KAMU BORÇLARI VE KAMU BORÇ YÖNETİMİ ÖZETİ

Cevapla
sinann
Mesajlar: 30
Kayıt: 25 Mar 2017 20:55
İletişim:

27 Mar 2017 00:49

KAMU BORÇLARI VE BORÇLANMA
Devlet, toplumun bir arada yaşamaya yönelik “kolektif-toplumsal” ihtiyaçlarını karşılamak için faaliyetlerde bulunur. Bu nedenle piyasadan çeşitli mallar, hizmetler ve üretim faktörleri satın alır, topluma kamusal, yarı kamusal ve özel mal olarak bedelli veya bedelsiz sunar.
Ayrıca ekonomide zaman içinde istikrarsızlıklar ortaya çıkabilir. Bu istikrarsızlıkların giderilmesinde ve ekonominin tekrar dengeye gelmesinde devlet görevler üstlenir.
Devlet Harcamaları bütçe içinde;
1. Cari harcamalar
2. Yatırım harcamaları
3. Transfer harcamaları şeklinde gruplandırılır.
Bu harcamaları karşılamak için devletin finansman kaynakları;
1. Vergileme
2. Para işlemleri ve borçlanma
3. Vergi dışı normal gelirlerden oluşur.
Devletin en önemli gelir kaynağı vergilemedir. Kamu harcamaları kamu gelirlerinden büyük olması durumunda ise;
1. Mevcut vergi oranları arttırılabilir
2. Yeni vergiler uygulamaya konulabilir
3. Borçlanma yoluna gidilebilir
4. Emisyona (para basma) gidilebilir.
Kamu harcamalarının kamu gelirlerinden büyük olması durumunda gidilecek finansman yollarından her birinin yaratacağı ekonomik etki birbirinden farklıdır. Tercih, ekonomik ve siyasal koşullara göre belirlenir.
VERGİ İLE BORÇLANMA ARASINDAKİ FARKLAR
1. Vergi kanuni bir zorunluluğa bağlı iken, borçlanma isteğe bağlıdır.
2. Vergileme gelir üzerinden yapılırken, borçlanma tasarruf üzerinden yapılmaktadır.
3. Vergi kesin bir finansman şekli iken, borçlanma geçici bir gelir şeklidir.
4. Borçlanma ile elde edilen fonun nerede harcanacağı belli iken vergilemede belli değildir.
5. Borç veren tarafın faiz geliri alma hakkı var iken, vergilemede bu durum söz konusu değildir.
6. Vergileme yurtiçinden yapılmakta iken, borçlanma yurtiçinden olabileceği gibi yurtdışından da olabilir.
7. Vergi yükü alındığı zamandaki nesillerce hissedilirken, borçlanmanın yükü gelecek nesillerce hissedilir.
8. Vergilerden elde edilen gelir cari harcamalar için kullanılır iken, borçlanma ile elde edilen gelir genellikle olağan üstü giderler veya büyük yatırımları finansman için kullanılır.
DEVLET BORÇLARI İLE ÖZEL BORÇLARIN KARŞILAŞTIRILMASI
Kamu Borçları ile Özel Borçların Benzerlikleri
1. Belirlenmiş ihtiyaçların giderilmesi
2. Alınan borcun bir vadesinin olması
3. Borç verecek tarafın bir garanti istemesi
Kamu Borçları ile Özel Borçların Farklılıkları
1. Kamu borçları kamusal ihtiyaçların giderilmesi, özel borçlar ise özel ihtiyaçların giderilmesi için kullanılır.
2. Kamu borçları özel borçlara göre daha büyük miktarlıdır.
3. Kamu borçları özel borçlara göre daha uzun vadelidir.
4. Kamu borçları sermaye birikimi yeterli olmadığı durumda yurtdışından finanse edilirken, özel borçlar genellikle yurtiçi kaynaklarla finanse edilir.
5. Kamu borçlarında faiz dışı garantiler söz konusu iken, özel borçlanmada yoktur.
6. Kamu borçlanmaları cebri ve yarı cebri alınabilir, ancak özel borçlanmada bu durum söz konusu değildir.
7. Kamu kesimi borcunu ret edebilir. Ancak özel borçlanma söz konusu olamaz.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
DEVLETİN BORÇLANMA NEDENLERİ
1.Mali Nedenler
1. Kamu harcamalarının kamu gelirlerini aşması nedeniyle ortaya çıkan bütçe açığının kapatılması kamu borcunun ortaya çıkmasına neden olan temel etkidir. Bütçe açığının ortaya çıkmasına neden olan unsur ise, planlanan büyüme hızını gerçekleştirmek için gerekli kamu tasarrufu (finansman) açığının oluşmasıdır. Büyük yatırımları borçlanma ile gerçekleştirmek daha akıllıca olacaktır. Nedeni; bu yatırımlardan elde edilecek gelirlerin borçlanma ile katlanılan maliyeti karşılama olasılığının olmasıdır.
2. Bütçe uygulaması sırasında çıkan gelir-gider bakımından zaman dengesizliği sorunu kamunun borçlanma gereğinin ikinci nedenini oluşturur. Bütçe yasasının onaylanması ile 1 Ocaktan itibaren harcamaların başlaması ancak kamu gelirlerinin ise daha sonra elde edilmesi ortaya gelir ve giderlerin zaman açısından uyuşmaması sorununu çıkarır. Bu sorunun giderilmesi için Merkez Bankası’ndan borçlanma yoluna gidilmektedir.
Çıkmış Sınav Sorusu (Kaymakamlık 2007)
Kamu tasarrufu aşağıdakilerin hangisinde doğru tanımlanmıştır?
A) Toplam kamu gelirleri ile faiz harcamaları dışındaki kamu giderleri arasındaki fark
B) Toplam kamu gelirleri ile cari harcamalar dışındaki kamu giderleri arasındaki fark
C) Toplam kamu gelirleri ile toplam kamu giderleri arasındaki pozitif fark
D) Toplam kamu gelirleri ile transfer harcamaları dışındaki kamu giderleri arasındaki fark
E) Toplam kamu gelirleri ile yatırım dışındaki kamu giderleri arasındaki fark
Yanıt E seçeneğidir.
2.Ekonomik Nedenler
Kamu kesiminin ekonomik nedenlerle borçlanması, ekonomide meydana gelen konjonktürel dalgalanmalar nedeniyle ortaya çıkan istikrarsızlıkları gidermek içindir. Amaç, ekonomiyi tam istihdam üretim düzeyinde tutmak ve toplam talebi toplam arza denkleştirmektir.
Kamu kesimi borçlanma gereği ile şu şekilde bulunur;
Kamu Kesimi Borçlanma Gereği = Kamu yatırımı + Kamu cari harcamaları + Kamu transferleri – Kamu geliri
Kamu Kesimi Borçlanma Gereği = (Özel Tasarruf - Özel Yatırım) + (İthalat – İhracat)
2.1. Toplam arzın toplam talepten büyük olduğu eksik istihdam durumu
Ekonomik olumsuzluklar:
1. Ekonomide büyük miktarda eksik üretim kapasitesi mevcuttur.
2. İşsizlik söz konudur.
3. Stoklar artmaktadır.
4. Mal fiyatları düşmekte ve üretim azalışlarına neden olmakta işsizliği daha da kamçılamaktadır.
Bu olumsuzlukların temel nedeni harcama yetersizliğidir. Harcama yetersizliğini ortadan kaldırmak toplam talebin arttırılmasına bağlıdır. Toplam harcamaların arttırılması kamu harcamalarının arttırılması ile mümkündür. Bu durumda kamu kesiminin harcama yapabilmesi için kaynak ihtiyacı sorunu ortaya çıkar. Söz konusu finansman ihtiyacı vergilerle karşılanması toplam talebi daha da daraltacağından vergi uygun bir finansman arası olmayacaktır. Böyle bir durumda borçlanma vergiye göre tercih edilir. Ancak istenen etkinin ortaya çıkabilmesi için;
1. Bireylerin tüketim ya da yatırım için harcayacakları fonlardan borçlanılmaması
2. Tasarruf edilen fonlardan ya da emisyonu arttırıcı niteliği olan kaynaklardan borçlanılması gerekir.
Dolayısıyla para arzının artması söz konusu olacaktır.
Böyle bir durumda borçlanma;
1. Ticari bankalardan. Nedeni; Depresyon döneminde üreticilerin üretim yapmak amacıyla krediye ihtiyacı yoktur. Bankalarda atıl fon miktarı artar. Ticari bankalardan borçlanılarak atıl fonların harcama olarak ekonomiye kazandırılmasıdır.
DEVLETİN BORÇLANMA NEDENLERİ
MALİ NEDENLER
EKONOMİK NEDENLER
DİĞER NEDENLER
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
2. Merkez Bankasından yapılmalıdır. Bu durumda ekonomide emisyon miktarı artacaktır. Ekonomik durgunluk dönemlerinde en güvenilir ve kesin çözüm Merkez Bankası kaynaklarından borçlanmaktır.
2.2. Toplam talebin toplam arzdan büyük olduğu enflasyonist durum
Ekonomik olumsuzluklar:
1. Harcama fazlası nedeniyle fiyat artışları
2. Özel tasarruf yetersizliği
3. Tasarrufların genellikle enflasyonist baskılar nedeniyle altın, döviz, dayanıklı tüketim malları gibi verimsiz ve spekülatif alanlara gitmesi
4. Para ve kredi sistemindeki aksaklıklar
Söz konusu aksaklıklar gelişmekte olan ülkelerde yaşanmaktadır. Harcama fazlasının temel nedeni toplam talebin fazla olmasıdır ve amaç tam istihdamı gerçekleştirmektir. Harcama fazlasını ortadan kaldırmak için tercih edilen yöntem ise vergi oranlarının yükseltilmesidir.
Talep fazlasının görüldüğü gelişmekte olan ülkelerde borçlanmaya gidilmesinin ekonomik nedenleri ise;
1. Kalkınmak için gerekli olan sermaye birikiminin olmaması nedeniyle dış borca başvurulması. Çünkü sermaye mallarının gelişmiş ülkelerden ithal edilmesi için ihtiyaç duyulan döviz yetersizdir.
2. Enflasyonist baskıların ortadan kaldırılması için kısa dönemde toplam talebi azaltmak amacıyla yurtiçinde bireylerden borçlanma yoluna gidilmesidir. Bu durumda devlet satın alma gücünü kendine çekerek harcama fazlasını ortadan kaldırabilir. Ancak bu durumda borçlanma uzun vadeli olmalıdır. Kamu kesiminin bu şekilde yaptığı borçlanma ile elde ettiği kaynağı tüketimi teşvik edici alanlarda kullanması gerekir. Ayrıca, emisyona neden olan veya para arzını arttıran borçlanmaya gidilmemesi gerekir. Aksi halde enflasyonist baskılar daha da şiddetlenecektir.
