İletişim sözlüğü-Sinema ve televizyon terimleri sözlüğü

SES VE GÖRÜNTÜDE

TEMEL KAVRAMLAR

SÖZLÜĞÜ

İletişim Sözlüğü
Sinema ve Televizyon Terimleri Sözlüğü

(*) Bu sözlük, Türk Dil Kurumunun yayınladığı yukarıdaki iki sözlükten derlenmiştir.

16 mm’ lik film : (Alm. Schmalfilm 16 mm,16 mm- Schmalfilm, 16-mm-Film, 16-mm-Format, 16-mm-Sch-malfilmformat; Fr. 16 mm, film de 16 mm, format 16 mm; İng. 16 mm (film)) : S. 1923’te piyasaya sürülen ve eni 16 mm olan film çeşidi. (Başlangıçta özenciler için hazırlanan bu film, sonradan tecimsel sinemada da kullanılmağa başlandı. Günümüzde belgesel filmde, eğitim, araştırma, işleyim alanında, 35 mm’ lik filmlerin küçültülmüş eşlemlerinde ve televizyonda en çok kullanılan dar film boyudur. 16 mm’ lik filmde 1 ayakta 40 resim, 1 m’ de 131,5 .resim vardır. çerçevesi 10,36×7,5 mm’ dir. Sessizlerde çift sıra delik, seslilerinde tek sıra delik bulunur. Her komşu resim arasına bir delik rastlar. Saniyede 16 resim (sessiz) ya da 24 resim (sesli) geçecek hızla çevrilir ve oynatılır. Optik ya da mıknatıslı ses yoluyla kullanılabilir).

16 mm‘ lik gösterici : (Alm. Schmalfilmprojektor For 16 mm; Fr. projecteur pour 16 mm, appareil de projection 16 mm (pour 16 mm), projecteur cinéma 16 mm; İng. 16 mm projector, substandard projector for 16 mm) : S. 16 mm’ lik filmlerin gösteriminde kullanılan gösterici çeşidi.

16 mm‘lik alıcı : (Alm. 16-mm-Aufnahmekamera; Fr. camera 16 mm, appareil de prise de vues pour 16 mm; İng. 16 mm camera) : S. 16 mm’lik filmle çalışan alıcı çeşidi.

17,5 mm‘ lik film : (Alm. 17,5-mm-Schmalfilm, 17,5-mm-Film, 17,5-mm-Format, 17,5-mm-Sch-malfilmformat, Schmalfilm 17,5 mm; Fr. 17,5 mm, film de 17,5 mm, format 17,5 mm; İng. 17,5 mm (film)) : S. 35 mm’ lik filmin ortadan, uzunlamasına bölünmesiyle elde edilen dar film çeşidi.

180° kuralı : (Fr. hides 180′; İng. rule of 180°, 180° rule, principle of the imaginary line, rule of the imaginary line) : S. Açı karşı açı ya da uç çekimlerinde, çekim değişirken, alıcının iki konu arasından geçtiği varsayılan çizginin öte yanına atlamaması, alıcının her vakit, çizginin bir yanındaki 180° likaçı içinde kalması kuralı. (Bu kurala uyulmadığı vakit ortaya bir uyuşumsuzluk çıkar, bir çekimde çerçevenin bir yanında görünen konu, öbür çekimde çerçevenin karşı yanına geçmiş görünür).

32 mm’lik film : (Alm. 32-mm-Film, 32-mm-Format; Fr. 32 mm, film de 32 mm, format 32 mm; İng. 32 mm film) : S. 32 mm genişliğinde bir film çeşidi. (Kendi başına kullanılmayan bu film, işlendikten ve basımdan sonra iki 16 mm’lik ya da dört 8 mm’lik kuşak oluşturacak biçimde delikler taşır).

35 mm‘lik gösterici : (Alm. Filmprojektor für 35 mm; Fr. projecteur pour 35 mm, appareil de projection 35 mm (pour 35 mm), projecteur cinema 35 mm; İng. 35 mm projector, standard projector for 35 mm) : S. 35 mm’lik filmlerin gösteriminde kullanılan gösterici çeşidi.

35 mm‘lik alıcı : (Alm. 35.mm-Aufnahmekamera; Fr. camera 35 mm, appareil de prise de vues pour 35 mm; İng. .35 mm camera) : S. 35 mm’lik filmle çalışan alıcı çeşidi.

35 mm‘lik eşlem : (Alm. 35-mm-Verleihkopie; Fr. copie d’exploitation en 35 mm; İng. 35 mm release print; Eski.T. 35 mm’lik kopya) : S. 35 mm’den daha küçük ya da daha büyük boydaki filmden çıkarılmış 35 mm’lik dağıtım eşlemi.

35 mm‘lik film : (Alm. 35-mm-Normalfilm, Film 35 mm, 35-mm-Format; Fr. 35 mm, film de 35 mm, format 35 mm; İng. 35 mm (film)) : S. 1889 yılında piyasaya sürülen, daha sonra ölçünleşen ve günümüze değin tecimsel sinemada en çok kullanılan film boyu. (35 mm’lik filmin iki yanında delikler sıralanır. Her resmin yüksekliğine dört delik düşer. 1 ayakta 16 resim, 1 m’de 52,6 resim vardır. çerçevesi 3:4 oranında 15,60×20,80 mm, 1:1,65 oranında 12,75×21 mm’dir. Saniyede 16 resim (sessiz) ya da 24 resim (sesli) geçecek hızla oynatılır. Optik’ya da mıknatıslı ses yoluyla kullanılabilir).

525 satır : (Alm. 525-Zei/eri-Norm; Fr. 525 lignes; İng. 525 lines) : TV. ABD’de Federal İletişim Kurulu’nca (FCC) konulan satır ölçünü. (Kuzey Amerika, Japonya ve Filipin’de kullanılan bu ölçünde her resim 525 satırdan oluşur, saniyede alan sayısı 60’tir).

625 satır : (Alm. 625-Zeilen-Norm; Fr. 625 lignes; İng. 625 lines) : TV. Uluslararası Radyo Danışma Kurulu’nca (CCIR) Avrupa ülkeleri için saptanan satır ölçünü. (Bu ölçünde her resim 625 satırdan oluşur, saniyede alan sayısı 5O’ dir).

70 mm’lik film : (Alm. 70-mm-Film, 70-mm-Format, Filmi70 mm; Fr. 70 mm, film de 70 mm, format 70 mm; İng. 70 mm (film), grandeur film) : S. Geniş,görüntülük işlemlerinde kullanılan filmlerin en büyük boyu. (ölçün filmin bir katı enindeki bu filmin iki yanında delikler bulunur. Kenar ile delikler ve delikler ile çerçeve arasındaki genişçe boşluklara mıknatıslı ses yolları girer).

8 mm‘lik alıcı : (Alm. 8-mm-Âufnahmekamera; Fr. caméra 8 mm, appareil de prise de vues pour 8 mm, camera pour 8 mm; İng. 8 mm camera; Eski.T. 8 mm’lik kamera) : S. 8 mm’lik filmle .çalışan alıcı çeşidi.

8 mm‘lik film : (Alm. Schmalfilm 8 mm, 8-mm-Schmal(film formet), 8-mm-Format, 8-mm-Film; Fr. 8 mm, film de 8 mm, format 8 mm; İng. 8-mm (film)) : S. 1932’de piyasaya sürülen, eni 8 mm olan film çeşidi. (özenci sinemasının daha önceki yaygın boyu olan 9,5 mm’lik filmin yerini kısa zamanda aldı. 1960’larda eğitim alanında da kullanılmaya başlandı. 1966’ya doğru büyük 8, bu boy filmin en büyük rakibi olarak ortaya çıktı. Büyük 8’den ayırmak için ölçün 8 mm’lik film de denir. 8 mm’lik filmin yalnız bir kenarı boyunca delikler sıralanır; her iki resim arasına bir delik düşer. 1 ayakta 80 resim, 1 m’de 263 resim vardır. çerçevesi 4,8×3,6 mm’dir. Mıknatıslı ses yolu da katılabilir. Dar filmlerin en ufağıdır).

8 mm‘lik gösterici : (Alm. Schmalfilmprojektor für 8 mm, 8- mm-Filmprojektor; Fr. projecteur (pour) 8 mm, appareil de projection (pour) 8 mm, projecteur (cinĞma) 8 mm; İng. 8 mm (film) projector, substandard projector for 8 mm; Eski.T. 8 mm’lik projeksiyon makinesi) : S. 8 mm’lik filmlerin gösteriminde kullanılan gösterici çeşidi.

8,75 mm‘lik film : (Alm. 8,75-mm-Film; Fr. film de 8,75 mm; İng. 8,75 mm film) : TV. Electronic Video Recording’te optik ya da elektronik kaynaktan gelen resimlerin, elektronik film saptayıcı yardımıyla üzerine aktarıldığı, özel yapıda, 8,75 mm.(yani 35 mm x 1/4) eninde deliksiz film.

819satır : (Alm. 819-Zeilen-Norm; Fr. 819 lignes; İng. 819lines) : TV. Fransa’nın 1948′-de benimsediği, bugün dünyada kullanılan en yüksek satır ölçünü, dolayısıyla en seçik görüntü.

A belgesi :  (Alm. ‘A’-Certificate, Jugendverbot für Kinder unter 16 Jahren; Fr. certificat ‘A’, autorisation pour adultes seulement, interdiction aux moins de 16 ans; İng. ‘A’ certificate) : S. İngiliz Denetleme Kurulu’nun, yanlarında velisi bulunmayan 16 yaşından küçüklere gösterilmesini yasakladığı filmlere verdiği belge (‘A’ = ‘adult’: ‘yetişkin’ kısaltmasıdır).

A filmi : (Alm. A-Film, ‘A-Picture’; Fr. film ‘A’; İng. ‘A’ picture) : S. Tecimsel sinemada, yapım giderleri, oyuncular, sanat ve emek yönünden ön sırada gelen uzun film.

: (Alm. Aufblenden!; Fr. ouvrez!; İng. fade up! FU!) : TV. Resim seçiciye, belli bir alıcının resmini ileten oluğun açılma düğmesini sıfırdan en yükseğe çevirmesi için verilen komut. Alıcıların sayısı eklenerek söylenir: ‘ikiyi aç!’, ‘üçü aç!’…

açı : (Alm. 1. Bildwinkel, Winkel, Aufnahmewinkel, Blickwinkel, Gesichtwinkel, Betrachtungswinkel, 2. Bildwinkel; Fr. 1, angle (de prise de vues), 2. angle visuel (optique); İng. 1. angle, camera angle, shooting angle, lens angle, angle of view (of a camera lens), taking angle, 2. angle of view, visual angle; Eski.T. 1. zaviye, kamera zaviyesi, 2. zaviye, görüş zaviyesi, bakış açısı) : S/ TV. 1. Bir alıcı merceğinin, dereceyle belirtilen görüş açısı. 2. Bir kimsenin, çevresindekileri seçiklikle görebildiği açı.

açı – karşı açı : (Alm. Schuss – Gegenschuss, hinüberblickt -entgegensetze Einstellungen; Fr. champ – contrechamp, plans croisés; İng. reverse (angle), matched shot, matching shot, shooting and reverse angle, shot – reaction shot, ping-pong shot (a.); Eski.T. plan – kontr plan) : S/ TV.Genellikle, karşı karşıya konuşan iki kişiyi sırayla göstermede kullanılan ve birbirinin karşıtı iki açıdan çevrilen iki ayrı çekimin ortaya çıkardığı durum.

açı çekimi : (Fr. plan d’angle; İng. angle shot; Eski.T. zaviye planı) : S/ TV. Alışılmamış bir açıdan çevrilen çekim.

açık hava aydınlatması : (Alm. Aussenbeleuchtung; Fr. éclairage eh extérieur; İng. exterior lighting) : S/TV. Açık hava koşulları içinde ayrı bir aydınlatma yöntemi gerektiren aydınlatma. İşlik aydınlatmasının karşıtı.

açık yayın : (Alm. öffentliches Fernsehen; Fr. télévision sur antenne; İng. open-circuit television; Eski.T. açık devre televizyonu) : TV. Verici dalgalıkla her yöne yayınlanan, uygun alıcı dalgalığı ve almaçla herkesçe izlenebilen yayın. Kapalı yayının karşıtı.

açıklama : (Alm. Kommentar, Sprechtext, Sprechertext, Filmtext; Fr. commentaire; İng. Commentary; Eski.T. izahat, komanter) : S. Bir filmin görüntülerini açıklamak amacıyla yapılan konuşma.

açıklama seslendirmesi : (Alm. Kommentaraufnahme; Fr. enregistrement du commentaire; İng. recording of commentary) : S. Açıklamanın ses yolu üzerine saptanması.

açıklama yazısı : (Alm. Einführungs-Text; Fr. texte introductif; İng. introductory text) : S/ TV. Bir filmin, bir televizyon izlencesinin başında yer alan ve bunlarla ilgili herhangi bir bilgi sunan yazı.

açıklayıcı : (Alm. Kommentator, Er-klarer, Filmberichterstatter; Fr. commentateur(-trice); İng. commentator) : S. Açıklamayı okuyan kimse.

açıklayıcı çekim : (Alm. erklärende Bildfolge; Fr. plan explicatif; İng. explanatory shot) : S/TV. Bir yapıtın belirli bir noktasını aydınlatmak amacıyla eklenen çekim.

açıklık : (Alm. Apertur, öffnung, Blendenöffnung; Fr. ouverture (d’objectif, mécanique, utile); İng. aperture, lens aperture (opening); Eski.T. derece-i vüsat, uvertür) : S/ 7Y. Alıcının önünde yer alan, mercekten geçerek film üzerine düşen ışık niceliğini düzenleyen delik.

açılama : (Fr. couvrir; İng. coverage, different camera set-ups) : S/ TV. Güç bir bölümün çevrilmesinde işi sağlama bağlamak amacıyla, bu bölümün akla gelebilecek bütün değişik açılardan saptanması.

açılma : (Alm. 1. Aufblende, Aufblendung, Leucht-Blendung, Einblendung, Eröffnungsblende. 2. weiche Einblendung, Aufblende, Aufblendung; Fr. 1. ouverture en fondu, fondu au blanc (â l’ouverture). 2. apparition graduelle; İng. 1. fade-in (shot, light). 2. fade-up, fading up; Eski.T. 1. açılma dissolvens, dissolvens, açık, fondu açık. 2. açma) : S. 1. Bir çekimin karanlıkta başlayıp gittikçe aydınlanarak görüntülerin belirmesine dayanan noktalama çeşidi.. Kararmanın karşıtı. TV. 2. Aynı sonucun televizyonda sağlananı.

açılma- kararma : (Alm. Auf- und Abblendung; Fr. fondu (combiné â l’ouverture et a la fermeture); İng. fade; Eski.T. fondu dissolvens) : S/ TV. Bir çekimin yavaş yavaş karanlıktan aydınlığa çıkıp görüntülerin belirmesi ya da bunun tersine, görüntülerin yavaş yavaş kararıp yitmesi, bu iki durumun birbirini izlemesi.

açındırma : (Alm. Entwicklung, Filmentwicklung; Fr. développement; İng. development, developing; Eski.T. developman, izhar, yıkama) : S. Alıcıda kullanılan boş film üzerindeki gizli görüntüyü görülebilir biçime sokmak amacıyla filmi kimyasal işlemden geçirme.

açındırma kılavuzu : (Alm. Entwicklungsvorspann; Fr. amorce développeuse; İng. machine leader) : S. Sürekli açındırma aygıtında filmin başına eklenen sert, sağlam kılavuz.

açma : (Alm. Einblendung, Toneinblendung; Fr. ouverture (de la voie son); İng. fade up) : S/ TV. Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü artırma. Kısmanın karşıtı.

ad : (Alm. 1. Haupttitel, 2. Programmstitel, Titel der Sendung, Sendungstitel; Fr. 1. titre du film, titre principal, 2. titre de rémission (de programme); İng. 1. main title, 2. programme (ABD: program) title; Eski.T. 1. isim, filmin ismi, 2. isim, programın ismi, programın adı) : S. 1. Bir filme verilen ad ve bu adı yazılı olarak belirten görüntüler. TV. 2. Bir izlenceye verilen ad Ve bu adı belirten yazıların görüntüleri.

ad rolü : (Alm. Titelrollae; Fr. rôle-titre; İng. title role (character, part)) : S/TV. Bir filme ya da televizyon oyununa adını veren kişiyle ilgili rol.

ad yazdırımı : (Alm. Titelregistrierung, Filmtitelregistrierung; Fr. dépôt de titre; İng. title registration; Eski.T. işim tescili, isim kaydı) : S. Bir film adının, başkalarınca kullanılmasını önlemek, iyelik hakkını saptamak amacıyla, ilgili yere genellikle sinema kütüğüne- yazdırılması.

Add-A-Vision, Electronic Filming System : (Alm. Add-A-Vision; Fr. Add-A-Vision; İng. Add-A-Vision, Electronic Filming System, EFS) : S/ TV. Sinema ile televizyon alıcılarının birlikte kullanılarak görünçlüğün aynı anda hem film hem de mıknatıslı görüntü kuşağına saptanmasına dayanan işlem.

Agfa-Gevaert :(Alm. Agfa-Gevaert; Fr. Agfa-Gevaert; İng. Agfa-Gevaert) : S. Agfa ile Belçika’daki Gevaert ortaklığının, Agfa ile Gevacolor’u birleştirerek piyasaya sürdükleri renkli film. (Agfacolor ile Gevacolor şimdi bu adla kullanılmaktadır).

Agfacolor :(Alm. Agfacolor; Fr. Agfacolor; İng. Agfacolor) : S. Alman Agfa (Aktien-gesellschaft für Fotofabrikation) ortaklığınca 1940’larda 35 mm’lik filmler için ortaya konan katmalı, tek kuşak, renkli film işlemi; bu işlemde kullanılan filmin tecim adı. (Agfa’nın ABD’deki kolu bu işlemi Anscolor, Ansco Color adıyla piyasaya sürmüştür).

:(Fr. 1. circuit (de salles), cha-ine (de salles), 2. rĞseau (d’emetteurs, de television), chaine d’emetteurs de television; İng. 1. circuit, 2. network, television network, programme (ABD: program; Eski.T. 1. şebeke, zincir, 2. şebeke, televizyon şebekesi) : network, network of television stations, (ABD) system (of television stations), tr-tinsmission network, television transmission network] [Alm. 1. Verleihbezirke, Filmtheaterkreis, 2. Fernsehnetz, Fernsehleitungsnetz, Sendernetz, Sendergruppe, Sender-Kette] S. 1. Bir kentin, bir ülkenin tek elde toplanmış sinema salonlarının oluşturduğu bütün. TV. 2. Aynı televizyon kurumuna bağlı yaymaçların, vericilerin oluşturduğu bütün. 3. Bir ülkede birbirine eşeksenli kablolar ya da telsiz bağlantılı ara yayaçlarıyla bağlı olup, aynı anda aynı izlenceyi yayınlayan yayaçların tümü. 3. çeşitli ülkelerin, gerektiğinde, aynı izlenceyi yaymak amacıyla oluşturdukları bütün.

aile dizisi :(Alm. Familienserie; Fr. série pour les familles; İng. family series) : S/ TV. Ailenin tüm bireylerinin sakıncasızca izleyebilecekleri nitelikteki dizi.

aile filmi :(Alm. Familienfilm; Fr. film des familles; İng. family film) : S. Kişilerin kendi aile yaşamlarıyla ilgili olarak çevirdikleri özenci filmi (Türk sinema tüzesinde bu çeşit filmler denetleme dışıdır).

aile izlencesi :(Alm. Familiensprogramm; Fr. programme pour les families; İng. family programme (ABD: program), general audience programme; Eski.T. aile programı) : TV. Ailenin tüm bireylerine seslenebilen nitelikteki izlence.

Akademi kılavuzu :(Alm. Standardvorspann, ‘Academy Leader’; Fr. amorce de 1’Académie; İng. Academy leader, standard leader) : S. Piyasaya çıkarılan bütün makaralarda filmin baş ve sonlarında yer alan, filmin göstericiye takılmasını kolaylaştıran, gösterimci için bilgiler taşıyan kılavuz çeşidi.

akıcılık :(Alm. Fortsetzung; Fr. continuité; İng. continuity) : S, 1. Bir filmin bir çekiminden öbür çekimine geçişteki ustalık. Bu geçişte seyircinin dikkatini uyanık tutma, ilgisini sürdürme, herhangi bir kesiklik, atlama ya da karşıtlık duygusu uyandırmama özelliği. TV. 2. Bir izlencenin bölümlerini ya da birbirini izleyen değişik izlenceleri birbirine kesiksiz, uyuşumlu biçimde bağlama.

akıl defteri :(Alm. Neger, Teleprompter; Fr. téléprompteur, n&gre (a.); İng. Teleprompter, television prompter, prompter, prompting device, cue card, cue flipper, crib card, script roller, goof sheet, idiot card (a.), idiot board (a.), (ABD) idiot sheet (a.); Eski.T. telepromptır, otokö) : TV. Konuşmacılara yardımcı olmak amacıyla kullanılan, çok çeşitleri bulunan bir araç: Alıcının gerisindeki bir yere konan bu araç, genellikle, iri harflerle yazılı bir metni istenilen hızda döndüren bir silindirden oluşur. (‘Teleprompter’, bu aracın en yaygınının ayırmacıdır).

akım :(Alm. Elektrischer Strom, Strom; Fr. courant électrique; İng. electric current; Eski.T. cereyan-i elektriki, elektrik cereyanı, cereyan) : S/ TV. Bir iletken boyunca elektronların deviniminden oluşan durum.

akım yinelenimi :(Alm. Stromfrequenz; Fr. fréquence du courant; İng. current frequency; Eski.T. şebeke frekansı) : S/ TV. Herhangi bir kentte hizmete sunulan ve televizyondaki resim yineleniminin seçiminde etken olan dalgalı akımın yinelenimi.

akımtoplar :(Alm. Akku(mulator); Fr. accu(mulateur); İng. accumulator, strorage battery, battery; Eski.T. akü(mülatör)) : S/ TV. Elektrik akımı verilerek doldurulan, istenildiğinde ters yönde akım vererek, kimyasal erke biçiminde saklı bu erkeyi sınırlı bir süre için geri veren aygıt.

akkor :(Alm. Weisglühend; Fr. incandescent; İng. incandescent; Eski.T. nar-i beyza, müteşehhib) : S/ TV. Işık saçacak ölçüde ısıtılmış olan.

akkor ışık :(Alm. Weisglühlicht, Glühlicht; Fr. lumière â incandescence; İng. incandescent light; Eski.T. ziya-i nar-i beyza) : S/ TV. İşlik aydınlatılmasında kullanılan, maden telin akkor duruma geçinceye değin ısıtılmasından elde edilen ışık.

akkor ışıldak :(Alm. Glühlampe; Fr. lampe â incandescence, projecteur â incandescence; İng. incandescent lamp, incandescent tungsten lamp, inky, mini, midget) : S/ TV. Akkor ışık veren güçlü ışıldak.

aktarıcı :(Alm. Kleinsender, Füllsender, Ballempfänger, Ortssender, Ersatzsender, Relaisstation, Relaissender Relaisstelle, Verstärkeramt; Fr. réémetteur, émetteur de faible puissance, émetteur d’appoint, relais (de télévision), station d’amplification (réémettrice); İng. repeater (receiver), transposed low-power transmitter, stand-by transmitter, local transmitter, rebroadcast receiver, television transposer, television translator, relay station (transmitter), rebroadcast transmitter, booster station; Eski.T. yardımcı verici, röle istasyonu, kuvvetlendirici posta, televizyon röle istasyonu, yansıtıcı) : TV. Genellikle engebeli bölgelerde çalışan, bir yayın merkezinden gelen izlencenin güçsüzlenmiş imlerini alarak bunları güçlendirdikten sonra çoğunlukla başka bir oluğun yinelenimine uygulayarak başka bir aktarıcı ya da verici doğrultusunda yayan, böylelikle asıl vericinin yayın alanını genişleten, gücü vatla ölçülen yayaç.

aktarıcı dalgalığı :(Alm. Relaissendensantenne; Fr. antenne d’omission de realis (hertz/en); İng. transmitting aerial (ABD: antenna) of microwave relay transmitter; Eski.T. röle vericisi) : TV. Aktarıcının, vericiden gelen ses ve resim imlerini yayan dalgalığı.

aktarma :(Alm. Oberspielung; Fr. repiquage; İng. transfer, sound transfer, re-recording) : S/TV. 1. Bir ses kuşağının basım yoluyla başka bir kuşağa geçirilmesi. 2- Mıknatıslı sesi optik sese çevirme. 3. Bir sesi, üzerinde saptandığı araçtan başka bir araca (plaktan kuşağa, kuşaktan plağa…) geçirme.

aktarma yayın :(Alm. Obertragung; Fr. émission; İng. transmission, TX; Eski.T. naklen yayın) : TV. Başka bir ülkeden, başka bir televizyon ağından alınarak gerçekleştirilen yayın.

alan :(Alm. Halbbild, Teilbild; Fr. demi-image, trame; İng. field) : TV. çerçevenin en üst satırından en alt satırına kadar yatay taramanın tümü.

alan :(Alm. Blickfeld; Fr. champ (de netteté), limites de netteté, zone de netteté; İng. field (of sharpness), focal field, limits of definition; Eski.T. netlik sahası) : S/ TV. Bir alıcı merceğinin seçik bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve enin tümü.

alan bölünmesi :(Alm. getei/tes Bild, ‘Split Screen’; Fr. découpage électronique; İng. split field picture, split screen) : TV. Resmin iki alaninı birbirinden ayırarak her birine ayrı kaynaklardan gelen ayrı resimler vermekle yapılan elektronik hile.

alan derinliği :(Alm. Scharfentiefe, Tiefenscharfe, Fokusdifferenz; Fr. profondeur de champ; İng. depth of field, depth of focus) : S/TV. üzerine odaklama yapılan konunun önünde ve ardında yer alan seçiklik alanının uzunluğu.

alçak görüş noktası :(Alm. niedrig Stellung der Kamera, Seitenverstellung; Fr. point de vue basse de camera; İng. low camera view-point) : S/TV. Bir alıcının, orta boyda bir insanın omuz düzeyinden aşağıda bulunduğu durum. Yüksek görüş noktasının karşıtı.

alçak yinelenim :(Alm. Niederfrequenz, NF; Fr. basse fréquence, BF; İng. low frequency, LF; Eski.T. alçak frekans) : TV. 30-300 kHz arasındaki radyo yinelenimi.

ALGI :(İng. Perception) : insanın çevresindeki uyaranların ya da olayların ayrımında olması ve onları yorumlaması süreci.
Algı, insanın yakınındaki dünyadan etkin bir şekilde malzeme seçimi yapması ve bu malzemeyi anlamlandırması anlamına gelmektedir; böylelikle de duyu almaçlarıyla işleyen edilgin duyumsama sürecinden farklı bir kategoridir.

ALGI DAYANAĞI :(İng. Frame of Reference) : Bir kişinin insanları, nesneleri ve olayları algıladığı görüş açısı. Bu terim bazı TÜrkçe metinlerde ‘izafet çerçevesi’ olarak geçmektedir.

ALICI :(İng. Receiver) : İletişim sürecinde göndericinin karşısına konumlanan ve iletilen mesajın ulaşması amaçlanan kategori.
Alıcı kullanılan iletişim modeline göre, ya mesajın hedefini, ya da mesajın hedefe ulaşmasını sağlayacak kod açıcı kategoriyi dile getirmektedir. Böylelikle Örneğin televizyonla iletişimde alıcı televizyon sinyallerini izlenebilir hale dÖnüştüren televizyon setini dile getirebileceği gibi, televizyon programını izleyenleri de anlatabilir. Ancak aradaki farkı belirtmek için kimi zaman programı izleyenler için alımlayıcı (recipient) terimi de kullanılmaktadır.

alıcı :(Fr. 1. appareil de prise de vues, camera [cinématographique), ciné camera, 2. camera [de télévision), camera électronique, camera vidéo; İng. ‘|. Camera, motion picture camera, cinema camera, movie camera, film camera, 2. Camera, television camera, electron camera, electronic camera; Eski.T. 1. alet, ahize makinesi, alma makinesi, sinema alma makinesi, sinema makinesi, alıcı film makinesi, kamera, film çekme makinesi, film makinesi, sinema alıcı makinesi, alıcı sinema makinesi, film alıcı makine, film alma makinesi, sinema çekici makinesi, fi) : . [Alm. 1. Kamera, Filmkamera, Film-Bildkamera, Filmapparat, Aufnahmekamera, Filmaufnahmekamera, 2. Kamera, Fernsehkamera, elektronische Kamera (Fernsehkamera)] S. 1. Sinema filmi çevirmekte kullanılan aygıt. TV. 2. Televizyon almacına ulaştırılacak konunun görüntüsünü elektriksel ime çeviren elektronik yapılı alıcı çeşidi.

alıcı dalgalığı :(Alm. Empfangsantenne, Fernsehempfangsantenne; Fr. antenne réceptrice, antenne de réception; İng. receiving aerial (ABD: antenna), television receiving aerial; Eski.T. televizyon anteni, alıcı anten) : TV. Verici dalgalığın yaydığı resim ve ses imlerini toplayarak bunları bir iniş kablosuyla bağlı olduğu almaca ulaştıran dalgalık çeşidi.

alıcı denet masası :(Alm. Kamerakontrollgrat, KKG, Kamerakontroll-schrank, Kontrollpult; Fr. racks des voies de caméra, baie de voie (caméra), coffret de contrôle, baie de synchro; İng. camera control unit, CCU, camera control desk; Eski.T. kamera kontrol masası) : TV. Alıcı denetinin gerçekleştirilmesini sağlayan, çeşitli denet araçlarıyla donatılmış masa. (Bu masa, eşeksenli bir kabloyla alıcıya bağlıdır).

alıcı denet odası :(Alm. Kamerakontrollraum, Kontrollraum; Fr. salle équipements, salle contrôle de camera, voie d’équipements, local équipements image, voie d’amplification (de la camera), salle d’amplificateurs; İng. camera control room, vision control room, racks; Eski.T. kamera kontrol odası, kamera denetim odası) : TV. Alıcı denet masasının Ve alıcının çalışmasını düzenleyen, ayarlayan öbür araçların yer aldığı oda.

alıcı denetçisi :(Alm. Bildingenieur, Bildoperator, Kamerakontrollbedienung; Fr. opérateur (de la voie), racks opérateur de voies; İng. camera control operator, vision control operator, video engineer, rack operator, vision control engineer, vision control supervisor, senior television engineer; Eski.T. video mühendisi) : TV. Alıcı denet masasında alıcının çeşitli çalışmalarını düzenleyen kimse.

alıcı deneti :(Alm. Kamerakontrolle; Fr. contrôle de camera; İng. camera control, vision control; Eski.T. kamera kontrol) : TV. Alıcı yönetmeninin rahatça çalışabilmesini sağlamak amacıyla, alıcının çeşitli bölümlerinin ayarlanmasını elektronik olarak gerçekleştirme işi.

alıcı devinimleri :(Alm. Kamerabewegung; Fr. mouvements de la camera; İng. camera movements, camera motions; Eski.T. kamera hareketleri, makine hareketleri, alıcı hareketleri) : S/TV. çevirim sırasında alıcının olduğu yerde ekseni üzerinde ya da bir araca yerleştirilerek yer değiştirip yaptığı çeşitli devinimler.

alıcı donatısı :(Alm. Kamerazubehör, Zubehör einer Kamera; Fr. accessoires[de la camera, d’une camera); İng. accessories (of camera), camera accessoires, camera equipment; Eski.T. .yardımcı donatım) : S/TV. Alıcıların çalışması için zorunlu olmayan, fakat bu çalışmayı kolaylaştıran yardımcı araçlar.

alıcı görüş noktası :(Alm. Kameraeinstellung, Kameraauge, Kamerastandpunkt, Aufnahmestandpunkt; Fr. point de vue de camera; İng. camera view-point, camera’s height; Eski.T. kamera görüş noktası) : S/ TV. Alıcının, orta boylu bir insanın omzunun düzeyine göre bu yükseltide ya da bunun altında, üstünde bulunmasından doğan durumlar.

alıcı gürültüsü :(Alm. Kameragerauscht; Fr. bruit de camera; İng. camera noise; Eski.T. kamera gürültüsü) : S. Alıcının çalışırken çıkardığı gürültü. (Sesle resmin aynı anda alındığı durumlarda çok sakıncalı olduğundan, böyle çevirimlerde sessiz alıcı kullanılır).

alıcı hızı :(Alm. Aufnahmegeschwindigkeit, Geschwindigkeit, Bildfrequenz, Frequenz, Rhythmus, Filmauszeit; Fr. cadence (de prise de vues), vitesse (de prise de vues), vitesse de defilement au film, frequence; İng. speed (of film movement), speed of shooting, speed of taking, camera speed, film speed, frequency, rhythm, running speed; Eski.T. sürat, kamera sürati, kamera hızı, vites) : S. Bir alıcıda, pencere önünden saniyede geçen resim sayısıyla belirtilen film geçiş hızı.

alıcı ışığı :(Alm. Kamerarotlicht, Kamerazeichen, Rotlicht; Fr. top, rouge; İng. camera cue, cue light, cue, tally light; Eski.T. kamera ışığı) : TV. Alıcı yayına girdiğinde,alıcı yönetmenine bunu bildirmek, alıcı önünde bulunanları uyarmak amacıyla alıcıda yanan kırmızı ışık.

alıcı merceği :(Alm. Kameraobjektiv, Kamera-Linse; Fr. objective prise de vues, objective de camera; İng. camera lens, taking lens; Eski.T. kamera adesesi, kamera objektifi) : S/TV. Alıcılarda, aktarılacak konunun görüntüsünü alıcı içinde gerekli yere düşüren mercek.

alıcı yönetmeni :(Alm. 1. Kameramann Operateur, Aufnahmeoperateur, Kameraleute, 2. Kameramann Fernsehkameramann; Fr. 1. opérateur (de prise de vues), cameraman, premier cameraman, cadreur, cameraman-cadreur, 2. cameraman, opérateur de plateau (de direct), cadreur; İng. 1. cameraman, film cameraman, operator, camera operator, cinematographer, 2. cameraman, television cameraman; Eski.T. 1. fotoğraf, operatör, sinema memuru, kameraman, başkame-raman, kameracı, fotoğrafçı, film operatörü, şef operatör, kamera yönetmeni, 2. kameracı, televizyon kameracısı’, kamera yönetmeni) : S. 1. Alıcıyı doğrudan doğruya çalıştıran ve yöneten, alıcı devinimlerini gerçekleştiren, görüntülerin film üzerine saptanmasını sağlayan kimse. TV. 2. Televizyon alıcısını doğrudan doğruya çalıştıran kimse.

alıcı yönetmeni yardımcısı :(Alm. Kameraassistent, Bildassistent; Fr. assistant opérateur, opérateur adjoint, aide opérateur, assistant cameraman; İng. assistant cameraman (operator), second cameraman; Eski.T. kameraman asistanı, kameraman yardımcısı, kamera yönetmeni yardımcısı) : S/ TV. Alıcı yönetmenine bütün çalışmalarında yardımcı olan kişi.

alkınma :(Alm. Tonschwund, Schwund, Austönung, Ausblendung, Wellenschwund; Fr. atténuation, chute d’intensité sonore, évanouissement du son, ‘fading’; İng. fading, sound fading, attenuation; Eski.T. fading, feding) : S/ TV. Bir sesin gürlüğünün zaman zaman azalması ya da yitmesi durumu.

almaç :(Alm. 1. Empfangner, Empfangsgerät, 2.Radioempfanger, Radioapparat, Radioge-rat,2.Radioempfanger, Radioapparat, Radiogerät, Empfangner, Empfangsgerät, Runa-funkempfanger, 3. Fernsehempfänger, Fernsehgerät, Rundfunkempfänger; 3. Fer; Fr. 1. récepteur, 2. poste de radio, poste récepteur, récepteur radio (de radiodiffusion), récepteur, 3. récepteur (de télévision), téléviseur; İng. 1. receiver, 2. radio receiver, radio, receiver, wireless set, 3. receiver, television (receiver), (ABD) television set, set; Eski.T. 1. çihaz-i âhiz, ahize, reseptör, 2. radyo ahizesi, radyo alıcısı, 3. alıcı, televizyon alıcısı, set, televizyon seti, televizyon cihazı, alıcı cihazı, sineskop) : S/TV. 1. Bir kaynaktan gelen elektromıknatıs dalgaları ses ya da resme çeviren aygıtların genel adı. TV. 2. Bir vericiden gelen elektromıknatıs dalgaları sese çeviren aygıt. 3. Televizyon alıcısının aktardığı resim ile sesin, elektromıknatıs dalgalara dönüştürülüp yayınlanmasından sonra, bunları dalgalık yardımıyla toplayarak resim ve sese çevirebilen aygıt.

almaşık kurgu :(Alm. Wechselschnitt, Kreuzschnitt, ‘Cross Cutting’ Verfahren, ‘Inter Cutting’, ‘Cut Back’, ‘Switch Back’; Fr. montage alternant (alterne); İng. cross cutting, inter cutting, cut back, switch back; Eski.T. nöbetleşe kurgu) : S. Koşut gelişimi ya da zamandaş gelişimi gerçekleştirmek amacıyla başvurulan bir kurgu çeşidi.

alt boşluk :(Alm. ‘Foot-Raom’; Fr. ‘foot-room’; İng. foot-room) : S/TV. Bir oyuncunun ayakları ile alt çerçeve çizgisi arasında yer alan boşluk.

alt taşıyıcı (dalga) :(Alm. Hilfsträger, Zwischenträger; Fr. onde sous-porteuse; İng. sub carrier) : TV. Taşıyıcı dalgaya bağlı olan yardımcı taşıyıcı dalga.

altın sayı :(Alm. goldene Zahl; Fr. nombre d’or; İng. golden number) : S/ TV. ülküsel bir oranı verdiği benimsenen, yaklaşık 1,618’e eşit olan sayı. (Bu oran ve kenarları bu oranı veren dikdörtgenin sinema ve televizyondaki çerçevelemede ve görüntü düzenlemesinde önemli bir yeri vardır).

altyazı :(Alm. Untertitel, Flusstitel; Fr. sous-titre, légende; İng. subtitle, strip-title, captions; Eski.T. yazı, izahat) : S/ TV. Bir film ya da televizyon görüntüsüne bindirilen ve genellikle yabancı dildeki söyleşmeyi çeviri olarak görüntünün altında veren yazı.

altyazılı :(Alm. unterbetitelt; Fr. sous-titre; İng. subtitled) : S/TV. Altyazısı bulunan (film, görüntü).

Amerikan ölçünler Birliği :(Alm. ‘American Standards Association’, ASA; Fr. ‘Americana Standards Association’, ASA; İng. American Standards Association, ASA) : S/ TV. ABD’de ulusal ölçünleri, bu arada sinema ve televizyonla ilgili ölçünleri saptayan kuruluş. Şimdiki ABD ölçünler Enstitüsü.

amortisman filmi :(a.) S. (Türkiye’de) Herhangi bir filmin yıl boyunca sağladığı gelirden, o yılın amortismanı düşüldükten sonra ödenmesi gereken gelir vergisini ertelemek amacıyla, yıl sonunda gidere geçmek üzere çevrilen çırpıştırma film.

ana ışık :(Alm. Grundlicht (bei der Aufnahme), Hauptlicht, Führungslicht, Führung; Fr. lumière de base, éclairement sur le plan principal, éclairage principal; İng. key (light); Eski.T. anahtar ışık, temel ışık) : S/ TV.,Herhangi bir nesnenin yada görünçlüğün aydınlatılmasında kullanılan temel ışık.

ana konu :(Alm. Idee Filmidee, Ideenskizze, Begriff, Vorstellung; Fr. idée (cinématographique); İng. idea; Eski.T. ide, âna fikir) : S. Bir öykülü filme çıkış noktası olan konu, başlıca düşün.

ana kuşak :(Alm. Originalkopie, Mutterkopie; Fr. copie originale; İng. camera master (original), dailies master-print, master copy, (ABD) original; Eski.T. orijinal kopya) : S. Boş filmin alıcıda kullanılıp işlendikten sonra aldığı ad.

anıtsal film :(Alm. Monumentalfilm; Fr. film monumental; İng. monumental film) : S. Kalabalık oyuncuları, göz alıcı bezemleri, zengin giysileriyle görünüşte büyüklük duygusu uyandıran, ama gerçekte kof film (kötüleyici anlamda kullanılır).

Animascope :(Alm. Animascore; Fr. Animascope; İng. Animascope) : S. Canlandırmaya yardımcı bir işlem. (Bu işlem, canlı varlıkların ve devingen modellerin çapraşık devinimlerinin canlı resim biçimine sokulmasını sağlar; böylelikle tek tek resim çizme gereği kalmaz).

ANLATILAMA :(İng. Narration) : Öykü anlatma ya da bir olaylar dizisini öyküleme edimi ya da sanatı.

anlatım :(Alm. Erzâhlung; İng. narration; Eski.T. narrativ [Fr. narration) : S/TV. Bir sinema ya da televizyon yapıtının belli bir kavram, düşünce ya da duyguyu görüntüler ve sesler yardımıyla ortaya koymada başvurduğu yol; görüntü ve sesleri kullanırken bunların sağladığı çeşitli olanaklardan yararlanma biçimi.

Ansco Color, Anscolor :(Alm. Ansco Color, Anscolor; Fr. Ansco Color, Anscolor; İng. Ansco Color, Anscolor) : S. Agfacolor’un ABD’deki adı.

Anscochrome :(Alm. Anscochrome; Fr. Anscochrome; İng. Ahscochrome) : S. Evrilir, tek kuşak, renkli füm çeşidi. 35 ve 16 mm’likleri vardır.

Antropi : İletişimde anlam kaybı.

ara çekim :(Alm. Einsate; Fr. plan insère; İng. cut-away (shot), intercut, protection shot; Eski.T. ara plan, ara sahne) : S/ TV. Belirli bir olguyu yansıtan çekimler arasında bununla doğrudan doğruya ilişkisi olmayan, dolayısıyla izleyicinin dikkatini bu olgudan başka bir noktaya kaydıran çekim.

ara filmi :(Alm. ‘Insert’; Fr. ‘Insert’; İng. insert) : S/TV. Bir televizyon izlencesinde, özellikle haberlerde kullanılmak üzere önceden hazırlanan ve canlı yayında izlencenin gerekli yerinde gösterilen film.

ara görüntü :(Alm. ‘Insert’, Inserate Zeichnung; Fr. ‘insert’; İng. insert (shot)) : S. 1. Asıl filmle birlikte çevrilmeyip sonradan hazırlanan ve iki çekim arasına yerleştirilen ayrıntı çekimlerinden oluşmuş görüntü. (Bunlar genellikle vücut örgenlerini, çeşitli ufak eşyayı, nesneleri ya da özellikle bir yazıyı veren görüntülerdir).TV. 2. Televizyonda özel bir ara görüntü alıcısıyla saptanan aynı nitelikteki görüntü.

Araç :(İng. Medium) : Bir iletişim mesajını verili bir kanal boyunca iletilebilir bir sinyala çeviren teknik ya da fiziksel ortam.
Örneğin televizyon görüntü ve ses kanallarını kullanan bir araçtır.

araştırma filmi :(Fr. film de recherche) : İng. record film, research film] [Alm. Forsc-hungsfilm] S. Herhangi bir bilimsel araştırmada, alıcının bir araştırma aracı olarak kullanılması sonunda elde edilen film.

ARAŞTIRMACI GAZETECİLİK :(İng. Investigative Journalism) : Muhabirin yazacağı haberle ilgili enformasyon arayıp bu enformasyonun Üzerindeki Örtüyü kaldırdığı bir gazetecilik biçimi.
Araştırmacı gazetecilikte yeni bir çağ açan olayın Watergate skandali olduğu konusunda gerek akademisyenler, gerekse de sokaktaki insanlar arasında bir görüş birliği bulunmaktadır. Buna karşılık, K. Olmsted (1993), Ford yönetimi sırasında gazete, haber dergileri ve televizyon haberlerinin dikkatlice incelendiğinde bunun hiç de böyle olmadığının ortaya çıkacağını Öne sürüyor. Watergate olayından sonra ulusal basının yürütme organına karşı genellikle çok saygılı ve riayetkar davrandığını ve yönetimin talebi karşısında kendi kendisini sansür etmeye istekli olduğunu belirtiyor. Dolayısıyla Watergate’den sonra basının tekvÜcut olarak saldırgan bir nitelik kazanmış olduğu imajı büyük Ölçüde bir yanılsamadır.
Olmstedt’in araştırması bir çok ulusal gazetecinin ulusal güvenlikle ilgili olayları saldırgan biçimde izleme konusunda isteksizliğini ortaya koymaktadır. Yine bu araştırmada, gazetecilerin çoğunluğu saldırgan bir tutum izleyen kimi araştırmacı gazetecilerin Ülkeyi tehlikeye atmakla kalmadığı, aynı zamanda bizzat gazetecilik mesleğini de tehlikeye düşürdüğüne inandığı saptanmıştır.

araya koyum :(Fr. insertion) : İng. intercutting] Alm. ‘Intercutting’] S. Almaşık kurguyu gerçekleştirmek için, iki ayrı öbek oluşturan çekimlerin sırayla birbiri arasına yerleştirilmesi.

AromaRama :(Fr. AromaRama) : İng. AromaRama] Alm. AromaRama] S. Amerikalı Charles Weiss’in 1959’da geliştirdiği, otuz bir çeşit kokuyu Stratonic adlı bir aygıt yardımıyla filmin görüntülerine uygun olarak salona dağıtan, sonra temizleyen kokulu film işlemi.

ASA duyarlığı :(Eski.T. ASA derecesi) : Fr. methode ASA] İng. ASA film speed, ASA speed, ASA rating] [Alm. ASA-Empfindlichkeit] S. Film duyarlığını belirtmek amacıyla Amerikan ölçünler Birliği’nce uygulanan bir yöntem. (Benzer yöntemlere göre en büyük üstünlüğü, sayılarının aritmetik diziye göre artıp azalması, bağıl ışıklama süresini hemen verebilmesidir).

ASA ölçünleri Fr. standards ASA] ing. ASA standards] :(Alm. ASA-Normen) : S/TV. Amerikan ölçünler Birliği’nce sinema ve televizyon alanında saptanan ölçünler.

asetat :(Eski.T. halliyet) : Fr. acetate] İng. acetate] Alm. Azetat] S. Asetik asidin (sirke asidi) tuzu. (Yanmaz film tabanını oluşturan asetat, film yapımında kullanılan selüloz asetatın ham özdeğidir).

asetat film :(Alm. Azetatfilm, Azetatzellulosefilm; Fr. fi/macetate; İng. acetate film) : S. Tabanı asetattan film.

asetat taban :(Fr. support acetate) : jng. acetate base] Alm. Azetattröger] S. Isıya dayanıklı olduğundan, parlayan selüloz nitrat taban yerine kullanılan selüloz asetatlı taban.

astigmat mercek :(Fr. lentille astigmatique, objectif astigmatique) : İng. astigmatic lens] Alm. astigmatisch Linse] S/TV. Astigmatlık kusuru olan mercek.

astigmatlık :(Alm. Astigmatismus; Fr. astigmatisme; İng. astigmatism; Eski.T. astigmatizm) : S/TV. Optik eksenden uzakta bulunan bir noktanın görüntüsünün, eksenden uzaklaştıkça nokta olarak değil doğru, elips, çember, ilkine dikey doğru olarak görünmesi biçiminde ortaya çıkan bir mercek kusuru.

astigmatönler (mercek) :(Eski.T. anastigmat) : Fr. anastigmat, objectif anastigmatique] [İng. anastigmatic (lens)] [Alm. Anastigmat] S/TV. Astigmatlığı düzelten mercek.

Asya Yayın Birliği :(Alm. Asiatische Rundfunk- and Fernsehunion, ABU, Union der Asiatischen Rundfunkorganisationen; Fr. Union asiatique de radiodiffusion, ABU; İng. Asian Broadcasting Union, ABU) : S/TV. Asya ile Büyük Okyanus ülkelerinin radyo-televizyon kuruluşlarını bir araya getiren birlik.

aşağıya çevrin :(Alm. Kamera von oben!; Fr. pano bas!; İng. tilt down!) : TV. Alıcı yönetmenine aşağıya çevrinme için verilen komut.

aşağıya çevrinme :(Alm. nach unten Schwenk; Fr. pano bas; İng. downward tilting) : S/TV. Düşey çevrinmenin aşağıya doğru olanı.

aşağıya kaydır :(Alm. senken!; Fr. travelling bas!; İng. track down!) : TV. Alıcı yönetmenine aşağıya kaydırma için verilen komut.

aşağıya kaydırma :(Fr. travelling vertical vers bas; Eski.T. aşağıya hareket) : İng. downward vertical tracking] [Alm. Senkung] S/TV. Düşey kaydırmanın aşağıya doğru olanı.

aşırı hızlı alıcı :(Fr. cam&ra a grande vitesse (ultra-rapide), appareil de prise de vues â ultra-rapide) : İng. ultra-speed camera, ultra-high speed camera, super-high speed camera] Alm. Schnellzeitrafferkamera]S. Aşırı hızlı çevirimde kullanılan özel yapıda alıcı.

aşırı hızlı çevirim :(Alm. Sch-nellzeitrafferaufnahme; Fr. prise de vues â haute frequence (â grande vitesse, â ultra-rapide); İng. ultra-high speed phatogaphy, super-high speed photography) : S. Saniyede 250 resmin üstünde yapılan çevirim.

aşma :(Alm. überlappung; Fr. chevauchement; İng. overlap) : S/TV. Konuşmanın, kendine yabancı çekime geçmesi. (Genellikle karşılıklı konuşan iki kişinin seslerinin, öbürkünün görüntüsüyle verilmesinde kullanılır. Böylelikle, konuşanlardan birinin sesi duyulurken öbürünün de buna gösterdiği tepki ortaya konur).

at operası :(Fr. ‘horse opera’) : İng. (ABD) horse opera (a.)]’Alm. ‘Horse Opera’] S/ TV. (ABD’de) Ufak yapım evlerinin çok ucuza çıkardığı, vurdulu, kırdılı, yumruklu dövüşlü, kaçıp kovalamacılı, çoğunlukla da şarkıcı kovboyların oynadığı kovboy filmleri için kullanılan deyim. Bundan alınarak, televizyonda aynı nitelikteki izlenceler için de kullanılır.

atlama :(Fr. saut) : İng. jump (cut)] Alm. BHdsprung, Sprung] S. Bir filmdeki devinimin doğal akışını değiştiren, şaşırtıcı sonuçlar, çarpıcı etkiler sağlamakta kullanılan kesim.

Avrupa Yayın Birliği :(Fr. Union europeenne de radiodiffusion, UER) : İng. European Broadcasting Union, EBU] Alm. Europaische Rundfunk-Union, UER] TV. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu yirmi bir Avrupa ülkesinin radyo-televizyon kuruluşlarının oluşturduğu birlik.

ay ışığı etkisi :(Fr. effet du daire de !une) : İng. moonlight effect] Alm. Moridlicht-seffekt] S. Genellikle yazın güneşin en parlak olduğu öğle vakti, pankromatik filmin kırmızı ya da koyu kırmızı bir süzgeçle ve hafifçe düşük ışıklı olarak kullanılmasıyla görüntüde ay ışığı sağlama.

ayak :S. (Türkiye’de) Bir ya da daha çok yapımcının, dağıtımcının yalnız kendi filmlerini oynatmak amacıyla bir mevsim boyunca kapattığı sinema ya da sinemalar topluluğu.

aydınlatma masası :(Fr. pupitre d’eclairage, jeu d’orgue de lumieres) : İng. lighting (control) console, lighting console (control equipment), light-change board] Alm. Lichtorgel, Lichtstellanlage, Lichtregelanlage] TV. Büyük televizyon işliklerinde bütün aydınlatma çalışmalarının uzaktan yönetim yoluyla gerçekleştirilmesini sağlayan masa.

ayrım :(Eski.T. sekans, sahne, bölüm, olaylar dizisi) : Fr. sequence ] İng. sequence ] Alm. Sequenz, Filmsequenz, Szenenfolge, Ausschnitt] S. 1. Bir ya da daha çok görünçlük içinde geliştirilip, olgunun tamamlanmış bir parçasını veren film bölümü. TV. 2. Televizyon oyunlarında buna karşılık olan bölüm.

ayrıntı (çekimi), Aç :(Eski.T. detay, en yakın çekim, pek çok yakın çekim) : Fr. plan de détail, detail] jng. detail shot (picture)’, very big close-up, extreme close-up, detail image, split image (picture), insert] AI. Detailbild, Detailaufhahme, Detail] S/ TV. Herhangi bir konunun çok yakından alınmış, çok büyük görüntüsünü veren çekim.

B filmi :(Fr. film ‘B’) : (ing. ‘B’ picture] [Alm. B-film] S. Tecimsel sinemada yapım giderleri, oyuncular, sanat ve emek yönünden ‘A’ filminden sonra gelen uzun film; özellikle gangster ve kovboy filmleri bunlar arasında yer alır.

bağımsız yapımcı :(Fr. producteur independant) : İng. independent producer, (ABD) indie (a.)] Alm. unabhangige Produzent] S/TV. Parasal yönden başka birine bağlı olmayan, kendi başına çalışabilen yapımcı.

bağımsız yönetmen :(Fr. realisateur independant) : İng. independent director] Alm. unabhangige Regisseur] S/TV. Yönetmenlik yanında yapımcılık görevini de üstlenen ya da bu görev için yapımcıdan tam bir özgürlük sağlayan yönetmen.

bağıntılı kurgu :(Fr. montage relationel) : İng. relational editing] Alm. Beziehungs-montage] S/TV. çekimleri, aralarında çağrışım oluşturacak biçimde düzenleyerek gerçekleştirilen kurgu.

bağlayıcı çekim :(Eski.T. ek plan, ek çekim) : Fr. plan de coupe (de raccord, de liaison) J İng. cutin scene, bridging shot, matching shot, linking shot, cover shot, splicing scene, cut-away ] Alm. Verbindungsszene, Verbindungsstück, Einscfinitt] S. Bir görünçlüğün kurgusunda zaman ya da akıcılık yönünden duyulan boşluğu doldurmak için kullanılan çekim.

bağlayıcı görüntü :(Fr. Jiaison-image; İng. frame coupling) : Alm. Bifdver bindımg] S. İki çekim arasındaki bağı sağlayan görüntü.

bakaç :(Eski.T. 1. vizör, 2. vizör, e/efctronik vizör) : Fr. 1. viseur (of tique, de mise an point), multifocal, visograph, chercheur de champ, 2. viseur electronique] İng. 1. finder, viewfinder, focusing tube, optical viewfinder, 2. electronic viewfinder, monitor finder (viewfinder)] Alm. 1. Sucher, Bildsucher, Nlotivsucher, Optischersucher, 2. elektroniscner Sucher (Bifdsucher) ] S. 1. Alıcıya bağlı ya da alıcıdan ayrı olarak kullanılan, belirli bir merceğe göre görünçlüğün nasıl göründüğünü anlamaya yarayan, değişir odaklı bir mercek dizgesi. TV. 2. Televizyon alıcısında yer alan ve alıcı yönetmeninin görünçlüğü, alıcı merceğinin kapsadığı biçimde görmesini sağlayan mercek dizgesi. (Sinema alıcılarının optik yapıdaki bakacına karşılık televizyon alıcılarının bakaçları elektronik yapıdadır ve gerçekte ufak bir almaç ya da bir denetliktir).

balık gözü (mercek) :(Fr. ‘fish-eye’) : İng. fish-eye (lens)] Alm. Fischouge(objek-tiv)] S. Genellikle f 8’lik bir ışık düzengeci açıklığında 180 derecelik bir açıyı kapsayabilen çok kısa odaklı mercek çeşidi.

basım :(Alm. Kopierung, Kopierwerk, Kopieranstalt, Kopieren; Fr. tirage; İng. printing, copying; Eski.T. tiraj) : S. Bir basım aygıtında, boş filmi dolu filmin karşısına koyarak eşlemini çıkarma.

baş aşağı çekim :(Alm. kopfstehende Einstellung; Fr. plan renverse; İng. reverse shot) : S. Herhangi özel bir durumu yansıtmak amacıyla, alıcının, yatay ekseni üzerinde tersine döndürülerek baş aşağı çalıştırılması sonucu, görüntülerin çerçeve içinde baş aşağı göründükleri çekim.

baş aşağı çevirim :(Alm. kopfstehende Kamera; Fr. prise de vues renversée; İng. reverse shooting) : S. Baş aşağı çekimin sağlanması için alıcının baş aşağı biçimde çalıştırılması.

baş çekimi, Bç :(Alm. Sehrgrossaufnah-me, ganz gross, Ganzgrosseinstellung, ganz nah; Fr. très gros plan, TGP, plan de tête; İng. big close-up, BCU, big close shot, BCS, head close shot, head shot, face shot, very close-up, VCU, very close shot, tight close-up, tight close shot, choker; Eski.T. baş plan, kafa plan, yakın plan, yakın görünüş, yakın çekim, büyük plan, çok yakın çekim) : S/TV. Bir insanın yalnız başını çerçeveleyen çekim çeşidi.

baş giysici :(Alm. Kostümbildner, Gewandmeister; Fr. chef costumier; İng. dress designer, (ABD) costume director) : S/TV. Bir filmin, televizyon oyununun giysiyle ilgili bütün işlerini yöneten kimse.

baş ışıkçı :(Alm. Chefbeleuchter, Oberbeleuchter, Beleuchtungsmeister; Fr. chef électricien, chef d’équipe des électriciens (éclairagiste); İng. 1. chief electrician, head electrician, gaffer, lighting director, (ABD) lighting engineer. 2. lighting director (supervisor); Eski.T. baş elektrikçi, ışıklandırma mühendisi, aydınlatma yönetmeni) : S. 1. Bir görünçlüğün aydınlatılması için gerekli ışık düzenlemesini yöneten kimse. TV. 2. Aynı İşi televizyon yayınlarında gerçekleştiren kimse.

baş ışıkçı yardımcısı :(Alm. Beleuchterassistent; Fr. assistant chef électricien; İng. assistant electrician, (ABD) bestboy) : S/ TV. çalışmalarında baş ışıkçıya yardımcı olan kimse.

başarılı film :(Alm. Trefferfilm, Hit, Schlager, Heuler; Fr. film â succès; İng. hit) : S. Sanat ya da tecim yönünden başarı kazanmış film.

başlık :(Alm. Siativ-kopf, KinoneigĞkopf; Fr. tite de pied (de tri pied), plateforme; İng. head, tripod head) : S/TV. Bir üçayağın alıcı ile birleştiği yerde bulunan ve alıcının olduğu yerde çeşitli yönlere dönebilmesini sağlayan çeşitli yapıdaki araçlar

başlık kartonu :(Alm. Titel-karton, Titelvorlage; Fr. carton de titre; İng. main title card, caption board) : S/ TV. Bir film adının, televizyon izlencesinin alıcıyla saptanması için yazıldığı karton.

başmakyajcı :(Fr. chef maquilleur(eusse); İng. make-up supervisor, (ABD) chief make-up artist, key make-up artisti [Alm. Schminkmeister) : S/TV. Bütün makyaj çalışmalarını yöneten, sanatçılara göre makyaj çeşitlerini, karakter makyajlarının temellerini saptayan kimse.

başoyuncu :(Alm. Hauptdarsteller (-in) S/ TV; Fr. acteur (-trie) de premier plan, interprbte principal; İng. leading player (performer), top player, feature player, leading man (lady); Eski.T. baş artist, baş aktör, baş.aktris, birinci plan aktör) : Bir filmde ya da televizyon oyununda baş rolü canlandıran oyuncu.

başrol :(Alm. Haupt-rolle; Fr. premier role; İng. leading role (röle), leading part, lead) : S/TV. Bir filmin, televizyon oyununun baş kahramanlarıyla ilgili rol; baş oyuncunun canlandırdığı rol. yeni öğenin aşırı ölçüde kullanılmasından doğan, söz, şarkı ve dansla doldurulan film türü.

başyapımcı :(Alm. Pro-duktionschef; Fr. exécutive, chef de production; İng. executive (producer)) : S. Büyük yapımevlerinde her yıl belirli sayıda filmin yapımından sorumlu olan, emrinde birkaç yapımcı çalıştıran kimse.

BATON SİNYALLERİ :(İng. Baton Signals) : Esas olarak sözlü anlatımın ritmine elin devinimiyle eşlik etme şeklinde yapılan ve anlatımın vurgulanması ve aciliyetinin belirtilmesi için gerçekleştirilen jestler.Daha genel anlamıyla, baton sinyalleri Özgül bir sözcük ya da deyimi vurgulayan bedensel devinimlerdir. Özellikle hitabet sanatının unsurlarından biri olan bu sinyallerde sadece eller değil, baş, omuzlar ve ayaklar da kullanılır.

:bkz. baş çekimi

Beç :bkz. bel çekimi

BEDEN DİLİ :(İng. Body Language) : Mesajların jest, duruş biçimi, uzamsal ilişkiler, vb. ile iletildiği sözsüz bir iletişim biçimi.
Bu terim sözsüz iletişimin tüm yönlerini kapsamakla birlikte, bedenin hareketleri ve bedensel değişikliklerle iletilen mesajlarla sınırlandırılması daha doğrudur.
İş görüşmelerinde beden dilini inceleyen S.T. Fleishmann(1991) şu özellikleri saptamaktadır: SÖzsüz iletişim sözlü iletişim kadar bilgi açınlayabilir; çoğu Örnekte belli sözsüz sinyaller istem dışı olduğu için bir kişinin beden dili gerçekten ne düşündüğü veya hissettiğinin daha doğru bir işaretini verebilir. Öte yandan beden dili evrensel değildir. SÖzsüz iletişimi etkileyen etmenlerden -bazıları kültür, coğrafi farklılık, aile geleneği, ekonomik durum ve toplumsal sınıftır. İşe başvuran iki adaydaki ayni davranışlar birinde güven yokluğunu, diğerinde sahici bir tevazuyu gösterebilir. Ayrıca her kişinin tüm davranışları boyunca değişmeyen benzersiz bir beden dili vardır.

BEDENSEL DURUŞ :(İng. Bodily Posture) : Büyük ölçüde istemdişi olan ama Önemli toplumsal sinyaller iletebilen bir sözsüz iletişim sinyali.
İnsanlar arasındaki ilişkilerde belirgin ‘Üst’ (ya da hakim) ve ‘ast’ (ya da boyun eğici) duruşlar vardır. Dik bedensel duruş (Örneğin baş dik, eller kalçada) hakim olma isteği veya niyetini belirtebilir.

bel çekimi, :(Alm. Mittelaufnahme, Halbfigur, Nah(einstellung); Fr. plan mi-moyen (mir approche), demi-gros plan, DGP; İng. medium close shot, MCS, mid shot, close medium shot, CMS, waist shot, WS; Eski.T. orta yakın çekim, bel plan) : S/TV. Bir kimseyi belinden yukarısıyla çerçeveleyen çekim.

belgeci :(Alm. 1. Doku-mentarisi, Dokumentarfilmmacher, 2. Dokumentarist; Fr. 1. documentariste, réalisateur de film documentaire, 2. documentaristes; İng. 1. documentarist, documentary film-maker, 2. documentarist) : S. 1. Belgesel filmler çeviren sinemacı, belgesel film yönetmeni. TV. 2. Televizyon için belgesel izlenceler hazırlayan kimse.

belgelik :(Alm. Arcftiv, Fi/march/v; Fr. archive (cinematographique); İng. film archive, stock shot library, library of stock shot; Eski.T. arşiv) : S/TV. Filmlerin, gereğinde çeşitli işlerde kullanılmak üzere belge olarak saklandığı yer.

belgelik çekimi :(Alm. Bildarchivmaterial, Archivaufnahme; Fr. plan d’archives (de cinémathèque, provenant d’une cinémathèque), scene provenant d’une cinémathèque, ‘stock phots’, ‘stock shorts’; İng. library shot (material), stock shot (material, phots, footage), spares, cuts, trims, overs, clippings, out takes, (ABD) clips) : S/ TV. Bir film belgeliğinden alınan, başka bir filmde ya da bir televizyon izlencesinde kullanılan çekim.

belgelik filmi :(Alm. Archivfilm; Fr. film d’archive; İng. stock film, library film) : S/TV. Film belgeliğinde saklanan film. (önemli kişilerin, olayların, yerlerin ve benzerlerinin görüntülerini taşıyan bu filmler, gerektiğinde başka filmlerde, televizyon izlencelerinde kullanılır).

belgesel :(Alm. dokumentarisch; Fr. documentaire; İng. documentary; Eski.T. dokümanter) : S/TV. Belge niteliği taşıyan film ya da televizyon izlencesi.

belgesel film :(Alm. Dokumentarfilm, dokumentqrischer Film, Tatsachenfilm, ‘Nonfictionfilm’; Fr. film documentaire, documentaire; İng. documentary film, documentary, fact film, non-fiction film; Eski.T. dokümanter (film), vesika mahiyetinde film, belge-film, belge filmi) : S. Gerçek yaşamdan alınan herhangi bir olguyu, kendi doğal çevresi ve akışı içinde ya da buna en yakın biçimde sonradan kurulmuş bezemler, seçilmiş yerlerde işleyen, çok kez belirli bir amacı yansıtan film çeşidi.

belgesel izlence :(Alm. Dokumentarsendung; Fr. émission documentaire; İng. documentary programme (ABD: program)) : TV. Genellikle belgesel filmlerin niteliğini taşıyan televizyon izlencesi.

belgesel tür :(Alm. dokumentarisc-he Gattung; Fr. genre documentaire; İng. documentary genre) : S/TV. Yapıntıya yer vermeyen ya da az yer veren; konusunu, gerecini doğrudan doğruya doğadan alan; dışımızdaki dünyayı gerçeğe elden geldiğince uyarak, nesnel bir tutumla yansıtmaya çalışan sinema, televizyon türü. (Belgesel tür içinde değişik film ya da televizyon izlence çeşitleri yer alır).

