlarına uygun hareket etme: Komisyoncu, talimatlara uymak zorundadır. TBK m.535-536, özellikle Fiyat bakımından komisyoncuya talimat vermeyi düzenlemiştir. Bu talimata aykırı davrandığı takdirde sorumlu olur.
2. Müvekkilinin çıkarlarını koruma ve bilgi verme: Komisyoncu müvekkilinin çıkarlarını korumak ve gerektiğinde bilgi vermek durumundadır. Aksi takdirde ücret isteme hakkını kaybedebilir.
3. Hak ve borçları devretme: Tacir (müvekkil) ile komisyoncu arasındaki ilişki dolaylı temsil niteliğinde olduğuna göre, üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerden dolayı üstlendiği hak ve borçları ikinci bir işlemle tacire devretme borcu altındadır.

Hakları
1. Ücret isteme: Komisyoncu ücret isteme hakkına sahiptir. Komisyon genellikle yapılan işin belli bir yüzdesi şeklinde ödenir. Bu ücrete de komisyon denmektedir. Ücret hakkı, işin tamamlanması ile doğar.
2. Masraf ve faiz isteme: TBK m.538 uyarınca komisyoncu, müvekkili yararına yaptığı masraşarının ödenmesini isteme hakkına sahiptir.
3. Hapis hakkı: Komisyoncu, tacir hesabına sattığı malın bedeli veya tacir hesab na aldığı mal üzerinde, alacakları ödeninceye kadar hapis hakkına sahiptir
4. Bizzat taraf olma: Komisyoncu bazı işlemlere, TBK m.543-545 uyarınca bizzat taraf olma hakkına sahiptir. Malın bedeli piyasada belliyse veya komisyoncu kendisiyle sözleşme yapmaya yetkili kılınmış ise kendi kendisi ile sözleşme yapabilir sözleşmeye bizzat taraf olabilir.

Son Bulması ve Zamanaşımı
TBK’daki komisyon ilişkisinde müvekkil ile komisyoncu arasındaki ilişki sürekli değil arızidir. İşin görülmesiyle komisyonculuk ilişkisi biter. Ayrıca boşluk bulunan hallerde vekâlet sözleşmesi hükümleri uygulanır. Azil, istifa ve TBK m.512’de sayılan diğer hâller, (vekâleti sona erdiren nedenler) burada da geçerlidir. Komisyonculuk sözleşmesinden doğan talepler için zamanaşımı süresi beş yıldır

CARİ HESAP
Tanımı ve İşlevi
2 kişinin herhangi bir sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı (bakiyeyi) isteyebileceklerine dair sözleşmeye cari hesap sözleşmesi denir.
Cari hesap, borçların Tasfiyesine yönelik bir sözleşme olduğuna göre, bu sözleşmenin, Taraflar arasındaki borçları doğuran, satım, acentelik, kredi gibi bir temel (asıl) ilişki ile birlikte yapılması gerekir aksi takdirde cari hesabın konusu olmaz.

Cari Hesaba Geçirilebilecek Alacaklar
Cari hesaba geçirilecek alacakları Taraflar belirler. Taraflar, normal olarak cari hesap sözleşmesi yapıldıktan sonraki dönemde doğacak alacaklarını bu hesaba yazarlar. Fakat Taraflar anlaşırlarsa daha önceden doğmuş olan alacaklar da cari hesap sözleşmesine dâhil edilebilir. Bu durumda, aksi kararlaştırılmadıkça, bu alacak yenilenmiş olmaz.

Cari hesaba para alacakları geçirilir fakat aynı cins olmak koşuluyla para dışındaki karşılıklı alacaklar da yazılabilir. Şarta bağlı alacaklar da cari hesap sözleşmesine yazılabilir. Ama hesabın kapanmasından önce şartın gerçekleşmiş olması şarttır; aksi takdirde ilgili alacak hesaptan çıkarılır.

Cari Hesabın İşleyişi ve Süreler
Cari hesapta iki farklı süre vardır: Sözleşme süresi ve hesap devresi. Sözleşme süresi, cari hesap anlaşmasının yürürlükte kaldığı süre olup, belirli veya belirsiz olabilir. Süre belirli ise bu süre sona erdiğinde, belirsiz ise Taraflardan birisinin fesih ihbarı ile ayrıca Taraflardan birinin işâsı ile sözleşme sona erer. Taraflardan hangisinin alacaklı olduğu da sözleşme sona erdikten sonra hesabı n kesilmesi ile anlaşılır. Hesap devresi hakkında cari hesap sözleşmesinde bir hüküm yoksa bu konuda bir ticari teamül olup olmadığına bakılır. O da yoksa her takvim yılının son günü hesap devresinin son günü olarak kabul edilir

Bakiyenin Kabulü ve Faiz
Devre sonunda hesap yapıldığında, hangi tarafın alacaklı olduğu ortaya çıkar. Örneğin, A’nın alacağı B’ninkinden fazla olduğu için A lehine bir alacak çıkar. Bu durumda, cari hesabı kim tutuyorsa onun, ortaya çıkan bakiyeyi gösteren bir cetveli karşı tarafa tebliğ etmesi gerekir. Karşı taraf aldığı hesap cetveline bir ay içerisinde, noter kanalıyla, taahhütlü mektupla, telgraşa veya güvenli elektronik imza içeren bir yazıyla itiraz etmezse bakiyeyi kabul etmiş sayılır. Faiz konusuna gelince;
1. Cari hesabın alacak sütununa yazılan tutarlar için, sözleşme veya ticari teamüllere gereğince, kaydolundukları tarihten itibaren faiz işler.
2. Sözleşmenin yapılmasından önce doğmuş bir alacak, Tarafların onayı ile cari hesaba kaydedilirse aksi kararlaştırılmış olmadıkça bu alacak yenilenmiş olmaz.
3. Ayrıca, TTK m.96 bileşik faize de izin vermektedir.

Bakiyenin Haczi
Taraflardan birinin alacaklısı, hesap bakiyesi üzerine haciz koydurabilir. Bu halde, haciz günü hesap kapatılır ve bakiye saptanır. Bu durumda, borcundan dolayı haciz tebliğ edilen taraf onbeş gün içerisinde haczi kaldırtmadığı takdirde, cari hesabın karşı tarafı sözleşmeyi feshedebilir. Feshetmez ise, haciz koyduranın durumu, cari hesaba yeni alacaklar geçirilerek ağırlaştırılamaz.

Cari Hesabın Sona Ermesi ve Zamanaşımı
Cari hesap, kararlaştırılan sürenin sona ermesi, sözleşme belirsiz süreli ise fesih ihbarı ve Taraflardan birinin işâsı nedenleri ile sona erer. Belirli süreli sözleşmelerde ölüm veya kısıtlanma hâllerinde, Taraflar ve kanuni temsilcileri ile haleşeri, on gün önceden bildirmek şartıyla sözleşmeyi feshedebilir ancak bakiyenin ödenmesi, hesabın TTK m.94 uyarınca kapatılması gereken anda istenebilir. Bakiyenin haczi halinde onbeş gün içerisinde haczin kaldırılmaması da diğer taraf için fesih hakkı ve buna bağlı olarak sözleşmenin sona ermesi sonucunu doğurur.
Ticaret unvanı:Her tacirin ticari işletmesine ilişkin iş ve işlemlerinde kullandığı addır.

Ticaret unvanını diğer ticari adlardan ayıran faktörler:
a)işletme adı
b)marka
c)coğrafi işaretlerdir

İŞLETME ADI:Ticaret yeri olarak işletmeyi tanıtmaya ve benzerlerinden ayırmaya yarayan addır.emek sineması,çemberlitaş turşucusu gibi,işletmenin sahibinin adı ve soyadı bulunabilir,işletme adı seçip kullanmak zorunlu değildir,işletme adının seçilmesinde serbestlik ilkesi yürürlüktedir,işletme adı işletme ile birlikte devredilebilir,buna karşılık işletme devredilmeden,işletme adının devredilmesi söz konusu olamaz

COĞRAFİ İŞARET:Türkiyede üretildiğini gösteren ™ harfleri,Antep fıstığı,İznik çinisi örnek verilebilir

MARKA:Bir işletmenin mal ve hizmetlerini diğer işletmelerin mal ve hizmetlerinden ayırt etmek amacıyla kullanılan işaretler,kişi adları,sözcükler,şekiller,harfler,sayılar her türlü işaretlerdir,markalar mal veya hizmetle –işletme arasındaki ilişkiyi açıklar,unvan ise işletme ile sahibi arasındaki bağı gösterir

MARKA TÜRLERİ:Hizmet,ticaret,garanti markaları olarak üç gruba ayrılır örneğin;arçelik,vestel,selpak

a)hizmet markası: Hizmet Markası ;1995 yılında yürürlüğe giren 556 sayılı Markaların Korunması Hakkı'nda Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiş olan ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren danışmanlık, hastane, eğitim ve yazılım v.b. işletmelerin sundukları hizmetleri kapsayacak şekilde tescilini aldıkları markalardır.
Örnek:radyoda kullanılan müzik parçası

b)garanti markası: Garanti Markası marka sahibinin kontrolü altında bir çok işletme tarafından o işlemlerin ortak özelliklerini, üretim usullerini , coğrafi menşelerini ve kalitesini garanti etmeye yarayan işaretlerdir.örnek:TSE işareti

c)ticaret markası: Ticaret Markası, bir işletmenin imalatını ve/veya ticareti yaptığı malları, başka işletmelerin mallarından ayırt etmeye yarayan işarettir( 556-KHKY.m.8) Bu anlamda para, kıymetli evrak, adi senet gibi ayrık durumlar dışında bir taşınır mal ile ilgili olan ve onun üstüne ve/veya ambalajına konan marka ticaret markası olarak nitelendirilir.[4] Ticaret markası mal markası olarak da anılır.

MARKA SEÇİMİ VE TESCİLİ:556 sayılı khk marka olarak seçilecek işaretlerde özgürlük ve bazı yasaklar getirmiştir

a)Yasakları:ahlak ve adaba aykırı bulunması,aldatıcı nitelik taşıması,başkalarının kullandığı markalara tecavüz oluşturması,marka tescil edilince talep anından itibaren 10 yıl korunur

LİSANS SÖZLEŞMESİ:marka sahibinin markayı kullanma hakkını bir bedel karşılığı lisans alana vermesi

MARKANIN DEVRİ:Marka işletmeyle birlikte veya işletmeden ayrı devredilebilir,satılabilir,mülkiyeti korunarak lisans sözleşmesine konu edilebilir,devir ve lisans işlemleri yazılı şekle tabidir .

MARKA ÜZERİNDEKİ HAKKIN SONA ERMESİ:Marka sicilindeki kaydın silinmesi ile olur,silinme nedenleri olarak feragat,mahkeme kararı,ve re’sen terkin öngörülmüştür

TİCARET UNVANINDAKİ SİSTEMLER:
A)Özgürlük sistemi
B)Gerçeklik sistemi
C)Karma sistemler:TTK karma sistemi kabul etmiştir

GERÇEK KİŞİ TACİRLERİN TİCARET UNVANI:

1)çekirdek:gerçek kişi tacirin kendi ad ve soyadıdır
2)ekler:zorunlu ve isteğe bağlı ekler olarak ikiye ayrılır:
a)zorunlu ekler:sadece ad ve soyadından oluşur
b)isteğe bağlı ekler:tacir ticaret unvanına kendi isteği ile ek koyabilir örnek:Vedat kemer unlu mamülleri zorunlu ve isteğe bağlı ek seçmede sınır ancak bakanlar kurulu kararı ile konulabilir

KOLLEKTİF ORTAKLIK:Ortaklardan en az birisinin adı ve soyadı ile ortaklığı ve türünü gösteren ibareden oluşur,örnek:ali gülen ve ortakları taşımacılık kollektif ortaklığı

KOMANDİT ORTAKLIKLAR: Alacaklılara karşı en az bir sınırlı,birde sınırsız sorumlu ortağı bulunması gereken ,tüzel kişiliği olan ortaklık örnek:ali güven turizm ve otelcilik komandit ortaklığı

ANONİM ORTAKLIK:Anamalı paylara bölünmüş olan ve her ortağın sorumluluğu anamaldaki payıyla sınırlı olan sorumluluktur

LİMİTED ORTAKLIKLAR:Aynen anonim ortaklıklarda olduğu gibidir sadece ortaklık tarafından düzenlenecek mektup ve belgelerde ortaklığın unvanıyla birlikte esas sermeye miktarında gösterilmelidir

TESCİL VE İLAN:Her tacir işletmesini 15 gün içinde ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır

TİCARET UNVANININ SAĞLADIĞI HAKLAR:
a)unvanı kullanma zorunu
b)unvanı işletmeye asma zorunu
c)tekel hakkı

TİCARET UNVANININ DEVRİ :
a)unvanda adı bulunan kişinin adının değişmesi
b)ortaklar arasında değişiklik
c)unvanın devri
d)unvanın miras yolu ile devri

TİCARET UNVANI KULLANMA HAKKININ SONA ERMESİ:Bu hak tacir sıfatının doğduğu anda başlar,bu sıfat yitirildiği anda biter
Ünite 4
Ortaklık (Şirket) ve Unsurları
Ortaklık (şirket), iki ya da daha çok kişinin, ortak bir amaca ulaşmak için emeklerini ve mallarını (sermayelerini) birleştirmeyi üstlendikleri bir sözleşmedir. Biz genellikle “ortaklık” kavramını tercih etmekle birlikte, ifadenin akışı için, bazen de “şirket” sözcüğünü kullanacağız.

“ortaklık”, “kollektif ortaklık”, “komandit ortaklık”, “anonim ortaklık”, “sermayesi paylara bölünmüş komandit ortaklık”, “limited ortaklık” ve “kooperatif ortaklık” terimleri, sırasıyla “şirket”e, “kollektif şirket”e, “komandit şirket”e, “anonim şirket”e, “sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket”e, “limited şirket” e ve “kooperatif şirket”e eş anlamda kanuni terimlerdir ve bu terimler birbirleri yerine kullanılabilir.

Bu tanımdan hareket ederek ortaklığın unsurlarını saptayabiliriz: 1. Kişi, 2. Sözleşme, 3. Sermaye, 4. Ortak amaç, 5. Ortak amaca ulaşmak için eşit ve aktif ortak çaba (Affectio Societatis) unsuru.

1-Kişi Unsuru
Ortaklık, kişilerin bir araya gelmesi ile kurulduğu için dernek gibi kişiler arasında oluşturulan bir birliktir. Ortaklığın kurulabilmesi için kural olarak asgari iki kişi yeterlidir. Fakat bunun bazı ortaklıklarda istisnaları vardır. Örneğin, anonim ve limited şirket bir kişi ilekooperatif en az 7 kişi ile kurulabilir. Ortaklar gerçek veya tüzel kişi olabilir, fakat istisna olarak, kollektif ortaklıkta tüm, komandit ortaklıkta ise komandite ortakların gerçek kişi olmaları gerekir.

Bir şirkete ortak olabilmek için özel bir ehliyet kuralı öngörülmemiş olduğundan, Fiil ehliyetine ilişkin Medeni Kanun hükümleri şirket ortağı olma yönünden de geçerlidir. Fiil Ehliyeti: Bir kişinin kendi Fiil ve işlemleriyle hak sahibi olabilmesi ve borç altına girebilmesi ehliyetidir.

Acaba şirket ortağı olmak açısından özel meslek engelleri var mıdır? Bu açıdan bazı kanunlarda özel hükümler ve bazı meslekleri icra eden kimseler bakımından sınırlamalar vardır. Örneğin, memur, avukat, hâkim, savcı ve noterler yönünden ticaretle uğraşma yasağı getiren özel hükümler vardır.

2-Sözleşme Unsuru
Sözleşme: Karşılıklı iki tarafı oluşturan kişi ya da kişilerin belirli bir hukuki sonuca ulaşmak üzere birbirine uyan irade açıklamalarıyla oluşturdukları hukuki işlemdir.

3-Sermaye Unsuru
Kural olarak ekonomik değer taşıyan her şey (para, taşınır-taşınmaz mal, hak, alacak, kişisel emek, ticari itibar gibi değerler birlikte veya ayrı) sermaye olarak getirilebilir. Ortaklarca getirilecek sermayeninmutlaka eşit değerde ve aynı nitelikte olması gerekmez. Farklı değer ve nitelikte sermaye konulması mümkün ve uygulamada yaygındır.

TTK bazı sermaye türleri bakımından özel sınırlamalar getirmiştir: Hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar
ve vadesi gelmemiş alacaklar, anonim şirketlere ve limited şirketlere sermaye konulamaz; bir komanditer ortak da kişisel emeğini ve ticari itibarını komandit şirkete sermaye koyamaz.

Edim: Bir borç ilişkisinde alacaklının isteyebileceği ve borçlunun gerçekleştirmek zorunda olduğu davranıştır.

4-Ortak Amaç Unsuru
Ortak amaç unsuru, şirketi, dernek ve vakıftan ayırmada kullanılacak temel ölçütüdür. Dernek ve vakıf, ideal (manevi) amaçlı tüzel kişilikler olmakla birlikte, eklemek gerekir ki bir dernek veya vakıf da amacına ulaşmak için ticari işletme çalıştırabilir; bu durumda, dernek kamu yararına da olmamak, vakıf ise gelirinin yarı sından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcamamak şartıyla tacir sıfatı- nı kazanır.

5-Affectio Societatis Unsuru
Ortak amacı gerçekleştirmek için ortakların birlikte çaba gösterme niyeti bulunmalıdır. Bu unsur şahıs şirketlerinde çok ağırlıklıdır. Çünkü bu şirketlerde ortakların birbirlerini iyi tanımaları, güven duymaları ve işbirliği içerisinde çaba göstermeleri gerekir. Oysa sermaye şirketlerinde ve özellikle halka açık anonim şirketlerde bu unsur oldukça zayışamaktadır.

Sermaye şirketlerinde tüm ortakların aktif çaba göstermeleri beklenemez; çünkü şahıs şirketlerinden farklı olarak ortak sayısı genellikle fazla, aralarında ilişki yok veya oldukça zayıf ve sermaye ön planda olduğundan, şirket yönetimi özel organa verilmiş, denetim için de bağımsız denetçilik sistemi getirilmiştir.
Ortaklıkların Sınışandırılması
Ortaklıklar, 4 ayrı ölçüte göre sınışandırılabilir:
1. Düzenleyen kanun ölçütü açısından, TBK’de düzenlenen (adi ortaklık), TTK ve KoopK’de düzenlenen (ticaret ortaklıkları) ve özel düzenlemelere bağlı ortaklıklar şeklinde üçlü bir ayrım yapılabilir.
2. Tüzel kişiliği olup olmaması ölçütüne göre de tüzel kişiliği olmayan ortaklık (adi ortaklık) ile tüzel kişiliği olan ortaklıklar (ticaret ortaklıkları ile özel düzenlemelere bağlı tüm ortaklıklar) şeklinde ikili bir ayrım yapılabilir. Tüzel kişiliğin bulunması, beraberinde, şirketin, ortaklarından ayrı bir ticaret unvanına, malvarlığına, ehliyete, yerleşim yerine ve vatandaşlığa da sahip olmasını getirir.
3. Kişi (şahıs)/sermaye ortaklığı ayrımı, bir ortaklıkta, ortakların kimlik ve ilişkilerinin mi, yoksa sermayenin mi ilk planda önem taşıdığına dayalıdır.
4. Ortaklık borçlarından dolayı ortakların sorumluluğu açısından, birinci – ikinci derece, sınırlı - sınırsız sorumluluk ayrımları yapılır. Ortaklık borçlarından dolayı ortaklar birinci derece (doğrudan) veya ikinci derece (dolaylı) sorumlu olabilir. Ortaklığın tüzel kişiliği yok ise, ortaklıktan alacaklı olan kişi doğrudan ortaklara başvurur. Örnek: Adi Ortaklık

Kollektif şirketlerde ortakların şirket borçları nedeniyle, şirket alacaklısına karşı ikinci derece (dolaylı) sorumluluğu vardır. Adi komandit şirketlerde komandite ortak, m.317 atfı nedeniyle bir kollektif şirket ortağı gibi sorumlu iken, komanditer ortak, Sınırlı da olsa belirli şartların varlığı hâlinde şirket alacaklılarına karşı sorumludur.

Ortakların sorumlu olduğu hâllerde de, bu sorum, sınırlı veya sınırsız olabilir. Sınırsız sorumluluğun geçerli olduğu şirketlerde ortaklar, şirket borçlarından dolayı, tüm mal varlıkları ile sorumlu olabilmektedir. Örneğin, adi şirket ile kollektif şirkette tüm, komandit şirketlerde ise komandite ortakların sorumluluğu sınırsızdır. Buna karşılık, bazı ortaklıklarda ortakların sorumluluğu belirli bir miktar ile sınırlı olabilir. Örneğin, anonim ve limited şirketlerde tüm ortakların ve komandit şirketlerde komanditerlerin sorumluluğu, şirket getirmeyi taahhüt etmiş oldukları sermaye miktarı ile sınırlıdır.

ADİ ORTAKLIK
Önemi ve Uygulanma Alanı
Adi ortaklık, başlı başına bir şirket tipi olarak uygulamada, en basit günlük ilişkilerden, en karmaşık ilişkilere kadar rastlanabilecek bir ortaklıktır. Örneğin, birlikte piyango bileti alarak ikramiye çıkarsa paylaşmayı kararlaştıran, cep harçlıkları ile bahçe sahibinden satın alacakları limonu semt pazarında satmaya ve kazancı bölüşmeye karar veren, bir kahvehaneyi veya marketi alıp birlikte işleten, bir ticari taksiyi birlikte alıp çalıştıran, sahip oldukları hayvanları bir araya getirerek süt üreten ve satan, beraberce roman, tiyatro eseri, Şlm gibi bir Şkir ve sanat eseri yaratan kişiler arasındaki ilişkilerden, konsorsiyumlara ve çok uluslu ortak girişimlere (joint venture) kadar birçok ilişkiyi adi ortaklık potasına sokmak mümkündür.

Konsorsiyum, kişilerin belirli işleri birlikte gerçekleştirmek amacıyla bir araya gelmeleri ve her birinin, diğerlerinden bağımsız olarak, işin yalnızca bir kısmının yapılmasından sorumluluk üstlendiği hallerde ortaya çıkar.

Ortak girişim (joint venture) ise, bağımsız birden fazla gerçek veya tüzel kişinin, belirli bir işi ya da sürekli bir faaliyeti gerçekleştirmek ve kazanç sağlamak amacıyla, bir ticaret ortaklığı kurarak (bu arada çifte ortaklık ilişkisi doğabilir) veya kurmaksızın, bir sözleşme çerçevesinde bir araya gelmeleri ve işin tamamından müteselsilen sorumlu olmayı üstlendikleri hâllerde ortaya çıkar.

Adi ortaklığın önemini ve uygulamasını artıran çeşitli yasal düzenlemeler de mevcuttur. Örneğin:
1. Adi ortaklık hükümleri, TTK m.126 uyarınca, belirli bir sırada ticaret şirketlerine de uygulanır.
2. Ticaret şirketi niteliği kazanamayan ortaklıklar, TBK m.620/2’ye göre adi ortaklık sayılır.
3. Kollektif ve komandit şirketlerinin kuruluşu sırasında, ortaklık sözleşmesinin akdedilmesinden itibaren şirketin tüzel kişilik kazanmasına kadar geçecek olan süre içerisinde, kurucular arasındaki ilişkiye adi ortaklık hükümleri uygulanır
4. Birden çok kişinin katılımı ile yapılan ve ayrılmaz bütün oluşturan bir eserin sahipleri arasındaki ilişkiye adi ortaklık hükümleri uygulanır

Adi Ortaklığın Kuruluşu: Ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığı için kuruluşu oldukça kolaydır. Sözleşme için bir geçerlilik şartı öngörülmemiştir; Taraflar iradi şekil kararlaştırılabilir. Sözleşme yapıldıktan sonra, başkaca (tescil, izin vb.) bir işleme gerek olmaksı- zın ortaklık kurulmuş olur. Hatta kurulacak ortaklığın işletme konusu, kanunen şekle bağlanmış işlemleri gerçekleştirmek (örneğin, taşınmaz ticareti yapmak) olsa dahi, bu durum, ortaklık sözleşmesinin şekle bağlı sayılmasını gerektirmez.

Adi Ortaklığın Konusu
Her konuda ortaklık yapılabilir; ancak konunun ahlaka, adaba, emredici hükümlere, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı ve imkânsız olmaması gerekir. Adi şirket, bir ticari işletme de işletebilir, bu durumda ortaklar tacir sıfatını kazanırlar.

Adi Ortaklıkta İç İlişkiler
İç ilişki, ortakların kendi aralarındaki ilişkileri anlatır ve bu kapsamda karşımıza özellikle, yönetim görev ve yetkileri çıkar. Dış ilişki ise, ortaklarla üçüncü kişiler arasındaki ilişki olup bu kapsamda özellikle temsil kavramı gündeme gelir. Tüm şirketlerde olduğu gibi, adi şirkette de iç ilişkiler, sözleşme özgürlüğü ilkesine bağlıdır. Ortaklık sözleşmesi hükümleri adeta ortaklığın anayasası sayılır ve iç ilişkilerde bir sorun çıkarsa, emredici hükümlere aykırı olmayan ortaklık sözleşmesi hükümleri uygulanır.

Ortaklar Arasındaki Mülkiyet İlişkisi
Ortaklığın tüzel kişiliği bulunmadığından getirilen sermaye ortakların hepsine aittir; yani ortakların elbirliği mülkiyeti vardır.

Ortağın alacaklısı, yalnızca ortağa düşecek Tasfiye payını haczettirebilir. Fakat ortaklar isterlerse,elbirliği mülkiyeti yerine, paylı (müşterek) mülkiyetin uygulanmasını kararlaştı; bu durumda ortağın alacaklısı, o ortağın şirketteki payını haczettirebilir.

Elbirliği Mülkiyeti: Birden çok kişinin bir eşya üzerinde pay oranları açıkça gösterilmeden mülkiyet hakkına sahip olmalarıdır.

Paylı Mülkiyet: Birden çok kişinin aynı eşya üzerinde Şilen bölünmüş paylara sahip olmalarıdır.

Ortaklık Kararları
Ortaklığın yapısı ve örgütlenmesi ile ilgili kararlar olup sözleşmenin, sermayenin ve ortaklararası düzenin değişmesine, yöneticilerin atanması ve azline, hesapların onaylanması ve kazanç üzerinde tasarrufta bulunulmasına, şirketin sona erdirilmesine ilişkin kararlar bu kapsamdadır.

Ortakların Hak ve Borçları
Katılım Payı (Sermaye) Borcu
6098 sayılı TBK’da “sermaye” yerine “katılım payı” kavramı kullanılmıştır. Sermaye koymak, her bir ortağın diğer ortaklara olan borcudur; her ortak, sermaye getirme borcu altındadır. Getirilen sermaye, şirketin faaliyet konusunun gerektirdiği değer ve nitelikte olmak zorundadır. Şayet şirket sözleşmesinde aksine hüküm yok ise, ortakların eşit değerde sermaye getirmeleri gerekir.

Sermaye olarak bir şeyin kullandırılması taahhüt edilmiş ise kira hükümleri, bir şeyin mülkiyeti konulmuş ise satım sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

Bir ortak, sermaye borcunu ifa etmeyen diğer bir ortağa karşı dava açabilir. Bu dava, bir ortağın, şirkete karşı borçlarını ifa etmeyen diğer ortak veya ortaklara karşı ifayı sağlamak veya borçlunun şirkete karşı sorumluluğunu sağlamak amacıyla açtığı bir davadır ve kökeni, Roma Hukuku’na dayanır.

Kazanca, Zarara ve Tasfiye Sonucuna Katılma
Ortaklar, niteliği gereği şirkete ait olan bütün kazançları aralarında bölüşmekle yükümlüdürler. Sözleşmede yalnız kazanç veya zarar paylaşımı düzenlenmiş, her ikisi düzenlenmemiş ise, yapılan düzenleme, diğeri bakımından da uygulanır. Şirket sona ermiş ve Tasfiye yapılmış ise, geriye kalan artı değer veya zarar da ortaklar arasında paylaştırılır.

Rekabet Etmeme Borcu
Ortaklardan hiçbiri kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, şirkete zarar verecek ve şirket gayesine aykırı düşecek işleri yapamaz, rekabet oluşturan Şilleri başkası hesabına da yapamaz.

İnceleme (Denetleme) Hakkı
Ortaklık borçlarından dolayı ortaklar birinci derecede ve sınırsız sorumlu olduğundan, yönetim yetkisi olmasa bile, ortaklardan her birine, ortaklık işlerini inceleme yetkisi tanınmıştır. İnceleme hakkı, emredici olarak düzenlenmiş bir hak olup aksine sözleşme yapılamaz.
Gider, Faiz ve Ücret İsteme Hakkı
Ortaklardan birisi, şirket işlerini yürütürken birtakım giderler yapmış veya borçlar üstlenmiş ya da zarara uğramış ise diğer ortaklar ona karşı sorumlu olurlar. Şirkete avans olarak para veren bir ortak, verdiği günden itibaren faiz isteyebilir.

Ortaklığın Yönetimi
Yöneticinin Atanması ve Azledilmesi
Ortaklar isterlerse, sözleşmede kimin yönetici olacağını belirleyebilirler. Belirlememiş iseler, sonradan alacakları bir kararla yönetici atayabilirler. Aksi sözleşmede öngörülmedikçe, yönetim, dışarıdan birine de verilebilir; yani yöneticinin ortak olma zorunluluğu yoktur. Ortaklık sözleşmesinde veya daha sonra alınan bir kararla yönetici atanmamışsa şirket yönetimi bütün ortaklara aittir (TBK m.625/1).Tüm ortaklar veya birden çok ortak yönetici ise, kural olarak her biri tek başına yetkilidir; aksi kararlaştırılabilir

Yönetim yetkisi nasıl verilmiş ise, aynı şekilde geri alınır. Örneğin, bir kararla atanan yönetici yine bir kararla görevden alınabilir. Ortaklık sözleşmesi ile atanan yöneticinin yetkisinin geri alınması için kural olarak sözleşme değişikliği gerekir. Değişiklik kararı da ortakların oybirliğini gerektirir; sözleşmede ortakların çoğunluğ u ile karar alınacağı kararlaştırılabilir.

Yöneticinin Yetkileri
Yönetim yetkisi sadece olağan işleri kapsar. Olağandışı işlerde ise ortakların oybirliği gerekir ancak gecikmesinde sakınca bulunan (acil) işlerde yöneticilerden herbiri yetkilidir. Ortaklar, şirket anayasası niteliğinde olan sözleşmede, hangi işlerin olağandışı, hangilerinin olağan sayılacağını belirleyebilirler. Olağandışı işlerden birisi de, yukarı da değinilen ortaklık kararlarına tabi olan, dolayısıyla kural olarak oybirliği gerektiren işlerdir. Örneğin, ortaklık sözleşmesinin d ğiştirilmesi bu kapsamdadır. Genel olarak, bir ortaklığın, yapısına, niteliğine ve işletme konusuna göre sürekli olarak yapageldiği ve özellikle gündelik işler olağan, bunun dışındakiler ise olağandışıdır. Fakat bu ölçü çok genel ve soyut olduğundan, somut ölçütün ne olabileceği konusu, öğretide tartışmalara yol açmıştır.