3.Diğer Nedenler
1. Seçim dönemlerinde parlamenterlerin oy kaygısı nedeniyle kamu açıklarını kapatmak için borçlanma gidilmesi
2. Vergi yönetiminin işlevsel olmaması ve vergi kaçakçılığının yüksek olması nedeniyle kamu gelirlerinin kamu giderlerini karşılayamaması
3. Bütçe uygulaması sırasında olağan üstü durumların (sel, deprem, yangın vb.) ortaya çıkması nedeniyle ortaya çıkan harcama artışları
4. Teknolojik ilerlemeler nedeniyle savunma sanayinde yaşanan gelişmelere ayak uydurmak için yapılan yatırımları finanse etmek.
5. Savaş ortamının yarattığı harcama artışları veya savaş sonrası ortaya çıkan tahribatı ortadan kaldırmak nedeniyle kamu harcamalarında ortaya çıkan aşırı artışları finanse etmek.
6. Dış ödemeler bilançosunda ortaya çıkan kronik açıklar.
7. Borçların zamanında ödenememesi nedeniyle vadesi gelen borçları ödemek amacıyla tekrar borçlanmaya baş vurulmasıdır.
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2006)
Aşağıdakilerden hangisi genel olarak devletin borçlanmasında etkili olan nedenlerden biri değildir?
A) Bütçe açıklarının giderilmesi
B) Büyük yatırımların ve reformların finanse edilmesi
C) Vadesi gelmiş borçlara finansman sağlanması
D) Kaynak dağılımı ve kullanımında etkinlik sağlayıcı etkiler yaratılması
E) Tasarrufların belirli yatırımlara kanalize edilmesinin önlenmesi
Yanıt E seçeneğidir.
KAMU BORCUNUN YASAL DAYANAĞI
Yürütme organı kanun tasarısı hazırlar parlamentoya sunar. Parlamentoda görüşülen kanun tasarısı onaylandığı takdirde kanunlaşır ve yürütme organı tarafından uygulanır. Hazinenin geçici nitelikteki açıklarını karşılamak amacıyla alınan avanslar ve kısa vadeli hazine bonoları “bütçe kanunu” ile hükümete verilen izinlerle gerçekleşir. Dolayısıyla devletin ana gelir kaynağı olan vergiler gibi, yapılan borçlanmaların da miktarı, ihraç şekli ve geri ödeme koşulları kanun ile belirlenir. Borçlanma ile elde edilecek fonların harcama alanları yine yasama tarafından saptanır. Hükümetin (yürütmenin) borçlanma teklifi bütçe kanunu ile gerçekleşir. Eğer uzun vadeli borçlanmaya gidilecekse ayrı bir kanun tasarısı ile gerçekleşir.
Türkiye’de 4749 sayılı “Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun” devlet borçlanmasına ilişkin yasal düzenlemedir.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
4749 sayılı kanuna göre Türkiye’de hem iç hem de dış borçlanma yetkisi “Hazine Müsteşarlığı”na verilmiştir. Hazine Müsteşarlığı merkezi devlet bütçesi dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarına dış borçlanma ile elde etmiş olduğu geliri devir, ikraz ve tahsis yolları ile kullandırabilir.
Dış Borcun Devri: Sağlanan dış borcun ekonominin çeşitli sektörlerinde gelişmeyi sağlamak veya finansman ihtiyacını karşılamak üzere genel ve katma bütçe dışındaki kamu kurum veya kuruluşları ile bankalara, dış borç anlaşmasının mali koşulları ile birlikte, asıl borçlusu bu kuruluşlar olmak üzere aktarılmasıdır.
Dış Borcun İkrazı: Dış borcun gerektiğinde anlaşmanın mali koşullarına bağlı kalmaksızın aktarılmasıdır.
Dış Borcun Tahsisi: Dış borcun anlaşmadaki amaca bağlı kalınarak aktarılmasıdır.
KAMU BORÇLANMA SINIRI
Kamu borcunu sınırlayan unsurlar;
- Milli Gelir
- Vergi Kaynakları
- Kamu Harcamaları
- Faiz Haddi
- Ekonominin içinde bulunduğu koşullardır.
KAMU BORÇLARININ SINIFLANDIRILMASI
1. İSTEĞE BAĞLI VE ZORUNLU BORÇLAR
1.1. İsteğe Bağlı Borçlar
Borçlanma ilke olarak isteğe bağlıdır. Elinde fon fazlası bulunan taraf kendi hür iradesi ile borçlanmak isteyen tarafa yani devlete sunduğu çıkarları gözeterek karar vermesidir.
1.2. Zorunlu Borçlar
Devletin, borç verecek tarafın kendi hür iradesini dikkate almadan borçlanmasıdır. Zorunlu borçlanmada amaç; kişi ve kurum tasarruflarının zorla devlete aktarılmasıdır. Önemli olan husus ise, borçlanmanın kaynağının tasarruflar olmasıdır.
Zorunlu borçlanmanın olabilmesi için;
1. Bir kanuna dayanması gerekir.
2. Zorlama tasarruf veya mevduat sahiplerini korumak amacıyla getirilmelidir.
Zorunlu Borç Çeşitleri
1. Tam zorlama ile alınan borçlar: Vergiye benzer özellik gösterir.
2. Zorlama tehdidi ile alınan borçlar
3. Manevi zorlama ile alınan borçlar
4. Zorunlu tasarruf yaratarak alınan borçlar
Türkiye’de Zorunlu Borçlanma Uygulamaları
1. Türkiye’de 1961’de uygulamaya konulan ve 1972’de kaldırılan Tasarruf Bonosu uygulaması
2. Bankaların ayırdıkları zorun karşılık uygulamaları
3. Konut edindirme yardımı
4. Tasarrufu teşvik fonu
5. İşsizlik sigortası fonu kesintileri
6. OYAK için askeri personelden yapılan kesintiler
KAMU BORÇLARININ SINIFLANDIRILMASI
ZORLAMA
UNSURUNA
GÖRE
VADELERİNE
GÖRE
ELDE EDİLDİĞİ
KAYNAKLARA GÖRE
İSTEĞE BAĞLI
BORÇLAR
ZORUNLU
BORÇLAR
KISA VADELİ
BORÇLAR
(Dalgalı Borçlar)
UZUN VADELİ
BORÇLAR
(Konsolide Borçlar)
İÇ
BORÇLAR
DIŞ
BORÇLAR
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
2. KISA VE UZUN VADELİ BORÇLAR
Vade; borcun elde edilişinden ödenmesine kadar geçen süredir. Devlet borçlarında vade ise devletin borçlanmasındaki amaç tarafından belirlenir. Bu amaçlar;
1. Bütçe uygulamasında ortaya çıkan gelir ve giderlerin zaman açısından uyuşmaması nedeniyle kısa vadeli borçlanma
2. Borçlanma ile ekonomi üzerinde yaratılmak istenen etkileri açısından, enflasyonist dönemlerde uzun vadeli borçlanma tercih edilirken atıl fonları ekonomiye kazandırmak amacıyla kısa dönemli borçlanma tercih edilir.
Kamu borçları vadeleri bakımından şu şekilde sınıflandırılır;
1. 1 yıla kadar vadeli borçlar kısa vadeli
2. 1 – 5 yıl arası vadeli olanlar orta vadeli
3. 5 yıldan fazla olanlar uzun vadeli borçlar.
Kamu borçları vadeleri bakımından çeşitli sınıflamaya tabi tutulmaktadır. Vadeleri bakımından kamu borçları;
- Vadeleri 2 yıla kadar olanlar kısa vadeli
- Vadeleri 2-10 yıl arası olanlar orta vadeli ve
- Vadeleri 10 yıldan fazla olanlar uzun vadeli
Ayrıca bazı ülkelerde ise;
- Vadeleri 5 yıla kadar olanlar kısa vadeli
- Vadeleri 5 yıldan fazla olanlar ise uzun vadeli borç kabul edilir.
Kısa vadeli borçlanmalar para piyasalarından hazine bonosu satılarak yapılırken, uzun vadeli borçlanmalar sermaye piyasalarından devlet tahvili satılarak yapılmaktadır.
3. ELDE EDİLDİĞİ KAYNAĞA GÖRE
3.1. İÇ BORÇLAR
Devletin yurtiçi piyasalardan yaptığı borçlanmadır.
3.1. İÇBORÇLANMA ARAÇLARI
3.1.1. Devlet İç Borçlanma Senetleri
3.1.1.1. Hazine Bonosu
Bir yıldan kısa vadeli olan iç borçlanma senedidir. Genellikle vadeleri 3, 6, 9 ve 12 aydır.
3.1.1.2. Devlet Tahvili
Vadesi bir yıldan uzun olan iç borçlanma senedidir.
İç Borçlanma Senetlerinin İhraç Biçimleri
1. İskontolu İhraç
Faiz ödemesi ana para ile birlikte vade sonunda olan senetlerdir. Bu ihraç biçiminde senet üzerinde yazılı nominal değerin altında ihraç edilir. Örneğin 1.000 TL’lik borçlanma senedini devlet 900 TL’ye satarsa alıcı hazineye 900 TL öder. Aradaki 100 TL’lik fark ise devletin ödeyeceği faizdir. Bu durumda iskontolu ihraçta faiz oranı ise şu şekilde bulunur.
2. Enflasyona Endeksli İhraç
Yatırımcıları enflasyona karşı koruyan borçlanma senetleridir. Bu ihraç şeklinde devlet enflasyon oranına ilave bir faiz oranının belirlendiği ihraç şeklidir. Enflasyona endeksli tahviller yatırımcıları enflasyona karşı korurken devletin borç yükünü artırıcı ve hükümetin enflasyonla mücadelesini zayıflatma gibi olumsuz etkileri vardır.
İç Borçlanma Araçları
Devlet İç
Borçlanma Senetleri
Hazine Bonosu – Devlet Tahvili
Hazine Kefaletine
Haiz Bonolar
Gelir Ortaklığı
Senetleri
Müteahhit
Bonoları
Emanetler
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3. Sabit Faizli Kuponlu İhraç
Devletin iç borçlanma senedinde faizi sabit tutmakta ancak belirli dönemlerde faiz ödemesinin yaptığı senetlerdir. Yani, faiz ödemelerinin kupan dönelerinde anapara ödemesinin ise vade sonunda yapıldığı olan senetlerdir. Türkiye’de 1999 yılında ilk kez 2 yıl vadeli 3 ayda bir faiz ödemeli (kupon ödemeli) tahvil ihraç etmeye başlamıştır.
4. Değişken Faizli Kuponlu İhraç
Devletin faiz riskini üstlenerek borcun vadesini uzattığında faiz oranının Hazine Bonosu ihalelerinde gerçekleşen faiz oranına göre belirlediği ihraç yöntemidir.