BELİRTKE :(İng. Emblem) : Kişiler arası iletişimde, sözcükleri veya deyimleri dolaysızca dile getiren, kolayca sözlü anlatımlara çevrilebilen sözsüz davranışlar.
İşaret parmağı ve orta parmak kullanılarak yapılan ve zaferi gösteren ‘V’ işareti veya birinin akıldan yoksunluğunu anlatmak için eli avucu açarak havaya kaldırıp, ekseni etrafında bir sağa, bir sola çevirmek, belirtke örnekleridir.

BELLEK :(İng. Memory) : Bilişimin, geçmiş deneyimleri depolama ve yeniden çağırma kapasitesini dile getiren bir özelliği.
Geçmiş deneyimlere ilişkin enformasyon Önce varsayımsal bellek bankasına kodlanır, bu bankadan çağrılır, sonra da açımlanır.

benzer :(Alm. Double, Doubel, Darsteller(-in)-Doubel; Fr. double, doublure, ‘stand-in’; İng. double, stand-in (man), twin; Eski.T. dublör, standing) : S/TV. Bazı önemsiz ya da tehlikeli görünçlüklerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapısı ve yüzü bu oyuncuya benzeyen kimse. (Bu kimse, asıl oyuncunun yerine oynarsa oyun benzeri, ışıkların düzenlenmesi sırasında çalışırsa ışık benzeri adını alır. Tehlikeli görünçlüklerdeki benzere kavgacı denir).

benzetmeli kurgu :(Alm. Analogiemontage, Analogieschnitt; Fr. montage par analogie; İng. editing by analogy) : S/TV. İki çekimin ortaya koyduğu kavramlar arasındaki herhangi bir andırıştan yararlanarak bir düşünceyi daha iyi anlatmayı sağlayan kurgu çeşidi.

besleme :(Alm. Versorgung, Stromversorgung, Speisung, Zuführung; Fr. alimentation; İng. supply) : S/TV. 1. Bir elektronik aygıtın çalışması için gerekli gerilim ve akımları oluşturan elektrik düzeni. 2. Bu düzenin sağladığı elektrik akımı ve gerilimler.

besleme kablosu :(Alm. Energieleitung, Antennenkabel, Antennenleitung, Antennenzuleitung, ‘Feeder’; Fr. ‘Feeder’; İng. feeder, aerial (ABD: antenna) feeder, aerial lead-in) : TV. Verici yayaçtaki resim ve ses imlerini, yayınlanmak üzere, bu vericinin dalgalığına ulaştıran kablo.

besteci :(Alm. Komponist, Filmkomponist, Filmmusiker; Fr. compositeur (de musique de film), musicien; İng. comppser (of film music), musician, (ABD) scorer; Eski.T. bestekâr, müzisyen, fon müzikçisi) : S. Fiim müziği hazırlayan kimse.

beş yüzlük :(Alm. 500 W-Scheinwerfer; Fr. projecteur 500 W; İng. 500 W projector) : S/TV. Aydınlatmada kullanılan 500 vatlık ışıldak.

beşlik :(Alm. 5 kW-Schein-werfer; Fr. projecteur 5 kW (de 5 kilos); İng. senior spot, 5 kW) : S/TV. Aydınlatmada kullanılan 5 kilovatlık toplayıcı ışıldak.

betimleyici çekim :(Alm. beschre-ibende Bildfolge; Fr. plan descriptif; İng. descriptive shot (scene)) : S/TV. Bir yerin görünüşünü aktarmak, olgunun içinde geçtiği doğa parçasını, bezemi tanıtmak amacıyla gerçekleştirilen çekim.

beyaz doruğu :(Alm. Sche-itelpegel für Weiss; Fr. niveau du blanc maximum; İng. peak white (level)) : TV. Bir resim iminde, resmin en parlak noktasına karşılık olan taşıyıcı dalganın en yüksek genlik noktası.

beyaz düzeyi :(Alm. We-isswert, Weisspegel; Fr. niveau du blanc; İng. white level; Eski.T. beyaz seviyesi) : TV. Bir resim iminde, resmin parlak bölümlerine karşılık olan noktadaki gerilim; değiştirimin pozitif ya da negatif oluşuna göre, eşleme düzeyinin üstünde ya da altında yer alır.

beyaz ışık :(Alm. weisses Licht; Fr. lumiere blanche; İng. white light) : S/ TV. Kesiksiz bir dalga uzunlukları izgesine (renklere) ayrılabilen ışık.

beyaz telefonlu filmler :(Alm. weissen Telefone Spielen, Filme des weissen Telefons; Fr. films aux téléphones blancs; İng. white telephone film) : S. İtalya’da faşizm döneminde, Nazi Almanyasının, Avusturya ve Macaristan sinemalarının, Hollywood’un etkisinde, günlük gerçeklerden uzak, kentsoylular çevresini ele alan filmler için kullanılan deyim. Tam bir kaçış sineması niteliği taşıyan bu filmlerde, kentsoylu özentisini yansıtan beyaz telefonlar bir görünçlük donatımı olarak bolca kullanıldığından bu filmlerin simgesi sayılmıştır.

BEYİN TOKUŞTURMA :(İng. Brainstorming) : Bir sorunu birden çok insanın zihinsel bombardıman altına alıp olabildiğince çok fikir Üretmeleri tekniği.
Bu sistemde grup Üyeleri iki aşamada bir araya gelirler: İlki beyin tokuşturma evresi, ikincisi ise değerlendirme evresidir. SÜreç basittir: olası bir çok çözüm ya da fikire elveren bir sorun seçilir. Grup Üyeleri konuyla ilgili bilgilendirilirler. Grup toplandığında herkes düşünebildiği kadar düşünsel katkıda bulunur. Fikirler yazıyla veya banda kaydedilir. Normal olarak 15-20 dakikayı geçmeyen bu evreden sonra, fikirler liste halinde dizilir; değerlendirilir, işlemeyenler atılır, umut verici olanlar alıkonulur ve yeniden değerlendirilir. Bu aşamada, olumsuz eleştiriye yer verilir.

BEYİN YIKAMA :(İng. Brainwashing) : Bir bireyin tutumunu tamamiyle değiştirmeyi amaçlayan psikolojik bir manipülasyon (eyletim) tekniği.
Beyin yıkama tekniğinde amaç, Önce mevcut inançların iyice yıkanıp temizlenmesi ve bunlardan boşalan yere istenen inançların yerleştirilmesidir.

bezem :(Alm. Dekor, Film-dekor, Dekoration, Filmdekoration, Bühne, Bühnenbild, Szenenbild, Szene, Ausstat-tung, Aufbauten, Filmarchitektur; Fr. décor, maquette grandeur; İng. set, setting, scene, scenery (set), decoration, design; Eski.T. çevre düzenlemesi, alan düzenlemesi, dekor) : S/ TV. 1. Bir film görünçlüğünde ya da televizyon izlencesinde belirli bir çevreyi yansıtmak amacıyla kullanılan ve görünçlük donatımı dışında yer alan doğal ya da yapma nesnelerin, yapıların tümü. 2. özellikle sınırlı bir çevrede- yapma olarak gerçekleştirilen bu çeşit nesneler, yapılar, çatmalar.

bezem bezi :(Alm. MaUeinwand, Leinwand, Leinen; Fr. toile (â dûcor); İng. canvas; Eski.T. dekor bezi, dekor tuvali) : S/TV. Bezemlerin yapılmasında kullanılan kalın, sağlam bez.

bezem bölümü :(Alm. Ausstattungsabteilung; Fr. decoration; İng. art department, design department; Eski.T. dekor bölümü) : S/TV. Bütün bezem çalışmalarını düzenleyen, hazırlayan, gerçekleştiren bölüm.

biçimbozucu mercek :(Alm. verzerrtes Linse, Anamorphot; Fr. lentille déformante; İng. distorting lens) : S/TV. Biçimbozumunu gerçekleştiren yapıda mercek.

biçme :(Alm. Prisma; Fr. prisme (optique); İng. prism, optical prism; Eski.T. menşur, prizma, optik prizma) : S/TV. Kullanılacağı ışığa uygun, saydam maddeden (örneğin görünür ışık için camdan, morötesi ya da kızılaltı için kuvarstan) yapılma üçgen biçme; sinema ve televizyonda çeşitli optik dizgelerde ya da optik hilelerde kullanılır.

bileşik :(Alm. kombinierter; Fr. combine, film image-son, image et son combines; İng. composite, combinedfilm, married) : S. Görüntü ile sesin aynı film üzerinde yer alması durumu.

bileştirici :(Alm. Tonmischer, Mischer, Tonmischermeister, Ton-techniker; Fr. melangeur (de son), mixeur (de son), technicien du son (du mixage); İng. 1. mixer, sound mixer (recordist, balancer), rerecording man, 2. sound mixer (engineer), audio control man) : S. 1. Ses bileştirme işini yöneten kimse. TV. 2. Düzlükteki çeşitli ses-toplarların ve öbür ses kaynaklarının gönderdiği sesleri bileştiren, sesin düzey ve niteliğini denetleyen kimse; ses yönetim odasındaki ses yönetim masasında çalışır.

bileştirme :(Alm. 1. Einsatzung, 2-3. Tonmischung, Tonüberblendung, Mischuıig (der Tonbinder); Fr. 1. insertion, 2-3. mixage, melange (des sons); İng. 1. insertion, picture insertion, electronic insertion, 2-3. mixing, (ABD) dubbing; Eski.T. 2-3. miksaj) : TV. 1. Bir kaynaktan sağlanan resme başka bir kaynaktan sağlanan resmi katarak gerçekleştirilen ve örtülü bileştirme ile elektronik örtülü bileştirme olarak iki çeşidi bulunan özel etki. S. 2. çeşitli ses kuşaklarındaki seslerin tek bir kuşak ü-zerinde toplanması. TV. 3. çeşitli ses oluklarından gelen seslerin tek bir çıkış için birleştirilmesi.

bilgisayar :(Alm. Computer, Rechenanlage; Fr. calculatrice, ordi-nateur; İng. computer, data processing system; Eski.T. (computer, elektronik beyin, elektronik hesap makinesi, elektronik bilgi işlem sistemi, elektronik kompüter, elektronik bilgisayar) : S/TV. Bilgi depolayan, bu bilgiye bir dizi mantıksal işlem uygulayan ve istenildiğinde bu işlemlerin sonucunu bilgi olarak sunan elektronik aygıt.

bilgisayar canlandırması :(Alm. ‘Computer Animation’; Fr. ‘computer animation’; İng. computer animation, computer-drawn cartoon) : S/TV. Canlandırmanın bilgisayar yardımıyla gerçekleştirilmesi; genellikle, bilgisayar, sinema ve televizyonun bir arada kullanılmasıyla ortaya çıkar.

bilgisayar filmi :(Fr. ‘computer film’; İng. computer film [ [Alm. ‘Computer Film) : S/TV. Bilgisayar canlandırmasıyla gerçekleştirilen film. (Şimdilik bütün bilgisayar filmleri, bilgisayar canlandırması yani bilgisayar canlı resim olduğundan, bilgisayar filmi ile bilgisayar canlandırması anlamdaş olarak kullanılmaktadır).

bilgisayar müziği :(Alm. ‘Computer Music’; Fr. ‘computer music’; İng. computer music) : S/TV. Bilgisayarla bestelenen, istenirse bilgisayarla çalınan müzik.

bilimsel film :(Eski.T. fenni film, ilmi film) : |Fr. film scientifique] [İng. scientific film] [Alm. wissenschaftlicher Film] S. Bilimsel konuları, bilimsel bulguları ilgililerin anlayabileceği yolda işleyerek veren film.

BİLİNÇALTI :(İng. Subconsciousness) : Bilinci terketmiş ya da genellikle bilinçdışında konumlanmış enformasyonun kısmen farkında olunmasını temsil eden bir tinsel yapı.

BİLİNÇDIŞI :(İng. Unconscious) : İnsan tininin (psyche) dolaysız gözleme gelmeyen ama bilinçli süreçler ve davranış Üzerindeki etkilerinden çıkarsanan parçası.

BİLİNÇDIŞI ALGILAMA :(İng. Subliminal Perception) : İnsanların bir uyaranı bilincinde olmaksızın algılamaları. İnsanları ayrımında olmadıktan uyaranlarca etkileme tekniği.
Bilinçdışı algılama konusu ilk kez 1957 yılında toplumun gündemine geldi. James M. Vicary (1957) New Jersey’deki bir sinemada ‘Patlamış mısır yiyin’ ve ‘Coca-Cola için’ bilinçaltıyla algılanan mesajlarının perdede farkedilmeyecek kadar kısa sürelerle iletildiği bir deney yaptı. Vicary bu deneye ilişkin açıklamasında, deney sonrası patlamış mısır satışlarında %57.5’lik, Coca-Cola satışlarında da %18.1’lik bir artış sağladığını belirtti. Vicay bilinçaltı reklamın tüketici için bir nimet olduğunu, çünkü bu ayrımlanamayacak kadar kısa reklamların filmlerin, televizyon programlarının arasına sokulan uzun ve sıkıcı reklamların ortadan kalkmasını sağlayacağını, böylelikle de eğlence için ayrılan zamanın neredeyse eksiksiz olarak eğlence amacıyla kullanılabileceğini söyledi.
Bilinçdışı algılama, Özellikle bilinçdışı tekniklerinin kötüye kullanım potansiyelinin söz konusu olması nedeniyle çok ilgi uyandırmaktadır. R.F. Bornstein bilinçdışı tekniklerin propaganda amacıyla kullanılıp kullanılamayacağını sınamak için yaptığı araştırmada şu dört temel soruyu tartışmaktadır(1989): 1) Bilinçdışı uyaranlara maruz kalmak duygu, bilişi ve davranışlarda önemli, önceden kestirilebilir değişmeler yaratabilir mi, yaratamaz mı? 2) Bu etkiler, bilinçdışı tekniklerinin propaganda amaçlarıyla kullanımını uygun kılacak kadar güçlü mü, değil mi? 3) Bilinçdışı uyarının etkileri zaman içinde istikrarını koruyor mu? 4) Etkilenmek istemeyen özneler bilinçdışı etkilere direnebilirler mi? Araştırma sonucu, basit dürtü veya duyguyla bağlantılı bilinçdışı uyaranlara maruz kalmanın tutum ve davranışlarda zamansal olarak hayli istikrarlı değişikliklere yol açabildiğini ortaya koyuyor ve böylelikle propaganda aracı olarak kullanım potansiyeli bulunduğunu gösteriyor.
Ne var ki bilinçdışı algı tekniklerinin ikna etme/inandırma amacıyla kullanılmasında göz önüne alınması gereken bazı değişkenler bulunmaktadır. Bu değişkenlerin önemli bir bölümü, bilinçdışı algılamanın, bilinç eşiğinin altında gerçekleşen algı olmasından kaynaklanıyor. Burada karşımıza çıkan sorunların başında geleni, kesin ve değişmez bir bilinç eşiğinin olmamasıdır. Bir kişi bir an bir uyaranı tespit edebilmek için 1/25 saniyeye gereksinebilir, ama kısa bir süre sonra aynı kişi sadece 1/100 saniye gösterilen bir uyaranı tespit edebilir. Bu yorgunluk ve diğer etmenlere göre değiştiği gibi, kişiden kişiye de’değişir. Dolayısıyla bilinçdışı tekniklerin tutarlı ve düzenli bir etki yaratma olanağından söz edilemez.

BİLİNÇDIŞI REKLAM :(İng. Subliminal Advertising) : Mesajları bilinçdışına yöneltilen, böylelikle de bilincin gerektirdiği düzeyin altında sunulan reklam. Bilinçaltı reklam olarak da bilinir. Bilinçli olarak fark edilmeyi Önlemek amacıyla çok hızlı bir konuşmayla ya da düşük seviyede sunulan mesajlar bu tür reklama bir Örnek olabilir.
Bilinçdışı uyaranın tüketim veya siyasal davranışı denetlemekte etkili bir araç olarak kullanılabileceği iddiası araştırma literatüründe tartışmalı ve karşıt sonuçlara yol açmaktadır. çok sayıdaki araştırma bilinçdışına hitap eden uyarıcıların inanıldığının tersine ikna etme/inandırma sürecinde çok fazla etkili olamadığını ortaya koyuyor. Bu araştırmaların bulguları, bilinçdışı mesajların çok az bir etkisi olduğunu ya da hiç etkileri bulunmadığını gösteriyor. Ne var ki, sayısı bunlar kadar çok olmamakla birlikte, kimi araştırmalar da bilinçdışı mesajların etkili olabileceğini ortaya koyuyor.
Bilinçdışı süreçler etkili iletişime tartışmasız bir şekilde kanıtlanmış bir katkıda bulunmamakla birlikte, bu süreçlerin kullanımı devam etmektedir. Bu kullanımı haklılayabilecek bir neden, bilinçdışı mesajların hiç değilse, insanların zaten Ön eğilimli oldukları tarzda davranmaya Özendirme olasılığının büyük olmasıdır.
S.C. Dudley(1987), reklamcıların ve iletişim pratisyenlerinin bilinçdışı mesajları kullanmakta tüm karşı verilere karsın İsrarlı olmalarının bu mesajların yayınlanan araştırmaların belirttiğinden daha etkili olabileceği sorusunu ortaya attığını belirtir.
M. Rogers ve C.A. Seiler’in ABD’de reklam endüstrisi ve medya yapım temsilcileri üzerine yaptığı bir araştırma(1994), tüm deneklerin bu teknikten haberdar olduklarını, yarısının bu tekniğin etkili olduğuna inandıklarını; küçük şirketlerdeki deneklerin bu tekniğin kullanıldığına büyük şirketlerdekilerden daha fazla inandıklarım ortaya koydu. M. Rogers ile K.H. Smith’in (1993) araştırmaları ise, sokaktaki insanların bilinçaltı reklama inançlarının onların eğitim düzeyiyle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre eğitim düzeyi yükseldikçe bilinçaltı reklamın etkililiğine inanma oranı da artmaktadır.
J. Saegert’e göre(1987), bilinçaltıyla algılanan reklam, reklam profesyonellerinin hemen tümünün bunu pratik bir teknik olarak görmemelerine karşı etkisini ve Özellikle sokaktaki insanlar için etkisini ve gücünü sürdürmektedir.
Bilinçdışı reklam uygulaması, gerek bu tekniğin etkililiğine olan popüler inanç, gerekse tekniğin kÖtüye kullanım tehlikesi, ayrıca bu teknikle gerçekleştirilecek reklamların ‘aldatıcı reklam’kategorisine giriyor olması nedeniyle birçok Ülkede olumsuz tepkilere yol açmış ve reklamlarda bilinçdışı algılama tekniklerinin kullanımı Avustralya, ingiltere ve ABD’de yasaklanmıştır. Türkiye’de de radyo ve televizyon yayınlarını düzenleyen hukuki mevzuat bilinçdışı reklamları yasaklamaktadır.

bilyalı başlık :(Alm. Kugelgelenkkopf; Fr. rotule de pied; İng. ball and socket head) : S/TV. üçayağın başlıkla birleştiği yerde bilyalı eklem bulunan başlık.

bindir :(Alm. aurc-hblendenl; Fr. faites une sarimpressionI; İng. superimpose!, super!, add!) : TV. Resim seçiciye, belli bir alıcıdan gelen resmi, başka bir alıcıdan gelen resme bindirmesi için verilen komut. (Bindirilecek resmi veren alıcının sayısı belirtilerek ‘üçü bindir, biri bindir’ biçiminde söylenir).

bindirme :(Alm. Durchblende, Durchblendung, überlagerung, überblendung, überblenden, Trickeinblendung, Doppelbelichtung, Superimposierung; Fr. surimpression, superposition; İng. superimposition, superimposure, superimposed image, ‘supered’ image, double printing, overprint, half-lap dissolve; Eski.T. sürempresyon, surimpression, süperpoze, üst üste film çekme, üst üste çekim) : S. 1. özel bir görsel etki sağlamak amacıyla aynı duyar katin iki ayrı çevirimde kullanılması ya da iki ayrı çevirimin birbiri üstüne konarak aynı film üzerine basılması; bu durumda iki ayrı görüntü birbiri üstüne binmiş olarak ortaya çıkar. TV. 2. Aynı sonucun, ayrı alıcılardan gelen resimlerin aynı anda verilmesiyle televizyonda sağlanması.

bindirmeli yazı :(Alm. Durchblendentitel, einkopierter Titel; Fr. titre surimpressionne; İng. superimposed title, overlaid title) : S/TV. Başka bir görüntü üzerine bindirmeyle alınmış yazı.

birinci kuşak :(Alm. Band I, Fernsehbereich I; Fr. Bande I; İng. Band I; Eski.T. Bant /) : TV. çYY’de 41-68 MHz (7,32-4,40 m) arasında yer alan yinelenim kuşağı. (Bu kuşakta 2, 3, 4. oluklar yer alır. Televizyon yayınlarına ayrılmıştır. İstanbul Teknik üniversite Televizyonu, TRT Ankara Televizyonu’na bağlanmadan önce bu kuşaktaki 4. oluktan yayın yapmaktaydı).

birincil renkler :(Alm. Primarfarbe, Primarvalenz; Fr. couleurs primaires; İng. primary colours (ABD: colors); Eski.T. iptidai renkler, primer renkler) : S/TV. üçü eşit ölçüde üst üste bindirildiğinde beyazı oluşturan mavi, yeşil, kırmızı renkler. (Ayrıca, iki birincil rengin karışımı bir ana rengi, bunun tersi olarak iki ana rengin karışımı da bir birincil rengi verir).

birlik :(Alm. 1 kW; Fr. projecteur 1 kW (de 1 kilo); İng. 1 kW) : S/TV. Aydınlatmada kullanılan 1 kVV’lık ışıldak.

birlikte çevirim :(Alm. Einbandaufzeichung; Fr. enregistrement bande unique; İng. single-system sound recording; Eski.T. tek dizgeli ses kayıt yöntemi) : S. Ses ile resmin aynı anda, aynı kuşak üzerine alınması. Ayrı çevirimin karşıtı.

bitiş :(Alm. SchJuss(szene); Fr. final; İng. ending, closing scene, final scene; Eski.T. final) : S. Bir filmin sona erişini gösteren, filmin sonunda yer alan görüntüler; bu görüntülerin ortaya koyduğu belirli durum.

bitiş çekimi :(Alm. Schlussauf-nahme; Fr. dernier plan du film; İng. fade oırt scene (shot)) : S. Bir filmin sonunda yer alan çekim; filmi sona erdiren çekim.

BlLİŞSELALAN :(İng. Cognitive) : İnsan davranışının entelektüel -bilme, anlama ve uslamlama-olarak betimlenebilen alanı.

Boç :bkz. boy çekimi.

boş film :(Alm. Rohfilm(material), Aufnahmematerial, Film(material), unbelichteter Film, nicht belichteter Film, unbelichtet; Fr. pellicule (cinématographique, vierge), film vierge (cinematographique vierge), film non expose; İng. motion picture film, film, unexposed film, raw stock, stock, non-exposed stock, unexposed; Eski.T. pelikül, ham film, alınmamış film, bakire pelikül) : S. Alıcıda yada basım aygıtında kullanılmamış, duyarkatı ışıkla etkilenmemiş film.

BOŞ KAP :(İng. Empty Vessel) : Hem izleme, hem kod açımlama ve anlam kurma düzeyinde izler kitleye sağladığı seçicilik potansiyeli nedeniyle televizyonun herkes için her şey olabileceğini ifade eden bir niteleme; televizyonu dile getiren bir eğretileme.

BOŞ ZAMAN ETKİNLİĞİ :(İng. Leisure) : İnsanların ekonomik olarak iş ve görev-dışı zamanlarındaki rollerine giren; katılanlarca aylak zaman olarak görülen, psikolojik olarak hoşa giden, hazza yönelik ve biçimiyle içeriği bir Ölçüde insanın kendisi tarafından belirlenen etkin deneyim.
Biyolojik veya toplumbilimsel olarak uyku, iş ve kişisel bakım için belirlenen zaman tahsisi dışında yapılaşmamış, ihtiyari zaman.
İletişim araçları davranışı ile boş zaman arasında yakın ilişki vardır. İletişim araçlarının kullanımı, genellikle bir boş zaman etkinliği olarak değerlendirilmektedir.

boşlukta kesme :(İng. cut in blanking, interfield cutting (switching)) : TV. Bir resim kaynağından öbürüne, alan boşluğu sırasında geçme.

boy :(Alm. 1. Format, Filmformat, Kinoformat,2. Bild-schirmformat, Schirmbreite, Schirmgrö’sse; Fr. 1. format (de film), 2. dimension de I’icran, format de l’ecran; İng. 1. size, gauge, width, film size (gauge, format, dimension), raw stock dimension, format, 2. screen size, size of the picture screen; Eski.T. 1. kıta, ebat, forma, 1. ebat, ekran ebadı, ekran boyu, ekran boyutu, büyüklük) : S. 1. Herhangi bir filmin, iki kenarı arasında- kalan uzunlukla yani eniyle belirtilen büyüklüğü. (Belli başlı film boyları şunlardır: 8 mm, büyük 8, 9,5 mm, 16 mm, 35 mm, 70 mm. Film alıcı ve göstericileri de bu boylara göre belirlenir). TV. 2. Bir televizyon almacının, görüntülüğünün köşegen uzunluğuyla belirtilen büyüklüğü. (Bugüne değin ölçün bir televizyon boyu belirlenmemiştir. çeşitli ülkelerde, genellikle en küçükten en büyüğe doğru sıralanan başlıca boylar (köşegen uzunlukları) şöyledir: 7,5 cm, 13 cm, 28 cm, 32 cm, 36 cm, 41 cm, 43 cm, 44 cm, 48 cm, 51 cm, 59 cm, 61 cm, 63 cm, 65 cm. Bu boylar, genellikle, cep televizyonu, el televizyonu, taşınabilir televizyon, salon televizyonu olarak kümelendirilir. En çok kullanılan boylar 44 cm, 51 cm, 59 cm, 61 cm’dir).

boy çekimi, Boç :(Alm. Halbnah(einstellung); Fr. plan moyen, PM; İng. medium shot, MS, mid shot, middle shot, full-length shot; Eski.T. boy plan, orta plan, yakın plan, orta uzak çekim) : S/TV. Bir insanı boylu boyunca çerçeveleyen büyüklükte çekim.

bozulma :(Alm. 1. Tonverzerrung, 2. ‘Scrambling’; Fr. 1. distorsion (du son), 2. brouillages, défaut de transmission; İng. 1. sound distortion, distortion, 2. scrambling) : S/ TV. 1. Seslendirme ya da yayın dizgesinde, ses dalgasının uğradığı istenmeyen değişikliklerden dolayı, alınan ses ite yayınlanan ses arasındaki her türlü başkalık. TV. 2. Bir radyo-televizyon yayınının alınışında, yararlı ime binen zararlı bir imin, ses ya da resmi etkilemesi durumu.

bozum :(Alm. 1. Bildverzerrung, Bildverzeichnung, 2. Tonverzerrung; Fr. 1. distorsion (d’image), 2. distorsions (du son); İng. 1. image distortion, frame distortion, distortion, 2. sound distortion, distortion) : S/TV. 1. Görüntüde belirli bir etki sağlamak amacıyla, biçim bozucu mercek ya da başka araçlarla nesnelerin gerçek görünüşlerini değiştirme.^. Sesin, özel bir etki sağlamak amacıyla, gerçektekinden başka biçimde, nitelikte verilmesi.

bölgesel izlence :(Alm. Regionalprogramm; Fr. programme local (régional); İng. local programme (ABD: program), regional programme, (ABD) local broadcasting) : TV. Belirli bir bölgenin özellikleri göz önünde tutularak bu bölge için hazırlanmış izlence çeşidi. Merkez izlencesinin karşıtı.

bölüm :(Alm. Teil; Fr. parti, épisode; İng. part; Eski.T. kısım, fasıl) : S. Bir filmde birkaç ayrımdan oluşan, konunun ana parçalarından birini ortaya koyan bölük.

bölüntülü film :(Alm. Seri-enfilme, Episodenfilm, Forsetzungsfilm, ‘Serials’; Fr. film â épisodes (en ûpisodes), cine-roman, ‘serial’; İng. ser/o/(s), serial film, (ABD) cliffhanger (a.); Eski.T. sürek/ı dizi film, seriyal) : S. Konusu bir öncekinin devamı olan, aynı kişilerce oynanan, piyasaya aynı anda ya da çok kısa aralıklarla sürülen, birkaç uzun filmden oluşan sinema yapıtı.

BRİKOLAJ :(İng. Bricolage) : Nesnelerin, göstergelerin ya da pratiklerin farklı anlam sistemlerine ve kültürel ortamlara uyarlandığı, dolayısıyla yeniden gösterilen haline geldikleri bir kültürel süreç.
Kavram Fransız yapısal antropologların çalışmalarından kaynaklanmakla birlikte daha yakın dÖnemlerdeki alt kültür ve yaşam-biçimlerinin incelenmesinde kullanılmaktadır. Özellikle gençlik alt-kültürlerinin, geçmişin kimi ulusal simgelerini, nesnelerini Özgün anlamının dışında kullanmaları brikolaj Örneğidir.

bulanık zincirleme :(İng. defocused dissolve, defocus mix) : S/TV. Zincirlemede, ilk çekimin son görüntülerinin gittikçe bulanıklaşması; ikinci çekimin ilk görüntülerinin gittikçe seçikleşmesi durumu.

bulanıklaştırma :(Alm. ‘Defocusing’; Fr. passage au flou, ‘de guingois’; İng. defocusing) : S/TV. Konunun odak dışı kılınmasıyla görüntüye bulanık bir görünüş sağlama.

bulma :(Alm. Demodulation; Fr. démodulation, détection; İng. demodulation, detection; Eski.T. demodülasyon) : TV. Kablolar ya da dalgalar yardımıyla gönderilebilmek için yüksek yinelenimlere yerleştirilen ses ya da resim imlerinin, almaçta izlenebilmesi amacıyla, bu yüksek yinelenimin salınımlarından ayrılması işlemi; değiştirmenin tersi olan işlem.

büyük 8 :(Alm. Super-8-mm-Film, Super-8-mm-Format, Super-8-mm, Super-8, Super-8-mm-Schmalfilm; Fr. Super-8 mm, film de Super-8 mm, format Super-8 , mm; İng. Super-8 mm (film), 8 mm Type S, Type S format, Type S film; Eski.T. Super 8 mm) : S. 8 mm’lik filmin 1965’te piyasaya sürülen yeni bir çeşidi. (Boy bakımından, o-lağan 8 mm’lik filmden hiç bir başkalığı yoktur. Buna karşılık, 8 mm’lik filmde deliklerin yatay olarak bulunan uzun kenarı, büyük 8’de dikey olarak yer alır. Böylelikle resim alanı, olağan 8’dekine göre yaklaşık % 50 oranında artar. Büyük 8’de bir ayakta 72 resim, 1 m’de 235,3 resim yer ahr. çerçevesi 4,14×5,69 mm’-dir. Saniyede 18 ya da 24 resim geçecek hızla oynatılır. Optik ya da manyetik ses yoluyla kullanılabilir. Büyük 8, yalnız özenci sinemasında değil/eğitim sinemasında ve televizyonda da kullanılmaktadır. Büyük 8’in başlıca iki çeşidi vardır: Kodak büyük 8 (Kodak Super-8) ile Fuji tek 8 (Fuji single-8). Aradaki başlıca değişiklik, taban özdeğinde Ve kutucuklardadır. Büyüke 8 filmler kutucuklar içinde kullanılır).

büyültme :(Alm. Vergrösserung; Fr. agrandissement, gonflement (a,); İng. enlargement, enlarging, enlarge, optical enlargement, film enlargement, blow-up, print-up; Eski.T. agrandisman, genişletme) : S. 1. Bir filmin, optik basım yoluyla, daha büyük-boyda bir film üzerine, örneğin 8 mm’lik filmin 16 mm’ye, 16 mm’lik filmin 35 mm’ye, 35 mm’lik filmin 70 mm’ye aktarılması. Küçültme karşıtı. 2. Bir filmin negatifinde yer alan resmi, kart: üzerine çıkartma, filmden fotoğraf çıkartma.

büyülü fener :(Alm. Lanterna Magica; Fr. lanterne magique [İng. magic lantern; Eski.T. sihirli fener, lantern majik) : S. Göstericinin ilkel biçimi, atası. (önünde mercek, içinde ışık kaynağı bulunan bir karanlık kutudan oluşur. Merceğin odak noktasına yerleştirilen cama çekili resim, bu ışık kaynağının ve merceğin yardımıyla, görüntülük üzerine düşürülür).

Camera 65 :(Alm. Camera 65; Fr. Camara 65; İng. Camera 65) : S. Bir geniş görüntülük ve üçboyutlu işlemi. (Todd-AO işlemini andıran Camera 65’te 65 mm’lik film kullanılır. Alıcı ve göstericisi de buna uygun olarak değişik yapıdadır).

Camerascope :(Alm. Camerascope; Fr. Camera scope; İng. Camerascope) : S. Cine-mascope’un İngiliz işliklerinde uygulanan ve sıkıştırma; temeline dayanan bir geniş görüntülük yöntemi.

canlandırıcı :(Alm. Trickfilmzeichner, Hauptp-hasenzeichner, Trickzeichner, Phasentrickzeichner, Phasenzeichner, Zeichner,; Fr. animateur(-trice), chef animateur(-trek); İng. animator, cartoon film artist, cartoon film designer; Eski.T. ressam) : S. Bir canhresim ya da çizem filmi için, devinimliiiği sağlayan resimleri gerçekleştiren sanatçı.

canlandırma :(Alm. Animation, .figürlicher Trick; Fr. animation; İng. animation; Eski.T. animasyon) : S. Tek tek resimleri ya da devioimsiz nesneleri gösterim sırasında devinim duygusu verebilecek biçimde düzenlemek ve filme aktarmak işi.

canlandırma filmi :(Alm. Animationsfilm, Multiplikationsfilm, Trickfilm; Fr. film d’animation; İng. animated film; Eski.T. animasyon filmi) : S. Canlandırma yöntemiyle gerçekleştirilmiş film.

canlı yayın :(Alm. Liveprogramm, Liveübertragung, Livesendung, Direk-tübertragung, öirektsendung, Originalöbertragung; Fr. émission en direct, programme en direct; İng. live relay (broadcast, programme, presentation, production, transmission, television), telecast; Eski.T. naklen yayın, dış yayın) : TV. Daha önceden herhangi bir gereç üzerine saptanmamış, işlikte ya da işlik dışında gerçekleştirildiği, alıcıyla saptandığı anda yayına erilen izlenceler için kullanılan terim. Dolaylı yayının karşıtı.

CCIR ölçünleri :(Alm. CCIR-Normen; Fr. standards CCIR; İng. CCIR standards) : TV. Uluslararası Radyo İletişimi Danışma Kurulu’nun radyo-televizyon alanında saptadığı ölçünler.

CEE yöntemi :(Alm. CIE-System; Fr. systeme CIE; İng. CIE system) : S/TV. Uluslararası Aydınlatma Kurulu’nca renkölçümü alanında saptanan uluslararası ölçünler ve bu ölçünler’ e göre çeşitli renklerin sağlanmasında uygulanan yöntem.

cep sineması :(Fr. cinema de poche; İng. small cinema) : S, Genellikle 100-600 arası izleyici alabilecek boyda sinema.

Cinecolor :(Alm. Cinecolor; Fr. Cinecolor; İng. Cmeco/or) : S. 1935-55 yılları arasında kullanılan, bir renkli film işlemi.

CinemaScope 55 :(Alm. CinemaScope 55; Fr. CinemaScope 55; İng. CinemaScope 55) : S. CinemaScope’un 1964’te piyasaya sürülen ve 55 mm’lik negatif filme dayanan çeşidi.

CinemaScope delikleri :(Alm. CinemaScope-Perforation; Fr. perforation CinemaScope; İng. CinemaScope perforation, CS perforation, foxholes) : S. Mıknatıslı dört ses yolu bulunan CinemaScope filmlerinin pozitif eşlemlerindeki diş delikleri; CinemaScope işlemini geliştiren ’20th Century Fox Co.’ adına dayanarak Fox deliği (foxhole) de denir.

Cinerama :(Alm. Cinerama; Fr. Cinğrama; İng. Cinerama; Eski.T. Sinerama) : S. 1952’de ABD’de ortaya sürülen; özel alıcı, özel gösterici ve özel sinema salonu gerektiren bir geniş görüntülük ve üçboyutlu işlemi. (Cinerama alıcısı, mercekleri 27 mm aralıklı üç ayrı alıcının yan yana getirilip eşlemeli çalışmalarına dayanır. Her alıcının merceği, çok geniş bir görünçlüğün belirli bir parçasını saptar., Böylelikle elde edilen üç ayrı film, üç ayrı göstericiyle, özel yapıdaki Cinerama görüntülüğüne yansıtılır. Cinerama’da 35 mm’lik film kullanılır. Ancak resim yüksekliği altı deliği kapladığından, resmin eni iki yandaki deliklere kadar uzanır; bundan dolayı bu üç ayrı kuşak yan yana yansıtıldığında, genellikle olağan görüntülüğün altı katı büyüklüğünde görüntü verir. Ayrı bir 35 mm’lik film üzerine alınan mıknatıslı sekiz ses yolu, beşi görüntülük gerisinde, sekizi yanlarda ve salonun arkasında bulunan sesyayarlardan verilir. Böylelikle gerek görüntü gerekse ses yönünden büyük bir derinlik duygusu sağlanır. Bu üç kuşaklı Cinerama’dan ayrı olarak, 70 mm’lik filmi tek göstericide kullanan bir Cinerama çeşidi de geliştirilmiştir. Bundaki çerçeve oranı 1:2,33’tür).

Circarama :(Alm. Circarama; Fr. Circcrama; İng. Circarama) : S. Bir çember görüntülük ve üçboyutlu işlemi. (Disney’nin piyasaya sürdüğü bu işlemde, başlangıçta 16 mm’lik on iki gösterici kullanılıyordu. Sonradan 35 mm’lik dokuz gösterici kullanılmaya başlandı. Bu göstericiler, silindir biçimindeki salonun bütün iç duvarını kapsayacak biçimde yan yana sıralanmış görüntüleri yansıtırlar. İzleyiciler bu görüntüleri, salonun ortasından izlerler).

Circlorama :(Alm. Circlorama; Fr. Circlorama; İng. Circlorama) : S. SSCB’de geliştirilen Kinopanorama adlı çember görüntülük işleminin İngiltere’deki adı.

çağ filmi :(Alm. historische Film, ‘Jidai-Geki’; Fr. 1. film d’epoque, 2. film d’epoque (historique), ‘jidai-geki’ (Japonca); İng. 1. period film, 2. period film, ‘jidai-geki’) : S. Belli bir çağı, bütün toplumsal, siyasal, kültürel-özellikleriyle canlandıran tarihsel film çeşidi. 2. özellikle Japon sinemasında, Japonya’nın batı uygarlığına açılışından önceki yaşayışını, derebeyleri, Samuraylar dönemini yansıtan ve geleneksel Kabuk’ i tiyatrosundan büyük ölçüde yararlanan film türü. çağdaş filmin (gendaigeki) karşıtı.

çağdaş film :(Alm. 1. Ge’genwartsfilm, 2. Film der Gegenwart,3.’Gendai-Geki’; Fr. 1. film â sujet contemporain, 2. film contemporain, 3. ‘gendai-geki’ (Japonca); İng. 1. contemporary life film, 2. contemporary film, 3. ‘gendai-geki’) : S. 1. Konusu çağımızda.geçen film. 2. çağdaş sinemanın ürünü olan yapıt. 3. özellikle Japon sinemasında çağ filminin, tarihsel filmin karşıtı olarak günümüzün konularını işleyen film türü için kullanılan terim.

çağdaş sinema :(Alm. Kino der Gegenwart; Fr. cin6ma contemporain; İng. contemporary cinema) : S. Günümüze en yakın dönemde ortaya konulan, sinemanın en son gelişmelerini yansıtan ürünlerden oluşan sinema; genellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki dönemi kapsar.

çağrışım :(Alm. Bildenvereinigung; Fr. association d’images; İng. association of frames (of pictures)) : S/ TV. 1. Görüntülerin içerdiği kavramların izleyicide yeni kavramlara yol açması durumu; bu yolla izleyiciyi etkileme. 2. Bir çekimin sonundaki görüntülerin uyandırdığı çağrışımla bundan sonraki çekimin ilk görüntülerine geçiş.

çakar (ışıtaç) :(Alm. Blitz(lampe), Blizlichtlampe; Fr. flash, ampoule flash, lampe eclair; İng. flash bulb, flash t photoflash lamp; Eski.T. flaş (lambası), fotoflaş) : S. Magnezyumla ya da elektronik düzenle çalışan, son derece kısa sürede çok güçlü ışık verip sönen ışıtaç. (Fotoğrafçılıkta çok sık kullanılan bu ışıtaç, aşırı hız sinemasında konuyu düzenli aralıklarla aydınlatmada kullanılır).

çalgısız müzik :(Fr. musique synthetique; İng. synthetic music, music without inst-) : raments, hand-painted music, hand-drawn music] S. Hiçbir çalgıdan yararlanmayarak çalgısız ses temeline göre gerçekleştirilen müzik. (Ses yolundaki ses imlerinin optik işleme başvurulmaksızın doğrudan doğruya elle film üzerine çizilmesinden oluşur. Böylelikle çalgısız ses yöntemi ile alıcısız film yöntemi birleştirilmiş olur).

çalgısız ses :(Fr. son synth6tique; İng. synthetic sound, hand-drawn sound, hand-painted sound, animated sound, artificial sound) : S. Doğrudan doğruya ses yoluna elle çizilerek elde edilen ses.

çalışma fotoğrafı :(Alm. Arbeitsphoto, Werkaufnahme, Standfoto; Fr. photo de travail (de production, de plateau); İng. production still) : S. Bir filmin tanıtısında kullanılmak üzere saptanan ve filmin çevrilişiyle ilgili çalışmaları gösteren fotoğraf.

çalışma ışığı :(Alm. Arbeitslicht, Bau-licht; Fr. edairage de service; İng. working light) : S/ TV. Bir çevirime hazırlanırken, düzlüğü çalışabilecek ölçüde aydınlatan, çevirime ya da yayına gerekli aydınlatmanın dışında kalan ışık.

çapraşık kaydırma :(Alm. Komplexkamerafahrt; Fr. travelling complexe; İng. complex travelling (ABD: traveling)) : S’fTV. Alıcının çeşitli kaydırmaları aynı çekim içinde gerçekleştirmesinden doğan devinim.

çapraz aydınlatma :(Alm. Kreuzbe-leuchtung; Fr. éclairage o feux croises; İng. cross lighting) : S/ TV. Geriden aydınlatma ile önden aydınlatma arasında gerek yön gerek elde edilen sonuç bakımından ortalama durumdaki aydınlatma.

çarpıcı çekim :(Alm. Flash, Blitz; Fr. flash, image-choc; İng. flash, quick shot; Eski.T. flaş) : S/ TV. Gerek kısalığı gerek özü yönünden seyirci üzerinde sarsıcı, vurucu bir etki yapmak üzere hazırlanmış, çok kez ayrıntı ya da baş çekiminden oluşan çekim çeşidi.

çarpıcı kurgu :(Alm. Attraktionsmontage; Fr. montage des attractions (d’attraction); İng. montage of attractions, montage) : S/TV. İzleyicide vurucu bir etki yaratmak amacıyla çarpıcı çekimlerin dizilenmesiyle sağlanan kurgu; tepkeler üzerine kurulur; konunun doğal akışından kaynaklanan simgeleri kullanır.

çekim :(Alm. Aufnahme, Einstellung, Szene,’Take’; Fr. plan; İng. shot, take; Eski.T. plan) : S. 1. Alıcının sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla elde edilen film parçası. 2. çevirim oyunluğunda, alıcının sürekli olarak bir kez çalıştırılmasıyla elde edilecek olan, her biri ayrı bir sayıyla belirtilen bölüm. 3. Alıcının bir kez çalıştırılması sırasında alıcı açısı, alıcı görüş noktası, alıcı ile çevrilen görünçlük arasındaki uzaklık, mercek çeşidi, vb. etkenlere göre başka başka özellikler gösteren görüntülerin tümü (Bu son durumda görüntüler gerek çerçeve içinde kapladıkları yer, gerek görüş açısı ve noktası, gerekse çevirim sırasında alıcının devinimiyle değişik özellikler kazanır ki, bunların her biri özel bir terimle belirtilir). TV. 4′. Televizyon yayınında, sinemadaki çekimin özelliklerine karşılık olan durumlar.

çekim ölçeği :(Fr. échelle des plans, grosseur des plans, echelle de l’image; İng. scale of shots, image scale, picture scale; Eski.T. plan ebadı, eşe/) : S/ TV. Konuların görüntü çerçevesine oranla kapladıkları yerin değişmesinden oluşan çeşitli boydaki çekimler dizisi. (Konuların çerçeveye oranla az ya da çok yer kaplamaları, konu ile alıcı arasındaki uzaklığa ya da kullanılan merceğe göre değişir. Konunun çerçevede en büyükten en küçüğe doğru kapladığı yer bakımından çekim ölçeği şu çekimlerden oluşur: ayrıntı çekimi, baş çekimi, omuz çekimi, göğüs çekimi, bel çekimi, diz çekimi, boy çekimi, genel çekim, toplu çekim, uzak çekim).

çekim sayısı :(Alm. Szennennummer, Einstellungsnummer; Fr. numéro (da plan); İng. number (of shot), shot number, slate number; Eski.T. numara, plan numarası) : S/TV. çekimlerin, çevirim senaryosunda sıralanırken aldıkları sayı.

çekim tahtası :(Alm. Klappe, Tafel, Synchronk-lappe; Fr. ardoise, tableau, pancarte; İng. slate (board),clapper, clapperboard, take board, number board; Eski.T. klaket) : S. Bir çekimin başında, çekimlerin birbirinden kolaylıkla ayırt edilebil-, meşini sağlayan bilgiler bulunan ve çevirime başlanırken alıcının önünde tutularak görüntüsü film üzerine saptanan yüzey.

çekim uzunluğu :(Alm. Szenen/önge; Fr. longueur de plan; İng. length of shot) : S/ TV. Bir çekimin görüntülükteki süresinden oluşan uzunluk.

çekim-ayrım :(Alm. Einstellungssequenz, ‘Plan-Siquence’; Fr. plan-séquence; İng. ‘plan-sequence’) : S/TV. Bir ayrım oluşturabilecek kadar uzun olan, bir ayrım boyunca sürdürülen kesintisiz çekim.

çember görüntülük işlemi :(Alm. zylindrisch Schirm; Fr. ücran circulaire; İng. full circle process, cylindrical screen, 360° projection) : S. Geniş görüntülük işlemlerinin, görüntülüğün 360 derecelik tam bir çember biçiminde olduğu en aşırı çeşidi; Circarama, Kino panorama bunun başlıca örneklerindendir.

çerçeve :(Alm. Bilderrahmen, Rahmen, Rahmengestell, Feld, Kader, Bildfeld; Fr. coure; İng. frame; Eski.T. kadr, kare, ankadraman) : S. Alıcının penceresinden dolayı, bir filmin üzerinde her bir resmin yüzeyini sınırlayan, dikdörtgen oluşturan doğrular.

çerçeve çizgisi :(Alm. Bildlinie, Bildstrich, Bildsteg; Fr. ligne de septantaine deux images, bane de cadre (de cadrage); İng. frame line; Eski.T. resim çizgisi) : S. Bir filmin pozitif eşleminde art arda bulunan iki resmi birbirinden ayıran yatay, siyah çizgi

çerçeve çizgisi eki :(Alm. Bildlinieklebsteüe; Fr. coure dans une barre de cadrage; İng. frame-line jg’m (splice)) : S. Yapıştırmanın, çerçeve çizgisinde yapılarak, ek yerinin tam çerçeve çizgisi üzerine getirilmesi durumu.

çerçeve çizgisi yapıştırma aygıtı :(Alm. Bildlinieklebepresse; Fr. coJJeuse par chevauchement; İng. frame-line spl/cer) : S. Yapıştırmanın tam çerçeve çizgisi üzerinde gerçekleştirilmesini sağlayan yapıştırma aygıtı.

çerçeve dışı :(Alm. n/cht im Bild, im Off, ‘Off’; Fr. hors champ ide I’image), ‘off’; İng. out of frame (of shot), off, (ABD) out of vision, OOV; Eski.T. kadr dışı, çekim dışı) : S/TV. Bir alıcı merceğinin görüş alanı dışında kalan, dolayısıyla görüntü çerçevesine girmeyen herhangi bir nesne ya da varlığın durumu. Çerçeve içi’ nin karşıtı.

çerçeve düzeltme :(Alm. Bildstriche-instellung; Fr. cadrage; İng. framing; Eski.T. kareleme) : S/ TV. Filmi gösterici, bakımlık, kurgu aygıtı ya da film yayın aygıtında resmin pencereye tam olarak çakışmasını sağlayacak biçimde geçmek.

çerçeve içi :(Alm. im Bild; Fr. dans le champ, d I’image; İng. in frame (picture, shot), (ABD) in vision; Eski.T. kadr içi, çekim içi) : S/TV. Bir alıcı merceğinin görüş alanı içinde kalan, dolayısıyla görüntü çerçevesine giren herhangi bir nesne ya da varlığın durumu. çerçeve dişı’nın’karşıtı.

çerçeve oranı :(Alm. Verhdltnis, Bildseitenverhaltnis, Seitenverhaltnis (de Bild), Bildeindruck, Bild-format, Format, Grösse; Fr. aspect de I’image, format de I’image, cadre; İng. aspect ratio, AR, picture ratio, format; Eski.T. görüntü oranı, görüntü boyutu, resim boyutları oranı) : S. 1. Bir film ya da görüntülük üzerindeki resmin eni ile yüksekliği arasındaki oran. (ölçün filmlerde ve dar filmlerde bu oran 3:4 (1:1,33) tür. Geniş görüntülük işlemleri bu oranın 1:2,70’e kadar çıkmasıyla gerçekleşir). TV. 2. Televizyon görüntülüğündeki resmin eni ile yüksekliği arasındaki oran; ölçün filmde olduğu gibi 3:4’tür.

çerçeveleme :(Alm. Bildbühneneinstellung, Bildverstellung, Bildeinstellung, Einsteflung, Bildbeg-renzung; Fr. cadrage, encadrement; İng. framing; Eski.T. ankadraman, kadraj) : S/ TV. Sinemacı ya da televizyoncunun, elindeki malzemeyi görüntü çerçevesinin ikiboyutlu alanı içerisine en uygun, en elverişli biçimde yerleştirmesi işi.

çerçeveleyıci :(Alm. Bildfangregler; Fr. commande de réglage; İng. framing device) : S/ TV, çeşitli sinema aygıtlarında, kayan resmi çerçeve çizgisi görünmeyecek biçimde düzelten bölüm.

çerçevesiz film :(Fr. film sans cadre; İng. framelessfilm) : S. Alıcısız filmlerin bazılarında, resimlerin çerçeveye bakılmaksızın sürekli olarak film üzerine çizilmesinden doğan durum.

çevirgeç :(Alm. Umformer, Konverter, Umsetzer, Wandler; Fr. convertisseur; İng. converter, convenor; Eski.T. mübeddil, konvertör, çevirici, televizyon konvertörü) : S/TV.Bir akımı, başka çeşit akıma (örneğin dalgalı akımı doğru akıma) çeviren aygıt.Bir yinelenimi başka bir yinelenime (örneğin çYY’i, PYY’e) çeviren aygıt. 3.Bir televizyon ölçününü başka bir ölçüne çeviren aygıt. 4. Belli bir koda sokulmuş bilgiyi başka bir kılığa sokan aygıt.

çevirim :(Alm. Aufnah-me, Filmaufnahme, Kameraaufnahme, Bildaufnahme, Dreh, Dreharbeiten; Fr. tournage, prise (de vues), prise de vues~cin6matographique, filmage; İng. filming, shooting, film shooting, camera shooting, take, taking, recording; Eski.T. çekim, çekme, çevirme, alma, film alma, film çevirme, film çekme) : S. 1. Sinema filmini gerçekleştirmek üzere alıcının çalıştırılarak duyarkatın üzerine gizli görüntülerin saptanması. 2. Alıcının çalıştırılmasına bağlı olarak yapılan işlerin tümü. 3. (Genel anlamda) Bir filmi gerçekleştirmek için yapılan işlerin tümü.

çevirim :bkz. televizyona alma.

çevirim günü :(Alm. Drehtag; Fr. journée de prise de vues; İng. shooting day; Eski.T. iş günü) : S/TV. çevirimin yer aldığı gün; çalışılmayan günün karşıtı.

çevirim hakkı :(Alm. Verfilmungsrechte; Fr. droits d’adaptation cinematographique; İng. film rights; Eski.T. filme alma hakkı) : S. Herhangi bir metnin film olarak gerçekleştirilmesini sağlayan hak.

çevirim izni :(Alm. Filmaufnahme-Erlaubnis,Dreherlaubnis, Aufnahmegenehmigung, Filmaufnahmegenehmigung; Fr. autorisation de tourner; İng. .- shooting permit (permission), filming permit (permission); Eski.T. çekme izni, çekim izni) : S. Bazı ülkelerde bütün çevirimler ya da belirli yerlerdeki çevirimler için yetkililerden alınması gerekli olan izin.

çevirim oyunluğu :(Alm. Drehbuch, Buch, techniches Drehbuch, Aufnahmeplan; Fr. découpage technique (final), scénario découpe, ‘script’; İng. shooting script, script, shot list; Eski.T. çekim senaryosu, çevirim senaryosu, dekupajlı senaryo, teknik senaryo, dekupaj, çevirme kitabı, dekupaj senaryosu, senaryo) : S. çekimlere bölünmüş, her çekimin sayısı belirtilmiş, çevirim için gerekli tüm uygulayımsal açıklamaları taşıyan, konuşmaları ve sesle ilgili bütün bilgileri veren senaryo; senaryonun çevirime hazır durumdaki en son aşaması ve biçimi; çevirim için gerekli bütün uygulayımsal açık- lamaları taşıyan, konuşmaları ve sesle ilgili bütün bilgileri veren oyunluk.

çevirim oyunluğu yazarı :(Alm. Drehbuchautor; Fr. de coupeur, auteur du découpage; İng. continuity man, shooting script writer; Eski.T. çevirim senaryocusu) : S. çevirim senaryosunu hazırlayan kimse.

çevirim sayısı :(Alm. Aufnahmenummer, Takenummer; Fr. numéro de prise; İng. take number) : S. Herhangi bir çekimin kaçıncı kez çevrildiğini belirtmek üzere çekim tahtasına yazılan sayı

çevirim süresi :(Alm. Drehzeit; Fr. durée de prise de vues (de tournage); İng. shooting period) : S. İlk çevirim gününden son çevrim gününe kadar geçen zaman.

çevirim yazanağı :(Alm. Aufnahmebericht, Tagesbericht; Fr. rapport de tournage (de travail, d’une journée); İng. repon sheet, log sheet, dailies) : S. çevirim takımındaki uygulananların hazırladıkları ve çevrilen çekimlerin dizelgesini, her çekim için kendilerini ilgilendiren uygulayımsal bilgileri taşıyan, daha sonraki işlemelik, kurgu, seslendirme, basım gibi çalışmalara yardımcı olan yazanak.

çevirim yeri :(Fr. lieu de tournage (de prise de vues), emplacement; Eski.T. lokasyon) : . [İng. location] [Alm. Aufnahmegelönde, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standort] S. çevirim takımının bir çevirim günü çalıştığı yer; genellikle işlik dışındaki bir yeri anlatır

çevirmek :(Alm. drehen, filmen, verfilmen, aufnehmen, filmaufnehmen; Fr. tourner, filmer, cinématographier, faire un film, prendre (un film); İng. shoot, take, film, cinematograph; Eski.T. almak, çekmek, film almak, film çekmek, filiye çekmek, tertip etmek, manzara almak, döndürmek, ahz etmek, sho(o)t etmek) : S. çevirim eylemi.

çevirmek :bkz. televizyona almak.

çevrel yayaç :(Alm. Randzonen-sender; Fr. poste péri phatique; İng. peripheral station) : TV. Bir ülkenin sınırlarına yakın olan ve yayınları bu ülkenin sınır bölgelerinde izlenebilen yabancı televizyon yayacı.

çevresel kayıp :(İng. loss of the edge) : TV. Alıcının saptandığı, yönetim odası denet-liğinin verdiği resimde, yayındaki etkenlerden ya da almacın özelliklerinden dolayı, kenarlarda ortaya çıkan kayıp.

çevrim :(Alm. Schwingungszug; Fr. cycle; İng. cycle; Eski.T. devre, sikl) : S/TV. 1. Bir dizgede oluşan ya da bir dizgenin oluşturduğu bir dizi değişikliğin her biri. (Her çevrim sonunda bu değişiklik başlangıç noktasına döner. örneğin bir dalgalı akımda, en büyük pozitif akımdan en büyük negatif akıma ya da bunun tersine gidiş bir çevrimdir. Bir dalgalı akımın yinelenimi, saniyedeki çevrim sayısına eşittir). 2. (özellikle) Bir elektromıknatıs dalganın tam bir salınımı; bu durumda, çevrim, radyo yineleniminin temel birimidir (kilosikl =1.000 siki, gigasikl—1.000 megasikl. Yinelenimler genellikle saniyede çevrim (c/s) ya da hertz olarak belirtilir).

çevrinme :(Alm. Schwenk, Kameraschwenk, Kamerasch-wenkung, Schwenkung, Panoramaschwenk; Fr. panoramique; İng. pan shot, panoramic shot, panning (shot), pan; Eski.T. pan, panorama, panoramik, sving) : S/TV. Alıcının yatay ya da düşey ekseni çevresinde sağa, sola ya da yukarıya, aşağıya, devinimi; özellikle yatay çevrinme.

çevrinme başlığı :(Alm. Schwenk und Neigekopf, Schwenk kopf, Panoramakopf, Kameraschwenkkopf; Fr. plate-forme panoramique et de bascule, tSte plate-forme et de bascule, plate-forme â panoramique horizontal et vertical; İng. pan and tilt head, panoramic and tilting head, panning head) : S/TV. Bir üçayağın, çevrin meyi, gerçekleştirmeye yarayan başlığı.

çevrinme kolu :(Alm. Schwenkhebel, Schwenkarm; Fr. manivelle de la pjate-forme panoramique; İng. panning handle) : S/TV. çevrinme başlıklarında alıcının kolaylıkla çevrinmesini sağlamak için bulunan uzunca, saplı tutamak.

çevrinmeli kaydırma :(Alm. PanotraveHing, Kamerafahrt in Langsrichtung; Fr. pano- travelling; İng. travelling (ABD: traveling) and pan shot, pano-travelling (ABD: traveling)) : S/ TV. çevrinme ile kaydırmanın bir arada yapılmasından oluşan alıcı devinimi.

çevrinmeli yazı :(İng. pan title) : S/ TV. Tanıtma yazılarının bir çeşidi. Bu çeşit yazılar, alıcı merceği önünden yanlamasına geçer.

çıkarma :(Alm. 1. Entla-dung, 2.~Schnitt; Fr. 1. déchargement, 2. coupure; İng. 1. unloading, 2. cut) : S. 1. Kullanılmış filmi işlemeliğe göndermek üzere alıcıdan alma. S/TV. 2. Bir oyunluktan, filmden ya da televizyon izlencesinden sözcükleri, görüntüleri ya da bir parçayı, kullanılmaması için, alma.

çıkış :(Alm. Abgang, Ausgang; Fr. sorti; İng. exit) : S. Bir sinemada izleyicilerin salondan ve yapıdan çıkmalarını sağlayan kapı, geçit ve dış kapılar; özellikle saten kapıları.

çılgın güldürü :(Alm. ‘Screw-ball Comedy’; Fr. ‘screw -Ball comedy’; İng. screw-ball comedy) : S. Amerikan güldürüsünün 1930’Iardaki bir çeşidi. Ekonomik bunalımın patlak verdiği ve savaş tehlikesinin gittikçe arttığı çılgın ve anlamsız bir dünyada, mutluluğu, çılgın ve anlamsız davranışlar içinde aramağa çalışan kişileri yansıtır.

çiğ aydınlatma :(Alm. voiles LichtBeleuchtung; Fr. eclairage dure; İng. hard lighting) : S/ TV. çiğ ışık kullanılarak yapılan aydınlatma.

çiğ ışık :(Alm. voiles Licht, hartes Lkht; Fr. lumiere dure; İng. hard light) : S/ TV. 1% çok.yeğin ışrk kaynağının Verdiği ışık. 2. Konunun böyle bir kaynaktan aydınlatılmasıyla ortaya çıkan durum; bu durumda gölgeli ışıklı bölgeler birbirinden keskin çizgilerle ayrılır.

çiğ yansıtıcı :(Alm. hartes Reflektör; Fr. refiecteur dure; İng. hard reflector) : S. Gümüş ve alüminyum yapraklarla örtülü,.ayna gibi yansıtma özelliği olan ve çıplak güneş ışığında parlak noktalar oluşturan yeğin bir ışık yansıtan yansıtıcı.

çizem :(Alm. Diagramm, Grafik, Zeichnung; Fr. schema; İng. diagram, graph; Eski.T. şema) : S/TV. çapraşık bir yapıyı, yalın, anlaşılır çizgilerle gösteren, özellikle belgesel filmlerde, belgesel izlencelerde kullanılan biçim.

çizem filmi :(Alm. D/ag-rammfilm; Fr. filtn de schûma; İng. diagram film; Eski.T. şema filmi) : S. çizemlerden oluşan canlıresim.

çizi :(Alm. Grafik; Fr. graphique; İng. caption, graphic; Eski.T. grafik) : TV. Televizyon için hazırlanan, elle çizilmiş yazı ve resim gereci.

ÇOĞALTAN ETKİSİ :(İng. Multiplier Effect) : Film ve televizyon programları biçiminde meta niteliği alan kültürün diğer ülkelere satılması sonucu başka metalar için pazarlar açması.
Örneğin, Miami Vice dizisindeki araba modelleri ve çılgınca araba kullanımı, bu dizinin gösterildiği ve araba kültürüne yabancı bir toplumda aynı model arabalara ve araba kullanım tarzına talep yaratırsa buna çoğaltan etkisi denmektedir.

çoğaltım :(Alm. Duplikat, ‘Duplication’; Fr. contretypage, ‘duplicating’; İng. duplicating, duplicate, duplication, dupe; Eski.T. kopya alma, kopya çıkarma, kopya basma) : S. Asıl eşlemle aynı özelikleri taşıyan yeni bir eşlemi tek işlemde elde etme; başka bir deyişle, bir pozitiften doğrudan doğruya bir pozitif, bir negatiften doğrudan doğruya bir negatif elde etme. Eşlemin karşıtı. (çoğaltımın bu çeşidinde en yalın işlem basımdır. Negatif-pozitif işlemdeyse, bir ana pozitiften bir çoğaltım negatifi elde etme anlamına gelir. Bu çoğaltım negatifi de bir ana negatiften sağlanmıştır. Bu durumda, çoğaltımın ikinci anlamı, asıl kuşağın özelliklerini taşıyan yeni bir kuşağı iki işlemde elde etmektir).

