Avrupa insan hakları sözleşmesi’ne göre kimlerin, hangi alanda sorumlu tutulabileceği


***** AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE KİM, HANGİ ALANDAKİ, HANGİ EYLEMLERİNDEN SORUMLU TUTULABİLİR?

Her Taraf Devlet, bu Sözleşme ve Protokollerde yer alan hak ve özgürlükleri “kendi yetki alanında bulunan herkes” için iç hukukta güvence altına almak ve kişilerin bu hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamak yükümlülüğü altındadır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“Mahkeme”) devletin yetki alanı terimini, devletin ülkesiyle sınırlı yorumlamamış, kamu makamlarının ülke içinde veya dışında eylemleri sonucu ülke dışında doğan sonuçlar bakımından devletin sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir

Türkiye, KKTC’de meydana gelen insan hakları ihlali iddiaları nedeniyle sorumlu tutulabilmektedir.

Hakkı ihlal edilen kişinin o ülkenin vatandaşı olması gerekmez. O halde, devlet sadece kendi vatandaşına bu hak ve özgürlükleri tanımakla yetinemez; hakları korunması gereken kişi Sözleşme’ye taraf başka bir devletin vatandaşı, Sözleşme’ye taraf olmayan bir devletin vatandaşı ve hatta vatansız bir kişi olabilir.

Mahkeme’ye Sözleşme’de tanınan bir hakkı başka bir kişi veya bir dernek ihlal ettiği iddiası ile başvurulamaz.

***SÖZLEŞME’NİN KORUDUĞU HAKLAR HANGİLERİDİR?

Sözleşme’de ve Türkiye’nin taraf olduğu Protokollerde korunan insan hak ve özgürlükleri şunlardır:

1- Yaşama hakkı (md 2)
2- İşkence ve insanlık dışı ya onur kırıcı muamele yasağı (md 3)
3- Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı (md 4)
4- Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ( md 5)
5- Adil yargılanma hakkı (md 6)
6- Suç ve cezalarda kanunilik ilkesi (md 7)
7- Özel yaşama, aile yaşamına, konut dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlüğüne saygı hakkı (md 8)
8- Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü (md 9)
9- ifade özgürlüğü (md 10)
10- Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü (md 11)
11- Evlenme ve aile kurma hakkı (md 12)
12- Etkili başvuru hakkı (md 13)
13- Ayrımcılık yasağı (md 14)
14- Mülkiyet hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 1)
15- Eğitim hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 2)
16- Serbest seçim hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 3).

Yaşama Hakkı (Madde 2)

Sözleşme’nin 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ancak şu hallerde yaşamdan yoksun bırakma, kullanılması mutlaka gerekli bir gücün sonucu olarak meydana gelmişse, bu maddeye aykırı sayılmaz:

– Bir kimsenin hukuka aykırı şiddette karşı savunması

– Hukuka uygun bir gözaltına alma kararını uygulama veya hukuka uygun olarak tutulan bir kimsenin kaçmasını Önleme

– Bir ayaklanma veya isyanı hukuka uygun olarak bastırma

Eğer bir kişinin yaşama hakkını korumak için güvenlik güçleri silah kullanmak zorunda kalmışsa (mutlak gereklilik) ve bu silah kullanma orantılı yapılmış ise (orantılılık), ancak buna rağmen ölüm meydana gelmiş ise, devlet bu ölümden sorumlu tutulmayabilir.

Soruşturma yükümlülüğü şu ilkeleri kapsar:

– Soruşturmanın ölüm öğrenilir öğrenilmez herhangi bir şikayet beklenmeksizin kendiliğinden başlatılmalıdır.

– Soruşturmayı yapmakla görevli kişilerin, olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olması gerekir.

– Soruşturma, sorumluların belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yol açabilecek nitelikte etkili ve yeterli olmalıdır.

– Soruşturma hemen başlamalı ve makul bir hızla yapılmalıdır.

– Soruşturma veya sonuçları kamusal denetime açık olmalıdır.

– Soruşturma sonucunda eğer suçlu saptanmış ise, o suçlu cezasız bırakılmamalıdır.

İşkence ve İnsanlık Dışı Ya Onur Kırıcı Muamele Yasağı (Madde 3)

Sözleşme’nin 3. maddesi ‘işkenceyi’, ‘insanlık dışı muameleyi’, ‘aşağılayıcı muameleyi’, ‘insanlık dışı cezayı’ ve ‘aşağılayıcı cezayı’ yasaklamaktadır. Sözleşme işkenceyi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi ve cezayı mutlak bir ifadeyle yasaklamaktadır.

Bu yasağa savaş hali olsa dahi sınırlama getirilemez.

Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı (Madde 4)

Aşağıdaki durumlarda sunulan hizmetler ve işler 4. madde tarafından yasaklanmamıştır:

– Bir kimsenin tutulu bulunduğu sırada veya şartlı tahliyeden faydalandığı süre içinde kendisinden yapması  istenen olağan bir iş

– Askeri nitelikte bir hizmet veya inanç nedeniyle askeri hizmetlere katılmama hakkının tanındığı ülkelerde zorunlu askeri hizmet yerine yüklenen başka bir hizmet

– Toplumun yaşamını veya huzurunu tehdit eden olağanüstü bir durum veya bir felaket halinde yüklenen bir hizmet

– Normal yurttaşlık yükümlülüklerinin bir parçasını oluşturan bir iş veya hizmet

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı (Madde 5)

Kişi özgürlüğüne her müdahale hukuka, hukukun öngördüğü usule uygun olmalı ve Sözleşme’de gösterilen sebeplere dayanmalıdır. Bu sebepler Sözleşme’nin 5 (1) (a-f) bentlerinde yer almaktadır ve şunlardır:

– Hükümlünün hapsedilmesi

– Yükümlülük nedeniyle tutulma

– Suç şüphelisinin tutulması

– Küçüğün tutulması

– Hasta, bağımlı veya serserinin tutulması

– Sınırdışı edileceklerin tutulması

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılanların Hakları

– Tutma nedenleri hakkında bilgilendirilme hakkı,

– Derhal yargıç önüne çıkarılma hakkı ve tutuklunun makul sürede salıverilme hakkı,

– Özgürlükten yoksun bırakma tedbirine karşı başvurma hakkı,

– Kişi özgürlüğüne aykırı tutma nedeniyle tazminat hakkı

Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması Hakkı (Madde 8)

Aşağıdaki ilişki biçimleri özel hayat kapsamına ilke olarak girer kabul edilebilir:

– Koruyucu ebeveynler ve baktıkları çocuklar arasındaki ilişkiler;

– Henüz evli olmayan taraflar arasındaki ilişkiler;

– Bir bireyin cinsel hayatı ve bir bireyin cinsel kimliğini belirleme ve benimseme tercihi;

– Kamu makamları tarafından bir birey hakkında bilgi toplanması;

– Bir bireyin adı, cinsel kimliği;
– Kişilerin izlenmesi;

– Zorunlu tıbbi tedavi.