Yöneticilerin Hakları
Yönetim ve İtiraz Hakkı
Yöneticinin temel hakkı, ortaklığı yönetmektir. Birden fazla yönetici ortak var ise, kural olarak her bir yönetici, diğerlerinin katılımı gerekmeksizin işlem yapabilir. Fakat yönetici ortaklardan birisi, diğer bir yöneticinin yapacağı işleme, tamamlanmasından önce itiraz etmek suretiyle engel olabilir. Bu itiraz üzerine, üçüncü kişilerle yapılacak işlem işlem durur; yani itiraz, dış ilişkide işlemin yapılmasını ve icrasını önler.

Yapacağı işe itiraz edilen yöneticinin, aynı zamanda temsilci sıfatının bulunması ve itiraza rağmen o işi yapması hâlinde ne olacağı konusunda açıklık yoktur. İşlemin geçerli olması fakat itiraza rağmen işlem yapan yöneticinin diğer ortaklara karşı, vekâlet hükümlerince sorumlu olması, bir görüş olarak savunulabilir.

İtiraz haksız olsa bile sonuç doğurur; itirazın haklı olup olmadığı konusunda doğabilecek bir çekişmenin nasıl çözümleneceği konusunda da kanunda açık bir hüküm yoktur. Öğretide, haksız itiraza muhatap olan yöneticinin, herhalde sorunun çözümü için konuyu tüm ortaklara götürebilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Ortak olmayan yöneticinin itiraz hakkı da yoktur; o yalnızca bilgi alma, denetleme ve haklı bir neden varsa, ortaklığın feshini isteme haklarına sahiptir. İtiraz hakkı bulunmayan ve yönetici olmayan ortağın, haklı neden(ler)in bulunması durumunda, yönetim yetkisine sahip ortağın yetkisini mahkeme kararına gerek kalmadan kaldırabilmesine imkân veren TBK m.629’un isabeti sorgulanabilir.

Ücret Hakkı
Sözleşmeyle veya kararla ücret ödenmesi kararlaştırılmış ise, yönetici, ücret isteme hakkına sahiptir.

Yöneticilerin Borç ve Yükümlülükleri
Özen Gösterme Borcu
Kanun, ortaklardan her biri için şirket işlerinde özen gösterme yükümünden söz etmiş ise de aslında bu, yönetici ortaklar için sözkonusudur. Özen göstermeyip zarara yol açarsa tazminat ödeme yükümü doğar. Yöneticinin özen yükümünün derecesi açısından kanun ikili bir ayrım yaparak, yöneticinin ücret alıp almadığını gözetmiştir. Yönetici ücret almıyor ise, özen ölçütü subjektiftir; yani yöneticinin kendi işlerinde göstereceği özene bakılır. Şayet yönetici ücret alıyor ise sorumluluğu vekilin sorumluluğu hükümlerine tabidir.

Hesap Verme Borcu
Yönetici, en az yılda bir kez diğer ortaklara hesap verme ve kâr paylarını dağıtma yükümü altındadır. Bu süre uzatılamaz, ama kısaltılabilir

İncelemeye İzin Verme Borcu
Yönetici, şirket işlerinin incelenmesine ve denetim hakkının kullanılmasına izin verme yükümü altındadır. Bu hak sözleşme ile bertaraf edilemez.

Adi Ortaklıkta Dış İlişkiler
Dış ilişkiler kapsamında, ortaklığın temsili ile ortakların sorumluluğu konularının ele alınması gerekir:

Ortaklığın Temsili
Temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.

Ortakların Sorumluluğu
Adi ortaklığın tüzel kişiliği olmadığından, ortakların şirket borçlarından dolayı sorumluluğu birinci derecede, sınırsız ve müteselsildir. Bir ortağın işlediği haksız Şilden dolayı sorumluluk ise yalnız o ortağa aittir. Fakat diğer ortaklar kışkırtmak veya yardımcı olmak suretiyle Şile katılmış iseler, birlikte sorumlu olacaklardır.

Adi Şirkette Ortakların Değişmesi ve Sonuçları
Kişi ortaklığı niteliğinin doğal sonucu olarak, adi şirkette ortakların değişmesi çok zordur. Çünkü bu gibi değişiklikler, ortaklık sözleşmesinin değişmesini gerektirmekte, sözleşme değişiklikleri de ortakların oybirliğine ihtiyaç göstermektedir. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortakların oybirliği yerine, başka bir yetersayı (çoğunluk) öngörülebilir.

Yeni Ortak Alımı ve Alt Katılım
Şirkete yeni bir ortak alınması, bütün ortakların rızasına bağlıdır. Ortaklardan birisinin, tek Taraflı olarak bir üçüncü kişiye payını devretmesi veya payına üçüncü kişiyi ortak etmesi hâlinde de bu üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz fakat diğer ortaklar rıza gösterirse üçüncü kişi ortak sıfatına sahip olur.

Ortaklıktan Çıkma ve Çıkarılma
Adi ortaklıktan çıkmayı ve çıkarılmayı belli neden ve şartlara bağlamış, ayrıca, çıkma ve çıkarılmaya bağlı olarak da bazı sonuçları düzenlemiştir.

Yasal Durum ve Öngörülen Nedenler
Çıkma ve çıkarılma nedenleri bakımından kanun yanında, ortaklık sözleşmesi hükümlerine de bakmak gerekir.

Kanun
Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması, kısıtlanması, işâsı, Tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan çıkarılabilir.

Ortaklık Sözleşmesi
Kanunda sayılan bu hâller dışında da çıkarılmayı gerektiren nedenler bakımından sözleşmeye hüküm konunabilir. Bu nedenler, aynı zamanda ortaklığın haklı nedenle feshine (TBK m.639, b.7) yol açacak nitelik taşıyabilir. Ortaklığı sona erdirmek yerine ilgili ortağı çıkarmak, diğer ortaklar için tercih nedeni olabilir. Bu açıdan, sözleşmede bazı çıkarılma nedenleri öngörülmüş ve özellikle haklı nedenle çıkarmaya ilişkin hüküm konulmuş olup olmadığına bakılmalıdır. Böyle bir hüküm varsa, o hükme göre davranmak gerekir. Böyle bir hüküm de yoksa iki çözüm önerilebilir ya Kanunda sayılan hâller dışında, haklı nedenle çıkarmaya izin vermemek ve ortakları, haklı nedenle şirketinfeshine yönlendirmek ya da haklı nedenle şirketin feshi yerine, daha haŞf bir yaptı rım olan bir ortağın çıkarılmasına, kollektif şirkete dair TTK m.255 (eTK m.197) hükmüne kıyasen izin vermek.

Çıkma ve Çıkarılmaya Bağlı Sonuçlar
Ortaklık Payının Tasfiyesi
Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer. Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil sorumluluktan kurtararak ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık Tasfiye edilmiş olsaydı ödenmesi gereken Tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler.

Ortaklık Malvarlığının Yetersizliği
Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse çıkan veya çıkarılan ortak, payına düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer ortaklara ödemekle yükümlüdür.

Tamamlanmamış İşler
Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır. Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi isteyebilir.

Adi Ortaklığın Sona Ermesi
Kanunda açıkça bu ayrım yapılmış olmamakla birlikte, İnfisah (dağılma, kendiliğinden sona erme) veya fesih (dağıtma) şeklinde iki grupta toplanabilecek nedenlerden birisinin gerçekleşmesi, şirketin sona ermesine yol açar.

İnfisah (Dağılma) Nedenleri
Bu nedenlerden birisinin gerçekleşmesi ile ortaklık kendiliğinden sona ermiş, yani dağılmış sayılır.
1. Amacın gerçekleşmesi ya da gerçekleşmesinin imkânsız hâle gelmesi
2. Mirasçılar ile ortaklığın devam edeceğine dair önceden yapılmış bir anlaşma yoksa ortaklardan birinin ölmesi
3. Sözleşmede ortaklığın süreceğine dair bir hüküm yoksa ortaklardan birinin İflâs etmesi, kısıtlanması veya Tasfiye payının cebri icrayla paraya çevrilmesi (kişi ortaklığına bağlı özellik)
4. Belirli süreli kurulmuş ortaklıkta sürenin dolması. Ancak, süre dolmuş bulunmasına rağmen faaliyetlere Şilen devam edilmesi halinde ortaklık, belirsiz süreli ortaklığa dönüştürülmüş sayılır

Fesih (Dağıtma) Nedenleri
1. Bütün ortakların sona erdirme isteği
2. Fesih bildirimi ile de şirket sona erdirilebilir. Ancak kanun bu hakkı, sözleşmesinde fesih bildirimi hakkı saklı tutulmuş veya belirsiz süreli ya da ortaklardan birisinin ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuş ortaklıklarla sınırlamı ştır. Bu üç durumdan son ikisinin söz konusu olduğu hâllerde, fesih bildiriminin 6 ay önceden yapılması öngörülmüştür. İlk halde ise, sözleşmedeki hükme göre hareket edilmelidir. Fesih bildiriminin dürüstlük kurallarına göre ve uygun zamanda yapılması gerekir, bildirim ancak hesap yılı bitiminde hüküm doğurur
3. Haklı bir sebep varsa mahkeme kararı ile şirket sona erdirilir

Sona Ermenin Sonuçları
1. Yönetim yetkisine sahip olan ortakların, yetkisi ortadan kalkar.
2. Tasfiye işlemlerinin yapılması gerekir
3. Tasfiye, dış ve iç Tasfiye aşamalarından geçer.

Zamanaşımı
Bir ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile şirket arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacak davaları, alacağın muaccel olduğu andan itibaren 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir.

TİCARET ŞİRKETLERİNİN GENEL HÜKÜMLERİ
Ticaret Şirketleri ve Uygulanacak Hükümler
1. Emredici hükümler,
2. Ortaklık sözleşmesi hükümleri,
3. Her bir ortaklık türüne ilişkin yedek nitelikli hükümler,
4. Tüzel kişilere ilişkin MK’nın genel hükümleri ile (ticaret ortaklıklarının genel hükümleri),
5. TBK m.620 vd. (adi ortaklık hükümleri),
6. Diğer ticari hükümler
7. Ticari örf ve âdet
8. Genel hükümler

Ticari örf ve âdet: Uyuşmazlıkların çözümlenmesinde ve iradelerin yorumlanmasında esas alınan, bir bölgeye veya bir ticaret dalına ilişkin örf ve âdet kurallarıdır.
Ticaret Şirketlerinin Ortak Özellikleri

Tüzel Kişilik Bulunması
Ticaret şirketlerinin hepsi tüzel kişiliğe sahiptir.

Sınırlı Sayı İlkesine Bağlılık
Ticaret ortaklıkları sınırlı sayı ilkesine bağlıdır; daha açık bir deyişle, kurucular tarafından, ancak kanunda sayılan ortaklık tiplerinden birisi seçilebilir veya ortaklık, TBK m.620/2 uyarınca adi ortaklık niteliğinde olur.

Hak Ehliyetlerinin İşletme Konusu ile Sınırlı Olmaması
Ticaret şirketlerinin hak ehliyetlerini, anasözleşmelerinde yazılı işletme konusu ile sınırlamış idi. Hak ehliyetinin bulunmadığı yerde, Fiil ehliyeti de olamayacağı için, konu dışı işlemler yok sayılır ve şirketi bağlamaz; ortakların sonradan toplanarak konu dışı işleme icazet vermeleri dahi, işlemi geçerli hâle getirmez idi.

Birleşme, Bölünme ve Tür Değiştirme Olanağı
Bu kapsamda, şahıs şirketi/sermaye şirketi/kooperatif şeklindeki üçlü ayrıma paralel olarak hangi şirketlerin birleşebileceği, hangi şirketlerin hangi şirketlere bölünebileceği ve hangi şirketlerin hangi türlere dönüştürülebileceği, bu işlemlerin hangi aşamalardan geçmesi gerektiği, hakların korunması ve sorumluluk, hükme bağlanmıştır.

Kurulların Elektronik Ortamda Yapılabilmesi Olanağı
1. Sermaye şirketlerinde, şirket sözleşmesinde veya anasözleşmede düzenlenmek şartıyla, yönetim kurulu ve müdürler kurulu tamamen elektronik ortamda yapılabilir veya bazı üyelerin katıldığı (Fiziki) toplantıya, diğer üyeler elektronik ortamda katılabilir (f.1).
2. Kollektif, komandit, paylı komandit ve limited şirketlerde, şirket sözleşmesinde veya anasözleşmede düzenlenmek şartıyla, elektronik genel kurul veya ortaklar kuruluna katılım, Fiziki katılımın bütün hukuki sonuçlarını doğurur (f.2).
3. İlk iki fıkrada öngörülen hâllerde elektronik ortamda oy kullanma için, şirketin bu amaca tahsis edilmiş bir internet sitesinin bulunması, ortağın bu yolda talepte bulunması, teknik altyapının katılıma elverişliliğinin bir teknik raporla kanıtlanması ve oy kullananların kimliklerinin saklanması şarttır (f.3).
4. Anonim şirketlerde genel kurullara elektronik katılım Fiziki katılımın tüm hukuki sonuçlarını doğurur.
5. Birinci ilâ dördüncü fıkralar kapsamında bazı hususlar için de Bakanlığın tebliğ ile düzenleme yapması öngörülmüş
6. Söz konusu hüküm kooperatif kurullarına dair bir düzenleme içermemektedir. Bu yönden KoopK’ya bir hüküm eklenmesi düşünülebilir.

Limited Ortaklık
Uygulamada çok yaygın ve önemli bir şirket türü olup, kısmen anonim, kısmen adi ve kollektif ortaklıklara benzemektedir. Ancak TTK limited şirketin sermaye şirketi karakteristiğini güçlendiren hükümlere yer vermiş ve limited şirketi bir sermaye şirketi olarak kabul etmiştir.

Anonim Şirket ile Benzerlikleri
1. Ortaklar şirket borçlarından sorumlu olmayıp sadece taahhüt ettikleri esas sermaye paylarını ödemekle yükümlüdürler
2. Asgari sermaye miktarı (en az onbin TL), kanunda belirtilmiştir (TTK m.580).
3. Ortakların oy hakkı, kişi ortaklıklarından farklı olarak, esas sermaye paylarının itibarî değerine göre hesaplanır
4. Birçok konuda anonim şirketlere ilişkin hükümlere açık atışar yapılmış olup, bu hükümler limited şirketlere de uygulanır

Kişi (Şahıs) Ortaklıkları ile Benzerlikleri
1. Esas sermaye payının devri eTK m.520’ye göre kolaylaştırılmış olsa da, yine de payın devrinin anonim şirkete göre daha zor olması
2. TTK m.613 ile tüm ortaklar için bağlılık yükümü getirilmesi,
3. Sermaye artırımı için temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun aranması
4. Şirketten çıkma ve çıkarılmaya olanak tanınmış olması kişi ortaklıklarına benzer.

Tanımı ve Unsurları
Limited şirket, bir veya daha çok gerçek ve/veya tüzel kişi tarafından kurulan, kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için faaliyet gösterebilen, şirket borçlarından dolayı ortaklığın malvarlığı ile ortakların ise sadece taahhüt ettikleri esas sermaye payları ile sınırlı olarak ve yalnızca ortaklığa karşı (şirket sözleşmesinde öngörülmesi durumunda ek ödeme ve yan edim yükümlülüklerini yerine getirmekle) sorumlu bulunduğu, esas sermayesi belirli ve sermaye paylarının toplamından oluşan bir sermaye şirketidir.

Ortak Sayısı: Bir veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi ortak olabilir. Yeni Kanun da, eTK m.504 gibi, ortak sayısının elliyi aşamayacağını kabul etmiştir. Limited ortaklık, anonim ortaklıkta olduğu gibi bir kişi ile kurulabilmektedir. Niteliğine uygun düştüğü ölçüde, limited ortaklıklara ilişkin tüm hükümler tek ortaklı limited şirketlere de uygulanabilir. Ortak sayısı bire düşerse durum, bu sonucu doğuran işlem tarihinden itibaren yedi gün içinde müdürlere yazıyla bildirilir. Müdürler, bildirimin alınması tarihinden başlayarak yedinci günün sonuna kadar, şirketin tek ortaklı olduğunu, bu ortağın adını, yerleşim yerini ve vatandaşlığını tescil ve ilan ettirirler, aksi hâlde doğacak zarardan sorumlu olurlar. Aynı yükümlülük, şirketin bir ortakla kurulduğu hâllerde de geçerlidir.

Ortaklık Borçlarından Sorumluluk: Şirket borçlarından dolayı şirket, malvarlığı ile sorumludur. Aslında bunun aksi düşünülemeyeceği için tanımda belirtilmese de olurdu. Ortakların sorumluluğu ise, taahhüt etmiş bulundukları sermaye payı ile sınırlı ve yalnızca şirkete karşıdır.

İşletme Konusu: Anonim şirketlerde olduğu gibi, ekonomik konularda faaliyet göstermesi yeterli olup mutlaka bir ticari işletme çalıştırma zorunluluğu yoktur. Bununla birlikte uygulamada, genellikle ticari işletme sahibi oldukları görülür. Sigortacılık ve bankacılık yapamazlar.

Asgari Esas Sermaye: Limited şirketin esas sermayesi, en az onbin Türk Lirası olup sözleşmede gösterilmesi zorunludur.

Tüzel Kişilik: Limited şirket diğer ticaret şirketleri gibi tüzel kişiliğe sahiptir.

Ortaklığın Kuruluşu
Birleşme ve tür değiştirme gibi istisnalar dışında limited ortaklığın oluşumu, genellikle yeni ortaklık kurma yoluyla gerçekleşir. Yeni ortaklık kurulması, anonim şirketlerin kuruluşuna benzer ve üç aşamalıdır.

Sözleşmenin Hazırlanması, İmzalanması ve Noter Onayı
Sözleşmenin yazılı şekilde yapılması ve kurucuların imzalarının noterce onaylanması şarttır. Limited şirket anasözleşmesine yazılması zorunlu kayıtlar şunlardır:
1. Şirketin ticaret unvanı ve merkezinin bulunduğu yer.
2. Esaslı noktaları belirtilmiş ve tanımlanmış bir şekilde, şirketin işletme konusu.
3. Esas sermayenin itibarî tutarı, esas sermaye paylarının sayısı, itibarî değerleri, varsa imtiyazlar, esas sermaye paylarının grupları.
4. Müdürlerin adları, soyadları, unvanları, vatandaşlıkları.
5. Şirket tarafından yapılacak ilanların şekli.
Sözleşmede öngörüldükleri takdirde bağlayıcı olan kayıtlar ise TTK m.577’de ondört bent halinde sayılmıştır.

Ortaklığın Organları ve İşleyişi
Kanunen zorunlu organlar, genel kurul ve müdürlerdir.

Genel Kurul
Yetkileri ve Yetki Sınırları
Genel kurul, münhasır (yalnızca kendisine özgü) olmayan yetkilerini müdürlere/ yönetim komitelerine bırakılabilir; Tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak genel kurulun tüm yetkilerine sahiptir.

Genel Kurul Toplantısı
Olağan ve olağanüstü olmak üzere iki tür toplantı vardır. Genel kurul, müdür(ler), Tasfiye memurları, mahkemenin izniyle tek pay sahibi, sermayenin en az onda birini oluşturan pay sahipleri (mahkemenin atayacağı kayyım aracılığıyla), tarafından toplantıya çağrılabilir. Genel kurul, toplantı gününden en az onbeş gün önce toplantıya çağrılır. Şirket sözleşmesi bu süreyi uzatabilir veya on güne kadar kısaltabilir.

Toplantı Yapılmaksızın (Sirkülasyon/ Elden Dolaştırma Yoluyla) Genel Kurul
Yapılması
Herhangi bir ortak görüşme isteminde bulunmadıkça, genel kurul kararları, ortaklardan birinin gündem maddesi ile ilgili önerisine diğer ortakların yazılı onayları alınmak suretiyle de verilebilir.

Yetersayılar
Burada üçlü bir ayrım söz konusudur.
Olağan Kararlar: Sözleşme değişiklikleri ve önemli kararlar dışında alınan kararlardır. Olağan kararlar, kanun veya şirket sözleşmesinde aksi öngörülmüş olmadıkça, toplantıda temsil edilen oyların salt çoğunluğu ile alınır.

Önemli Kararlar: TTK m.621’de sayılan ve istisna oluşturan bazı genel kurul kararları, temsil edilen oyların en az üçte ikisinin ve oy hakkı bulunan esas sermayenin tamamının salt çoğunluğunun bir arada bulunması hâlinde alınabilir.

Şirket Sözleşmesinin Değiştirilmesine İlişkin Kararlar: Şirket sözleşmesi, esas sermayenin üçte ikisini temsil eden ortakların kararıyla değiştirilebilir.

Oy Hakkı ve Hesaplanması
Limited şirkette ortakların oy hakkı esas sermaye paylarının itibarî değerine göre hesaplanır. Limited şirket sözleşmesinde daha yüksek bir tutar öngörülmemişse her yirmibeş Türk Lirası bir oy hakkı verir.

Kararların Hükümsüzlüğü
Anonim şirket genel kurul kararlarının butlanına ve iptaline ilişkin hükümleri, kıyas yoluyla limited şirketlere de uygulanır.

Müdür/Müdürler (Yönetim ve Temsil Organı)
Müdür veya Müdürlerin Seçimi
Limited ortaklıkta müdür(ler) iki şekilde seçilebilirler:

Sözleşme İle: Şirketin yönetimi ve temsili şirket sözleşmesi ile düzenlenir. Şirket sözleşmesi ile yönetimi ve temsili, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebilir

Genel Kurul Kararı İle: Müdürler, şirket sözleşmesi dışında genel kurul kararı ile de atanabilirler

Tek Kişilik Şirketlere Özgü Hüküm
Sözleşmenin yapılması sırasında şirket tek ortak tarafından ister temsil edilsin ister edilmesin, tek ortaklı limited şirketlerde, bu ortak ile şirket arasında yapılan sözleşmenin geçerli olması, sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Müdür veya Müdürlerin Nitelikleri
Limited şirket müdürlerinin nitelikleri TTK’de açıkça düzenlenmemiştir.

Birden Fazla Müdürün Seçilmesi Halinde Uygulanacak Hükümler
TTK m.624/1’de, şirketin birden fazla müdürünün bulunması hâlinde, bunlardan birinin, şirketin ortağı olup olmadığına bakılmaksızın, genel kurul tarafından müdürler kurulu başkanı olarak atanacağı düzenlenmiştir. Birden fazla müdürün varlığı hâlinde, bunlar çoğunlukla karar alırlar. Eşitlik hâlinde başkanın oyu üstün sayılır.

Müdürlerin Devredilemez ve Vazgeçilemez Görevleri
Müdürler, kanunların ve şirket sözleşmesinin genel kurula görev ve yetki vermediği bütün konularda görevli ve yetkilidir.

Müdürlerin Temsil Yetkisinin Kapsamı ve Sınırlandırılması
Müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanı na anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyas yolu ile uygulanır.

Müdürlerin Yönetim ve Temsil Yetkisinin Geri Alınması
Genel kurul kararıyla, müdür veya müdürler görevden alınabilir; yönetim hakkı ve temsil yetkisi sınırlanabilir. Her ortak, haklı sebeplerin bulunması durumunda yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını ve sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebilir.

Müdürlerin Yükümlülükleri
Müdürlerin Özen ve Bağlılık Yükümlülüğü, Rekabet Yasağı: Müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler. Şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemiş veya diğer tüm ortaklar yazılı olarak izin vermemişse müdürler şirketle rekabet oluşturan bir faaliyette bulunamazlar. Şirket sözleşmesi ortakların onayı yerine ortaklar genel kurulunun onay kararını öngörebilir. Bağlılık yükümü hem müdürler hem ortaklar açısından sözkonusudur

Müdürlerin Eşit İşlem Yükümlülüğü: Müdürler, ortaklara eşit şartlar altında eşit işlem yaparlar

Müdürlerin Bildirim Yükümlülüğü: Esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır

Müdürlerin Şirkete Karşı Borçlanma Yasağı (Şirketten borç almama yükümlülüğü): TTK m.644 hükmüne göre, müdürlerin şirkete borçlanma yasağı ile ilgili olarak anonim şirketlere ilişkin TTK 395 inci madde uygulanır.

Müdürlerin Sorumluluğu: Anonim şirkete ilişkin olan, kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve Tasfiye memurlarının sorumluluğunu düzenleyen 553 üncü denetçilerin ve işlem denetçilerinin sorumluluğuna ilişkin 554 ilâ 561 inci maddeler limited şirketlere de uygulanır.

Denetim
Anonim şirketin denetçiye ve özel denetime ilişkin hükümleri limited şirkete de uygulanır.

Ortak Sıfatının Kazanılması
Ortak sıfatının kazanılması, aslen veya devren gerçekleşir:

Aslen Kazanma
Kuruluş veya sermaye artırımlarında taahhütte bulunan kişiler, tescil ile ortak sıfatını kazanırlar

Devren Kazanma
Esas Sermaye Payının Sözleşme ile Devri
TTK ile yapılan en önemli yeniliklerden birisi de esas sermaye payının devrinin kolaylaştırılmasıdır. Bu değişiklik, limited şirketin sermaye ortaklığı olma özelliğini güçlendirmektedir.

Payın Kanun Uyarınca Geçişi
Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde, tüm haklar ve borçlar, genel kurulun onayına gerek olmaksızın, esas sermaye payını iktisap eden kişiye geçer.

Esas Sermaye Payının Geçişinin Tescil Edilmesi
Esas sermaye paylarının geçişlerinin tescil edilmesi için, şirket müdürleri tarafından ticaret siciline başvurulur. Ticaret siciline tescil kurucu değil, açıklayıcı etkiye sahiptir.

Esas Sermaye Payının Gerçek Değerin Belirlenmesi
Kanunda veya şirket sözleşmesinde esas sermaye payının bedeli olarak gerçek değerin öngörüldüğü durumlarda, Taraflar anlaşamamışlarsa bu değer, Taraflardan birinin istemi üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir. Mahkemenin kararı kesindir.

Pay Defteri
Şirket, esas sermaye paylarını içeren bir pay defteri tutar. Ortakların, adları, adresleri, her ortağın sahip olduğu esas sermaye payının sayısı, esas sermaye paylarının devirleri ve geçişleri itibarî değerleri, grupları ve esas sermaye payları üzerindeki intifa ve rehin hakları, sahiplerinin adları ve adresleri bu deftere yazılır.

Esas Sermaye Pay Senetlerinin İspat Aracı Şeklinde veya Nama Yazılı
Olarak Düzenlenmesi
Eski TK döneminde, limited ortaklık payı için senet düzenlenebileceği, fakat bu senetlerin kıymetli evrak niteliğine sahip olmadığı öngörülmüştü.

Ortak Sıfatının Kaybedilmesi
Çıkma
Kendi isteği ile bir ortağın ayrılmasıdır. Şu hâllerde gerçekleşir:
1. Esas sermaye payının tamamen devri ile
2. Esas sermaye payının, miras, eşler arasındaki mal rejimine ilişkin hükümler veya icra yoluyla geçmesi hâllerinde
3. Payın itfası ile.
4. Tüm ortakların kabul etmesi ile.
5. Sözleşmedeki çıkma nedenlerinin gerçekleşmesi ile: Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir
6. Haklı nedenlere dayanarak mahkeme kararı ile: Her ortak, haklı sebeplerin varlığı hâlinde şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir.
7. Birleşme, bölünme, tür değiştirme durumlarında çıkma hakkının kullanılması ile
8. Çıkma bildirimine katılma yolu ile 9. Çıkma davasına katılma yolu ile
10. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması ile

Çıkmaya Katılma
Ortaklardan biri şirket sözleşmesindeki hükme dayanarak çıkma istediği veya haklı sebeplerden dolayı çıkma davası açtığı takdirde, müdür veya müdürler gecikmeksizin diğer ortakları bundan haberdar ederler

Çıkarılma
Ortağın, rızası dışında ortaklıktan ayrılmasıdır. Şu hallerde gerçekleşebilir:
1. Ortağın mahkemeden şirketin feshinin istemesi ile
2. Ansözleşmede öngörülen çıkarma sebeplerinin gerçekleşmesi ile
3. Haklı sebebin bulunması durumunda, şirketin talebi üzerine mahkeme kararı ile
4. Birleşme
5. Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması ile Çıkarma kararına karşı ortak, kararın noter aracılığıyla kendisine bildirilmesinden itibaren üç ay içinde iptal davası açabilir

Ortakların Hakları
Ortakların hakları, anonim ortaklıklarda olduğu gibi, mali ve kişisel haklar olarak iki grupta ele alınabilir:

Mali Haklar
Kâr Payı Hakkı ve Yedek Akçelerle İlişkisi
Kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Kâr payı dağıtımına ancak, kanun ve şirket sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir.

Anonim şirketlere ilişkin Finansal tablolar ve yedek akçelere ilişkin 514 ilâ 527 nci madde hükümleri limited şirketlere de uygulanır

Tasfiye Payı Hakkı
Tasfiye usulü ve Tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümler uygulanır.

Yeni Pay Alma Hakkı
Şirket sözleşmesinde veya artırma kararında aksi öngörülmemişse, her ortak, esas sermaye payı oranında, esas sermayenin artırılmasına katılmak hakkına sahiptir. Rüçhan hakkının kullanılabilmesi için en az onbeş gün süre verilir.

Kişisel Haklar
Genel Kurul Toplantılarına Katılma ve İlgili Haklar
Her ortak, TTK m.617 vd. hükümleri uyarınca genel kurul toplantılarına katılma, oy kullanma ve kararlara karşı butlan ve iptal davası açma hakkına sahiptir.

Ortaklık Yönetimine ve Temsiline Katılma
Limited şirket ortakları, sözleşme ile veya genel kurul kararıyla müdür seçilebilirler.

Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı
Her ortak, müdürlerden, şirketin bütün işleri ve hesapları hakkında bilgi vermelerini isteyebilir ve belirli konularda inceleme yapabilir.

Genel Kurul Kararların Butlanının Tespitini ve İptalini İsteme Hakkı
Ortaklar, TTK m.622 atfıyla, TTK m.445 vd. uyarınca, genel kurul kararlarının iptalini isteyebilecekleri gibi, kararların butlanının tespitini de isteyebilirler.


Denetleme Hakkı
Limited şirkette ortakların şirketi denetleme hakkı bulunmamaktadır. Limited şirketlerde denetim, yeminli mali müşavir, serbest muhasebeci mali müşavir veya özel denetçi tarafından yerine getirilmektedir.

Çıkma Hakkı
Sözleşmede, çıkma hakkı ve nedenleri düzenlenebilir. Fakat böyle bir düzenleme bulunmasa dahi, haklı nedenlere dayanılarak mahkemeden, çıkmaya izin verilmesi talebinde bulunulabilir.

Çıkmaya Katılma Hakkı
Ortaklardan biri şirket sözleşmesindeki hükme dayanarak çıkma istediği veya haklı sebeplerden dolayı çıkma davası açtığı takdirde, diğer ortaklar çıkma bildirimine veya çıkma davasına katılabilirler.

Haklı Nedenle Feshi Talep Hakkı
Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve şirketten çıkarılmasına hükmedebilir.

Ortakların Yükümlülülükleri
Yan Edim Yükümlülüğü Şirket sözleşmesiyle, şirketin işletme konusunun gerçekleşmesine hizmet edebilecek yan edim yükümlülükleri öngörülebilir.