çoğaltım eşlemi :(Alm. Duplikat, Dup; Fr. contretype, copie contretypee, duplicata, ‘duplicating’; İng. duplicate, dupe print, ‘dupe’; Eski.T. ikinci negatif, kontrtip) : S. çoğaltım negatifinin öbür adı.

çoğaltım hakkı :(Alm. Vervielfaltigungsrechte; Fr. droits de reproduction, (Cinematographique); İng. right of reproduction, copyright, film rights; Eski.T. kopya alma hakkı, kopya çıkarma hakkı, kopya basma hakkı, teksir hakkı) : S. Herhangi bir filmin eşlemini çıkarmayı, bu eşlemleri çoğaltmayı sağlayan hak.

çoğaltım işlemi :(Alm. Dupli-katprozess, ‘Duplicating’-Verfahren; Fr. procédé de contretypage; İng. duplicating process) : S. çoğaltımı gerçekleştirmek için başvurulan yollar.

çok alıcılı çevirim :(Alm. ‘Multicam’; Fr. ‘Multicam’; İng. Multicam, multiple camera set-up) : S/ TV. içlerinden en iyisini ya da en iyilerini seçebilmek için, aynı çekimin, birden çok alıcı kullanılarak değişik görüş noktalarından saptanması.

çok alıcılı işlem :(Alm. ‘Multkam’-Verfahren, ‘Multicam’; Fr. technique ‘multicam’, ‘multicam’; İng. multi-camera technique, multicam technique, multicam) : S/ TV, 1. Sinema ile televizyon alıcılarının birlikte kullanılmasına dayanan, hem televizyon yayını hem film sağlanan işlem. S. 2. çok alıcı kullanarak, görüntü ile sesin sinema uygulayımına göre alındığı, fakat televizyon yapımındaki hızla gerçekleştirildiği işlem.

çok kısa film :(Alm. Unterlahn -gefilmt; Fr. film trop court; İng. underfoot age (film, feature)) : S. Uzunluğu bir makaradan (300 m) az olan film.

çok oluklu almaç :(Alm. Fernsehempfänger für mehrere Kanäle; Fr. récepteur multi standard; İng. multi-channel television receiver) : TV. Değişik yinelenimler de yayında bulunan çeşitli yayaçların yayınlarını izleyebilen almaç.

çok oluklu, çok ölçünlü, almaç :(Alm. Fernsehempfänger für mehrere Kanäle mit verschiedenen. Fernsehnormen; Fr. récepteur multi canaux multi standards; İng. multi-channel multi-standard television receiver) : TV. Değişik oluklardaki, değişik ölçünlerdeki yayınları izleyebilen almaç.

çok ölçünlü almaç :(Alm. Fernsehempfänger mit verschiedenen Fernsehnormen; Fr. récepteur multi standard; İng. multi-standard television receiver; Eski.T. çok normlu alıcı) : TV. Değişik yayın ölçünlerindeki vericilerin yayınlarını izleyebilen almaç.

çok resimli işlem :(İng. Multi image process) : S. Tek bir kuşak üzerindeki bir çerçeve içine sığdırılmış birden çok resmin tek görüntülüğe yansıtılması işlemi.

çok salonlu sinema :S. Aynı yapıda bir arada bulunan,’ genellikle büyük sinema salonlarının küçük salonlara bölünmesinden oluşan sinema salonları topluluğu.

çok sert :(Alm. zu kontrastreich, zu hart, knochig; Fr. trop contraste; İng. too contrasty (hard), ‘soot whitewash’ (a.); Eski.T. çok kontrast) : S/TV. Görüntünün karanlık ve aydınlık bölümleri arasındaki oranın çok olması, karanlık ve aydınlık bölümlerin birbirinden keskin çizgilerle ayrılması durumu.

çok uzun film :(Alm. überlänge -film; Fr. film trop long; İng. over footage (film, feature)) : S. Uzunluğu 3500 m ‘nin üstündeki film.

çok yollu, ses :(Alm. Mehrtonspier; Fr. piste sonore multiple; İng. multi-track sound) : S. Seste üçboyutluluğu sağlamak amacıyla, değişik yükselteç ve sesyayar dizgesiyle verilmek üzere, sesin birden çok ses yolu üzerine filme alınması durumu.

çok yüksek gerilim :(Alm. sehr none Spannung; Fr. très haute tension; İng. very high tension (high voltage); Eski.T. çok yüksek tansiyon, çok yüksek voltaj) : TV. Almaç ışıtaçlarının artıuçlarına uygulanan binlerce voltluk (15.000-20.000 volt) gerilim.

çok yüksek yinelenim (çYY) dalgalığı yuvası, :(Alm. Anschluss für VHF-Antenne; Fr. prise pour antenne VHF; İng. socket for VHF aerial (ABD: antenna) : TV. Almaçta çok yüksek yinelenimlerdeki yayınları izlemek için buna özgü dalgalık ucunun sokulduğu yuva.

çok yüksek yinelenim kuşakları :(Alm. UKW-blinder, Ultrakurzwellenbereich; Fr. Bandes VHF; İng. VHF bands; Eski.T. çok yüksek frekans bantlar) : TV. çok yüksek yinelenimlerin, televizyon yayını için bölündüğü kümeler. (Birinci ve üçüncü kuşaklar çyy ‘de yer alır).

çok yüksek yinelenim seçici :(Alm. UKW-kanalkahler; Fr. sélecteur VHF; İng. selector VHF, tuner VHF) : TV. Almaçta çyy’deki olukların ayarında kullanılan seçici; ayrı bir dalgalığı ve dalgalık girişi bulunur.

çok yüksek yinelenim(ler), çYY :(Alm. sehr hohe Frequenz, Meterwellenfrequenz, VHF, Ultrakurzwelle, UKW; Fr. ondes métriques, OM, tres hautes frequences, ondes ultra-courte, VHF; İng. Very high frequency, VHF, ultra short wave; Eski.T. ultra kısa dalga, çok yüksek frekans) : TV. Televizyonda, yinelenim değiştirimli (FM) radyo yayınlarında, üçboyutlu ses radyo yayınlarında, radarda kullanılan 30 MHz ile 300 MHz arasındaki yinelenimler ya da uzunluğu 10 m ile 1 m arasındaki dalgalar.

çözüm :(Alm. Lösung (des Knotens), ‘Dénouement’; Fr. dénouement [İng. ending, ‘denouement’; Eski.T. çözülüş) : S/ TV. Bir öykülü filmde, bir televizyon oyununda, olguların bir noktada düğümlenen birikimini, olayların doğal akışı içinde sonuca oluşturan bölüm.

ÇÖZÜMLEYİCİ ELEŞTİRİ :(İng. Analytic Criticism) : Bir söylev ya da yazınsal yapıtın, işin niteliğini değerlendirme kaygısı olmaksızın, salt yapısının tüm yönleriyle incelendiği bir eleştiri biçimi.
çözümleyici eleştirinin asal amacı, yapıtın Üslubunu, sözgelişi kullanılan sözcük ve cümlelerin türlerini betimlemektir.

çözümleyici kurgu :(Alm. analytische Montage; Fr. montage analytique; İng. analytic editing) : S. Görünçlüğün çok kısa çekimlere bölünmesi; görünçlüğün bütün ayrıntılarının verilmesi; olgunun en ufak parçalarının ortaya, kon ması;.böylelikle anlatılacak, üzerine dikkat çekilecek her şeyin, yorumun sinemacı eliyle gerçekleştirilerek önceden hazırlanmış biçimde izleyiciye sunulmasına dayanan kurgu çeşidi. Bireşimci kurgunun karşıtı.

dağınık aydınlatma :(Alm. atmosphärische Beleuchtung; Fr. éclairage en lumière ambiance, iclairage ambient; İng. ambient lighting) : S/ TV. Görünçlüğün dağınık ışıkla aydınlatılması.

dağınık ışık :(Alm. atmosphärisches Licht, Raumlkht, Umgebungslicht; Fr. lumière d’ambiance; İng. broad light, ambient light, atmospheric light) : S/ TV. Bir görünçlüğün aydınlatılmasında, görünçlüğe eşit ölçüde dağılan, görünçlüğün genel aydınlanmasını sağlayan, ışık-gölge ayırımları keskin olmayan, yumuşak ışık.

dağıtım :(Alm. Verleih, Filmverleih; Fr. distribution; İng. distribution,’ renting, release; Eski.T. tevzi, distribüsyon) : S. 1. Yapımcılar ile oynatımcılar arasında aracılık yapan, oynatımcılara kiralamak üzere bir filmin dağıtım hakkını belirli bir süre için yapımcıdan satın alarak çalışan sinema işleyimi kolu. 2. Filmin yapımcıdan alınarak oynatımcıya kiralanması işi.

dağıtım bölgesi :(Alm. Länder, Verleihbezirk, Filmverleihbezirk; Fr. région (cinématographique); İng. territory) : S. Bir ülkenin, coğrafya durumuna, nüfus yoğunluğuna, sinemalarının sayısına ve dağılışına, film başına sağlayabildiği ortalama gelire göre değişik özellikler gösteren ve dağıtım yönünden ayrıldığı belli başlı bölümlerden her biri (örneğin Türkiye genellikle şu altı dağıtım bölgesine ayrılmıştır: İstanbul (Marmara, Trakya), İzmir (Ege), Adana (Güney ve Güneydoğu Anadolu), Samsun (Doğu Karadeniz), Zonguldak (Batı Karadeniz), Ankara (Orta Anadolu).

dağıtım hakkı :(Alm. Auswertungsrechte, Verwertungsrecht, Vers-leihrechte; Fr. droits de distribution, droits d’exploitation; İng. distribution rights; Eski.T. tevzi ve isletilme hakkı) : S. Bir filmin dağıtım işiyle ilgili haklar; filmi dağıtıp işletme hakkı.

dağıtım sözleşmesi :(Alm. Verleihvertrag, Filmverleihvertrag, Verwertungsvertrag; Fr. contrat de distribution (d’exploitation); İng. distribution contract; Eski.T. işletme mukavelesi, işletme kontratı) : S. Bir filmin dağıtım hakkını sağlayan sözleşme.

dağıtım süresi :(Alm. Verwertungszeit; Fr. durûe d’exploitation, periode d’exploitation; İng. exhibition period, time on circuit) : S. 1. Bir filmin piyasaya sürülüşünden başlayıp piyasadan çekilişine kadar geçen süre. 2. Dağıtımcıya verilen dağıtım hakkının süresi; genellikle beş yıldan on yıla kadar değişir.

dağıtımcı :(Alm. Verleiher, Filmverleiher, Verleihgeschäftführer, Verleihdirektor, Verleihchef; Fr. distributeur, loueur de film; İng. distributor, renter, releaser; Eski.T. sinema komisyoncusu, sinema acentesi, distribütör) : S. Dağıtım işiyle uğraşan kimse.

dağıtımevi :(Alm. Verleihfirma, Filmverleihfirma, Verleihunternehmen, Filmverleihunternehmen, Verwertungsgesellschaft; Fr. maison de distribution; İng. distribution company (agency), renting company (agency); Eski.T. distribüsyon acentesi) : S. Dağıtım işiyle uğraşmak üzere kurulmuş ortaklık.

dakikalama :(Alm. Laufzeit, Zeitaufnahme, ‘Timing’; Fr. minutage, pré minutage; İng. timing) : S/ TV. Tamamlanmış bir filmin ya da televizyon izlencesinin kaç dakika tutacağını kestirmek amacıyla çevirim senaryosu üzerinde çekimlerin uzunluğunu hesaplama.

dalga :(Alm. welle; Fr. onde; İng. wave; Eski.T. mevce) : S/ TV. Bir ortamda ya da uzayda, parçacıkların esnek kıpırdanmalarına yol açan dönemsel olay ya da sıcaklık, basınç, elektromıknatıs alan gücü, elektrik gücü gibi fiziksel niceliklerde dönemsel değişiklik.

dalga biçimi :(Alm. Wellenform; Fr. forme d’onde; İng. wave form) : S/ TV. Bir dalganın, dönemsel niceliği ile zaman arasındaki bağıntısına göre çiziyle belirtilen biçimi.

dalga genliği :(Alm. Wellenamplitude; Fr. amplitude d’un onde; İng. amplitude of a wove) : S/TV. Bir dalga deviniminde, dalganın ortası ile üstü (ya da altı) arasındaki uzaklık. ‘

dalga salınımölçeri :(Alm. Oszillograf, Kathodenstrahloszillograf; Fr. oscillographes (cathodique); İng. waveform oscilloscope (monitor); Eski.T. dalga osrlografı, dalga osiloskopu) : TV. Televizyon imlerinin dalga biçiminde izlenmesini sağlayan salınımölçer.

dalga uzunluğu :(Alm. Wellenlange; Fr. longueur d’onde; İng. wavelength; Eski.T. tu/-/ mevç, mevce tulü, mevce boyu, dalga boyu) : S/TV. 1. Bir dalganın eşit evreli noktaları arasındaki uzunluk. (Dalga uzunluğu, dalga deviniminin hızının, yinelenimine bölünmesiyle bulunur. Buna göre, dalga uzunluğu, yinelenimle ters orantılıdır: Dalga uzunluğu.arttıkça yinelenim azalır, yinelenim yükseldikçe dalga uzunluğu azalır). TV. 2. Bir elektromıknatıs dalganın birbirini izleyen iki uç noktasının metreyle belirtilen uzunluğu. 3. Bir verici dalgalığın ürettiği, birbirini izleyen iki elektromıknatıs dalga arasındaki uzunluk.

dalgalı akım :(Alm. Wecksektrom; Fr. courant alternatif; İng. alternating current, AC; Eski.T. mütenavip cereyan, alternatif cereyan, alternatif akım) : S/ TV. Bir yönde en yüksek noktaya eriştikten sonra alçalan ve ters yönde en yüksek noktaya geçen elektrik akısı; böylelikle oluşan çevrimler sürüp gider; saniyedeki çevrim sayısı, yinelenimi verir. (Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’deki dalgalı akımın yinelenirini 50 Hz, ABD’de 60 Hz’dir).

dalgalı akım üreteci :(Alm. Zerrhacker; Fr. alternateur; İng. alternator; Eski.T. alternator) : S/ TV. Dalgalı akım üreten aygıt.

dalgalık :(Alm. Antenne, Fernsehantenne; Fr. antenne (de télévision) aérien; İng. aerial, (ABD:) antenna, television aerial (ABD: antenna); Eski.T. anten, televizyon anteni) : TV. Resim ya da ses imlerini taşıyan elektriksel imleri elektromıknatıs dalga biçiminde yayan ya da bu biçimde yayılmış olan dalgaları toplayan, çeşitli yapıdaki iletken ya da iletkenler bütünü..

dalgalık direği :(Alm. Antennenmast; Fr. mât d’antenne; İng. aerial (ABD: antenna) most; Eski.T. anten direği) : TV. 1. Bir verici dalgalığın geniş bir bölgeyi yayın alanına alabilmesi için üzerine yerleştirildiği, çelikten yapılma gergi telleriyle sıkıca tutturulmuş direk. 2. Alıcı dalgalığı oluşturan iletkeni taşımağa yarayan çelik ya da galvanizli demirden direk.

dalgalık girişi :(Alm. Antennenanschluss; Fr. prise d’antenne; İng. aerial (ABD: antenna) input; Eski.T. anten girişi, anten prizi) : TV. Almaçta dalgalık iniş kablosunun almaca girdiği nokta ve bu noktadaki iç direnç.

dalgalık gücü :(Alm. Antennenleisturig; Fr. puissance d’antenne; İng. Aerial (ABD: antenna) power; Eski.T. t anten kuvveti, anten gücü) : TV. Verici ya da alıcı dalgalıkların gücü.

dalgalık kazancı :(Alm. Verstärkurig, Antennenverstang, Bildsignalerstarkung, Antennengewinn; Fr. gain (d’antenne); İng. aerial (ABD: antenna) gain; Eski.T. anten kazancı) : TV. Belirli bir dalgalığın, her yöne ışıma yapabilen ülküsel, bir dalgalığa göre güç kazancı; dolayısıyla, dalgalığın ölçün bir dalgalığa göre yönselliğinin ölçüsü.

dalgalık uzunluğu :(Alm. Antennenlânge; Fr. longueur d’antenne; İng. aerial (ABD: antenna) length) : TV. Bir televizyon dalgalığının temel parçası olan çiftucaylı dalgalığın uzunluğu. (Yaklaşık olarak, alınan imlerin dalga uzunluğunun yarısına eşittir).

dalgalık yöneltici :(Alm. ‘Rotator’; Fr. support rotatif, ‘Rota Tor’; İng. rotor, Rotator; Eski.T. rotor, rotu/e) : TV. Ters yönde bulunan iki vericinin yayınını izlemek ya da zayıf bir vericinin yiten yayınını bulmak için, almaçların yanına yerleştirilen ve damdaki alıcı dalgalığını istenilen yöne çeviren aygıt.

dalgalık yuvası :(Alm. Antennensteckdose; Fr. prise d’an tenue; İng. aerial (ABD: antenna) socket) : TV. Almaçlarda, iniş kablosu ucunun sokulduğu delik.

dalgalık, güçlendirici :(Alm. Antennenverstag ‘rker, Verstörter; Fr. amplificateur (d’antenne); İng. aerial (ABD: antenna) amplifier; Eski.T. anten kuvvetlendiricisi, kuvvetlendirici, amplifikatör) : TV. Dalgalık ile iniş kablosu arasına konularak almacın duyarlığını artıran aygıt, yükselteç.

dar (açılı) ışın :(Alm. engel Lichtkegel, kleiner Lichtkegel; Fr. faisceau étroit; İng. narrow angle beam) : -S/ TV. Açısı 91-179° olan ışın demeti. Geniş (açılı) ışının karşıtı.

dar boş film :(Alm. Schmalrohrfilm; Fr. pellicule format réduit (sub-standard); İng. substandard film stock (stock), substandard-size stock) : S. Dar filmin kullanılmamış, ışıklanmamış olanı.

dar film :(Alm. Schmalfilm(Fahrmaat), Kleinfilm; Fr. film réduit (substandard, étroit, format réduit), format substandard; İng. substandard size (film, gauge), substandard, narrow film, narrow-gauge(film), small film (format); Eski.T. amatör filmi) : S. Eni, ölçün filmin eninden (35 mm) az film. (En çok kullanılan dar filmler 16 mm, 9,5 mm, 8 mm, çift 8 mm, büyük 8 mm ‘dir. Türkiye’de dar film deyince genellikle yalnız 16 mm ‘Iik film anlaşılır).

değişir çerçeve :(Alm. dynamisch Kader; Fr. cadre dynamique; İng. dynamic square) : S. çerçeve oranı film boyunca aynı kalmayıp, gereğine göre değişen çerçeve ve bunu sağlayan düzen.

değişir odaklı mercek :(Alm. Transfokator, Gummilinse, Objektiv mit veränderlicher Brennweite, Multifokusobjektiv, Vatioptik, Objektiv mit verstellbarer -Brennweite, Vario -Objektiv, VO, Linse mit veränderlichem Fokus, Zoom-Objektiv, Pankinohr, ‘Zoom’; Fr. objectif a foyer variable (â distance focale variable, â focal variable, â distance focale variable), Pancinor, ‘zoom’; İng. zoom, zoom lens, variable focus lens (focal length lens), varifocal lens, Pancinor; Eski.T. zoom merceği, zoom objektifi, zoom mercek düzeni, foküsü değişebilen objektif, Pan-Cinor) : S/TV. çevirim sırasında odak uzunluğu (dolayısıyla büyültme gücü) belirli sınırlar içinde değişebilen mercek. (Genellikle bu sınır 3:1 ve 20:1 arasında yer alır. Bu çeşit mercekler, bu sınırlar içindeki odak uzunluğu bulunan bütün merceklerin işini görebildiği gibi, optik kaydırmayı da sağlar).

değişmez çekim :(Alm. statische, Aufnahme, Fix – Focus – Einstellung, feste Eintel -lang; Fr. plan statique (fixe), champ fixe; İng. static shot, fixed shot (angle); Eski.T. sabit plan) : S/TV. Alıcının bütün çevirim boyunca açı ve görüş noktasının değiştiril-meksizin, olduğu yerde çalıştırılmasıyla elde edilen çekim.

değiştirilebilir mercek :(Alm. auswechselbare Objektiv, Wechselobjektiv; Fr. objectif interchangeable; İng. interchangeable tens) : S/TV. Bazı alıcılarda, mercek yuvasına istenildiği vakit takıp çıkarılabilen, başka bir mercekle yer değiştirebilen mercek.

delik :(Alm. Perforation, Perforationslochhit.; Fr. perforation; İng. perforation hole, perforation, sprocket hole; Eski.T. perforasyon) : Filmin ya da mıknatıslı kuşağın çeşitli sinema araçlarında düzenli yürümesini sağlamak amacıyla, bu araçlardaki dişlere uygun biçimde tek ya da iki yanında, düzenli aralıklarla uzunlamasına sıralanan belirli boy ve biçimdeki boşluklar.

delikli film :(Alm. Perfo-Band; Fr. bande perforée; İng. perforated film) : S. çeşitli sinema aygıtlarında, geçişi kolaylaştırmak amacıyla tek ya da iki yanında delikleri olan film.

delikli mıknatıslı kuşak :(Alm. Perfo-Magnetband, Cord, Cordband, Perfoband, Magnetperfoband, Magnetspolitfilm, Split; Fr. bande magne~tique perforée; İng. perforated magnetic film, perforated tape, perforated magnetic tape, sprocket (magnetic) tape; Eski.T. perforeli manyetik bant, manyetik delikli bant) : S/ TV. Mıknatıslı ses kuşağının delikli olanı. (Genellikle ölçün mıknatıslı ses kuşağı boyunda olup bir yanında delikler bulunur. Yine genellikle bu delikler, 8 mm ya da 16 mm ‘lik filmlerdeki deliklere uygun olup bunlarla eşlemeli kullanılacak biçimdedir).

deneme çekimi :(Alm. Probieraufnahme, Probeaufnahme; Fr. plan d’essai; İng. test shot) : S. Güç bir çekime hazırlık olmak üzere herhangi bir görünçlüğün filme alınması.

Deneme filmi :(Alm. Probierfilm, Testfilm, Prüffilm, Probefilm, Messfilm; Fr. film d’essai, bout d’essai (pour un acteur-trisse); İng. test film; Eski.T. tecrübe filmi) : S. Yeni bir oyuncuyu sınamak üzere çevrilen kısa film parçası.

deneme oynatımı :(Alm. Abnahme, Pre-view’; Fr. visionnent préalable, ‘preuve’; İng. preview) : S. Yeni çevrilmiş bir filmin izleyici üzerindeki etkisini anlamak üzere gösterimi,.

deneme yayını :(Alm. Versuchssendung, Testsendung; Fr. émission d’essai; İng. trial programme (ABD: program), plot programme, pilot; Eski.T. tecrübe yayını) : TV. 1. Yeni kurulan bir televizyon vericisinin yayın niteliğini araştırmak ve düzeltmek için girişilen yayın. 2. Yeni yayma başlayan bir televizyon yayacının izlencelerini geliştirmek amacıyla girişilen yayın. 3. Yeni hazırlanmış bir izlence dizisi-sinin izleyicilerdeki tepkisini ölçmek ve bu dizinin ilerisi için sonuçlar çıkarmak amacıyla yapılan yayın.

denetlik :(Alm. Monitor, Kontrollempfangen, Kontrollgerât, Bild-Wiedergabegerät, Bildmonitor, Bildkontrollemfanger; Fr. moniteur, récepteur de contrôle; İng. monitor; Eski.T. monitor, monitör, gözleme monitörü, izleyici) : S. Bir televizyon yayınında görüntü ile sesin niteliğini izlemek, görüntü seçimini gerçekleştirmek, görüntüyü yayına vermek gibi işlerde kullanılan yüksek nitelikli almaç. (Denediğin yapısı ile görevi, almacın aynıdır. İkisi de televizyon imlerini resme çevirir. Ancak alıcı ile almaç arasındaki bağlantı, vericiyle sağlandığı halde, denetlik bu imleri doğrudan doğruya alıcıdan bir kablo yardımıyla alır. Ayrıca görüntüyle ilgili ses almaca resimle birlikte verildiği halde, denetliğe verilmez; ses için ayrı bir denetlik kullanılır. Kullanıldıkları yerlere göre başlıca şu denedikler vardır: Görüntü de-netliği, ses denediği, işlik denettiği, ana denetlik, yönetim denettiği).

deneysel film :(Alm. Experimentalfilm; Fr. film expérimental; İng. experimental film) : S. Sinemada, alışılmışın dışında yenilikler deneyen film çeşidi.

deniz altı alıcısı :(Alm. Unterwasserkamera; Fr. caméra pour prise de vites sous-marine; İng. underwater camera, submersible camera) : S. Denizaltında film çevirebilecek yapıda alıcı.

deniz altı sineması :(Alm. Unterwasserkinematografie; Fr. cinéma sous-marin; İng. underwater cinematography); Eski.T. deniz dibinde sinema) : S. Deniz altındaki görünçlükleri çevirmekle uğraşan sinema kolu.

derinlemesine görüntü :(Alm. Tiefeneinstehungen, Scharfentiefe, Tiefenwirkung der Einstellungen, Panfocusverfahren; Fr. champ en profondeur; İng. pan focus (photography), photography-in-depth) : S/ TV. özel bir mercek düzeni ve aydınlatma .yardımıyla, tiyatro görünçlüğündeki gibi en öndeki nesneler ile en gerideki nesnelerin aynı seciklikte verilebildiği, üçboyutluluk duygusunun sağlanabildiği görüntü çeşidi.

derinlemesine kaydırma :(Fr. travellIng en profondeur) : S/TV. Alıcının çevirim sırasında belirli bir konuya yaklaşması ya da bu konudan uzaklaşması durumu; bunun sonunda öne ya da geriye kaydırma ortaya çıkar.

derinlik :(Alm. Tiefe; Fr. profondeur (dans un plan, dans un scène, dans une image); İng. depth (in shot, of a scene)) : S/ TV. 1. Bir görüntünün, çekimin, görünçlüğün seyircide uyandırdığı üçboyutluluk duygusu. 2. Derinlemesine görüntü düzenlemesinin yol açtığı üçboyutluluk duygusu. 3. Değişik ses kaynaklarının uzay içinde yerleştirilmesinden doğan üçboyutluluk duygusu.

derleme eşlemi :(Alm. Pflichtexemplar; Fr. dipôle légal, exemplaire du dâpöt légal; İng. Deposit copy legal deposit; Eski.T. derleme nüshası, derleme kopyası, devlet nüshası, derleme sayısı) : S. çevrilen her filmden devletin ilgili kurumunda saklanmak üzere yetkililere verilmesi zorunlu eşlem. (Basmalarda genelleşmiş olan bu işin bazı ülkelerde sinemaya da uygulanması sonucu kullanılan bir terimdir).

derleme film :(Alm. Kompilations-Film, Archivfilm, Dokumentararchivfilm, Chronikfilm, Chronikmontagefilm; Fr. film de montage; İng. montage film, compilation film, archive film, library film, stock-shot film; Eski.T. montaj filmi, kurgu filmi) : S. Daha önce çevrilmiş belgesel türdeki filmlerin kurgu yardımıyla belirli bir anlayışa göre düzenlenmesinden oluşan film çeşidi.

desibel, dB :(Alm. Dezibel, d&; Fr. décibel, dB; İng. decibel, dB) : S/ TV. 1. Aynı nitelikte iki güç arasındaki ilişkiyi ölçmeye yarayan birim. 2. özellikle, bir sesin öbüründen ne denli güçlü olduğunu belirten birim, ses gürlüğü birimi.

destekleyici müzik :(Alm. Hintergrundmusik, musikalische Kulisse, untermalende Musik, Untermalung; Fr. musique de fond, fond musical; İng. background music; Eski.T. fon müziği, arka müziği, dip müziği, temel müzik, background müziği) : S/TV. Görüntülerin yanı sıra, bu görüntülerin etkisini artırmak amacıyla kullanılan müzik.

devingen çekim :(Alm. dynamische Aufnahme, schnelle Bildfolge; Fr. plan dynamique (d’action, variable, de mouvement, rapide); İng. dynamic shot, action shot, rapider scene; Eski.T. hareketli plan, dinamik plan) : S/TV. 1. İçinde devinimin, gerilimin, çatışmanın ağır bastığı çekim. 2. Alıcı devinimlerinin bol bol kullanıldığı çekim. Durgun çekimin karşıtı.

devingen film :(Alm. dynamische Film, Aktions-Film; Fr. film dynamique (d’action); İng. dynamic film; Eski.T. hareketli film, dinamik film) : S. Başından sonuna dek devIngen çekimlerin, devIngen ayrımların birbirini izlediği, hızlı dizemli, gerilimli, çatışmalı film.

devingen kurgu :(Alm. dynamische Montage (Schnitt); Fr. montage dynamique; İng. dynamic cutting (editing); Eski.T. hareketli montaj, dinamik montaj) : S. Gerek dış öğelerinin (kısa çekimler, hızlı kurgu, gittikçe hızlanan kurgu, vb.) gerek iç öğelerinin (benzerlik, karşıtlık, çatışma, vb.) izleyicide devIngenlik duygusuna yol açmasını sağlayan kurgu çeşidi.

devinim :(Alm. HandlIng; Fr. action; İng. action; Eski.T. aksiyon) : S. 1. Bir film kuşağında sese karşı görüntü bölümünü belirtmekte kullanılan genel terim. TV. 2. Televizyon yayınında sese karşı görüntüyü belirtmekte kullanılan genel terim.

devinim :(Alm. Bewegung; Fr. mouvement; İng. movement; Eski.T. hareket) : S 1. Dış dünyanın görüntülerini düzenli aralıklı resimler dizisi biçiminde film üzerine saptarken filmin alıcıda; böyle bir filmdeki resimler dizisini devinimli görüntülere çevirirken filmin göstericide aralı devinimi. 2. Dış dünyanın seslerini sürekli biçimde saptamak üzere filmin alıcıda; aynı seslerin okunması için filmin göstericide sürekli devinimi.

devre :(Alm. Stromkreis, Kreis, Leitung, Schaltkreis; Fr. circuit (électrique); İng. circuit, electric circuit) : S/TV. 1. İçinden elektrik akımı geçen iletken yolun tümü. 2. Elektrikle çalışan bir aygıtta bu çeşit yollardan oluşan ağ.

DIEGESIS :(İng. Diegesis) : Hikayenin anlatılma tarzı değil, ‘içindeki’ dünya. Yunanca ‘anlatılama’ anlamına gelen bu kavram, metin eleştirisinde bir anlatının, retorik veya biçimsel özelliklerine karşıt olarak içeriğini dile getirecek şekilde kullanılmaktadır.
Aristo bu terimi ‘göstermek’ten çok ‘anlatma’yı içeren bir temsil tarzını dile getirmek için kullanır. 1953 yılında Etienne Souriau bu terimi, bir filmin ‘hikaye edilen Öyküsü’nü tanımlamak amacıyla yeniden canlandırmıştır. Daha sonra Gerard Genette bu terimi yazınsal çözümlemede kullanmış, Christian Metz’de film kuramına sokmuştur. Bu bağlamda diegesis, bir anlatının olaylarını ve karakterlerini, yani anlatısal içeriğin gösterilenini dile getirmektedir. Burada karakterler ye olaylar, ‘söylemsel dolayımlanımlarına gönderme yapılmaksızın ‘kendi içlerinde’ ele alınırlar.
Örneğin Nabokov’un Lolita adlı romanıyla Stanley Kubrick’in bu romandan yaptığı filmsel uyarlamanın diegesis’i, film ve romandaki sanatsal ve türsel dolayımlama büyük ölçüde farklı olabilse de, bir çok bakımlardan özdeş olabilir. Aynı ‘diegesis’ çok çeşitli maddi gösterenler veya anlatısal araçlar tarafından ‘taşınabilir’.

dış :(Alm. Außenaufnahme; Fr. extérieur, plein air; İng. exterior (shot); Eski.T. harici (sahne), dış sahne) : S/TV. 1. Açık havada geçen görünçlüklerin yer aldığı çekim; bu anlamda, kapalı bir yerde çevrilse bile, görüntüleri açık havayı, işlik dışını gösteren çekim için de kullanılır. 2. Açık havada çevrilmiş çekim. İçin karşıtı.

dışarı dalgalığı :(Alm. Außenantenne; Fr. antenne extérieur; İng. outdoor aerial (ABD: antenna); Eski.T. harici anten, dış anten) : TV. Almacın bulunduğu yapının dışında, genellikle dama kurulan dalgalık çeşidi. İçeri dalgalığının karşıtı.

dışarıda (canlı) yayın :(Alm. Außenaufnahme, Außenfernsehsendung, Außenübertragung, Aü; Fr. direct en extérieur, extérieur, prise de vues extérieur; İng. outside broadcast, OB, outdoor pickup, live outdoor pickup, live outside broadcast, remote broadcast, remote, (ABD) remote pickup, field pick-up, memo (a.); Eski.T. t.-dış yayın) : TV. Yerleşik işliklerin dışında, doğal bezemler arasından yapılan canlı yayın çeşidi.

dışavurumcu :(Alm. Expressionist; Fr. expressionniste; İng. expressionist; Eski.T. ekspresyonist) : S. Dışavurumculuk akımından olan sinema sanatçısı.

dışavurumculuk :(Alm. Expressionismus, Caligarismus; Fr. expressionnisme, calibreuse; İng. expressionism, caligarism; Eski.T. ekspresyonizm) : S. İlk Dünya Savaşı’ndan sonra Alman sinemasında ortaya çıkan bir akım. Genellikle güzel sanatlardaki dışavurumculuk akımından, bu arada en çok da tiyatrodaki dışavurumculuktan etkilenmiştir. Sinemadaki dışavurumculuğun başlıca özellikleri şunlardır: İnsanın en gizli yönlerini açığa vurmağa çalışan anlatım yolu; bazen bir gölge kadar silik bazen korkunç bir dev kadar güçlü özyapılar; bu özyapıları çevreleyen şaşırtıcı, korkunç bezemler; insanların ve nesnelerin görünüşünü bu be-zemlerdeki şaşırtıcılığa yaklaştıran aydınlatma biçimi; düşlemsel, korkunç olaylar; ağır, ezici, sıkıcı, bunaltıcı, karabasan 11 bir hava; ağır, abartmalı, ağdalı bir oyun. Bu akımın ilk önemli filmi Das Kabinett des Dr. Caligari olduğundan sinemadaki bu akıma Caligari’cilik de denir.

dıştan (gürültü) :(Alm. ‘Off’ Geräusche; Fr. bruit off; İng. off noise) : S/TV. Gürültünün, çerçeve dışındaki bir kaynaktan çıkması durumu. İçten (gürültü)nün karşıtı.

dıştan (ses) :(Alm. ‘Off’, ‘Off-Stimme; Fr. nix-off, son-off, voix hors du champ, ‘off’; İng. off (screen voice), OSV; Eski.T. kadr dışı) : S/TV. ‘Sesin, görüntüde bulunmayan bir kaynaktan çıkması durumu. İçten (ses)in karşıtı.

Dimension-ISO :(Alm. Dimension-150; Fr. Dimension-150; İng. Dimension-150) : S.70 mm ‘lik filmin, çok değirmi bir görüntülükte gösterilmesi temeline da/anan bir geniş görüntülük işlemi.

DİN duyarlığı :(Alm. DIN – Empfindlkhkeit; Fr. méthode DİN; İng. DIN film speed, DIN speed ratIng; Eski.T. DİN derecesi) : S. Film duyarlığını belirtmek amacıyla Alman İşleyim ölçünü’nce uygulanan bir yöntem. (Bu yönteme göre, filmin duyarlığı her üç derecede bir katı artar. örneğin 20 DIN’lik bir filmin duyarlığı, 17 DIN’ lik filmden bir katı büyüktür. DİN duyarlığı kesirle gösterilir (örneğin yukarıdaki duyarlıklar 20/100,17/100 DİN biçiminde yazılır); kesrin payına 10 eklendiğinde Scheiner (Avrupa) duyarlığı bulunur (örneğin 17/100 DIN’ lik duyarlık, 270 Scheiner’dir).

DİN ölçünleri :(Alm. DIN-Normen; Fr. standard DİN; İng. DIN standards) : S /TV. Alman İşleyim ölçününce sinema ve televizyon alanında saptanan ölçünler.

dip :(Alm. Hintergrund, ‘Background’; Fr. fond, arrière plan, second plan; İng. background; Eski.T. fon, arka plan, geri plan) : S/TV. Görünçlüğün gerisinde yer alan, geriye düşen yerler, ön karşıtı.

dip bezemi :(Alm. Hindergrunddekoration, Hintergrundsaufbauten; Fr. couverte, décor de fond, plan d6couverte; İng. background set(ting); Eski.T. background, hareketli dekor, dip dekoru) : S/TV. Bir görünçlükte, dipteki bir aralıktan (pencere, kapı, vb.) ötede görünen, genellikle dışarının bir görünüşünü veren bezem.

diplik film :(Alm. Rückprojektionsfilm; Fr. film pour transparence; İng. background film, back projection film (projection plate, projection key), transparency) : S/TV. Yapma ve canlı dip bezemi elde etmek üzere geriden gösterimde kullanılan film.

direnç :(Alm. Widerstand, elektrischer Widerstand; Fr. râsistance (6lectrique); İng. resistance, electrical resistance; Eski.T. mukavemet, rezistans) : S/TV. İçinden elektrik akımı geçen bir iletkenin, bu akıma karşı koyması durumu.

Eastmancolor :(Alm. Eastmancoolohr; Fr. Eastmancolor; İng. Eastmancolor) : S. ABD’-deki Eastman Kodak üretimliğinin, Kodachrome ile Ektacolor’dan geliştirdiği renkli film işlemi. (Tek taban üzerinde üç ayrı renge duyarlığı olan üç duyar kat temeline dayanır. Technicolor gibi özel bir alıcı gerektirmeyen Eastmancolor’un herhangi olağan bir 35 mm’lik alıcıda kullanılabilmesi, bu renkli film işleminin birdenbire çok yaygınlaşmasını sağlamıştır).

eğik çekim :(Alm. schräge Aufnahme (Einstellung); Fr. plan oblique; İng. lateral shot, canted shot) : S/ TV. Eğik çerçeveleme sonucu, görüntünün sağa ya da sola eğik olarak yer aldığı görüntü.

eğik çerçeveleme :(Alm. schräge Einstellung; Fr. cadrage penché (oblique); İng. lateral framing, Dutch tilt angle; Eski.T. yatık çerçeveleme) : S/TV. Alıcının yatay ekseni üzerinde sağa ya da sola eğilmiş olarak çalıştırılması durumunda, çerçeve içindeki varlık ve nesnelerin ters yöne eğilmeleri durumu.

eğlence izlencesi :(Alm. Unterhaltungssendung, leichte Urhiterhaltung, ‘Show'(-Sendung); Fr. émission de variétés, divertissement; İng. variety programme (ABD: program), light entertainment programme, show; Eski.T. eğlence programı) : TV. İzleyicileri eğlendirmek amacını güden, hafif müzik, dans, kısa oyun, yarışma gibi çeşitli gösterilerden oluşan izlence.

eğlence resmi :(Alm. Vergnügungssteuer; Fr. taxe sur les spectacles, impöt sur les spectacles; İng. entertainment taxe; Eski.T. belediye eğlence rüsumu) : S. çeşitli ülkelerde tiyatro, konser, sirk, varyete, vb. gösterilerden, bu arada sinemalardan belediyelerce alınan resim. (Türkiye’de 1.7.1948 gün, 5237 sayılı Belediye Gelirleri Yasasına göre gayrisafi hasılattan yerli filmlerde % 25’e, yabancı filmlerde % 70’e kadar eğlence resmi alınır).

EĞRETİLEME :(İng. Metaphor) : Nitelikleri bir gerçeklik düzleminden bir başkasına aktarmak suretiyle iş gören bir söz ya da görüntü aracı.
Eğretileme bilinmeyeni, bilinene aktarmak suretiyle iletmektedir.Örneğin ‘uyandığında bir aslan olur’ ya da ‘o tam bir buldozerdir’ deyişlerindeki aslan ve buldozer sözcükleri birer eğretilemedir. ‘Gemi yılan gibi kayıyor’ eğretilemesi, geminin nasıl ilerlediğini bilmediğimiz ama bir yılanın yerde nasıl kaydığını bildiğimizi varsayar. Bu eğretileme yılanın özelliklerini gemilere aktarmaktadır.
Roman Jacobson eğretilemenin şiirin karakteristik bir tarzı olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca eğretileme, imgelerin, özellikleri bilinmeyen ürüne aktarılan bildik kültürel söylenlerden yaratıldığı reklamların da bir niteliğidir. Böylelikle ‘gençlik’ Coca-cola’ nın eğretilemesi haline gelir; Batı’nın uçsuz bucaksız çöllerinde Özgürce dolaşan kovboy da Marlboro sigarasının eğretilemesidir.
Eğretilemeler dizisel (paradigmatic) olarak işlerler; bilinmeyeni yeni anlamının bir parçasını çıkardıktan yeni bir diziye sokarlar.

Eidophor :(Alm. Eidophor(-verfahren), Eidophor-Projektion, Eidophor-Projektor, Fernsehgrossbildprojektor; Fr. Eidophore, Eidophor, Eidhofor; İng. Eidophor) : TV. 1. Bir elektron demetiyle oluşturduğu görünmez görüntüyü, güçlü bir ışık kaynağıyla aydınlatarak geniş görüntülüğe yansıtabilen aygıt. 2. Bu aygıtla gerçekleştirilen . televizyon gösterimi işlemi.

ek çekim :(Fr. plan non prévu au découpage; İng. extra shot (scene)) : S. Kurgu sırasında ortaya çıkan bir boşluğu, uyuşumsuzluğu gidermek amacıyla sonradan gerçekleştiren çekim; çevirim senaryosunda yer almayan çekim.

eksiuç :(Alm. Kathode; Fr. cathode; İng. cathode; Eski.T. katot) : S/TV. Negatif elekt-trikucu. (özellikle radyo ışıtaçlarında negatif yüklü olan ve elektron üreten elektrik ucu).

Ektachrome :(Alm. Ektachrome; Fr. Ektachrome; İng. Ektachrome) : S. ABD’deki Eastman Kodak üretimliğinin geliştirdiği tek kuşaklı, evrilir, renkli film işlemi.

Ektacolor :(Alm. Efta Coolohr; Fr. Ektachrome; İng. Ektacolor) : S. ABD’de Eastman .Kodak üretimliğinin 1948’de piyasaya sürdüğü ve Kodacolor’la aynı özellikleri taşıyan, negatif, renkli film.

el alıcısı :(Alm. 1. Reporterkamera, Handkamera, Filmhandkamera, 2. Fernsehhandkamera. Reporter Fernsehkamera, tragbare Fernsehkamera; Fr. 1. canin d main (portable, portative, de reportage), 2. camera portative (de reportage); İng. 1. hand camera, portable camera, combat camera, reporter camera, hand-held camera, lightweight camera, 2. hand camera, hand-held TV camera, walkie-lookie (a.), creep/e-peep/e (a.); Eski.T. portatif kamera, portatif makina) : S. 1. Elde taşınabilir ve kullanılabilir boy ve ağırlıktaki alıcı. TV. 2. ,Canlı yayında kullanılan yada bir mıknatıslı görüntü aygıtına bağlı olarak çalışan, bir alıcı yönetmeninin taşıyıp kullanabileceği boy ve ağırlıktaki televizyon alıcısı.

OKUMALI:  Siyasal iletişimin uzmanlaşması

el imi :(İng. hand cue) : TV. Bir yapım sırasında, yönetmen yardımcısının oyunculara, uygulamanlara elle verdiği komut.

ELDE EDİLEBİLİR İZLERKİTLE :(İng. Available Audience) : Televizyon programlarının izlenme oranının hesaplanmasında kullanılan bir kategori.
Belli bir programın alıcıları olarak elde hazır bulunduğu var sayılan ve genellikle hane halkının sayısıyla Ölçülen izler kitle.

Electronicam, Electronic-Cam :(Alm. Electronicam, Electronic-Cam, E-Cam; Fr. Electronicam, Electronic-Cam; İng. Electro-nicam, Electronic-Cam) : S/ TV. Sinema ile TV alıcılarının birlikte kullanılmasına dayanan bir yapım yöntemi.

elektromıknatıs alan :(Fr. champ électromagnétique; İng. electromagnetic field; Eski.T. elektromanyetik alan) : j[Alm. élektromagnétische Feld] S/ TV. 1. Bir iletkenden elektrik akımı geçirildiğinde bu iletkenin yakınında ortaya çıkan ve mıknatıslılık özelliği taşıyan alan. TV. 2. Bir verici dalgalıktan radyoelektrik dalgalar geçtiğinde, uzaktaki bir iletkende (alıcı dalgalıkta) buna uygun elektrik akımı oluşturan alan.

elektronik :(Alm. 1. Elektronik, 2. elektronisch; Fr. électronique; İng. 1. electronics, 2. electronic) : S/TV. 1. Elektrik olaylarını, elektronların devinimlerinden oluşmuş sayarak inceleyen, özellikle bunların işleyime uygulanışıyla uğraşan fizik dalı. (Bu dalın içine özellikle radyo ışıtaçlarının ısıl-iyonsal yayını, ışık elektrik etkisi, katılardaki iletkenlik, ışınırlık, vb. olaylar girer. Uygulama alanında da radyo, televizyon, telefon, radar, bilgisayarlar, vb. bulunur). 2. Elektronlarla ilgili, elektronik özellik taşıyan.

ELEKTRONİK POSTA :(İng. Electronic Mail) : Geleneksel posta taşıyıcısı yerine bilgisayar ya da uydu aracılığıyla gönderilen mesajlar.

ELEKTRONİK YAYIMCILIK :(İng. Electronic Publishing) : Gazete basımı, depolanması ve dağılımının geleneksel tekniklerinin elektronik araçlarla yer değiştirmesi.

elle kaydırma :(Alm. manualler Zoom; Fr. zoom manuel; İng. manual zoom) : S. Optik kaydırmanın elle yapılanı. özdevinimli kaydırmanın karşıtı.

epidiyaskop :(Alm. Epidiaskop; Fr. épidiascope; İng. epidiascope) : S/ TV. Hem saydam resim göstericisi hem de episkop olarak çalışabilen aygıt.

episkop :(Alm. Episkop; Fr. épiscope; İng. episcope) : S/TV. Saydamsız resimlerin (fotoğraf, kitap sayfası, her çeşit basılı gereç, vb.) görüntülüğe büyük görüntülerini yansıtan bir çeşit gösterici.

erke :(Alm. Energie; Fr. energie; İng. energy; Eski.T. kudret, enerji) : S/ TV. İş ya-bilme yeteneği. (Erkenin gizil, devimsel, elektriksel, ısıl, kimyasal, nükleer, radyan gibi çeşitli biçimleri vardır ve bunlar, uygun araçlarla birbirlerine çevrilebilir. Erkenin S/ birimi jul’dür, simgesi E’dir).

eşeksenli kablo :(Alm. Koaxialkabel, Fern- sehkabel, konzentrische Kabel; Fr. cable coaxial (blindfy; İng. coaxial cable (feeder), coax; Eski.T. koaksiyal kablo, ortak eksenli kablo, eş merkezli kablo) : TV. İçi dolu bir iletkenle bunu çevreleyen içi boş bir iletkenden oluşan kablo.

EŞİKBEKÇİLİĞİ :(İng. Gatekeeping) : Kitle iletişim araçlarında, görece biçimsel iletişim sistemlerinde (Örneğin, gazeteler, televizyon istasyonları) iş gören ve eşik-bekçiliği etkinliklerinin Önemli toplumsal uzantıları olan bireyler ya da gruplar için kullanılan terim.
Bu kavramı ilk kez Kurt Lewin (1947) aile içinde yiyecek harcamalarına ilişkin karar verme mekanizmasını araştırdığı bir çalışmasında kullanmış, daha sonra D.M. White (1950) gazetelerde yayınlanacak haberlerin seçilmesindeki ilişkileri ve işleyişi bu kavramdan yararlanarak çözümlemiştir.

EŞİKBEKÇİSİ :(İng. Gatekeeper) : Hangi enformasyonun iletişim zincirinden geçeceğini ve ne Ölçüde aslına sadık olarak yeniden Üretileceğini kararlaştıran kişi (ler) ya da kurum(lar).
Eşikbekçileri bir mesajın göndericiden alıcıya giderken geçtiği kişiler ya da gruplar olabilir. Eşikbekçisinin ana işlevi bir bireyin aldığı mesajları süzgeçlemektir. Bunlar belli mesajların geçmesine izin verirken, diğerlerinin geçmesini engellerler.
İletişim araçlarında mevcut enformasyon bolluğu içinden hangisinin kullanılacağına karar veren muhabirler, fotoğrafçılar, editÖrler, yorumcular ve benzerleri eşik bekçisi olarak işlev görürler. Bir gazete ya da bir yayın istasyonu da izler kitlesine ne sunulacağına karar verdiği için bir eşik bekçisidir. Bu kurum da mevcut yerel, ulusal ve uluslararası tüm haberlerden seçim yapmak zorundadır. Ayrıca, mesajın hedefi olan insanlar da (okur, seyirci ya da dinleyici) eşik bekçisidir. Onlar da kendi bireysel gereksinimlerine göre malzemeyi seçimleyip yorumlamak suretiyle bir eşik bekçisi olarak davranırlar.

eşlem :(Alm. Kopie, Filmkopie, Abzug, Filmabzug; Fr. copie; İng. print, (ABD) copy, dub, dubbing, duplicate; Eski.T. -fcopyö) : S. 1. Asıl kuşağın karşıt niteliğindeki benzeri. 2. Asıl filmin, çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere hazırlanmış benzeri (bu anlamda hep pozitif eşlem anlatılır). (Bir negatifin eşlemi pozitif, bir pozitifin eşlemi negatifitir.)

eşleme :(Alm. 1-3. Synchronisation, 4. Synchronisation, Synchronisierung; Fr. synchronisation; İng. 1-3. synchronization, sync, syncing (up), picture and sound synchronization, sink (a.). 4. synchronization; Eski.T. 1-3. resim ve sesin tevazünü, ses ile hareketi birbirine raptetme (uydurma), senkronizasyon, 2. senkronizasyon) : S. 1. Görüntü ile ses kuşakları arasında gerekli bağı anlatır genel terim. 2. Ses ile resmin ya film üzerindeki yerleri yada bunların görüntülük üzerinde işitilme ve görülme zamanlarıyla ilgili durum. 3. Bir sesin, ilgili olduğu resimle uyuşumunu sağlama; görüntü ile sesin birlikte, düzgün olarak gitmesi durumu. TV. 4. Eşleme imleri yardımıyla alıcı ışıtacındaki tarama ile almaç ışıtacındaki tarama arasında tam bir uyuşum sağlama.

eşleme ayarı :(Alm. Synchronisationsregelung; Fr. reg/age de synchronisation; İng. synchronization control; Eski.T. senkronizasyon ayarı) : TV. Almaçtaki satır eşlemesini ya da resim eşlemesini gerçekleştirme.

etkiler :(Alm. Trick, Spezialeffekt; Fr. effets (spéciaux); İng. effects, FX, special effects; Eski.T. efekt, özel etkiler) : S. 1. Bir filmin görüntülerinde, doğal kaynakların dışında elde edilmiş sonuçlar. 2. Optik, mekanik, kimyasal yöntemlerle gerçekleştirilmiş, görüntüyle ilgili ya da gürültü, doğa sesleri gibi sesle ilgili sonuçlar. TV. 3. Benzer sonuçların televizyonda elektronik yöntemlerle gerçekleştirilenleri

etkiler kuşağı :(Alm. Geräuschband; Fr. bande effetts sonores, bande de bruits; İng. effects track, sound effects track) : S. Ses etkilerini, gürültüleri taşıyan kuşak.

etkiler ses yolu :(Alm. Geräuschspur; Fr. piste d’effets sonores; İng. effects track) : S. Ses etkilerini taşıyan ses yolu.

Eurovision :(Alm. Eurovision, Euro (a.); Fr. Eurovision; İng. Eurovision) : W. Avrupa Yayın Birliği üyesi ülkelerin televizyon örgütleri arasında kurulan Avrupa Televizyon Birliği. (Amacı, üyeleri arasında televizyon izlencesi alış verişini ve kıtalararası televizyon bağlantısını sağlamaktır. Türkiye bu bağlantıdan ilk kez 1972 Münih Olimpiyatları sırasında yararlanmaya başladı).

evre :(Alm. Phase; Fr. phase; İng. phase; Eski.T. faz) : S/ TV. Aynı yinelenimdeki dönemsel iki devinimin birbirine göre durumunu saptayan özellik. (İki devinim, aynı anda, dönemsel devinimin aynı noktasında bulunuyorlarsa aynı evrededirler (evrede). Ses dalgalarının, elektrik salınımlarının evresinden de söz edilebilir).

evre değiştirirdi :(Alm. Phasenmodulation, PM; Fr. modulation de phase, MP; İng. phase modulation, PM; Eski.T. faz modülasyonu) : TV. 1. Yüksek yinelenimli bir dalganın evresinin, daha alçak yinelenimli bir dalganın gücüyle orantılı olarak değiştirilmesi. 2. Televizyonda, sinusoidal bir taşıyıcı dalganın evre açısının değiştirilmesi.

farad, P :(Alm. Farad, F; Fr. farad,; İng. farad, F) : S/ TV. Elektrik sığası birimi;1 kulonluk elektrik yükü verildiğinde, yüzeyleri arasında 1 voltluk gerilim farkı oluşan bir yoğunlacın sığasına denir.

FCC ölçünleri :(Alm. FCC- Normen; Fr. standards FCC; İng. FCC-standards) : TV. ABD’de Federal İletişim Kurulu’nun televizyon alanında saptadığı ölçünler.

Federal İletişim Kurulu :(Alm. Federal Communications Commission, FCC; Fr. Fédéral Communications Commission, FCC; İng. Federal Communications Commission, FCC) : TV. ABD’de iletişim alanındaki çalışmalara yön Veren, bu arada ABD’deki televizyon yayın ölçümlerinin çoğunu saptayan kurul.fener (a.) S. (Türkiye’de) Sinemaların önyüzlerinin büyük bölümünü kapsayacak boydaki ası.

figüran :(Alm. Komparse, Statist, ‘Extra’; Fr. figurant, extra, acteur de compliment; İng. extra, crowd [artist, person), dress extra, atmosphere person, silent bit) : S. Bir filmin kalabalık görünçlüklerini doldurmakta kullanılan, konuşmaya katılmayan, tanıtma yazılarında adı geçmeyen oyuncu.

film :(Alm. Film, Kinofilm, Filmband, Filmstreifen, Streifen; Fr. film (cinématographique), film-cinéma; İng. film, motion picture, moving picture, movie, cinematograph film, cine film, pic (a.) spaghetti (a.), macaroni (a.)) : S. i. Sinema filmini gerçekleştirmekte kullanılan, selüloitten, saydam, esnek, bükülebilir, eni ve biçimi ölçünlere göre belirlenmiş kuşak; sinemanın ham özdeği. 2. Bunun, henüz alıcıda kullanılmamış, duyarkatı etkilenmemiş olanı, boş film. 3. Aynı kuşağın alıcıda kullanılmış, üzerinde gizli görüntü oluşmuş olanı, dolu film. 4. (Genel anlamda) Göstericide kullanılmak üzere her şeyi hazır, tamamlanmamış sinema yapıtı. (Filmin siyah-beyaz, renkli, dar, geniş, sesli, sessiz, negatif, pozitif, vb. birçok çeşidi vardır; bunlar kendi.maddelerinde ayrı ayrı gösterilmiştir).

film bozulması :(Alm. Schrumpfung (des Filmmaterials); Fr. date rioration (de la peliküle, du film), déformation [de la pellicule, du film); İng. film deterioration (degradation)) : S. Boş ya da dolu filmde çeşitli nedenlerden ileri gelen ve filmin gerekli sonucu vermesini engelleyen değişiklikler.

film çıkrığı :(Fr. pied support (de rouleau); İng. horse, film horse) : S. Bir taban üzerine yerleştirilmiş ve filmin eninden biraz daha aralıklı, koşut iki kolun ortasına bir eksen geçirilerek, yapılan, film kangalının bu eksene takılarak çeşitli kurgu işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlayan araç.

film çözümlemesi :(Alm. Filmanalyse; Fr. analyse de film, analyse filmographique; İng. film analysis) : S. Filmi değerlendirmeye, film üzerinde yargıya varmağa hazırlık olarak, ele alınan filmin öğelerine ayrılması, her öğenin ayrı ayrı incelenmesi

film dizelgesi :(Alm. Filmverzeichnis, Filmographie; Fr. filmographie, listée films, index de films; İng. Filmgrapy, film list, list of films, index of films; Eski.T. filmografi, film dizini) : S. 1. Bir sinema sanatçısının, belli bir ülkenin, belli bir sinema türünün, vb. ortaya koyduğu filmleri sıralamak üzere, dar ya da geniş tutulmuş film kimliklerinden oluşan dizelge. 2. Film kimliklerinin açıklamalar, yardımcı bilgiler, değerlendirmelerle desteklenmiş çeşidi.

film fotoğrafı :(Fr. photo extraite du film, photo de scène, ‘action still’) : ] [İng. action still] [Alm. Einzelbildvergrößerung, ‘Action Still’] S. Bir filmden çıkarılan fotoğraf; filmdeki resimden elde edilen fotoğraf.

film müziği :(Alm. Filmmusik, Tonfilmmusik; Fr. musique de film; İng. film music (score), score) : S. Herhangi bir film için hazırlanmış özgün müzik. Sinema özelliklerine uyan müzik.

film şarkısı :(Alm. Filmschlager(Melodie), Schlager; Fr. chanson de film; İng. hit song (tune)) : S. 1, Bir film için özel olarak hazırlanmış şarkı. 2. Filmin konusu içinde yeri plan ya da salt filmi süslemek amacıyla kullanılan şarkı. 3. Bir filmde yer alan ve piyasaya sürüldükten sonra çok tutularak ün kazanan şarkı.

filmsel evren :(Alm. mische Universum; Fr. univers filmique; İng. filmic universe) : S. 1. Dışımızdaki dünyanın film görüntülerinde aldığı biçimin tümü. 2. Film görüntüleriyle yaratılan, film özellikleri taşıyan, yalnız bu görüntülerde var olabilen evren.

filmsel gerçek :(Alm. filmische Realität; Fr. falitt. Filmique; İng. filmic reality) : S. 1. Doğadan derlenen gereçler yardımıyla, sinemanın olanaklarından yararlanarak yeniden kurulan, yaratılan gerçek. 2. Kullanılan gereç ve başvurulan yöntemler, doğadaki gerçeğe uymasa bile, sonuç yönünden izleyicide gerçek duygusu uyandıran, dolayısıyla yalnız görüntüler yardımıyla görüntülükte yaratılan gerçek.

filmsel uzay :(Alm. Filmischen Raum; Fr. espace filmique; İng. filmic space, cinematic space) : S. Bir filmde kurgu yoluyla yaratılan, çekimler arasındaki ilişkiden doğan, yalnız görüntülerde gerçeklik kazanan, doğada ancak bazı öğeleri yer alan, filme özgü uzay. (Filmsel uzay, birbirini izleyen çekimlerdeki ayrı ayrı uzayların bir. bütün oluşturmasıyla ortaya çıkar).

filmsel zaman :(Alm. Filmische Zeit; Fr. temps filmique (cinématographique); İng. filmic time, film time, cinematic time; Eski.T. sinematografik zaman) : S. Bir filmde kurgu yoluyla yaratılan, çekimler arasındaki ilişkiden doğan, yalnız görüntülerde var olan, filme özgü zaman. (Sinemacı,’zamanı doğal akışıyla yansıtabileceği gibi, bu akışı hızlandırabilir, yavaşlatabilir, alt üst edebilir, tersine döndürebilir, zaman içinde atlamalar yapabilir, gerçek yaşamda bir araya gelmesi olanaksız zaman bölümlerini (geçmiş zaman, gelecek zaman, şimdiki zaman) yan yana getirebilir).

fon :(Alm. Phon; Fr. phone; İng. phone) : S/TV. Bir sesin fizyolojik gürlüğünü, yani kulakta bıraktığı izlenimi ölçmeye yarayan birimi (Herhangi bir sesin fon olarak gürlüğü, 1000 Hz yinelenimdeki bir sesin desibel olarak gürlüğüne eşittir).

formaldehit :(Alm. Formaldehyd; Fr. formaldéhyde; İng. formaldehyde) : S. Renkli film işleminde jelatini sertleştirmede kullanılan keskin kokulu, renksiz, suda çok kolay erir gaz, HCHO.

fotoroman :(Fr. romans-photos, photo roman, cinéroman; İng. comic book J [Alm. Foto-Roman) : S/TV. Fotoğraflar ve bunlara eşlik eden kısa konuşmalar, açıklamalarla gerçekleştirilen roman çeşidi. (Fotoroman, genellikle, dergi ve gazete sayfalarında gerçekleştirilmiş bir film’ öyküsü görünüşündedir. Zaten birçok fotoroman, film fotoğrafından oluşturulmuştur. Bununla birlikte özgün fotoromanlar da vardır. Televizyondaki dizi filmler ya da televizyon oyunları için de aynı şey söylenebilir).

Fox Grandeur :(Alm. Fox Grandeur; Fr. Fox Grandeur; İng. Fox Grandeur) : S. Fox yapımevinin 1929’da piyasaya sürdüğü 70 mm’ lik film.

Fransız ölçün Birliği :(Alm. Association Française de Normalisation, AFNOR; Fr. Association française de Normalisation, AFNOR; İng. Association Françoise de Normalisation, AFNOR) : S/ TV. Fransa’da ulusal ölçünleri, bu arada sinema ve televizyonla ilgili ölçünleri saptayan kurum.

Fresnel ışıldak :(Alm. Fresnel-Spot, Stufenlinsenscheinwerfer; Fr. projecteur Fresnel; İng. Fresher spot (lens spot light); Eski.T. Fresnel projektörü, Fresnel-spot projektör) : S/TV. önünde Fresnel merceği bulunduğundan ışık yeğinliği istenildiği gibi düzenlenebilen 150-5000 VV’ lık ışıldak.

Fresnel merceği :(Alm. fresnel sche Linse, Fresnel, Stufenlinse; Fr. lentille de Fresnel; İng. Fresher (lenses)) : S/TV. Yüzeyi ufacık merceklerden oluşan, bu yapısından dolayı, aynı odak uzunluğundaki olağan merceklerden daha ince, daha hafif, sıcağa daha dayanıklı olup, ışıldaklarda kullanılan mercek çeşidi.

Fuji tek 8 :(Alm. Fuji Single-8; Fr. Fuji single 8; İng. Fuji single-8) : S. Bir büyük 8 film çeşidi. (Kodak’ın büyük 8’inden başkalığı, kullandığı kutucuğun yapı ve biçimindedir. Fuji tek 8’de kutucuk ince, uzundur; yapısı bakımından tersine çevirime de elverişlidir).

