Uluslararası Kamu Mali Yönetimi Ders Notu

Cevapla
sınavci
Mesajlar: 98
Kayıt: 30 Kas 2017 12:02
İletişim:

12 Ara 2017 16:09

ULUSLARARASI KAMU MALİ YÖNETİMİ DERSİ ÖZETİ
Küreselleşmenin kuramsal arka planı, Neoliberal iktisat kuramına dayanır. Bu kuram devletin ekonomideki etkinlik ve faaliyet alanını azaltmayı hedefleyen Monaterizm, Avusturya ve Chicago okulları, Arz yanlı iktisat ve Anayasal iktisat okulları tarafından temsil edilir. Küreselleşmeye bir diğer kuramsal destek, finansal piyasaların gelişimi üzerinde en önemli engelin devletler tarafından uygulanan kontroller olduğunu savunan fi-nansal baskı analizidir. Küreselleşme sürecinde devletler küresel ölçekte bir üretim sistemi ve piyasaların varlığında işlevlerini yeniden tanımlamış ve yeni araçlar tasarlamışlardır. Devletler, iktisadi, kurumsal ve idari yapılarını dışa açık bir ekonomi ve serbestleştiril-miş piyasaların gereklilikleri doğrultusunda biçimlendirmişlerdir. Küreselleşmede sermaye kesimlerinin vergi yükünün düşürülmesiyle özel sektör öncülüğünde büyüme ve yatırım artışı hedeflenmiştir. Bu dönemde sermaye kesimleri vergi rekabeti, vergi cennetleri vb. yollarla vergi yükünü düşürme ol- nakları elde etmiştir. Küreselleşmede sermaye faktörünü vergilendirmede zorluk, sermaye dışındaki faktörlerin vergi yükünde artışa neden olmuştur. Kamu harcamaları, mali kural, mali disiplin, harcama reformu uygulamaları ile kontrol altına alınmaya ve/veya azaltılmaya çalışılmıştır. Özellikle sosyal harcamalar ve yatırım harcamaları önemli ölçüde kısılarak devletin ekonomideki büyüklüğünün azaltılması hedeflenmiştir. İnsanların ihtiyaçlarını karşılayan mal ve hizmetler bazı ölçütlere göre sınıflandırılmaktadır. Özel mallar piyasa mekanizması tarafından kaynak tahsisi yapılan, bölünebilen, fiyatlandırılan, tüketimde rakip olunabilen ve dışlanabilen niteliklere sahiptir. Tam kamu malı ise birlikte tüketim özelliğine sahip olan, dışlanamayan, birimlere ayrılamayan ve pazarlanamayan özelliklere sahiptir. Bu mallar kamusal mal, sosyal mal olarak da adlandırılmakta olup erdemli, karma ve kulüp malları olarak çeşitli türleri vardır. Kamu mallarını faydalarının yayılımına bağlı olarak yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde sınıflandırmak mümkündür. Uluslararası kamu malları, birden fazla ülkeyi, bu ülkelerde yaşayan mevcut ve gelecek kuşakları etkileyen faaliyetler olup ortaya çıkan etkileri olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilmektedir. Küresel ısınma bir uluslararası kamu kötüsü olarak tanımlanır. Bu kamu kötüsü ülkelerin ve insanların faaliyetleri sonucunda küresel düzeyde oluşmaktadır ve küresel düzeyde insanların fayda düzeylerini olumsuz yönde etkilemektedir. Küresel ısınma ile mücadele politikaları, alınan önlemler, girişimler, ortak politikalar ve çabalar sözü edilen olumsuzlukları azaltmaları ölçüsünde yarar sağlar ve uluslararası kamu malı olarak ifade edilir. Uluslararası kamu mallarının dört temel özelliği bulunmaktadır. Bunlar uluslararası düzeyde ka-musallığın olması, faydaların yayılma alanı itibarıyla uluslararası ya da evrensel olması, finansmanın uluslararası düzeyde sağlanması ve üretimin ya da hizmetin uluslararası kuruşlarca sağlanmış olması olarak ifade edilebilir. Uluslararası kamu malları bazı ölçütlere göre sınıflandırılarak bu malların anlaşılmasına, etkin politikalar geliştirilerek üretimlerinin etkin bir düzeyde sağlanmasına, finansman kaynaklarının bulunmasına katkı sağlanabilir. Genel olarak uluslararası kamu malları geleneksel veya yeni olmalarına, oluşumlarına, sektörlere, sağladıkları faydaların türüne, kamusallık düzeylerine ve toplam sunum teknolojilerine göre sınıflandırılmaktadır. Barışın sağlanması ve karışıklıkların çözümlenmesi konularında ulus devletlerin başarısız olması ya da barışçıl çözümlerin bulunamaması, diğer ülke ya da bölgelere yayılan sorunların da ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Günümüz dünyasında aslında belki de çok az karışıklık sadece bölgesel olumsuzluklar yayıyor denilebilir.