Haksız Alınan Kâr Paylarını İade Yükümlülüğü
Haksız yere kar almış olan ortak ve müdür bunu geri vermekle yükümlüdür. İyiniyetli oldukları takdirde ortak veya müdürün haksız alınan karı geri verme borcu, şirket alacaklılarının haklarını ödemek için gerekli olan tutarı aşamaz.

Bağlılık Yükümlülüğü ve Rekabet Yasağı
Ortaklar, şirket sırlarını korumakla yükümlüdür. Bu yükümlülük şirket sözleşmesi veya genel kurul kararıyla kaldırılamaz. Ortaklar, şirketin çıkarlarını zedeleyebilecek davranışlarda bulunamazlar. Özellikle, kendilerine özel bir menfaat sağlayan ve şirketin amacına zarar veren işlemler yapamazlar.

Ortakların Şirkete Karşı Borçlanma Yasağı
Bu konuda anonim şirketlerin ilgili kısımda yapmış olduğumuz açıklamalara bakınız

Ortakların Sorumluluğu
Kural: Ortağın asli borcu, sermaye taahhüdünü ifa etmekten ibaret olup, bu borcu ifa eden ortağın sorumluluğu sona erer. Fakat sermayenin iade edilmiş, haksız kâr payı veya faiz ödenmiş olması hâllerinde sorumluluk o miktarda yeniden doğar. Bu kuralın istisnaları şu şekilde sıralanabilir:

Ek Ödeme ve Yan Edim Yükümlülüğü
Ek ödeme ve yan edim yükümlüğü tek borç ilkesinin istisnalarını teşkil eder

Kamu Borçlarından Sorumluluk
6183 sayılı AATUHK’un 35 inci maddesi uyarınca, her bir ortak, limited şirketin ödenmeyen veya tahsil olanağı bulunmayan kamu borçlarından dolayı alacaklı kamu idaresine karşı, taahhüt ettiği sermaye oranında sorumludur.

Limited Ortaklığın Sona Ermesi
Nedenleri
Limited şirketin şu nedenlerle sona erer:
1. Sözleşmede yazılı sona erme nedeninin gerçekleşmesi ile
2. Genel kurul kararı ile
3. İşâsın açılması ile
4. Kanunda gösterilen nedenlerle
5. Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa şirketin feshine ilişkin verilecek karar ile
6. Bir ortağın talebi üzerine haklı nedenle ve mahkemece verilecek karar ile
7. Şirketin kurulmasında kanun hükümlerine aykırı hareket edilmek suretiyle, alacaklıların, ortakların veya kamunun menfaatleri önemli bir şekilde tehlikeye düşürülmüş veya ihlal edilmiş olursa, müdürün/müdürlerin, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, ilgili alacaklının veya ortağın istemi üzerine, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesince şirketin feshine karar verilir.
Sonuçları
Sona erme İflâs ve mahkeme kararından başka bir sebepten ileri gelmişse tescil ve ilan edilir.
TİCARET SİCİLİ:Ticari işletme ile ilgili olarak kanunda öngörülen bilgilerin yazıldığı kütüktür

TİCARET SİCİLİ VE ÖRGÜTÜ:Ticaret sicili ülkemizde ilk olarak 1926 tarihli ticaret kanunumuz ile girmiştir,1957 tarihli türk ticaret kanunu da ticaret sicili düzenlemiştir,ticaret sicili memurları ile ilgili suçlardan devlet memurları gibi cezalandırılır

TESCİL VE İLANI GEREKLİ KONULAR:
Tescil:İlgili ticari işletmenin bulunduğu yer ticaret siciline yapılır.
İlan:Bütün Türkiyede etkin olmak üzere Ankarada yayımlanan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır
Tescil Yöntemi:Kural olarak tescil süresi tescili gerekli işlemin olmasından itibaren 15 gündür
Tescil talebi yazılı şekilde dilekçe ile yapılır

İNCELEME SONUÇLARI:Sicil memuru yaptığı inceleme sonucu talebi ya kabul eder ya reddeder veya geçici tescile karar verir red halinde ilgililer 8 gün içinde ticari mahkemelere itiraz edebilir,mahkemenin kararına karşı ilgililer 15 gün içinde temyize gider,3 ay içinde anlaşmazlık kanıtlanmazsa geçici kayıt silinir,ilama göre geçici kayıt ya kesin kayda çevrilir ya da silinir .

TESCİL ZORUNU:Tescili gerekli konuların tescil ettirilmesi kanuni zorunluluktur,aksi halde TTK m.40 yaptırımlar uygulanır .

İLAN:Tescil edilen her husus ilan edilmez,ilan ankarada yayımlanan bütün türkiyedeki sicil ilana özgü Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi ile yapılır

KARİNE:Bilinen bir olgudan bilinmeyen bir olgunun veya sonucun çıkartılmasıdır

TESCİLİN SONUÇLARI:Ticaret sicili açıklayıcı niteliktedir,ticaret ortaklıkları ancak ticaret siciline tescil anında tüzel kişilik kazanır

Ünite 5
HAKSIZ REKABET: İktisadi rekabetin iyi niyet kurallarına aykırı olan aldatıcı davranış veya başkaca suretle her türlü kötüye kullanılmasıdır. Unsurları:
1)ekonomik rekabet
2)aldatıcı davranış
3)dürüstlük kurallarına aykırı hareket
4)rekabet hakkının kötüye kullanılması

MK. M.2 ‘de Herkes borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır

ÖZEL HAKSIZ REKABETİN HALLERİ:
57. maddede özel haksız rekabet hallerini 10 bend halinde düzenlenmiştir:en önemlileri şunlardır:
1)başkalarının mal,iş,ticari ürünleri hakkında yanlış ve incitici beyanlarla kötülemek
2)gerçeğe aykırı bilgi vermek
3)3. kişiler hakkında aldatıcı reklamlar
4)yanlış unvan ve mesleki adlar kullanmak
5)ticaret sırlarını açıklatmak veya ele geçirmek
6)gerçeğe aykırı iyi hal ve yeterlik belgeleri vermek
7)kanun,tüzük ve sözleşmelere uymamak

HAKSIZ REKABETİN HUKUKİ YAPTIRIMLARI:
1)Tespit davası açılması
2)önleme davası açılması
3)yanıltıcı beyanların düzeltilmesi
4)tazminat davası veya manevi dava açılması

DAVACI:Haksız rekabet davalarını müşteriler de açabilir, fakat fiilden zarar görmüş olmaları gerekir haksız rekabetin dahil olduğu mesleki birlikler:
Borsalar,Ticaret ve Sanayi odaları

DAVALI:Davalı ilk önce haksız rekabette bulunan rakiptir,haksız rekabet eylemine katılan dolaylı veya dolaysız 3. kişilere karşı da açılabilir

ZAMANAŞIMI:Kanunun belirlediği şartlar altında belli bir zamanın geçmesi üzerine bir hak kazanma veya bir yükümlülükten kurtulma yoludur.haksız rekabet davaları davaya hakkı olan tarafın bunu öğrendiği andan itibaren 1 yıl, ve her halde bunların doğumundan itibaren 3 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

HÜKÜM:Haksız rekabet davası sonucu elde edilen hüküm sadece taraflar arasında değil,3. kişilere karşı da etkilidir

CEZAİ YAPTIRIMLAR:Ticaret Kanunumuzun 64. maddesine göre takibi şikayete bağlı veya re’sen takip edilecek suçları oluşturur,bu hallerde 1 yıla kadar hapis cezası verilebilir
özkan kaya
Mesajlar: 32
Kayıt: 03 Ara 2017 21:58
İletişim:

03 Ara 2017 23:08

TİCARET HUKUKU DERS NOTLARI
Prof.Dr. Veliye YANLI
TİCARİ İŞLETME HUKUKU
TİCARİ İŞLETME
Ticaret Kanunu “Ticari İşletme" esasına dayanmaktadır. Bununla beraber ticari işletme kavramı
kanunda tanımlanmış değildir. Sadece kanunun 11.maddesinin 1.fıkrasında "ticarethane veya
fabrika yahut ticari şekilde işletilen diğer müesseseler, ticari işletme sayılır.” denilmektedir.
Kanunun 12. maddesinin 1.fıkrasında ticarethane sayılacak müesseseleri sıralanarak aynı
maddenin 2.fıkrasında "hammadde veya diğer malların makine veyahut sair teknik vasıtalarla
işlenerek yeni veya değerli mahsuller vücuda getirilmesi " fabrikacılık olarak tanımlanmıştır.
13. maddede ise ticari şekilde işletilen diğer müesseselerden söz edilerek bunların hangi
hallerde ticari işletme sayılacağına ilişkin dolaylı da olsa bir takım ölçüler verilmiştir.
Ticaret Kanunundaki bu hükümleri yanında, Ticaret Sicil Nizamnamesinin 14. maddesinin 2.
fıkrası da "bir gelir sağlamayı hedef tutmayan veya devamlı olmayan faaliyetlerle Ticaret
Kanununun 17. maddesinde tarif edilen esnaf faaliyeti sınırlarını aşamayan faaliyetler ticari
işletme sayılmaz“ hükmünü getirmiştir.
1-Gelir sağlama hedefi: Burada önemli olan gelir sağlama amacının varlığıdır. Gerçekten gelir
sağlanmamış olması, hatta zarar edilmiş olması işletmenin ‚“ticari işletme“ sayılmasına engel
oluşturmaz.
2-Devamlılık: Bir ticari işletmenin varlığı için o işletmenin devamlı bir nitelik taşıması gerekir.
Burada da önemli olan süreklilik amacıdır. Faaliyetin konusu gereği kesintili olması devamlılık
ögesini etkilemez. Ticari işletme konusu gereği periyodik de çalışabilir, örneğin okul kantinleri.
3-Belli bir çapı aşma: Bir işletmenin ticari işletme olarak nitelendirilebilmesi için bu işletmenin
etkinlik çapının belirli bir sınırı aşmış olması gerekmektedir. Bu sınır da esnaf işletmesine göre
belirlenmektedir.
Hangi işletmelerin esnaf işletmesi olacağı Türk Ticaret Kanununun 17. ve 1463. maddeleri ile
düzenlenmiştir. Kanunun 17. maddesi „iktisadi faaliyetin nakdi sermayeden çok bedeni
çalışmaya dayanmasını ve kazancın ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olmasını
öngörür“. Aynı kanunun 1463. maddesi de Bakanlar Kurulunu "yıllık gayri safi geliri
kararnamede gösterilecek miktardan aşağı olan sanat ve ticaret erbabının, iktisadı faaliyeti
nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya
yetecek derecede olan sanat ve ticaret erbabı sayılması için kararnameler çıkartmaya“ yetkili
kılmıştır. Böyle kararnamelerin çıkarılması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayri
safi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif
edilen esnaftan sayılamaz. Bakanlar Kurulunun bu hükme dayanarak çıkardığı kararnamede
öngörülen sınırı aşan,her işletme, ticari işletme kabul edilmektedir.
Sonuç olarak ticari işletme; gelir sağlama ve devam amacı ile, esnaf işletmesi sınırlarını aşan
ölçüdeki işletmeler olarak tanımlanabilir.
TİCARİ İŞLETMENİN DEVRİ
Türk Ticaret Kanununun 11.maddesinin 2. fıkrasına göre, tesisat, kiracılık hakkı, ticaret
ünvanı ve diğer adlar, ihtira beratı ve markalar, bir sanata ilişkin veya bir şahsa ait model ve
resimler gibi, bir müessesenin işletilmesi için daimi bir tarzda tahsis olunan unsurlar,
sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça ticari işletmeye dahil sayılır.’
Tacirin işletmesi gereği yüklendiği borç ve yükümler, yani işletmenin pasifi de aktiflerle
beraber işletmenin bir parçasını oluşturur.
Bunun yanında işletmenin kurduğu ilişkilerin, itibarının, deneyim ve ticari sırlarının, işyerinin
ve de müşteri çevresinin yarattığı bir "iş değeri" vardır.
Böylece ticarı işletme bir bütün olarak sözleşmelere konu olabilir. Bu sözleşmelerden birisi de
ticari işletmenin devir sözleşmesidir.
Ticari işletmenin devri, alacaklılarına ve iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ancak devrin ticaret
siciline tescil ve ilanı ile hüküm ifade eder.Devralan, işletmenin devrinin tescil ve ilanına kadar
doğan borç ve yükümlerden de sorumludur. Devreden ise, devrin tescil ve ilanından sonra
doğan borç ve yükümlerden sorumlu olmamakla beraber, devirden öncekilerden iki yıl süre ile
devralanla birlikte müteselsilen (zincirleme) sorumludur. Bu sürenin başlangıcı, muaccel
borçlar için devrin tescil ve ilanı veya alacaklıya ihbar tarihi, müeccel borçlar için ise borcun
muaccel olduğu tarihtir.
TİCARİ İŞLETMENİN REHNİ
Rehin için taşınırın rehin alana teslimini arayan Medeni Kanun hükümleri karşısında, ticari
işletmenin bir bütün olarak rehni mümkün olamamakta idi.
Ticari işletme Rehni Kanunu ve ilgili diğer hükümlerle ticari işletme rehni düzenlenmiştir.
Kanuna göre, ticari işletme rehninde, rehin veren ticari işletme sahibi gerçek veya tüzel kişi,
rehin alan ise tüzel kişiliği olan ve sermaye şirketi olarak kurulmuş kredi kurumları, kredili
satış yapan gerçek veya tüzel kişi kurumlar ve de kooperatiflerdir.
Ticari işletme rehni sadece ticaret ünvanı, işletme adı, rehnin tescili anında mevcut ve
işletmenin faaliyetine tahsis edilmiş olan makine, araç,alet ve motorlu taşıt araçları, ihtira
beratları, markalar, modeller, resimler ve lisanslar gibi sınai hakları kapsar. Ticari işletmede
taşınmaz işletme tesisatı ve varsa kiracılık hakkı rehnin kapsamına girmez.
Rehin sözleşmesi, ticari işletmenin kayıtlı bulunduğu sicil çevresindeki her noter tarafından
düzenlenir. Daha sonra da rehin alan veya verenin yazılı talebi ile ticari işletmenin, kayıtlı
bulunduğu sicile tescil edilir.
Rehin hakkı bu tescil ile doğar. Tescil ile doğan rehin, üçüncü kişilerin korunması bakımından
duruma göre tapu kütüğüne, sınai haklar siciline, maden siciline, nakil araçları siciline ve
işletmenin şubesi varsa, şubenin kayıtlı bulunduğu sicile de tescil edilir.
Rehin tescil edildikten sonra işletme sahibi, işletmenin olağan faaliyetlerini sürdürebilmesi için
her türlü işlemi yapabilir. Ancak işletmeyi ve rehin kapsamındaki bireysel unsurları
devredemez, ayni hakla yükümlendiremez, yerini değiştiremez ve takas edemez. Tüm bu
işlemler için alacaklının rızasına gerek vardır.
TACİR
Gerçek kişi tacir: Ticaret Kanunu'nun 14. Maddesinin 1. Fıkrasına göre « Bir ticari işletmeyi
kısmen dahi olsa, kendi adına işleten kimseye tacir denir". Ayrıca aynı maddenin 2. Fıkrasına
göre '”Bir ticari işletmeyi kurup açtığı sirküler, gazete, radyo ve başkaca ilan vasıtalarıyla halka
bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyetli ilan etmiş olan kimse, fiilen
işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Halbuki yine aynı maddenin 3. Fıkrasına göre “Bir
ticari işletme açmış gibi ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun
hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına (ortak sıfatıyla ) muamelelerde bulunan kimse,
hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı tacir gibi sorumlu olur”. Bu kişilerin 1. ve 2. Fıkrada
belirtilenlerden farkı tacir sayılmayıp, tacir gibi sorumlu olmalarıdır. Diğer bir ifadeyle bu
kişiler tacir sıfatının getirdiği nimet ve kolaylıklardan yararlanamazlar, buna karşılık bu sıfatın
sonucu olan külfetlere katlanırlar.
Tüzel kişi tacir: Türk Ticaret Kanununun 18. maddesine göre bu kişiler üç gruba ayrılır :
1. Ticaret şirketleri: Ticaret Kanununda kollektif, komandit, limited ve anonim şirket olarak
sayılmış ticaret şirketleri usulüne uygun olarak tescil edilip, tüzel kişilik kazandıkları anda yasa
gereği tacir sıfatını kazanırlar.
2. Amaçlarına varmak için ticari bir işletme işleten dernekler ve vakıflar: Üyelerine kazanç
paylaştırmaktan başka amaçlarla kurulan dernekler ve vakıflar, amaçlarına ulaşmak için ticari
bir işletme işletirlerse, o takdirde tacir sayılırlar.
Ancak Kızılay gibi kamu yararına olan dernekler, ticari bir işletme işletseler dahi tacir sıfatını
almazlar; örneğin Kızılay Derneği Afyon Karahisar Maden Suyu işletmesini işletmesine
rağmen tacir değildir.
3. Kendi kuruluş kanunları uyarınca özel hukuk kuralları dairesinde yönetilmek veya ticari bir
şekilde işletilmek üzere kamu tüzel kişiler tarafından kurulan teşekkül ve müesseseler: Burada
kastedilen, kendi kuruluş kanunlarına göre idare edilmek veya ticari bir şekilde işletilmek üzere
devlet, vilayet ve belediye gibi kamu tüzel kişilerinin kurdukları tüzel kişilerdir.Bunlar daha
ziyade iktisadi devlet teşekkülleridir. Dikkat edilmesi gereken husus bunların kuruluş
kanunlarında , özel hukuk kurallarına tabi olduklarının belirtilmesidir.
TACİR SIFATININ SONUÇLARI
l. Her tacir kanun hükümlerine uygun olarak bir ticaret ünvanı seçmek ve kullanmak
zorundadır. Bu tacir için hem hak hem de bir yükümdür.
2. Tacirler her türlü borç ve yükümlerinden dolayı iflasa tabidirler. Tacir ticari işletmesini
kapatıp ticaret sicilinden terkin ettirse dahi, durumun tescil ve ilanından itibaren daha bir yıl
süre ile iflasa tabidir.
3. Her tacir ticari işletmesinin gerektirdiği önemdeki defterleri tutmakla yükümlüdür. Buna
aykırı hareket etmesi halinde kendisine bazı özel yaptırımlar uygulanır.
4. Her tacir ticari işletmesini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır. Bunun yanında tacirin,
kanunlarda tescil ettirilmesi istenen hususları tescil ettirme, ilanı istenen hususları da ilan
ettirme zorunluluğu vardır.
5. Tacirler ticari işletmenin bulunduğu yerin ticaret odalarına veya ajanlıklarına kayıt olmak
zorundadırlar.
Sanayici olarak kabul edilen kişiler, bunların bulundukları yerde ayrıca sanayi odası varsa bu
odaya kayıt olmakla yükümlüdürler. Ancak sanayici kendi ürünleri için ayrıca satış yeri açarsa
ticaret odasına da kaydolmaya mecburdur.
6.Türk Ticaret Kanununun 20. maddesinin 2. fıkrasında “her tacirin ticaretine ait bütün
faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etme” yükümlülüğü ifade edilmektedir.Burada
objektif bir ölçü dikkate alınır. Yani tacirin kişisel durum ve yeteneğine göre göstereceği özen
değil, ticaretinin özelliği göz önünde tutularak, tedbirli ve ileriyi makul ve mutad bir oranda
gören bir tacirin göstereceği özen ölçü görevini görür.
7. Ticari örf ve adet tacirler bakımından mutlak olarak uygulanır.
8.Türk Ticaret Kanununun 21. maddesine göre “Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Şu
kadar ki, hakiki bir şahıs olan tacir, muameleyi yaptığı anda bunun ticari işletmesi ile ilgili
olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya muamele, fiil veya işin ticari sayılmasına halin
icabı müsait bulunmadığı takdirde borç adi sayıdır. Taraflardan yalnız birisi için ticari
mahiyette olan mukaveleler kanunda aksine hüküm olmadıkça diğeri için de ticari iş sayılır”.
Gerçek kişi tacirler belirli hallerde bunun aksini ispatlayabilirler. Bir iş “ticari” olarak
nitelendirilince, yasa ona belirli sonuçlar bağlamıştır.
9. Tacir ticari işletmesi ile ilgili bir iş veya hizmet görmüş ise, bu iş veya hizmetten yararlanan
kişi tacir olsun olmasın, hatta taraflar arasında daha önce ücret kararlaştırılmamış olsa bile,
gördüğü işe uygun bir ücret isteyebilir. Ayrıca tacir verdiği avanslar ve yaptığı giderler için
ödeme tarihinden itibaren faize de hak kazanır.
10. Ticaret Kanununun 23. maddesi 1. fıkrası uyarınca, ticari işletmesi gereği mal satan, imal
eden veya bir iş gören ya da menfaat sağlayan tacir, talep üzerine fatura düzenlemek ve bedel
ödenmiş ise bu hususu da faturada göstermek zorundadır.
11. Faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriği hakkında bir itirazda
bulunmamışsa, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır.
Ticaret Kanununun 23. maddesi 3. fıkrasına göre de, sözlü olarak, telefon veya telgrafla yapılan
sözleşmelerin ve beyanların içeriğini teyid eden bir yazıyı olan kimse, aldığı tarihten itibaren
sekiz gün içinde itirazda bulunmamışsa, teyid mektubunun yapılan sözleşmeye veya beyanlara
uygun olduğunu kabul etmiş sayılır.
12. Tacirlerin Borçlar Kanununda öngörülen bazı koruyucu hükümlerden yararlandırılmasına
gerek duyulmamıştır. Tacir sıfatını taşıyan borçlu, Borçlar Kanununun 104. maddesi 2. fıkrası,
161. maddesi 3. fıkrası ve 409 maddesinde yazılı hallerde fahiş olduğu iddiasıyla bir ücret veya
cezanın indirilmesini mahkemeden isteyemez.
13. Ticaret Kanununun 20. maddesinin 3. fıkrasına göre tacirler arasında diğer tarafı temerrüde
düşürmek veya sözleşmeyi fesih ya da sözleşmeden dönme amacıyla yapılacak ihbar veya
ihtarların geçerli olabilmesi için bunların noter aracılığıyla veya iadeli taahüttlü bir mektupla ya
da telgrafla yapılması zorunludur.
Burada önemli olan husus yapılan işte her iki tarafın da tacir ve işin sadece bir taraf için değil
her iki taraf için de ticari olmasıdır.
14. Hapis hakkı, kanunda öngörülen koşulların gerçekleşmesi halinde alacaklıya, zilyetliği
altında bulunan borçluya ait menkul mallar ile kıymetli evrakı iade etmeyerek, bunları
alacağının teminatı olarak alıkoyma ve paraya çevirme yetkisi veren bir ayni haktır.
Hapis hakkının doğumu için gerekli olan kanuni şartlardan bir tanesi de, alacaklının
zilyetliğinde bulunan menkul mal veya kıymetli evrak ile muaccel alacak arasında tabii bir
bağlantının bulunmasıdır. Türk Medeni Kanununun 864. maddesinin 2. fıkrasında alacağın ve
zilyetliğin tacirler arasındaki ticari ilişkilerden doğması halinde, bu bağlantının varsayılacağı
gösterilmiştir.
15. Ticaret Kanununun 25. maddesinde, tacirler arasında yapılan ticari satış ve trampaların,
esas itibariyle Borçlar Kanununun ilgili hükümlerine tabi olacağı belirtildikten sonra, bu tür
satış ve trampalar hakkında özel bazı hükümlere de yer verilmiştir. Bu hükümlerin
uygulanabilmesi için ortada tacirler arasında yapılan ve onların ticari işletmelerini ilgilendiren
bir ticari satış veya trampanın mevcut bulunması gerekir.
Ticaret Kanununun 25. maddesinin 1. fıkrasına göre, sözleşmenin niteliğine, tarafların amacına
veya emtianın türüne göre satış sözleşmesinin kısım kısım icra edilmesinin mümkün olduğu
veya bu koşulların mevcut olmamasına rağmen alıcının yapılan kısmi teslimi ihtirazi kayıt ileri
sürmeden kabul ettiği hallerde, alıcı, sözleşmenin yerine getirilmemesi yüzünden sahip olduğu
hakları yalnız teslim edilmemiş olan kısım hakkında kullanabilir.
Aynı maddenin 2. fıkrasına göre alıcının temerrüte düşmesi halinde satıcı, malın satışına izin
verilmesini mahkemeden isteyebilir. Bu yolla yapılan satış sonucunda, satış masrafları satış
bedelinden çıkarıldıktan sonra artan para, satıcının takas hakkı saklı kalmak şartıyla satıcı
tarafından alıcı adına bir bankaya veya banka bulunmadığı takdirde notere tevdi olunur ve
durum hemen alıcıya bildirilir.
Yine aynı maddenin 3. fıkrasına göre ise ticari satışlarda malın ayıplığı olduğunun teslim
sırasında açıkça belli olduğu hallerde, alıcı durumu iki gün içinde satıcıya bildirmekle
yükümlüdür. Satılanın ayıplı olduğunu teslim sırasında anlamak mümkün değilse, alıcı malı
teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmek ve gene bu süre içinde durumu satıcıya
bildirmekle yükümlüdür. Bu ihbar süresinde yapılmazsa alıcı malı ayıp ile birlikte kabul etmiş
sayılır.
TİCARİ İŞLERDE FAİZ
Hukuk öğretisinde faiz; belirli bir meblağın bu meblağ alacaklısına sağladığı medeni bir semere
(ürün) olarak tanımlanmaktadır.
Faiz çeşitli açılardan ayrıma tabi tutulabilir. Tarafların anlaşması sonucu ödenecek olan faize
iradi faiz (akdi faiz), tarafların iradesi dışında ödeme borcu doğan faize ise kanuni veya nizami
faiz denir. Bir para tutarını talep hakkına sahip bulunan alacaklıya, bu paradan belli bir süre
yoksun kalması nedeniyle borcun vadesine diğer bir ifadeyle paranın iade edilmesi gereken
tarihe kadar ödenen karşılığa kapital faizi, para borcunu zamanında ödemeyerek temerrüte
düşen (geciken) borçlu tarafından ödenmesi gereken faize de temerrüt faizi denilmektedir.
Temerrüt faizi, alacaklının muhtemel zararlarının giderilmesi amacıyla doğrudan doğruya
kanun koyucu tarafından öngörülmüş bir karşılıktır. Temerrüt faizinin talep edilebilmesi için
temerrüt sonucunda bir zarar görmüş olmak gerekli değildir. Ayrıca, sadece ana paraya işletilen
basit faiz ve işlemiş faizin ana paraya eklenerek bunun üzerine işletilen faizi ifade eden
mürekkep (bileşik faiz) ayrımı da yapılmaktadır.
Ticari işlerde faizin özellikleri :
Borçlar Kanunu’nun 307. maddesinin 2. fıkrasında, ticari işlerde şart edilmemiş olsa dahi faiz
verilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Bu hüküm gereğince, eğer verilen ödünç ticari iş
niteliğinde ise, o takdirde sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi ödünç alanın kapital faizi
ödemesi gerekir. Aynı şekilde TKm.22’de de, ticari işletmesi gereği bir iş veya hizmet gören
tacirin, sözleşmede öngörülmemiş olsa dahi ücret isteme ve verdiği avanslar ile yaptığı
masraflar için de ödeme tarihinden itibaren faiz talep etme hakkına sahip olduğu ifade
edilmektedir.
Adi ödünç sözleşmelerinde, faizin, belli devreler sonunda ana paraya eklenmesi ve bundan
sonra ana para ve faizlerden oluşan yeni tutara tekrar faiz yürütülmesi diğer bir ifade ile bileşik
faiz uygulaması yasaktır. Buna karşılık ticari iş sayılan cari hesaplarla, borçlu bakımından ticari
iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde bileşik faiz ödenmesi mümkündür.
Gerek adi gerekse ticari işlerde taraflar uygulanacak kapital faizini serbestçe kararlaştırabilirler.
Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme
ile kararlaştırılmamışsa bu ödeme, yıllık. TC Merkez Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü
kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı,
30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha
çok farklı ise, yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Para borcunu içeren adi ve ticari işlerde taraflar, borçlunun temerrüte düşmesi halinde istenecek
temerrüt faizi oranını da serbestçe kararlaştırabilirler. Aksi takdirde borçlu yukarıda, kapital
faizine ilişkin olarak belirtilen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. TC Merkez
Bankası’nın önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı,
yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa dahi ticari işlerde temerrüt faizi
bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31
Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci
yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faiz miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olması halinde, akdi faiz miktarı
yukarıda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi akdi faiz miktarından az olamaz.
Aksine sözleşme yoksa, faiz vadenin bitiminden, belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren
işlemeye başlar. Aksine konulan şart, hakim tarafından borçlu lehine değiştirilemez.
TİCARET SİCİLİ
Ticaret ve Sanayi Odası veya Ticaret Odası bulunan yerlerde bir ticaret sicili memurluğu
kurulur. Oda olmayan veya yeterli teşkilatı bulunmayan odaların olduğu sicil işleri Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı’nca tespit edilecek o il dahilinde yeterli teşkilata sahip odalardan birinin
ticaret sicili memurluğu tarafından yürütülür.
Ticaret sicilinin yönetimi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak ilgili oda
meclisi tarafından atanan bir sicil memuruna aittir. Sicil memurluğunun iş hacmine göre, aynı
usulle yeteri kadar yardımcı görevlendirilir. Ticaret sicili memuru ve yardımcıları ile diğer
personeli, görevleri ile ilgili suçlardan dolayı Devlet memuru gibi cezalandırılır ve bunlara
karşı işlenmiş suçlar Devlet memurlarına karşı işlenmiş sayılır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı,
ticaret sicili memurluklarının faaliyetlerini her zaman denetlemeye ve gerekli tedbirleri almaya
yetkilidir. Ticaret sicili memurlukları, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından alınan tedbir ve
talimatlara uymakla yükümlüdür.
Ticaret siciline, kanunlarda ve Ticaret Sicili Tüzüğü’nde tescil edileceği gösterilen hususlar
tescil edilir. Sicile yapılan kayıtlar, yerine göre ya belirli bir hukuki durumun doğumuna neden
olur, ki bu durumda sicilin kurucu etkisinden söz edilir; ya da mevcut bir hukuki durumun
varlığını ispata yarar. Bu durumda da sicil açıklayıcı bir etkiye sahiptir. Tescil işlemleri tescil,
tadil ve terkin olmak üzere üç şekilde gerçekleşir. Bir olayın sicile geçirilmesi tescil, böyle bir
olaydaki değişiklik dolayısıyla sicildeki kayıtların değiştirilmesi ve düzeltilmesi tadil, sicile
geçirilmiş bir olayın ortadan kalkması veya sona ermesi sebebiyle mevcut kaydın silinmesi
işlemi ise terkindir.
Tescil talep üzerine yapılır. Tescil talebi, ilgililer veya temsilcileri yahut hukuki halefleri
tarafından yetkili sicil memurluğuna dilekçe ile olur. Kanunda aksine hüküm olmadıkça, tescil
talebi süresi on beş gündür. Bu süre, tescile tabi hususun meydana geldiği, tamamlanması bir
senet veya belgenin düzenlenmesine bağlı olan hususlarda bu senet veya belgenin düzenlendiği
tarihten başlar. Ticaret sicili memurluğunun yetki çevresi dışında oturanlar için bu süre bir
aydır.
Tescil işlemi, kural olarak ilgililerin talebi üzerine yapılmakla birlikte mevzuatta açık bir
hüküm bulunduğu takdirde ilgili makamın bildirmesi üzerine veya re’sen de yapılabilir.
Sicil memuru tescil için aranılan kanuni şartların bulunup bulunmadığını araştırmakla
yükümlüdür. Tüzel kişilerin tescilinde, özellikle ortaklık sözleşmesinin emredici hükümlere
aykırı olup olmadığı ve kanunun zorunlu kıldığı esasları içerip içermediği araştırılır. Tescil
edilecek hususların gerçeğe uygun olması, üçüncü kişilerde yanlış bir fikir yaratacak nitelikte
bulunmaması ve kamu düzenine aykırı olmaması da gerekir.Sonuçlandırılması bir mahkeme
hükmüne bağlı olan veya sicil memuru tarafından kesin olarak tescilinde tereddüd edilen
hususlar, ilgililerin talebi üzerine geçici olarak kaydolunur. Bu durumda ilgililerin üç ay içinde
mahkemeye müracaat etmeli yahut aralarında anlaşmalıdırlar. Aksi takdirde geçici kayıt re’sen
silinir. Mahkemeye müracaat halinde kesinleşmiş olan hükmün sonucuna göre işlem yapılır.
Sicil memurluğunca, ilgililerin tescil, tadil veya terkin talepleri üzerine verilen kararlara karşı
tebliğden itibaren sekiz gün içinde sicilin bulunduğu yerdeki ticari davalara bakmakla görevli
Asliye Hukuk Mahkemesine dilekçe ile itiraz edilebilir.
Sicile tescil ve kayıt için kötü niyetle gerçeğe aykırı beyanda bulunanlar için cezai yaptırımlar
öngörülmüştür. Ayrıca, gerçeğe aykırı tescil dolayısıyla zarar görenler tazminat talep
edebilirler. Aynı şekilde, sicildeki kayıtların gerçeğe uygun olmaması, üçüncü kişilerde yanlış
bir fikir yaratacak nitelikte bulunması veya kamu düzenine aykırı olması halinde, bu durumu
öğrendikleri halde düzeltilmesini istemeyenler ile tescil olunan bir hususun değişmesi veya
sona ermesi yahut kaldırılması dolayısıyla kaydın değiştirilmesini veya silinmesini istemeye
veya yeniden tescili gereken bir hususu tescil ettirmeye mecbur olup da bunun yapmayanlar bu
kusurları yüzünden üçüncü şahısların uğradıkları zararları tazmin ile yükümlüdürler.
Ticaret sicili alenidir. Yani herkese açıktır. İspatına gerek olmaksızın sicilin içeriği, saklanan
belgeler incelenebilir, bunların tasdikli sureti alınabilir ve bir hususun sicilde kayıtlı olup
olmadığına ilişkin tasdikname dahi alınabilir.
Tescilin etkisi, üçüncü kişilerin kayıt edilen hususları bilmeleri bakımından bir varsayıma
dayanır. Kayıt Türkiye Sicili Gazetesi ile ilan edildiğinin veya bu ilan bir nüshada
tamamlanmamış ise tamamlandığı günü takip eden iş gününden itibaren hüküm ifade eder.
Bazı hususlar tescil ile derhal üçüncü kişiler hakkında hüküm ifade eder.
Bir husus, usulüne uygun olarak tescil edildiği takdirde, etki alanına giren üçüncü şahısların bu
kaydı bilmedikleri yolundaki iddiaları dinlenmez. Buna olumlu etki denir. Örneğin atanan ticari
mümessilin azledildiği ticaret siciline tescil ve ilan edilmişse, bundan sonra üçüncü kişilerin
azlolunan ticari mümessil ile yapacağı sözleşmeler müvekkili bağlamaz.
Buna karşılık tescili gerektirdiği halde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilan edilmesi
gerektiği halde ilan edilmemiş hususların üçüncü kişiler tarafından bilinmemesi asıldır. Buna
da olumsuz etki denir. Örneğin ticari mümessil azledilmiş, ancak durum tescil ve ilan
edilmemişse, bu ticari mümessilin üçüncü kişilerle yapacağı sözleşmeler müvekkili bağlar.
Ancak durumu tescil ve ilan ettirmemiş olan müvekkil üçüncü kişinin bu durumu bildiğini ispat
edebilirse, yapılan sözleşme ile bağlı olmaktan kurtulur.
TİCARİ İŞLETMEDE MERKEZ VE ŞUBE
Her ticari işletmenin bir merkezi bulunmalıdır. Her tacir ticari işletmenin açıldığı günden
itibaren on beş gün içinde belli hususları, işletme merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline
tescil ve ilan ettirmekle yükümlüdür .
Ticari işletmenin merkezi, işletmenin idari, hukuki ve ticari faaliyetlerinin toplandığı ve
yürütüldüğü yeri ifade eder.
Tacir işletme kapsamında yürütülen faaliyetin yaygınlaşması karşısında işleri merkezden
yönetmek yerine kuracağı yarı bağımsız birimler, yani şubeler aracılığıyla mahallinden
yürütmek isteyebilir.
Bir yerin şube sayılabilmesi için gerekli unsurlar şunlardır :
l. Merkeze bağlı olma: Şube ile merkezin aynı gerçek veya tüzel kişiye ait olması gerekir.
Şubenin kar ve zararı merkeze aittir. Şube aracılığıyla elde edilen hakların ve üstlenilen
borçların sahibi de işletmenin kendisidir.
2. Dış işlerde bağımsızlık: Merkeze bağımlı olan şubenin merkezin yaptığı işlemler türünden
işlemleri üçüncü kişilerle kendi başına yapma yetkisine sahip olması gerekir. Bu konuda ticari
işletmenin faaliyet alanına göre asli nitelik arz eden işlemleri yapması yeterli görülmektedir.
3. Yer ve yönetim ayrılığı : Merkez ile şube arasında kural olarak yer ayrılığı vardır. Ancak
şube başka bir şehirde açabileceği gibi aynı şehirde de hatta merkezin bulunduğu bina içinde
dahi kurulabilir. Şube kendi başına işlem yapmaya yetkili olduğundan merkezden ayrı bir
muhasebe ve defterlere sahip olması gerekir. Ticari defterlerin mutlaka şubede bulunması ve
hesapların orada tutulması şart değildir. Şubeyle ilgili kayıtların defterlere merkez tarafından
geçirilmesi mümkündür.
Merkezi Türkiye’de bulunan ticari işletmelerin şubeleri bulundukları yer ticaret siciline tescil
ve ilan edilirler.
Şubeler kendi merkezlerinin ticaret ünvanını, şube olduklarını belirterek kullanmak zorundadır.
TİCARET ÜNVANI
Ticaret ünvanı, tacirin ticari işletmesine ilişkin işlemleri yaparken kullandığı isimdir. Ticaret
ünvanı, taciri tanıtmaya ve onu diğer tacirlerden ayırd etmeye yarar. Ticaret ünvanını sadece
tacirler kullanabilir.
Ticaret ünvanı, çekirdek ve ek olmak üzere iki unsurdan oluşur. Asli unsuru çekirdektir. Ek
kullanılması kural olarak zorunlu degildir.
Gerçek kişi tacirlerde ticaret ünvanının çekirdek kısmı, kişinin kısaltılmadan yazılan ad ve
soyadından meydana gelir.
Kollektif şirketlerde, ortaklardan en az birinin ad ve soyadı ile şirket türünü gösteren ibare,
komandit şirketlerde ise komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadı ile şirket ve türünü
gösteren ibare ticaret ünvanının çekirdek kısmını oluşturur. Komandit şirketin ticaret ünvanında
komanditer ortakların ad ve soyadlarının bulunması yasaktır. Eğer buna aykırı olarak komandit
ortağın adı ticaret ünvanına konulursa, bu ortak üçüncü kişilere karşı komandite ortak gibi
sorumlu olur.
Limited, anonim ve kooperatif şirketlerin ticaret ünvanının çekirdek kısmı, işletme konusu ile
şirket türünü gösteren ibareden oluşur. Eğer bu şirketlerin ticaret ünvanında bir gerçek kişinin
ad ve soyadı ek olarak yer alırsa, şirketin türünü gösteren ibare kısaltılarak yazılamaz.
Amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıfların ticaret ünvanı, kendi adlarının
aynıdır.
Ticaret ünvanında ek kullanmak kural olarak zorunlu olmamakla beraber, bazı hallerde ek
kullanılması mecburiyeti vardır. Tacirin tescil ettirmek istediği ticaret ünvanını daha önce tescil
olunmuş ünvanlardan açık biçimde ayırd etmeye yarayacak eklerin yapılması zorunludur. Bu
zorunluluk, gerçek kişi tacirler bakımından aynı sicil dairesi için söz konusudur. Tüzel kişi
tacirler ise, ünvanlarının Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş olan
bir ünvandan ayırdedilmesini sağlamak için ek almak zorundadırlar. Usulen tescil ve ilan
edilmiş olan ticaret ünvanı sadece sahibi tarafından kullanılabilir. Tescil edilmiş ticaret
ünvanları TK.54’e göre özel olarak korunur. Bu çerçevede, ünvanı kanuna aykırı şekilde bir
başkası tarafından kullanılan tacir, bu kullanmanın önlenmesini dava edebilir. Haksız olarak
kullanılan ünvan tescil de edilmişse, ilk tescili yaptıran tacir ikinci tescilin sildirilmesini ya da
ayırd edici bir ek alınmasını ileri sürebilir. Eğer ticaret ünvanının haksız olarak kullanılması bir
zarara neden olmuşsa, kusurlu kişiden tazminat da istenebilir. Mahkeme ayrıca, davayı kazanan
tarafın talebi üzerine, masrafları aleyhine hüküm verilen kimseye ait olmak üzere hükmün
gazete ile de yayınlanmasına karar verebilir. Ticaret ünvanına ek yapma zorunluluğu, şube
halinde de söz konusudur. Ayrıca tasfiye haline giren şirketlerde üçüncü kişileri bu durumda
haberdar etmek üzere ticaret ünvanına "tasfiye halinde» ibaresi eklenir.
«Türk», «Türkiye», «Cumhuriyet» ve «Milli» kelimelerinin ticaret ünvanında yer alması için
Bakanlar Kurulu'nun izni gerekmektedir.
Üçüncü kişilerde yanlış izlenim uyandırabilecek veya kullanılması yasak olan ekleri içeren
ticaret ünvanları tescil olunamaz.
İŞLETME ADI
İşletme adı, işletmeyi tanıtmak ve benzer işletmelerden ayır detmek için kullanılır. Ticaret
ünvanını sadece tacirler kullanabilirken işletme adını esnaf da kullanabilir.
İşletme adını kullanmak mecburiyeti yoktur. İşletme adının nasıl oluşturulacağı işletme
sahibine bırakılmakla beraber, seçilecek işletme adının aldatıcı nitelikte olmaması ve kamu