Fujicolor :(Alm. Fujicolor; Fr. Fujicolor; İng. Fuji colour) : S. 1955’te Japonya’da piyasaya sürülen, evrilir çeşidi de olan, negatif-pozitif, tek kuşak renkli film işlemi.

gala :(Alm. Gala; Fr. gala; İng. gala, road show) : S. özellikle pahalı filmlerin ön oynatımında uygulanan bir gösterim yöntemi; önceden yer ayırtmak yoluyla yüksek girimlik ödeyen izleyicilerin yanı sıra, seçkin çağrılılara, gösterilen filmde görev alan sanatçılara da yer verilen gösterim.

galvanometre :(Alm. Galvanometer; Fr. galvanomètre; İng. galvanometer) : S. 1. Elektrik akımının mıknatıs etkisine dayanarak çalışan, zayıf güçteki elektrik akımlarını ölçmekte kullanılan aygıt. 2. Optik seslendirmede ışık demetini saptırmada kullanılan galvanometre çeşidi; aynalı galvanometre.

gamma :(Alm. Gamma, Steilheit; Fr. gamma; İng. gamma) : S/TV. Açındırılmış bir filmde, duyarlık ölçümü eğrisinin düz çizgisinin yatay çizgiyle oluşturduğu açıyla belirlenen, görüntü aktarma işlemi sertlik ölçüsü.

gece :(Alm. Nacht; Fr. nuit; İng. night) : S. Bir çekimin gece çevrildiği ya da gece görünçlüğün olduğunu çevirim senaryosu ve çekim tahtasında belirten terim.

gece boş filmi :(Alm. Nachtrohfilm; Fr. pellicule pour prise de vues noctuelle; İng. night film stock) : S. Geceleyin; özel bir aydınlatma gerektirmeden çevirimin gerçekleştirilmesini sağlayan duyarlıkta film.

gece etkisi :(Alm. Nachtaufnahmen; Fr. effet de nuit, nuit américaine; İng. night effect, day-for-night effect, day-for-night lighting) : S. Gündüz çevrildiği halde gece çevrilmiş duygusu uyandıran görüntünün durumu. (Pankromatik bir filmin kırmızı bir süzgeçle, hafif düşük ışıklamayla kullanılması sonucu elde edilir).

gelen ışık :(Alm. Ein-fallendes Liebt; Fr. lumière incidente; İng. incident light; Eski.T. ziya-ı varit) : S/TV. 1. Bir konunun üzerine düşen ışık. 2. Bu ışığın niceliği.

geleneksel sinema :(Alm. konventionelle Kino; Fr. cinéma de papa; İng. traditional cinema) : S. Belirli kurallara, kalıplara bağlı, bunların dışına çıkamayan, genellikle yeniliklere kapalı, kurumlaşmış bir anlayışı yansıtan sinema.

geliştirim. :(Alm. ‘Treatment’; Fr. traitement; İng. treatment; Eski.T. tretman, treatment, sinema hikâyesi, sinematografik hikâye, film hikâyesi) : S. özet ile ayrımlama arasında yer alan, özetin kırk elli sayfa içinde genişletilip işlendiği; dramatik yapının belirdiği; başlıca kişilerin başlıca özellikleriyle tanıtıldığı; konunun belli başlı gelişme noktalarının ortaya çıktığı; kişilerin, olayların ortaya konduğu; olguların sıralanmasının gerçekleştirildiği; söyleşmelerin en önemlilerinin hazırlandığı aşama.

genel çekim :(Alm. Weiteinstellung, Gruppeneinstellung, Gesamtaufnahme, Halbtotale; Fr. plan général, PG, plan lointain, PL, plan moyen large, PML, plan d’ensemble, PE; İng. long shot, LS, full shot, FS, master shot, general shot, GS, crowd shot, full-length shot, FLS; Eski.T. umumi plan, umumi görünüş, orta umumi plan, geniş plan, büyük plan, uzak plan, geniş çekim, uzak çekim Topluluk çekimi) : S/ TV. İnsanları geniş bir bezem içinde boylu boyunca gösteren çekim çeşidi.

geniş açılı mercek :(Alm. Weitwinkelobjektiv; İng. wide angle lens; Eski.T. kısa mihrak mesafeli objektif, kısa odak mesafeli objektifi [Fr. objectif grand angulaire (grand angle), grand angle) : S / TV. Odak uzunluğu olağandan kısa olan, olağan. mercekten daha geniş bir görüş alanını kapsayan, özellikle dar bezemler içinde çalışıldığında kullanılan mercek çeşidi.

geniş film :(Alm. Brehfilm; Fr. film large (‘grandeur’); İng. wide film, wide-gauge film, large-format film) : S. Eni, ölçün filmin eninden, yani 35 mm’ den daha büyük filmlerin genel adı.

genlik :(Alm. Amplitude, Schwingungsweite; Fr. amplitude; İng. amplitude; Eski.T. vüsat, amplitüd) : S/TV. 1. Bir salınım devinmesinde, denge durumundan en çok uzaklaşılan nokta. 2. Dolayısıyla, elektromıknatıs dalgalarda ya da ses dalgalarında, dalganın taşıdığı erkenin niceliğini belirleyen özellik.

genlik değiştirimi, GD :(Alm. Amplitudenmodulation, AM; Fr. modulation d’amplitude, AM; İng. amplitude modulation, AM; Eski.T. amplitüd modülasyonu, amplitude modulation, AM, genlik modülasyonu) : TV. Bir taşıyıcı dalganın yineleniminin’değil genliğinin değiştirime uğraması; bunun sonucunda, taşıyıcı dalganın yinelenimi hep aynı kaldığı halde, genliğinin, resim ya da ses imlerine göre değişmesi.

GERİBESLEME :(İng. Feedback) : Bir göndericinin iletişimine alıcı tarafından gösterilen bir tepki. Birincil bir mesaja tepki olarak beklenen ve yorumlanan ikincil tür iletişimler.
Telefonda bir mesaj alan tarafın zaman zaman ‘evet’, ‘tamam’ ‘ahha’ gibi söylenenlere tepki vermesi veya dergilerdeki okuyucu mektupları en bilinen geri besleme Örnekleridir.
Genellikle göndericiye iletilen ve fiilen ulaşan tepkiler geri besleme olarak kabul edilir. Bir sistem kendisini çevresine uyarlamak amacıyla geri besleme mekanizmasını kullanır. Geri besleme bir sistemin etkinliğini Önceden konmuş bir ölçüne göre kıyaslama ve bu kıyaslamayı çıktısını denetlemede kullanma sürecidir.
Geri besleme kendiliğinden olabilir. Burada alıcılar kendi tepkilerini bir göndericiye iletirler. Kitle iletişiminde kendiliğinden, dolaysız geri besleme çok ender olur. Göndericiler mesaja olan tepkileri kestirmek, bir takım başka gösterge ya da verilerden çıkarmak zorunda kalırlar. Bunlar, sözgelişi satış rakamları ya da bir araştırmada toplanan tepkiler olabilir.

geriden aydınlatma :(Alm. Rockenlicht, Hinterlicht, Gegenlicht, Hintergrundausleuchtung, Segen- Lichtaufnahme; Fr. éclairage de fond (â contre-jour), contre-jour, lumière en contre-jour; İng. back lighting (light), reverse lighting, lighting from behind, against the light, ‘contra jour’; Eski.T. ziyaya karşı, kontrjur, arka ışığı, art aydınlatma) : S/ TV. Konunun, geriden aydınlatılması; konunun, ışık kaynağı ile alıcı arasında bulunması durumu.

gerilim :(Alm. Spannung; Fr. tension; İng. tension; Eski.T. tansiyon, gerginlik) : S/TV. çeşitli yollara başvurularak, konunun anlatımında yaratılan sıkıntılı, gergin hava.

gerilim :(Alm. Spannung, Spannungswert; Fr. voltage, tension; İng. voltage, tension; Eski.T. voltaj) : S/ TV. Bir elektrik-kaynağının potansiyeli, potansiyel farkı ya da elektromotor kuvveti. Voltla ölçülür.

gerilimölçer :(Alm. Spannungsmesser. Voltmeter; Fr. voltmètre; İng. voltmeter; Eski.T. voltmetre, voltölçer) : S/ TV. İki nokta arasındaki potansiyel farkını ölçen aygıt.

GERİTEPME ETKİSİ :(İng. Boomerang Effect) : Bir mesajın amaçlananın tersi etkide bulunması. İnsanın tutumlarıyla tutarlı olan mesajların tekrarlanması veya uzun uzadıya bu mesajlara maruz kalma bazen bu tutumlara bağlılığın azalmasına yol açar. İşte anılan mesajların bu etkisine geri-tepme etkisi denir.
Birbiriyle bağlantılı birkaç geri tepme etkisi saptanabilir. Bunlardan biri, insanların iletilmiş bir konuyu algılamalarıyla ilgilidir. Bu durumda izler kitle Üzerindeki geri tepme etkisi amaçlananın karşıtı bir etki olarak ortaya çıkar. Örneğin, bir lisede dağıtılan ve uyuşturucu kullanımına karşı Öğrencileri bilgilendirmeyi amaçlayan bir broşür, onları uyuşturucudan uzak durmak yerine bir uyuşturucu maddeyi denemeye yöneltebilir.
Bir başka geri tepme etkisi, iletişimin gönderici konumundakileri olumsuz etkilediği durumlarda gözlenir. SÖzgelişi, bu etki, bazı Ülkelerde kitle iletişim araçlarının açık açık AİDS’le ilgili bilgi vermekten kaçınmalarına yol açmıştır. Bunun nedeni kitle iletişimcilerin izler kitleden alabilecekleri olumsuz tepkilerden çekinmeleridir. Bir şirketin halkla ilişkiler bölümü, yönetim adına yan doğru, yan yalan bilgiler dağıttıktan sonra, bu şirkette çalışanlar arasında güvenilirliğini yitirebilir. Para sıkıntısı çektiğini ve mali yardıma gereksinim duyduğunu pırıl pırıl ve pahalı bir kağıda, dÖrt renk kullanılarak basılmış broşürle açıklayan bir kamusal derneğe kimse güven duymayacaktır.
Üçüncü tür geri tepme etkisi mesajlara tekrar tekrar maruz kalma sonucu ortaya çıkabilir. Hatta, bu mesajlar izler kitlenin tutumlarına uyumlu bile olsa, tekrar tekrar bunlara maruz kalma bu tutumlara olan bağlılığı azaltabilir.

geriye dönüş :(Alm. Rückblende, ‘Flashback’; Fr. retour (en arriérer), ‘flashback’; İng. flashback, cut back; Eski.T. fleşbek) : S. 1. Bir filmin konusunun zaman içindeki düzgün ilerleyişini, zaman sırasını bozarak geçmiş zamana, geçmiş bir olaya dönme; filmin belirli bir yerine, geçmişle ilgili bir görünçlük katma. 2. Bir filmde izleyiciye geçmiş bir olayı anımsatmak ya da kişilerden birinin herhangi bir anısına yer vermek üzere daha önceki bir görünçiüğün yinelenmesi.

geriye kaydır! :(Alm. zurûckfahrenl; Fr. travelling arribre!; İng. track back (out!), dolly back! (out!)) : S/ TV. Alıcı yönetmenine, alıcıyı geriye kaydırması için verilen komut.

Gevachrome :(Alm. Gevachrome; Fr. Gava chrome; İng. Gave chrome) : S. Gevaco-lor’un 16 mm’lik alıcılarda kullanılan tek kuşak, evrilir bir renkli film çeşidi.

Gevacolor :(Alm. Gevacolor; Fr. Gava colore; İng. Gave color) : S. 1953’te Belçika’daki Gevaert ortaklığınca piyasaya sürülen tek kuşak, negatif-pozitif bir renkli film çeşidi. (Agfacolor’la yakın ilgisi bulunan bu film şimdi bununla birleşerek Agfa-Gevaert adını taşımaktadır).

giysili film :(Alm. Kostümfilm; Fr. film costumé; İng. costume film; Eski.T. kostüm film) : S. Oyuncuların tarihsel giysileri kullandıkları; ağırlık noktası, belirli bir çağı giysilerle canlandırmağa dayanan film türü.

Göç :bkz. göğüs çekimi

göğüs ayağı :(Fr. pied efe poitrine; İng. chest pod; Eski.T. dipçik) : IA. Bruststatt] S/ TV. Alıcıya destek sağlamak amacıyla ucu göğse dayanarak kullanılan bir tek ayak çeşidi.

göğüs çekimi, Göç :(Alm. Vordergrundaufnahme, mittlere Nahaufnahme, Grossaufnahme, Grosseinstellung, Gros; Fr. plan rapproché, PR, rapproché, premier plan, PP, plan rapprochai poitrine; İng. close shot. CS, chest shot, bust shot, medium close up, MCU; Eski.T. göğüs plan, ilk plan, birinci plan, ön plan, yakın plan) : S/ TV. Bir insanı göğsünden başının üstüne kadar çerçeveleyen çekim çeşidi.

görsel :(Alm. visuell; Fr. visuel; İng. visual; Eski.T. basarı, vizüel) : S/ TV. 1. Görmeyle, görme duyusuyla ilgili. 2. Genellikle görüntüler ve gözle izlenebilen, her şeyin taşıdığı özellik. 3. Sinema ile televizyonda çok kez ses öğelerine karşılık görüntü öğelerini ve bölümünü belirtmekte kullanılır terim.

görsel-işitsel araçlar :(Alm. audiovisuelle Medien, AVM, audio-visuelle Lehrmedi-ert, AVL, audiovisuelle Bildungsmittel, AVB, optische-akustische Lehrmittel, optische-akustische Medien; Fr. moyens audio visuel; İng. audio-visual media; Eski.T. görme ve işitme araçları) : S/TV. Hem görme hem işitme duyularını aynı zamanda etkileyen, görsel-işitsel eğitimde kullanılan araçlar; görsel araçlar ile işitsel araçların bileşimi. (Bunların başında sesli filmler (sinema) ile televizyon yayını (televizyon) gelir. Görsel-işitsel araçların başlıcaları şunlardır: Film gösterici, saydam resim gösterici, mıknatıslı görüntü aygıtı, televizyon almacı, radyo, kapalı yayın düzeni, ses aygıtı, plakçalar, dil işlemeliği, film kutucuğu, televizyon kutucuğu).

görünç :(Alm. Schauspiel; Fr. spectacle; İng. spectacle, performance, show, entertainment; Eski.T. temaşa, seyirlik, görmelik) : S/TV. 1. Görülmeğe değer herhangi bir şey. 2. Bir filmin, bir televizyon yayınının ortaya çıkardığı durum.

görünç işleyim! :(Fr. Industrie du spectacle; İng. show business; Eski.T. temaşa endüstrisi, temaşa sanayii) : S/ TV. Görmeğe ve işitmeğe dayanan irili ufaklı tüm sanat kolların! kapsayan, bunların çalışmasını düzenleyen işleyim.

görünen görüntü :(Alm. Lutfbild; Fr. image virtuelle; İng. virtual image; Eski.T. hayal-i zahiri, gerçek dışı görüntü-) : S/ TV. Gözlemciye, belli bir noktada varmış gibi görünen, ama gerçekte herhangi bir ışık ışınının düşmediği ya da bir ışının çıkmadığı noktadaki görüntü. (Bu noktaya bir görüntülük konursa üzerinde görüntü belirmez. örneğin bir nesneden gelen ışınlar düz bir aynaya düştüğünde, bu nesnenin, aynanın ötesinde görünen görüntüsü böyledir. Gerçek görüntü karşıtı).

görünge :(Alm. Perspek-tive; Fr. perspective; İng. perspective; Eski.T. menazır, perspektif) : S/TV. Uzaydaki nesnelerin belli bir görüş noktasına göre, belli bir yüzeye gerçek görünüşüyle aktarılması; böylelikle iki boyutlu yüzeyde üç boyutlu, derinlemesine görünüş’ sağlanması.

görüntü :(Alm. Bild; Fr. image; İng. 1. image, 2-3. frame; Eski.T. 1. hayâl, imaj, 2-3. hayal, imaj, resim, kare, görü) : S/TV. 1. Herhangi bir nesnenin mercek, ayna gibi araçlarla oluşturulan resmi; herhangi bir nesnenin bazı ışık olayları sonucu elde edilen resmi. S. 2. Bir film üzerinde sıralanmış resimlerin gösterici yardımıyla görüntülüğe art arda düşürülmesi sonunda devinimin yeniden kurulmasıyla ortaya çıkan görünüş; görüntülük üzerindeki devinimi resimler bütünü. TV. 3. Almaç görüntülüğünde, elektron demetinin oluşturduğu devinimli resimler bütünü.

görüntü dondurma :(Alm. Stoptrick,Standbildverlöngerung, Standkopieren; İng. freezing (frames), freeze effect (frame), stop camera effect, freeze-frame effect, freeze framing, stop framing, hold framing) : S. Dondurulmuş görüntü sağlama işi.

görüşüm :(Alm. 1. ‘Interview’, Gesprach, 2. Reportage, Fernsehreportage, Fernsehinterview; Fr. 1. entretien, ‘interview’, 2. reportage, documentaire), téléreportage; İng. 1. interview, 2. repon, reportage, story, news report (coverage), running commentary, commentary, eyewitness; Eski.T. mülakat, röportaj, görüşme) : S/ TV. 1. Bir televizyon bildirmeni ya da alıcılı bildirmenin, herhangi bir kimsenin belirli konulardaki görüşlerini, bilgilerini aktarmak amacıyla sorular.sorup yanıtlar al-‘mağa çalışarak hazırladığı izlence ya da film. TV, 2. Bir televizyon bildirmeninin herhangi bir olayla ilgili olarak kendi gördüklerini, işittiklerini görüntü ve sözle aktarmasına dayanan izlence.

GÖSTERGE :(İng. Sign) : Bir başka şeyi temsil eden ya da imleyen şey.Biri için herhangi bir şeyi belli bakımlardan ya da bir sıfatla temsil eden bir şey’ (G.S. Peirce)
İletişim kurmayı ya da bir şeyler anlatmayı amaçlayan iki insan arasında yer alan iletişimsel bir araç (F. de Saussure).
Bakhtin ve VoloÖinov (1973), göstergeyi ‘kendi dışındaki bir başka gerçekliği yansıtan veya kırınıma tabi tutan, yani anlamı geliştiren, kendinden başka bir şeyi temsil eden bir şey’ olarak kavramlaştırır.
Kuramsal dilbilimin Önde gelen ismi Ferdinand de Saussure’e göre anlamın temel birimi olan gösterge, gösteren ve gösterilen olarak anılan iki unsurdan oluşur ve bunlar arasındaki ilişki neden-sizdif, saymacadır, toplumsal uzlaşmaya dayanır.
Gösterge Saussure’nin belirttiği gibi, bir kağıt parçasına benzer: Kağıdın bir yansı gösteren, diğer yansı gösterilendir ve bu iki yanı çözümsel olarak ayırt edebilsek de, onları fiilen birbirlerinden ayıramayız.
Bir göstergenin Üç özsel niteliği vardır, Önce fiziksel bir biçimi olması gerekir; ikincisi kendisinden başka bir şeye gönderme yapması gerekir; Üçüncüsü ise insanlar tarafından bir gösterge olarak kabul edilmesi ve kullanılması gerekir.
Roland Barthes gösterge kavramını gül Örneğiyle açıklamaktadır: gül normalde bir çiçektir, ama genç bir adam onu kız arkadaşına takdim ederse bu bir gösterge olur, çünkü adamın romantik tutkusuna gönderme yapmaktadır ve onun bu anlama geldiğini kız arkadaşı da kabul etmektedir.
Umberto Eco, Peirce’in gösterge tanımım, amaçlı olarak yayılma veya yapaylıkla Üretilmiş olma niteliklerini gerektirmediği için, Saussure’nin tanımında örtük olarak bulunan zihinsellikten kaçınma Üstünlüğüne sahip olduğunu belirtmektedir.

gösterge :(Alm. Anzeigege-röt; Fr. indicateur; İng. indicator; Eski.T. müş’ir, indikatör) : S/ TV. Bir niceliği ölçen bir aygıtın, bu niceliğin belli bir birime göre değerini gösteren parçası.

gösterim :(Alm. 1-2. Projektion, Filmprojektion, Vorführung, Filmvorfüh-rung, Vorstellung, Filmvorstellung, Kinovorstellung, 3. ‘Seance’; Fr. 1-2. projection (cinématographique, de film), 3. seance (de cinema); İng. 1-2. projection, film projection, showing, film showing, performance, (ABD) screening, film screening, 3. show, performance; Eski.T. 1-2. irae, temsil, projeksiyon, gösterme, 3. seans) : S. 1. Bir film üzerindeki resimlerin gösterici yardımıyla görüntülüğe yansıtılarak görüntülerin oluşturulması. 2. Bu yolla, filmin tümünün ya da bir bölümünün izlenmesinin sağlanması. 3. Bir sinemanın belli bir izlencesinin yer aldığı ve belirli bir saatten başlayıp yine belirli bir saatte sona eren çalışması.

göz yanılması :(Alm. optische Tausch-Zug; Fr. illusion d’optique; İng. optical illusion) : S/TV. Gözün, belirli koşullarda, nesneleri olduğundan değişik algılaması biçiminde oraya çıkan yanılma.

gözetmen :(Alm. Betrieb; Fr. superviseur; İng. supervisor; Eski.T. süpervizör) : S. Gözetimle görevli kimse.

gri ölçeği :(Alm. Grauskahle, Graukeil; Fr. échelle des gris; İng. grey scale; Eski.T. gri koyuluklar cetveli, renk merdiveni) : S. 1. Duyarlıkölçümünde ve işlemenin denetiminde kullanılan, beyazdan başlayıp griden geçerek siyaha ulaşan düz resimlerden oluşmuş film parçası. TV. 2. Ayar resminde, görüntünün ton kertelemesini doğru olarak gerçekleştirebilmek için bulunan ve beyazdan siyaha doğru gittikçe koyulaşan yatay ve düşey kuşaklar.

güç :(Alm. 1. Leistung, 2. Kraftstrom; Fr. 1. puissance, 2. puissance (électrique); İng. 1. power, 2. electric power; Eski.T. 1. takat, 2. kuvve-elektrikiyye, elektrik kuvveti) : S j TV. 1. Birim zamana düşen iş birimleriyle ölçülen iş yapma oranı. 2. Vatla ölçülen iş yapma oranı; elektrik gücü (1 vatlık bir güç, saniyede 1 jul iş yapar).

güçlü ana ışık :(Fr. éclairage fon sur le plan principal; İng. high key lighting; Eski.T. kuvvetli ana ışık) : S/ TV. Ana ışığın, bir görünçlüğün aydınlatılmasında geniş bir alanı iyice aydınlatacak durumda olması.

gün ışığı :(Alm. Tageslicht; Fr. lumière du jour (du soleil), lumiere blanche; İng. daylight; Eski.T. gündüz ışığı) : S/ TV. 1. Gündüzleri güneşin gönderdiği ışınlardan oluşan ışık. 2. Sinema ve televizyonda kullanılan doğal ışık kaynağı. Yapma ışığın karşıtı.

gün ışığı (boş) filmi :(Alm. Tageslichtfilm; Fr. pellicule pour prise de vues â la lumiere du joar; İng. daylight film) : S. Gün ışığında kullanılan boş film çeşidi.

gündüz :(Alm. Tag; Fr. jour; İng. day) : S. çekimin gündüz gerçekleştirildiğini ya da gündüz görünçlüğü olduğunu belirtmek üzere oyunlukta ve çekim tahtasında yer alan sözcük.

güneşlik :(Alm. Sonnenblende, Sonnenkubus, Kompendium, Balg, Gegenlichtblende, Sonnenschutz; Fr. parasoleil; İng. sunshield, sun visor, lens hood, sunshade; Eski.T. parasol, parasoley, güneş diyaframı) : S/ TV. Alıcı merceğini zararlı ışınlardan korumak üzere mercek önüne takılan ve merceğin önünde gölgeli bir alan sağlayan yardımcı donatım.

gürlük :(Alm. Tonstarke, Lautstarke, Schallintensitat, Schallstarke; Fr. intensité (sonore, du son), niveau (sonore), volume (du son); İng. sound intensity (volume), intensity, loudness, amplitude (of sound); Eski.T. ses hacmi, ses volümü, volüm) : S/TV. Birim alandan geçen güç, başka bir deyişle, santimetrekareden geçen ses erkesi. (Ses gürlüğü 10 vat/cm 2 olan bir düzeye oranla ölçülür. Bir ses dalgasının gürlüğü, ses dalgası basıncının karesiyle orantılıdır).

gürlükölçer :(Alm. VW-Meter; Fr. vumètre, volumétrie; İng. VI (volume indicator) meter, VU (volume unit) meter; Eski.T. volümetre) : S/ TV. Seslendirmede ya da ses yayınında gürlüğü denetime, ölçmeye yarayan, gürlüğün gerekenin üstüne çıkmasını ya da altına düşmesini önleyen aygıt.

GÜRÜLTÜ :(İng. Noise) : Kaynağın amaçladığı mesajı bozan, alıcının mesajı kaynağın alınmasını istediği biçimde almasına müdahale eden herhangi bir şey.
Bir iletişim sisteminde alman mesajın gönderilen mesaj olmaması durumunda gürültü söz konusudur.
Başlıca Üç tür gürültü vardır: (1) Fiziksel gürültü. Sinyal ya da mesajın fiziksel iletimine müdahale eden bu gürültü türüne, yoldan ~ geçen arabaların fren sesleri, havalandırma ya da bilgisayann çalışırken çıkardığı ses; güneş gözlükleri Örnek verilebilir; (2) Psikolojik gürültü. Bu psikolojik bir müdahale biçimi olup, göndericiler ile alıcılarda bilginin alım ve işlenme süreçlerinde bozulmalara yol açan tarafgirlik ve Ön yargıları içerir; (3) Anlamsal gürültü. Bunlar göndericinin amaçladığı anlamlan alıcının kavrayamaması nedeniyle ortaya çıkan müdahale biçimleridir. Anlamsal gürültü en aşın biçimiyle farklı dilleri konuşan insanlar arasında devreye girer.

gürültü :(Alm. Gerauscht, Rauschen, Rauschton; Fr. bruit; İng. noise) : S/ TV. Sinema ya da televizyonda sesin saptanması, çalınması ya da yayınlanmasında ortaya çıkan istenmeyen sesler.

güvenlik aydınlatması :(Alm. Notebeleuchtung, Panikbeleuchtung; Fr. éclairage de sécurité; İng. secondary lighting, (ABD) emergency lighting (light)) : S/ TV. İşliklerde ya da sinema salonlarında herhangi bir aksaklık ya da tehlike anında olağan aydınlatma kesildiğinde kendiliğinden çalışmaya başlayan ve bağımsız bir kaynaktan beslenen yedek aydınlatma.

H belgesi :(Alm. ‘H’ Certificate; Fr. certificat ‘H’, visa pour film d’Spouvante; İng. ‘H’ certificate) : S. İngiliz Denetleme Kurulu’nun, yılgı filmlerine verdiği belge (‘H’ = horrific film: ‘yılgı filmi’ kısaltmasıdır).

H dalgalık :(Alm. H Form; Fr. antenne H; İng. H-aerial (ABD: antenna); Eski.T. H anten) : TV. Yansıtıcı olarak kullanılan ve (H) biçiminde olan dalgalık.

HABER DEĞERİ :(İng. News Values) : Haber Öykülerinin seçiminde, kurulmasında ve sunumunda kullanılan profesyonel kodlar.
Haber değeri endüstrileşmiş haber şirketlerinin üretim gereksinimlerinin bir sonucudur; dolayısıyla bu kodların bireysel muhabirlerin kişisel özellikleriyle hiçbir ilgisi yoktur.

haber filmi :(Alm. Aktualitäten, Wochenschau, Nachrichtenfilm; Fr. actualités, film d’actualités, bande d’actualités, journal (cintmatographique), presse filmie; İng. actuality, newsreel, news (film), topical, (ABD) movietonews, newsie (a.), aews pic (a,); Eski.T. aktüel film, aktüalite filmi, hadisat filmi, havadis filmi, aktüalite, dünya havadisleri (filmi), film gazetesi, jurnal, güncel film) : S/ TV. Haber özelliği gösteren günlük önemli olayları ortaya çıktıkları anda saptayan, belirli aralıklarla piyasaya sürülen, sinema ve televizyonlarda gösterilen belgesel film çeşidi.

hertz dalgaları :(Fr. ondes hertziennes; İng. hertzian waves) : TV. Telsiz dalgaları, radyo dalgalan. (Bu dalgalar, en kısa radar yinelenimi olan 1 cm dalga uzunluğunun karşılığı olan 3×10 10 hertzin üstündeki yinelenimden başlayıp, 2.000 m uzunluğundaki radyo dalgasının karşılığı olan, 1,5×10 5 hertz altındaki yinelenimlere dek uzanır).

hertz, Hz :(Alm. Hertz; Fr. hertz; İng. hertz) : S/ TV. Sİ birimlerinde yinelenim birimi. (Dönemsel süresi bir saniye olan dönemsel olayın yinelenimidir ve saniyede bir çevrime eşittir. Elektromıknatıs salın imlan belirlemekte kullanılan hertzin en çok kullanılan katları şunlardır: 1 kilohertz (ya da saniyede 1 Kilosikl) — 1. 000 Hz (kısaltması 1 kHz, 1 kc/s), 1 megahertz (saniyede 1 megasikl) = 1.000 kHz (10 8 Hz) (kısaltması 1 MHz, 1 Me/s), 1 gigahertz (saniyede 1 gigasikl) = 1.000 MHz (10 9 Hz) (kısaltması 1 GHz, 1 Gc/ s).

hızlandırılmış devinim :(Alm. Zeitraffer(aufnehme), Zeitraffer-Effekte; Fr. mouvement occlure,; İng. quick motion, fast motion, accelerated motion, time-lapse, speeded-up, high-speed pictures; Eski.T. hızlı hareket, süratli hareket, hızlandırılmış hareket, akse/ere) : S. Alıcının olağan hız altında çalıştırılıp, elde edilen filmin olağan gösterici hızıyla oynatılması sonucu, bir filmin herhangi bir görünçlüğündeki devinimin, gerçektekinden daha hızlı görünmesi durumu. Yavaşlatılmış devinimin karşıtı.

hızlı çevirim :(Alm. Zeitrafferaufnahme; Fr. prise de vues accelerando; İng. high-speed shooting) : S. Yavaşlatılmış devinimi sağlamak amacıyla alıcının olağan hızının üstünde çalıştırılması.

hızlı kurgu :(Alm. rasche Montage, rasche Schnitt, beschleunigte Montage; Fr. montage rapide; İng. quick cutting, fast cutting) : S. 1. çok kısa çekimlerin birbirini izlemesinden oluşan kurgu. 2. Böylelikle, birbirini hızla izleyen kısa çekimlerin sıralanmasından doğan durum. Yavaş kurgunun karşıtı.

hile :(Alm. 1. Tricks, Filmtricks, Trucaver fahren, Trucaaufnahmen, 2. Tricks, Fernsehtricks; Fr. 1. trucage, truquage, trucs(de cinéma), 2. trucage, truquage; İng. 1-2. trick, special effects; Eski.T. 1. trük, trükaj, trik, sinema hilesi) : 5. 1. Olağan çevirim uygulayımlarıyla gerçekleştirilmesi güç, pahalı, tehlikeli, zaman alıcı ya da olanaksız bulunan işlemlerin, optik, mekanik, kimyasal bazı özelliklerden yararlanılarak yapılanı; bu yolla elde edilen olağandışı, olağanüstü sonuçlar. TV. 2. Si-nemadakine benzer sonuçların televizyonda elektronik yöntemlerle elde edileni.

hileli çekim :(Fr. plan truqut; İng. cheat shot) : . [Alm. Trickszene] S. 1. Herhangi bir film hilesi taşıyan çekim. 2. Bir varlık yada devinimin gerçektekinden başka türlü görünmesi için o varlık ya da devinimin yalnız bir bölümünü alıp geri kalanını görüş alanında bırakan çekim. (örnek: Yüksek bir yerden düşen kimseyi gösteren çekimde, bu kimsenin düşmeye başlamasını gösterip, alttaki ağı görüntü dışında bırakan çekim).

HİPER-UZAM :(İng. Hyper-Space) : Modern uzam kavramlarımızın anlamsız olduğunu dile getiren post-modern terim. Bu terim bazı metinlerde Üstün-uzay ya da Üstün-uzam olarak TÜrkçeleştirilmektedir.
Uzam, modern varsayımlara göre eylemde bulunmaz. Uzam imha olmuştur ve uzamsal sınırlar yok olup gitmiştir. Her şey, coğrafi akış içindedir, sürekli olarak ve Önceden kestirilemez biçimde yer değiştirir.

holografi :(Alm. Holographie; Fr. holographie; İng. holography) : S/ TV. Laser ışınlarına dayanılarak gerçekleştirilen üçboyutlu resim işlemi.

hologram :(Alm. Hologramm; Fr. hologramme; İng. hologram) : S/TV. Holografi işleminde, üçboyutlu görüntüyü oluşturmak üzere gerekli bilgileri taşıyan resim.

Intelsat :(Fr. Intelsat; İng. Intelsat) : TV. 1. Uluslararası Irakiletişim Konsorsiyumu.’ 2. Bu örgütün uzaya gönderdiği ırakiletişim uydularının genel adı.

Intertel :(Alm. Intertel; Fr. Inter tel; İng. Intertel) : TV. Doğu Avrupa ülkeleri arasında kurulan televizyon birliği. Daha çok Intervision adıyla tanınır.

Intervision :(Alm. Intervision; Fr. Intervision; İng. Intervision) : TV. Uluslararası Radyo ve Televizyon örgütü’ndeki Doğu bloğu ülkelerinden başlıcaları arasında kurulan televizyon birliği. (Bu birlik gerek kendi üyeleri arasında gerekse Eurovision’Ia izlence alış verişi yapar).

ıraksak mercek :(Alm. Zerstreuungslinse, Konkav-Linse; Fr. lentille divergente (concave); İng. diverging lens, divergent lens, concave lens, negative lens; Eski.T. adese-i mütebait, konkav adese, içbükey mercek) : S/ TV. Koşut ışık demetini yanlara doğru kırarak birbirinden uzaklaştıran, kenarları ortalarından daha kalın mercek çeşidi.

ISO ölçünleri :(Alm. ISO-Normen; Fr. standards ISO; İng. ISO standards) : S/ TV. Uluslararası ölçünler örgütü’nün sinema ve televizyondaki bazı ölçünleri de kapsayan ölçünleri.

ışık :(Alm. . Licht; Fr. lumière; İng. light; Eski.T. zlyo) : S/TV. Göze uyarımda bulunan ve beyin tarafından yorumlandığında görme duyusuna, yani görülebilir ışığa yol açan elektromıknatıs ışınım. Başka bir deyişle, ışımayla yayılan ve görme duyusuyla algılanan erke biçimi. (Bu elektromıknatıs ışınım, 4×10~ 7 m ile 7,7×10~ 7 m arasındaki dalga uzunluklarında yer alır. Dalga uzunluklarındaki değişiklikler gözde değişik duyulara yol açarak değişik renkleri oluşturur).

ışık :(Alm. Licht!; Fr. lumière!; İng. lightl) : S/TV. Bir görünçlüğün aydınlatılması için yönetmenin ışıkçılara verdiği komut.

ışık açısı :(Alm. Lichtbündels-winkel; Fr. angle de faisceau lumineux; İng. light beam angle) : S. Bir göstericiden gelen ışık demetinin görüntülüğe düşüş açısı.

ışık hızı :(Alm. Lichtgeschwindigkeit; Fr. vitesse de la lumière; İng. velocity of light; Eski.T. sürat-i ziya) : S/TV. Işığın boşlukta birim zamanda aldığı yol. (Uluslar arası Radyo Bilimleri Birliği’nin 1957’deki kararına göre bu hız 299.792,504 km/sn’dir. Fakat bu rakam, ortalama, 300.000 km/sn olarak kabul edilir).

ışık kaynağı :(Alm. Lichtquelle; Fr. source de lumière; İng. light source; Eski.T. menba-i ziya, muzi) : S/TV. 1. Işık salan cisim. 2. Aydınlatmada kullanılan araç, aydınlatma aracı.

ışıkölçer :(Alm. Belichtungsmesser, Fotometer, Lichtmessgerät; Fr. posemètre; İng. exposure meter, photometer, Hghtmeter; Eski.T. pozometre, poz ölçen, fotometre) : S/ TV. çeşitli ışık koşullarına göre en uygun sonucun alınabilmesi için duyarkat üzerine ne kadar ışık düşmesi gerektiğini bildiren aygıt.

ışın :(Alm. Strahl; Fr. rayon; İng. ray; Eski.T. şua) : S/ TV. 1. Herhangi bir ışınım kaynağından çıkarak herhangi bir yöne giden bir ışınımın izlediği doğru. 2. Bu ışınımın kendisi.

:(Alm. Innenaufnahme; Fr. intûrieur; İng. interior (shot), indoor (studio shot); Eski.T. f. dahili (sofine), iç sahne) : S/TV. 1. Kapalı yerlerde geçen görünçlükleri içine alan çekim. 2. İşlikte, kapalı yerlerde çevrilmiş çekim. Dış’ın karşıtı.

ileriye atlayış :(Alm. ‘Flash- Forward’; Fr. ‘flash-forward’, ‘flash-back’ inverse; İng. flash forward) : S. Sinema anlatımında, şimdiki zamandan gelecek zamana geçiş; gelecek zamanı bilinçli olarak önceden kavrayarak davranışları, tasarıları buna göre düzenleme ve bunu yansıtma.

iletişim :(Alm. Kommunikation; Fr. communication; İng. communication; Eski.T. haberleşme, muhabere, komünikasyon, bildiriş im, bildirişme) : S/ TV. 1. Kişiler arasında duygu, düşünce, bilgi, haber alış verişi. 2. Bu alış verişte, kaynak durumunda olan kimsenin ortaya koyduğu ya da koymak istediği anlam ile bunu algılayanın buna verdiği anlam arasındaki özdeşlik, benzerlik ya da uyuşum ilişkisi.

İLETİŞİM BİLİMİ :(İng. Communication Science) : Simge ve gösterge sistemlerinin üretimini, işlenmesini ve etkilerini, bunlarla bağlantılı görüngüleri açıklayan geçerli genellemeleri içeren sınanabilir kuramlar geliştirmek suretiyle anlamaya çalışan bilim dalı.

im :(Alm. Signal; Fr. signal; İng. signal; Eski.T. işaret, sinyal) : TV. Bir yayın dizgesinde bilgi taşıyan elektrik’ akımı ya da radyo dalgası.

im düzeyi :(Alm. Signalstärke; Fr. niveau de signal, tension de signal (de signalisa-tion); İng. signal strength; Eski.T. sinyal kı/vvetı) : TV. Bir televizyon iminin, çıkış ve girişteki gerilimi. (Kusursuz bir yayın için bu düzeylerin birbirine uyması gerekir).

im ışığı :(Alm. Rotlicht, Grünlicht, Kontrolllicht, Signallampe; Fr. signal, rouge; İng. cue light, (ABD) tally light; Eski.T. kırmızı sinyal) : TV. 1. Alıcının üstünde yer alan, yayında olan alıcıyı belirten kırmızı ışık. 2. Alıcının içinde yer alan, yandığında resim seçicinin bu alıcıya geçtiğini, belirten ışık.

im-gürültü oranı :(Alm. Rauschabstand, Stb’rabstand; Fr. rapport de signal-parasite, rapport signal sur bruit; İng. signal-to-noise ratio, S/N ratio, signal-to-interference ratio; Eski.T. , sinyal-gürültü oranı, işaret-gürültü oranı, görüntü-gürültü oranı) : S j TV. 1. İstenilen bir im ile buna bağlı bir gürültünün düzeylerinin birbirine oranı; başka bir, deyişle, istenilen imin düzeyinin, istenmeyen parazitin genliğine oranı. (Genellikle desibelle ölçülür). TV. 2. Bir elektriksel yayın dizgesinde, istenilen imin genliğinin, istenmeyen parazite oranı.

ince ayar :(Alm. Feinabstimmung, Scharfabstimmung; Fr. reglage fin, accord fin, syntonisation precise; İng. fine tuning; Eski.T. t; kanal ince ayarı) : TV. Oluk seçiminden sonra, devreler arasındaki uyuşumu sağlamak, istenilen yayacı kusursuz olarak alabilmek için yapılan ayar.

ince ayar düğmesi :(Alm. Feinabstimmknopf, Scharfabstimmknopf; Fr. vernier d’accord; İng. fine tuning knob, spindle for channeltuning) : TV. İnce yarın yapılmasını sağlayan düğme.

ince kurgu :(Alm. Feinschnitt, weicher Schnitt; Fr. montage final; İng. fine cut; Eski.T. ince montaj) : S. Kurguda, kaba kurgudan sonra yer alan, filme aşağı yukarı son biçimini veren kurgu.

iniş kablosu :(Alm. Speiseleitungskabel, Antennenzu-leitung, ‘Feeder’; Fr. descente d’antenne, câble de descente (de liaison), collecteur, ‘feeder’; İng. feeder, lead-in; Eski.T. iniş (hattı)) : TV. Verici dalgalığı ya da almacı, yüksek yinelenimli imle besleyen; verici dalgalığı vericiye ya da alıcı dalgalığı almaca bağlayan kablo.

iris :(Alm. İris; Fr. iris; İng. İris) : S. Alıcının önünde yer alan, çember biçiminde büyüyüp küçülen, özellikle noktalı açılma-kararmayı gerçekleştirmekte kullanılan örtü çeşidi.

iskele :(Alm. Laufkatze, Laufsteg, Gitterdecke, Arbeitsbrüçke, Beleuchtungsbrûcke, Beleuchterbrücke, Beleuchtergang, Beleuchterbühne, Beleuchtergalerie; Fr. passerelle, gril, pont-volant, corridor de serWce; İng. grid, catwalk, fly-bridge, flying bridge, lighting bridge (gantry), bridge, gallery, gantry) : S/TV. Düzlüklerde, ışıkların yerleştirilmesi ve ışıkçıların dolaşabilmesi için tavana yakın yükselikte duvarı çepeçevre saran çıkıntı.

iş eşlemi :(Alm. Arbeitskopie, Probe-Kopie, Schnittkopie; Fr. copie de travail, copie-travail; İng. work(ing) print, cutting copy (print), picture checkprint; Eski.T. iş kopyası, çalışma kopyası) : S. Bir filmin kurgusuna, seslendirilmesine hazırlık çalışmalarında kullanılan ve ayırma sonucu ortaya çıkan filmden alınan pozitif eşlem.

işitilebilirlik sınırı :(Alm. Hörbereich; Fr. champ d’audibilite, zone d’audibilite; İng. range of audibility, audibility range, audible range, limits of audibility) : S/ TV. İnsan kulağının algılıyabileceği ve değerlendirebileceği ses dalgaları yineleniminin 30 Hz’den’ başlayıp 20.000 Hz’de biten sınırları.

işitsel :(Alm. auditive; Fr. auditif; İng. aural; Eski.T. sem’i, oral) : S/TV. 1. İşitmeyle, işitme duyusuyla ilgili. 2. Genel olarak sesler ve kulakla algılanabilen her şeyin taşıdığı özellik. (Sinemayla televizyonda çoğunlukla, görüntü öğelerine karşılık ses öğelerini ve bölümünü belirtmekte kullanılır).

işitsel araçlar :(Alm. auditive Medien, akustische Lehrmittel; Fr. tnoyeni auditifs; İng. sound media) : S/TV. Görsel-işitsel araçların işitsel olanları. (Bunların başlıcaları plak, ses kuşağı, radyodur).

işlik :(Alm. 1. Werkstatt, Atelier, 2t-3. Studio, Atelier, Filmstudio, Fimaufnahmestudio, Fjlmatelier, Aufnahmestudio, 4-5. Studio, Atelier, Fernsehstudio; Fr. 1. atelier, 2-3. studio cinématographique (de prise de vues), 4-5. studio de television; İng. workshop, 2-3. studio, film studio, motion picture studio, 4-5. television studio, studio; Eski.T. 1. atölye, 2-3. darüssınaa, fabrika, atölye, stüdyo, sinşma stüdyosu, 4-5. stüdyo, televizyon stüdyosu) : S /TV. 1. Büyük işliklerde bezem, donatım, giysi, alçı işleri, vb. çeşitli çalışmaların yapıldığı özel bölümler. S. 2. (Geniş anlamda) Film çevirmek için gerekli tüm yapıları, kuruluşları kapsayan özel yapı. 3. (Dar anlamda) Film çeviriminde, içeride çalışmaların gerçekleştirilmesini, ayrıca seslendirme çalışmalarını sağlayan bölümler. (Bu anlamda, özellikle düzlükle anlamdaştır). TV. 4. Televizyon izlencelerinin hazırlanması, yayına verilmesi için gerekli bütün uygulayım kuruluşlarını, yönetim bölümlerini kapsayan özel yapı. 5. Bir izlence-, nin doğrudan doğruya alıcı önünde gerçekleştirildiği yer. (Bu anlamda düzlükle anlamdaştır).

işlik alıcısı :(Alm. Studiokamera, Atelierkamera; Fr. caméra de studio (de plateau); İng. studio camera; Eski.T. stüdyo kamerası, iç kamera) : S. İşliklerdeki çalışmalarda kullanılan, her çeşit karışık çekimleri vinç ya da kaydırma arabaları yardımıyla gerçekleştirmeğe elverişli, büyük boy, ağır alıcı; alıcıların en büyük boyu.

işlik arsası :(Alm. Aufnahmegelande, Filmgelande, Aufnahmeort, Atelier-gelönde, Gelande, Studiofreigelande, ‘lot’; Fr. terrain de studio (d’exterieurs); İng. lot, back lot, location; Eski.T. stüdyo arsası, lokasyon) : S. Dışarıda çevirimler için ayrılmış, geniş, boş, işliğe bitişik ya da başka bir yerde bu işte kullanılan arsa.

işlik aydınlatması :(Alm. Studiobeleuchtung; Fr. éclairage de studio; İng. studio lighting (lights), (ABD) set lights) : S/TV. İşlik düzlüğünde yapılan kapalı yer aydınlatması.

işlik günü :(Alm. Studiotage; Fr. journée de studio; İng. studio day) : S. çevirimin işlikte yapıldığı günler; işlikte çalışılan günler.

işlik işçisi :(Fr. machiniste (de plateau), machine (a.); Eski.T. makinist, set işçisi, stüdyo işçisi) : – [İng. stage hand, scenic service man, scene hand (shifter), scenery hand, stag (a.), (ABD) grip] [Alm. Atelierarbeiter, Bühnenarbeiter] S/TV. Bezemleri söküp kuran, alıcı devinimlerini kolaylaştıran, uygulamanların çalışmalarına yardım eden kimse.

İtalyan kovboy filmi, ‘makarna western’ (a.) :(Alm. Italo-Western, italienische Western, Saldo-Western; Fr. western italien (a italienne), spaghetti-western; İng. Italian western) : S. 1963 yılma doğru, tarihsel filmler ve cinsel sömürü filmlerinin yanı sıra ortaya çıkan ve kısa süre içinde nicelik yönünden büyük bir sayıya ulaşan kovboy filmleri. Amerikan kovboy filmlerini ‘temel almakla birlikte, her şeyden önce tecimsel amaçları gözeten bu filmlerin çoğu, Amerikan takma adları kullanan İtalyan, İspanyol, Alman yönetmenleri, İtalyan oyuncuları tarafından çok kısa süre içinde, ufak bütçeyle ve baştan savma bir tutumla çevrilmekteydi. Daha çok, gelişmiş ülkelerin üçüncü, dördüncü sınıf sinemaları ve az gelişmiş ülkelerin izleyicileri için hazırlanan bu filmlerde devingenlik, sadizm, cinsellik, çarpıcılık, gülmece, uygulayımsal gösteri ve her çeşit başıboşluk en göze çarpan özelliklerdi.

iyon :(Alm. Ion; Fr. ion; İng. ion) : TV. Elektrik yüklü atom ya da atom kümesi. (Pozitif yüklü iyonlar (katyonlar), atomun ya da atom kümesinin elektriksel yönden yansızlığı için gerekenden daha az elektron taşırlar; negatif yüklü iyonlardaysa daha çok elektron vardır).

iyonlaşma :(Alm. lonisation, lonisietung; Fr. ionisation; İng. ionization) : TV. Elektron kazanma ya da yitirmeden dolayı iyon oluşumu; içinde iyon oluşma.

iyonyuvarı :(Alm. lonosphâre; Fr. ionosphère; İng. ionosphere; Eski.T. iyonosfer) : TV. Yer gazyuvarınm 80-400 km yükseltideki yukarı katmanı. (Güneşten gelen morötesi ışınım ve röntgen ışınlarından dolayı, gazyuvarındaki atom ve moleküller iyonlaştığı için, iyon yuvarında çeşitli elektriksel iletken katmanlar yer alır. Bundan dolayı da iyonyuvarı, radyo yinelenimlerindeki elektromıknatıs ışınımları yansıttığından, kıtalararası radyo yayınlarında yararlıdır).

iz bırakma :(Alm. Remanenz, Speicherung, Nachleuchter, Mahnziehen, Bilderinnerungsvermögen; Fr. image rémanente, mémorisation visuelle, rémanence, effet de mémoire, trainage (tube vidicon); İng. after glow, ‘after image, sticking, memory (retention), picture retention, image retention, visual memory, yidicon lag, persistence, (ABD) iconic memorization; Eski.T. görüntü tutulması, görüntü hatırlama, kalıcı görüntü) : TV. çeşitli nedenlerden dolayı, bir konunun, negatif görüntüsünün, bunu izleyen görünçlüğün üzerine çıkarak kısa ya da uzun bir süre devam etmesi.

izdem :(Alm. Thema; Fr. thème; İng. theme; Eski.T. tema) : S] TV. Bir filmin, bir televizyon oyununun içeriğini, özünü en kısa yoldan özetleyen ana düşünce; dramatik yapının çekirdeği; ilk görüntülerden son görüntülere dek geliştirilip işlenen ana düşünce.

izge :(Alm. 1. Spektrum, 2. akustische Spektrum; Fr. 1. spectre, 2. spectre audible; İng. 1. spectrum, 2. audio spectrum; Eski.T. 1. tayf, 2. tayf, ses tayfı) : S/ TV. 1. Elektromıknatıslı ışınımların, kendilerini oluşturan dalga uzunluklarına ya da yinelenimlere ayrıldıklarında sağlanan sonuç. (Görünür ışık bölümünde bunun iyi bir örneği, beyaz ışığın bir optik biçmeden geçtiğinde ortaya çıkan renkler kuşağıdır). 2. İnsan kulağının algılayabileceği ve değerlendirebileceği-ses dalgaları yineleniminin kuşağı; ses izgesi.’

izleme uzaklığı :(Alm. Betrachtungsabstand; Fr. distance d’observation; İng. viewing distance) : S. 1. Görüntülüğün boyuna göre, en öndeki ve en arkadaki sıraların ne kadar uzakta yer alması gerektiğini belirleyen ölçün. TV. 2. Görüntülüğün boyuna göre almaca en yakın izleyicinin bulunması gereken nokta. (Bu nokta genellikle resim eninin 5-7 katıdır).

izlemek :(Alm. 1. Film ansehen, 2. Fernsah ansehen; Fr. 1. voir le film, regarder le film,2. yoir la, regarder 1e télévision; İng. 1. view (a film), 2. view (television); Eski.T. 1. seyretmek, film seyretmek, 2. seyretmek, televizyon seyretmek) : S. 1. Film izleme eylemi. 2. Televizyon izleme eylemi.

izlence :(Alm. 1.’Software’, 2-.Programm, Filmprogramm, Kinoprogramm, Verleihprogramm, 4-6.Programm, Fernsehprogramm; Fr. 1.programme, ‘software’, 2-3. programme (de cinéma), 4-6.programme (de télévision); İng. 1. software, 2-3.programme (ABD: program), cinema programme, 4-6.programme (ABD: program), television programme; Eski.T. 1. program, ‘software’, yazılım, 2-3. program, sinema programı, 4-6. program, televizyon programı) : S/TV..1. İletişim araçlarıyla oluşturulan bilgilerin, izlencelerin tümü. S. 2. Bir sinemanın bir gösterimindeki filmlerden oluşan, belirli bir süre sonunda yerini başka filmlere bırakan gösterisi, 3. Belirli tarihlerde ve gösterimlerde hangi filmlerin yer alacağını, bu filmlerle ilgili kısa bilgileri veren yazı TV. 4. Belirli bir televizyon yayacının bir gün içinde değişik bölümlerden oluşan yayınlarının tümü. 5. Bu yayın içinde kendi başına bir bütün oluşturan bölümlerden her biri. 6. Bu bölümlerin sıralanış ve saatlerini gösteren, bunlarla ilgili kısa bilgiler veren yazı.

izlence bölümü :(Alm. Hauptabteilung Programmplanung; Fr. service de programme; İng. programme (ABD: program) department; Eski.T. program bölümü) : TV. İzlenceleme işini yapan, izlence çizelgesini hazırlayan, bunların aksaksız olarak uygulanmasını düzenleyen, gereğinde yedek izlenceleri yayına koyan bölüm.

izlence çizelgesi :(Alm. Programmschema, Sendeplan; Fr. grille (des programmes, horaire), Hvar de programmation; İng. programme (ABD: program) schedule, release schedule; Eski.T. program cetveli) : TV. 1. Bir izlencenin yayın günü, saati, süresi, konusu, yapımcısı, yönetmeni ve yapımla ilgili bütün gerekli bilgileri kapsayan çizelge. 2. Belirli bir süre içinde bu çeşit ayrı ayrı izlencelerin birleştirilmesinden oluşan çizelge.

İZLERKİTLE :(İng. Audience) : Ortak bir amaçla bir araya gelen veya aynı mesaja maruz kalan bir grup insan. Kamusal söylev durumunda bireyler fiziksel olarak biraradadırlar, buna karşılık televizyon gibi kitle iletişim ortamlarında, bireyler tek başlarına olabilirler, izlerkitleler, dinleme isteği-isteksizliği, mesajdan veya amaçtan yana veya onlara karşı olma, etkin ya da edilgin olma, tutunumlu ya da tutunumsuz olma, bilgili veya bilgisiz olma, türdeş veya ayrıtürden olma gibi değişkenler aracılığıyla tanımlanabilirler.
izlerkitle, Özellikle yüzyüze iletişim ortamlarında, Örneğin bir kamusal söylev durumunda konuşmacının sözel davranışını biçimlendirmede bir değişken olarak da değerlendirilebilir. İzlerkitle, böylesi ortamlarda sözel davranışın hem biçimini, hem de içeriğini etkiler; insanlar farklı insanlarla farklı biçimde konuşur ve farklı şeyler anlatırlar.

İZLERKİTLE AKIŞI :(İng. Audience Flow) : Belli bir televizyon programı sırasında veya programlar arasında televizyon izlerkitlesindeki değişiklik. Bir istasyondan diğerine geçen veya televizyonu açan veya kapatan insan sayısı.

İZLERKİTLE BİREŞİMİ :(İng. Audience Composition) : Bir izlerkitlenin demografik karateristikleri (yaş, gelir, cinsiyet, oturulan yer, vb.)

İZLERKİTLE çöZÜMLEMESİ :(İng. Audience Analysis) : tzlerkitlenin doğasına ilişkin, Örneğin yaşlan, ekonomik statüleri, tutumları, inançları ve benzeri hakkında bilgi sağlama süreci. İletişimin etkili olması için mesaj kurma sürecindeki özsel adımlardan biri.

İZLERKİTLENİN ETNOGRAFlSİ :(İng. Ethnography of Audiences) : Kitle iletişim sürecine katılan izlerkitlelerin, Özellikle televizyon izleyicilerinin iletişim deneyimini çözümlemeyi amaçlayan ve etnografının tekniklerinin iletişim araştırmalarına uygulanmasıyla gerçekleştirilen çalışmalar.
David Morley, ‘televizyon izleme ekranda görülenlerden çok daha fazla bir şeydir’ demektedir (1988). Televizyon izleme bir kültürel pratiktir ve tüm kültürel pratikler gibi sadece bu ‘pratiği yapmayı’ değil, ‘bunu yapmanın biçimlerini’ de içerir. Televizyonu nasıl izlediğimiz programların, reklamların ve diğer televizyon unsurlarının içine yerleşmiş olduğu kültürel bağlamın bir parçasıdır dolayısıyla.
Televizyon izlemenin etnografisi son yıllarda izlerkitle araştırmalarının en zengin alanlarından biri haline gelmiştir. Yapılan çalışmalar genel olarak iki geniş alanda toplanmaktadır. Bu alanların ilki televizyon izlemenin ailesel ve evsel bağlamı; ikincisi ise televizyon programlarının Özgül gruplar tarafından (Örneğin yorum toplulukları) altkültürel kullanımı.
Bu çalışmalar televizyon izlemenin toplumsal koşullarının televizyonun neyi nasıl demek istediğini bağlamlaştırma biçimini betimlemektedirler.

İZLERKİTLENİN KESİTLENMESİ :(İng. Audience Segmentation) : Esas olarak reklamcılıkta kullanılan ve ayrı türden kitlesel izleyicileri (hedef kitleyi) görece türdeş alt-izlerkümelere ayırarak, bu kümelerin Özgül gereksinim ve ilgilerine yönelik olarak tasarımlanan mesajların oluşturulmasına olanak veren bir pazarlama stratejisi.

izleyici :(Alm. 1. Zuschauer, Besucher, Kinobesucher, Filmtheaterbesucher, Kinopublikum, 2. Zuschauer, Fernsehzuschauer, Fernseher, Seher (a.); Fr. 1. spectateur[-trice), 2. téléspectateur(-trice); İng. 1. spectator, patron, cinemagoer, filmgoer, (ABD) moviegoer, 2. Viewer, televiewer; Eski.T. i. temaşager, seyirci, sinema seyircisi, 2. seyirci, televizyon seyircisi) : S. 1. Sinemaya giden, filmi izleyen kimse. 2. Televizyon yayınını izleyen kimse.

izleyici araştırması :(Alm. Zuschauermessung, Zuschauerforschung, Zuschauerbefragung, Zuhörerforschung, Teilnehmermessung; Fr. estimation du public, recherche sur le public, enquete sur le public; İng. audience research (survey), television audience research (survey); (ABD) rating; Eski.T. seyirci araştırması) : TV. 1. Televizyon izleyicilerinin çeşitli izlenceler karşısındaki tepkilerini, görüşlerini, eğilimlerini, izleme alışkanlıklarını, belirli izlencelerin izleyicilerinin sayısını saptamak amacıyla yapılan araştırma. 2. ABD’de bu çeşit araştırmaların örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilen çeşitli biçimleri; bunlar genellikle bu yöntemlerin tecim adlarıyla belirtilir (Hooper, Nielson, Pulse, Trendex, Videodex, vb.).

izleyici çekim :(Alm. Folge aufnahnte, Verfolgungsaufnahme, Fahraufnahme, Mitschwenk; Fr. plan prise en mouvement, plan d’accompagnement, prise de vues poursuite, prise de vues en suivant le mouvement; İng. follow shot, follow focus shot, follow action shot, following shot, dollying shot, tracking shot, trucking shot) : S/ TV. Alıcının, devinimli bir konuyu sürekli olarak çerçeve içinde tutmak amacıyla bu konuyla birlikte devinerek gerçekleştirdiği çekim.

izleyici çevrinme :(Alm. Panoramamistschwenk; Fr. panoramique d’accompagnement; İng. follow pan) : S/TV. Alıcının, olduğu yerde, bazen de devinirken, devinimli bir konuyu çevrinmeyle izlemesi.

İZLEYİCİ PROFİLİ :(İng. Audience Profile) : Bir mesaja maruz kalan bireylerin veya hanelerin demografik özellikleri.

izleyici sayısı :(Alm. Besuch; Fr. fréquentation; İng. attendance; Eski.T. seyirci adedi, seyirci sayısı) : S. Belirli bir izlencenin, belirli bir sinemanın, belirli bir dönemin ya da mevsimin izleyicilerini belirten sayı.

izleyici ışıldak :(Alm. Verfolgss-cheinwerfer, Velforger(spot), Verfolgerscheinwerfer; Fr. projecteur de poursuite; İng. follow spot(light)) : S/ TV. Devinimli bir konuyu izleyerek aydınlatabilen toplayıcı ışıldak.

izleyiciölçer :(Alm. Audimeter; Fr. ‘audimètre’; İng. (ABD) audiometer) : TV.Bir televizyon almacına takılarak almacın kaç kez kullanıldığını, hangi oluğu, hangi izlenceleri izlediğini saptayan aygıt.

JARGON :(İng. Jargon) : Özgül bir gruba ait bir altdil tür. Belli bir grubun, genellikle bir meslek grubunun dili olan jargon bu grubun dışındaki bireyler anlayamazlar. Jargon ortak bir kimliği paylaşan insanların Özel dili olarak grup içi iletişimi hem hızlandım, hem de bu iletişimin daha etkili olmasını sağlar. Jargonun belli altkültürlerin gündelik dilini ifade eden argodan farkı genellikle bir meslek kümesinin Özgül dili olmasıdır.

JEST :(İng. Gesture) : Bir izleyiciye görsel bir sinyal gönderen herhangi bir eylem. Jest el, ayak veya bedenin diğer parçalarının hareketleridir. Bazıları belli mesajlar vermek amacıyla yapılır, bazıları ise alıcılarındoğru olarak yorumlayabildikleri veya yorumlayamadıkları istemdışı toplumsal işaretlerdir.
insanın jestleri arasında, duygusal durumu ileten jestler, Örneğin yumruk sıkma (saldırı), yüze dokunma (kuruntu), kaşınmak(kendini ayıplama), alın silme (yorgunluk), vb. bulunmaktadır.SÖzlerin anlamını tamamlayan jestler; insanları veya nesneleri gösterme, vurgulama, biçimlerini ve boyutlarını veya hareketlerini Örnekleme, vb. de yine bu yaygın jestler arasında yer alır.
Herhangi bir nedenle konuşmanın çok güç ya da olanaksız olduğu zaman jest dili gelişir.

jul, J :(Alm. Joule, J; Fr. joule, J; İng. joule, j) : S/ TV. 1. S/ birimlerinde, erke ya da iş birimi; 1 newtonluk bir kuvvetin, kuvvet yönünde 1 m yol aldığında yaptığı iş. 2. 1 ohmluk direnci olan bir iletkenden geçen 1 amperlik elektrik akımının 1 saniyede yaptığı iş.

kaba kurgu :(Alm. Rohschnitt, harter. Schnitt, Kleben; Fr. montage préalable (préliminaire), premier montage, bout â bout; İng. rough cut) : S. Filmin son durumunda yer almak üzere seçilmiş çekimlerin, çevirim senaryosundaki sıraya göre birbirine eklenmesine dayanan ilk kurgu işlemi.

kablolu televizyon :(Alm. Kabelfernsehen(system), Fernsehen iber Videokrakel, Grossgemeinschaftsantennenfernsehen, Ortsantennenanlage, Gemeinschaftsantennenanlage; Fr. télévision par câble (coaxial), télévision filaire, telle distribution (par cables), télévision, diffusion par câble; İng. cable television, community television, CTV, central aerial television, CATV, wire broadcasting, wire distribution service, wired television (system), cablevision) : TV. Televizyon yayınlarını konutlara elektrik, havagazı, su gibi özel bir dağıtım ağıyla ulaştıran dizge.

kaçak eşlem :(Alm. Falschung; Fr. contrefaçon; İng. counterfeit) : S. 1. Bir filmin benzeri olarak habersizce gerçekleştirilmiş film. 2. Bir filmden, habersizce çıkarılmış eşlem.

kafa :(Alm. Kopf; Fr. tite; İng. head) : S/TV. Elektrik ya da akustik dalgaları saptayan ya da okuyan, özellikle ses aygıtlarında mıknatıslı görüntü aygıtlarında sesin ve görüntüyü saptama ve okuma işini gerçekleştiren değiştirgeç.

kalkışa geç! :(Alm. Fertiği, Lauftl.Ach-tungl, Aufnahme!; Fr. attention!; İng. stand by (for a rise)!) : TV. Alıcı yönetmenine, oturduğu yerden kalkmak üzere bulunan bir kimseyi çerçeve içinde tutmaya hazırlanması için verilen komut.