3.1.2. Hazine Kefaletini Haiz Bonolar
Kamu İktisadi Teşebbüslerinin hammadde ve mevsimlik ihtiyaçlarını karşılamak için çıkartılan borçlanma aracıdır.
3.1.3. Hazineye Kısa Vadeli Avans
2001 yılında T.C. Merkez Bankası kanununda yapılan değişiklikle kaldırılmıştır.
3.1.4. Gelir Ortaklığı Senetleri
Köprü, baraj, elektrik santrali, kara yolları gibi yatırım projelerinin gelirleri garanti edilerek yapılarak borçlanma aracıdır. Ülkemizde ilk kez 1983 yılında uygulanmaya başlamıştır.
3.1.5. Müteahhitlik Bonoları
Bayındırlık işlerinde müteahhitlere yaptıkları iş karşılığı belirli vadede ödemek üzere verilen Devlet İç Borçlanma Senetleridir.
3.1.6. Emanetler
Bütçe tertibinde olup ta henüz ödenmeyen paraların alındığı hesaplara emanet hesapları denir. Devletin emanet hesaplardan kullandığı paralar ise emanet borçları oluşturur. Bu tutarlar için kullanılan paralara devlet faiz ödenemez. Emanetler adi emanetler ve bütçe emanetleri olmak üzere ikiye ayrılır.
Adi Emanetler: İhale yasalarına göre alınan geçici ya da kesin teminatlardır.
Bütçe Emanetleri: Mali yıl içinde tahakkuk etmiş ve verile emrine bağlanmış bir kamu gideri yıl sonuna kadar herhangi bir nedenle ödenmediği tutardır.
3.2. DEVLET İÇ BORÇLANMA ARAÇLARININ ALICILARA SAĞLADIĞI AVANTAJLAR
Devlet borçlanma araçları ile iç borçlanma senetlerini alanlara sağladığı ana çıkar faizdir. Faiz oranının yükseltilmesi devlet tahvillerine olan talebi artırıcı etki yaratır. Tahvile olan talebin artması sağlamak amacıyla devlet değişik yöntemler kullanabilir. Bunlar;
1. Başabaşın Altında İhraç: Devletin, tahvilleri üzerinde yazılı nominal değerin altında satması ve vade sonunda nominal değerden almasıdır.
Örneğin, devletin 1000 TL nominal değerli tahvili %5 faiz oranı ile satması durumunda ihraç fiyatı şu şekilde olacaktır;
1.000 x %5 = 50 ve 1.000 – 50 = 950 TL olacaktır. Bu durumda ihraç edilen fiyat üzerinden alınan tahvil alıcısına aradaki 50 TL’lik fark kadar kazanç sağlayacaktır.
Başabaşın altın tahvil ihracının ortaya çıkardığı sakıncalar şunlardır;
a. Devlet borç yükünü artırır.
b. Gelir dağılımını olumsuz etkiler.
c. Borçlanmada kırtasiyeciliği artırır ve tahvil koşullarının anlaşılmasını zorlaştırır.
d. Borç yükünü gelecek nesillere aktarır.
2. Primli Tahvil İhracı: Devletin tahvil ihracını nominal değer ile yapmakta ancak ilaveten tahvile vade sonunda prim ödemesidir. Bu ihraç yöntemi başa başın altında ihraca benzemektedir.
3. Piyangolu Tahvil İhracı: Devletin tahvil alanlar arasında çekilişle çeşitli ikramiyeler dağıtmasıdır.
4. Vergisel Ayrıcalıkların Sağlanması: Devlet borçlanma senetlerinden elde edilecek faizlerden faiz almamasıdır.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3.3. DEVLETİN TAHVİL ALICILARINA SAĞLADIĞI YAN ÇIKARLAR
1. Tahvillerin istendiği anda paraya çevrilebilmesi
2. Vergi borçlarının tahville ödenebilmesi
3. Yeni tahvillerin alımında eski tahvillerin kullanılabilmesi
4. Devlet ihalelerinde teminat olarak kullanılabilmesi
5. Devlet tahvilleri ve hazine bonolarının haczedilememesi
3.4. DEVLET TAHVİLLERİNE SAĞLANAN GÜVENCELER
1. Tahkim, erken ödeme, nominal değeri koruma ya da konversiyona gitmeme garantisi verilmesi
2. Daha yüksek getirili tahviller çıkarıldığında eski tahvilleri elinde bulunduranlara bu haklardan yararlanma garantisi verilmesi
3. Para değerinde ortaya çıkan düşüşlere karşı sağlanan güvenceler ise;
3.1. Tahvillerin altına endekslenmesi
3.2. Tahvillerin dövize endekslenmesi
3.3. Tahvillerin enflasyona (fiyat endekslerine) endekslenmesi
Tahvil ihracının güvence altına alınmasının sakıncaları
1. Devletin paranın değerinde azalma ortaya çıkacağını kabul etmesi anlamı taşır.
2. Devlet borcunda enflasyon nedeniyle reel aşınma sonucunda yaratacağı etkiyi azaltması ve bu nedenle borç yükünün artması
Tahvil ihracının güvence altına alınmasının faydaları
1. Enflasyonun düşük gelirliler aleyhine eşitsizlikleri azaltması
2. Fiyat artışı nedeniyle borçlanmanın maliyetinin düşmesi
3. Gelecekteki fiyat dalgalanmalarının tahmin edilmesine olanak sağlaması nedeniyle risklerin azalması
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2007)
Döviz garantili devlet tahvilleriyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Hem anapara hem de faizi dövize endekslidir.
B) İhraç sırasında döviz üzerinden faiz hesaplanır, ancak anapara yerli para cinsinden ödenir.
C) Anapara dövize endekslidir, ancak faiz dövize endeksli değildir.
D) Anapara yerli para cinsinden hesaplanır, faiz ise dövize endekslidir.
E) Anapara ve faiz yerli para cinsinden hesaplanır ve ödeme tarihinde o günkü kurdan döviz cinsinden yapılır.
Yanıt A seçeneğidir.
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2008)
Döviz garantili tahvillerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Tahviller döviz cinsinden piyasaya çıkarılır ve döviz cinsinden ödenir.
B) Dönem sonunda anapara döviz cinsinden, faizler ise yerli para cinsinden ödenir.
C) Dönem sonunda anapara yerli para cinsinden, faizler ise döviz cinsinden ödenir.
D) Hem anapara hem de faizi yerli para cinsinden ödenir.
E) Anapara ve faiz yerli para cinsinden, kur farkı ise döviz cinsinden ödenir.
Yanıt D seçeneğidir.
3.5. İÇ BORÇLANMANIN ETKİLERİ
3.5.1. İÇ BORÇLANMA İLE İLGİLİ TEORİK YAKLAŞIMLAR
3.5.1.1. Klasik Yaklaşım
Klasik iktisadi yaklaşım, ekonominin düzgün işleyen bir piyasa mekanizması sayesinde dengeye geldiğini ve bu çerçevede devletin ekonomiye müdahalesinin olabildiğince sınırlı olmasını ve devletin yalnızca temel görevlerini (adalet, güvenlik gibi) yerine getirmesi gerektiği anlayışına dayanmaktadır. Bu durumda ekonomiye devlet müdahalesinin sınırlı olması, giderlerin ve bu giderleri karşılamak için toplanan gelirlerinde olabildiğince az olmasını gerektirir. Klasikler, devletin üretmeyip tükettiği, verimsiz olduğunu, kaynakları iyi kullanmadığını belirtmişlerdir. Küçük devlet anlayışı nedeniyle, kamu harcamalarının en düşük düzeyde tutulmasını ve dolaylı
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
vergilerle finanse edilmesini, borçların olağanüstü bir kamu geliri olması nedeniyle ancak verimli yatırımlarda kullanılması şartıyla alınması gerektiğini savunmuşlardır (Dileyici ve Özkıvrak, 2006: www.canaktan.org).
Klasik yaklaşıma göre;
1. Bütçe açıkları parasal ve mali disiplini bozar.
2. Devletin bütçesinin sürekli bir şekilde açık vermesi, istisnai ve olağanüstü bir gelir niteliğinde olan borçlanmanın normal bir gelir gibi algılanmasına neden olur ve kamu maliyesini zor duruma sokar.
3. Bütçe açıklarının borçlanmayla veya vergilerle finanse edilmesi durumunda ise, kamu harcamalarındaki artış kadar özel harcamalarda bir azalış olacaktır (Dışlama Etkisi).
4. Klasik sistemde dışlama etkisinin ortaya çıkışını IS-LM analizi çerçevesinde açıklanır.
5. Klasiklere göre, reel para talebi faize karşı tam duyarsızdır. Böyle bir durumda LM eğrisi diktir. Kamu harcamalarındaki bir artış IS eğrisini sağa kaydırırken, LM eğrisinde bir değişme olmayacak, sadece faiz oranları artacaktır. Artan faiz oranları özel sektör yatırımlarını kamu harcamalarındaki artış oranı kadar azaltacaktır (Dornbush ve Fischer, 1994:205).
3.5.1.2. Keynesçi Yaklaşım
Tüm dünyayı etkisi altına alan 1929 bunalımı ile birlikte gelişmiş ülkelerin çoğunda görülen yüksek oranlı işsizliğin ortaya çıkması, Klasik iktisadi sisteme olan güveni derinden sarsarak, o zamana kadar ekonomi biliminde yerleşmiş temel inançların sorgulanmasına yol açmıştır. Keynesçi iktisadi görüşe göre, sanayileşmiş ülkelerde yaşanan eksik istihdam toplam talepteki yetersizliğin sonucu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, Keynes'e göre, izlenecek politikalar toplam talebin artırılmasını hedeflemelidir. Dolayısıyla, dünya buhranı öncesinde geçerli olan denk bütçe anlayışı 1930'larda değişmeye başlamış ve iktisat politikaları talep artırıcı yönde değiştirilmeye başlanmıştır. Keynesçi yaklaşımda amaç, durgunluk içindeki ekonomiyi genişleme safhasına sokmak, devlet harcamaları ile özel sektör harcamalarındaki yetersizlikleri gidererek ekonomiyi tam istihdam düzeyine getirmektir (Dileyici ve Özkıvrak, 2006: www.canaktan.org).
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2006)
Özellikle 1930’lu yıllarda ekonomide hüküm süren buhran süresince maliye politikası yoluyla aşağıdakilerden hangisi sağlanmaya çalışılmıştır?
A) Savaşın finansmanı B) Bütçenin denk tutulması
C) Ticaretin serbestleştirilmesi D) İstihdam seviyesinin azaltılması
E) İşsizlik seviyesinin düşürülmesi
Yanıt E seçeneğidir.
Eğer ekonomide tam istihdamın sağlanması bütçe açığını gerektiriyorsa bu para arzı yoluyla finanse edilebileceği gibi, borçlanma yoluyla da finanse edilebilir. İktisadi etkileri bakımından her iki açık finansman yöntemi arasında fark yoktur. Önemli olan bütçe açığı aracılığı ile efektif talebin uyarılmasıdır.