düzenine aykırı düşmemesi gerekir. İşletme adının ticaret siciline kaydettirilmesi zorunludur.
HAKSIZ REKABET
Bir tanım vermek gerekirse haksız rekabet, iktisadi rekabetin iyi niyet kurallarına aykırı olan
aldatıcı davranış veya başkaca suretle her türlü kötüye kullanılmasıdır. Bu tanıma göre önce
iktisadi bir rekabet mevcut olmalıdır. Ekonomik rekabetin ilk koşulu, ortada ekonomik bir
etkinliğin bulunmasıdır. Haksız rekabetin ikinci unsuru iyi niyet kurallarına aykırı
davranmaktır. Rakibini kötülemek, müşteri çevresini aldatıcı davranışlarla kandırmak gibi
hareketler kabul edilemez. Üçüncü olarak da haksız rekabetin varlığı için rekabet hakkının
kötüye kullanılmış olması aranmaktadır. İyi niyet kuralları ile belirli olan rekabet özgürlüğünün
sınırlarının asılmış olması, kötüye kullanmayı gösterir.
Ticaret Kanununun haksız rekabeti düzenleyen bu genel hükmü yanında, özellikle iyi niyet
kurallarına aykırı olup, haksız rekabet fiilini oluşturan bazı özel haller Kanunun 57.
maddesinde tek tek sayılmıştır.
Ticaret Kanununun 57.maddesinde sayılan başlıca haksız rekabet halleri şunlardır :
1.Kötüleme : Başkalarını veya onların emtiasını, iş ürünlerini, faaliyetlerini yahut ticari işlerini
yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici beyanlarla kötülemek bir haksız rekabet hali
oluşturur. Örneğin, bir rakip işletme sahibinin ticari itibarını sarsacak şekilde iflasın eşiğinde
olduğu veya rakip işletmenin ürünlerinde domuz yağının kullanıldığı yönünde söylentiler
çıkarılması.
2. Başkasının ahlaki veya mali iktidarı hakkında gerçeğe aykırı bilgi verme: Örneğin, bir kimse
hakkında gerçeğe aykırı bir biçimde kötü bilgi vererek onun kredi almasını engelleme hali.
3. Bir kişinin kendisi ile ilgili olarak yanlış veya yanıltıcı bilgi vermesi : Burada bir kişinin
kendi iş veya ürünlerini veya üçüncü kişilerinkini aldatıcı bir şekilde överek rakiplerine karşı
üstün duruma getirmesi söz konusudur. Burada özellikle, yanlış ya da yanıltıcı beyanlara
dayanan aldatıcı reklamlardan söz edilmektedir. Örneğin, bir ürünün "en iyi" olduğu
yönündeki reklam gerçeğe aykırı ise bir haksız rekabet hali oluşturur.
4.Yanlış ünvanlar, mesleki adlar ve işaretler kullanma: Örneğin, bir kişinin ürünlerinde hakkı
olmadığı halde TSE işaretini kullanması.
5.Karışıklığa (iltibasa) yol açma: Burada karışıklık meydana getirerek başkasının müşteri
çevresinden haksız olarak yararlanma söz konusudur. Bu da bir kişinin, başkasının emtiası, iş
ürünleri, faaliyeti veya ticari işletmesi ile ilgili benzerlik yaratarak yanılmaya sebep olmakla
gerçekleşir. Örneğin "lacoste" markasının ambleminin tekstil ürünlerinde kullanılarak tanınmış
bu ürünlerin taklit edilmesi, ya da "Güloğlu" markası ile karışıklık yaratacak. şekilde
"Güllüoğlu" markasının kullanılması.
6.Başkasının yardımcılarını görevlerini ihlale sevk etme.
7. Başkasının işçilerini veya diğer yardımcılarını kandırmak suretiyle, o kişinin imalat ve ticaret
sırlarını ele geçirmek.
8. Başkasının, iyi niyet kurallarına aykırı bir biçimde ele geçirilen ticaret ve imalat sırlarından
faydalanma ve onları başkalarına yayma.
9.İyi niyetli kişileri kandırabilecek şekilde gerçeğe aykırı iyihal veya iktidar belgeleri verme.
10.İş hayatı şarlarına uymama: Rakiplerin de uymak zorunda oldukları kurallara aykırı
davranma: Örneğin, İş Kanunundaki çeşitli hükümlere uymamak ya da ilgili meslek kuruluşu
tarafından belirlenen indirimli satış dönemleri dışında indirimli satışlar yapmak.
Haksız rekabeti düzenleyen hükümler, hukuksal ve cezai yaptırımlarla korunmaktadır. Haksız
rekabet hallerinde açılabilecek davalar şunlardır:
1- Tespit davası : Bu davada haksız rekabetin varlığı saptanır.
2- Men davası : Haksız rekabette bulunan kimsenin haksız rekabetinin durdurulması davasıdır.
3- Haksız rekabet sonucu doğan maddi durumun ortadan kaldırılması, haksız rekabet yanlış ve
yanıltıcı beyanlarla yapılmışsa bunların düzeltilmesi davası.
4- Maddi tazminat davası : Haksız rekabetten doğan parasal giderim davasıdır. Ancak haksız
rekabet eyleminde bulunan kimsenin kusuru varsa bu dava açılabilir.
5- Manevi tazminat davası : Bu dava için de kusur aranmaktadır. Bu davayı haksız rekabete
maruz kalmış gerçek veya tüzel kişiler açabilirler.
Bu davaları, haksız rekabet yüzünden müşterileri, kredisi mesleki itibarı, ticari işletmesi veya
diğer iktisadi çıkarları zarar gören veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya olan kişiler
açabilecekleri gibi ayrıca, haksız rekabet dolayısıyla iktisadi çıkarları zarar gören müşteriler de
açabilirler. Ancak, müşterilerin dava açabilmesi için sadece zarar görme tehlikesinin varlığı
yeterli değildir. Haksız rekabet yüzünden iktisadi çıkarları zarar görmüş olmalıdır. Ticaret ve
Sanayi odaları, esnaf dernekleri, borsalar ve tüzüklerine göre üyelerinin iktisadi çıkarlarını
korumaya yetkili bulunan diğer mesleki ve iktisadi birlikler dahi kendilerinin veya şubelerinin
üyeleri dava açmak hakkına sahip oldukları takdirde tazminat davası dışındaki diğer davaları
açabilirler. Ancak bu kuruluşlar, tazminat davası açamazlar. Tazminat talep hakkı sadece zarar
gören kişilere ve müşterilere tanınmıştır.
Kendisine karşı haksız rekabet davası açılabilecek kişiler şunlardır :
1. Haksız rekabet fiilini işleyen kişiler. Bunların rakip olmaları gerekmez. Haksız rekabet
fiiline dolaylı veya doğrudan katılan her kişi aleyhine bu davalar açılabilir.
2. İstihdam eden. Haksız rekabet fiili, hizmet veya işlerini gördükleri sırada müstahdemler
veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, bu davalar istihdam eden aleyhine de açılabilir.
3. Yazı sahibi veya ilan veren. Haksız rekabet fiili basın yolu ile işlenmişse tespit, men ve
hukuka aykırı durumun ortadan kaldırılması davası yazı sahibi veya ilan veren aleyhine
açılır. Ancak, yazı veya ilan yazı sahibinin yahut ilan verenin haberi olmaksızın veyahut
rızalarına aykırı olarak yayımlanmışsa; yazı sahibi veya ilan verenin kim olduğunun
açıklanmasından kaçınılırsa; veya diğer nedenlerden dolayı yazı sahibi veya ilan
verenin ortaya çıkarılması veya aleyhlerine bir Türk mahkemesinde dava açılması
mümkün olmazsa, bu davalar yazı işleri müdürü; eğer bir ilan söz konusu ise ilan servisi
şefi, yazı işleri müdürü ve ilan şefi gösterilmemiş veya yoksa yayımcı; bu da
gösterilmemiş ise matbaacı aleyhine de açılabilir.
Haksız rekabetin men’i veya maddi durumun ortadan kaldırılması (eski hale iade) davalarında
fail aleyhine verilmiş olan hüküm, haksız rekabete konu olan ürünü doğrudan doğruya veya
dolayısıyla failden elde etmiş olan kişiler hakkında da uygulanır. Ancak bunun için ürünün
kişisel ihtiyaç dışında örneğin, satmak için elde bulunduruluyor olması gerekir.
Bu davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl
ve herhalde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zaman aşımına uğrar.
Haksız rekabet fiili dolayısıyla ceza davalarının açılması da mümkündür.
TİCARİ DEFTERLER
Ticaret Kanunu tacire ticari defterleri tutma zorunluluğu getirmiştir. Buna göre, her tacir ticari
işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her iş yılı içinde elde
edilen sonuçları tespit etmek amacıyla, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği bütün
defterleri ve özellikle ismen belirlenen bazı defterleri Türkçe olarak tutmaya mecburdur.
Tacirin birden fazla işletmesi varsa her bir işletme için ayrı defter tutulur. Bir ticari işletmenin
adi ortaklık aracılığıyla işletilmesi halinde, ortaklar tacir niteliğine sahip olduklarından, her bir
ortağın ayrı ayrı defter tutması gerekir. Tacirlerin defter tutma yükümlülüğü, tacirin gerçek
veya tüzel kişi olması, işletmesinin nitelik ve niceliği bakımlarından farklıdır.
Gerçek kişi tacirlerin tutacakları defterler, tutulması kanunen zorunlu defterler ve ihtiyari
defterler olarak iki gruba ayrılırlar.
İşletmelerinin mahiyet ve öneminin gerektirdiği zorunlu tüm defterler şunlardır:
l. Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bu defterler yevmiye, kebir ve envanter
defterleridir. Bunların açılış ve kapanış onamalarının noterce yapılması zorunludur.
2. Kanunen ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Bu şekilde tutulması zorunlu beyana tabi
defterler, işletmenin nitelik ve niceliğine göre farklı olabilir. Onamaya tabi defterlerin yanında
hangi defterlerin beyana tabi defter olarak tutulacağını tacirin kendisi takdir eder. Örnek olarak
stok ve sevkiyat veya üretim defteri sayılabilir.
3. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Örneğin, TK.lll uyarınca tellal günlük
defteri.
4. Saklanması gerekli belgeler: Tacirler ticari işletmeleri ile ilgili belge ve yazışmaları
saklamakla yükümlüdürler.
Bunlar dışında tacir dilerse, işletmesinin mahiyet ve öneminin gerektirmediği defterleri de
tutabilir. Bu defterlerdeki kayıtların kendi lehine delil olmasını istiyorsa, tacir bunları da sicil
memuruna yıl başında beyanname ile beyan etmelidir.
Eğer bir gerçek kişi tacirin ticari işletmesinin nitelik ve önemi yevmiye defteri, defteri kebir ve
envanter defterinin tutulmasına elverişli değilse, diğer bir deyişle tacirin işleri dar kapsamlı ise
bu üç defter yerine tacir sadece işletme defteri tutabilir.
Tüzel kişi tacirlerin de tutacakları defterler, zorunlu ve ihtiyari olarak iki gruba ayrılır.
Zorunlu defterler:
1.Kanunda ismen sayılan (onamaya tabi) defterler: Bunlar Ticaret Kanunu'nun 66. maddesinin
1. fıkrasında sayılan defteri kebir, günlük defter, envanter defteri ve karar defteridir.
2. Kanunda ismen sayılmayan (beyana tabi) defterler: Tüzel kişiler gerçek kişilerle bu konuda
aynı hükümlere tabidirler.
3. Özel hükümlere göre tutulması zorunlu defterler: Bunlara örnek olarak, anonim şirketlerde
pay sahipleri defteri, yönetim kurulu kararları defteri, limited şirketlerde pay defteri
gösterilebilir.
4. Saklanması gerekli belgeler: Gerçek kişi tacirler gibi tüzel kişi tacirler de ticari işletmeleri ile
ilgili belge ve yazışmaları saklamakla yükümlüdürler ( TK.66/11 ).
Yevmiye Defteri (Günlük Defter) :
Yevmiye defteri, kayda geçirilmesi gereken işlemleri belgelerden çıkararak tarih sırası ile ve
maddeler halinde düzenli olarak yazmaya mahsus defterdir. Yevmiye maddelerinin en az
aşağıdaki bilgileri içermesi şarttır.
1. Madde sıra numarası
2. Tarih
3. Borçlu hesap
4. Alacaklı hesap
5. Meblağ
6. Her kaydın dayandığı belgelerin türü ve varsa tarih ve numaraları
Defteri Kebir :
Defteri kebir, yevmiye defterine geçirilmiş olan işlemleri buradan alarak sistemli bir şekilde
hesaplara dağıtan ve tasnifli olarak bu hesaplarda toplayan defterdir. Defteri kebirdeki
kayıtların en az aşağıdaki bilgileri içermesi gerekir.
1. Tarih
2. Yevmiye defteri madde numarası
3. Meblağ
4. Toplu hesaplarda yardımcı nihai hesapların isimleri
Envanter Defteri :
Envanter defterine işletmenin açılış tarihinde ve bunu takiben her iş yılı sonunda çıkarılan
envanterler ve bilançolar kaydolunur.
İşletme Defteri :
İşletme defterinin sol tarafına giderler, sağ tarafına gelirler yazılır. İşletme defteri tutan gerçek
kişi tacirler, her iş yılı sonunda bilanço yerine işletme hesabı hülasası çıkararak işletme
defterine geçirirler. Bu defter de kullanılmaya başlanmadan önce noter tarafından tasdik olunur.
Karar defteri :
Tüzel kişi tacir olan kişiler tarafından tutulan karar defterine, genel kurul veya ortaklar kurulu
ve de yönetim kurulu kararları yazılır. Bu defter de kullanılmaya başlanmadan önce notere
tasdik ettirilir.
Defterlerin son kayıt tarihinden, belgelerin ise üzerindeki tarihten itibaren 10 yıl süre ile
saklanması zorunludur.
Bir tacirin defter tutma yükümlülüğünü yerine getirmeye yetkili kıldığı kimsenin bu defterlere
geçirdiği kayıtlar, o tacirin kendisi tarafından tutulmuş kayıtlar hükmündedir. Ticari defterlerin
kısmen veya tamamen mevcut olmamasından, yahut kanuna uygun şekilde tutulmamasından
veyahut saklanması mecburi olan defter ve kayıtların gereği gibi saklanmamasından doğan
sorumluluk doğrudan doğruya işletme sahibine ve tüzel kişilerde idare organının üyelerine veya
idare işlerine yetkili olan kimselere ve tüzel kişiliği olmayan ticari işletme ve teşekküllerde
onları idareye yetkili olan kimselere aittir. Bunlar, kusuru memur ve müsdahdemlerine
yükleterek sorumluluktan kurtulamazlar.
Hakimler, noterler, sicil memurları ve diğer memurlar resmi işlemler dolayısıyla bir tacirin
defter tutma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini öğrenince durumu savcılığa bildirmeye
mecburdurlar.
Ticari defterlerin teslim ve ibraz edilmesi :
Ticari defterlerin teslim edilmesi ile ibraz edilmesi iki ayrı anlamı olan işlemdir.
Eğer ticari defterlerin her tarafı incelenecekse o takdirde defterlerin teslimi söz konusudur.
Teslim de ancak belirli hallerde yapılabilir. Bu haller miras, ortaklık ve iflasdır. Ticari defterler
ile, saklanması mecburi olan diğer kağıtların teslimi, miras, ortaklık ve iflas işlerinde istenebilir
ve teslim halinde defter, hesap ve kağıtların her tarafı gerek mahkeme ve gerek ilgililer
tarafından incelenebilir.
İbraz halinde defterlerin her tarafı değil, sadece uyuşmazlık konusu işle ilgili kayıt ve belgeler
incelenebilir. Yargılama sırasında haklı bir çıkarın varlığı ispat olunur ve mahkeme ibraz
edilmesini zorunlu görürse, uyuşmazlık konusu işe ilişkin kayıtların sureti çıkarılmak veya
bilirkişiye inceleme yaptırılmak üzere mahkeme kendiliğinden (re’sen) veya taraflardan birinin
talebi üzerine bunların birine veya her ikisine ait defterler ile saklanması mecburi olan
kağıtların ibraz edilmesini emredebilir. Eğer ibrazına karar verilen defter veya belgeler, ibraz
kararını veren mahkemenin yargı çevresi dışında bulunuyorsa ve de bunların taşınmaları güçlük
arzediyorsa, o takdirde bu defterlerin kanuna uygun olarak tutulup tutulmadıklarının ve
bunların ibrazını gerekli kılan hal ve durumun bilirkişi aracılığı ile incelenerek sonucu gösterir
bir zabıt varakası tutulması ve rapor alınması ve lüzumuna göre suretlerinin çıkarılıp
gönderilmesi ticari defter ve belgelerin bulunduğu yerde ticari davalara bakmakla yükümlü
olan mahkemeden istenebilir.
Ticaret Hukuku açısından ticari defterler tacirler arasındaki davalarda delil olarak kullanılabilir.
Ticari Defterlerin Sahibi Aleyhine Delil Olması: Bir davada ispat yükü kendisine düşen taraf,
iddiasını kanıtlamak için diğer tarafın tuttuğu defterlere dayanabilir. Taraflardan biri iddiasını
sadece karşı tarafın defterleriyle ispat etmek istediğini beyan ederse, mahkeme karşı tarafa
ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesi için süre verir.
Karşı taraf, ticari defterlerini ibraz etmezse mahkeme defterlerin ibrazını istemiş olan tarafa
iddiasının doğruluğu hakkında yemin verir. Kendisine yemin verilen taraf yemini kabul ederek
yemin ederse, iddiasını kanıtlamış olur.
Defterlerini ibraz etmesi istenen taraf, defterlerini ibraz ederse;
1. İbraz edilen defterlerde, ileri sürülen iddia hakkında hiç bir kayıt yer almamışsa iddia ispat
edilememiş sayılır. Başka kanıt da getirilemez ve dava reddolunur.
2. İbraz edilen defterlerde sadece defter sahibinin aleyhine kayıt varsa, bu kayıt defter sahibi
aleyhine kesin delil oluşturur. Defter sahibi bundan sonra kendi defterlerinde yer alan kayıtların
aksini ancak başka bir kesin kanıtla, örneğin borcunu ödemiş olduğunu karşı taraftan aldığı bir
makbuzla ispat edebilir.
Tacir tutmak zorunda olduğu bütün defterleri tutmamış, tasdik ettirmemiş veya beyanname
verme yükümünü yerine getirmemiş olsa bile tuttuğu defterlerdeki kayıtlar aleyhine delil olarak
kullanılabilir.
3. İbraz edilen defterlerde, defter sahibinin hem lehine hem aleyhine kayıt varsa ve defterler
kanuna uygun şekilde tutulmamışsa defterlerin sahibi lehine olan kayıtları dikkate alınmaz.
Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olarak kullanılabilmesi için, defterlerin kanuna uygun
şekilde tutulmuş olmasına ve uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olmasına gerek yoktur.
Ticari Defterlerin Sahibi Lehine Delil Olması: Ticaret Kanunu ile tacirin tutmuş olduğu
defterlerin belli şartlar altında kendi lehine delil oluşturabileceği kabul edilmiştir.
Ticari defterlerin sahibi lehine delil oluşturabilmesi için gerçekleşmesi gereken koşullar
şunlardır:
1. Uyuşmazlığın her iki tarafının da uyuşmazlık konusu işin yapıldığı tarihte tacir sıfatına
sahip olması gerekir.
2. Uyuşmazlık her iki tarafın da defterlerine geçirmesi gereken bir ticari işten kaynaklamalıdır.
Diğer bir deyişle iş her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili olmalıdır.
3. Delil oluşturması istenen defterler kanuna uygun şekilde tutulmuş olmalıdır. Bunun için her
şeyden önce zorunlu tüm defterlerin tutulmuş olması gerekir. İşletmenin nitelik ve öneminin
gerektirdiği defterler tutulmamışsa, ismen sayılan zorunlu defter kayıtları ancak sahibi aleyhine
delil teşkil eder. İşletmenin nitelik ve öneminin gerektirdiği defterler ise ismen gösterilen ve
tasdike tabi olan defterlerle beraber delil olarak kabul olunur.
Ayrıca ismen sayılan zorunlu defterler için tasdik işleminin ve diğer zorunlu defterler için de
sicil memuruna beyanname verme yükümünün yerine getirilmiş, yevmiye defteri kayıtlarının
süresi içinde deftere geçirilmiş, envanter ve bilançonun eksiksiz, açık ve anlaşılır şekilde
düzenlenmiş olması gerekir (TK.69, 70, 72, 75).
4. Uyuşmazlık konusu işle ilgili olarak defterlere geçirilen tüm kayıtların birbirini doğrulaması
gerekir.
5. Karşı tarafın, ileri sürülen iddianın aksini kendi ticari defterleri veya diğer geçerli delillerle
ispat edememiş olması gerekir. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine
dayanarak ispatlamak isteyen davacı tarafın defter kayıtlarına uygun ise, davacı taraf iddiasını
ispat etmiş sayılır. Karşı tarafın defterlerindeki kayıtlar, iddiasını defterlerine dayanarak ispat
etmek isteyen tarafın defter kayıtlarına aykırı ise veya defterlerinde bu konuda hiçbir kayıt yer
almamışsa iddia defterlerle ispat olunamamış kabul edilir.
Karşı taraf defterlerini ibraz etmezse veya defterlerini hiç ya da usulüne uygun olarak tutmamış
olursa iddiasını defterleri ile ispat etmek isteyen tarafın defterleri kendi lehine delil oluşturur.
Ancak karşı taraf defterlerdeki kayıtları vesika veya diğer geçerli delillerle çürütebilir.
6. Mahkeme tüm bu şartların gerçekleşmesi halinde, kanaatini güçlendirmek için davacıya,
defterlerindeki kaydın doğru olduğuna ve halen davalıda yerine getirilmesi gereken bir hakkı
bulunduğuna ilişkin yemin vermek zorundadır. Defter sahibi yeminden kaçınırsa, iddiasını
defterleri ile ispat edememiş sayılır.
CARİ HESAP
Ticaret Kanununun 87. maddesine göre, iki kimsenin para, mal, hizmet ve diğer hususlardan
dolayı birbirlerindeki alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem
kalem zimmet ve matlup şekline çevirerek hesabın kesilmesinden çıkacak bakiyeyi
isteyebileceklerine dair bulunan mukaveleye cari hesap denir.
Cari hesap yazılı şekilde olur. Yoksa cari hesap sözleşmesi hüküm ifade etmez. Tarafların tacir
olmasına gerek yoktur.
Cari hesabın olabilmesi için en az iki taraf arasında alacak ve borç doğuran para, hizmet ve mal
değişimi bulunması ve tarafların karşılıklı olarak bu çeşitli işlemlerden doğan borç ve
alacaklarını bağımsız bir biçimde ödeme ve tahsil talebinden sözleşmede belirtilen süreye kadar
vazgeçmiş olmaları gerekir.Takası mümkün olmayan alacaklar, belirli bir sebeple sarfedilmek
veya ayrıca emre amade tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacaklar ile
önceden mevcut olan alacaklar cari hesaba geçirilemez.
Hesap devresinin uzunluğu sözleşme yoksa teamül ile belirlenir. Bu da yoksa takvim yılı
dikkate alınır.
Devre sonunda hesap kapatılır ve çıkan bakiye tespit edilir. Bu bakiyeyi tespit eden cetvel
karşı tarafa gönderilir. Karşı taraf aldığı tarihten itibaren bir ay içinde noterce taahhütlü mektup
veya telgrafla itiraz etmezse kabul etmiş sayılır.
Ödeme ancak cari hesap sözleşmesinin sonunda istenebilir.
TACİR YARDIMCILARI
İşletmeyi tacirin kendisi veya yasal temsilcileri işletmekle beraber bunlar ticari etkinliklerinde
bazı yardımcılara ihtiyaç duyabilirler. Tacir yardımcıları tacire bağlı olanlar ve bağlı
olmayanlar diye iki gruba ayrılır.
Tacir yardımcılarının bir kısmı tacire bağımlı olarak çalışır. Bunlar tacirin talimatları
çerçevesinde onun denetimi ve gözetimi altında faaliyet gösterirler. Diğer bir kısmı ise, çalışma
yöntem ve zamanını serbestçe belirleme yetkisine sahip, bağımsız yardımcılardır. Acente ve tek
yetkili satıcı ise ayrı bir grup içinde özel bir statüde ele alınabilir.
Bağlı Yardımcılar
1. Ticari Mümessil
Ticari mümessil, bir ticari işletmenin işlerini idare etmek üzere atanan kişidir. Ticari
mümessilin taciri temsil yetkisinin kapsamı çok geniştir. Ticari işletmenin gayesine dahil her
türlü hukuki tasarrufu işletme sahibi olan tacir adına yapabilir. Diğer bir ifade ile ticari
mümessil, işletmenin amacına ulaşabilmesi için faaliyet konusuna giren her türlü işlemi
yapabilir. Örneğin, işletmeye işçi alabilir, onların sözleşmelerini feshedebilir, malların alım
satımı konusunda sözleşmeler yapabilir, tacir adına kambiyo taahhüdünde bulunabilir yani
emre muharrer senet, çek ve poliçe düzenleyebilir, işletmeye dahil taşınmazları kiraya verebilir.
Ancak, ticari mümessil işletmenin ortadan kalkmasına, tasfiye olunmasına yol açabilecek
işlemleri yapamaz, özel yetki verilmedikçe işletmeyi devredemez, işletme üzerinde rehin hakkı
kuramaz, müvekkili olan tacirin iflasını isteyemez. Aynı şekilde müvekkili olan tacirin hukuki
yapısını değiştirecek işlemlerde bulunamaz. Örneğin, işletmeye ortak alamaz, tüzel kişinin
türünü değiştiremez. Fakat eğer işletmenin faaliyet konusu taşınmaz alım satımı ise, ticari
mümessil taşınmazlar üzerinde işlem yapabilir. Bu konuda özel olarak yetkilendirilmesine gere
yoktur.
İşletme sahibinin iradesi ile ticari mümessilin temsil yetkisi sadece iki halde sınırlandırılabilir.
Bunlardan bir tanesi, ticari mümessilin temsil yetkisinin sadece görevlendirildiği şube ile
sınırlandırılmasıdır. Bu durumda tacir mümessilin diğer şubeler için yaptığı işlemlerden
sorumlu olmaz. İkincisi ise, birlikte temsil şartıdır. Tacir birden fazla mümessil atayarak,
kendisi adına işlem yaparken birlikte imza atmaları şartını getirebilir. Tüm bu
sınırlandırmaların geçerli olması için, bunların ticaret siciline tescil ve ilan edilmesi
gerekmektedir. Bu sınırlandırmalar dışında yapılan bir sınırlandırma iyi niyetli üçüncü kişiler
açısından geçerli değildir.
2. Ticari Vekil
Ticari vekil, ticari mümessil sıfatına sahip olmaksızın bir ticari işletme sahibi tacir tarafından
ticari işletmenin bütün veya belirli bazı işlerini yapmak üzere temsil yetkisi ile donatılan
kişidir. Eğer ticari vekil tacir tarafından ticari işletmenin tüm işlerini yapmak üzere atanıyor ise,
bu kişiye genel yetkili ticari vekil, örneğin fabrika müdürü; ticari işletmenin belirli bazı işlerini
yapmak üzere atanıyor ise, bu kişiye de sınırlı (özel) yetkili ticari vekil, örneğin satın alma
işleri ile görevli kişi denir. Ticari mümessil bir işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki tüm
işlemleri yapmaya yetkili olduğu halde, genel yetkili ticari vekil işletmenin sadece olağan
(mutad) işlerini yapabilir. Ticari vekil özel yetki verilmedikçe ticari mümessil gibi kambiyo
taahhüdünde bulunamaz. Genel yetkili ticari vekilin taciri temsil yetkisi, üçüncü kişilere
duyurulmak şartiyle sınırlandırılabilir. Bu sınırlamalar ticaret siciline tescil ve ilan
edilemeyeceğinden, üçüncü kişilere mektup veya sirküler gönderilerek duyurulabilir.
3. Seyyar Tüccar Memuru
Seyyar tüccar memuru, işletmenin sahibi tacir adına ticari işletmenin merkezinin dışındaki
yerlerde tacir adına işlem yapmaya yetkili kişidir. Bunlar, ticari işletmenin faaliyet çevresini
genişletmek ve merkez dışındaki yerlere de yaymak için atanır. Seyyar tüccar memuruna,
gereğinde işlem yapacağı üçüncü kişilere ibraz etmek üzere bir yetki belgesi verilir. Seyyar
tüccar memurları tacir adına üçüncü kişilerle sözleşme yapmak ve bu sözleşmelerle ilgili olarak
bedel tahsil etmek yetkisine sahiptirler. Seyyar tüccar memurları ancak işletme merkezinin
bulunduğu yer dışındaki yerlerde işlem yapabileceğinden, bu yerlerin merkezin bulunduğu
büyük şehir belediyesi sınırları ya da il sınırları dışındaki bir yer olması gerekmektedir.
Ticari vekil veya seyyar tüccar memurundan tacir tarafından temsil yetkisi geri alındığında,
bunun mektup veya sirküler göndermek suretiyle üçüncü kişilere bildirilmesi gerekmektedir.
Ayrıca verilen yetki belgesi de geri alınmalıdır. Aksi takdirde bu kişilerin iyi niyetli üçüncü
kişilerle yapmış oldukları işlemlerle tacir bağlı olur.
Ayrı Statüde Olan Yardımcılar
1. Acente:Ticaret Kanununun 116. maddesine göre ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru
müstahdem gibi tabi bir sıfatı olmaksızın bir mukaveleye dayanarak belirli bir yer veya bölge
içinde devamlı bir şekilde ticari işletmeyi ilgilendiren akitlerde aracılık etmeyi veya bunları o
işletme adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.
Bu tarifin unsurları şöyle sıralanabilir :
a)Bir ticari işletme ile ilgili işler
b)Tabi olmama
c)Belirli bir yer veya bölge içinde faaliyette bulunma
d)Süreklilik ve meslek edinme
e)Mukavele
Tariften anlaşılacağı üzere acente iki türlü faaliyette bulunabilir: 1. Akitlerde aracılık 2. Akitleri
işletme adına yapmak.
Acente faaliyet konusu ile ilgili her türlü ihbar, ihtar ve protesto gibi hakkı koruyan beyanları
yapmaya ve bunları kabule yetkilidir.
Acentanın bir işletme adına akit yapabilmesi için özel ve yazılı bir muvafakat ile yetki alması
gerekir. Bu belge ayrıca tescil ve ilan edilmelidir (TK.121).
Müvekkil acentenin bölgesi içinde başka birine acentelik hakkı veremeyeceği gibi, acente de
aynı yer veya bölge içinde birbirleriyle rekabette bulunan ticari işletmeler hesabına aracılık
yapamaz (TK.118). Aksini yazılı olarak kararlaştırmak mümkündür. Tekel hakkının bir sonucu
da, müvekkilin acentenin bölgesi içinde bir müşteri ile doğrudan doğruya bir işlem yapsa dahi
acentenin ücrete hak kazanmasıdır (TK.128).
Acentelik sözleşmesi süreli ise, sürenin sonunda acentelik ilişkisi sona erer. Ancak sürenin
sonunu beklemeden de, haklı sebepler olduğu takdirde feshe gidilebilir. Sözleşme süresiz ise
taraflardan her biri üç ay önceden bildirimle feshe gidebilir.
2. Tek yetkili satıcı: Uygulamada bu tip sözleşmeye „genel distribütörlük“, „ana bayilik“ de
denilmektedir. Tek yetkili satıcı kendisine bırakılan bölgede tekel şeklinde müvekkili firmanın
ürünlerini devamlı olarak kendi adı ve hesabına satar ve pazarlar. Tek satıcı işletmeden
bağımsızdır, acente gibi yapımcının temsilcisi değildir. Yaptıkları anlaşma çerçevesinde
yapımcının malını tanıtmak, sürümünü artırmak, servis istasyonu açarak malın satış sonrası
hizmetini vermek vs. gibi işlemlerde bulunmayı tek satıcı taahhüt eder.
Bağlı Olmayan Yardımcılar
1. Komisyoncu: Belli bir ücret karşılığında kendi adına ve müvekkili hesabına kıymetli evrak
ve taşınır eşya alım satımını üstlenen kimsedir.
Komisyoncu ile müvekkil arasındaki ilişki iş üzerindedir ve sürekli değildir .
Kendisine verilen işi yapınca komisyoncu ücretini alır.
2. Tellal: Bir ücret karşılığında bir anlaşma fırsatı göstermek veya sözleşmenin yapılmasında
aracılık etmek üzere tayin edilen kimsedir. Kısacası, tellal iki tarafı bir araya getirir. Tellal her
iki tarafla da anlaşma yapan ve bunlardan ücret alacak olan bir aracıdır. Dolayısıyla tarafsız
olmalı ve her iki tarafın da haklı çıkarlarını hakkaniyete uygun bir denge halinde korumalı, bir
tarafı. diğer tarafa oranla daha avantajlı bir duruma getirmemelidir. Genel olarak tellallık
Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.
Ticaret Kanununda ise ticaret işleri tellalına ilişkin hükümler yer almıştır. Kanunun 100.
maddesinde tellal "taraflardan hiçbirine ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya
müstahdem yahut acente gibi bir sıfatla daimi bir surette bağlı olmaksızın, ücret karşılığında,
ticari işlere ilişkin mukavelelerin yapılması konusunda taraflar arasında aracılık yapmayı
meslek edinen kimse olarak tanımlanmıştır.
ŞİRKETLER HUKUKU
1. GENEL OLARAK
Türk Hukukunda şirket tipleri kanunla tespit edilmiştir. Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş olan
ticaret şirketleri Ticaret Kanunu'nun ikinci kitabında yer almışlardır. Ticaret Kanunu'nda
düzenlenmiş şirket tiplerinden birine uymayan bir şirket söz konusu ise bu şirket Borçlar
Kanununun 520. madde 2. fıkrası uyarınca adi şirket sayılır.
Ticaret Kanunu'nda düzenlenmiş olan ticaret şirketleri 5 tiptir.
Bunlar:
􀂉 Kollektif
􀂉 Komandit
􀂉 Anonim
􀂉 Limited
􀂉 Kooperatif şirketlerdir (TK.136).
Ticaret Kanununun 137.maddesi gereğince bu şirketler tüzel kişiliğe sahiptirler. Kişi
topluluklarının tüzel kişiliğe sahip olması, onu meydana getiren kişilerden ayrı olarak haklar
elde edip, borçlar yüklenebilmesi demektir. Tüzel kişiler; cins,yaş, hısımlık gibi yaradılış icabı
olarak, ancak insana ilişkin olanlardan başka bütün haklara ve borçlara sahip olabilirler. Tüzel
kişi organları aracılığı ile faaliyetlerini yürütür. Tüzel kişinin kendini oluşturan ortaklardan
ayrı, kendine ait bir malvarlığı bulunmaktadır. Aktif ve pasif dava ehliyetine sahip olan tüzel
kişidir.
Kişi Ortaklıkları ve Sermaye Ortaklıkları Ayrımı
Ticaret şirketleri kişi ve sermaye ortaklıkları olarak iki grupta toplanmaktadır.
Kişi ortaklıklarında kişisel unsurlar ağır basar, diğer bir ifade ile ortakların kişilikleri önem
taşır. Bunun sonucu olarak, aksi kararlaştırılmadığı takdirde her ortak şirketi idare ve temsil
yetkisine sahiptir. Ayrıca bu tür ortaklıklarda şirket borçlarından dolayı ortaklar da sorumludur.
Şirketin malvarlığından temin edilemeyen alacaklardan dolayı ortakların şahsi malvarlığına