KAMU HİZMETİ YAYINCILIĞI :(İng. Public Service Broadcasting) : Radyo ve televizyon kanallarının Özel metalar değil, kamu malları olarak düzenlenmesi.
Radyo ve televizyon yayınlarının, kamusal enformasyon, kültür-eğitim ve eğlence kaynaklarını geliştirmekle yükümlü ulusal kültür kurumları olarak düzenlenmesi.
Yayıncılık sistemlerinin bir çok ulus-devletteki gelişim tarihleri, ya. devlet tekeli biçiminde, ya da daha sonraları karma bir sistem içinde Önemli bir kamusal unsur olarak, kamu hizmeti söylemlerinden derin biçimde etkilenmiştir.

kapalı bezem :(Alm. geschlos-sene Dekoration; Fr. décor ferma; İng. box scene, (ABD) box set(ting)) : S/TV. Dört yanı da kapalı olan bezem.

kapalı gişe :(Alm. Ausverkauft; Fr. complet; İng. house full, (ABD) full house) : S. Herhangi bir gösterimin bütün biletlerinin satıldığını anlatır terim.

kapalı yayın :(Alm. geschlossenes Femsehsystem, nichtöffentliches Fernsehen, schu-lintemes Fernsehen, Fernsehen in Kurzschlussbetrieb, Betriebfernsehen, Kabelfern-seh,en, industrielles Fernsehen; Fr. télévision en Circuit ferme, circuit ferme (de television); İng. closed circuit television, CCTV; Eski.T. kapalı devre (televizyonu), kapalı devre televizyon sistemi) : TV. Alıcıdan, doğrudan doğruya eşeksenli kablolar yardımıyla belirli almaçlara televizyon imi aktararak gerçekleştirilen yayın. (Bu yönden, bir verici yayaç aracılığıyla uzayda yayılan elektromıknatıslı dalgalar yoluyla yapılan açık yayının karşıtıdır).

kara film :(Alm. schwarzer Film, schwarzgefarbten Film, ‘film noir’; Fr. film noir; İng. ‘film noir’) : S. Polis ve gangster filmlerinin İkinci Dünya Savaşı sırasında gelişen bir çeşidi. Suçlu çevresini ruhbilimsel özellikleriyle yansıtır; bu çevreyi çok kez aynı çevreden birinin görüş açısından ortaya koyar. Soygun, uyuşturucu madde kaçakçılığı, şiddetli ölüm, şantaj, cinsellik, vb. başlıca öğeleridir. Suçlular kadar, bu suçlularla savaşım veren yasa adamlarının da olumsuz yanları belirtilir. Gergin, boğucu, ürkütücü, kötümser bir hava içinde gelişir.

karakter makyajı :(Fr. maquillage de composition; İng. character make-up) : S/ TV. Belirli bir tipi, özellikle tarihsel bir kişiyi ya da çok özel yapısı olan bir kimseyi canlandırmak için yapılan makyaj.

karakter oyuncusu :(Alm. Cha-rakterspieler(-in), Charakterdarsteller(-in); Fr. acteur de composition; İng. actor of composition, character actor; Eski.T. karakter artisti, karakter aktörü, kompozisyon artisti) : S/TV. Belirli bir karakteri tüm ayrıntılarıyla yaratmakta usta olan oyuncu.

karanlık kutu :(Alm. Dunkelraum, camera obscura; Fr. chambre noire; İng. dark chamber (room), camera obscura; Eski.T. karanlık oda) : S. Her yanı sıkıca kapalı, yalanız ufacık bir deliği olan, bu delikten giren ışınların, dışarıdaki bir nesnenin ters görüntüsünü, deliğin karşısına rastlayan iç çepere düşürdüğü çeşitli boyda kutu. (16. yüzyıl ortalarından beri kullanılan karanlık kutu, bugünkü fotoğraf aygıtlarının, sinema alıcılarının temelini oluşturmuştur).

karanlık oda :(Alm. Dunkelkammer, Dunkelraum; Fr. chambre noire, cabinet noire; İng. dark room) : S. Fotoğrafçılık ve sinemacılıkta, üzerinde gizli görüntü bulunan duyarkatın bozulmadan işlenebilmesi için kullanılan, ışık sızmaz oda.

kararma :(Alm. 1. Ausblendung, Ausblende, Abblende, Abblendung, Schwarzb-blende, Schwarzblendung, Schlussblende, 2. weiche Ausblendung; Fr. 1. fondu â la fermeture (au noir), fermeture en fondu, 2. disparition graduelle J [ing. fade out, fade-in black; Eski.T. fondu, kapalı fondu, dissolvens kapalı, karartma, degrade) : S. 1. Bir çekimin, aydınlıktan başlayıp gittikçe karanlıklaşarak görüntülerinin yitmesine dayanan noktalama çeşidi. Açılmanın karşıtı. TV. 2. Aynı sonucun televizyonda sağlananı.

kararma camı :(Fr. verre pour fondu au noir; İng. fading glass) : S. Bir ucu saydam olup öbür ucuna doğru gittikçe saydamsızlaşan, çalıştırılan bir alıcının merceği önünden yavaşça geçirildiğinde bir çeşit kararma sağlayan cam.

kararma eriyiği :(Fr. solution pour fondu) : . [İng. fading solution] S. Kimyasal kararmada kullanılan eriyik.

karart! :(Alm. ausblenden!, abb-lenden!; Fr. fermezl; İng. fade-out!, FO!, fade to black!) : TV. Resim seçiciye, belli bir alıcının resmini ileten oluğun düğmesini en yüksekten sıfıra çevirmesi için verilen komut. (Alıcıların sayısı eklenerek ‘biri kararat!, üçü karart!’ biçiminde söylenir).

karıştırmak :(Alm. kod/eren, ‘scramble’; Fr. brouiller (une émission); İng. scramble; Eski.T. müdahale etmek, bozmak) : TV. Bir yayında isteyerek yapılan karışma. (Yayını bozmak amacıyla yapılır).

karlanma :(Alm. Bildrauschen, Sch-nee, ‘Snowing’; Fr. bruit vidéo, neige, ‘snowing’; İng. picture noise, video noise, grain, snow(-ing); Eski.T. karlı resim, karlı,görüntü, kar, karlama) : TV. Bir televizyon resminde, elektriksel düzensizlikten doğan, resmin her yanında titreşen noktacıklar biçiminde kendini gösteren, düzensizlik arttıkça resmin kar tipisini andırmasına yol açan aksaklık. (Karlanma, genellikle, ses aygıtlarında, plakçalarlarda, radyolardaki dip gürültüsünün resimdeki karşılığıdır).

karşı açı :(Alm. Gegene/nste//ı/ng, Gegenschuss, Achsensprung; Fr. contre champ, angle oppose; İng. reverse angle; Eski.T. aksi plan, ters açı) : S/ TV. Bir önceki çekimdeki alıcı açısıyla 180° lik karşıtlık gösteren açı.

karşı açı çekimi :(Alm. Gegeneinstel-lung, Gegenschuss; Fr. plan contre champ; İng. reverse angle-shot, reverse shot; Eski.T. aksi plan, kontr plan, amors, ters açılı plan, ters açılı çekim) : S/TV. Karşı açılı çekim.

karşısürüm :(Alm. Kontrapunkt; Fr. contrepoint; İng. counterpoint; Eski.T. kontrpuan) : S/ TV. Görüntünün içindekilerde, görüntüler arasında, ses’ve müzikte, görüntü ile ses arasındaki çatışmanın belirli bir amaçla düzenlenmesi.

karşıtlamalı kurgu :(Alm. Kontrastmontage, Oppositionsmontage, antitetische Schnitt; Fr. montage par antithèse; İng. editing by antithesis) : SJTV. çekimlerin taşıdıkları kavramların birbiriyle çarpıştırılması, çatıştırılması yoluyla belirli bir görüşü, düşünceyi daha etkin biçimde ortaya koymayı sağlayan’ kurgu çeşidi.

kat :(Alm. Schicht, überzug; Fr. couche; İng. layer, coat, coating; Eski.T. tabaka) : S.Film tabanı üzerine sürülen çeşitli duyar özdek ya da koruyucu özdekten oluşan astar.

kat :(Alm. Stufe; Fr. étage; İng. stage; Eski.T. etaj) : TV. Radyo ya da televizyon almacındaki çeşitli elektronik birlikleri belirten terim.

katlanır görüntülük :(Alm. Aufspringschirm, transportabel Bildwand; Fr. écran â ouverture automatique (portable); İng. self-erecting screen, transportable screen) : S. Dar filmlerin gösteriminde kullanılmak üzere kolaylıkla açılır kapanır, üçayak üzerine takılabilir, bir yerden bir yere taşınabilir görüntülük.

katlanmış çiftucay :(Alm. Faltdipol; Fr. dipôle replie (en trombone), doublet repli6; İng. folded dipole; Eski.T. katlanmış iki kutuplu anten, katlanmış dipol) : TV. çift ucayın katlanmasıyla oluşan dalgalık çeşidi.

kavgacı (a.) :(Alm. Filmakrobat, Sensationsdarsteller, Kaskadeur, Gefahrendouble, ‘Stuntman’; Fr. cascadeur, casse-cou, doublure casse-cou, casse-gueule, double, ‘stunt man’; İng. stunt man, bump artist) : S. Attan düşme, yüksekten atlama, hızla giden bir araçtan atlama, savaş sahneleri, vb. tehlikeli durumları canlandıran ya da böyle durumlarda asıl oyuncunun yerini alan kimse.

kaydırma :(Alm. Kamerafahrt, Fahraufnahme, ‘travelling’; Fr. chariot, ‘travelling’; İng. travelling (ABD: traveling), tracking, trucking, dollying; Eski.T. traveling) : S/ TV. Alıcının herhangi bir araç üzerinde çeşitli yönlere devindirilmesi; özellikle öne, geriye, yanlara, aşağıya, yukarıya sürekli devinimi.

kaydırma arabası :(Alm. Kamerawagen, Kamerafahrgestell, Fahrstaiiv, Fahrbarer Kamerastander, ‘Dolly'(-Fahrwagen); Fr. chariot (travelling, porte-caméra), vilocilateur, voiture travelling, camĞra-car, ‘dolly’; İng. trolley, camera car (truck), truck, dolly, velocilator, travelling (ABD: traveling) truck, (ABD) doll buggy (a.), goose (a.); Eski.T. şaryo, traveling arabası, dolly) : S/TV. Kaydırmayı sağlamak amacıyla alıcının yerleştirildiği tekerlekli araç.

kaydırma askısı :(Alm. Rillendecke, Lichtleiste, Uchtzeile; Fr. système de rails, gril; İng. lighting rail, slotted grid; Eski.T. hareketli raylar, kuvvet rayları) : TV. İşık kaynaklarının tutturulmasına ve bir çubuk yardımıyla itilerek düzlüğün istenilen noktasına getirilmesine yarayan, perde raylarını andıran askı çeşidi.

kaydırmacı :(Alm. Kamerafahrer, Dollyfahrer; Fr. ‘tavel ing man”, cameraman chariot, assistant chariot, pousseur; İng. dolly man, arm swinger, tracker, (ABD) dolly pusher, pusher, steerer, helmsman) : S/ TV. Kaydırma arabasını yönetmekte uzmanlaşmış kişi.

kaydırmalı çekim :(Alm. Fahraufnahme, Ka-merafahrtaufnahme, Fahrt; Fr. plan en travelling (de chariot, prise en mouvement), prise de vues en chariot [de vues en mouvement); İng. moving shot, track, tracking shot, trucking shot, travelling (ABD: traveling) shot, dolly shot) : S / TV. Kaydırmayla elde edilmiş çekim,

kaydırmalik :(Alm. Laufschiene; Fr. rails pour travelling (de travelling, pour camera), piste de guidage; İng. camera rails (tracks), tracking rails, guide tracks (for dolly), parallels; Eski.T. travel rayı) : S. Kaydırmanın düzgün ve gerektiğinde çok hızlı yapılmasını sağlamak amacıyla, kaydırma arabasının, üzerinde yol aldığı demiryolunu andıran maden ya da tahtadan parçalar.

kayma :(Alm. 1. verscho-bener Bildstrich,!.ziehende Blende, ZiehendesBildes; Fr. 1. dĞcadrage, 1. filage (d’image, dans une projection); İng. 1. out of rack, misframe, 2. ghost image, (ABD) travel ghost; Eski.T. 1. dekadraj) : S. 1. Filmin herhangi bir nedenle atlamasıyla çerçevenin pencereyle çakışmasının önlendiği, bunun sonucu görüntülüğe, art arda gelen iki resmin yarı bölümlerinin yansıdığı bir gösterim bozukluğu; çerçeve kayması. 2. örtücünün, filmin aralı devinimiyle eşlemeli çalışmamasından dolayı pencereyi iyice kapamaması sonucu, parlak nesnelerin birbiri üstüne binmiş gibi görünmesi; resim kayması.

KAYNAK :(İng. Source) : Mesajları yaratan kişi, küme, örgüt ya da aygıt. Bir iletişim etkinliğinin kaynağı konuşan, yazan ya da bir hareket yapan bir birey ya da bir reklam politikası formüle eden bir grup, ya da bir sorunu çözen bir bilgisayar olabilir.

kazanç :(Alm. Verstarkung, Signalverstörkung, Gewinn; Fr. gain; İng. gain) : S / TV. Bir elektronik dizgede ya da bu dizgenin yükselteç gibi bir bölümündeki im gücünde artış. (Genellikle çıkış gücünün, giriş gücüne desibel oranıyla belirtilir).

kelvin, K :(Alm. kelvin, K; Fr. kelvin, K; İng. kelvin, K) : S/ TV. S/ birimlerinde ısıl-devingen sıcaklık birimi. (Suyun üçlü noktadaki (yani suyun gaz, sıvı ve katı durumlarının dengede olduğu noktadaki) ısıldevingen sıcaklığının 1 / 273,16’sına eşittir. Kelvin birimleriyle santigradın aralıkları birbirine eşittir. Santigradla belirtilen bir sıcaklık, kelvin eksi 273,15°C’ye eşittir. 1967’den önce kullanılan ‘Kelvin derecesi’nin yerine geçmiştir).

kenar sislenmesi :(Alm. Rands-chjeier; Fr. voile aux bords (du film); İng. edge fog(ging)) : S. Bir doldurmalığa ışık sızması, film kutusunun iyi kapanmaması ya da filmin gevşek sarılmasından dolayı boş filmin kenarlarında ortaya çıkan bozulma.

kesici :(Alm. Cutterasistent, Kleber(-in), Filmkleber(-in), Schnitter(-‘m); Fr. asistant monteur, monteur-adjo-int, aide-monteur(-euse); İng. editor, (ABD) cutter, assistant editor (film editor), joiner, splicing girl, negative cutter, neg cutter (a.); Eski.T. montör asistanı, montajcı asistanı) : S. Filmin kurgusuna hazırlık olarak kesim işini yapan, kaba kurguyu hazırlayan kimse. Kurgucunun yardımcısı.

kesim :(Alm. Schnitt-(bearbeitung), ‘Cutting’; Fr. dicoupage; İng. cutting, breaking down; Eski.T. t, kesme) : S. Bir filmin kurguya hazırlık olarak kesilmesi işi.

kesim ve kurgu :(Alm. Schnitt und Montage; Fr. dhcoupage et montage; İng. cutting and editing) : S. Filmin kesilerek kaba kurgusunun gerçekleştirilmesi işi.

kesme :(Alm. scharfe Oberblendung, harte überblendung, direkte übergang, Schnitt, ‘Cut’; Fr. coupure (directe, franche), passage immi-diat, changement simple de plan, ‘cut’ J [İng. c’trt (out), cutaway, straight cut, abrupt passage’; Eski.T. kesinti, net kesinti, ‘cut’) : S. 1. Alıcı yönetmenine, ses yönetmenine ‘kes!’ komutu vererek çevirimi sona erdirme. 2. İki çekimin kurguda birbirini izlemesinden doğan durum. TV. 3. Televizyonda aynı sonucun, bir alıcıdan öbürüne geçme yoluyla sağlanması. 4. Bir oluğun çıkışını birdenbire sona erdirme.

kılavuz :(Alm. 1. Startvorspann, Filmvorspann, Vorspann, Blankfilm, 2. Vorlaufband, Startband; Fr. amorce, bande amorce; İng. 1. leader (strip), lead,film leader, 2. tape leader, leader; Eski.T. lider, amors) : S. 1. Filmlerin, film parçalarının başında, sonunda, aralarında yer alan; filmin alıcı, gösterici, açındırma aygıtı, basım aygıtı, vb. aygıtlara takılıp çıkarılmasını kolaylaştıran; filmi koruyan; asıl film için pay bırakan; boşluk dolduran; bazen çeşitli bilgiler taşıyan ve birçok çeşidi bulunan renkli, renksiz ya da saydamsız, sağlam film parçası. 2. Mıknatıslı kuşaklara takılan aynı nitelikte parça.

kılavuz ses :(Alm. Pilotton; Fr. sontemoin; İng. guide track) : S. Görüntü kuşağıyla aynı zamanda saptanan, fakat tamamlanmış filmde kullanılma amacı taşımayan, konuşmaların işlikte daha iyi koşullarda sonradan seslendirme yoluyla saptanmasında yol gösterici olarak yararlanılan eşlemeli ses.

kırılma :(Alm. Refraktion, Brechung; Fr. refraction; İng. refraction; Eski.T. inkisar) : S/ TV. Bir ışının, saydam bir ortamdan öbürüne eğik olarak geçerken doğrultusunun değişmesi.

kırpıntı (film) :(Alm. Verschniü, Ausschnitt; Fr. chutes (de films), dechet (de film); İng. waste film, cuts, trims, outs, out-takes, clips) : S. Bir kurgu sonunda geriye kalan film parçaları.

kırpışma :(Fr. papillotement, papillotage, scintillement; İng. flickering) J [Alm. Fiimmern, Bildflimmern, Flackern; Eski.T. titreme, kırpışım) : S/ TV. Saniyedeki resim sayısı, gözün ağtabaka izlenimi süresinden az ya da buna yakın olduğunda ortaya çıkan ve görüntülükteki resmin atlamalı, titrek olarak görünmesine yol açan durum.

kısa çekim :(Alm. kurze Einstellung; Fr. plan court; İng. short shot; Eski.T. kısa plan) : S/ TV. Uzunluğu, süresi az olan çekim.

kısa dalga, KD-. :(Alm. Kurzwelle, KW; Fr. onde courte; İng. short wove, SW) : TV. Radyo yayınlarına ayrılan 11-50 m arasındaki dalga uzunlukları.

kısa film :(Alm. ‘ Kurzfilm; Fr. court metrage, film de court mötrage; İng. short (film), shortie) : S. Uzunluğu ülkeden ülkeye, genellikle 35 mm’lik filmlerde bir ile üç makara (300-1.000 m) arasında değişen, çok kısa film ile orta uzunlukta film arasında yer alan film.

kısa tanıtı :(Alm. Werbeeinblendung, Durchsage, ‘Spot’; Fr. message (publicitaire), ‘spot’; İng. spot, advertising break; Eski.T. spot) : TV. Televizyonda çok kısa süreli sözlü ve görüntülü tanıtı.

kısma :(Alm. Ausblendung, Tonausblendung, Abblende, Abblendung, Ausblende, Tonblende; Fr. fermeture (de la voie son), fondu sonore; İng. fade (down), sound fade) : S/TV. Ses düğmesi yardımıyla sesin gürlüğünü azaltma. Açmanın karşıtı.

kilosikl,-kc :(Alm. Kilohertz, kHz; Fr. kilocycle, kc, kilocycle parseconde, kel s; İng. kilocycle, kc, kyheyc-le per second, kcjs) : S/TV. Yinelenim ölçüsü. (Saniyede 1. 000 çevrim (siki); bu da kc/s olarak kısaltılır ve S/ birimlerinde 1 kHz’e eşittir).

kimyasal kararma :(Alm. chemische Blende 1; Fr. fondu chimique; İng. laboratory fade, chemical fade) : S. Kararmanın işlemelikte kimyasal işlemle elde edileni.

Kj : Karakter jeneratörü, film veya video görüntüleri üzerine çeşitli yazılar yazmak amacıyla kullanılan aygıt. Kullanan kişiye Kj operatörü denilir.

KOD AÇICI :(İng. Decoder) : Herhangi bir biçimdeki (söz gelişi ses dalgalan) bir mesajı alan ve onu anlamın formüle edilebileceği (Örneğin sessel-işitsel iletişim olarak) bir başka biçime (söz gelişi, duyma mekanizması) çeviren şey. Tanımda verilen Örnekten hareket edecek olursak, buradaki insan iletişiminde kod açıcı işitme düzeneğidir; elektronik iletişimde ise, kod açıcı telefon ahizesidir.

Kodachrome :(Alm. Kodachrome; Fr. Kodachrome; İng. Kodachrome) : S. 1935’te ABD’de Eastman Kodak üretimliğinin piyasaya sürdüğü, bugün daha çok 8 mm ile büyük 3’lik çeşitleri kullanılan tek kuşak, evrilir, renkli film çeşidi.

Kodacolor :(Alm. Kodacolor; Fr. Kodacolor; İng. Kodacolor) : S. ABD’de Eastman Kodak üretimliğinin 1928’lerde 16 mm’lik film olarak piyasaya çıkardığı renkli film işlemi,

kokulu film :(Fr. film a l’odeur; İng. smellie (a.)) : S. Görüntülükteki görüntülere ilişkin kokuları da çeşitli yöntemlerle verebilen film işlemi.

korku filmi :(Alm. Gruselfilm; Fr. film d’Ğpouvante; İng. creepje (a.)) : S. Korkunç kişilere, varlıklara, olaylara yer veren, ürkütücü görünçlüklerin birbirini izlediği film türü.

koşut kaydırma :(Alm. Parallelkamerafahrt; Fr. travelling parallele; İng. parallel travelling (ABD: traveling)) : S/ TV. Alıcı ile konu arasındaki uzaklık değişmeksizin gerçekleştirilen kaydırma çeşidi. (Bunlar düşey kaydırma, yanlamasına kaydırmadır).

koşut kurgu :(Alm. Parallelschnitt, Pa-rallelmontage, Simultanmontage; Fr. montage parallele; İng. parallel editing) : S. İki ya da daha çok olgu ve bunların parçalarının birbiri ardından sıralanmasına; bir olgu bitirildikten sonra bununla ilgili ikinci, üçüncü olguya geçilmesine dayanan ve koşut gelişimi sağlayan kurgu çeşidi.

kösnül film :(Alm. erotische Film; Fr. film Grotique; İng. erotic film; Eski.T. şehevi film, şehvani film, erotik film, aşk filmi) : S. Aşkı ve buna bağlı olarak cinselliği, insan yapısının ve yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak gören; cinselliğin ruhsal ve fiziksel düzeneğinin tüm ayrıntılarını bilinçle ele alan; bunları büyük bir doğallık ve estetik bir tutumla işleyen film.

köşegen çevrinme :(Alm. Diagonalschwen-kung; Fr. panoramique oblique (diagonal); İng. oblique pan, diagonal pan(ning); Eski.T. mail panoramik, köşeleme çevrinme) : S/ TV. Alıcı merceğinin, görüntü çerçevesinin köşegenleriyle çakışacak biçimde, yatay ile düşey çevrinme arasında bir yol izlemesi.

köşegen kaydırma :(Alm. Diagonalkamerafahrt; Fr. travelling oblique; İng. oblique travelling (ABD: traveling), diagonal tracking) : S/ TV. Alıcının, öne ve yanlamasına kaydırma arasındaki ortalama devinimi.

kukla filmi :(Alm. Puppenfilm, Puppentrickfilm; Fr. film de marionnettes (de poupee, de pantins); İng. puppet film (animation film)) : S. Kuklaların canlandırmayla devindirilmesine dayanan film çeşidi.

kulaklık :(Alm. Kopfhörer, Hörer; Fr. icouteur serrete, casque d’ecoute; İng. headphone, phones, earphones, (ABD) head receiver, cans (a.)) : TV. İşlikte, düzlükte, çalışan kimseler arasında içi iletişimi sağlamak amacıyla, bu kimselerin kulaklarına taktıkları aygıt.

kulaklık yuvası :(Alm. Anchluss für Kopfhörer, Ohrhörcrbusche; Fr. prise pour casque d’écoute; İng. socket for headphone, earphone jack) : S/TV. Bazı sesli aygıtlarda (ses aygıtı, almaç, vb.), sesi dışarıya vermeden ya da saptanırken izlemek için kullanılan kulaklığın takıldığı yuva.

kurgu :(Alm. 1-2. Montage, Filmmontage, Schnitt, Filmschnitt, Schnittbearbeitung, 3. Magnetbildbandschnitt, Magnetbandcutting, Magnetbandschnitt, Magnetband-bearbeitung; Fr. 1-2. montage, 3. montage de ban-de video; İng. 1. editing, montage, 2. (ABD) montage, 3. videotape editing, tape e.diting; Eski.T. 1-2. montaj, 4. televizyon montajı) : S. 1. Bir filmin çevrilişi sırasında elde edilen filmler arasında seçim yapmak, bunları çevirim oyunluğundaki sıralarına göre dizmek, bu çekimlerin uzunluklarını saptamak, çekimlerin içerik yönünden ilişkilerini göz önüne almak, bunları belirli bir anlatıma göre düzenleme işi; böylelikle, kurgu yardımıyla, filme özgü uzay ve zamanı yaratmak, filmsel gerçeği ve evreni kurmak, filmin tartımını ve dizemini gerçekleştirmek, filmin akıcılığını sağlamak gibi çapraşık ve değişik sonuçları amaçlayan çalışma. 2. (ABD’de) Görsel bir etki yaratmak üzere,kısa ve çarpıcı çekimlerin birleştirilmesi; bu birleştirmeden doğan durum (bu iş için ABD’de yalnız montage terimi kullanılır, ast kurgu editing terimiyle anlatılır). TV. 3. Mıknatıslı görüntü kuşağındaki çekimlerin uyumlu bir bütün oluşturacak yolda bir araya getirilmesi 4. Sinemadaki kurgu çalışmasının çok değişik biçiminin televizyonda doğrudan doğruya yayın sırasında ve anında yapılması (bu işlem, resim seçme terimiyle belirtilir). ‘

kurgu aygıtı :(Alm. Editola, Moviola, Mauritone, Moritone, Movietone, Moviela, Movieola, Aemeola; Fr. appareif de montage, Editola, Movioİa,Maurltone, Moritone, Movitone, Moviela, Movieola, Aemeola; İng. editing machine, Editola, Moviola, Mauritone, Moritone, Movietone, Moviela, Movieola, Aemeola; Eski.T. montaj makinesi, Moviola, Moriton) : S. Kurgunun çeşitli işlemlerini gerçekleştirmekte kullanılan ve bakımlığın daha geliştirilmiş, ayrıntılı biçimi olan aygıt. (Bu aygıtlar çok çeşitlidir ve genellikle Moviola, Editola, vb. gibi tecim adlarıyla anılır).

kurgu eşlemesi :(Fr. synehronisme â montage; İng. parallel sync, editing sync, level sync (cut), recording sync, cutting sync.(ABD) editorial cut, editorial synchronization), straight cut) : S. Kurgu sırasında, resmin ve bu resimle ilgili sesin yan yana, aynı düzeye getirilerek yapılan eşleme. (Basım eşlemesinin karşıtı olan kurgu eşlemesinde resim-ses aralığına uyulmaz).

kurgu eşlemi :(Alm. Schnittkopie; Fr. copie de montage; İng. sample print, cutting print; Eski.T. ‘montaj kopyası) : S. Kurgu çalışmalarında kullanılan eşlem.

kurgu masası :(Alm. Schneidetisch, Filmschneidetisch; Fr. table de montage; İng. editing table (bench), cutting table (bench); Eski.T. montaj masası) : S. Kurgu işinde kullanılan ve kurgu çalışmalarını kolaylaştıracak aygıtlarla donatılmış özel yapıda masa.

kurgu negatifi :(Alm. Schnitt-Negativ; Fr. négatif pour montage; İng. cut negative) : S. Kurgu işinde kullanılan negatif film.

kurgu odası :(Alm. Schneideraum; Fr. so//e de montage; İng. editing room, cutting room; Eski.T. montaj odası, montaj bürosu, montaj dairesi, montaj bölümü) : S. Kurgu işlerinin yapıldığı; bu iş için özel donatımı, araç ve gereçleri olan oda. İşliklerin kurguya ayrılmış bölümü.

kurgu pozitifi :(Alm. Feinschnittkopie; Fr. positif modèle; İng. fine cut print) : S. Filmin ince kurgusu yapıldıktan sonra elde edilen pozitif.

kurgucu :(Alm. 1. Schnittmeister(-in), Cutter(-in), 2. Mag-netbandcutter; Fr. 1. monteur(~euse), chef monteur(-euse), 1. monteur magnetoseope; İng. supervising editor, (ABD) editor, film editor, 2. tape editor; Eski.T. 1. montajcı, baş montör, montaj operatörü) : S. 1. Kurgunun gerçekleştirilmesinden sorumlu kimse. TV. 2. Mıknatıslı görüntü kurgusunu gerçekleştiren kimse.

kurgulama :(Alm. ‘Dicoupage’; Fr. decoupage; İng. ‘de-coupage’; Eski.T. dekupaj yapma, dekupe etme, dekupaj) : S. 1. Kurguyu gerçekleştirmek için yapılan çalışma. 2. Bir filmin çevirim oyunluğuna hazırlık olarak, ileride yapılacak kurguyu önceden tasarlama, filmi çekim anlıkta canlandırma ve bunu kâğıda dökme işi.

kurgulamak :(Alm. sehneiden, montieren; Fr. monter, découper; İng. edit, cut; Eski.T. montaj yapmak, dekupaj yapmak, dekupe etmek) : S. Kurguyu, kurgulamayı gerçekleştirmek. Kurgu, kurgulama eylemi.

kuşak :(Alm. Band, Filmband, Filmstreifen, Zelluloidstreifen, Spur; Fr. bande; İng. track, strip, band; Eski.T. kurdele, şerit, bant) : S. 1. Boş film yapımında kullanılan, üzeri duyarkatla örtülü, çok geniş bir tabandan film boylarına göre istenilen ende kesilmiş parçalardan her biri. 2. Bir filmin, boş filmden dolu filme kadarki bütün çeşitlerini anlatır genel terim. 3. Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler. 4. (Kötü anlamda) Dikkate değer hiç bir özellik taşımayan, sıradan sinema yapıtı.

kuvvet :(Alm. Kraft; Fr. force; İng. force) : S/ TV. Bir cismin durma ya da devinim durumunu değiştiren dış etken. (S/ birimi Newton’dur).

KUYRUKLU YALAN TEKNİĞİ :(İng. Big Lie Technique) : Bir kuyruklu yalanın (hakikatten çok fazla uzaklaşan bir ifadenin), daha hafif bir yalandan daha fazla inanılma olasılığı bulunduğu inancıyla tekrar tekrar sunulduğu bir propaganda taktiği.

KÜRESEL KÖY :(İng. Global Village) : Dünyanın radyo, televizyon ve filmin olanaklı kıldığı karşı konulmaz kültür yayılımı sonucunda yaşadığı dönüşümü nitelemekte kullanılan bir terim. Bazı kuramcılara göre daha şimdiden küresel bir köy durumunda yaşamaya başlanmıştır. Tıpkı bir köyde yaşayan insanın köyde olan biten her şeyi kolayca öğrenebilmesi gibi, insanlar dünyanın her yanında olup biten her şeyi kolayca öğrenebilmektedir.

KÜRESELLEŞME :(İng. Globalization) : Dünya Ölçeğinde ve temelinde işleyen ekonomik ve kültürel şebekelerin gelişmesi ve hız kazanması. Özellikle son yirmi yıl içinde ulusal sınırlan giderek aşan ekonomik ve kültürel süreçlerle akışların karmaşık bütünlüğü.
A. Giddens (1991), küreselleşmeyi, modernliğin zaman ve uzamı yeniden örgütlemesine, toplumsal kurumlan yerelliğin özgüllüklerinden uzaklaştırmasına ve modernliğin düşünümselliğine, yani toplumsal yaşama ilişkin bilginin toplumsal yaşamın örgütlenmesi ve dönüşümünde oluşturucu bir unsur olarak kullanmasına bağlamaktadır.
Kültürel küreselleşme sürecinin temel unsuru olarak ise genel olarak dünya çapında değiş tokuş, seyahat ve etkileşimin daha hızlı; daha yaygın, bağımsız biçimlerine olanak veren iletişim teknolojilerinin ve medya şebekelerinin ortaya çıkması gösterilmektedir.

lambert :(Alm. lambert; Fr. Lambert; İng. lambert) : S/TV. Parlaklık birimi. (Santi metrekarede 1 lümen yayan düzgün bir yansıtıcının parlaklığı).

laser :(Fr. laser) : lng. laser] [Alm. Laser(strahl)] S/ TV. İzgenin görünür ışık ya da buna yakın bölümünde çalışan, dalga uzunlukları mikronla ölçülen, güçlü, son kertede yöneltilebilir, tek renkli ve bağdaşık bir ışık demeti oluşturan, bu özelliklerinden dolayı işleyimde ve ırakiletişimde kullanılan bir ışınım (Laser sözcüğü light amplification by stimulated emission of radiation — uyarılmış ışınım yayınıyla ışık güçlendirme sözcüklerinin ilk harflerinden türetilmiştir).

lüks, Ix :(Alm. Lux, Ix; Fr. lux, Ix; İng. lux, Ix) : S/ TV. S/ ‘aydınlatma birimi: Metrekareye 1 lümen.

lüksölçer :(Alm. Luxmeter; Fr. luxmètre; İng. luxmeter, illumination photometer, (ABD) illumination meter) : , S/TV. Aydınlatmayı lüks türünden ölçen aygıt.

lümen, İm :(Alm. Lumen, İm; Fr. lumen, İm; İng. lumen, İm) : S/ TV. S/ ışık akısı birimi (1 kandela yeğinliğindeki ışık kaynağının, birim yay açıda, saniyede yaydığı ışık niceliği; yani böyle bir kaynaktan, birim uzaklıktaki birim alana saniyede düşen ışık niceliği).

Macrozoom :(Alm. Macrozoom; Fr. Macro zoom; İng. Macro zoom) : S. Değişir odaklı merceklerin, çok yakındaki konulan da seçiklikle saptayabilen çeşidi. (‘Macrozoom’, merceğin tecim adıdır).

makyaj :(Alm. Schminke, Maske, ‘Make-up’; Fr. maquillage; İng. make-up) : S/ TV. Resmegiderliği sağlamak, belli bir tipi yaratmak ya da yalnızca bazı düzeltmeler yapmak üzere oyuncunun yüzünde ve başka organlarında yapılan boyama ve değiştirmeler.

mavi diplik işlemi :(Alm. Blaustanzverfahren, Farbschablonentrick, Stanztrick, ‘Blue Screen Process’; Fr. ‘bleu screen process’; İng. blue screen process) : S. öndeki devinimin, her yanı eşit olarak aydınlatılmış mavi bir diplik önünde renkli negatif filme saptanmasına dayanan, devinimli örtülü filmin hazırlanışında kullanılan bir işlem.

megasikl, Mc/ s :(Alm. Megahertz, MHz; Fr. mégacycle, Me, mégacycle par seconde, Me/s; İng. megacycle, Me, megacycle per second, Mc/s) : S/TV. Yinelenim ölçüsü; saniyede 1.000.000 çevrim (siki); (bu da Mc/s olarak kısaltılır ve S/ birimlerinde 1 MHz’e eşittir).

mercek :(Alm. 1. Linse, optische Linse, Objektiv, 2. elektronische Linse; Fr. 1. lentille, objectif, 2. lentille électronique (électromagnétique); İng. lens objective, 2. electron lens, electronic lens; Eski.T. adese, objektif) : S/ TV. 1. Bir yüzleri yuvarsal, öbür yüzleri yuvarsal ya da düzlem olan, camdan yapılma ve bir ışık demetini kırılmaya uğratarak belli bir noktaya düşüren saydam cisim. (En az iki mercekten oluşan mercek dizgesine objektif denilmekle birlikte, İngilizce de her ikisi için de aynı terimin kullanıldığı göz önüne alınarak bu sözlükte hep mercek terimi kullanılmıştır). TV. 2. Bir elektron demetini tıpkı optik mercek gibi saptırabilen mıknatıslı alan dizgesi; elektronik mercek.

MESAJ :(İng. Message) : Bir alıcı için bir uyaran olarak işlev gören bir sinyal ya da sinyaller birleşimi. İletişim sürecinde iletilen şey. Mesaj teriminin bir çok farklı anlamı vardır. Örneğin mesaj, herhangi bir yerde bir biçimde açığa vurulan bir dizi sözcük ya da imgeyi tanımlar. Bir gazete reklamındaki sözcükler, bir şarkının sözleri ya da bir çizgi romandaki resimler mesaj terimiyle tanımlanır. Mesaj teriminin bir başka boyutu, iletişim içeriğinin bu içeriği dile getiren birey tarafından algılanan ya da amaçlanan anlamıdır. Nihayet mesaj, mesajı alanlar tarafından içeriğe atfedilen anlamdır.

mıknatıslı ses :(Alm. Magnetton; Fr. son optique; İng. magnetic sound) : S/ TV. Mıknatıslı seslendirme yoluyla saptanan ses. Optik ses karşıtı.

minildalga :(Alm. Mikrowelle; Fr. micro-onde; İng. microwave) : TV. Dalga uzunluğu 03 cm ile 1 mm (1 GHz – 300 GHz) arasında yer alan yani çok kısa radyo dalgalarından kızılaltı bölgesine değin yaklaşan, televizyonda özellikle telsiz bağlantısında kullanılan elektromıknatıs ışıma.

minilfilm :(Alm. Mikrofilm; Fr. microfilm; İng. microfilm; Eski.T. mikrofilm) : S. 1. çeşitli belgelerin sinema filmi üzerine alınması işi. (Her resim çerçevesine bir belge alınır, sonra camdan bir görüntülüğe her resim büyütülmüş olarak teker teker yansıtılır ve incelenir). 2. Bu yolda alınmış film, resim.

morötesi ışınımı :(Alm. Ultraviolettstrahlung; Fr. radiation ultraviolet; İng. ultraviolet radiation; Eski.T. mavera-yi benefşevi, ultraviyole) : S/ TV. Elektromıknatıslı ıfınımın, görünür ışık ile Röntgen ıştınları arasındaki dalga uzunluklarını, yani 4×10~ 7 ‘den 5×10~ 9 metreye değin ulaşan dalga uzunluklarını kapsayan, iz genin mordan sonra gelen bölümündeki ışınım.

müzik :(Fr. musique; İng. music j [Alm. Musik; Eski.T. t; musiki) : S/ TV. Bir filmde yada televizyon yayınında kullanılan, özgün ya da derleme her çeşit müziği anlatır genel terim.

müzik düzenlemesi :(Alm. Musikarrangement, musikalische Einrichtung; Fr. arrangement musical; İng. arrangement, musical arrangement; Eski.T. aranjman) : S/TV. Belirli bir amaçla yazılmış müzik yapıtını, başka bir amaçla kullanılabilecek biçimde yeniden hazırlama.

müzik izlencesi :(Alm. Musiksendung, Musikprogramm; Fr. émission musicale; İng. musical programme (ABD: program), music broadcast; Eski.T. müzik programı) : TV. Televizyonun müziğe ayrılmış olan, müzik yayınını kapsayan izlencesi.

müzik kuşağı :(Alm. Musikband; Fr. bande musique; İng. music track) : S. Filmin müziğini taşıyan, henüz öbür ses kuşaklarıyla birleştirilmemiş kuşak.

müzikal (film) :(Alm. Musicalfilm, Filmmusical, ‘Musical’; Fr. film musical, musical; İng. musical (film), (ABD) filmusical, ci-nemusical) : S (İki Dünya Savaşı arasında) Broadway görünçlüklerinin revülerinden esinlenerek sinema için özel olarak hazırlanmış müzikli, şarkılı, danslı film çeşidi. Zengin (fakat bazen bayağı) bezemler, ustaca (fakat bazen kalıplaşmış) dans düzenlemeleri, yüzlerce figüranın aynı anda geometrik biçimler içinde danslarının yer aldığı film. Bu film çeşidine, tanınmış caz orkestralarının, caz ustalarının, caz şarkıcıları ile dans sanatçılarının baş köşeyi aldıkları filmler de katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı içinde ve sonrasında müzikal filmler yeni bir gelişme göstermiş, doğrudan doğruya sinemanın özelliklerine göre düşünülmüş yapıtlar ortaya konmuştur. Caz müziği, dans,- bale, dans düzenlemesinin büyük yer tuttuğu; bunların her birinin bu alandaki ustalar eliyle hazırlandığı; bezem ve giysilerin, rengin büyük bir beğeniyle kullanıldığı bu yeni müzikal, müziğin, dansın sinemanın devinimi verebilmekte, dizem ve tartım yaratabilmekteki ulaşılmaz yeteneğine bağlı olarak oluşturulmuştur.

namlu sestoplar :(Alm. Ultrarichtungsmikrofon, stark gebündeltes Mikrofon; Fr. micro ultra directionnel (mitrailleuse); İng. ultra directional microphone, line microphone, tube microphone, slit microphone, rifle microphone, gun (mike) (a.), rifle mike (a.); Eski.T. tabanca mikrofon) : S/ TV. Son kertede dar açılı bir alanda çalışan, uzaktaki bir ses kaynağına yöneltildiğinde yalnız bu kaynağın sesini ayırt edip alabilen ses toplar çeşidi.

negatif :(Alm. Negativ; Fr. négatif; İng. negative) : S. 1. Negatif görüntü elde etmek için alıcıda kullanılan boş film. 2. Bu yolda kullanılmış fakat henüz işlemelikte işlenmemiş dolu film. 3. İşlemelikte işlenerek üzerinde negatif görüntü belirmiş olan film. 4. Negatif görüntü. S. (Genellikle) Doğadakinin ters renk tonunda görüntü yeren duyarkatları ve bu görüntüleri anlatır. TV. 6. Uç değiştirme yoluyla almaçta oluşturulan ve doğadakinin ters renk tonunda olan görüntü.

newton, N :(Alm. Newton, N; Fr. newton, N; İng. Newton, N) : S/ TV. S/ kuvvet birimi. (1 kg’lık bir kütleye, her saniye 1 m’lik ivme kazandırmak için gerekli kuvvete eşittir).New York okulu [Fr. icole de New York] [ing. New York School] S. özellikle 1960’tan sonra New York’ta ortaya çıkan, Hollywood’a karşı bir tepki olarak bağımsız sinemacıların oluşturdukları sinema akımı.

nicem :(Alm. Quanten; Fr. quantum; İng. quantum; Eski.T. kuvantum) : S/TV. Yayılan ya da soğurulan erkenin en ufak niceliği, en ufak birimi. (Elektromıknatıslı ışımanın nicemi, ışıközüdür).

nitrat film :(Fr. film nitrate) : (İng. nitrate film, nitrocellulose film] [Alm. Nitro[zellu-lose)film] S. Nitrat tabanlı film.

nitrat taban :(Alm. Nitro-(Zellulose)schichtträger; Fr. support nitrate; İng. nitrate base) : S. Nitroselülozdan (selüloit) yapılma taban. (çabucak alev alabildiğinden bu çeşit tabanlı filmlere yanar film de denir. Bu özelliğine karşın, yıpranma ve kopmaya karşı dayanıklı olduğundan 1951’e kadar 35 mm’ lik filmlerde en çok kullanılmış tabandır. Bu çeşit tabanların kullanılması 1951’den sonra hemen her ülkede yasaklanmıştır).

NTSC renk işlemi :(Alm. NTSC-System; Fr. système NTSC; İng. NTSC system) : TV. Renklilik alt taşıyıcısının aynı anda iki renk bilgisini birden taşıdığı, ayrıca parlaklık bilgisi olan, bu Uç bilgiyi bilgisayarla işleyen, 1950 başlarında ABD’de kullanılmaya başlayan bağdaşır bir renkli televizyon işlemi. (NTSC, ‘National Television System Committee = Ulusal Televizyon Dizgesi Kurulunun kısaltmasıdır).

oda aydınlığı :(Alm. Raumbeleuchtung; Fr. éclairage d’ambiance de la pièce; İng. ambient (room) lighting) : TV. Almaçtaki görüntünün izlenebilmesi için gerekli aydınlık; odanın olağan aydınlığı.

odak :(Alm. Fokus, Brennpunkt; Fr. foyer, point focal, focus; İng. focus, focal point; Eski.T. mihrak, nokta-i mihrak, mihrak noktası, fokus) : S/TV. Bir merceğin yada yuvarsal aynanın asal ekseni üzerinde, çok uzakta bulunan bir kaynaktan bu eksene koşut olarak gelen ışınların, mercekten geçtikten ya da aynada yansıdıktan sonra, bu asal eksen üzerinde kırıldıkları ya da yansıdıkları nokta.

odak değiştirmek :(Fr. suivre le point; İng. change focus, follow focus) : S/ TV. Devinen bir konu, alıcıyla izlenirken, bu konu üzerine sürekli odaklama yapmak.

odak derinliği :(Alm. Fokusdifferenz, Scharfentiefe, Tiefenschärfe; Fr. profondeur de foyer; İng. depth of focus) : S/ TV. Alıcı merceğinin bir konuya odaklandığında, görüntünün en seçik olduğu noktadan belirli bir uzaklıkta yer alan ve gözün, seçiklik azalmasını ayırt edemediği derinlik.

odak dışı :(Alm. unscharf; Fr. pas au point; İng. out of focus) : S/ TV. Bir görüntüde asıl konunun ya da başka cisimlerin seçik olmaması durumu.

odak kaydırma :(İng. focus pull, pulling focus, throwing focus, plopping focus) : S/ TV.Alıcının merceğine göre, birbirinden derinlik yönünden uzakta bulunan iki konudan biri üzerine dikkati toplamak amacıyla odaklamayı bunun üzerine yaparak öbür konuyu odak dışı bırakma.

odak uzunluğu :(Alm. Brennweite, Objektiv brenti weite; Fr. distance focale, longueur focal; İng. focal length; Eski.T. mihrak mesafesi, mihrak uzunluğu, fokus uzunluğu) : S/TV. Merceğin optik özeği ile odak noktası arasındaki uzunluk. (Bir alıcı merceğinin odak uzunluğu, bu mercek sonsuza odaklandığında, merceğin optik özeği ile boş filmin düzlemi arasındaki uzunluktur. Bu uzunluk milimetre (mm) ile belirtilir ve merceklerin üzerine yazılır. Mercekler genellikle kısa odaklı, uzun odaklı, olağan odaklı olarak üçe ayrılır).

odak uzunluğu değiştirme :(Alm. Brennweitenwanderung, Brennweitenverstellung; Fr. changement de la distance foco/e; İng. change of focal length) : S. özellikle çevirim sırasında devinimli bir konuyu izlemek ya da alıcı yerinde durduğu halde konuya yaklaşmak ya da konudan uzaklaşmak için yapılan odak düzenlemesi.

odakla! :(Alm. Kamera (1,2…) Scharfe ziehen!; Fr. le point sur la untel (la deux!…); İng. focus upl, focus (one!, two!…)) : TV. Alıcı yönetmenine, odaklanmamış olarak yayın dışı bulunan alıcıyı odaklaması için verilen komut. (Genellikle alıcı sayısı eklenerek ‘ikiyi odakla!, üçü odakla!’ biçiminde söylenir).

odaklama :(Alm. Scharfeinstellung, Einstellung, Fokussierung, Bündelung; Fr. mise au point, focalisation; İng. focusing; Eski.T. ayar, objektif ayarı, net ayarı, belginlik ayan) : S/ TV. Seçik bir görüntü elde etmek amacıyla, görüntüyü tam odak noktasına düşürmek için alıcı merceğinde yapılan ayarlama.

odaklama bileziği :(Alm. Scharfen-Tiefering, Objektivring; Fr. bague de mise au point; İng. focusing ring) : S. Mercek çerçevesinde bulunan ve sağa sola çevrilince odaklamayı sağlayan çember.

odaklama büyüteci :(Alm. Scharfeinstellungslupe; Fr. loupe de mise aarpoint; İng. focus magnifier, focusing microscope (telescope)) : S. Odaklamanın tam olarak yapılıp yapılmadığını daha rahat biçimde izlemek üzere bazı bakaçlarda yer alan ve görüntüyü büyülten mercek.

ohm :(Alm. Ohm; Fr. ohm; İng. ohm) : S/TV. S/ direnç birimi. (Bir iletkenin iki ucu arasında değişmeyen 1 voltluk potansiyel farkı uygulanarak iletkende 1 amperlik akım oluştuğunda, iletkenin iki ucu arasındaki dirence denir).

okuma :(Alm. Wiedergabe; Fr. reproduction; İng. reproduction) : S/TV. 1. Film, mıknatıslı kuşak, mıknatıslı film gibi çeşitli gereç üzerine saptanmış optik ya da mıknatıslı sesin dinlenmesi amacıyla, bunların okuma kafasından geçirilmesi. TV. 2. Mıknatıslı görüntü kuşağının, görüntü ve ses imlerini okuyan kafadan geçirilmesi.

okuma kafası :(Alm. 1. Wiedergabekopf, Hörkopf, 2. Wiedergabekopf; Fr. 1. Téte de reproduction (de lecture, sonore), bloc sonore, lecteur (de son, sonore), 2. tête de reproduction; İng. 1. sound head (reproducer), film reproducer head, reproducer head, reproducing head, playback head, re-play head, 2. reproducing head, playback head) : S/TV. 1. çeşitli ses aygıtlarında, sesli göstericilerde, herhangi bir gereç üzerine saptanmış sesi yeniden oluşturan, dinlenmesini sağlayan, optik ve mıknatıslı olmak üzere iki çeşidi bulunan ana bölüm. TV. 1. Mıknatıslı görüntü aygıtında görüntüleri ve bunlarla ilgili sesleri veren kafa.

olağan hız :(Alm. Normal-Geschwindigkeit; Fr. vitesse normale, cadence normale; İng. normal speed) : S. Alıcı ile göstericilerde resimlerin görüntü penceresi önünden saniyede geçiş sayısı bakımından en çok kullanılanı. (Bu hız, sessizlerde saniyede 16 resim, seslilerde 24 resimdir. Alıcının bu hızın altında ya da üstünde çalıştırılmasından yavaşlatılmış devinim, hızlandırılmış devinim gibi özel etkiler sağlanır).

olağan odaklı mercek :(Alm. Normalobjektive, Normalbrennweite; Fr. objectif â focale normale; İng. normal lens, normal focal length lens; Eski.T. normal odak mesafeli objektif, orta odak uzunluğu olan mercek, normal mihrak mesafeli objektif) : S/ TV. Odak uzunluğu kısa ile uzun arasında yer alan ve konunun, insanın görüşüne yakın görüntüsünü veren mercek.

olgu :(Alm. Handlung; Fr. action; İng. action; Eski.T. aksiyon) : S/TV. öykülü bir filmin, bir televizyon oyununun konusunu oluşturan olaylar dizisi. Bu konuyu başlatan, geliştiren, sonuca ulaştıran olayların sıralanmasından oluşan durum.

oluk :(Alm. 1. Kanal, 2. Fernsehkanal; Fr. 1. chaine (électrique), voie, 2. canal de télévision; İng. 1. channel, 2. television channel; Eski.T. 1. kanal, 2. kanal, televizyon kanalı) : S/TV. 1. Elektriksel imlerin aktarılmasında kullanılan, tek ya da iki yönde olabilen tek yol (alıcı oluğu, ses oluğu, seslendirme oluğu, yinelerim oluğu, vb.). TV. 2. Bir televizyon yayınında resim yayını ile buna bağlı ses yayınının kapsadığı yinelenim kuşağı; televizyon kuşaklarının ayrıldığı bölümlerden her biri.

omuz çekimi :(Alm. Grossaufnahme, Nah(eir,stellur,g), Na-haufnahme, ‘Close-Up’; Fr. gros plan, GP, ‘close up’; İng. close-up, CU, close-up view, big shot, shoulder shot, mug shot (a.), X-ray (a.); Eski.T. omuz plan, göğüs plan, büyük plan, büyük ileri plan, ilk plan, gros plan) : S/ TV. Bir insanı omuzlarından yukarısına kadar çerçeveleyen çekim.

onluk :(Alm. 10 kW-Scheinwerfer; Fr. projecteur 10 kW; İng. 10-kW, tanner) : S/TV. 10 KW gücünde akkor ışıldak.

optik geriye kaydırma :(Alm. optische Rückfahrt; Fr. travelling optique en arrière; İng. zooming out) : S/ TV. Optik kaydırmanın geriye kaydırma çeşidi.

optik görüntü :(Alm. optische Bild; Fr. image optique; İng. optical image) : S/TV. Herhangi bir konunun bir optik dizgeden geçtikten sonra oluşan görüntüsü. Elektronik görüntü karşıtı.

optik hile :(Alm. optische Trick; Fr. trucage optique, truquage optique; İng. optical trick (effects), visual effects, optical) : S. 1. Optik kurallardan yararlanılarak gerçekleştirilen hile. 2. Olağan bir alıcıyla sağlanmış görüntülerde, optik basım aygıtıyla gerçekleştirilen hileler. (Bunlar genellikle zincirleme, açılma, kararma, bindirme, vb. hilelerdir).

optik kaydırma :(Fr. travelling optique, changement continu rapide de cadrage; İng. zooming; Eski.T. zoom) : – [Alm. optische Fahrt, Zoomen, optische Fahraufnahme] S/ TV. Değişir odaklı mercekle gerçekleştirilen kaydırma.

optik kaydırma çekimi :(Alm. Vergrößerungs- öder Verkleinerungseffekt Einstellung; Fr. plan avec effet de rapprochement ou d’éloignement; İng. zoom shot) : S/ TV. Optik kaydırma yoluyla elde edilen çekim; yakınlaşma ya da uzaklaşma etkisi uyandıran optik kaydırmalı çekim.

optik öne kaydırma :(Alm. optische Vorfahrt; Fr. travelling optique en avant; İng. zooming in) : S/TV. Optik kaydırmanın öne kaydırma çeşidi.

optik örtücü :(İng. optical intermittent) : S/TV. Film pencere.önünden aralı devinimle geçmediği halde, resmi, optik yoldan pencere önünde bir süre durdurarak aralı devinim izlenimi sağlayan örtücü çeşidi.

optik ses :(Alm. Lichttod, Filmten; Fr. son optique; İng. optical sound, photographic sound; Eski.T. ziya-ses sistemi) : S. Optik seslendirmeyle elde edilmiş ses. Mıknatıslı ses karşıtı.

orta dalga, OD :(Alm. Mittelwellen, MW; Fr. ondes moyennes, OM, petites ondes, PO; İng. medium waves, middle waves, MW) : TV. Radyo yayınlarına ayrılan 571,5-186,9 m (510-1605 kHz) arasındaki dalga uzunlukları.

orta seciklik :(Fr. moyenne définition) : fjng. middle definition] TV. Düşük ve yüksek seçiktik arasında yer alan satır sayısı. (Saniyede 525 ve 625 satırlar bu sınıfa girer)

orta uzunlukta film :(Alm. Matinee-Film; Fr. film de moyen mût rage, moyen métrage; İng. short feature) : S. Kısa film ile uzun film arasında yer alan ve uzunluğu 35 mm’liklerde genellikle 1.200 metre kadar olan film.

orta yinelenim, OY :(Alm. Mittelwelle; Fr. ondes hectométriques; İng. medium frequencies, middle frequencies, MF; Eski.T. orta frekans) : TV. 1.000-100 m (300-3.000 kHz) arasındaki radyo yinelenimleri.

Ortak Pazar filmi :(Fr. film d’origine communautaire; İng. Common Market film) : S. Avrupa Ekonomik Topluluğu (Ortak Pazar) ülkelerinden birinde, bu ülke uyrukluları arasından seçilen kimselerle çevrilen ve Ortak Pazar ülkelerinde ulusal film gibi özgürce dolaşabilen film. (AB ülkelerinde ‘ulusal film’ kavramının yerini almıştır).

ortakyapım :(Alm. Koproduktion, Gemeinschaftsproduktion; Fr. coproduction; İng. coproduction; Eski.T. koprodüksiyon) : S. 1. çeşitli ülkelerden iki ya da daha çok yapımcının işbirliğinden doğan film çalışması. 2. Bu çalışma sonunda ortaya çıkan film.

oyun benzeri :(Alm. Spieldouble, Ersatz schauspi; Fr. doublure jeu; İng. understudy) : S. Bazı önemsiz görünçlüklerde asıl oyuncunun yerine oynayan kimse.

oyuncu seçimi :(Alm. Besetzung; Fr. choix des interprètes, distribution (artistiqu-es), ‘casting’; İng. choice of actors, casting (of actors), distribution; Eski.T. rol dağıtımı) : S/ TV. Bir oyunluktaki kişileri canlandırmak için en uygun oyuncuları bulup seçme işi.

oyuncu yönetmeni :(Alm. Besetzungsleiter, Komparserieleiter, ‘Casting Direktor’; Fr. directeur du département interprétation, chef de la figuration; İng. casting director) : S. Oyuncuların bulunması, seçimi, figüranların sağlanması, deneme filmlerinin çevrilmesi, sınamaların yapılması, çevirim sırasında figüranların yerli yerinde bulundurulması gibi işlerle uğraşan kimse.

öbür ad :(Alm. Nebentitel, Untertitel; Fr. , titre alternatif, variante, soas=titre; İng. alternative title, sub-title) : S. Bir filmin asıl adının dışında kullanılan ikinci, üçüncü adı.

öğe :(Alm. Element; Fr. élément; İng. element; Eski.T. eleman) : TV. Bir dalgalığı oluşturan parçalardan her biri.

öğretici film :(Alm. Unterrichtsfilm, Lehrfilm, Aufklarungsfilm; Fr. film d’enseignement (didactique); İng. teaching film; Eski.T. ders filmi, didaktik film) : S. Bir ders, bir bilgi konusunu okul içi ya da okul dışı öğretimde yardımcı ders gereci olacak biçimde işleyen film çeşidi.

ölçün 8 (mm’likfilm) :(Alm. Standard-8-mm-Film; Fr. film de 8 mm (standard); İng. Standard 8 mm film, standard-8 (film), regular-8 (film); Eski.T. Standard 8 (mm’lik film)) : S. Büyük 3 mm’lik filmin ortaya çıkışından sonra tek yâ da çift olarak kullanılan asıl 8 mm’lik filmi belirtmek amacıyla kullanılmaya başlanılan terim.

ölçün delik :(Alm. Standardperforation; Fr. perforation standard; İng. standard perforation) : S. ölçün filmin deliği.

ölçün film :(Alm. Normalfilm, Normalfilmformat, Normalformat; Fr. film standard (normal, commercial), format standard, standard; İng. standard film (format, size, gauge, gauge film), commercial film; Eski.T. normal film, normal ebat, standart forma, standart film) : S. 35 mm’lik film.

ölçün hız :(Alm. Normalgeschwindigkeit; Fr. vitesse normale; İng. standard speed; Eski.T. standard sürat, normal sürat, standart hız) : S. Alıcı ve göstericilerde, sessiz filmlerde saniyede 16, sesli filmlerde saniyede 24 resimlik hız.

öne kaydır! :(Alm. nölerfahren!, vorfahren!; Fr. travelling avant; İng. track in!, dolly in!) : S/ TV. Alıcı yönetmenine, alıcıyı öne kaydırması için verilen komut.

öne kaydırma :(Alm. Vorfahrt, Dolly Vorfahren, Kamerafahrt vorwarts; Fr. travelling avant(en dehors); İng. track in, tracking in, dolly in; Eski.T. traveling ileri, ileri traveling) : S/TV. Alıcının öne doğru devindirilerek konuya yaklaşması durumu. Geriye kaydırmanın karşıtı.

önyükselteç :(Alm. Vorverstarker; Fr. préamplificateur; İng. preamp(lifier); Eski.T. preamplifikatör) : S/.TV. Asıl yükselteçten önce yer alıp, alçak düzeydeki imleri bu yükseltecin işleyebileceği düzeye ulaştıran, im gürültü oranını düzelten aygıt.

örtücü :(Alm. Verschluss, Kameraverschluss, Projektorverschluss; Fr. obturateur; İng. shutter; Eski.T. obturator, ışık kesici) : S. Alıcı ya da göstericide pencere önündeki resim, yerini kendinden sonraki resme bırakırken, ışık kaynağı ile film arasına girerek, ışık demetinin film üzerine düşmesini önleyen, böylelikle filmin aşağıya doğru devinimini saklayan parça,

örtücü açıklığı :(Alm. Verschlussöffnung; Fr. ouverture d’obturateur; İng. shutter opening (aperture); Eski.T. obturator açıklığı) : S. Değişir örtücülü alıcılarda, örtücünün ışık geçiren bölümünün açıyla ölçülen açıklığı.

örtücüyle açılma :(Alm. Aırfb- lande mit Verschluss; Fr. ouverture de l’obturateur; İng. shutter fade in) : S. Değişir örtücü açıklığını kapalı durumdan gittikçe açık duruma getirerek elde edilen açılma.

örtücüyle açılma-kararma :(Alm. Abblende mit Verschluss, Abblende (durch eine Kamera); Fr. fondu â l’obturateur, fondu d’obturateur; İng. shutter fade, fade made camera shutter) : S. Değişir örtücüyle gerçekleştirilen açılma ve kararma.

örtücüyle kararma :(Alm. Ausblendung mit Verschluss; Fr. fermeture de l’obturateur; İng. shutter fade out; Eski.T. obtüratörle kararma, obtüratörle fondu, otomatik fondu) : S. Değişir örtücü açıklığını, açık durumdan gittikçe kapalı duruma getirerek elde edilen kararma.

öyküleme :(Alm. Erzahlung; Fr. narration; İng. narration, off-screen narration) : S. öykülü filmlerde, filmip kişilerinden birinin ya da filmde hiç görünmeyen bir üçüncü kişinin, filmin öyküsünü anlatması durumu.

öyküleyici :(Alm. Erzahler; Fr. narrateur(-trice); İng. narrator) : S. öykülemeyi yapan kimse.

özdevinimli :(Alm. automatisch; Fr. automatique; İng. automatic; Eski.T. otomatik) : S/ TV. Sinema ve televizyon araç ve gereçlerinde, çalışmalarının büyük bir bölümünün el değmeden ya da ayar, düzenleme gibi işler yapılmadan, kendiliğinden gerçekleşme durumunu belirten nitelik.

özdevinimli alıcı :(Alm. outomotisc/ıe Filmkamera; Fr. caméra automatique; İng. automatic camera; Eski.T. otomatik kamera) : S. Bazı düzenekleri kendiliğinden çalışan, bir kez ayarlandı mı çevirim sırasında bazı işleri kendiliğinden yapabilen alıcı.

özdevinimli düzenek :(Alm. Servosteuerung; Fr. servoméchanispne, servire gfeur; İng. servo control, servomechanism) : S. Bir aygıtın çeşitli parçalarının belirli koşullarda kendi kendine çalışmasını sağlayan mekanik, elektrik, elektronik düzen.

özdevinimli gecme :(Alm. automatische überblendvorrichtung (an Projektoren); Fr. passage automatique; İng. automatic change-over (between projectors)) : S. Geçmenin, gösterimcinin eli değmeksizin kendiliğinden gerçekleşmesi.

özdevinimli gürlük ayarı, öGA :(Alm. selbsttatige Schwundausgleich, Schwundregelung, Amplitudenregeiung, Pegelregelung; Fr. commande automatique de volume, CAV, commande automatique de gain, CAG; İng. automatic volume control, AVC, automatic gain control, AGC, antifading; Eski.T. otomatik kazanç ayan) : S / TV. 1. Ses aygıtlarında, kaynaktan gelen sesin gürlüğü ne olursa olsun bunu aygıta belirli bir düzeyde veren düzenek. TV. 2. Televizyonun çalıştığı dalga uzunluklarındaki düzensizliklerden dolayı ses düzeyinde ortaya çıkan dalgalanmaları azaltmak için almaçlarda yer alan Ve gürlüğü belirli bir düzeyde kendiliğinden tutan düzenek. 3. Almaçlarda, resmin sertliği bir kez ayarlandıktan sonra, giriş iminin düzeyindeki değişikliklere karşın, aynı kalmasını sağlayan düzenek.

özdevinimli ışık düzengeci :(Alm. autamatischer Blendeneinstellung; Fr. diaphragme automatique; İng. automatic diaphragm system, through-the-lens light metering, TTL metering, automatic light metering; Eski.T. otomatik diyafram ayan) : S. İçteki bir ışıkölçere bağlı olarak kendi kendine ayarlanabilen ışık düzengeci.

özdevinimli kaydırma :(Alm. automatische Zoom; Fr. zoom automatique, ‘power zoom’; İng. power-zoom, motorized zoom lens, automatic zoom, motor-driven zoom; Eski.T. otomatik zoom) : S. Motorla çalışan değişir odaklı mercekle yapılan kaydırma.

özdevinimli odaklama :(Alm. automatische Schörfeinstellung; Fr. mise au point automatique; İng. automatic focusing; Eski.T. otomatik ayar) : S. 1. Bazı alıcılarda, mercek konuya yöneltildiğinde odaklamanın kendiliğinden gerçekleşmesi. 2. özellikle optik kaydırmada kendiliğinden gerçekleşen odaklama.

özgün ad :(Alm. Originalhaupttitel; Fr. titre original; İng. original title) : S. Bir filmin, çevrildiği ülkede o ülkenin diliyle taşıdığı ad.

özgün çevirim :(Fr. version originale; İng. original version; Eski.T. orijinal [versiyon), asıl kopya) : S. Yabancı bir filmin başka bir dilde sözlendirilmemiş eşlemi; çevrildiği dildeki eşlemi. Sözlendirilmiş evirimin karşıtı.

öznel anlatış :(Alm. subjektive Kamera; Fr. camera subjective; İng. subjective camera; Eski.T. sübjektif kamera, öznel kamera) : S. Alıcının, konuyu kişilerden birinin görüş noktasından, onun ağzından anlatmasıyla ortaya çıkan durum. Nesnel anlatışın karşıtı, (öznel anlatışta alıcının merceği bu kişinin yerini alır; dolayısıyla izleyici de olayları, varlıkları, durumları bu kişinin görüş noktasından izler; izleyicinin görüşü bu kişinin görüşüyle birleşir. Bundan dolayı, öznel anlatış, tekil birinci kişinin anlatışı özelliğini taşır).

özyapım :(Alm. Eingenproduktion; İng. sustained programme (ABD: program) : TV. Bir televizyon yapım merkezinin, kendi örgütü içinde, kendi olanaklarıyla hazırlattığı izlence. Ismarlama yapım karşıtı.