Bugün yaşanan kargaşalardan pek çoğunun olumsuzlukları neredeyse bütün dünyayı ilgilendirmektedir. Çünkü barışın sağlanması ve korunması bütün insanlığı ilgilendiren ve bütün insanlığın yararına olan bir durumdur. Bu bağlamda tüketimde rekabetin olmadığı barış ve güvenlikte, ilave bir tüketicinin maliyeti sıfıra eşittir. Tüketimde rekabet ve dışlamanın olmadığı küresel düzeyde barış ve güvenlik söz konusu ise herkes bu durumun ortaya çıkardığı faydadan yararlanır. Ancak küresel barış ve güvenliğin yetersiz sunumu ya da hiç sunulmaması da savaş, şiddet, terörizm, yoksulluk, istikrarsızlık, çevre tahribatı gibi küresel kamusal zararlar ortaya çıkarır. Dünyada barış ortamının sağlanması için gerçekleştirilecek güvenlik faaliyetlerinin uluslararası etkileri olduğu için, diğer tüm uluslararası kamu malı ve hizmetlerinde olduğu gibi uluslararası düzeyde gerçekleştirilecek iş birlikleri ile sağlanması gerekmektedir. Dünyada barış ve güvenlik ortamının sağlanması ancak bu hizmetlerin kolektif olarak sunulmasıyla sağlanabilir. Uzun dönemde sadece böyle bir sistem başarılı olabilir. Bu da ancak, Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşların ya da bölgesel kurumların dünyadaki ülkeleri bir araya getirme çabaları ile sağlanabilir. Herhangi bir finansal kriz ya da dalgalanma ortamı, sınırları aşan dışsallıklar yaratacağı için finansal istikrar da uluslararası kamu mallarına verilebilecek güzel bir örnektir. Çünkü herhangi bir ülkede gerçekleşen finansal istikrarsızlığın (krizin) çoğunlukla çıktığı ülke ya da bölgeyle sınırlı kalmadığı birçok ülkeye yayıldığı geçmişteki örneklerin pek çoğunda görülmüştür. Diğer bir deyişle, zayıf bir finansal sistem, finansal istikrarı dünya çapında ciddi olarak rahatsız edecek olumsuz nitelikte dışsallıklar yaratabilir.
Küreselleşme süreci sağlığın da uluslararası kamu malı olarak tanımlanması sonucunu doğurmuştur. Sağlık hizmeti, ulusal düzeyde özel faydaları olması, tüketiminde rekabetin varlığı ve dışlanabilirlik özellikleri nedeniyle piyasada da üretilen bir hizmettir. Ancak sağlığın hem ulusal düzeyde hem de küreselleşme süreciyle beraber uluslararası düzeyde önemli dışsallıkları da bulunmaktadır. İşte sağlığın uluslararası düzeyde yayılan dışsallığı bu mala uluslararası kamu malı niteliği kazandırmaktadır. Küresel değişimlerin yol açtığı uluslararası sağlık sorunlarının çözümü için ülkelerin kendi çıkarlarının ötesinde bir yaklaşımla uluslararası işbirlikleri geliştirmeleri gerekmektedir. Bu ise uluslararası sorunların çoğunda olduğu gibi uluslararası sağlık sorunlarının da ancak uluslararası ortak eylemlerle çözülebileceği anlamına gelmektedir. Bu noktada, dünya ülkelerini birbirleriyle uyumlu politikalar izlemeye ve bu politikaların finansmanına katkı yapmaya zorlayacak merkezi bir otoritenin bulunması sağlık hizmetlerin yeterli düzeyde sunulması için zorunludur.