Keynesçi görüş çerçevesinde bütçe açıklarının finansmanı ve sonuçları standart IS-LM modeli çerçevesinde analiz edilmektedir.
IS-LM modeli, bir kapalı ekonomideki marjinal tüketim eğilimi, likidite tercihi ile faiz oranları arasındaki ilişki, vergi oranı, yatırımların faizlere karşı esnekliği gibi temel parametre ve büyüklükler veri iken, mal ve para piyasalarında eşanlı denge koşullarını incelemektedir. Buna göre, bütçe açıklarının borçlanmayla finanse edilmesi durumunda açığın finansmanı için ihraç edilen kamu kesimi borçlanma kâğıtlarının nemaları özel kesimin servetinde bir artışa neden olacaktır. Söz konusu artış, mal piyasasında genişletici etki yaratacaktır. Yani, IS eğrisi sağa kayacaktır. Diğer taraftan, ekonomide gelir artışına bağlı olarak işlem amaçlı para talebi de artacaktır. Para talebinin artması, varsayımı altında para piyasasında daralmaya yol açacak, yani LM eğrisini sola kaydıracak ve sonuçta faizler yükselecektir.
Faizlerin yükselmesi, dışlama etkisini ortaya çıkaracaktır. Milli gelirde ne gibi bir artış ya da azalış olacağı, özel kesimin servetindeki artışın mal ve para piyasalarında ortaya çıkardığı etkilerin büyüklüğü tarafından belirlenecektir. Eğer bu kesimin servetindeki artışın mal piyasası üzerindeki etkisi para piyasası üzerindeki etkisinden büyükse, bu durumda milli gelir üzerindeki net etki daha yüksek olacaktır.
Keynesçi bütçe açıkları üzerindeki tartışmalar, dışlama etkisi üzerinde odaklaşmaktadır. Keynesçiler, bütçe açıklarının özel yatırımları dışlama etkisinin çok küçük ve önemsiz olduğunu savunurlar. Ekonomi eksik istihdamda ise; bütçe açıkları daraltıcı para politikası uygulanmadığı sürece dışlama etkine yol açmaz. Şöyle ki, tasarruf paradoksu bağlamında toplam tasarruflardaki bir artış milli gelirden sızıntıların artmasına yol açmak suretiyle toplam talebi düşürür. Toplam talepteki düşüş, üretimin azalması ve işsizliğin artması şeklinde
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
kendini gösteren durgunluk anlamına geldiğinden devlet vergileri düşürmek veya harcamaları arttırarak, teknik bir anlatımla açık bütçe politikasıyla, toplam talebi canlandırabilir. Açık bütçe uygulaması sonucu artan toplam talep özel yatırımların verimliliğini artıracak ve böylece yatırımlar ivme kazanmış olacaktır. Sonuçta faizler yükselse bile yatırımlar bundan etkilenmeyecek ve dışlama etkisi ortaya çıkmayacaktır. Ancak ekonomi tam istihdama yaklaştığında dışlama etkisi yavaş yavaş kendisini gösterecektir.
Keynesçi iktisatçılar, borçlanma ile sağlanan kaynakların kendi kendini finanse eden yatırımlar için kullanıldığı sürece, bütçe açıklarının borçlanmayla finansmanının gelecek nesiller üzerine herhangi bir yük getirmeyeceğini de iddia etmektedirler. Aksi halde, gelecekte borç yükü ve dolayısıyla vergi yükü artacaktır. Ancak, S.Blinder, R. Solow, Modigliani, İ.Tobin, W.Buiter, B.Friedman, R.Brunberg, A.Lerner ve M.Feldstein gibi Keynesçi iktisatçılar bireylerin gelecek vergi yükümlülüklerini algılamada, yakın gelecekte meydana gelebilecek olguları anlamakta yetersiz olduklarını, ya da algılama tam olsa bile, bireylerin bencil bir yaklaşım sergileyerek vergilerden kaçınacağını ileri sürmektedirler. Bu durum, devlet tahvillerinin tamamının bireylerin net servetlerinin bir parçasıymış gibi algılamalarına neden olmaktadır (Özbilen, 2006: www.econturk.org).
Keynesçilere göre borçlanma, açık bütçe politikasının bir aracı olduğu kadar, ekonomide dengeyi sağlamanın da bir unsurudur. Bu sebeple borçlanma gelecek nesiller üzerinde yeni yük doğurmayacak; aksine, milli gelirin artmasına ve işsizliğin azalmasına katkı sağlamak suretiyle gelecek nesiller üzerindeki borç yükünü hafifletecektir.
3.5.1.3. Monetarist (Paracı) Yaklaşım
Dünyada 1970'li yıllarda enflasyon ve işsizlik, kamu harcamalarındaki önlenemez artışlar ve bütçe açıkları gibi ekonomik sorunlar yaşanmaya başlanmıştır. Monetarist görüşe göre, bütçe açığının vergilerle veya halka devlet tahvili satılarak borçlanmayla finanse edildiği durumda, ekonomide ödünç verilebilir fon talebi artacak ve faiz oranları yükselecektir. Faiz oranlarındaki artış, yatırımlar için bir maliyet unsuru taşıdığından özel sektör yatırımları daralacaktır. Bu durumda özel sektör harcamaları kamu harcamalarındaki artış kadar azalırken, toplam harcama veya milli gelir düzeyinde bir değişme olmayacaktır (Orhan Türkay, 1989:71).
Monetarist görüş, kamu tahvilleri ile özel sektör tahvil ve hisse senetlerinin ikame durumlarının oldukça fazla olduğunu açıklamaktadır. Kamu, tahvil ihracı yolu ile finansmanını gerçekleştirdiğinde, hem özel kesimin piyasadan bulabileceği fonları azaltacak, hem de faiz haddinde sebep olacağı yükselme nedeniyle bu fonların maliyetini artıracaktır. Sonuç olarak, kamu sektörü tahvilleri piyasada özel sektör tahvil ve hisse senetlerinin yerine geçecek ve bir süre sonra üretimde ve dolayısıyla gelirde azalmalar oluşacaktır. Bu mekanizmaya portfolyo dışlama etkisi denir (Kesbiç ve Bakımlı, 2004:40).
3.5.1.4. Kamu Tercihi ve Anayasal İktisat Yaklaşımı
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra M. Buchanan'ın öncülüğünde ekonomik sorunlara çözüm getirmek amacıyla geliştirilen çağdaş iktisadi yaklaşımlardan biri de Kamu Tercihi Teorisi'dir. Kamu tercihi yaklaşımının temelinde Neo-Klasik iktisatçıların geliştirdiği "Piyasa Baraşırızlığı Teorisi"ne karşılık geliştirdikleri "Devletin Başarısızlığı Teorisi" vardır (Dileyici ve Özkıvrak, 2006: www.canaktan.org).
Buchanan'a göre, devletin başarısızlığında Keynesçi iktisadi anlayış vardır. Çünkü Keynesçi iktisat, devletin ekonomiye aktif müdahalesini görür. Dolayısıyla, bu müdahaleci devlet anlayışı kamu sektörünün zaman içerisinde büyümesine yol açmıştır (Güngör, 2006: www.ceterisparibus.net). Kamu tercihi iktisatçıları, devletin büyümesinin nedenlerini ve sonuçlarını analiz etmişlerdir. Onlara göre kamu sektörünün büyümesi bir takım ekonomik ve politik yozlaşmalara neden olur. Örneğin, bütçe açıkları ekonomik yozlaşmanın bir türünü oluşturmaktadır. Çünkü kamu sektörünün yeni fonksiyonlar üstlenmesiyle birlikte kamu harcamaları kamu gelirlerinden daha hızlı bir şekilde artmaktadır. Bütçe açığı ortaya çıktığında bunun nasıl finanse edileceği gündeme gelmektedir.
Bütçe açıklarının finansmanı vergiler, iç ve dış borçlar veya para basımı oluyla karşılanabilir. Bütçe açıklarının borçla finansmanı ile karşılanmasının getireceği önemli problemlerden birisi de gelecek nesillerin vergi yükünün artacak olmasıdır. Yaşayan nesillerin gönüllü olarak devlete verdikleri borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi için gerekli vergi artışını gelecek nesiller yüklenmek zorunda kalacaktır. Çünkü borçlanmanın yükü, borçlanmanın gerçekleştirildiği dönemde değil; borçların anapara ve faizlerinin ödenmesi esnasında ya da sonrasında ortaya çıkar. Dolayısıyla borç yükünü taşıyanlar yaşayan bu nesiller değil; gelecek nesiller olacaktır. Kamu tercihi teorisyenleri, bu ekonomik ve siyasal sorunları gidermenin tek yolunu, devletin güç ve yetkilerinin sınırlandırılmasında görmektedirler. Bu çerçevede bu teoriyi savunanlar devletin güç ve yetkilerinin sınırlandırılmasını öngören "Anayasal İktisat Teorisi"ni geliştirmişlerdir (Dileyici ve Özkıvrak, 2006).
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3.5.1.5. Yeni Klasik Yaklaşım
Yeni klasik iktisatçıların Keynesçi teoriye ve Keynesçi makro modellere yönelik eleştirilerinin temel nedenini, 1960'lı yıllarda başlayan ve şiddeti gittikçe artan enflasyon ve işsizlik oluşturmuştur. Bu problemler modası geçmiş sayılan sıkı para ve dengeli bütçe gibi "Klasik" ilkelerin bir sonucu olarak doğmamıştır. Aksine modern Keynesçi doktrinin, enflasyon riski taşımasına rağmen reel büyümeyi ve artan istihdamı taahhüt eden geniş bütçe açıklarını ve yüksek oranlı parasal genişlemeyi gerektiren politikaları sonucu ortaya çıkmıştır (Lucas ve Sargent, 1982:295).
Yeni klasik yaklaşımda, kamu harcamaları özel kesimin ekonomik faaliyetlerini dışlamaktadır. Çünkü, Yeni klasiklere göre, toplam özel tasarruf (toplam çıktı-özel tüketim) hükümet harcamaları tarafından ya vergilerle ya borçlanmayla yada para arzı artışı ile emilmektedir. Bununla birlikte hükümet harcamalarının finanse ediliş şekli kamu harcamalarının etkinliğini belirleyen önemli bir faktördür (Byrns ve Stone, 1992:315). Ayrıca, Yeni klasik iktisatçılar, klasik ve monetarist iktisatçılar gibi kamu harcamalarının vergiler veya halktan borçlanarak karşılanmasının, özel tüketim ve yatırım harcamalarında veya ithalatta meydana gelebilecek bir azalma ile karşılanacağını kabul etmektedirler. Bu durumda, kamu harcamalarındaki artışın vergilerle veya borçlanma yoluyla finanse edilmesi özel sektör harcamalarını dışlayacaktır. Dolayısıyla, kamu harcamalarındaki bir artışın istihdam ve milli gelir düzeyi üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır.