özyaşamöyküsel film :(Alm. autobiographischer Film; Fr. film autobiographique; İng. autobiographical film; Eski.T. otobiyografik film) : S. Bir yönetmenin, kendi yaşamından derlediği gereçlere dayanarak, kendi yaşayışını, deneyimlerini yansıtarak çevirdiği film.

PAL renk işlemi :(Alm. PAL-System, PAL-Prin-zip, PAL-Norm; Fr. système PAL; İng. PAL system) : TV. NTSC renkli işleminin aksayan yönlerinin düzeltilmesiyle 1963’te Batı Almanya’da Dr. Walter Bruch’un Telefunken işletmelerinde geliştirdiği, her satırda evrenin değiştirilmesine dayanan renkli televizyon işlemi. (PAL = Phase Alternation Line = Evre Değiştirme Satın anlamına gelir).

Panavision :(Alm. Panavision; Fr. Pana vision; İng. Panavision) : S. Geniş görüntülüklü birkaç işlemin ortak adı. (Panavision’un Super-Panavision, Ultra-Panavision çeşitleri de vardır).

PARA-DİL :(İng. Paralanguage) : Konuşmanın sessel (ama sözsüz) boyutu; bir şeyin söylenme tarzı; sözsüz ama sessel davranış; sesin söylenen söz dışındaki özellikleri. Kişiler arası iletişimde çoğu kez ne söylendiğinden çok, söylenen içeriğin nasıl söylendiği önem taşır. Sesin dilimsi (paralinguistic) özellikleri sözlü anlamı vurgulayabilir, değiştirebilir, hatta bu anlamla çelişebilir. Örneğin alaycılık çoğu zaman ses tonunun ve ses kullanımının bir ürünüdür. Sesin söz dışında anlam yaratma özellikleri ses nitelikleri, ses niteleyiciler ve ses bölücüleri şeklindedir. Ses nitelikleri (vocal qualities), sesin yüksekliği, tınısı, tonu, temposu, ritmi, telaffuz şekliyle ilişkilidir. Ses niteleyiciler (vocal characteristics), bizzat söz edimleri olarak anlaşılan özgül seslerdir. Bunlar gülme, ağlama, çığlık atma, inleme, sızlanma gibi sessel anlatımları içerir. Ses bölücüleri (vocal segregates), konuşmayı kısa aralıklarla kesen seslerdir: ‘eee’, ‘ııı’ gibi seslerin yanı sıra, konuşurken konuşmayı kesintiye uğratan ve rahatsızlık verici uzunluktaki sessizlikler de ses bölücüleri örneğidir.

paralı televizyon :(Alm. Münzfern-seften; Fr. télévision payante; İng. pay-television, subscription-television, fee-television, pay-as-you-see-television, pig-sequel television (a.), (ayrıca tecim adları da vardır: Phonevislon, Telemeter, Subscriber Vision…)) : TV. Tecimsel televizyonun kapalı yayınına dayanan, ancak abonelerin izleyebileceği izlenceleri evlerdeki almaçlara eşeksenli kablolarla dağıtan televizyon dizgesi.

parazit :(Alm. atmospharische Stö-rung, Rauschen, Störgerâusch; Fr. parasite; İng. atmospherics, interference) : TV. Vericilerin ürettiği dalgaların dışında, elektrik yüklerinin hızlı yer değiştirmesinden doğan Ve bu dalgaların ilettiği yayını bozan radyoelektrik yayın.

pek çok yüksek yineletim, PçYY :(Alm. superhohe Frequenz; Fr. ondes centimétriques; İng. super high frequency, SHF; Eski.T. süper yüksek frekans) : TV. 3-30 GHz (10-1 cm) arasındaki radyo yinelenimi.

pek yüksek yinelenim(Ier), PYY :(Alm. ultrahohe Frequenz, UHF, Ultrakurzwelle, UKW; Fr. ultra haute friquet, UHF, ondes dichotomiques; İng. ultra high frequency, UHF; Eski.T. çok çok yüksek frekanslar, ultra yüksek frekanslar) : TV. 300 ile 3.000 MHz arasındaki yinelenimler ya da uzunlukları 1 dm ile 10 dm arasındaki dalgalar.

pek yüksek yinelenim kuşakları :(Alm. UHF-Bander, Dezimeterwellen; Fr. bandes UHF; İng. UHF bands; Eski.T. UHF frekans bantları) : TV. Pek yüksek yinelenimlerin, televizyon yayını için bölündüğü kümeler.

pencere :(Alm. Filmfenster, Bi/dferıster; Fr. fenêtrer; İng. window, aperture, film gate) : S. Alıcı, gösterici, basım aygıtı gibi çeşitli aygıtlarda mercek ardında yer alan ve film üzerine açılan, pencereyi belirleyen dikdörtgen delik.

Pictographe :(Alm. Piktograph, ‘Pic-tographe’; Fr. Pictographie; İng. Pictograph, ‘Pictographe’) : S/ TV. 1938’de yönetmen Abel Gance ile optikçi Pierre Angenieux’nün geliştirdikleri ve asıl merceğin önüne takıldığında, ışık düzengeci açıklığı ne olursa olsun, merceğe en yakın noktadan sonsuza kadar sıralanmış konuları aynı seçiklikle aktaran, ayrıca çeşitli optik hileleri gerçekleştirebilen ek mercek dizgesi.

pil :(Alm. Trockenbatterie; Fr. pile (secte); İng. cell, dry cell, dry battery) : S/TV. Kimyasal erkeyi elektriksel erkeye çeviren ve birkaç voltluk akım verebilen üreteç; kuru pil.

plak :(Alm. Platte, Schallplatte; Fr. disqae; İng. gramophone record, record, disc (disk), (ABD) disc (disk) phonograph record) : S/TV. üzerine ses saptanan, çeşitli özdekten yapılma teker.

polyester film :(Alm. Polyesterfilm; Fr. film polyester; İng. polyester film) : S. Tabanı polyesterden olan film.

polyester taban :(Alm. Polyester-Schich-ttrager; Fr. support polyester; İng. polyester base) : S/TV. Polyesterden yapılma ince, dayanıklı taban çeşidi.

pozitif :(Alm. Positiv; Fr. positif; İng. positive) : S. 1. Pozitif görüntü elde etmekte kullanılan boş film. 2. Bu yolda basım aygıtında kullanılmış ancak henüz işleme-likte işlenmemiş dolu film. 3. İşlemelikte işlenerek pozitif görüntüleri belirmiş film. 4. Pozitif görüntü. 5. (Genellikle) Doğadakinin aynı renk tonunda görüntü veren duyarkatları ve bu görüntüleri anlatır.

pozitif film :(Alm. Positivfilm, Filmpositiv; Fr. film positif; İng. positive film) : S. 1. Negatif : pozitif işlemde, alıcıda kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra ortaya çıkan negatif filmden basım yoluyla elde edilen görüntü taşıyan film. 2. Evrilir filmde, evrilir film işlemesi sonunda sağlanan aynı nitelikteki film. 3. (Genellikle) Göstericiye takılarak oynatıma hazır olan bütün gösterim ya da dağıtım eşlemleri.

pozitif görüntü :(Alm. Bildpositiv, Positiv, Positivbild; Fr. image positive; İng. positive image (picture)) : S. Pozitif duyarkatın basım aygıtında kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra verdiği görüntü. (Böyle bir görüntüde konuların doğadaki aydınlık ve karanlık bölümleri olduğu gibi yer alır). Negatif görüntü karşıtı.

PROPAGANDA :(İng. Propaganda) : Örgütlü inandırma etkinliği; çeşitli inandırıcı araçlarla fikirlerin ve değerlerin yayılması.

propaganda filmi :(Alm. Propaganda-Film; İng. propaganda film; Eski.T. film de propagande) : S. Belirli bir düşüncenin aşılanması amacıyla gerçekleştirilmiş film.

radyo :(Alm. Funk, Rundfunk, Radio; Fr. radiodiffusion (sonore, visuelle), télégraphie sans fil, TSF, radio; İng. radio (broadcasting), broadcasting) : TV. Elektriksel imleri, telsiz olarak yaymak amacıyla elektromıknatıs ışınımdan yararlanma.

radyo dalgaları :(Alm. Funkwellen; Fr. ondes radiophoniques; İng. radio waves) : TV. Radyo yayınlarına (ses ve resim) ayrılan, yinelenimi 150 kHz’den 960 MHz’ye, dalga uzunlukları 2.000 m’den 0,31 m’ye kadar uzanan elektromıknatıs dalgalar.

radyo iletişimi :(Fr. radiocommunication; İng. radio-communication) : k. Funkver-bindung, Funkverkehr] TV.Elektromıknatıslı dalgaların uzayda yayılmasıyla sağlanan iletişim.

radyo yayacı :(Alm. Rundfunkanstalt, Rundfunkstation, Sendestation; Fr. station radio(phonique); İng. radio station, broadcastingstation; Eski.T. radyo istasyonu, istasyon, radyo yayın istasyonu, radyo postası,posta, yayın postası) : TV. Radyo izlencelerini veren yayaç.

radyo yinelenimi :(Alm. Radiofrequenz, RF, Hochfrequenz, HF; Fr. ondes radio- électriques; İng. radio-frequency, RF; Eski.T. radyo frekansı) : TV. 10 kHz’den 100.-000 MHz’ye kadar uzanan ve elektromıknatıs dalgalarla radyo iletişimini sağlayabilen yinelenimlerin tümü.

renk :(Alm. Farbe; Fr. couleur; İng. colour (ABD: color); Eski.T. levn) : S/ TV. Belirli dalga uzunluğundaki elektromıknatıs ışınımın gözün ağkatında yarattığı etkinin, merkez sinir dizgesince yorumundan doğan durum.

renk kılavuzu :(Alm. Pilot-Kopie; Fr. copie-pilote; İng. pilot (print)) : S. Renkli filmlerin, siyah-beyaz olarak hazırlanan günlük çekimlerinin sonuna eklenen 50 cm uzunluğunda renkli basım.

renk sıcaklığı :(Alm. Farbtemperatur; Fr. température de couleur; İng. colour (ABD: color) temperature) : S/TV. Herhangi bir ışık kaynağının, görünür izgede benzer eğri verebilen bir kara gövde ışınımının salt sıcaklığıyla belirlenen niteliği.

renk sıcaklıkölçeri :(Alm. Farbtemperaturmesser, Farblichtbestimmer, Lichtfarbmessgerât; Fr. face Won mètre, thermos- colorimètre; İng. colour (ABD: color) temperature meter, Kelvinometer) : S/TV. Renk sıcaklığını ölçen aygıt.

resim :(Alm. 1. Bild, Filmbild, Einzelbild, Vollbild, Aufnahme, 2. Zeichnung, ‘Cartoon’, 3-4. Fernsehbild; Fr. 1. photogramme, vue, cadre, image, 2. deşsin, ‘cartoon’, 3. image de television; İng. 1. picture, frame, image, photographic image, film image, single frame, 2. cartoon, drawing, 3-4. television picture (image); Eski.T. 1. fotoğraf, kare, kadr, çerçeve, 2. karikatür, desen) : S. 1. Film üzerinde çerçeve içinde yer alan fotoğraflardan her biri. 2. Bir canlıresim için çizilen resimlerin her biri. TV. 3. Almaç görüntülüğünde, görüntülüğün üst satırdan alt satıra değin taranması sonunda oluşan görüntü. 4. İzleyicinin almaç görüntülüğünde gördüğü, izlediği görüntünün en ufak birimi.

resim – ses aralığı :(Alm. Bild-Ton-Versatz, Bild-Ton-Anstad, Tonverlauf; Fr. décalage (entre l’image et le son); İng. interval (between sound and picture), distance between the sync picture and sound on a married print, advance, sound and picture advance, sound advance, sound track advance, sound lead, sync advance (separation); Eski.T. görüntü – ses aralığı) : S. Göstericideki pencere ile okuma kafası arasındaki uzaklıktan dolayı, bileşik bir eşlemde, herhangi bir resim ile bu resme ilişkin ses imi arasındaki uzaklık. (35 mm’ük filmde bu aralık 20 resim, 16 mm’likte 26 resimdir; yani ses imi, ilgili olduğu resimden, birincisinde 20 resim, ikincisinde 26 resim önde bulunur).

resim – ses kurgusu :(Alm. Bild-Ton-Schnitt; Fr. montage image-son; İng. picture-sound editing; Eski.T. görüntü – ses montajı) : S. Resim ses aralığını gözeterek yapılan kurgu; basım eşlemesine hazırlık olan kurgu.

resim durdurma :(Alm. Standbild, Stillstand, Einzelbild; Fr. aréquier I’image; İng. standstill, still frame,’stop; Eski.T. filmi tutarak gösterme) : S. Bir film gösterilirken, kuşaktaki herhangi bir resmi alıcı penceresi önünde istenildiği kadar tutma.

resim eşlemesi :(Alm. Bildsynchronisation, Vertikalsynchronisation; Fr. synchronie- station- trame; İng. frame synchronization, picture synchronization, vertical hold; Eski.T. resim senkronizasyonu, düşey senkronizasyon) : TV. 1. Bir saniyedeki resim sayısının alıcı ile almaçta aynı olması, aynı anda oluşması durumu. 2. Bu durumun sağlanması.

resim evrilmesi ‘ :(Alm. Inversion, Bildriicklauf; Fr. inversion trame (image); İng. picture inversion, frame inversion (reversal), inversion) : TV, Uç değiştirme yoluyla, gerçekte pozitif olan bir görüntüyü negatife, gerçekte negatif olan bir görüntüyü pozitife çevirme.

resim imi :(Alm. Bildsignal, B-Signal; Fr. signal de vision; İng. picture signal, vision signal; Eski.T. resim sinyali, görüntü sinyali) : TV. Alıcı ışıtacında elektron demetinin ışık eksi ucundaki görüntüyü tarayarak buna uygun oluşturduğu ve resimle ilgili bilgileri taşıyan elektrik akımı. (Henüz işlenmemiş olan bu ime, daha sonra eşleme Ve boşluk imleri de katılınca televizyon imi oluşur).

resim sayısı :(Alm. Bildzahl; Fr. nombre d’images; İng. number of frames; Eski.T. kare sayısı, görüntü sayısı) : S. Filmin boyuna göre, filmin belirli uzunluğunda yer alan resim sayısı (örneğin 35 mrn’lik bir filmin 1 metresinde 52,6 resim bulunur).

resim seçici :(Fr. mélangeur vidéo (d’images)) : operateur de melanges] [İng. vision mixer (operator), mixer, vision switcher, (ABD) switcher (a.), vision director, video director, technical director] [Alm. Bildmischer(-iri), Einblender(-in)] TV. Resim seçme işini gerçekleştiren kimse. (Bu işi ya doğrudan doğruya yönetmen yapar ya da genellikle onun verdiği komutlara göre bir başkası gerçekleştirir).

resim seçme :(Alm. Bildmischung; Fr. mélange des images; İng. picture mixing, video mixing, vision mixing) : TV. çeşitli kaynaklardan (değişik alıcılar, film yayın aygıtı, mıknatıslı görüntü aygıtı, saydam resim tarayıcı, vb.) gelen değişik resimler arasında, düzgün, kesiksiz, akıcı, uyumlu, amaca uygun biçimde seçme yaparak yayına verme işi. (Televizyondaki resim seçme, gerçekte sinemadaki kurgunun karşılığıdır. Ancak televizyonun uygulayımındaki başkalıktan dolayı, resim seçmenin anında yapılması gerekir. Resim seçme, yönetim masasında gerçekleştirilir).

resim şakşağı :(Alm. Klappenbild; Fr. claquette image; İng. vision dap, beat picture, picture beat (clap)) : S. Film üzerinde şakşağın çarpışını gösteren ve ses şakşağı ile yan yana getirilince eşlemenin gerçekleşmesini sağlayan resim.

resim taşıyıcı dalga :(Alm. Bildtrager; Fr. onde porteuse d’image (de la vision), porteuse vision; İng. vision carrier, image carrier) : TV. Taşıyıcı dalganın resim taşıyanı.

resim taşıyıcı yinelenim :(Alm. Bildtragerfrequenz; Fr. fréquence de l’onde porteuse vision; İng. vision (carrier) frequency) : TV. Resim taşıyıcı dalganın yinelenimle belirtilen değeri.

resim uyuşumu :(Alm. Bildampas-sung; Fr. raccord des images; İng. picture matching) : TV. çeşitli kaynaklardan gelen resimlerin yayına verilmeden önce aynı sertlik ve parlaklıkta olmasının sağlanması.

resim üreteci :(Alm. Bildgenerator; Fr. générateur de balayage image (de balayage vertical); İng. picture generator, vertical scanning generator, field time base) : TV. Resmi oluşturan düşey taramanın yapılmasını sağlayan üreteç.

resim yükselteci :(Alm. Videoverstarker, Videofrequenzverstarker, VF-Verstarker; Fr. amplificateur de vidéo; İng. video amplifier (frequency amplifier): TV. Alıcıdan çıkan resim imlerini güçlendiren yükselteç.

resimli taslak :(Alm. Ablaufplan, ‘Story-Board’; Fr. conducteur visuel, ‘story bord’; İng. story-board; Eski.T. filmin resimle öyküsü) : S/ TV. ABD’de belirli bir tecimsel izlenceyi ya da filmi özetleyen dizi resimler.

resmegider :(Alm. fotogen; Fr. photogénique; İng. photogenic; Eski.T. fotojenik, resme geliş) : S/ TV. 1. (Genel kullanışta) Hoşa giden, güzel ve çekici bir görüntü veren kimse. 2. (Gerçek anlamı) Sinema ve televizyon görüntülerinin gereklerine uygun bir kişinin, bezemin, varlığın, görünümün yalnızca sinema ya da televizyonla ortaya konabilecek bir gücü, güzelliği, gerçeği taşıması durumu.

RETORİK :(İng. Rhetoric) : Etkili olarak konuşma sanatı.Aristo’ya göre retorik verili bir durumda elde bulunan tüm inandırma araçlarını gözleme sanatıydı. Çağdaş kullanımda, retorik hem yazılı, hem de sözlü iletişimde etkililiği dile getirmektedir. Modern anlamda retorik, ciddi, titiz, bilimsel söylemin karşıtında duran ve doğruyu aktarmayan ya da abartılmış mesajları nitelemektedir. Buna karşılık postmodernistler güzel konuşma sanatı, fikirlerin sanatkarane sunumu şeklindeki daha klasik tanımını benimsemektedirler. Retorik bu bağlamda, simgelerle oynamayı ve hegemonik bir görüşü dayatma ya da kendi üstünlüğü konusunda ayak diretme amacı ya da tasarımı olmayan açık bir metin içinde anlamın kurulmasını anlatmakladır.

Rol :(Alm. Rolle, Teil; Fr. personnage; İng. role, part, character) : S/7Y. Bir oyuncunun bir filmde ya da televizyon oyununda yaratması gereken kişilik.

Röntgen ışınları :(Alm. Röntgenstrahlung; Fr. rayons x (Röntgen); İng. x-rays, Röntgen rays; Eski.T. x ışığı, x ışını, röntgen şuaları) : S/ TV. Işıkla aynı nitelikte olan, ancak çok daha kısa dalga uzunluğunda yer alan elektromanyetik ışınım.

sabun operası (a.) :(Alm. ‘Soap-Opera’; Fr. ‘soap-opéra’ J [İng. (ABD) soap-opera) : TV. Kalıp olaylar, kalıp kişiler, kalıp durumlarla gelişen, mutlu sonla biten, birçok melodram öğesi taşıyan film, televizyon ve radyo izlenceleri için kullanılan kötüleyici, argo terim (bu çeşit film ya da izlencelerin çoğunlukla ABD’deki sabun üreticilerince ısmarlanmasından doğmuştur).

sağa çevrin! :(Alm. schwenk nach rechtsl; Fr. faites un ‘pano’ d droite; İng. pan righü; Eski.T. ‘sağa pani’) : TV. Alıcının sağa yatay çevrinme yapması için alıcı yönetmenine verilen komut.

sağa çevrinme :(Alm. recfits Kamerasch-wenkung; Fr. panoramique â droite; İng. pan right) : S/TV. Alıcının sağa yatay çevrinme yapması.

sağa kaydır! :(Alm. Kamerafahrt nach rechts!; Fr. travelling o droite!; İng. crab right) : TV. Sağa kaydırma yapılmasr için alıcı yönetmenine verilen komut.

Sağa kaydırma :(Alm. Kamerafahrt nach rechts; Fr. travelling â droite; İng. crab right) : S/ TV. Kaydırmanın sağa doğru olanı.

salıngaç :(Alm. Oszillator; İng. oscillator; Eski.T. osilatör) : TV. Her çeşit (elektrik, mekanik, optik, akustik, vb.) salınım oluşturan aygıt.

salınım :(Alm. Schwingung, Schwankung; Fr. oscillation; İng. oscillation; Eski.T. raks, ihtizaz) : S/ TV. Bir denge durumu çevresinde oluşan, birim zamandaki yinelenme sayısına -yinelenim ve yeğinliğine -genlik- göre belirlenen dönemsel devinim.

OKUMALI:  İmparatorluğun sonunda britanya ve ikinci dünya savaşı

salınımölçer :(Alm. Oszillograf; Fr. oscilloscope (cathodique), oscillographe (cathodique); İng. oscilloscope, oscillograph, cathode ray oscilloscope, CRO; Eski.T. osiloskop, osilograf) : S/ TV. Eksiuç ışıtacına dayanan ve değişen elektriksel.nicelikleri gözle görülür biçimde Vererek izlenmesini sağlayan aygıt.

sallanma :(Alm. Unbestöndigkeit; Fr. instabilité; İng. unsteadiness, camera shake) : S/ TV. çevirim sırasında alıcının istenilenin dışında kıpırdanmasından doğan durum. (Bunun sonunda sallantılı bir görüntü ortaya çıkar).

sallanmazlık :(Alm. Stabilitat; Fr. stabilité; İng. stability) : S/ TV. Alıcının çalıştırılırken sağlam bir desteğe oturtulmasından dolayı görüntülerdeki düzgünlük. Sallanmanın karşıtı.

SANAL GERÇEKLİK :(İng. Virtual Reality) : Bir bilgisayar veya diğer iletişim araçlarıyla yaratılan ve kullanıcının kendisini içinde hissettiği ortam. F. Biocca (1992), sanal ortamların toplumda yayılmaya başlamasıyla Üç temel sorunun araştırılması gerektiğini belirtmektedin Araç nasıl bir biçim almaktadır? Kullanıcı aracı nasıl biçimlendirebilir? Araç kullanıcıyı nasıl biçimlendirecektir?

sanat filmi :(Alm. Kunstfilm; Fr. film d’art; İng. art film (feature)) : S. 1. Sanat kaygılarını önde tutan, iş ve tecim olanaklarını hesaba katmayan film. 2. Sanat düzeyi yüksek film. 1908 yılına doğru Fransız sinemasında ortaya çıkan bir akım. Tanınmış yazarların hazırladığı oyunlukların, ünlü tiyatro oyuncularınca, tiyatro uygulayımına göre canlandırılmasına dayanır. Daha sonra öbür Avrupa ülkelerine de yayılmıştır.

sanat üzerine film :(Alm. Kunstfilm, Film über Kunstwerk; Fr. film sur l’art; İng. film on art, art film) : S. Konu olarak herhangi bir sanat ürününü (tablo, yontu, anıt, yapı, vb.) ele alan, bunu belirli bir deyiş ve anlatışla açıklayan film çeşidi.

sanat yönetmen yardımcısı :(Alm. Filmarchitekt-Assistent; Fr. premier assistant décorateur; İng. assistant art director) : S. Sanat yönetmenine çalışmalarında yardımcı olan kimse.

sanat yönetmeni :(Alm. Architekt, Fil-marchitekt, Bühnenbildner, Bühnenmeister, Szenenbildner; Fr. directeur artistique, architecte décorateur (chef), chef decora-. teur, architecte-chef diçorateur; İng. art director, architect; Eski.T. ar direktör, sınai direktör, mimar, film mimarı, şef dekoratör, sanat direktörü) : S. Bir filmin bezemleri-nin hazırlanmasıyla ilgili tüm işleri yöneten kimse.

saniyede resim (sayısı) :(Alm. 1. Bildern pro Sekunde, Bildern / s, B/s, Bildfrequenz, 2. Bildfolgefrequenz, Bildfrequenz, Bildwechselfrequenz; Fr. 1. images par seconde, images-seconde, 2. fréquence des images, fréquence image, cadence d’image; İng. 1. frames per second, fps, fj s, pictures per second, pps, frame frequency, 2. picture frequency, picture repetition frequency, number of frames per second, frame repetition rate, (ABD) frame frequency; Eski.T. 1. saniyede kare sayısı, saniyedeki kare sayısı, 2. resim frekansı, saniyede tam resim sayısı, saniyede geçen tam resim sayısı) : S. 1. Bir saniyede alıcı ya da gösterici penceresi önünden geçen, alıcı ya da göstericinin hızını belirleyen resimlerin sayısı. (Bu sayı, genellikle bütün boylarda, sessiz filmler için saniyede 16 (Büyük 8’de 18), sesli filmlerde saniyede 24 resimdir. Avrupa’da (ve Türkiye’de) televizyonun saniyede resim sayısına uygun olarak saniyede 25 resimdir). TV. 2. Bir saniyede alıcıdan almaca aktarılan resimlerin sayısı. (Gerek kırpışmayı önlemek, gerek alıcı ve almaçları besleyen kent akımının yinelenimine bağlı olarak bu sayı Avrupa’da (ve Türkiye’de) saniyede 25, ABD’de 30 olarak seçilmiştir).

saniyede satır (sayısı) :(Alm. Horizontalfre-quenz, Zeilenfrequenz; Fr. fréquence de ligne (d’analyse horizontale), fréquence- ligne; İng. line frequency, horizontal line frequency, number of lines per second, (ABD) horizontal frequency; Eski.T. çizgi frekansı, satır frekans) : TV. Bir saniyede taranan satırların sayısı. (Bu sayı, bir resimdeki satırların toplamı, yani satır sayısı (S) ile saniyedeki resim sayısının (R) çarpımına eşittir, örneğin Türkiye’nin de benimsediği CCIR. dizgesinde S=625, R.=25’tir; buna göre saniyede satır sayısı 625×25 = 15.625’tir (15.625 Hz).

SANSÜR :(İng. Censorship) : Özgün bir mesajın tümünü veya bir kısmını bloke etmeyi, düzenlemeyi ve manipülasyonunu içeren bir süreç. Sansür çeşitli toplumsal ve ruhbilimsel düzeylerde bilinçli veya bilincinde olunmaksızın işler. Belki en açık kurumsal ve örgütlü sansür süreci kitle iletişim araçlarıyla ilgili olarak gerçekleşir. Sansür konusu devlet, siyaset ve kitle iletişim araçları arasındaki formel ve informel ilişkilerin çözümlenmesinde özsel bir kategori olarak yer tutar.
Sansür genellikle iletişim araçları tarafından üretilip dağıtılan bilgiyi bastırma ve çarpıtma süreci olarak anlaşılmakla birlikte, gerçekte bu süreç hem özendirme, hem de yasaklama biçiminde olabilir. Sansürcü kişi ya da kuruluşlar, belli bilgilerin kamuya yayılmasını isteyebilirler. Bu sansürün ‘olumlu’, yani özendirici yönüdür. Sansürün olumsuz yönü ise, bazı bilgilerin yasaklanması ya da çarpıtılması sürecini içerir. Ayrıca sansür mesajın yayımından önce ve sonra olmak üzere de işleyebilir. Mesajın yayımından önceki sansür mesajın oluşumunu önlemeye yönelikken, mesajın yayımından sonraki sansür, daha çok mesajı biçimlendiren ve yayanların cezalandırılmasına yöneliktir. Bir önemli sansür biçimi de, kişi ve kurumların kendi kendilerini denetlemeleridir. Genellikle bu öz-sansürün nedeni, dışsal baskılara karşı bir önlem alma çabasıdır. Böylelikle iletişim kişi ve kurumlan dış sansürden önce kendi kendilerini sansür ederek, ileride ortaya çıkabilecek sorunları önlemeye çalışırlar.

Sarı süzgeç :(Alm. Gelbfilter; Fr. filtre jaune; İng. yellow filter) : S. özellikle mavi ışınımları tutarak mavi gökyüzünü koyu griye çeviren, beyaz bulutların daha belirginleşmesini sağlayan ve siyah-beyaz filmlerde kullanılan sarı renkli süzgeç.

sarmal açılma :(Fr. ouverture en spirale; İng. whirling fade-in) : S. Açılmanın sarmal biçimde olanı; görüntünün, bir sarmalın bir noktasından başlayıp yavaş yavaş sarmalın tamamlanmasıyla belirmesi.

sarmal kararma :(Fr. fermeture en spirale; İng. whirling fade-out) : S. Kararmanın sarmal biçimde olanı; görüntünün, tamamlanmış bir sarmalın yavaş yavaş bir nokta biçiminde yitmesiyle ortadan kalkması.

satır :(Alm. Zeile, Abtastzeile, Bildzeile; Fr. ligne (d’analyse); İng. line, scanning line; Eski.T. çizgi, tarama çizgisi) : TV. Tarayıcı elektron demetinin yatay tarama sırasında soldan sağa bir gidişinde oluşturduğu çizgi.

satır boşluğu :(Alm. Zeilenabtastung, Schwarzschulter; Fr. blocage de ligne, suppression de ligne; İng. line blanking, porch; Eski.T. satır silinmesi, çizgi silinmesi, yatay silme) : TV. Tarayıcı demetin satırbaşı yapabilmesi için gerekli süreyi sağlamak üzere alıcı ya da almaçta bırakılan boşluk.

satır sayısı :(Alm. Zeilennorm, Zeilenzahl (je Bild); Fr. nombre de ligne par image; İng. number of lines, lines per frame, line number; Eski.T. satır sistemi, çizgi sayısı) : TV. Bir televizyon resmini oluşturan satırların sayısı. (Resim başına düşen bu satır sayısı, televizyonda yayın ölgünlerinin en önemlisi sayılır ve resim seçikliğini belirler).

satır süresi :(Alm. Zeilendauer, Zeilen-zeit; Fr. durée de ligne; İng. line period (duration)) : TV. İçinde resim iminin bir satırı ile satır boşluğu süresi bulunan, tek bir satır bilgisinin süresi.

satır taraması :(Alm. Zeilenablenkung, Zeilenabtastung; Fr. balayage de ligne; İng. line scanning) : TV. Alıcı, almaç, film yayın aygıtında resmin, bir satırını oluşturmak için tarayıcı demetin yatay olarak soldan sağa devinimi.

satır üreteci :(Alm. Zeilengenerator; Fr. générateur de balayage horizontal (de balayage ligne); İng. horizontal scanning generator, line generator (time base); Eski.T. çizgi tarama jeneratörü) : TV. Satırı oluşturan yatay taramanın yapılmasını sağlayan üreteç.

sayaç :(Alm. 1. Bildzahler, 2. Filmlangenmessuhr, Meterzahler, Fusslangenzöhler; Fr. 1. compteur d’images, 2. compteur de longueur (de mètres); İng. 1. picture counter, frame counter, 2. length counter, footage counter (indicator); Eski.T. 1. saat, kontör, sayıcı) : S. 1. Alıcılarda ve bazı öbür sinema aygıtlarında pencere önünden kaç resim geçtiğini belirten araç. 2. Sinema aygıtlarında, ses aygıtlarında ne kadar film ya da kuşak kullanıldığını uzunluk çeşidinden (genellikle ayak ya da metre olarak) belirteç sayaç.

saydam görüntülük :(Alm. Transparenzschirm; Fr. ecran transparent; İng. transparent screen) : S. Saydam nitelikte geriden gösterim görüntülüğü.

saydam resim göstericisi :(Alm. Diaprojektor, Diaprojektionsgehrat, Sichtbilgerat, Bildwerfer, Diawerfer; Fr. projecteur pour diapo(sitive) (de vues fixes, fixe), appareil de projection pour vues fixes, diascope; İng. slide projector, diascope; Eski.T. diyapozitif projektörü, slayt projektörü) : S/TV. Saydam resimleri görüntülüğe yansıtmakta kullanılan gösterici çeşidi.

saydam resim gösterimi :(Alm. Diapositivprojektion; Fr. projection de diapositive; İng. slide projection) : S/ TV. Saydam resimlerin görüntülüğe yansıtılmasıyla gerçekleştirilen gösterim.

saydam resim kuşağı :(Alm. Bildband, Filmstreifen, Bildstreifen, Dia-Serien; Fr. film fixe (en bande), serie de diapositives; İng. film strip, slide film, series of slides; Eski.T. diyapozitif şeridi, diya şeridi, film şeridi, şerit, slayt şeridi) : S/TV. 35 mm’lik film üzerine basılmış, genellikle aynı konuda saydam resimlerden oluşan dizi.

SECAM renk işlemi :(Alm. SECAM -System; Fr. system SECAM; İng. SECAM system) : TV. 1958’de Fransa’da Henri de France’ın NTSC renk işleminin aksaklıklarını gidermek amacıyla geliştirdiği, renklilik alt taşıyıcısının her kez yalnız bir renkle ilgili bilgiyi taşıdığı, bu bilginin de her satırda almaşık olarak değiştiği’, ayrıca yine her satır için gönderilen renklilik bilgisinin almaçta geciktirme satırıyla tutulabilip, öbür satır için de kullanılabildiği renkli televizyon işlemi. (‘SECAM = sequential couleur â mémoire = anımsamalı, almaşık renk’ anlamına gelir. Bu işlemin daha geliştirilmişi ‘SECAM III’ adını taşır).

SEÇİCİ DİKKAT :(İng. Selective Attention) : İnsanın varolan bir çok uyarandan fiilen hangisini algılayacağım etkin olarak belirlemesi.

SEÇİCİ İZLEME :(İng. Selective Exposure) : İnsanın belli bir uyaranla karşılaşmasının kesin olduğu durumlardan bilerek kaçınması veya tam tersi kendini bilerek bu durumlara konumlandırması. İletişim bağlamında seçici izleme, bireylerin varolan tutum ve inançlarıyla tutarlı mesajları izleme eğilimini dile getirmektedir.

SEÇİCİ KAÇINMA :(İng. Selective Avoidance) : İnsanlann varolan inanç, tutum ve deneyimlerini destekleyici iletişimi arayıp, kanılarıyla çelişen iletişimden kaçınma eğilimi.

SEÇİCİALGI :(İng. Selective Perception) : Bireylerin varolan tutumlarıyla uyumlu mesajlan okumaları; tutumlan ve beklentileriyle çatışan mesajlan veya mesaj bölümlerini göz ardı etmeleri ya da yanlış yorumlamaları.

seçik :(Alm. scharf; Fr. nette, aigu; İng. sharp; Eski.T. net, berrak) : S/ TV. Bir konunun duyarkat ya da almaç görüntülüğü üzerindeki görüntüsünün bulanıklıktan uzak, her noktasının görüntüde bir nokta oluşturacak arılıkta olması.

sekizinci sanat :(Alm. ochte Kunst; Fr. huitième art; İng. eighth art) : TV. Yedinci sanat diye adlandırılan sinemadan sonra çıktığı için televizyon sanatını anlatmakta kullanılan deyim; televizyon sanatı.

selüloit :(Alm. Zelluloid; İng. celluloid) : S. 1. İnce, saydam, bükülebi-lirolan, selüloit sinema filmlerinin tabanını yapmakta kullanılan, selüloz nitrat ve kâfurudan yapılan ısıl yoğruk özdek. 2. (Mecaz olarak) Film.

selüloz :(Alm. Zellulose; Fr. cellulose; İng. cellulose) : S. Doğada bitkilerin göze zarlarında bulunan özdek, ağaç elyafı; film tabanlarındaki selüloz asetat ile selüloz nitratın temel özdeği.

selüloz asetat :(Alm. Zelluhseazetat, Azetylzellulose; Fr. acetate de cellulose; İng. cellulose acetate, acetyl-cellulose) : S. Asit anhidritlerin selülozu etkimesinden elde edilen ester; asetat tabanın temel özdeği.

selüloz nitrat :(Alm. Nitrozellulose; Fr. nitrate de cellulose, nitrocellulose; İng. cellulose nitrate, nitrocellulose; Eski.T. nitrosellüloz) : S. Selülozun nitrik asit esteri; nitrat tabanın temel özdeği.

selüloz triasetat :(Alm. Zellu-losetriazetat; Fr. triacetate de cellulose; İng. cellulose triacetate) : S. Selüloz asetatın bir çeşidi; triasetat tabanın temel özdeği.

sertlik :(Alm. Kontrast; Fr. contraste; İng. contrast; Eski.T. kontrast, kontrastlık, farklılık, tezat, karşıtlık) : S [TV. Bir görünçlüğün doğadaki, filmdeki ya da görüntülükteki aydınlık ve karanlık bölümleri arasındaki başkalık, ilişki.

sertlik aralığı :(Alm. Kontrastumfang, Kontrastbereich, Helligkeitsumfang, Leuchtdichteumfang; Fr. intervalle de contraste; İng. contrast range) : S/TV. Sertlik oranının en yüksek olduğu durum; en karanlık noktalar ile en aydınlık noktalar arasındaki oran.

sertlik ayarı :(Fr. réglage de contraste; İng. contrast control; Eski.T. kontrast ayan) : Alm. Kontrastregelung] TV. Genellikle parlaklık ayarıyla birlikte yapılan, almaca gelen resim iminin gücünü değiştirmek yoluyla görüntülükteki resmin sertliğini düzenleme işi.

sertlik düşmesi :(Alm. Kontrastminderung; Fr. perte de contraste; İng. contrast reduction; Eski.T. kontrast kaybı) : TV. Televizyon iminin zayıflamasından ötürü sertlik oranındaki düşme.

sertlik eksikliği :(Alm. Kontrastlosigkeit; Fr. manque de ccntrâste; İng. lack of contrast; Eski.T. kontrast yokluğu) : S/TV. Bir görünçlüğün doğadaki, filmdeki ya da görüntülükteki aydınlık ve karanlık bölümleri arasında sertlik bulunmaması ya da pek az olması.

sertlik oranı :(Alm. Kontrastverhaltnis, Kontrastumfmg; Fr. rapport de contraste; İng. contrast,ratio; Eski.T. kontrast oranı) : S/TV. Birbirine komşu tonlar arasındaki aydınlık karanlık ilişkisi; bu ilişkiyi belirtmekte kullanılan terim. (Sertlik oranı arttıkça, bu iki nokta birbirinden daha kesinlikle ayrılır; sertlik oranı azaldıkça, komşu iki nokta birbiri içinde yitmeğe başlar).

serüven filmi :(Alm. Abenteuerfilm; Fr. film d’aventure; İng. adventure film, (ABD) cliff hangover (a.); Eski.T. macera filmi) : S, Kişilerinin tehlikelerle dolu, serüvenli bir yaşam sürdükleri; soluk kesici olaylar, kahramanca davranışlarla dolu olan, hızlı dizemli filmler için kullanılan genel terim.

ses :(Alm. Ton, Klang, Laut, Schall; Fr. son; İng. sound; Eski.T. sovt) : S/ TV. Titreşimli bir kaynaktan çıkan, belirli bir ortamda uzunlamasına dalgalar biçiminde yayılan basıncın etkisiyle kulağın algıladığı duyu.

ses – resim taşıyıcı aralığı :(Alm. Frequenzabstand zwischen Bild- und Tonträgerfrequenz; Fr. ecort entre porteuse son et porteuse vision; İng. sound carrier relative to vision carrier; Eski.T. ses ye resim verici frekansları arasındaki fark, ses ve resim taşıyıcıları arasındaki fark, ses ve resim verici frekans farkı) : TV. Belli bir olukta, ses taşıyıcı dalga ile resim taşıyıcı dalganın yinelenimleri arasındaki başkalık.

ses alıcısı :(Alm. Tonkamera, Tonfilmkamera, Lichttonkamera; Fr. camera son, appareil de prise de son; İng. sound camera; Eski.T. t, sesli film makinesi, ses makinesi, seslendirme aygıtı) : S. Sesli film çeviriminde kullanılan ve ses kuşağının üzerine optik ses imlerini saptayan alıcı.

ses ara yinelenim yükselteci :(Alm. Tonzwischenfrequenzversta’rker; Fr. amplificateur fréquence inter mû die aire son, amplificateur â moyenne fréquence; İng. sound intermediate frequency amplifier) : TV. Almaçta, resim ve ses imleri ayrıldıktan sonra, ses ara yinelenimini güçlendiren yükselteç.

ses ara yinelenimi :(Alm. Tonzwischenfrequenz; Fr. fréquence interna die aire son; İng. sound intermediate frequency) : TV. Ara yineleniminin ses imiyle ilgili olanı.

ses ayarı :(Alm. Lautstâ’rkeregelung, Lautstarkeregeler; Fr. réglage de puissance (d’intensiti sonore); İng. volume control; Eski.T. volüm ayarı, ses şiddeti ayarı) : S/TV. Herhangi bir ses aygıtının, almacın sesyayarının çıkardığı sesin gürlüğünü istenilen düzeye getirmek için yapılan düzenleme.

ses aygıtı :(Fr. magnétophone, enregistreur magn6tique; Eski.T. manyetik ses kayıt cihazı, ses kayıt cihazı, manyetik ses alma makinesi, ses alma makinesi, teyp (makinesi)) : (ing. tape recorder, magnetic recorder [tape recorder, sound recorder)] [Alm. Bandspiler, Magnettongerâ’t, lfiagnetofon(gerat), Tonbandgerâ’t, Tonbandmasc-hine, magnetische Schreiber] S/TV. Mıknatıslı ses kuşağının mıknatıslı alandan geçirilmesi (sesin saptanması), sonra bu kuşağın bir elektrik devresi yakınından geçirilerek akım oluşturması (sesin okunması) temeline dayanan, demir mıknatısı özdeklerindeki artık mıknatıslamadan yararlanarak sesi saptayan ve okuyan aygıt.

ses aygıtı yuvası :(Alm. Tonbandgerat-Anschluss, Buchse für Tonbandgerat; Fr. prise pour magnétophone; İng. socket for tape recorder, recording jock) : S/ TV. Bazı aygıtlarda (örneğin almaçta, göstericide) ses aygıtının bağlanması için ayrılan yuva.

ses başyönetmeni :(Alm. Toningenieur, Tonmeister; Fr. 1. chef opérateur du son (de prise de son), 1-2. ingönieur du son (en chef) J [İng. 1. recording director, audio control engineer, (ABD) sound director, chief recordist, 2. audio engineer, sound engineer; Eski.T. ses mühendisi, tonmayster) : S,1.Seslendirme, yeniden seslendirme çalışmalarını yöneten kimse; ses takımının başkanı. TV. 2. Bir televizyon yayınının ses yayınından sorumlu kimse.

ses bölümü :(Alm. Ton-kopf; Fr. tite sonore (de lecture), bloc sonore; İng. sound head) : S. Bir göstericide, ses yolundaki sesin okunmasını sağlayan, bir okuma kafasından oluşan bölüm. Resim bölümünün karşıtı.

Ses dağılımı :(Alm. Akustik; Fr. acoustique; İng. acoustics; Eski.T. ilm-i savt, akustik) : S/ TV. 1. Sesin dağılımını inceleyen bilim dalı. 2. Sesin dağılımına göre kapalı bir yerin taşıdığı özellik.

ses dalgası :(Alm. Schalwelle; Fr. onde sonore; İng. sound wave) : S/ TV. Titreşimli bir kaynağın, kendini çevreleyen ortamda oluşturduğu değişken basıncın devinimi.

ses değiştirimi :(Alm. Modulation des Tonsenders; Fr. modulation du son; İng. sound modulation; Eski.T. ses modülasyonu) : TV. Televizyon yayınında ses için kullanılan değiştirim çeşidi.

ses derinliği :(Alm. Klangperspektive, Raumwirkung; Fr. perspective sonore, effet d’espace; İng. sound perspective, acoustic perspective; Eski.T. ses perspektifi) : S/ TV. Algılanan bir sesin, algılayana göre uzaklığının oluşturduğu, özellik.

ses düzeyi :(Alm. Lautheit, Tonstörke,Tonpegel, Lautstarkepegel; Fr. niveau sonore; İng. loudness, sound level) : S/ TV. Kulağın sese olan fizyolojik yatkınlığının derecesi. (Sesin gürlüğüne ve yinelenimine bağlı olan bu düzey fon ya da desibelle ölçülür).

ses eşlemi :(Alm. Tonkopie; Fr. copie son; İng. sound print; Eski.T. ses kopyası) : S. Bir ses negatifinden elde edilmiş pozitif eşlem.

ses etkicisi :(Alm. Geröuschemacher, Gerâ’uschtechniker; Fr. te enniden de bruitage, bruiteur; İng. sound-effects man (technician)) : S/TV. çeşitli ses etkilerini gerçekleştiren ve yöneten kimse.

ses etkileri :(Alm. Gerausch(kulisse), Gerausche; Fr. effets sonores, bruitage, bruits; İng. Sound effects, FX, SFX; Eski.T. gürültü, efekt) : S/TV. çeşitli doğal seslerin işlikte elde edilmesiyle ilgili etkiler; işlikte çeşitli kaynaklardan gerçekleştirilen doğal sesler.

ses etkileri belgeliği :(Alm. Gerâuscharchiv; Fr. .archive des effets sonores; İng. sound effects library) : S/TV. Ses etkilerinin sıralanmış olarak saklandığı belgelik.

ses geçirmez :(Alm. schalldicht; Fr. insonore; İng. soundproof) : Sesi geçirmeyen yapıda olan.

ses hızı :(Alm. Schallgesch-windigkeit; Fr. vitesse (de propagation) du son; İng. velocity of sound) : S/ TV. Sesin birim zamanda aldığı yol. (Bu hız, sesin, içinde yer aldığı ortama göre değişir; genellikle havada, 0°C’de saniyede 332 m’dir).

ses imi :(Alm. 1. Tonspur, Tonschrift, 2. Tons/gna/; Fr. 1. image du son (de la piste sonore), trace, 2. signal son; İng. 1. sound image, track, 2. sound s/gno/; Eski.T. 1. ses görüntüsü, 2. ses sinyali) : S/TV. 1. Ses titreşimlerinin optik ses yolu üzerindeki resmi. TV. 2. Bir televizyon yayınında sesi oluşturan im.

ses imi ölçer :(Alm. Spitzenaussteuerungsmesser; Fr. ‘peak programme meter’; İng. peak programme (ABD: program) meter, PPM) : TV. Ses iminin doruk noktasını ölçen aygıt.

ses işlemi :(Alm. Tonsystem; Fr. procede sonore; İng. sound system; Eski.T. ses sistemi) : S. Sesli film çevirmek için yapılan çalışmaların tümü.

ses kurgusu :(Alm. Tonschnitt; Fr. montage du son, montage sonore, montage-son; İng. sound editing (cutting), track laying, laying sound; Eski.T. ses montajı) : 5. Ses kuşağında yapılan kurgu; ses kuşaklarının birleştirilmesindeki kurgu.

ses kuşağı :(Alm. Tonband, Tonteil; Fr. bande son (sonore), partie sonore; İng. sound track (tape, reel); Eski.T. ses şeridi, ses bandı, ses filmi) : S. 1. üzerine ses saptanmış optik ya da mıknatıslı ses kuşağı. 2. Sesli filmde, kuşağın görüntüye karşılık ses bölümünü belirten terim.

ses oluğu :(Alm. Tonkanal, Kanal; Fr. canal son; İng. sound channel, (ABD) audio channel) : TV. Bir televizyon oluğunun sese ayrılan bölümü.

ses pozitifi :(Alm. Tonpositiv, Lichttonpositiv; Fr. positif son; İng. sound positive) : S. Ses imlerinin pozitif görüntüsünü taşıyan kuşak.,

ses şakşağı :(Alm. Klappentonaufzeichnung; Fr. claquette son; İng. sound clap, beat record, record beat (clap)) : S. Ses yolunda şakşağın çarpışından çıkan sesi veren ve resim şakşağı ile yan yana getirilince eşlemenin gerçekleşmesini sağlayan im.

ses taşıyıcı dalga :(Alm. Tontrager; Fr. onde porteuse du son, porteuse son; İng. sound carrier) : TV. Taşıyıcı dalganın ses taşıyanı.

ses taşıyıcı yinelenimi :(Alm. Tontragerfrequenz; Fr. fréquence de l’onde porteuse du son; İng. sound carrier frequency; Eski.T. ses taşıyıcı frekansı) : TV. Ses taşıyıcı dalganın, yinelenimle belirtilen değeri.

ses toplar :(Alm. Mikrofon); Fr. microphone); İng. microphone), mike; Eski.T. mikrofon) : S/ TV. Bir ses oluğunun başına yerleştirilen, ses dalgalarının erkesini mekanik erkeye, sonra da elektrik erkesine çeviren değiştirgeç.

ses toplar arabası :(Alm. Mikrofonkran, Mikrofongalgen, Tongalgen, Gölten, ‘Boom’; Fr. grue de micro(phone); İng. microphone boom, mike boom, sound boom; Eski.T. mikrofon vinci) : S/TV. Ses topların her çeşit devinimi kolaylıkla yapmasını sağlayan tekerlekli ve vinçli en büyük boy araç.

ses toplar ayağı :(Alm. Mikrofonstativ; Fr. support micro; İng. microphone suprıort (stand), floor stand) : S/TV. üzerine mikrofon yerleştirilen üçayak.

ses toplar dışı :(Alm. ‘Off-Mikro’; Fr. ‘off-micro’; İng. off-microphone, off-mike) : S/TV. Ses topların duyar yanında bulunmayan ses kaynağının durumu.

ses toplar gölgesi :(Alm. Mikrofonschatten; Fr. ombre de microphone; İng. microphone shadow; Eski.T. mikrofon gölgesi) : S/TV. Ses topların iyi yönetilememesinden, ışık kaynaklarının durumundan dolayı ses toplar gölgesinin alıcının görüş alanı içine düşmesi, dolayısıyla görüntüde yer alması.

ses toplar kamışı :(Alm. Mikrofonangel, Angel; Fr. perche (microphonique); İng. fish-pole, fishing rod; Eski.T. perş, mikrofon kolu) : S/ TV. Ucuna mikrofon takılarak devindirilen ve olta kamışını andıran değnek.

ses toplar kolu :(Alm. Mikrofonangel; Fr. bras de microphone; İng. hand boom; Eski.T. mikrofon kolu) : S/TV. Ses toplar devinimlerini sağlamakta kullanılan çeşitli boyda sırıklar.

ses toplarcı :(Alm. Mikrofonmann, Tonangler, Mikroassistent, zweiter Tonassistent, Mikromann, ‘Perchman’; Fr. perchiste, assistant du son, deuxième assistant son, ‘perchman’; İng. perch man, mike man, microphone operator, boom operator (boy, slinger, swinger), microphone boom man, (ABD) boom man, perchist; Eski.T. mikrofoncu, perman, tünek adamı, ses asistanı, ses makinisti, mikrofon sürücü, mikrofon teknisyeni) : S/TV. Ses kaynağının yer değiştirmesine göre ses topların devinimlerini düzenleyen, ses topların sesi en iyi alabilecek durumda olmakla birlikte çerçeve dışı kalmasını sağlayan kimse.

ses yinelenimi :(Alm. Hornfrequenz, Niederfrequenz, NF, Tonfrequenz; Fr. fréquence son; İng. audio-frequency, AF; Eski.T. ses frekansı) : S/TV. Olağan insan kulağının işitme sınırları içinde yer alan yinelenim. Yaklaşık 20-20.000 Hz’dir.

ses yolu :(Alm. Tonspur, Spur; Fr. piste (sonore); İng. sound track, trock; Eski.T. sesi kaydetmeğe mahsus kısım, ses kaydedilen yer, ses pisti, ses bandı) : S. 1. Bir ses kuşağında yer alan ve ses imlerini taşıyan bir ya da birkaç daracık yol. 2. Sesli filmlerde, görüntü kuşağının bir ya da birkaç yerinde bulunan ve ses imlerini taşıyan yollar.

ses yönetmeni :(Alm. Tonassistent, Tontechniker, erster Tonassistent; Fr. opérateur du son, chef assistant du son, ‘recorder’, ‘recordman’; İng. sound cameraman [operator, man, recordist, supervisor, camera operator), recordman, recordist, monitor man, (ABD) knob twister (a.); Eski.T. ses şefi, ses alıcısı) : S. Ses alıcısını çalıştıran, sesin film üzerine saptanması işini yöneten kimse.

ses yöntemi :(Alm. Tonsystem; Fr. système sonore; İng. sound system) : S/ TV. Sesin saptanmasında ya da yayınlanmasında kullanılan yöntem.

ses zincirlemesi :(Alm. Tonüberblen-dung; Fr. enchainement sonore; İng. sound dissolve) : S/ TV. Bir sesin yanı sıra başka bir sesin belirerek yavaş yavaş onun yerini alması; bir sesten başka sese yavaş yavaş geçiş.

SESBiRİM :(İng. Phonem) : Bir dilin ses sistemindeki en küçük birim.

sesçi :(Alm. Tonassistent; Fr. preneur de son, sondeur; İng. sound man) : Ş/TV. Ses aygıtıyla sinema ya da televizyon için ses saptayan uygulaman.

sesi aç! :(Alm. aufblenden!; Fr. ouvrez, ouverture de la voie son!; İng. fade up!, FU) : S/ TV. Sesin yükseltilmesi için verilen komut.

sesi kes :(Alm. Stopp!, Ton oi/si; Fr. coupez le son!; İng. cut sound!, take out sound!) : S/ TV. Sesin kesilmesi için verilen komut.

sesi kıs! :(Alm. abblenden!; Fr. ferment; İng. fade down!) : Sesin gürlüğünün azaltılması için verilen komut.

seslendirme :(Alm. Tonaufnahme, Tonaufzeichnung, Schallaufnahme, Vertonung, Schallaufzeichnung; Fr. enregistrement (sonore, du son), prise de son, sonor/sot/on; İng. sound recording; Eski.T. ses kaydı, ses alma, ses tespit ve kaydı) : S. 1. Bir ses negatifinin sesli alıcıda kullanılıp işlemelikte işlendikten sonra ses pozitifi elde edilmesi Ve bu pozitifin, görüntü pozitifi ile birleştirilmesi. 2. Filme optik ya da mıknatıslı ses yolu eklenmesi işi. TV. 3. Sesin doğrudan doğruya yayınlanmaması durumunda, bu sesin saptanma yöntemleri.

seslendirme hızı :(Alm. Tonaufnahmegeschwindigkeit; Fr. vitesse d’enregistrement (du son); İng. sound recording speed) : S/TV. Her çeşit ses saptama ve okuma aygıtında, bu aygıtın saptama ve okuma sırasındaki hızı. (Bu hız genellikle, hangi gereç üzerine ses alınıyorsa, o gerecin birim zamandaki dönüş ya da yol alışıyla belirlenir).

seslendirme işliği :(Alm. Tonfilmstudio, Tonstudio, Tonaufnahmestudio, Tonatelier, Schallaufzeichnungsraum; Fr. auditorium, studio son (d’enregistrement); İng. auditorium, sound studio, recording studio; Eski.T. ses dairesi, ses stüdyosu) : S. Seslendirme, sonradan seslendirme, sözlendirme, vb. çalışmaların yapıldığı, ses geçirmez, ses dağılımı düzgün salon.

seslendirme kafası :(Alm. Aufnah-mekopf; Fr. tette d’enregistrement; İng. recording head) : S/ TV. çeşitli ses aygıtlarında sesin saptanmasını sağlayan kafa.

seslendirme masası :(Alm. Tonmischpult, Tonmeisterpult, Mischpult, Tonmischer, Tonaufnahmepult, Steuerpult; Fr. pupitre de commande du son (de mélange du son, de mixage), console de mélange du son (de mixage), table de melange (de mixage), appareil de mixage, milangeur, mixeur, boite â mixage, ‘audiomixer’; İng. sound console (mixer, mixing panel, mixing console, mixing desk, control desk), audio mixer (control console, mixing console), mixing table (console), mixer, control desk, console, bank, panel; Eski.T. ses reji masası, kumanda masası, karıştırma masası, bileştirme masası) : S. 1. Seslendirme odasında çeşitli ses kuşaklarından gelen seslerin denetlenip birleştirilmesini sağlayan aygıt. TV. 2. çeşitli kaynaklardan geleri seslerin denetlenip yayına verilmesini sağlayan aygıt.

seslendirme odası :(Alm. Tonkabine, Kabine, Mischatelier, Tonbox (a.); Fr. cabine d’enregistrement (de son, de mixage, sonore), salle de mixage; İng. booth, sound booth, sound-proof booth, cabin, mixing room, dubbing room (theatre, ABD: theater), (ABD) aquarium (a.); Eski.T. camlı kamara, dinleme kamarası, kontrol odası, ses alma odacığı) : S. Seslendirme işliğinden ses geçirmez camla ayrılan, ses yönetmeni ile ses masasının ve aygıtlarının bulunduğu, ses geçirmez oda.

seslendirme oluğu :(Alm. Tonkanal; Fr. chaine d’enregistrement (sonore), canal sonore; İng. sound channel, recording channel (system)) : S. Sesli film çeviriminde kullanılan ve birbirine bağlı olan bütün ses araç ve gereçlerinin tümü; ses-toplar, yükselteçler, seslendirme masası, ses alıcısı, ses yayarlar, vb.

seslendirmek :(Alm. vertonen, eins-pielen, aufnehmen; Fr. sonoriser, enregistrer; İng. make a sound recording, add sound to a film, record; Eski.T. ses kaydetmek, ses tespit ve kaydetmek) : S.Seslendirme eylemi.

sesli (film) :(Alm. Tonfilm; Fr. film sonore, sonore; İng. sound film (picture, motion picture)) : S. Görüntülerinin yanı sıra bu görüntülere ilişkin sesi de veren film. Sessiz (film) karşıtı.

sesli (film) hızı :(Alm. Tonfilmgeschwindigkeit; Fr. vitesse du sonore; İng. sound speed; Eski.T. sesli film sürati) : S. Sesli filmin çevriliş ve gösterimi sırasında, pencere önünden saniyede geçen resim sayısıyla belirlenen hız. (Sesle eşlenmiş bütün film boylarında bu hız, saniyede 24 resimdir).

sesli alıcı :(Alm. Tonkamera, Tonfilmkamera; Fr. appareil d pellicule unique, caméra sonore; İng. sound camera, single-system sound camera; Eski.T. sesli kamera) : S. Resim ile sesi aynı anda aynı film üzerine saptayabilen alıcı.

sesli diplik :(Fr. fond sonore; İng. sound backing) : S. Ses ya da müziğin, görüntülerin yanı sıra belli belirsiz yer alması durumu.

sesli evirim :(Alm. Tonfassung; Fr. version sonore, film sonorise; İng. sound version) : S. özgün evirimi sessiz olan herhangi bir filmin, sonradan ses kuşağı eklenmiş evirimi.

sesli gösterici :(Alm. Tonprojektor, Tonfilmprojektor; Fr. projecteur sonore (pour film sonore), appareil de projection sonore; İng. sound projector; Eski.T. sesli sinema makinesi, sesli projeksiyon makinesi) : S. Görüntüyle birlikte sesi de verebilen, ses bölümü bulunan gösterici.

sesli sinema :(Alm. Tonfilm; Fr. cinéma sonore; İng. sound film (motion picture, cinematography)) : S. 1. Sesli filmlerle başlayan sinema dönemi. 2. Bu dönemin sineması. Sessiz sinema karşıtı.

seslik :(Alm. Tonarchiv, Lautarchiv, Schallarchiv; Fr. archive sonore, sonotheque, phonotheque; İng. sound archive (library), phonotheque; Eski.T. ses arşivi, ses belgeliği) : S/ TV. çeşitli amaçlarla kullanılmak üzere her türlü sesin sıralanmış olarak saklandığı yer.

sessiz (film) :(Alm. Stumm-film, stumm; Fr. film muet, muet; İng. silent (film, picture), mute) : S. 1. Sessiz olarak çevrilmiş, ses yolu bulunmayan film. 2. Sessiz gösterim için hazırlanmış film. Sesli (film) karşıtı.

sessiz (film) hızı :(Alm. Stummfilmgeschwindigkeit; Fr. vitesse du muet; İng. silent speed; Eski.T. sessiz film sürati) : S. Sessiz filmin çevriliş ve gösterimi sırasında pencere önünden saniyede geçen resim sayısıyla belirlenen hız. (Bu hız, genellikle saniyede 16 resimdir).

sessiz alıcı :(Alm. stumme Kamera; Fr. caméra en muet, appareil de prise de vues en muet; İng. silent motion picture camera, silent camera, mute camera; Eski.T. sessiz kamera) : S. Sessiz film çeviriminde kullanılan alıcı çeşidi.

sessiz çekim :(Alm. stumme Auf-nahme; Fr. plan muet; İng. wild shot; Eski.T. sessiz plan) : S. Sessiz olarak çevrilmiş çekim. İçinde ses bulunmayan çekim.

sessiz sinema :(Alm. Stummfilm; Fr. cinéma muet; İng. silent film (motion picture, cinematography)) : S. 1. Sinemanın bulunuşundan sesli sinemanın ortaya çıkışına kadar uzanan dönemdeki sinema. (Sesli film yapımına başlayan her ülkeye göre değişen bu dönem, genellikle 1895’ten 1930’a kadar uzanır). 2. Bu dönemin, kendine özgü dilini, sanatını, deyişini, kurallarını, uygulayımını yansıtan filmlerden oluşan sineması. (Başlıca özellikleri: Görüntünün egemenliği, görsel öğelerin üstünlüğü, anlatımın yalınlığı, kurgunun ağır basması, oyun anlayışı (mimikler), ara yazılar).

sessizlenmiş alıcı :(Alm. Blimp Kamera, selbstgeblimpte Kamera; Fr. camera insonorisé, appareil de prise de vues insonorisé; İng. silenced motion picture camera, selfblimped camera, sound-proof camera, blimped camera) : S. Sesli film çeviriminde kullanılmak üzere, motor gürültüsünün dışarı sızması önlenmiş alıcı.

sesyayar :(Alm. Lautsprecher, Strahler; Fr. haut-parleur, écouteur, enceinte; İng. loudspeaker; Eski.T. hoparlör) : S/TV. Elektrik akımını, uzaktan işitilebilecek gürlükte ses dalgalarına çeviren aygıt.

SICAK İLETİŞİM ARAÇLARI :(İng. HotMedia) : Tek duyu kipini, yüksek tanımlı verilerle genişleten iletişim araçları. Örneğin, radyo ve film.

silinmeli açılma :(Fr. ouverture en fondu par volet; İng. wipe on) : S/ TV. Bir çekimin silinmeyle açılması.

silinmeli kararma :(Fr. fermeture en fondu par volet; İng. wipe off) : S/ TV. Bir çekimin silinmeyle kararması.

silinmeli kararma – açılma :(Alm. Wischblende, Schiebeblende; Fr. fermeture et ouverture par volet (par cache mobile) [İng. wipe off and on, wipe; Eski.T. vole, süratli geçiş, süratli kapatılma açılma) : S/TV. Silinmeli bir kararmanın silinmeli bir açılmayla izlenmesi.

silme :(Fr. effacement; İng. erasing, erosion, erasure, wiping) : S/ TV. üzerine ses ya da görüntü saptanmış mıknatıslı kuşakları, silme kafasından geçirerek ortadan kaldırma, böylelikle yeni bir saptamaya hazırlama.

silme kafası :(Alm. Löschkopf; Fr. téte d’effacement; İng. erasing head, erase head, wiping head) : S/ TV. Ses aygıtı ya da mıknatıslı görüntü aygıtlarının silmeyi sağlayan bölümü.

sine :(Alm. Kine-,Kino-; Fr. ciné; İng. cine-,kine-) : S.’Sinema'(sinematograf= cinematographe, cinematograph]kinematograph, Kinematograf) sözcüğünden kısaltmayla elde edilen, yabancı dillerde cine-club, cine-camera, cinephile, cinemaga-zine, Kinefilm, vb. bileşiklerde kullanılan önek.

sinema :(Alm. 1. Filmtheater(bau), Kino(bau), Lichtspielhaus, Lichtspieltheater, Schauspielhaus, 2-6. Film, Kinematografie; Fr. 1. cinéma, salle (de cinéma), 2-6. cinéma(to graphie); İng. cinema theatre (house), cinema, (ABD) theater, motion picture theater, movie house (theater), picture house, pictures, movies, 2-6. cinematography), kineme(tography), (ABD) motion picture, moving picture, movie; Eski.T. 1. sinema tiyatrosu, sinema sarayı, sinema binası, 2-6. sinematograf) : S. 1. İzleyicilerin filmleri topluca görebilmeleri için özel olarak yapılmış yapı. 2. Herhangi bir devinimi, düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini saptama, sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde görüntülük üzerine yansıtarak devinimi yeniden oluşturma işi. 3. Bir ülkede sinemayı oluşturmak üzere gerekli kuruluşların tümü, sinema işleyici (: bkz. sinema işleyici). 4. Güzel sanatların bir dalı olarak sinema sanatı (: bkz. sinema sanatı). 5. Sinemayı oluşturmak için yapılan çalışmaların tümü, sinemacılık (: bkz. sinemacılık). 6. Bir ülkenin kendine özgü nitelikler taşıyan ulusal sineması. (‘Sinema’, sinematograf sözcüğünün kısaltmasıdır).

sinema dili :(Alm. Filmsprache; Fr. langage cinématographique; İng. film language) : S. 1. Sinemanın bir anlatım aracı olarak taşıdığı özellik ve olanakların, kendine özgü sözcük dağarcığının, bunların kullanılış biçiminden doğan deyişin oluşturduğu dil. 2. Sinemanın gereklerine, niteliklerine uygun anlatım yolu.

sinematograf :(Alm. Ki-nematograf; Fr. cinématographe; İng. cinematograph, cinematograph) : S. Lumiere Kardeşlerin, kendi buluşları olan sinema aygıtına verdikleri ad. (Bu aygıt hem alıcı, hem gösterici, hem de basım aygıtı olarak kullanılabiliyordu. Sinematograf ve bundan türeyen sinematografi sonradan sinema, sine biçiminde kısaltılarak çeşitli anlamlarda kullanıldı).

skeç :(Alm. Skizze, Zeichnung, ‘Sketch’; Fr. esquisse; İng. sketch) : TV. Genellikle günlük yaşamdan alınmış bir konuyu en can alıcı çizgileriyle, dikkati çekici tiplerle, oldukça abartılmış olarak kısa bir süre içinde sunan, hızlı dizemli, espirili bir güldürü çeşidi.