Küreselleşme birçok alanda neden olduğu küresel değişimler sonucunda, var olan bulaşıcı hastalıkların hızla yayılmasını kolaylaştırmasının yanı sıra bugüne kadar karşılaşılmayan yeni bulaşıcı hastalıkların, çevresel tehditlerin ve davranışsal patolojilerin ortaya çıkmasına yol açmakta bütün bunlar ise zengin ve fakir, dünyadaki tüm ülkeler için tehdit oluşturmaktadır. Özellikle turistik ve ticari seyahatler hızla artması bulaşıcı hastalıkların daha fazla yayılması neden olmak- tadır. Küresel ekonomik istikrarsızlık ve yoksulluk nedeniyle az gelişmiş ülkelerde ortaya çıkan hastalıklar ve ölümler artmaktadır. İklim değişiklikleri ve su kaynaklarının kirlenmesine bağlı olarak ortaya çıkan hastalıklar hızla artmaktadır. Çevre konusunda yaratılan dışsallıkların birden fazla ülkeyi etkilemesi ise konuyu küresel bir boyuta taşımakta ve hatta nesiller ötesi bir sorun hâline getirmektedir. Günümüzde küresel düzeyde ortaya çıkan çevresel sorunlar bugün ve gelecekteki tüm toplumları ilgilendirecek bir niteliğe bürünmüştür. Çevre koruma artık bütün insanlığın ortak sorunu olmuştur. Çevre koruma bütün dünyayı, bütün insanlığı ilgilendirdiği için bu alanda yapılan çalışmalardan elde edilen faydalardan ortaklaşa yararlanılmaktadır. Hava, kara, deniz doğal kaynaklarının bitki ve canlı varlıkların korunması, bütün dünya insanlarına fayda sağlar. Bu alanda yapılan çalışmalar ve giderler farklı ülkelerce yapılsa ve karşılansa dahi çevrenin korunmasından ortak yararlar elde edilmektedir. Sonuç olarak günümüzde sınırları aşan ve küresel bir nitelik taşıyan çevre sorunları uluslararası kamu malı örneklerinden biridir. Uluslararası kamu mallarının finansmanı günümüzde büyük ölçüde kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Bu kaynaklar içerisinde ulusal kamusal kaynakların ağırlıklı bir yeri olduğu tahmin edilmektedir. Uluslararası ör- gütlerin sağladığı kaynaklar da kamu kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Örneğin, Birleşmiş Milletler sistemi son dönemde yıllık yaklaşık 30 milyar dolarlık
kaynak kullanmaktadır. Bu kamusal kaynakları sağlayan devletlere ve uluslararası örgütlere ek olarak tüm dünyadan sivil toplum kuruluşları, dernekler, özel firmalar, bireyler gibi aktörler de uluslararası kamu mallarının finansmanına katkı sağlamaktadır. Ancak çok aktörlü ve genellikle her biri farklı motivasyonlarla hareket eden bu aktörler uluslararası kamu mallarının finansmanını yeterli ölçüde sağlayamamaktadır. Uluslararası kamu mallarının finansmanı için çok çeşitli uluslararası vergi önerileri söz konusu olmasına rağmen son dönemde üzerinde en çok tartışılan ve uygulanmaları durumunda büyük miktarda hasılat getireceği tahmin edilen ulusla- rarası vergiler; Tobin vergisi ve karbon vergisidir. Uluslararası kamu mallarının finansmanı için hangi vergilerin ne yollarla alınması gerektiği üzerinde bir uzlaşmanın sağlanamamış olması bu konudaki en büyük engellerden biridir. Ayrıca, bütün bunlar kararlaştırılmış olsa bile ülkelerden ve dünyada yaşayan tüm bireylerden bu vergiyi alacak merkezî bir otoritenin olmayışı da uluslararası vergilemenin önündeki diğer bir önemli engeldir. Uluslararası vergileme düşüncesi 19. yüzyılda doğmuştur. Bu düşüncenin ortaya çıkışından günümüze kadar birçok uluslararası vergi önerisi yapılmıştır. Özellikle 20. yüzyılda Milletler Cemiyeti ve daha sonra Birleşmiş Milletler'in finansmanına ilişkin uluslararası vergi önerileri dikkat çekicidir. Uluslararası vergileme birçok platformda tartışılmakla birlikte henüz uygulamaya geçirilememiştir. 