Serbest Seçim Hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 3)

Tek partili ya da tek adaylı seçim bu hükme aykırılık oluşturur.1 No’lu Protokolün 3. maddesinin güvence altına aldığı hak, sadece yasama meclisi seçimleri için geçerlidir. Başka bir anlatımla yerel seçim sistemi, ilke olarak, bu madde kapsamına girmez. Ayrıca bir devletin anayasal sisteminde tek meclis veya çok meclisli yapıda o devletin takdir yetkisi içindedir.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ ÇERÇEVESİNDE İNSAN HAKLARININ KORUNMASI I

Sözleşme ile Güvence Altına Alınan Haklar ve Özgürlükler

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS” veya “Sözleşme”) II. Dünya Savaşından sonra Avrupa bölgesinde insan haklarını koruma amacıyla 4 Kasım 1950’de Roma’da Avrupa Konseyi’ne üye devletler tarafından imzalanmış ve 3 Eylül 1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

birçok Sözleşme’ye ek protokol ile yeni usul kuralları kabul edilmiştir. Bu protokollerden 1, 4, 6 ve 7 No’lu olanlar Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklere yenilerini eklemişlerdir.
2 No’lu Protokol Mahkeme’ye görüş bildirme yetkisi tanımıştır.
11 No’lu Protokol ile Komisyon ve Mahkeme şeklindeki ikili sistem kaldırılarak, denetim sistemi, sürekli çalışan, her ülkeden bir yargıcın görev yaptığı bir mahkemeye dönüştürülmüştür.
12 No’lu Protokol Sözleşme’nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının uygulama alanını genişletmiştir.
13 No’lu Protokol, Sözleşme’nin 2. maddesinde yer alan ölüm cezası ile ilgili mutlak bir yasak getirmiştir.
14 No’lu Protokol ise, Sözleşme organlarının çelişme yöntemlerinde önemli değişiklikler getirmiş ve Mahkeme’ye tek yargıç ile başvuruları red edebilme yetkisi tanınmıştır.

Sözleşme’yi kabul eden devletlerin ilk amacı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948′de ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin açıkladığı hakların evrensel ve etkin olarak tanınmalarını ve uygulanmalarını sağlamaktır. Taraf devletlerin ikinci amacı ise, Sözleşme’ye taraf ve Avrupa Konseyi’ne üye devletleri arasında insan hakları ile temel özgürlüklerin korunması ve geliştirilmesine dayalı daha sıkı bir işbirliği kurmaktır.

Bu amaçlara ulaşmak için taraf devletler, Sözleşme’de tanınan hakları güvence altına almak konusunda anlaşmışlardır.

Sözleşme’yi Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirisi’nden ayıran en önemli özellik, Sözleşme’nin insan haklarını tanımakla yetinmemesi, bu hakların korunması için bir denetim sistemi kurmasıdır.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasında yer almıştır.

AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE KİM, HANGİ ALANDAKİ, HANGİ EYLEMLERİNDEN SORUMLU TUTULABİLİR?
Sözleşme’nin birinci maddesi Sözleşme’nin kurmuş olduğu insan haklarını koruma sisteminin temelini ortaya koymaktadır:

“İnsan haklarına saygı yükümlülüğü
Yüksek Sözleşmeci Taraflar kendi yetki alanları içinde bulunan herkesin, bu Sözleşme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlarlar.”
Bu maddeye göre her Taraf Devlet, bu Sözleşme ve Protokollerde yer alan hak ve özgürlükleri “kendi yetki alanında bulunan herkes” için iç hukukta güvence altına almak ve kişilerin bu hak ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlamak yükümlülüğü altındadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi devletin yetki alanı terimini, devletin ülkesiyle sınırlı yorumlamamış, kamu makamlarının ülke içinde veya dışında eylemleri sonucu ülke dışında doğan sonuçlar bakımından devletin sorumlu tutulabileceğini belirtmiştir. Bu yetki alanı genişlemesinin en önemli örneği, taraf devletin etkili kontrol sağladığı, kendi ulusal ülkesi dışında kalan bölgedir. Mahkeme’ye göre, devletin bu alanda hak ve özgürlükleri koruma yükümlülüğü askeri olarak veya kendisine bağlı bir yönetim yoluyla o alanı denetim altında tutmasından doğar. Bu nedenle Türkiye, KKTC’de meydana gelen insan hakları ihlali iddiaları nedeniyle sorumlu tutulabilmektedir. Nitekim Birleşik Krallık da Irak’taki fiili işgali döneminde meydana gelen insan hakları ihlallerinden sorumlu tutulmuştur.

İkinci olarak söz konusu hak ve özgürlüklerin devletin yetki alanında bulunan “herkes”e tanınmıştır. Bu nedenle, hakkı ihlal edilen kişinin o ülkenin vatandaşı olması gerekmez. Son olarak belirtmek gerekir ki, yukarıda belirlenen yükümlülük bütün devlet organları için geçerlidir: Yasama, yürütme, yargı ve idare. Devlet, Sözleşme’ye yönelik her ihlalden hangi organı bu ihlali yaparsa yapsın sorumlu tutulur. O halde, bir kolluk gücünün işleminden, bir yargıcın verdiği karara kadar bütün kamu makamları tarafından yapılan işlemlerden veya alınan kararlardan ilgili devlet sorumlu tutulabilir.

Sözleşmeye Taraf bir devlet sadece kendi kamu makamlarının gerçekleştirdiği insan hakları ihlallerinden değil; aynı zamanda zamanında yeterli önlemleri almadığı için meydana gelen insan hakları ihlallerinden de sorumlu tutulabilir. Bu yükümlüğe taraf devletlerin “pozitif yükümlülüğü” denir.

Öte yandan Mahkeme’ye Sözleşme’de tanınan bir hakkı başka bir kişi veya bir dernek ihlal ettiği iddiası ile başvurulamaz. Bir kişi veya dernek gibi bir kişi grubunun yaptığı bir eylemden ötürü ortaya çıkan insan hakkı ihlalinden devleti sorumlu tutabilmek için, devletin o ihlali önlemek için gerekli önlemleri almamış olması gerekir. Ayrıca devletler kişiler arasında meydana gelen ihlallerin yeniden meydana gelmemesi için, hak ihlallerinden sorumlu olan kişileri cezalandıran etkili bir yargı sistemi kurmakla da yükümlüdürler.

Türkiye, Mahkeme’nin yargı yetkisini 28 Ocak 1987 tarihinden sonra
meydana gelen olaylarla ilgili olarak tanımıştır. Bu tarihten önce meydana gelen olaylarla ilgili olarak, Mahkeme’ye başvuru yapmak -ilke olarak- mümkün değildir.

SÖZLEŞME’NİN KORUDUĞU HAKLAR HANGİLERİDİR?
Sözleşme’de ve Türkiye’nin taraf olduğu Protokollerde korunan insan hak ve özgürlüklerinin listesi aşağıda verilmiştir:
Yaşama hakkı (Madde 2),
İşkence ve insanlık dışı ya onur kırıcı muamele yasağı (Madde 3),
Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı (Madde 4),
Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı (Madde 5),
Adil yargılanma hakkı (Madde 6),
Suç ve cezalarda kanunilik ilkesi (Madde 7),
Özel yaşama, aile yaşamına, konut dokunulmazlığı ve haberleşme özgürlüğüne saygı hakkı (Madde 8),
Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü (Madde 9),
İfade özgürlüğü (Madde 10),
Toplanma ve örgütlenme özgürlüğü (Madde 11),
Evlenme ve aile kurma hakkı (Madde 12),
Etkili başvuru hakkı (Madde 13),
Ayrımcılık yasağı (Madde 14),
Mülkiyet hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 1),
Eğitim hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 2),
Serbest seçim hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 3).