Sinyal :(İng. Signal) : Mesaja, iletilmesi amacıyla verilen fiziksel biçim. Sinyalin içerik ya da anlamla hiçbir ilgisi olmayıp, sadece mesajın fiziksel varlığını ya da biçimini dile getirir.

Smell-O-Vision :(Alm. Smell O Vision; Fr. Small VIS/ON; İng. Smell-O-Vision) : S. Bir kokulu film işlemi.

soğuk sınama :(Alm. kalte Probe, Stellprobe, Durchlauf; Fr. filâe, répétition dans la continuity (sans technique), mise en place; İng. dry run, run-through, walk-through, first rehearsal; Eski.T. soğuk prova) : TV. Oyuncuların her çekimdeki devinimleri yinelemesi, uygulamaların bu devinimleri izlemesi, yönetmenin bunlarla ilgili açıklama ve düzeltmeleri yapmasına dayanan sınama.

soğurma :(Alm. 1. Lichtabsorption, 2. Schallabsorption; Fr. 1. absorption (de lumibre), 2. absorption (du son); İng. 1. light absorpthn, 2. sound absorption; Eski.T. mas, imtisas) : S/ TV. 1. Işığın bazı özdeklerden geçerken, ışığı oluşturan bazı renklerin bu özdekçe tutulması. 2. Ses dalgası bir yüzeye çarptığında, erkenin bir bölümünün bu yüzeyce tutulması.

sola çevrin! :(Alm. schwenk nach links!; Fr. faites un ‘pano’ d gauche!; İng. pan left!; Eski.T. ‘sola pan 1 .’) : TV. Alıcı yönetmenine sola doğru yatay çevrinme yapması için verilen komut.

sola çevrinme :(Alm. links Kameraschwenkung; Fr. panoramique d gauche; İng. pan left) : S/TV. Alıcının sola doğru yatay çevrinme yapması.

sola kaydır! :(Alm. Kamerafahrt nach links!; Fr. travelling d gauche!; İng. crab left!) : TV. Kaydırmanın sola yapılmasını belirten komut.

sola kaydırma :(Alm. Kamerafahrt nach links; Fr. travelling d gauche; İng. crab left) : S/TV. Kaydırmanın sola doğru olanı.

son kurgu :(Fr. montage final; İng. final editing) : S. Bir filmde bütün kurgu işlemleri yapıldıktan sonra sağlanan kurgu.

subasınçlı ayak :(Alm. Kamerafahrgestell, Pumpstativ, hydraulischer Ştativ; Fr. pied hydraulique, pied-boule; İng. pet(estal), hydraulic pedestal (stand), stomp up; Eski.T. hidrolik ayak, hidrolik yükselmeli kamera ayağı, hidrolik kamera ayağı) : S/TV. Alıcının subasınçlı bir düzenle alçalıp yükselmesini sağlayan, çok sessiz ve kolay çalışan tekerlekli kaydırma arabası.

sunucu :(Alm. 1. Sprecher(-in), Ansager(~in), Fernsehansager(~in), Fernsehsprecher(-in), Nachrichtensprecher(-in), Tageschausprecher(-in), 2. Ansager(-in), Prasentator, Moderator; Fr. – 1. annonceur, speaker(-ine), tel6speaker(-ine), prâsentateur(-trice), lec-teur(-trice), 2. animateur(-trice), présentateur(-trice) (de programme); İng. 1. speaker, announcer, news announcer (reader, caster), 2. presenter, anchorman, linkman (a.); Eski.T. 1. spiker, televizyon spikeri, haber spikeri, 2. takdimci, program takdimcisi) : TV. 1. Televizyon haberlerini, haber izlencesini okuyan, sunan kimse. 2. Televizyon yayınlarında bir izlenceyi, genellikle eğlence izlencesini sunan, izlenceyi yorumlayan, izleyici önünde gerçekleştirilen izlencelerde izleyicilere seslenen kimse.

sunuş :(Alm. Präsentation; Fr. presentation; İng. presentation) : TV. Bir televizyon yayın merkezinin, çeşitli bölümlerden oluşan izlencesinin sürekli, akıcı bir gidiş içinde, izlence aralarını gerekli biçimde doldurarak ve yayına belirli bir kişilik kazandırarak yayması.

süzek :(Alm. Netzstoff, Tüll, Softscheibe; Fr. tulle, trame, mousseline; İng. net, tulle; Eski.T. tül) : S. Işığın önüne konan ince kumaş ya da tülden yarı saydam yayındırıcı.

süzgeç :(Alm. 1. Filter, Farbfilter, 2. Klangfilter; Fr. 1. filtre (couleur, colore), écran (couleur), 2. filtre de son; İng. 1. filter, color (ABD: color) filter, optical filter, coloured (ABD: colored) filter, 2. electrical filter, sound filter; Eski.T. 1. filtre, renk filtresi) : S [TV. 1. Renkli camdan ya da arasına jelatin konularak yapıştırılmış iki camdan oluşan, izgedeki bazı ışıkları soğurup bazılarını bırakan, alıcının merceği önüne takılarak görüntünün renk tonlarını değiştirmeye yarayan araç, 2. Seslendirmede, okumada, yayında bazı yinelenim kuşaklarını zayıflatan, istenilen yinelenimler ile istenmeyenleri birbirinden ayıran devre.

süzgeç katsayısı :(Alm. Filterfaktor; Fr. coefficient du filtre; İng. filter factor (coefficient) : S/’TV. Süzgeç kullanmaktan dolayı ortaya çıkan ışık azalmasını karşılamak üzere gerekli ışıklama süresinin artış niceliğini gösteren sayı.

süzgeç tekeri :(Alm. Filterrad, Filterrevolver; Fr. roue des filtres; İng. filter wheel) : TV. Alıcıda mercek ile ışıtaç arasında yer alan ve üzerinde değişik süzgeçler bulunan teker.

şakşak :(Alm. Klappe, Synchronklappe; Fr. claquette, clap; İng. clap (stick), clapper; Eski.T. klaket) : S. Ses ile görüntü aynı zamanda alındığı durumlarda çekim tahtasına eklenen ve tahtanın kenarına çarptırılınca güçlü bir ‘şak’ sesi çıkaran ve eşleme/i sağlamakta kullanılan parça.

şakşak :(Alm. Klappe!; Fr. claquette!; İng. clap!) : S. Şakşağın kullanılması için şakşakçıya verilen komut.

şakşakçı :(Alm. Klappen schlâger, Klappermann; Fr. claquement, ‘clapman’, ‘clapper boy’; İng. clapper boy; Eski.T. klaketçi) : S. çekim tahtasını her çekimin başında alıcının önünde tutarak şakşağı kullanan kimse.

şanziman (şanjman) :(a.) S. (Türkiye’de) Filmlere genellikte yabancı kaynaklardan alınarak eklenen çok açık parçalar.

şimşek etkisi :(Alm. Blitzlichteffekt; Fr. effet d’éclair; İng. lightning effect) : S.Herhangi bir film görünçlüğünde yapma olarak yaratılan şimşek çakması görünüşü. şipşak [es. enstantane] [Fr. instantané] [İng. 1. snapshot, instantaneous, 2. snapshot ] [Alm. 1. Momentfotografie, Momentaufnahme, Schnappschuss, 2. Momentauf-nahme, Schnappchuss] S. 1. Işıklama süresi saniyenin 1 /25’i yada daha kısa olan, hızlı bir devinimi, oluşumu sırasında saptayan fotoğraf çekme yöntemi. 2. Hazırlıksız olarak gerçekleştirilen çevirim.

tam bezem :(Alm. Reihendekoration, ‘Komplex’; Fr. décor en ‘complex’, complex’; İng. complex, composite set) : S/TV. Birbirine bağlı geniş bir bezemin (örnek: bir apartman katı) tam olarak kurulması durumu.

tanecik :(Alm. Korn; Fr. grain (d’émulsion); İng. grain; Eski.T. gren) : S. Duyar-katın içinde kalan gümüş tuzu parçaları.

tanıtı :(Alm. 1. Reklame, Werbung, Arideigenwerbung, Startwerbung, Publizität, 2. Fernsehreklame, Fernsehwerbung, Werbefernsehen; Fr. 1. publicité (de lancement), 2. publicité (â la télévision), Emission com-pensée; İng. 1. publicity, advertisement, advertisilıg, 2. television advertising (advertisement); Eski.T. 1. reklam, film reklamı, ilan, film ilanı, 2. reklam programı, televizyon reklamı) : S. 1. Bir filmin izleyicisini çoğaltmak amacıyla çeşitli yollardan (gazete tanıtısı, radyo tanıtısı, el tanıtısı, Vb.) yararlanılarak yapılan duyurular. TV. 2. Televizyon yoluyla yapılan tanıtı; bu tanıtı için hazırlanmış izlence

tanıtı bulantısı :(İng. (ABD) cluttervision (a)) : TV. Kısa bir süre içinde (örneğin yarım saat) çok değişik malların tanıtılarını izlemekten doğan bulantı. (Bu çeşit tanıtılar ABD televizyonunda yer alır).

tanıtı filmi :(Alm. Werbefilm, Reklamefilm, Filmreklame; Fr. film publicitaire; İng. advertising film (film let), publicity film, commercial, film publicity, screen advertising; Eski.T. reklam filmi, ilan filmi, ilanat filmi) : S/TV. 1. Sinemalarda, televizyonda tanıtı amacıyla gösterilen film. 2. Herhangi, bir şeyin tanıtısını yapmak amacıyla çevrilmiş kısa film.

tanıtma filmi :(Alm. Vorschau, Filmvorschau, ‘Trailer’; Fr. bande de lancement, bande-annonce, film-annonce, fragment (de film); İng. trailer, coming attractions, promotion spot; Eski.T. gelecek program, fragman) : S. Bir sinemada, sonraki izlencelerde yer alacak filmleri tanıtmak üzere, bunlardan seçilmiş örneklerden oluşan kısa film.

tanıtma müziği :(Alm. Erkennungsmelodie, Indikativ; Fr. indicatif musical; İng. identification tune (music)) : TV. Herhangi bir televizyon yayacının, yayına başlamadan önce çaldığı değişmez ezgi.

tanıtma yazısı :(Alm. Vorspann, Titelvorspann, Namenvorspann, Titelliste; Fr. générique; İng. credit titles (lines), credits, main titles, titles, screen credit, list of credits, opening titles (captions, credits), screen credit, list of credits; Eski.T. t jenerik (yazısı), ön yazı) : S/TV. Bir filmde ya da bir televizyon izlencesinde emeği geçen yapımcı, yönetmen, uygulaman, oyuncu, vb. kimselerin adlarını, filmin ve izlencenin hazırlanmasıyla ilgili bilgileri kapsayan, başta ya da sonda yer alan dizelge; filmin, izlencenin kimliğini açıklayan yazılar.

tartım :(Alm. Rhythmus; Fr. rythme; İng. rhythm; Eski.T. ritim) : S. Bir filmde varlıkların, alıcının deviniminden, çekimlerin bir birini izlemesinden, anlatımın gerilim ve gevşeme noktalarının düzenlenişinden doğan yavaşlık, hızlılık, durgunluk, gerginlik, bekleme duygusunun yarattığı sonuç.

tartımlı kurgu :(Alm. rhythmische Montage; Fr. montage rythmique; İng. rhythmic montage) : S. Tartımın, yalnız çekimlerin uzunluğuna bağlı olarak değil, aynı zamanda görüntülerin içeriğinin (görüntüde yer alan varlıkların taşıdığı anlamın), görüntü içinde yer alanlar arasındaki bağın, görüntüler arasındaki bağıntının göz önünde tutularak elde edilmesine dayanan kurgu çeşidi.

tas ışıldak :(Fr. casserole; İng. scoop; Eski.T. tas projektörü, tas biçimli projektör) : ‘ [Alm. ‘Scoop’] S/TV. Işıtacı, tas biçiminde bir yuvaya yerleştirilmiş, 500-1.000 W’lık, yayındırıcı ve yansıtıcı ışık kaynağı.

taslak :(Alm. Skizze; Fr. échelle; İng. outline; Eski.T. eşel, şema, sinematografik şema) : S. Oyunluğun özetten başlayarak geliştirilmesine geçilirken çalışmalarda yardımcı olacak metin.

taşıyıcı dalga :(Alm. Träger[welle); Fr. onde porteuse; İng. carrier (wave), CW) : TV. Değişmez genlik ve yinelenimde, sürekli elektromıknatıs ışınım. (Taşıyıcı dalganın niteliklerinden biri, yani genliği, yinelenimi, bazen de evresi, televizyon iminin değerine uygun biçimde değiştiririne uğratılarak yayılır, böylelikle televizyon iminin almaca ulaştırılması sağlanır).

taşıyıcı yinelenim :(Alm. Tragerfreuen, TF; Fr. fréquence porteuse; İng. carrier frequency; Eski.T. taşıyıcı frekans) : TV. Televizyon yayınlarında resim ve ses taşıyıcı dalganın yinelenimi.

tecimdışı film :(Alm. künstlerische Film; Fr. film non commercial, non commercial; İng. non-theatrical) : S. 1. Tecimsel sinemaların gerekleri, izleyicinin düzeyi gözetilmeksizin çevrilmiş film. 2. Tecim amacıyla değil salt sanat amacıyla çevrilmiş, deneysel nitelikte film. 3. Bu amaçla çevrilmediği halde bu özellikleri taşıyan film.

tecimsel film :(Alm. Handelsfilm, kommerziellen Film; Fr. film commercial, commercial, film du commerce; İng. commercial film, theatrical film; Eski.T. ticari film, iş filmi) : S. 1. Tecimsel sinemalarda oynatılmak üzere gerçekleştirilmiş, bu sinemaların gereklerini ve izleyicinin durumunu göz önünde bulunduran film. 2. (Kötü anlamda) Başarısız, kazançtan başka amaç gütmeyen kötü film.

tecimsel sinema :(Alm. kommerzielle Filmtheater; Fr. cinima commercial; İng. commercial theatre (ABD: theater)) : S. Kazanç amacıyla kurulmuş, belli bir para karşılığı izleyiciye film gösteren sinema, özel sinema karşıtı.

tecimsel televizyon :(Alm. kommerzielles Fernsehen, Werbefernsehen; Fr. télévision commerciale, chaine commerciale; İng. commercial television) : TV. Kamu kuruluşu niteliği taşımayan, kazanç amacıyla çalışan, elden geldiğince geniş izleyici yığınına ulaşabilecek niteklikte izlenceler yayınlayan, genellikle tanıtı.geliriyle beslenen özel girişim televizyonu.

tek 8 :(Alm. Single-8-mm-Film; Fr. single 8; İng. single-8 (mm film), single run 8 mm film) : S. Alıcıda doğrudan doğruya 8 mm olarak kullanılan 8 mm’lik film çeşidi.

tek bezem :(Alm. beständige Dekoration; Fr. decor unique; İng. permanent setting)) : S/TV. Bir film.ya da televizyon izlencesi boyunca kullanılan, değişmez bezem.

tek delikli film :(Alm. einseitig perforierter Film; Fr. film d une rangée de perforations (a simple perforation); İng. single-perforated film) : S. Tek sıra deliği olan film çeşidi. (16 mm’lik filmin seslilerinde, 9,5 mm, 8 mm ve büyük 8 mm’lik filmlerde tek sıra delik bulunur).

tek kenarlı seslendirme :(Alm. Einzackenschrift; Fr. enregistrement simple; İng. recording down one edge of film) : S. Filmin yalnız bir’kenarına ses saptama durumu.

tek renkli :(Alm. monochromatisch, einfarbig; Fr. monochromatique; İng. monochromatic, monochrome) : S/TV. Belirli bir dalga boyunda olan (ışık).

tek resim :(Alm. Einzelbild; Fr. image par image; İng. single frame) : S. Canlandırma sinemasında her resmin bir kez saptanması sonunda sağlanan, tek resimli canlandırmayı gerçekleştiren resimler. çift resim karşıtı.

tek resim alıcısı :(Alm. Zeitraffer; Fr. camera pour image par image; İng. stop-action camera, stop-motion camera; Eski.T. tek tek görüntü kamerası) : S. Resimleri süreksiz olarak tek tek saptayan alıcı; canlıresim alıcısı.

tek resimli çevirim fes. tek resim alma, tek tek resim alma, tek görüntülü çevirim ] :(Alm. Einzelbildaufnahme, Zeitrafferaufnahme, für Bildaufnahme; Fr. prise de vues image par image, vue par vue, image par image; İng. stop-mo-tion (photography), stop-action photography, stop-frame shooting, single-frame shooting (exposure), single picture taking, frame-per-frame exposure, one turn one picture, time-lapse shooting) : S. 1. Her seferinde bir tek resim saptama. 2. Uzun zaman aralıklarıyla her seferinde bir tek resim saptama.

tek yönlü sestoplar :(Alm. einseitig gerichtetes Mikrofon, Richtmikrofon; Fr. micro(phone) unidirectionnel; İng. unidirectional microphone) : S/TV. Yüzlerinden yalnız birine dikey eksen üzerindeki ses kaynağına duyarlığı olan ses toplar.

tekayak :(Alm. Monopod, Einbein-Stativ; Fr. pied monopode, monopode; İng. monopod) : S/TV. Yalnız bir ayağı bulunan alıcı desteği.

tekboyutlu (ses) :(Alm. Monophon, monaural, einkanalig; Fr. monophonique, monaural; İng. mono(phonic)) : S/TV. Sesin saptanması, okunması, yayınlanmasında yalnız tek oluk kullanılmasından doğan durum. üçboyutlu ses karşıtı.

tekerlekli kol :(Alm. ‘Giraffe’; Fr. girafe; İng. small boom, lazy arm; Eski.T. zürafa) : S/TV. Sestoplar kolunun tekerlekli bir araca yerleştirilmesiyle oluşan bütün.

tekerlekli üçgen :(Alm. Andruckkufe; Fr. pied de Chariot, Derbies; İng. skid; Eski.T. tekerlekli kaide) : S/ TV. Her köşesinde lastik bir tekerlek bulunan, alıcıların üç ayağı, köşelerine yerleştirilince hem sailantısız hem de devinimli bir araç biçimi alan üçgen.

tele- :(Alm. tele-; Fr. télé-; İng. tele-) : S/TV. 1. ‘Televizyon’ sözcüğünden kısaltmayla elde edilen önek. (Yabancı dillerde telecinâ, tâle film, teleplayer, vb. bileşiklerde kullanılır). 2. Yunanca ‘tele’ (uzak, ırak) sözcüğünden alınarak yabancı dillerde bu anlamda önek olarak kullanılan ve çeşitli bileşikler (telecommunication, teVegraphe, telephone, television; telefilm, telephoto, teleplayer, telerecorder, television; Telefon, Telefoto, Telegrafie, Teleskop, vb.) türeten sözcük.

televizyon bildirmeni :(Alm. Reporter, Fernsehreporter, Korrespondent, Berichterstatter; Fr. téléreporter, journaliste de télévision [de plateau, de desk), journaliste-prisentateur (-trice); İng. reporter, television reporter, correspondent, (ABD) newsman; Eski.T. televizyon muhabiri, televizyon gazetecisi) : TVA. Televizyon için haber derleyen gazeteci. 2. Derlediği haberleri televizyonda kendi sunan gazeteci.

televizyon dili :(Alm. Fernsehsprache; İng. television language) : TV. 1.Televizyonun bir anlatım aracı olarak taşıdığı özellik ve olanakların, kendine özgü sözcük dağarcığının, bunların kullanılış biçiminden doğan deyişin oluşturduğu dil. 2. Televizyonun gereklerine uygun anlatım yolu.

televizyon filmi :(Alm. Femesehfilm, Fernsehspielfilm; Fr. téléfilm, film de télévision; İng. television film, (ABD) telefilm; Eski.T. telefilm) : S/TV. 1. Televizyonda gösterilmek üzere özel olarak hazırlanmış film; televizyon özellikleri taşıyan film. 2. Televizyon yöntemlerinden yararlanılarak gerçekleştirilmiş film. (Bunun için Electronicam, Vidicam, vb. yöntemler kullanılır).

televizyon oyunu :(Alm. Fernsehspiel; Fr. piece de télévision, télé drame, télé théâtre, émission dramatique; İng. television play (drama), teleplay, dramatic programme (ABD: program)) : TV. Televizyon diline ve uygulayımına uygun biçimde yazılmış, genellikle bir ya da bir buçuk saat süren dram türü.

televizyon türleri :(Alm. Genre, Gattungen die Fernsehen, Programmformen; Fr. genres de la télévision; İng. genre, television genre; Eski.T. janr) : TV. İzlencelerin belli bir konuyu işlerken kullandığı gerece, çeşitli öğelerin kullanılış biçimine, belli bir konuyu ele alış açısına göre ortak yönleri bulunarak yapılan kümelendirme sonunda ortaya çıkan bölümler. Başlıca türler belgesel (haber izlencesi, belgesel izlence, gezi-görüşüm, magazin izlencesi), okul televizyonu, açık oturum, yuvarlak masa izlenceleri, spor izlencesi, televizyon oyunu, dinletiler, eğlence izlenceleri, yarışma izlenceleri, hava durumu, tanıtımlar. Ayrıca, özellikle, spor karşılaşmalarının, tiyatro, opera, eğlence yerlerinin canlı yayınları ile her çeşit film gösterimi de önemli bir yer tutar).

televizyon yinelenimi :(Alm. Videofrequenz, VF; Fr. fréquence vidéo, vidéofréquence; İng. video frequency, VF; Eski.T. televizyon frekansı, videofrekans) : TV. Radyo yinelenimleri sınırı içinde yer alan ve televizyon yayınlarında kullanılan yinelenim.

telsiz bağlantısı :(Alm. Richtfunkverbindung, Richtfunkstrecke, Dezistrecke, Mikrowellenverbindung; Fr. faisceau hertzienne (radioélectrique), câble hertzien, liaison hertzienne, rayons hertziens; İng. radio link, microwave link, directional link; Eski.T. radyolink (yayını), link, bağlayıcı istasyonlar) : TV. 1. çok engebeli yerlerde ya da çok geniş bir televizyon ağı kurulmak istendiğinde, minidalga yardımıyla, birbirini görebilen iki uzak nokta arasında kurulan bağlantı. 2. Dışarıda canlı yayınlarda, yayın arabasından işliğe ya da verici yayaca, işlikten verici yayaca mini dalga yardımıyla kurulan bağlantı.

TEMSİL :(İng. Representation) : Benzerlik, görüntü, kopya, model.Göstergelerin, anlamlarının yerine geçirilmesi süreci.Temsil Üçlü bir ilişkiyi dile getirir: bir şeyin veya birinin bir şey ya da biri tarafından birine temsili.

tepki çekimi :(Alm. Gegeneinstellung, Gegenschuss; Fr. plan contre-champ; İng. reaction shot) : S/TV. 1. Bir olayın hemen ardından bunun herhangi bir kimse üzerindeki etkisini gösteren ya da bu olayı göstermeksizin bunun bir kimse üzerinde uyandırdığı tepkiyi yansıtan çekim. 2. Bir kimsenin sözlerinin, bu kimseyi dinleyenler üzerindeki etkisini gösteren çekim. (Böyle bir çekim genellikle bir karşı açıdır, omuz çekimidir ve sessizdir).

tersine çevirim :(Alm. Rücklaufverfahren; Fr. prise de vues inverse; İng. backward take; Eski.T. ters döndürme, ters çevrilme, geri alma, geri sarma) : S. Bir görünçlüğü, alıcıyı tersine devinimle çalıştırarak çevirme. (Bu durumda devinim, doğadakinin tam tersi olur).

testere dişi :(Alm. Sägezahn; Fr. dent de scie; İng. saw-tooth) : TV. Gerilimin bir değerden öbürüne düzenli olarak yükselmesi ya da alçalması, bu değere erişir erişmez başlangıç değere geçmesi biçiminde ortaya çıkan çiziti testere dişini andıran ve elektronikte çok kullanılan elektrik imi.

tını :(Alm. Klangfarbe, Tonfarbe; Fr. timbre; İng. timbre; Eski.T. tınnet, tembre, ses rengi) : S/TV. Bir sesin, kendisini oluşturan çalgıdan ya,da araçtan aldığı ve öbürlerinden ayırt ettiren özellik.

tıpkılık :(Alm. hohe Wiedergabegifte, ‘Hi-Fi’; Fr. ftoırte fidélité, Hi-Fi; İng. high fidelity, hifi; Eski.T. high fidelity, hayfideliti) : S/TV. Bir ses okuma dizgesinin yinelenim duyarlığının ölçüsü. (12.000 Hz’e kadarki yinelenimleri bozulmaya uğratmadan verebilen ses okuma dizgeleri bu nitelikte sayılır).

tipleme :(Alm. Typenbildung; Fr. typage; İng. typing, typecasting, ‘typage’) : S/TV. Belirli bir tipin tüm çapraşık özelliklerini, bunu en iyi, en rahat, en inandırıcı yoldan yansıtabilecek kişiyle canlandırma.

titrem :(Alm. Ton; Fr. ton; İng. tone; Eski.T. perde, ses perdesi, ton, ses tonu) : S/TV. 1. Bir sesin diklikle belirlenen özelliği. 2. İki ses arasındaki aralığı ölçmede kullanılan birim.

titrem ayarı :(Alm. Klangfarbenregelung; Fr. raclage de tonalité; İng. tone control; Eski.T. perde ayan, ses perdesi ayarı, ton ayarı) : S/TV. Ses aygıtlarında, seslendirme aygıtlarında ve almaçlarda titremin düzenlenmesi için yapılan ayar.

toplu çekim :(Alm. Totale, Totalaufnahme; Fr. plan grand ensemble, plan éloigné; İng. distance shot, vista shot, very long shot, group shot; Eski.T. çok uzak çekim) : S/TV. Bir yerin uzaktan çevrilmiş görüntüsünü veren çekim,

toplu ışık :(Alm. Scheinwerferlicht; Fr. lumière concentrée (d’effet), ‘spotlighting’; İng. spotlighting) : S/TV. Belirli bir alanı aydınlatmak üzere kullanılan ışık. Dağınık ışık karşıtı.

toplumsal film :(Alm. Sozialfilm; Fr. film social; İng. social film; Eski.T. sosyal film) : S. Konu olarak toplumsal bir sorunu ele alıp işleyen, aydınlatan, çözüme ulaştırmaya, çalışan film çeşidi.

topraklama :(Alm. Erdung; Fr. mise â la ter re; İng. earting, (ABD) grounding) : S/ TV. Bir iletken ile toprak (yerkabuğu) arasında elektriksel bağlantı kurma.

toptan kiralama :(Alm. Blockbuchen; Fr. location en bloc, ‘block book ing’; İng. block booking) : S. Belli filmleri kiralamak isteyen kimsenin, bunlarla birlikte kendi seçmediği ya da nitelikçe öbürlerinden düşük başka filmleri de kiralamak zorunda bırakılmasına dayanan, iyi filmlerle birlikte kötülerini de sürmek için başvurulan yasadışı bir kiralama yöntemi.

transistor :(Alm. Transistor; Fr. transistor; İng. transistor) : S/TV. Yarı iletken özdekler arasındaki bağlantıların sağladığı özellikler yardımıyla, elektrik imlerini tıpkı radyo ışıtacı gibi yükseltebilen yarı iletken aygıt.

transistorlu almaç :(Alm. Transistorempfanger; Fr. television a transistors; İng. transistorized receiver) : TV. Radyo ışıtacı yerine transistorla çalışan almaç.

triasetat taban :(Alm. Triazetat-Sc-hichttrager; Fr. support triacide; İng. triacetate base) : S. Selüloz triasetattan yapılma, sıcağa en dayanıklı yanmaz taban çeşidi.

tungsten halojen işıtaç :(Alm. Halogenlampe; Fr. lampe â halogène; İng. tungsten halogen lamp, jacketed lamp) : S/TV. İçine halojen (iyodin ya da bromin) konularak geliştirilmiş tungsten ışıtaç.

tungsten ışıtaç :(Alm. Nitraphotlampe; Fr. lampe a (filament de) tungstene; İng. tungsten (filament lamp) : S/V. İçi boşaltılmış ya da gaz doldurulmuş bir ışıtaç içinde tungsten telinden oluşan ışıtaç.

turizm filmi :(Alm. Reisefilm; Fr. film de tourisme; İng. tourist film, landscape film) : S. Bir ülkenin turistik özelliklerini tanıtmak amacıyla çevrilmiş film.

tutma :(Alm. Deckung; Fr. reperage, stabilisation; İng. registration) : S/ TV. Bir resmi, kendinden önceki ya da sonraki resmin durumuna tıpatıp uygun duruma yerleştirme.

tüm haklar :(Alm. simtliche Rech-te; Fr. droits en totalité, tous droits; İng. full rights) : S. Film dağıtımında, bir filmin bütün haklarıyla birlikte verilmesi durumu.

tümler maket :(Alm. Vordergrundmodell; Fr. maquette en avant-plan (de premier plan); İng. foreground miniature) : S. Tutumsal nedenlerden dolayı bütünü yapılmamış bir bezemin eksik kalan bölümünü gösteren, alıcıdan belirli bir uzaklığa yerleştirildiğinde, gerçek bezemin eksik bölümünü bütünleyen çok ufak maket.

tümler renkler :(Alm. Komplemanterfarben, Gegenfarben; Fr. couleurs complémentaires; İng. complementary colour (ABD: colors), secondary colours; Eski.T. mütemmim renkler, komplemanter renkler, tamamlayan renkler) : S /TV. Eşit ölçüde üst üste bindirildiklerinde beyaz rengi veren iki renk.

U belgesi :(Alm. ‘U-Certificate’, Jugendfrei Certifikat; Fr. certificat ‘U’, visa tourtes catégories, autorisation pour tous publics; İng. ‘U’ certificate) : S. İngiliz Denetleme Kufulu’nun, herkesin görebileceği filmlere verdiği belge. (‘U’, ‘universal’: evrensel kısaltmasıdır).

ucaylama :(Alm. Polarisation, Polarisierung; Fr. polarisation; İng. polarization; Eski.T. istiktap, kutuplama, polarizasyon) : S/ TV. 1. Bir ışık demetini ucaylanmış duruma getirme. 2. Elektromıknatıs dalgaların ışınımına belirli bir yön verme.

ucaylama süzgeci :(Alm. Polarisationsfilter; Fr. filtre polarisateur (polarisant, de polarisation), icran Polaroid (de polarisation), ‘pola-screen’; İng. polarizing filter (screen), Polaroid filter, polarizer, polar screen; Eski.T. polarizasyon filtresi, kutuplama filtresi) : S/TV. Parlak yüzeylerin yansımasından doğan etkiyi a-zaltmakta kullanılan süzgeç çeşidi.

ucaylanma. :(Alm. Polarisation; Fr. polarisation; İng. polarization; Eski.T. istiktap, polarizasyon yönü, kutuplama yönü) : TV. Radyo ve televizyon yayınlarında, yayın gücünde yitime yol açmamak amacıyla, elektromıknatıs dalgaların ışınımına verilen yön.

ucaylanmış ışık :(Alm. polarisiertes Licht; Fr. Zumlere polarisée; İng. polarized light; Eski.T. müstaktap ziya, kutuplanmış ziya, kutuplanmış şua) : S. Işık demetini yalnız bir ya da birkaç düzlemde bırakıp öbür düzlemlerde tutma niteliği taşıyan doğal özdeklerden (turmalin, kalsit) ya da sentetik araçlardan (ucaylayıcı gözlük) geçirmek yoluyla belirli bir düzlemde yol alması sağlanmış ışık.

ucaylayıcı :(Alm. Polaroid; Fr. Polaroid; İng. Polaroid, polarizer; Eski.T. kutuplayıa) : S. Ucaylayıcı özellik taşıyan özdek.

ucaylayıcı gözlük :(Alm. Polaroid-Verfahren; Fr. lunettes Polaroid, Polaroid; İng. Polaroid spectacles, Polaroid; Eski.T. kutuplayıcı gözlük) : S. Ucaylama temeline dayanan üçboyutlu sinema işlemlerinde izleyicinin taktığı, camları ucaylayıcılardan oluşan gözlük.

:(Alm. Pol, Klemme, Anschlussklemme; Fr. borne; İng. terminal; Eski.T. kutup) : S/ TV. 1. Bir elektrik bağlantısının yapıldığı nokta. 2. Akımın bir aygıta giriş ve çıkış noktası.

ufak rol :(Alm. ‘Bit’; Fr. silhouette, rôle avec quelques mots; İng. silhouette, small part, bit; Eski.T. küçük rol, üçüncü (derecede) rol) : S/TV. Figüranınkinden biraz daha önemli rol; kısa ama dikkati çeken bir tipin yaratıldığı rol.

ufak rol oyuncusu :(Alm. Chargendarsteller(-in), Chargenspieler(-in), Charge, Kleindarsteller(-in); Fr. comparse, acieur de complément (ayant un petit röle); İng. bit actor, small part actor (player), bit-part actor, (ABD) bit player; Eski.T. kompars) : S/ TV. Ufak role çıkan oyuncu.

ufak üçayak :(Alm. Kleinstativ; Fr. petit trépied; İng. baby tripod, baby-legs; Eski.T. bebek üçayak) : S/TV. üçayağın küçüğü.

ufak vinç :(Alm. kleiner Kran, Wagen mit Schwenkarm; Fr. petite grue; İng. crane truck, small crane (boom)) : S/ TV. Elle ya da motorla çalışır ufak boyda vinç.

ufakölçek sineması :(Alm. Mikrokinematografie; Fr. microcinéma(tographie), cine-microphotographie; İng. microcinematography; Eski.T. mikrosinematografi) : S. Mikroskopla görülebilecek cisimlerin görüntülerini saptayan sinema dalı.

uğultu :(Alm. Grundgerauscht, Grundrauschen, Rauschton, Brumm(ton), Einigenrauschen; Fr. bruit de fond (de souffle); İng. background noise, ground noise, hum, humming noise, noise ripple, buzz) : S. 1. Seslendirmede filmdeki taneciklerden ileri gelen gürültü. S/TV. 2. Okumada, yükselteçten ileri gelen gürültü. 3.Elektrik devresindeki yinelenimin seslendirme araçlarındaki gürültüsü. TV.4.Televizyonda, elektriksel imin görüntüde çizgi olarak beliren etkisi.

uğursuz kadın :(Alm. Vamp; Fr. femme fatale, vamp; İng. vamp; Eski.T. vamp (kadın), kötü kadın, meşum kadın, vamp) : S. 1. Cinsel çekiciliği olan, fakat hiçbir değer duygusu, acıması olmayan, kendisine tutulan erkeklerin yok olmasına yol açan kadın. 2. Bu çeşit kadınları canlandıran yıldız.

ulusal ağ :(Alm. nationales Fernsehnetz; Fr. réseau national; İng. national network; Eski.T. milli şebeke, milli televizyon şebekesi) : TV. Herhangi bir ülkenin sınırları içinde yer alan televizyon ağı.

uluslararası ağ :(Alm. internationales Fernsehnetz; Fr. réseau international (de la television); İng. international (television) network; Eski.T. milletlerarası şebeke, milletlerarası televizyon şebekesi) : TV. Birden çok ülkenin televizyon ağlarının birleşmesinden oluşan ağ.

uluslararası ırakiletişim kuralları :(Fr. règlements internationaux des télé communications; İng. international radio regulations) : TV. Uluslararası Irakiletişim Birliği’nce radyo ve televizyon yayınlarını düzene sokmak, özellikle bu yayınlarda kullanılabilecek dalga ve kuşakları belirlemek amacıya saptanan kurallar.

ustabaşı :(Alm. Vorarbeiter, Werkmeister; Fr. chef d’équipe des machinistes de plateau; İng. grip boss (foreman), head grip, key grip) : S/TV. İşlik çalışmalarını yöneten kimse.

uyarıcı ışıtaç :(Alm. Lichttonlampe, Tonprojektorhmpe; Fr. lampe d’excitation (excitatrice); İng. exciter lamp, optical sound lamp; Eski.T. eksitasyon lambası, eksitatör, eksitasyon ampulü) : S. Optik sesli gösterimde, ses yolu üzerine ışık düşüren ışıtaç.

uyarlama :(Alm. Bearbeitung, Filmbearbeitung, filmische Bearbeitung, Verfilmung; Fr. adaptation (cinématographique); İng. adaptation, film adaptation, screen adaptation; Eski.T. adaptasyon, uygulama) : S. 1. Sinema için hazırlanmamış bir metni sinemaya uygun biçime sokma. 2. Sinema için hazırlanmış olan bir özeti, oyunluğun daha sonraki aşamalarına doğru geliştirme.

uyarlama hakkı :(Alm. Verfilmungsrechte; Fr. droits d’adaptation (cinématographique); İng. film rights; Eski.T. adaptasyon hakkı) : S. Herhangi bir metnin sinemaya uyarlanmasını sağlayan hak.

uyarlanabilir :(Fr. adaptable (au cinéma); İng. adaptable, filmable) : S. Sinema özellikleri taşıyan, bundan dolayı uyarlanması kolay olan, uyarlanmaya yatkın metin.

uyarlanmış :(Fr. adaptée; İng. adapted; Eski.T. adapte) : S. Uyarlamaya uğramış, başka bir metinden geliştirilmiş.

uyarlayıcı :(Alm. Bearbeiter; Fr. adaptateur(-trice); İng. adapter, adap-tator, adaptor; Eski.T. adapte eden, uygulayıcı) : S. Uyarlama işini yapan, uğraşı uyarlama olan kimse.

uydu :(Alm. 1. Satellit, künstücheratellit, Trabant, 2. Nachrichten’sateUit, 3. Fernsehsatellit, Telesatellit; Fr. 1.satellite (artificielle), 2. satellite de communication (de télécommunication), 3. satellite de télévision; İng. 1. satellite, artificial satellite, 1. communicationsatellite,telecommunication satellite, 3. television satellite; Eski.T. -. 1. peyk, suni peyk, 1. telekomünikasyon peyki, 3. televizyon peyki) : TV. 1. İnsanlarca yapılarak bir gökcismi çevresinde yörüngeye yerleştirilen ve dolanması sağlanan uzay aracı, yapma uydu. 2. Yapma uydunun iletişimde, ırakiletişimde kullanılan çeşidi, iletişim uydusu. 3. İletişim uydusunun televizyon yayınlarında da kullanılabilen çeşidi, televizyon uydusu.

uydu iletişimi :(Alm. Satte Untenkommunikation; Fr. communication avec satellite,; İng. satellite communications, satcoms) : TV. Dünyamızın yapma uyduları yardımıyla sağlanan iletişim.

uydu televizyonu :(Alm. Satel-litenfemsehen; Fr. télévision avec satellite; İng. satellite television) : TV. Bir yer yayacının aracılığına gerek kalmaksızın doğrudan doğruya bir televizyon uydusundan izlencelerin alınabilmesini sağlayan yayın çeşidi.

uygulaman :(Alm. 1. Techniker, Film-techniker, 2. Techniker, Fernsehtechniker; Fr. 1. teenniden (cinématographique), 2. teehnicien; İng. 1. technician, film technician, 2. technician, television technician; Eski.T. 1. teknisyen, sinema teknisyeni, 2. teknisyen, televizyon teknisyeni) : S. 1. Film yapımının herhangi bir uygulayım kolunda çalışan usta işçi. TV. 2. Televizyonun herhangi bir uygulayım kolunda çalışan usta işçi.

uygulayım takımı :(Alm. Aufnahmeteam; Fr. équipe technique, personnel technique; İng. crew, staff; Eski.T. teknik ekip, teknisyenler ekibi) : S/TV. Bir fiİmin çevrilişinde, bir televizyon izlencesinin hazırlanışında çalışan uygulamanların oluşturduğu birlik.

uygulayımsal aksaklık :(Alm. Panne, technische Störung; Fr. incident technique; İng. technical failure (fault); Eski.T. teknik arıza) : TV. Yayının gerçekleşmesini sağlayan aygıtlardaki bozukluktan dolayı yayının bozulması, niteliğinin düşmesi ya da kesilmesi durumu.

uygulayımsal aksaklık resmi :(Alm. Störungsdia; Fr. diapositive d’excuse; İng. fault caption; Eski.T. teknik arıza diyası) : TY. Uygulayımsal aksaklığı izleyicilere duyurmak için kullanılan saydam resim.

uygulayımsal onarım :(İng. technical restoration (reconditioning)) : S. Filmlerde dış etkilerden doğan fiziksel ya da kimyasal bozuklukları, eksiklikleri ortadan kaldırmak amacıyla yapılan işlemler.

uygun çerçeveleme :(İng. compatible composition) : S/ TV. Herhangi bir film görünçlüğünün, başka bir çerçeve-oranında gösterildiğinde, önemli bölümleri yitirilmeyecele biçimde düzenlenmesi.

  UYUŞTURMA ETKİSİ :(İng. Narcotizing Effect) : Bu etki iletişim araçlarının amacından sapmış bir işlevidir. İletişim araçlarından boşalan bilgi seli, izlerkitleye ‘enerji’ vermekten çok ‘uyuşturma’ya hizmet edebilir (Lazarsfeld ve Merton, 1948).
Birey olaylar ve sorunlarla ilgili açıklamaları okur, hatta bunlara seçenek eylem yollarını tartışabilir. Ama bu örgütlü toplumsal eyleme geçmeyle aynı şey değildir. Toplum ve dünya olaylarıyla ilgili ve bunlar hakkında bilgilenmiş olan yurttaş kendisini, ilgi ve bilgisi nedeniyle o kadar beğenebilir ki, karar alma ve eyleme geçme bakımından kısırlaştırılmış olduğunu kavrayamayabilir. Kısacası bu yurttaş siyasal gerçeklik ile ikincil düzeydeki temasını, okumasını, dinlemesini ve düşünmesini etkin bİr katılım olarak görebilir. Günün sorunları hakkında bilgi sahibi olmayı bu sorunlarla ilgili bir şey yapmayla karıştırır hale gelir.
Bu oldukça özgül yönüyle, kitle iletişimi en saygın ve etkili toplumsal uyuşturucular arasına sokulabilir.

uyuşum :(Alm. Zwischenschnitt; Fr. raccord; İng. matching); Eski.T. rakor) : S/TV. 1. İki çekim arasında anlam, devinim, ışık, bezem, donatım, oyun, yön, renk, vb. yönlerden aykırılık olmaması durumu. 2. İki çekimin, izleyicide, birbirinin tümle-yicisi olduğu duygusunu uyandıran özellik. 3. İki çekimi birleştirirken gözetilen ortak öğelerin sağladığı sonuç. Uyuşumsuzluk karşıtı.

uyuşumsuzluk :(Fr. faux-raccord) : S/TV. çekimler arasındaki uyuşumun sağlanamamasından ya da sonradan tamamlanmak üzere eksik bırakılmasından dolayı iki çekim arasında uyuşum eksikliğinden doğan durum.

uzak çekim :(Alm. Weiteinstellung; Fr. plan très grand ensemble; İng. extreme long shot, ELS; Eski.T. pek çok uzak çekim) : S/TV. Bir yerin kule, tepe, uçak, vb. yüksek noktalardan ve çok uzaktan alınmış çekimi.

uzaklık :(Alm. 1. Kameraentfernung, Aufnahmeentfernung, Kameradistanz, 2. Projektionsentfernung; Fr. distance de caméra (de prise de vues), 2. distance de projection; İng. camera distance, shooting range, 2. projection distance, projector throw, throw; Eski.T. 1. kamera uzaklığı, kamera mesafesi, 2. projeksiyon mesafesi) : S/TV. 1. Alıcının merceği ile konu arasındaki uzaklık. S. 2. Göstericinin merceği ile görüntülük arasındaki uzaklık.

uzaklıkölçer :(Alm. Entfernungsmesser; İng. telemeter, range-finder; Eski.T. telemetre, mesafe dürbünü) : S/TV. Bir konunun alıcı merceğine uzaklığını bulmakta kullanılan aygıt.

uzaktan yönetme :(Alm. Fernbedienung, Fernbetätigung, Fernsteuerung, Fernschaltung; Fr. commande â distance, télécommande; İng. remote control) : S. 1. Bir alıcının uzaktan çalıştırılabilmesi durumu. TV. 2. Almaçların açılıp, kapanmasının, oluk seçiminin, çeşitli ayarlamaların uzaktan yapılabilmesi durumu. 3. Bir alıcının uzaktan çalıştırılabilmesi durumu.

uzaktan yönetme aygıtı :(Alm. Fernbediengrat; Fr. dispositif de télécommande, boitier de telecommande; İng. remote control unit (equipment), shot box) : S. 1. Bir alıcının uzaktan çalıştınlabilmesini sağlayan aygıt. TV. 2. Bir almacın uzaktan çalıştırılabilmesini sağlayan aygıt 3. Bir alıcının uzaktan yönetilmesini sağlayan aygıt.

uzatma eki :(Alm. Tubus, Verlân gerungstubus, Tute (a.); Fr. rallonge; İng. extension tube, snoot (a.); Eski.T. uzatma tüpü) : S. çok ufak konuların yakından ve büyük görüntülerini saptamak için, mercek yuvası ile mercek arasına yerleştirilen ve odak uzunluğunu artıran maden boru.

uzay yayacı :(Alm. Station für Satellitenübertragung, Satellitenstation; Fr. station de télécommunications spatiales; İng. satellite station) : TV. Uzayda yayaç işlevi yüklenen, yeryüzündeki bir yayaçtan alığı televizyon imlerini yeryüzündeki bir başka yayaca aktaran uydu.

uzun çekim :(Alm. lange Einstellung; Fr. plan long; İng. long shot) : S/TV. Uzunluğu, süresi çok olan çekim.

uzun dalga, UD :(Fr. ondes longues, OL, grandes ondes, GO; İng. long waves, LW) : , [Alm. Langwelle, LW] TV. Radyo yayınlarına ayrılan 2-1,2 km (150-250 kHz) arasındaki dalga uzunlukları.

uzun film :(Alm. Spielfilm, abendfüllender Film, Langfilm; Fr. film de long métrage, long métrage, long film, grand film; İng. feature film, full-length film (feature), big film multiple reel film; Eski.T. uzun metrajlı film, büyük film) : S. 2.000-3.500 m arasındaki 35 mm’Iik film; tecimsel filmlerin olağan uzunluğu. (AET ölçülerine göre, uzunluğu en az 1.600 metre olan 35 mm’lik film).

uzun odaklı mercek :(Alm. Lange Brennweiteobjektiv, grosse Brennweiteobjektiv; Fr. objectif â grande distance focale (d long foyer); İng. long focus lens; Eski.T. uzun mihrak mesafeli objektif, uzun odak mesafeli objektif, uzun odak uzunluğu olan mercek) : S/ TV. Uzaktaki konuların yakın görüntülerini elde etmekte kullanılan, o-dak uzunluğu olağanın üstünde mercek.

uzunluk :(Alm. Lange, Filmlänge; Fr. longueur (d’un film); İng. length, film length) : S. Bir filmin uzunluk birimiyle (metre ya da ayak) belirtilen boyu.

üç makaralık film :(Alm. Dreiakter, Dreispulenfilm; Fr. film de trois bobines; İng. three feelers; Eski.T. üç bobinlik film) : S. üç makara uzunluğunda (yaklaşık 900 m) film. (Sinemanın ilk çağlarında öykülü filmler genellikle tek, iki ya da üç makara-lıktı).

üçayak :(Alm. Dreifuss, Stativ, Kinostativ; Fr. trépied, pied; İng. tripod, stand, camera stand, support; Eski.T. sehpa, ayak) : S/TV. Alıcı ya da göstericinin çalıştırılması sırasında sallanmamalarını sağlamak amacıyla kullanılan üç ayaklı destek.

üçboyut :(Alm. Dreidimension; Fr. trois dimensions; İng. three dimensions; Eski.T. öç buut) : S/TV. Bir cismin en, boy ve yüksekliği. İkiboyut karşıtı.

üçboyutlu :(Alm. dreidimensionaler; Fr. d trois dimensions, en relief’; İng. three-dimensional; Eski.T. öç buutlu) : S/TV. Eni ve boyundan başka derinliği de olan.

üçboyutlu (film), 3-B (film) :(Alm. Raumfilm, dreidimensionaler Film, 3-D(-Film), Relieffilm, plastischer Film, stereoplastischer Film, stereoskopischer Film; Fr. film en relief, film stero(scopique), 3-D; İng. stereoscopic film, three-dimensional film, 3-D; Eski.T. mücessem film, üç buutlu film, plastik film, kabartma film) : S. Görüntüsü, en ve boydan başka derinlik duygusu da uyandıran film. (Bu duygu, ruhsal yönden uyandırılabileceği gibi, optik kuralların üçboyutlu görüntüye yol açan özelliklerine başvurularak da sağlanabilir. Birinci durumda ruhsal üçboyutlu, ikinci durumda gerçek üçboyutlu filmden söz açılabilir. üçboyutlu film terimi, yalnız başına kullanıldığında bu ikincisi anlaşılır. Gerçek üçboyutlu görüntü, gözlüklü ya da gözlüksüz sağlanabilir).

üçboyutlu bezem :(Alm. erbautes Bühnenbild; Fr. déeor construit; İng. constructed set, architectural setting) : S/TV. İnce yüzeylerin birleştirilmesi biçiminde değil, doğal görünüşte ve derinliği olan bezem çeşidi.

üçboyutlu görüntülüğü :(İng. integral screen) : S. üçboyutlu sinemada kullanılan, resmin sol ve sağ göz için ayrılmasını sağlayan, ayrıca gözlük kullanılmasına gerek bırakmayan bir görüntülük çeşidi.

üçboyutlu gözlüğü :(Fr. lunettes pour anaglyphe; İng. anaglyph spectacles; Eski.T. anaglif gözlüğü, üç buutlu gözlüğü) : S. İkiz resim işlemine dayanan üçboyutlu filmlerde iki ayrı renkteki resmin her birini ayrı ayrı görüp birleştirmekte kullanılan gözlük.

üçboyutlu işlemi :(Alm. stereoskopisches Verfahren; Fr. procède stéréoscopique; İng. three-dimensional system, 3-D system, stéréoscopie system) : S [TV. Sinema ve televizyonda üçboyutlu görüntü sağlamak amacıyla yapılan çalışmaların, uygulanan yöntemlerin tümü.

üçboyutlu ses :(Alm. Stereo(fonie), Raumton, stereofonischer Ton, dreidimensionaler Klang; Fr. stéréophonie, son stéréophonique, effet stéréophonique, relief sonore; İng. stereo(phony), stereophonic sound; Eski.T. stereo(foni)) : S/ TV. 1. İki ya da daha çok oluk yardımıyla saptanma, okunma ve yayınlanmayla dinleyicide derinlik duygusu uyandıran ses. 2. Ses kaynağının durumuna göre yer değiştirerek derinlik duygusu uyandıran ses.

üçboyutlu seslendirme :(Alm. Stereoaufnahme, Stereotonaufnahme; Fr. enregistrement stereophonique; İng. stereophic (sound) recording) : S/TV. Sesin –üçboyutlu olarak saptanması.

üçboyutlu sinema :(Alm. dreidimensionaler Kinematografie; Fr. cinema en relief; İng. stereoscopic cinematography, three-dimensional cinematography; Eski.T. mücessem sinema*, üç buutlu sinema) : S. üçboyutlu filmler gerçekleştirmekle uğraşan sinema kolu.

üçboyutlu televizyon :(Alm. stereoplasticher Fernsehen; Fr. television en relief; İng. stereoscopic television, three-dimensional television) : TV. İki mercekli alıcı yardımıyla elde edilen çift resimlerin yayınlanması ve bunların almaç görüntülüğünde gözlükle izlenmesine dayanan işlem.

üçgen :(Alm. Dreieck; Fr. triangle; İng. triangle) : S/TV. üçayağın kaymaması için ayak uçlarının takılacağı yuvaları taşıyan üçgen ya da yıldız biçiminde çubuk.

üçlü çekim :(Alm. Dreier-E’mstellung; Fr. plan avec trois acteurs; İng. three-shot) : S/ TV. üç oyuncunun bel çekimini veren çekim çeşidi.

üçüncü izlence :(Alm. dritte Programm; Fr. troisieme programme; İng. third programme (ABD: program)) : TV. Radyo ile televizyonda geniş yığınları eğitici, yetiştirici, geliştirici kültür izlencelerine verilen ad. (1946’da BBC’nin bu-amaçla başladığı izlenceye verilen ‘third programme: üçüncü izlence’ adından çıkmıştır).

üçüncü kuşak :(Alm. Band III, Fernseh-bereich İti; Fr. Bande III; İng. Band III; Eski.T. Rant III) : TV. çYY’de 174-230 MHz (1,72-1,30 m) arasında (Fransa’da 162 MHz’den başlar) yer alan yinelenim kuşağı. (Bu kuşakta 5’ten 12’ye kadarki oluklar yer alır. Türkiye’de yayın yapan bütün televizyon vericileri bu kuşakta çalışır).

üreteç :(Alm. Generator, Aggre-gat; Fr. generateur(-trice), electrogene, groupe electrogene; İng. generator, power unit, jenny (a.); Eski.T. müvellit, jeneratör, elektrojen grubu) : S/ TV. Mekanik erkeden elektrik erkesi oluşturan aygıt.

üst boşluk :(Alm. ‘Head-Room’ J S/ TV; Fr. ‘head-room’; İng. head-room; Eski.T. baş üstü boşluğu) : Bir oyuncunun başı ile üst çerçeve çizgisi arasında yer alan boşluk.

üstten aydınlatma :(Alm. Oberlicht, senkrechte Sichtleiste; Fr. edairage verticale (par plafonnier, en profondeur, en plan-gee, venant du haut); İng. overhead lighting, top lighting, lighting from above, o-verlighting) : S/ TV. Filme alınan konunun ya da görünçlüğün, yukarıda bulunan bir kaynaktan aydınlatılması durumu. Alttan aydınlatmanın karşıtı.

üstten görüş :(Alm. Kamera von Oben, Schuss von Oben, geneigte Kamera, Draufsicht, Obersicht, Vogelperspektive, Obers-tellung der Kamera, Aus-Kamera leicht von oben; Fr. plongâe, plan en plong6e; İng. ‘nigh shot, high-angle shot, bird’s eye view, plunging shot; Eski.T. plonje, yukarıdan, üst açı) : S /TV. Alıcının, yatay ekseni üzerinde, merceği aşağıya dönük olarak yerleştirilmesi, böylece yukarıdan aşağıya doğru eğik bir görüşün ortaya çıkması durumu.

üstünyapım :(Alm. Monumentalfilm; Fr. superproduction; İng. 6/-ockbuster; Eski.T. süperprodüksiyon, gran spektakl) : S. çok’büyük giderlerle çevrilen, kalabalık oyunculu, göz kamaştırıcı bezem ve giysili, gürültülü tanıtılarla piyasaya sürülen, fakat çoğunlukla sanat yönünden büyük bir değer taşımayan film.

vat, W :(Alm. Watt, W; Fr. watt, W; İng. watt, W) : S/ TV. S/ güç birimi. (Saniyede 1 jııla eşittir. Uçları arasındaki potansiyel farkı 1 volt olan bir iletkenden 1 amper-lik değişmez elektrik akımı geçtiğinde ortaya çıkan erkedir). –

verici :(Alm. 1. Rundfunkseuder, 2. Sender, Fernsehsender, 3. Tonsender, 4. Bildsender, Fernsehbildsender; Fr. 1. imetteur de (radio)diffusion), 2. imetteur (de television), centre d’emissi-on (de television), centre ûmetteur (de television), 3. emetteur son, 4. emetteur vision; İng. 1. radio transmitter, broadcasting transmitter, 2. transmitter, television transmitter, 3. sound transmitter, 4. vision transmitter) : TV. 1. Radyo yinelenimlerindeki elektromıknatıs ışınımı yaymakta kullanılan donatım; radyo vericisi. 2. Eşeksenli kablo, telsiz bağlantısı ya da alıcı dalgalık yardımıyla elektrik gerilimi biçiminde resim ve ses imlerini alan, genlik ya da yinele-nim değiştirimine uğramış bir taşıyıcı dalga üreten ve bu yolda işlenmiş olan televizyon imlerini verici dalgalıkla yayan donatım; televizyon vericisi. 3. Bir televizyon vericisinde ses imini gönderen bölüm; ses vericisi. 4. Bir televizyon vericisinde resim imini gönderen bölüm; resim vericisi.

verici dalgalık :(Alm. Sendeantenne, Fernsehsendeantenne; Fr. antenne de tranmission (de television), antenne d’emission (de telivision), antenne emettrice (de television); İng. transmitting aerial (ABD: antenna), television transmitting aerial) : TV. Bir vericide işlenmiş olan televizyon imlerini yayan, parabolik biçimdeki iletkenlerin oluşturduğu bütün.

verici dalgalık gücü :(Alm. effektive Strahlungsleistung, ERR; Fr. puissance effective rayonnee, ERR; İng. effective radiated power, ERR; Eski.T. verici anten çıkış gücü) : TV. Bir vericinin dalgalığına ve dalgalık kazancına verilen güçlerin çarpımı, yani vericinin çıkış gücü ile dalgalık güç kazancının çarpımı.

verici gücü :(Alm. Sendeleistung; Fr. puissance apparente rayonnee (de l’emetteur); İng. transmitter (output) power; Eski.T. vericinin çalışma gücü, verici çıkış gücü) : TV. Bir vericinin çıkış gücü. ‘ ‘

verici sastoplar :(Alm. Sendemikrofon; Fr. microphone-ûmetteur, microphone-haute frequence; İng. transmitting microphone) : S/ TV. çok duyar bir sestoplar ile bunun doğrudan doğruya bağlı olduğu 1 W’den ufak güçte Vericiden oluşan aygıt.

verici yayaç :(Alm. Fernsehstation, Femsehsender(anlage), Fernsehsenderkomplex; Fr. station imetteur (de iĞlivision), station Ğmettrice (de television); İng. transmitting station, television transmitter; Eski.T. verici televizyon istasyonu) : TV. Bir ya da birkaç vericisi, verici dalgalığı ve öbür donatımı bulunan, bir yayın merkezinden gelen televizyon imlerini, yayına uygun biçimde işleyerek yayan kuruluş.

VERİTABANI :(İng. DataBase) : Bilgisayar belleğinde depolanmış ve görece kolay bir şekilde erişilebilen veriler toplamı.

Vidicam :(Alm. Vidicam; Fr. Vidicam; İng. Vidicam) : TV. Sinema alıcısı ile televizyon alıcısının birlikte çalıştırılmasına dayanan bir yöntem.

Vidireal :(Alm. Vidireal; Fr. Vidireal; İng. Vidireal) : S. Belçikalı Jean Bourgignon’un ortaya koyduğu, alıcı ile gösterici için özel mercek kullanma temeline dayanan, gözlüksüz üçboyutlu sinema işlemi.

vinç :(Alm. Kron, Kamerakran, Atelierkran; Fr. grue (camera, amĞricaine); İng. crane, camera crane (boom), boom, (ABD) whirley) : S/TV. Büyük işlik alıcılarının her çeşit devinimini kolaylıkla yapmasını sağlayan tekerlekli, özel yapıda donatım.

vinç aşağı! :(Alm. Kran tieferl; Fr. descendez la grue!; İng. crane down!) : TV. , Alıcı yönetmenine vincin alçaltılması için verilen komut.

vinç çekimi :(Alm. Kranaufnahme; Fr. plan pris d’une grue; İng. crone shot) : S/ TV. Vinç üzerinde çalışan bir alıcının çevirdiği çekim.

vinç kolu :(Alm. Kranarm, AuslegerJ S/ TV; Fr. bras ûlĞvateur; İng. crane arm, jib arm) : Bir vincin, alıcıyı ve kişileri taşıyan, oturma yerini kaldırıp indiren kolu.

vinç yukarı! :(Alm. Kran höherl; Fr. montez la grue!; İng. crane up!) : TV. Alıcı yönetmenine vincin yükseltilmesi için verilen komut.

vinçle alçalma :(Alm. Senkrechtschwenk nach .unten, senkrechter Schwenk nach unten; İng. craning down) : S/ TV. Vince yerleştirilmiş alıcının vinç koluyla aşağıya doğru devindirilmesi.

vinçle yükselme :(Alm. Senkrechtschwenk nach oben, senkrechter Schwenk nach oben; İng. craning up) : S/ TV. Vince yerleştirilmiş alıcının vinç koluyla yukarıya doğru devindirilmesi.

vodvil :(Alm. Vaudville, Singspiel; Fr. vaudville; İng. ‘vaudville’, farcical comedy, (ABD) farce-comedy) : S/ TV. çok çapraşık, iç içe geçmiş dolanlılar dizisinden oluşan oyun çeşidi. Yanlış anlamalar, yanılmalarla sürüp giden, bir noktada arapsaçına dönen durum, sonunda mutlu bir çözüme ulaşır. Salon güldürüsü, bulvar güldürüsü, hafif güldürü denilen çeşitler de gerçekte birer vodvilden başka bir şey değildir. Bunlar, sinema ve televizyona genellikle bir tiyatro oyunundan aktarılır, bu yüzden de çok kez tiyatro kokusu taşır.

volt, V :(Alm. Volt, V; Fr. volt, V; İng. volt, V) : S/ TV. S/ elektrik potansiyeli birimi/ (Uçları arasında bir vatlık güç oluşurken bir amperlik elektrik akımı taşıyan, bir iletkenin iki ucu arasındaki potansiyel farkı).

vuru :(Alm. Impuls, Takt; Fr. impulsion, top; İng. pulse, impulse; Eski.T. darbe, itki, empülsiyon, impulse) : TV. 1. Değeri genellikle değişmez olan bir nicelikte ortaya çıkan ani yükselme, artış. 2. Son derece kısa süren im.

western :bkz. kovboy filmi

X belgesi :(Alm. ‘X’-Certifikat; Fr. certificat ‘X’; İng. ‘X’ certificate) : S. İngiliz Denetleme Kurulu’nun, 16 yaşından küçüklerin görmesini yasakladığı filmlere verilen belge.

X dalgalık :(Alm. Kreuzdipol, X-Formantenne; Fr. tourniquet; İng. turnstile aerial (ABD: antenna), X-form aerial; Eski.T. turnike anten) : TV. Yatay düzlemde, birbiriyle dik açılı iki çiftucaydan oluşan verici daigalık.

yabancı dilde evirim :(Alm. fremdsprachige Fassung; Fr. version (eniangue) etrangbre; İng. foreign version) : S. çevrilmiş olduğu ülkenin dilinde olan, yerli dilde sözlendirilmesi yapılmamış evirim, özgün evirim.

yabancı film :(Fr. film itranger; İng. foreign film; Eski.T. ecnebi film) : S. Herhangi bir ülkeye göre yabancı kaynaklı olan film. Yerli film karşıtı.

yabancı ülke evirimi :(Alm. auslandische Fassung; Fr. cop/e version Ğtrangere; İng. foreign (version) release print) : S. Bir filmin yabancı ülke için hazırlanmış evirimi.