1950'li yıllardan itibaren ortaya çıkmaya başlayan iktisadi kalkınma disiplini, sanayileşme sürecini tamamlamış ya da tamamlamakta olan 'gelişmiş' ülke kategorisindeki ülkeler dışında kalan ve birçoğu eski sömürge olan ülkelerin kalkınma sorunlarını inceleyen bir disiplindir. Bu dönemlerde, kalkınma amaçlı ulusal ve uluslararası plan, proje ve stratejiler, daha çok bu ülkelerin sanayileşme hedeflerine yönelik olarak hazırlanmıştır ve kalkınma yardımları da bu hedeflere uygun olarak tasarlanmıştır. 1980'lerden sonra başlayan küresel entegrasyon hareketleri, bu ülkeleri dışa kapalı sanayileşme politikalarından uzaklaştırmış ve ekonomik ve sosyal yapılarını küresel sisteme dahil olacakları şekilde reforme etmeye yöneltmiştir. Bu duruma uygun olarak kalkınma yardımları da bu ülkelerin yoksulluklarını azaltmak ve emek güçlerinin kapasitesini artırmak amacına yönelmiştir. Belirli coğrafi bölgelerde çok yoğun olarak ortaya çıkan yoksulluk sorunu beraberinde çeşitli sağlık, çevre ve terör gibi sorunları da ortaya çıkarmaktadır. Küresel hareketliliğin ve etkileşimlerin çok hızlı ve kolayca kontrol edilemez olduğu küreselleşme çağında, gelişmiş ülkeler bu sorunlardan etkilendikçe kalkınma yardımları da bu sorunların çözümüne yönelik olarak tasarlanmaya ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durumda, bir ülke içindeki devlet fonksiyonlarını üstlenecek küresel ölçekte bir kamusal hizmet sunucusu ve finansman sağlayıcısı 'devlet' gerekli hâle gelmiştir. Ancak, böyle bir devlet mevcut olmadığı için, bu görevi yapmak üzere, ulus devletlerin kurduğu bazı örgütler faaliyet göstermektedir. Uluslararası kamu mallarının finansmanı birçok kanaldan sağlanmaktadır. Bunlar arasında en önemlisi, 'resmî kalkınma yardımları' adıyla gelişmiş ülkelerden, uluslararası kuruluşlardan, sivil toplum kuruluşlarından ve kamu-özel ortak- lıklarından oluşan bu kanalları etkin bir şekilde çalıştırmayı amaçlayan Kalkınma Yardımları Ko-mitesi'dir (DAC). Kalkınma Yardımları Komite-si'nin faaliyetleri, binyıl hedeflerine uygun olarak resmî kalkınma yardımlarını gelişmekte olan ülkeler arasında dağıtan çeşitli süreçleri içermektedir. Resmî kalkınma yardımlarının tamamı uluslararası kamu malları için kullanılmamaktadır, ancak küresel kamu malı olarak kabul edilen sağlık, çevre, insani yardım gibi alanlara yapılan kalkınma yardımlarının toplam resmî kalkınma yardımları içindeki payı son yıllarda artış göstermektedir. Kamu hizmetlerinin etkinliği sorunsalı çerçevesinde gündeme gelen, bu alana ayrılan kaynakların ne kadar etkin olarak kullanıldığı sorunu, kalkınma yardımlarının kullanımında da üzerinde durulması gereken bir sorundur. Kalkınma yardımlarının etkinliğinin ve ülkelerin kalkınma performansı üzerindeki etkisinin iyileştirilmesi için donör ülkelerin ilgili bakanları 2005 yılında Paris Deklarasyonu'nu yayınlamışlardır. Bu deklarasyon