Yaşama Hakkı (Madde 2)
Bu hak
1- devletin bir kişiyi kasten öldürmesini yasaklar.
2- devletin kişilerin yaşama hakkını koruma yükümlülüğünü güvence altına alır.
3- eğer bir ölüm meydana gelmiş ise, devlete etkili bir soruşturma yapma
yükümlülüğü getirmektedir.

Öldürmeme Yükümlüğü Ne Demektir?
Devlet bireyi kasten öldürmemelidir. Kolluk güçlerinin meşru ve mutlaka gerekli olmayan öldürücü şiddet kullanarak bir kişiyi öldürmesi, devletin negatif yükümlülüğünü ihlal etmesi anlamına gelir. 2. maddenin düzenlediği devletin öldürmeme yükümlülüğünün hukuki dayanağı, ‘… hiç kimse yaşama hakkından kasten yoksun bırakılamaz’ diyen 2 (1). fıkra ile meşru güç kullanma hallerinde bile ‘mutlaka gerekli olandan’ fazla güç kullanmayı yasaklayan 2 (2). fıkradır. Öldürmeme yükümlülüğü polis, asker veya diğer kolluk kuvvetlerinin güç kullanmaları sonucu meydana gelen ölüm olaylarına uygulanır.
Sözleşme’nin 2 (1). fıkrasında öngörülen ölüm cezası, kasten öldürme yasağının tek istisnasıdır. Ancak ölüm cezası, 13. Protokolle ise, tamamen kaldırılmıştır. Bu Protokollere taraf devletler iç hukuklarında ölüm cezasına yer vermemekle ve infaz etmemekle yükümlüdürler.
Sözleşme’nin 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre, ancak şu hallerde yaşamdan yoksun bırakma, kullanılması mutlaka gerekli bir gücün sonucu olarak meydana gelmişse, bu maddeye aykırı sayılmaz:
a. Bir kimsenin hukuka aykırı şiddette karşı savunması;
b. Hukuka uygun bir gözaltına alma kararını uygulama veya hukuka uygun olarak tutulan bir kimsenin kaçmasını önleme;
c. Bir ayaklanma veya isyanı hukuka uygun olarak bastırma.

O halde, eğer bir kişinin yaşama hakkını korumak için güvenlik güçleri silah kullanmak zorunda kalmışsa (mutlak gereklilik) ve bu silah kullanma orantılı yapılmış ise (orantılılık), ancak buna rağmen ölüm meydana gelmiş ise, devlet bu ölümden sorumlu tutulmayabilir.

Devletin Yaşama Hakkını Koruma Yükümlülüğü Ne Demektir?
Bu yükümlülüğün hukuki dayanağı, “herkesin yaşama hakkı hukuk tarafından korunur” diyen Sözleşme’nin 2 (1). fıkrasının birinci cümlesidir.
Devletin bu bağlamdaki yükümlülüğü, üçüncü kişilerin bireye yönelik şiddet eylemleri ve özellikle aile içi şiddet eylemleri; tıbbi hata veya ihmal gibi eylemler; endüstriyel faaliyetler veya kamu güvenliği bağlamında tehlikeli doğuran faaliyetler; bireyin kendisine karşı şiddet eylemleri (intihar) gibi çok değişik risk alanlarında ortaya çıkmaktadır.

Devletin Soruşturma Yükümlülüğü Ne Demektir?
Bir kişi, şüpheli koşullarda ölmüş ya da güvenlik güçleri tarafından öldürülmüş ise, soruşturma organları bu ölüm olayını çevreleyen maddi gerçeği ortaya çıkartmalı, eğer bu ölümden sorumlu tutulması gereken bir kişi veya kişiler varsa bunlar saptanmalı ve cezalandırılmalıdır. Ancak yetkililerin her türlü çabasına rağmen sonucun elde edilememiş olması halinde, devlet sorumlu tutulamaz. Soruşturma nasıl yapılacak olursa olsun, iç hukukta, ölüme sebebiyet veren olayların doğru bir şekilde tespitine, muhtemel sorumluların belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yol açacak nitelikte hemen, bağımsız, etkili, hızlı ve kamuya açık bir soruşturma mekanizması bulunmalıdır. Soruşturma yükümlülüğü şu ilkeleri kapsar:
a. Soruşturmanın ölüm öğrenilir öğrenilmez herhangi bir şikayet beklenmeksizin kendiliğinden başlatılmalıdır.
b. Soruşturmayı yapmakla görevli kişilerin, olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olması gerekir.
c. Soruşturma, sorumluların belirlenmelerine ve cezalandırılmalarına yol açabilecek nitelikte etkili ve yeterli olmalıdır.
d. Soruşturma hemen başlamalı ve makul bir hızla yapılmalıdır.
e. Soruşturma veya sonuçları kamusal denetime açık olmalıdır
f. Soruşturma sonucunda eğer suçlu saptanmış ise, o suçlu cezasız bırakılmamalıdır.
İşkence ve İnsanlık Dışı Ya Onur Kırıcı Muamele Yasağı (Madde 3)
Sözleşme’nin 3. maddesi ‘işkenceyi’, ‘insanlık dışı muameleyi’, ‘aşağılayıcı muameleyi’, ‘insanlık dışı cezayı’ ve ‘aşağılayıcı cezayı’ yasaklamaktadır. Sözleşme işkenceyi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi ve cezayı mutlak bir ifadeyle yasaklamaktadır.
Bu yasağa savaş hali olsa dahi sınırlama getirilemez.

Ayrıca eğer bir kişi, Sözleşme’nin 3. maddesinde yasaklanan bir davranışa maruz kalmış ise, devletin bu durumu soruşturması yükümlülüğü de vardır.
Sözleşme’nin 3. maddesiyle korunan maddi ve manevi bütünlük hakkına yapılmaması gereken davranışları esas itibarıyla beş grup altında toplamak mümkündür:
a. Devlet görevlilerinin veya üçüncü kişilerin kişilere işkence veya kötü muamele yapmaması gerekir.
b. Özgürlüklerinden yoksun bırakılmış kişilerin insani koşullarda ve sağlık durumlarının gerektirdiği şekilde tutulmaları gerekir.
c. Eğer bir kişi yasadışı yollarla bir ülkeye girmiş ise, geldiği ülkeye geri iadesi ya da sınır dışı edilmesi halinde o kişinin yaşama hakkı tehdit altında olacak ise, ya da işkence veya kötü muameleye maruz kalacak ise, geri iade veya sınırdışı işleminin uygulanmaması gerekir.
d. Bedensel ceza ve ölüm cezası uygulanmamalıdır.
e. Kişilerin insanlıkdışı koşullarda yaşamaya zorlanmaması gereklidir.

Öte yandan bir muamele veya cezanın 3. maddenin yasak kapsamına girdiğini kabul edebilmek için, acı veya ıstırabın ‘asgari ağırlık düzeyine ulaşması’ gerekir. Örneğin bakımsız binalarda sevimsiz ve sıkıcı koşullarda zorunlu ikamete tabi tutulma, mesleki disiplin cezası verilmesini gibi şikayetleri Mahkeme Sözleşme’nin 3. maddesine giren asgari ağırlıkta bir muamele veya ceza olarak görmemiştir.