Yagi dalgalığı, Yagi-Uda dalgalığı :(Alm. Yagi (-Uda) antenne!; Fr. antenne Yagi (Uda); İng. Yagi(-Uda) aerial (ABD: antenna), Yagi (a.)) : TV. Bir çiftucayın önünde ve ardında düzenli olarak sıralanan aynı yapıdaki içi boş borulardan oluşan dalgalık çeşidi. (Bu düzen, vericiden çıkan erkenin büyük bölümünün alınmasını ve parazit dalgalardan çoğunun yok edilmesini sağlar. çiftucayın ardındaki çubuk, alınan dalga uzunluğunun dörtte biri boyundadır, aldığı dalgayı yansıtıp çiftucaya gönderir, bundan dolayı yansıtıcı adını alır. çiftucayın önünde sıralanan çubuklarsa aldıkları dalgayı çiftucaya yönelterek, alınan erkeyi artırırlar, bundan dolayı yöneltici adını alırlar. Televizyonda en çok kullanılan dalgalık çeşididir).

yağmur etkisi :(Alm. Regeneffekt, Rege-naufnahme; Fr. effet de pluie, pluie; İng. rain (effect)) : S. Doğal yağmur dışında, görüntüde yağmur görünüşü sağlama.

yaka sestoplari :(Alm. Ansteckmikrofon, Knopfhchmikrofon; İng. lapel microphone) : S/ TV. Konuşanın yakasına ya da mendil cebine yerleştirilebilen çok ufak ses toplar.

yakınsak mercek :(Alm. Sammellinse, Konvex-Linse; Fr. lentille convergente (convexe); İng. converging lens, convergent lens, convex lens, positive lens; Eski.T. adese-i mütekaribe, konveks adese, dışbükey mercek) : S/TV. Gelen koşut ışınları eksene doğru kırarak birbirine yaklaştıran, kenarları ortasından daha ince olan mercek çeşidi.

yakıştırma ad :(İng. supplied title) : S. Bir filmin özgün adı saptanamadığı, hiçbir kaynaktan bulunamadığı ya da kaybolduğu vakit verilen ad. (özellikle sıralamada çok eski filmler için başvurulan bir yöntemdir).

yama :(İng. reprint, slug, build-up) : S. 1. Negatif kurgusunda eşlemeyi sağlamak ya da çekimlerin gerçek uzunluğunu korumak amacıyla, görüntü ya da ses kuşağının eksik bölümlerinin yerine eklenen kılavuz. 2. çalışma ya da dağıtım eşlemlerinin bozulmuş bölümlerinin yerini almak üzere hazırlanmış parça.

yan boşluk :(Alm. ‘Looking Room’; Fr. ‘looking room’; İng. looking room; Eski.T. bakış boşluğu) : S/ TV. Görüntüdeki kişi çerçevenin sağ ya da soluna baktığında, oyuncunun başı ile kenar arasında yer alan boşluk.

yanar film :(Alm. Zellhornfilm; Fr. film flammable (inflammable, combustible), flammable, inflammable; İng. flammable (film), inflammable (film)) : S. Nitrat tabanlı olduğu için kolay alevlenen film çeşidi. Yanmaz film karşıtı. (Nitrat tabanlı film yaklaşık 130° C’de alev alır ve çabucak yanar (20 ton film 3 dakikada yanabilir). Film yaşlandıkça yanma daha düşük derecede ve daha çabuk olur. Bundan başka . bu film 41 ° ç’de kendi kendine alev alabilir. Bu çeşit filmler 1950’den sonra hemen her ülkede yasaklanmıştır).

yandan aydınlatma :(Alm. Seitenbeleuchtung, waagarechte, Lichtleiste; Fr. eclairage laterak (de cdt€), lumiere de cötû; İng. side lighting, edge-lighting; Eski.T. yan ışık) : S/ TV. Konunun ya da görünçlüğün yandan aydınlatılması durumu.

yankı :(Alm. Echo, Hall, Nachhall, Halligkeit; Fr. 6cho, reverberation; İng. echo, reverberation; Eski.T. t, aks-i seda, eko) : S/ TV. Ses dalgalarının, çeperleri pek soğurucu olmayan bir yerde çarpıp geri dönmesi; bu dönme sonunda sesin geride bıraktığı iz-

yankı etkisi :(Alm. Halleffekt; Fr. effet d’Ğcho; İng. echo effect) : S/TV. Herhangi bir görüntüye eşlik eden seslerde doğal kaynaklar dışında gerçekleştirilen yankı.

yankı odası :(Alm. Echoraurn, Hallraum, Nachhallaum; Fr. chambre d’ûcho, salle reverberante; İng. echo room (chamber)) : S/ TV. Ses işliklerinde yankı etkisi elde etmek için kullanılan özel oda.

yanlamasına kaydırma :(Alm. Parallelfahrt; Fr. travelling horizontal (latâral); İng. horizontal tracking, lateral tracking, crabbing); Eski.T. yana traveling, paralel izleme, paralel kayma hareketi) : S/TV. Alıcının, optik ekseninin doğrultusu değişmek-sizin, sağa ya da sola tekerlekli bir araçla devinmesi.

yanmaz film :(Alm. Sicherheits-film; Fr. film de securite (ininflammable, non-inflammable, support ininflammable), ininflammable, non-flammable; İng. safety film, non inflammable (film), non flam (film), acetate base film; Eski.T. alev almayan film) : S. Asetat tabanlı olduğu için kolay alev almayan, 1950’den sonra hemen her ülkede kullanılması zorunlu kılınan film. Yanar film karşıtı.

yansıma :(Alm. Reflexion, Spie-geleung; Fr. echo, reflexion; İng. reflection; Eski.T. inikas, aks) : TV. Vericiden yayınlanan dalgaların herhangi bir engele çarparak yön değiştirmesi. (Bu durum, televizyon görüntüsünde çeşitli düzensizliklere yol açar. Bunun en sık rastlananı gölgedir).

yansımalı bakaç :(Alm. Reflexsucher; Fr. viseur reflexe (â Wsee rSflexe); İng. reflex viewfinder (finder), through-the-lens viewfinder, TTL viewfinder; Eski.T. refleks vizör) : S. Aynalı bir örtücünün pencereyi örttüğünde mercekten gelen görüntüyü yansıtmasına dayanan ve mercekten girip film üzerine düşen görüntünün tıpkısını izleme olanağı veren ba’kaç.

yansıtaç :(Alm. Reflektor, Spiegel, Hohkpiegel, Aufhelfschirm, Silberschirm, Scheinwerfer; Fr. réflecteur, étron réflecteur; İng. reflector (screen), silver screen; Eski.T. reflektör) : S/TV. Işığı yansıtmakta kullanılan çeşitli boy ve biçimde yüzeyler.

yansıtıcı ışıtaç :(Alm. verspiegelte Lampe; Fr. lampe réflecteur; İng. reflector lamp) : S. Arka yüzü yansıtıcı olan akkor gösterici ışıtacı.

yansıtıcı uydu :(Alm. Passivsatellit, passiver Satellit; Fr. satellite passif; İng. passive satellite) : TV. Bir verici yayaçtan aldığı elektromıknatıs dalgaları herhangi bir, işlemden geçirmeksizin yalnızca yansıtmakla yetinen ırakiletişim uydusu. Yayın uydusunun karşıtı.

yansıyan ışıkölçer :(Fr. posemètre â lumière réfléchie; İng. reflected-light meter (exposure meter); Eski.T. yansıyan ışık pozometresi, yansıyan ışık ışıkölçeri) : S/ TV.Konudan yansıyan ışığı ölçen ışıkölçer çeşidi. Gelen ışıkölçer karşıtı.

yapım :(Alm. 1-2. Produktion, Filmproduktion, Herstellung, Filmherstellung, 3-4. Produktion, Fernsehproduktion, Fernsehinszenierung, Programmproduktion; Fr. 1-2. production (cinématographique), 3-4. production de programme, fabrication de programme (Wdeo); İng. 1-2. production, film production (making), 3-4. production, television programme (ABD: program) (production); Eski.T. 1-2. imal (etme), prodüksiyon, yapma, 3-4. prodüksiyon, televizyon prodüksiyonu, program prodüksiyonu) : S.1.Bir filmin gerçekleştirilmesi için yapılan çalışmaların tümü. 2.Bu çalışmaların ürünü (belli bir ülkenin, belli bir dönemin, belli bir okulun, yapımevinin ürünü).TV. 3.-Bir televizyon izlencesini gerçekleştirmek için gerekli çalışmaların tümü.4. Bu çalışmaların ürünü.

yapım bölümü :(Alm. Produktionsabteilung, Produktionsbetrieb; Fr. service de production; İng. production department, programme (ABD: program) servicing department; Eski.T. program bölümü, prodüksiyon bölümü) : TV. Yapım işlerinin yürütülmesinden, çalışmalarının düzenlenmesinden sorumlu bölüm,

yapım gideri :(Alm. 1. Filmkosten, Herstellungskosten, Produktionskosten, Aufwendungen, 2. Kästen, Produktionskosten; Fr. 1. coût d’un film (de la production), prix de revient de film devis, frais, 2. coût de la production; İng. 1. film cost (budget), costs, production costs, 2. production costs; Eski.T. masraf, prodüksiyon masrafı, maliyet) : S. 1. Birfllmin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü. TV. 2. Biz izlencenin gerçekleştirilmesi için harcanan paranın tümü.

yapım görevlisi :(Alm. Aufnahmeleiter, Studiomaster, Inspizient, Produktions-Chef, Produktionsleiter, PL, Produktionssekretärin; Fr. râgisseur de plateau, regisseur (général), secretaire de production; İng. production manager (secretary), studio manager, SM, stage manager, (ABD) floor manager) : S/TV. çalışmalar sırasındaki yönetimsel işlerden, görünçlük donatımının sağlanmasından, kullanılmasından, korunmasından sorumlu ve yapım yönetmeninin başlıca çalışma arkadaşlarından olan kimse.

yapım görevlisi yardımcısı :(Alm. Aufnahmeleiterassistent, Produktionsleiterassistent; Fr. assistant du régisseur de plateau, aide-jardinier; İng. assistant studio manager (production manager), (ABD) assistant floor manager) : S/TV. Yapım görevlisine çalışmalarında yardımcı olan kimse.

yapım imleri :(Alm. Zeichen, Kommando(zeic-hen), Einsatz(signal), Stichwort; Fr. top; İng. ore, sign, signal, mark) : S/ TV. Sinema ve televizyon çalışmalarında yapım takımının sessizce anlaşması, belli işlerin başlama ve bitişlerinin, gerçekleştirilmesinin belirtilmesi için el ve kolla, ışıkla, kulaklıklardan sesle verilen komutlar.

yapım merkezi :(Alm. Produktionskomplex, Studiokomplex, Produktionszentrum; Fr. centre de production (de programme), centre video; İng. production center (ABD: center), studio center (complex); Eski.T. televizyon prodüksiyon merkezi, prodüksiyon merkezi, program prodüksiyon merkezi) : TV. Televizyon yayın merkezi için izlence tasarıları hazırlamak, bu tasarıları gerçekleştirmek, izlenceleri doğrudan doğruya yayınlamak ya da çeşitli gereç üzerine aktararak yayına hazır duruma getirmekle görevli kuruluş.

yapım sigortası :(Alm. Produktionsversicherung; Fr. assurance de production; İng. film producers indemnity insurance’, general production insurance) : S. Bir film yapımının herhangi bir kazaya karşı sigortalanması durumu.

yapım sözleşmesi :(Alm. Herstellungsvertrag; Fr. cont-rat de production; İng. production contract; Eski.T. prodüksiyon kontratı, prodüksiyon mukavelesi) : S. Bir filmi çevirmek üzere yapılan sözleşme.

yapım süresi :(Alm. Produktionszeit, Herstellungszeit, Fertigungszeit; Fr. durée de production; İng. production time) : S. Bir filmin yapımı için geçen süre; filmin ilk tasarından başlayıp piyasaya sürülebilecek duruma gelinceye kadar geçen süre.

yapım takımı :(Alm. Aufnahmestab, Aufnahmeteam, Drehstab, Produktionsteam, Produktionseinheit, Produktionsgong, Herstellungsgruppe; Fr. équipe de production; İng. production unit (team, staff); Eski.T. prodüksiyon ekibi, yapım ekibi) : S/TV.Bir filmi, bir televizyon izlencesini gerçekleştirmek için bir araya gelen topluluk.

yapım tarihi :(Alm. Produktionstermin, Aufnahmetermin; Fr. date de réalisation; İng. production date; Eski.T. prodüksiyon tarihi) : S/TV. Bir filmin, bir televizyon izlencesinin yapımına başlandığı ve yapımının tamamlandığı zamanı belirten tarih.

yapım toplantısı :(Alm. Produktionsbesprechung, Produktionssitzung, Regiebesprechung; Fr. conférence de programme, réunion de production; İng. planning meeting, production conference (meeting), pre-production meeting; Eski.T. planlama toplantısı, yönetim toplantısı) : TV. Herhangi bir televizyon izlencesinin hazırlanmasına, gerçekleştirilmesine hazırlık olmak üzere, bütün ilgililerin katılmasıyla yapılan toplantı.

yapım yönetmen yardımcısı :(Alm. Produktionsleiterassistent; Fr. administrateur de production; İng. unit production manager; Eski.T. prodüksiyon müfettişi) : S. Yapım yönetmeninin, filmin bütçesini hazırlamak, hesap işlerini yürütmekle görevli. baş yardımcısı.

yapım yönetmeni :(Alm. Produktionschef, Filmproduktionsleiter, Produktionsleiter, Filmproduktionschef; Fr. cheve production, directeur de production; İng. associate producer, production manager, head of production; Eski.T. prodüksiyon amiri, prodüksiyon müdürü, prodüksiyon direktörü) : S. Bir filmin yapımını, yapımcı adına doğrudan doğruya yöneten kimse.

yapımcı :(Alm. 1-2. Produzent, Filmproduzent, Hersteller, Filmhersteller, 3. Produzent, Fernsehproduzent, Redakteur, Reale Saatohr; Fr. 1-2. -producteur(-trice) (du film), 3. producteur(-trice) (de télévision); İng. 1-2. producer, film producer, 3. producer, television producer; Eski.T. 1-2. âmil, film âmili, tacir, tüccar, film taciri, film tüccarı, sinema şirketi müdürü, şirket müdürü, sinema âmili, prodüktör, film prodüktörü, sinema prodüktörü, yapan, 3. prodüktör, televizyon prodüktörü, program prodüktörü, programcı) : S. 1. Bir filmin çevrilişi ve işletilmesiyle ilgili tüm yönetimsel ve parasal işlevi üstlenen, filmin anaparasını sağlayan kimse. 2. Bir yapımevinin başkanı, yöneticisi; sinema yapımcısı. TV. 3. Bir ya da birden çok izlencenin ana konusunu bulan; izlencenin hazırlanması, gerçekleştirilmesi çalışmalarını.yönetmenle ya da tek başına yürüten kimse; televizyon yapımcısı, izlenceci. (Sinema yapımcısından değişik olarak televizyon yapımcısı, yapımın sanat yönünü de gözetir ve genellikle izlenceye bir kişilik, deyiş kazandırmakta payı olur).

yapımcılık :(Alm. 1. Herstellung, Filmherstellung, 2. Produktion, Fernsehproduktion; Fr. 1-2. production; İng. 1. production, film making,2.production, television production, programme (ABD: program) production; Eski.T. 1. âmillik, film âmilliği, sinema âmilliği, prodüktörlük, sinema prodüktörlüğü, film prodüktörlüğü, 2. prodüktörlük, televizyon prodüktörlüğü, program prodüktörlüğü, programcılık) : 5. 1. Sinema yapımcısının işi. TV. 2.’Televizyon yapımcısının işi; izlencecilik.

yapımci-yönetmen :(Alm. Produzent-Regisseur; Fr. producteur -réalisateur; İng. producer-director; Eski.T. prodüktör-rejisör) : S/TV. Yapımcılık ve yönetmenlik işini birlikte yürüten kimse.

yapımevi :(Alm. Produktionsfirma, Produktionsgesell-chaft, Filmgesellschaft, Filmfirma; Fr. maison de production, société productrice; İng. production company, producing company; Eski.T. prodüksiyon şirketi, film şirketi, şirket, film kumpanyası, kumpanya,firma, film müessesesi) : S. Film yapımı işiyle uğraşmak amacıyla kurulmuş ortaklık.

yapıt hakkı :(Alm. Urheberrecht, ‘Copyright’; Fr. droit d’auteur, ‘copyright’; İng. copyright, author’s right; Eski.T. hakk-i telif, telif hakkı, iyelik hakkı) : S/TV. Herhangi bir kimsenin bir yapıtı (film, televizyon oyunu, oyunluk, beste, vb.) yaratmasından, gerçekleştirmesinden doğan ve yasalarla güvence altına alınan tüm haklan.

yapıt hakkı iyesi :(Alm. Urheberrechtbesitzer; Fr. propriétaire de droit d’auteur; İng. copyright owner, owner of copyright; Eski.T. telif hakkı sahibi) : S /TV. Yapıt hakkını taşıyan kimse.

yapıt hakkı kütüğü :(Alm. Urheberrechtsregister; Fr. registre de droit d’auteur; İng. register of copyright; Eski.T. telif hakkı sicilli) : S/TV. Yapıt hakkının sağlanması ye korunması için tutulan kütük.

yapıt hakkı negatif :(Alm. eingelager-tes Negativ; Fr. négatif dépose; İng. deposited negative) : S. Bir film üzerindeki yapıt hakkının korunabilmesi için yapıt hakkı kütüğüne ya da yetkili başka bir kuruluşa sunulan örnek negatif.

yapıt hakkı ödemeliği :(Alm. Tantieme; Fr. droit d’auteur, pourcentage d’auteur; İng. royalty, percentage payment to author; Eski.T. hakk-i telif, telif ücreti) : S/TV. İyelik hakkından doğan parasal alacak.

yapıt iyeliği :(Alm. Werkherrschaft; Fr. propriété d’œuvre; İng. ownership of work; Eski.T. eser sahipliği) : S/ TV. Herhangi bir yapıtı kullanma, işletme, bu yapıttan yararlanma yetkisini elinde taşıma durumu.

yapıt iyesi :(Alm. Werkherr; Fr. propriétaire d’œuvre; İng. proprietor of the work; Eski.T. eser sahibi) : S/ TV. Yapıt iyeliğini elinde bulunduran kimse.

yapımcı-yönetmen-oyunluk yazarı :(Alm. Produzent –Regisseur- Autor; Fr. produc-teur-réalisateur-scenariste; İng. producer-director-writer; Eski.T. prodüktör-rejisör-senarist) : S/TV. Yapımcılık, yönetmenlik ve oyunluk yazarlığı işlerini birlikte yürüten kimse.

yapma aydınlatma :(Alm. künstlic-he Beleuchtung; Fr. éclairage artificiel; İng. artificial lighting) : S/ TV. Güneş ışığının dışındaki kaynaklardan yararlanarak gerçekleştirilen aydınlatma. Doğal aydınlatmanın karşıtı.

yapma bezem :(Fr. décor construit) : S/ TV. Bir film ya da televizyon izlencesi için özel olarak hazırlanmış bezem çeşidi.

yapma ışık :(Alm. Kunstlicht; Fr. lumière artificielle; İng. artificial light; Eski.T. suni ziya, suni ışık) : S/TV. Doğal kaynakların dışında sağlanan ışık. Doğal ışık karşıtı.

yaratıcı :(Alm. Filmautor; Fr. auteur de film; İng. author of film) : S. Bir filmin, konusundan kurgusuna kadar bütün yaratıcı çalışmalarından sorumlu bulunan, filme kendi deyişini, kişiliğini veren, damgasını vuran sinema sanatçısı.

yaratıcı coğrafya :(Alm. schöp-ferische Geographie; Fr. gûo graphie créatrice; İng. creative geography) : S. Birbirinden çok uzaktaki yerlerde çevrilen görüntülerin bir araya getirilmesi yoluyla film üzerinde yaratılan yeni uzay; yalnız film üzerinde var olan yer, filmsel uzaya yol açan işlem.

yaratıcı filmi :(Alm. Authorenfilm; Fr. film d’auteur; İng. film of author) : S. Bir yaratıcının elinden çıkan, bu yaratıcının kişiliğini, deyişini, damgasını taşıyan film.

yaratıcılar sineması :(Alm. Kino der Autoren, Autorenfilm, ‘cinima’ d’auteur’; Fr. cinémanies auteurs (d’auteur); İng. cinematography of authors, ‘cinema d’auteur’) : S. Bir filmin oyunluğundan kurgusuna dek bütün çalışmalarından doğrudan doğruya sorumlu olan; filmi, düşünce ve duygularının bir anlatım aracı olarak kullanan; bütün filmlerinde belirli bir deyiş ve anlatım özelliği taşıyan yönetmenlerin oluşturdukları sinema.

yardımcı oyuncu :(Alm. Nebendarsteller(-in); Fr. acteur(-trice) qui seconde les premiers rôles; İng. supporting octor(-tress); Eski.T. yardımcı aktör, yardımcı aktris) : S/ TV. İkinci rolde çalışan oyuncu.

yardımcı yapımcı :(Alm. Produktionsassistent; Fr. producteur associe (adjoint); İng. associate producer, assistant producer; Eski.T. prodüktör muavini) : S. Yapımcının bir ya da birkaç filmin çevrilmesiyle görevlendirdiği kimse.

yarı belgesel (film) :(Alm. Semidokumentarfilm; Fr. semi-documentaire, film semi-documentaire; İng. semidoqjmentary (film), docudrama; Eski.T. yarı dökümanter, yarı belge-film) : S.1. Gerçekte öykülü bir film olarak çevrilip gerçek olay ve çevreyi yansıtan ya da gerçekte belgesel film olarak çevrilip öykülü film özellikleri taşıyan film. 2. Belgesel film ile öykülü filmlerin özelliklerini birleştiren, bu iki tür film arasında köprü işi gören film.

yarı diz çekimi :(Alm. mittlere Nahaufnahme; Fr. plan américain şerri, PAS; İng. hipshot, tigh shot) : S/TV. Diz ile bel çekimi arasında yer alan çekim.

yarı genel çekim :(Alm. Halbtotale, Haltotalaufnahme; Fr. plan de demi-ensemble (semi général, demi-longueur, de petit-ensemble); İng. semi long shot, medium long shot, MLS; Eski.T. orta umumi plan) : S/TV. Toplu çekim ile genel çekim arasında yer alan çekim.

yarı gölge :(Alm. Halbschatten; Fr. nombre; İng. half-shadow) : S/TV. Hafif gölge; karanlık ile aydınlık arası.

yarım donatım :(Alm. naturgetreues Modeli; İng. mock-up) : S. Büyük boy bir donatımın yalnız belirli bir bölümünün doğal boyda maketi (örnek: Bir otomobilin arka koltuğu).

YARIŞMA :(İng. Competition) : Bir kişinin bir başkasını aşan bir şeyi elde etmeye çalıştığı, aynı zamanda da başkalarını onu elde etmekten alıkoymaya çabaladığı kişiler arası süreç

yarışma izlencesi :(Alm. Quizsendung; Fr. omission de jeux, jeux; İng. parlour game, quiz programme (ABD: program); Eski.T. yarışma programı) : TV. Bir ön elemeden geçirilerek seçilmiş yarışmacıların, soruları tek başlarına yanıtlandırmaları ya da başka yarışmacılarla karşılaşmalarına dayanan izlence.

yarışma yöneticisi :(Alm. Spielleiter; İng. quizmaster) : TV. Yarışma izlencelerinde soruları soran, izlencenin düzenli yürümesini sağlayan kimse.

yasak film :(Alm. nicht freigeebener Film; Fr. film interdit; İng. banned film) : S. Yetkili makamlarca gösterilmesine izin verilmemiş film.

yaşamöyküsel film :(Alm. biographische Film; Fr. film biographique; İng. biographical film (picture), biopic (a.); Eski.T. biyografik film) : S. Tanınmış kişilerin yaşam öyküsünü konu alan film türü.

yaşlandırma :(Alm. Aliening; Fr. grimage; İng. aging) : S/TV. Bir kimseyi yaşlı göstermek için yapılan makyaj.

yatay çevrinme :(Alm. Horizontalschwenk, Pano’ramaschwenk; Fr. panoramique horizontal, mouvement horizontal de camera; İng. pan, horizontal pan (ning); Eski.T. pan, yatay dairesel hareket, yatay çevrinme hareketi) : S/TV. Alıcının, dikey ekseni çevresinde sağa ya da sola çevrinmesi.

yatay ucayiama :(Alm. horizontal Polarisation (Polarisierung); Fr. polarisation horizontale; İng. horizontal polarization; Eski.T. yatay polarizasyon) : TV. Verici dalgalığın yatay biçimde yerleştirilerek elektromıknatıs dalgaları yatay biçimde yaymasının sağlanması.

yatay ucaylanmiş yayın :(Alm. horizontal polarisiert Sendung; Fr. onde horizontalement polarisie; İng. horizontally polarized transmission) : TV. Bir televizyon vericisinin, elektromıknatıs dalgaları yatay biçimde yayması durumu.

yavaş çevirim :(Alm. Zeit-dehneraufnahme; Fr. prise de vues au ralenti; İng. slow-motion picture) : S. Alıcının olağan hız üstünde çalıştırılıp elde edilen filmin olağan gösterici hızıyla oynatılması sonucu, bir filmin herhangi bir görünç-lüğündeki devinimin, gerçektekinden daha yavaş görünmesi durumu. Hızlandırılmış devinimin karşıtı.

yayın :(Alm. 1. Hörfunk, Hörrundfunk, Tonrund-funk, Klangübertragung, 3. Ton- und Bildiibertragung, 4-5. Sendung, Fernsehsendung, übertragung, Fernsehübertragung, Ausstrahlung, Fernsehausstrahlung, Blldsendung, Bildschirmübertragung, Fernsehrundfunk; Fr. 1. radiodiffusion (sonore), 2. radiodiffusion, transmission du son, 3. radiodiffusion sonore et visuelle, radiotéléphoniste, 4-5. transmission télétransmission, télé mission, diffusion émission; İng. 1. radiobroadcasting (transmission, relay), 2. sound broadcasting (transmission), sound and vision transmission, 4-5. transmission, television transmission (broadcast, broadcasting), broadcast(~ing), (ABD) telecasting; Eski.T. 1-2 neşriyat, radyodifüzyon, 4-5. transmisyon, televizyon transmisyonu) : TV. 1. Radyoyla yapılan ses yayını; radyo yayını. 2. Bir televizyon yayınında izlenceyle ilgili sesin yayını; ses yayını. 3. Elektro mıknatıs dalgaların özelliklerinden yararlanılarak ses ve resim imlerinin gönderilmesi; ses ve resim yayını. 4. Bir televizyon vericisinin, görüntü ve ses imlerini almaçlarda izlenmek üzere göndermesi. 5. Bu görüntü ve ses imlerinin tümü; izlence; televizyon yayını.

yayın alanı :(Alm. Fernsehversorgung, Fernsehberichterstattung; Fr. zone de diffusion; İng. coverage,’television coverage; Eski.T. yayın bölgesi) : TV. Bir televizyon vericisinin ya da birçok vericiden oluşan bin televizyon ağının eriştiği alanın tümü.

yayın arabası :(Alm. Ubertragungswagen, O-Wagen, Fernsehubertragungswagen, Kamerawagen, Fernsehaufnahmewagen, Obertragungszug, O-Zug, Aufnahmezug, Aufnahmewagen, Bildaufnahmewagen, Fernsehiibertragungszug; Fr. de mobile, car de reportage (télévision), voiture de prise de vues (télévision); İng. television car (reporting van, outside broadcast van), outside broadcast vehicle, mobile outside broadcast unit, mobile control room, MCR, mobile unit (television unit, transmission van), (ABD) mobile transmission truck; television camera truck (remote pi; Eski.T. naklen yayın arabası, naklen yayın aracı) : TV. Ufak bir televizyon işliğini andıran ve işlik dışındaki olayları, izlenceleri doğrudan doğruya yayınlamakta ya da mıknatıslı görüntü kuşağına saptamakta kullanılan büyük taşıt.

yayın eşlemi :(Alm. Sendekopie, Abnahmekopie; Fr. copie antenne; İng. transmisson copy (print), tekçine copy (print), TK copy (print)) : S/TV. Televizyonda film yayınında iyi bir sonuç elde edebilmek için, bu yayının özelliklerine uygun olarak hazırlanmış eşlem.

yayın merkezi :(Alm. Videozentrum, Sendezentrum, Sendekomplex, Fernsehkomplex, Fernseh-zentrum; Fr. centre vidéo; İng. television (broadtasting) centre (ABD: center)) : TV. Bir ya da daha çok verici yayacı, bunlardan oluşan ağı besleyen merkez. (Yayın merkezi, televizyon ağı içinde yer alan öbür vericilerin tüm izlencesini ya da bu izlencenin en önemli bölümlerini yayar).

yayın ölçünleri :(Alm. Obertragungsnormen, Fernsehnormen; Fr. standards de transmission (de télévision); İng. transmission standards, television standards; Eski.T. transmisyon standartları, televizyon standartlatı) : TV. Televizyon yayınları ve çeşitli televizyon dizgeleri için ulusal ve uluslararası kuruluşlarca saptanmış ölgünler.

yayın süresi :(Alm. Sendezeit, Obertragungszeit, übermittlungsdauer, Programmsendezeit; Fr. heure d’antenne; İng. transmission time, duration of transmission; Eski.T. program süresi) : TV. Herhangi bir televizyon izlencesinin başlaması ile sona ermesi arasındaki süre.

yayın tarihi :(Alm. Sendetermin; Fr. date de diffusion; İng. transmission date) : TV. Bir izlencenin yayınlanacağı gün ve saat.

yayın uydusu :(Alm. aktiver atellit, Aktivsatellit, Satellitenstation, Verstarkerstation fiir Satelliteniibertragung; Fr. satellite actif (réémetteur), station de telecommunications spati-ales; İng. active satellite (repeater), relay satellite, satellite station) : TV. Yalnız yansıtıcılıkla yetinmeyerek, yeryüzünden aldığı elektromıknatıs dalgaları yükselttikten, taşıyıcı yinelenim değiştirdikten sonra yeniden yeryüzündeki başka bir yayaca gönderebilen uydu. Yansıtıcı uydu karşıtı.

yayında :(Alm. auf Antenne sein, auf Sendung sein; Fr. antenne (a.), â I’antenne (a.), émission â i’antenne; İng. on air) : TV. Herhangi bir izlencenin yayınlanmakta olduğunu ya da herhangi bir televizyon yayın aracının yayın için çalışmakta olduğunu belirten deyim.

yayındırıcı ışıldak :(Alm. Streulichtsc&e-inwerfer; Fr. projecteur diffuseur; İng. broadside) : S/TV. Işığı hem belirli bir noktaya yönelten hem deyayındıran ışıldak çeşidi.

yayındırıcı kanat :(Alm. Scheinwerfertor, Tor(btende), Scheinwerfernase, Lichtblende, Blende, Scheuklappe (a.), Scheunen-tor (a.). Tubus, Tute (a.); Fr. écran opaque, volet (artkule); İng. barn-door, snoot, (a.); Eski.T. ışık örtücü kepenkler, ışık yöneltici kepenkler, kepenk) : S/TV. Işık kaynağının yanlarında bulunan, açılıp kapanarak ışığın biçimini düzenleyen yayındırıcı yüzey.

yayındırıcı örtü :(Alm. Weichzeichner, Streulicht-schirm, Streuschirm, Softscheibe; Fr. écran diffuseur, tarlatane; İng. serim, diffusing scrim (screen), diffuser scrim, cheese cloth, net, (ABD) chin scrim) : S/TV. Yarı saydam özdekten yapılan, böylelikle ışığın bir bölümünü kesip bir bölümünü yansıtan, yayındırıcı ile ışık örtüsü arasında ortalama bir etki yapan ışık örtüsü çeşidi.

yayındırıcı, :(Alm. Diffuse/, Blende, Weichstrahler, Fettblende, Vaselineblende, Salbenblende; Fr. diffuseur; İng. jelly, diffuser; Eski.T. yayıcı) : S/TV. Işığın yayınımını sağlamak amacıyla ışık kaynağının önüne konan, ışığı yumuşatmakta kullanılan çeşitli yapıda yüzeyler.

yayınım :(Alm. Diffusion, Streuung, Zerstreuung, Weichzeichnung; Fr. (de la lumière); İng. diffusion, scattering (of light), light scattering); Eski.T. intişar-i ziya, teşaşür-i ziya, difüzyon) : S/TV. Bir ışık demetinin hava moleküllerine, toz parçacıklarına, pürüzlü yüzeylere çarparak gelişigüzel dağılması olayı. .

yayınlamak :(Alm. senden, ûbertragen, ausstrahlen, abstrahlen, über-setzen, über Fernsehen ausstrahlen; Fr. téléviser, émettre, diffuser, transmettre; İng. £e/eWse, broadcast, transmit, (ABD) telecast) : TV. 1. Resim ve ses imlerini televizyon almaçlarının izleyebileceği biçimde, elektromıknatıs ışımayla yaymak. 2. Bir izlenceyi televizyonla yaymak.

yaylı askı :(Alm. Pantograph, Lampenschere; Fr. pantographe, bras flexible; İng. pantograph, lazy-boy; Eski.T. pantograf) : S/TV. Işık kaynaklarının tutturulduğu ve yalnızca çekip itmekle yüksekliği kolayca düzenlenebilen askı çeşidi.

YAZAR :(İng. Author) : İletişim mesaj ve metinlerinin kurucusu, yaratıcısı, yazarı, sahibi olan kişi. Bu anlamda, yazıcıdan (writer) farklıdır. Yazıcılık edilgin bir süreci de içlemlemektedir. Yazar ise, yazdığının sahibi olan, etkin bir özneyi belirtir.

yazar :(Alm. 1. Autor, Urheber, Verfasser, Filmschriftsteller, 2. Autor, Urheber, Verfasser, Fernsehschriftsteller; Fr. 1. auteur (de cinéma), 2. auteur (de tĞlevision); İng. 1. author (of cinema), writer (of cinema), 2. author (of television), writer (of television); Eski.T. muharrir) : S. 1. Sinemanın herhangi bir dalında (oyunluk, eleştiri, tarih, vb.) yazarlık yapan kimse; sinema yazarı. TV. 2. Televizyonun herhangi bir dalında’ (oyunluk, eleştiri, tarih, vb.) yazarlık yapan kimse; televizyon yazarı).

yazı :(Alm. Titel, Einblendtitel, Insert, Schriftinsert, Titelinsert; Fr. titre, carton; İng. title, caption; Eski.T. titr, başlık) : S/TV. Görüntüde yer alan, fakat görünçlüğün bir parçası olmayan her çeşit yazıyı anlatır terim.

yazı desteği :(Alm. Titelstander, Grafikstander, Insertstander, Insertpult; Fr. présentoir, chevalet, pupitre; İng. title stand, caption stand (easel)) : S/TV. Yazının düzgünce saptanması için alıcı önüne konan ve üzerine yazı yerleştirilen destek.

yazı görüntüleme :(Alm. Teletext, Videotext, Bildschirmtext; Fr. telitexte, vidéotex; İng. teletext, videotext) : TV. Yazılı bilgileri istenildiği anda televizyonda izlemeyi sağlayan yöntemlerin genel adı. (İzleyicinin almaca bağlı ve üzerinde düğmeler bulunan bir aygıtın düğmelerine basarak hava durumu, son haberler, borsa haberleri, spor karşılaşmaları ya da at yarışlarının sonuçları, uçak, vapur, tren tarifeleri, vb. bilgileri görüntülükte izliyebilmesini sağlayan bu yöntemler, değişik ülkelerde ‘Ceefax’, ‘Oracle, ‘Prestel’, ‘Viewdata’, ‘Titan’, ‘Captains’, vb. gibi tecim adlarıyla da tanınmaktadır).

yazı kartonu :(Alm. Titelvorlage, Zeichenvorlage; Fr. carton; İng. title card) : S/TV. üzerine’ yazı yazılan karton. (Televizyonda ölçün yazı kartonu 25,5 x 30,5 cm boyutundadır).

yazıcı :(Alm. Titelanfertiger, Titelzeichner; Fr. titreur; İng. titel worker, titling artist) : S. Bir filmin yazılarını hazırlayan, yazıcı aygıtı kullanan kimse.

yazıcı aygıt :(Alm. 77-telgerat, Titelmaschine; Fr. titreuse; İng. title printing machine, title printer, titler) : S. Bir filmin yazılarının film üzerine basılmasını sağlayan aygıt-

yazılama :(Alm. Betitelung; Fr. titrage; İng. titling; Eski.T. titraj) : S. Bir filmin yazılarını görüntü biçiminde gerçekleştirme işi.

yazılama masası :(Fr. banc titre; İng. title bench, titling bench, rostrum 1 [Alm. Titelbank) : S. Bir filmin yazılarının alıcıyla saptanmasında kullanılan özel yapıdaki masa.

yazın izlencesi :(Alm. Belletrisksendung; Fr. Emission littĞraire; İng. literary programme (ABD: program); Eski.T. edebiyat programı) : TV. 1. Yazının çeşitli dallarını tanıtmak, yaymak amacıyla hazırlanan izlence. 2. Yazın ürünlerinin sergilendiği izlence.

yazman :(Alm. Ateliersekretarin, Sekretarin, ‘Script’, ‘Script-Girl’; Fr. secrétaire de plateau, assistante de plateau, ‘script’, ‘script-girl’; İng. script-girl, continuity girl, floor secretary, script clerk (supervisor), secretary, of the producer, production secretary, assistant continuity; Eski.T. script-girl, rejisör sekreteri, prodüksiyon sekreteri, devamlılık yazmanı) : S/TV. Bir filmin çevrilişi ya da bir televizyon izlencesinin hazırlanışı sırasında, çalışmalarla ilgili bütün bilgileri hazırlayan, gerekli notları tutan, çevirimlerle ilgili yazanakları düzenleyen kimse.

yedeklemek :(Fr. doubler; İng. double) : S. 1. Bir filmin çevrilmesi sırasında bir oyuncunun bazı görünçlüklerdeki oyununu başkasına oynatmak. 2. Bunu yapan kimsenin eylemi.

yedinci sanat :(Alm. siebente Kunst; Fr. septième art; İng. seventh art) : S. İtalyan asıllı Fransız eleştirmeni Canudo’nun güzel sanatların geleneksel altı dalına kattığı sinema sanatını anlatmak için kullandığı deyim; sinema sanatı.

yeğinlik :(Alm. Intensitât; Fr. intensité; İng. intensity, strength; Eski.T. şiddet) : S/ TV. Işık, mıknatıslı alan, akım, vb. etkileyici niceliklerin birim zamandaki çokluklarını belirten ölçek.

yeni çekim :(Alm. Nachaufnahme, Nacheinstellung, Wiederaufnahme, Wiederholung, ‘Retake’; Fr. plan refah, ‘retake’; İng. re-take) : S. 1. Başarılı olmayan ya da başarılı olmadığı sanılan bir çekimin yeniden çevrilmesi. 2. Bu yolda çevrilen çekim.

yeni çevirim :(Alm. Neuproduktion, Heuverfilmung, Wiederverfilmung, ‘Remake’; Fr. nouvelle version, ‘remake’; İng. re-make; Eski.T. remake) : S. 1. Daha önce çevrilmiş bir çevirim oyunluğunun herhangi bir değişiklik yapılmaksızın ya da ufak tefek değişikliklerle yeniden çevrilmesi. 2. Bu yolda gerçekleştirilmiş film.

yeniden kuruş :(Alm. Rekonstruktion; Fr. reconstruction; İng. reconstruction) : S/TV. 1. Herhangi gerçek bir görünçlüğün, sonradan alıcı önünde tüm gerçeğiyle canlandırılması. 2. Gerçekte var olan bir bezemi, tüm ayrıntılarıyla işlikte kurma.

yeniden seslendirme :(Alm. überspielung, Umspielung, Umsc-hnitt, Umschneiden, Kopie, Kopierung; Fr. enregistrement, repiquage, ‘re record ing’; İng. re-recording, dubbing; Eski.T. yeniden kaydetme) : S/ TV. 1. Bir ya da daha çok kuşaktaki sesi başka kuşağa aktarma. 2. Bir ya da daha çok kuşaktaki seslerden yararlanılarak yeniden yapılan seslendirme. 3. (özellikle) Bir filmin birçok ses kuşağının (söz, müzik, gürültü, vb.) birleşmiş tek kuşak biçiminde elde edilmesi için yapılan yeni seslendirme. 4. Herhangi bir gerece (örneğin mıknatıslı seş kuşağı, plak, film, vb.) saptanmış sesin bir başka gerece aktarılması.

yeniden seslendirmek :(Alm. überspielen, umkopieren, umschneiden, umspielen; Fr. réenregistrer; İng. re-record, dub) : S/TV. Yeniden seslendirme işi.

yeniden sürmek :(Alm. wiederherausgeben; Fr. rééditer; İng. re-edit, re-run, reissue) : S. Yeniden sürüm işi.

yeniden sürüm :(Alm. Reprise, Wiederholung, Neuausgabe; Fr. reprise, reddition; İng. reissue, re-run) : S. Daha önce gösterilmiş olan bir filmi, aradan uzunca bir süre geçtikten sonra yeniden piyasaya sürme işi.

yeniden yayınlama :(Alm. Wiederholung; Fr. rediffusion; İng. repeat) : TV. Daha önce yayınlanmış bir izlenceyi, aradan bir süre geçtikten sonra yeniden yayına sokma.

yer :(Alm. Aufnahmegelande, Aufnahmeort, Drehort, Schauplatz, Standart, Motiv, Originalmotiv; Fr. lieu; İng. location; Eski.T. mekân) : S/ TV. Dışarıdaki çevirimlerin gerçekleştirildiği uzay.

yer seçimi :(Alm. Lokaltermin, Motivbesichtigung, Motivsuche, Vorbesichtigung; Fr. choix de lieu, repérage; İng. choice of location, lining Up, location hunt, recce (a.); Eski.T. mekân secimi) : S/TV. Dışarıda gerçekleştirilecek görünçlükler için en uygun yerlerin önceden araştırılıp saptanması.

yer yayacı :(Alm. Bodenstation, Erdefunkstelle; Fr. station au sol; İng. ground station, earth station; Eski.T. yer istasyonu) : TV. Uydu iletişiminde yeryüzünden uyduya radyoelektrik imler gönderen ya da uydudan aldığı radyoelektrik imleri yükselterek çevreye veren yayaç.

Yerel gürültü :(Alm. Gerauschatmosphare; Fr. bruit d’ambiance; İng. atmosphere (noise)) : S. Belirli bir yerin havasını yansıtan gürültü.

yerieştirme :(Fr. mise en place (de camera), installation (de camera, d’appareil), 2. installation des sources de lumière; İng. 1. camera set-up (placing, positioning, alingment), set-up; Eski.T. 1. kameranın yeri, kamera yerleştirmesi, konum) : , 2. lighting set-up (setting)] [Alm. 1. Kameraeinstellung, Einstellung, Position, Kamera-position, Kamerastandort, 2. Lichtsetzung, Einleuchtung] S/TV. 1. Alıcının, saptanacak konuya göre en uygun uzaklık, açı, görüş noktasına konulması; bu nokta saptanıncaya değin yapılan çalışma. 2. Işık kaynaklarının, ışık düzenlemesine hazırlık olarak belli yerlere konulması.

yerli film :(Alm. Gemeinschaftsfilm, nationales Film; Fr. film national; İng. national film; Eski.T. milli film) : S. 1. Herhangi bir ülkenin kendi ürünü olan film. 2. Bazı ülkelerde, belirli koşullara uyduğu takdirde, yasalara göre o ülkenin ürünü sayılan film. Yabancı film. karşıtı.

Yeşilçam (sineması) :S. (Türkiye’de) (İstanbul, Beyoğlu’nda yapımevleri ve ortaklıkların çoğunun işyerlerinin topluca bulunduğu sokağın adından alınarak, mecaz olarak) Türk sineması, yerli sinema. 2. (Kötü anlamda) Salt kazanç amacıyla çok kısa sürede, en kestirme yoldan, belirli kalıplara uyularak gerçekleştirilmiş ve izleyiciyi sömürmeye dayanan filmler üreten sinema.

yetişkin filmi :(Alm. Film für Erwachsene; Fr. film pour adultes; İng. film for adults) : S. 1. Yalnız yetişkinlerin görebileceği film. 2. çocukların anlayamayacağı film. çocuk filmi karşıtı.

yığın filmi :(Alm. Massenfilm; Fr. film de masse; İng. mass-film) : S. Belirli bir kişiyi kahraman olarak sivriltmeyen, başkahraman olarak yalnız halk yığınlarını ele alan film.

yığınsal iletişim :(Alm. Massenkommunikation; Fr. communication de masse; İng. moss communication; Eski.T. kitle haberleşmesi) : S/TV. çok sayıdaki bireylerden oluşan geniş toplulukları, yığınları amaçlayan, ilgilendiren iletişim.

yığınsal iletişim araçları :(Alm. Massenmedien, MM, Massenkommunikationsmittel; Fr. moyens de communication de masse; İng. moss media, instruments of mass communication; Eski.T. kitle haberleşme araçları) : S/TV. Yığınsal iletişimde kul la-lanilan, bu iletişimi sağlayan araçlar (basın, sinema, radyo, televizyon, plak, mıknatıslı ses kuşağı, kutucuk, vb).

yıkama :(Alm. Wasserung; Fr. lavage, rinçage; İng. washing), rinse, rinsing) : S. İşlemenin çeşitli aşamalarında, film üzerinde kalması istenmeyen kimyasal özdeklerin akıtılması için arı suyla yapılan temizleme.

yıldırım etkisi :(Alm. Tonnereffekt; Fr. effet de tonnerre; İng. thunder effect) : S. Bir filmde yıldırım düşmesini canlandırmak için uygulanan film hilesi.

yıldırım geçişi :(Alm. Reißschwenk; Fr. arraché, balayage, filage, fite, panoramique rapide (file); İng. whip pan, flash pan, swish pan, zip pan, flip pan, blur pan, pan blur, scanning; Eski.T. hızlı çevrinme, bulanık çevrinme, yıldırım geçişi çevrinmesi, bulanık sahne) : S. Bir çekimin sonunda ve bunu izleyen çekimin başında alıcının çok hızlı çevrinmesiyle görüntülerin birbirine geçmiş biçime girmesi, bulanıklaşması, seçilmez oluşundan yararlanarak gerçekleştirilen noktalama.

yıldırım haber :(Alm. ‘Flash’, Vorrangmeldung; Fr. ‘flash’; İng. flash, news flash, snop; Eski.T. ftos) : TV. Radyo ya da televizyonda olağan yayın kesilerek verilen çok önemli kısa haber.

yıldız :(Alm. Stern, Star, Filmstar, Diva, Filmdiva; Fr. vedette, étoile, ‘star’, ‘diva’, ‘divd’; İng. star, film star, screen star, movie star; Eski.T. star, vödet) : S. Büyük bir sanat yeteneği göstermeyen, fakat filmde oynayışı bu filmin gelirini artırabilen gözde oyuncu.

yıldız avcısı :(Fr. découvreur de talent; İng. talent scout(er), scout(er)) : S. Yeni yıldızlar bulmaya çalışan kimse.

yıldızcılık :(Alm. Stern system, ‘Star-System’; Fr. vedettisme, divisme, ‘star-system’; İng. star-system; Eski.T. star sistemi) : S. Filmin başarısını, yıldızların çok aşırı tanıtılarla piyasaya sürülmesine bağlayan, yıldızın çevresinde bir masal havası yaratmayı güden tutum.

yıldızlar filmi :(Alm. ‘All Star Cast’; Fr. film â vedettes, ‘all star cast’; İng. all star cast) : S. Kahramanlarının hemen hepsi yıldızlarca canlandırılan, yalnız yıldızların oynadığı film.

yılgı filmi :(Alm. Horrorfilm; Fr. film d’horreur; İng. horror film (movie), horrific film; Eski.T. dehşet filmi) : S. Korku filmlerinin en aşırı biçimi.

yıldızcık :(Alm. Filmsternchen, Sternchen, ‘Starlet’; Fr. storiette; İng. starlet; Eski.T. namzet, yıldız namzedi, artist namzedi, starlet) : S. Yıldız olmak üzere yetiştirilen kimse, yıldız adayı.

yineleme :(Alm. Wiederholung; Fr. r6p6tition (d’image); İng. repetition) : S/ TV. Aynı resmin birbiri ardından sık sık kullanılması.

yinelemeli kavram :(Alm. Leitmotiv; Fr. leitmotiv, motif conduc-teur; İng. leitmotiv, leading motive; Eski.T. leitmotiv, kılavuz kavram) : S. 1. (Film müziğinde) Bir düşüncenin, bir durumun, bir kişinin ilk görünüşü sırasında ona bağlı olarak.ortaya çıkan, daha sonra yinelendiğinde bu düşünce, durum ve kişiyi anımsatan, simgeleyen motif. 2. (Kurguda) Bir filmde önemli bir yer tutan herhangi bir ana kavramı gösteren ve film boyunca sık sık yinelenen görüntüler.

yinelemeli kurgu :(Alm. Leitmotivmontage; Fr. montage par refrain (par leitmotiv); İng. editing by leitmotiv (by theme)) : S. 1. Aynı çekimin sık sık kullanılmasıyla ortaya çıkan kurgu. 2. Yinelemeli kavramı sağlayan kurgu çeşidi.

yinelenim :(Alm. Frequenz; Fr. fréquence; İng. frequency; Eski.T. frekans, sıklık) : S/ TV. 1. Bir dalga deviniminin zaman birimindeki çevrim, salınım ya da titreşim sayısı; (genellikle bu zaman birimi saniye olarak alındığından) saniyedeki çevrim, salınım ya da titreşim sayısı. (Bu çevrim, salınım ya da titreşimler, dönem adı verilen eşit zaman aralıklarıyla yinelenme özelliği taşırlar. Saniyedeki dönem sayısı, yinelenimdir. Yinelenimin S/ birimi hertz’dir). 2. Bir dalga deviniminde, bu dalganın yayılma hızının, dalganın uzunluğuna bölünmesine eşit sayı. 3. Ses dalgasında, bu dalgayı oluşturan titreşimlerin saniyedeki sayısı.

yinelenim değiştirimi, YD :(Alm. Frequenzmodulation, FM; Fr. modulation de fréquence, FM; İng. frequency modulation, FM; Eski.T. frekans modülasyonu, frequency modulation, FM) : TV. Bir taşıyıcı dalganın, genliğinin değil yineleniminin değiştirime uğraması. (Buna göre, taşıyıcı dalganın genliği hep aynı kaldığı halde yinelenimi, değiştirime uğrayan yinelenimde değişir. Yinelenim değiştirimi, im-gürültü oranının genlik değiştirimine göre daha iyi olmasından dolayı, yayın bozulmasına uğramaz, bundan dolayı niteliği yüksek, temiz ses yayınında kullanılır).

yoğun saat :(Alm. Hauptsendezeit; Fr. heure de grande ecoute (de pointe); İng. peak (viewing) time) : TV. Herhangi bir ülkede, bir yayın alanında, televizyon yayınlarını izleyenlerin sayısının en yüksek olduğu saatler.

yoğunlaç :(Alm. Kondensator; Fr. condensateur (électrique); İng. condenser, electrical condenser, capacitator, capacitor; Eski.T. kondansatör) : TV. Birbirine çok yakın, hava ya da başka bir yalıtkanla birbirinden ayrılmış, aralarında gerilim çok olmadığı halde, büyük ölçüde elektrik yükü toplayabilen iki iletken yüzeyden oluşan, sığa oluşturucu aygıt.

yoğunlaçlı sestoplar :(Alm. Kondensatormikrofon, elektrostatische Mikrofon; Fr. micro(phone) â condensateur, microphone-condensateur; İng. condenser microphone, capacitor microphone, electrostatic microphone; Eski.T. kondansatörliHnikrofon) : S/TV. Yüzeylerinden biri değişmeyen, öbürü zar işini gören yoğunlaç yüzeyinden oluşmuş sestoplar çeşidi.

yorum :(Alm. Kommentar, Ferne Sehkommentar; Fr. commentaire; İng. commentary; Eski.T. tefsir) : TV. Televizyon haber izlencelerinde günün önemli bir olayı üzerine belirtilen görüş.

yorumcu :(Alm. Kommentator, Fernsehkommentator, Berichterstatter; Fr. commentateur(-trice); İng. commentator; Eski.T. tefsirci) : TV. Yorum hazırlayan ve okuyan kimse.

yöneltmeli :(Alm. gerichtet; Fr. directionnel; İng. directional; Eski.T. tevcihti) : S/ TV. Geliş, yansıma, ışınım, yayınım gibi özellikleri sınırlı bir açıda olan bazı optik, elektronik araçların özelliğini belirtir genel terim.

yöneltmeli dalgalık :(Alm. Richtantenne, Richtstrahlantenne; Fr. antenne directionnelle (directive); İng. directional aerial (ABD: antenna), bean aerial; Eski.T. tevcihti anten) : TV. Yalnız bir doğrultuda yayın yapan verici yada yalnız bir doğrultudan gelen yayınları alan alıcı dalgalık.

yöneltmeli sestoplar :(Alm. gerichtetes Mikrofon; Fr. micro(phone) directionnel; İng. directional microphone; Eski.T. tevcihli mikrofon) : S/ TV. Yalnız ses kaynağına yöneltildiğinde dar bir açıdan sesleri alabilen ses toplar çeşidi.

yöneltmesiz dalgalık :(Alm. Rundempfangsantenne, Rundstrahlantenne, ungerichtete Antenne; Fr. antenne omnidirectionnel-le; İng. omnidirectional aerial (ABD: antenna); Eski.T. omnidireksiyonel anten) : TV. Bir verici yayacın yayınının, bulunduğu bölgenin herhangi bir yerinden alınabilmesi için, her doğrultudan eşit.yeğinlikte ışınım yapabilen dalgalık.

yöneltmesiz sestoplar :(Fr. micro(phone) omnidirectionnel (non directionnel)) : -[ing. omni directional microphone, non directional microphone] [Alm. richtungsempfindliches Mikrofon, ungerichteteş Mikrofon, Kugelmikrofon, Kugel (a.)] S/ TV. Hangi yönden olursa olsun bütün ses kaynaklarına eşit duyarlığı olan, her yönden gelen sesleri alabilen sestoplar.

yönetim :(Alm. 1-2. Regie, Filmregie, Spielleitung, Inszenierung, 3-4. Regie, Fernsehregie, Bildführung; Fr. 1-2. realisation, mise en scene, 3-4. mise en scene, regie; İng. direction; Eski.T. reji) : S. 1. Bir filmin çevrilişinde tutulan yol. 2- Bir yönetmenin filmi gerçekleştirirken ki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği. TV. 3. Bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesinde tutulan yol. 4. Bir yönetmenin izlenceyi gerçekleştirirkenki çalışmalarının tümü; bu çalışmaların kendine özgü niteliği.

yönetim masası :(Alm. Bildmischpult, Mischpult, Bildmischer; Fr. pupitre pour le mélange des images, pupitre de mélange (image), mélangeur vidéo; İng. video console (switching console, mixer, mixing desk), vision mixer (mixing desk, sv/itching matrix), mixer (console, bank, panel); Eski.T. reji masası) : TV. Yönetmenin ya da resim seçicinin, yönetim odasında resimleri seçip birleştirdiği masa. (çeşitli kaynaklardan gelen resimler, yönetim denediğinde izlenerek seçilir ve bu masada birleştirilir. çeşitli kurgu işlemleri ve görsel etkiler de bu masada gerçekleştirilir).

yönetim odası. :(Alm. Regieraum, Regiekanzel, Bildregieraum, Regiezentrale, Kontrollraum, Bildregiekonto -rollraum, Regie, überwachungsraum, Bildkontrollraum, Neudienungsraum, Studiobelegung, Schaltraum; Fr. régie(du studio), salle de régie, cabine de régie, bloc-programme; İng. control room (box), production control room, vidéo control room, vision control room, gallery (a.); Eski.T. reji odası, resim reji odası, kontrol odası, galeri) : TV. Düzlüğü yüksekten görebilen ve düzlükten camlı bölmeyle ayrılmış oda. (Yönetmen, izlenceyi bu odadan yönetir. Yönetim odasında, yönetmenin önünde yönetim masası, bu masanın üstünde sıralanmış denetlikler yer alır. Düzlükteki alıcılar ile çeşitli resim kaynakları bu masaya ve denetliklere kablolarla bağlıdır. Yönetmen, denetlikler yardımıyla, çeşitli kaynaklardan gelen resim ve sesleri izler, seçer, seçtirir, bunları akıcı biçimde birbirine bağlar).

yönetmen :(Alm. 1-2.’Regisseur, Filmregisseur, Realisptor, Spielleiter, 3. Regisseur, Fernsehregisseur, Bildregisseur, Fernsehdirektor, Fernsehprogrammdirektor, Programmdirektor, stelve trender Fernsehdirektor; Fr. 1-2. réalisateur(-trice) (de cin6ma), metteur en scène (de cinéma), 3. réalisateur (de télévision), metteur en scène (de télévision), metteur en onde, chef d’émission, chef technique de; İng. 1-2. director, film director, 3. director (of television, of programmers, of television programmers), television director, programme (ABD: program) director; Eski.T. 1-2. vazı-i sahne (eden), dirijör t müdür, direktör, metör an sen, rejisör, sahneye koyan, film direktörü, film rejisörü, sinema rejisörü, yönetici, 3. rejisör, televizyon rejisörü) : S. 1. (Dar anlamda) Bir çevirim oyunluğunun görüntü biçimine sokulması için gerekli çalışmaları yöneten kimse. 2. (Geniş anlamda) Bir filmin gerçekleştirilmesi için, oyunluk yazarı, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, uygulanmanlar, oyuncular arasında işbirliği sağlayan, bunların çalışmalarını uyumlu biçimde yöneten, filmin bir sanat ürünü niteliği kazanmasından sorumlu olan sanatçı, sinema sanatçısı. TV. 3. Bir televizyon izlencesinin gerçekleştirilmesini, yapımcı gözetiminde ya da tek başına üstlenen kimse.

yönetmen yardımcısı :(Alm. 1. Regieassistent, erster Regieassistent, 2. Regieassistent, Produktionsassistent, Aufnahmeleiter; Fr. 1. assistant metteur en scène (réalisateur), premier assistant -réalisateur, aide-metteur en scène, 2. assistant- réalisateur, assistant de production, chef de plateau; İng. 1. first assistant director, (ABD) assistant director, AD, 2. assistant producer, production assistant, PA, floor manager, FfA, (ABD) assistant director; Eski.T. 1. asistan, rejisör asistanı, reji assitanı,yönetici asistanı) : S. 1. Bir filmin yönetiminde, yönetmenin tüm işlerde yardımcılığını üstlenen kimse. TV. 2. Bir izlencenin hazırlanmasında ve yayınında yönetmenin tüm işlerde yardımcılığım üstenen kimse.

yönetmen-alıcı yönetmeni :(Alm. Regisseurkameramann; Fr. opérateur- réalisateur; İng. director-cameraman) : S- Yönetmenlik ile alıcı yönetmenliğini bir arada yürüten sinemacı.

yukarıya çevrin! :(Alm. kamera von unten!; Fr. pano haut!; İng. ti It up!) : TV. Alıcı yönetmenine, yukarıya çevrinme için verilen komut.

yukarıya çevrinme :(Alm. vertikales Kamerâsch wenk; Fr. pano haut; İng. upward tilting) : S/TV. Düşey çevrinmenin yukarıya doğru olanı.

yukarıya kaydır! :(Alm. heben!; Fr. travelling haut!; İng. track up!) : TV. Alıcı yönetmenine, yukarıya kaydırma için Verilen komut.

yukarıya kaydırma :(Alm. vertikales Bewegen der Kamera nach, oben; Fr. travelling vertical vers haut; İng. upward vertical tracking) : S/ TV. Düşey kaydırmanın yukarıya doğru olanı.

yumuşak :(Alm. weicb; Fr. peu contraste; İng. soft) : S/TV. Görüntünün karanlık bölümlerinden aydınlık bölümlerine geçişin keskin olmaması, sertlik ile yavanlık arası.

yumuşak aydınlatma :(Alm. Raumbeleuchtung; Fr. éclairage doux; İng. ambient lighting) : S. 1. Sinema salonunda gösterim sırasındaki aydınlatma. TV. 2. Televizyon izlenirken göz sağlığı için gerekli oda aydınlatması.

yumuşak ışık :(Alm. weiches Sicht; Fr. libre douce; İng. soft light) : S/ TV. Konunun dağınık ışık kaynaklarıyla aydınlatılmasından dolayı gölge ile ışığın birbirine karıştığı durum. çiğ ışık karşıtı.

yumuşak odak :(Alm. Weichzeichnung, ‘Sfumato’, ‘flou’; Fr. flou artistique; İng. soft focus; Eski.T. flu) : -S/TV. Merceği belli belirsiz odak dışına kaydırarak görüntüde tatlı bir bulanıklık sağlama.

yumuşak odaklı mercek :(Alm. Weichzeichner, Weichzeichenlesobjektiv; Fr. objectif â flou pour adoucir); İng. soft focus lens, diffusing lens, diffuser lens) : S/TV. Yumuşak odağı sağlayabilen özel mercek.

yuva :(Alm. Stehcisdose; Fr. prise (de courant); İng. plug socket, socket, outlet; Eski.T. priz) : S/TV. Elektrik akımını almak için fişin sokulduğu yuva; fiş yuvası.

yüksek yinelenim, YY : (Alm. Hochfrequenz, HF; Fr. haute fréquence, HF; İng. high frequency, HF; Eski.T. yüksek frekans) : TV. 3.000-30.000 kHz arasındaki radyo yinelenimi.

yükselteç :(Alm. 1. Verstârker, 2. Tonverstärker, Niederfrequenzverstärker; Fr. 1. amplificateur, 2. amplificateur (de son); İng. 1. amplifier, 2. sound amplifier, audio amplifier; Eski.T. 1. müşeddide, amplifikatör, 2. ses amplifikatörü, ampli) : S/TV. 1. Ayrı bir kaynaktan güç alan ve içinden geçen elektriksel imin gücünü artıran elektronik aygıt. 2, Bunun, ses imlerinin gücünü artırıcı çeşidi; ses yükselteci.

yükseltme : (Alm. Verstärkung; Fr. amplification; İng. amplification) : S/TV. 1. E-lektrönik aygıtlarda yüksek erke gerektiren çeşitli örgenlere gönderilmek üzere, bir elektrik akımının gerilim yada yeğinliğini artırma işlemi. 2. Yayın sırasında çok zayıflamış alan imin, varif noktasında güçlendirilmesi işlemi.

ZAPPING : (İng. Zapping) : TV kanallarının her birine kısa süre bakıp, daha sonra dikkat ve haz kaybolur kaybolmaz kanal değiştirme.

zar : (Alm. Membran; Fr. diaphragme; İng. diaphram) : S /TV. Sestoplarda, sesyayarda üzerine gelen ses dalgalan ya da elektrik akımına uygun titreşimler yapan parça.

zincirleme : (Alm. iberblenden, durchblenden!, mischen; Fr. laissez fondre, mixez, enchainez; İng. mix to!…, dissolve to!…, cross-fade!, change over!) : TV. Resim seçiciye, bir kaynaktan gelen resmi, başka bir kaynaktan gelen resme zincirlemesi için verilen komut. (Zincirleme yapılacak ikinci kaynağın sayısı belirtilerek ‘ikiye zincirle!, dörde zincirle!…’ biçiminde söylenir).

zincirleme : (Alm. überblendung, Bildfiberblendung, Blende, Durchblendung, Oberblenden, weiche überblendung; Fr. enchainât, fondu enchainât; İng. dissolve-, lap dissolve, mix (dissolve), fade (over), cross dissolve (fade), oil dissolve, fading; Eski.T. dissolvens, fondu kruvaze, dissolvenz kruvaze, erime, eritme, geçme, sahne geçişi, anşane, feyding) : S/TV. İlk çekimin son görüntüleri yavaş yavaş güçsüzleşirken, ikinci çekimin ilk görüntülerinin gittikçe güçlenerek belirmesine, belli bir noktada iki çekimin görüntülerinin üst üste binmesine, bunun ardından ilk çekimin son görüntülerinin gittikçe güçsüzleşerek yerini ikinci çekimin gittikçe güçlenen ilk görüntülerine bırakmasına dayanan bir noktalama, bindirme çeşidi.

1 Yorum

Yorum yapın

E-posta adresiniz başkaları tarafından gözükmeyecektir.