ile yardımların aşağıdaki işlevlere ve önceliklere sahip olması gerekliliği bildirilmiştir. a. Ülkelerin kalkınma stratejilerinin güçlendirilmesi, b. Yardımın ülkelerin öncelikleri ile bağlantılı olması, c. Gerek yardım alan gerekse yardım veren ülkelerin, yardımın kalkınma politika strateji ve hedeflerine uygunluğu konusunda, kendi parlamentolarına ve vatandaşlarına hesap ve-rebilirliği olması, d. Yardımların kullanımının rasyonel ve performans sonuçları ölçülebilir olması, e. Yardımların kullanım sonucunun çevresel değerlendirmelerinin yapılması. Mal ve hizmetlerin, finansal sermayenin, üretim faktörlerin ve teknolojinin uluslararası hareketliliğinin artması devletlerin maliye politikalarını belirleme konusunda birbirlerine daha bağımlı hâline gelmesine neden olmuştur. Özellikle ge- lişmekte olan ülkeler yabancı sermayeyi çekebilmek için avantajlı vergi uygulamalarına yönelirlerken gelişmiş ülkeler matrah kayıplarına uğramamak için diğer gelişmiş ülkelerle birlikte ortak politikalar belirlemeye başlamışlardır. Bunlar dışında, vergi idarelerinin yurtdışından elde etmiş oldukları gelirleri izlemesi ve vergilendirmesi de güçleşmiştir. Tüm bu gelişmeler sonucunda uluslararası çifte vergilendirme, elektronik ticaretin vergilendirilmesi, uluslararası şirketlerin vergilendirilmesi, transfer fiyatlandırması ve uluslararası vergi rekabeti gibi vergi sorunları gündeme gelmiştir. Uluslararası çifte vergilendirme iki ya da daha fazla devletin, bir vergi yükümlüsünü aynı vergi konusu üzerinden, aynı vergilendirme döneminde aynı ya da benzer vergilerle vergilendirmesi şeklinde tanımlanabilir. Uluslararası çifte vergi- lendirmenin bu tanımı uluslararası hukuksal çifte vergilendirmeye işaret etmektedir. Eğer çifte vergilendirme farklı vergi yükümlüleri tarafından elde edilen gelirin vergilendirilmesinde ortaya çıkıyorsa uluslararası ekonomik çifte vergilendirmeden bahsediliyor demektir. Buna göre uluslararası ekonomik çifte vergilendirme, aynı vergi konusunun farklı vergi yükümlüleri nezdinde aynı vergilendirme döneminde, aynı ya da benzer vergilerle birden fazla devlet (ya da vergilendirme yetkisine sahip yerel idare) tarafından vergilendirilmesi olarak tanımlanır. Uluslararası çifte vergilendirmeyi önleme ve ortadan kaldırmada devletler tek taraflı ve uluslararası yöntemlere başvurabilmektedirler. Tek taraflı yöntemler matrahtan indirim, istisna ve mahsup yöntemleri olarak sıralanabilir. Matrahtan indirim yönteminde, ikamet devletinde hesaplanan matrahtan yurtdışında ödenmiş vergiler bir gider kalemi gibi indirilir. Mahsup yönteminde ise yurt dışında ödenmiş vergilerin ikamet ülkesinde dünya genelinde elde edilen gelir üzerinden hesaplanmış vergiden mahsup edilmesini öngörmektedir. İstisna yöntemi ise ikamet devletinde vergiye tabi matrahın hesaplanmasında yabancı kaynaklı gelirin tamamen ya da kısmen istisna edilmesi anlamına gelmektedir. Uluslararası hukukun kişisi olan iki devletin, aynı gelir üzerinde kullandıkları vergilendirme yetkilerinin çakışmasından doğan çifte vergilendirmeyi önlemek ve ortadan kaldırmak amacıyla aralarında yaptıkları hukuksal işlemler şeklinde tanımlanan vergi anlaşmaları ise devletlerin başvurdu uluslararası yöntemdir.