Kamu harcamalarının iç borçlarla finanse edilmesinin ekonomi üzerinde herhangi bir etkisinin olmayacağına savunan bir diğer Yeni Klasik görüş de "Ricardo Denklik Teoremi"dir. İlk defa David Ricardo (1817,1820) tarafından ortaya konan ve daha sonra Robert Barro (1974) tarafından geliştirilmiştir.
Barro, bütçe açıklarındaki artış nedeniyle devletin ihraç ettiği borç senetlerindeki artışın bireylerin refahını artırmayacağını iddia etmektedir. Çünkü, bireyler, devletin borcundaki artışların ileride vergi artırımı yoluyla kendilerine yansıyacağını tahmin edeceklerinden, bugünkü tüketimlerini azaltırlarken tasarruflarını artıracaklardır.
Tasarruflardaki artış miktarı, devletin borçlandığı artış miktarına eşit olacaktır. Bu nedenle, Barro'ya göre, kamu harcamalarının borçlanmayla veya vergilerle karşılanması, toplam talep, reel faiz oranları ve sermaye birikimi üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır (Saxton, 2003). Yani, iç borçlarla vergilemenin ekonomi üzerinde etkilerinin denk olacağı ifade edilmektedir. Ayrıca, R. J. Barro, R. C. Kormendi, P. Evans gibi Yeni Klasik iktisatçılar, Keynesçi iktisatçıların tersine, bireylerin gelecekte konulması beklenen vergileri tam olarak algılayarak, fedakârca bir davranışta bulunacaklarını ifade etmektedirler. Onlara göre bireyler, gelecekte konulacak vergileri ödemek için, gelecek kuşaklara aktaracaklardır. Dolayısıyla, devlet tahvillerinin özel sektörün net servetine dahil edilmemesi görüşünü savunmaktadırlar (Özbilen, 2006).
Ricardo denklik teorisi makul olmayan varsayımlar içerdiği için eleştirilmektedir. Bu eleştiriler;
1. Tüketicilerin çoğunluğunun, hükümetin cari harcamalarının gelecekteki vergiler anlamına geleceği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğunun varsayılması, gerçekçi bir yaklaşım değildir.
2. Tasarrufların, artan açıkları dengeleyecek kadar artacak olması
3. Vergilerin sabit oranlı değil, artan oranlı olması
4. Mükemmel bir sermaye piyasasının olmaması
5. Bireyler öldükten sonraki vergileri dikkate almazlar
3.5.2. İÇ BORÇLANMANIN EKONOMİK – SOSYAL – SİYASAL ETKİLERİ
3.5.2.1. İç Borçlanmanın Ekonomik Etkileri
İç borçlanma nedeniyle devlete borç verenlere yapılacak faiz ödemeleri harcanabilir geliri artıracağından tüketimi artırarak fiyatlar genel düzeyini artırır ve enflasyon ile sonuçlanır. Yani, iç borçlanma enflasyonist baskılar yaratır.
İç borçlanma nedeniyle faiz ödemesi kamu yatırımlarına ayrılan kaynaklardan yapılırsa, ekonomideki toplam yatırımlar azalacaktır. Kamu yatırımları özel sektöre girdi sağladığından özel sektör yatırımları da azalacaktır.
Ayrıca kamu borçlanması nedeniyle faiz oranlarındaki artış özel sektör yatırımlarını azaltacağından dışlama etkisi ortaya çıkararak azaltacaktır.
3.5.2.2. İç Borçlanmanın Sosyal Etkileri
Devlete borç verenler tasarruf sahibi yüksek gelir grubunda olanlardır. Devlet iç borçlanmaları genellikle bu yüksek kesimli bireylerden olduğundan faiz ödemeleri de yine yüksek gelirli bireylere yapılır. Faiz ödemelerindeki artış sosyal transfer harcamalarında azalma yaratacağından gelir dağılımındaki adaletsiz daha da artacaktır.
Ayrıca faiz ödemeleri, artan nüfus ile gelişen kentleşmenin getirdiği alt yapı yatırımlarını da azaltacak ve sosyal dengesizliği yine artıracaktır.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3.5.2.3. İç Borçlanmanın Siyasal Etkileri
Devletin artan borç yükü baskı gruplarına karşı ve dış bağımsızlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratır.
3.2. DIŞ BORÇLAR
3.2.1. DIŞ BORÇLANMA NEDENLERİ
1. Yurtiçinde yeterli sermaye birikiminin ve tasarruf düzeyinin olmaması
2. Kalkınmanın büyük bir sermaye ihtiyacı gerektirmesi
3. Bilimsel ve teknoloji alanlarında gelişmiş ülkelerin tekel konumunda olması
4. Sürekli büyüyen bütçe açıkları
5. Askeri harcamaların büyük ölçüde artması
6. Dış borcun iç borçlanmaya göre daha çekici hale gelmesi
7. Dış ticaret açıkları ve döviz gelirlerinin yeterli düzeyde olmaması
3.2.2. DIŞ BORÇLANMA TÜRLERİ
3.2.2.1. Proje ve Program Kredileri
Proje Kredileri: Kalkınma ve yıllık programlarda yer alan kamu sektörü projelerinin finansmanı için kullanılan kredilerdir.
Program Kredileri: Genellikle gelişmekte olan ülkelerin finansman ihtiyacını karşılamak amacıyla, dış ödemeler açıklarını karşılamak amacıyla ve gerekli ithalat programlarını finanse etmek için kullanılan kredilerdir.
3.2.2.2. Serbest ve Bağlı Krediler
Serbest Krediler: Borç olan ülkenin elde ettiği fonu istediği gibi kullanmasına olanak sağlayan kredilerdir.
Bağlı Krediler: Borç alan ülkenin borcu nerede, nasıl kullanacağını ve borç veren ülkenin istediği malları alabileceği kredilerdir. Bu krediler ülkeye bağlı veya mala bağlı krediler olabilir.
3.2.2.3. Satıcı (İhracat Kredileri)
Bu kredi biçiminde krediyi satıcı firma sağlamaktadır. Özel firmaların yatırım projeleri için mali kuruluşların denetiminde sağlanan kredilerdir.
3.2.2.4. Borç Ertelemeleri ve Refinansman Kredileri
Borç Ertelemesi: Süresi gelen borcun ödenmeyerek ilave bir faiz ile ileriki bir tarihe ertelenmesidir.
Refinansman: Vadesi gelen borcun yine alacaklı ülkeden borçlanarak ödenmesidir. Yani, borcun borçla ödenmesi anlamına gelmektedir. Bu durumda ortaya çıkan borçlanma yeni borçlanma sayılmakta ve yeni bir ödeme planı ortaya çıkmaktadır.
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2006)
“Borcun sağlandığı piyasanın uyruğu” kriterine göre, aşağıdakilerden hangisi devletin “dış borcu” sayılır?
A) Londra Borsasına sunulan devlet tahvillerinin satılması yoluyla alınan borç
B) Türkiye’de faaliyet gösteren bir İtalyan bankasından TL cinsinden alınan borç
C) Türkiye’de faaliyet gösteren bir Fransız şirketinden Avro cinsinden alınan borç
D) Bir Türk bankasından ABD Doları cinsinden alınan borç
E) Dünya Bankasından karşılıksız ve hibe olarak alınanlar
Yanıt A seçeneğidir.
DIŞ BORÇLANMA YÖNTEMLERİ
Klasik Finansman
Yap – İşlet – Devret Yöntemi
Sermaye Piyasaları
Hükümet
Kredileri
Çok Taraflı Kuruluşlardan Sağlanan Krediler
İhracat Kredileri
Sendikasyon (Ticari) Krediler
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3.2.3. DIŞ BORÇLANMANIN ETKİLERİ VE SONUÇLARI
3.2.3.1. Devletin Dış Borçlanması ve Ekonomik Kalkınmaya Etkisi
Devlet borçlanması, ekonomik kalkınma açısından önemi büyüktür. Ancak bu önem, borçlanmadan sağlanan finansmanın verimli yatırımlara dönüştürülmesi ile değer kazanır. Verimli yatırımlara yönetilmiş bir borç, çarpan etkisi içerisinde yeni yatırım hadlerinde bir yükselme yarattığı ölçüde, bu yatırımlarla ilgili olarak çarpan katsıyı kadar bir artış ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla; borçlanmadan alınmak istenen verimin sağlanabilmesi ya da başka bir değişle borçlanmanın, ekonomik kalkınmada etkili olabilmesi için, kalkınma amacına yönelik borç uygulamasına başvurulması gereği vardır.
Günümüzde özellikle azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için dış kaynaklar daha fazla önem kazanmaktadır. Kalkınma çabası içinde bulunan az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkeler sermaye ihtiyaçlarını gidermek amacıyla gelişmiş ülkelere yönelmişlerdir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin kalkınmalarını sağlama çabaları sırasında karşılaştıkları en önemli sorunlardan birisi, dış borçların yarattığı “borç yükü” olup, alındığında ülke ekonomisine katkıda bulunan dış borçlar, süresi sonunda ödenecekleri zaman güçlük oluştururlar. Dolayısıyla, dış borç ya da tasarruf kullanımının, gelecek dönemlerin iç tasarrufların şimdiden kullanımı anlamına geleceğinden ve gelecek nesillerin borç yükünü bugünden ağırlaştıracağından, kullanılan dış borçların ve dış borçlanmada kullanılan kaynakların son derece verimli şekilde değerlendirilmesi gerekir.
3.2.3.2. Devletin Dış Borçlanmasının Ekonomik Yapıya Etkisi
Devlet borçlanmasının; tüketim düzeyi üzerindeki etkisi iki yönlü olarak incelenir:
Bunlar genişleme ve daralma yöndeki etkileriyle ilgilidir. Devlet borçlanması satın alma gücü üzerinde vergi kadar olmasa da daraltıcı bir etki yaratmaktadır. Özellikle zorunlu borç uygulamalarında yaratılan etki, verginin yarattığı etkiye yaklaşmaktadır. Ekonominin içinde bulunduğu koşullara göre devlet tarafından borç adı altında çekilen fonlar, ekonominin çeşitli kesim ve aşamalarında daraltıcı yönde etkili olabilmektedir. Özellikle enflasyonist dönemlerde; ekonomideki satın alma gücünü daraltmak için vergi politikası yanında uygulanabilen bir niteliğe sahip olan borç yönetiminin başarısı, kuşkusuz; sağlanan fonların kullanımı ile de yakından ilgili olmaktadır.
Devlete borç vermiş kişilerin, ileride bu paraları faiz ve diğer çıkarlarıyla geri alacaklarını düşünüp, mevcut harcama düzeylerini yükseltmeleri sonucu genişletici etkiyle karşılaşacağıyla ilgilidir.