İşkence, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele ve İnsanlık Dışı veya
Aşağılayıcı Ceza Kavramları

İşkence, en ağır kötü muameledir. Bir kimseyi bir suç işlediğine dair itiraf ettirmek, cezalandırmak, gözdağı vermek, zorlamak ya da ondan bilgi elde etmek amacıyla fiziksel veya ruhsal olarak ağır acı veya ıstırap veren herhangi bir eyleme işkence denir. İnsanlık dışı muamele ya aşağılayıcı muamele ise, çok ağır olmasa da fiziksel yaralamaya ya da yoğun bir fiziksel veya ruhsal acı veya ıstıraba sebebiyet veren bir davranıştır. Kişinin başka kişilerin gözünde aşağılandığı davranışlar da aşağılayıcı muamele oluşturlar.
Yargı organları tarafından verilen cezaların hemen hepsinde kaçınılmaz olarak bir aşağılama unsuru bulunduğu için, bir cezanın kategorik olarak Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olduğu sonucuna varmak anlamsız olur. Bir cezanın ‘insanlık dışı ceza’ veya ‘aşağılayıcı ceza’ olarak nitelenebilmesi için, her halükarda verilen cezadaki utandırma ve ıstırabın, meşru bir ceza biçiminde kaçınılmaz olarak var olan utandırma ve ıstırabın ötesine geçmesi gerekir. Niteliği itibarıyla kişinin bedensel bütünlüğüne yönelik bütün cezalar insanlık dışı veya aşağılayıcıdır.
Bir cezanın ‘insanlık dışı’ olması ile ‘aşağılayıcı’ olmasındaki fark, kişiye verilen ıstırabın yoğunluğundan kaynaklanır. Aşağılayıcı bir cezanın varlığı için, mağdurun başkalarının gözünde olmasa bile kendi gözünde aşağılanması da yeterlidir.

Kölelik ve Zorla Çalıştırma Yasağı (Madde 4)
Buna göre, “hiç kimse kul ya da köle olarak tutulamaz”, “hiç kimse zorla çalıştırılamaz veya zorunlu çalışmaya tabi tutulamaz”.
Bu madde, kölelik veya zorla çalıştırma yasağı kapsamına girmeyen durumları da belirlemiştir. Aşağıdaki durumlarda sunulan hizmetler ve işler bu madde tarafından yasaklanmamıştır:
a. Bir kimsenin tutulu bulunduğu sırada veya şartlı tahliyeden faydalandığı süre içinde kendisinden yapması istenen olağan bir iş,
b. Askeri nitelikte bir hizmet veya inanç nedeniyle askeri hizmetlere katılmama hakkının tanındığı ülkelerde zorunlu askeri hizmet yerine yüklenen başka bir hizmet;
c. Toplumun yaşamını veya huzurunu tehdit eden olağanüstü bir durum veya bir felaket halinde yüklenen bir hizmet;
d. Normal yurttaşlık yükümlülüklerinin bir parçasını oluşturan bir iş veya hizmet.
Sözleşme’nin 4. maddesi ile ilgili davalar çok nadiren Mahkeme önüne getirilmektedir. Bu nedenle, bu maddenin kapsamı konusunda Mahkeme’nin kararları azdır. Sözleşme’nin 4. maddesi bakımından sorun yaratabilecek durumlar şunlar olabilir:
Çok zor koşullar altında, boğaz tokluğuna, her türlü sosyal güvenceden yoksun olarak bir kişinin çalıştırılması; kişinin bir işi kendi iradesine aykırı olarak yapması ve işi yapma yükümlülüğünün ‘haksız’ veya ‘baskıcı’ olması veya yapılmasının katlanılmaz sıkıntılara yol açması veya insan ticareti.

Özgürlük ve Güvenlik Hakkı (Madde 5)
Bu madde, kişinin keyfi olarak devlet organları tarafından özgürlüğünden mahrum bırakılmamasını güvence altına alır. Bu madde ayrıca, eğer bir kişi, yasalara uygun olarak özgürlüğünden mahrum bırakılmış ise, başka bir ifadeyle tutulu durumda ise, bu durumda yararlanması gereken hakları düzenler. Kişi özgürlüğünden ‘herkes’ yararlanır.

Özgürlükten Yoksun Bırakma Nedir?
klasik biçimi, kişiyi kilit altında tutmaktır. Gözaltına alınıp nezarethanede tutulan, tutuklanıp veya hapis cezasına mahkûm edilip cezaevinde hapsedilen kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarına dair bir kuşku yoktur. Ancak ‘gözaltı’, ‘tutuklama’ ‘hapis cezası’, ‘gözlem altına alma’ gibi hukuki kavramlar, bütün özgürlükten yoksun bırakma hallerini kapsamazlar; bir kimse, böyle bir tutma kararı olmaksızın ve hatta her hangi bir tutma kararı alınmaksızın fiilen özgürlüğünden yoksun bırakılmış da olabilir.

Özgürlükten Yoksun Bırakma Şartları
Ancak kişi özgürlüğü mutlak bir hak değildir. Bu hak kısıtlanabilir ve bu hakkın kullanılması olağanüstü hallerde askıya alınabilir. Fakat her ne olursa olsun, kişi özgürlüğüne her müdahale hukuka, hukukun öngördüğü usule uygun olmalı ve Sözleşme’de gösterilen sebeplere dayanmalıdır. Bu sebepler Sözleşme’nin 5 (1) (a-f) bentlerinde yer almaktadır ve şunlardır:
a. Hükümlünün hapsedilmesi Sözleşme’nin 5 (1) (a) bendi, ‘bir kimsenin yetkili mahkemenin mahkûmiyet kararından sonra hukuka uygun olarak tutulması (hapsedilmesi)’, hükmünü içermektedir.
b. Yükümlülük nedeniyle tutulma Sözleşme’nin 5 (1) (b) bendi iki hüküm içermektedir: ‘bir kimsenin mahkemenin hukuka uygun bir kararına uymaması nedeniyle’ tutulması ve ‘hukukun öngördüğü bir yükümlülüğü yerine getirmesini sağlamak için’ tutulması.
c. Suç şüphelisinin tutulması
Sözleşme’nin 5 (1) (c) bendi ulusal makamlara, sadece ceza yargılaması amacıyla şu üç durumda bir kimseyi yakalama veya gözaltına alma, gözaltında tutma veya tutuklama gibi işlemlerle özgürlükten yoksun bırakma imkânı vermektedir.
1- kişinin ‘suç işlediğinden makul kuşku duyulması üzerine tutulması’;
2-‘suç işlemesini engellemek için tutmayı gerektiren makul nedenlerin bulunması halinde tutulması’;
3-‘suç işledikten sonra kaçmasını önlemek için tutmayı gerektiren makul nedenlerin bulunması halinde tutulması’dır.