Elektronik ticaretin vergileme bakımından getirdiği temel sorun uluslararası işlemlerde ekonomik faaliyetin hangi ülkede gerçekleştiğinin tespiti ve buradan elde edilen gelirin ve yapılan harcamanın hangi ülkede vergilendirileceği konusudur. İfade ettiğimiz bu temel sorunla ilgili olarak vergi yükümlüsünün, verginin konusuna giren işlemin ya da gelirin vergi idaresi tarafından tespiti ve izlenmesi önemli olmaktadır. Verginin türüne göre de elektronik ticaretin neden olduğu sorunlar detaylandırılabilir. Örneğin harcamalar üzerinden alınan vergilerde kaynak veya varış yeri ilkesinin uygulanması; gelir üzerinden alınan vergilerde de vergi yükümlüsünün yerleşik olduğu yerin ve daimi işyerinin tespitine ilişkin sorunlar sıralanabilir. Günümüzde şirketler tekelci avantajlardan yararlanma, ucuz ve bol üretim faktörü kullanma, yurt içi kısıtlamalardan kurtulma, ülkelerin koyduğu tarife ve kotalardan kaçınma, yabancı teknolojilerden yararlanma ve vergi avantajı elde etme gibi nedenlerle yabancı ülkelerde ekonomik faaliyette bulunmaktadırlar. Bu şekilde şirketlerin ekonomik faaliyetlerini bulundukları ülkenin dışına çıkarmaları şirketler ve vergi idareleri bakımından vergisel sorunları da beraberinde getirmiştir. Örneğin, yabancı ülkelerdeki daimî iş yerleri vasıtasıyla elde edilen ticari kazançlar, yabancı ülkelerdeki iştirakler ya da yavru şirketlerden elde edilen kâr payları ve faizlerle gayri maddi hak bedellerinin hangi ülke tarafından vergilendirileceği önemli bir sorundur. Bu sorun ülkeler arasında çifte vergilen- dirmeyi önleme anlaşmalarının bulunmadığı durumda çoğu zaman uluslararası çifte vergilendirmeye neden olmaktadır. Çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmaları genellikle ikamet devletinin vergilendirme yetkisini ön plana çıkarırken kaynak devletine de sınırlı da olsa vergilendirme yetkisi tanımaktadır. Bu şekilde her iki devlete birden vergilendirme yetkisi tanınması durumunda uluslararası çifte vergilendirme istisna ya da mahsup yöntemiyle giderilir ve genellikle ikamet devletinin vergilendirme yetkisi bir miktar sınırlandırılır. Uluslararası şirketlerin transfer fiyatlandırması manipülasyonları da vergi idareleri bakımından önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Bir şirketin kendi kolları, bölümleri, şubeleri, iştirakleri ya da yavru şirketleri arasında mal ve hizmet ticareti ile gayri maddi hak transferlerinde belirlenen fiyata transfer fiyatı denilmektedir. Transfer fiyatının şirket tarafından manipüle edilmesi sonucunda kaynak ülkede vergilendirilmesi gereken kurum kazancı vergilendirilmeden vergi oranının daha düşük olduğu bir diğer ilişkili şirketin ya da ana şirketin bulunduğu ülkeye akta- rılabilir. Böylece uluslararası şirket dünya genelinde elde ettiği kâr üzerinden ödeyeceği vergiyi minimize etmekte kaynak ülke ise vergi kaybına uğramaktadır. Kaynak ülkenin vergi kayıplarının önlenmesi bakımından uluslararası şirketlerin belirledikleri transfer fiyatının piyasa fiyatına uygun olması son derece önemlidir. Bu bakımdan ülkeler, özellikle OECD tarafından geliştirilen transfer fiyat-landırması standartlarını temel alarak ulusal vergi sistemlerinde düzenlemeler yapmaktadırlar. Bu düzenlemelerle transfer fiyatlarının piyasa fiyatlarına uygunluğunu ifade eden emsallere uygunluk ilkesini sağlamada kullanılabilecek yöntemler önerilmektedir. Uluslararası vergi rekabeti, mali egemenliğe sahip devletlerin önemli ölçüde vergi oranlarını düşürme ve avantajlar sağlama yoluyla yatırımları ve işletme faaliyetlerini ülkelerine çekmek için birbirleriyle yaptıkları yarıştır. Tam rekabet koşullarında iki devletin aralarında yaptıkları yarış sonucunda vergi oranları sıfır noktasına kadar düşmekte bu durumda artık vergi ödenmemektedir. Bu, literatürde dip noktasına yarış (race to the bottom) olarak tanımlanmaktadır. Kamu harcamaları ise sadece hizmetten faydalananların bedelini ödemesiyle finanse edilmektedir. Uluslararası vergi rekabeti, II. Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkmış bir kavramdır. Uluslararası vergi rekabeti, vergi arbitrajı, vergi koordinasyonu ve vergi uyumlaştırmasından farklı bir kavramdır. Vergi rekabeti kavramı, önceleri yerel idarelerin birbirleriyle olan ilişkileri içerisinde değerlendirilirken daha sonra uluslararası alanda devletlerin rekabetiyle birlikte anılmaya başlamıştır. Vergi rekabeti ile ilgili ilk kuramsal çalışmalar, Tiebo-ut'un (1956) bireylerin yerleşim yerlerini yerel idarelerin sundukları kamu hizmetleri ve bu hizmetler için ödeyecekleri vergilere göre seçmele-riyle ilgili çalışmasına kadar dayanmaktadır. Ti-ebout Modeline göre eğer aileler iyi eğitim veren kamu okulu tercihinde bulunuyorlarsa ya da daha iyi yeşil parklar ya da yollar talep ediyorlarsa daha fazla vergi ödemelidirler. Daha sonra geliştirilen uluslararası vergi rekabeti literatürü, diğerlerinden farklı olarak vergiler ve kamu harcamaları arasındaki bağlantıyı dikkate almama eğiliminde olmuştur. Uluslararası vergi rekabeti bugün, gelişmiş ülkelerin karşı karşıya kaldıkları önemli mali sorunlardan birisidir. II. Dünya Savaşı'ndan sonra savaşın yaralarının sarılması, ülkelerin tekrar imarı ve sosyal devlet anlayışında meydana gelen değişimin sonucunda gelir ve kurumlar vergileri oranları önemli ölçüde artmıştır. Değişen devlet anlayışıyla beraber vergi gelirleri KDV gibi farklı kaynaklara yönelmiş, vergi yükü bu gelişmelere bağlı olarak artmıştır. Bu mali yapı içerisinde gelişmiş ülkelerin vergi yükümlüleri, liberalleşme politikaları sonucunda üretim faktörlerinin serbestçe hareket edebilmesinden yararlanarak daha az vergi ödeme yöntemlerini aramaya başlamışlardır. Bu dönemin önemli kurumsal gelişmelerinden biri de çok uluslu şirketlerin ortaya çıkmasıdır. Vergi cenneti ülkeler, çoğunlukla küçük ve doğal kaynakları sınırlı olduğundan finansal hizmetler ve portföy yatırımları açısından cazibe ortamı sağlamaya çalışan ülkelerdir. Vergi cennetleri, vergi ödememe ya da daha az vergi ödeme önerisiyle diğer ülkelerin birey ve kurumlarını kendi ülkelerinde yatırım yapmaya davet etmektedirler. Bu ülkelerin önemli özelliklerinden birisi de bilgi gizliliği uygulamalarıdır. Bu özellikleri, vergi cennetlerini daha az vergi ödeme, kara para aklama, mal varlığını gizleme gibi konularda avantajlı kılmaktadır. Uluslararası vergi rekabeti sonucunda, vergi matrahları ve dolayısıyla vergi gelirleri azalan ülkeler, bu duruma neden olan vergi cennetlerine karşı mücadele başlatmışlardır. Bu mücadele tek taraflı uygulamalar ve çok taraflı uygulamalar ola- rak ikili bir ayrımda gerçekleşmiştir. Tek taraflı uygulamalar, vergi oranlarında indirim, kontrol edilen yabancı kurum ile transfer fiyatlandırma düzenlemeleri ve ikili vergi sistemi uygulamasından oluşmuştur. Ancak bu uygulamalar zarar verici vergi rekabetinin olumsuz etkilerini tamamen ortadan kaldırmamıştır. Çok taraflı uygulamalar ise OECD ve AB tarafından başlatılan çalışmalardır. Özellikle OECD çalışmalarında vergi cennetlerinden bilgi alınması konusu öncelikle hâle gelmiştir.
Cevapla
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntü
    Son mesaj
  • Bilgi
  • Kimler çevrimiçi

    Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 28 misafir