3.2.3.3. Devletin Dış Borçlanmasının Gelir Dağılımına Etkisi ve Borç Yükü
Borçlanma genel olarak; yapıldığı dönemde bir gelir teşkil etmesine karşılık, gelecek yıllarda ekonomi için bir yük oluşturmaktadır. Borçlanmayla finanse edilen harcamalardan borçlanmanın yapıldığı dönemde yararlanıldığı halde, bu borçların servisi gelecek yıllara bırakılmakta böylece gelecekte, vergilerle borçların faiz ve anaparasını ödeyebilmek için harcama olanaklarında kısıntı yapmak zorunda kalmaktadırlar.
Bir başka görüşe göre; borçlanmanın servisinin vergilerle yapıldığı kabul edilmekle birlikte, belli bir satın alma gücünün toplumdaki bir grup insandan alınıp başka bir gruba verilmesi şeklinde yorumlanmaktadır.
Bu uygulaması nedeniyle, bazı kimselere yapılan faiz ödemeleri ve bunun için herkesten alınan vergiler sonucu yaratılan fayda ya da maliyet, toplumun gelir dengesi üzerinde etkili olmaktadır. Faizi elde edenler, vergiyi ödeyenlerden farklı olduğu ve faizi sağlayanlardan daha varlıklı ve gelire daha az muhtaç oldukları oranda, gelirin yeniden bölümü ile ilgili olarak önemli etkiler ortaya çıkar. Kamu borçları, geleceğin üretim olanaklarını doğrudan etkiler.
Devlet borçlanması; nesiller itibariyle de geliri yeniden dağıtıcı etki yaratabilmektedir. Borçlanma sonucu yaratılan fonlarla gerçekleştirilen hizmetlerin katkıları, gelecek nesilleri de ilgilendirmekle birlikte daha çok bugünkü nesile yöneliktir.
3.2.3.4. Devletin Dış Borçlanmasının Üretim Faktörlerine Etkisi
Devlet borçlanmasını mal ve hizmet ithali olarak değerlendirmeye çalıştığında, mal ve hizmet fiyatları üzerinde çeşitli etkileri olacaktır. Mal ve hizmet arzında diğer faktörlere göre artış meydana geleceği için fiyatların yükselmesini azaltıcı bir etki oluşturacaktır. Eğer dış borç, sermaye yatırımlarına yönlendiriliyorsa, daha önceki sermaye, doğal kaynak, emek ve girişimci oranında düşüş kaydedilecektir. Dolayısıyla bu faktörlerin fiyatlarında bir yükselme eğilimi ortaya çıkacaktır. Toprağın, diğer üretim faktörlerine oranla mobilitesinin ve çoğaltma olanağının olmaması gibi özellikleri nedeniyle serbest piyasa şartlarında, pazar fiyatı yükselecektir.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3.2.3.5. Devletin Dış Borçlanmasının Döviz Kurlarına Etkisi
Döviz kurlarının sabit olması durumunda, ihracata göre ithalatın nispi olarak azalması nakdi satın alma gücünü ve talebini artıracaktır. Az gelişmiş ülkelerde ekonomik şartlardaki elastikiyetin olmaması nedeniyle iç fiyat ithalat fiyatlarına göre daha fazla artmaktadır.
Döviz kurlarının dalgalı olması durumunda, dış ticaret bilançosunun fazlalık vermesi yabancı para değerinin ulusal paraya göre değer kaybetmesine yol açar. Çünkü bu durumda oluşan döviz arzı, döviz talebinden fazla olacaktır.
Bu iki durumda da dış ticaret bilançosu fazlalık veriyorsa, ticaret hadleri önem kazanmaktadır. Ticaret hadlerinin az gelişmiş ülke lehine dönmesi gelişmiş ülkelerden, ülkeye sermaye akımının girmesi gibi sonuç doğurmaktadır. Çünkü ihraç maddelerindeki fiyat artışları ülkenin ihracat gelirlerini arttıracak dolayısıyla kalkınma için gerekli olan sermaye mallarını satın alma olanağı da artacaktır.
BORÇ YÖNETİMİ
Türkiye’de iç ve dış borç yönetiminden Hazine Müsteşarlığı sorumludur. Borç Yönetimi; borçların miktarında ve bileşiminde yapılan değişikliği ifade eder. Borçların miktar ve bileşiminde yapılan değişiklik borçların vade, faiz ve yapısındaki değişikliği ifade eder.
Borç Yönetiminin Amaçları Kamuoyunun güvenini kazanmış iyi bir borç yönetimi, ülkenin içinde bulunduğu yüksek reel faiz ve kısa vade sarmalından kurtulmasını sağlayabilecek önemli anahtarlardan biridir. Borç yönetimi, bu hedeflere ulaşmak amacıyla yapılandırılmalı, kanuni desteğe kavuşturulmalıdır. Bu amaçla; 1. Hükümetin finansal pazarlara girişini sağlamak, 2. Borçlanma maliyetini minimize etmek, 3. Hükümetin borçlanması sırasında pazar etkilerini minimize etmek, 4. Borçlanma araçlarının çeşitliliğini sağlamak, 5. Devlet kağıtlarının ikinci el piyasalarda etkin kullanımını sağlamak, 6. Dengeli bir vade yapısı oluşturmak, 7. Bono piyasalarının sağlıklı gelişimine destek vermek, 8. Hane halklarını tasarrufa teşvik etmek 9. Para programı ve borçlanma programının koordinasyonunu sağlamak. Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2007) Devlet borçlarının miktarında ve bileşiminde ayarlamalar yapmak suretiyle, sosyo-ekonomik amaçlara ulaşılmaya çalışılmasına ne ad verilir? A) Borçların konversiyonu B) Borçların amortismanı C) Borçların konsolidasyonu D) Borçların itfası E) Borç yönetimi Yanıt E seçeneğidir. Devletin borçlanma ihtiyacının karşılanması: Kamu kesimi dengesinin açık vermesi durumunda, bu açığın kapatılması borç yönetiminin temel amacıdır. İyi bir borç yönetimi, ülke koşullarına ve piyasa durumuna göre açığın kapatılmasında uygulanabilecek alternatiflerden en etkin ve verimli olanını seçmeyi ve sağlıklı bir şekilde uygulamayı gerektirir. Hükümetin finansal pazarlara girişinin sağlanması: Bu amaca ulaşmak, devletin finansal piyasalarda kaliteli ve güvenilir bir müşteri olarak kabul görmesi ile mümkün olabilir. Bu nedenle, alıcı durumundaki bütün müşterilerde, elinde devlet kağıdı tutma isteğinin uyandırılması başarılı bir borç yönetiminin anahtarlarındandır. Bu güvenin oluşturulmasının birinci şartı, devletin teklif ettiği faiz oranının piyasa koşullarında olması, ikinci şartı ise ödemelerin zamanında yapılıyor olmasıdır. Borçlanma maliyetinin minimize edilmesi: Borçlanma maliyetinin düşürülmesinde dikkat edilmesi gereken unsurlar şunlardır; 1. Her borçlanma sırasında piyasa koşulları çerçevesinde en iyi şartlarda borçlanmaya çalışılmalıdır. 2. Faiz ödemelerinin bütçe içindeki payının arttığı ülkelerde maliyet unsuru çok önemli hale gelmiştir. Bu ülkelerde maliyetin yanında borçlanma türleri ve araçları da ciddi bir çeşitlenme göstermelidir.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
3. Devletin borçlanma sırasında daha geniş bir alıcı kesimine ulaşmak için kullandığı aracılara ödeyeceği komisyonlar maliyetin minimize edilmesi sırasında göz önünde bulundurulmalıdır. Hükümetin borçlanması sırasında pazar etkilerinin minimize edilmesi: Devletin borçlanma işlemi sırasında ya da ikincil piyasalarda faizler ve kıymet fiyatlarında yaşanabilecek kararsızlık ve belirsizliklerin önüne geçmek borç yönetiminin görevleri arasındadır. Bu belirsizliğin önüne geçmenin en uygun yolu, devletin borçlanma miktarlarını ve günlerini bir program dahilin de piyasalara duyurmasıdır. Borçlanma araçlarının çeşitliliğinin sağlanması: Kamu açıklarının, dolayısıyla borçlanma ihtiyacının artarak devam ettiği durumlarda borç yönetiminin iki önemli misyonu ortaya çıkmaktadır. Bunlardan biri, yeni finansal ürünler ortaya çıkarmak suretiyle borçlanma araçlarının çeşitlenmesini sağlamak, diğeri de yeni müşteri potansiyeli yaratmaya çalışmaktır. Farklı özelliklere sahip borçlanma araçlarına sahip olmanın borç yönetimi bakımından iki önemli avantajı vardır. İlk olarak pazar şartlarının çok ani ve önemli değişiklikler göstermesi durumunda farklı borçlanma araçları kullanılması borçlanma işlemini kolaylaştırabilecektir. İkinci olarak ise borçlanma maliyetinin minimize edilmesi ve vade uyumsuzluklarının giderilmesi gibi amaçlar, farklı borçlanma araçları kullanılarak daha kolay gerçekleştirilebilecektir. Devlet kağıtlarının ikinci el piyasalarının etkin işlemesinin sağlanması: Devlet kağıtları için, geniş, derin, likit ve iyi işleyen bir ikincil piyasasının oluşturulması borç yönetiminin önemli amaçlarından biridir. Etkin bir ikincil piyasa, yapılacak borçlanmalarda önem taşıyan fiyat ve risk unsurları için göstergeler sağlayacağından, borç yönetimi için önem taşıyacaktır. Ayrıca, iyi işleyen bir ikincil piyasa, yeni borçlanmalara olan talebi artıracaktır. Dengeli bir vade yapısının oluşturulması: Vade farklılıklarının giderilmesi kamu borç stokunun idare edilmesinde önemli bir unsurdur. Aynı tarihlere gelen toplu ödemeler veya yakın tarihlerde olan toplu girişler nakit dengesini bozacağından iyi bir borç yönetiminin vade ile ilgili değişkenleri iyi kontrol etmesi gereklidir. Borç yönetimi planlanırken, uzun vadeli borçlanma yanında, vadesi gelmiş borçların yeni ihalelerle karşılanması gereği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bono piyasalarının sağlıklı gelişimine destek verilmesi: Mali politikaların önceliği, derin ve etkin bir finansal yapılanmanın sağlanmasıdır. İyi bir borç yönetimi, piyasalara derinlik ve çeşitlilik kazandırarak bu etkinliği artırmada önemli rol oynar. Bunu başarmak için ise, hem finansal örgütlerin geliştirilmesi, hem de ilgili nüfusun borçlanma araçları hakkında bilgi sahibi yapılması gereklidir. Hane halklarının tasarrufa teşvik edilmesi: Genel ekonomik politikalar açısından hane halklarının uzun vadeli tasarrufa teşvik edilmesi önem taşımaktadır. Özellikle enflasyonla mücadelenin ön plana çıktığı ve uzun vadeli yatırımları artırma ihtiyacının doğduğu hallerde bu önem artmaktadır. Borç yönetimi, hane halklarına yönelik borçlanma araçları çıkarmak suretiyle bu yönde bir tasarruf eğilimi doğurabilir. Para programı ile borçlanma programının koordinasyonunun sağlanması: Devletin borçlanma işlemleri piyasalardan yüklü miktarlarda para çekilmesine, borç ödemeleri ise bir likidite fazlasına yol açmakta, bu gelişmeler de piyasa faiz oranlarını etkilemektedir. Bu nedenle iyi bir borç yönetiminin para programı ile uyumlu bir şekilde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.