  1. Küçüğün tutulması Sözleşme’nin 5 (1) (d) bendi, küçüklerin iki durumda tutulmalarına izin vermektedir. ‘Küçüğün eğitim altında ıslahının sağlanması amacıyla’ tutulması ve ‘yetkili kanuni makam önüne çıkarmak amacıyla’ tutulması. Küçüklerin belirli sebeplerle tutulmalarını öngören bu bent, gereğinde, diğer bentlerin küçüklere uygulanmasını engellemez. Küçük terimi, 18 yaşının doldurmamış olanları kapsar.
    e. Hasta, bağımlı veya serserinin tutulması Sözleşme’nin 5 (1) (e) bendi, ‘bulaşıcı hastalık taşıyanlar’, ‘akıl zayıflığı/hastalığı bulunanlar’, alkolikler’, uyuşturucu bağımlısı olanlar’ ve ‘serseriler’ gibi, farklı kategorilerdeki insanların bu bentte aranan koşullar gerçekleştiğinde, koruma amacıyla tutulmalarına izin vermektedir. Bu bende geçen kişilerin özgürlükten yoksun bırakılmalarına imkân verilmesinin başlıca nedeni, kişilerin sadece toplumun güvenliğine karşı tehlike oluşturmaları değil ama aynı zamanda tutulmalarının kendi menfaatlerine de uygun olmasıdır.
    f. Sınırdışı edileceklerin tutulması
    Sözleşme’nin 5 (1) (f) bendi, kişinin “ülkeye izinsiz girmek isteyen bir kimsenin girişinin önlenmesi veya hakkında sınır dışı etme veya geri verme kararı alınan kişinin sınırdışı edilmesi veya geri verilmesi için hukuka uygun olarak gözaltına alınması veya tutulması”na imkân tanımaktadır.

Özgürlüğünden Yoksun Bırakılanların Hakları
Özgürlüğünden yoksun bırakılanlar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkralarında düzenlenen haklara sahiptirler. Bu haklar şunlardır:
a. Tutma nedenleri hakkında bilgilendirilme hakkı,
b. Derhal yargıç önüne çıkarılma hakkı ve tutuklunun makul sürede salıverilme hakkı,
c. Özgürlükten yoksun bırakma tedbirine karşı başvurma hakkı,
d. Kişi özgürlüğüne aykırı tutma nedeniyle tazminat hakkı.

Adil Yargılanma Hakkı (Madde 6)
Adil yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik toplumun temel değerlerini yansıtan bir haklar ve ilkeler bütünüdür.

  1. Madde Hangi Yargılama Usullerine Uygulanabilmektedir?
    Sözleşme’nin 6. maddesi ancak, konusu ‘kişisel hak veya yükümlülüklerle ilgili bir uyuşmazlık söz konusu olduğunda ya da kişi ‘bir suç isnadı’ ile karşı karşıya kaldığı durumda uygulanabilir. Mahkeme’ye göre bu kavramlar Sözleşme’nin özerk kavramlarındandır.
    Sözleşme’nin 6. maddesi her uyuşmazlık veya davaya uygulanmaz. Örneğin ceza hukuku davalarında bu haktan sadece “sanık” yararlanır; mağdurun veya şikâyetçinin bu haktan yararlanması ilke olarak mümkün değildir.

Bağımsız ve Tarafsız Yargı Yerinde Yargılanma Hakkı Bir yargı yerinin ‘bağımsız’ olup olmadığını belirlemek için, diğer sebeplerin yanında, bu yargı yeri üyelerinin nasıl atandığına ve çalışma sürelerine, dışarıdan gelecek baskılara karşı güvencelerinin olup olmadığına ve bu organın bağımsız bir görünüm verip vermediğine bakılır.
Tarafsızlık, bir konuda önyargı sahibi olmamak ya da taraf olmamak anlaşılsa da, 6. madde bakımından iki açıdan değerlendirilir. İlk olarak, bir yargıç öznel olarak iç dünyasında dava ile ilgili kişisel önyargılardan arınmış olmalıdır. İkinci olarak, bir yargı yeri nesnel olarak da tarafsız olmalıdır. Nesnel tarafsızlık, mahkemelere meşru sayılabilecek her türlü şüpheden kendini uzak tutacak yeterli güvenceler sunulmasıdır. Bağımsızlık ve nesnel tarafsızlık kavramları birbirleriyle çok yakından ilgili olup, Mahkeme bunları birlikte inceler. Buna karşılık her yargıcın, aksi kanıtlanana kadar, bir davada öznel anlamda tarafsız davranacağı var sayılır. Fakat bu değerlendirmede sadece öznel bir değerlendirme yapmakla yetinilmez; verilen görüntü de önemlidir.

Makul Sürede Yargılanma Hakkı
Yargılama süresinin makul olup olmadığı konusu dört ölçüte bakılarak değerlendirilir.
a. İlk olarak, davada ortaya çıkan maddi ve hukuki sorunların karmaşıklığına bakılır.
b. İkinci olarak ise, başvurucuların tutumları değerlendirilir.
c. Ancak makul süreyi değerlendirirken Mahkeme’nin en çok önem verdiği konu yetkili makamların tutumudur.
d. Dördüncü değerlendirme ölçütü ise, başvurucu bakımından dava konusunun önemidir.
Yargılanan kişi eğer tutuklu ise, yargılamanın süresi konusu sanık için daha büyük bir önem kazanır. Ayrıca küçüklerle, çalışanlarla, bedensel zararlarla ilgili davalarda makul süreyi sağlamak için yargı organları daha özenli olmalıdır.