müracaat edilebilir. Ortaklar şirket borçlarından ikinci derecede ancak sınırsız olarak
sorumludurlar. Kişi ortaklıklarının en tipik örneğini kollektif ortaklıklar oluşturur. Adi
komandit şirket de bir kişi ortaklığıdır.
Sermaye ortaklıkların da ise, şirket alacaklıları kural olarak sadece şirketin malvarlığına
müracaat edebilirler. Bu tür ortaklıklarda ortaklar sadece şirkete karşı ve taahhüt ettikleri
sermaye payını ödemekle yükümlüdürler. Şirket alacaklılarına karşı ortakların bir sorumluluğu
bulunmamaktadır. Ticaret Kanunu bu tür ortaklıklar açısından asgari bir sermaye aramaktadır.
Kanunda bu sermayeyi korumaya yönelik çeşitli hükümler öngörülmüştür. Ayrıca bu
şirketlerde idare ve temsil kural olarak ortaklar tarafından değil, oluşturulmuş organlar
tarafından yerine getirilir. Sermaye ortaklıklarının en tipik örneği anonim şirketlerdir. Paylı
komandit şirketler de bir sermaye ortaklığı olarak nitelendirilir. Limited ortaklıklar ise kişi
ortaklıklarına hatta adi ortaklıklara özgü özellikleri de taşımasına rağmen bu ortaklıklar da
sermaye ortaklıkları grubunda yer alırlar.
2. TİCARET ŞİRKETLERİ
1. Kollektif Şirket (TK.153-242)
TK.153. maddesi kollektif şirketi, „Ticari bir işletmeyi, bir ticaret ünvanı altında işletmek
maksadı ile hakiki şahıslar arasında kurulan ve ortaklardan hiçbirisinin mesuliyeti, şirket
alacaklılarına karşı tahdit edilmemiş alan şirket“ olarak tanımlar.
Kollektif şirket ancak bir ticari işletme işletmek amacı ile kurulabilir, yani kollektif şirket bir
esnaf işletmesi işletemez. Bununla birlikte, kanun kollektif şirketler için asgari bir sermaye
tesisini öngörmemiştir. Bunun da nedeni, ortakların sınırsız sorumluluğunun alacaklılar
yönünden yeterli garanti sayılmasıdır.
Kollektif şirket işletmesini bir ticaret ünvanı altında işletmelidir. Kollektif şirket ticaret ünvanı,
ortaklardan en az birisinin adı ve soyadı ile şirket ve kollektif olduğunu gösteren ibareden
meydana gelir; örneğin,"Ahmet çalışkan ve Ortakları kollektif şirketi".
Kollektif şirket ancak gerçek kişiler arasında ve en az 2 kişinin bir araya gelmesiyle kurulur.
Tüzel kişiler kollektif şirkete ortak olamazlar. Ancak bu durum kollektif şirket ortaklarının aynı
zamanda başka şirketlere ortak olmasına engel değildir.
Kanun kollektif şirketin ortak sayısına üst bir sınır çizmemiştir. Kural olarak çok sayıda ortağın
söz konusu olduğu bir kollektif şirket karşılıklı işbirliği ve güven temeli üzerine kurulmuş bir
kişi ortaklığı olduğundan, çok sayıda ortakla kurulması fiilen mümkün bulunmamaktadır.
Kollektif şirkette ortakların hepsinin şirket alacaklılarına karşı sorum1uluğu sınırsızdır. Burada
söz konusu olan birlikte ve 2. derecede sorumluluktur. Yani, şirket borçlarından asıl sorumlu
olan, bir tüzel kişi olarak kollektif şirketin kendisidir. Ortaklar ise 2. derecede, yani tüzel
kişiden sonra sorumludurlar. Şirketin alacaklısı ortağa doğrudan doğruya başvuramaz. Önce
şirket malvarlığı takip edilmeli ve alacağın tamamı oradan alınamamış olmalıdır. Sonra
ortaklara başvurulur.
Kollektif şirketin kurulabilmesi için 3 kademeye ihtiyaç vardır :
1. Şirket sözleşmesinin yapılması: Bu sözleşme yazılı şekilde olmalıdır.TK.155 gereğince
aşağıda sayılı konuların şirket sözleşmesinde yer alması mecburidir. Bunlar:
a) Ortakların ad ve soyadları ile ikametgahları ve tabiiyetleri,
b) Şirketin kollektif olduğu,
c) Şirketin ticaret ünvanı ve merkezi,
d) Şirket mevzuu,
e) Her ortağın sermaye olarak koymayı taahhüt ettiği para miktarı, para mahiyetinde
olmayan sermayenin değeri ve bu değerin ne suretle biçilmiş olduğu, eğer şahsi emek
söz konusu ise bu emeğin mahiyet ve şümulü,
f) Şirketi temsile yetkili kimselerin ad ve soyadları, bunların yalnız başına mı, yoksa
birlikte mi imza koymaya mezun olduklarıdır: Şirket sözleşmesinin bu zorunlu şartları
dışında ortaklar isterlerse ek olarak başka konuları da sözleşmeye koyabilirler. Bunlara
ihtiyari kayıtlar denir. Örneğin, ortakların iç ilişkide kar ve zarara katılma oranları,
şirket süresi v.s.
2. İmzaların noter tarafından tasdiki: Şirket sözleşmesi taraflar arasında düzenlenip
imzalandıktan sonra bu imzaların noter tarafından tasdik olunması gerekir. İmzasını tasdik
ettirmekten kaçınan ortak sözleşmeye aykırı davranmış sayılır. Bu nedenle kendisinden
tazminat istenebilir.
3. Sözleşmenin tescili ve ilanı: Kollektif şirketi kuranlar, imzaların noterce tasdikinden
sonra şirketi ticaret siciline tescil ettirmekle yükümlüdürler.
Bu yüküm imzaların noterce tasdikinden itibaren 15 gün içinde yerine getirilmelidir. Tescil
talebinin bütün ortaklar tarafından yapılması gerekir. Şirket bu şekilde tescil olunmakla beraber
tüzel kişilik kazanmış olur. Şirket tescil olduktan sonra tescil edilen konular sicil memuru
tarafından Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilan olunur.
Kollektif ortaklıkta karar idareciler tarafından alınır ve dış ilişkide temsilciler tarafından icra
edilir.
Kollektif ortaklıkta iç ilişki :
Kollektif ortaklığın idaresinde ferdi idare ilkesi geçerlidir. Yani kural olarak her ortak şirketi
tek başına idare edebilir ve bu aynı zamanda da bir görevdir. Ancak bu hak sözleşme ile diğer
ortaklardan alınıp bazı ortaklara veya sadece bir tek ortağa verilebilir. Ayrıca bir çoğunluk
kararı ile de kimlerin idare hakkına sahip olacağını saptayabilirler.
İdare hakkı tamamen iç ilişkiyi ilgilendiren bir kurum olduğu için bu hakkın çeşitli şekillerde
sınırlandırılması mümkündür. Bununla beraber idare hakkının alanına sadece mutad işlemler,
yani ortaklığın amacına ulaşmak için icra edilmesi gereken günlük ve devamlı işlemler girer,
örneğin ortaklık defterlerin tutulması, ortaklığa işçi alınması, işyerlerinin kiralarının ödenmesi
gibi. İdare hakkına sahip olanlar, mutad işlerde sulh, feragat, kabul ve tahkim yapılmasına da
karar verebilirler.
Ortaklık konusunun değiştirilmesi, yeni ortak alınması, işletmenin toptan satışı gibi ortaklık
ilişiğinin bütününü etkileyen temel işlemler ile, bağış yapmak, teminat göstermek gibi
fevkalade işlemler ortakların oy birliğini gerektirir.
İdare hakkına sahip olsun olmasın bütün ortaklar denetleme hakkına sahiptirler. Denetleme
hakkı ortakların şirket işlemleri ve idarecilerin faaliyetleri hakkında bilgi edinmelerini sağlar.
Kollektif ortaklıkta dış ilişki :
Her tüzel kişi gibi kollektif ortaklığın da üçüncü kişilerle ilişkiye girebilmesi için bu işle
görevli temsilcilere sahip olması gerekir. Temsilci, yaptığı işlemlerle kollektif ortaklığı borç
altına sokabilmek ve hak sahibi yapabilmek gücüne sahip olan kişi veya kişilerdir. Ortaklığı
temsil yetkisine sahip olan kişiler tarafından, açık veya kapalı olarak ortaklık adına yapılan tüm
işlemlerden dolayı ortaklık alacaklı ve borçlu olur. Ortaklık ayrıca, temsilcinin ortaklık işlerini
görürken işlediği haksız fiillerden dahi doğrudan doğruya sorumludur.
Kollektif ortaklığın temsilcisi, ortaklık konusuna giren her türlü iş ve hukuki işlemleri ortaklık
adına yapmak ve ortaklığın ünvanını kullanmak yetkisine sahiptir.
Temsil de idare hakkı gibi ortaklar için hem bir hak hem de görevidir. Temsil ve idare yetkisine
ilişkin başkaca bir düzenleme getirilmemişse her ortağın şirketi tek başına temsil yetkisi vardır.
Temsil yetkisinin ortaklar tarafından sözleşme ile veya sonradan sınırlandırılması mümkün
değildir. Çünkü temsil dış ilişkiyi ilgilendiren bir yetkidir. Buna ilişkin hükümler üçüncü
kişilerin çıkarını koruyucu nitelikte emredici hükümlerdir. Temsil yetkisinin
sınırlandırılamaması kuralının iki istisnası vardır. Bunlar, birlikte temsil ve temsil yetkisinin bir
şubenin işleri ile sınırlandırılmasıdır. Bu sınırlamaların üçüncü kişiler yönünden geçerli
olabilmesi için tescil ve ilan edilmiş olması gerekir.
Yukarıda da belirtildiği üzere, kollektif ortaklığın alacaklılarına karşı birinci derecede
ortaklığın kendisi yani tüzel kişi sorumludur. Ortaklar ise ikinci derecede sorumludur. Diğer bir
ifade ile, ancak ortaklığa karşı yapılan icra takibi sonuç vermemiş veya ortaklık herhangi bir
sebeple sona ermiş ise ortaklar aleyhine de dava açılabilir ve takip yapılabilir. Ortakların bu
sorumluluğu sınırsız ve müteselsildir. Yani alacaklılar diledikleri ortağa veya ortaklara
başvurabilirler ve onları tüm malvarlıkları ile takip edebilirler. Ortaklar arasında sözleşme ile
sorumluluğun sınırlandırılmış olması üçüncü şahıslar açısından bir anlam ifade etmez.
İstisnaen alacaklılar, henüz ortaklara başvurmanın şartları gerçekleşmeden de ortakların malları
üzerine ihtiyati haciz koydurabilirler.
2.Komandit Şirket ( TK.243-268,475-484 )
Komandit şirketin farklı iki türü vardır: Kişi ortaklığı olan adi komandit şirket ve sermaye
ortaklığı olan hisseli (sermayesi paylara bölünmüş) komandit şirket.
a) Adi Komandit şirket: Bu bir kişi ortaklığıdır ve bir çok açıdan kollektif şirkete benzer.
Komandit şirkette iki tür ortak vardır: Komandite (sınırsız sorumlu) ortakların kollektif şirket
ortaklarından farkı yoktur. Bunlar şirketin yönetimini elinde tutan ve rizikoyu sınırsız olarak
yüklenmiş kişilerdir. Komanditer(sınırlı sorumlu) ortak, belli bir sermayeyi işletilmek üzere
şirkete yatırmıştır ve bundan daha fazla bir risk altına girmek de istememektedir. Sorumluluğu
taahhüt ettiği sermaye miktarı ile sınırlıdır.Komanditerin şirket yönetiminde aktif bir rolü
yoktur. Onu asıl ilgilendiren şirketin başarısı, yani hesap dönemi sonundaki kar ve zarar
durumudur.
Komandit şirket de ancak bir ticari işletme amacıyla kurulabilir. Kanun komandit şirket için de
asgari sermaye öngörmemiştir. Komandit şirkette ortak sayısı açısından herhangi bir sınır söz
konusu degildir. En az bir komandite ve komanditer bulunmak şartı ile her sayıda ortakla
kurulabilir. Tüzel kişiler komandit şirkete komandite ortak sıfatıyla giremezler. Buna karşılık
tüzel kişilerin komanditer ortak olmaları mümkündür.
Komandit şirketin ticaret ünvanı, komandite ortaklardan en az birinin adı ve soyadı ile,
ortaklığın türünü gösteren bir ibareden oluşur. Komanditer ortakların adı ünvanda yer almaz.
Bir komanditerin ad ve soyadının ticaret ünvanına girmesi, o ortağı şirket alacaklılarına karşı
sınırsız sorumlu hale getirir.
Komandit şirketin kuruluşu kollektif şirketin kuruluşuna benzer.Komandit şirket sözleşmesi de
yazılı yapılmak zorundadır. Bu sözleşmeye TK.246. maddesi gereğince, kollektif şirket
sözleşmesine konması zorunlu konulardan başka, komanditerlerin ad ve soyadları ve her birinin
koydukları veya koymayı yüklendikleri sermaye miktarları yazılır. Komanditerin sermaye
borcu da para veya başka bir sermaye türü olabilir. Ancak TK. 246. Maddesi 2.fıkrası
gereğince, komanditer ortak şahsi emeğini veya ticari itibarını sermaye olarak koyamaz.
Sözleşmenin imzalanmasından sonra ortaklar sözleşmedeki imzalarını notere tasdik ettirmekle
yükümlüdürler. Tasdikten sonra komandite ve komanditer ayrımı yapılmaksızın bütün kurucu
ortaklar tarafından 15 gün içinde şirket merkezinin bulunduğu yer ticaret siciline tescil
talebinde bulunulmalıdır. Komandit şirket tescil ile tüzel kişilik kazanır.
b) Hisseli (Sermayesi Payları Bö1ünmüş) Komandit şirket: Hisseli komandit şirket anonim
şirketin bir türünü teşkil eder ve istisnai hükümler dışında anonim şirket hükümleri uygulanır.
Hisseli komanditlerin sermayesi anonim şirketlerde olduğu gibi belirli ve paylara bölünmüştür.
Burada da istisnai hükümler dışında anonim şirket hükümleri uygulanacağından hisseli
komanditin sermayesi elli milyar Türk Lirası’ndan aşağı olamaz.
Komandite ortaklar kollektif ortak gibi, yani şirket alacaklılarına karşı ikinci derecede ve
sınırsız olarak sorumludurlar. Komanditer ortaklar ise, anonim şirketteki pay sahipleri gibi
sorumludurlar, yani sorumlulukları taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır.
Bunları ödemişlerse artık kendilerine başvurulamaz.
Hisseli komandit şirketler adi komanditlerde olduğu gibi sadece ticari işletme işletmek
amacıyla değil, anonim şirketlerde olduğu gibi kanunen yasak olmayan her türlü iktisadi amaç
ve konular için kurulabilirler.
Hisseli komandit şirketin kuruluş aşamasında esas sözleşme hazırlanır; imzalanır ve imzalar
noterce tasdik edilir. Hisseli komandit şirket kuruluşunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın izin
aşaması yoktur.
3. Anonim Şirket (TK.269-474)
TK.269. maddesi anonim şirketi 'bir ünvana sahip, esas sermayesi muayyen ve paylara bölnmüş
olan ve borçlarından dolayı yalnız mamelekiyle mesul bulunan şirkettir” diye tarif eder.
Bir anonim şirket ticaret ünvanı, işletme konusu ve anonim şirket olduğunu gösteren
ibarelerden oluşur.
Anonim şirket kendi alacaklılarına karşı sadece esas sermayesi ile değil, bilançosunun aktif
tarafında bulunan değerlerle de sorumludur. Aktiflerde esas sermaye karşılığı, yedek akçeler
karşılığı, kasa ve bankalardaki alacaklı hesapları, alacakları ve yatırım malvarlığı bu değeri
oluştururlar.
Ortakların sorumluluğu ise yüklenmiş oldukları sermaye payları ile sınırlıdır ve sadece şirkete
karşıdır. Bu sorumluluk payın itibarı değeri üzerindedir. İstisnai olarak itibari değerinden
yüksek bedel ile pay çıkarılmış ise bu bedel ile sorumlu olunur.
Tüzel kişiliği ve kendine ait malvarlığı olan anonim şirketlerin faaliyeti organları marifetiyle
olur. Genel kurul karar organı, yönetim kurulu idare ve temsil organı, denetçiler de denetim
organıdır.
Genel kurul çeşitli yetkilerle donatılmıştır. Bunun yanında esas sözleşme ile de genel kurula
bazı yetkiler verilebilir.
Genel kurul olağan toplantısını yönetim kurulunun çağrısı üzerine yapar. Olağan toplantı her
hesap devresinden sonraki üç ay içinde ve en az yılda bir defa yapılmalıdır. Olağan toplantının
gündemi bellidir.
Yönetim kurulunun ihmali halinde, genel kurulu toplantıya daveti denetçiler yapmakla
yükümlüdür. Olağanüstü toplantı, her zaman gerek duyulduğunda yapılabilir. Çağrıyı yönetim
kurulu veya bunun ihmali halinde ya da mecburi ve acil hallerde denetçiler yapar. Ayrıca esas
sermayenin 1/10'nu veya esas sözleşmede öngörülmüşse daha az bir miktarını temsil eden
azınlık, gerektirici sebepleri içeren yazılı talep ile yönetim kuruluna başvurarak genel kurulu
olağanüstü toplantıya çağırtabilirler. Yönetim kurulu bu talebi dikkate almazsa denetçilere
gidilir. Bunlar da çağrıda bulunmazlarsa mahkeme izni ile genel kurul toplantıya çağrılır.
Genel kurulu toplantıya çağrı Ticaret kanununun 368. maddesine göre, esas sözleşmede
gösterilen şekil ve surette ve herhalde Ticaret Sicili Gazetesi'nde ilanla yapılır. Nama yazılı pay
senedi sahipleri ile, bir pay senedi ile adresini ortaklığa bırakan hamiline yazılı pay senedi
sahiplerine ayrıca taahhütlü mektupla bildirilir.
Toplantı yetersayıları (nisapları) esas sermayeye göre belirlenmiştir. Özel yetersayı aranmayan
olağan işlerde toplantı nisabı, ilk toplantıda esas sermayenin en az ¼ üne sahip ortakların hazır
bulunmasıyla oluşur. Toplantıda bu nisap bulunmazsa genel kurul yeniden toplantıya çağrılır,
ikinci toplantıda temsil edilen sermayenin miktarı ne olursa olsun, toplantı nisabı varsayılır.
Yani ikinci toplantıda nisap aranmaz.
Özel toplantı yetersayıları ise Ticaret Kanununun 388. maddesinde tespit edilmiştir. Bunlar
esas sözleşmenin değiştirilmesini gerektiren konulardır. Bu yetersayılar ayrıca tahvil
çıkarılması kararında ve anonim şirketin genel kurul tarafından feshine karar verilmesinde de
uygulanır.
Söz konusu yetersayılar hem olağan ve hem de olağanüstü toplantılar için geçerlidir. Ortaklığın
tabiyetini değiştirmek veya ortakların yükümlerini arttırmak için oy birliği gerekir. Anonim
şirketin konusunun veya nev’inin değiştirilmesi için toplantı nisabı şirket sermayesinin
2/3'üdür. İlk toplantıda bu sayı elde edilmezse, yönetim kurulu usulüne uygun olarak genel
kurulu ikinci defa toplantıya çağırır. Bu toplantı için gereken sayı ½ dir. Şirket sermayesinin
azaltılması, tahvil ihracı, fesih ve bir kamu tüzel kişisi tarafından devralınma kararları verilecek
toplantılarda da bu yetersayılar aranır.
Diğer esas sözleşme değişiklikleri için toplantı nisabı şirket sermayesinin ½ sidir. İlk toplantıda
bu nisap elde edilmezse en geç 1 ay içinde ikinci toplantı yapılabilir. İkinci toplantı için aranan
nisap 1/3'tür. İkinci toplantıda da bu nisap sağlanamazsa ya gündemdeki konudan vazgeçilir
yada 1/2 nisabı ile tekrar başlanabilir.
Karar yeter sayısı ise özel düzenlemeye tabi olmayan hallerde mevcut oyların çoğunluğudur.
Anonim şirketler sadece ticari işletme işletmek amacıyla değil, kanunen yasak olmayan her
türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabilirler.
Anonim şirketlerde ortakların sınırlı sorumluluk taşımaları ve böylece sadece katılma payının
riske atmaları, büyük miktarların toplanması imkanı yaratmakta, az bir para ile küçük tasarruf
sahipleri bir anonim şirkete katılma sonucu büyük işlere ortak olabilmektedirler.
Ortak paylarının kıymetli evrak niteliğinde hisse senetleri tarafından temsil edildiği ve hisse
senedi devrinin kolaylaştırılmış olduğu düşünülürse, sermaye piyasasında bu senetlerin her
zaman paraya çevrilebilmesi de tasarruf sahibi bakımından bir avantaj teşkil etmektedir.
Anonim şirketin kuruluşu, esas sözleşmenin yazılı olarak yapılıp kurucular tarafından
imzalanması ve imzaların noter tarafından tasdiki ile başlar ve anonim şirketin ticaret siciline
tescili ile sona erer. Tüzel kişilik bu tescil ile kazanılır. Limited şirketlerde olduğu gibi, anonim
şirketlerde de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın izni kaldırılmıştır. Sadece bankalar, özel finans
kurumları, sigorta şirketleri, finansal kiralama şirketleri, faktoring şirketleri, holdingler, döviz
büfesi işleten şirketler, umumi mağazacıkla uğraşan şirketler, Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi
şirketler, serbest bölge kurucusu ve işleticisi şirketlerin kuruluşu ve esas sözleşme değişiklikleri
açısından bu izin aranmaktadır.
Kuruluş ani veya tedrici olur.
Ani kuruluşta kurucular payların tamamını taahhüt ederler. Başka kimseye müracaat edilemez.
Ani olarak kurulan bir anonim ortaklıkta pay sahipleri, tescilden itibaren beş yıl içinde paylarını
halkla müracaatla elden çıkarmak isterlerse tedrici kuruluşu düzenleyen hükümler uygulanır.
Tedrici kuruluşta bir kısım paylar kurucular tarafından taahhüt olunur, geri kalan kısım için
halka müracaat edilir.
Kuruluşta katılma payının çeşidi bakımından da nakdi ve mevsuf kuruluş ayrımı yapılır. Para
konduğu takdirde nakdi kuruluş olur. Paradan başka bir şeyin, örneğin belirli hakların
konulması mümkün olan hallerde bu yola gidilirse mevsuf kuruluş söz konusudur.
Bir anonim şirketin kurulması için en az pay sahibi beş kurucu ortak bulunmalıdır. Bunlar
gerçek veya tüzel kişi olabilir. Anonim şirketler en az elli milyar Türk Lirası sermaye ile
kurulurlar.
Kuruluş aşamaları şöyledir:
l. Esas sözleşmenin hazırlanması, imzalanması ve imzaların noterce tasdiki: Esas sözleşme
yazılı yapılır ve en az beş kurucu tarafından imzalanır. Daha sonra imzalar noterlikçe onaylanır.
2. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı izni: Daha önce de belirttiğimiz gibi, anonim şirketlerin
kuruluşunda ve esas sözleşme değişikliğinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın izni kaldırılmıştır.
Ancak belirli anonim şirketler açısından bu izin şartı muhafaza edilmiştir. Bunlardan bir tanesi
de Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi anonim şirketlerdir. Tedrici şekilde kurulan bir anonim
şirket halka açık anonim şirket statüsünde olacağı için Sermaye Piyasası Kanunu’nun
kapsamına dahil olacaktır. Bu nedenle tedrici kuruluşta söz konusu izin aranmaktadır. Tedrici
kuruluşta, kurucular esas sermayenin yüzde onunun tediye veya temin edildiğini gösteren bir
belgeyi söz konusu Bakanlığa başvurmadan önce hazırlayacaktır. Tedrici kuruluşta ayrıca
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'ndan izin alınmadan önce Sermaye Piyasası Kurulu tarafından
sözleşmenin onaylanması gereklidir.
Bakanlıktan izin alındıktan sonra anı kuruluşta tescil için ticaret siciline başvurulur.
3. Tescil: Tüzel kişilik tescil ile kazanılır. Kuruluşun üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi,
tescilin Türkiye Ticaret 'Sicili Gazetesinde ilan edilmesiyle mümkün olur.
Tedrici kuruluşta ise izinden sonra sermaye Piyasası Kurulu'na müracaatla halkı ortaklığa
katılmaya davet ve senetlerin SPK kaydına alınması için gerekli işlemin yapılması istenir.
Yönetim kurulu anonim ortaklığın idare ve temsil organıdır. Ortaklık esas sözleşmesi ile tayin
edilmiş veya genel kurul tarafından seçilmiş ve pay sahibi olan en az 3 üyeden oluşur. Yönetim
kurulu üyeleri en çok 3 yıl süreyle seçilirler. Esas sözleşmede aksine bir düzenleme yoksa
tekrar seçilmeleri mümkündür. Pay sahibi olmayan kişiler üye seçildikleri takdirde bunlar
ancak pay sahibi sıfatını kazandıktan sonra işe başlayabilirler. Pay sahibi olan bir tüzel kişi
yönetim kurulu üyesi olamaz. Fakat tüzel kişinin temsilcisi olan gerçek kişiler üye
seçilebilirler.
Yönetim kurulu üyesi sıfatını kazanan kişilerin ticaret siciline tescil ve ilan edilirler.
Yönetim kurulu üyelerinden her biri, itibari değerleri esas sermayenin en az yüzde birine eşit
miktarda hisse senetlerini ortaklığa tevdi etmek zorundadır. Ancak esas sözleşmenin yüzde biri
5.000 lirayı aşarsa fazlasının tevdii gerekli değildir.
Yönetim kurulunun görev ve yetkileri kanundan veya sözleşmeden doğar. Ortaklık defterlerinin
tutulması genel kurulun toplantıya çağrılması, gündemin hazırlanması, ilanı, toplantı sırasında
ortakların sıfatlarının tesbiti, genel kurul kararlarının yürütülmesi, bilançonun ve kar.zarar
hesabının düzenlenmesi yönetim kurulunun görevlerinden bazılarıdır. Karar gerektirmeyen
görevleri yanında, yönetim kurulu yetkisini kural olarak kurul halinde toplanarak kullanır.
Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bir başkan vekili seçer. Kurulu
toplantıya başkan veya vekili çağırır. Toplantıya çağrı herhangi bir şekle bağlı değildir.
Ortaklık sözleşmesinde hüküm varsa, yönetim yetkilerinin üyeler arasında bölünmesi
mümkündür. Her üye ancak kendisine bırakılan işler nedeniyle sorumlu tutulabilir.
Yönetim işlerinin hepsi veya bir kısmının murahhaslara bırakılabilmesi için de sözleşmede açık
hüküm bulunması gerekir. Murahhasın yönetim kurulu üyeleri, hatta pay sahibi olması dahi
zorunlu değildir. Yönetim kurulu üyesi olan murahhaslara murahhas üye, yönetim kurulu
dışından seçilenlere ise murahhas müdür denir.
Temsil yetkisine gelince, bu yetkinin kullanılması yönünden sözleşme ile başka bir düzenleme
yapılmamışsa çift imza ilkesi benimsenmiştir.
Temsil yetkisinin üyeler arasında sadece yer itibariyle bölünmesi mümkündür. Temsil yetkisi
merkeze veya bir şubeye hasredilmişse, bu sınırlama tescil ve ilan edildikten sonra üçüncü
kişilere karşı ileri sürülebilir.
Yönetim yetkisi gibi temsil yetkisi de sözleşmede hüküm bulunmak şartıyla murahhas üyelere
veya müdürlere bırakılabilir. Temsil yetkisi yönetim kurulu üyesi olmayan murahhas müdürlere
veriliyorsa, Ticaret Kanunu yönetim kurulu üyelerinden de en az birisinin temsil yetkisine
sahip olması zorunluluğunu getirmiştir.
Temsil yetkisi sınırlandırılamaz. İki istisnası vardır: Bu yetki sadece merkezin veya bir şubenin
işlerine hasrolunabilir ya da birlikte temsil kuralı getirilebilir. Yani ikiden çok imza veya belirli
iki imza şartı aranabilir.
Yönetim kurulunca, temsil yetkisi kullanılıp üçüncü kişilerle ortaklık adına girişilen
işlemlerden ve yapılan sözleşmelerden doğan hak ve yüklenilen borçlar ortaklık tüzel kişisine
aittir. Yönetim kurulu üyeleri bu işlem ve sözleşmelerden bizzat sorumlu olmazlar. Hatta
yönetim kurulu üyelerinin, bu sıfatları ile yönetim ve temsil görevlerini gördükleri sırada
üçüncü kişilere karşı işledikleri haksız fiillerden dolayı dahi ortaklık sorumludur. Ortaklığın bu
konudaki rücu hakkı saklıdır. Diğer bir ifade ile, anonim ortaklık söz konusu sorumluluğu
dolayısıyla uğradığı zararlar için yönetim kurulu üyelerine dönebilir.
Aşağıda sayılan hallerde yönetim kurulu üyeleri hem ortaklığa hem her bir pay sahibine hem de
ortaklık alacaklılarına karşı müteselsilen sorumludurlar :
1. Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafından yapılan ödemelerin doğru
olmaması
2. Dağıtılan ve ödenen kâr paylarının gerçek olmaması
3. Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya bunların düzensiz bir
şekilde tutulması
4. Genel kuruldan çıkan kararların sebepsiz olarak yerine getirilmemesi
5. Gerek kanunun gerek esas sözleşmenin kendilerine yüklediği diğer görevlerin kasden
veya ihmal sonucu olarak yapılmaması.
Ortaklık adına dava açma yetkisi genel kurula aittir. Genel kurul bu yetkiyi adi toplantı ve
karar yetersayısı ile alacağı bir kararla kullanır. Ancak genel kurulda dava açılmamasına
karar verilmekle birlikte, esas sermayenin onda birini temsil eden pay sahipleri dava
açılması yönünde talepte bulunursa o takdirde sorumluluk davası açılması gerekir. Ortaklık
bu hallerde karar veya talep tarihinden itibaren bir ay içinde dava açmaya mecburdur.
Ayrıca, yönetim kurulunun ortaklığı zarar uğratan davranışları, ortaklık yanında dolaylı
olarak pay sahiplerini ve alacaklıları da zarar uğratabileceği için bunlara da sorumluluk
davası açma imkanı tanınmıştır. Ancak hükmedilecek tazminat ortaklığa verilir. Fakat,
yönetim kurulu üyesinin haksız bir fiilinden dolayı pay sahibi veya ortaklık alacaklısı
doğrudan bir zarar görmüşse, o takdirde bu kişi kendi adına ve hesabına dava açabilir.
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu genel kurul tarafından alınan bir ibra kararı ile sona
erer. Kanuna göre, bilançonun onaylanmasına ilişkin olan genel kurul kararı ile, aksine bir
açıklık olmadığı sürece, yönetim kurulu üyeleri ile müdürler ve denetçiler ibra edilmiş olurlar.
Ancak bunun için, kabul edilen bilançonun gerçek ve samimi olması gerekir. İbra sadece
bilançoda görülebilen konulara ilişkindir.
Anonim Şirketlerde Denetçiler (Denetim Kurulu)
Anonim şirketlerde denetim organı zorunlu organlardan bir tanesidir. Eksikliği şirket için bir
fesih sebebidir. Denetçi sayısı bir veya birden fazla olabilir, ancak beşi geçemez. Birden çok
denetçiler bir kurul oluştururlar. Denetçilerin pay sahibi olmaları gerekli değildir. Ancak bir
denetçi bulunması halinde onun, birden fazla denetçinin varlığı halinde ise yarısından bir
fazlasının T.C. vatandaşı olması gerekir. Esas sözleşmede öngörülmediği sürece, mesleki bazı
niteliklerin bulunması yüksek öğrenim görmüş olma ya da pay sahipliği gibi şartlar aranmaz.
Yönetim kurulu üyeleri aynı zamanda denetçi olamayacakları gibi, görevleri bitmiş olsa dahi
ibra edilmedikçe, denetçi olarak seçilemezler. İflas, ağır hapis gerektirici veya haysiyet kırıcı
bir suçtan dolayı mahkum olma, devlet memuru sıfatı taşıma gibi haller denetçilik ile
bağdaşmayacağından seçilme engelidir. Denetçiler genel kurul tarafından seçilir. Bu yetkinin
başka bir organa devri mümkün değildir. Tedrici kuruluşta ilk denetçiler kuruluş genel kurulu
tarafindan atanır. Esas sözleşme ile atanmaları caiz değildir. Ani kuruluşta ise ilk denetçi ya
da denetçilerin esas sözleşmede tayini şarttır. Genel kurul belirli konuların incelenmesi veya
teftişi için gereğinde özel denetçi de seçebilir.
Denetçiler kuruluşta ilk defa bir yıl için seçilirler. Sonradan genel kurul tarafından en çok üç yıl
için de seçilmeleri mümkündür.
Denetçilerin görev ve yetkileri :
1. Bilançonun kanun ve usulüne uygun olarak düzenlenmesini sağlamak ve bütçeyi
denetlemek.
2. Şirket hesaplarını denetlemek.Bundan kastedilen, şirket işlemlerinden bilgi edinmek ve
gerekli kayıtların düzenli tutulmasını sağlamak üzere defterlerin en az alti ayda bir kontrolü
ve şirket defterleri ile kasa durumunun karşılaştırılması için şirket veznesinin en az üç ayda
bir ve ansızın denetlenmesi ile şirket kasasında bulunması gerekli kıymetli evrakın şirket
defterlerine uygulanarak kontrolüdür.
3. Genel kurul toplantılarına ilişkin kanun ve esas sözleşme hükümlerine uyulup uyulmadığını
kontrol etmek.
4. Yönetim kurulu tarafından ihmal edilmesi halinde, genel kurulu olağan veya olağanüstü
olarak toplantıya çağırmak. Denetçiler, zorunlu ve acil hallerde de genel kurulu olağanüstü
toplantıya çağırmakla yükümlüdürler.
5. Bilanço, kar ve zarar hesabı, kar dağıtımı önerisi ve yönetim kurulu raporu üzerindeki
görüşleri bildiren bir raporu her yıl genel kurula sunmak.
6. Görev sırasında öğrenilecek noksanlık ve yolsuzlukları veya esas sözleşme hükümlerine
aykırı hareketleri bundan sorumlu olanın üstünü oluşturan makama ve yönetim kuruluna,
önemli durumlarda ise genel kurula bildirmek.
7. Pay, sahiplerine gerekli açıklamalarda bulunmak. Pay sahipleri, şüpheli gördükleri
noktalara denetçilerin dikkatini çekebilirler ve gerekli açıklamayı isteyebilirler.
8.Genel kurul toplantılarında hazır bulunmak.Denetçiler ayrıca, görüşmeye ve oya
katılmamak şartı ile yönetim kurulu toplantılarında da hazır bulunabilirler.
10.Denetçiler, genel kurul ve yönetim kurulu gündemine uygun gördükleri önerileri
koydurabilirler.
11. Pay, sahiplerinin şikayetlerini incelemek.
12. Şirket kuruluşundaki yolsuzlukları araştırmak (ilk denetçiler için söz konusudur).
13. Genel kurulun yönetim kurulu aleyhine dava açmaya karar vermesi halinde şirket adına
dava açmak. Aynı zorunluluk genel kurulun dava açmamaya karar verip de esas sermayenin
en az onda birini temsil eden pay sahiplerinin dava açılmasını istemeleri durumunda da söz
konusudur.
14. Anonim şirketin fesih ya da infisahı halinde, tasfiye işlemlerini gözetmek.
Denetçiler görevlerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmemelerinden doğan zararlardan,
kusursuz olduklarını ispat etmedikleri sürece müteselsilen sorumludurlar.
Anonim Ortaklık Genel Kurul Kararlarının İptali
Kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya objektif iyi niyet kurallarına aykırı genel kurul
kararlarına karşı şirket merkezinin bulunduğu yerdeki mahkemede iptal davası açılabilir. Türk
Ticaret Kanununun iptali düzenleyen 381. maddesi gereğince ancak aşağıda sayılan kişiler bu
davayı açmaya yetkilidirler :
1 .Toplantıda hazır bulunup da karara muhalif kalarak durumu zapta geçirten pay sahipleri.
2. Oyunu kullanmasına haksız olarak izin verilmeyen pay sahipleri.
3. Toplantıya davetin usulüne göre yapılmadığı veya gündemin gereği gibi ilan veya tebliği
edilmediğini iddia eden pay sahipleri.
4.Genel kurul toplantısına katılmaya yetkili bulunmayan kişilerin karara katılmış
bulunduklarını iddia eden pay sahipleri. Ancak bu durumda, böyle bir katılımın alınan karar
üzerinde bir etkisinin bulunmuş olması gerekir.
5. Yönetim kurulu
6. Kararların yerine getirilmesi halinde şahsen sorumlu olacak yönetim kurulu veya
denetçilerden her biri.
Davalı anonim ortaklığın kendisidir ve ortaklığı davada yönetim kurulu temsil eder. Ancak
davayı yönetim kurulu açıyorsa o takdirde ortaklığı denetçiler, onların da davacı olmaları
halinde mahkeme tarafından tayin edilecek bir kayyım temsil eder.
Bu dava, genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren üç ay içinde açılmalıdır.Aksi takdirde
dava hakkı düşer. İptal davasının açılmış bulunması iptali istenen kararın icrasını engellemez.
Ancak mahkeme yönetim kurulu ve denetçilerin görüşlerini alarak kararın icrasının geri
bırakılmasına karar verebilir. Mahkemenin iptal kararı kesinleştikten sonra ise genel kurulun
kararı geçmişe etkili olarak ortadan kalkar ve bu sonuç bütün pay sahipleri hakkında hüküm
ifade eder. Yönetim kurulu mahkeme ilamının bir örneğini derhal ticaret siciline
kaydettirmekle yükümlüdür.
Pay sahibinin hakları çeşitli açılardan gruplara ayrılabilir. Konularına göre bu haklar:
a)Malvarlıksal haklar: Kar ve tasfiye payı hakkı, ödemesiz payları edinme hakkı, rüçhan hakkı,
tesislerden yararlanma hakkı ve hazırlık dönemi faizi.
b)Katılma hakları: Genel kurula katılma, konuşma, öneride bulunma ve oy hakkı.
c)Aydınlatıcı haklar: Bilgi alma, inceleme ve denetleme hakkı.
d)Koruyucu haklar: örneğin genel kurul kararlarının iptali veya butlan yahut da yokluğunun
tesbit davası gibi bireysel haklar, vazgeçilmez haklar, müktesep haklar ve de azınlık haklarıdır.
Anonim ortaklığın sona ermesine gelince; yasada veya sözleşmede öngörülen sebeplerden
birinin gerçekleşmesi ile karar alınmasına veya ihbarda bulunulmasına gerek olmaksızın
anonim ortaklığın kendiliğinden sona ermesi infisahdır. Esas sözleşmede öngörülen sürenin
dolması, anonim şirketin maksadının elde edilmesi veya bunun imkansız hale gelmesi, ortaklık
sermayesinin üçte ikisinin kaybedilmesi halinde genel kurulun yasada öngörülen tedbirlerden
birini almamış olması, pay sahiplerinin beş kişiden aşağı düşmesi, birleşme ve şirketin iflasına
karar verilmiş olması birer infisah nedenidir.
Kanun veya esas sözleşmede yer alan sebeplerden birine dayanarak bu yetkiye sahip olanlar
tarafından ortaklığın sona erdirilmesi ise fesihtir. Fesih nedenleri olarak gerçek pay sahibi
olanların sayısının beşin altına düşmesi, organların birinin eksikliği, kanuna, esas sözleşme
veya kamu düzenine aykırı işlemlerde bulunma, şirketin esas sermayesinin üçte ikisinin
kaybedilmesi hali sayılabilir.
4. Limited Şirket ( TK.503-556)
Limited şirket, iki veya daha fazla gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret ünvanı altında
kurulup, iktisadi konularda faaliyet gösteren, şirket borçlarından sadece şirketin ve mal varlığı
ile sınırlı olarak sorumlu bulunduğu, esas sermayesi belirli ve bu sermaye ortakların esas
sermaye paylarının toplamına eşit olan şirkettir. Kişisel emek, ticari itibar limited şirkete
sermaye olarak getirilemez.
Limited şirkette ortak sayısı ikiden az ve elliden fazla olamaz. Gerçek kişiler gibi tüzel kişiler
de limited şirketi ortağı olabilir.
Limited şirketin ticaret ünvanı işletme konusu ve limited şirket olduğunu gösteren ibarelerden
oluşur.
Limited şirket karma bir türdür. Kısmen anonim şirket kısmen de adi şirket ve kollektif şirkete
ait unsurlardan oluşmuştur. Örneğin, limited şirket borçlarından dolayı anonim şirketlerde
olduğu gibi sadece kendi malvarlıgı ile sınırlı olarak sorumlu olması sermaye şirketlerine özgü
bir unsurdur. Buna karşılık kişi şirketlerine özgü unsurlar da söz konusudur.Örneğin, şirket
payının devri kollektif şirketlerde olduğu gibi güçleştirilmiştir.
Limited şirkette yeni kuruluş sadece ani kuruluş ile olur. Bu durumda üç aşama söz konusudur:
1. Şirket sözleşmesinin hazırlanması
2. İmzaların noter tarafından tasdik edilmesi
3. Ticaret siciline tescil.
Şirket sözleşmesinin yazılı olarak hazırlanması gerekir.
Limited şirketin esas sermayesi, ortakların esas sermaye paylarından oluşan sabit rakamı ifade
eder. Bu rakam beş milyar Türk Lirası'ndan az olamaz.
Limited şirket ortaklarının koyacakları sermaye payları birbirinden farklı olabilir, ancak
payların en az 25 milyon Türk Lirası veya bunların katları olması gerekir. Bakanlar Kurulu
gerek sermaye gerekse ortağın payının asgari miktarını on katına kadar artırabilir.
Ortaklık payı esas sermaye payından farklıdır. Esas sermaye payı, bir orağın limited şirketin
esas sermayesi içindeki sermaye tutarının nominal değerini ifade eder. Limited şirketin esas
sermayesi ortak sayısına bölünmüştür. Ortaklık payı ise, ortağın limited şirketteki
haklarının ve yükümlerinin tümüdür. Sermaye tutarı ortağın ortaklık payını belirler. Ortaklık
sözleşmesinde aksine hüküm yoksa her ortağın oy hakkı, esas sermaye payına göre belirlenir.
Buna göre her 25 milyon Türk Lirası bir oy hakkı verir.
Ortaklık payı devir edilebilir, ancak kıymetli evraka bağlanamaz. Ortaklık payının devri ilk
ortaklık sözleşmesi ile Ticaret Kanunu'nun öngördüğünden daha ağır şartlara bağlanabilir,hatta
tamamen de yasaklanabilir.
Payın devrinde, devretme ve devralma iradelerini açıkça ifade eden yazılı bir devir sözleşmesi
yapılır. İmzaların da noter tarafından onaylanması gerekmektedir. Ayrıca payın devri limited
ortaklığa bildirilmelidir. Bu bildirimin amacı ortakların devre gerekli yeter sayı ile rıza gösterip
göstermeyeceklerini tesbit ve rıza verilmesi halinde pay defterine kaydın yapılmasını
sağlamaktır.
Payın devrinin limited ortaklığa karşı geçerli olabilmesi için pay defterine kaydedilmesi, kaydın
yapılabilmesi için de ortakların ağırlaştırılmış yetersayı ile devre rıza göstermeleri gerekir.
Ortakların rızası bir ortaklar kurulu kararı olarak verilir. Şirket sözleşmesi ile daha da
ağırlaştırılmadığı takdirde, ortakların en az dörtte üçünün payın devrine rıza göstermeleri ve
bunların da esas sermayenin en az dörtte üçüne sahip olmaları gerekir.Ortaklar devre riza
gösterdikleri takdirde işlem pay defterine kaydedilir.
Limited ortaklığın kanunen zorunlu organları, ortaklar genel kurulu ve müdürlerdir. Ortak
sayısı yirmiyi aştığı takdirde denetçiler de zorunlu hale gelmektedir.
Ortaklar kurulu, ortakların malvarlıksal ve yönetsel nitelikteki haklarını kullandıkları bir
kuruldur.Ortak sayısı yirmiden fazla olan limited ortaklıklarda karar verilebilmesi için genel
kurulun toplanması gerekir. Ortak sayısının yirminin altında olması halinde kararlar yazılı oy
yolu ile de oluşabilir.
Limited ortaklıkta bir kararın alınabilmesi için kural olarak ödenmiş esas sermayenin hiç
olmazsa yarısından fazlasını temsil eden ortakların görüşülen konu lehine oy vermeleri gerekir.
Bunun dışında ortakların oy birliği veya ağırlaştırılmış yetersayının arandığı haller de
mevcuttur (TK.513/1,2,520/2,551/3 ).
Anonim ortaklıkta olduğu gibi limited ortaklıkta da genel kurul olağan ve olağanüstü olmak
üzere iki şekilde toplanır.
Toplantıya yazılı olarak oy vermeye çağrı eğer sözleşmede bu konuda bir hüküm yoksa
taahhütlü mektupla ve toplantıdan en az beş gün önce ve gündemi bildirmek suretiyle yapılır.
Genel kurulu kural olarak müdürler kurulu toplantıya çağırır. Esas sermayenin onda birini
teşkil eden azlığa toplantının nedeni gösterilmek suretiyle genel kurulun toplantıya çağrılmasını
istemek hakkı tanınmıştır. Eğer müdürler bu isteği reddederlerse, azlık mahkemeye müracaat
hakkına sahiptir.
Ortaklık sözleşmesinin değiştirilmesi, müdürlerini ve denetçilerin tayini ve azli, kar ve zarar
hesabının ve bilançonun onaylanması, safi karın kullanılma şeklinin belirlenmesi, müdürlerin
ibrası gibi kararlar genel kurulun devredemeyeceği yetkilerindendir.
Ortaklığı idare ve temsil müdürlere aittir. Esas sözleşme veya daha sonra ortakların kararı ile
müdür sıfatı ortaklardan birine veya birkaçına bırakılmamışsa ortakların tümü bu sıfata sahiptir.
Esas sözleşme ile bireysel idare ve temsil sistemi kabul edilmemişse birlikte idare ve temsil
ilkesi uygulanır. Ortak olmayan kimseler de müdür seçilebilir.
Müdürler ortaklığın amaç ve işletme konusu içine giren her çeşit işlemlerde ortaklık ünvanını
kullanmak hakkına sahiptirler. Müdürlerin yetkileri tescil ve ilan edilmek kaydıyla ancak
merkez veya şube ile sınırlandırılabilir yahut da birlikte temsil öngörülebilir.
Ortaklık adına yapılacak yazılı beyanlarda ortaklığın ünvanı ile birlikte müdürlerin kendi
imzalarının da bulunması aranmaktadır. Ortaklık tarafından düzenlenen mektup, evrak ve
belgelerde, ünvan ile beraber esas sermaye miktarının da gösterilmesi gerekmektedir.
Ortak sayısı yirmiyi aşan limited ortaklıklardaki denetçilere anonim şirket denetçilerine ilişkin
hükümler uygulanır. Yirmi ya da altında ortağı olan limited şirketlerde müdür sıfatı olmayan
ortaklara adi ortaklık ortaklarına ait denetleme hakkı tanınmıştır. Bunların, idare yetkisine sahip
olmasa bile, ortaklık işlerinin gidişatı hakkında bilgi alma, ortaklığın defterlerini ve evrakını
inceleme hakkı vardır.
Konulara göre ortakların hakkı malvarlıksal haklar, katılma hakları ve koruyucu haklardır.
Limited ortaklık çeşitli durumlarda sona erer. Bunlar, ortaklık sözleşmesinde yazılı sebeplerin
gerçekleşmesi, sözleşmede aksine hüküm olmadıkça esas sermayenin 3/4 ünü sahip olan
ortakların 3/4 ünü teşkil eden çoğunluğunun kararı,ortaklığın iflasına karar verilmiş olması,
ortaklardan birinin talebi ve haklı sebeplerin varlığı halinde mahkemenin kararı ve kanunda
sayılmış diğer hallerdir.
Limited Şirket Ortaklarının Hak ve Yükümlülükleri :
Hakları :
1. Malvarlıksal Hakları
a) Kar Payı Hakkı : Ortaklık sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça ortaklar, sermaye
koyma borçlarını yerine getirdikleri oranda, yıllık bilançoya göre elde edilmiş olan safi
kârdan pay alırlar.
b) Tasfiye Payı Hakkı : Ortaklığın tasfiyesinin icrası sonucunda arta kalan mal varlığı
ortaklar arasında paylaştırılır. Ortaklık sözleşmesinde farklı bir sistem öngörülmemiş
ise, bu konuda paylar, esas alınır.
c) Yeni Pay Alma Hakkı: Esas sözleşmede yada artırma kararında aksine hüküm yoksa her
ortak sermayesi oranında yeni pay alma hakkına sahiptir..
d) Edimlerin ve Sorumluluğun genişletilmesi halinde veto hakkı.
e) Ortaklık Payının devredilebilirliği üzerindeki hak.
2. Katılma Hakları
a) Genel Kurula Katılma Hakkı : Her ortak genel kurula katılabilir,öneride bulunabilir ve
tartışabilir.
b) Oy Hakkı : Ortaklık esas sözleşmesinde aksine hüküm yoksa her ortağın oy hakkı esastemel
sermaye tutarına göre hesaplanır. Her 25.000.000 TL bir oy hakkı verir.
c) İdare Hakkı : Aksi kararlaştırılmış olmadıkça ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla
ortaklık işlerini idareye yetkili ve bununla görevlidirler.
3. Koruyucu Haklar
a) İptal Davası Açabilme Hakkı : Ortaklar, ortaklar kurulu kararları aleyhine iptal davası
açabilirler.
b) Denetleme Hakkı : Ortakların sayısı 20 yi aşan Limited Ortaklıklar,da bir veya birden
fazla denetçi bulunur. Ortakların sayısı yirmi yada yirmiden az olan Limited
Ortaklıklarda ise eğer idare hak ve görevi bütün ortaklara ait değilse, yönetici olmayan
ortaklar ortaklık işlerinin nasil gittiği hakkında şahsen bilgi almaya ve ortaklığın
defterlerini, evrakını incelemeye ve kendisine Limited Ortaklığın mali durumu hakkında
bir, özet çıkarmaya yetkilidirler.
c) Ortaklıktan Çıkma Hakkı
d) Başka Ortağın Çıkarılmasını İsteme Hakkı
e) Haklı Sebepler ile Ortaklğın Feshini isteme Hakkı
f) Azlık Hakkı
Yükümlülükleri :
a) Sermaye Borcunu Ödeme Yükümü
b) Yönetme Yükümü : Aksi kararlaştırılmadıkça ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla şirket
işlerini idareye ve şirketi temsile yetkili ve bununla görevlidir.
c) Ortaklık ile Rekabet Etme Yasağı: Bu yasak sadece müdürler için vardır ancak sözleşme
ile ortaklara da yayılabilir.
d) Ek Ödemeler Yükümlülüğü : Bu yüküm sözleşme değişikliği ile getiriliyorsa 2/3
çoğunlukla alınması gerekir.
5. Kooperatifler (Kooperatifler Kanunu)
Kooperatif, Kooperatifler Kanunu’nun 1. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, tüzel
kişiliğe sahip olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek ve
geçimlerine ait ihtiyaçlarını karşılık yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak
amacıyla gerçek ve kamu tüzel kişileri ile özel idareler, belediyeler, köyler, cemiyetler ve
dernekler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli teşekküllere kooperatif denir.
Kooperatifin amacı, ortakların belirli ekonomik gereksinimlerini ve özellikle meslek ve
geçimlerine ait ihtiyaçlarını sağlayıp, korumaktır. Bu amacı elde etmek için kullanılan araçlar
karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalettir.
Her kişinin kooperatif üyesi olmasına imkan tanınmamıştır. Ancak gerçek kişiler ile bazı tüzel
kişiler kooperatif üyesi olabilirler. Tüm kamu tüzel kişileri yanında, kamu iktisadi teşebbüsleri
ve dernekler ortak olabilirken, ticaret ortaklıklarının ortak olması mümkün değildir.
Kooperatife giren her kişinin en az bir ortaklık payı vardır. Ana sözleşmede en yüksek sınır
tespit edilerek bir ortağın bu sınır dahilinde birden fazla pay almasına da izin verilebilir.Bir
ortaklık payının değeri 100.000 TL’dir. Kooperatife giren ortaklar en çok 5.000 pay taahhüt
edebilirler.
Kooperatiflerde önemli unsur kişidir. Bu unsur, kooperatife girişte belirli bir meslek, kıdem
veya diğer özelliklerin aranması, çıkma hakkının belirli koşullara bağlanması, ek ödemeler, oy
hakkı ve sorumluluk açısından da önemlidir.
Kooperatiflerde ortak sayısı değişkendir. Kooperatifin sermayesi her giren ortakla
kendiliğinden artar ve çıkan ortakla da azalır. Bu durumun bir sonucu olarak, kooperatiflerde
sermaye de değişir karakterdedir. Bu nedenle, sermaye miktarı sınırlandırılarak kooperatif
kurulamaz. Kooperatifte değişir ortaklılık ve değişir sermaye unsurlarının doğal bir sonucu olan
“açık kapı ilkesi” hakimdir. Bu ilke uyarınca, ortak sayısı belirli bir rakam ile sınırlandırılamaz,
ortaklığa girme hiç kimsenin isteğine bağlı değildir, ortaklığa girme objektif şartların
gerçekleşmesine bağlıdır ve bu şartlar çok zorlaştırılamaz. Aynı durum ortaklıktan çıkma
açısından da söz konusudur. Ancak bu ilke “keyfilik” anlamına da gelmemektedir. Ana
sözleşmede ortak olabilmek için gerekli bazı şartlar öngörülebilir. Ayrıca, ortağın kooperatiften
çıkışının kooperatife zarar vermemesi gerekir.
Kooperatif, dernek veya ortaklık değil bir teşekküldür.
Kooperatifler tüzel kişiliğe sahiptir. Bunlar birer özel hukuk tüzel kişisidirler. Kooperatiflerin
amacı, kendi ortaklarının ekonomilerini geliştirmek olduğu için, kooperatifler üçüncü kişiler ile
değil sadece kendi ortakları ile işlem yaparlar. İstisnai haller dışında, kooperatiflerin ortak
olmayan kişilerle işlem yapmaları yasaktır.
Kooperatiflerin Kuruluşu :
1. Ana sözleşmenin hazırlanması
En az yedi ortak tarafından hazırlanan bir sözleşme imzalandıktan sonra imzalar noter
tarafından onaylanır. Ana sözleşmede yer alabilecek hükümler üç çeşittir. Bunlar; mecburi,
ihtiyari ve yorumlayıcı hükümlerdir. Mecburi hükümler; kooperatifin adı, merkezi, amacı,
çalışma konuları, ortaklık sıfatının kazandıran ve yitirten şartlar, sermaye, pay tutarları,
sermayenin ödenme şekli, ayni sermaye konulup konulamayacağı, ortakların sorumluluklarının
türü, zorunlu organların görev, yetki ve sorumlulukları ile seçimlerinin tarzı, kooperatifin
temsili, gelir-gider farklarının hesaplanma ve kullanılma tarzı, kurucuların ad ve soyadları,
konut ve iş adresleri, tasfiye kurulunun görevleridir.
2. Sanayi ve Ticaret Bakanlığı İzni
3. Tescil ve İlan
Kooperatif, merkezinin bulunduğu yerin ticaret siciline tescil ile tüzel kişiliğini kazanır.
Tescilden önce kooperatif adına işlem yapanlar, bu işlemlerden şahsen ve müteselsilen
sorumludurlar.
Kooperatifte ortakların hakları :
1. Katılma hakları
a) En az üç aydan beri kooperatife ortak olmayanlar hariç, her ortak genel kurula katılma
hakkına sahiptir. Ayrıca ortak, görüşmelerde bulunma, öneri yapma, muhalefeti zapta
geçirme ve de genel kurulda kendisini temsil ettirme haklarına sahiptir.
b) Sermayeye katılma payının büyüklüğüne ve ortağın kooperatife yaptığı katkının oranına
bakılmaksızın her ortak bir oy hakkına sahiptir.
2. Koruyucu haklar
a) Kooperatif ortağı bilanço ile kâr ve zarar hesabını inceleyebilir.
b) Ortağın sınırlı bir denetleme hakkı vardır.
c) Ortak, kanuna, ana sözleşme hükümlerine ve iyi niyet esaslarına aykırı olduğu iddiası
ile genel kurul kararları aleyhine bir ay içinde iptal davası açabilir.
d) Ortaklar anonim ortaklıkta olduğu gibi, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk
davası açabilirler.
e) Daha önce de belirtildiği gibi ortağın kooperatiften çıkma hakkı vardır.
f) Anonim ortaklıkta olduğu gibi kooperatifte de azınlık hakları vardır.
3. Malvarlıksal haklar
a) Ortaklarla yapılan işlemlerden doğan gelir-gider farkı ortaklara ancak ana sözleşmede
açıkça öngörülmüşse dağıtılabilir.
b) Ortağın, kooperatifin borçları ödendikten ve ortakların pay bedelleri geri verildikten
sonra tasfiye artığı üzerinde de hakları vardır. Ancak bunun için ana sözleşmede hüküm
bulunması gerekmektedir.
c) Ortak kooperatifin tesis ve olanaklarından da yararlanma hakkına sahiptir.
Kooperatifte ortakların borçları :
Bunlar, kanununda öngörülen ölçüde pay taahhüt etme ve kooperatife zarar vermeme borcudur.
Ayrıca, ana sözleşme ile yapma ve yapmama, kişisel sorumluluk gibi çeşitli borçlar
öngörülebilir.
Ana sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, kooperatifler alacaklılarına karşı sadece
malvarlıkları ile sorumludurlar. Ancak, ana sözleşmede ortakların kooperatif borçlarından
dolayı şahsen ve sınırsız olarak sorumlu olacakları öngörülebilir. Buradaki sorumluluk
müteselsildir. Ancak alacaklıların ortaklara başvurabilmeleri için alacaklarını kooperatiften
tahsil edememeleri ve de kooperatifin iflas etmiş veya diğer bir sebeple tasfiye edilmiş olması
gerekmektedir. Ana sözleşme ile ortağa kooperatif borçlarından dolayı sınırlı bir sorumluluk da
getirilebilir.
Kooperatifin Organları :
1. Genel Kurul
2. Yönetim Kurulu
3. Denetçiler
1.Genel kurul
Genel kurul bütün ortaklardan oluşur. Kooperatif ana sözleşmesini değiştirmek, yönetim
kurulu, denetleme kurulu ve gereğince tasfiye kurulu üyelerini seçme ve de ibra etme, işletme
hesabıyla bilanço ve gerektiğinde gelir- gider farkının bölüşülmesi hakkında karar almak,
imalat ve inşaat işlerinin yaptırılma yöntemini belirlemek, yapı kooperatiflerinde ortak sayısı
ile yapılacak konut veya işyeri sayısını tespit etmek, kanun veya esas sözleşme ile genel kurula
tanınmış olan konular hakkında karar vermek gibi yetkilere sahiptir ve bu yetkileri diğer
organlara devredemez.
Kooperatif her yıl olağan toplantısını yapabileceği gibi, gereğinde olağanüstü de toplanabilir.
Genel kurulu toplantıya çağrı yetkisi yönetim kuruluna aittir. Bu yetki ana sözleşme ile diğer
bir organa da bırakılabilir. Yönetim kurulu dışında ayrıca denetçiler, tasfiye memurları
kooperatifin ortağı olduğu üst birlik de gerektiğinde genel kurulu toplantıya çağırabilir.
Azınlığın da bu yetkisi mevcuttur. Dört ortaktan az olmamak şartı ile, ortak sayısının en az
onda birinin isteği üzerine genel kurul toplantıya çağrılır. Yönetim kurulu bu isteği en az on
gün içinde yerine getirmediği takdirde, istek sahiplerinin müracaatı üzerine veya doğrudan
doğruya Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından, yapı kooperatiflerinde de İmar ve İskan
Bakanlığı tarafından genel kurul toplantıya çağrılabilir. Çağrı yapılmadığı takdirde istek
sahipleri mahalli mahkemeye başvurarak genel kurulu bizzat toplantıya çağırma izni alabilirler.
Kanunda ve ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı hallerde genel kurul karar yeter sayısı
oyların yarıdan bir fazlasıdır. Bazı kararlar için özel çoğunluk öngörülmüştür.
2. Yönetim Kurulu
Yönetim kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri çerçevesinde kooperatifi yöneten ve temsil
eden icra organıdır. En az üç üyeden oluşur ve genel kurul tarafından dört yıl için seçilir.
Yönetim kurulu üyelerinin yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim kurulu
üyeliği için Türk vatandaşlığı aranmaktadır. Bunlar gerçek kişi olabilecekleri gibi tüzel kişi de
olabilirler.
Yönetim kurulu Kooperatifler Kanunu ile diğer mevzuat ve de ana sözleşmenin öngördüğü
şekilde hareket etmek ve kooperatif konusunun kooperatif ilkeleri çerçevesinde elde
edilebilmesi için gerekli olan bütün faaliyetleri yerine getirmekle görevlidir.
3. Denetçiler
Genel kurul tarafından en az bir yıl için bir veya daha fazla olarak seçilen denetçiler,
kooperatifin bütün işlem ve hesaplarını incelerler. Yedek denetçiler de seçilebilir. Denetçilerin
ve yedeklerinin kooperatif ortaklarından olması şart değildir.
Kooperatifler Kanunu’nda, büyük kooperatiflere uygulanabilen özel hükümler de
bulunmaktadır. Ortak sayısı 1.000’in üzerinde olan kooperatifler “büyük” kabul edilmektedir.
Bu kooperatifler için genel kurulun yerine geçmek üzere iki yeni organ öngörülmüştür. Bunlar
“ortakların tümü” ve “temsilciler kurulu”dur.
Kanunda mektupla oy verme olanağı düzenlenerek, oyun genel kurul dışında da kullanılması ve
dolayısıyla karar organı olarak genel kurul değil, tüm ortaklar kabul edilmektedir. Böylece tüm
ortaklar genel kurulun yerine geçmiş olmaktadır. Mektupla oy verme sisteminin uygulandığı
konularda karar alabilmek için genel kurul toplanamaz ve karar alamaz. Bütün oylar,
“ortakların tümü” tarafından mektupla kullanılır. Bu sisteme geçmek için ana sözleşmede
hüküm bulunması gerekmektedir.
Kooperatifin ana sözleşmesinde hüküm bulunmak şartı ile, ortaklar gruplara ayrılarak
verecekleri kararlar ile tespit edecekleri talimat gereğince oy vermek üzere kendi aralarında
seçecekleri temsilciler topluluğu oluşturabilirler. Bu topluluk genel kurulun yerine
geçmektedir. Bu durumda genel kurulun yetkileri ile donatılmıştır. Temsilciler kurulunun
varlığı halinde, ortağın ay hakkı sınırlandırılmakta, ortak artık sadece temsilcilerin seçiminde
veya azledilmelerinde oy hakkını kullanabilmektedir.
Grup temsilcileri genel kurulunda her temsilci, temsil ettiği ortakların sayısı kadar oya sahiptir.
Temsilci oyunu, aldığı talimata göre kullanır. Ancak, talimata aykırılık halinde kararın
geçerliliği korunur.
KIYMETLİ EVRAK HUKUKU
I. Tanımı ve Unsurları
a) Tanımı
b) Unsurları
2 .Kıymetli Evrakın Özellikleri
a) Kıymetli evrakta hak ile senet arasında kuvvetli bir bağ vardır.
b) Kıymetli evrak parasal bir değeri olan hakkı muhtevi olup, borç senedi olarak düzenlenir.
c) Kıymetli evrakın içerdiği hak tedavül kabiliyeti olan bir haktır.
d) Kıymetli evrakta mücerretlik ilkesi geçerlidir.
e) Kıymetli evrak özel şekil şartlarına tabidir.
3. Kıymetli Evrakın Sınıflandırılması
a) Temsil ettikleri hakkın türü bakımından
b) Devir şekilleri bakımından
aa) Nama yazılı senetler
bb) Emre yazılı kıymetli evrak
cc) Hamile yazılı kıymetli evrak
4. Kıymetli Evrakta Def'iler
a) Senedin metninden anlaşılan defiler
b) Senedin hükümsüzlüğüne ilişkin defiler
c) Şahsi defiler
5.Kıymetli Evrakta İmzaların İstiklali İlkesi
II. KAMBİYO SENETLERİ
1. Genel olarak
2. Poliçe
a) Kavram
b)Şekil şartları
a1) Poliçe kelimesi
a2) Belirli bir meblağın kayıtsız şartsız ödenmesi emri
a3) Muhatabın adı soyadı, muhatap tüzel kişi ise ünvanı
a4) Vade
a5) Ödeme emri
a6)Lehdar
a7)Keşide tarihi ve yeri
a8)Keşidecinin imzası
c) Açık poliçe
ç) Poliçede kabul
d) Poliçenin cirosu
aa) Cironun tanımı, şekli ve tarafları
bb) Cironun türleri
al) Temlik cirosu
a2) Tahsil cirosu
a3) Rehin cirosu
e) Poliçede ödeme
f) Poliçeden doğan taleplerde zamanaşımı
3. Bono
4. Çek
a) Çekin tanımı
b) Çekte şekil şartları
c) Çek çekme koşulları
d) Çekte vade ve ibraz süreleri
e) Çekin devri
f) Çekte ödeme
g) Çekte zamanaşımı
I . KIYMETLİ EVRAKA İLİŞKİN GENEL HÜKÜMLER
l. Tanım ve Unsurları
a) Tanımı
Kıymetli evrak, belirli bir hakkın senedi bağlı olduğu ve senede bağlı bu hakkın senetsiz devir
veya ileri sürülmesinin mümkün olmadığı senetlerdir.
b) Unsurları
Bu tanımdan harekette kıymetli evrakın unsurları,
a) Senet (maddi unsur)
b) Bir alacağa veya ortaklığa ilişkin veya aynı mahiyette, fakat her halde iktisadi değer taşıyan
hak (gayrı maddi unsur) ve,
c) Hakkın senede yerleşmesi maddi ve gayrı maddi unsurların birleşmesi olarak sayılabilir.
2. Kıymetli Evrakın Özellikleri
a) Kıymetli evrakta hak ile senet arasında kuvvetli bir bağ vardır.
Bunun anlamı, kıymetli evrakın maddi ve gayrı maddi unsurları arasındaki sıkı bağdır. Bir hak
kıymetli evraka bağlanınca, söz konusu hak ancak senet ile birlikte devredilir, ya da borçluya
karşı ileri sürülebilir. Hakkı senetten ayırarak ileri süren, örneğin, bir borcu senetten ayrı olarak
ödeyen ve senedi teslim almayan borçlu senet bedelini iki defa ödemek zorunda kalabilir. Senet
ile hak arasındaki sıkı bağ iki taraflıdır. Buna göre, senet alacaklısı senedi ibraz etmeksizin
ödeme isteyemez, aynı şekilde senet borçlusu da senet olmadan ödeme yapmamalıdır.
b) Kıymetli evrak parasal bir değeri olan hakkı muhtevi olup, borç senedi olarak düzenlenir.
Kıymetli evrakı imzalayan borçlu nitelikli bir borç üstlenir. Borçlu tarafından üstlenilen ve
senede bağlanan hak, nesnel olarak parasal bir değere sahiptir.
c) Kıymetli evrakın içerdiği hak dolaşım kabiliyeti olan bir haktır.
Kıymetli evraka bağlanan hakkın devir kabiliyeti vardır. Başkasına devredilemeyen, kişi ile sıkı
sıkıya bağlı haklar kıymetli evraka konu olamaz. Örneğin, kişilik hakları, sükna hakkı, velayet
hakkı gibi haklar kişiye bağlı olup başkalarına devir edilemeyeceği için kıymetli evraka da
konu olmaz.
d) Kıymetli evrakta mücerretlik (soyutluk) ilkesi geçerlidir.
Kıymetli evrak ilişkisi kural olarak bir temel ilişkiye dayanır. Biz bu temel ilişkiyi kıymetli
evrakın doğumuna neden olan ilişki diye adlandırabiliriz.
x ........ Kıymetli evrak ilişkisi ........ x
x .......... Alt (Temel ilişki ).......... x
Mücerretlik ilkesinden kasıt, kıymetli evrakın doğumuna esas teşkil eden temel ilişki ile
kıymetli evrak ilişkisi arasında bir bağlantı olmaması, kıymetli evrak ilişkisinin temel ilişkiden
soyut olmasıdır. Buna göre, kıymetli evraka temel teşkil eden bir satım sözleşmesi, eser
sözleşmesi gibi ilişkilerdeki aksaklık, geçersizlik, noksanlık kıymetli evrakın geçerliliğini
etkilemeyecektir.
Kıymetli evrak temel ilişkinin tarafları arasında kaldığı sürece mücerretlik ilkesinin geçerliliği
sınırlıdır. Zira böyle bir halde senet bedelinin talep edilmesi durumunda temel ilişkinin
tarafları, eğer temel ilişkide bir noksanlık ya da sakatlık varsa, bunları talep sahibine karşı ileri
sürebilecektir. Ancak kıymetli evrak ne zamanki iyi niyetli üçüncü kişiye devredilirse
mücerretlik ilkesi tüm unsurları ile devreye girer.
Kıymetli evrak sayılan bütün senetler mücerretlik niteliğine sahip değildir. Öte yandan senedin
devir şekli bakımından bulunduğu grup da mücerretlik açısından rol oynar. Örneğin, nama
yazılı senetlerin mücerretlik niteliği yok denecek ölçüdedir.
e) Kıymetli evrak özel şekil şartlarına tabidir.
Kıymetli evrakın oluşturulması, devri, kaybolması halinde iptali gibi hususlar belirli şekil
şartlarına tabidir. Söz konusu işlemler, kanunda öngörüldüğü şekilde yapılmadığı takdirde
kıymetli evrak ya hüküm ifade etmeyecek yahut istenen sonuç sağlanamayacaktır. Senedin
oluşturulmasında aranan şekil kuralları bir sıhhat şartıdır.
3.Kıymetli Evrakın Sınıflandırılması
a) Temsil ettikleri hakkın türü bakımından
Temsil ettikleri hakkın türü bakımından kıymetli evrak; aa)Para/Alacak senetleri bb) Pay
senetleri ve ilmühaberler, cc) Emtia senetleri olmak üzere üç gruba ayrılırlar.
b) Devir Şekilleri Bakımından
Devir şekilleri bakımından kıymetli evrak nama, emre ve hamiline olmak üzere 3 gruba
ayrılmaktadır.
aa) Nama yazılı senetler
Belli bir şahıs namına yazılı olup da, onun emrine kaydını ihtiva etmeyen ve kanunen de emre
yazılı senetlerden sayılmayan kıymetli evrak nama yazılı senet sayılır. Buna göre nama yazılı
bir senet düzenleyebilmek için, a) bir kişinin namına yazılı olup, emrine kaydını içermemesi b)
fakat, kanunen emre yazılı olarak kabul edilen senetlerden ise, sadece emre kaydını içermemesi
yeterli olmayıp, emre olmadığının ya da nama düzenlendiğinin belirtilmiş olması gerekir.
Yatırım fonu katılma belgesi, banka bonosu, banka garantili bono, finansman bonosu dışındaki
hemen tüm kıymetli evrak nama düzenlenebilir.
Nama yazılı kıymetli evrak devir kabiliyeti en az olan senetlerdir. Bu senetlerin devri alacağın
temliki ve senedin teslimi ile olmaktadır. Alacağın temliki yazılı devir beyanı olup, senedin
arkasına veya ayrı bir kağıt üzerine yazılabilir. Devir şekli dolayısıyla senet borçlusu, temel
ilişkideki eksiklik yada noksanlıkları yani def’ileri senedi devralan üçüncü kişiye karşı da ileri
sürebilir. Bu sebeple bu grup senetlerin mücerretlik niteliği sınırlıdır.
bb) Emre yazılı kıymetli evrak
Emre yazılı olan ve kanunen böyle sayılan kıymetli evrak emre yazılı senetlerdendir. Buna
göre bir kıymetli evrakın emre kıymetli evrak sayılabilmesi için; ya lehine düzenlenen kişinin
isminden sonra emrine kaydı bulunmalı, ya da böyle hiç bir kayıt bulunmamakla beraber,
kanunen emre sayılan bir senedin bulunması gerekir. Kambiyo senedi olarak adlandırılan bono,
poliçe çek ile makbuz senedi ve varant kanunen emre yazılı senetlerdir.
İpotekli borç senedi ve irat senedi, hisse senetleri, intifa senetleri, tahviller, varlığa dayalı
menkul kıymetler, katılma intifa senetleri, kar ve zarar ortaklığı belgesi, kara iştirakli tahvil ve
hisse senedi ile değiştirilebilir tahviller emre düzenlenemez. Bunun dışında yasalarda
öngörülen tüm kıymetli evrak emre düzenlenebilir.
Emre yazılı kıymetli evrak, kıymetli evrakın ciro ve teslimi ile olur.Ciro, senedin arka yüzüne
veya allonj denilen kağıt üzerine yazılacaktır.Cironun senedin devrini temin edebilmesi için,
senedin senet arkasındaki ciro silsilesine göre, meşru hamil tarafından devredilmiş olması
zorunludur. Kopuk bir ciro silsilesi ile senedi elinde bulunduran kişi, ciro ve teslim etmiş de
olsa, kendisi senedin maliki sayılmayacağı için, devir gerçekleşmiş olmaz.
cc) Hamile Yazılı Kıymetli Evrak
Senedin metninden veya şeklinden, hamili kim ise o kimsenin hak sahibi sayılacağı anlaşılan
her kıymetli evrak hamiline yazılı senet sayılır. Bu tür kıymetli evrakta, senedi elinde tutan kişi,
senedin zilyedi ve onun maliki sayılır.
Bir kıymetli evrakın hamiline düzenlenebilmesi için yasada açıkça bu yönde hüküm olması
gerekir. Buna göre, hukukumuzda poliçe ve bono hamiline düzenlenemez, çek hamiline
düzenlenebilir. Buna karşın, banka bonosu, banka garantili bono, finansman banosu, varlığa
dayalı menkul kıymet, kar-zarar ortaklığı belgesi, katılma intifa senedi, kara iştiraklı tahvil
hamiline düzenlenebilir. İpotekli borç senedi ve irad senedi, rehinli tahvilat hamiline yazılabilir.
Yine aynı şekilde yatırım fonu katılma belgesi ve hamiline yazılı mevduat sertifikası hamiline
düzenlenebilir. Buna karşın makbuz senedi, varant, nakliye senedi, konşimento hamile yazılı
olamaz.
Hamiline yazılı senetler devri en kolay olan senetlerdir. Hamiline yazılı bir senedin devri için,
taraflar arasında bir anlaşmaya dayanılarak zilyedliğin karşı tarafa geçirilmesi yeterlidir. Bir
diğer ifade ile hamiline yazılı senetler, kıymetli evrakın teslimi ile devredilir.
4 . Kıymetli Evrakta Def ‘iler
Hukukta def'i; bir talep karşısında kalan borçlunun, bu talebin varlığını kabul, ancak, haklı bir
nedene dayanarak, bunu yerine getirmekten kaçınma hakkının bulunduğu yolundaki
savunmasıdır. Örneğin, kıymetli evraka dayanarak bir talepte bulunulması halinde, borçlunun
senedin henüz vadesinin gelmediği yahut kıymetli evraka bağlı alacağın zamanaşımına uğradığı
yönündeki savunmaları birer def'i oluşturur.
Hukukta benzer bir kavram da itiraz kavramıdır. İtirazda def’iden farklı olarak talep edilen
hakkın varlığı/ geçerliliği reddedilir. İtiraz halinde, bu savunmayı yapan, talep edilen hakkın
hiç doğmadığı yahut doğmuş olmakla birlikte sona erdiğini ifade etmektedir. Örneğin, talep
karşısında senette zorunlu şekli unsurlardan birinin olmadığını dolayısıyla senedin doğmadığını
söylemek bu tür bir savunmadır.
Kıymetli evrakta def’i denildiği zaman bu her ikisini de kapsar. Defi ve itiraz arasında önemli
bir fark, res'en nazara alınma noktasındadır. İtiraz teşkil eden bir savunmayı hakim re'sen
(kendiliğinden) nazara almakla mükellef olmakla birlikte, defi teşkil eden bir husus ancak
taraflardan birince ileri sürülmesi halinde hakim tarafından dikkate alınabilir.
Kıymetli evrakta def’i ve itiraz 3 gruba ayrılarak incelenebilir.
a) Senedin Metninden Anlaşılan Defiler
Senet nedeni ile kendisine başvurulan herkes tarafından, senetle başvuran herkese karşı ileri
sürülebilen, senedin metninden, şeklinden, ciro zincirinden kısaca şekil şartlarındaki eksiklikten
doğan def'i ve itirazlardır. Örneğin, senedin şekil şartlarına uygun olmaması, yani şekli
bakımdan zorunlu unsurlardan birinin eksik olması, ciro zincirindeki kopukluk nedeni ile senet
hamilinin meşru hamil olmaması, senette yer alan bir kayda ilişkin def'i ve itirazlar bu
türdendir.
b) Senedin Hükümsüzlüğüne İlişkin Defiler
Ortada şeklen geçerli bir senet bulunmakla birlikte, muayyen bazı sebeplerle senedin hüküm
ifade etmediği durumlarda söz konusudur. Örneğin, senetteki iradenin sahibini bağlamadığı,
ehliyetsizlik ve imza taklidi, yetkisiz temsilcinin imza atması, senet metninde değişiklik
yapılması ve böylece senedi düzenleyenin iradesinin değiştirilmesi hallerinde, hükümsüzlük
nedeni kişiliğinde doğan kimse, talep eden şahsa karşı hükümsüzlük def'i ileri sürebilecektir.
Aynı şekilde senedi düzenlemekle birlikte bunu karşı tarafa geçirme iradesinin olmaması,
örneğin senedin çalınması veya tehditle alınması, senedin düzenleyene yüklenememesi
hallerinde bir hükümsüzlük defi söz konusudur.
Hükümsüzlük def'nin senedin metninden anlaşılan ve bazı hallerde senedi tümüyle geçersiz
kılan defilerden ayırd edilmesi gerekir. Hükümsüzlük def'i esas itibariyle senedi geçersiz
kılmaz. Bu hükümsüzlük esasen hükümsüzlük sebebi kendi kişiliğinde doğan tarafından, talep
eden herkese karşı ileri sürülebilir. Örneğin, senette keşideci ya da ciranta olarak imzası
bulunan şahsın bu imzası sahte ise, senetle imzası sahte olan şahsa başvurulması halinde bu
şahıs senet dolayısıyla sorumlu olmaz, yani senet imzası sahte olan kişi veya kişiler bakımından
geçersizdir. Aynı şekilde, bir çek kooperatif adına kooperatifi temsile yetkili olmayan kişiler
tarafından imzalanmış ise, bu çek kooperatifi bağlamayacağından talebin kooperatife karşı
yöneltilmesi durumunda geçersizlik hali herkese karşı ileri sürülebilecektir. Ancak, senedin bu
kişi bakımından geçersiz olması o senedin tümü ile geçersiz olması anlamına gelmez.
Senetlerde imzaların bağımsızlığı prensibi gereği, senette diğer imzalar geçerli ise senet bu
şahıslar bakımından geçerli olmaya devam eder.
c) Şahsi Defiler
Taraflar arasındaki ilişkilerden doğan defilerdir. Şahsi defiler kıymetli evrak ilişkisine esas
teşkil eden temel ilişkiden doğar. Örneğin, geçersizlik irade sakatlığı, zamanaşımı gibi yahut
temel ilişki dışında taraflar arasında mevcut başka bir ilişkiden örneğin, takas yahut hatır
anlaşması gibi, doğabilir. Şahsi defiler sadece bu ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir.
Bunun istisnası ilişkiye taraf olmayan kambiyo ilişkisindeki bir diğer şahsın bilerek borçlunun
zararına hareket etmesidir.
K--------------- L
C 1
C 2
C 3
H
Örnekte keşideci K 100 Milyon TL bedeli olan bir bonoyu lehdar L'ye vermiş olsun. Bu bono L
tarafından Cl'e, ondan da C2'ye, C2‘ den de son olarak hamil H‘ye teslim edilsin. Bu örnekte,
K'nin C2'den başka bir sözleşme ilişkisi dolayısıyla 50 Milyon TL alacağı bulunsun. Senet
C2'nin elinde iken, C2'nin senedin ödenmesi için K'ya başvurması halinde K kendisine karşı
takas definde bulunabilir. Ancak, aynı senedin iyi niyetli C3‘e ciro edilmesi halinde, senet
bedeli C3 tarafından istenecek olursa K, C'ye karşı sahip olduğu defini C3'e karşı ileri süremez.
Zira bu bir şahsi defi olup sadece o ilişkinin tarafları arasında geçerlidir. Takas definin ileri
sürülmesi hali, ancak C3'ün bilerek borçlunun zararına hareket etmesi, yani takas defini bilmesi
ve C2'yi bundan kurtarmak amacı ile devralması halinde mümkün olacaktır.
Şahsi defilerin ileri sürülmesi durumu senedin niteliğine göre değişir. Örneğin, nama yazılı
senetlerde şahsi defiler, taraflar arasındaki ilişkiye taraf olmayan ve senedi devralana karşı da
ileri sürülebilir. Oysa emre ve hamiline yazılı senetlerde kişisel defiler sadece taraflar arasında
ileri sürülebilir.
5. Kıymetli Evrakta İmzaların İstiklali İlkesi
Bir poliçeye hangi sıfatla olursa olsun (keşideci, ciranta, muhatap, avalist) imza atmak suretiyle
sorumluluk altına giren kimse, diğer imza sahiplerinin imzasından bağımsız olarak sorumluluk
altına girer. Diğer imzalar herhangi bir sebeple geçersiz olsa dahi, bu geçersizlikten bağımsız
olarak her imza sahibi kendi imzasından sorumlu olmaya devam eder. Dolayısıyla bir poliçe
veya bono borçlanmaya ehil olmayanların imzasını, aslında mevcut olmayan şahısların
imzalarını yahut imzalayan veya namlarına imzalanmış olan şahısları herhangi bir sebeple
bağlamayan imzaları taşırsa, diğer imzaların sıhhatine bu yüzden halel gelmez.
II. KAMBİYO SENETLERİ
1. Genel olarak
Türk hukukunda kambiyo senetleri bono, poliçe ve çektir. Kambiyo senetleri, esas itibariyle ifa
uğruna yapılmış bir tasarruf olup, bir dolaşım ve ödeme aracıdır. Bu senetler kanunen emre
yazılı senetlerdir. Ancak,”nama yazılıdır”, “emre değil” ya da “namadır” gibi açık bir kayıtla
nama da yazılabilirler.
Öte yandan sadece çek hamiline de yazılabilir. Fakat bono ve poliçe hamiline yazılamaz. Ancak
banka bonosu, banka garantili bono ve finansman bonoları bunun istisnasını oluşturur. Kambiyo
senetleri belirli şekil şartlarına tabidir. Bu çerçevede poliçede asgari sekiz, bonoda yedi çekte ise
altı şekil şartı vardır.
Kambiyo senedi düzenlemede ehliyet konusu genel hükümlere tabidir. Buna göre, medeni
hakları kullanma ehliyetine (fiil ehliyetine ) sahip olan her gerçek kişi ile tüzel kişiliği haiz
ortaklıklar yetkili organları veya temsilcileri vasıtası ile kambiyo senedi düzenleyebilirler.
K K
M L M L K----------------------L
Bu açıklamadan sonra genel bir kıyaslama yapılacak olursa;
Poliçe Bono Çek
Şekil Şartı 8 7 6
Devir Şekli Emre veya nama Emre veya nama Emre , nama, hamiline
İlişkinin Tarafları Üç taraflı ilişki İki taraflı ilişki Üç taraflı ilişki
Taahhüdün Şekli “ödeyiniz” “ ödeyeceğim” “ ödeyiniz”
Bu açıklamadan sonra kambiyo senetlerini ayrıntılı olarak inceleyebiliriz..
2. Poliçe
a) Kavram
Poliçede üç taraflı ilişkiyi düzenleyen bir senettir. Bu senette düzenleyen keşideci, muhatap
olarak adlandırılan diğer bir kişiye, poliçede gösterilen ve lehtar olarak adlandırılan diğer bir
kişinin emrine veya istinaen namına, vadede belirli bir meblağı ödeme emrini, muayyen şekil
şartlarına bağlı olarak verir. Muhatap olarak adlandırılan kişi bu ilişkiye esasen „kabul“ ile
birlikte girer.
b) Şekil şartları
al) Poliçe kelimesi
Poliçe kelimesinin senet metninde ve senet hangi dilde yazılmış ise, o dilde yer alması gerekir.
a2) Belirli bir meblağın kayıtsız şartsız ödenmesi emri
Poliçe belirli bir bedelin ödenmesi hususunda kayıtsız ve şartsız bir ödeme emrini
(havaleyi) içermelidir. Bedelin poliçede nakit olarak ve şartsız ifade edilmesi
gerekir. Ayrıca bu bedelin belirli olması mecburiyeti vardır. Rakam, alternatif bir
biçimde ifade edilemez. Meblağın Türk parası olması mecburiyeti yoktur. Bu
meblağ yabancı para üzerinden, yahut altın değeri üzerinden de ifade edilebilir.
Meblağ senedin metnine harf ve rakam ile yazılabilir. Eğer bunlar arasında bir
farklık varsa harf ile yazılan miktar esas alınır. İki farklı harf varsa az olanına
itibar edilir.
a3) Muhatabın adı soyadı, muhatap tüzel kişi ise ünvanı
Poliçede önemli olan muhatabın teşhis edilebilmesidir. Muhatabın hayali olması
veya muhatabın imzasının taklit edilmesi poliçenin geçerliliğini etkilemez.
Muhatabın ayrıca adresinin yazılı olması zorunlu değildir. Muhatap bir veya
birden fazla kişi olabileceği gibi, keşidecinin de muhatap olması mümkündür.
a4) Vade
Poliçenin ayrıca bir vadeyi içermesi gerekir. Poliçeye 4 türlü vade konulabilir.
Bunlar belirli bir vade (1.1.1996 gibi), senedin düzenlenme tarihinden itibaren
belirli bir vade (ihdastan itibaren 90 gün gibi), görüldüğünde vade ve
görüldüğünden belirli bir müddet sonra (görüldüğünden itibaren 90 gün gibi)
vadedir. Bu dört tür vadeden farklı bir vadeyi veya birbirini takip eden vadeleri
gösteren senetler geçersizdir.
Poliçeye vade konulması gerekmekle birlikte, poliçeye vade konulması esaslı şekil
şartı değildir.Eğer poliçeye bir vade konulmamış ise, poliçe görüldüğünde vadeli
poliçe sayılır.
a5) Ödeme yeri
Poliçede ödeme yerinin en az mülki mahal olarak (İstanbul, Ankara) gibi
gösterilmesi gerekir. Ödeme yerinin açıkça belirtilmemiş olması, mutlak olarak
geçersiz kılmaz. Eğer muhatabın adı ve soyadı yahut ünvanı yanında bir yer
belirtilmiş ise orası ödeme yeri sayılır. Eğer burada da bir yer belirtilmemiş ise
poliçe batıl sayılır.
a6) Lehdar
Poliçenin, kime veya kimin emrine ödenecek ise onun ad ve soyadını içermesi
gerekir.
a7) Keşide tarihi ve yeri
Poliçenin düzenlendiği tarihin gösterilmesi gerekir. Eğer keşide tarihi
gösterilmemiş ise diğer şekil şartları tamam olsa dahi, senet poliçe sayılmaz.
Keşide tarihi gün, ay ve yıl olarak yazılmalıdır. Keşide yeri ise alternatif bir şarttır.
Eğer poliçede düzenleme yeri gösterilmemiş ise, poliçe keşidecisinin imzası
yanındaki yer keşide yeri sayılır. Eğer burada da bir yer gösterilmemiş ise senet
poliçe sayılmaz.
a8) Keşidecinin imzası
Poliçede keşidecinin imzası, esaslı şekil şartıdır. Eğer poliçede keşidecinin imzası
yoksa, poliçe hiçbir hüküm ifade etmez. Keşideci poliçeyi bizzat
düzenleyebileceği gibi, yetkili temsilcisi vasıtası ile de düzenleyebilir. Tüzel
kişiler adına poliçe düzenleyebilme, yasal temsil organlarına veya yetki vermek
kaydı ile temsilcilerine aittir.
c ) Açık Poliçe
Tedavüle çıkarılırken zorunlu şekil şartları tam olmayan, en az keşidecinin
imzasını içeren, tarafların aralarındaki anlaşmaya uygun olarak lehdar veya daha
sonraki hamiller tarafından tamamlanmasını kararlaştırdıkları, doldurulunca
unsurları tam bir poliçe hüviyetini kazanan poliçe açık yada diğer bir deyişle
beyaz poliçe sayılır. Poliçeyi alan ve doldurma yetkisi olan hamil veya hamiller bu
poliçeyi aralarındaki anlaşmalara aykırı olarak doldurulursa, bu husus daha
sonraki hamillere karşı ileri sürülmez. Bunun anlaşmaya taraf olan hamile karşı
ileri sürülebilmesi için, onun poliçeyi kötü niyetle iktisap etmiş veya iktisabı
sırasında kendisine ağır bir kusurun yüklenebilmesi gerekir.
ç) Poliçede kabul
„Kabul“ muhatabı poliçe ilişkisine sokan ve onu poliçenin asıl borçlusu haline
getiren şartsız ve bağımsız bir taahhüttür. Kabulde geçerli tek şart kısmi kabuldür.
Kabul, muhatap tarafından poliçe üzerine "kabulümdür“, „ödeyeceğim“ veya
benzeri bir ibare ve atılacak imza ile gerçekleşir. İmza kabulde esaslı şekil şartıdır.
Muhatabın sorumluluğunun doğduğu an kabul için imza attığı an değil, kabul
edilen senedin kabule arz edene teslim edildiği andır. Muhatap kabulden önce
poliçeden sorumlu olmaz.
Kabul sadece poliçede söz konusudur. Keşidecinin çektiği poliçeyi muhatap
borçlu da olsa kabule mecbur değildir.
Poliçe düzenlendiği andan vadeye kadar kabule ibraz edilir. Vade günü ile vadeyi
takip eden 2 iş günü içinde senet ödenmek üzere ibraz edilir. Poliçeyi kabule arz
hamil veya senedin zilyedi tarafından gerçekleştirilir. İbraz edilen poliçe kabul
edilmez ise ibraz eden hamil veya zilyed bu hususu çekeceği bir kabul etmeme
protestosu ile tespit ettirebilir.
Poliçenin düzenlenme Tarihi Vade Günü Vadeden sonra 2 gün
x .................................................x..............................................x
kabul için ibraz süresi ödenme için ibraz süresi
Görüldüğünde ödenen poliçeler kabule ibraz edilmez. Kabul için ibraz yeri
muhatabın ikametgahıdır.
Kabul için ibraz isteğe bağlı olmakla birlikte, bazı hallerde kabule ibraz mümkün
değil, bazı hallerde ise kabule ibraz zorunludur. Görüldüğünde vadeli poliçeler
ile kabule arzın keşideci tarafından belirli bir süre veya tamamen yasaklandığı
durumlarda senet kabule arz edilemez. Ancak öte yandan görüldüğünden belirli
bir süre ödenecek poliçeler ve ikametgahlı poliçeler ile keşidecinin kabule arzı
zorunlu kıldığı durumlarda senedin kabule arzı mecburidir.
d) Poliçenin cirosu
aa) Cironun Tanımı, Şekli ve Tarafları
Ciro emre yazılı senetlerin içerdiği hakları devretmeye yönelik bir irade beyanı
olup, bu irade beyanı ile ciranta (ciro eden) senet borçlusuna ve ciro edilen
kimseye çifte yetki vermektedir.
Ciro, yazılı bir devir beyanıdır. Bu beyan senedin arka yüzü veya devamı olan
allonj denilen bir kağıt üzerine yapılır. Ciro kayıtsız ve şartsız olmalıdır.
Kabulden farklı olarak kısmi ciro batıldır. Bu anlamda ciro şekli olarak tam veya
beyaz ciro şeklinde yapılabilir. Tam ciro, ciro edenle ciro edilenin belli olduğu
cirodur. Ahmet AK'a ödeyiniz, Mehmet BİLİR (imza) gibi; beyaz ciro ise sadece
ciro edenin belli olduğu cirodur. Ödeyiniz, Mehmet BİLİR (imza) veya sadece
imza gibi.
Ciro, poliçe lehdarın eline geçtiği andan ödememe protestosunun keşide edildiği
veya bu protesto keşide edilmemiş ise, yasal olarak keşide edilebileceği vadeyi
izleyen iki iş günü içinde iş saatleri bitimine kadar yapılabilir.Vadeden sonra
yapılan ciro ise alacağın temliki hükümlerine tabidir.
bb) Cironun Türleri
a1) Temlik cirosu
Poliçeden doğan hakkın devredilmesi amacı ile yapılan cirodur. Temlik cirosu tam ciro veya
beyaz ciro şeklinde yapılabilmektedir. Temlik cirosunun temlik, teşhis ve garanti fonksiyonu
vardır. Temlik fonksiyonunun anlamı, temlik cirosu ile poliçe ve poliçeden doğan hakların
mülkiyetinin ciro edenden ciro edilene geçmesidir. Ayrıca temlik cirosu ile poliçeyi elinde
bulunduran kişi, düzgün bir ciro silsilesi ile poliçeyi elinde bulundurduğunu belirterek hak
sahipliğini kanıtlar. Bu da temlik cirosunun teşhis fonksiyonudur.
Düzgün ciro silsilesinden kasıt, bir önceki ciroda ciro edilenin bir sonraki ciroda ciranta
olmasıdır. Bu noktada senedi beyaz ciro ile elinde bulunduran arada maddi anlamda kopukluk
olsa bile senedi düzgün ciro silsilesi ile almış sayılır. Garanti fonksiyonunun anlamı ise,
cirantanın kendisinden sonra gelenlere ve özellikle hamile senedin kabul edilmemesi ve
ödenmemesinden sorumlu olduğunu beyan etmesidir. Buna göre, ibraza rağmen bir ödememe
durumu söz konusu olursa cironun teminat (garanti) işlevi uyarınca, ciro eden kişi hamile ve
kendisinden sonra gelenlere karşı sorumlu olur.
a2) Tahsil cirosu
Tahsil cirosunda ciranta, ciro edilene poliçe bedelini tahsil ve buna bağlı işlemleri yapma
yetkisini verir. Tahsil cirosu ancak tam ciro olarak yapılabilir. Bu ciroya ayrıca "bedeli tahsil
içindir”, “tevkil içindir” gibi bir ibare eklenir. Senedi tahsil cirosu ile alan kimse ancak yeni bir
tahsil cirosu yapabilir, bir temlik veya rehin cirosu yapamaz. Temlik cirosundan farklı olarak
tahsil cirosunun temlik ve teminat fonksiyonu yoktur. Tahsil cirosunda, ciro edenin ö1ümü
veya fiil ehliyetinin kısıtlanması ya da kaybı ciro edilenin yetkisini kaldırmaz.
a3) Rehin cirosu
Rehin cirosu ile ciro eden, poliçede yerleşmiş olan hakkı ciro edilen kişiye rehnetmektedir.
Rehin cirosu da ancak tam ciro şeklinde yapılır. Ayrıca, "bedeli rehindir” , “bedeli teminat
içindir” şeklinde bir ibare de bulunur. Poliçeyi rehin cirosu ile alan kişi poliçeyi ciro etmek
isterse, ancak tahsil cirosu ile devredebilir, temlik veya rehin cirosu yapamaz.
Tahsil cirosundan farklı olarak rehin cirosunda poliçeyi devralan, cirantanın temsilcisi değildir.
Bu nedenle poliçeyi ciro edene karşı ileri sürülebilecek kişisel defiler kendisine karşı ileri
sürülemez.
Ciro ile senedi devralan senetten doğan hakları kendi namına kullanır, senet borçlularına karşı
kendi adına takip yapabilir.
e) Poliçede ödeme
Poliçe, borçlunun ikametgahında ödenecek bir senettir. Poliçenin esas borçlusu kabul etmiş
muhataptır. Ödeme yapabilmesi için poliçenin ödeme için vadesinde veya vadeyi izleyen iki iş
günü içinde, hamil tarafından muhataba ibraz edilmesi gerekir. İbraz üzerine poliçeyi vadesinde
ödeyen borçlu borcundan kurtulur. Muhatap, poliçeyi öderken bunu meşru hamile ödemekle
mükelleftir. Bunun için de hamilin, düzgün bir ciro silsilesi ile hamil olup olmadığını kontrol
etmesi gerekir. Muhatap ibraz üzerine poliçeyi kısmen yada tamamen ödeyebilir.
Muhatap tarafından kabul işlemi yahut ödeme yapılmadığı zaman rücu mekanizması işler.
Buna göre hamil, muhatabın kabul etmemesi veya ödememesi halinde, durumu kabul etmeme
ve ödememe protestosu ile tespit ettirerek, ciro silsilesinde kendisinden önce gelen kişilere, sıra
gözetmeksizin bunlardan birisine, birkaçına veya tümüne birden poliçe bedelinin ödenmesi için
başvurabilir.
Hamilin başvurduğu kişi ödemede bulunursa o da aynı şekilde kendisinden öncekilere
başvurur. Başvurma hakkının doğması ve rücu mekanizmasının işleyebilmesi için hamilin
muhataba kabul etmeme veya ödememe protestolarını çekmiş olması gerekir. Eğer hamil kabul
etmeme halinde kabul etmeme protestosu yahut vade veya vadeyi takip eden iki iş günü içinde
ödememe protestosu çekmez ise kabul etmiş muhataptan başka kişilere karşı başvurma hakkını
kaybeder. Mücbir sebep hali bundan müstesnadır. Aynı şekilde senette protestosuz kaydı var
ise bu halde de protesto çekilmesine gerek yoktur.
Kural olarak kabul etmeme protestosunun çekilmemesi sorumlulara başvurma hakkını
düşürmez. Hamil bu halde kabul edilmemiş poliçeyi süresinde ödeme için ibraz ve ödememe
halinde protesto keşide ederek rücu hakkını kullanır. Ancak kabul için ibrazın zorunlu olduğu
hallerde, bunu yerine getirmeyen hamil başvuru hakkını yitirir.
Kural, senedin vade veya vadeyi takip eden iki iş günü içinde ödenmesidir. Ancak eğer
muhatabın ödeme yapmayacağı anlaşılıyorsa, yahut muhatabın vadede ödeme yapmayacağı
belirli ise ya da kabule arzı yasaklanan poliçede keşideci iflas etmiş ise hamil vadeye
beklemeksizin de rücu edebilir.
Hamilin başvurma hakkının doğması durumunda talep edebileceği kalemler şunlardır:
a)poliçenin kabul edilmemiş veya ödenmemiş bedeli ve şart kılınmış ise faizi b) vadeden
itibaren işleyecek temerrüt faizi c) protesto ve hamil tarafından tebliğ olunan ihbarname
giderleri ve diğer giderler ç) poliçe bedelinin binde üçünü aşmamak üzere komisyon. Bu şartlar
altında hamile ödeme yapan kişi a) kendisinin başvuru sonucu ödediği meblağın tamamını b)
ödediği meblağ için yıllık belirli bir faizi c) yaptığı giderleri talep edebilir.
f) Poliçeden doğan taleplerde zamanaşımı
aa) Kabul etmiş muhataba karşı açılacak tüm davalar vade tarihinden itibaren 3 yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
bb) Hamilin keşideci ile cirantalara karşı açacağı davalar, süresinde keşide edilen protesto
tarihinde veya poliçede protestosuz kaydı var ise vadenin bitiminden itibaren 1 yıl geçmekle
zamanaşımına uğrar.
cc) Cirantanın diğer bir cirantaya veya keşideciye açacağı davalar ise altı aylık zamanaşımı
süresine tabidir.
Söz konusu zamanaşımı sürelerini kesen haller dava açılması, takip talebinde bulunulması,
davanın ihbar edilmesi, alacağın iflas masasına bildirilmesidir.
2. Bono
Bono ikili bir ilişkiyi içerir. Bu ilişkide senet borçlu (yani senedi keşide eden) senedin
lehdarına senette gösterilen meblağı süresinde ödemeyi taahhüt eder. Bono bu haliyle soyut bir
ödeme vaadidir. Bono hukuken ifa uğruna verilen bir kıymetli evraktır. Ayrıca iktisaden
bononun kredi ve ödeme fonksiyonları vardır. Bonoda 7 zorunlu şekil şartı vardır.
Bonodaki şekil şartları poliçenin aynısıdır. Bonoda sadece muhatap yoktur. Dolayısıyla
poliçede şekil şartlarına ilişkin açıklamalardan muhataba ilişkin olanlar dışındakiler aynen
bonoda da geçerlidir.
Bunun dışında ciro etme ve zamanaşımı konusundaki tüm açıklamalar aynen bonoda da
geçerlidir.
3. Çek
a) Çekin tanımı ve niteliği
Poliçede olduğu gibi çekte de üçlü bir ilişki vardır. Çekte keşideci muhatap bankaya çekte
yazılı meblağın lehdara ödenmesini emreder. Yalnız burada sözü geçen muhatap hemen her
zaman bir banka yada özel finans kurumudur. Ayrıca çekte yer alan muhatap, poliçeden farklı
olarak asıl borçlu olmayıp sadece gişe vazifesi görür.
Çek, poliçe ve bonodan farklı olarak kredi aracı olmayıp sadece ödeme aracıdır.
b) Çekte şekil şartları
Çekte zorunlu şekil şartları 6 tanedir. Poliçe ve bonodan farklı olarak çekte vade yoktur. Lehdar
da zorunlu unsur değildir. Çünkü çek hamiline düzenlenebilir. Bunlar haricindeki şekil şartları
ile ilgili olarak poliçe ve bono hakkındaki tüm açıklamalar çekte de geçerlidir.
c) Çek çekme koşulları
Türk Hukukunda poliçe ve bonodan farklı olarak medeni hakları kullanma ehliyetine sahip her
kişi çek keşide edemez. Bir kişinin çek keşide edebilmesi için ilave belirli bazı koşullar vardır.
Öncelikle çek sadece bir banka veya özel finans kurumu üzerine çekilebilir. Bunun dışında fiil
ehliyetine sahip bir kişinin çek yazabilmesi için ilave iki şarta daha ihtiyaç vardır.
Bu koşullardan ilki muhatap banka ile çek keşide eden kişi arasında çek çekilebilmesi
konusunda bir anlaşma olmasıdır. Bir bankanın bir kişiye çek vermesi halinde taraflar arasında
üstü örtülü olarak bu anlaşma kurulur.
Çek çekilebilmesi için ikinci şart ise, muhatap banka nezdinde bir karşılığın bulunmasıdır. Eğer
bir keşideci, muhatap banka nezdinde karşılık olmadan çek keşide edecek olursa bu
karşılıksızlık hususu, çekin arkasının muhatabın yazılı imzalı beyanı ile yahut noter marifeti ile
ya da takas odasının yazılı ve imzalı beyanı ile tespit edilir. Bu durumda keşideci karşılıksız
çek çekme suçu işlemiş olur ve çek bedeli tutarı kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Ancak
verilecek para cezası her yıl artırılan belirli bir miktarın üzerinde olamaz. Bu suçtan
mükerrirlere bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. Karşılıksız çek keşide edilmesi
halinde keşideci hakkında cezai takibata geçilebilmesi için çek hamilinin şikayette bulunması
gerekir. Hamil hüküm kesinleşinceye kadar bu şikayetinden vazgeçebilir.
Çekin karşılıksız çıkması durumunda muhatap banka çek hamiline belirli bir meblağı (her çek
yaprağı için 300.000.000 TL) ödemek zorundadır. Bu miktar, Devlet İstatistik Enstitüsü
Başkanlığınca yapılan toptan eşya fiyatları yıllık endeksindeki değişmeler göz önünde tutularak
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası tarafından her yıl Ocak ayında belirlenir ve Resmi
Gazete’de yayımlanır.
Keşideci, çekin karşılıksız kalan kısmını, % 10 tazminatı ve ibraz tarihinden ödeme gününe
kadar süre için hesaplanacak gecikme faizi ile birlikte ödemek suretiyle düzeltme hakkını
kullanabilir. Bu ödemenin, çekte yazılı keşide gününe göre hesaplanacak ibraz süresinin bitim
tarihinden itibaren en geç 10 gün içinde yapılması gerekir. Bu takdirde keşideci tekrar çek
keşide etme hakkını kazanır.
Yeterli karşılığı bulunmadığı için çeki kısmen veya tamamen ödemeyen muhatap banka, hesap
sahibine, kendisine ait bütün çek defterlerini aldığı bankalara geri vermesini, iadeli taahhütlü
mektup ile bildirir. Bu ihtarın, yukarıda yazılı düzeltme süresinin dolmasından itibaren 10 gün
içinde yapılması gerekir.
Muhatap banka ayrıca yeterli karşılığı olmadığı için çekin ödenmediğini ve hesap sahibi
hakkındaki gerekli bilgileri Merkez Bankası'na da bildirir.
d) Çekte vade ve ibraz süreleri
Çekte tek tip vade vardır, çek görüldüğünde ödenir. Uygulamada ileri düzenleme tarihi
yazılmak suretiyle fiilen vade oluşturulmakla birlikte, bu uygulama genel kuralı değiştirmez.
Çek hamili isterse ileri düzenleme tarihinden önce ibraz etmek suretiyle çekin ödenmesini
isteyebilir.
Çek esas itibariyle bir ödeme aracı olduğu için vadeden farklı olarak kısa ibraz süreleri vardır.
Buna göre:
Bir çek keşide edildiği yerde ödenecekse on gün, keşide edildiği yerden başka yerde
ödenecekse bir ay içinde muhatap bankaya ibraz edilmelidir.
Ödeneceği memleketten başka bir memlekette keşide edilen çek, keşide yeri ile ödeme yeri
aynı kıtada ise bir ay ve ayrı kıtalarda ise üç ay içinde muhataba ibraz edilmelidir. Bu bağlamda
Akdeniz’de sahili olan devletler farklı kıtalarda da olsa aynı kıtada kabul edilir.
Tüm bu süreler, çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işlemeye başlar.
e) Çekin devri
Çek hamiline ise ya da belirli bir kişinin ismi ile birlikte hamiline kaydını içeriyorsa teslim yolu
ile devredilir. Nama yazılı bir çek alacağın temliki ve teslim yolu ile emre yazılı çek ise ciro ve
teslim yolu ile devredilir.
Çekte temlik ve tahsil cirosu yapılabilir, rehin cirosu yapılamaz. Öte yandan çekin muhatap
bankaya cirosu makbuz hükmündedir.
f) Çekte ödeme
Çek ödenmek üzere muhataba ibraz süresi içinde ibraz edilmelidir. Çeklerin ödeme için ibrazı
ancak iş günü ve saatlerinde yapılır.
İbraz süresinin son günü tatile rastlıyorsa ibraz süresi tatili izleyen ilk iş günü mesai saatinin
bitimine kadar uzar.
Çek görüldüğünde ödeneceğinden süresi içinde ibraz edilen çeki karşılığı varsa muhatap banka
ödemek zorundadır. İbraz süresi geçmiş olsa dahi, keşideci çekten caymamış ise, muhatap çeki
geçerli olarak ödeyebilir. Bu noktada karşılığı olmasa bile eğer muhatap banka çeki teyit etmiş
ise yine ödeme mükellefiyeti altındadır.
Keşideci çeki çizgili çek olarak düzenleyebilir. Çizgili bir çek muhatap banka tarafından ancak
bir bankaya ödenebilir. Bu noktada eğer çek üzerindeki iki paralel çizgi arasında belirli bir
bankanın ismi var ise “özel” sadece”banka” kelimesi yer alıyorsa “genel” çizgili çek söz
konusudur.
Çek tedavüle çıktıktan sonra çekin kendisinin veya üçüncü bir kişinin elinden rızasına aykırı
olarak çıktığını iddia eden keşideci ancak ödemeyi durdurabilir. Aksi halde çekten cayma
ancak ibraz süreleri geçtikten sonra olanaklıdır.
Çek tedavüle çıktıktan sonra keşidecinin durumunda değişiklik olması örneğin keşidecinin
ö1mesi, iflas etmesi, fiil ehliyetini yitirmesi halinde dahi ibraz süresi içinde çek geçerliliğini
korur.
Muhatap çeki öderken, ciro silsilesinin şeklen düzgünlüğünü inceleme yükümü altında olmakla
birlikte imzaların sıhhatini incelemek zorunda değildir.
Çek ibrazında ödenmez ve bu husus noter marifeti ile ya da muhatabın çek arkasına yazılı ve
imzalı beyanı ile veya takas odasının aynı nitelikteki beyanı ile tespit edilecek olursa hamil
rücu hakkını kullanabilir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntü
    Son mesaj

“Anadolu AÖF Ders Notları” sayfasına dön

  • Bilgi