Borç Yönetimine Etki Eden Faktörler
Kamu borcuna etki eden faktörler;
1. Borcun miktarı
2. Borcun vadesi
3. Borcun faizi
4. Borcun kur cinsinden bileşimi
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
OLAĞAN BORÇ YÖNETİMİ
Vadesi gelmiş borçların ödenmesini ifade eder.
Borcun ödenmesi ya da itfası alacaklı olanlara paranın iade edilmesidir. Borcun ödenmesi borç senetlerinin ya da kredinin nominal değeri üzerinden borç akdinde yer alan anapara ve faizi ile birlikte ödenmesidir. Ödeme borcun vadesi geldiği zaman yapılmaktadır. Bu ödeme mecburiyeti kanun ya da sözleşmeden, alacaklının teşebbüsü ile borçlunun teşebbüsü ile gerçekleşir. Vadesi gelen borçlar şu şekillerde öder;
1. Toplu Ödeme
Borcun vade sonunda tamamen anapara+faiz şeklinde ödenmesidir. Türkiye’de uzun vadeli iç borçlar genellikle toplu olarak ödenmektedir.
2. Kademeli (Taksitli-Parça Parça) Ödeme
Borcun devam ettiği müddet boyunca ve genellikle sözleşmede belirtilen bir vade sonundan başlamak üzere alacaklıya faizi ile birlikte anaparanın paylara bölünerek taksitler ödenmesini ifade etmektedir.
3. Doğrudan Doğruya Ödeme ve Borsadan Tahvil Alarak Ödeme
Özellikle başabaşın altında ihraç edilen tahviller, bütçe imkanları uygun olduğu dönemlerde devlet tarafından müşterisine satılmadan borsadan satın alınır. Borç senetleri imha edilir.
4. Amortisman Fonu Aracılığı İle Ödeme
Halkın kamu borçlanmasına karşı güveninin sarsıldığı, borçlanmanın zamanında ödeneceğinden şüpheye düşüldüğü ülkelerde devlet, amortisman sandıkları kurmak suretiyle borçlar için bir fon oluşturulmuştur. Amortisman sandıkları, devlet borçlarının yönetimini üzerine alarak, fakat bilhassa borçların düzenli bir biçimde ödenmesini sağlayan özerk bir kurum olarak çalışmaktadır.
5. Dr Price Sistemi
Bu sistemde bileşik faiz hesaplamalarına dayanılarak devletin borcunu ödemesidir. Devlet her yıl bütçeden ayıracağı ödenek miktarını ödeme için kullanmayıp borsadan tahvil satın almaya tahsis edecektir. Bu şekilde sahip olacağı tahvil faiz getirecek bu faizlerle yeni tahvil satın alacaktır. Bu işlemler sürekli devam edeceği için devletin elindeki ödeme imkanları artacaktır.
6. Bütçe Fazlası Sağlayarak Ödeme
Borçların nihai olarak ödeneceği kaynak vergilerdir. Buna göre devlet borcunu ödeyebilmesi için faiz dışı fazla yaratarak borçların anaparasını ödemesi ile devletin borç stoku azalmaktadır. Faiz dışı fazla toplam bütçe gelirlerinden faiz dışı harcamaları çıkardığımızda elde ettiğimiz fazladır. Faiz dışı fazla borçların sürdürülebilmesi açısından önemlidir. Son yıllarda IMF istikrar programında da bu tür bir yöntem sık olarak kullanılmaktadır.
BORÇ YÖNETİMİ
Olağan Borç Yönetimi
Olağanüstü Borç Yönetimi
Konsolidasyon
(Tahkim İşlemleri)
Konversiyon
Borcun Reddi
Moratoryum
Borcun Ertelenmesi
(Konsorsiyum)
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2007)
Borçların sürdürülebilirliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Faiz dışı bütçenin dengede olması halinde borçların sürdürülebilmesi için reel faiz oranının büyüme oranına eşit olması gerekir.
B) Bütçenin açık vermesi halinde borç stokunun değişmemesi için reel faiz oranının büyüme oranından büyük olması gerekir.
C) Bütçenin fazla vermesi halinde borç stokunun düşürülmesi için reel faiz oranının büyüme oranından yüksek olması gerekir.
D) Faiz dışı bütçe fazlası verilmesi halinde borç stokunun değişmemesi için nominal faiz oranının enflasyon oranından düşük olması gerekir.
E) Faiz dışı bütçe açığı verilmesi halinde borç stokunun değişmemesi için nominal faiz oranının enflasyon oranına eşit olması gerekir.
Yanıt A seçeneğidir.
OLAĞANÜSTÜ BORÇ YÖNETİMİ
1. Borçların Konsolidasyonu (Tahkimi)
Tahkim (konsolidasyon), kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlar haline getirilmesidir. Kısa vadede kaldırılan borç ile uzun vadede getirilen borç miktarları eşit olmakta fakat borcun vadesi kısa dönemden uzun döneme geçmektedir ve ayrıca şartları da değişmektedir. Borcun vadesi uzadığında kısa dönemde bütçe üzerindeki baskısı azalmaktadır. Devlet borcunu uzun dönemde daha kolay bir biçimde ödeyebilmektedir.
Tahkim (konsolidasyon) genellikle kısa vadeli (dalgalı borçların) uzun vadeli borçlar haline getirilmesi için kullanılmaktadır. Kısa dönemde ödemede güçlük çekilmesi ve yine kısa dönemde alacaklının eline serbest bir satın alma gücü verilmesi (toplam talebin artmasıyla enflasyona neden olması) gibi sakıncalarla, vadesi gelmiş borçların daha uzun vadeye yayılması için tahkim’e gidilmektedir. Konsolidasyon zorunlu ve gönüllü olmak üzere iki şekilde yapılmaktadır.
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2006)
Aşağıdakilerden hangisi vadesi gelmiş ya da kısa vadeli borçların devlet tarafından uzun vadeli borç haline dönüştürülmesi işlemidir?
A) Borç yükü B) Konversiyon C) Konsolidasyon D) Amortisman E) Kapitalizasyon
Yanıt C seçeneğidir.
1.1. Zorunlu Konsolidasyon (Tahkim)
Bu yöntemde alacaklıya herhangi bir tercih hakkı sunulmamaktadır. Devlet kısa vadeli hale gelmiş olan borcu uzun vadeli bir borç haline getirdiğini ilan ederek konsolidasyonu gerçekleştirmiş olur. Bunu yaparken alacaklılara bazı menfaatler sağlayarak örneğin uzun dönemde daha yüksek bir faiz getirerek, onları tatmin etmeye de tek taraflı olarak karar verir.
1.2. Gönüllü Tahkim
Bu yöntemde borç senedinin alacaklısı olan kişi elindeki senedi kısa dönemde veya uzun dönemde elde etmek istemesi ona bırakılmaktadır. Devlet gönüllü olarak kişiler üzerinde kısa vadeden uzun vadeye geçişi iki şekilde yapar.
Birincisi, devlet uzun vadeli bir senet ihraç eder bununla kısa vadeli senetlerini öder. Yani borçlanmaya gider.
İkinci olarak ta çıkarılan uzun vadeli borç senedinin kısa vadeli borç senedi gibi haklara sahip olacağını söyler.
Hazinenin borç konsolidasyonuna gitmesi ile;
- Borç uzun vadeye yayılır ve düzenli bir ödeme planına kavuşur. Böyle bir sonuç, dalgalı borçların tehlikesinden ekonominin korunmasıdır. Diğer taraftan böyle bir tehlike olmasa bile,taksit taksit ödenen borcun uzun dönemde istikrarlı bir ödeme planına göre ödenmesi gerçekleşmektedir.
- Tahkim sonucunda devletin faiz ödeme yükü artmaktadır. Çünkü vadesi uzayan borcun faizi de artmaktadır.
- Diğer bir sonuç borcun kısa dönemde geri ödenmemesi ekonomide daraltıcı (deflasyonist) etkiler meydana getirir. Çünkü kısa dönemde alacağını alamayan alacaklı satın alma gücünü kaybedecektir. Satın alma gücü olmayan alacaklı piyasada harcama yapamayacak ve bu da arza bağlı olan üretim kapasitesini düşmesine neden olacak ekonomi durgunluğa girecektir.
- Kısa vadeli borçların uzun vadeli hale getirilmesi ile alacaklının kamu kredisine karşı bir güvensizlik oluşturacak ve tekrar borçlanma zorlaşacaktır.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
2. Borçların Konversiyonu (Değiştirilmesi)
Borçların değiştirilmesi anapara toplamına dokunulmadan borç yükünün hafifletilmesi için başvurulan bir yöntemdir. Devlet çoğu zaman piyasa koşullarındaki gelişmelere paralel olarak borcun şartlarını kendi lehine değiştirebilmektedir. Yüksek faizli bir borç düşük faizli bir borç ile, dövize endeksli bir borç, TL’ye endeksli bir borç ile, altın kaydı taşıyan bir istikraz altın kaydı taşımayan bir borç ile değiştirilmesidir.
Devlet zorunlu ya da ihtiyari (gönüllü) konversiyona başvurabilir. Devletin zorunlu bir konversiyona başvurması durumunda alacaklının devlete ve kredilerine olan güveni sarsılacaktır. Ancak devletin mali iflası tamamen borçların geri ödenmemesi gibi bir sorunu karşımıza çıkarmaktadır.
Konversiyona Gitmenin Nedenleri
Borçlanma sırasında kabul edilen şartların sonradan değiştirilmesi daha çok iç borçlarda uygulanmaktadır. Konversiyon esas itibari ile uzun vadeli borçlanmalarda yapılabilmektedir. Konversiyonun başarılı olabilmesi, eski borcun yapıldığı döneme göre borçlanma koşullarının iyileşmiş olmasına, ikinci olarak da piyasada cari faiz haddinin düşmüş olmasına bağlıdır.
3. Borçların Ertelenmesi (Konsorsiyum)
Devletin vadesi gelen borçlarını aynı şartlarla daha uzun vadeli tahvillerle değiştirmesi borcun yükünü değiştirmemekle beraber borç ödemelerinin daha sonraki dönemlere aktarılması işlemleridir.
4. Borçların Reddi
Devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcunun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını ilan etmesi demektir. Borcun reddi, halkın nazarında devletin iflası sayılmaktadır. Borcun reddi hem iç borçlar hem de dış borçlar için mümkün olabilmektedir. İç borçlarda borcun reddi daha çok altın ve para rejimlerinin uygulandığı dönemlerde görülmüştür. Dış borcun reddi ise daha çok savaş dönemlerinde olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra Sovyet Rusya geçmiş döneme ilişkin birçok borcu reddetmiştir. Dış borcu reddetmenin birçok siyasi sonuçları bulunmaktadır.
5. Moratoryum
Devletin borç ödemelerini içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle (mücbir sebeplerle) borcun tamamını daha sonraki dönemlere ertelemesidir. Devletin moratoryum ilan etmesi borcu ortadan kaldıran bir işlem değildir. Moratoryumda genellikle borçlu ile alacaklı arasında borcun yeni, bir süreliğine daha müsait ödeme planına bağlanması için anlaşma yapılması söz konusudur. Müzakereler sonucunda daha uygun koşullarda bir ödeme planına gidilmesi hatta borçların toplam miktarında bir indirim yapılması da söz konusu olabilmektedir.
Devletin İflası
Ekonomik koşulların aleyhte gelişmesi ve devletin gelir ve giderlerinin birbirini karşılayamaması vadesi gelen borçların ödenememesi, devletin memurunun maaşını ödeyemez hale gelmesi, yeni borçlanma imkanlarının bulunmaması gibi bir çok faktörün bir arada bulunması devletin borçlarını ödemede acze düşmesi devletin mali iflası olarak adlandırılmaktadır.
KAMU BORÇLARI İLE İLGİLİ KAVRAMLAR
Bütçe Açığı: Kamu kesimi içerisinde yer alan merkezi idarenin gelir ve harcamaları farklıdır.
Kamu Açıkları: Belirli bir dönem içinde kamu gelirleri ile kamu giderleri arasındaki farktır.
Kamu Borçları: Belirli bir dönem kesitinde o döneme kadar oluşmuş olan kamunun iç ve dış borçların toplamını oluşturur.
Kamu Kesimi Borçlanma Gereği: Hazinenin cari yıl bütçe açıklarını kapatmak ve vadesi gelen borçlarının geri ödenmesi için yapacağı toplam borçlanmayı ifade eder. Geniş anlamda borçlanma ihtiyacı ise kamu kesiminin açıkları ile vadesi gelen borçların ödenmesi için borçlanmayı ifade eder.
Çıkmış Sınav Sorusu (Sayıştay 2007)
Aşağıdakilerden hangisi Kamu Kesimi Borçlanma Gereksinimi hesaplamalarında doğrudan dikkate alınmaz?
A) Yerel yönetimlerin açıkları
B) Döner sermayeli kuruluşların fazlaları
C) Sosyal güvenlik kuruluşlarının gelirleri
D) Kamu iktisadi teşebbüslerinin kar ya da zararı
E) Bütçe dışı fonların gelirleri ile giderleri arasındaki fark
Yanıt C seçeneğidir.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
Parasal Finansman: Devletin, bütçe açığını borç senedi çıkarmadan Merkez Bankasından avans alarak borç ile finanse etmesidir.
Nakit açığı: Bütçe açığına gelecek dönemlerin bütçelerinden mahsup edilecek avansların eklenmesi ve bu tutardan bu yıl bütçesinde yer alıp da henüz ödenmemiş giderlerin (emanetlerin) düşülmesi ile bulunulan değerdir.
Hoş Olmayan Aritmetik: Thomas Sargent ve Neil Wallace, uzun dönemde borçla finansman yönteminin parasal finansmana oranla daha enflasyonist olacağını savunmaktadır. Borç yükünün artması faiz ödemelerinin bütçe üzerinde önemli bir etki yaratmasına ve faizlerin bütçe içinde önemli bir pay almasına neden olacaktır. Bu durumda, borç anapara ve faiz ödemeleri vergilerle ya da daha fazla borç alarak karşılanamamaktadır. Bu durumda tek çare parasal yönteme başvurmak olmaktadır ki, bu da uzun dönemde enflasyonla sonuçlanmaktadır. Bu olguya hoş olmayan aritmetik denir.
Monetaristler, hoş olmayan aritmetik tezini benimsemişlerdir. Çünkü bu durumda gelecekteki enflasyon oranının cari parasal büyüme yerine bütçe açıkları ile daha yakın bir ilişkide olabileceği savunulmaktadır.
Borcun Moneretizasyonu: Bu finansman yönteminde hazine Merkez Bankasından bütçe giderlerini belli bir oranda karşılamak için birincil piyasada Merkez Bankasına hazine ve tahvil vermesi yoluyla para sağlanmasıdır. Bu yöntemle alınan para Merkez Bankasına geri ödenmediğinde enflasyonist etkiler yaratır.
Kredi Sürülüşü: Merkez ülkelerindeki üretken sermaye finans sektörüne kaymaya başlar. Şirketler, kar oranlarının düştüğü koşullarda, ellerinde biriken sermayeyi yeni yatırımlara yöneltmekten çekinmektedirler. Bu nedenle, bu fonları, ya hisse değerleri düşen küçük şirketleri satın almak, ya da vadeli ve vadesiz sözleşmelerle temettü geliri elde etmek amacıyla finans piyasasına aktarırlar. Kar oranları düştüğünden ve birçok şirket ancak borçlanarak ayakta kalabildiğinden kredi talebi de yüksektir. Sonuçta gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde muazzam bir finans sektörü patlaması ortaya çıkar. Böylece merkez ülkelerden çevreye yoğun bir sermaye akımı başlar. Borçluluk literatüründe bu gelişime azgelişmiş ülkelere “kredi sürülüşü” (credit push) denir (Balkan, 1996 s.6).
Dış Borçluluk Düzeyini Ölçmede Kullanılan Araçlar
Kaminsky’ye göre Asya Krizi, diğer bütün krizlerden önemli ölçüde farklıydı ve sermaye hareketleri ve kısa vadeli dış borçların bunda büyük payı vardı. Zira ülkeler, yüksek dış borç miktarlarına sahiplerse ödemeler dengesi problemleri daha da ciddileşiyordu. Borçların kısa vadede yoğunlaşması ülkenin dış kırılganlığını arttırıyor ve ülkeyi dış şoklara açık hale getiriyordu. Bu yüzden ülkelerin borç miktarı ve özellikle de kısa vadeli dış borçlar giderek daha önemli bir öncü gösterge haline geliyordu (Kaminsky, 1999).
Kısa vadeli borçların döviz rezervlerine oranı bu kırılganlığın ölçümünde önemli bir gösterge kabul edilmektedir. Her şeyden önce bu oran ülkenin likiditesi hakkında bilgi verir. Bu, ülkenin kırılganlığını etkilemektedir. İkinci olarak bu oranın büyüklüğü ülkenin diğer makro ekonomik problemleri bakımından da önemli bir göstergedir. Çünkü bu oranın büyük olması ülkenin uzun vadeli ihtiyaçlarını kısa vadeli enstrümanlarla finanse etmiş olması ihtimalini de arttırmaktadır. Bu ihtimal yabancı yatırımcıların gözünden kaçamayacak kadar önemli bir sorundur. üçüncü olarak kısa vadeli borçlar paranın her an geri çekilmesi olasılığı bağlamında söz konusu ülke için 9 önemli bir risk ve kırılganlık yaratmaktadır. Son olarak bu oranın büyüklüğü ödemeler dengesinin finansmanının kalitesi hakkında olumsuz bir intibah bırakmaktadır (Furman ve diğerleri, 1998).
Rodrik otuz iki yükselen piyasa için, IIF (International Institute of Fınance) verilerini kullanarak kurduğu model aracılığıyla, kısa vadeli borçların rezervler içindeki oranının yüksekliğinin neden olabileceği potansiyel bir likidite probleminin, gelişmekte olan ülkelerde önemli bir kırılganlık yarattığı ve bunun krizi tetikleyici önemli bir neden olduğu sonucuna ulaşmıştır. Kısa vadeli borçlar bu yönüyle sadece krizi tetikleyici bir unsur olarak kalmaz. Kriz bir kere gerçekleştiğinde kısa vadeli borçların büyüklüğü krizin derinleşmesi üzerinde de etkili olmaktadır. Söz konusu etki Asya Krizi boyunca çok yoğun olarak hissedilmiştir (Rodrik ve Valesco, 1999, s.16-17).
Toplam Dış Borç / GSMH
Bir ülkenin genel kredibilitesinin ölçümünde kullanılan bu oranın değerlendirilmesinde, Dünya Bankası ve IMF tarafından da kabul edilen bazı eşikler mevcuttur. Oran % 30-50 arasında ise, ülke orta derecede borçlu, % 50’nin üzerinde ise, çok borçlu olarak kabul edilmektedir.
Toplam Dış Borç / İhracat
Ülkenin borç ödeme kapasitesini gösteren bu oran, ihracat gelirlerinin toplam borç stoku üzerindeki uzun dönemli etkileri konusunda da bazı ipuçları verebilmektedir. Oranın, % 165-275 arasında olması halinde ülke orta derecede borçlu, % 275’i aşması halinde ise, ülke çok borçlu olarak kabul edilmektedir.
Hazırlayan: MURAT KILIÇ
Toplam Dış Borç Servisi / İhracat
Dış borç karşılama oranı olarak da adlandırılan dış borç servis oranı, ülke ihracat gelirlerinin ne oranda dış borçlanma giderlerine ayrıldığını gösteren bir oran olarak, borç yükünün ölçümünde yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bu oran dış borçlanma dahil, ülkenin uluslararası likidite sorunlarının analizinde önemli bir kriterdir. Oranın büyük değer alması, ülke ihracat gelirlerinin dış borç giderlerini karşılama oranının küçülmesi demek olduğundan, bu durumda, borçlu ülkenin dış borç yükümlülüklerini yerine getirebilme gücü zayıflar. Aksine, oranın küçük değer alması durumunda, ülkenin ödemeler dengesinde bir iyileşme ve buna bağlı olarak da ülkenin dış borç ödeme gücünde bir artış görüldüğü şeklinde yorumlanır. Bu oran % 18-30 arasında ise o ülke orta derecede borçlu, % 30’u aşması halinde ise çok borçlu kabul edilmektedir.
Dış Borç Faiz Servisi / İhracat
Bu oran daha çok dış borçlanmanın maliyetini ölçmede kullanılır. Oranın % 12-20 arasında seyretmesi ülkeyi orta derecede borçlu ülke konumuna sokarken, % 20’nin üzerindeki gerçekleşmeler ülkeyi çok borçlu kılmaktadır. Bu oranın yorumlanmasında ayrıca, dış borç faiz servisi ve ihracatın artış hızını da göz önünde bulundurmak gerekir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntü
    Son mesaj
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 181 misafir