Adil Yargılanma Hakkının Unsurları
Adil yargılanma hakkı, adil bir karara ulaşma hakkı anlamına gelmez.
uygulamada tarafların mahkeme önünde eşit muamele gördüğü ve görüşlerinin dinlendiği çelişmeli yargılama olarak gerçekleşmektedir. Bu nedenle, Mahkeme ceza yargılaması ile ilgili bir başvuruda Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varabilir. Ancak bu sonuç, iç hukukta mahkûm olan başvurucunun suçlu olmadığı ya da suçlu olduğu anlamına gelmez. Bu sadece, o başvurucunun iç hukukta 6. maddede tanınan haklarından bir veya birden fazla hakkının ihlal edildiği anlamına gelir.
Adil yargılanma hakkının iki temel öğesi, kanıtların kabulü ve değerlendirilmesi konusunda Mahkeme’nin belirlediği ilkeler ve silahların eşitliği ilkesi ile bu ilkeyi tamamlayan çekişmeli yargılama ilkesidir.
Adil yargılanma hakkının içinde yer alan usul güvencelerinden en önemlisi, silahlarda eşitlik ilkesidir.
Mahkeme silahlarda eşitlik ilkesini şöyle tanımlar: Geniş anlamda adil yargılanma hakkının bir öğesi olan silahlarda eşitlik ilkesi, taraflardan her birine, diğer taraf karşısında açıkça zayıf bir duruma düşürülmediği koşullar altında, davasını savunabilmesi için makul bir fırsat verilmesi anlamına gelir. Adil yargılanma hakkının içinde yer alan haklardan diğeri ve silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı diğer bir hak ise, çekişmeli yargılanma hakkıdır. Çekişmeli yargılama ilkesinin anlamı, bir hukuk ya da ceza davasında, tüm taraflara mahkemenin kararını etkilemek amacıyla, ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından bile olsa, gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler ilgili bilgiye sahip olması ve bunlarla ilgili görüş bildirebilme hakkının tanınmasıdır.
Ceza Hukuku Alanında Masum Sayılma Hakkı “bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır”. Bu madde masumiyet karinesini güvence altına almaktadır.
Asgari Sanık Hakları
Bu fıkranın altındaki beş bentte gösterilen hakların, 6 (1). fıkrasındaki adil muhakeme hakkının özel yönlerini oluştururlar ve sadece ceza davalarında, gerekirse 6 (1). fıkrası ile birlikte uygulanır.
a. Sanığı, kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar etmek gereklidir.
b. Savunma için sanığa yeterli zaman ve kolaylık tanınmış olmalıdır.
c. Sanığa kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek hakkı tanınmış olmalıdır.
d. Sanığa iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek hakkı tanınmış olmalıdır.
e. Sanığa mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak hakkı tanınmış olmalıdır.
Kanunsuz Suç ve Ceza Olmaz İlkesi (Madde 7)
Bu ilkeye göre, “hiç kimse işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir fiil veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz”. Ayrıca, “hiç kimseye suçu işlediği zaman verilebilecek olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez”. Bu çerçevede, mevcut olan suçların kapsamının genişletilmesini yasakladığı gibi, örneğin kıyas gibi bir yöntemle, sanık aleyhine ceza kuralının genişletici yorumunu da yasaklar. Bunun anlamı, suçun yasa tarafından açıklıkla tanımlanmasının gerekli olmasıdır.
İnsanlık aleyhine suçların zamanaşımına uğramaması kuralı ilk olarak 8 Ağustos 1945 tarihli Nuremberg uluslararası mahkemesi statüsünde ifade bulmuştur. 7. maddenin ikinci fıkrası II. Dünya Savaşının neticelenmesinden sonra son derece istisnai koşullarında kabul edilen ve özellikle savaş suçlarının cezalandırılmasını amaçlayan yasaları herhangi bir şekilde etkilememektedir. Bu fıkraya göre, 7. madde, “işlendiği zaman uygar uluslar tarafından tanınan genel hukuk ilkelerine göre suç sayılan bir eylem veya ihmalden suçlu bulunan bir kimsenin yargılanmasına ve cezalandırılmasına engel değildir

Özel Hayatın ve Aile Hayatının Korunması Hakkı (Madde 8)
“herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir”. Bu maddeye göre, kamu makamları kişinin özel hayatına, aile hayatına, konut dokunulmazlığına ve haberleşmesine saygı gösterilmesini sağlamakla yükümlüdürler.

Özel Hayat Kavramı

Kamu alanı ile özel alan arasındaki sınır, bir durumdan diğerine değişir. Ancak, bu kavramı bireyin kendi özel hayatını istediği gibi yaşayabileceği bir “iç alan” ile kısıtlamak ve bu alandan söz konusu alanın içinde olmayan dış dünyayı
olduğu gibi hariç tutmak aşırı kısıtlayıcı olur. Özel hayat hakkı, belirli bir düzeye kadar başka insanlarla ilişkiler kurmayı ve bu ilişkileri devam ettirmeyi de içerir. Ayrıca insanların birçoğunun dış dünyayla ilişki kurma fırsatı önemli ölçüde, hatta belki de çoğunlukla iş hayatı sırasında ortaya çıktığına göre, “özel
hayat” kavramından, mesleki veya iş dünyasıyla ilgili faaliyetleri hariç tutmak da bazen zorlama olmaktadır.
Aşağıdaki ilişki biçimleri özel hayat kapsamına ilke olarak girer kabul edilebilir
a. Koruyucu ebeveynler ve baktıkları çocuklar arasındaki ilişkiler;
b. Henüz evli olmayan taraflar arasındaki ilişkiler;
c. Bir bireyin cinsel hayatı ve bir bireyin cinsel kimliğini belirleme ve benimseme tercihi;
d. Kamu makamları tarafından bir birey hakkında bilgi toplanması;
e. Bir bireyin adı, cinsel kimliği;
f. Kişilerin izlenmesi;
g. Zorunlu tıbbi tedavi.

Aile Hayatı Kavramı

Aile hayatı kavramı hızlı bir evrim yaşanmıştır ve bu kavram, sosyal ve yasal değişiklikleri göz önünde bulunduracak biçimde gelişmeye devam etmektedir. Bu nedenle özel hayat konusunda olduğu gibi, modern aile düzenlerinin çeşitliliğini, boşanmanın sonuçlarını ve tıbbi gelişmeleri göz önünde
bulundurarak, aile hayatının yorumuna karşı esnek bir yaklaşım benimsemek gereklidir. Hükümde kullanılan ifadeye göre aile hayatı, devletin keyfi müdahalesinden serbest bir biçimde, özgür olarak devam edebileceği, tamamen özel bir alanın içindedir. Ancak 8. madde evlenerek veya çocuk sahibi olma fırsatını elde ederek aile kurma hakkını içermemektedir.
Bir durumda aile hayatının var olup olmadığını belirlemek için ilgili taraflar arasında yakın kişisel bağlar olup olmadığına bakmak gereklidir. Evlilik kurumu söz konusu olduğunda aile hayatı kapsamına girdiği kuskusuzdur. Ancak evlilik sona erse ya de hiç meydana gelmemiş olsa da ebeveyn ile çocuk
arasındaki ilişkiler de aile hayatı kapsamına girer. Ayrıca çocuklar ve büyükanne ve büyükbabalar arasında, büyükanne ve büyükbabalar “aile hayatının önemli bir parçasını” oluşturdukları için aile hayatı vardır.

Düşünce, Vicdan ve Din Özgürlüğü (9. Madde)

“herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir.”, Sözleşme’ye Ek 1. Protokolün 2. maddesinin öngördüğü “ana ve babanın (…) eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama” hakkı ile tamamlanmıştır. Ayrıca Sözleşme’nin 14. maddesi din kaynaklı ayrımcılığı yasaklamıştır.

Özgürlüğün Kapsamı

Bu hak, ilk olarak bireysel vicdana ya kişilerin manevi iç dünyasına ilişkindir. Forum internum olarak nitelenen kişinin manevi iç dünyasını ilgilendiren boyutuyla bu hak dokunulmaz bir haktır ve herhangi bir sınırlamaya konu olamaz. Örneğin kişinin dini kanaatlerini açıklamama ya da dinini değiştirme
özgürlüğü, herhangi bir sınırlamaya konu olamaz. Kişinin dini veya felsefi inançlarının açığa vurmak zorunda bırakılmaması kuşkusuz kişinin manevi dünyasının korunmasının en önemli öğesidir.
Bu hakkın ikinci boyutu, te k başına veya toplum içinde, kapalı veya aleni olarak, dinini ya da inancını açıklama özgürlüğüdür. Sözleşme’nin 9. maddesi, kişinin dinini veya inancını hangi şekillerde dışa vurabileceğini sıralamaktadır; bunlar ibadet etme, öğretme, kabul edilen uygulamaları ve dini bir ritüeli yerine getirmedir. Bu özgürlüğün bu boyutuna “forum externum” denir. Başka bir anlatımla, din ve vicdan özgürlüğünün dışsal boyutu. İlk boyutundan farklı olarak bu alan mutlak değildir ve sınırlandırılabilir. 9. maddenin ikinci fıkrası bu sınırlamanın nasıl yapılabileceğini belirlemiştir.
Mahkeme içtihadında, Müslümanlık, Hıristiyanlık, Musevilik, Budizm gibi dinler ve Yehova Şahitliği, Moon Cemaati gibi yeni dinsel hareketler de din kavramı kapsamında değerlendirilir. Bir dinin sadece egemen yorumu değil, belirli bir azınlık tarafından benimsenen yorumları da 9. Maddeden yararlanacağına kuşku yoktur.
9. maddenin ilk fıkrasının ikinci cümlesi din veya inancını açıklama ya da açığa vurma özgürlüğünü kapsar. Bireyler “tek başına, topluca, açıkça veya özel bir tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama” özgürlüğüne sahiptirler. 9. maddenin ikinci fıkrası bu özgürlüğün sınırlama rejimini belirlemektedir.

İfade Özgürlüğü (Madde 10)

Bu özgürlük, demokratik toplumların ilerlemesi ve her bireyin gelişimi için temel koşullardan birisidir.
10. madde ilk olarak ifade özgürlüğünün üç unsurunu güvence altına alır:
a. Bilgi ve görüş sahibi olma özgürlüğü,
b. Bilgi ve görüşlere ulaşma özgürlüğü,
c. Bilgi ve görüşünü açıklama özgürlüğü.
Bu özgürlükler serbestçe, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlardan bağımsız olarak kullanılabilmelidir.
Bilgi ve görüşlere ulaşma ve açıklama özgürlüğünün en önemli unsurların birisi kuşkusuz basın özgürlüğüdür. Bu özgürlük halka siyasi liderlerin fikir ve tavırlarını yorumlama ve bu konularda bir fikir oluşturma açısından en iyi araçlardan birini sunmaktadır. Bu nedenle, basın özgürlüğünü de içeren siyasi
tartışma özgürlüğü demokratik bir toplum düşüncesinin tam merkezinde yer almaktadır. Bu çerçevede basının kamuoyunu ilgilendiren konularda görüş ve bilgileri ortaya koyması ve kamuoyunun bilgi alma hakkını hayata geçirmesi rolü vardır. İfade özgürlüğü, basın özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda
kamu makamlarına fazla yetki verilmesine müsait değildir.
10. madde ayrıca sanat ve bilim özgürlüğüne de güvence altına alır.
10. maddenin koruduğu “ifade” yazılı ya da sözel kelimelerle sınırlı değildir; bir fikir ifade etmeyi ya da bir bilgi sunmayı amaçlayan resimleri, görüntüleri ya da eylemleri de kapsar.
İfade Özgürlüğünün Sınırlandırılması

Eğer bu özgürlüğe kamu makamına atfedilebilecek bir müdahale ya da sınırlama varsa, bu sınırlama rejimi üç temel koşulu yerine getirmelidir: Bu sınırlama bir “yasayla öngörülmüş” olmalı ve ancak 10. maddenin 2. fıkrasında sınırlı sayıda sayılan meşru bir sınırlama amacına dayalı olmalıdır. Nihayet bu sınırlama ya da müdahale, “demokratik bir toplumda zorunlu” bir tedbir mahiyetinde olmalıdır.
Mahkeme içtihatlarında üç tarz düşüncenin ifade özgürlüğünden Yararlanmadığı görülmektedir:
a. Şiddet çağrısı içeren ifadeler,
b. Nefret söylemi niteliğinde ifadeler, ve nihayet,
c. İnsanlık aleyhine işlenmiş suçları inkâr eden ifadeler.
Bu çerçevede, ulusal güvenlik, kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi, ahlakın, başkalarının şöhreti ve hakları, yargı gücünün otoritesi ve tarafsızlığının korunması gibi meşru amaçlarla ifade özgürlüğü sınırlandırılabilir.
İfade özgürlüğü sadece şiddet çağrısı içeren ifadeler, nefret söylemi
niteliğinde ifadeler ve nihayet insanlık aleyhi ne işlenmiş suçları inkâr eden ifadeleri korumaz. Bu tarz ifadeler dışında bütün ifadeler 10. maddenin korumasından yararlanır.
Toplanma ve Örgütlenme Özgürlüğü (Madde 11)

Kamu makamları, hem bu özgürlüğü kullanan kişilere dönük bu özgürlüğü sınırlandıran aşırı müdahalelerde bulunmamalı, hem de bu özgürlüğün pratikte etkili bir tarzda kullanımı için gerekli tedbirleri almalıdır.
Toplantı Özgürlüğü

Toplantı, birden çok kişinin görüşlerini açıklamak için özel konutlarda veya halka açık yerlerde bir araya gelmesi olarak tanımlanabilir. O halde toplantı özgürlüğü, halka açık yerlerde gösteri yürüyüşü yapma hakkını da kapsar. Ancak sokakta yapılan bu gösterinin çevreye zarar vermeden gerçekleşmesini
sağlamak için kamu makamlarının önlem alması gerebilir. Bu nedenle, bu tarz gösterilerin bir ön bildirim koşuluna bağlanması, 11. maddeye aykırılık oluşturmaz.
Elbette toplantı özgürlüğü, sadece barışçıl gösteri hakkını içerir. Kişilerin şiddete başvurdukları durumda, kamu makamlarının bu gösteri veya toplantıya müdahale etmeleri 11. maddeye aykırılık oluşturmaz.

Örgütlenme Özgürlüğü

Örgütlenme özgürlüğü, birden fazla kişinin belirli bir amaç için bir araya gelmesini ifade etmektedir.Sözleşme’nin 8., 9., 10. ve 11. Maddelerinde Öngörülen Hak ve
Özgürlüklerin Sınırlandırılmasında Ortak Kriterler
Sözleşme’nin 8., 9., 10. ve 11. maddeleri sınırsız hak ve özgürlükler öngörmemektedir öncelikle her sınırlama veya müdahale kanunla öngörülmüş olmalıdır. Kanunla öngörülmüş olma koşulu, daha genel anlamda “hukuken öngörülebilir olma” olarak tanımlanmaktadır. Bazen bir müdahale bir kanuna dayanabilir; ama o kanun eğer kamu makamlarına sınırları belirsiz, keyfi kullanıma yol açabilecek bir yetki veriyorsa, bu kritere uygunluktan söz edilemez.
O halde “hukuken öngörülebilir olma” koşulu, ancak sıradan bir kişinin gerekirse bir hukuk adamına danışarak öngörebileceği açıklıkta olmalıdır.
Sözleşme’nin 8., 9., 10. ve 11. maddelerinin ikinci fıkraları “kamu düzeni”, “suçun önlenmesi”, “başkalarının hak ve özgürlükleri”, “ahlak”, “sağlık” gibi müdahalelerin izlemesi gereken amaçları saymıştır. Kamu makamlarının bu hak ve özgürlüklere müdahalesi ancak bu amaçları gerçekleştirmeyi
hedefliyor ise, meşru kabul edilebilir.

Mahkeme, yukarıda sözü edilen haklardan birinin kullanılmasına kamu makamları tarafından yapılan müdahaleyi incelemesi gerektiğinde, her zaman üç aşamalı bir analiz yapmaktadır. Eğer devlet tarafından bir “müdahale” yapılmış ise, Mahkeme sırasıyla üç soruya yanıt aramaktadır:
• Müdahale yeterince erişilebilir ve öngörülebilir bir “hukuk”a göre mi yapılmıştır?
• Eğer öyle ise, müdahale sınırlı sayıda gösterilen “meşru amaçlar”dan en azından birini izlemekte midir? (meşru amaçlar listesi maddeye göre biraz değişmektedir).
• Eğer öyle ise, müdahale bu amacı gerçekleştirmek için “demokratik bir toplumda gerekli” midir?
Bu üç sorunun da yanıtı olumlu ise, müdahale Sözleşme’ye uygun kabul edilir. Eğer uygun değilse, ihlal sonucuna varılır. Mahkeme üçüncü sorunun incelenmesi sırasında devletin takdir alanını dikkate almaktadır; takdir alanının genişliği büyük ölçüde korunan hakkın niteliğine, müdahalenin niteliğine ve
olayın içinde bulunduğu koşullara göre değişir.
Evlenme ve Aile Kurma Hakkı (Madde 12)
Buna göre, “evlenme çağına gelen erkek ve kadın, bu hakkın kullanılmasını düzenleyen ulusal yasalar çerçevesinde evlenmek ve bir aile kurmak hakkına sahiptir.” Bu hak sadece farklı cinsiyetler arasında evlilik kurumunu kapsamaktadır. 12. maddesi boşanma hakkını güvence altına almamaktadır.

Etkili Başvuru Hakkı (Madde 13)

Bu madde, ancak Sözleşme’de hakları düzenleyen başka bir madde ile birlikte ileri sürülebilir. Bu koşul, 13. maddeden yararlanabilmek için söz konusu hakkın ihlal edilmiş olması gerekir şeklinde anlaşılmamalıdır. Söz konusu hak ihlal edilse de edilmese de eğer bir kişinin şikâyeti “savunulabilir” bir şikâyet ise, başka bir anlatımla, somut olaylara ve gerekçelere dayalı bir şikayet ise, 13. Maddedeki haklarından yararlanır.
Bu madde, Sözleşme’ye taraf devletleri, iç hukukta Sözleşme ve ek Protokollere yönelik ihlalin saptanacağı başvuru yollarını öngörmekle yükümlü tutmaktadır. Bununla birlikte, iç hukukta bu şikâyetin hangi yolla güvence altına alınacağı ilgili devletlerin takdirine bırakılmıştır.
Ayrımcılık Yasağı (Madde 14)
Ayrımcılık yasağı, Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma bakımından özellikle cins, ırk, renk, din, dil, siyasi veya diğer görüşler, etnik köken, servet ve benzeri herhangi bir nedenle hiçbir ayrıma tabi tutulmamayı ifade etmektedir.
14. maddeye göre, “bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

Sözleşme’nin 13. ve 14. maddeleri tek başına bir anlam ifade etmez.
Sözleşme’nin somut bir hakkı güvence altına alan diğer bir maddesiyle ile birlikte değerlendirmek gereklidir.

Mülkiyet Hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 1)

Sözleşme’ye ek 1 No’lu Protokolün ilk maddesinin birinci fıkrasına göre, “her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.” Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, “yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez”.
Mülkiyete saygı hakkından anlaşılan, mülkiyet hakkına yönelik hemen hemen bütün müdahalelerdir.

Mülkiyet Hakkının Kapsamı

1 No’lu Protokolün birinci maddesi, birbirine bağlı üç kural içermektedir:
a. Mülkiyete saygı hakkı (maddenin ilk cümlesi),
b. Mülkiyetten mahrum bırakmanın koşulları (maddenin ikinci cümlesi),
c. Mülkiyet hakkından yararlanmanın sınırlandırılması (maddenin ikinci fıkrası).
1 No’lu Protokolün 1. maddesinin birinci kuralı diğer kuralların uygulanamadığı bütün durumlarda uygulanan kuraldır. Örnek olarak sanatsal değeri yüksek olan bir tablonun önalım hakkına dayanarak bir kamu makamı tarafından alınması ilk kural kapsamında incelenmektedir. Buna karşılık, kamulaştırma veya elkoyma gibi kişiyi mülkünden mahrum bırakan işlemler ikinci kural başlığı altında
değerlendirilmektedir. Üçüncü kural ise, kişinin mülkiyetini kaybetmediği; ancak bir mülkün kullanılmasının kamu makamlarının müdahalesi ile sınırlandığı durumlarda uygulanmaktadır. Bu tarz müdahalelerin en belirgin örneği, imar kısıtlamalarıdır. Bazı durumlarda bu kısıtlamalar, kişinin mülkiyet hakkını ciddi ölçüde zedeleyici olabilir.

Eğitim Hakkı, (1 No’lu Protokol, Madde 2)

1 No’lu Protokolün 2. maddesine göre, “hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir”.
Görüldüğü gibi bu madde birbirinden farklı iki hakkı içermektedir:
a. Eğitim hakkı,
b. Ebeveynin dini ve felsefi inançlarına aykırı olmayan bir eğitim hakkı.

Eğitim Hakkı Nedir?

Eğitim hakkı, devlete belirli tür ve düzeyde eğitim kurumu oluşturmak ve herkese bu kurumlarda eğitim yaptırmak gibi genel bir yükümlülük getiren bir düzenleme değildir. Bu hak, eğer bir eğitim kurumu kurulmuş ise, bu okullarda eğitim görme, bunlara devam etme ve bu kurumlardan mezun olma hakkını
içermektedir.

Ebeveynin İnancına Aykırı Olmayan Eğitim Hakkı Nedir?

temelde eğitimde çoğulculuğu güvence altına almakta, eğitim kurumlarında bir dini inanç veya felsefi görüş yönünde sistematik telkini yasaklamaktadır. Bu nedenle, devletin ders programlarını hazırlarken ve eğitim ve öğretimle ilgili
görevini yerine getirirken bilgileri objektif, eleştirel ve çoğulcu bir yaklaşımla vermesi zorunludur.

Serbest Seçim Hakkı (1 No’lu Protokol, Madde 3)

1 No’lu Protokolün 3. maddesine göre, “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt ederler”. Bu madde makul aralıklarla, gizli oyla ve halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde yasama meclisi seçimlerinin düzenlenmesini güvence altına almaktadır. Her ne kadar seçim sisteminin belirlenmesinde ilgili devletin geniş bir takdir yetkisi bulunmakta ise de, bu hakkı keyfi olarak sınırlandıran düzenlemeler bu hükme aykırılık oluşturur.
Seçimlerin özgür ortamda olması, seçmenlerin belirli bir yönde oy kullanmak zorunda bırakılmaması ve meşru olmayan yöntemlerle belirli bir yöne sevk edilmemesi anlamına gelir. O halde, tek partili ya da tek adaylı seçim bu hükme aykırılık oluşturur. Diğer yandan halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak koşullar ifadesi, seçimler öncesinde adaylar arasında seçim koşulları bakımından eşitliğin sağlanmasını gerektirir.
1 No’lu Protokolün 3. maddesinin güvence altına aldığı hak, sadece yasama meclisi seçimleri için geçerlidir.
Bu madde sadece devlete seçimlere ilişkin bir yükümlülük getirmekle yetinmez; aynı zamanda kişilerin oy ve aday olma haklarını da güvence altına alır.

 

Benzer Yazılar:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir