İdare hukuku ve idari yargı ders notu

HUKUK DERS NOTLARI

 

İDARE HUKUKU

I-GİRİŞ

İdare hukuku, en geniş anlamıyla idarenin hukukudur. Yani idare hukukunun konusu ‘Devlet İdaresi’dir. İdare kavramının organik ve fonksiyonel olmak üzere iki anlamı vardır. Organik anlamda idare bir kuruluş, organ ya da teşkilat olarak idarenin ne anlama geldiğini ifade ederken; fonksiyonel anlamda idare yapılan faaliyet, iş ya da fonksiyonu ifade etmektedir.

Devletin yasama, yürütme ve yargı olmak üzere temel üç fonksiyonu bulunmaktadır. Bu fonksiyonlardan idarenin hem organik hem de fonksiyonel anlamda ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.

  1. ORGANİK ANLAMDA İDARE

Anayasaya göre yasama yetkisi Türk Milleti adına TBMM’i tarafından yerine getirilirken, Yürütme yetkisi ve görevi; Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilmektedir. Yargı yetkisi ise bağımsız mahkemeler tarafından kullanılmaktadır.

Organ olarak gerek yasamanın gerekse yargının idareden ayırt edilmesinde herhangi bir zorluk yokken, asıl sorun idarenin yürütmeden ayırt edilmesi durumunda yaşanmaktadır. Yargı bir organlar topluluğu olarak bağımsız mahkemelerden oluşan bir yapı iken yasama organı 550 milletvekilinden oluşan TBMM’dir.

Anayasaya göre yargı adli yargı, İdari yargı, Anayasa yargısı, askeri yargı, seçim yargısı, uyuşmazlık yargısı olmak üzere çeşitli kollara ayrılmaktadır. Adli yargı Kişiler arasında özel hukuk uyuşmazlıklarını çözmek ve ceza kanununu uygulamakla görevli, hukuk ve ceza mahkemelerinden oluşurken, idari yargı vergi hukukunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevli vergi mahkemeleri ile kişiler ile idare arasında çıkan idare hukukunun uygulanmasından doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevli idare mahkemelerinden oluşmaktadır.

Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (Anayasa Mahkemesi’ne göre Anayasa’da yargı bölümünden düzenlenmiş olsa da Sayıştay bir yüksek mahkeme değildir) idari yargının yüksek mahkemeleridir.  

Anayasa yargısını yerine getiren Anayasa Mahkemesi ise kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM içtüzüğünün Anayasaya aykırılığı iddialarını karara bağlamakta ve yüce divan sıfatıyla yargılama görevini yerine getirmektedir. Yüksek Seçim Kurulu ise seçimlerle ilgili uyuşmazlıkların nihai çözüm merciidir. (YSK Kararları kesindir.)

Farklı yargı kolları (adli yargı-idari yargı veya adli yargı-askeri yargı gibi ) arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını çözmekle görevli mahkeme ise Uyuşmazlık Mahkemesidir. Yasama Organı ise 550 milletvekilinden oluşmaktadır.  Dolayısıyla yasama ve yargıyı idareden ayırt etmede herhangi bir sorun yaşanmamaktadır.

Yürütme ve İdare

Yürütme, Anayasaya göre Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve idareden oluşmaktadır. Hükümeti oluşturan Bakanlar Kurulu, siyasal bir organdır ve devletin yönetimini sağlamakla görevlidir. Oysa Devletin başı olan Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil etmekte olup Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek gibi siyasal nitelikli bir görev yerine getirmektedir.

Dolayısıyla idareyi; yürütmenin iki kanadı olan Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun siyasal nitelikli faaliyetleri dışında kalan tüm faaliyetleri olarak tanımlayabiliriz. Dolayısıyla idareyi çok genel hatlarıyla devletin yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu dışında kalan tüm kuruluşları olarak tanımlamak mümkündür. Bu tanımlamaya uygun olarak ülkemizdeki idari yapılanmanın, Merkezi idare,  Mahalli idareler ve diğer kamu tüzel kişilerinden oluştuğunu söyleyebiliriz.

  1. a) Merkezi (Genel) İdare

Bakanlar Kurulunu oluşturan bakanlardan her biri, belli bir idari kamu hizmetinin en yüksek amiri durumundadırlar. Bakanlar Kurulu da bu hizmetleri yürütmek üzere oluşturulmuş bulunan örgütlerin en yüksek amirlerinden oluşmaktadır.

Başbakan 1982 Anayasasına göre bakanlar üzerinde siyasi bir güce sahip olmakla birlikte hukuki bir güce de sahiptir. Ancak Başbakan bakanların hiyerarşik amiri değildir. Cumhurbaşkanı da idare ile bağlantılı olarak, gerektiğinde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmekte, müşterek kararnameleri imzalamakta, atama işlemleri yapmaktadır. Bunlara ek olarak Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı idari işlemleri de bulunmaktadır.

Bu açıklamalara uygun olarak Merkezi İdare’nin, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Bakanlıklar ve Taşra Teşkilatından oluştuğu söylenebilir. Bunu ise şu şekilde formüle etmemiz mümkündür: Merkezi İdare = CB + BK + Bakanlıklar + Taşra Teşkilatı

  1. b) Mahalli İdareler (Yerel Yönetimler)

Belirli bir yöre halkının ihtiyaçlarını karşılamak üzere yürütülen hizmetler Mahalli idari hizmetler denilmektedir. Bu hizmetler devlet tüzel kişiliği dışında bağımsız bir tüzel kişiliğe sahip mahalli idareler aracılığı ile yürütülür.

 Anayasaya göre üç tür mahalli idare organı vardır. Bunlar il özel idaresi, belediye  ve köydür. Anayasanın 127. maddesine göre mahalli idareler, il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir.

Mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Mahallî idarelerin seçimleri, 67 nci maddedeki esaslara göre beş yılda bir yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahallî idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir. (Bu hüküm Büyükşehir Belediyelerinin kurulmasının Anayasal Dayanağıdır.)

Mahallî idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahallî idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar uzaklaştırabilir.

Merkezî idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet yetkisine sahiptir.

Mahallî idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezî idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır

  1. c) Diğer Kamu Tüzel Kişileri

Ülke genelinde yürütülmesi gerekli özel bir teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bazı idari hizmetler de merkezi idare dışında ayrı bir kamu tüzel kişiliği tarafından yerine getirilmektedir.  Bunların bazıları Anayasada sayılmış olup bunlar: KİT’ler, TRT ve Kamu kurumu niteliğindeki Meslek kuruluşlarıdır.

Özetle, organik anlamda idare, Yasama ve Yargı organları dışında, başında Hükümeti oluşturan münferit bakanların yer aldığı ve devlet tüzel kişiliğini temsil eden merkezi idare ile belli yörelerin yöresel gereksinimlerini karşılamak üzere kurulan mahalli idareleri ve belli idari hizmetleri yürütmek üzere teşkil edilen öteki kamu tüzelkişilerini kapsamaktadır.

 

III. FONKSİYONEL ANLAMDA İDARE

  1. Yasama ve İdare Fonksiyonu

Yasama fonksiyonunu maddi ölçüt kullanarak idari fonksiyondan ayırmak çok mümkün değildir. Maddi anlamda yasamayı genel ve soyut norm koyma, değiştirme ve kaldırma faaliyeti olarak tanımlayabiliriz. İdari fonksiyon ise yasama tarafından yapılan  genel ve soyut normların  belli kişi ve durumlara uygulanmasıdır. Genel hatlarıyla  bu tanımlar geçerli olmakla birlikte yasamanın bireysel nitelikli işlem ve faaliyetleri olduğu gibi (idam cezasının yerine getirilmesine karar vermek, hükümeti denetlemek gibi), idarenin de genel ve soyut norm koyma faaliyetleri bulunmaktadır (idare organları tarafından yapılan tüzükler ve yönetmelikler gibi).

Yasama ve idari fonksiyonların ayırt edilmesinde bu ölçütlerin ayrı ayrı kullanılması  yetersiz  olduğu için, bu iki ölçütü birlikte kullanmak zorundayız.  Yani yasama organının Anayasanın kendisine verdiği görevleri yerine getirmek için yaptığı tüm işlemleri yasama fonksiyonu, bunun dışında kalan görevleri idari görev, idare organlarının yaptığı tüm faaliyetleri de idare fonksiyonu  olarak  algılamak gerekmektedir. Yasama organına verilen görev  ve yetkileri; hükümetin siyasal denetimi, kanun yapma ve meclis işlemleri yapma olarak üç grup altında toplarsak bu faaliyetler dışında yasama organının  yaptığı işlemler eğer yargı fonksiyonuna dahil değil ise idari  fonksiyona dahil olacaktır. ( TBMM memurları hakkındaki özlük ve personel işlemleri, Milli Saraylara ilişkin işlemler idari fonksiyona dahildir.)

  1. Yargı Fonksiyonu – İdare Fonksiyonu

Maddi anlamda yargıyı, hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözen devlet fonksiyonu olarak tanımlayabiliriz.

Burada da yargı fonksiyonunu idari fonksiyondan ayırmaya maddi ölçüt tek başına yeterli değildir. Çünkü idare organları da gerektiğinde hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözümleyen ve karara bağlayan faaliyetlerde bulunabilirler. Örneğin, idarenin bir memura verdiği disiplin cezası maddi anlamda yargı fonksiyonuna dahildir. Dolayısıyla salt maddi ölçütü kullandığımızda idarenin yargı faaliyetinde bulunduğunu zannedebiliriz. Oysa Anayasanın 9. maddesine göre ‘Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır’. Anayasanın 138. vd maddelerinden ise bağımsız mahkemelerden anladığı ‘hiçbir organ, makam merci ve kişi tarafından kendilerine emir ve talimat verilemeyen, genelge gönderilemeyen, tavsiye ve telkinde bulunulamayan, verdikleri kararlar yasama ve yürütme organları için mutlak surette bağlayıcı olan güvenceli yargıçların görev yaptığı kuruluşlardır’. Bu nedenle, idare organlarının hukuki uyuşmazlıkları çözümleme faaliyetleri bu  faaliyetlerin salt mahiyetine bakılarak yargı faaliyeti olarak nitelendirilemez.

Özetle, maddi anlamda yargıyı, hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını çözen devlet fonksiyonu olarak tanımlayabiliriz.

Ancak idare,

disiplin cezaları ve

-para cezaları verirken fonksiyonel anlamda yargı işlemi yaparken,

Mahkemeler de,

bünyelerindeki memurlar üzerinde idari işlem yapabilmektedirler. Yine hâkimlerin notlandırılması, yüksek mahkemelerin başkan seçimleri gibi işlemler idari fonksiyona dâhildir.

Dolayısıyla burada da organik ölçüte başvurmak gerekmektedir. Bu ölçülere göre yargı; bağımsız mahkemelerin hukuki uyuşmazlıkları ve hukuka aykırılık iddialarını tarafsız olarak çözme faaliyetidir. Yargının hukuka aykırılık iddiaları karşısında vereceği hüküm kesin hüküm olacaktır. İdare organlarının bu tür kararları ise kesin hüküm niteliğinde değildir.

  1. Yürütme Fonksiyonu – İdare Fonksiyonu

İdare fonksiyonu yürütme fonksiyonunun salt siyasal nitelikli faaliyetleri dışında kalan faaliyetleridir. Yürütme organının siyasal nitelikli faaliyetleri genellikle, ülkenin genel siyasetini belirleme, ülkenin yüksek yönetimini sağlama, büyük tercihlerde bulunma şeklinde nitelendirilen faaliyetlerdir.

Yürütme organının siyasal nitelikli faaliyetlerini şu şekilde belirleyebiliriz;

-Başbakanın atanması,

-Bakanların atanmaları, azilleri ve hükümetle ilişkileri,

-Yürütme organının yasama organı ile ilişkileri,

-Yürütme organının yargı organı ile ilişkileri,

-Yürütme organının başka devletlerle olan ilişkileri

Tüm bu anlatılanlardan sonra sonuç olarak; Bu sayılanlar idari fonksiyonun dışındadır. Bu işlemlerde üstün bir hâkimiyet yetkisi kullanıldığından (hikmet-i hükümet ya da hâkimiyet tasarrufu) bu işlemler idari fonksiyon dışındadır.

 

  1. İDARİ FONKSİYONUN KONUSU, AMACI VE ÖZELLİKLERİ
  2. İdari Fonksiyon’un Konusu ve Amacı

Gerek yasama gerekse yargı organlarının idari fonksiyona dâhil işlemler yapabilmelerine karşılık, idare organları yasama ve yargı fonksiyonuna dâhil herhangi bir işlem yapamaz. Örneğin, yasama organı sadece yasam işlemleri yapmamakta bunlar dışında da bazı işlemler yapmaktadır ve bunlarda idari işlem sayılmaktadırlar. (TBMM nin büro ve muhasebe işlemleri, Mecliste görevli kamu görevlilerini özlük işlerine ilişkin işlemlerinde olduğu gibi). Aynı şekilde yargı organları da yargı fonksiyonuna dâhil olmayan bazı işlemler yapmaktadırlar. (Kalem işlerinin yürütülmesi ve mahkeme personelinin yönetimi gibi) Mahkemelerin bağımsız mahkeme sıfatı ile ve yargılama usulleri izleyerek değilde, sanki bir idare organı imiş gibi yaptıkları işlemleri ve faaliyetleri idari işlem sayılmaktadır.

İdare fonksiyonunun temel amacı kamu yararını gerçekleştirmektir.  Yani idare kazanç elde etmek için değil ve fakat tüm topluma hizmet sunmak ve böylece toplumsal fayda sağlamak için hizmette bulunur. İdari fonksiyonun konusu: günlük toplumsal ihtiyaçları karşılayacak faaliyetler iken amacı amacı kamu yararıdır.

  1. İdari Fonksiyonun Özellikleri
  2. a) İdari fonksiyon, idari işlemler ile yerine getirilir.

Nasıl ki yasama fonksiyonu yasama işlemleri ile yargı fonksiyonu yargı işlemleri ile yerine getirilirse, idari fonksiyonda, adına idari işlemler denilen belli tür işlemlerle yerine getirilir.

  1. b) İdari fonksiyon, üstün ve ayrıcalıklı yetkiler kullanılarak yerine getirilir.

İdare, fonksiyonunu yerine getirerek kamu yararını gerçekleştirmek için, özel kişilere oranla üstün ve ayrıcalıklı yetkilerle donatılmıştır. Özel kişiler arasında eşitlik söz konusu olmasına rağmen idare ile özel kişiler arasında  eşitlik söz konusu değildir.

İdare kamu yararını gerçekleştirdiği için özel kişilere göre üstün ve ayrıcalıklı yetkilerle donatılmıştır. Kamu yararını gerçekleştirmek içinde, özel kişilerle eşit olmamak, özel kişilere oranla üstün yetki ve ayrıcalıklarla donatılmış olmak zorundadır. Aksini düşünmek; yani idareyi özel kişilerle eşit görmek özel çıkarlar karşısında kamu yararının gerçekleştirilmesini imkânsız kılar. İdarenin özel kişiler karşısında sahip olmak zorunda olduğu bu üstün yetki ve ayrıcalıklar, kamu gücünden kaynaklanmakta olup bunlara kamulaştırmayı örnek gösterebiliriz.

  1. c) İdari Fonksiyon, Sürekli Bir Devlet Fonksiyonudur.

Kamu yararını sağlamaya yönelik olan ve kamu gücü kullanılarak yerine getirilen idari fonksiyon sürekli bir devlet fonksiyonudur. Yasama ve yargı fonksiyonları zaman zaman icra edilmemesine karşın idari fonksiyon her an icra edilmektedir. İdare kendiliğinden harekete geçip (re sen icra) fonksiyonunu yerine getirmesine karşın diğer iki fonksiyonun harekete geçebilmesi için bir dürtünün varlığı gereklidir. Yani idari fonksiyon bireylerle doğrudan doğruya ve her an bağlantılı olan bir fonksiyondur.

Bireyler yaşamlarının her anında idare ile doğrudan ilişki içindedirler. Oysa bireyler davacı ve davalı olmadıkça yaşamları boyunca yargı ile doğrudan bir ilişki içine girmezler. Yasamanın faaliyet ve işlemleri de çoğu kez araya idare girmedikçe bireyleri etkilemezler. Bireyler idare ile yaşamlarının her anında maddi bir ilişki içinde olmalarına rağmen yasama ve yargı ile daha çok hukuki ve siyasi bir ilişki içerisindedirler. Yasama ve yargı tatili gibi yürütme tatili yoktur. Örneğin, sağlık hizmeti tatili gibi bir tatil olması mümkün değildir.

  1. İDARENİN GÖREVLERİ

İdarenin toplumun gündelik ve ortak ihtiyaçlarını karşılamak ve böylece kamu yararını gerçekleştirmek için yürüttüğü faaliyetlerin tümü idarenin görevlerini oluşturmaktadır. Bu günlük ihtiyaçların belirlenmesinde esas itibarı ile yasama organı ve siyasal organlar görevlidirler. Bu organlar gereksinimleri belirlerken  o ülkede geçerli ekonomik, sosyal ve siyasal düzenin gerekleri ile bağlıdırlar.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti sosyal bir devlet olduğu için görevi ne liberal devlette olduğu gibi sadece toplumun iç ve dış güvenliğini sağlamaktan ibarettir ne de sosyalist devlet gibi bireylerin ve toplulukların her türlü uğraş ve faaliyetlerine müdahale edecek kapsamdadır.

  1. T.C. Devleti İdaresinin Görevleri
  2. Devleti, sosyal bir devlettir. Anayasanın 5. maddesine göre devletin görevi; “…… Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, cumhuriyeti ve demokrasiyi korumaktır. Yani kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak” tır.

TC Devletinin belli başlı faaliyetleri, Milli güvenliğin korunması,  Kolluk Faaliyetleri, kamu hizmetleri, özendirme ve destekleme faaliyetleri, iç düzen faaliyetleri ve planlama faaliyetleri olarak belirlenebilir. Bunları kısaca şu şekillerde açıklamamız mümkündür.

  1. a) Milli Güvenliğin Korunması

Devletin en temel görevi TC devletinin bağımsızlığını ve egemenliğini korumak olarak belirlenmiş olup Anayasa’nın 5. maddesi de Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve Demokrasiyi korumayı devletin temel görevlerinin başında saymıştır. Bugün TC Devletinin, bağımsızlığını ve egemenliğini sadece silahlı kuvvetlerin geleneksel faaliyetleri ile gerçekleştiremeyeceği anlaşılmıştır. Bu yüzden milli savunma kavramı artık milli güvenlik kavramıyla birlikte kullanılmaya başlanmıştır. Silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından ve milli güvenliğin sağlanmasından TBMM’ne karşı Bakanlar Kurulu sorumludur. Bununla birlikte yürütme ve idareye haber alma, olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etme yetki ve görevleri gibi görevler de verilmiştir.

  1. b) Kolluk Faaliyetleri

İdarenin temel görevlerinden birisi de kolluk faaliyetlerini yerine getirmektir. Yani toplumun gündelik düzenini koruyarak bireylerin ve toplulukların toplum içinde güvenli ve huzurlu bir biçimde yaşamalarını sağlamaktır. İdare, kolluk faaliyetlerini toplumun maddi düzenini korumak için önlemler alarak ve gündelik düzenin bozulması tehlikesi ortaya çıktığında müdahale ederek yerine getirir.

  1. c) Kamu Hizmetleri

İdare, bireylerin veya toplulukların faaliyetleri ile gerçekleştiremeyecekleri toplum yararı ile ilgili faaliyetleri kendisi yürütür. Bu faaliyetleri ya tek başına ya da birey ve topluluklarla ortaklaşa olarak yürütür.

  1. d) Özendirme ve Destekleme Faaliyetleri

İdare, toplum yararını gerektirecek bazı faaliyetleri kendisi yerine getirmez, fakat bu alanda çalışmak isteyen birey ve topluluklara destek, yardım ve kolaylık sağlar. Bu durumda idarenin kamuya yararlı faaliyetleri özendirme ve destekleme çabalarından söz edilir.

  1. e) İç Düzen Faaliyetleri

İdare tüm bu faaliyetleri yerine getirmek için personel temin etmek, yetiştirmek, onları istihdam etmek, gerekli malları elde etmek vb. çeşitli faaliyetlerde bulunur. İdarenin bu faaliyetleri iç düzen yada özyönetim faaliyeti olarak adlandırılır. Bu faaliyetler idarenin hizmetleri gibi doğrudan doğruya kamuya yönelik faaliyetler olmayıp, idarenin kendi iç düzenine yönelik faaliyetleridir.

  1. f) Planlama Faaliyetleri

Anayasanın ilgili maddesine göre devlet, ekonomik, sosyal, kültürel kalkınmayı da planlamak zorundadır. Dolayısıyla idarenin ileride ortaya çıkabilecek toplumsal ihtiyaçları bugünden öngörme ve seçenekler belirleme görevi büyük bir önem kazanmaktadır. İdarenin bu çalışmaları ya belli bir bakanlığın veya idari kuruluşunun bünyesinde ve bu bakanlık veya idari kuruluşun görev alanı ile ilgili olarak yürütülmekte bir kısmı ise tüm idare için yürütülmektedir. Milli Güvenlik Kurulu’nun faaliyetleri bu kapsam içinde yer alan faaliyetlerdendir. Devlet Planlama Teşkilatı 2011 yılında kaldırılmış ve yetkileri Kalkınma Bakanlığına devredilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 2

İDARE HUKUKUNA EGEMEN OLAN ANAYASAL İLKELER

I.GİRİŞ

İdare, hukuka bağlı olmak ve hukuka uygun faaliyetlerde bulunmak zorundadır. Anayasada idareyi bağlayan pek çok düzenleme bulunmaktadır. Bu düzenlemelerin bir bölümü idare ile doğrudan doğruya ilişkili iken bir bölümü ise yasama, yürütme ve yargı organları yanı sıra idareyi de bağlayan temel kurallardır. Bu bağlamda şekli  Anayasada yer alan ve idare ile doğrudan doğruya ilgili olan ilkeler:

-Hukuk devleti ilkesi,

-Laiklik ilkesi,

-Merkezden yönetim ilkesi,

-Yerinden yönetim ilkesi ve

-İdarenin bütünlüğü ilkesi olarak belirleyebiliriz.

  1. HUKUK DEVLETİ İLKESİ

Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. İdare de buna uygun olarak faaliyette bulunmak zorundadır. Hukuk devleti, hukuka bağlı ve saygılı olan, koyduğu kurallara vatandaşları ile birlikte kendisi de uyan devlet olarak tanımlanabilir.   Hukuk devleti kavramı tarihsel süreç içerisinde, mülk devleti anlayışı,  polis devleti anlayışı ve hazine teorisinden sonra ortaya çıkmış bir kavramdır. Dolayısı ile hukuk devleti kavramının daha iyi anlaşılması için öncelikle polis devleti ve hazine teorisi kavramlarının incelenmesi yerinde olacaktır.

Mülk Devlet Anlayışı

            Mülk devlet anlayışı, devletin kralın mülkü olduğu anlayışına dayanan bir Ortaçağ anlayışına dayanmaktadır. Feodalizmin etkin olduğu bu dönemde kral bütün toprağın sahibi konumundaydı. Bu sistem içerisinde, ülke toprakları belli bir hizmet karşılığında dere beylere verilmekteydi. Mülkiyet hakkı bir kişiye ne tür yetkiler veriyorsa, hükümdar da devlet üzerinde bu türden yetkilere sahipti. Bu sistem içerisinde insan hak sahibi bir birey değil kralın mülkü içerisinde bir unsurdu.

Polis Devlet Anlayışı

İlk kez Almanya’da ortaya çıkan bu kavram 17. ve 18. yy’ larda Kara Avrupası ülkelerinde mutlakıyetçi rejimleri açıklamak için kullanılmıştı. Eskiden polis devleti kavramı toplumun refahı ve selameti için her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyebilen devlet için kullanılmaktaydı. Doğal olarak böyle bir devlette idare de hukuka bağlı değildi.

Günümüzde ise polis devleti kavramı; idaresi hukuka bağlı olmayan ve yargı denetimine tabi olmayan, vatandaşlarına herhangi bir hukuki güvence sağlamayan devlet tipi için kullanılmaktadır. Özetle polis devleti kavramını, yönetenlerin koydukları kurallarla bağlı olmadığı devlet olarak tanımlamamız mümkündür. Polis devletinin özelliği, idarenin tanrısal ve kendi koyduğu kurallar dışında hiç bir hukuk kuralı ile bağlı olmaması, güç ve yetkilerinin takdire dayanması, yargısal denetimin uygulanmamasıdır.

Ancak burada, Polis Devleti deyimindeki “polis” sözcüğünün “kolluk” anlamında değil devlet düzeni ve bu düzen içindeki kamu gücü anlamında kullanıldığına dikkat etmek gerekir. Ancak, böyle olmakla birlikte, Polis Devleti, düzensiz, hiç bir kurala bağlı olmayan devlet anlamına gelmemektedir. İdare içinde bir düzen, idarecilerin uyması gereken kurallar vardır. Ancak bu kurallar idarecileri idare edilenlere karşı bağlamaz. Nitekim bu durum, sınırsız yetkilerle donatılmış devlet gücünün zamanla keyfiliği kaymasına neden olmuştur.

Hazine Teorisi

Hazine teorisi, idarenin faaliyetleri dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere yargısal yoldan mali karşılık elde etme imkânı veren bir teoridir. Almanya’da ortaya çıkan bu teorinin kökeni Roma Hukukuna dayanmaktadır. Roma Hukukunda Hazineye, imparatorun yanında, ayrı bir kişilik tanınmıştır. Böylece hiç bir hukuk kuralı ile bağlı olmayan kamu gücü ile özel hukuk kuralları uygulanan hazine birbirinden ayrılmıştır. Bu teoriye göre, devlet hazinesine, hükümdarın dışında ve tamamen özel hukuka tabi bir tüzelkişilik tanınıyordu. Böylece, kamu kudretini temsil eden ve kullanan, yaptığı işlemlerden dolayı hiçbir hukuk kuralına ve denetime tabi olmayan devlet ile özel hukuk hükümlerine tabi olan ve aleyhine yargı yoluna başvurulabilen hazine birbirinden ayırt edilebiliyordu. Yani kamu gücü kullanan idare yaptığı işlemlerden dolayı hiçbir hukuk kuralına tabi değildir. Bu yönüyle polis devletiyle benzerdir ancak burada polis devletinden farklı olarak bir tazmin söz konusudur.

Hakki ihlal edilen kişi devlete başvuramamakla birlikte, bir tüzelkişiliğe sahip olan hazineye başvurarak hakkını yargısal yolla alabilmektedir. Kısaca idarenin faaliyetleri ile hakları ihlal edilen kişilere yargısal yoldan mali karşılık elde etme imkanı verilmekte böylece devlet ile hazine birbirinden ayırt edilmekteydi. Özetle hazine teorisinde polis devletinden farklı olarak zararın özel hukuk hükümlerine göre hazine tarafından tazmini söz konusudur. Yani idarenin faaliyetleri ile hakları ihlal edilen kişilere yargısal yoldan mali karşılık elde etme imkânı verilmekte böylece devlet ile hazine birbirinden ayrı kabul edilmekteydi.

  1. Hukuk Devletinin Tanımı ve Gerekleri

Hukuk devleti, faaliyetlerinde hukuk kurallarına bağlı olan, yönetilenlere hukuki güvenceler sağlayan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin tüm dünya tarafından kabul edilen temel gereklerini ise şu şekilde belirtebiliriz.

Temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmış olması,

– Kanunların Anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi,

– İdarenin yargısal denetimi, mahkemelerin bağımsızlığı,

– Devlet faaliyetlerinin belirliliği ilkesi,

– Kanuni idare ilkesi,

 -Yargıç güvencesi ilkesi

–  İdarenin mali sorumluluğu ilkesidir.

Bu kavramlara net bir açıklık getirmeden liberal demokrasilerin en önemli ilkelerinden biri olan hukuk devleti ilkesini anlamak mümkün olmayacaktır. Bir ülkede bu ilkelerin her hangi birinde ortaya çıkabilecek bir eksiklikte hukuk devleti ilkesinin zedelenmesi sonucunu doğuracaktır.

  1. a) Temel Hak ve Özgürlüklerin Güvence Altına Alınmış Olması

Hukuk devleti ilkesinin en temel özelliği temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınmış olmasıdır. Bu güvenceyi sağlamanın birinci yolu temel hak ve özgürlüklerin kolayca değiştirilmeyen metinler olan anayasalarda düzenlenmiş olması gerekir.  İkinci olarak şayet bu özgürlüklere bir sınırlandırma getirilecekse, bu sınırlandırmaların Anayasada belirtilen nedenlere dayanılarak ancak kanunla sınırlandırılması gerekir. Üçüncü olarak bu sınırlamaların bu sınırlama ile ulaşılmak istenilen amaçla ölçülü olması gerekir. Bu bağlamda insan haklarını güvence altına alan ulusal sözleşmeler incelendiğinde, temel hak ve özgürlüklerin, kanun tarafından öngörülmüş olmak, demokratik bir toplumda gerekli olmak şartıyla ancak belli meşru amaçları gerçekleştirmek için kısıtlanacağı düzenlenmiştir. Aksi yöndeki uygulamalar bu sözleşmelerin ihlali sonucunu doğuracaktır.

  1. b) Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Yargısal Denetimi

Hukuk devleti ilkesinin ikinci önemli unsuru kanunların Anayasaya uygunluğunun bağımsız ve tarafsız bir yargı organı tarafından denetlenmesidir. Bu denetim gerçekleşmediği takdirde temel hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla güvence altına alınmış olması da söz konusu değildir. II. Dünya savaşı sonrası bütün liberal demokrasilerde kanunların Anayasaya uygunluğunun Anayasa Mahkemeleri tarafından denetleneceği ilkesi kabul edilmiş olup ülkemizde bu denetim 1961 Anayasası ile kurulmuş olan Anayasa Mahkemesine verilmiştir.

  1. c) Kanuni İdare (Yasal Yönetim) İlkesi

Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri de kanuni idare ilkesidir. Bu ilke gereğince, kamu yönetimini oluşturan kuruluşların, bunlara ilişkin görev ve yetkilerin yasal dayanağının bulunması gerekir. Kanuni idare kavramı en geniş anlamıyla idareye ve faaliyetlerine kanunun egemen olması anlamına gelmekte olup bu ilke, kanuna saygı ilkesi, asli yetkinin yasama organına ait olma ilkesi ve kanuni dayanak ilkesi olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Bu ilkelerin herhangi birinde ortaya çıkacak eksiklik kanuni idare ilkesinin dolayısıyla hukuk devleti ilkesinin ihlali sonucunu doğuracaktır. Bunlara aykırı olarak yapılan işlemlerin gerek bireysel işlemler olsun gerekse düzenleyici işlemler olsun hukuk devleti ilkesine uygun olduğunu söylemek mümkün değildir.

  1. Kanuna Saygı İlkesi: Kanuna saygı ilkesi, idarenin görevlerini yerine getirirken kanunlara ve kanunlara eşit diğer hukuk kaynaklarına uygun davranması anlamına gelmektedir.
  2. Asli Yetkinin Yasama Organına Ait Olması: İdarenin kuruluş ve teşkilatlanmasında asli yetki yasama organına ait olması anlamına gelen bu ilkenin tek istisnası Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu ve teşkilatlanmasını düzenleyen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesidir. (Fonksiyonel anlamda ikinci istisna ise Olağanüstü Dönem ve Sıkıyönetim KHK’ larıdır )
  3. Kanuni Dayanak İlkesi: İdarenin faaliyetlerini yürütürken belli konularda mutlaka kanuni dayanağının olması gerekmektedir. İdarenin hangi faaliyetlerinde Kanuni dayanak isteneceği ise ilgili anayasa kurallarına bakılarak belirlenecektir. İdari faaliyetler günden güne artmakta, karmaşık biçimler almakta, teknik bilgi ve uzmanlık gerektirmektedir. Dolayısıyla günümüz koşullarında kanun koyucunun idari faaliyetleri tüm ayrıntıları ile düzenleme yerine, onlara belli bir çerçeve çizmesi ve idareyi bu çerçeve dahilinde serbest bırakması, idareye takdir yetkisi vermesi hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak görülmektedir.
  1. d) Devlet Faaliyetlerinin Belirliliği İlkesi

Hukuk devleti ilkesinin bir başka zorunlu unsuru da idare edilenlerce devlet faaliyetlerinin önceden belli ölçüde görülebilmesidir. İdarenin davranışlarının da belli ölçüde belirli, yani idare edilenlerce önceden öngörülebilir olması gerekir. İdare bazı faaliyetlerinde belli bir serbestliğe sahip olsa bile bu serbestliğin sınırını objektif hukuki düzenlemeler belirlemektedir. Bu aynı zamanda düzenli idare ilkesinin de bir gereğidir. Düzenli idare herşeyden önce tüm faaliyetlerinde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır. Bu ilke hem yasama organını hem de idareyi bağlamakta olup şu alt ilkelerden oluşmaktadır:

– Kanunların geriye yürümezliği ilkesi,

– Kazanılmış haklara saygı ilkesi,

– Suç ve cezaların kanuniliği ilkesi,

– Kanuni hâkim güvencesi,

– Yasama organının belirliliği ile ilgili ilkelerdir.

  1. e) İdarenin Yargısal Denetimi

Sosyal yaşamda kişinin hak ve özgürlüklerinin yalnız kişiler arasında, birbirlerine karşı korunması yeterli değildir. Bireyin idarenin hukuka aykırı davranışlarına karşı da korunması gerekmektedir.  Anayasa bunu sağlamak için 125. madde de idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine açık olduğunu düzenlemiştir. Dolayısıyla idarenin faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygunluğunun yargı denetimine tabi tutulması gerekir.

Yani yargı denetimi hukuk devleti ilkesinin bir başka özelliğidir. Bu ilke ile idarenin hukuka bağlılığı etkili bir biçimde sağlanmış ve idare edilenler, idarenin keyfi ve kanunsuz davranışlarına karşı korunmuş olur. Yargısal denetim ile idarenin, işlem ve eylemlerinden haksızlığa uğrayan kişi, yetkili yargı merciine başvurarak, idari işlemin bozulmasını, kendisine yapılan haksızlığın giderilmesini isteyebilir.

Anayasaya göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz. İdari yargı mercileri YERİNDELİK DENETİMİ YAPAMAZ.

Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. (2010 Anayasa Değişikliği)

  1. f) İdarenin Mali Sorumluluğu

Anayasanın 125. maddesine göre “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” Hukuk devleti olarak niteleyeceğimiz bir devlette hiç kuşkusuz ki idare faaliyetlerinden doğan zararlardan sorumlu olacaktır.

Ayrıca Anayasa’nın 40. maddesine göre:

Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.

İdarenin mali sorumluluğu, yürüttüğü faaliyetlerin tabi olduğu hukuki rejime göre değişmektedir. İdarenin özel hukuk tabi faaliyetlerinden doğan sorumluluğu, özel hukuk hükümlerine özellikle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin esaslara tabidir. Buna karşılık, idare hukukuna tabi olan faaliyetlerinden doğan sorumluluğu idare hukuku kurallarına tabidir.

Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kabul edilen idarenin mali sorumluluğu önceleri özel hukuktan esinlenerek kusura dayandırılmıştı. Ancak devletin üstlendiği görevlerin artması ile kusur sorumluluğu yetersiz hale gelmiştir. Böylece bu gün idarenin sorumluluğu kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

III.  LAİKLİK İLKESİ

Genel olarak laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı tutulması olarak tanımlanabilir. Bu ilke, hem 1924 Anayasasında 1937 yılında yapılan değişiklikle, hem de 1961 ve 1982 anayasaları tarafından düzenlenmiştir. 1961 Anayasası gibi 1982 Anayasası ile da laiklik ilkesi devletin temel nitelikleri arasında düzenlenmiş olup,  değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek hükümler içinde yer almaktadır.

  1. Batıda Laiklik

Laiklik kavramı ilk kez Hıristiyanlık dininde ortaya çıkmıştır. Hıristiyanların ilk dönemlerinde ruhban sınıfından olmayanları ifade etmek için kullanılan bu kavram süreç içerisinde batıda Hıristiyan dininin başlangıçtaki haline dönmesi için yürütülen mücadelenin sloganı haline dönüşmüştür.

İslam  dininde tanrı ile kul arasında bir aracı olmadığından, laiklik kavram olarak İslam dinine yabancıdır.

Laiklik batıda üç aşama geçirmiştir. Birincisi, devlet tüm din ve mezhepler karşısında tarafsız kalmış ve eşit muamelede bulunmuştur. İkinci aşamada, devlet ve din kuruluşları birbirinden ayrılmış ve devletin resmi bir dini olmamıştır. Son aşamada ise hukuk düzeninin dinsel kurallardan arındırılması olmuştur.

  1. Türkiye’de Laiklik

İslam dini Hıristiyanlığın tersine, bir inançlar sistemi ve bir hukuk sistemi öngörmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu da teokratik bir devlet olmuş ve monarşi ile dinsel otorite bütünleşmiştir. 1876 Kanunu Esasi ‘de Osmanlı Devletinin dininin İslam olduğu belirtilmiştir.

İlk kez 1924 Anayasasında 1937 yılında yapılan değişiklikle TC Anayasalarına giren laiklik kavramının özü, İslam dininin kişiselleştirilmesidir. (1928 yılında devletin dini İslam ibaresi ve milletvekili yemininde yer alan Vallahi ifadeleri 1924 Anayasa’sından çıkartılmıştır)

Cumhuriyetin ilanı, Tevhidi Tedrisat Kanunu, Hilafetin İlgasına Dair Kanun ve 1924 Anayasası’nda 1928 yılında yapılan değişiklikle devletin resmi dininin İslam olduğu ifadesinin Anayasa’dan çıkarılması ve 1937 yılında laiklik ilkesinin kabul edilmesi laikliğe geçişin aşamalarıdır.

  1. Devletin Temel Niteliklerinden Biri Olarak Laikliğin Öğeleri
  2. a) Resmi Bir Devlet Dininin Olmaması

Laik bir devlette devletin belli bir din veya mezhebe üstünlük tanımaması, belli bir din veya mezhebin kurallarını kamusal işlemler ile vatandaşlara uygulatmaması demektir.

  1. b) Devlet Yönetiminin ve Toplumsal İlişkilerin Din Kurallarına Tabi Olmaması

Dinin toplumsal işlevinden uzak tutulması da laikliğin ikinci ögesini oluşturmaktadır. Yani dinin kişilerin vicdanlarından dışarıya taşmaması ve devlet yönetiminin din kurallarına tabi olmamasıdır. Bu öge anayasanın birçok maddesinde ifadesini bulmuştur.

  1. c) Devletin Din Hizmetlerini Bir Kamu Hizmeti Olarak Düzenlemesi

Din hizmetlerinin bir kamu hizmeti olarak kabul edilmesi ve merkezi idare içinde Başbakanlığa bağlı bir kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığına (ilk kez 1961 Anayasası ile ) verilmesi de laikliğin üçüncü ögesidir. Diyanet İşleri Başkanlığı, genel bütçeli bir kamu idaresi olduğu için devlet tüzel kişiliği içerisinde yer almaktadır ve ayrı bir tüzel kişiliği yoktur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın genel idare içindeki konumu bizzat Anayasa’nın 136. maddesi ile “genel idare içinde yer alan” bir kurum olarak düzenlenmiş olduğu için Diyanet İşleri Başkanlığı’na kanun ile dahi tüzel kişilik verilemez.

  1. MERKEZDEN YÖNETİM – YERİNDEN YÖNETİM İLKELERİ

Anayasanın 123. maddesine göre; idarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. Yönetime egemen olan bu ilkeler, tek başlarına uygulanmamaktadır. Bu ilkelerin biri, diğerinin karşıtı değil; biri diğerinin tamamlayıcısıdır. Bu ilkelerden hiçbiri tek başına, idari işlerin yürütülmesi için yeterli olmaz.

Her ülke, siyasal, toplumsal ve ekonomik yapısına göre, ya merkezden yönetim ya da yerinden yönetime ağırlık vererek idari yapılarını düzenlemişlerdir. Ülkemizde ise yönetim, merkezden yönetime ağırlık verilerek düzenlenmiştir. Buna göre, merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleri, idarenin gerek organik ve gerekse fonksiyonel (görevsel) yönlerini etkileyen temel anayasal ilkeler olduğunu söyleyebiliriz.

  1. Merkezden Yönetim İlkesi

İdarenin topluma sunacağı hizmetlerin başkent adı verilen devlet merkezinden ve tek elden yürütülmesi olarak ifade edilen merkezden yönetimde, idari hizmetler devlet merkezinde bulunan ve sayıları belirli ve sınırlı olan bir veya birkaç yetkili tarafından planlanır ve yürütülür.

Diğer bir deyişle, hizmetlerin sunulması için gerekli yetkiler Devlet merkezindeki idare tarafından kullanılmakta, tüm kararlar Devlet tüzelkişiliği adına alınmaktadır. Hizmetleri yürüten memurlar ve diğer kamu görevlileri merkezi idareye mensup oldukları gibi hizmetlerin gerektirdiği gelir ve giderler de Devlet bütçesinde toplanmaktadır.

Merkezi idare, hizmet türlerine göre bakanlıklar şeklinde örgütlenmiş olup, bunların ayrı birer tüzel kişiliği olmayıp Devlet tüzelkişiliğini temsil ederler ve Devlet tüzelkişiliği adına yetki kullanırlar. Merkezdeki yetkililerin (başkent teşkilatı) yanısıra tüm ülkeye yayılmış bir teşkilata ihtiyaç vardır ki buna da taşra teşkilatı denmektedir. Taşra teşkilatındaki görevlilerin, idari hizmetlerin görülmesi konusunda kendilerine ait herhangi bir yetkileri yoktur.

  1. a) Özellikleri

Yukarıdaki açıklamalara göre merkezi yönetimin özelliklerini şu şekilde belirtebiliriz.

-Tüm idari hizmetler merkezde toplanmıştır. Yani vatandaşa sunulacak tüm hizmetlere ilişkin kararları almak ve uygulamak yetkisi merkezdeki sayıları belirli ve sınırlı sayıdaki yetkililere ait olup, bu hizmetlerin yürütülmesinden doğacak sorumluluklarda merkeze aittir.

-Bir taşra teşkilatı vardır. Merkezde toplanan hizmetlerin tüm ülke düzeyinde yürütülebilmesi merkezin başkent dışındaki uzantısı olan taşra teşkilatında yer alan, merkezdeki yetkililerin emir ve talimatları doğrultusunda hareket eden ve merkezdeki yetkililere aşağıdan yukarıya doğru hiyerarşik bir bağ ile bağlı bulunan kamu görevlileri tarafından sağlanmaktadır.

-Tüm kaynaklar merkezde toplanmıştır. İdari hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tüm kaynaklar ile araç ve gereçler de merkezde toplanmıştır.

Merkezden yönetim ilkesinin devlet yönetiminde bir sağlamasından dolayı yararları olduğu gibi bir kısım sakıncaları da uygulama sırasında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla Merkezi yönetim ilkesinin yararlarını ve sakıncalarını ortaya koymak, bu ilkenin anlaşılması bakımından daha yerinde olacaktır.

  1. b) Merkezden Yönetiminin Yararları:

Merkezden yönetim ilkesinin yararları aşağıdaki gibi sıralanabilir.

– Merkezden yönetim ilkesi Devlet yönetiminde birliği sağladığı için güçlü bir devlet yönetimi ortaya koyar

– Hizmetler, daha az harcamayla ve rasyonel bir biçimde yürütüldüğünden hizmetlerin maliyeti azalmaktadır.

– Hizmetler yeknesak bir biçimde yürütülüp bütün hizmetlerin bir düzeyde ülkeye yayılması sağlanmaktadır.

–   Kamu görevlileri yerel etkilerden kurtulmaktadır.

– Askeri güçler üzerinde sivil yönetimin üstünlüğü, sivil yönetimin merkezileşmesi ile gerçekleşmektedir.

–  Kamu hizmetlerinin verimli bir biçimde yürütülmesi için gereken uzmanlık ve parasal olanaklar, merkezden yönetim ilkesi ile daha kolay sağlanmaktadır.

  1. c) Merkezden Yönetimin Sakıncaları

Merkezden yönetim ilkesinin bir kısım yararları olduğu gibi sakıncalarının bulunduğu da yadsınamaz bir gerçektir.  Merkezden yönetimin sakıncalarını aşağıdaki gibi sıralamamız mümkündür.

Merkezi yönetim bürokrasi ve kırtasiyeciliğe yol açar. Yani taşra örgütündeki görevli memurlar, yetkili olmadıklarından, her konuda merkeze danışmak zorundadırlar. Bu durum uzun yazışma ve muamelelere yol açtığı için idari hizmetler gecikerek yürütülür. Ayrıca, uzaktan yerel gereksinimleri saptanması da zordur. Saptanan yerel gereksinimler çoğu kez gerçeklere de uymamaktadır.

–   Hizmetlerin yöresel gereksinimlere göre yürütülmesi güçleşir.

– Merkezden yönetim demokratik ilkelere pek uygun değildir. Halkın yönetime katılmasının sınırlarını daraltır.

– Merkezden yönetim kamu görelileri ve kamu hizmetleri üzerinde olumsuz etkide bulunabilmektedir. Merkez adına görev yapanlar, hizmet gerekleri yerine merkezin görüşünü uygulamayı yeğlerler.

– Merkezde siyasal gücü elinde bulunduranlar, kendi seçim çevrelerine, kamu hizmetlerinin dağılımında ayrıcalık gösterebilirler.

  1. Yetki Genişliği İlkesi

Anayasa idarenin merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkelerine göre önetileceğini belirtirken bunların sakıncalarını giderecek iki ilke daha öngörmüştür. Buna göre, bir yandan merkezden yönetimin katılığı merkezi idarenin taşradaki temel örgütlenme birimi olan illerin yönetiminin yetki genişliği esasına dayanacağı öngörülürken (m.126); diğer yandan da yerel idarelerin özerkliğine sınır getirilip idarenin bütünlüğünü gerçekleştirmeye yönelik olarak merkezi idarenin yerel idareler üzerinde idari vesayet yetkisine sahip olduğu  (m. 127) öngörülmüştür.

Bu ilke, merkezden yönetim sisteminin ortaya çıkaracağı kamu hizmetlerinin taşrada gecikme ile yürütülmesinin sakıncasına karşı düşünülmüştür. Çünkü yetki genişliği ilkesi ile merkezi idarenin taşra örgütündeki amirlerine belli konularda merkeze danışmadan, merkez adına kendiliğinden karar alabilme imkânı vermektedir ve kırtasiyeciliği ortadan kaldırmaktadır.

 Yetki genişliğinde karar yetkisinin aynı tüzelkişilik içinde ve hiyerarşik düzene uygun olarak merkezi otoriteden yerel makamlara geçmesi söz konusudur. Merkezi yönetimin hiyerarşik yapısı içinde bir yetki dağılımı söz konusu olduğu için, kendilerine yetki aktarılmış olan makamlar artık bu yetkilerini doğrudan kullanmakla beraber, hiyerarşik düzenin sonucu olarak merkezi otoritenin, doğrudan o konuda karar yetkisi bulunmasa da, alttaki makamlara alacakları kararları etkileyecek emir ve direktif verme yetkileri vermekte, kararlar üzerindeki denetim yetkilerini de korumaktadır.

Yetki genişliği ilkesi ile yetki devri bazen karıştırmaktadır. Anayasanın 125. maddesine göre illerin idaresinin yetki genişliği esasına dayanacağı öngörülürken de belirtildiği gibi, illerin idaresi gibi geniş bir alanda söz konusu olmaktadır.

Yetki devri ise belirli ve sınırlı konularda geçerlidir. Ayrıca, yetki genişliğinin anayasal ve yasal dayanak gerektirmesine karşın, yetki devri, yasaların izin vermesi halinde, yetkisini devredecek makamın idari işlemi ile gerçekleşmektedir. Yetki genişliğinin sürekliliğine karşın yetki devri geçicidir. Bunlara ek olarak, yetki genişliğinde yetki aktarılanların üst düzey görevliler (VALİ) olması gerekirken, yetki devredilecek görevliler için sınıf ve derece koşulu bulunmamaktadır.

Yetki genişliği ilkesi sadece İLLERDE uygulanmaktadır. İl idaresinin amiri vali, merkezi idare adına merkeze danışmadan kendiliğinden karar alabilmekte ve bu kararları uygulayabilmektedir. Öteki taşra örgütlerinin yani kaymakam ve bucak müdürünün kural olarak böyle bir yetkisi bulunmamaktadır.

Yetki Genişliğinin Özellikleri:

– Yetkiyi merkez adına kullanan amir, Vali, merkezi idarenin hiyerarşisine dâhildir.

– Vali, bu yetkiyi merkezi idarenin yürütmekle ödevli olduğu bir hizmetin (milli bir kamu hizmetinin) yürütülmesi için kullanmaktadır.

– Hizmetin giderleri merkezi idarenin bütçesinden karşılanmaktadır. Bir gelir elde edilirse yine merkezi idarenin gelirleri arasına katılmaktadır.

  1. Yerinden Yönetim (Âdemi Merkeziyet) İlkesi

Yerinden yönetim, topluma sunulacak bazı hizmetlerin devletin merkezi idare teşkilatı içinde yer almayan ve hiyerarşisine dâhil olmayan kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesidir. Yerinden yönetim ilkesi, bir coğrafi alanı esas alan yönetim biçimini anlatmakla birlikte, esasında “hizmeti” veya belirli bir “faaliyet türünü” esas alan uygulamaları da kapsamaktadır. Bu iki tür uygulamayı birbirinden ayırmak için, birincisi için “yer yönünden yerinden yönetim” kavramı kullanılırken, ikincisi için “hizmet yerinden yönetim” kavramı kullanılmaktadır.

Yerinden yönetim ilkesi iki biçimde uygulanmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bunlar yerel yerinden yönetim ve hizmet yerinden yönetimdir.

  1. a) Yerel Yerinden Yönetim (Mahalli Âdemi Merkeziyet)

Merkezi idarece yürütülen milli kamu hizmetlerinin dışında söz konusu olan yerel ihtiyaçların karşılanması için yani mahalli kamu hizmetlerinin yürütülmesi için kamu tüzel kişileri oluşturulmaktadır. Yerinden yönetimde, belirli bir yerde yaşayanların kendi ortak ihtiyaçlarını yine kendilerinin veya seçerek göreve getirdikleri yöneticilerini belirleyerek gidermesi gibi önemli bir yararı olması yanında, halkın yönetime katılması yollarını da açarak demokratik teamüllerin gelişmesine de neden olması söz konusudur.

Ancak, yer yönünde yerinden yönetimlerin hizmetlerin yönetilmesi için gerekli olanaklar açısından aynı seviyede bulunmamaktadır. Dolayısıyla hizmetlerin yürütülmesi açısından bir kısım yetersizlikler ve eşitsizliklerle karşılaşılması söz konusudur.

Yerel yönetimlerin özelliklerini şu şekilde sıralamamız mümkündür:

Kişi topluluğu şeklindedirler.

-Belli bir yöreye özerklik tanınmaktadır.

-Devlet tüzel kişiliğinin dışında ayrı bir tüzel kişilik söz konusudur,

-Ayrı bir bütçe ve malvarlığına sahiptirler.

-Yerel yönetim kuruluşlarının kurucuları yörenin seçmenleridir, kişi topluluğu şeklindedir.

Karar organları hizmet gördükleri yörenin seçmenleri tarafından belirlenir.

Kamu görevlileri merkezi idare hiyerarşisine tabi değildir.

-Merkezi idarenin vesayet denetimine tabidirler

  1. b) Hizmet Yerinden Yönetim

Hizmet yerinden yönetim, devletin üstlendiği kamu hizmetlerinin son derece arttığı, çeşitlendiği ve yoğunlaştığı bir dönemde görülmüştür. Üstlendiği kamu hizmetlerinin belirli ve sınırlı olduğu klasik devletten sosyal devlete geçiş devletin üstlendiği hizmetleri artırmış ve yoğunlaştırmıştır.

Bu kuruluşlar genellikle özel bir teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren konularda faaliyet yürütürler. Örn. KİT’ler, Üniversiteler, Kültürel kuruluşlar gibi.

Özellikleri:

 – Hizmet yerinden yönetim kuruluşlar kural olarak birer mal topluluğudur.

 – Bir hizmete özerklik tanınmıştır.

 – Devlet tüzel kişiliğinin dışında ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir.

 – Ayrı bir bütçe ve malvarlığına sahiptirler.

 -Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının kurucuları yörenin seçmenleri değildir. Bu konuda siyasi irade karar verir.

 – Organları merkezi idare tarafından belirlenir.

 – Kamu görevlileri merkezi idare hiyerarşisine tabi değildir.

            – Merkezi idarenin vesayet denetimine tabidirler.

Merkezi yönetim ilkesinin bir kısım yararları bulunduğu gibi sakıncaları da bulunmaktadır. Dolayısıyla Merkezi yönetim olgusunun daha iyi anlaşılması için bu yönetimin yararlarını ve sakıncalarını ortaya koymak daha yerinde olacaktır.

c)Yerinden Yönetim İlkesinin Yararları

-Demokratik esaslara uygundur.

-Kırtasiyecilik ve bürokrasinin azalmasını sağlar.

-Hizmetlerin gereksinimlere uygun yürütülmesi sağlanır.

d)Yerinden Yönetimin Sakıncaları

-Yerinden yönetim ilkesi ülkenin bütünlüğü ve milli birliğin sarsılması tehlikesini doğurmaktadır.

-Yerinde yönetim ilkesi partizanca uygulamalara yol açmaktadır.

– Yerinde yönetim ilkesi hizmetlerin yeknesak bir biçimde uygulanmasını engellemektedir.

– Yerinde yönetim ilkesi mali denetimde güçlüklere yol açmaktadır.

  1. Kamu Tüzel Kişiliği

Merkezden yönetimin yanında, yerinden yönetim sisteminin uygulanmasıyla beraber, devlet tüzel kişiliği yanında, birden ziyade kamu tüzel kişileri ortaya çıkmıştır. Yer yönünden yerinden yönetim kuruluşları olan mahalli idarelerin kamu tüzel kişilikleri Anayasada düzenlenmiştir.

Hizmet yerinden yönetim kuruluşları da Anayasa ile düzenlendiği gibi, Anayasa ile kanun koyucuya öteki hizmet yerinden yönetim kuruluşlarını oluşturma ve onlara kamu tüzel kişiliği verme yetkisi tanınmıştır.

Anayasa bazı kuruluşların tüzel kişiliklerini doğrudan düzenlemiştir. Bu kuruluşlar:

– Mahalli idareler (İl özel idareleri, Belediyeler ve Köyler),

– Üniversiteler md 130, ( YÖK tüzel kişiliğini Anayasa değil Kanun dan alır. )

– TRT md 133.,

– Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu md. 134,

– Barolar ve meslek odaları, (Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları)

Bu kuruluşların dışındaki kamu tüzel kişilikleri de idarenin kanuniliği ilkesi (Ay md 123) gereğince ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiyle kurulurlar.

 

5018 SAYILI KANUNDA YER ALAN BÜTÇE CETVELLERİ

            Genel yönetim kapsamındaki idarelerin bütçeleri; merkezi yönetim bütçesi, sosyal güvenlik kurumları bütçeleri ve mahalli idareler bütçeleri olarak hazırlanır ve uygulanır. Kamu idarelerince bunlar dışında herhangi bir ad altında bütçe oluşturulamaz.

            Merkezi yönetim bütçesi, bu Kanuna ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin bütçelerinden oluşur.

            Genel bütçe, Devlet tüzel kişiliğine dahil olan ve bu Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde yer alan kamu idarelerinin bütçesidir.

            Özel bütçe, bir bakanlığa bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere kurulan, gelir tahsis edilen, bu gelirlerden harcama yapma yetkisi verilen, kuruluş ve çalışma esasları özel kanunla düzenlenen ve bu Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.

            Düzenleyici ve denetleyici kurum bütçesi, özel kanunlarla kurul, kurum veya üst kurul şeklinde teşkilatlanan ve bu Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan her bir düzenleyici ve denetleyici kurumun bütçesidir.

            Sosyal güvenlik kurumu bütçesi, sosyal güvenlik hizmeti sunmak üzere, kanunla kurulan ve bu Kanuna ekli (IV) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir.

            Mahalli idare bütçesi, mahalli idare kapsamındaki kamu idarelerinin bütçesidir.

 

(I) SAYILI CETVEL

GENEL BÜTÇE KAPSAMINDAKİ KAMU İDARELERİ

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi

2) Cumhurbaşkanlığı

3) Başbakanlık

4) Anayasa Mahkemesi

5) Yargıtay

6) Danıştay

7) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

8) Sayıştay

9) Adalet Bakanlığı

10) Millî Savunma Bakanlığı

11) İçişleri Bakanlığı

12) Dışişleri Bakanlığı

13) Maliye Bakanlığı

14) Millî Eğitim Bakanlığı

(…) (7)

16) Sağlık Bakanlığı

17) Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı(8)

(…) (7)

19) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

(…) (7)

21) Enerji ve Tabiî Kaynaklar Bakanlığı

22) Kültür ve Turizm Bakanlığı

(…) (7)

24) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı (7)

25) Avrupa Birliği Bakanlığı (7)

26) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (7)

27) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı (7)

28) Ekonomi Bakanlığı (7)

29) Gençlik ve Spor Bakanlığı (7)

30) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı (7)

31) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı (7)

32) Kalkınma Bakanlığı(7)

33) Orman ve Su İşleri Bakanlığı (7)

34) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği

35) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı

36) Jandarma Genel Komutanlığı

37) Sahil Güvenlik Komutanlığı

38) Emniyet Genel Müdürlüğü

39) Diyanet İşleri Başkanlığı

40) Hazine Müsteşarlığı

(…)(8)

42) Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı

43) Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (2010 Sayıştay Kanunu ile lağvedildi)

44) Devlet Personel Başkanlığı

45) Türkiye İstatistik Kurumu

46) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı

47) Gelir İdaresi Başkanlığı

(…)(11)

49) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü

50) Meteoroloji Genel Müdürlüğü(9)

(…)(11)

52) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü

53) (Ek sıra: 11/10/2011-KHK/663/58.md.) Türkiye Halk Sağlığı Kurumu

54) (Ek sıra: 11/10/2011-KHK/663/58.md.) Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu

Bu sayılan idareler DEVLET TÜZEL KİŞİLİĞİ İÇERİSİNDEDİR. Devlet tüzel kişiliğinden ayrı bir tüzel kişilikleri yoktur. Bu idareler (TBMM ve Sayıştay’ın kendisi hariç) SAYIŞTAY tarafından denetlenmektedir.             Ayrıca TBMM, Bakanlıklar, Yüksek Mahkemeler, HSYK, Cumhurbaşkanlığı[1] hariç diğer sayılan kurumlar mutlaka Başbakanlığın veya bir bakanlığın bağlı kuruluşudur ve hiyerarşi denetimi kapsamındadır. 

ÖZEL BÜTÇELİ İDARELER

1) YÖK, Üniversiteler ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı (2011 Değişikliği)

2) Savunma Sanayi Müsteşarlığı

3) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu

4) Atatürk Araştırma Merkezi (Ek ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

5) Atatürk Kültür Merkezi (Ek ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

6) Türk Dil Kurumu (Ek ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

7) Türk Tarih Kurumu (Ek ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

       8) Türkiye ve Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü

       9) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu  (TÜBİTAK)

10) Türkiye Bilimler Akademisi

11) Türkiye Adalet Akademisi

12) Yükseköğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu

13) Karayolları Genel Müdürlüğü (Ek ibare: 25/06/2010-6001 S.K./43.mad.)

14) Spor Genel Müdürlüğü

15) Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü

16) Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü

17) Orman Genel Müdürlüğü (Ek : 01/07/2006 – 5538 S.K./19.mad)

18) Vakıflar Genel Müdürlüğü

19) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (2011 Yılı Değişikliği)

20) Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdürlüğü

21) Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü

22) Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü

23) Türk Akreditasyon Kurumu

24) Türk Standartları Enstitüsü

25) ………………………

26) Türk Patent Enstitüsü

27) Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü

28) Türkiye Atom Enerjisi Kurumu

29) Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı

30) İhracatı Geliştirme Etüt Merkezi

31) Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı

32) Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı

33) GAP Bölge Kalkınma İdaresi

34) Özelleştirme İdaresi Başkanlığı

35) KAMU DENETÇİLİĞİKURUMU (2012 Değişikliği)

36) Ceza ve İnfaz Kurumları ile Tutukevleri İş Yurtları Kurumu

37) (Ek: 21/9/2006-5544/31 md.) Meslekî Yeterlilik Kurumu

38) (Ek: 24/3/2010-5978/30 md.) Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı

39)(Ek ibare: 28/12/2010-6093 S.K./14.mad.) Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı

40) (Ek: 6/3/2011-KHK-643/13 md.) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

41) (Ek: 6/3/2011-KHK-643/13 md.) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

42) (Ek: 8/8/2011-KHK-649/60 md.) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı

43) (Ek: 11/10/2011-KHK-662/58 md.) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

44) (Ek: 10/10/2011-KHK-658/12 md.)Türkiye Su Enstitüsü

45) (Ek: 11/10/2011-KHK-663/58 md.) Türkiye İlaç ve Tıbbî Cihaz Kurumu

46) Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü (2011Değişikliği)

47) TÜRKİYE İNSAN HAKLARI KURUMU (2012 Değişikliği)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(III) SAYILI CETVEL (Değişik cetvel: 22/12/2005-5436 S.K./12. mad)

DÜZENLEYİCİ VE DENETLEYİCİ KURUMLAR (BAĞIMSIZ İDARİ OTORİTELER)

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu

2) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (Değişik ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

3) Sermaye Piyasası Kurulu

4) Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu

5) Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu

6) Kamu İhale Kurumu

7) Rekabet Kurumu

8) Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Değişik ibare: 25/06/2009-5917 S.K./47.mad)

9) (Ek: 26/09/2011-660 s.K.H.K./32. md.) Kamu Gözetimi,  Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu

(IV) SAYILI CETVEL (Değişik cetvel: 16/05/2006-5502 S.K./42. mad)

SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI

1- Sosyal Güvenlik Kurumu

2- Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü

 

5018 Sayılı Kanuna Göre MAHALLİ İDARELER

            1- İl Özel İdaresi

            2- Belediyeler ve bunların kurdukları veya üye oldukları birlik ve idareler. (KÖY idaresi 5018 Sayılı Kanunda SAYILMAMIŞTIR)

            5018 Sayılı Kanun’un Özel Bütçeli İdareler kısmında sayılan idareler devlet tüzel kişiliğinden AYRI BİR TÜZEL KİŞİLİĞE sahip olduğu için bu idareler üzerinde ancak VESAYET DENETİMİ söz konusu olabilir. Bu idareler SAYIŞTAY denetimine tabidir.

            KÖY idaresi 5018 Sayılı Kanunda Sayılmamıştır ve SAYIŞTAY denetimine TABİ DEĞİLDİR. Köyün mali denetimi kendi özel hükümlerine göre olur. Köy idaresinin ayrı bir tüzel kişiliği vardır ve vesayet denetimine tabidir.

5018 Sayılı Kanunda SAYILMAYAN İDARELER

            TCDD, THY, Ziraat Bankası gibi tüm KİT’ler, İller Bankası, Köy İdaresi, TRT, TOKİ ile Barolar ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahiptir ve merkezi idarenin VESAYET DENETİMİ altındadırlar.  Ayrıca bu kurumlar SAYIŞTAY DENETİMİNE TABİ DEĞİLDİR.

            Ancak bu kurumlar içerisinde KİT’ler, önceleri TBMM adına Başkabakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından denetlenmekte iken, artık bu denetim TBMM adına SAYIŞTAY eliyle yapılacaktır. (2010 Sayıştay Kanunu ile getirilen hüküm).

Sayıştay Kanunu ile (2010) Yüksek Denetleme Kurulu kaldırılmış ve “Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesi kapsamına giren kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi, bu kanun ve diğer kanunlarda belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yerine getirilir” hükmü getirilmiştir.

           

Kamu Tüzel Kişiliğine Sahip Olmanın Ölçütleri:

– Kamu tüzel kişiliğinin ilk şartı Kanunla ya da kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulmuş olmadır. Yani Kamu Kurumu mutlaka bir devlet işlemi ile kurulmalıdır. Eğer bir kurumun KTK’ne sahip olduğu açıkça Anayasa veya kanunla düzenlenmişse diğer ölçütlere bakmaya gerek yoktur. Ancak Anayasa veya kuruluş kanununda KTK açıkça düzenlenmiyorsa diğer ölçütlere bakmak gerekir.

Kamu tüzel kişileri üstün ve ayrıcalıklı yetkilerle (Kamu Gücü) donatılmışlardır. Yani özel kesime göre üstün ve ayrıcalıklı yetkileri vardır, tek yanlı işlem yapabilirler

– Kamu tüzel kişilerinin mal ve gelirlerin statüsü farklılık göstermektedir.: Kamu tüzel kişilerinin malları kamu malı statüsündedir. Haczedilemezler, devredilemezler. Alacaklarını da özel kesimden farklı bir usul olan AATUHK (Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanuna) göre tahsil ederler. .

– Kamu Tüzel kişilerinin Personelinin statüsü de farklılık göstermektedir. Buna göre Kamu tüzel kişilerinin görevlileri Türk Ceza Kanunu açısından kamu görevlisi olarak görülmektedir.

 

 

Kamu Tüzel Kişiliğine Sahip Olmanın kendine özgü bir kısım sonuçları bulunmaktadır. Bunları ise şu şekilde belirlememiz mümkündür:

-Kamu Tüzel Kişileri Hak ve fiil ehliyetine sahiptirler,

-Kamu Tüzel Kişileri Kendilerine has karar ve yönetim organlarına sahiptirler,

-Kamu Tüzel Kişileri Mahkemelerde davacı ve davalı olabilirler,

-Kamu Tüzel Kişileri Kendilerine has bir bütçesi ve malvarlıkları vardır.

-Kamu Tüzel Kişileri Kendilerine has bir personeli vardır.

-Kamu Tüzel Kişileri Kamu gücüyle donatılmışlardır. Dolayısıyla tek yanlı işlemler yapabilirler,

-Kamu Tüzel Kişileri İşlemleri hukuka uygunluk karinesinden yararlanır,

-Kamu Tüzel Kişileri Malları kamu malı, gelirleri de kamu geliridir. Malları haczedilemez, onun iflası istenemez.

-Kamu Tüzel Kişileri Düzenleme yetkisine sahiptirler. Örneğin, tüzük ve yönetmelik gibi düzenleyici işlemler yapabilirler.

-Kamu Tüzel Kişileri Kamulaştırma yetkisine sahiptirler,

-Kamu Tüzel Kişileri Sözleşme hürriyetleri yoktur, ihalelerinde kamu ihale kanununa tabidirler.

 

  1. İDARENİN BÜTÜNLÜĞÜ İLKESİ

Anayasanın 123. maddesinde idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu açıkça belirtilmiştir. Buna idarenin bütünlüğü ilkesi denilmektedir. İdarenin bütünlüğü ilkesi, tekçi devlet ve kanuni idare ilkesi ile sıkı sıkıya ilişkilidir.

Bu ilke gereğince idareyi oluşturan örgütler, görevlerini birbirinden kopuk olarak değil, birbirleri ile uyum içerisinde yürütmek zorundadırlar. Ayrıca idarenin bütünlüğü ilkesinin, hiyerarşi ve idari vesayet olarak adlandırılan belli başlı iki hukuki araç ile gerçekleştirilmekte olduğunu söyleyebiliriz.

Hiyerarşi, merkezi idarenin kuruluşları arasında bütünlüğü sağlamakla beraber, aynı tüzel kişi içinde yer alan çeşitli örgüt ve kollar arasında da birliği sağlamaktadır. İdari vesayet ise merkezi idare kuruluşları ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki bütünlüğü sağlamaktadır.

  1. Hiyerarşi

Merkezden yönetim sisteminde hizmetlerin daha sağlıklı yürütülmesi için başkent teşkilatının yanında taşra teşkilatı da oluşturulmuştur. Hizmetler, ancak başkent teşkilatı ile taşra  teşkilatı arasındaki bütünlük tam anlamıyla sağlandığı zaman sağlıklı gerçekleştirilebilir. Başkent teşkilatı ile taşra teşkilatı arasındaki hiyerarşi denilen hukuki bağ aynı yerinden yönetim kuruluşunun çeşitli birimleri arasında da geçerlidir.

 

  1. a) Hiyerarşik Makamlar

Merkezi idarenin başkent teşkilatında hiyerarşik düzenin en üstünde bakan yer almaktadır. Başbakanın bakanlar üzerinde hiyerarşik bir üstünlüğü yoktur. Bakanlar üzerinde siyasal bir sorumluluğu vardır. Bakan en yüksek hiyerarşik amirdir ve hiyerarşi yetkisi hiyerarşi düzeninin her kademe ve basamağında yer alan üst dereceli memurlar tarafından da kullanılır.

Yerel yönetimlerde il özel idaresinde en yüksek hiyerarşik amiri vali, belediye idaresinde belediye başkanı ve köy idaresinde muhtardır. Ayrıca hiyerarşi düzeninin her basamağında yer alan hiyerarşik amirler de bulunmaktadır.

  1. b) Hiyerarşi Gücünün Kapsamı

Gerek merkezden yönetimin gerekse yerinden yönetimin her aşamasında ast üst ilişkisi, hiyerarşi söz konusudur. Hiyerarşik yetkinin kullanılması için yasal izne gerek yoktur, ilgililerin istemi üzerine kullanılabileceği gibi buna gerek olmadan da kullanılabilinir.

 

Hiyerarşiden kaynaklanan yetkiler şunlardır:

Astın Memuriyet Durumuna İlişkin İşlemler Yapma; hiyerarşik amir, astlarına ilişkin atama, sicil verme, yükseltme işlemlerini yapma gibi astlarının memuriyet durumlarına ilişkin bazı işlemler yapabilme yetkisine de sahiptir.

Asta Emir Verme Yetkisi; hiyerarşik amir, astlarına görevleriyle ilgili direktifler verme yetkisine sahiptir, astın üstün kendisine bu yolda verdiği emir ve direktiflere karşı itiraz veya dava açma hakkı yoktur. Üstün verdiği emir kanuna aykırı ise bu emri yerine getirmeyebilir. Üst bu emrinde ısrar eder ve yazı ile yinelerse ast artık bu emri yerine getirmek zorundadır. Bu halde emri yerine getiren sorumlu olmaz. Ama ast, suç teşkil eden bir emri yerine getirmez. Aksi halde sorumluluktan kurtulamaz.

Astın İşlemlerini Denetleme Yetkisi; hiyerarşik amir, astın işlemlerini denetleme bu denetim sonucunda onama, onamama, düzeltme, değiştirme, kaldırma, geri alma, iptal etme, erteleme ya da durdurma gibi yetkilere sahiptir. Hiyerarşik denetim, hem bir hukukilik, hem de bir yerindelik denetimidir.

 

  1. İdari Vesayet

Merkezden yönetimin yumuşatılmasını sağlayan ve sakıncalarını gideren yetki genişliğine karşın yerinden yönetim ilkesinin ortaya çıkartmış olduğu bir kısım sakıncaları gidermek için ise idari vesayet kurumu çıkartılmıştır. Burada söz konusu olan ayrı tüzelkişiliklere sahip yerel idarelerin ve kamu kurumlarının gene onlara varlık veren Devlet tarafından kamu yararı amacıyla denetlenmesi söz konusudur.

İdarenin bütünlüğü için merkezi idareye yerinden yönetim kuruluşlarını belli ölçüde denetleme yetkisi verilmiştir. Bu denetim yetkisine idari vesayet yetkisi denilmektedir. Yerinden yönetim kuruluşlarının özerkliği kural, idari vesayete tabi olmaları istisnadır. Vesayet yetkisi İSTİSNAİ bir yetki olup açıkça öngörülmedikçe kullanılmaz.

İdari Vesayet Yetkilerin Kapsamı:

Vesayet denetimi organlar ve işlemler üzerinde olmak üzere farklı şekillerde ortaya çıkabilmektedir.

  1. a) Yerinden yönetim kuruluşlarının organları üzerindeki vesayet yetkisi

Yerel yönetimlerin karar organlarının ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının organlarının seçimi ve oluşturulmasında, organlık sıfatını kaybetmelerinde merkezi idareye herhangi bir yetki tanınmamıştır. Bu yetki sadece yargı organına tanınmıştır. Merkezi idareye tanınan tek yetki görevden uzaklaştırma yetkisidir. Buna göre İçişleri Bakanı, bu organların üyelerini geçici bir önlem olarak görevden uzaklaştırabilir.

Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarının organlarının ve görevlilerinin seçilmesi, atanması, görevlerine son verilmesi konularında merkezi idare, idari vesayet yetkisi ile donatılmıştır.

  1. b) Yerinden Yönetim Kuruluşlarının İşlemleri Üzerindeki Vesayet Yetkileri

İşlemler üzerindeki vesayet yetkileri işlemden önce ve işlemden sonra olmak üzere iki türlüdür. Ama genellikle işlemden sonra vesayet yetkisi kullanılmaktadır.

Onamaya Tabi İşlemler

Yerinden yönetim kuruluşlarının bazı işlemleri merkezi idarenin onamasına tabidir. Bazı yerinden yönetim kuruluşlarının tüm işlemleri merkezi idarenin onamasına tabidir. Örneğin il genel meclisin tüm kararları Vali ye gönderilir (Yürürlük Şartı). Vali alınan kararlara karşı idari yargıya müracaat              edebilir. (ONAMA usulü 5302 S.K ile kaldırılmıştır)

5302 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’na göre:

    “İl genel meclisi tarafından alınan kararların tam metni, en geç beş gün içinde valiye gönderilir. Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, yedi gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere il genel meclisine iade edebilir. Valiye gönderilmeyen meclis kararları yürürlüğe girmez.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar kesinleşir.”

Vesayet makamı kural olarak yerinden yönetim kuruluşunun işlemini ya onama veya onamama (iptal etme) ya da uygulanmasını erteleme yetkisine sahiptir. Fakat vesayet makamı söz konusu işlemi değiştiremez.

Onama işlemi, asıl işlemden bağımsız bir işlemdir. Asıl işlemin yürürlüğe girmesini sağlar. Onamadan dolayı da merkezi idareye sorumluluk yükletilemez. Ancak merkezi idare, işlemi onamaz ya da değiştirerek onarsa bundan sorumlu olur.

Onamaya Tabi Olmayan İşlemler

Yerinden yönetim kuruluşlarında özerklik kural olduğu için, bu kuruluşların işlemleri çoğunlukla onamaya tabi değildir. Ancak bu durumda kanun tarafından öngörülmüş birtakım yetkilere başvurularak vesayet denetimi gerçekleştirilir.

Örn. Belediye Meclisi kararları 7 gün içinde (İl Özel idaresi kararları ise 5 gün içinde) Valiye gönderilir. Valiye gönderilmeyen kararlar yürürlüğe giremez. Vali bu kararlara karşı İdari Yargı ya müracaat edebilir.  5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun 23. maddesi)

HİYERARŞİK DENETİM İLE VESAYET DENETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

İdarenin bütünlüğü ilkesi hiyerarşik denetim ve vesayet denetimi ile sağlanmaktadır. Ancak, bu iki kurumun zaman zaman birbirine karıştırıldığı da görülmektedir. Dolayısıyla bu iki kuruma karşılaştırmalı olarak bakmak daha yerinde olacaktır.

Hiyerarşik ilişki, merkezden yönetime özgü bir kavram olmayıp, yerel idarelerle kamu kurumlarında söz konusu olmaktadır. Çünkü bu ilişki herhangi bir idari kuruluş içinde yetki ve sorumluluk dağılımında bütünlük sağlamayı amaçlamaktadır.  Hiyerarşik denetim, hiyerarşi ilişkisinden kaynaklandığı için, bazı istisnalar dışında, ayrıca hukuki metinlerde öngörülmesine gerek yoktur. Oysa, vesayet denetimi yasaların öngördüğü durumlarda ve öngörüldüğü biçimde var olan bir denetimdir.

Hiyerarşik denetim yetkisi hukuka uygunluğun yanında yerindelik nedeniyle de kullanılabilir bir denetimdir. Ek olarak, hiyerarşik amir bu yetkisini kendiliğinden kullanabileceği gibi, hiyerarşik başvuru üzerine de kullanabilir. Hiyerarşik denetimle vesayet denetimi arasındaki önemli bir fark da hiyerarşik üstün, astına emir ve direktif vermek suretiyle mevzuatın nasıl uygulanacağını gösterme olanağına sahip olmasına karşın vesayet makamının böyle bir yetkisi bulunmamaktadır.

İkisi arasındaki diğer bir fark da işlem yapıldıktan sonra hiyerarşik üstün bunu değiştirmesi, kaldırması, uygulamasını durdurması, iptal etmesi, yerine yeni bir işlem yapması gibi geniş yetkileri bulunmasına karşın vesayet makamının yetkisi yasaların açıkça belirttiği esas ve usuller çerçevesinde uygulanabilecek olan onama, bazen değiştirerek onama, uygulanmasını erteleme biçimlerinde ortaya çıkmaktadır. Vesayet makamının yerinden yönetim idaresi yerine geçerek karar alması ise yerinden yönetim ilkesinin özerkliği ve tüzelkişiliği ile bağdaşmamaktadır.

Kısaca hiyerarşik denetim ile vesayet denetimi arasındaki farkları şu şekilde özetlememiz mümkündür;

– Hiyerarşi yetkisi tek ve aynı tüzel kişi içindeki bir ilişkidir. İdari vesayet ise, iki ayrı tüzel kişi arasında yer alan bir ilişkidir.

– Hiyerarşi genel, idari vesayet istisnai bir yetkidir.

– İdari vesayet yetkisi mutlaka kanunla düzenlenmek zorundadır. Hiyerarşi yetkisinin kanunla düzenlenmiş olması şart değildir. İşin doğasında mevcuttur.

– Vesayet emir ve talimat verme yetkisini içermez, Hiyerarşi ise içerir.

– Hiyerarşide üst astın işlemlerini geri alabilir, ilga edebilir, düzeltebilir. Ancak idari vesayet makamının vesayete tabi kurumun işlemleri üzerinde son derece sınırlı bir onama-dava açma yetkisi vardır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 3

İDARİ İŞLEMLERİN HUKUKİ REJİMİ

İdare, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken çeşitli işlem ve eylemlerde bulunur.  Tüzel kişilerden oluşan idarenin işlem ve eylemleri, idare adına, yasal sınırlar içinde, kamu görevlileri denilen kişiler tarafından yerine getirilir.

İdare kamu yararına ulaşmak için idari işlem ve idari eylemlerle faaliyetlerini yürütmektedir.

Kamu yararı amacı ile idari fonksiyonun yerine getirilmesi için yapılan kamu hukuku işlemlerine idari işlemler denir. Bu işlemlerin en belirleyici özelliği, idarenin sahip olduğu üstün yetki ve ayrıcalıklar kullanılarak yapılmasıdır.  İdari işlemler düzenleyici idari işlemler ve bireysel idari işlemler olarak ikiye ayrılarak incelenecektir.

İDARENİN DÜZENLEYİCİ İŞLEMLERİ

İdarenin işlemleri yukarıda belirttiğimiz gibi ilkin düzenleyici işlem ve bireysel işlem olarak ikiye ayrılır. Düzenleyici işlemler, sürekli, soyut, nesnel ve genel durumları belirleyen işlemlerdir. Bu işlemler, hukuk düzenine yeni kural getiren, ya da olan bir kuralı değiştiren veya kaldıran işlemlerdir.

1982 Anayasası idarenin düzenleyici işlemlerini tüzük (m.115) ve yönetmelik (124) olarak iki işlem türü olarak öngörmektedir. Ancak idarenin düzenleyici işlemleri bu iki işlem türü ile sınırlı değildir. İdarenin düzenleme yetkisini kullanarak yapabileceği işlemlerin neler oldukları konusunda öğretide ve yargı kararlarında tam bir netlik olmadığı gibi, yasal düzenlemelerde kullanılan deyimlerde çeşitlilik göstermektedir. Nitekim tüzük ve yönetmelik dışında kalan idarenin diğer düzenleyici işlemlerine adsız düzenleyici işlemler olarak genel bir ad altında toplanmaktadır.

 

TÜZÜK (Anayasa m. 115)

İdarenin klasik düzenleyici işlemlerinin başında tüzük gelmektedir. Anayasanın 115. maddesine göre, “Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere, kanunlara aykırı olmamak ve Danıştay’ın incelenmesinden geçirilmek şartıyla tüzük çıkarabilirler.” Buna göre Tüzük çıkarma yetkisi Bakanlar Kuruluna ait olup     Kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek için çıkarılır,

Danıştay’ın incelemesinden geçmesi zorunludur. Aksi takdirde yok hükmündedir. Bu bir şekil kuralıdır. Tüzükler Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır ve Kanunlar gibi Resmi Gazetede yayımlanır. Tüzüklerin yargısal denetimi ise ilk derece mahkemesi olarak DANIŞTAY tarafından yapılır.

 

YÖNETMELİK (Anayasa m. 124)

Türk idare hukukunda ikinci ve en yaygın düzenleyici işlem türü yönetmeliktir. Anayasanın 124. maddesine göre, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzel kişiler, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunları ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.”

Hangi yönetmeliklerin Resmi Gazete de yayınlanacağı kanunda belirtilir.

Anayasaya göre, yönetmelik çıkarma yetkisi Başbakanlık, Bakanlıklar ve Kamu Tüzel Kişilerine verilmiştir. Uygulamada Bakanlar Kurulu da yönetmelik çıkarabilecekleri kabul edilmektedir. (Bakanlar Kurulu nun yönetmelik çıkarma yetkisi Anayasa da düzenlenmemiştir.!!!)

Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler tüm Bakanlar Kurulu işlemlerinde olduğu gibi Cumhurbaşkanı tarafından imzalanır.

-Yönetmelik çıkarma yetkisi sadece Anayasanın 124. maddesi anlamında değerlendirilmez. Bunun yanında icrai karar almaya yetkili bütün idari kurumların kanun tarafından yetki verilmesi şartıyla yönetmelik çıkarabileceği belirtilmiştir. Örneğin TBMM başkanlığı, Yüksek Mahkemeler tüzel kişiliği haiz olmadıkları halde yönetmelik çıkarabilmektedirler.

Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu tüzel kişileri yönetmeliği kendi görev alanlarıyla ilgili kanun ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak için çıkarırlar.

Yönetmeliklerin hepsi Resmi Gazete’de yayınlanmaz. Hangi Yönetmeliklerin RG’de yayınlanacağı Kanunla Gösterilmiştir. Buna göre,

Başbakanlık, Bakanlıklar ve Kamu Tüzel Kişileri’nin,

İşbirliğine, yetki ve görev alanlarına ilişkin hükümleri düzenleyen yönetmelikler,

Kamu personeline ait genel esasları kapsayan yönetmelikler,

Kamuyu ilgilendiren yönetmelikler Resmi Gazete de yayınlanır.

Hangi yönetmeliklerin kamuyu ilgilendirdiğini tayin yetkisi Başbakanlık’tadır.

RG’de yayınlanması zorunlu olmayan yönetmelikler, ilgili yönetmeliğin uygulanacağı yörede çıkan bir gazetede veya yayın organında yayınlanırlar.

Yönetmelikler de idarenin kanuniliği gereği mutlaka bir kanun veya tüzüğe dayanmalıdır. (Yönetmeliklerin sebep unsuru, kanun veya tüzüktür).

Yönetmelikler, yayımlanmaları veya bildirilmeleri tarihinde yürürlüğe girerler.

Bakanlar Kurulu, Başbakanlık ve Bakanlıkların yönetmelikleri ile diğer KTK’nin ülke çapında uygulanacak yönetmeliklerinin yargısal denetimi Danıştay tarafından yapılır. Diğerleri ise genel görevli idare mahkemesi tarafından denetlenir.

Adsız Düzenleyici İşlem: Anayasa’da idarenin düzenleyici işlemleri olarak yalnızca, tüzük ve yönetmeliğe yer vermiş olup onların hukuki rejimini belirlemiştir. Oysa idarenin düzenleyici işlemleri tüzük ve yönetmelikle sınırlı olmayıp, uygulamada tüzük ve yönetmelik dışında değişik isimler taşıyan düzenleyici işlemler yapıldığı gibi, yasalarda da sık sık bu tür işlemlerin çıkarılması öngörülmektedir.

Adsız düzenleyici işlemlere örnek olarak kararname, karar, belirlemeler, ilke kararı, tebliğ, sirküler, yönerge, talimat, genel emir gibi diğer düzenleyici işlemleri gösterebiliriz. Bu tür işlemlerden en yaygın görüleni tebliğ ve genelgedir.

İdarenin düzenleyici işlemlerini tüzük, yönetmelik ve adsız düzenleyici işlemler olarak belirleyebiliriz. Ancak, bireysel işlemleri incelemeye geçmeden önce düzenleyici işlemlerle bireysel işlemler arasındaki temel farklılıklardan bahsetmek yerinde olacaktır.

 

Düzenleyici işlemlerle bireysel işlemler arasındaki temel farklar şu şekilde belirlenebilir:

– Düzenleyici işlemlerin anayasa ve yasalarda belirlenen organ ve makamlarca yapılabilmelerine karşın, bireysel idari işlemi, her idari makam yapabilir.

– Düzenleyici işlemler yayın veya ilan yolu ile ilgililere bildirilirken, bireysel idari işlemler tebliğ yoluyla ilgililere duyurulur.

– Düzenleyici işlemler her zaman değiştirilip kaldırılabildiği halde, bireysel işlemlerin kaldırılması ve geri alınması bazı koşullara bağlanmıştır.

Bireysel işlemlere karşı dava açma hakkı belirli sürelerle sınırlı olduğu halde, düzenleyici işlemlere karşı her zaman, bu işlemlerin iptalı için hukuka aykırılık iddiasında bulunulabilir.

 

  1. BİREYSEL İDARİ İŞLEMLERİN TANIMI VE ÖZELLİKLERİ
  2. Tanım

Bireysel idari işlemler; belli kişi ve konularla ilgili olarak hukuki durumlar yaratan, değiştiren, kaldıran işlemlerdir. Bireysel idari işlemler bu nedenle idari kararlar olarak da adlandırılır.

  1. Özellikleri

İdari işlemlerin belli başlı üç özelliği vardır. Bunlar tek yanlılık ve icrailik, hukuka uygunluk karinesinden yararlanma ve yargısal denetime tabi olmalarıdır.

  1. a) Tek Yanlılık ve İcrailik

İdari işlemin en önemli özelliklerinde biri tek yanlı olmasıdır. İdari işlemin tek yanlılığı nedeniyledir ki, özel hukuktakinin tersine, taraflar arasında iradelerin eşitliği değil, kamusal iradenin üstünlüğü vardır. İdari işlemlerin tek yanlı irade açıklaması ile sonuçlanması idare hukukunu özel hukuktan ayıran en önemli özellik olduğunu söyleyebiliriz.

İdare hukukunda taraflar arasında eşitsizlik söz konusu olup, taraflardan idarenin çıkarı bireyin çıkarından üstün tutulmaktadır. İdari kararlar kural olarak ilgililerin rıza ve muvafakatine gerek olmadan idarenin tek yanlı olarak iradesini açıklaması ile alınır.

Örneğin bir kişinin taşınmaz bir malı, kamu yararı için, isteğine bakılmaksızın kamulaştırma denen hukuki işlemle, idarenin tek yanlı irade açıklaması ile, bedeli ödenerek alınabilir.

İdari kararlar, ilgilinin onayına gerek olmadan ilgilinin hukuki durumunu değiştirip ortadan kaldırdığı için bu yönüyle icrai karar olarak da adlandırılmaktadır. İcrai kararın idare tarafından re’sen icrası ile bu icrai kararın hukuk alanında doğurduğu yenilik veya değişikliğin idarenin yapacağı bazı işlemlerle maddi âlemde de gerçekleşmesi sağlanır.

Kanuni idare ilkesi gereğince idarenin almış olduğu bir kararı, re’sen icra edebilmesi için yasal bir izne gerek vardır. Böyle bir izin veya yetki yok ise adli yargı veya adli icraya başvurmak zorundadır.

  1. b) Hukuka Uygunluk Karinesinden Yararlanma

İcrai olma özellikleri nedeniyle idari kararlar hukuka uygunluk karinesinden yararlanırlar. Bundan dolayı da idare, zorla icra etme yetkisine sahip olduğu hallerde, araya bir yargı kararı girmeksizin işlemini icra edebilir. Hukuka aykırılıklarının ileri sürülmesi, bunların icrailiğini engellemez. Ancak, her idari işlemin yasal bir dayanağının bulunması ve yasalara uygun olarak yapılması gerekir. Bu nedenle idari işlemlerin yasal olduğu varsayılır. Bunun soncu olarak da, idari işlemler, yargı yerlerince, ya da üst makamlarca bozulmadığı sürece geçerli sayılırlar.

İdari işlemlerin hukuka uygunluğu karinesinden sadece bireysel idari işlemler değil, düzenleyici idari işlemler de yararlanır.

Bunun sonucu olarak;

İdari kararlar, hâkim kararı olmadan, derhal kendiliğinden hukuki sonuçlarını doğurur,

Bir idari işlemden dolayı uyuşmazlık çıkarsa, dava açması gereken taraf idare değil, işlemin muhatabı olan kişidir.

İdari işleme karşı dava açılması tek başına o işlemin uygulanmasını durdurmaz. Uygulamayı durdurmak için mahkemeden ayrıca yürütmenin durdurulmasını da istemek gerekir. Ancak, vergi uyuşmazlıklarında dava açılmış olması tahsil işlemini kendiliğinden durdurur.

 

  1. c) Yargısal Denetim

Kural olarak, hukuk devleti ilkesi gereğince tüm idari kararlar yargı denetimine tabidir. Ancak bu ilkenin Anayasadan kaynaklanan bir kısım istisnaları bulunmaktadır. Haliyle bu istisnaları hukuk devleti ilkesi ile bağdaştırmak mümkün olmamaktadır. İstisnaları şu şekilde belirleyebiliriz;

–  Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler,

– Yüksek Askeri Şuranın kararları yargı denetimi dışındadır. Ancak, Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile (kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç) her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır.

– HSYK’nın meslekten çıkarma cezası dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz.

– Silahlı Kuvvetler mensupları hakkındaki disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulmuştur.(Anayasa bu cezaların yargı denetimi dışında tutulabileceğine dair yer vermiştir. Bu cezalara karşı yargı yolunu doğrudan kapatmamıştır. Anayasa m. 129/4)

  1. İdari İşlemlerin Türleri

İdari işlemler, çeşitli açılardan ayrımlara tabi tutulabilir. Bu ayrımları aşağıda olduğu gibi sınıflandırabiliriz.

  1. a) Maddi Açıdan Şart (Durum) İşlemler – Subjektif (Öznel) İşlemler

İdari işlemler maddi açıdan şart işlemler ve subjektif işlemler olarak bir ayrıma tabi tutulabilir.

Şart İşlemler:

Belli bir kişiyi veya nesneyi, hukuk kurallarınca önceden düzenlenmiş bulunan nesnel ve kişilik dışı bir hukuki duruma sokan veya böyle bir hukuki durumdan çıkaran işlemlerdir. Nesnel ve kişilik dışı hukuki durumun (statünün) kapsamı önceden hukuk kurallarınca düzenlenmiş olduğu için, şart işlemlerin bu hukuki durumun kapsamını düzenlemesi söz konusu değildir.

Şart işlemde ilgililer işlemi yapıp yapmamakta serbest olmakla birlikte, işlemin içeriğini düzenlemekte serbest değildirler. İşlemin içeriği kuralsaldır, kişi öğretmen olarak atanmakla öğretmenlik denen, kişilik dışı bir hukuksal duruma sokulmuş olur. Hukuksal durum ise tüm öğretmenler için aynıdır.

Dolayısıyla Şart işleme en güzel örneğinin memur atama işlemleri olduğunu söyleyebiliriz. Atama işlemi ile atanan kişi kendisi için yeni ve özel bir duruma sokulmamakta, mevcut ve doğmuş ya da daha önce var olan bir hukuki durumu sokulmaktadır. ( bireysel-birel şart işlemdir )

Subjektif İşlemler (Öznel İşlemler):

Belli bir kişiyi ya da nesneyi, kapsamını da kendilerinin belirledikleri hukuki duruma sokan işlemlerdir. Yani kişiye göre değişik işlemler yaratılmaktadır. Bu tür işlemlerle, genel olarak, belli bir kişi, ya da kişiler arasında özel bir hukuksal durum ortaya konur. Bu hukuksal durum, hem özneldir hem de kişiseldir. Yani, öznel işlem, yeni bir hukuksal durumun doğmasına neden olan işlem olduğu söylenebilir. Öznel işlemler, idare alanında tek yanlı olabileceği gibi iki yanlı da olabilir. İdare alanında yaygın olan öznel işlemler tek yanlı işlemlerdir.

 Örneğin, sınavlarda not verme işlemleri, kamu görevlilerinin sosyal haklardan yararlanması işlemi, bir kişiye vergi salınması, gazetelerin toplatılması işlemlerinde olduğu gibi. Ancak, bu tür öznel işlemlerde idare işlemin içeriğini saptamada tamamen serbest olmayıp öznel işlemin içeriğini saptarken, önceden konmuş olan kurallarla bağlıdır.

  1. b) Yapıcı – Belirleyici İşlemler (Doğuracakları hukuki sonuç açısından ayrım)

Yapıcı (İnşai) İşlemler:

Bir kişi hakkında yeni bir hukuki durum doğuran veya mevcut hukuki durumu değiştiren veya kaldıran işlemlerdir. İdari kararlar kural olarak yapıcıdır.

Belirleyici İşlemler:

            Yeni bir hukuki durum yaratmayan, önceden doğmuş bulunan bir hukuki durumu belirleyen işlemlerdir.  Örn: Mezun olmuş bir öğrenci için diploma düzenlenmesi öğrenci için bir hukuki durum yaratmamaktadır.

  1. c) Basit – Kollektif – Karma İşlemler

İdari işlem genellikle birden fazla faaliyet ve işlemden oluşan bir bütündür. İdari işlemi oluşturan irade zaman içinde hazırlanır, tamamlanın ve uygulamaya konur. Buna uyun olarak ta idari işlemlemlerin başlangıç, tamamlama ve uygulama evrelerinden söz edilebilir.

Bazı idari işlemlerde ise aynı süreç içinde birden çok karar organının işbirliği gerekebilir. Açıklanan iradenin sayısına ve irade açıklanmasında izlenen usule göre idari işlemler üçe ayrılır:

1- Basit İşlemler: Bir tek idari merciin iradesinin açıklanması ile meydana gelen işlemlerdir. Örn: Amirin astına uyarma, kınama cezası vermesi durumunda söz konusu olan işlem basit işlemdir.

2- Kollektif İşlemler: Kollektif işlemler, birden fazla iradenin aynı anda ve aynı yönde açıklanması ile meydana gelen işlemlerdir. Sıra önemli değildir. Örn: KURUL KARARLARI.

3- Karma İşlemler: Karma işlemler; aynı yönde ve aynı konu ve amaca yönelik birden fazla iradenin bir sıra izlenerek açıklanması sonucu meydana gelen işlemlerdir. Örn: Müşterek kararnameler.

 

  1. d) Zımni İşlemler

Kural olarak idare pek çok halde bir idari karar alırken iradesini yazılı olarak beyan eder. İstisnası, sözlü olarak da idare, iradesini açıklayabilir.

İdarenin bazen hiç birşey yapmaması, susması da bir idari işlem sayılır ki buna zımni işlem denir. İdarenin zımni işlemleri de zımni red ve zımni kabul işlemi olarak ikiye ayrılır. Kural idarenin zımni işlemlerinin zımni red sayılmasıdır. İdarenin zımni işlemlerinde, zımni red süresi 60 gündür.

Örneğin: Bir idari işlem tesis edilmesi amacıyla yapılan yazılı başvuru karşısında idarenin susması.

Kanunun belirttiği bazı hallerde zımni işlem zımni kabul olarak kabul edilir. Zımni kabul işlemleri, daha ziyade idareyi acil bir karar alma yükümlülüğünün getirildiği hallerde, bu yükümlülüğe uymamanın bir yaptırımı olmaktadır.

Hareketsiz kalmanın zımni kabul işlemi sayılması için kanunda bu yönde açık bir hüküm bulunmalıdır. Hukukumuzda istisnai olmakla birlikte bazı hallerde idarenin hareketsiz kalması zımni kabul sayılmaktadır.

Örneğin; imar kanunun 39. maddesine göre yapı tamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımları tamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için yapı izni veren belediye ya da valiliğe başvurularak yapı kullanma izni alınması gerekir. Bu maddenin 2. fıkrasına göre ise, belediye ya da valilik, yapılan bu başvuruyu en geç  30 gün içinde sonuçlandırmak zorunda olup, başvurun bu süre içinde sonuçlandırılmaması durumunda kullanma izni verilmiş sayılır. Yani bu durumda susma işlemi zımni kabul sayılır.

 

  1. e) Yararlandırıcı – Yükümlendirici İşlemler

Kişiler üzerindeki etkileri bakımından işlemler ikiye ayrılmaktadır.

Yararlandırıcı İşlemler: Karşı tarafa bir yarar sağlayan veya ilgilinin üzerindeki yükü ortadan kaldıran işlemlerdir. Örneğin: Tüm izin ve ruhsat verme işlemleri.

Yükümlendirici İşlemler: İlgiliden belli bir davranışta bulunmayı, bulunmamayı veya belli bir davranışa göz yummayı isteyen işlemlerdir. Örn: Kolluk ve vergi işlemleri.

 

  1. f) İsteğe Bağlı İşlemler

Kural: İdari kararlar ilgilinin herhangi bir talebine, rızasına bağlı olmadan alınırlar.

İstisna: Ancak bazı idari kararların alınması için ilgilinin talepte bulunması gerekir ki buna isteğe bağlı işlemler denir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  1. İdari Kararların Alınması

İdarenin tek yanlı işlemlerinin hukuki rejimi, işlemlerin oluşumu, uygulanması ve ortadan kaldırılması aşamalarını ve bu aşamalarda ortaya çıkan sorunların ayrı ayrı ele alınmasını gerektirmektedir. İdari kararların alınması bunları yapmaya yetkili organ ve makamlara, yapılmalarında izlenen usulün incelenmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla idari kararların alınmasında yetki ve şekil kuralları ayrı bir önem arz etmektedir.

A- YETKİ KURALLARI

Yetki kuralları idari kararların, Anayasa ve kanunların yetkili kıldığı organ, makam ve kamu görevlileri tarafından alınmasını ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu bağlamda yetki, idari işlemin en önemli ögesini oluşturmaktadır. Ayrıca, yetki kuralları kamu düzenine ilişkin olduklarından uyuşmazlığın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, mahkemelerde kendiliğinden dikkate alır.

Karar alma yetkisi iki anlama gelmektedir. Birincisi idarenin görev alanını ve hukuki olanağını ifade etmektedir. İkinci ve dar anlamda ise Anayasa ve kanunların idareye bıraktığı alanda alınacak idari kararların hangi makam ve organlarca yapılabileceğini ifade eder. Her türlü yetki kuralları başta anayasa olmak üzere kanunlarda belirlenmiştir. Bunların yanı sıra, ‘yetki paralelliği ilkesi’ yargı içtihatlarının geliştirdiği bir yetki kuralıdır. Bu ilkeye göre, bir idari işlemi yapmış ya da bir idari kararı almış olan idari makam veya organ, aksine bir hüküm bulunmadıkça, o idari işlemi ya da kararı değiştirmeye, kaldırmaya ve geri almaya da yetkilidir.

İdare her türlü yetki kuralına uymak zorundadır. Aksi takdirde idarenin yetki kurallarına uymadan aldığı her karar hukuka aykırı olacaktır. Yetki unsuru konusunda idarenin TAKDİR YETKİSİ YOKTUR.

Yetki kurallarını, kişi, konu, yer ve zaman bakımından yetki olmak üzere döret başlık altında inceleyebiliriz.

aa- Kişi Yönünden Yetki

Kişi yönünden yetki, idarenin görev alanı için giren bir konuda hangi idari merciin irade açıklamaya ve dolayısıyla işlem tesis etmeye yetkili olduğunu belirtmektedir. Burada önemli unsurlardan birisi; idari kararın özünü teşkil eden iradenin ehil bir kimseden çıkmasıdır. Diğeri ise irade açıklamaya yetkili kılınmış bir idari merci tarafından alınmış olmalarıdır.

bb- Konu Yönünden Yetki

Belli konulara ilişkin kararların hangi idari organ, makam veya kamu görevlisi tarafından alınacağını ifade eder. Konu yönünden yetkisizlik sorunu aynı hiyerarşik düzen içinde bulunan makamlar arasında çıkabileceği gibi ayrı hiyerarşik düzene tabi makamlar arasında da ortaya çıkabilmektedir.

Konu yönünden yetkisizlik hallerine; Astın üst yerine karar alması- Üstün ast yerine karar alması örnek gösterilebilir.

Aynı kuruluşun çeşitli organları arasında yetki sorunu (Belediye meclisi yerine belediye encümeni),

İdarenin yasama veya yargının görev alanına giren bir konuda işlem yapması, Bir bakanlığın görev alanına giren bir konuda başka bir bakanlığın irade açıklaması (Sağlık Bakanı’nın öğretmen ataması).

            aaa.- Astın Üst Yerine Karar Vermesi

Alt kademedeki bir idari makamın daha üst kademedeki bir idari makamın görevine giren bir konuda idari karar alması durumunda bu karar yetki yönünden hukuka aykırı olacaktır. Örn. Bakan yerine valini işlem yapmasında olduğu gibi.

            bbb – Üstün Ast Yerine Karar Alması

Üst alt makama emir ve direktifleri doğrultusunda karar aldırabilmesine rağmen ona ait yetkiyi kullanamaz. Dolayısıyla üst astın yapmaya yetkili olduğu bir konuda karar alması durumunda bu işlem konu yönünden hukuka aykırı olacaktır. Kaymakam yerine valinin karar almasında olduğu gibi.

ccc- Aynı kuruluşun çeşitli organları arasında yetki sorunu

Aynı kuruluşun organlarından birinin görevine giren bir konuda başka bir organın idari karar alması halinde, o karar yetki yönünden hukuka aykırı olur. Örneğin, Belediye Meclisi yerine belediye encümeni’nin karar alması durumunda olduğu gibi.

cc- Yer Yönünden Yetki

Yer yönünden yetki idari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkileri kullanabilecekleri coğrafi alanı ifade eder. Örneğin, bakanlıkların yetkilerinin, aksi öngörülmedikçe, tüm ülkede geçerli olmasına karşılık, mahalli idarelerin organları veya mülki idare amirleri yetkilerini kendi idari bölümlerinin sınırları içinde kullanabilirler.

Örneğin, Etimesgut belediyesi sınırları içinde olan bir işlemi Çankaya belediyesinin alması durumunda olduğu gibi. Dolayısıyla Çankaya belediyesinin yapmış olduğu işlem yer yönünden hukuka aykırı olacaktır.

dd- Zaman Yönünden Yetki

Zaman yönünden yetki, idari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkiyi kullanabilen süreyi ifade eder. Karar alma yetkisinin zanan içnide kullanımını anlatan bu ögeye göre, idari organ ve makamlar usulüne uygun olarak göreve getirilmelerinden itibaren yetkilerini kullanmaya başlarlar ve görevleri herhangi bir şekilde sona erene kadar devam eder. Dolayısıyla görevi her hangi bir nedenle sona ermiş bir kamu görevlisinin yapmış olduğu işlem zaman yönünden hukuka aykırı olacaktır.

ee- Kollektif ve Karma İşlemlerde Yetki Sorunu

Kollektif işlemlerde kurul üyesi olmayan kişilerin de katılmaları ile alınan kollektif idari kararlar, toplantı ve karar yeter sayılarına uyulmadan alınan idari kararlar yetki yönünden hukuka aykırı olacaktır.

Karma işlemlerde de bir sıra izlenerek açıklanması gereken iradelerden birinin eksik olması yetki yönünden hukuka aykırılık yaratacaktır. (Örn. İçişleri Bakanı’nın imzası olmadan Vali atanması)

 

ff-Yetki ve İmza Devri

Kural olarak belli bir idari makama verilmiş bulunan karar alma yetkisi yalnızca o makam tarafından kullanılır. İstisnai olarak ise ancak kanunlarda açıkça öngörülen hallerde öngörülen işlem ve kararlar için yetki devri ve imza devri kabul edilmiştir.

Yetki ve imza devri vermeye ilişkin konular hukukumuzda düzenleme konusu yapılmadığından, bu ilkeler yargı organlarınca bazı ilkelere bağlanmaya çalışılmıştır.

Yetki devrinde karar alma yetkisi yetkiyi devreden makamdan ayrılmakta ve kendisine yetki devredilen makama geçmektedir. İmza devrinde ise karar alma yetkisi imza yetkisini devreden makamda kalmakta, sadece kararın imza ile belgelendirilmesi yetkisi devredilmektedir.

Yetki devri soyut bir biçimde olduğu için yetkiyi devralan makamdaki görevli değişse bile, yetki o makamda kalmaktadır. Ancak imza devri kişisel olarak ve somut bir biçimde belli bir kamu görevlisine yapılmakta, kişi ayrıldığı zaman yetki de sona ermektedir.

Hem yetki ve imza devri bir kanunla düzenlenmelidir, dolayısıyla böyle bir yetki kanunla öngörülmemişse bu işlem hukuka aykırı olacaktır.

gg-Yetki Kurallarına Aykırılığın Yaptırımları

İdari işlemlerin yapılması sırasında ortaya çıkan yetki kurallarına aykırılık hallerinin hepsi, yapılan işlemin hukuka aykırılığı sonucunu doğurur. Ancak her yetki kuralına aykırılığın yaptırımı aynı değildir. Yetki unsurundaki bazı sakatlıklar işlemin iptalini gerektirirken, daha ağır bazı sakatlıklar ise, işlemi yok hükmünde kılmaktadır.

 

FONKSİYON (GÖREV) GASPI:

 İdarenin genel olarak görevli olmadığı, bir başka devlet organının görev alanına giren konularda işlem tesis etmesi nedeni ile ortaya çıkan yetki sakatlığına denir. Fonksiyon gaspı nedeni ile sakat olan işlem sadece görünürde bir idari işlem veya karar niteliği taşır.

Aslında böyle bir işlem yok hükmündedir. Örneğin, idarenin kendi görev alanına girmeyen,  yasama ve yargı alanlarına giren bir konuda karar alması görev gasbı sayılmaktadır.

Örneğin, idarenin bir özel hukuk tüzelkişisi hakkında kapatma kararı vermesi, adli yargının görev alanına girdiği için bu kapatma kararı görev gasbı oluşturur ve yok hükmündedir.

 

YETKİ GASPI:

 Kişi yönünden yetki kurallarına aykırılık veya kişi yönünden yetkisizlik yetki gaspı olarak tanımlanır ve böyle bir işlem yok hükmündedir. Yetki gaspında, idare adına karar alma yetkisi olmayan bir kimsenin işlem yapması söz konusudur.

Örn. Bakanlıktaki şube müdürünün veya büro memurunun Bakan’ın yapması gereken bir işlemi yapması.

 

YETKİ TECAVÜZÜ:

Konu yönünden yetki kurallarına aykırılıktır. Bir idari merci veya kamu görevlisi idare adına irade açıklamaya ve dolayısıyla işlem tesis etmeye yetkili olmakla beraber, başka bir idari mercii veya kamu görevlisinin görev alanına giren bir konuda bir karar almış ise bu aykırılık yetki tecavüzü olarak adlandırılır.

Yetki tecavüzünde, işlemi yapan mercii idare adına karar almaya yetkilidir ancak karar aldığı konu kendi görev alanı dışındadır. Bu tip aykırılıklar yok hükmünde sayılmazlar. Böyle bir karar hukuk âleminde doğmuştur ve hukuka uygunluk karinesinden yararlanır. Ancak böyle bir karar, hukuka aykırılığı ileri sürülerek iptal edilebilir. (İPTAL EDİLEBİLİRLİK YAPTIRIMI)

Örn. Vali nin kaymakam adına işlem yapması ya da Disiplin Kurulu tarafından verilmesi gereken bir disiplin cezasının hiyerarşik amir tarafından verilmes.

AÇIK VE BARİZ YETKİ TECAVÜZÜ:

Yetki tecavüzünün açık ve bariz olması durumunda idari kararın yok hükmünde olduğu kabul edilmektedir. Örneğin bir bakanlıkta çalışmakta olan bir memurun bir başka bakanlık tarafından emekliye sevk edilmesi halinde olduğu gibi.

Örn. Kaymakam tarafından yapılması gereken bir işlemin Vali tarafından yapılması.

Özet olarak; Fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü durumunda alınan karar yok hükmündedir.

Yetki tecavüzü ağır ve bariz değilse o takdirde bu karar hukuk âleminde doğmuştur ama iptal edilebilir bir işlemdir. (İptal Edilebilirlik- Askıda geçerlilik)

b- ŞEKİL KURALLARI

Şekil, idari işlem ve kararın esaslı bir unsurunu oluşturur. Şekil unsuru bakımından da idarenin TAKDİR YETKİSİ YOKTUR.

 İdare hukukunda bütün işlemler şekle tabidir.  Değişik kanun ve tüzüklerde yer alan belli başlı şekil kuralları şunlardır.

  • İşlemin Yazılı Yapılması

İdari işlem ve kararlar kural olarak yazılı şekle tabidir. Bu işlemlerin kamu görevlisince imza edilmiş olması işin belgelendirilmesi bakımından zorunludur. İstisnai durumlarda, idare sözlü olarak da işlem tesis edebileceği gibi susarak da işlem tesis edebilir.

  • Gerekçe Kuralı

Kural olarak, idari işlem ve kararların gerekçeli olarak yazılmaları belli bir şekil şartı değildir. Ancak bu durum idari kararların gerekçesizliği anlamına gelmez. İdare gerektiği zaman idari kararın gerekçesini yargı organına bildirmek zorundadır.

  • Hazırlık İşlemleri

Hazırlayıcı işlemlerin yapılmaması veya söz konusu mercilerin görüşlerinin alınmamış olması, alınan idari kararın hukuka aykırılığı sonucunu doğurur.

  • Kollektif ve Karma İşlemlerde Şekil Kuralı

Kurul halinde alınacak kararlarda toplantı ve karar yeter sayısına ve görüşme usullerine uyulması zorunludur. Karma işlemlerde ise belli bir sıra izlenerek açıklanması gerekir. Aksi takdirde işlem şekil bakımından sakat olur.

  • İlgilinin Savunmasının Alınması

Kural olarak idari kararın alınmasından önce ilgilinin savunmasının alınması veya ilgilinin dinlenmesi zorunlu değildir. Ancak disiplin soruşturmaları gibi kanunla öngörülen durumlarda ilgilinin savunmasının alınması şart olarak koyulmuştur. Aksi takdirde işlem hukuka aykırı olur.

  • Şekil ve Usulde Paralellik: Yargı içtihatlarına göre; kanunda aksi öngörülmedikçe, bir idari işlemin yapılması sırasında izlenen şekil ve usül kurallarına, o işlemin geri alınmasında, kaldırılmasında, değiştirilmesinde ve düzeltilmesinde de uyulması gerekir. (Danıştay İçtihatları ile getirilmiş olan bir ilkedir)

aa-Şekil Kurallarına Aykırılığın Yaptırımları

Şekil kurallarına aykırılık genellikle o idari işlem ve kararın sakatlığı sonucunu doğurmaktadır.

Asli şekil noksanlığı olan kararların hukuka aykırılıklarını daha sonra ortadan kaldırmak mümkün olmadığı halde, tali şekil noksanlıklarının sonradan tamamlanabilmesi ve kararın da ilk alındığı tarihten itibaren alınmış sayılması gerekir.

II-İDARİ İŞLEMLERDE SAKATLIK HALLERİ

  1. İrade Beyanındaki Sakatlık

İdari işlemler, özlerini teşkil eden iradelerin beyan edilmesinde bir sakatlık varsa sakat olurlar. İradeyi sakatlayan nedenler şunlardır.

Hata; irade ile beyan arasında meydana gelen uyumsuzluktur.

Hile; İdareyi aldatmak suretiyle onun iradesini ve kararını sakatlamaktır.

İkrah; zorlama ve tehdit ile bir idari kararın alınması sağlandığında artık bir idari karardan bahsetmemiz mümkün değildir.

İdari işlem ve kararlarda iradeyi sakatlayan nedenler dolayısıyla sakatlıklar çok enderdir, çünkü çok uzun hazırlık aşamalarından geçmektedirler.

  1. Hukuka Aykırılık

İdari işlemlerin ve kararların; Anayasaya, kanunlara, kanunlara eşit hukuk kaynaklarına ve düzenleyici idari işlemlere aykırılığını ifade eder.

İdari kararların esasa ilişkin aykırılık ve sakatlıkları şunlardır.

  1. a) Sebep Unsuru ve Hukuka Aykırılık

İdari işlemler, mutlak olarak bir sebebe dayanmak zorundadırlar. Bazen kanun koyucu; idari işlemlerin sebeplerini açık ve seçik bir biçimde göstermiş olabilir. Bu durumda idare ancak kanunda öngörülen sebeplere dayanarak işlem tesis edebilir.

Örn. Disiplin cezası işleminin sebebi memurun yapmış olduğu ihlaldir.

Kanunlarda idari işlemin sebeplerinin hiç gösterilmediği durumlarda ise idare serbesttir ve neden göstermek zorunda değildir ama bu idarenin keyfi olduğu anlamına gelmez. SEBEP UNSURU YÖNÜNDEN İDARENİN TAKDİR YETKİSİ VARDIR.

  1. b) Konu Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Hukuki işlemin konusu onun doğurduğu hukuki sonuç hukuk âleminde meydana getirdiği değişikliktir. İdari işlemin konusu, yapılan hukuki işlemdir. Kanunda açıkça yer verilmek kaydıyla idari işlemin konu unsuru bakımından da idarenin takdir yetkisi vardır.

Örn. Emekliye ayırma, memuriyete atama, disiplin cezası verme vs.

Konu unsurundaki sakatlıklar şunlardır:

  1. İdari işlem veya kararın konusu imkânsız ise ya da meşru değilse,
  2. Sebep ve konu unsurunda kopukluk varsa,
  3. Belli bir statü içinde bulunacaklara uygulanacak hükümlerin bu statü dışında bulunan kişilere uygulanması,
  4. Geçmişe etkili hüküm ve sonuç doğuran kararlar.
  5. c) Maksat Unsuru ve Hukuka Aykırılık

Kanun koyucunun idari işlem ile ulaşmak istediği, o işlemden beklediği nihai sonuçtur. İdarenin genel amacı kamu yararı olmalıdır. Amaç unsuru yönünden hukuka aykırılık halleri:

– Kişisel amaç güdülerek alınan idari kararlar,

– Siyasal amaç güdülerek alınan idari kararlar,

– Özel amaçlı olan idari kararlar.

Amaç unsurundan meydana gelen hukuka aykırılık YETKİ SAPTIRMASI olarak adlandırılır.

İdari işlemin unsurları içerisinde YETKİ, ŞEKİL ve AMAÇ unsurları bakımından idarenin takdir yetkisi yoktur. İdarenin takdir yetkisi ancak SEBEP ve KONU unsurları yönünden vardır.

 

III-İDARİ İŞLEMLERE SAKATLIK YAPTIRIMLARI

İdari işlemlerde ortaya çıkabilecek sakatlık hallerine uygulanacak yaptırımları yokluk ve ortadan kaldırılabilirlik olarak ikiye ayırabiliriz.

1-Yokluk:

Kendisine yokluk yaptırımı uygulanan bir idari karar hukuken hiç doğmamış sayılır. Bu kararın yargı merciince iptal edilmesi ya da geri alınması düşünülemez.

Yokluk yaptırımı istisnai bir yaptırımdır ancak çok ağır sakatlıklar söz konusu olduğunda uygulanabilir.

Yoklukla Malul İdari Kararlar

  1. a) İlgilinin talep ve rızasına bağlı idari kararlar da ilgilinin talep veya rızasının olmaması.

b)Yetki unsurundaki sakatlık ve yokluk hali. Fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü.

  1. c) Şekil unsurundaki sakatlık ve yokluk hali

*Yazılı olarak öngörülmüş bulunan idari kararların sözlü olarak alınması, imza edilmemiş kararlar, toplantı ve karar nisabına uyulmadan alınan kararlar.

*Toplantı veya görüşme açılmadan elden imza toplanmak suretiyle alınan kararlar yok hükmündedir.

  1. d) Konu Unsurunda Sakatlık ve Yokluk Hali

            * Konusu mümkün veya meşru olmayan kararlar yok hükmündedir.

  1. Ortadan Kaldırılabilirlik (İptal Edilebilirlik)

Yok, hükmünde olmayan sakat bir idari karar önce hukuka uygun bir idari karar gibi geçerli sayılacaktır. Ancak bu idari kararın geçerliliği askıdadır. Sakat bir idari kararın geçerliliği, ilgilinin talebi üzerine yargı merciince iptal edilmekle veya idare tarafından geri alınmakla son bulacaktır. Geri alma için ilgililerin başvurusu zorunlu değildir. İdare kendiliğinden hukuka aykırı bir işlemi geri alabilir.

Hiyerarşik üst te, astın işlemini geri alabilir. Ancak, disiplin cezaları geri alınamazlar.

  1. a) İptal

Sakat bir idari kararın, menfaati ihlal edilen kişi veya kişiler tarafından açılacak bir iptal davasıyla görevli yargı merciince iptal edilmesidir.

İptal kararı üzerine iptal edilmiş bulunan karar hiç alınmamış sayılır ve hükümsüz hale gelir. Menfaati ihlal edilmiş bulunan kişi kararın, kendisine yazılı bildirim tarihinden itibaren 60 gün içinde iptal edilmesini talep edebilir. Düzenleyici işlemlerin iptal edilmesi herkesi bağlar.

  1. b) Geri Alma

Sakat, hukuka aykırı bir kararın idarenin alacağı bir başka idari karar ile hükümsüz hale getirilmesi, idari kararın alındığı tarihten itibaren (geçmişe etkili olarak) hukuk âleminden silinmesidir.

Sakat bir idari kararı geri alan ikinci karar, sakat idari kararı hükümsüz hale getirmekte ve onu doğurduğu ve doğuracağı tüm sonuçları ile birlikte hukuk âleminden silmektedir. Diğer bir deyişle sakat bir idari karar geri alınmakla sanki hiç alınmamış sayılır.

Geri almaya yetkili merci kural olarak geri alınan işlemi yapmış olan idari mercidir.(Yetkide ve usulde paralellik ilkesi)

 Yok hükmünde olan işlemler her zaman geri alınabilir.

Yanlış terfi ve intibak işlemlerinde, geri alma iptal davası süresi içinde yapılmalıdır. Bu süre geçtikten sonra işlem yok hükmünde değil ise, ilgilinin hilesi, idarenin açık hatası veya yalan beyanı bulunmuyor ise işlem geri alınamaz. (Danıştay İçtihadı)

 

IV- İDARİ İŞLEMLERİN SONA ERMESİ

İdari işlemlerin sona ermesine yol açan nedenler; idari işlemi alan makamın iradesi dışındaki nedenler ve idari işlemi alan makamın iradesine bağlı nedenler olmak üzere ikiye ayrılır.

  1. İdari işlemi Alan Makamın İradesine Bağlı Olmayan Nedenler
  2. a) Hukuki Nedenler

Birinci neden idari kararın yargı merciince iptal edilmesidir. İkincisi ise ilgilisine yarar sağlayan idari kararların ilgilisinin bu yarardan feragat etmesiyle sona ermesidir.

  1. b) Fiili Nedenler

Bir idari kararın konusunun veya ilgilisinin ortadan kalkmasıdır.

  1. c) İdari işlemin kendiliğinden ortadan kalkması

Bu durum belli bir süreye veya belli bir şarta bağlanmış kararlarda ortaya çıkar. Belli bir süre için verilmiş bulunan izin ve ruhsatlar, bu sürenin dolması üzerine kendiliğinden ortadan kalkarlar. İdarenin ayrıca bir karar almasına gerek yoktur. Belli bir şarta bağlanmış kararlarda o şartın ortadan kalkması ile kendiliğinden ortadan kalkarlar.

 

  1. İdari işlemi Alan Makamın İradesine Bağlı Nedenler
  2. a) İdari işlemin Kendiliğinden Ortadan Kalkması

Bir idari kararın ortadan kaldırılmasının o idari kararı alan makamın aynı idari karar içinde bunu öngörmesidir. Örneğin belli süre ile geçerli olan bir kararın sürenin sonunda kendiliğinden ortadan kalkması.

  1. b) İdari işlemin idarece Ortadan Kaldırılması

GERİ ALMA:

Yukarıda da açıklandığı gibi geri alma işlemi sakat, hukuka aykırı bir kararın idarenin alacağı bir başka idari karar ile hükümsüz hale getirilmesi, kararın alındığı tarihten itibaren (geçmişe dönük olarak) hukuk âleminden silinmesidir. Sakat bir idari kararı geri alan ikinci karar, sakat idari kararı hükümsüz hale getirmekte ve onu doğurduğu ve doğuracağı tüm sonuçları ile birlikte hukuk âleminden silmektedir. Diğer bir deyişle sakat bir idari karar geri alınmakla sanki hiç alınmamış sayılır

KALDIRMA:

Kaldırma, bir idari kararın idarenin alacağı bir başka idari karar ile geleceğe yönelik olarak ortadan kaldırılmasıdır. Ancak, idarenin işleminin ileriye yönelik olarak sona erdirebilme yetkisini düzenleyici işlemlerle bireysel işlemler açısından ayrı ayrı incelemek yerinde olur.

İdare düzenleyici bir işlemi, hukuki ve maddi koşullardaki değişiklik nedenlerine dayanarak her zaman kaldırabilir. Çünkü düzenleyici işlemlerin doğrudan, kişiler için kazanılmış hak veya korunması gereken bireysel hukuki durum yaratması söz konusu değildir.

Kişisel hak ancak idarenin düzenleyici işlemleri sonrasında kişilere bireysel idari işlemler yapılaması ile doğabilir.

Bireysel işlemlerin kaldırılmasına gelince, bu durumda hukuka uygun bireysel işlemlerle hukuka aykırı bireysel işlemler arasında ayrım yapmak gerekir.

Hukuka aykırı bireysel işlemlerin kaldırılması her zaman mümkündür. Hukuka uygun olan idari işlemlerin kaldırılması olanaksız olmasına karşın bunlar ancak “karşı işlem” denilen yeni bir işlemle sona erdirilebilirler.

Geri alma ve kaldırma işlemlerini karşılaştıracak olursak, geri alma kararı için mutlaka hukuka aykırı bir idari kararın daha önceden alınmış olması zorunludur, kaldırma kararı için ise hem hukuka uygun hem de hukuka aykırı işlemler kaldırılabilir.

Ancak hukuka uygun olarak alınmış olan idari kararlar hiçbir sebep olmaksızın, geleceğe yönelik olarak kaldırılamazlar. Hukuka uygun idari kararlar, ancak kanunda gösterilmiş esas ve usule ilişkin koşulların varlığı halinde ve bunlara uyularak tersine bir işlem (karşı işlem) ile kaldırılabilirler.

Örneğin hukuka uygun olarak alınmış bir atama kararı ancak kanunda belirtilen koşulların varlığı halinde, açılacak bir disiplin soruşturması sonucu verilecek memuriyetten çıkarma kararı ile yürürlükten kaldırılabilir.

 

DEĞİŞTİRME

Bir idari kararın aynı zamanda hem geleceğe yönelik ortadan kaldırılması ve hem de onun yerine yeni bir kararın alınmasıdır.

DÜZELTME

Bir idari kararın içeriğine ve doğuracağı konulara dokunulmadan yanlış hükümleri yerine doğrularının geçmişe ve geleceğe yönelik olarak koyulmasıdır. Düzeltme geçmişe yönelik olması nedeniyle geri almaya, geleceğe yönelik olması nedeniyle kaldırmaya eş bir işlemdir. Düzeltme yeni bir öge içermediğinden işlemin yapılış tarihi bakımından ya da geriye yürür biçimde yürütülür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 4

İDARENİN SÖZLEŞMELERİ

İdare, tek yanlı idare işlemler yanında iki yanlı idari sözleşmeler de yapmaktadır. Bununla birlikte idarenin sözleşmelerinin uygulama alanı sınırlıdır. Çünkü, idarenin yerine getirmekle yükümlü olduğu görevlerin niteliği ve tüm faaliyetlerinde kamu yararını izleme zorunluluğu tek yanlı idari işlemlerin daha yaygın kullanımına yol açmıştır.

Ancak, idarenin tek yanlı işlemlerinin yaygınlığına rağmen iki yanlı idarenin sözleşmelerine de rastlanmaktadır. Ancak, idarenin sözleşmeleri kavramı idari sözleşmeler kavramından daha geniş bir kavram olup içine idarenin özel hukuk sözleşmelerini de almaktadır.

İDARİ SÖZLEŞMELER

  1. TANIM:

İdare yetkilerini kullanırken, pek çok durumda tek yanlı işlemler yapmak sureti ile yerine getirir. Bazı durumlarda ise karşılıklı iradelerin uyuşumu sonucu oluşan sözleşmeler ile  yerine getirir. İşte idarenin yapmış olduğu bu işlemlere idarenin sözleşmeleri denir. İdarenin sözleşmeleri ise ‘idari sözleşmeler’ ve ‘idarenin özel hukuk sözleşmeleri’ olmak üzere ikiye ayrılır.

Bu nedenle öncelikle  “İdarenin özel hukuk sözleşmeleri” ile “idari sözleşme” kavramlarını birbirinden ayırt etmek gerekir.

İdari Sözleşmelerin İdarenin Özel Hukuk Sözleşmelerinden Ayrılması

İdari sözleşmeler, idarenin özel hukuk sözleşmelerinden bazı noktalardan ayrılmaktadır. Bunları kısaca şöyle sıralayabiliriz.

* İdarenin özel hukuk sözleşmeleri tamamen Borçlar Kanunu hükümlerine tabi iken, idari sözleşmeler idare hukuku kurallarına tabidir. Dolayısıyla özel hukuk sözleşmelerinde taraflar arasında hukuksal eşitlik vardır. İdari sözleşmelerde ise, sözleşmenin taraflarından biri olan idareye, kamu yararının temsilcisi ve sorumlusu olarak, karşı tarafa göre, bazı ayrıcalıklar tanınmıştır.

* İdari sözleşmelerin taraflarından biri kamu yararının temsilcisi olan idare, diğeri ise özel çıkarı temsil eden kişidir. Dolayısıyla, özel hukuk sözleşmelerinde taraflar, yasaların öngördüğü sınırlar içinde, sözleşmenin konusunu, amacını, biçimini, bağlantı kuracakları kişileri özgürce seçebilirler. Oysa idari sözleşmelerde, yasalar, idarenin hareket serbestliğini sınırlandırmıştır.

* İdarenin özel hukuk sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar adli yargıda, İdari sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar ise idari yargıda çözümlenir.

1-İdari Sözleşmenin Ölçütleri

* İdari sözleşmeden bahsedebilmemiz için taraflardan birinin idare olması gerekir. İdarenin taraf olmadığı sözleşmeler, idari sözleşme olmadıkları gibi idarenin sözleşmeleri de sayılmaz. Karşı tarafın ise mutlaka özel kişi olması gerekmez yani kamu tüzelkişiliğine sahip olmak şartı ile iki kamu kuruluşu arasında da idari sözleşme yapılabilir.

* Sözleşme konusu idareye özgü bir düzenlenişe gereksinim gösteriyor ise idari sözleşmeden bahsedebiliriz.

* İdari yargı içtihatlarına göre idarenin taraf olduğu bir sözleşmenin konusu kamu hizmeti ise bu sözleşmenin idareye özgü bir düzenlenişe gereksinim gösterdiği kabul edilmektedir.

* Konusu, kamu hizmetinin yürütülmesi olmadığı halde idarenin taraf olduğu bazı sözleşmeler idari sözleşme sayılır.

* İdarenin, özel hukuk sözleşmelerinde öngörülmeyen bir takım üstünlük ve ayrıcalıkları vardır.

2-İdari Sözleşme Türleri

İdarenin sözleşme yoluna başvurması ile birlikte idari sözleşme türlerinde bir artış görülmüştür. Klasik idari sözleşme türü olarak öngörülen, mali iltizam sözleşmesi, kamu istikraz sözleşmesi, maden ve orman işletme sözleşmelerinin uygulama alanlarının daralmasına, hatta bazılarının kaybolmasına karşın; idari hizmet sözleşmesi ve kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi gibi yeni idari sözleşme türleri ortaya çıkmıştır.

 

a-Mali İltizam Sözleşmeleri:

Mali iltizam sözleşmeleri, mültezim adı verilen karşı tarafa, götürü veya orantılı bir kazanç ya da ücret karşılığında, belli bir idari hizmetin gördürülmesini öngören sözleşmelerdir.

Mali iltizam sözleşmesi Osmanlı döneminde daha çok ‘aşar’ vergilerinin tahsili sırasında uygulanmıştır. Bu gün ise göl ve nehirlerle deniz kıyılarındaki hazineye ait dalyanlardan yararlanmak için yapılmaktadır.

Ayrıca son yıllarda yerel idarelerdeki özelleştirme uygulamaları çerçevesinde, belediye vergi ve harçlarının tarh, hukuk ve tahsili işinin ihale yoluyla özel kişilere verilmesi girişimleri görülmüş ve hukuki tartışmalara yol açmıştır.

b-Kamu İstikraz Sözleşmeleri

Devlet ve öteki kamu tüzel kişileri tarafından tahvil, bono vb. adlarla çıkarılan senetler karşılığında halktan borç para alınmasını sağlayan akdi ilişkiler de idari sözleşme sayılmaktadır. Devlet adına borçlanma yetkisi Hazine Müsteşarlığına aittir. (İl özel idareleri ve belediyeler de borçlanma yetkisine sahiptirler)

c-Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmeleri

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri; bir kamu hizmetinin bir özel kişi tarafından kurulmasını ve belli bir süre işletilmesini veya kurulmuş bulunan bir kamu hizmetinin belli bir süre işletilmesini öngören idari sözleşmelerdir. Bu tür idari sözleşmelerle, karşı taraf hizmetten yararlananlardan ücret veya bir bedel alarak ve masrafları, kar ve zararı da kendisine ait olmak üzere belli bir kamu hizmetini kurar ve işletir. Devlet adına imtiyaz vermeye Bakanlar Kurulu yetkili iken, Belediye adına imtiyaz vermeye, belediye meclisi yetkilidir.

Cumhuriyetin ilanından sonra bu gibi imtiyazlar rachat (satın alma) yolu ile kaldırılmış ve yabancı imtiyaz sahiplerinin yürüttükleri hizmetle daha ziyade iktisadi kamu kurumlarına devredilmiştir.

 

d-Yeraltı ve Yerüstü Servetlerine İlişkin Sözleşmeler

Madenlerin işletilmesi sözleşme ile değil ruhsat verilerek gerçekleştirilmektedir. Petrol işletme hakkı Petrol Kanununun açık hükmü gereği ruhsat ile verilmektedir. Bunlar dışındaki yeraltı ve yerüstü servetlerinin işletilmesi hakkı da ruhsat ile verilmektedir. Ancak bunlardan kamu hizmeti biçiminde işletilenler için idari sözleşme usulü uygulanmaktadır. (Örn. Kaplıca vs.) Madenler ise imtiyaz usulü ile işletilemezler.

e-Orman İşletme Sözleşmeleri

İdare ile özel bir kişi arasında akdedilen ve ormanın bakım ve onarımı yükümlerini de içeren orman işletme sözleşmeleri, uyuşmazlık mahkemesi içtihatlarına göre idari sözleşme sayılmıştır.

1982 Anayasasının 169. maddesinin ikinci fıkrasına göre artık ormanların özel kişilerce işletilmesi söz konusu olamayacağından, orman işletme sözleşmeleri de yapılmayacaktır.

 

f-İdari Hizmet Sözleşmeleri

İşçi niteliği taşımayan kamu görevlileri ile idare arasında akdedilen sözleşmeler de mahkeme içtihatlarına göre idari sözleşme sayılmaktadır. Çıkan uyuşmazlıklar da idari yargı da çözülmektedir.

 

İDARENİN ÖZEL HUKUK SÖZLEŞMELERİ

İdarenin araç gereç alma, kiralama, taşıma ve bayındırlık işlerine ilişkin sözleşmeleri idarenin özel hukuk sözleşmeleri olarak kabul edilmektedir. Bunlar idari sözleşme değildirler.

İdarenin özel hukuk sözleşmeleri özel hukuka tabi olmakla birlikte, bu konuda idarenin sözleşme yapma yetkisi belli ölçüde kısıtlanmış ve idarenin bu tür sözleşmeleri belli usullere tabi tutulmuştur. Bu kısıtlama ve usuller nedeniyle idare, özel hukuk sözleşmelerinde sözleşmeciyi ve sözleşme konusunu tamamen serbest bir biçimde seçme ve belirleme imkânına sahip değildir.

 Diğer bir deyişle idarenin özel hukuka tabi sözleşmeleri bile belli ölçüde kamu hukuku (idare hukuku) kurallarına tabi tutulmuştur. Bunun nedeni ise idarenin özel hukuk sözleşmelerinde de kamu kaynaklarının harcanması ve kamu yararının söz konusu olmasıdır.

İdare özel hukuka tabi bir sözleşme dahi yapsa, bir özel hukuk kişisiymiş gibi davranamaz. İdare bir mal ya da hizmet alımı, bir yaptırma işini içeren veya işine yaramayan mallarını satmasını içeren özel hukuk sözleşmesini yaparken idare hukukuna ilişkin belli süreçleri izlemek, bazı idari kararlar almak zorundadır.

İşte idarenin özel hukuka ilişkin sözleşme yapma usulü 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununda düzenlenmiştir. Devlet İhale Kanunu daha ziyade satımlara (gelir getiren işlere) ilişkin sözleşmelerde uygulanırken, Kamu İhale kanunu idarenin yapacağı mal ve hizmet alımı                ( harcama gerektiren) ile yapım sözleşmelerine uygulanmaktadır.

1.1.2003 tarihinden önce idarenin özel hukuk sözleşmeleri 2886 sayılı devlet ihale kanununa tabi idi. Artık bu tarihten itibaren 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu yürürlüğe girmiştir ve idarenin özel hukuk sözleşmelerinde Kamu İhale Kanunu uygulanmaktadır.

  1. DEVLET İHALE KANUNU İLE KAMU İHALE KANUNUNUN KARŞILAŞTIRILMASI:

Devlet İhale Kanunu genellikle satım işlerinde uygulama alanı bulurken, Kamu İhale kanunu alım işleri için uygulanmaktadır. Kamu ihaleleri de genellikle alım şeklinde olduğu için Kamu İhale kanunu Devlet İhale Kanununa göre daha geniş bir uygulama alanı bulmaktadır.

Devlet İhale Kanununun kapsamında olan idareler genel idareye dâhil daireler, katma bütçeli daireler, özel idareler ve belediyelerdir. (Köyler ve Özerk Bütçeli Kuruluşlar Devlet İhale Kanunu kapsamı dışındadır)

 

Kamu İhale Kanunu Kapsamındaki Kuruluşlar

Aşağıda belirtilen idarelerin kullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihaleleri bu Kanun hükümlerine göre yürütülür:

  1. a) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar, birlikler (meslekî kuruluş şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst kuruluşları hariç), tüzel kişiler. (2007 Değişikliği.)
  2. b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri.
  3. c) Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli kuruluşlar.
  4. d) Genel bütçe kapsamındaki idarelerin ve KİT ve İDT’lerin, doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler.
  5. e) 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar ile bu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları şirketlerin yapım ihaleleri. ( 2011 yılı 6111 Say. Kanun Değişikliği)

 

K.İ.K Kapsamı Dışında Olan İhaleler:

Kural olarak tüm kamu kurum ve kuruluşları alım işlerini kamu ihale kanununa göre yapacaktır. Ancak bunun istisnaları vardır;

  1. a) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ve bu Fonun hisselerine kısmen ya da tamamen sahip olduğu bankalar, 4603 sayılı kanun kapsamında bulunan bankalar (mal ve hizmet alımları açısından), Tasarruf mevduat sigorta fonu ve bu fonun tamamen veya kısmen sahip olduğu bankaların, bu bankaların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları şirketlerin yapım ihaleleri dışındaki ihalelleri,
  2. b) Enerji, su, ulaştırma ve telekomünikasyon sektöründe faaliyet gösteren teşebbüs, işletme ve şirketler.

Ayrıca bu sayılanların yanında, Kamu İhale Kanunu kapsamında olan bir idare dahi olsa, bu idarelerin BAZI İŞLEMLERİ Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında tutulmuştur. Bu işlemler:

– Üreticiden doğrudan alınacak tarım ve hayvancılık ürünleri ile orman köylülerinden yapılacak hizmet alımları,

– Savunma, güvenlik ve istihbarat ile ilgili olup gizlilik derecesi taşıyan ihaleler,

– Uluslar arası antlaşmalarla sağlanan dış finansman ile yapılacak mal veya hizmet alımı işleri,

– T.C. Merkez Bankasının banknot ve kıymetli evrak üretim ve basımı için gerekli mal ve hizmet alımları,

– İdarenin yabancı ülkelerdeki kuruluşlarının mal veya hizmet alımları ile yurt dışında bulunan nakil vasıtalarının o yerden sağlaması zorunlu mal ya da hizmet alımı,

İdarenin çeşitli kamu kuruluşlarından (Cezaevleri, tutukevleri, Çocuk Esirgeme kurumu, DMO gibi) yapacağı alımlar,

– Ulusal araştırma ve geliştirme kuruluşlarının yürüttüğü ve desteklediği projeler için gerekli mal ve hizmet alımları.

KİT’ler ve sosyal Güvenlik Kuruluşlarının belli bir miktarı aşmayan alımları.( Miktarı Kamu İhale Kurumu belirler.)

– 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamındaki taşınır ve taşınmaz kültür varlıklarının rölöve, restorasyon, restitüsyon ve konservasyon projeleri, sokak sağlıklaştırma, çevre düzenleme projeleri ve bunların uygulamaları ile değerlendirme, muhafaza, nakil işleri ve kazı çalışmalarına ilişkin mal ve hizmet alımları,

    – Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Acil Durumlarda Müdahale ve Zararların Tazmini Esaslarına Dair Kanun hükümleri kapsamında, acil müdahale plânlarının hazırlanması ve bir olay meydana geldikten sonra kirliliğe müdahale ve acil müdahale plânlarının icrası için acil olarak ihtiyaç duyulabilecek hizmet alımı ile araç, gereç ve malzeme alımı,

    – Vakıf kültür varlıklarının onarımları ve restorasyonları ile çevre düzenlemesine ilişkin mal veya hizmet alımları,

    – Tanıkların korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine göre alınacak koruma tedbirlerinin uygulanması için gerekli olan mal ve hizmet alımları,

    – Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. (BOTAŞ) tarafından ithalat yoluyla yapılacak spot sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) alımları,

            – Erbaş ve erler ile askerî malzemelerin hava yoluyla taşıtılması için Türk Hava Yolları Anonim Ortaklığından yapılacak hizmet alımları ile uluslararası mükellefiyetlerden doğan veya ulusal amaçlı; savunma, güvenlik, insani yardım gibi durumlarda ortaya çıkabilecek acil ihtiyaçların, süratli ve etkin bir biçimde temini amacıyla, önceden güvenceler alınmasına olanak sağlayan anlaşmalar veya sözleşmeler yapmak suretiyle mal ve hizmet alımları (2013 Değişikliği)

    – Uluslararası mükellefiyetlerden doğan veya ulusal amaçlı; savunma, güvenlik, insani yardım gibi durumlarda ortaya çıkabilecek acil ihtiyaçların, süratli ve etkin bir biçimde temini amacıyla, önceden güvenceler alınmasına olanak sağlayan anlaşmalar veya sözleşmeler yapmak suretiyle mal ve hizmet alımları,

    – Elektrik üretimi, iletimi, ticareti ve dağıtımı alanında faaliyet gösteren kamu iktisadi teşebbüslerinin, bu faaliyetlerinin yürütülmesine yönelik olarak diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapacakları enerji ve yakıt alımları,

    – Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü ile özerk spor federasyonlarının ulusal ve uluslararası sportif faaliyetlerine ilişkin mal ve hizmet alımları,

         – Fakir ailelere kömür yardımı yapılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu kararnameleri kapsamında; işleticisi kim olursa olsun, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğünün kendisine veya bağlı ortaklık veya iştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmet alımları bu kanun kapsamında değildir.

Ancak bu sayılan alımlar K.İ.K. kapsamında olmasa dahi, bu sayılan ihaleler kapsamında yetkili mercilerden verilen ihale ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri bakımından K.İ.K. hükümleri uygulanmaktadır. Bu hükümden hareketle K.İ.K. e göre ihale cezası veya ihalelerden yasaklama kararı verilmiş olan kimseler yukarıda sayılan ve KİK e tabi olmayan işlemler  bakımından da bu işlemlere taraf olamaz.

  1. İHALE İLKELERİ
  2. Temel İlkeler

İdare 2886 sayılı kanun ve 4737 sayılı kanuna göre sözleşmeciyi seçerken belli ilkelere uymak zorundadır. Bu ilkeleri ise şu şekilde belirtebiliriz:

  1. a) Aleniyet (Açıklık) ya da saydamlık ilkesi

İdarenin yapacağı sözleşmelerde, hem en yetenekli kişilerin bulunması, hem de yolsuzluk, şüphe ve söylentilerin önlenmesi amacıyla sözleşme konusu işin herkese duyurulması ve mümkün olduğu kadar çok sayıda kişinin sözleşme yapmak için başvurmasını sağlamak gerekir.

Bu nedenle kanun, sözleşme konusu işin önemine göre Resmi Gazetede veya diğer gazetelerde ilan edilmesini gerekli görmektedir. Teklif zarflarının hazır bulunan istekliler huzurunda açıklanmasının öngörülmüş olması da Aleniyet ya da saydamlık ilkesi ile ilgilidir.

Devlet ihale kanununa göre pazarlık ve belli istekliler arasında kapalı teklif usulünde, kamu ihale kanununa göre doğrudan temin usulünde ilan zorunluluğu yoktur.

 

  1. b) Serbest Rekabet İlkesi

2886 sayılı kanun ve 4737 sayılı kanun ihaleye mümkün olduğu kadar çok isteklinin katılmasını ve bu isteklilerin hiçbir etki ve baskı altında kalmaksızın tekliflerini yapabilmelerini amaçlamıştır.

Bunun için, ihale işlerinden sorumlu olan personelin, bunların eşlerinin ve belli bir dereceye kadar akrabalarının ihaleye katılması yasaklanmıştır. Ayrıca Terörle mücadele ve örgütlü suçlardan mahkûm olanlar, hileli iflas edenler de ihalelere katılamazlar.

  1. c) Sözleşmeyi Yapmak İsteyen Kişide Belli Bir Yeteneğin Aranması

İdare ile sözleşme yapmak isteyen kişide belli bir teknik bilgi ve mali yeterliliğin aranması da öngörülmektedir. Bunun için ihaleye katılanlardan birtakım belgeler istenebilir. Ayrıca katılımcılardan 2886 sayılı kanuna göre % 3 oranında, 4737 sayılı kanuna göre de teklif edilen bedelin en az % 3’ü oranında geçici teminat alınması da öngörülmüştür.

2886 sayılı kanun pazarlık usulünde, 4737 sayılı K.İ.K. ise,  ihale dokümanında belirtilmesi şartıyla, danışmanlık hizmeti ihalelerinde geçici teminat alınması zorunlu değildir.

 

  1. d) En Uygun Bedelin Bulunması İlkesi

2886 sayılı kanun, ihale usulleri ile en uygun bedelin bulunması ve sözleşmenin bu bedel üzerinden yapılmasını gerçekleştirmektedir. Devlet İhale Kanunu’na göre (2886 Sayılı Kanun) En uygun bedel, artırımlarda tahmin olunan bedelden aşağı olamamak üzere teklif olunan bedellerin en yükseği, eksiltmelerde (alımlarda, yapım ve onarım işlerinde) ise tahmin olunan bedeli geçmemek üzere teklif olunan bedellerden tercihe layık görülenidir.  Bedel tahmini yapılamayan ihalelerde ise en uygun bedel, teklif edilen bedellerin uygun görülenidir.

 Kamu İhale Kanununa göre ise en uygun bedel ekonomik yönden en avantajlı tekliftir.

  1. e) Diğer İlkeler: Bu ilkeler kamu ihale kanunu ile getirilmiştir.
  2. Eşit muamele: Tüm isteklilere karşı eşit muamelede bulunulmasını ifade eder. Kamu İhale Kanunu ile ilk kez getirildi.
  3. Güvenirlik
  4. Gizlilik: İhaleler ilan edilmeden önce yapılan hazırlık çalışmalarının, tespit edilen yaklaşık maliyetin gizli tutulmasını ifade eder. İlk kez Kamu İhale Kanunu ile getirilmiştir.
  5. Kamuoyu denetimi
  6. İhtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak
  7. Aralarında kabul edilebilir doğal bir bağlantı olmadığı sürece mal alımı, hizmet alımı ve yapım işlerinin bir arada ihale edilmemesi. İlk kez Kamu İhale Kanunu ile getirilmiştir.

            Ancak, 2014 Değişikliğine Göre: Birden fazla idarenin ortak ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik mal ve hizmet alımları ile bakım ve onarım işlerine ilişkin, bu Kanunda yer alan ihale usulleri uygulanarak tek bir ihale yapılabilir.

  1. Eşik değerlerin altında kalmak amacıyla mal veya hizmet alımları ile yapım işleri kısımlara bölünemez
  2. Açık ihale usulü ve belli istekliler arasında ihale usulü temel usullerdir. Diğer ihale usulleri Kanunda belirtilen özel hallerde kullanılabilir: Kanun kapsamında yapılacak ihalelerde uygulanabilecek ihale usulleri arasında sayılan pazarlık usulü ile doğrudan temin, sadece Kanunda belirtilen hallerde kullanılabileceğinden, açık ihale usulü ve belli istekliler arasında ihale usulü temel usuller olarak kabul edilmiştir.
  3. Ödeneği bulunmayan hiçbir iş için ihaleye çıkılamaz: Ödeneği bulunmayan işlerin ihalesinin yapılması uygulamada pek çok ihtilafa neden olduğundan, ihalesi yapılacak her iş için ödeneğinin bulunması zorunluluğu getirilmiştir. İlk kez Kamu İhale Kanunu ile getirilmiştir.
  4. İlgili mevzuatı gereğince Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu gerekli olan işlerde ihaleye çıkılabilmesi için ÇED olumlu belgesinin alınmış olması zorunludur. Ancak, doğal afetlere bağlı olarak acilen ihale edilecek yapım işlerinde ÇED raporu aranmaz.

Çevreye verebileceği muhtemel zararların değerlendirilmesinin gerekli olması nedeniyle ilgili mevzuatı gereğince Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu belgesi alınması zorunluluğu bulunan işler için, işletime alınmayacak ve gereksiz harcamalara neden olacak yatırımlara girişilmemesi amacıyla, bu belge olmadan ihaleye çıkılamayacağı öngörülmüştür.

III. İHALE USULLERİ

  1. A) 2886 Sayılı Devlet İhale Kanununa İhale Usulleri: (Kapalı Teklif, Açık Artırma Eksiltme, Pazarlık, Yarışma Usulleri)
  2. Kapalı Teklif Usulü (Kural bu usulün uygulanmasıdır)

Bu usulde idare ile sözleşme yapmak isteyen istekliler, bedel tekliflerini kapalı zarf içinde, diğer isteklilerden ve idarenin bu işle görevlendirdiği komisyon üyelerinden gizli olarak verirler. İstekliler ihale saatine kadar ihale komisyonuna verilebilirler veya taahhütlü olarak da yollayabilirler.

Önce teklif edilen bedele ilişkin belge bir zarfa konur, bu zarf ihalede öngörülen şartların taşındığını gösteren belgelerle birlikte ikinci bir zarfın içine konur. Teklif bu şekilde yapıldıktan sonra ihale komisyonu hazır bulunanların huzurunda önce dış zarfı açar ve isteklilerin gerekli belgeleri ihale şartnamesine uygun olarak teklifte sunup sunmadıkları tespit edilir.

Şartları taşımayanlara ikinci zarfları açılmadan teklifleri iade edilir. Şartları taşıyanların bedele ilişkin zarfları açılır ve ihale en uygun bedeli teklif edende kalır.

İhalelerde kural kapalı teklif usulünün uygulanmasıdır. Diğer usuller istisnadır.

  1. Açık Artırma ve Eksiltme Usulü

Değer ve konusu itibariyle daha az önemli işlerde uygulanan bir usuldür. Tahmin edilen bedel her yıl bütçe kanununda belirtilen miktarı aşmayan bazı işler için bu usul uygulanır. İstekliler teklifleri ihale komisyonu önünde sözlü olarak bildirirler.

Önce isteklilerin gerekli şartları taşıyıp taşımadıkları tespit edilir. Gerekli şartları taşımayanlar (şartnamedeki belgeleri getirmeyenler, geçici teminatı yatırmayanlar gibi) ihale yerinden çıkarılır. Şartları taşıyanların birinci ve ikinci teklifleri sözlü olarak alındıktan sonra ihale en uygun bedelde bırakılır.

  1. Pazarlık Usulü

Kanun, büyük harcamaları gerektirmeyen kimi bazı önemsiz işler ile acil işlerin pazarlık usulü ile yaptırılmasını öngörmüştür.

  1. Yarışma Usulü

İdare, her türlü etüt, plan proje ve güzel sanatlara ilişkin işleri gerekli gördükleri takdirde yarışma ile yaptırılabilirler. Bu usulü diğer usullerle birlikte de uygulayabilir. Yani önce yarışma usulü uygulanıp, sonra yarışma usulünde başarılı olanlara diğer usuller uygulanabilir.

 

  1. B) Kamu İhale Kanunundaki İhale Usulleri

Kamu İhale Kanunu 18’inci maddesinde dört ihale biçimi kabul etmiştir.

Bunlar, açık ihale usulü, belli istekliler arasında ihale usulü, pazarlık usulüdür.  Kamu İhale Kanunu ayrıca Doğrudan Temin ve tasarım yarışmalarına de yer vermiştir. Ancak doğrudan temin ve tasarım yarışmaları bir ihale usulü değildir.

  1. Açık İhale Usulü

Açık ihale usulü, bütün isteklilerin teklif verebildiği usuldür. Daha önce de belirtildiği gibi açık ihale usulü ve belli istekliler arasında ihale usulü temel usullerdir.

  1. Belli İstekliler Arasında İhale Usulü

Kamu İhale Kanunun 20’inci maddesi ile işin özelliğinin uzmanlık ve/veya yüksek teknoloji gerektirmesi nedeniyle açık ihale usulünün uygulanamadığı işlerin belli istekliler arasında ihale usulü ile yapılmasına imkân tanınmıştır. Buna belli istekliler arasında ihale usulü adı verilmiştir.

Bu tür işlerin ihalelerinde rekabeti engellemeyecek şekilde 10’uncu madde gereğince belirlenen kriterler kullanılmak suretiyle teklif verebilecek nitelikte adayları seçmek üzere önce ön yeterlik değerlendirmesi yapılması öngörülmüştür.

Önce Ön yeterlilik değerlendirmesi yapılacağı ihale tarihinden en az 14 gün önce ilan edilir. Yeterlilik değerlendirmesi sonunda, asgari yeterlik koşullarını sağlayan adayların tamamı yeterli, sağlayamayanlar ise yetersiz olarak tespit edilir ve gerekçesiyle birlikte ilgilisine bildirilir. Yeterli olduğu tespit edilen bütün adayların tekliflerini hazırlayabilmeleri için en az 40 gün süre verilmek suretiyle ihaleye davet edilmeleri hüküm altına alınmıştır.

            Ön yeterlik sonucunda yeterli olduğu tespit edilen aday sayısının beşten az olması veya yapılan davet üzerine teklif veren istekli sayısının üçten az olması hallerinde ihalenin iptal edilmesi esası getirilmiştir.

Ayrıca, teklif veren istekli sayısının üçten az olması nedeniyle ihalenin iptal edilmesi halinde, teklif verilmesine engel olan bir hata veya eksikliğin bulunup bulunmadığını tespit etmek üzere ihale dokümanının gözden geçirilmesi öngörülmüştür. Böyle bir tespit yapılması durumunda ise, hata veya eksikliklerin giderilmesi suretiyle ön yeterlik sonucunda yeterli olduğu tespit edilen bütün isteklilerin tekrar davet edilmesi ile ihalenin sonuçlandırılabilmesine imkân tanınmıştır.

  1. Pazarlık Usulü

Aşağıda belirtilen hallerde pazarlık usulü ile ihale yapılabilir:

  1. a) Açık ihale usulü veya belli istekliler arasında ihale usulü ile yapılan ihale sonucunda teklif çıkmaması.
  2. b) Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması.
  3. c) Savunma ve güvenlikle ilgili özel durumların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması.
  4. d) İhalenin, araştırma ve geliştirme sürecine ihtiyaç gösteren ve seri üretime konu olmayan nitelikte olması.
  5. e) İhale konusu mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin özgün nitelikte ve karmaşık olması nedeniyle teknik ve malî özelliklerinin gerekli olan netlikte belirlenememesi.
  6. f) idarenin mamül mal yada hizmet alımlarından yaklaşık maliyeti 50 milyaryi geçmeyenler.

(b) (c) ve (d)’de belirtilen hallerde ilân yapılması zorunlu değildir.

Ancak, bu bentlere göre yapılacak ihalelere en az üç istekli davet edilmelidir.

Pazarlık usulü ile yapılacak olanların ilanları, ihale tarihinden en az 25 GÜN önce ilan yapılmalıdır.

            İlân yapılacak hallerde, ilânda ihale konusu alanda faaliyet gösteren ve idarece yeterliği tespit edilen adaylar ile görüşme yapılacağı belirtilir. Gerek ilân yapılan gerekse ilân yapılmayan hallerde, sadece idare tarafından 10’uncu maddeye uygun olarak belirlenen ve ihale dokümanında belirtilen değerlendirme kriterlerine göre yeterliği tespit edilenler ile görüşme yapılır.

            İstekliler, öncelikle ihale konusu işin teknik detayları ve gerçekleştirme yöntemleri gibi hususlarda fiyatı içermeyen ilk tekliflerini sunar. İdarenin ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılayacak yöntem ve çözümler üzerine ihale komisyonu her bir istekli ile görüşür. Teknik görüşmeler sonucunda şartların netleşmesi üzerine bu şartları karşılayabilecek isteklilerden, gözden geçirilerek şartları netleştirilmiş teknik şartnameye dayalı olarak fiyat tekliflerini de içerecek şekilde son tekliflerini vermeleri istenir.

 

Doğrudan Temin

İşin doğası gereği ilan yapılmaksızın ihtiyacın belirli bir istekliden karşılanmasının kaçınılmaz olduğu durumlar dikkate alınarak bu usul düzenlenmiştir.

Doğrudan Temin 2003 yılında bir ihale usulü olmaktan çıkarılmıştır. Doğrudan temin, K.İ.K.’te belirtilen ihtiyaçların, idare tarafından davet edilen isteklilerle teknik şartların ve fiyatın görüşülerek doğrudan temin edilebildiği bir TEMİN USULÜDÜR.

 

Kamu İhale Kanunun 22’nci maddesine göre doğrudan temin usulüne şu durumlarda başvurulabilir:

  1. a) İhtiyacın sadece gerçek veya tüzel tek kişi tarafından karşılanabileceğinin tespit edilmesi.
  2. b) Sadece gerçek veya tüzel tek kişinin ihtiyaç ile ilgili özel bir hakka sahip olması.
  3. c) Mevcut mal, ekipman, teknoloji veya hizmetlerle uyumun ve standardizasyonun sağlanması için ilk alımı izleyen üç yıl içinde ihtiyaç duyulan yedek parça, ek malzeme veya hizmetin ilk alım yapılanın dışında başka gerçek veya tüzel kişiden temin edilememesi.
  4. d) İdarelerin beş milyar Türk Lirasını aşmayan ihtiyaçları.
  5. e) İdarelerin ihtiyacına uygun taşınmaz malın alımı veya kiralanması.
  6. f) Niteliği itibariyle stoklanma imkânı olmayan ve acil durumlarda kullanılacak tıbbi malzemeler,
  7. g) Milletlerarası tahkim yolunda görev yapacak avukatlardan alınacak hizmet alımları.
  8. h) Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, milletvekili genel ve ara seçimleri, mahalli idareler ile mahalle muhtarlıkları ve ihtiyar heyetleri genel ve ara seçimi dönemlerinde Yüksek Seçim Kurulunun ihtiyacı için yapılacak filigranlı oy pusulası kâğıdı ile filigranlı oy zarfı kâğıdı alımı, oy pusulası basımı, oy zarfı yapımı hizmetleri ile bu seçimlere yönelik her türlü seçim malzemelerinin alımı ile yurt dışı seçim harcamaları, il seçim kurulu başkanlıkları tarafından alınacak oy pusulası basım hizmeti alımı (2013 Değişikliği)

 Bu usulün uygulanması halinde, ihale komisyonu kurulmadan ve teminat alınmadan ihale yetkilisince görevlendirilecek kişiler tarafından piyasada fiyat araştırması yapılarak ihtiyaçlar temin edilir.

Tasarım Yarışmaları

İdareler gerekli gördükleri mimarlık, peyzaj mimarlığı, mühendislik, kentsel tasarım projeleri, şehir ve bölge plânlama ve güzel sanat eserleri ile ilgili bir plân veya tasarım projesi elde edilmesine yönelik olarak, ilgili mevzuatında belirlenecek usul ve esaslara göre rekabeti sağlayacak şekilde ilân yapılmak suretiyle, jüri tarafından değerlendirme yapılmak üzere ödüllü veya ödülsüz yarışma yaptırabilir.

Tasarım yarışmaları da K.İ.K’in 18. maddesine göre bir İHALE USULÜ DEĞİLDİR.

 

  1. İHALE SÜRECİ
  2. A) Hazırlık Aşaması

Öncelikle ödeneği olmayan bir iş için ihaleye çıkılması yasaklanmıştır. Yapılacak ilk iş ihale için yeterli ödenek olup olmadığını tespit etmektir.

Yapım işlerinde gerekli arsa temin edilmeden, mülkiyet, kamulaştırma ve gerekli imar işlemleri tamamlanmadan ihaleye çıkılması yasaklanmıştır. Ancak, baraj, büyük sulama, petrol ve doğal gaz boru hattı projelerinde arsa temini ve mülkiyetin geçirilmesinin beklenmesi zorunluluğu yoktur. Yine ÇED olumlu raporunun da alınması gereklidir.

İdarenin, yapacağı sözleşmeler genel (idari) bir şartname ile özel ve teknik bir şartnameye dayanırlar ve bu şartnameler idarenin tek yanlı iradesi ile belirlenir. Genel şartname Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan düzenleyici bir işlem niteliğindedir. Genel şartnamede özel ve teknik şartnameye konulacak genel esaslar belirlenir. Özel ve teknik şartnamede ise ihale konusu mal ya da hizmetlerin niteliğine, nev’ine ve miktarına ilişkin somut şartlar yer alır.    İdare ile sözleşme yapmak isteyen taraf şartnameyi tartışamaz. Ya şartnameyi tamamen kabul eder, ya da reddeder.

İhaleye başlanabilmesi için idare bir ihale komisyonu kurmalıdır. İhale komisyonunun nasıl kurulacağı Kamu İhale Kanunun 6’ncı maddesinde açıklanmıştır. Biri başkan olmak üzere, ikisinin ihale konusu işin uzmanı olması şartıyla, ilgili idare personelinden en az dört kişinin, genel ve katma bütçeli kuruluşlarda maliye memurunun, diğerlerinde ise muhasebe veya malî işlerden sorumlu bir personelin katılımıyla kurulacak en az beş ve tek sayıda kişiden oluşan ihale komisyonunu, yedek üyeler de dahil olmak üzere görevlendirir.

Ayrıca sözleşme konusu işin bedelinin de tahmin edilmesi gerekir. Kamu İhale Kanunun 6’ncı maddesinde ihaleden önce yaklaşık maliyetin hesaplanmasını öngörmüştür. Buna göre, mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalesi yapılmadan önce idarece, her türlü fiyat araştırması yapılarak katma değer vergisi hariç olmak üzere yaklaşık maliyet belirlenir ve dayanaklarıyla birlikte bir hesap cetvelinde gösterilir ve bu yaklaşık maliyetin ihale sonuçlanıncaya kadar gizliliği korunur.

 

  1. B) İhalenin İlan Aşaması

Devlet İhale Kanunu’na göre arttırma ve eksiltmenin yapılacağı günden en az 10 gün önce, aralıklarla iki defa, işin yada ihalenin yapılacağı yerde çıkan bir gazete ile ilan yapılır. Tahmin edilen bedeli belli bir değeri aşan ihaleler Basın İlan Kurumunun tespit edeceği başka bir ilde çıkan gazetede de, daha da yüksek miktarlı ihaleler Resmi Gazetede yayımlanmalıdır.

Kamu İhale Kanunun 13’üncü maddesi yapılacak olan ihalenin ilanını düzenlemiştir. Ancak ilana ilişkin süre ve usul Kanunun 8’inci maddesinde belirtilen eşik değerlere farklılık arz etmektedir.

Kamu İhale Kanunu Avrupa Birliği müktesebatında yer alan eşik değer uygulamasıyla paralellik sağlamak amacıyla; ilan süreleri ve kuralları ile ihalelerde yerli isteklilerle ilgili düzenlemelerde esas alınmak üzere, kanun kapsamındaki işlerin türüne ve kuruluşların yapısına göre farklı parasal limitler belirlemiştir. Bu nedenle öncelikle eşik değerler üzerinde durmak gerekir.

Kamu İhale Kanununun 8’inci maddesi,

  1. a) Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin mal veya hizmet alımlarında yediyüzelli milyar Türk Lirasını,
  2. b) Kanun kapsamındaki diğer idarelerin mal veya hizmet alımlarında bir trilyon Türk Lirasını,
  3. c) Kanun kapsamındaki idarelerin yapım işlerinde onyedi buçuk trilyon Türk Lirasını eşik değerler olarak belirlemiştir.

!!!!Yaklaşık maliyeti eşik değerlere eşit veya bu değerleri aşan ihaleler;!!!!!

  1. a) Açık ihale usulü ile yapılacak olanların ilânları ihale tarihinden en az 40 gün önce,
  2. b) Belli istekliler arasında ihale usulü ile yapılacak olanların ön yeterlik ilânları son başvuru tarihinden en az 14 (on dört) gün önce,
  3. c) Pazarlık usulü ile yapılacak olanların ilânları ihale tarihinden en az 25 gün önce, Resmî Gazetede en az bir defa yayımlanmak suretiyle ilan edilir.
  4. d) Belli istekliler arasında yapılacak ihalelerde ön yeterlik değerlendirmesi sonucunda yeterliği belirlenen isteklilere ihale gününden en az 40 gün önce davet mektubu gönderilmesi zorunludur.

 

Yaklaşık maliyeti eşik değerlerin altında kalan ihaleler (EŞİK DEĞERLER KANUNDA YAZILIDIR)

  1. a) Yaklaşık maliyeti, otuz milyar Türk Lirasına kadar olan mal veya hizmet alımları ile elli milyar Türk Lirasına kadar olan yapım işlerinin ihalesi ihale tarihinden en az yedi gün önce ihalenin yapılacağı yerde çıkan gazetelerin birinde,
  2. b) Yaklaşık maliyeti, yirmibeş milyar ile elli milyar Türk Lirası arasında olan mal veya hizmet alımları ile elli milyar ile ikiyüzelli milyar Türk Lirası arasında olan yapım işlerinin ihalesi ihale tarihinden en az ondört gün önce Resmî Gazetede,
  3. c) Yaklaşık maliyeti, elli milyar Türk Lirasının üzerinde ve eşik değerin altında olan mal veya hizmet alımları ile ikiyüzelli milyar Türk Lirasının üzerinde ve eşik değerin altında olan yapım işlerinin ihalesi ihale tarihinden en az yirmibir gün önce Resmi Gazetede en az bir defa yayımlanmak suretiyle ilân edilerek duyurulur.

İhalenin yapılacağı yerde gazete çıkmaması halinde ilân, aynı süreler içinde ilgili idare ile hükümet ve belediye binalarının ilân tahtalarına asılacak yazılar ve belediye yayın araçları ile yapılır. Bu işlemler bir tutanakla belgelenir.

İdareler, yukarıda belirtilen zorunlu ilânların dışında işin önem ve özelliğine göre ihaleleri, uluslararası ilân veya yurt içinde çıkan başka gazeteler veya yayın araçları, bilgi işlem ağı veya elektronik haberleşme (internet) yolu ile de ayrıca ilân edebilir. Ancak, uluslararası ilân yapılması halinde yukarıda belirtilen asgari ilân sürelerine oniki gün eklenir.

İhalenin ilanı ihale kararının hukuka uygun olması açısından son derece önemlidir. Bu kurallara uyulmaması ileride alınacak olan ihale kararının usul yönünden hukuka aykırı olması sonucunu doğuracaktır.

 

  1. C) Tekliflerin Sunulması Aşaması

Kamu İhale Kanunun 30’uncu maddesi isteklilerin teklif mektubu ve geçici teminat dahil, istenilen bütün belgeleri bir zarfa koymak suretiyle, ihale saatine kadar İdareye vermelerini öngörmüştür. Teklif mektuplarında bulunması gereken şartlar belirlenerek, bu mektupları imzalayan kişilerin temsile yetkili olmaları gerektiği hükme bağlanmıştır.

Kamu İhale Kanunun 33’üncü maddesi teklif verenlerden alınacak geçici teminatı düzenlemiştir. Buna göre, işi yapmaya istekli ve yeterli kişilerin teklif vermelerini sağlamak üzere, teklif edilen bedelin % 3’ünden az olmamak şartıyla geçici teminat alınmasını !!!! düzenlemiştir., danışmanlık hizmet ihalelerinde ise ihale dokümanında belirtmek kaydıyla geçici teminat alınmayabilir.

 

  1. D) Tekliflerin Değerlendirilmesi Aşaması

Kamu İhale Kanunun 36’ıncı maddesinde şeffaflığı sağlamak üzere, ihale saatinde isteklilerin tekliflerini içeren zarfların hazır bulunanlar önünde açılarak, belgelerin tam olarak verilip verilmediği ile teklif mektubu ve geçici teminatlarının usulüne uygun olup olmadığının kontrol edilmesi düzenlenmiştir.

Daha sonra yapılacak değerlendirmeler sırasında herhangi bir itiraz ile karşılaşılmaması için, isteklilerin teklif fiyatlarının açıklanması ve bütün bu işlemlerin tutanakla belgelenmesi öngörülmüştür. İsteklilerin ve tekliflerin yeterliğinin değerlendirilmesi bir süreci gerektireceğinden ve ayrıntılı incelemelerin herkesin huzurunda değil, sadece ihale komisyonunca yapılması uygulaması uygun olduğundan, bu tespitlerin dışında, tekliflerin reddi veya kabulü, belgelerin düzeltilmesi veya tamamlanması gibi başka herhangi bir işlem yapılmadan oturumun kapatılması esası getirilmiştir.

Değerlendirme aşamasında öncelikle, belgeleri eksik olan veya teklif mektubu ile geçici teminatı usulüne uygun olmadığı 36’ncı maddeye göre belirlenen isteklilerin tekliflerinin ihale dışı bırakılacağı düzenlenmiştir. Daha sonra usulüne uygun teklif veren isteklilerin yeterlik kriterlerine ve tekliflerin ihale dokümanında belirtilen şartlara uygun olup olmadığına ilişkin ayrıntılı değerlendirme yapılması öngörülmüştür.

Kamu İhale Kanununun 37’nci maddesi tekliflerin 36’ncı maddede belirtildiği şekilde açılarak oturumun kapatılmasından hemen sonra, ihale komisyonunun teklifleri incelemeye başlayacağını hükme bağlamıştır. Tekliflerin incelenmesi, karşılaştırılması ve değerlendirilmesi sırasında ihtiyaç duyulduğu taktirde, tekliflerde net olmayan hususlarla ilgili olarak teklif sahiplerinden açıklama istenmesi imkânı getirilmiştir.

Gerek uluslararası mevzuata uyum sağlamak, gerekse açıklama yapılması ile netlik kazanacak teklifleri hemen reddetmek yerine değerlendirebilmeye imkân tanımak amacıyla bu düzenleme yapılmış olmakla birlikte, bu açıklamaların hiçbir şekilde teklif fiyatında değişiklik yapılması veya uygun olmayan tekliflerin uygun hale getirilmesi amacıyla yapılamayacağı da hükme bağlanmıştır.

Aynı amaçlar doğrultusunda, teklifin esasını değiştirecek nitelikte olmaması kaydıyla, 36’ncı maddeye göre düzenlenen tutanakla tespit olunan eksik belgelerin veya belgelerdeki önemsiz bilgi eksikliklerinin yazılı olarak tamamlattırılmasına ilişkin hüküm getirilmiştir.

Bu ayrıntılı değerlendirme sonucunda uygun bulunan isteklilerin teklif mektubu eki cetvellerinde aritmetik hata bulunup bulunmadığına ilişkin tespit yapılması düzenlenmiştir. Özellikle çok fazla kalem üzerinden ayrıntılı teklif verilen ihalelerde teklif mektubu eki cetvellerde aritmetik hata yapılması olasılığının bulunduğu dikkate alınarak bu durumda teklifin reddedilmemesi için aritmetik hata bulunması halinde, ihale komisyonu tarafından re’sen düzeltme yapılmasına imkân tanınmıştır. Ayrıca, bu durumda yapılacak işlemler belirlenmiştir.

Kamu İhale Kanunun 38’inci maddesi aşırı düşük teklifler konusunda komisyonun nasıl bir karar alacağını düzenlemiştir. İhale komisyonunun yaklaşık maliyete göre aşırı düşük olduğunu belirlediği teklifleri hemen reddetmek yerine, bu teklif sahiplerinden tekliflerinin bileşenleri ile ilgili olarak açıklama istemesine ve bu açıklamalar çerçevesinde nihai değerlendirmesini yapmasına imkân tanınmıştır. Değerlendirme sonunda açıklamaları yeterli görülmeyen veya yazılı açıklamada bulunmayan isteklilerin teklifleri reddedilir.

Kamu İhale Kanunun 39’uncu maddesinde tekliflerin yaklaşık maliyete kıyasla çok yüksek olması veya yaklaşık maliyete göre çok yüksek olmamakla birlikte mevcut ödeneğin verilen teklifleri karşılayamaması, Kanunun temel ilkelerine uygun olmayan durumların tespiti gibi nedenlerle, ihale yetkilisinin onayından önceki herhangi bir aşamada ihale komisyonunun kararı üzerine idareye ihaleyi iptal etme yetkisi verilerek, buna ilişkin hükümler düzenlenmiştir.

 

  1. E) İhale Kararının Alınması

Devlet İhale Kanununa göre ihale en uygun bedeli teklif edene bırakılır. En uygun bedel, arttırmalarda tahmin olunan bedelin altında olmamak şartıyla tekliflerin en yükseği, eksiltmelerde ise tahmin olunan bedeli aşmamak üzere tekliflerin tercihe layık görülenidir.

Kamu İhale Kanunun 40’ıncı maddesine göre ise,  37 ve 38’inci maddelere göre yapılan değerlendirme sonucunda ihale, EKONOMİK AÇIDAN EN AVANTAJLI TEKLİFİ VEREN isteklinin üzerinde bırakılır.

Ekonomik açıdan en avantajlı teklifin sadece en düşük fiyat esasına göre belirlenmesinin mümkün olmadığı durumlarda; işletme ve bakım maliyeti, maliyet etkinliği, verimlilik, kalite ve teknik değer gibi fiyat dışındaki unsurlar dikkate alınarak ekonomik açıdan en avantajlı teklif belirlenir.

Ekonomik açıdan en avantajlı teklifin fiyat dışındaki unsurlar da dikkate alınarak belirleneceği ihalelerde, ihale dokümanında bu unsurların belirtilmesi ve mümkün olması halinde parasal değerler olarak ifade edilmesi zorunludur. Parasal değerler olarak ifade edilmesi mümkün olmayan unsurlar için ihale dokümanında nispi ağırlıklar belirlenir.

En düşük fiyatın ekonomik açıdan en avantajlı teklif olarak değerlendirildiği ihalelerde, birden fazla istekli tarafından aynı fiyatın teklif edildiği ve bunların da ekonomik açıdan en avantajlı teklif olduğu anlaşıldığı takdirde, ikinci fıkrada belirtilen fiyat dışındaki unsurlar dikkate alınmak suretiyle ekonomik açıdan en avantajlı teklif belirlenerek ihale sonuçlandırılır.

            Bir işin ihaleye çıkarılması mutlaka bu işin ihale edileceği anlamına gelmez. İhale komisyonu teklifleri alıp değerlendirdikten sonra gerekçesini de açıklayarak, ihale kararı alıp almama konusunda takdir hakkına sahiptir.

İhale komisyonu gerekçeli kararını belirleyerek, ihale kararını ihale yetkilisinin onayına sunar. Kararlarda isteklilerin adları veya ticaret unvanları, teklif edilen bedeller, ihalenin tarihi ve hangi istekli üzerine hangi gerekçelerle yapıldığı, ihale yapılmamış ise nedenleri belirtilir.

İhale yetkilisi, karar tarihini izleyen en geç 5 GÜN içinde ihale kararını onaylar veya gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle iptal eder.

İhale, kararın onaylanması halinde geçerli, iptal edilmesi halinde ise hükümsüz sayılır.

İhale kararları ihale yetkilisince onaylanmadan önce idareler, ihale üzerinde kalan isteklinin Kanunun 58’inci maddeye göre yasaklı olup olmadığını anılan maddeye göre teyit ettirerek buna ilişkin belgeyi ihale kararına eklemek zorundadır.

Onaylanan veya iptal edilen ihale kararlarının en geç 3 GÜN içinde üzerine ihale yapılan dahil bütün isteklilere bildirilmesi gerekir.

İhalelerde şeffaflığı sağlamak amacıyla, teklifi değerlendirmeye alınmayan veya uygun görülmeyen isteklilere bildirimden itibaren 5 gün içinde yazılı talepte bulunmaları halinde idarenin 5 gün içinde gerekçelerini bildirmesi zorunluluğu vardır.

  1. F) Sözleşmeye Davet ve Sözleşmenin İmzalanması

    İhale sonucu, ihale kararının ihale yetkilisi tarafından onaylandığı günü izleyen en geç üç gün içinde, ihale üzerinde bırakılan dahil olmak üzere, ihaleye teklif veren bütün isteklilere bildirilir. İhale sonucunun bildiriminde, tekliflerin değerlendirmeye alınmama veya uygun bulunmama gerekçelerine de yer verilir.

    Ayrıca ihale yetkilisi ihale kararını vermeden önce, ihale 5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60. maddesince ilgili idare nezdinde oluşturulan Mali Hizmetler Birimi tarafından ÖN MALİ KONTROLDEN GEÇİRİLMELİDİR.

    İhale kararının ihale yetkilisi tarafından iptal edilmesi durumunda da isteklilere gerekçeleri belirtilmek suretiyle bildirim yapılır.

    İhale sonucunun bütün isteklilere bildiriminden itibaren; doğal afet ve savunma konularında acil pazarlık usulü ile yapılan ihalelerde 5 gün, diğer hallerde ise 10 gün geçmedikçe sözleşme imzalanamaz.

Sözleşmeye Davet

Yukarıda yer verilen 5 ve 10 günlük sürelerin bitimini, ön mali kontrol yapılması gereken hallerde ise bu kontrolün tamamlandığı tarihi izleyen günden itibaren 3 GÜN içinde ihale üzerinde bırakılan istekliye, tebliğ tarihini izleyen 10 gün içinde kesin teminatı vermek suretiyle sözleşmeyi imzalaması hususu bildirilir.

Yabancı istekliler için bu süreye 12 gün ilave edilir. Sözleşmenin imzalanacağı tarihte, ihale sonuç bilgileri Kuruma gönderilmek suretiyle ihale üzerinde kalan isteklinin ihalelere katılmaktan yasaklı olup olmadığının teyit edilmesi zorunludur.  Sözleşmeden önce kesin teminat alınmayan danışmanlık hizmet ihalelerinde sözleşmeye davet de ise, kesin teminat istenilmez.

 Kesin Teminat

      Taahhüdün sözleşme ve ihale dokümanı hükümlerine uygun olarak yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, sözleşmenin yapılmasından önce ihale üzerinde kalan istekliden ihale bedeli üzerinden hesaplanmak suretiyle % 6 oranında kesin teminat alınır. (Geçici teminat teklif edilen bedel üzerinden belirlenir.)

 

Sözleşme Yapılmasında İsteklinin Görev ve Sorumluluğu

      İhale üzerinde kalan istekli kesin teminatı vererek sözleşmeyi imzalamak zorundadır. Sözleşme imzalandıktan hemen sonra geçici teminat iade edilir. Bu zorunluluklara uyulmadığı takdirde, protesto çekmeye ve hüküm almaya gerek kalmaksızın ihale üzerinde kalan isteklinin geçici teminatı gelir kaydedilir.

Bu durumda idare, ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif fiyatının ihale yetkilisince uygun görülmesi kaydıyla, bu teklif sahibi istekli ile de kanunda belirtilen esas ve usullere göre sözleşme imzalayabilir.

Ancak ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibi istekli ile sözleşme imzalanabilmesi için, kanunda belirtilen 10 günlük sürenin bitimini izleyen üç gün içinde ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibi istekliye tebligat yapılır.

Ekonomik açıdan en avantajlı ikinci teklif sahibinin de sözleşmeyi imzalamaması durumunda ise, bu teklif sahibinin de geçici teminatı gelir kaydedilerek ihale iptal edilir.

Dikkat edilir ise, 1. ve 2. en avantajlı teklif sahipleri sözleşmeyi imzalamadıklarında yatırmış oldukları geçici teminat iade edilmemekte devlet hazinesine gelir olarak kaydedilmektedir.

Sözleşme Yapılmasında İdarenin Görev ve Sorumluluğu

 İdare, kanunda yazılı süre içinde sözleşme yapılması hususunda kendisine düşen görevleri yapmakla yükümlüdür.

 İdarenin bu yükümlülüğü yerine getirmemesi halinde, istekli sürenin bitmesini izleyen günden itibaren en geç beş gün içinde, on gün süreli bir noter ihbarnamesi ile bildirmek şartıyla, taahhüdünden vazgeçebilir. Bu takdirde geçici teminat geri verilir ve istekli teminat vermek için yaptığı belgelendirilmiş giderleri istemeye hak kazanır. Bu zarar, sebep olanlara tazmin ettirilir ve K.İ.K’in 60. maddesinde belirtilen cezai müeyyideler uygulanır.

 İhalenin Sözleşmeye Bağlanması

Yapılan bütün ihaleler bir sözleşmeye bağlanır. Sözleşmeler idarece hazırlanır ve ihale yetkilisi ile yüklenici tarafından imzalanır. Yüklenicinin ortak girişim olması halinde, sözleşmeler ortak girişimin bütün ortakları tarafından imzalanır. İhale dokümanında aksi belirtilmedikçe sözleşmelerin notere tescili ve onaylattırılması zorunlu değildir.

İhale dokümanında belirtilen şartlara aykırı sözleşme düzenlenemez.

Harcama gerektiren sözleşmelerin Sayıştay tarafından tescil edilmesi usulü 5018 Sayılı Yasa ile KALDIRILMIŞTIR. !!!!

  1. İHALE SÜRECİ VE SONRASINDA UYUŞMAZLIKLAR

İdarenin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetten gayri aynı hak tesisi ve taşımaz işlemlerine ilişkin olarak yaptığı sözleşmeler özel hukuk sözleşmeleri olarak kabul edilmektedir. Ancak bu sözleşmelerin iki eşit tarafın özgür iradeleri ile yapılan özel hukuk sözleşmelerinden farklı unsur ve nitelikleri vardır.

  1. Uyuşmazlıkların Yargısal Yoldan Çözümü

SÖZLEŞMENİN YAPILMASINA KADAR olan aşama tamamen idare hukukuna tabidir. Bu nedenle, sözleşme yapılmasına kadar ortaya çıkacak olan uyuşmazlıkların çözüm yeri idari yargıdır. Ancak eğer sözleşme bir özel hukuk sözleşmesi ise uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözüm yeri adli yargıdır.

  1. Uyuşmazlıkların İdari Yoldan Çözümü

İhalenin başlangıcından sözleşme imzalanmasına kadar geçen süre zarfında ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümü için önce idareye şikayet, daha sonra da Kamu İhale Kurumu’na İtirazen şikayet yolları öngörülmüştür.

İdareye şikayet yapmadan doğrudan Kamu İhale Kurumuna itirazen şikayette bulunulamaz. Şikâyet ve itirazen şikayet yolları zorunlu idari başvuru yollarıdır. Bu başvuruları yapmadan idari yargıya başvurulamaz. Bu yolların uygulanabilmesi için öncelikle usulüne göre İMZALANMAMIŞ bir sözleşme olmalıdır.!!! Sözleşme imzalandıktan sonra idari şikayet yollarına başvurulamaz.

  1. a) Şikâyet

İhalelere ilişkin olarak yapım müteahhidi, tedarikçi veya hizmet sunucusu tarafından öncelikle İdareye şikâyette bulunulur. Bu şikâyetlerin idare tarafından incelenebilmesi için sözleşmenin imzalanmamış olması ve yapım müteahhidi, tedarikçi veya hizmet sunucusunun şikâyete yol açan durumları öğrendiği tarihinten başlayarak;

  • Açık ihale ve belli istekliler arasındaki ihalede de 5 GÜN
  • Pazarlık usulünde ise 10 GÜN içinde şikâyet başvurusunda bulunması gerekir.

İhale sürecinin herhangi bir aşamasında idareye bir şikâyetin ulaşması halinde, idare ihaleye katılan bütün isteklilere şikâyet konusunda bilgi vermek suretiyle, aynı konuda bir şikâyetleri varsa idarece belirlenen süre içinde vermeleri gerektiğini yazılı olarak bildirir. Bu aşamada şikâyetini iletmeyenler aynı konuda daha sonra başka şikâyetlerde bulunamaz ve verilecek karardan zarar gördüğünü iddia edemez.

Taraflar, şikâyet konusu anlaşmazlığı öncelikle Kamu İhale Kanunu hükümlerine göre sulhen çözmeye çalışır.

Karşılıklı anlaşmanın olmaması durumunda idare, şikâyetin verilmesini izleyen 10 GÜN içinde gerekçeli bir karar alır. Bu kararda, şikâyet tamamen veya kısmen haklı bulunmuşsa alınması gereken düzeltici önlemler de belirtilir. Alınan karar, bütün isteklilere karar tarihini izleyen yedi gün içinde bildirilir.

 

  1. b) İtirazen Şikayet

10 GÜNLÜK süre içinde idare tarafından bir karar alınmaması veya süresinde alınan kararın istekli tarafından uygun bulunmaması durumunda yapım müteahhidi, tedarikçi ya da hizmet sunucusu karar verme süresinin bitimini veya karar tarihini izleyen 10 GÜN içinde Kamu İhale Kurumuna İtirazen Şikâyette bulunabilir.

Kurul, sözleşme imzalandıktan sonra yapılan başvuruları kabul etmez. Usulüne uygun olarak yapılan başvuruların sözleşme imzalanıncaya kadar sonuçlandırılması gerekir. Kurul,  itirazen şikâyete ilişkin nihai kararını, incelenen ihaleye ilişkin gerekli bilgi ve belgeler ile ihale işlem dosyasının kayıtlara alındığı tarihi izleyen 20 GÜN içinde vermek zorundadır.

Bu süre, belli istekliler arasında ihale ve pazarlık usulüne göre yapılan ihaleler ile şikâyet ve itirazen şikayet üzerine alınan ihalenin iptal edilmesi işlemine karşı yapılacak itirazen şikayet başvurularında 10 İŞ GÜNÜ olarak uygulanır.

Kurul, Kuruma gelen şikâyetlerle ilgili olarak gerekçesini belirtmek suretiyle aşağıdaki işlemlerden birine karar verir:

  1. a) İdare tarafından düzeltme yapılması yoluyla giderilebilecek ve ihale sürecinin kesintiye uğratılmasına gerek bulunmayacak durumlarda, düzeltici işlemi belirler.
  2. b) İhale sürecinin devam etmesine engel oluşturacak ve düzeltici işlemle giderilemeyecek bu Kanuna ve ilgili mevzuatına aykırı bir durumun tespit edilmesi halinde, ihale işlemlerini iptal eder.
  3. c) Şikâyetin uygun bulunmadığını belirler.

Şikâyet sunulduktan sonra, ihale yetkilisince ivedilik ve kamu yararı bulunması nedeniyle ihale işlemlerine devam edilmesi gerektiği onaylanmadıkça idare sözleşme imzalayamaz. İhale işlemlerine devam edilmesi konusunda gerekçeli olarak alınan bu onay, sözleşme imzalanmadan en az yedi gün önce şikâyette bulunan istekliye tebliğ edilmiş olmasını sağlamak üzere gerekli süre dikkate alınarak bildirilir. İdarece usulüne uygun bildirim yapılmadan sözleşme imzalanmışsa, ihale kararı ve sözleşme hükümsüz sayılır.

İhalelere ilişkin olarak yapım müteahhidi, tedarikçi ya da hizmet sunucusu tarafından, Kurumun nihai kararları üzerine yargıya başvurma hakkının saklı olduğu da belirtilmek suretiyle bu Kanun hükümlerine uygun olmadığı iddia edilen ve düzeltilmesi istenilen durumların bildirilmesi kaydıyla, yukarıda belirtilen hallerde ve sürede Kuruma sözleşme imzalanmadan önce şikâyette bulunulabilir.

Kurul, şikâyet konusunun açıkça bu Kanuna ve ilgili mevzuatına aykırı olması veya ihale sürecinin devam etmesi ile yapım müteahhidi, tedarikçi, hizmet sunucusu, kamu, idare veya diğer isteklilerin telafisi güç ya da imkansız zararlarının doğma olasılığının bulunması durumlarında, kesin karar verilinceye kadar ihale sürecini durdurur.

            İhale yetkilisince ivedilik ve kamu yararı bulunması nedeniyle ihale işlemlerine devam edilmesi kararı üzerine yapılan şikâyetler, gerekli görülmesi halinde ihale süreci durdurularak öncelikle incelenir.

Kurul tarafından verilen bütün kararlar, taraflara karar tarihini izleyen beş gün içinde tebliğ edilir. Ayrıca, bu kararlar Resmî Gazetede Kurum tarafından yayımlattırılır.

Şikâyetler ile ilgili Kurum tarafından verilen nihai kararlar hiç şüphesiz yargı denetimine tabidir. Bunların tipik idari kararlar olduğundan ve idari yargının görev alanına girdiğinden şüphe duymamak gerekir. Kamu İhale Kurumu kararlarına karşı açılacak davalarda Ankara İdare Mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Davalarda süre, Kamu İhale Kurumunun nihai kararının yazılı bildirimini izleyen günden itibaren 60 (altmış) Gündür.

 

KAMU İHALE KURUMU

4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 53’üncü maddesi ile kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliği bulunan (5018 Sayılı Kanun kapsamında bağımsız idari otoriteler içerisinde sayılmıştır)  Kamu İhale Kurumu kurulmuştur. Kurumun ilişkili olduğu Bakanlık Maliye Bakanlığıdır.

İhalenin başlangıcından sözleşmenin imzalanmasına kadar olan süre içinde idarece yapılan işlemlerde mevzuata aykırılık bulunduğuna ilişkin şikâyetleri incelemek ve sonuçlandırmak, bütün ihale mevzuatını hazırlamak ve uygulamayı yönlendirmek, kamu ve özel sektöre eğitim vermek, ihalelerle ilgili istatistikler oluşturmak ve yayımlamak, haklarında yasaklama kararı verilenlerin sicillerini tutmak ve kanunda belirtilen diğer görevleri yapmak Kamu İhale Kurumunun görevleri arasındadır.

Kamu İhale Kurumunun karar organı on üyeden oluşan Kamu İhale Kuruludur.

Kamu İhale Kurulu üyeleri, Maliye Bakanlığınca önerilecek iki kişi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca önerilecek üç kişi, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanlık ile Danıştay ve Sayıştay Başkanlıklarınca önerilecek birer kişi, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu tarafından kamu alımları ile ilgili meslek gruplarından önerilecek birer kişi olmak üzere Bakanlar Kurulunca atanır.

Kamu İhale Kurumunun en önemli görevi ihale süreciyle ilgili şikayetleri incelemek ve karara bağlamaktır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 5

İDARENİN YETKİLERİ

  1. GİRİŞ

İdare, üstlendiği sorumluluklarını yerine getirmek için, kamu gücünden kaynaklanan bir takım üstün yetki ve ayrıcalıklarla donatılmak zorundadır. İdarenin belli başlı yetkilerini;

Düzenleme Yetkisi,

– Yaptırım Uygulama Yetkisi,

– Mal edinme yetkisi olarak belirleyebiliriz.

  1. DÜZENLEME YETKİSİ

1-Anayasalarda, İdarenin Düzenleyici İşlemleri ve Düzenleme Yetkisinin Genel Niteliği:

Düzenleme yetkisi, idarenin üstlendiği görevleri yerine getirebilmesi için, Anayasa ve kanunlara aykırı olmamak kaydıyla genel ve soyut düzenlemeler yapabilme, genel ve soyut nitelikte normlar koyabilme yetkisidir.

Osmanlı İmparatorluğunda düzenleyici işlemler yapabilme yetkisi ayrı bir kategori olarak gelişmemiştir. 1921 Anayasasında da durum benzerdir. 1924 Anayasasında bu durum bir dereceye kadar bağımsız nitelik kazanmıştır.

1961 Anayasası tüzük ve yönetmeliklere yer vermiştir 1982 Anayasasında ise kanun hükmünde kararnameler, tüzükler ve yönetmelikler düzenlenmiştir.

Düzenleme yetkisinin genel olması, kanunla düzenlenmiş olan çerçevededir. Ayrıca bu yasal düzenlemede idarenin düzenleyici işlem yapma yetkisinin açıkça öngörülmüş olması şart değildir.

İdare düzenleme yetkisini kullanırken yapacağı düzenleyici işlemler dayandıkları üst hukuk kuralına aykırı olmamak zorundadır. Tüzükler Anayasaya ve kanunlara aykırı olamayacağı gibi yönetmelikler de Anayasaya, kanunlara ve tüzüklere aykırı olamaz.  Eğer düzenlemeler aynı adı taşıyorsa, o takdirde o düzenleyici işlemleri yapan idari birimlerin hiyerarşisine göre astlık ve üstlük durumları belirlenir.

            Ancak aşağıda sayılan işlemler MUTLAKA KANUN ile yapılmalıdır. Bu konularda idarenin düzenleme yetkisi yoktur:

  • Bakanlık kurulması,
  • Üniversite kurulması ( Vakıf Üniv. Dahil )
  • Kamu Kurumu Niteliğinde Meslek Kuruluşları kurulması,
  • Yeni bir İL ve İLÇE İDARESİ kurulması.
  • Büyükşehir Belediyesi’nin kurulması.

Yeni bir bucak, yeni bir belediye, yeni bir köy, KİT kurulması konusunda ise idareye takdir yetkisi verilmiştir. Bu sayılanlar idari düzenleyici işlemlerle kurulabilir.

Devlet bakanlıkları 2011 yılında kaldırılmıştır. Şu anda, bakanlıklar, icracı bakanlıklar ve başbakan yardımcılığı olmak üzere iki türdür.

III. YAPTIRIM UYGULAMA YETKİSİ

İdarenin üstlenmiş olduğu görevleri etkili bir biçimde ve ivedilikle yerine getirebilmesi için birtakım yaptırımlar öngörülmüş ve idare bu yaptırımları uygulama yetkisi ile donatılmıştır. İdari yaptırımlar, idari cezalar ve idari icra olmak üzere iki türlüdür.

  1. İdari Cezalar

İdari cezalar, bireylerin ve toplulukların idari düzene aykırı davranışları nedeniyle idarece tertip edilen cezalardır. İdari cezalarla hedeflenen, idari düzeni sağlamaktır. İdari cezalar ilgililerin idareye karşı olan borç ve yükümlülüklerini yerine getirmelerini ve idarece konulmuş bulunan yasaklara uymalarını, kısacası idari düzeni sağlamaya yönelik yaptırımlardır.

a-Disiplin Cezaları

Bu cezalar, bir idari kuruluşun mensuplarına verilen cezalardır. Bu cezaların başında kamu personeline ilişkin disiplin cezaları gelmektedir. Bu cezalar, kamu görevlilerine mensup oldukları kurumun düzenine aykırı davranışlarından dolayı verilen cezalardır. Nitekim 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda memurlara ilişkin disiplin cezaları ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir.

Bir başka disiplin cezası ise; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının mensupları ile ilgili disiplin cezalarıdır.  Ayrıca öğretim kurumları da, öğrencilerin kurum düzenine aykırı davranışlarına bazı disiplin cezaları vermeye yetkilidir.

b-Öteki İdari Cezalar

Disiplin cezalarından başka, kurum ve meslek düzeni dışındaki aykırılıklar için de bazı idari cezalar öngörülmüştür. Bu cezalar genelde para cezalarıdır.

  1. İdari İcra (re’sen icra)

İdarenin idari işlemleri kendisinin uygulaması ve kamu hukukundan doğan alacakları kendisinin tahsil etmesine idari icra yetkisi denilmektedir. Re’sen icra yetkisi şu şekillerde ortaya çıkmaktadır.

a-Tahsil Yetkisi

İdare, kamu hukuku alanındaki alacaklarını, İcra ve İflas Kanununda düzenlenen usullere uymak zorunda olmaksızın, icra iflas daireleşenin yardımına gerek duymaksızın kendi teşkilatı ile haciz gibi cebri yollara başvurmak suretiyle tahsil etme yetkisine sahiptir. İdarenin alacakları 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir.

İdareye tanınmış bulunan bu tahsil yetkisi kamu hukuku alanındaki alacaklarına ilişkindir. İdarenin özel hukuk alanındaki adi alacaklarını adli icraya başvurarak tahsil etmesi gerekir.

6183 sayılı kanun ile düzenlenen Devlet, il özel idareleri ve belediyelere ait vergiler, resimler, harçlar, vergi cezaları ve para cezaları gecikme zamları, kamu hizmeti uygulamasından doğan öteki alacaklar kamu alacağı olarak tanımlanmıştır.

b-Re’sen İcra Yetkisinin Öteki Görünümleri

İdareye kamu alacaklarını tahsil etme yetkisi dışında çeşitli yasalar ile yapmış olduğu işlemlerini re’sen icra etme yetkisi tanımıştır. İdareye tanınan bu re’sen icra yetkisi değişik türlerde olmaktadır.

İdareye tanınan re’sen icra yetkisinin en önemli türlerinden biri zorla icra yetkisidir. Kolluk kanununda tanınmış olan bu tür yetkiyi kullanarak idare, yapmış olduğu işlemleri zor kullanarak uygular. Bazı hallerde ise idarenin yapmış olduğu bir işlemin gereği ilgililerce yerine getirilmezse, idareye ilgili hesabına o işlemin gereğini yerine getirme yetkisi tanınmıştır.

Örneğin imar kanununun 32 ve 39. maddeleri uyarınca alınmış olunan bir yıkım kararı üzerine ilgili binayı yıkmaz ise, idare, masrafları ilgiliye ait olmak üzere binayı yıkar.

 

  1. İDARENİN MAL EDİNME YETKİLERİ

İdari görevlerini yerine getirebilmek için ihtiyaç duyduğu taşınır ve taşınmaz malları, tüm öteki kişiler gibi satın alma suretiyle elde edebilir. Ancak maliklerin bu malları idareye vermemesi mümkündür. İdarenin ihtiyaçlarını karşılamak için satın alma yolu olmakla birlikte, uygulamada daha çok kamulaştırma yoluna gidilmektedir.

Kamulaştırma, mal sahibinin istekli olup olmadığına bakılmaksızın, özel mülkiyette bulunan bir taşınmaz malın, kamu malları arasına yer almasını sağlayan bir yoldur. İdarenin kamu gücü kullanmak suretiyle mal edinme yetkilerinin başlıcaları kamulaştırma,  istimval ve devletleştirmedir.

Ancak, kamulaştırma ve devletleştirme, her ikisinde de mülkiyetin kamusal usullerle özel kişilerden Devlete veya kamu tüzelkişilerine geçmesi nedeniyle, birbirine benzemekle beraber, karıştırılmaması gereken kurumlardır.

Anayasanın 47. maddesine göre, ‘kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde devletleştirilebilir’.  47. maddeden de anlaşıldığı gibi devletleştirmede bir teşebbüsün, yani bir iktisadi işletmeye dahil tüm taşınır ve taşınmaz mallarla, hakların ve borçların devlete geçmesi söz konusu iken, kamulaştırmada sadece taşınmaz malların devlete geçmesi söz konusudur. Diğer bir fark ise devletleştirmenin özel bir KANUN ile yapılmasına karşın; kamulaştırma bir idari işlem ile yapılmaktadır.

  1. Kamulaştırma

Anayasanın 46. maddesine göre kamulaştırma; Devlet ve kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği hallerde, karşılığını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz bir malın tamamına veya bir kısmına, kanunda gösterilen esas ve usullere göre zorla el atmasıdır.

a-Kamulaştırma Özellikleri

Kamulaştırma işleminin hukuki tahliline başlamadan önce, bu işlemin bir kısım özelliklerinden bahsetmek, konunun daha iyi anlaşılması bakımından yerinde olacaktır. Buna göre kamulaştırmanın özelliklerini şu şekilde belirleyebilriz;

-kamulaştırma, özel mülkiyete konu olan taşınmaz mallar üzerinde yapılabilir

-kamulaştırma yapmaya devlet ya da kamu tüzel kişileri yetkilidir.

-kamulaştırma karşılığı olarak malın değeri ödenir. Malın değerinin hesaplanma biçimini yasa gösterir.

-kamulaştırma bedeli kural olarak peşin ödenir; belli konularda taksitle ödeme yoluna gidilebilir.

-kamulaştırmada izlenecek yol yasa ile belirlenmiş olup kamulaştırma, hem idari hem de adli yönü olan  bir işlemdir.

aa- Kamulaştırma Yetkisi

Kamulaştırma, kamu gücünün kullanılmasını gerektirdiğinden, ancak Devlet ve kamu tüzelkişileri tarafından yapılabilir. Kamulaştırma yapacak olan idare, ancak görevli kılındığı kamu hizmetlerinin ve teşebbüslerini yürütülmesi için kamulaştırma yapabilir. Bunların dışındaki kuruluşlarca verilecek kamulaştırma kararları hukuki değer taşımazlar. Bu tip kararlar yok hükmündedir.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu tüzel kişiliğine sahip olsa da KAMULAŞTIRMA YAPAMAZLAR.!!!

            Ayrıca, 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanunu’nun Ek 7. Maddesine göre (2013 yılında eklenen hüküm), Vakıflar tarafından kurulan yükseköğretim kurumları kamulaştırma yoluyla taşınmaz edinemez.

bb- Özel Kişiler Lehine Kamulaştırma

Kamulaştırma kural olarak devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılacak olmasına rağmen istisnai olarak, kamu yararının gerektirdiği hallerde özel kişiler lehine kamulaştırma yapılması da mümkündür. Ancak bunun için özel kişinin yürüttüğü faaliyeti düzenleyen yasada bu yetkiyi tanıyan açık hükmün bulunması gerekmektedir. Türk hukukunda bu tür yasal düzenlemelerin pek çok örneği bulunmaktadır. Özel kanunlarda açık bir hüküm bulunmadığı taktirde, idarenin özel kişiler lehine kamulaştırma yapma konusunda takdir yetkisi yoktur.

Kamu imtiyazcıları lehine kamulaştırma yapılabilir. Bu türlü kamulaştırmaya,  hizmet bakımından denetime bağlı bulundukları idare kamulaştırma yapmaya yetkilidir. Özel kişiler lehine yapılan kamulaştırmalarda, kamulaştırılan taşınmaz kural olarak idare malları arasına katılmamakta, lehine kamulaştırma yapılan özle kişinin mülkiyetine geçmektedir.

cc- Sebep ve Amaç Unsuru

Kamulaştırma işleminin amaç unsurunu kamu yararı oluşturmaktadır. Sebep ise kamu yararı amacına yönelik bir dürtüdür.

dd- Konu Unsuru

Kamulaştırma işleminin konusu bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyetin sona ermesi ve o taşınmazın idarenin mülkiyetine geçmesidir.

Şu halde taşınır mallar kamulaştırma konusu olamaz. Bir taşınmazın tamamı kamulaştırılabileceği gibi, bir bölümü de kamulaştırılabilir. Ancak kısmi kamulaştırmada taşınmazın geri kalan kısmı kullanılamaz hale gelebilir. Bu durumda, taşınmazın malikine kamulaştırmadan arta kalan kısmın kamulaştırılmasını isteme hakkı tanınmıştır.

Şöyle ki taşınmazsın maliki, idari yargıda kamulaştırma işleminin iptali istemiyle dava açmamış olmak kaydıyla, kamulaştırma kararırının tebliğinden itibaren 30 GÜN içinde idareye başvurduğu takdirde arta kalan kısmın da kamulaştırılması zorunludur.

Kamulaştırma konusunu teşkil eden taşınmazın özel kişilerin mülkiyetinde bulunması gerekir. Kamu mallarının kamulaştırılması mümkün olmadığı gibi kamu tüzel kişilerin özel mülkiyette bulunan taşınmazlarının da kamulaştırılması mümkün değildir.

ee- Şekil ve Usul (Kamulaştırmanın Aşamaları)

Kamulaştırma özel mülkiyeti sona ermesine yol açtığından, öteki idari işlemlere oranla çok daha farklı ve ayrıntılı şekil ve usul kurallarına tabi tutulmuştur. Kamulaştırmada takip edilecek şekil ve usul kurallarını şu şekilde belirleyebiliriz.

aaa Kamulaştırma Bedeli İçin Yeterli Ödenek Temin Edilmesi (İlk Yapılacak İŞ !!!!)

Kamulaştırmayı yapacak olan idare, öncelikle kamulaştırma bedeli için yeterli ödenek temin etmelidir. Yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemine başlanamaz. Diğer bir deyişle yeterli ödenek temin edilmeden kamu yararı kararının alınması, kamlaştırılacak olan taşınmazın belirlenmesi ve kamulaştırma kararını alınması mümkün değildir.

bbb -Kamu Yararı Kararının Alınması

Gerekli ödeneğin temin edilmesinden sonra, kamulaştırma işleminin en önemli hazırlık işlemlerinden biri, kamu yararı kararının alınmasıdır. Kamulaştırma ancak kamu yararını gerçekleştirmek için yapılabileceğinden öncelikle idareyi kamu yararını gerçekleştirmeye yönelten etkeni belirlemesi gerekir. Bir başka deyişle, kamu yararı kararı ile kamulaştırma işleminin sebep unsuru belirlenmiş olur.

KAMU YARARI KARARI VERECEK MERCİLER 

 Kamu yararı kararı verecek merciler şunlardır:

  1. a) Kamu idareleri ve kamu tüzelkişileri;
  2. Kamulaştırma bedelinin taksitlendirme ile ödeneceği konular için kamulaştırmalarda, ilgili bakanlık,
  3. Köy yararına kamulaştırmalarda köy ihtiyar kurulu,
  4. Belediye yararına kamulaştırmalarda belediye encümeni,
  5. İl özel idaresi yararına kamulaştırmalarda il daimi encümeni,
  6. Devlet yararına kamulaştırmalarda il idare kurulu,
  7. Yükseköğretim Kurulu yararına kamulaştırmalarda Yükseköğretim Kurulu,
  8. Üniversite, Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulları,
  9. Aynı ilçe sınırları içinde birden çok köy ve belediye yararına kamulaştırmalarda ilçe idare kurulu,
  10. Bir il sınırları içindeki birden çok ilçeye bağlı köyler ve belediyeler yararına kamulaştırmalarda il idare kurulu,
  11. Ayrı illere bağlı birden çok kamu tüzelkişileri yararına kamulaştırmalarda Bakanlar Kurulu,
  12. Birden çok il sınırları içindeki Devlet yararına kamulaştırmalarda Bakanlar Kurulu.
  13. b) Kamu kurumları yararına kamulaştırmalarda yönetim kurulu veya idare meclisi, bunların olmaması halinde yetkili idare organları,
  14. c) Gerçek kişiler yararına kamulaştırmalarda bu kişilerin, özel hukuk tüzelkişileri yararına kamulaştırmalarda ise; yönetim kurulları veya idare meclislerinin, yoksa yetkili yönetim organlarının başvuruları üzerine gördükleri hizmet bakımından denetimine bağlı oldukları köy, belediye, özel idare veya bakanlık.

KAMU YARARI KARARINI ONAYLAYACAK MERCİLER 

  1. a) Köy ihtiyar kurulları ve belediye encümenleri kararları, ilçelerde kaymakamın, il merkezlerinde valinin,
  2. b) İlçe idare kurulları, il daimi encümenleri ve il idare kurulları kararları, valinin,
  3. c) Üniversite yönetim kurulu kararları, rektörün,
  4. d) Yükseköğretim Kurulu kararları, Kurul başkanının,
  5. e) Türkiye Radyo – Televizyon Kurumu yönetim kurulu kararları, genel müdürün,
  6. f) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Yönetim Kurulu kararları, Yüksek Kurum Başkanının,
  7. g) Kamu kurumları yönetim kurulu veya idare meclisleri veya yetkili idare organları kararları, denetimine bağlı oldukları bakanın,
  8. h) Gerçek kişiler veya özel hukuk tüzelkişileri yararına; köy, belediye veya özel idarece verilen kararlar, valinin, Onayı ile tamamlanır.

Bakanlıklar veya Bakanlar Kurulu tarafından verilen kamu yararı kararlarının ayrıca onaylanması gerekmez. Ayrıca Onaylı imar planına veya ilgili bakanlıklarca onaylı özel plan ve projesine göre yapılacak hizmetler için ayrıca kamu yararı kararı alınmasına ve onaylanmasına gerek yoktur. Bu durumlarda yetkili icra organınca kamulaştırma işlemine başlanıldığını gösteren bir karar alınır.

 

ccc-Kamulaştırılacak Taşınmazın Belirlenmesi

Kamu yararı kararı alındıktın sonra, kamulaştırılacak taşınmazın belirlenmesine sıra gelir. Kamulaştırılacak taşınmaz malın sınırlarını ve cinsini gösterir plan ve krokisi yapılır ve taşınmazın tespiti yapılır.

ddd-Kamulaştırma Kararının Alınması

Kamulaştırılacak taşınmasın belirlenmesinden sonra kamulaştırma kararı alınır. Kamu yararı kararı ile kamulaştırma kararı nitelikleri itibariyle birbirlerinden farklıdır. Kamu yararı karı soyut bir karardır. Oysa kamulaştırma kararı somuttur. Kamulaşırıma kararı ile, kamu yararı kararında belirlenmiş bulunan kamu yararının hangi taşınmaza el konması ile gerçekleşeceği belirlenir.

eee- Satın Alma Usulünün Denenmesi

İdarenin tapuda kayıtlı taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda, kamulaştırma kararını aldıktan sonra, öncelikle satın alma usulünün uygulanmasını denemesi gerekmektedir.( Bu yolu denemek ZORUNLUDUR)

Buna göre idare kamulaştırma kararını aldıktan sonra, taşınmaz malın tahmini bedelini belirlemek üzere, kendi bünyesi içinde en az üç kişiden oluşan bir ya da birden fazla kıymet takdir komisyonu görevlendirir.

İdare kıymet takdir komisyonunca belirlenmiş olan tahmini bedeli belirtmeksizin, kamulaştırma bedelinin peşin ya da -taksitle ödeme koşullarını mevcut olması halinde- taksitle ödenmesi suretiyle ve pazarlıkla satın almak ya da idareye ait bir başka taşınmaz malla trampa yoluyla devralmak istediğini resmi taahhütlü bir yazı ile malike bildirir.

Malik bu yazının tebliğinden itibaren 15 gün içinde, taşınmaz mali pazarlıkla ve anlaşarak satmak ya da trampa etmek isteği ile idareye başvurması halinde uzlaşma komisyonunca belirlenen günde pazarlık görüşmeleri yapılır. Bu görüşmeler sonunda kıymet takdir komisyonunca belirlenmiş bulunan tahmin edilen bedeli aşmamak kaydıyla bedelde ya da trampada anlaşmaya varılması halinde yapılan bu anlaşmayla ilgili bir tutanak düzenlenir.

İdare tarafından 45 gün içinde bedel ödenmeye hazır hale getirilerek malike yazıyla bildirilir ve belirlenin günde idare adına tapuda ferağ verilmesi istenir. Ve ferağ verilmesinden sonra bedel malike ödenir.

Bu şekilde idarece satın alınan ya da trampa edilen mal kamulaştırma yoluyla alınmış sayılır.

 

Kamulaştırma İşleminde Adli Aşama:

Eğer görüşme yoluyla anlaşma yapılamazsa taşınmazın mülkiyeti kendiliğinden İdareye geçmez. Mülkiyetin İdareye geçmesi için mahkemenin tescil kararı vermesi şarttır. Tescil kararını taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi verecektir.

İdare elindeki bütün bilgi ve belgelerle birlikte taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak kamulaştırma bedelinin tespiti ve bu bedelin ödenmesi karşılığında taşınmazın mülkiyetinin tapuda İdare adına tescilini talep eder.

İdarenin başvurusu üzerine Asliye Hukuk Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç 30 GÜN sonrası için belirleyeceği duruşma gününü, dava dilekçesi ve İdarenin mahkemeye sunduğu bilgi ve belgelerle birlikte taşınmaz malikine meşruhatlı (açıklamalı, ayrıntılı) bir davetiyeyle tebliğ eder. Taşınmaz malikinin adresi tüm çabalara rağmen tespit edilememiş ise Tebligat Kanunu hükümlerine göre İlan yoluyla tebligat yapılır.

Asliye Hukuk Mahkemesi ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde yerel bir gazete çıkıyorsa bunda ve Türkiye genelinde yayımlanan gazetelerin birinde kamulaştırmayı ve belgelerin özetini en az bir defa yayımlatır.

Asliye hukuk hakimi duruşmada tarafları bedel konusunda anlaşmaya davet eder. Eğer anlaşma sağlanamazsa mahkeme bilirkişi marifetiyle değeri tespit ettirir.

Mahkeme anlaşma yoluyla ya da bilirkişi marifetiyle belirlenen bedelin bankaya yatırılması ve makbuzunun da ibraz edilmesi için İdareye 15 GÜN süre verir. Bu süre bir kereye mahsus olmak üzere uzatılabilir. Makbuzun ibraz edilmesi üzerine mahkeme taşınmazın tapuda İdare adına tesciline karar verir.

Kamulaştırılan taşınmazın İdare adına tesciline ilişkin asliye hukuk mahkemesi kararı kesin olup, bu kararın temyiz edilmesi mümkün değildir. Buna karşılık, tarafların kamulaştırma bedeline ilişkin mahkeme kararı kısmını temyiz etme hakları bulunmaktadır.

Tescilden sonra mal idarenin özel malları arasına girer. Taşınmazın bir kamu malı niteliğini kazanabilmesi ancak İdarenin bu taşınmazı bir kamu hizmetine ya da kamunun kullanımına tahsis etmesi gerekir.

Kamulaştırma Kanununun 2’nci maddesinin 4650 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasına göre, mahkemece verilen tescil kararı tarihinden itibaren taşınmaz mal sahibinin, kamulaştırılması kararlaştırılan taşınmaz malda yeni inşaat veya ekim yapmak veya mevcut inşaatta esaslı değişiklikler meydana getirmek gibi kullanma hakları kalkar. Bundan sonra yapılanların değeri dikkate alınmaz.

Kamulaştırma Kanununun 31’inci maddesinin 4650 sayılı Kanunla değişik (b) bendi, Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından Kamulaştırma Kanununun 10’uncu maddesi uyarınca malike yapılan meşruhatlı davetiyenin tebliğinden veya ilanen tebliğinden sonra taşınmaz malın başkasına devir ve ferağ veya temlikini yasaklamaktadır.

Kamulaştırma Kanununun 14’üncü maddesinin ilk fıkrasının 4650 sayılı Kanunla değişik şekline göre, kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından, Kamulaştırma Kanununun 10’uncu maddesi gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kamulaştırma işlemine karşı İDARİ YARGIDA İPTAL ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim (BEDELE İTİRAZ) davası açılabilir.

İdare de kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir.

Özetle,  2942 sayılı Kanun 4650 sayılı Kanunla değişik 10’uncu maddesine göre adli aşamada yapılacak iş ve işlemler şunlardır:

  1. Asliye hukuk mahkemesine idarenin müracaatı
  2. Meşruhatlı davetiye (Tebligat ve İlan)
  3. Duruşmada tarafların anlaşmasıyla bedelin tespiti
  4. Duruşmada tarafların anlaşmasıyla bedelin tespiti mümkün olmaz ise mahkeme tarafından bedelin tespiti (bilirkişi tayini, keşif, duruşma günü tespiti, bilirkişilerin kamulaştırma değeri konusunda rapor hazırlamaları)
  5. Kamulaştırma bedelinin bankaya yatırılması (15 gün)
  6. Bedelin hak sahibine ödenmesi ve taşınmazın idare adına tescil kararı.

 

Kamulaştırma Yoluyla İdari İrtifak Hakkı Kurma

Medeni hukukta İrtifak hakkı mülkiyet gibi bir ayni haktır. Ancak kapsamı mülkiyetten daha dardır. Mülkiyet hakkı sahibine sahip olduğu eşyayı, “kullanma ”, ondan “faydalanma” ve onunla ilgili her türlü “tasarrufta bulunma” yetkilerini veren sınırsız bir ayni haktır (MK. m.683). İrtifak hakkı ise, sahibine mal üzerinde “tasarrufta bulunma” yetkisi vermez. Sadece “kullanma” veya sadece “faydalanma” veya hem kullanma hem de faydalanma yetkisi veren bir haktır.

Kamulaştırma Kanunun 4’üncü maddesinde taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılması yerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi, yüksekliği, derinliği üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak kurulabileceği hükme bağlanmıştır. Farklı olarak kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı özel kişiler lehine kurulamaz. !!!!

İrtifak ancak kamu idare lehine kurulabilir. (Ancak  Kamulaştırma özel kişiler lehine yapılabilir. Örn. Kamu imtiyazcıları)

 

c-Malikin Geri Alma Hakkı

Kamu yararı kararında belirtilen sebep gerçekleşmediği takdirde, kamulaştırmanın hükümsüz sayılması ve kamulaştırılan taşınmazın eski malikince geri alınabilmesi gerekir.

Malikin geri alma hakkının doğabilmesi için şu şartların varlığı gerekir:

– İdarenin kamulaştırılan taşınmaz üzerinde kamulaştırma amacına yönelik bir işlem ve tesisat yapmaması ve kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis etmeyerek taşınmazı olduğu gibi bırakması gerekir.

– Malik geri alma hakkını, kamulaştırılan malın bedelinin kesinleşmesinden itibaren 5 yıllık sürenin dolmasından sonra kullanabilir.

– Malik geri alma hakkını, geri alma hakkının doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde kullanmalıdır.

– Malikin kamulaştırma bedelini, bu bedeli aldığı günden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte idareye iade etmesi gerekir.

Sulama, baraj ve iskan projelerinin gerçekleştirilmesi gibi amaçlarla yapılacak kamulaştırmalar için malik lehine geri alma hakkı doğmaz.

– Arsa ofisi Kanunu na göre yapılan kamulaştırmalar ile taksitlendirmeye gidilen kamulaştırmalar da geri alma hakkı kullanılamaz.

Kamulaştırma konusu taşınmaza, başka bir kamu tüzelkişisi ihtiyaç duyarsa yine geri alma hakkı söz konusu olmaz.

            Ancak, Kamulaştırmayı yapan idarece kamulaştırma amacına uygun tesisat, yapı veya donatı yapıldıktan ve en az 5 yıl kullanıldıktan sonra bu ihtiyacın ortadan kalkması nedeniyle kamulaştırma amacında kullanılamayan taşınmazlar önceki mal sahibi veya mirasçılarına iade edilmez. Bu taşınmazların kamulaştırma amacı dışında idarece tasarruf edilmesi hâlinde, önceki mal sahibi veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz. (2013 Değişikliği)

Kamulaştırılacak Malın Başka Bir Kamu Kurumuna Ait Olması

            Kamulaştırma kanununa göre ihtiyaç duyulan/irtifak hakkı kurulacak olan taşınmaz başka bir kamu kurumuna ait ise, malın sahibi idareye talep ile birlikte bedeli de belirterek yazılı olarak müracaat eder. Taşınmazın sahibi idare 60 gün içinde cevap vermez veya red cevabı verirse alıcı idare bu anlaşmazlığı, DANIŞTAY İDARİ DAİRESİ ( 1. DAİRE )  önüne götürür ve Danıştay 2 Ay içerisinde anlaşmazlığı kesin karara bağlar.

d-İdarenin Kamulaştırmadan Vazgeçmesi

Kamulaştırma bir idari işlem olması nedeniyle idari işlemin geri alınması hakkındaki genel hükümlere tabidir. İdarenin kamulaştırmadan vazgeçmesi, kamulaştırmanın ve kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden sonra olabileceği gibi, henüz kamulaştırma ve kamulaştırma bedeli kesinleşmeden de olabilir.

            İdare, kamulaştırmanın tüm aşamaları sona erdikten sonra vazgeçerse bu durumda malik veya mirasçılar kamulaştırma bedelini 3 ay içinde geri vermek şartıyla taşınmazı geri alabilirler. Ancak, 2013 yılı değişikliğine göre, kamulaştırmayı yapan idarece kamulaştırma amacına uygun tesisat, yapı veya donatı yapıldıktan ve en az 5 yıl kullanıldıktan sonra bu ihtiyacın ortadan kalkması nedeniyle kamulaştırma amacında kullanılamayan taşınmazlar önceki mal sahibi veya mirasçılarına iade edilmez. Bu taşınmazların kamulaştırma amacı dışında idarece tasarruf edilmesi hâlinde, önceki mal sahibi veya mirasçıları tarafından idareden herhangi bir hak, bedel veya tazminat talebinde bulunulamaz.

Kamulaştırma Bedeli

            Kamulaştırma bedeli peşin ödenir. Peşin ödemenin istisnası ise trampa ve taksitlendirmedir.. Trampa yoluyla kamulaştırmada trampa teklif edilen malın değeri bedelin %120 sini aşamaz.    

Tarım reformu- büyük enerji sulama projeleri-yeni orman yetiştirilmesi- kıyıların korunması- turizm amaçlı kamulaştırmalarda taksitlendirme yapılabilir.

            Küçük çiftçinin doğrudan işlediği toprağın bedeli MUTLAKA PEŞİN ÖDENİR.

            Taksitlendirmede süre 5 yılı aşamaz.  Ayrıca Anayasaya göre, kamulaştırmada taksitlendirme yapılması durumunda  taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde KAMU ALACAKLARI için öngörülen en yüksek faiz uygulanır. (Anayasa m. 46/son)

 Kamulaştırma Kanunu’na göre ise, taksitlere, peşin ödeme gününü takip eden günden itibaren, DEVLET BORÇLARI için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır. (Kamulaştırma Kanunu m. 3)

 

2-Kamulaştırmasız El Atma

Kamulaştırmasız el atma idarenin usulüne uygun olarak alınmış bir kamulaştırma kararı olmaksızın özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza el atmasıdır. Gerçekten, idare kimi durumlarda, kamulaştırma yoluna gitmeden, ya da yasal bir dayanağı olmadan özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza el atma yoluna gitmektedir. Bu, idarenin hukuk dışı bir davranışı, idarenin bir haksız fiile, idare hukuku deyimi ile “fiili yol” dur.  Kamulaştırmasız el atmayı, hukuka uygun kamulaştırmasız el atma ve hukuka aykırı kamulaştırmasız el atma olarak ayrı ayrı inceleyebiliriz.

a-Hukuka Uygun Kamulaştırmasız El Atma

İdarenin usulüne uygun bir kamulaştırma kararı olmaksızın özel mülkiyetteki taşınmazların belli bölümlerine el atması bazı hallerde yasal olarak mümkün kılınmıştır. Örneğin, imar sınırı içinde bulunan arsa ve arazileri, maliklerinin ve diğer hak sahiplerinin onayı olmaksızın belli bir kısmının imar düzenlemeleri sonucu değerlerinde meydana gelecek değer artışı karşılığında, bir defaya mahsus olmak üzere düzenleme ortaklık payı olarak ayrılması öngörülmüştür  (Düzenleme ortaklık payı, düzenlemeye tabi tutulan arazi ve arsaların düzenlemeden önceki yüzölçümlerinin % 40’ını geçemez ve sadece 1 kez düzenleme ortaklık payı alınabilir.)

Ayrıca düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin ihtiyacı olan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ilk ve ortaöğretim kurumları, yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka maksatlarla kullanılamaz. (İmar Kanunu 2003 Değişikliği)

Düzenleme ortaklık payı alınması, usulüne uygun bir kamulaştırma kararı olmaksızın taşınmazların belli bir kısmına hukuka uygun olarak ve fakat zorla el atılmasıdır.

b-Hukuka Aykırı Kamulaştırmasız El Atma

İdareni yasal bir dayanak olmadan, usulüne uygun bir kamulaştırma kararı almadan özle mülkiyette bulunan bir taşınmazın tamına ya da bir kısmına el atması hukuka açıkça aykırıdır.

Bu tür bir el atma, aslında idareden çıkmasına rağmen yasal hiçbir dayanağı bulunmadığı ve tamamen usul dışı olduğu için bir idari eylem değil ve fakat fiili yol  olarak nitelendirilmektedir. Yani bu el atma o denli hukuka aykırı görülmekteki bu el atma eyleminin idari niteliğini ortadan kaldırmakta ve onu bir haksız fiil haline dönüştürmektedir. Böyle bir el atma ile özel mülkiyet sona ermeyeceğinden malikin bir istihkak davası açmasına gerek görülmemekte ve fakat mülkiyet hakkına yapılan bu hukuk dışı saldırının önlenmesi için bu fiil HAKSIZ FİİL niteliğinden olduğundan adliye mahkemelerine (ADLİ YARGI) başvurarak meni müdahale davası açma hakkı doğmaktadır.

 

3-İstimval (Taşınır Malların Kamu Tarafından  Elde Edilmesi)

Taşınır mallar birbirleri yerine konulacak türden mallar olduklarından, idarenin gereksinim duyduğu taşınır malları kamu gücünü kullanarak elde etmesi çoğu kez gerekmez. Ancak olağanüstü durumlarda, idarenin taşınır malları elde etmesi de zorlaşabilir. İşte bu gibi durumlarda idarenin ihtiyaç duyduğu bu taşınır malları da kamu gücü kullanarak sağlaması gerekebilir ki buna istimval adı verilir.

İstimvalin temel ilkelerini şu şekilde belirtebiliriz.

– Öncelikle istimval yetkisinin kullanılabilmesi için yasal bir dayanağa gerek vardır. (Örn. OHAL Kanunu’nun 7. maddesi)

– İstimvale ancak olağanüstü durumlarda başvurulabilir.

– Taşınır malın değeri ya da karşılığı idarece ödenir

– İstimval işlemi de hukuka uygunluk yönünden İDARİ YARGI denetimine tabidir. Bedele ilişkin uyuşmazlıklar ise ADLİ YARGI çözümlenir.

4-Geçici İşgal

Geçici işgal, bir bayındırlık hizmetinin görülmesi sırasında, bu hizmetin görülmesi için gereksinim duyulan taş, kum, kireç ve benzeri iptidai maddeleri çıkarmak veya hazırlamak ya da bazı eşyaları koyabilmek için özel mülkiyette bulunan taşınmaza idarece geçici olarak el atılmasıdır.

Geçici işgalde de bir bir bayındırlık işi nedeniyle gereksinim duyulan bazı iptidai maddelerin çıkarılması ve hazırlanabilmesi, ya da bazı eşyaların konulması için taşınmazın malikine idare lehine bir yükümlülük getirildiğinden, idari irtifakın bir türü olarak değerlendirilmektedir.

 Geçici işgalde de kamu yararına üstünlük tanınarak özel çıkar feda edilmektedir. Taşınmaz maliki kamu yararı nedeniyle bir fedakârlığa katlanmaktadır. Ancak bu durumda da karşılığında taşınmaz malikine bir bedel ödenmektedir.

 

Geçici İşgalin Unsurları

Sebep ve Maksat: Sebep, idarenin giriştiği bir bayındırlık işidir. Maksat ise kamu yararının gerçekleştirilmesidir.

Konu: Bir bayındırlık işinde gerekli olan ahşaptan başka her türlü taş, kum, kireç vb iptidai maddelerin hazırlanması, temini, malzemenin depolanması için özel mülkiyette bulunan bir taşınmazı işgal etmektir.

Yetki: Geçici işgal işlemi İl İdare Kurulu tarafından tesis edilecektir.

Geçici İşgale İlişkin Uyuşmazlıkların Çözümü

Geçici işgal kararnamesinin hukuka aykırılığı savıyla açılacak iptal davaları taşınmazın bulunduğu yerdeki İdare Mahkemesinde çözümlenir. Taşınmaz maliki, takdir olunan tazminat miktarını düşük buluyor ise adli yargıya başvurabilir.

 

Acele Kamulaştırma

            3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın Kamulaştırma Kanunu dairesindeki esasları dairesinde ve Kamulaştırma Kanunu’na göre seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına Kamulaştırma Kanunu’na göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.

            Acele kamulaştırmada sadece bedel tespiti yapılmakta diğer işlemler sonradan tamamlanmaktadır. Ancak acele hallerde dahi olsa kamulaştırma bedeli mal sahibi adına peşin olarak ödenmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 6

İDARENİN GÖREVLERİ

I-KOLLUK FAALİYETLERİ

İdarenin kamu düzenini korumak ve sağlamak için giriştiği tüm faaliyetlere kolluk faaliyetleri denilmektedir.

      Kamu Düzeni: Bozulduğunda kamu yararını olumsuz yönde etkileyen ve bozulmasının önlenmesiyle kamu yararı gerçekleşen düzendir.

Kamu düzeni, güvenlik, dirlik ve esenlik ve sağlık öğelerinden oluşan bir kavramdır. Kamu düzeni;

  • Güvenlik bireylerin can ve eşyalarına zarar verebilecek tehdit ve tehlikelerin yokluğu anlamına gelir. Kısaca güvenlik, bireylerin umumi veya umuma açık yerlerde saldırıya, engellenmeye ve kazaya maruz kalmadan, can ve malları için endişe duymadan bulunmaları ve dolaşmalarının sağlanmasıdır.
  • Dirlik ve esenlik, yaşamın normal seyrini olumsuz yönde etkileyebilecek her türlü düzensizlik ve karışıklığın yokluğu
  • Sağlık, toplumun bulaşıcı ve yaygın hastalıklardan uzak tutulmasını, toplumun sağlık koşulları içinde yaşamını sürdürmesini ifade eder.

            Toplumun bir bütün olarak bulaşıcı ve yaygın hastalıklardan uzak tutulması, bu gibi hastalık tehlikelerinin olmaması anlamına gelmektedir.

İdari Kolluk- Adli kolluk

      Adli kolluğun kanunlarını suç saydığı eylemlerin işlenmesinden sonra ve adli kovuşturma amacıyla yürütülen bir faaliyet olmasına karşılık; idari kolluk, kanunların suç saydığı   bir eylem henüz işlenmeden önce ve de kamu düzenini tehdit eden veya tehlikeye düşüren durumların ortaya çıkması halinde yürütülen bir faaliyettir. Bu nedenle, adli kolluğun bastırıcı niteliği ağır basarken, idari kolluğun önleyici ve durdurucu niteliği daha belirgindir.

      Her iki kolluk da İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenmiştir. Dolayısıyla her iki kolluğun ayrı örgütleri yoktur. Öte yandan çoğu kez idari kolluk ve adli kolluk görevlerini yerine getiren görevliler de aynıdır.

            Gerçekten, 3201 sayılı Kanunun 9/c maddesinde, ancak tam teşekküllü polis karakollarında adli kolluk kadrolarının bulunacağı belirtilmektedir.

            İdari kolluk idari makamların emri altında faaliyet göstermekte ve bu faaliyetlerden doğan uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenmektedir. Buna karşılık, adli kolluk adli makamların emri altındadır ve faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklar adli yargıda çözümlenmektedir.

            İdari kolluk görevlilerinin görevleri ile ilgili veya görevleri esnasında işledikleri suçların kovuşturulması Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat hükümlerine tabi iken, adli kolluk görevlilerinin işledikleri bu gibi suçlar Cumhuriyet Savcısı tarafından doğrudan doğruya kovuşturulur.

            Genel kolluk (umumi zabıta) polis ve jandarmadan meydana gelir ve emniyet ve asayişi temin ile yükümlüdür. Özel kolluk ise sınırlı göreve sahiptir, gümrük, turizm kollukları gibi.

 

Genel İdari Kolluk – Özel İdari Kolluk

İdari kolluk, genel idari kolluk ve özel idari kolluk olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Genel idari kolluk kamu düzeninin sağlanmasını amaçlarken, özel idari kolluk toplumun belirli ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlar. Emniyet teşkilatı kanunda kolluk örgütü genel ve özel kolluk olarak ikiye ayrılacağı belirtildikten sonra, genel kolluk polis ve jandarma olarak belirtilmiştir.

Özel kolluk ise genel kolluk dışında kalan ve özel yasalarına göre kurulan ve belirli görevleri olan kolluk kuvvetleri olarak tanımlanmaktadır. Bu açıklamalara uygun olarak özel kolluğun genel idari kolluktan ayrıldığı noktaları şu şekilde belirleyebiliriz.

Yetkili makamın belirlenmesindeki özellik: Özel kolluk yetkisinin normal olarak kolluk yetkisine sahip olmayan bir makama tanınması söz konusudur. Kolluk faaliyeti ile ilgili hizmeti gören Bakanlığa ve genel müdürlüğe bağlı olarak faaliyette bulunurlar. Bu nedenle özel kolluk “hizmet kolluğu” olarak ta isimlendirilmektedir. Orman, Turizm gibi.

Özel kolluğun amacı kısmen veya tamamen genel kolluğun amacından farklı olabilir. Örneğin, eski eser ve anıtların korunması amacıyla idareye verilen kolluk yetkisi veya av kolluğu, talih oyunları kolluğu, gümrük muhafaza veya özel güvenlik görevlileri. buna örnek gösterilebilir.

Yukarıdaki açıklamalar rağmen genel kollukla özel kolluğu birbirinden ayırmak her zaman mümkün olmamaktadır.

d- İdari Kolluk Makamları ve Personeli

Kolluk faaliyetleri, kolluk makamları ve kolluk personeli tarafından yerine getirilmektedir. Kolluk alanında düzenleyici işlemler yapma yetkisine sahip olanlar için “kolluk makamı”, sübjektif işlemler yapanlar için “kolluk üstleri”, bunlar dışında kalanlar için ise “kolluk personeli” kavramı kullanılmaktadır.

aa- Kolluk Makamları

İdari Kolluk makamları kolluk faaliyeti ile ilgili düzenleyici işlem yapma yetkisine sahip olan makamlardır. Buna göre genel idari kolluk makamları şu sayılanlardan oluşmaktadır:

Bakanlar Kurulu,

-İçişleri Bakanı,

-Mülki İdari Amirler; (Vali, kaymakam ve Bucak Müdürü ).

            Bakanlar Kurulu kolluk kanunlarının uygulanmasını göstermek ve bu kanunların emrettiği işleri belirtmek üzere tüzük çıkarma yetkisine sahiptir.

Bakanlar Kurulu düzenleme yetkisine sahip organ olarak hem genel, hem özel kolluk alanında yetkili organdır. Bakanlar kurulu kolluk yetkisini düzenleyici işlemler yaparak kullanmakla beraber bireysel işlemler yaptığı da olmaktadır. Örneğin, BK almış olduğu grev erteleme kararı bir birel işlemdir.

İçişleri Bakanı genel idari kolluğun başıdır. İçişleri Bakanı, Anayasanın 124. maddesine göre yönetmelik çıkararak düzenleme yapabileceği gibi, Polis Vazife ve Selahiyetleri Kanununa göre de kolluk görev ve yetkilerinin yerine getirilip kullanılmasında en büyük mülkiye amirinin verebileceği emirleri resen verebilmektedir.

– Bakanlar Kurulu ve İçişleri Bakanı kolluk kanunları ve tüzüklerinin uygulanmasını göstermek üzere yönetmelikler çıkartma ve valiler de “genel emirler” çıkarma yetkisine sahiptirler.

Genel emir çıkarma yetkisi yalnız valileri tanınmış olmakla birlikte, valiliklerin bü tür düzenlemelerle kaymakamlara da yetki verdikleri görülmektedir.

 

bb- Kolluk Personeli

Kolluk personeli, kolluk konusunda işlem tesis etmeye yetkili olmayıp, sadece kolluk makamları tarafından tesis edilen işlemleri uygulamakla görevli kılınmış kolluk kamu görevlileridir.

Genel idari kolluk personeli polis ve jandarmadan oluşmaktadır. Polis şehir ve kasabaların kolluk personelidir. Jandarma ise kırsal yörelerde görev yapan kolluk personelidir.

Polis üniformalı veya sivil olabileceği gibi, vasıtalı yada vasıtasız da olabilir. Ancak her polis silahlıdır ve aynı ödev ve yükümlere tabidir.

Adli ve idari polis, İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde örgütlenmiştir. Emniyet Genel Müdürlüğünün tüzel kişiliği yoktur.  Siyasi polis ise, Başbakanlığa bağlı MİT bünyesinde örgütlenmiştir. MİT in tüzel kişiliği yoktur.

Jandarma kolluk yetki ve görevleri yönünden içişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Genel Komutanlığına, eğitim ve öğretim yönünden Genel Kurmay Başkanlığına bağlıdır.

Polis ve jandarma dışında, yardımcı genel idari kolluk personeli, mahalle ve çarşı bekçileridir. Bunlar, görevli bulundukları yerlerde polis ve jandarmanın emrinde ve onlara yardımcı kolluk personelidir.

Bu genel kolluk personeli dışında, İçişleri Bakanı ve valiler, zorunlu olan durumlarda, silahlı kuvvetler birliklerinden de kolluk personeli gibi yararlanma yetkisine sahiptirler. Buna göre, İçişleri Bakanı gerekli olan durumlarda Bakanlar Kurulu kararıyla ordu birliklerinden yararlanır.

Vali de il içinde kolluk kuvvetleri ile bastırılamayacak olağanüstü ve ani olayların ortaya çıkması halinde en yakın askeri kuvvet komutanını (kara-deniz-hava) başvurarak yardım ister ve bunu yazı ile de teyit eder. Valinin bu isteği anında yerine getirilir.

Buna karşılık kaymakamların askeri birliklerden doğrudan doğruya yardım isteme yetkisi yoktur. Olağanüstü durumların çıkması durumunda kaymakam, valiye ve en yakın askeri birlik komutanına haber vermekle görevlidir.

İçişleri Bakanı ve vali tarafından silahlı kuvvetlerden yardım istenmesi ve bu talebin yerine getirilmesi durumunda, sıkıyönetimin tersine, kolluk yetki ve görevleri askeri makamlara geçmez. Bu durumlarda, İçişleri Bakanı ve silahlı kuvvetleri kendi sorumluluğu altında güvenliğin sağlanması veya yerine getirilmesi işlerinde kullanma yetkisine sahiptirler. Dolayısıyla, bu gibi durumlarda askeri birliklerin kolluk makamları, yerine göre, İçişleri Bakanı ve validir. Kolluk kuvvetlerine yardım eden silahlı kuvvetler komutanları ve emrindekiler ise kolluk personeli durumundadırlar.

Köy kolluk personeli ise, köylünün ırzını, canını ve malını korumakla görevli silahlı köy koruyucularıdır. Bunlar köy ihtiyar meclisi tarafından tutulur ve kaymakamın emri ile işe başlarlar. Her köyde en az bir köy koruyucusu bulunur. Nüfusu 1000 den fazla olan köylerde her 500 kişi için bir koruyucu daha tutulur.

Kamu düzeninin bozulması, şiddet ve terör olaylarının ortaya çıkmasından sonra geçici köy korucuları oluşturulur. Bu korucular Valinin teklifi ve İçişleri Bakanı nın onayı ile göreve başlarlar.

e-Kolluk İşlemleri

Kolluk yetkisinin kullanılması sırasında değişik nitelikte işlemler yapılmaktadır. Bunlar arasında düzenleyici işlemler yanında bireysel işlemler yapıldığı gibi; bunların uygulamaya geçirilmesi amacıyla eylemlerde yapılmakta, gerektiğinde kuvvet kullanılarak zora da başvurulmaktadır.

aa- Düzenleyici İşlem – Bireysel İşlem

İdare, kolluk görevini her şeyden önce düzenleyici işlemler yaparak yerine getirir. Kamu düzeninin tehdit edecek yada tehlikeye düşürecek tutum ve davranışların ayrıntıları, idarenin düzenleyici işlemleri ile belirlenir. Bu nedenle kolluk alanında düzenleyici işlemlere çokça rastlanır. Bu bağlanda, Bakanlar Kurulu tüzük, bakanlıklar yönetmelik, tebliğ ve genelge, valiler de genel emir çıkararak bu yetkilerini kullanmaktadırlar.

Ayrıca idare, kolluk kanunlarının uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtme yada kolluk kanunlarının uygulanmasını sağlamak için yaptığı tüzük ve yönetmelikleri belli kişi ve durumlara uygulamak suretiyle bireysel işlemlerde tesis eder. Bunlar genelde izin verme, yasaklama, emir verme biçimlerinde ortaya çıkmaktadır. Bu işlemler genelde yazılı olmakla birlikte, sözlü, hatta bir hareket (polisin dur işareti gibi) veya mekanik işaret (trafik işaretleri) olabilir.

bb- Kolluk Yetkilerinin Kullanılma Usulleri (İzin ve Bildirim Usulu)

Kamu düzeninin korunmasına yönelik olarak izlenen usuller de farklılık göstermektedir. İdare, kumu düzenini korumak ve sağlamak amacıyla, bireylerin ve topluluklarının faaliyetlerini yasaklayabilir, gözetim ve denetimlerini yapabilmek ve gerekli önlemleri alabilmek için bu faaliyetleri izin, bildirim usulüne tabi tutabilir.

İdare bireylerin suç niteliğindeki faaliyetlerini tamamen yasaklayabilir. Ama bireylerin suç niteliği taşımayan faaliyetlerini idarece sürekli olarak yasaklanması düşünülemez. İdare, bireylerin ve toplulukların faaliyetleri üzerinde kamu düzeninin korunması amacıyla yürüttüğü gözetim ve denetim yetkilerini genelde izin ve bildirim usullerini kullanarak yerine getirmektedir.

aaa – İzin (Ruhsat) Usulü

İzin usulü, idarenin bireylerin bazı faaliyetlerini önceden denetleyebilmesi ve gerektiğinde engelleyebilmesi için öngörülmüştür. Bu usulde, idare, yapacağı denetimin sonucuna göre, belli bir faaliyete izin ve ruhsat vermeye ya da vermemeye yetkilidir. Sırf belli bir faaliyeti yürütmeyi ilişkin izin veren ruhsat kolluk ruhsatı olarak adlandırılır ve bir kolluk denetim türüdür.

İzin usulünde, kolluk makamının izin verme yetkisi bağlı yetki olabileceği gibi serbest değerlendirmeye dayanın bir takdir yeksisi de olabilir. Birinci halde belli ve nesnel niteliklere sahip olan ya da koşulları yerine getirenlere izin verilmemesi hukuka aykırı olduğu gibi, ikinci halde de idare başta eşitlik ilkesine uymak zorunda olup, takdir yetkisini hukuki sınırlar içinde kullanmalıdır.

bbb – Bildirim Usulü

Bu usulü ise izin usulüne göre daha yumuşak olup, izin usulünün tersine, bireylerin bazı faaliyetleri önceden idarece denetlenmesi ve gerektiğinde engellenmesi düşünülmemiştir. Bildirim usulü, idarenin bireylerin belli faaliyetlerinde önceden haberdar olması ve gerekli önlemleri alabilmesi amacına yöneliktir.

Örneğin bir toplantı ve gösteri yürüyüşü en az 48 saat önce mahalli en büyük mülki amire bildirilmelidir. Ancak bu bildirim İZİN anlamına gelmez.

Çünkü Anayasa’nın 34. maddesi uyarınca: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir

2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan 48 saatlik süre, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanım biçimine ilişkin bir bildirim süresidir.

II- KAMU HİZMETLERİ

Tanımı

Günümüze kadar kamu hizmetlerinin pek çok tanımı yapılmıştır. Ancak devletin tarihi süreç içerisinde üstlendiği görevlerin değişmesi ile yapılan tanımlar yetersiz kalmıştır. Bütün bu yetersizliklere rağmen kamu hizmeti kavramını,  siyasal organlar tarafından kamuya yararlı olarak kabul edilen, bir kamu kuruluşunun ya kendisi ya da yakın denetimi ve gözetimi altında özel kesim tarafından yürütülen faaliyetler olarak tanımlayabiliriz. Kamu hizmetleri toplumun ortak ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik faaliyetlerdir. Ancak, niteliği gereği kamu hizmeti sayılacak faaliyet türünü belirlemek imkânsızdır.

Kamu Hizmetine Egemen Olan İlkeler

Kamu hizmetleri nasıl görülürse görülsün, hizmetin görülmesinde uyulması gereken ilkeler vardır. Bunlara kamu hizmetinin genel ilkeleri denilmektedir. Her bir kamu hizmeti kendi özel kurallarına tabi ise de, hepsinde ortak olan bazı özellikler ve hepsine egemen olan temel bazı ilkeler vardır. Bu ilkeler, süreklilik, eşitlik, değişkenlik ve uyumdur. Ancak, son zamanlarda bu klasik ilkelere yenilerinin eklendiği görülmektedir. Bu yeni ilkeler ise katılma, şeffaflık, basitlik, sorumluluk ve ulaşılabilirlik olarak belirlenebilir.

a-Süreklilik (kesintisizlik) ve Düzenlilik.

Kamu hizmetleri kamu yararı amacı ile yapıldıklarından sürekli ve düzenli bir biçimde yürütülmesi gerekir. Kamu hizmetlerinde grev yasağı bunun en önemli hukusal sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Süreklilik ilkesinin bir başka sonucu da 657 sayılı DMK’nun 20. maddesinde, memurun ‘genel hakları’ arasında düzenlenen ‘çekilme’ hakkının kullanılmasının sınırlandırılmış olmasıdır.

Çünkü, DMK m. 94 e göre, çekilmek isteyen memur, yerine atanan kimsenin gelmesine veya çekilme isteğinin kabulüne kadar göreve devam etmek zorundadır. Ancak, bir aya kadar yerine atanan kimse gelmez veya vekil atanmazsa, üstünü haber vererek görevini bırakabilmektedir.  96. maddeye göre ise memur, yerine atanan gelip işe başlamadıkça görevini bırakamamaktadır.

Ancak kamu hizmetlerin kesintisiz olarak yürütülmesi demek, onların mutlaka her an, günün ve gecenin her saatinde yürütülmesi gerektiği anlamına gelmez. Kamu hizmetlerinin sürekli ve düzenli olma ilkesine ters düşen bir idari işlem hukuka aykırı olduğundan idari yargı yerlerince iptal edilebileceği gibi, buna ters düşen bir işlem ve eylemden bir zarar doğmuşsa idarenin mali sorumluluğuna da gidilebilir.

b- Değişkenlik ve Uyum

Süreklilik ilkesinin bir uzantısı gibi görülebilen bu ilke uyarınca kamu hizmetleri, değişen ve gelişen koşullara ve teknik verileri uymak zorundadır. Bu yüzden kamu hizmetlerin örgütlenme ve iç işleyişlerinde yeni yöntemlere, araç-gereç ve düzenlemelere yer verilmelidir. Bu ilke uyarınca idarenin kamu hizmetlerinin günün koşullarına uygun olarak daha iyi ve düzenli biçimde yürütülebilmesi için düzenleyici işlemlerinde her zaman gereken değişiklikleri yapabileceği, bu değişiklikler karşısında ilgililerin kazanılmış hak savında bulunamayacakları kabul edilmektedir.

c-Nesnellik ve Eşitlik

İdare kamu hizmetini dilediğine sunmakta serbest olmadığı gibi, eşit durumda bulunanlara eşit, farklı konumda bulunanlara da farklı biçimde sunmak durumundadırlar. Kamu hizmetlerinden yararlanmada söz konusu olan eştilik ‘matematiksel’ bir eşitlik olmayıp kişilerin içinde bulundukları durumun özelliklerini dikkate alan bir eşitlik anlayışıdır. Buna göre kamu hizmetleri toplumsal gereksinimlerin giderilmesi için yürütüldüklerinden idare bu hizmetleri yürütürken nesnel davranmak ve yan tutmamak zorundadır.

d-Bedelsizlik

Kamu hizmetlerinden yararlananlardan bir bedel alınıp alınmayacağı, alınabilecekse bunun hukuki niteliğinin ne olduğu tartışılagelen konulardandır. İdare sınırlı sayıdaki kamu hizmetini yürüttüğü dönemlerde, hizmetten yararlananlardan bir para almıyordu. Bugün ise devletin işlevini süreç içerisinde değişikliğe uğramış olmasından dolayı sadece bazı klasik kamu hizmetleri parasız yürütülmektedir. Kamu hizmetlerinin bedelsizliği ilkesi ’24,’61 ve ’82 Anayasalarının ortak hükmüdür.

 

KAMU HİZMETLERİNİN TÜRLERİ

a-Tekelli – Tekelsiz Kamu Hizmetleri

Eğer kamu hizmeti faaliyetleri özel kesime tamamen yasaklanmış ise tekelli kamu hizmetinden bahsedilir. Buna karşılık kamu hizmeti özel kesim tarafından da yürütülebiliyorsa tekelsiz kamu hizmetlerinden bahsedilir. Örneğin, eğitim, sağlık, ulaşım gibi kamu hizmetleri kamu yanında özel kesim tarafından da yürütülmektedir. Liberalleşmeyle birlikte kamunun tekelinde olan hizmetlerinde özel kesime açılmasıyla tekelli kamu hizmetlerinin sayısının oldukça azaldığını söyleyebiliriz.

Halen TCDD yolları tarafından yerine getirilen demiryolu taşımacılık hizemitini tekelli kamu hizmetlerine örnek gösterebiliriz.

b-Yürütüldükleri Alana Göre (milli-mahalli)

Kamu hizmeti tüm ülke düzeyinde yürütülüyor ve tüm yurttaşların yararlanmasına sunuluyorsa milli kamu hizmeti söz konusudur. Örneğin, eğitim hizmeti, sağlık hizmeti milli bir kamu hizmetidir.  Buna karşılık bir yörede yürütülen ve sadece o yöre halkının yararlanmasına sunulmuş bir kamu hizmeti ise mahalli kamu hizmetidir. Örneğin, ASKİ’nin sunmuş olduğu kamu hizmeti mahalli bir kamu hizmetidir. Çünkü sadece Ankarada yaşayanların ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş bir hizmettir.

c-Konularına Göre Kamu Hizmetleri

aa-İdari Kamu Hizmetleri

İdari kamu hizmetleri devletin öteden beri yürüttüğü geleneksel kamu hizmetleridir. Örneğin, sağlık ve eğitim hizmetleri, nüfus ve kadastro hizmetleri gibi.

bb- İktisadi Kamu Hizmetleri

19 yy ın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan demiryolları, telefon gibi bireylerin veya toplulukların mali güçlerinin yetersizliği nedeniyle yürütemedikleri iktisadi ve sınai nitelikteki faaliyetlerden oluşmaktadır.

cc- Sosyal Kamu Hizmetleri

Devlet ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından öteden beri yürütülen emeklilik ve fakirlere yardım gibi faaliyetler yanı sıra, özellikle 2.Dünya savaşından sonra gelişmeye başlayan çalışma düzenine ve sosyal güvenliğe ilişkin faaliyetlerdir. Sosyal Güvenlik Kurumu, Türkiye İş Kurumu, Basın İlan Kurumu sosyal kamu hizmeti sunarlar.

dd- Bilimsel- Teknik- Kültürel Kamu Hizmetleri

İdarenin genellikle özel faaliyetlere konu olan bilimsel ve teknik araştırmalara, müzik, resim, bale gibi sanat ve kültür hareketlerine el atması sonucu ortaya çıkmış olan kamu hizmetleridir. TUBİTAK, Üniversiteler, Devlet Opera ve Balesi vs.

 

Kamu Hizmetlerinin Görülme Usulleri

Kamu hizmetlerinin görülme biçimi, hizmetin konusu ve niteliğine göre değişebilmektedir. Genel olarak kamu hizmetlerinin idare tarafından görülme usulü Emanet Usulüdür. İdari olarak nitelendirilen klasik kamu hizmetleri kamu kurum ve kuruluşları tarafından “emanet” usulüyle görülürken, diğer kamu hizmetleri ruhsat, müşterek emanet, iltizam, imtiyaz ve Yap-işlet-devret usulleri ile kamu kurum ve kuruluşları yanında özel kişiler ve kuruluşlar tarafından da görülebilmektedir.

a-Emanet Usulü

Bir kamu hizmetinin devlet veya diğer kamu tüzel kişileri tarafından doğrudan doğruya, kendi personel, para, araç ve gereçleri ile görülmesine emanet usulü denir. Bu usulün ayrıcı özellikleri şu şekilde belirlenebilir.

–   Hizmet ayrı bir tüzelkişilik olarak örgütlenmemiştir. Dolayısıyla, hizmet devlet tüzelkişiliğinin veya bir kamu idaresinin faaliyeti olarak görülmektedir.

– Mali açıdan hizmetin yürütülmesi için gerekli ödenek hizmetin sahibi idarenin bütçesinde yer almaktadır ve onun bağlı olduğu usullere uygun olarak ödenmekte ve denetlenmektedir.

– Bu hukuki rejim içinde hizmeti görenler kamu görevlisidir; hizmetin yürütülmesi sırasında yapılan işlemler de genel de tek yanlı idari işlemler ve idari sözleşmelerdir.

b- Ruhsat Usulü

Kamu Hizmeti idare lehine tekel konusu yapılmamış ise, bu faaliyet idarenin vereceği bir izin ile özel kişilere de gördürülebilir. Özel eğitim kurumlarının sunduğu eğitim hizmeti, özel sağlık kurumlarının sunduğu sağlık hizmeti bunlara örnek olarak gösterilebilir. Bu tür hizmetlerin nitelikleri gereği veya kamusal alan üzerinde yürütülmeleri dolayısıyla kamu hizmeti yükümlülüklerine tabi tutuldukları kabul edilmektedir.

Bu hizmetler üzerinde idarenin denetimi de kolluk denetimini aşan ve hizmete içten müdahaleye varan bir nitelik kazanmaktadır. Bu sebeple ruhsat alma şartların taşıyan özel kişiler bu hizmetleri idarenin vereceği bir işlem ile görebilmektedirler.

Ruhsat usulünde idare ile bir özel kişi arasında herhangi bir sözleşme yapılmaz. İdare tek yanlı olarak vereceği bir izin ile belli bir kamu hizmetini özle bir kişiye gördürür.

Kamu hizmetinin asıl sahibi ve sorumlusu idare olduğu için idarenin hizmeti gören özle kişi üzerinde geniş bir denetim ve gözetim yetkisi vardır. Ücret, idare tarafından belirlenir.

Belediye sınırları içinde toplu taşımacılık yapmak, özel eğitim kurumları ve özel hastane açmak, maden işletmek ruhsat alınması gereken hizmet türleridir.

2001 yılında 4628 Sayılı Kanun ile, elektrik hizmetlerinin özel kişilere gördürülmesinde Ruhsat Usulü benimsenmiştir. Bu kanun ile, elektrik üretimi, dağıtımı, toptan satışı, perakende satışı, ithalat ve ihracaat faaliyetlerinin Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’ndan (EPDK) ruhsat almak şartıyla özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişilerce (Anonim veya LTD şirketlerce) yürütülmesine imkan tanınmıştır. Bu kanun ile birlikte elektrik hizmetlerinde imtiyaz ve özel hukuk sözleşmesi usulü terk edilmiştir.

 

 

 

 

c- Müşterek Emanet Usulü

“Ortak yararlı yönetim” olarak ta isimlendirilen bu yöntem, kamu hizmetinin masrafları, kar ve zararı idareye ait olmak üzere, gelir üzerinden belli bir pay veya götürü bir ücret karşılığı özel bir kişiye gördürülme usulüdür.

Hizmetin yürütülmesini üstlenen özel hukuk kişisi giderleri hizmetten yararlananlardan aldığı bedelle karşılamakta, kalan kısım olursa idare ile özel kişi arasında sözleşmede belirlenen biçimde paylaşılmaktadır. Bu gün terkedilmiş olup Osmanlıda sahil fenerlerinin işletilmesi bu usul ile görülmüştür. Bu usulde idare ile özel kişi arasında bir sözleşme yapılmaktadır.

Müşterek emanet usulünün imtiyaz ve iltizamdan farkları şu şekilde belirlenebilir.

– İmtiyaz sahibi ve mültezim hizmeti, tüm risk ve tehlikeleri kendileri üstlenerek yürüttükleri halde bu usulde hizmeti üstlenen hizmeti idare hesabına yürütür.

– Bu usulde finansman hizmetten yararlananlardan alınan ücretle sağlanmaz, idare tarafından sabit bir ücret ödenir. Ancak, hizmetin kalitesi ve sağlanan tasarrufa bağlı olarak ek ödemelerde yapılabilir.

d-İltizam Usulü

Belirli süreli bir sözleşme ile idarenin bir kamu hizmetini özel kişiye gördürmesi usulüne iltizam usulü denir.  Bu usul Mültezim adı verilen özel bir kişiye götürü veya orantılı bir kazanç ya da ücret karşılığında bir kamu hizmetinin gördürülmesidir. İltizam usulü ile Osmanlıda tarım ürünleri vergilerinin toplanması yoluna gidilmiştir.

Cumhuriyet döneminde ise yalnız göl ve nehirlerle, deniz kıyılarındaki Hazineye ait dalyan ve lolilerden yararlanmak ve Devlet tekelindeki seassürans (mükerrer sigorta) hakkını işletmede başvurulan bir yol olarak görülmektedir.

İltizam usulünün ayrıcı özellikleri şu şekilde belirlenebilir;

-İdare hizmet için gerekli tesisleri kendisi sağlamaktadır. Tesislerin idare tarafından kurulması bunu bunu imtiyazdan ayırmaktadır. Hizmet için gerekli tesisler idare tarafından kurulduğundan süresi imtiyazdan kısadır.

– Mültezim (özel kişi) hizmeti görmesi karşılığında idareye götürü bir bedel ödemektedir.

– Özel kişi hizmeti tüm risk ve tehlikelerini üstlenerek yürütmektedir.

-Özel kişi hizmetten yararlananlardan bir bedel almaktadır. Ancak, hizmetten yararlananlardan alınan bedelin tümü mültezime kalmaz, bir bölümünü idareye vermek zorundadır.

 

e- İmtiyaz Usulü

İdarenin bir özel kişi ile yaptığı sözleşme ile bir kamu hizmetinin masrafları, kar ve zararı özel kişiye ait olmak üzere, özel bir kişice kurulması ve/veya işletilmesi ya da kurulmuş bir kamu hizmetinin işletilmesi usulüdür.

2575 sayılı Danıştay kanununun ilgili 23. ve 24. maddelerinde ve 1982 Anayasasının 155. maddesinin II. fıkrasında Danıştay’ın kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerini inceleme görevi belirtilmişti. Ancak 13 Ağustos 1999 tarih ve 4446 sayılı kanun ile Anayasanın ilgili 155. maddesinin 2. fıkrasını; Danıştay’ın inceleme görevini, görüş bildirme şeklinde değiştirmiştir.

İmtiyaz sahibi, sözleşmenin mali dengesinin korunmasını isteme, gerekli kamulaştırmanın yapılmasını ilgili kamu kurumundan isteme ve hizmetten yararlananlardan ücret alma haklarına sahiptir.

İdare ise, denetleme hakkına sahiptir. Her zaman sorumluluğuna katlanmak kaydıyla tek taraflı olarak sözleşmeyi sona erdirebilir. (Değişkenlik ve uyum ilkesi).. İdare imtiyaz sahibinin hiçbir kusuru olmasa bile sözleşmede öngörülen koşullarda veya tek yanlı belirlediği biçimde imtiyazı satın alarak kamu hizmetini yeniden üstlenebilir. Buna RACHAT adı verilir.

Devlet adına imtiyaz verme yetkisi Bakanlar Kuruluna, belediye idareleri adına imtiyaz verme yetkisi belediye meclisine aittir.

 

İmtiyaz usulünde doğan uyuşmazlıkların çözümü:

Yapılan kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin uygulanması sırasında iki tür uyuşmazlık ortaya çıkabilir. Bunlar;

  • idare ile imtiyaz sözleşmesinin tarafı olmayan 3. kişiler arası
  • idare ile imtiyaz sözleşmesinin tarafı özel kişi arası olabilir.

 

 

İdare ile imtiyaz sözleşmesinin tarafı olmayan 3. kişiler arası uyuşmazlıkların çözümü:

  1. kişiler eğer akdedilmiş bir imtiyaz sözleşmesiyle menfaatleri ihlal ediliyorsa idari yargıda iptal istemiyle dava açabilirler. İptal davası ancak idarenin tek yanlı olarak yaptığı işlemler karşısında uygulanır yönündeki görüşlere rağmen sözleşmenin iptale konu olamayacağı yönünde de düzenleme yoktur.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin konu, şekil, maksat gibi unsurlarından hukuka aykırılığı iddia edilip iptal istemiyle dava açılabilir. 2575 sayılı Danıştay kanununun 24. maddesinde Danıştay ilk derece mahkemesi olarak iptal davasına bakmakla görevlendirilmiştir ve sözleşmenin hukuka aykırılığını görürse sözleşmenin iptali yönünde karar alır.

  1. kişiler ayrıca söz konusu kamu hizmetinin iyi yürütülmemesi sonucu uğradıkları zararların tazmini için de idareye tazminat davası açabilirler. Bir kamu hizmetinin 3. kişilere gördürülmesi ve kötü işletim idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

İdarenin buradaki sorumluluğu kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinde sahip olduğu kamu hizmetini gördürttüğü özel kişiyi denetim, gözetim ve yaptırım görevlerini yeteri kadar kullanmaması sonucu hizmet kusurunun oluşmasıdır.

İdare ile imtiyaz sözleşmesinin tarafı özel kişi arası uyuşmazlıkların çözümü:

Bu uyuşmazlıklar 2575 sayılı Danıştay kanununun 24. maddesinde belirtilen Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak baktığı davalar içersinde yer alır.

Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi idare tarafından tek yanlı fesih yetkisi kullanılarak ortadan kaldırıldığında işlemin hukuka aykırı olduğu iddiası ile imtiyaz sahibince dava açılırsa iptal davası; idare fesih yetkisini kullanmayarak bizzat mahkemeye başvurup sözleşmenin iptalini istediği zaman davanın tam yargı davası. Sözleşmenin mali uyuşmazlıklarından doğan davalar tam yargı davasıdır.

TAHKİM

13.8.1999 tarih ve 4446 sayılı kanun ile anayasanın 125. maddesinde yapılan değişiklikte oluşturulan milletlerarası tahkime, ancak yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar halinde gidilebileceği belirtilmiştir. 21.1.2000 tarih ve 4501 sayılı kamu hizmeti ile ilgili şartlaşma ve sözleşme kanununda kabul edilen yabancılık tanımı da tartışmalara çok açık olup:

 

  1. sözleşmeye taraf kurulu veya kurulacak şirket ortaklarından en az birinin 18.1.1954 tarihli ve 6224 sayılı yabancı Sermayeyi Teşvik Hükümlerine göre yabancı sermayeyi teşvik mevzuatı hükümlerine göre yabancı menşeli olması veya
  1. sözleşmenin uygulanabilmesi için yurt dışı kaynaklı sermaye veya kredi veya teminat sözleşmelerinin akdedilmesinin gerekli olması hallerinden birini ifade eder.

Milli hakem ( ulusal tahkim ) kararlarının TEMYİZ mercii ve yine milletlerarası hakem kararlarının TENFİZ mercii YARGITAY dır.!!!!!

f- Yap-İşlet-Devret Usulü

1999 yılı Anayasa Değişikliği ile, KİT ve diğer kamu kurumları tarafından yürütülen bazı hizmetlerin ÖZEL HUKUK SÖZLEŞMELERİ İLE gerçek veya tüzel kişilere yaptırılabilmesi mümkün kılınmıştır.!!!

Bir kamu hizmetine ilişin tesisin, özel teşebbüs tarafından masrafları karşılanmak suretiyle kurulmasını, yatırılan sermayenin amortismanı ve belli bir kar sağlanması amacıyla belli bir süre işletilmesini ve daha sonra bedelsiz olarak ilgili idareye devir ve teslimini sağlayan bir usuldür.

Yap-İşlet-Devret Sözleşmeleri ÖZEL HUKUKU TABİDİR !!!!

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 7

İDARENİN SORUMLULUĞU

Kamu hukuku alanında, özel hukuktaki sorumluluktan esinlenilerek ve idare hukukunun özellikleri göz önüne alınarak, özel hukuktakinden ayrı bir sorumluluk geliştirilmiştir. İdarenin sorumluluğu, yürüttüğü faaliyetlerin tabi olduğu hukuki rejime göre değişmektedir. İdarenin özel hukuk tabi faaliyetlerinden doğan sorumluluğu, özel hukuk hükümlerine özellikle haksız fiil sorumluluğuna ilişkin esaslara tabidir. Buna karşılık, idare hukukuna tabi olan faaliyetlerinden doğan sorumluluğu idare hukuku kurallarına tabidir.

Hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak kabul edilen idarenin sorumluluğu önceleri özel hukuktan esinlenerek kusura dayandırılmıştı. Ancak devletin üstlendiği görevlerin artması ile kusur sorumluluğu yetersiz hale gelmiştir. Böylece bu gün idarenin sorumluluğu kusurlu sorumluluk ve kusursuz sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılmıştır.

  1. KUSURLU SORUMLULUK

Hizmet Kusuru

İdarenin başlıca sorumluluk nedeni olarak kabul edilen hizmit kusuru,  hizmetin kuruluş ve işleyişinde ortaya çıkan bozukluklar olarak tanımlanmakta olup idarenin kusurlu sorumluluğu hizmet kusuru kavramı ile açıklanmaktadır. Bu nedenle kusurlu sorumluluk kavramını anlayabilmemiz için öncelikle hizmet kusuru kavramını bilmemiz gerekir.

Hizmet kusuru, idarenin yürüttüğü bir hizmetin kurulmasında, düzenlenmesinde ya da işleyişindeki bozukluk ve aksaklığı ifade etmektedir. Bu anlamda hizmet kusuru kamu görevlilerini kusurlarından tamamen bağımsız olarak incelenmektedir. Diğer bir deyişle, idarenin istihdam ettiği kamu görevlileri kusurlu olsa da olmasa da eğer hizmetin kuruluş düzenleniş ve işleyişinde bir bozukluk veya aksaklık varsa, hizmet kusuru var demektir.

Bu nedenle hizmet kusurunun varlığını ispatlayabilmek için kusuru işleyen kamu görelisinin ortaya çıkarılmasına gerek yoktur.  Yani hizmet kusurunun belli bir kamu görevlisine irca olunması, kişiselleştirilmesi gerekmez.

Hizmet Kusuru Sayılan Haller

İdarenin kusura dayanan sorumluluğu kısaca, “hizmet kusuru” kavramı ile açıklanmaktadır. Bu ise hizmetin kuruluşu ve işleyişinde ortaya çıkan kusur olarak tanımlanabilir. Bir başka deyişle hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ve kötü işlemesi durumlarında idare kusurlu sayılmaktadır. Buna göre, şu üç halde hizmet kusurun varlığı kabul edilmektedir.

Hizmetin Kötü İşlemesi: Hizmetin onun gereği gibi yürütülmediği anlamına gelir ve her olay için somut olarak belirlemek gerekir. Hizmetin kötü işlemesi bir idari işlem biçiminde de ortaya çıkabilir.

Hizmetin Geç İşlemesi: Hizmetin olağan sayılmayacak bir gecikme ile yerine getirilmesidir. Eğer idare hizmetin özelliklerine göre kendisinden beklenen çabukluğu gösterememiş ise hizmet kusuru işlemiş kabul edilmektedir.

Hizmetin Hiç İşlememesi: Hizmetin hiç işlememesi halinde de hizmet kusurunun olduğu kabul edilmektedir.

Hizmet Kusuru- Kişisel Kusur Ayrımı

Kamu görevlilerinin hizmetle ilgili olmayan kusurlu tutum ve davranışları onların kişisel kusurunu oluşturur. Kişisel kusur idarenin değil ve fakat kumu görevlilerini haksız fiil esaslarına göre (BK m.41 vd) sorumluluğuna yol açar. Bu nedenle hizmet kusuru ile kişisel kusurun ayırt edilmesi gerekir. Örneğin, devlet hastanesinde görevli bir doktorun mesai saatleri dışında yaptığı muayene sırasında bir başkasına zarar vermesinde olduğu gibi.

– Bir kere kamu görevlilerinin tamamen hizmet dışındaki kusurlu tutum ve davranışları onların kişisel kusurlu tutum ve davranışları sayılır ve haksız fiil esaslarına göre sorumlu olmalarına yol açar.

Kamu görevlilerinin tamamen hizmet dışındaki bu kusurlu tutum ve davranışları dışında onların hizmet içinde ve hatta hizmetle ilgili bir kısım kusurlu davranışları da kişisel kusur olarak nitelendirilmektedir. Hizmet içindeki kişisel kusur sayılan durumlar ise şunlardır.

a-Kamu Personelinin Suç Niteliğindeki Davranışları: Kamu görevlisinin hizmet içindeki kusuru –taksirli yada kasıtlı- suç niteliği taşıyorsa bu durumda kusurun kişisel kusur olduğu kabul edilmektedir.

b-Kamu Görevlilerinin Kötü Niyetli Davranışları: kamu görevlilerinin görevlerini yürütürken düşmanlık, siyasal kin ve rekabet, ihtiras ya da kişisel menfaat gibi nedenlerle zarar verici işlem yada eylemlerde bulunmaları da kişisel kusur sayılmaktadır.

c-Yargı Kararına Uymama: Yargı kararlarına uymamanın ilgili kamu görevlisinin kişisel kusuru olduğu kabul edilmektedir.

d- Ağır Kusur: Kamu görevlisinin kusuru çok ağır ise kişisel kusurdan söz edilmektedir. Örneğin, kamu görevlisinin çok açık olan bir kanun hükmünü yanlış uygulaması gibi.

4- Hizmet Kusuru ile Kişisel Kusurun Bir Arada Olması

Yukarıda saydığımız hizmet içinde kişisel kusur sayılan haller idarenin hizmet kusurunu ve dolayısıyla sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü kişisel kusur işleyen kamu görevlisi idare tarafından seçilmiştir. Ayrıca kumu görevlisi üzerinde denetim ve gözetim görev vardır.

Ek olarak idare elamanını eğitmek zorundadır. Kamu görevlisinin hizmet içindeki kişisel kusuru da idarenin söz konusu görevlerinin yerine getirmediğini gösterir. Bu nedenle idarenin sorumluluğuna gidilebilir.

 

II-KUSURSUZ SORUMLULUK

Hizmet kusuruna dayanarak, yönetimin işleyişinden doğan zararların karşılanabilmesi için, idarenin kusurlu olduğunun kanıtlanması gerekir. Kişilerin idarenin etkinliklerinden dolayı uğradıkları zararları her zaman idarenin kusurlu davranışına dayandırma olanağı yoktur.

İdarenin üstlenmiş olduğu hizmetlerin artması ve karmaşık bir hal almasıyla idarenin kişilere zarar verme olasılığı da artmış ve bunun sonucu olarak, idari davranış ile zarar arasında sadece bir nedensellik bağının bulunması halinde, kusur şartı aranmaksızın, idarenin sorumlu olması kabul edilmiştir.

 Bugün idare hukukunda kusursuz sorumluluk iki ilkeye dayanır;

a- Tehlike ilkesi,

b- Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi.

Ülkemizde kusursuz sorumluluğun ilke ve esasları, diğer ülkelerde olduğu gibi İDARİ YARGI İÇTİHATLARI ile belirlenmiştir.

1-Tehlike ilkesi

Kusursuz sorumluluğun tehlike ilkesine dayandırılması, daha çok özel hukuktan gelmektedir. Tehlike kavramı, idarenin tehlikeli bir etkinliğinin ya da kuruluşunun varlığını gösterir. Buna uygun olarak tehlike ilkesi idarenin tehlike taşıyan bir faaliyeti yürütmesi ya da tehlikeli araç ve gereç kullanması durumunda sözkonusu olur.

İdarenin sahip olduğu nükleer santral, baraj gibi tesisler, mayınlı alanlar, silahlar her zaman tehlike taşıyabilirler. Bu gibi durumlarda ortaya çıkan ne idarenin önleyebileceği ne de kişilerin korunabileceği olumsuz sonuçlardan, faaliyetten yarar sağlayan kamunun sorumluluğu kabul edilmektedir.

Buna göre tehlike yaratma olasılığı fazla ve teknik yönden karmaşık olan, bu nedenle her zaman nedeni saptanamayacak olan zararlara yol açabilecek bir idari faaliyet ya da araç-gereç zarara yol açar ise, bu zararın, kusur şartı aranmaksızın, idarece tazmin edilmesi gerekir. Hatta idare tehlikenin önlenmesi için her türlü özeni göstermiş olsa dahi, sorumluluktan kurtulamaz.

İdare hukukunda tehlike ilkesi şu hallerde uygulanmaktadır.

a-İdarenin tehlikeli faaliyetleri ve araç-gereçleri

İdarenin yürüttüğü faaliyetlerden veya kullandığı araçlardan bazıları niteliği ya da yapısı gereği belli bir tehlikeyi içerir, işte bu gibi faaliyet ya da araçlar bir zarara yol açar ise idare, kusursuz dahi olsa, bu zararı ödemek zorundadır.

Örneğin, bilinmeyen bir nedenle cephaneliğin patlaması sonunda ölen erin yakınlarına idarece tazminat ödenmesi gerektiği gibi.

b-Mesleki Risk

Kamu hizmetinde çalışan bir kişimin görev sırasında ya da görev nedeniyle bir zarara uğraması halinde, bu zara hizmetin kaçınılmaz bir tehlikesi olarak kabul edilir ve de ortaya çıkan zarar bir kusuru olmasa dahi, idarece tazmin edilir.

Örneğin, atlayış yaparken havada bir uçağın çarpması sonucu ölen komando erinin yakınlarına tazminat ödenmesi gerektiğinde olduğu gibi.

c-Sosyal Risk İlkesi

Kamu düzenini bozmaya ve hatta anayasal düzeni yıkmaya yönelik terör olayları sırasında zarar görenlerin bu zararlarının da idarece tazmin edilmesini sağlamak amacıyla, bir kusursuz sorumluluk ilkesi olarak, sosyal risk ilkesi kabul edilmiştir.

 

2- Fedakârlığın Denkleştirilmesi İlkesi (Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi)

İdarenin kamu yararı düşüncesi ile giriştiği bir faaliyet belli bazı kişileri zarara uğratır ise bu zararın herhangi bir kusuru olmasa dahi, idarece karşılanması gerekir. Kamu yararını gerçekleştirmek için girişilen bir hizmet veya faaliyet ile zarara uğramış olan kişi ya da kişilerin zararlarının idarece tazmin edilmesi suretiyle gerçekleşir. Bu halde idarenin HUKUKA UYGUN BİR EYLEMİ SÖZ KONUSU OLSA DAHİ, idarenin tazminat yükümlülüğü doğmaktadır.

Örneğin, köprü yapımı nedeniyle yol düzeyinden aşağıda kalan binanın sahibine tazminat ödenmesi gerektiğinde olduğu gibi. Bu gibi zararların karşılanması, fedakârlığın denkleştirilmesi ilkesine dayandırılmaktadır. Böylece oluşan zararın belli kişiler tarafından çekilmesi, bu ilkeye aykırı olabileceği gibi, hakkaniyete de uygun düşmez. Bu tür özel zararların, kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak idarece karşılanması gerekir.

 

Anarşi ve Terör Olaylarında Kusursuz Sorumluluk

Kamu düzenini bozmaya, hatta anayasal düzeni yıkmaya yönelik anarşi ve terör olaylarından ya da benzeri toplumsal olaylardan kişiler zarar görebilir. Bu tür olaylarda idareye karşı yapılan tek suçlama idarenin bunları önleyememesidir. Bu tür eylemler basit bir zabıta olayı olarak görülemez. Bunlar toplumsal risk olarak değerlendirilmekte ve bunlardan doğan zararların yine toplumca karşılanması yoluna gidilmektedir. “Toplumsal tehlike ve risk” adı da verilen bu ilke zarar ile idare eylemi arasında nedensellik bağının bulunmadığı tek kusursuz sorumluluk hali olarak nitelendirilmektedir.

Eğer terör olayı sebebiyle ortaya çıkan zarar da idarenin güvenlik hizmetini sağlamasından bir aksaklık veya eksiklik ya da gecikme söz konusu ise artık hizmet kusuru-kusur sorumluluğu söz konusu olacaktır !!!

 

II-SORUMLULUĞUN KOŞULLARI, SORUMLULUĞUN KALKMASI VE AZALMASI

Koşulları

İdarenin gerek kusurlu ve gerekse kusursuz sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için idari davranış, zarar ve idari davranış ile zara arasında bir nedensellik bağının bulunması gerekir.

1-İdari Davranış

İdarenin sorumlu olabilmesi için, her şeyden önce ortada bir idari davranış bulunmalıdır. Bu idari davranış bir idari işlem biçiminde ortaya çıkabileceği gibi, bir idari işlemin uygulanması için girişilen ya da herhangi bir idare işleme dayanmayan bir idari eylem de olabilir. Ayrıca bu zarar doğuran davranış icrai olabileceği gibi ihmali de olabilir.

2-Zarar

İdarenin sorumlu tutulabilmesi için idari davranışın bir zarar doğurmuş olması gerekir. Bu zarar maddi olabileceği gibi manevide olabilir.

Ayrıca bu zararın belli ve gerçek bir zarar olması gerekir. Henüz doğmamış ve fakat doğması muhtemel zararlar, idarenin sorumluluğuna yol açmaz. Bununla beraber, henüz doğmamakla birlikte ileride doğacağı kesin olan zararların da tazmini istenebilir. Bu anlamda mahrum kalınan kar ya da kazancın da tazmininin istenebilmesi gerekir.

3-Nedensellik Bağı

Son olarak, hem kusur sorumluluğunda hem de kusursuz sorumlulukta, meydana gelen zarardan  idarenin sorumlu olabilmesi için idare davranış ile meydana gelen zarar arasında bir nedensellik bağı, yani neden-sonuç ilişkisi bulunmalıdır.

III-SORUMLULUĞUN KALKMASI VE AZALMASI

Bazı durumlarda idari davranış ile zarar arasındaki nedensellik ilişkisi, araya giren bir başka olay nedeniyle ya zayıflar ya da tamamen ortadan kalkar. Bu durum ise idarenin sorumluluğunun tamamen ortadan kalkmasına ya da azalmasına yol açar.

1- Zorlayıcı Nedenler (mücbir sebep)

Zorlayıcı nedenler idarenin iradesi dışında oluşan, öngörülmesi ve en büyük bir dikkat ve özenle dahi önlenmesi mümkün olmayan ve de bir kamu hizmetinin yürütülmesini imkânsızlaştıran olaylardır. Deprem, sel, toprak kayması gibi.

Zorlayıcı nedenlerin varlığı halinde, idari bir davranış ile zarar arasındaki nedensellik bağı kurulamayacağında, idarenin ne kusurlu ve ne de kusursuz sorumluluğu sözkonusu olmaz.

2-Beklenmeyen Durumlar (=kaza)

Beklenmeyen durumlarda, zorlayıcı nedenler gibi, idarenin iradesi dışında oluşan ve öngörülmesi ve önlenmesi mümkün olmayan olaylardır. Ancak zorlayıcı nedenlerin idari davranışın dışında olmasına karşılık, beklenmeyen durumlar idari davranışın içinde oluşur.

Örneğin idareye ait bir taşıtın lastiğinin patlaması ya da elektrik kontağı gibi.

Beklenmeyen durumlar idarenin kusurunu ortadan kaldırır. Bu nedenle kusura dayalı sorumluluk sözkonusu olduğunda, beklenmeyen durumun meydana gelmesi idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Ancak koşulları varsa kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. (Örn. Tehlikeli madde taşıyan bir aracın beklenmeyen durumlarda kaza yapması ve bireylerin zarar görmesi hali)

 

3-Zarar Görenin Kusuru (Mütefarik Kusur)

Zarar, zarar görenin kusuru ile meydana gelmiş ise, idarenin hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluğu ortadan kalkar. Buna karşılık, zarar, zarar görenin kusurlu davranışı sonucu artmış ise, idare kısmen sorumlu olur. İdarenin sorumluluğundaki azalma, zarar görenin kusuru oranındadır.

4-Üçüncü Kişinin Kusuru

Zarar üçüncü bir kişinin kusuru ile meydana gelmiş ise, idarenin sorumluluğu söz konusu olmaz.

Örneğin, sulama kanalında bilinmeyen kişilerce açılan bir delikten taşan sularla pancar ürünü zarar gören kişiye, zarar ile idari davranış (kanal açılması) arasında nedensellik bağı bulunmadığı gerekçesi ile tazminat ödenmeyeceği örneğinde olduğu gibi.

Üçüncü kişinin kusuru zararın artmasına yol açmış ise, idarenin sorumluluğu üçüncü kişinin kusuru oranında azalır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 8

TÜRKİYE’NİN İDARİ YAPISI

  1. MERKEZİ İDARE

Merkezi idare genel itibariyle ülke düzeyinde yürütülen milli kamu hizmetlerini üstlenen idari birimdir. Merkezi idarede tek bir tüzel kişilik vardır o da devlet tüzel kişiliğidir. Merkezi idarede başkent teşkilatı ile başkent teşkilatına bağlı taşra teşkilatından oluşmaktadır..

Merkezi İdarenin Başkent Teşkilatı

Türkiye Cumhuriyeti’nin idaresi merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına göre teşkilatlanmıştır. Merkezi idare teşkilatı idari hizmetlere ilişkin yetki ve sorumlulukların toplandığı bir başkent teşkilatı ile bu hizmetlerin tüm ülke düzeyinde yürütülmesini sağlayan bir taşra teşkilatından oluşmaktadır.

Merkezi idarenin başkent teşkilatını, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve Bakanlıklar oluşturmaktadır. Bu organlar aynı zamanda devletin yürütme organını da teşkil ederler. Bu organların devletin yüksek yönetimini sağlamak ve devletin yönetimine yön vermek gibi siyasal görevleri de vardır.

  1. CUMHURBAŞKANI
  2. a) Seçilmesi ve Nitelikleri

    Cumhurbaşkanı, kırk yaşını doldurmuş ve yüksek öğrenim yapmış Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya bu niteliklere ve milletvekili seçilme yeterliğine sahip Türk vatandaşları arasından, halk tarafından seçilir.

    Cumhurbaşkanlığına Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri içinden veya Meclis dışından aday gösterilebilmesi 20 milletvekilinin yazılı teklifi ile mümkündür.

Ayrıca, en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında yüzde onu geçen siyasi partiler ortak aday gösterebilir.

    Cumhurbaşkanı seçilenin, varsa partisi ile ilişiği kesilir ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği sona erer.

            5678 Sayılı yasa ile getirilen yeni düzenleme ile Cumhurbaşkanı iki turlu bir sistem ile genel oy ile halk tarafından seçilecektir. Cumhurbaşkanı seçimi, Cumhurbaşkanının görev süresinin dolmasından önceki altmış gün içinde; makamın herhangi bir sebeple boşalması halinde ise boşalmayı takip eden altmış gün içinde tamamlanır.

            Genel oyla yapılacak seçimde, geçerli oyların salt çoğunluğunu alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur. İlk oylamada bu çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamayı izleyen ikinci pazar günü ikinci oylama yapılır. Bu oylamaya, ilk oylamada en çok oy almış bulunan iki aday katılır ve geçerli oyların çoğunluğunu (en fazla oy) alan aday Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.          

            İkinci oylamaya katılmaya hak kazanan adaylardan birinin ölümü veya seçilme yeterliğini kaybetmesi halinde; ikinci oylama, boşalan adaylığın birinci oylamadaki sıraya göre ikame edilmesi suretiyle yapılır. İkinci oylamaya tek adayın kalması halinde, bu oylama referandum şeklinde yapılır. Aday, geçerli oyların çoğunluğunu aldığı takdirde Cumhurbaşkanı seçilmiş olur.

            Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder.

            5678 Sayılı yasa ile 1982 Anayasası’nın ilk halinde yer alan: “ Bir kimse iki defa cumhurbaşkanı seçilemez ” hükmü değiştirilmiştir. Yeni hükme göre: “ Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir.” denilmek suretiyle bir kimseye ikinci kez Cumhurbaşkanı olma hakkı tanınmıştır.
1982 Anayasası’nın ilk hali Cumhurbaşkanı’nın görev süresini 7 yıl olarak belirlemişken, 5678 Sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle Cumhurbaşkanı’nın görev süresi 5 yıl olarak belirlenmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde bir kimsenin 10 yıl (ard arda veya farklı iki dönem halinde ) Cumhurbaşkanlığı yapabilmesi yolu açılmış olmaktadır.

5678 Sayılı Yasaya göre, “ Yeni seçilen Cumhurbaşkanı göreve başlayıncaya kadar görev süresi dolan Cumhurbaşkanının görevi devam eder. ” hükmü ile seçilen Cumhurbaşkanı görevine başlayıncaya kadar süresi dolan Cumhurbaşkanı’nın görev süresinin devam ettiği açıkça düzenlenmiştir.
Mevcut düzenlemeye göre halkoyu ile Cumhurbaşkanı’nın seçilemediği durumda ne olacağı konusunda her hangi bir hüküm yoktur (eski düzenlemede seçimler kendiliğinden yenileniyordu)

Cumhurbaşkanı yürütmenin tarafsız ve sorumsuz bir ögesidir. Anayasa, tarafsızlığını sağlamak için çeşitli önlemler almıştır.  Cumhurbaşkanının partisi ile ilişkisinin kesilmesi, TBMM üyeliğinin sona ermesi, görev süresinin TBMM görev süresi (4 yıl) nden fazla belirlenmiş olması (5 YIL) bu amacı sağlamaya yöneliktir.

Cumhurbaşkanı tek başına yaptığı işlem ve eylemlerden sorumsuzdur. Bakanlarla birlikte yaptığı işlemlerden ise Bakanlar Kurulu ve ilgili bakan sorumludur. ( Karşı imza kuralı )

  1. b) Görevleri ve Yetkileri
  2. aa) Siyasal Görevleri (Tek başına yerine getirir)

TBMM’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak, kanunları yayımlamak, kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne göndermek, Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve çekilmesini kabul etmek, gerektiğinde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek.

  1. bb) İdari Görevleri

Belli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak, Yüksek Öğretim Kurulu üyelerini ve üniversite rektörlerini seçmek, Bakanlar Kurulu kararnamelerini imzalamak.

  1. c) Cumhurbaşkanlığı Örgütü
  2. aa) Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği (Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenir.)

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği teşkilatı şu bölümlerden oluşmaktadır.

  • Cumhurbaşkanı Genel Sekreterliği

Doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı tarafından atanır, iki genel sekreter yardımcısı, değerlendirme başkanlığı, özel kalem müdürü ve bürolardan oluşmaktadır.

  • Cumhurbaşkanlığı Danışmanlığı

Cumhurbaşkanının hukuki, siyasi, askeri, mali ve diğer konularda görevli danışmanlarından oluşur.

  • Başyaverlik
  • Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü
  1. bb) Devlet Denetleme Kurulu (DDK)

1982 Anayasası ile öngörülmüş bir örgüttür.

Cumhurbaşkanının isteği üzerine tüm kamu kurum ve kuruluşları ile sermayesinin yarısından fazlasına kamu kurum ve kuruluşlarının katıldığı her kuruluşta, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi, işveren ve meslek kuruluşları, kamuya yararlı dernek ve vakıfları denetler.

Askeri ve adli yargı mercileri DDK’nın görev alanı dışındadır.

DDK’nın raporları idari yargıyı bağlamaz. DDK’nın teşkilatı dokuz üyeli bir kurul ve sekreterlikten oluşmaktadır. Kurul üyeleri doğrudan doğruya Cumhurbaşkanınca atanmaktadır. İki yılda bir üyelerin üçte biri yenilenir. Başkanı, Kurul üyeleri arasından iki yıllık süre için Cumhurbaşkanınca seçilir.

 

  1. BAKANLAR KURULU VE BAŞBAKAN
  2. Bakanlar Kurulu

Bilindiği gibi Bakanlar Kurulu, Başbakan ile bütün bakanlardan oluşmaktadır. Anayasada gösterilen bazı durumlarda ise Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanının başkanlığında toplanmaktadır. Bakanlar Kurulu çalışmalarını düzenleyen bir metin bulunmamaktadır. Anayasanın 8. maddesine göre yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilmektedir. Dolayısıyla bu konuda genel görevli organ Bakanlar Kuruludur diyebiliriz.

  1. a) Oluşumu ve Göreve Başlaması

Bakanlar Kurulu, Başbakanın başkanlığı altında bakanlar ve başbakan yardımcılarından oluşur. Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulunun bir üyesi değildir. İki başlı yürütmenin bir kanadıdır.

Başbakan; TBMM üyeleri arasından Cumhurbaşkanınca seçilir ve atanır. (1876 yılından bu yana bütün Anayasalarımızın ortak hükmüdür).

Atanan Başbakan bakanları seçer ve seçilen Bakanlar Cumhurbaşkanınca atanmakla Bakanlar Kurulu kurulmuş ve göreve başlamış olur. TBMM’nin güvenoyu verip vermemesi Bakanlar Kurulunun göreve devam edip etmeyeceğini belirler. Bakanlar Kurulunun programının, kuruluşundan itibaren en geç bir hafta içinde TBMM’de okunması ve güvenoyu istenmesi gerekir.

  1. b) Görevleri

Bakanlar Kurulunun görev ve yetkileri esas itibarıyla idari nitelikte değil, siyasi niteliktedir. Zira, Anayasamızın 112’nci maddesine göre, Bakanlar Kurulunun ana görevi genel siyaseti yürütmektir. Bununla birlikte Bakanlar Kurulunun idari nitelikte görevleri de vardır. İdari nitelikte olan bu görev ve yetkilerinden bazıları Anayasa ve kanunlar tarafından kendisine açıkça verilmiş belirli yetkilerdir. Diğerleri ise Bakanlar Kuruluna ayrıca verilmesine gerek olmayan, Bakanlar Kurulunun sahip olduğu genel karar yetkisi çerçevesinde kalan yetkilerdir.

Bakanlar Kurulunun idari görevleri; tüzük ve yönetmelik çıkarmak, kanunların yetkili kıldığı konularda idari işlemler tesis etmek özellikle bazı yüksek memurları atamak olarak özetlenebilir. Bakanlar Kurulu, idari görevlerini “kararname” veya “karar” adı verilen işlemlerle yerine getirir.

Bakanlar Kurulun Anayasada yer alan idari görev ve yetkilerini şu şekilde belirleyebiliriz;

  1. Tüzük çıkarmak (Anayasa md. 115)
  2. Yönetmelik çıkarmak (Anayasada açıkça sayılmasa da Bakanlar Kurulu uygulamada yönetmelik çıkarmaktadır.)
  3. Olağanüstü hal ve sıkıyönetim ilan etmek (Anayasa md.119-120)
  4. Milli güvenliği sağlamak (Anayasa md. 117/2)
  5. Silahlı Kuvvetleri yurt savunmasına hazırlamak (Anayasa md. 117/2)
  6. Genelkurmay Başkanını seçmek (Anayasa md. 117/4) (Atama Cumhurbaşkanı tarafından yapılır)
  7. Yükseköğretim Kurulu üyelerinin bir kısmını seçmek (Anayasa md. 131)
  8. Mahalli idarelerin kendi aralarında birlik kurmasına izin vermek (Anayasa md. 127/son).
  9. Dış ticaretin ülke ekonomisinin yararına olmak üzere düzenlenmesi amacıyla ithalat, ihracat ve diğer dış ticaret işlemleri üzerine vergi ve benzeri yükümlülükler dışında ek mali yükümlülükler koymaya ve bunları kaldırmaya kanunla Bakanlar Kuruluna yetki verilebilir. (Anayasa md. 167)

Bakanlar Kurlunun yukarıda ifade edilen idari görev ve yetkileri sadece Anayasada yer alanlardan ibarettir. Ancak, çeşitli kanunlarla Bakanlar Kuruluna verilmiş çok sayıda yetki vardır.

Bunlar, burada sayamayacak kadar çoktur. Bunlar, “atama”. “izin”, “ruhsat”. “imtiyaz verme”, “vatandaşlığa alma”, “bir kişinin mezarlık dışında bir yere gömülmesine izin vermek” gibi çok değişik konulara ilişkindir.

Bakanlar Kurulu, idari görevlerini “kararname” veya “karar” adı verilen işlemlerle yerine getirir. Bakanlar Kurulunun ortak sorumluluğu söz konusudur. Bu kararnamelerin bütün bakanlar ve başbakan tarafından imza edilmesinden sonra Cumhurbaşkanı tarafından da imza edilmesi gerekir.

Bakanlar Kurulunun çalışmaları belli usullere bağlanmamıştır. Uygulamada ise Bakanlar Kurulu toplantıları gizli olarak yapılmakta ve çoğu zaman kararlar elden imza usulü ile alınmaktadır. (Kollektif idari işlemdir ve OYBİRLİĞİ ile karar alınır. )

  1. BAŞBAKANLIK

Anayasanın ilgili maddesine göre; Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak ve hükümetin siyasetinin yürütülmesini gözetmekle görevlidir.

Başbakan bakanlar üzerinde teknik anlamda hiyerarşik amir değildir/eşitler arasında birincidir. Ancak özellikle bir bakanın azlini Cumhurbaşkanı’na teklif edebilme yetkisi bulunduğu dikkate alındığında hiyerarşik bir gücünün de bulunduğu kabul edilebilir.

Başbakanın izinli ve özürlü bir bakana vekâlet etmesi mümkün değildir. Başbakan, bakanların görevlerini Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirmelerini gözetmek ve düzeltici önlemler almakla görevlidir.

Başbakanın görevleri esas itibariyle siyasi nitelikte olmakla birlikte idari nitelikte görev ve yetkilerini şu şekilde belirleyebiliriz;

Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek

-Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlamak

-Bakanların görevlerini yerine getirilmesini gözetmek

Milli Güvenlik Kuruluna katılmak

-Karşı imza yetkisi

Yönetmelik çıkarma yetkisi (düzenleme yetkisi): Anayasa açıkça Başbakanlığın yönetmelik çıkarma yetkisinin bulunduğunu belirtmiştir.

-Hiyerarşi yetkisi: Başbakan Başbakanlık teşkilatı ve Başbakanlığa bağlı tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşların üzerinde hiyerarşi yetkisini kullanır.

Devlet tüzel kişiliğini temsil yetkisi: Başbakan, Başbakanlığın ve Başbakanlığa bağlı ve ayrı bir tüzel kişiliği bulunmayan kuruluşların yürüttüğü hizmet alanında devlet tüzel kişiliğini temsil eder. Bu sıfatla, bu alanda, devlet tüzel kişiliği adına hukuksal işlemler yapabilirler.

-Başbakanın Başbakanlığa bağlı ve Başbakanlıkla ilgili ve tüzel kişiliği haiz kuruluşlar üzerinde vesayet yetkisi vardır.

-Atama yetkisi

-Harcama yetkisi. Başbakan ita amiridir ve Başbakanlık adına harcama yetkisine sahiptir.

Başbakanlık “teşkilatı merkez teşkilatı”, “bağlı ve ilgili kuruluşlar”dan oluşmaktadır.

Başbakanlık merkez teşkilatı müsteşar, ana hizmet birimleri, danışma ve denetim birimleri, yardımcı birimlerden oluşmaktadır. Bunlar bakanlık teşkilatında olduğu gibidir.

Başbakanlığa bağlı birçok bağlı ve ilgili kuruluş vardır. Bu kuruluşları şu şekilde belirleyebiliriz;

  1. aa) Başbakanlık Bağlı Kuruluşlar (HİYERARŞİ YETKİSİ KULLANILIR)
  • Bağlı kuruluşlardan bir kısmının tüzel kişiliği yoktur. Bunlar;
  • Diyanet İşleri Başkanlığı,
  • Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı,
  • Devlet Personel Dairesi Başkanlığı,
  • Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, (2011 yılında kaldırıldı)
  • Devlet İstatistik Enstitüsü, Hazine Müsteşarlığı,
  • Dış Ticaret Müsteşarlığı,
  • Gümrük Müsteşarlığı,
  • Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği,
  • Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Teşvik Fonu,
  • Tanıtma Fonu Kurulu Sekreterliği,
  • Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığıdır.

Tüzel kişiliği olan Başbakanlık bağlı kuruluşları ise şunlardır: (VESAYET YETKİSİ KULLANILIR)

  • Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu,
  • GAP İdaresi Başkanlığı,
  • Toplu Konut İdaresi Başkanlığı,
  • Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü,
  • Vakıflar Genel Müdürlüğü,
  • Basın Yayın Genel Müdürlüğü,
  • Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA),
  • Beden Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğü,
  • TÜBİTAK, (2011 yılında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla ilişkilendirilmiştir.)
  • Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA), (2011 yılında Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığıyla ilişkilendirilmiştir.)
  • Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü,
  • Yüksek Denetleme Kurulu Başkanlığıdır. (2010 Yılında Sayıştay Kanunu ile kaldırılmıştır)

Başbakanlık ilgili kuruluşları ise şunlardır: (İlgili kuruluşların hepsinin tüzel kişilikleri vardır)

  • TRT Genel Müdürlüğü,
  • Türkiye Demir Çelik İşletmeleri Genel Müdürlüğü,
  • Türkiye Denizcilik İşletmeleri Genel Müdürlüğü,
  • Anadolu Ajansı Genel Müdürlüğü,

–      Futbol Federasyonu Başkanlığı,

–      T.C. Merkez Bankası Başkanlığı,

–      Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Üst Kurulu,

–      T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü,

–      Sermaye Piyasası Kurulu Başkanlığı,

–      Türkiye Halk Bankası Genel Müdürlüğü,

–      EXİMBANK (Türkiye İhracat ve Kredi Bankası Genel Müdürlüğü),

–      Türkiye Kalkınma Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü,

–      RTÜK,

–      Tütün, Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurulu.

Fonlar;

-Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşik Fonu

-Çevre Fonu

-Toplu Konut Fonu

-Tanıtma Fonu

-Geliştirme ve Destekleme Fonu

 

 

 

 

Başbakan Yardımcıları

2011 yılında Devlet Bakanlığı usulü kaldırılmış bunun yerine Başbakan Yardımcılığı sayısı 5’e (en fazla) çıkarılmıştır.

3046 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun’un 4. Maddesine göre:

      “ Başbakana yardım etmek ve Bakanlar Kurulunda eşgüdüm sağlamak üzere Hükümetin oluşumu ve genel siyasetinin yürütülmesinin gerektirdiği sayıda bakan, Başbakan Yardımcısı olarak görevlendirilebilir.

      Ayrıca Başbakana yardım etmek ve Başbakan tarafından verilecek görevleri yerine getirmek, Bakanlar Kurulunda koordinasyonu sağlamak, özel önem ve öncelik taşıyan konularda tecrübe ve bilgilerinden istifade edilmek amacıyla Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile, Başbakan Yardımcısı unvanıyla görev yapmak ve sayısı beşi geçmemek üzere bakan görevlendirilebilir.

      Bu hükme göre kabinedeki Başbakan Yardımcısı sayısı en fazla 5’tir. Başbakan Yardımcıları da tıpkı bakanlar gibi, Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanının onayı ile görevlendirilir.

 

III. BAKANLIKLAR

Merkezi yönetimin üstlendiği hizmetler bakanlıklar aracılığıyla yerine getirilmektedir. Dolayısıyla, her bakanlık belirli bir kamu hizmeti veya hizmetleri yerine getirmektedir. Ayrıca her bakan kendi hizmet alanında devlet tüzelkişiliğini temsil etmektedir.

  1. Tanımı ve Kurulmaları

Bakanlıklar devletin üstlendiği kamu hizmetlerinin konularına göre uzmanlaşmış ve örgütlenmiş bölümleridir. Herbir bakanlık, yürüttüğü kamu hizmetini bağımsız olarak değil fakat devlet tüzel kişiliği adına  yürütmekte ve bu hizmet alanında devlet tüzel kişiliğini temsil etmektedir. Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri, teşkilatı kanunla düzenlenir.

Bu açıklamalara göre, bakanlıkların kurulması, kaldırılması, mevcud bakanlıkların bölünmesi veya birleştirilmesi, bakanlıkların görevleri, yetkileri ve teşkilatının düzenlenmesinde uyulması gereken esaslar şu şekilde belirlenebilir;

-İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür. Teşkilatlanmada görev ve yetkilerin tesbitinde bu bütünlük bozulamaz.

-Bakanlıkların kuruluş ve teşkilatlanmalarında etkili bir idare, iş bölümü, kontrol ve koordinasyon sağlanması esastır.

-Aynı ve benzer hizmet veya görevlerin tek bir bakanlık tarafından veya sorumluluğunda yürütülmes, atıl kapasite ve kaynak israfının önlenmesi esastır.

  1. Bakan ve Yetkileri

Bakan, Bakanlık biçimde örgütlenmiş bulunan milli bir kamu hizmetinin en yüksek amiridir. Bakan siyasal bir kişidir ve TBMM’nin içinden atanabileceği gibi dışından da atanabilir. (Dışarıdan atanma ilk kez 1961 Anayasası ile benimsenmiştir)

Bakan bu sorumluluğu nedeniyle tüm bakanlık teşkilatı ile bakanlığa bağlı ve bakanlıkla ilgili kuruluşların işlem ve hesaplarını hem yerindelik ve hem de hukuka uygunluk açısından denetlemeye            (HİYERARŞİ) yetkili ve görevlidir. Bu denetim, bakanlık teşkilatı ile tüzel kişiliğe sahip olmayan bağlı kuruluşlar bakımından hiyerarşik denetim,  buna karşılık tüzel kişiliğe sahip olanlar ile ilgili kuruluşlar üzerinde vesayet denetimidir.

Bakan yetki devri ile yetkilerinin bir kısmını emrindeki yüksek memurlara devretse dahi, bakanın siyasal sorumluluğu ortadan kalkmayacaktır.

Bakan, izinli veya özürlü bulunan bir başka bakana vekalet edebilir. Ancak  bir bakanın birden ziyade bakana vekalet etmesi mümkün değildir.

Bakanın, vekalet ettiği bakana ait tüm yetkileri hukuken kullanma imkanına sahip olmasına rağmen yalnız cari işleri görmesi daha uygundur.

 

5018 Sayılı Kamu Mali Yönetimi Kanunu’na Göre:

Bakanlar, hükümet politikasının uygulanması ile bakanlıklarının ve bakanlıklarına bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların stratejik planları ile bütçelerinin kalkınma planlarına, yıllık programlara uygun olarak hazırlanması ve uygulanmasından, bu çerçevede diğer bakanlıklarla koordinasyon ve işbirliğini sağlamaktan sorumludur.

Bu sorumluluk, Yükseköğretim Kurulu,  Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, üniversiteler ve yüksek teknoloji enstitüleri için Milli Eğitim Bakanına, mahalli idareler için İçişleri Bakanına aittir.

Bakanlar, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli kullanılması ile hukuki ve mali konularda Başbakana ve Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı sorumludurlar.

Bakanlar; idarelerinin amaçları, hedefleri, stratejileri, varlıkları, yükümlülükleri ve yıllık performans programları konusunda her mali yılın ilk ayı içinde kamuoyunu bilgilendirirler.

Bakanın belli başlı idari yetkileri şunlardır:

  1. a) Bakanlıkların ayrı tüzel kişiliği olmadığından, bakan bakanlığın yürüttüğü hizmet alanında devlet tüzel kişiliğini temsil eder.
  2. b) Bakan, başında bulunduğu bakanlıkta çalışan tüm görevlilerin, taşra teşkilatında hem de ayrı bir tüzel kişiliği olmayan bakanlık bağlı kuruluşlarında çalışan tüm görevliler üzerinde hiyerarşi gücünün verdiği tüm yetkileri kullanır.
  3. c) Bakan bakanlığın görev alanına giren konularda yönetmelik çıkarabilir.
  4. d) Bakan en yüksek ita amiri olduğu için genel bütçe ile bakanlığın emrine giren paraları harcama yetkisine sahiptir.
  5. e) Bakan, tüzel kişiliğe sahip bakanlık bağlı kuruluşlar ile ilgili kuruluşlar üzerinde idari vesayet yetkisine sahiptir.
  6. Bakanlık Teşkilat ve Personeli

Bakanlık teşkilatı başkent teşkilatı ile ihtiyaca göre kurulan taşra ve yurtdışı teşkilatından meydana gelmektedir.

  1. a) Başkent Teşkilatı

Bakanlıkla ilgili tüm hizmetlerin amaç ve politikalarının belirlendiği ve planlandığı yerdir. Ana hizmet, danışma ve denetim ve yardımcı birimlerden oluşmaktadır.

  1. aa) Ana Hizmet Birimleri

Bakanlıkların görev alanına giren belli hizmetleri ve bu hizmetlere ilişkin faaliyetleri yürüten ve hizmet alanlarında uzmanlaşmış birimlerdir. Genellikle genel müdürlük biçiminde örgütlenmişledir.

Örn: İçişleri Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü.

  1. bb) Danışma ve Denetim Birimleri

Bakana ve ana hizmet birimlerine teknik, idari, hukuki ve mali alanlarda istişari mahiyette yardımcı olmak üzere faaliyet gösteren birimlerdir. Örn: Hukuk Müşavirliği

  1. cc) Yardımcı Birimler

Her bakanlıkta görülmesi zorunlu olan idari, mali, güvenlik ve sivil savunma gibi hizmetleri yerine getirmekle görevli birimlerdir. Örn: Personel Daire Başkanlığı.

  1. dd) Bakanlık Müsteşarı

Bakandan sonra bakanlığın en yüksek hiyerarşik amiridir. Her bakanlıkta yukarıda sayılan bu üç birimin üzerinde bir müsteşar bulunmaktadır. Müsteşar yetki devri yolu ile bakandan yetki almadıkça bakanın yetkilerini kullanamaz.

 

MÜSTEŞARIN GÖREV VE SORUMLULUKLARI 

            Müsteşar, bakanın emrinde ve onun yardımcısı olup bakanlık hizmetlerini bakan adına ve bakanın direktif ve emirleri yönünde, bakanlığın amaç ve politikalarına, kalkınma planlarına ve yıllık programlara, mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenler ve yürütür.

Bu amaçla bakanlık teftiş kurulu hariç bakanlık kuruluşlarına gereken emirleri verir ve bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar.

Müsteşar yukarıda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden Bakana karşı sorumludur.

  1. b) Taşra Teşkilatı

Bakanlığa verilmiş tüm hizmetlerin ülke düzeyinde yürütülmesini sağlamak üzere kurulmuştur. Bundan sonraki konularda ayrıntılı olarak görülecektir.

  1. c) Yurtdışı Teşkilatı

Bakanlıkların yurtdışı teşkilatı KHK ile düzenlenmiştir.

BAKAN YARDIMCILARI (2011 Değişikliği) ve BAKANLIK MÜSTEŞARI

3046 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun’un 21/A ve 22. maddelerine göre:

 

Bakan Yardımcıları (2011 Yılı Değişikliği ile getirildi)

Bakana (Millî Savunma Bakanı dahil) bağlı olarak Bakana ve Bakanlığa verilen görevlerin yerine getirilmesinde Bakana yardımcı olmak üzere Bakan Yardımcısı atanabilir. Bakan Yardımcıları bu görevlerin yerine getirilmesinden Bakana karşı sorumludur.

Bakan Yardımcıları Hükümetin görev süresiyle sınırlı olarak görev yapar; Hükümetin görevi sona erdiğinde, Bakan Yardımcılarının görevi de sona erer. Bakan Yardımcıları gerektiğinde Hükümetin görev süresi dolmadan da görevden alınabilir.

Bakan Yardımcılarına en yüksek Devlet memuruna mali haklar kapsamında yapılan ödemelerin yüzde yüzellisi oranında aynı usul ve esaslar çerçevesinde aylık ücret ödenir.

  1. Bakanlık Bağlı ve İlgili Kuruluşları
  2. a) Bakanlık Bağlı Kuruluşları

Görevlerinin özelliği ve önemi dolayısıyla bazı bakanlıkların kimi ana hizmetleri, özel bir kanunla kurulan, genel bütçe içinde ayrı bütçeli kuruluşlar ya da katma bütçeli kuruluşlarca yürütülmektedir. Bu tip bağlı kuruluş şeklindeki ana hizmet birimleri ayrı bir kanunla kurulmuştur.

Ancak bunların kamu tüzel kişilikleri yoktur. Bu tip bağlı kuruluşlar bakanlığın hiyerarşisi altındadırlar. Bunu en bilinen örneği Emniyet Genel Müdürlüğüdür. Yine İçişleri Bakanlığına bağlı Jandarma Gn.Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Sağlık Bakanlığına bağlı Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü tüzel kişiliği olmayan bağlı kuruluşlara verilen başka örneklerdir.

Bazı bakanlık bağlı kuruluşları ise yine ayrı bir kanunla kurulmuşlardır ve aynı zamanda da ayrı bir kamu tüzel kişilikleri vardır. Dolayısıyla bunlar bakanlığın hiyerarşisi içerisinde yer almazlar. Tüzel kişiliği bulunan bakanlık bağlı kuruluşları ile bakanlık arasında vesayet ilişkisi söz konusudur.

Tüzel kişiliği bulunan bakanlık bağlı kuruluşları aslında hizmet yerinden yönetim kuruluşları, diğer bir deyişle kamu kurumlarıdır.

Örnek olarak; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK), Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİEİ), Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA)

Kıyı emniyeti genel müdürlüğü, denizcilik müsteşarlığı, ULAŞTIRMA BAKANLIĞINA bağlıdır. Ayrıca yine bu bakanlığa bağlı ve özel bütçeli Karayolları Genel Müdürlüğü, (2011 den önce Bayındırlık ve İskân Bakanlığına Bağlı idi)

Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü, Gençlik ve Spor Bakanlığına (08.07.2011 öncesinde Milli Eğitim Bakanlığı‟na bağlı idi),

Çevre ve Orman Bakanlığına bağlı Orman Genel Müdürlüğü (tüzel kişiliği ve özel bütçesi vardır),  Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (tüzel kişiliği yok),

Maliye Bakanlığına bağlı,  Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü, Kefalet Sandığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (25.03.2003 tarih ve 01.08/D-2-2003-373 sayılı Cumhurbaşkanlığı onayı ile Maliye Bakanlığına bağlanmıştır),

Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bağlı KOSGEB Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı, Türk Patent Enstitüsü,

Tarım Bakanlığına bağlı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü, Atatürk Orman Çiftliği Müdürlüğü sayılabilir.

Kamu Düzeni ve Güveni Müsteşarlığı, Başbakanlığa bağlıdır. (08.07.2011 öncesinde İçişleri Bakanlığı’na bağlı idi)

  1. bb) Bakanlık İlgili Kuruluşları

Tüzel kişiliğe sahip bağlı kuruluşlar dışında öteki hizmet yerinden yönetim kuruluşları, idarenin bütünlüğü ilkesi gereği bakanlıklarla ilişki içinde sokulmuştur. İdari vesayet ilişkisi söz konusudur. Örneğin,

– TCDD, ptt, dhmi, telekominikasyon kurumu, Ulaştırma Bakanlığının,

TODAİE Genel Müdürlüğü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı‟nın (08.07.2011 öncesinde İçişleri Bakanlığı ile ilişkiliydi)

– Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu (26.11.2002 tarih ve 01.08/D-2-2002-792 sayılı Cumhurbaşkanlığı onayı ile Maliye Bakanlığının İlgili Kuruluşu sayılmıştır), DMO Maliye Bakanlığının (233 sayılı KHK’nin 60. maddesi ile Maliye Bakanlığının İlgili Kuruluşu sayılmıştır.), Kamu İhale Kurumu (Maliye Bakanlığı’nın İlişkili Kuruluşu),

– Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş., Sümer Halıcılık ve El Sanatları Sanayi ve Ticaret A.Ş., Milli Prodüktivite Merkezi, Türk Standartları Enstitüsü, Türk Akredititasyon Kurumu (ilişkili kuruluş), Sanayi ve Ticaret Bakanlığının,

Rekabet Kurumu, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile ilişkili (08.07.2011 öncesinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile ilişkiliydi)

Şeker Kurumu, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına bağlı (2011 Değişikliği)

-TMO, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Gıda, Tarım ve

Hayvancılık Bakanlığı‟nın,

-TMO, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığının,

-SGK Türkiye İş Kurumu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının,

* Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile ilgili;

-Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş. Genel Müdürlüğü (TEDAŞ)

-Türkiye Elektrik İletim A.Ş. Genel Müdürlüğü (TEİAŞ)

-Elektrik Üretim A.Ş. Genel Müdürlüğü (EÜAŞ)

-Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş. Genel Müdürlüğü (TETAŞ)

-Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu Genel Müdürlüğü (TKİ)

-Türkiye Petrolleri A.O. Genel Müdürlüğü (TPAO)

-Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. Genel Müdürlüğü (BOTAŞ)

-Eti Holding A.Ş. Genel Müdürlüğü (ETİ HOLDİNG)

-Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü (TTK)

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (İlişkilendirilmiştir)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 9

MERKEZİ İDARENİN TAŞRA TEŞKİLATI

  1. GİRİŞ

Genel yönetim, üzerine aldığı hizmetin gereklerine, ekonomik ve toplumsal koşullara, ülkenin coğrafi durumuna göre yürütmek, hizmetleri halka götürmek için, taşrada örgütlenmiştir. Başkent teşkilatı dışında merkezi idare, üstlendiği kamu hizmetlerinin tüm ülke düzeyinde yürütebilmek için taşrada da örgütlenmek zorundadır. Bunlar devlet tüzel kişiliğinin bir parçasıdırlar. Bu örgütler, merkezdeki genel idarenin bir uzantısıdır; genel olarak ülkeye yayılmıştır.

Taşra teşkilatı il idare kademeleri ve bölge kuruluşları seklinde ayrılır. Mülki idare kademeleri oluşturulurken ülkenin coğrafi, ekonomik şartları ve kamu hizmetlerinin gerekleri göz önüne alınır.

Kamu hizmetlerinin görülmesinde verim ve uyumu sağlamak amacıyla birden çok ili içine alan bölge kuruluşları öngörülmüştür.  Mülki idare kademelerinde yalnızca illerden söz edilmektedir ilin altında yer alacak kademelerin takdiri Meclise bırakılmıştır. İllerin idaresinde yetki genişliği ilkesi uygulanır.

  1. İL İDARESİ (İL GENEL İDARESİ)
  2. Kurulması, Kaldırılması ve Değiştirilmesi

Mülki yönetim bölümlerinden en kapsamlı olanı il yönetimidir. İllerin kurulması, kaldırılması, ad, merkez ve sınırlarının belirtilmesi ve değiştirilmesi kanunla olur. Bir ilçenin bir ilden ayrılıp bir başka ile bağlanması da kanunla olur.

  1. İl İdaresinin Bölümleri

İl yönetimi üç bölümden oluşur. Bunlar, vali, il idare başkanları ve il idare kuruludur.

  1. a) Vali

İl yönetimin başı olan vali ilde,  devletin, hükümetin ve  ayrı ayrı her bakanlığın temsilcisidir. Vali olabilmek için kanunlarda özel bir nitelik öngörülmemiştir. İstisnai bir memurluktur. Valiler İçişleri Bakanının önerisi, Bakanlar Kurulunun kararı ve Cumhurbaşkanının onayı ile atanırlar. ( Karma idari işlem )

Vali, il sınırları içinde, yasaları ve hükümet emirlerini uygular; genel emirler çıkarı. Vali ilde kamu düzenini ve güvenliği sağlar; bu amaçla bütün kolluk güçlerinden ve olağanüstü durumlarda askeri birliklerden yararlanır. Genel yönetimin başı olan vali, il genel yönetimi içinde yer alan kuruluşlar arasında işbirliği ve eşgüdümü sağlar. Bu alanda gereken önlemleri alır ve bu amaçla toplantılar düzenler.

İl sınırları içinde olan bazı kuruluşlar, valinin yönetimi dışındadır.

Bunlar, adalet kuruluşları, askeri kuruluşlar, yerel yönetim kuruluşları ve hizmet yerinden yönetim kuruluşlarıdır.  Valinin bu kuruluşlarla olan ilişkileri yasalarla ayrıca düzenlenmiştir. Örneğin, valiler, yerel yönetim kuruluşları üzerinde yasaların öngördüğü biçimde “vesayet” denetiminde bulunur. Olağanüstü durumlarda kamu düzen ve kumu güvenliğinin sağlanması amacıyla valiler askeri birliklerden yardım isteyebilir. Vali adli örgütlerle sınırlı ilişki içindedir. Askeri örgütler de valinin yönetimi ve denetimi dışındadır.

Valinin Askeri Kuruluşlarla Olan İlişkileri

Askeri kuruluşlar, askeri fabrikalar ve kurumlar, askerlik daire ve şubeleri il genel yönetiminin dışında sayılmaktadır. Bunlar valinin emri altında değildir. Valinin bunlar üzerinde her hangi bir denetim yetkisi bulunmamaktadır.  Ancak, valinin bu kuruşlarla olan ilişkisinin iki alanda kendisini gösterdiği söylenebilir.

Vali halkın askerlik işleriyle ilgili şikayetleri dinler; durumu askerlik daire veya şubelerine yazar. Aldığı cevab doyurucu olmaz ise durumu üst askeri makamlara ve Milli Savunma Bakanlığına bildirir.

Vali, olağanüstü durumlarda askeri birliklerden yardım ister. Valinin isteğinin askeri makamlar tarafından yerine getirilmesi zorunludur.

Valinin Adli Organlarla Olan İlşikileri

Adli işlerin yürütülmesi, aynen askeri işlerin yürütülmesinde olduğu gibi, il genel idaresinin dışında tutulmuştur. Ayrıca Vali, ceza ve tevkif evlerinin muhafazasını ve Cumhuriyet savcısiyle birlikte hükümlü ve tutukluların sağlık şartlarını gözetim ve denetimi altında bulundurur. (İl İdaresi Kanunu’nun 10. maddesi)

Valinin görev ve yetkileri şunlardır:

– Kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının yayını ve uygulanmasını sağlamak.

– Bakanlar kurulunun ve Bakanların emir ve talimatını yürütmek.

 – Genel emirler çıkarmak ve bunları ilan etmek.

 – İlde kamu düzenini sağlamak için tüm kolluk karar ve tedbirlerini almak.

 – İldeki devlet memurları üzerinde hiyerarşik yetkileri kullanmak.

 – Resmi törenlere başkanlık etmek, yabancı ülke konsolosları ve komşu ülkelerin sınır makamları ile ilişkide bulunmak.

 – İlin tüm ilçe, bucak ve köylerini denetlemek.

 – İlin çeşitli durumları hakkında bakana rapor vermek.

 – İldeki yerinden yönetim kuruluşları üzerinde vesayet yetkilerini kullanmak.

 

Olağanüstü Durumlarda Valilere Tanınan Yetkiler:

İl İdaresi Kanununun 11’inci maddesinin D fıkrasında, 29.8.1996 gün ve 4178 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile Valilere, ilde çıkabilecek veya çıkan olayların emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri durumlarda bir kısım olağanüstü yetkiler verilmiştir.

Buna göre Valiler; Diğer illerin kolluk güçlerinden yararlanmak için İçişleri Bakanlığından yardım isterler. Valiler gereken durumlarda Jandarma Genel Komutanlığından ya da Kara Kuvvetleri Komutanlığından, sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlıklarından yardım isterler. Gereksinme duyulan kuvvetlerin İçişleri Bakanlığından ya da askeri birliklerden veya her ikisinden istenmesi, yardım isteminde bulunan valinin takdirine bırakılmıştır. Valiler, acil durumlarda, bu isteklerini sonradan yazılı şekle dönüştürülmek üzere sözlü olarak da yapabilirler.

Olayların niteliğine göre, istenen askeri kuvvetin büyüklüğü ve görevde kalış süresi, vali ile görüşülerek askeri birlik komutanı tarafından belirlenir.

Askeri kuvvetin müstakilen görevlendirilmesi durumunda, verilen görev askeri kuvvet tarafından, kendi komutanının sorumluluğu altında, kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip oldukları yetkiler de kullanılarak yerine getirilir.

Birden çok ili içine alan olaylarda ilgili valilerin istemi üzerine, aynı veya farklı askeri birlik komutanlarından kuvvet verilmesi durumunda, iller veya kuvvetler arasında işbirliği Genelkurmay Başkanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenecek esaslara göre yürütülür.

Olayların sınır illerinde veya bu illerin civarında olması ve eylemcilerin komşu ülke topraklarına geçmeleri durumunda, valinin istemi üzerine, her defasında Genelkurmay Başkanlığı kanalı ile hükümetçe verilen müsaade üzerine sınır ötesi sıcak takipte bulunulabilir.

 

  1. b) İl İdare Şube Başkanları

İldeki, genel idare kuruluşlarının başında bulunan yüksek memurlara “idare şube başkanları” ya da “il müdürleri” denilmektedir. İl müdürleri Başkentteki hizmet bakanlıklarının ya da bazı bakanlıkların bağlı kuruluşları ile ana hizmet birimlerinin ildeki servisi niteliğindedir.

İl idare şube başkanları (İL MÜDÜRLERİ) valinin önerisi ve ilgili bakanlığın atamasıyla göreve başlarlar

İldeki il idare şube başkanları şunlardır; Hukuk İşleri Müdürü, İl Eğitim Müdürü, İl Sağlık Müdürü, İl Tarım Müdürü, İl Veteriner Müdürü, İl Bayındırlık Müdürü ve Defterdarlardır. Bunların sayısı ve adı, bakanlıkların sayısı ve adı ile yakından ilgilidir. Genellikle il müdürleri, bakanlıkların ildeki en yüksek görevlileridir. İl müdürleri görevlerini yürütürken karşılaştıkları sorunlardan valileri haberdar ederler.

İl idare şube başkanları valinin denetimi altındadır. Kendi görev alanlarına giren işlerin yürütülmesinde valiye karşı sorumludurlar.  Valiler belirli konularda, sınırlı bir biçimde, il müdürlerine imza yetkisi de verebilirler.

Vali yılda dört defadan az olmamak üzere gerek gördüğü zamanlarda “idarede birliğin sağlanması”, “işlerin gözden geçirilerek düzenli bir hale sokulması”, “teşkilatın ahenkli çalışması” için gereken tedbirlerin alınmasını görüşmek ve kararlaştırmak amacıyla il idare şube başkanlarını heyet halinde toplar. Bu toplantıda alınan kararların uygulanması bütün idare şubeleri için zorunludur.

 

  1. c) İl İdare Kurulu

Bu kurul valiye yardımcı bir kuruldur.

Valinin yada yardımcısının başkanlığında hukuk işleri Müdürlüğü, Defterdar, Milli Eğitim Müdürlüğü, Sağlık, Tarım, Bayındırlık ve Veteriner Müdürlerinden oluşur.

İl idare kurul, merkezde en büyük danışma kuruluşu olan Danıştay a benzer. Bu kurula çok ve çeşitli idari görevler verilmiştir.

Bu görevlerin bir bölümü danışma niteliğindedir. İl idare kurulunun idari görevleri arasında şunlar sayılabilir;

-Askerlikle ilgili olarak, (son yoklama zamanının dışında olmak şartıyla), askere alma işini sağlık nedeni ile ertesi yıla bırakma kararı il idare kurulu tarafından alınır.

İlçe kurulması ve kaldırılmasında, bir ilçenin başka bir ile bağlanmasında ve merkezinin belirlenmesinde, sınırlarının değiştirilmesinde il idare kurulunun görüşü alınır. İl İdaresi Kanununun 2/D maddesinde sayılan diğer işlemleri için de il idare kurulunun görüşü alınmalıdır.

Bu işlemler şunlardır: Bucak kurulması, kaldırılması, merkezinin belirtilmesi, il, ilçe ve bucak sınırlarının ve bucak adlarının değiştirilmesi, bir köyün veya kasabanın veya bucağın başka bir il ve ilçeye bağlanması, önemli yer isimlerinin değiştirilmesi; köy kurulması veya yerinin değiştirilmesi; köy ve kasabaların başka bucağa bağlanması; köy isimlerinin değiştirilmesi, köylerin birleştirilmesi ve ayrılması; bir köy, mahalle veya semtin o köyden ayrılıp başka bir köy ile birleştirilmesi.

Mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti üyelerinin görevlerine son vermek

 

III. İLÇE İDARESİ

Mülki idari birimlerden ikincisi ilçe idaresidir. İlçe yönetimi, gerek kamu hizmetlerinin halka götürülmesi, gerek çevredeki toplumsal ve ekonomik koşulların geliştirilmesi yönünden önem taşırlar. İlde olduğu gibi ilçenin kurulması, kaldırılması, ad ve merkezlerinin belirlenmesi ve değiştirilmesi kanunla olur.

  1. İlçe İdaresinin Bölümleri

İlçe idaresi; kaymakam, ilçe şube başkanları ve ilçe idare kurulundan oluşur.

  1. a) Kaymakam

İlçe idaresinin başı olan kaymakam; ilçede hükümetin temsilcisi olup, ilçenin yönetiminden sorumludur. Kaymakam görevlerini, valinin gözetim ve denetimi altında yapar. Kaymakamlık, bir meslek memurluğudur. Meslek memurluğu olan kaymakamlık güvenceli bir devlet memurluğudur. Kaymakam olabilmek için gerekli koşullar yasada düzenlenmiştir. Buna göre Kaymakam olabilmek için siyasal bilgiler, hukuk fakültesi ya da iktisadi idari bilimler fakültesi mezunu olmak, 29 yaşını doldurmamak, stajı başarı ile bitirmek gerekir.

Kaymakamlar, İçişleri Bakanlığı Müdürler Kurulunun önerisi ve Bakanın bu öneriyi onaylaması üzerine müşterek kararname ile atanır. (Karma İdari İşlem)

Kaymakamın önemli görev ve yetkileri şunlardır:

Kaymakam, ilçedeki tüm merkezi idare kuruluş ve personeli üzerinde hiyerarşi gücüne sahiptir. İlçede kamu düzeninin sağlanması ve korunmasından sorumludur. Kamu düzenini sağlamak için tüm tedbirleri alır ve ilçedeki tüm kolluk güçlerini kullanır. Kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının yayınlanmasını ve uygulanmasını sağlar. İlçedeki yerinden yönetim kuruluşlarını üzerinde vesayet yetkilerini kullanır.

 Kaymakamların görev ve yetkilerinin valinin görev ve yetkilerinden şu yönlerden farklılık gösterdiği söylenebilir;

-Vali hem devleti hem de hükümeti temsil eder, oysa kaymakam sadece hükümeti temsil eder.

Yetki genişliği ilkesi Valiye tanınmış ama kaymakama tanınmamıştır.

-Valiler, kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarının verdiği yetkiyi kullanmak ve bunların yüklediği ödevleri yerine getirmek için genel emir biçiminde düzenleyici işlem yapma yetkisine sahiptirler. Oysa kaymakamların böyle bir yetkisi yoktur. Kaymakamlar, ancak kolluk alanında düzenleyici işlem niteliğinde tedbir ve kararlar almaya yetkilidirler.

-Yine validen farklı olarak kaymakamın olağanüstü durumlarda askeri kuruluşlardan yardım isteme yetkisi yoktur. Kaymakam bu tip olağanüstü durumlarda durumu hem valiye hem de askeri kuruluşlara bildirir.

Validen farklı olarak kaymakamlara, yabancı konsoloslarla ve komşu devlet sınır makamlarıyla doğrudan doğruya ilişki kurma yetkisi tanınmamıştır.

Askeri kuruluşlar ile yargısal kuruluşlar, kaymakamın idari denetiminin dışında bırakılmıştır. Kaymakamın, askeri kuruluşlar ve yargı yerleri ile olan ilişkileri sınırlı bir biçimde yasayla düzenlenmiştir. Kaymakam askerlikle ilgili halkın şikayet ettiği konularda askerlik şubelerinden, geciken adalet işleri hakkında da savcılardan bilgi isteyebilir. Kaymakam, ceza ve tutuk evlerinde bulunan hükümlü ya da tutukluların sağlık durumlarını savcı ile birlikte denetler.

İlçe ile ilgili bütün yazışmalar kaymakam ile yapılır. Kaymakam normal olarak yazışmalarını vali ile yapar. Olağanüstü durumlarda kaymakam bakanlıklarla doğrudan doğruya yazışabilir, durumdan valiyi hemen haberdar eder.

 

  1. b) İlçe İdare Şube Başkanları

İlçe idaresi içinde yer alan kuruluşların başında bulunan memurlara “ilçe idare şube başkanları” veya “ilçe müdürleri” denir. Bakanlıkların ilçedeki servislerinin başında bulunan ilçe müdürleridir. Kendi görev alanlarına giren işlerin yürütülmesinden kaymakama karşı sorumludurlar.

Bunlar, yazı işleri müdürü, mal müdürü, milli eğitim müdürü, tarım ve köy işleri müdürü, emniyet amiri, jandarma komutanı gibi ilçede bulunan üst düzey yöneticilerdir. İlçe idare şube başkanlarının emri altında çalışanlar ilçenin ikinci derece memurlarıdır. İlçe idare şube başkanları, kendi şubelerini ilgilendiren kanun, tüzük, yönetmelik ve hükümet kararlarıyla, kendi dairelerine verilmiş olan görevlerin sürat ve intizam içinde görülmesinden doğrudan doğruya kaymakama karşı sorumludur

  1. c) İlçe İdare Kurulu

İlde olduğu gibi, ilçede de bir idare kurulu vardır. Bu kurul Kaymakamlığın başkanlığında Yazı İşleri Müdürü, Sağlık Ocağı Hekimi, Milli Eğitim Müdürü, Tarım ve Köy Işleri Müdüründen oluşur. İlçe idare kurullarının idari görevleri il idare kurulunun görevlerine benzemektedir. Başlıca görevi Kaymakama danışmanlık etmektir. İlçe idare kurulunun görevleri şu şekilde belirlenebilir;

-İlçe içindeki belde ve köyler arasında çıkan sınır uyuşmazlıklarını çözümlemek,

Görevlerini yapmayan köy muhtarının görevine son vermek. ( il merkezine bağlı köyler için il idare kurulu yetkilidir. ) (Ancak İlçe idare kurulunun bu kararına karşı idari yargı yoluna gidilebilir.)

İlçe idare kurulu üye tam sayısının yarıdan bir fazlası ile toplanır. Toplantıya katılanların çoğunluğu ile karar alır.

  1. BUCAK İDARESİ

Mülki idari birimlerden üçüncüsü bucaklardır. Bucak, coğrafya, ekonomi, güvenlik ve mahalli hizmet bakımından aralarında münasebet bulunan kasaba ve köylerden meydana gelen idari bir bölümdür.

Bucaklar, il ve ilçelerden farklı olarak idari bir işlem olan içişleri bakanının hazırlayacağı müşterek kararname ile kurulur.

  1. Bucak İdaresinin Bölümleri

Bucak idaresi, Bucak Müdürü, Mucak Meclisi ve Bucak Komisyonundan oluşur.

  1. a) Bucak Müdürü:

Bucaktaki hükümetin en büyük memurudur ve hükümetin  temsilcisidir. Bucaktaki işlerin yürütülmesinden sorumludur. Bucak müdürleri İÇİŞLERİ BAKANI tarafından atanır ve valinin emrine verilir. Bunların görev yerleri vali tarafından belirlenir. Bucak müdürü yazışmalarını, bağlı olduğu kaymakam ya da vali ile yapar.

Kaymakamın ilçede sahip olduğu yetkilere Bucak Müdürü bucak sınırları içinde sahiptir. Bucak müdürleri de kaymakamlar gibi, yasaları ve hükümet emirlerini duyurur ve uygular. Bucak içinde güvenliği sağlar. Güvenlik açısından olağanüstü bir durumla karşılaşırsa, durumu bağlı olduğu kaymakam ya da valiye bildirir.

Bucak müdürü, bucak içinde işlenen suçları savcıya haber vermekle yükümlüdür. Savcı işe el koyuncaya kadar, bucak müdürü gerekli soruşturmayı yapar. Savcılık soruşturmaya başlayınca, bucak müdürünün soruşturma ile ilgili görevi sona erer. Bucak Müdürü olabilmek için lise mezunu olmak ve bucak müdürü kursunu bitirmiş olmak yeterlidir.

  1. b) Bucak Meclisi

Bucak meclisi biri Seçimlik diğeri doğal olmak üzere iki tür üyeden oluşur. Doğal üyeler; bucakta görevli doktor, sağlık memuru, veteriner, tarım öretmeni, baş öğretmendir. Seçimlik üyeler ise bucağa bağlı belediye meclisleri ve köy ihtiyar kurulları tarafından kendi aralarından köy veya kasaba halkından seçilir.

            Bucak Meclisinin görev süresi 4 yıldır. Bucak Meclisi yılda bir kez Ekim ayı başında toplanır. Bucak meclisi, bucağa bağlı köy ve belediyelerin yerel nitelikteki ihtiyaçlarını düzenlemektedir.

  1. c) Bucak Komisyonu

Bucak meclisinin 1 yıl süre için seçeceği 4 üyeden oluşur. Bucak komisyonu, bucak meclisinin toplantıda bulunmadığı zamanlarda onun görevlerini yerine getirir.

Bugün bucaklar, sadece bucak müdürünün yönetimi altında ve kağıt üzerinde kalmış bir örgüt niteliğini taşımaktadır.

  1. BÖLGESEL ÖRGÜTLER

Anayasada birden ziyade ili içine alan merkezi idare teşkilatı olan bölge idarelerinin kurulabileceği öngörülmüştür. Bu yönteme merkezi idare teşkilatı içinde sadece bir iki bakanlıkta rastlıyoruz.

Örn: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bölge müdürlüğü şeklinde örgütlenmesidir. (5018 Sayılı Kanun ile DSİ’nin tüzel kişiliği kaldırılmıştır ve genel bütçe içerisine alınmıştır. Bugün bazı hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının bölgesel düzeyde örgütlenmeye gittikleri görülmektedir.

Güneydoğu Anadolu Proje Bölge Kalkınma İdaresi (GAP) ülkemizin ilk bölge kalkınma idaresidir. Ancak proje Devlet tüzel kişiliğine bağlı olmayıp ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması ve birden çok kamu hizmetinin yürütülmesi için kurulduğundan kendine özgü bir özellik taşımaktadır. Başbakanlığa bağlıdır ve başkanını BAŞBAKAN atar. GAP, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Mardin, Şırnak, Siirt, Şanlıurfa, Batman ve Kilis illerini içine alır.

Mali denetimi 5018 Sayılı Yasa uyarınca SAYIŞTAY tarafından yapılır.

BÖLÜM 10

YERİNDEN YÖNETİM KURULUŞLARI

Yerel Yönetimler (Mahalli İdareler)

Yerinden yönetim sistemi ülkemizde yer yönünden yönetim sistemi ve hizmet yerinden yönetim sistemi olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yer yönünden yerinden yönetime aynı zamanda mahalli idareler de denilmektedir. Anayasanın 127. maddesinde mahalli idareler konusunda ayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir. Anayasanın 127’nci maddesine göre; “Mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.

Mahalli idarelerin seçimleri, 67’nci maddedeki esaslara göre 5 YIL da bir yapılır. Ancak, milletvekili genel veya ara seçiminden önceki veya sonraki bir yıl içinde yapılması gereken mahalli idareler organlarına veya bu organların üyelerine ilişkin genel veya ara seçimler milletvekili genel veya ara seçimleriyle birlikte yapılır. Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.

Mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kazanmalarına ilişkin itirazların çözümü ve bu sıfatı kaybetmeleri, konusundaki denetim yargı yolu ile olur. Ancak, görevleri ile ilgili bir suç sebebi ile hakkında soruşturma veya kovuşturma açılan mahalli idare organları veya bu organların üyelerini, İçişleri Bakanı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar görevlerinden uzaklaştırabilir.

Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir.

Mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır.”

 

  1. İL ÖZEL İDARESİ
  2. Genel Olarak

Merkezi idarenin taşra örgütü olan il, aynı zamanda bir yerel yönetimdir. Yerel yönetim olarak il devlet tüzel kişiliği dışında ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir.

5302 sayılı kanunun 3. maddesinde il özel idaresi; “İl halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi” olarak tanımlanmıştır.

İl özel idarelerinin kuruluşu herhangi bir şekle bağlı değildir. Yeni bir kanunla il kurulduğunda, o ilde özel idare tüzel kişiliği ve teşkilatı da kendiliğinden kurulmuş olmaktadır. 5302 sayılı kanunun 4. maddesinde, İl özel idaresinin, ilin kurulmasına dair kanunla kurulacağı ve ilin kaldırılmasıyla tüzel kişiliğinin  sona ereceği düzenlenmiştir.

Ancak 12.11.2012 tarih ve 6360 Sayılı Kanun’a göre,

  • Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa, Van, Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya, Samsun, İstanbul ve Kocaeli illerinde ÖZEL İDARELERİN TÜZEL KİŞİLİĞİ KALDIRILMIŞTIR.

Bu illerde il özel idarelerine düşen görevler, Büyükşehir Beledeyileri tarafından yerine getirilmektedir.

İl özel idaresi, devlet tüzel kişiliği dışında ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Merkezi idarenin bir taşra örgütü olan il idaresine, “merkezi yönetimin taşra teşkilatı olarak il idaresi”(il genel idaresi); mahalli idare birimi olan il idaresine ise il özel idaresi ismi verilir. Bunları birbirine karıştırmamak gereklidir. İl genel idaresi bütün ülkede yürütülen ulusal kamu hizmetlerinin ilde yürütülmesi için kurulmuştur. İl özel idaresi ise aynı sınırlar içinde yaşayan insanların “mahalli, o yöreye ait müşterek ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuştur.”

Ancak il özel idaresinin görevlerine bakıldığında bunların bir kısmının aslında merkezi idarenin yürüttüğü hizmetler olduğu görülür. Bununla birlikte “il özel idaresi” bu tür hizmetleri bulunduğu bölgenin ihtiyaçları dairesinde belirler ve sürdürür.

İl özel idaresi belediyelerden farklı olarak sadece yerleşim yerlerinde değil, il sınırları içindeki coğrafi alanın tamamında hizmetleri yürütmekle görevlidir.

 

 

2- İl Özel İdaresinin Görevleri

Yeni yasa ile il özel idaresine verilen görevler, devletin idari görevleri kadar yaygın ve çeşitlidir. Bunlar, eğitim ve öğretim, bayındırlık, tarım, sağlık ve sosyal yardım, ticaret ve iktisad alanına yayılmıştır. İl özel idaresinin görevleri 5302 sayılı kanunun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre il özel idareleri mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;

  1. a) Sağlık, tarım, sanayi ve ticaret; ilin çevre düzeni plânı, bayındırlık ve iskân, toprağın korunması, erozyonun önlenmesi, sosyal hizmet ve yardımlar, yoksullara mikro kredi verilmesi, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtları; ilk ve orta öğretim kurumlarının arsa temini, binalarının yapım, bakım ve onarımı ile diğer ihtiyaçlarının karşılanmasına ilişkin hizmetleri il sınırları içinde,
  2. b) İmar, yol, su, kanalizasyon, katı atık, çevre, acil yardım ve kurtarma, kültür, turizm, gençlik ve spor; orman köylerinin desteklenmesi, ağaçlandırma, park ve bahçe tesisine ilişkin hizmetleri belediye sınırları dışında yapmakla görevli ve yetkilidir.

İl çevre düzeni plânı; valinin koordinasyonunda, büyükşehirlerde büyükşehir belediyeleri, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi ile birlikte yapılır. İl çevre düzeni plânı belediye meclisi ile il genel meclisi tarafından onaylanır. Büyükşehir Belediyesi olan yerlerde il çevre düzeni planı Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.

Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, il özel idaresinin malî durumu, hizmetin ivediliği ve verildiği yerin gelişmişlik düzeyi dikkate alınarak belirlenir.

İl özel idaresi hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.

Hizmetlerin diğer mahallî idareler ve kamu kuruluşları arasında bütünlük ve uyum içinde yürütülmesine yönelik koordinasyon o ilin valisi tarafından sağlanır.

4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu Kanun kapsamı dışındadır.

 

İl Özel İdaresinin Yetkileri ve İmtiyazları

İl özel idaresi kanununun 7. maddesinde il özel idaresinin yetkileri ve imtiyazları sayma yöntemiyle şu şekilde belirlenmiştir;

  1. a) Kanunlarla verilen görev ve hizmetleri yerine getirebilmek için her türlü faaliyette bulunmak, gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri için kanunlarda belirtilen izin ve ruhsatları vermek ve denetlemek. (Sivil hava ulaşımına ilişkin tesis ruhsatları Sivil Havacılık Gen. Müd. Tarafından verilir. 5594 SK )
  2. b) Kanunların il özel idaresine verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, emir vermek, yasak koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.
  3. c) Hizmetlerin yürütülmesi amacıyla, taşınır ve taşınmaz malları almak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, takas etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek.
  4. d) Borç almak ve bağış kabul etmek.
  5. e) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı yirmibeşmilyar Türk Lirasına kadar olan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek.
  6. f) Özel kanunları gereğince il özel idaresine ait vergi, resim ve harçların tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak.
  7. g) Belediye sınırları dışındaki gayri sıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerine ruhsat vermek ve denetlemek.

İl özel idaresi, hizmetleri ile ilgili olarak, halkın görüş ve düşüncelerini belirlemek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.

İl özel idaresinin mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır.

İl özel idaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, vergi, resim ve harçları, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez.

İl Özel İdaresinin Muafiyetleri

5302 Sayılı il özel idaresi kanunun 8. maddesinde il özel idarelerine tanınan muafiyetler düzenlenmiştir. Buna göre;  İl özel idareleri kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmaz malları ile bunların inşa ve kullanımları KDV ve ÖTV HARİÇ, her türlü vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarından muaftır.

  1. İl Özel İdaresinin Organları

İl özel idaresi kanununun 3. maddesinde il özel idaresinin organları İl genel meclisini, il encümeni ve vali olarak belirlenmiştir. İl özel idaresinin  genel karar organı, il genel meclisidir. Yürütme organı ise validir.

  1. a) İl Genel Meclisi

5302 Sayılı kanunun 9. maddesine göre İl özel idaresi yönetiminin görüşme ve karar organı olan il genel meclisi ilçeler adına seçilen üyelerden oluşur. Meclisin üye sayısı ilçe sayısına ve nüfus oranına göre ilden ile farklılık gösterir. Görev süresi beş yıldır. İlçe nüfusu 25000’e kadar olan yerler 2, ondan sonraki her 25000 nüfus için 1 üye seçilir. 100000’den fazla nüfus için her 100000 nüfusa bir üye ilave edilir. Asıl üye sayısı kadar yedek üye de seçilir. İl Genel Meclisi üyeliğine seçilebilmek için milletvekili seçilme yeterliliği aranır.

İl genel meclisi, seçim sonuçlarının ilânını izleyen beşinci gün kendiliğinden toplanır. Bu toplantıda meclise en yaşlı üye başkanlık eder. Meclis, bu toplantıda, üyeleri arasından ve gizli oyla meclis başkanını, meclis birinci ve ikinci başkan vekillerini seçer. ( İl Genel Meclisinin Başkanı VALİ DEĞİLDİR. )

Vali il özel idaresinin aldığı kararları yürütmekle görevli olan YÜRÜTME ORGANIDIR. İl genel meclisine meclis başkanı, bulunmaması durumunda meclis birinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. İl genel meclisinin çalışmalarına ilişkin esas ve usuller İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

İl genel meclisi, il genel meclisince belirlenecek bir aylık tatil hariç her ayın ilk haftası meclis tarafından önceden belirlenen günde mutat toplantı yerinde toplanır. Kasım ayı toplantısı dönem başı toplantısıdır. Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok 20 GÜN, diğer toplantıların süresi en çok 5 GÜNdür.

Gündem, meclis başkanı tarafından belirlenir ve üyelere en az üç gün önceden bildirilir. Valinin önerdiği hususlar ilk meclis toplantısında gündeme alınır. Gündem, meclis başkanı tarafından belirlenir ve üyelere en az üç gün önceden bildirilir.

İl genel meclisi üyeleri de il özel idaresine ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

Gündem, çeşitli yollarla da halka duyurulur.

İl genel meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.

    İl genel meclisi tarafından alınan kararların tam metni, en geç 5 gün içinde valiye gönderilir. Vali, hukuka aykırı gördüğü kararları, 7 gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere il genel meclisine iade edebilir. Valiye gönderilmeyen meclis kararları yürürlüğe girmez. (Valiye gönderme onay için değil YÜRÜRLÜK İÇİNDİR)!!!

    Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar kesinleşir.

      Kesinleşen Kararlara Karşı VALİ İDARİ DAVA AÇMA SÜRESİ İÇİNDE DAVA AÇABİLİR. 10 GÜNLÜK SÜRE 5393 SAYILI BELEDİYE KANUNU NUN  85/E maddesi ile kaldırılmıştır. (Genel Dava açma süresi (60 Gün) geçerlidir)

 İl Genel Meclisinin Görevleri

. 2005 yılında kabul edilen 5302 sayılı kanunun 10. maddesinde ile İl Genel Meclisinin Görevleri şu şekilde belirlenmiştir;

            -Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, il özel idaresi faaliyetlerini ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve karara bağlamak.

            –Bütçe ve kesin hesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.

            – Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyeleri hariç İl çevre düzeni plânı ile belediye sınırları dışındaki alanların imar plânlarını görüşmek ve karara bağlamak.

Borçlanmaya karar vermek.

            -Bütçe içi işletmeler ile Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.

             -Taşınmaz mal alımına, satımına, trampa edilmesine, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın akar haline getirilmesine izin; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi yirmibeş yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.

 -Şartlı bağışları kabul etmek.

            – İl özel idaresi adına imtiyaz verilmesine ve il özel idaresi yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına, il özel idaresine ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.

            – Encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.

             -İl özel idaresi tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.

            -Norm kadro çerçevesinde il özel idaresinin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.

            -Yurt içindeki ve yurt dışındaki mahallî idareler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı işbirliği yapılmasına karar vermek.

            -Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.

             -İl özel idaresine kanunlarla verilen görev ve hizmetler dışında kalan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.

 

İl Genel Meclisinin  Feshi

2005 tarıhli 5302 sayılı kanun ile İl genel meclisinin şu nedenlere Danıştay tarafından fesh edileceği düzenlenmiştir;

  1. a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum il özel idaresine ait işleri aksatırsa,
  2. b) İl özel idaresine verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa,

            İçişleri Bakanlığının bildirisi üzerine DANIŞTAY tarafından feshedilir.

            İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildiri ile birlikte karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, toplantıların ertelenmesi hususunu en geç bir ay içinde karara bağlar. Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar

            İl genel meclisinin; Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi, Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi, Geçici olarak görevden uzaklaştırılması, Meclis üye tamsayısının yarıdan fazlasının tutuklanması durumlarında, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar il genel meclisi görevi, encümenin memur üyeleri tarafından yürütülür.

İl Genel Meclis Üyeliğinin Sona Ermesi

 İl genel meclisi üyeliği, ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir. İl genel meclisi üyeliğine seçilme yeterliliğinin kaybedilmesi durumunda, valinin bildirmesi üzerine Danıştay tarafından üyeliğin düşmesine karar verilir.

 

  1. b) İl Daimi Encümeni

İl özel idaresinin ikinci karar organı, il daimi encümenidir. Bana aynı zamanda “daimi encümen” de denilir. İl daimi Encümeni, müzakere, danışma organıdır.

5302 Sayılı kanunun 25. maddesinde İl daimi encümeni valinin başkanlığında, genel sekreter ile il genel meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından seçeceği üç üye ve valinin her yıl birim amirleri arasından seçeceği iki üyeden oluşur. (2012 değişikliği)

            Valinin katılamadığı encümen toplantısına genel sekreter başkanlık eder.

Encümen Toplantısı

İl özel idaresi kanunun 27. maddesinde encümenin toplantısı düzenlenmiştir. Buna göre il daimi encümeni, haftada en az bir defa olmak üzere önceden belirlenen gün ve saatte toplanır. Başkan acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabilir. Encümen üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Çekimser oy kullanılamaz. İhale Komisyonu sıfatıyla yapılan toplantılarda da bu hüküm geçerlidir.

            Encümen gündemi vali tarafından hazırlanır. Encümen üyeleri gündem maddesi teklif edebilir. Encümen, gündemindeki konuları en geç bir hafta içinde görüşüp karara bağlar.          Alınan kararlar başkan ve toplantıya katılan üyeler tarafından imzalanır. Karara muhalif kalanlar gerekçelerini de açıklar.

            Vali kanun, tüzük, yönetmelik ve il genel meclisi kararlarına aykırı gördüğü encümen kararının bir sonraki toplantıda tekrar görüşülmesini isteyebilir. Encümen, kararında ısrar ederse karar kesinleşir. Bu takdirde, vali, kesinleşen encümen kararının uygulanmasını durdurur ve  idari yargı mercilerine yürütmeyi durdurma talebi ile birlikte on gün içinde başvurur. İtiraz Danıştayca en geç altmış gün içinde karara bağlanır.

            Encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dahil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar.

İl Daimi Encümeninin Görevleri :

5302 sayılı kanunun 26. maddesinde  ile İl Daimi Encümeninin görevleri şu şekilde belirlenmiştir;

  1. a) Stratejik plân ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesin hesabı inceleyip il genel meclisine görüş
  2. b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak.
  3. c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek.
  4. d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma
  5. e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.
  6. f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşmilyar Türk Lirasına kadar olan ihtilafların sulhen halline karar vermek.
  7. g) Taşınmaz mal satımına, trampa edilmesine ve tahsisine ilişkin kararları uygulamak, süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek.
  8. h) Belediye sınırları dışındaki umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini
  9. i) Vali tarafından havale edilen konularda görüş
  10. j) Kanunlarla verilen diğer görevleri
  11. c) Vali

Vali; il özel idaresinin başı, yürütme organı, temsilcisi ve aynı zamanda il özel idaresinin vesayet makamıdır. Vali il özel idaresinin tüzel kişiliğinin temsilcisidir.

Vali il özel idaresi yönetiminin icra organı olarak, genel meclisin ve encümenin aldığı kararları uygular; genel meclise sunulacak olan bütçe ve çalışma programını hazırlar. Vali, mart ayı toplantısında bir önceki yıla ait faaliyet raporunu meclise sunar. Faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkanı tarafından gereği yapılmak üzere İçişleri Bakanlığına gönderilir.

İl Özel idaresi kanunun 32 maddesine göre, Vali, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, vali yardımcılarına, yöneticilik sıfatı bulunan il özel idaresi görevlileri ile ilçelerde kaymakamlara devredebilir.!!!!

 

İl Özel İdaresinin Başı Olarak Valinin Görevleri

  1. a) İl özel idaresi teşkilâtının en üst amiri olarak il özel idaresi teşkilâtını sevk ve idare etmek, il özel idaresinin hak ve menfaatlerini korumak.
  2. b) İl özel idaresini stratejik plâna uygun olarak yönetmek, il özel idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, il özel idaresi faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
  3. c) İl özel idaresini Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.
  4. d) İl encümenine başkanlık etmek.
  5. e) İl özel idaresinin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.
  6. f) İl özel idaresinin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.
  7. g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.
  8. h) İl genel meclisi ve encümen kararlarını uygulamak.
  9. i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışında kalan aktarmaları yapmak.
  10. j) İl özel idaresi personelini atamak.
  11. k) İl özel idaresi, bağlı kuruluşlarını ve işletmelerini denetlemek.
  12. l) ŞARTSIZ!!! bağışları kabul etmek. ( Şartlı bağışları kabul etmek İl Genel Meclisinin görevidir.)
  13. m) İl halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.
  14. n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak.
  15. o) Kanunlarla il özel idaresine verilen ve il genel meclisi veya il encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.
  16. İl Özel İdaresinin Gelirleri ve Bütçesi

Tüzel kişiliği olan il özel idaresinin kendine özgü gelirleri, giderleri ve bunları düzenleyen bir bütçesi vardır.

İl Özel İdaresinin Gelirleri

302 sayılı kanunun 42 maddesi  ile İl özel idarelerinin gelirleri şu şekilde belirlenmiştir;

  1. a) Kanunlarla gösterilen il özel idaresi vergi, resim, harç ve katılma payları.
  2. b) Genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan paylar.
  3. c) Genel ve özel bütçeli idarelerden yapılacak ödemeler.
  4. d) Taşınır ve taşınmaz malların kira, satış ve başka suretle değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler.
  5. e) İl genel meclisi tarafından belirlenecek tarifelere göre tahsil edilecek hizmet karşılığı ücretler.
  6. f) Faiz ve ceza gelirleri.
  7. g) Bağışlar.
  8. h) Her türlü girişim, iştirak ve faaliyetler karşılığı sağlanacak gelirler.
  9. i) Diğer

İl özel idaresinin giderleri

İl özel idaresi kanununun 43. maddesinde il özel idaresinin giderleri düzenlenmiştir.

  1. a) İl özel idaresi binaları, tesisleri ile araç ve malzemelerinin temini, yapımı, bakımı ve onarımı için yapılan giderler.
  2. b) İl özel idaresinin personeline ve seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim harcamaları ile diğer giderler.
  3. c) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.
  4. d) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler.
  5. e) İl genel meclisince belirlenecek ilkeler çerçevesinde köylere veya köylerin aralarında kurdukları birliklere yapılacak yardımlar.
  6. f) İl özel idaresinin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve birliklerle ilgili ortaklık payı, üyelik aidatı giderleri.
  7. g) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ve sigorta giderleri.
  8. h) Yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.
  9. i) Dava takip ve icra giderleri.
  10. j) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.
  11. k) Avukatlık, danışmanlık ve denetim hizmetleri karşılığı yapılacak ödemeler.
  12. l) Yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim ile sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri.
  13. m) Sosyo-kültürel ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.
  14. n) Özel idare hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
  15. o) Doğal afet giderleri.
  16. p) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.

 

İl Özel İdaresinin Bütçesi

5302 Sayılı kanun ile İl özel idaresinin bütçesi ile ilgili hükümler şu şekilde düzenlenmiştir;

            Vali tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayı başında il encümenine sunulur. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce il genel meclisine sunar.

            İl genel meclisi bütçe tasarısını yılbaşından önce aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Bütçe tasarısının süresi içerisinde kesinleşmemesi hâlinde vali, görüşüyle birlikte durumu İçişleri Bakanlığına bildirir. İçişleri Bakanının otuz gün içinde vereceği karar kesindir. (2012 Değişikliği)!!!!

Bütçenin İçişleri Bakanlığı tarafından onaylanmasını öngören kanun hükmü KALDIRILMIŞTIR.

İL özel idaresi, görev ve hizmetlerinin gerektirdiği giderleri karşılamak amacıyla BORÇLANABİLİR ve TAHVİL ihraç edebilir.

 

5) İl Özel İdaresi Teşkilatı

            İl özel idaresi teşkilatı; genel sekreterlik, malî işler, sağlık, tarım, imar, insan kaynakları,  hukuk  işleri  birimlerinden  oluşur.  İlin nüfusu, fiziki ve coğrafi yapısı, ekonomik, sosyal, kültürel özellikleri ile gelişme potansiyeli dikkate alınarak norm kadro sistemine ve ihtiyaca göre oluşturulacak diğer birimlerin kurulması, kaldırılması veya birleştirilmesi il genel meclisinin kararıyla olur. Bu birimler büyükşehir belediyesi olan illerde daire başkanlığı ve müdürlük, diğer illerde müdürlük şeklinde kurulur.

            Genel sekreter, il özel idaresi hizmetlerini vali adına ve onun emirleri yönünde, mevzuat hükümlerine, il genel meclisi ve il encümeni kararlarına, il özel idaresinin amaç ve politikalarına, stratejik plan ve yıllık çalışma programına göre düzenler ve yürütür. Bu amaçla il  özel idaresi  kuruluşlarına  gereken emirleri verir ve bunların uygulanmasını gözetir ve sağlar.        Genel sekreter yukarıda belirtilen hizmetlerin yürütülmesinden valiye karşı sorumludur.

            Toplam nüfusu 3.000.000’a kadar olan illerde, ihtiyaca göre en fazla iki, nüfusu bunun üzerinde olan illerde en fazla dört genel sekreter yardımcılığı kadrosu ihdas edilebilir.

            İlçelerde, özel idare işlerini yürütmek amacıyla kaymakama bağlı ilçe özel idare teşkilâtı oluşturulabilir.

 

İl Özel İdarelerinin Denetimi           

İl özel idarelerinde iç ve dış denetim yapılır. Denetim, iş ve işlemlerin hukuka uygunluk, malî ve performans denetimini kapsar. Bu denetimler 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu hükümlerine göre yapılır.

            Ayrıca, il özel idaresinin malî işlemler dışında kalan diğer idarî işlemleri, idarenin bütünlüğüne  ve  kalkınma plânı ve stratejilerine uygunluğu açısından İçişleri Bakanlığı, vali veya görevlendireceği elemanlar tarafından  da denetlenir.

             İl özel idaresi hizmetlerinin ciddî bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayatî derecede olumsuz etkilediğinin ilgili bakanlığın talebi üzerine yetkili sulh hukuk hâkimi tarafından belirlenmesi durumunda,

İçişleri Bakanlığı;

  1. a) Hizmetlerde meydana gelen aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek il özel idaresinden ister.
  2. b) Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden Bu durumda, vali, aksaklığı öncelikle il özel idaresinin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Bu nedenle ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o il özel idaresinin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden il özel idaresine ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

 

  1. BELEDİYE İDARESİ

            5393 Sayılı Belediye Kanunu’na göre:

             Belediye: Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişisini,

            Belediyenin organları: Belediye meclisini, belediye encümenini ve belediye başkanını,

            Belde: Belediyesi bulunan yerleşim yerini,

            Mahalle: Belediye sınırları içinde, ihtiyaç ve öncelikleri benzer özellikler gösteren ve sakinleri arasında komşuluk ilişkisi bulunan idarî birimi ifade etmektedir.

Belediyenin Kurulması

            Nüfusu 5.000 ve üzerinde olan yerleşim birimlerinde belediye kurulabilir. İl ve ilçe merkezlerinde belediye kurulması zorunludur.

            İçme ve kullanma suyu havzaları ile sit ve diğer koruma alanlarında ve meskûn sahası kurulu bir belediyenin sınırlarına 5.000 metreden daha yakın olan yerleşim yerlerinde belediye kurulamaz.

            Köylerin veya muhtelif köy kısımlarının birleşerek belediye kurabilmeleri için meskûn sahalarının, merkez kabul edilecek yerleşim yerinin meskûn sahasına azami 5.000 metre mesafede bulunması ve nüfusları toplamının 5.000 ve üzerinde olması gerekir.

            Bir veya birden fazla köyün köy ihtiyar meclisinin kararı veya seçmenlerinin en az yarısından bir fazlasının mahallin en büyük mülkî idare amirine yazılı başvurusu ya da valinin kendiliğinden buna gerek görmesi durumunda, valinin bildirimi üzerine, mahallî seçim kurulları, onbeş gün içinde köyde veya köy kısımlarında kayıtlı seçmenlerin oylarını alır ve sonucu bir tutanakla valiliğe bildirir.

İşlem dosyası valinin görüşüyle birlikte İçişleri Bakanlığına gönderilir. Danıştayın görüşü alınarak müşterek kararname ile o yerde belediye kurulur.

            Yeni iskân nedeniyle oluşturulan ve nüfusu 5.000 ve üzerinde olan herhangi bir yerleşim yerinde, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararnameyle belediye kurulabilir.

            Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için belde nüfusunun 100.000’den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin nüfusunun 20.000’den az olmaması şarttır. (2012 Değişikliği)

 

 

 

Belediye Sınırlarının Tespiti ve Kesinleşmesi

            Yeni kurulan bir belediyenin sınırları, kuruluşu izleyen altı ay içinde aşağıdaki şekilde tespit edilir:

  1. a) Eskiden beri o yerleşim yerine ait sayılan tarla, bağ, bahçe, çayır, mera, otlak, yaylak, zeytinlik, palamutluk, fundalık gibi yerler ile kumsal ve plajlar belediye sınırı içine alınır.
  2. b) Belediye sınırlarını dere, tepe, yol gibi belirli ve sabit noktalardan geçirmek esastır. Bunun mümkün olmaması durumunda, sınır düz olarak çizilir ve işaretlerle belirtilir.
  3. c) Belediyenin sınırları içinde kalan ve eskiden beri komşu belde veya köy halkı tarafından yararlanılan yayla, çayır, mera, koru, kaynak ve mesirelik gibi yerlerden geleneksel yararlanma hakları devam eder. Bu haklar için sınır kâğıdına şerh konulur.
  4. d) Çizilen sınırların geçtiği yerlerin bilinen adları sınır kâğıdına yazılır. Ayrıca yetkili fen elemanı tarafından düzenlenen kroki sınır tespit tutanağına eklenir.

             Belediye sınırları, belediye meclisinin kararı ve kaymakamın görüşü üzerine valinin onayı ile kesinleşir.

            Kesinleşen sınırlar, valilikçe yerinde uygulanmak suretiyle taraflara gösterilir ve durum bir tutanakla belirlenir. Kesinleşen sınır kararları ile dayanağı olan belgelerin birer örneği; belediyesine, mahallî tapu dairesine, il özel idaresine ve o yerin mülkî idare amirine gönderilir.

            Kesinleşen sınırlar zorunlu nedenler olmadıkça 5 Yıl süre ile değiştirilemez.

Sınır Uyuşmazlıklarının Çözümü (Vali Tarafından Çözümlenir)

            Bir il dâhilindeki beldeler veya köyler arasında sınır uyuşmazlığı çıkması hâlinde ilgili belediye meclisi ve köy ihtiyar meclisi ile kaymakamın görüşleri otuz gün süre verilerek istenir. Vali, bu görüşleri değerlendirerek sınır uyuşmazlığını karara bağlar. Büyükşehir belediyesi sınırları içinde kalan ilçe belediyelerinin sınır değişikliklerinde büyükşehir belediye meclisinin de görüşü alınır.

            İl ve ilçe sınırlarının değiştirilmesini gerektirecek sınır uyuşmazlıklarında 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümleri uygulanır.

Belediyelerde Birleşme ve Katılma

            Belde, köy veya bunların bazı kısımlarının bir başka beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskûn sahalarının katılınacak beldenin meskûn sahasına uzaklığı 5.000 metreden fazla olamaz.

            Bir belde veya köyün veya bunların bazı kısımlarının meskûn sahasının, komşu bir beldenin meskûn sahası ile birleşmesi veya bu sahalar arasındaki mesafenin 5.000 metrenin altına düşmesi ve buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye katılmak için başvurması hâlinde, katılınacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın, katılmak isteyen köy veya belde veya bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılır. Oylama sonucunun olumlu olması hâlinde başvuruya ait evrak, valilik tarafından katılınacak belediyeye gönderilir. Belediye meclisi evrakın gelişinden itibaren otuz gün içinde başvuru hakkındaki kararını verir. Belediye meclisinin uygun görmesi hâlinde katılım gerçekleşir. Büyükşehirlerde birleşme ve katılma işlemleri, katılınacak ilçe belediye meclisinin görüşü üzerine, büyükşehir belediye meclisinde karara bağlanır..

            Bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir beldeye katılmasında veya yeni bir belde ya da köy kurulmasında, beldenin nüfusunun 5.000’den aşağı düşmemesi gerekir.

            Büyükşehir belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için belde nüfusunun 100.000’den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin nüfusunun 50.000’den az olmaması şarttır.

Bir Beldenin Adının Değiştirilmesi

            Bir beldenin adı, belediye meclisi üye tam sayısının en az dörtte üç çoğunluğunun kararı ve valinin görüşü üzerine İçişleri Bakanlığının onayı ile değiştirilir. Bu karar Resmî Gazetede yayımlanır. Beldenin adının değişmesi ile belediyenin adı da değişmiş sayılır.

 

Belediyelerin Tüzel Kişiliklerini Kaybetmesi

            Meskûn sahası, bağlı olduğu il veya ilçe belediyesi ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan bir belediyenin sınırına, 5.000 metreden daha yakın duruma gelen belediye ve köylerin tüzel kişiliği; genel imar düzeni veya temel alt yapı hizmetlerinin gerekli kılması durumunda, Danıştayın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine müşterek kararname ile kaldırılarak bu belediyeye katılır. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin mahalleleri, katıldıkları belediyenin mahalleleri hâline gelir. Tüzel kişiliği kaldırılan belediye ile köylerin taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve borçları katıldıkları belediyeye intikal eder.

            Nüfusu 2.000’in altına düşen belediyeler, Danıştayın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine müşterek kararname ile köye dönüştürülür. Tüzel kişiliği kaldırılan belediyenin tasfiyesi il özel idaresi tarafından yapılır.

            Bu belediyenin taşınır ve taşınmaz malları ile hak, alacak ve borçları ilgili köy tüzel kişiliğine intikal eder. İntikal eden borçların karşılanamayan kısımları il özel idaresi tarafından üstlenilir ve vali tarafından İller Bankasına bildirilir. İller Bankası bu miktarı, takip eden ayın genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının belediyelere ayrılan kısmından keserek ilgili il özel idaresi hesabına aktarır.

            Tüzel kişiliği kaldırılan belediyelerin bulunduğu yerleşim birimlerinde, hizmetlerin aksamadan yürütülmesi amacıyla, ilgili belediye veya büyükşehir belediyesi ve köye dönüşen yerlerde il özel idaresi veya köylere hizmet götürme birlikleri tarafından içme suyu, kanalizasyon, temizlik, çöp toplama, ulaşım, itfaiye ve diğer hizmetlerin yürütülmesi için gerekli tedbirler alınır ve ihtiyaç durumuna göre bu hizmetleri yürütmek üzere hizmet birimleri kurulabilir. Büyükşehir belediye sınırları içinde açılacak hizmet birimlerini yönetmek üzere, büyükşehir belediye meclis üyeleri veya diğer belediye personeli arasından görevlendirme yapılabilir. Mahalli hizmetlerin aksamadan yürütülmesi için vali veya kaymakamlar ilgili kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlar ve gerekli tedbirleri alır.

BELEDİYENİN GÖREV VE SORUMLULUKLARI

Belediye, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla;

  1. a) İmar, su ve kanalizasyon, ulaşım gibi kentsel alt yapı; coğrafî ve kent bilgi sistemleri; çevre ve çevre sağlığı, temizlik ve katı atık; zabıta, itfaiye, acil yardım, kurtarma ve ambulans; şehir içi trafik; defin ve mezarlıklar; ağaçlandırma, park ve yeşil alanlar; konut; kültür ve sanat, turizm ve tanıtım, gençlik ve spor; sosyal hizmet ve yardım, nikâh, meslek ve beceri kazandırma; ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi hizmetlerini yapar veya yaptırır. (Ek cümleler: 12/11/2012-6360/17 md.) Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyeler, kadınlar ve çocuklar için konukevleri açmak zorundadır. (2012 Değişikliği) !!!

            Diğer belediyeler de mali durumları ve hizmet önceliklerini değerlendirerek kadınlar ve çocuklar için konukevleri açabilirler.

  1. b) (…)(1) Devlete ait her derecedeki okul binalarının inşaatı ile bakım ve onarımını yapabilir veya yaptırabilir, her türlü araç, gereç ve malzeme ihtiyaçlarını karşılayabilir; sağlıkla ilgili her türlü tesisi açabilir ve işletebilir; mabetlerin yapımı, bakımı, onarımını yapabilir (2012 Değişikliği); kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlayabilir; bu amaçla bakım ve onarımını yapabilir, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa edebilir.

            Gerektiğinde, sporu teşvik etmek amacıyla gençlere spor malzemesi verir, amatör spor kulüplerine ayni ve nakdî yardım yapar ve gerekli desteği sağlar, her türlü amatör spor karşılaşmaları düzenler, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan öğrencilere, sporculara, teknik yöneticilere ve antrenörlere belediye meclisi kararıyla ödül verebilir. (2012 Değişikliği)

            Gıda bankacılığı yapabilir.

            Belediyelerin birinci fıkranın (b) bendi uyarınca, sporu teşvik amacıyla yapacakları nakdî yardım bir önceki yıl genel bütçe vergi gelirlerinden belediyeleri için tahakkuk eden miktarın binde yedisini geçemez. (2012 Değişikliği)

            Belediyeler okul öncesi eğitim kurumu açamaz. (Anayasa Mahkemesi iptal etti bu yetkiyi)          Hizmetlerin yerine getirilmesinde öncelik sırası, belediyenin malî durumu ve hizmetin ivediliği dikkate alınarak belirlenir.

            Belediye hizmetleri, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulur. Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumuna uygun yöntemler uygulanır.

            Belediyenin görev, sorumluluk ve yetki alanı belediye sınırlarını kapsar.

            Belediye meclisinin kararı ile mücavir alanlara da belediye hizmetleri götürülebilir.

            4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu hükümleri saklıdır.

            Sivil hava ulaşımına açık havaalanları ile bu havaalanları bünyesinde yer alan tüm tesisler bu Kanunun kapsamı dışındadır.

BELEDİYENİN YETKİLERİ VE İMTİYAZLARI  

 Belediyenin yetkileri ve imtiyazları şunlardır:

  1. a) Belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla her türlü faaliyet ve girişimde bulunmak.
  2. b) Kanunların belediyeye verdiği yetki çerçevesinde yönetmelik çıkarmak, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda belirtilen cezaları vermek.
  3. c) Gerçek ve tüzel kişilerin faaliyetleri ile ilgili olarak kanunlarda belirtilen izin veya ruhsatı vermek.
  4. d) Özel kanunları gereğince belediyeye ait vergi, resim, harç, katkı ve katılma paylarının tarh, tahakkuk ve tahsilini yapmak; vergi, resim ve harç dışındaki özel hukuk hükümlerine göre tahsili gereken doğal gaz, su, atık su ve hizmet karşılığı alacakların tahsilini yapmak veya yaptırmak.
  5. e) Müktesep haklar saklı kalmak üzere; içme, kullanma ve endüstri suyu sağlamak; atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak; bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek; kaynak sularını işletmek veya işlettirmek.
  6. f) Toplu taşıma yapmak; bu amaçla otobüs, deniz ve su ulaşım araçları, tünel, raylı sistem dâhil her türlü toplu taşıma sistemlerini kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek.
  7. g) Katı atıkların toplanması, taşınması, ayrıştırılması, geri kazanımı, ortadan kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve yaptırmak.
  8. h) Mahallî müşterek nitelikteki hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla, belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde taşınmaz almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, trampa etmek, tahsis etmek, bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesis etmek.
  9. i) Borç almak, bağış kabul etmek.
  10. j) Toptancı ve perakendeci hâlleri, otobüs terminali, fuar alanı, mezbaha, ilgili mevzuata göre yat limanı ve iskele kurmak, kurdurmak, işletmek, işlettirmek veya bu yerlerin gerçek ve tüzel kişilerce açılmasına izin vermek.
  11. k) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu uyuşmazlıkların anlaşmayla tasfiyesine karar vermek.
  12. l) Gayrisıhhî müesseseler ile umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
  13. m) Beldede ekonomi ve ticaretin geliştirilmesi ve kayıt altına alınması amacıyla izinsiz satış yapan seyyar satıcıları faaliyetten men etmek, izinsiz satış yapan seyyar satıcıların faaliyetten men edilmesi sonucu, cezası ödenmeyerek iki gün içinde geri alınmayan gıda maddelerini gıda bankalarına, cezası ödenmeyerek otuz gün içinde geri alınmayan gıda dışı malları yoksullara vermek.
  14. n) Reklam panoları ve tanıtıcı tabelalar konusunda standartlar getirmek.
  15. o) Gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; hafriyat toprağı ve moloz döküm alanlarını; sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) depolama sahalarını; inşaat malzemeleri, odun, kömür ve hurda depolama alanları ve satış yerlerini belirlemek; bu alan ve yerler ile taşımalarda çevre kirliliği oluşmaması için gereken tedbirleri almak.
  16. p) Kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek.
  17. r) Belediye mücavir alan sınırları içerisinde 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu, 26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve ilgili diğer mevzuata göre kuruluş izni verilen alanda tesis edilecek  elektronik haberleşme istasyonlarına kent ve yapı estetiği ile elektronik haberleşme hizmetinin gerekleri dikkate alınarak ücret karşılığında yer seçim belgesi vermek, (2012 Değişikliği)

             (r) bendine göre verilecek yer seçim belgesi karşılığında alınacak ücret Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca belirlenir. Ücreti yatırılmasına rağmen yirmi gün içerisinde verilmeyen  yer seçim belgesi verilmiş sayılır. Büyükşehir sınırları içerisinde yer seçim belgesi vermeye ve ücretini almaya büyükşehir belediyeleri yetkilidir.

            (l) bendinde belirtilen gayrisıhhî müesseselerden birinci sınıf olanların ruhsatlandırılması ve denetlenmesi, büyükşehir ve il merkez belediyeleri dışındaki yerlerde il özel idaresi tarafından yapılır.

            Belediye, (e), (f) ve (g) bentlerinde belirtilen hizmetleri Danıştayın görüşü ve İçişleri Bakanlığının kararıyla süresi kırkdokuz yılı geçmemek üzere imtiyaz yoluyla devredebilir; toplu taşıma hizmetlerini imtiyaz veya tekel oluşturmayacak şekilde ruhsat vermek suretiyle yerine getirebileceği gibi toplu taşıma hatlarını kiraya verme veya hizmet satın alma yoluyla yerine getirebilir.

            İl sınırları içinde büyükşehir belediyeleri, belediye ve mücavir alan sınırları içinde il belediyeleri ile nüfusu 10.000’i geçen belediyeler, meclis kararıyla; turizm, sağlık, sanayi ve ticaret yatırımlarının ve eğitim kurumlarının su, termal su, kanalizasyon, doğal gaz, yol ve aydınlatma gibi alt yapı çalışmalarını faiz almaksızın on yıla kadar geri ödemeli veya ücretsiz olarak yapabilir veya yaptırabilir, bunun karşılığında yapılan tesislere ortak olabilir; sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve turizmi geliştirecek projelere İçişleri Bakanlığının onayı ile ücretsiz veya düşük bir bedelle amacı dışında kullanılmamak kaydıyla arsa tahsis edebilir.

            Belediye ve bağlı idareler, meclis kararıyla mabetlere indirimli bedelle ya da ücretsiz olarak içme ve kullanma suyu verebilirler. (2012 Değişikliği)

            Belediye, belde sakinlerinin belediye hizmetleriyle ilgili görüş ve düşüncelerini tespit etmek amacıyla kamuoyu yoklaması ve araştırması yapabilir.

            Belediye mallarına karşı suç işleyenler Devlet malına karşı suç işlemiş sayılır.   

            Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.

BELEDİYEYE TANINAN MUAFİYET  

            Belediyenin kamu hizmetine ayrılan veya kamunun yararlanmasına açık, gelir getirmeyen taşınmazları ile bunların inşa ve kullanımları KDV ve ÖTV HARİÇ her türlü vergi, resim, harç, katılma ve katkı paylarından muaftır.

BELEDİYENİN ORGANLARI  

Belediye Meclisi

            Belediye meclisi, belediyenin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilmiş üyelerden oluşur.

Belediye Meclisinin Görev ve Yetkileri

Belediye meclisinin görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Stratejik plân ile yatırım ve çalışma programlarını, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini görüşmek ve kabul etmek.
  2. b) Bütçe ve kesinhesabı kabul etmek, bütçede kurumsal kodlama yapılan birimler ile fonksiyonel sınıflandırmanın birinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
  3. c) Belediyenin imar plânlarını görüşmek ve onaylamak, büyükşehir ve il belediyelerinde il çevre düzeni plânını kabul etmek. Belediye sınırları il sınırı olan Büyükşehir Belediyelerinde (Şu anda Kocaeli ve İstanbul bu türden büyükşehir belediyeleridir) il çevre düzeni planı ilgili Büyükşehir Belediyeleri tarafından yapılır veya yaptırılır ve doğrudan Belediye Meclisi tarafından onaylanır.
  4. d) Borçlanmaya karar vermek.
  5. e) Taşınmaz mal alımına, satımına, takasına, tahsisine, tahsis şeklinin değiştirilmesine veya tahsisli bir taşınmazın kamu hizmetinde ihtiyaç duyulmaması hâlinde tahsisin kaldırılmasına; üç yıldan fazla kiralanmasına ve süresi otuz yılı geçmemek kaydıyla bunlar üzerinde sınırlı aynî hak tesisine karar vermek.
  6. f) Kanunlarda vergi, resim, harç ve katılma payı konusu yapılmayan ve ilgililerin isteğine bağlı hizmetler için uygulanacak ücret tarifesini belirlemek.
  7. g) Şartlı bağışları kabul etmek.
  8. h) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan ve miktarı beşbin YTL’den fazla dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarını sulh ile tasfiyeye, kabul ve feragate karar vermek.
  9. i) Bütçe içi işletme ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa tâbi ortaklıklar kurulmasına veya bu ortaklıklardan ayrılmaya, sermaye artışına ve gayrimenkul yatırım ortaklığı kurulmasına karar vermek.
  10. j) Belediye adına imtiyaz verilmesine ve belediye yatırımlarının yap-işlet veya yap-işlet-devret modeli ile yapılmasına; belediyeye ait şirket, işletme ve iştiraklerin özelleştirilmesine karar vermek.
  11. k) Meclis başkanlık divanını ve encümen üyeleri ile ihtisas komisyonları üyelerini seçmek.
  12. l) Norm kadro çerçevesinde belediyenin ve bağlı kuruluşlarının kadrolarının ihdas, iptal ve değiştirilmesine karar vermek.
  13. m) Belediye tarafından çıkarılacak yönetmelikleri kabul etmek.
  14. n) Meydan, cadde, sokak, park, tesis ve benzerlerine ad vermek; mahalle kurulması, kaldırılması, birleştirilmesi, adlarıyla sınırlarının tespiti ve değiştirilmesine karar vermek; beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerini kabul etmek.
  15. o) Diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya veya ayrılmaya karar vermek.
  16. p) Yurt içindeki ve İçişleri Bakanlığının izniyle yurt dışındaki belediyeler ve mahallî idare birlikleriyle karşılıklı iş birliği yapılmasına; kardeş kent ilişkileri kurulmasına; ekonomik ve sosyal ilişkileri geliştirmek amacıyla kültür, sanat ve spor gibi alanlarda faaliyet ve projeler gerçekleştirilmesine; bu çerçevede arsa, bina ve benzeri tesisleri yapma, yaptırma, kiralama veya tahsis etmeye karar vermek.

            Yurt dışındaki belediyeler veya mahalli idare birlikleriyle ilişki kurmak ya da KARDEŞ KENT İlişkisi kurmak İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ İZNİYLE MÜMKÜNDÜR.

  1. r) Fahrî hemşehrilik payesi ve beratı vermek.
  2. s) Belediye başkanıyla encümen arasındaki anlaşmazlıkları karara bağlamak.
  3. t) Mücavir alanlara belediye hizmetlerinin götürülmesine karar vermek.
  4. u) İmar plânlarına uygun şekilde hazırlanmış belediye imar programlarını görüşerek kabul etmek.

BAŞKANLIK DİVANI

            Belediye meclisi, seçim sonuçlarının ilânını takip eden 5. gün belediye başkanının başkanlığında kendiliğinden toplanır.

            Meclis bu toplantıda, üyeleri arasından, gizli oyla meclis birinci ve ikinci başkan vekili ile en az iki kâtip üyeyi ilk iki yıl için görev yapmak üzere seçer. İlk iki yıldan sonra seçilecek başkanlık divanı yapılacak ilk mahallî idareler seçimlerine kadar görev yapar.

            Başkanlık divanı seçimi üç gün içinde tamamlanır.

            BELEDİYE BAŞKANI, Meclise Başkanlık Eder. Ancak Belediye Başkanı’nın katılmaması halinde, birinci başkan vekili, onun da katılamaması durumunda ikinci başkan vekili başkanlık eder. Ancak yıllık faaliyet raporunun görüşüldüğü meclis toplantısı meclis başkan vekilinin başkanlığında yapılır.

            Başkanlık divanında boşalma olması durumunda kalan süreyi tamamlamak üzere yenisi seçilir.

Meclis başkanı, meclis çalışmalarında düzeni sağlamakla yükümlüdür.

            Meclisin çalışması ve katılıma ilişkin esas ve usûller İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

MECLİS TOPLANTISI  

            Belediye meclisi, her ayın ilk haftası, önceden kararlaştırdığı günde toplânır.

            Meclis, resmî tatile rastlayan günlerde çalışmasına ara verebilir. Belediye meclisi her yıl bir ay tatil kararı alabilir.

            Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en çok 20  gün, diğer toplantıların süresi en çok 5  gündür.

            Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla meclis başkanının belediye sınırları içerisinde belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usûllerle belde halkına duyurulur.

            Meclis toplantıları açıktır. Meclis başkanının veya üyelerden herhangi birinin gerekçeli önerisi üzerine, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kapalı oturum yapılmasına karar verilebilir.

            Meclis görüşmeleri görevlilerce tutanağa geçirilir, başkan ve kâtip üyeler tarafından imzalanır. Toplantılar, meclisin kararıyla sesli ve görüntülü cihazlarla da kaydedilebilir.

OLAĞANÜSTÜ TOPLANTI

            Belediye başkanı, acil durumlarda lüzum görmesi halinde belediye meclisini bir yılda üç defadan fazla olmamak ve her toplantı bir birleşimi geçmemek üzere toplantıya çağırır. Olağanüstü toplantı çağrısı ve gündem en az üç gün önceden meclis üyelerine yazılı olarak duyurulur ve ayrıca mutat usûllerle ilan edilir. Olağanüstü toplantılarda çağrıyı gerektiren konuların dışında hiçbir konu görüşülemez.

Belediye Meclisi’nin Gündemi

            Her ayın ilk günündeki belediye meclis gündemi BELEDİYE BAŞKANI tarafından belirlenerek en az üç gün önceden üyelere bildirilir ve çeşitli yöntemlerle halka duyurulur.

            Her ayın ilk toplantısında belediye başkanı ve meclis üyeleri belediyeye ait işlerle ilgili konuların gündeme alınmasını önerebilir. Öneri, toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

            İmar konuları ile yıllık bütçe dışında kalan gündemdeki diğer konular ile üyelerin teklifleri; toplantıya katılanların salt çoğunluğunun kabulü hâlinde komisyonlara havale edilmeksizin belediye meclisince görüşülerek karara bağlanabilir.

Belediye Meclisinde Toplantı ve Karar Yeter Sayısı

            Belediye meclisi, üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir.

            Ancak, karar yeter sayısı, üye tam sayısının dörtte birinden az olamaz. Oylamada eşitlik çıkması durumunda meclis başkanının bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. Gizli oylamalarda eşitlik çıkması durumunda oylama tekrarlanır, eşitliğin bozulmaması durumunda meclis başkanı tarafından kur’a çekilir.

            Meclisin toplanmasında, üye tam sayısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde başkan, gün ve saatini tespit ederek en geç üç gün içinde toplanmak üzere meclisi tatil eder. Gelecek toplantı, üye tam sayısının dörtte birinden az olmayan üye sayısı ile yapılır.

            Görüşmeler sırasında başkan veya üyelerden birinin talebi üzerine yapılacak yoklamada karar yeter sayısının bulunmadığı anlaşılırsa, ikinci fıkradaki hükümler uygulanır.

            Üyeler oylarını bizzat kullanır (OYUN ŞAHSİLİĞİ PRENSİBİ). Gizli oy kullanmaya fizikî bakımdan engelli üyeler, tayin edecekleri kişi eliyle oy kullanabilirler.

           

Belediye Meclisi Kararlarının Kesinleşmesi

            Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü meclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere 5 GÜN gün içinde meclise iade edebilir.

            Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

            Belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine 10 GÜN içinde idarî yargıya başvurabilir.

            Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. MÜLKÎ İDARE AMİRİNE GÖNDERİLMEYEN KARARLAR YÜRÜRLÜĞE GİRMEZ. Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine (60 günlük idari dava açma süresi içinde) idarî yargıya başvurabilir.

            Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içinde uygun araçlarla halka duyurulur.

Belediye Meclisinin Bilgi Edinme ve Denetim Yolları

            Belediye meclisi, bilgi edinme ve denetim yetkisini faaliyet raporunu değerlendirme, denetim komisyonu, soru, genel görüşme ve gensoru yoluyla kullanır.

            Meclis üyeleri, meclis başkanlığına önerge vererek belediye işleriyle ilgili konularda sözlü veya yazılı soru sorabilir. Soru, belediye başkanı veya görevlendireceği kişi tarafından sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılır.

            Meclis üyelerinin en az üçte biri, meclis başkanlığına istekte bulunarak, belediyenin işleriyle ilgili bir konuda genel görüşme açılmasını isteyebilir. Bu istek meclis tarafından kabul edildiği takdirde gündeme alınır.

            Belediye başkanınca meclise sunulan bir önceki yıla ait faaliyet raporundaki açıklamalar, meclis üye tam sayısının dörtte üç çoğunluğuyla yeterli görülmezse, yetersizlik kararıyla görüşmeleri kapsayan tutanak, meclis başkan vekili tarafından mahallin mülkî idare amirine gönderilir.

            Vali, dosyayı gerekçeli görüşüyle birlikte Danıştaya gönderir.

            Yetersizlik kararı, Danıştayca uygun görüldüğü takdirde belediye başkanı, başkanlıktan düşer.

            Meclis üye tam sayısının en az üçte biri oranındaki üyenin imzasıyla belediye başkanı hakkında gensoru önergesi verilebilir. Gensoru önergesi, meclis üye tam sayısının salt çoğunluğunun oyu ile gündeme alınır ve üç tam gün geçmedikçe görüşülemez.

Belediye Başkanı ve Belediye Meclisi Üyelerinin Görüşmelere Katılamayacağı Durumlar

            Belediye başkanı ve meclis üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü meclis toplantılarına katılamazlar.

            Belediye başkanı görevi süresince ve görevinin sona ermesinden itibaren iki yıl süreyle, meclis üyeleri ise görevleri süresince ve görevlerinin sona ermesinden itibaren bir yıl süreyle, belediye ve bağlı kuruluşlarına karşı doğrudan doğruya veya dolaylı olarak taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.

Belediye Meclisi Üyeliğinin Sona Ermesi

Meclis üyeliği:

  • Ölüm ve istifa durumunda kendiliğinden sona erer. Meclis üyeliğinden istifa dilekçesi belediye başkanlığına verilir ve başkan tarafından meclisin bilgisine sunulur.
  • Özürsüz veya izinsiz olarak arka arkaya üç birleşim günü veya bir yıl içinde yapılan toplantıların yarısına katılmayan üyenin üyeliğinin düşmesine, savunması alındıktan sonra üye tam sayısının salt çoğunluğuyla karar verilir.
  • Belediye meclisi üyeliğine seçilme yeterliğinin kaybedilmesi durumunda, VALİNİN BİLDİRMESİ ÜZERİNE DANIŞTAY TARAFINDAN ÜYELİĞİN DÜŞMESİNE KARAR VERİLİR.

 

Belediye Meclisinin Feshi

Belediye meclisi;

  1. a) Kendisine kanunla verilen görevleri süresi içinde yapmayı ihmal eder ve bu durum belediyeye ait işleri sekteye veya gecikmeye uğratırsa,
  2. b) Belediyeye verilen görevlerle ilgisi olmayan siyasî konularda karar alırsa, İçişleri Bakanlığının bildirimi üzerine Danıştayın kararı ile feshedilir.

            İçişleri Bakanlığı gerekli gördüğü takdirde meclisin feshine dair bildirim ile birlikte, karar verilinceye kadar meclis toplantılarının ertelenmesini de ister. Danıştay, bu hususu en geç bir ay içinde karara bağlar.

            Bu şekilde feshedilen meclisin yerine seçilen meclis, kalan süreyi tamamlar.

 Boşalan Belediye Meclisinin Görevinin Yerine Getirilmesi

Belediye meclisinin;

  1. a) Danıştay tarafından feshi veya meclis toplantılarının ertelenmesi,
  2. b) Meclis üye tam sayısının yarıdan fazlasının tutuklanması,
  3. c) Yedek üyelerin getirilmesinden sonra da meclis üye tam sayısının yarısından aşağı düşmesi,
  4. d) Geçici olarak görevden uzaklaştırılması, hallerinde, meclis çalışabilir duruma gelinceye veya yeni meclis seçimi yapılıncaya kadar meclis görevi, belediye encümeninin memur üyeleri tarafından yürütülür.

BELEDİYE ENCÜMENİ

            Belediye encümeni, belediye başkanının başkanlığında;

  1. a) İl belediyelerinde ve nüfusu 100.000’in üzerindeki belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği üç üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği iki üye olmak üzere yedi kişiden,
  2. b) Diğer belediyelerde, belediye meclisinin her yıl kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği iki üye, malî hizmetler birim amiri ve belediye başkanının birim amirleri arasından bir yıl için seçeceği bir üye olmak üzere beş kişiden, oluşur.

            Belediye başkanının katılamadığı toplantılarda, belediye başkanının görevlendireceği başkan yardımcısı veya encümen üyesi, encümene başkanlık eder.

            Encümen toplantılarına gündemdeki konularla ilgili olarak ilgili birim amirleri, belediye başkanı tarafından oy hakkı olmaksızın görüşleri alınmak üzere çağrılabilir.

 Encümenin Görev ve Yetkileri

Belediye encümeninin görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Stratejik plân ve yıllık çalışma programı ile bütçe ve kesinhesabı inceleyip belediye meclisine görüş bildirmek.
  2. b) Yıllık çalışma programına alınan işlerle ilgili kamulaştırma kararlarını almak ve uygulamak.
  3. c) Öngörülmeyen giderler ödeneğinin harcama yerlerini belirlemek.
  4. d) Bütçede fonksiyonel sınıflandırmanın ikinci düzeyleri arasında aktarma yapmak.
  5. e) Kanunlarda öngörülen cezaları vermek.
  6. f) Vergi, resim ve harçlar dışında kalan dava konusu olan belediye uyuşmazlıklarının anlaşma ile tasfiyesine karar vermek.
  7. g) Taşınmaz mal satımına, trampasına ve tahsisine ilişkin meclis kararlarını uygulamak; süresi üç yılı geçmemek üzere kiralanmasına karar vermek.
  8. h) Umuma açık yerlerin açılış ve kapanış saatlerini belirlemek.
  9. i) Diğer kanunlarda belediye encümenine verilen görevleri yerine getirmek.

 Encümen Toplantısı

             Belediye encümeni, haftada birden az olmamak üzere önceden belirlenen gün ve saatte toplanır. Belediye başkanı acil durumlarda encümeni toplantıya çağırabilir.

            Encümen üye tam sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve katılanların salt çoğunluğuyla karar verir. Encümenin 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca ihale komisyonu olarak yapacağı toplantılarda da bu hüküm geçerlidir. Oyların eşitliği durumunda başkanın bulunduğu taraf çoğunluk sayılır. ENCÜMEN TOPLANTILARINDA ÇEKİMSER OY KULLANILAMAZ.

            Encümen gündemi BELEDİYE BAŞKANI TARAFINDAN HAZIRLANIR. Encümen üyeleri, başkanının uygun görüşü ile gündem maddesi teklif edebilir. Belediye başkanı tarafından havale edilmeyen konular encümende görüşülemez. Encümene havale edilen konular bir hafta içinde görüşülerek karara bağlanır.

            Alınan kararlar başkan ve toplantıya katılan üyeler tarafından imzalanır. Karara muhalif kalanlar gerekçelerini de açıklar.

            Encümen başkan ve üyeleri, münhasıran kendileri, ikinci derece dâhil kan ve kayın hısımları ve evlatlıkları ile ilgili işlerin görüşüldüğü encümen toplantılarına katılamazlar.

BELEDİYE BAŞKANI  

            Belediye başkanı, belediye idaresinin başı ve belediye tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Belediye başkanı, ilgili kanunda gösterilen esas ve usûllere göre seçilir.

            Belediye başkanı, görevinin devamı süresince siyasî partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz; profesyonel spor kulüplerinin başkanlığını yapamaz ve yönetiminde bulunamaz. (Siyasi parti üyesi olmasında bir sakınca yoktur.)

Belediye Başkanı’nın Görev ve Yetkileri

Belediye başkanının görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Belediye teşkilâtının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, belediyenin hak ve menfaatlerini korumak.
  2. b) Belediyeyi stratejik plâna uygun olarak yönetmek, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini hazırlamak ve uygulamak, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
  3. c) Belediyeyi Devlet dairelerinde ve törenlerde, davacı veya davalı olarak da yargı yerlerinde temsil etmek veya vekil tayin etmek.
  4. d) Meclise ve encümene başkanlık etmek ve bu organların gündemini belirlemek
  5. e) Belediyenin taşınır ve taşınmaz mallarını idare etmek.
  6. f) Belediyenin gelir ve alacaklarını takip ve tahsil etmek.
  7. g) Yetkili organların kararını almak şartıyla sözleşme yapmak.
  8. h) Meclis ve encümen kararlarını uygulamak.
  9. i) Bütçeyi uygulamak, bütçede meclis ve encümenin yetkisi dışındaki aktarmalara onay vermek.
  10. j) Belediye personelini atamak.
  11. k) Belediye ve bağlı kuruluşları ile işletmelerini denetlemek.
  12. l) Şartsız bağışları kabul etmek.
  13. m) Belde halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemleri almak.
  14. n) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, özürlülere yönelik hizmetleri yürütmek ve özürlüler merkezini oluşturmak.
  15. o) Temsil ve ağırlama giderleri için ayrılan ödeneği kullanmak.
  16. p) Kanunlarla belediyeye verilen ve belediye meclisi veya belediye encümeni kararını gerektirmeyen görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.

Belediye Başkan Vekili

            Belediye başkanı izin, hastalık veya başka bir sebeple görev başında bulunmadığı hâllerde, bu süre içinde kendisine vekâlet etmek üzere, belediye meclisi üyeleri arasından birini başkan vekili olarak görevlendirir. Başkan vekili, başkanın yetkilerine sahiptir. Başkan vekiline, görev süresince başkana ödenen aylık brüt ödeneğin gün hesabı üzerinden ödenek verilir.

Yetki Devri

            Belediye başkanı, görev ve yetkilerinden bir kısmını uygun gördüğü takdirde, YÖNETİCİLİK SIFATI BULUNAN BELEDİYE GÖREVLİLERİNE devredebilir.

Belediye Başkanlığı Sıfatının Sona Ermesi

Belediye başkanlığı, ölüm ve istifa hâllerinde kendiliğinden sona erer.

Belediye başkanının;

  1. a) Mazeretsiz ve kesintisiz olarak yirmi günden fazla görevini terk etmesi ve bu durumun mahallin mülkî idare amiri tarafından belirlenmesi,
  2. b) Seçilme yeterliğini kaybetmesi,
  3. c) Görevini sürdürmesine engel bir hastalık veya sakatlık durumunun yetkili sağlık kuruluşu raporuyla belgelenmesi,
  4. d) Meclisin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılması, hâllerinden birinin meydana gelmesi durumunda İçişleri Bakanlığının başvurusu üzerine Danıştay kararıyla başkanlık sıfatı sona erer.

Belediye Başkanlığı Makamının Boşalması Halinde Yapılacak İşlemler

            Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması durumunda, vali tarafından belediye meclisinin on gün içinde toplanması sağlanır.

            Belediye Meclisi, birinci başkan vekilinin, onun bulunmaması durumunda ikinci başkan vekilinin, onun da bulunmaması durumunda en yaşlı üyenin başkanlığında toplanarak;

  1. a) Belediye başkanlığının boşalması veya seçim dönemini aşacak biçimde kamu hizmetinden yasaklanma cezasının verilmiş olması durumunda bir başkan,
  2. b) Başkanın görevden uzaklaştırılması, tutuklanması veya seçim dönemini aşmayacak biçimde kamu hizmetinden yasaklama cezası alması durumunda bir başkan vekili seçer.

            Belediye başkanı veya başkan vekili belediye meclis üyeleri arasından ve gizli oyla seçilir. İlk iki oylamada üye tam sayısının üçte iki ve üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için dördüncü oylama yapılır. Dördüncü oylamada en fazla oy alan üye, belediye başkanı veya başkan vekili seçilmiş olur. Oyların eşitliği durumunda kur’a çekilir.

            Yeni seçilen belediye başkanının görev süresi, yerine seçildiği başkanın görev süresi ile sınırlıdır. Başkan vekili, yeni başkan seçilinceye veya görevden uzaklaştırılmış ya da tutuklanmış olan başkan göreve dönünceye kadar görev yapar.

            Belediye başkanı veya başkan vekili seçilinceye kadar belediye başkanlığı görevi, meclis birinci başkan vekili, bulunmaması durumunda ikinci başkan vekili, onun da bulunmaması durumunda vali tarafından görevlendirilecek bir kamu görevlisi tarafından yürütülür.

            Belediye başkanı veya başkan vekili seçimi en geç 15 Gün içinde tamamlanmadığı takdirde belediye meclisinin feshine ilişkin hükümler uygulanır.

Belediye Başkanı veya Başkan Vekili Seçiminin Yapılamaması

             Belediye başkanlığının herhangi bir nedenle boşalması ve yeni belediye başkanı veya başkan vekili seçiminin yapılamaması durumunda, seçim yapılıncaya kadar belediye başkanlığına büyükşehir ve il belediyelerinde İçişleri Bakanı, diğer belediyelerde vali tarafından görevlendirme yapılır. Görevlendirilecek kişinin belediye başkanı seçilme yeterliğine sahip olması şarttır.

Belediye Organlarının Görevden Uzaklaştırılması

            Görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan belediye organları veya bu organların üyeleri, kesin hükme kadar İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılabilir.

            Görevden uzaklaştırma kararı iki ayda bir gözden geçirilir. Devamında kamu yararı bulunmayan görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.

            Görevden uzaklaştırılanlar hakkında; kovuşturma açılmaması, kamu davasının düşmesi veya beraat kararı verilmesi, davanın genel af ile ortadan kaldırılması veya görevden düşürülmeyi gerektirmeyen bir suçla mahkûm olunması durumunda görevden uzaklaştırma kararı kaldırılır.

            Görevden uzaklaştırılan belediye başkanına, görevden uzak kaldığı sürece aylık ödeneğinin üçte ikisi ödenir ve bu süre içinde diğer sosyal hak ve yardımlardan yararlanmaya devam eder.

Belediye Hizmetlerinin Aksaması Halinde Yapılacak İşlem

            Belediye hizmetlerinin ciddi bir biçimde aksatıldığının ve bu durumun halkın sağlık, huzur ve esenliğini hayati derecede olumsuz etkilediğinin İçişleri Bakanlığının talebi üzerine YETKİLİ SULH HUKUK HÂKİMİ TARAFINDAN BELİRLENMESİ durumunda İçişleri Bakanı, hizmetlerde meydana gelecek aksamanın giderilmesini, hizmetin özelliğine göre makul bir süre vererek belediye başkanından ister.

            Aksama giderilemezse, söz konusu hizmetin yerine getirilmesini o ilin valisinden ister. Bu durumda vali, aksaklığı öncelikle belediyenin araç, gereç, personel ve diğer kaynaklarıyla giderir. Mümkün olmadığı takdirde diğer kamu kurum ve kuruluşlarının imkânlarını da kullanabilir. Ortaya çıkacak maliyet vali tarafından İller Bankasına bildirilir ve İller Bankasınca o belediyenin müteakip ay genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtı toplamı üzerinden belediyeye ayrılan paydan valilik emrine gönderilir.

            İçişleri Bakanlığının talebi üzerine sulh hukuk hâkimi tarafından alınan karara karşı ilgili belediyece asliye hukuk mahkemesine itiraz edilebilir.

BELEDİYE BÜTÇESİ  

            Belediyenin stratejik plânına ve performans programına uygun olarak hazırlanan bütçe, belediyenin malî yıl ve izleyen iki yıl içindeki gelir ve gider tahminlerini gösterir, gelirlerin toplanmasına ve harcamaların yapılmasına izin verir.

            Bütçeye ayrıntılı harcama programları ile finansman programları eklenir. Bütçe yılı Devlet malî yılı ile aynıdır. Bütçe dışı harcama yapılamaz.

            Belediye başkanı ve harcama yetkisi verilen diğer görevliler, bütçe ödeneklerinin verimli, tutumlu ve yerinde harcanmasından sorumludur.

Bütçenin Hazırlanması ve Kabulü

             BELEDİYE BAŞKANI tarafından hazırlanan bütçe tasarısı eylül ayının birinci gününden önce encümene sunulur ve İçişleri Bakanlığına gönderilir. İçişleri Bakanlığı belediye bütçe tahminlerini konsolide eder ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu uyarınca merkezi yönetim bütçe tasarısına eklenmek üzere eylül ayı sonuna kadar Maliye Bakanlığına bildirir. Encümen, bütçeyi inceleyerek görüşüyle birlikte kasım ayının birinci gününden önce belediye meclisine sunar.

            Meclis bütçe tasarısını yılbaşından önce, aynen veya değiştirerek kabul eder. Ancak, meclis bütçe denkliğini bozacak biçimde gider artırıcı ve gelir azaltıcı değişiklikler yapamaz. Kabul edilen bütçe, malî yılbaşından itibaren yürürlüğe girer.

Belediyelerin Yurt Dışı İlişkileri

            Belediye, önceden İÇİŞLERİ BAKANLIĞININ İZNİ ALINMAK SURETİYLE, belediye meclisinin kararına bağlı olarak görev alanıyla ilgili konularda faaliyet gösteren uluslararası teşekkül ve organizasyonlara, kurucu üye veya üye olabilir.

            Belediye bu teşekkül, organizasyon ve yabancı mahallî idarelerle ortak faaliyet ve hizmet projeleri gerçekleştirebilir veya kardeş kent ilişkisi kurabilir.

Diğer Kuruluşlarla İlişkiler

Belediye, belediye meclisinin kararı üzerine yapacağı anlaşmaya uygun olarak görev ve sorumluluk alanlarına giren konularda;

  1. a) Mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına ait yapım, bakım, onarım ve taşıma işlerini bedelli veya bedelsiz üstlenebilir veya bu kuruluşlar ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir ve bu amaçla gerekli kaynak aktarımında bulunabilir. Bu takdirde iş, işin yapımını üstlenen kuruluşun tâbi olduğu mevzuat hükümlerine göre sonuçlandırılır.
  2. b) Mahallî idareler ile merkezî idareye ait aslî görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi amacıyla gerekli aynî ihtiyaçları karşılayabilir, geçici olarak araç ve personel temin edebilir.
  3. c) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kamu yararına çalışan dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınmış vakıflar ve 7/6/2005 tarihli ve 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu kapsamına giren meslek odaları ile ortak hizmet projeleri gerçekleştirebilir. Diğer dernek ve vakıflar ile gerçekleştirilecek ortak hizmet projeleri için mahallin en büyük mülki idare amirinin izninin alınması gerekir. (Bu hüküm 2012 yılında getirildi)
  4. d) Kendilerine ait taşınmazları, aslî görev ve hizmetlerinde kullanılmak üzere bedelli veya bedelsiz olarak mahallî idareler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına devredebilir veya süresi yirmibeş yılı geçmemek üzere tahsis edebilir. Bu taşınmazlar aynı kuruluşlara kiraya da verilebilir. Bu taşınmazların, tahsis amacı dışında kullanılması hâlinde, tahsis işlemi iptal edilir. Tahsis süresi sonunda, aynı esaslara göre yeniden tahsis mümkündür.

            Kamu kurum ve kuruluşlarına belediyeler, bağlı kuruluşları ve belediye şirketlerince devir veya tahsis edilen taşınmazlar, kamu konutu ve sosyal tesis olarak kullanılamaz.

            Bütçelerinde öngürülmüş olmasa da belediyeler bu tür iş ve işlemleri yapabilirler (2012 Değişikliği)

KENT KONSEYİ  

            Kent konseyi, kent yaşamında; kent vizyonunun ve hemşehrilik bilincinin geliştirilmesi, kentin hak ve hukukunun korunması, sürdürülebilir kalkınma, çevreye duyarlılık, sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerini hayata geçirmeye çalışır.

            Belediyeler kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, sendikaların, noterlerin, varsa üniversitelerin, ilgili sivil toplum örgütlerinin, siyasî partilerin, kamu kurum ve kuruluşlarının ve mahalle muhtarlarının temsilcileri ile diğer ilgililerin katılımıyla oluşan kent konseyinin faaliyetlerinin etkili ve verimli yürütülmesi konusunda yardım ve destek sağlar.

            Kent konseyinde oluşturulan görüşler belediye meclisinin ilk toplantısında gündeme alınarak değerlendirilir. Kent konseyinin çalışma usûl ve esasları İçişleri Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.

Şehirlerarası Özel Otobüs Terminali İşletmesi Ve Akaryakıt İstasyonları  

            Belediye sınırları ve mücavir alanları içinde, kara yolu ile yolcu taşıma hakkına sahip gerçek ve tüzel kişilerin şehirlerarası otobüs terminali kurmalarına ve işletmeleri ile her türlü akaryakıt ile sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) istasyonlarına nazım imar ve uygulama imar plânına uygun olmak kaydıyla belediye tarafından izin verilebilir.

            Akaryakıt istasyonlarına izin verilmesi için nazım imar plânında akaryakıt istasyonu olarak gösterilmesi şarttır. Bu istasyonlara çalışma ruhsatı büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi tarafından verilir.

 

Belediyelerde Ad Verme ve Tanıtıcı Amblem/Flama Kullanımı

            Cadde, sokak, meydan, park, tesis ve benzerlerine ad verilmesi ve beldeyi tanıtıcı amblem, flama ve benzerlerinin tespitine ilişkin kararlarda; belediye meclisinin üye tam sayısının salt çoğunluğu, bunların değiştirilmesine ilişkin kararlarda ise meclis üye tam sayısının üçte iki çoğunluğunun kararı aranır.

            Bu kararlar mülkî idare amirinin onayı ile yürürlüğe girer.

 

 III. BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

İlk kez 1984 yılında KHK ile kabul edilmiş bir mahalli yönetim biçimidir.

Büyükşehir belediyesi: En az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan; kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; idarî ve malî özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini ifade etmektedir. (2012 yılındaki değişiklikler ile, ilk kademe belediyeleri mahalleye dönüştürüldü ve kanundaki ilk kademe belediyesi ifadesi çıkarıldı)

2012 Yılında yapılan değişiklik ile birlikte, 29 Büyükşehir Belediyesi bulunmaktadır. 2012 yılında yapılan değişikliklere göre:

Aydın, Balıkesir, Denizli, Hatay, Malatya, Manisa, Kahramanmaraş, Mardin, Muğla, Tekirdağ, Trabzon, Şanlıurfa ve Van illerinde, sınırları il mülki sınırları olmak üzere aynı adla büyükşehir belediyesi kurulmuş ve bu illerin il belediyeleri büyükşehir belediyesine dönüştürülmüştür. (Bu illerin bucak teşkilatları da kaldırılmıştır.)

Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları il mülki sınırlarıdır. (Bu illerin bucak teşkilatları da kaldırılmıştır.)

Ayrıca, bu illere bağlı ilçelerin mülki sınırları içerisinde yer alan köy ve belde belediyelerinin tüzel kişiliği kaldırılmış, köyler mahalle olarak, belediyeler ise belde ismiyle tek mahalle olarak bağlı bulundukları ilçenin belediyesine katılmıştır.

İstanbul ve Kocaeli il mülki sınırları içerisinde bulunan köylerin tüzel kişiliği kaldırılarak bağlı bulundukları ilçe belediyesine mahalle olarak katılmıştır.

Büyükşehirlerdeki il özel idarelerinin tüzel kişiliği kaldırılmıştır.

 

Belediye sınırları içindeki ve bu sınırlara en fazla 10.000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000’den fazla olan il  belediyeleri, fizikî yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir.

Büyükşehir belediyesinin sınırları, İL SINIRLARI OLARAK BELİRLENMİŞTİR. (2012 öncesinde sadece İstanbul ve Kocaeli bu şekilde idi) !!!!. Büyükşehir belediyelerinin olduğu illerde, İl Özel İdareleri kaldırıldığı için bu hizmetler artık Büyükşehir Belediyeleri tarafından sunulacaktır.

1- Büyükşehir Belediyesinin Görev, Yetki ve Sorumlulukları

(Büyükşehir, ilçe belediyelerinin görev ve sorumlulukları)

5216 sayılı Büyükşehir Belediyeler kanununun 7. maddesinde Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şu şekilde düzenlenmiştir:

  1. a) İlçe belediyelerinin görüşlerini alarak büyükşehir belediyesinin stratejik plânını, yıllık hedeflerini, yatırım programlarını ve bunlara uygun olarak bütçesini hazırlamak.
  2. b) Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir içindeki belediyelerin nazım plâna uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar plânlarını, bu plânlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon plânlarını ve imar ıslah plânlarını aynen veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmayan ilçe belediyelerinin uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak.
  3. c) Kanunlarla büyükşehir belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım, bakım ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak, 20.7.1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen yetkileri kullanmak.
  4. d) Büyükşehir belediyesi tarafından yapılan veya işletilen alanlardaki işyerlerine büyükşehir belediyesinin sorumluluğunda bulunan alanlarda işletilecek yerlere ruhsat vermek ve denetlemek.
  5. e) Belediye Kanununun 68 ve 72 nci maddelerindeki yetkileri kullanmak.
  6. f) Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek; kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün işleri yürütmek.
  7. g) Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımını sağlamak, kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek.
  8. h) Coğrafî ve kent bilgi sistemlerini kurmak.
  9. i) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak; ağaçlandırma yapmak; gayrisıhhî işyerlerini, eğlence yerlerini, halk sağlığına ve çevreye etkisi olan diğer işyerlerini kentin belirli yerlerinde toplamak; inşaat malzemeleri, hurda depolama alanları ve satış yerlerini (2012 değişikliği ile getirildi), hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl depolama alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek, bunların taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak; katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması hariç katı atıkların ve hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri yapmak.
  10. j) Gıda ile ilgili olanlar dâhil birinci sınıf gayrisıhhî müesseseleri ruhsatlandırmak ve denetlemek, yiyecek ve içecek maddelerinin tahlillerini yapmak üzere laboratuvarlar kurmak ve işletmek.
  11. k) Büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu veya işlettiği alanlarda zabıta hizmetlerini yerine getirmek.
  12. l) Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek.
  13. m) Büyükşehirin bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatılar, bölge parkları, hayvanat bahçeleri, hayvan barınakları, kütüphane, müze, spor, dinlence, eğlence ve benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek; gerektiğinde amatör spor kulüplerine malzeme vermek ve gerekli desteği sağlamak, amatör takımlar arasında spor müsabakaları düzenlemek, yurt içi ve yurt dışı müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan sporculara, teknik yönetici, antrenör ve öğrencilere (2012 değişikliği ile eklenmiştir) belediye meclis kararıyla ödül vermek belediye meclis kararıyla ödül vermek.
  14. n) Gerektiğinde mabetler ile (2012 değişikliği ile eklenmiştir), sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bu hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını, onarımını yapmak ve gerekli malzeme desteğini sağlamak.
  15. o) Kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını yapmak, korunması mümkün olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa etmek.
  16. p) Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu taşıma araçlarına ruhsat vermek.
  17. r) Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek; derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları pazarlamak.
  18. s) Mezarlık alanlarını tespit etmek, mezarlıklar tesis etmek, işletmek, işlettirmek, defin ile ilgili hizmetleri yürütmek.
  19. t) Her çeşit toptancı hallerini ve mezbahaları yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek, imar plânında gösterilen yerlerde yapılacak olan özel hal ve mezbahaları ruhsatlandırmak ve denetlemek.
  20. u) İl düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak, doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve ruhsatları vermek.
  21. v) Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak.
  22. y) Merkezî ısıtma sistemleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek.
  23. z) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak.

Büyükşehir belediyeleri birinci fıkranın (c) bendinde belirtilen yetkilerini, imar plânlarına uygun olarak kullanmak ve ilgili belediyeye bildirmek zorundadır. Büyükşehir belediyeleri bu görevlerden mezarlıklar, toptancı halleri ve mezbahaneler ve yolcu ve yük terminalleri ve otopark yapıımı vs. ilişkin olanları olanları, belediye meclisi kararı ile ilçe belediyelerine devredebilir, birlikte yapabilirler. (2102 Değişikliği)

 

İlçe belediyelerinin görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Kanunlarla münhasıran büyükşehir belediyesine verilen görevler ile birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak.
  2. b) Büyükşehir katı atık yönetim plânına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma istasyonuna taşımak.
  3. c) Sıhhî işyerlerini, 2 nci ve 3 üncü sınıf gayrisıhhî müesseseleri, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
  4. d) Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerden; otopark, spor, dinlenme ve eğlence yerleri ile parkları yapmak; yaşlılar, özürlüler, kadınlar, gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki eğitim ve beceri kursları açmak; sağlık, eğitim, kültür tesis ve binalarının yapım, bakım ve onarımı ile kültür ve tabiat varlıkları ve tarihî dokuyu korumak; kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin geliştirilmesine ilişkin hizmetler yapmak.
  5. e) Defin ile ilgili hizmetleri yürütmek.
  6. f) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği açısından tehlike oluşturan binaları tahliye etmek ve yıkmak. (2012 değişikliği)

4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki ve sorumluluklar bu Kanun kapsamı dışındadır.

Büyükşehir Belediyeler kanunun 8. maddesinde büyükşehir belediyelerinin alt yapı hizmetleri konusundaki görev ve yetkileri düzenlenmiştir.  Büyükşehir içindeki alt yapı hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların temsilcilerinin katılacağı alt yapı koordinasyon merkezi kurulur.

Büyükşehir ilçe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Alt yapı koordinasyon merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Alt yapı koordinasyon merkezi, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir içinde yapılacak alt yapı yatırımları için kalkınma plânı ve yıllık programlara uygun olarak yapılacak taslak programları birleştirerek kesin program hâline getirir. Bu amaçla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar alt yapı koordinasyon merkezinin isteyeceği coğrafî bilgi sistemleri dâhil her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar. Kesin programlarda birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda yapılması gerekenler ortak programa alınır. Ortak programa alınan alt yapı hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde oluşturulacak alt yapı yatırım hesabına aktarılır.

Ortak programa alınan hizmetler için kamu kurum ve kuruluş bütçelerinde yeterli ödeneğin bulunmadığının bildirilmesi durumunda, büyükşehir belediyesi veya ilgisine göre bağlı kuruluş bütçelerinden bu hizmetler için kaynak ayrılabilir. Kamu kurum ve kuruluşları alt yapı ortak yatırım hizmetleri için harcanan miktarda ödeneği, yeniden değerleme oranını da dikkate alarak ertesi yıl bütçesinde ayırır. Ayrılan bu ödenek belediye veya ilgili bağlı kuruluşunun hesabına aktarılır. Bu bedel ödenmeden ilgili kamu kurum veya kuruluşu, büyükşehir belediyesi sınırlarında yeni bir yatırım yapamaz.

Ortak programa alınmayan yatırımlar için bakanlıklar, ilgili belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları alt yapı koordinasyon merkezi tarafından belirlenen programa göre harcamalarını kendi bütçelerinden yaparlar.

Koordinasyon merkezleri tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar, belediye ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir. İçişleri Bakanlığı, çıkarılacak bu yönetmeliğin, alt yapı yatırım hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin kısımları hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Plânlama Teşkilâtı Müsteşarlığının görüşünü alır.

5216 Sayılı büyükşehir belediyeler kanunun 9. maddesinde ulaşım hizmetleri ile ilgili büyükşehir belediyelerinin görev ve yetkileri düzenlenmiştir.

Ulaşım Hizmetleri (UKOME) (2012 değişikliği)

Büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerindeki her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu kurum ve kuruluşları ile, Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonunun görevlendireceği ilgili odanın temsilcisinin katılacağı Ulaşım Koordinasyon Merkezi kurulur.

İlçe belediye başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım Koordinasyon Merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili üye olarak belirlenmeyen ulaşım sektörü ile ilgili kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından ihtisas meslek odalarının temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.

Bu Kanun ile büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir sınırları dahilinde il trafik komisyonunun yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.

Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe girer. Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.

Koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.

Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.

Büyükşehir belediyelerinin, ilçe belediyelerinin yetkileri ve imtiyazları:

Büyükşehir ve ilçe belediyeleri; görevli oldukları konularda bu Kanunla birlikte Belediye Kanunu ve diğer mevzuat hükümleri ile ilgisine göre belediyelere tanınan yetki, imtiyaz ve muafiyetlere sahiptir.

 

Büyükşehir belediyesinin imar denetim yetkisi:

 Büyükşehir belediyesi, ilçe belediyelerinin imar uygulamalarını denetlemeye yetkilidir. Denetim yetkisi, konu ile ilgili her türlü bilgi ve belgeyi istemeyi, incelemeyi ve gerektiğinde bunların örneklerini almayı içerir. Bu amaçla istenecek her türlü bilgi ve belgeler en geç onbeş gün içinde verilir. İmar uygulamalarının denetiminde kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversiteler ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından yararlanılabilir.

Denetim sonucunda belirlenen eksiklik ve aykırılıkların giderilmesi için ilgili belediyeye üç ayı geçmemek üzere süre verilir. Bu süre içinde eksiklik ve aykırılıklar giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi eksiklik ve aykırılıkları gidermeye yetkilidir.

Büyükşehir belediyesi tarafından belirlenen ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı yapılar, gerekli işlem yapılmak üzere ilgili belediyeye bildirilir. Belirlenen imara aykırı uygulama, ilgili belediye tarafından üç ay içinde giderilmediği takdirde, büyükşehir belediyesi 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ve 42 nci maddelerinde belirtilen yetkilerini kullanma hakkını haizdir. Ancak 3194 sayılı Kanunun 42 nci madde kapsamındaki konulardan dolayı (imar cezaları) iki kez ceza verilemez.

  1. Büyükşehir Belediyesinin Organları

Büyükşehir belediyesinin organları; Büyükşehir belediye meclisi, Büyükşehir belediye encümeni, Büyükşehir belediye başkanıdır.

a-Büyükşehir Belediye Meclisi

Büyükşehir belediye meclisi, büyükşehir belediyesinin karar organıdır ve ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre seçilen üyelerden oluşur.

Büyükşehir belediye başkanı büyükşehir belediye meclisinin başkanı olup, büyükşehir içindeki diğer belediyelerin başkanları, büyükşehir belediye meclisinin doğal üyesidir.

Büyükşehir ilçe belediye meclisleri ile bunların çalışma usul ve esaslarına ilişkin diğer hususlarda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır.

Meclis Toplantıları

Büyükşehir belediye meclisi, her ayın ikinci haftası önceden meclis tarafından belirlenen günde mutat toplantı yerinde toplanır. Meclis kendi belirleyeceği bir ay tatil yapabilir.

Bütçe görüşmesine rastlayan toplantı süresi en 20 yirmi, diğer toplantıların süresi en çok 5 gündür.

Mutat toplantı yeri dışında toplanılmasının zorunlu olduğu durumda üyelere önceden bilgi vermek kaydıyla belediye hudutları dahilinde meclis başkanının belirlediği yerde toplantı yapılır. Ayrıca, toplantının yeri ve zamanı mutat usullerle belde halkına duyurulur.

Olağanüstü Toplantı: (2007 Değişikliği)

Büyükşehir belediye başkanı, acil durumlarda lüzum görmesi halinde belediye meclisini bir yılda üç defadan fazla olmamak ve her toplantı bir birleşimi geçmemek üzere toplantıya çağırır. Olağanüstü toplantı çağrısı ve gündem en az üç gün önceden meclis üyelerine yazılı olarak duyurulur ve ayrıca mutat usûllerle ilan edilir. Olağanüstü toplantılarda çağrıyı gerektiren konuların dışında hiçbir konu görüşülemez.

 Meclis Kararlarının Kesinleşmesi

Büyükşehir belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü belediye meclisi kararlarını, yedi gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere belediye meclisine iade edebilir.

Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile yeniden görüşülmesi istenip de büyükşehir belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.

Büyükşehir belediye başkanı, meclisin ısrarı ile kesinleşen kararlar aleyhine idarî yargıya başvurabilir. (GENEL DAVA AÇMA SÜRESİ İÇİNDE)

Büyükşehir belediye meclisi ve ilçe belediye meclisi kararları, kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez. (2008 DEĞİŞİKLİĞİ)

Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhine idarî yargı mercilerine başvurabilir. (Genel Dava Açma Süresi -60 Gün- İçinde)

Büyükşehir kapsamındaki ilçe belediye meclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın gelişinden itibaren 3 AY içinde büyükşehir belediye meclisi tarafından nazım imar plânına uygunluğu yönünden incelenerek aynen veya değiştirilerek kabul edildikten sonra büyükşehir belediye başkanına gönderilir. 3 AY içinde büyükşehir belediye meclisinde görüşülmeyen kararlar onaylanmış sayılır. (2008 Değişikliği)

 

b- Büyükşehir Belediye Encümeni (11 üyelidir)

Büyükşehir belediye encümeni, belediye başkanının başkanlığında, belediye meclisinin kendi üyeleri arasından bir yıl için gizli oyla seçeceği beş üye ile biri genel sekreter, biri malî hizmetler birim amiri olmak üzere belediye başkanının her yıl birim amirleri arasından seçeceği beş üyeden oluşur. (2012 Değişikliği)

Belediye başkanının katılamadığı toplantılarda, encümen toplantılarına genel sekreter başkanlık eder.

Genel Sekreter, belediye başkanının teklifi ile İÇİŞLERİ BAKANI tarafından atanır.

Büyükşehir belediye encümeninin başkanı ve seçilmiş üyelerine, (12.000) gösterge rakamının Devlet memur aylıkları için belirlenen katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarda aylık brüt ödenek verilir. Encümenin memur üyelerine bu miktarın yarısı ödenir.

 

c- Büyükşehir Belediye Başkanı

Büyükşehir belediye başkanı, büyükşehir belediye idaresinin başı ve tüzel kişiliğinin temsilcisidir. Büyükşehir belediye başkanı, ilgili kanunda gösterilen esas ve usullere göre büyükşehir belediyesi sınırları içindeki seçmenler tarafından doğrudan seçilir.

Büyükşehir belediye başkan vekili, Belediye Kanunundaki usullere göre belirlenir. Ancak, büyükşehir kapsamındaki ilçe belediye başkanları büyükşehir belediye başkan vekili olamaz.

            Büyükşehir ve ilçe belediye başkanları görevlerinin devamı süresince siyasi partilerin yönetim ve denetim organlarında görev alamaz; profesyonel spor klüplerinin başkanlığını yapamaz ve yönetiminde bulunamaz. (2012 Değişikliği)

aa- Büyükşehir belediye başkanının görev ve yetkileri

Büyükşehir belediye başkanının görev ve yetkileri şunlardır:

  1. a) Belediye teşkilatının en üst amiri olarak belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, beldenin ve belediyenin hak ve menfaatlerini korumak.
  2. b) Belediyeyi stratejik plâna uygun olarak yönetmek, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu stratejilere uygun olarak bütçeyi hazırlamak ve uygulamak, belediye faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini belirlemek, izlemek ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
  3. c) Büyükşehir belediye meclisi ve encümenine başkanlık etmek, bu organların kararlarını uygulamak.
  4. d) Bu Kanunla büyükşehir belediyesine verilen görev ve hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde uygulanabilmesi için gerekli önlemleri almak.
  5. e) Büyükşehir belediyesinin ve bağlı kuruluşları ile işletmelerinin etkin ve verimli yönetilmesini sağlamak, büyükşehir belediyesi ve bağlı kuruluşları ile işletmelerinin bütçe tasarılarını, bütçe üzerindeki değişiklik önerilerini ve bütçe kesin hesap cetvellerini hazırlamak.
  6. f) Büyükşehir belediyesinin hak ve menfaatlerini izlemek, alacak ve gelirlerinin tahsilini sağlamak.
  7. g) Yetkili organların kararını almak şartıyla, büyükşehir belediyesi adına sözleşme yapmak, karşılıksız bağışları kabul etmek ve gerekli tasarruflarda bulunmak.
  8. h) Mahkemelerde davacı veya davalı sıfatıyla ve resmî mercilerde büyükşehir belediyesini temsil etmek, belediye ve bağlı kuruluş avukatlarına veya özel avukatlara temsil ettirmek.
  9. i) Belediye personelini atamak, belediye ve bağlı kuruluşlarını denetlemek.
  10. j) Gerektiğinde bizzat nikâh kıymak.
  11. k) Diğer kanunların belediye başkanlarına verdiği görev ve yetkilerden büyükşehir belediyesi görevlerine ilişkin olan hizmetleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak.
  12. l) Gerektiğinde görev ve yetkilerinden bir veya birkaçını ilçe veya ilk kademe belediye başkanına devretmek.( BU YETKİ ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN 2007 YILINDA İPTAL EDİLMİŞTİR)
  13. m) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanmak, özürlülerle ilgili faaliyetlere destek olmak üzere özürlü merkezleri oluşturmak.

“Büyükşehir belediyelerinin ilçe ve alt kademe belediyelerine görevlerini devretmeleri için büyükşehir belediye başkanının uygun görüşü aranır” hükmü 2012 yılında kaldırılmıştır.

 

bb- Belediye başkanlığının sona ermesi

Belediye Kanunundaki hükümler saklı kalmak kaydıyla büyükşehir belediye meclisinin feshine neden olan eylem ve işlemlere katılan büyükşehir, ilçe belediye başkanlarının görevlerine DANIŞTAY kararıyla son verilir.

 

3- Büyükşehir belediyesinin gelirleri, giderleri ve Bütçesi

Gelirleri

Büyükşehir belediye kanununun 23. maddesinde Büyükşehir belediyesinin gelirleri şu şekilde düzenlenmiştir;

  1. 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan oran ve esaslara göre büyükşehir belediyesince tahsil olunacak at yarışları dahil müşterek bahislerden elde edilen Eğlence Vergisinin % 20’si müşterek bahislere konu olan yarışların yapıldığı yerin belediyesine, % 30’u nüfuslarına göre dağıtılmak üzere diğer ilçe belediyelerine ayrıldıktan sonra kalan % 50’si.

b.Büyükşehir belediyesine bırakılan sosyal ve kültürel tesisler, spor, eğlence ve dinlenme yerleri ile yeşil sahalar içinde tahsil edilecek her türlü belediye vergi, resim ve harçları.

  1. Büyükşehir Belediyesi Kanununda belirtilen ve cephesi bulunan binalar üzerindeki her türlü ilân ve reklamların vergileri ile asma, tahsis ve bakım ücretleri.
  2. Kanunda belirtilen esaslara göre tespit edilen park yerlerinin işletilmesinden elde edilen gelirin ilçe belediyelerine, nüfuslarına göre dağıtılacak %50’sinden sonra kalacak %50’si.
  3. Hizmetlerin büyükşehir belediyesi tarafından yapılması şartıyla 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda belirtilen oran ve esaslara göre alınacak yol, su ve kanalizasyon harcamalarına katılma payları.
  4. Kira, faiz ve ceza gelirleri.
  5. Kamu idare ve müesseselerinin yardımları.
  6. Bağlı kuruluşların kesin hesaplarındaki gelirleri ile giderleri arasında oluşan fazlalık sonucu aktarılacak gelirler.
  7. Büyükşehir belediyesi iktisadî teşebbüslerinin safi hasılâtından büyükşehir belediye meclisi tarafından belirlenecek oranda alınan hisseler.
  8. Büyükşehir belediyesinin taşınır ve taşınmaz mal gelirleri.
  9. Yapılacak hizmetler karşılığı alınacak ücretler.
  10. Şartlı ve şartsız bağışlar.
  11. Diğer gelirler.

Büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşları ile  ilçe belediyeleri; tahsil ettikleri vergiler ve benzeri malî yükümlülüklerden birbirlerine ödemeleri gereken paylar ile su, atık su ve doğalgaz bedellerini zamanında yatırmadıkları takdirde,  ilgili belediye veya bağlı kuruluşun  talebi üzerine söz konusu tutar, İller Bankası tarafından, yükümlü belediyenin genel bütçe vergi gelirleri payından kesilerek alacaklı belediyenin hesabına aktarılır.

Gecikmeden kaynaklanacak faiz ve benzeri her türlü zararın tazmini ile ilgili olarak büyükşehir belediye başkanı ve sayman şahsen sorumludur. Bu fıkra hükmü, ilçe belediyeleri hesabına yapılacak her türlü aktarmaları zamanında yapmayan büyükşehir belediye başkanı, bağlı kuruluş genel müdürleri ve saymanları hakkında da uygulanır.

 

b- Giderleri

            Büyükşehir belediyesinin giderleri Büyükşehir Belediyeleri kanununun 24. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre giderlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

  1. a) Belediye hizmet binaları ve tesislerin temini, bakım ve onarımı için yapılan giderler.
  2. b) Belediye personeline ve belediyenin seçilmiş organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar, hizmete ilişkin eğitim ile diğer giderler.
  3. c) İlçe belediyeleri ile bağlı kuruluşlara yapacakları yardımlar ve ortak proje giderleri.
  4. d) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım giderleri.
  5. e) Belediye zabıta ve itfaiye hizmetleri ile diğer görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak giderler.
  6. f) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için yapılacak giderler.
  7. g) Belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş ve birliklerle ilgili ortaklık payı ile üyelik aidatı giderleri.
  8. h) Mezarlıkların tesisi, korunması ve bakımına ilişkin giderler.
  9. i) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ve sigorta giderleri.
  10. j) Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.
  11. k) Dava takip ve icra giderleri.
  12. l) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.
  13. m) Avukatlık, danışmanlık ve denetim ödemeleri.
  14. n) Kamu yararı görülen konularda yurt içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri. (BU HÜKÜM ANAYASA MAHKEMESİ TARAFINDAN 2007 YILINDA İPTAL EDİLMİŞTİR.)
  15. o) Spor, sosyal, kültürel ve bilimsel etkinlikler için yapılan giderler.
  16. p) Büyükşehir belediye hizmetleriyle ilgili olarak yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
  17. r) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılan diğer giderler.

c- Bütçesi

Büyükşehir belediye bütçesi ile ilçe belediyelerinden gelen bütçeler büyükşehir belediye meclisine sunulur ve büyükşehir belediye meclisince yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde aynen veya değiştirilerek kabul edilir.

Büyükşehir, ilçe belediye bütçeleri, büyükşehir belediye meclisinde aynı toplantı döneminde ve birlikte görüşülerek karara bağlanır ve tek bütçe hâlinde bastırılır.

Büyükşehir belediye meclisi, ilçe belediyelerinin bütçelerini kabul ederken;

  1. a) Bütçe metnindeki kanun, tüzük ve yönetmeliklere aykırı madde ve ibareleri çıkarmaya veya değiştirmeye,
  2. b) Belediyenin tahsile yetkili olmadığı gelirleri çıkarmaya, kanunî sınırlar üzerinde veya altında belirlenmiş olan vergi ve harçların oran ve miktarlarını kanunda öngörülen sınırlarına çekmeye,
  3. c) Kesinleşmiş belediye borçları için bütçeye konulması gerekip de konulmamış ödeneği eklemeye,
  4. d) Ortak yatırım programına alınan yatırımlar için gerekli ödeneği eklemeye, Yetkilidir.

Büyükşehir belediye meclisince ilçe belediye bütçelerinde yapılan değişikliklere karşı on gün içinde Danıştaya itiraz edilebilir. Danıştay, itirazı otuz gün içinde karara bağlar.

Bütçenin hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin diğer hususlarda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır.

Büyükşehir Belediyelerinin Şirket Kurması (2011 YILINDA GETİRİLMİŞ HÜKÜM)

            Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre SERMAYE ŞİRKETİ kurabilir.

Genel sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler.

Büyükşehir belediyesi, mülkiyeti veya tasarrufundaki hafriyat sahalarını, toplu ulaşım hizmetlerini, sosyal tesisler, büfe, otopark ve çay bahçelerini işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketlere, 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve bedelle işletilmesini devredebilir. “Ancak, bu yerlerin belediye şirketlerince üçüncü  kişilere devri 2886 sayılı Kanun hükümlerine tabidir.” (bu hüküm 2012 değişikliği ile getirildi)

  1. Mahalle Yönetimi

Belediye meclisinin ve yerine göre il yada ilçe kurulunun kararı ve valinin onayı ile mahalle kurulur, birleştirilir, kaldırılır, ad ve sınırları belirlenir. Belediye sınırları içinde nüfusu 500’ün altında mahalle kurulamaz. (2012 değişikliği) !!!!

Kendisine ait bütçesi olmayan mahalle idaresinin belli başlı gelir kaynaklarını iş sahiplerinden alınan harçlar oluşturmaktadır. Ücretler il idare kurulunca belirlenmektedir.

Mahalle idaresinin organları muhtar ve muhtarın başkanlığındaki dört üyeden oluşan ihtiyar heyetidir. Mahalle muhtarları da beş yıl için seçilmekte ve muhtar merkezi idareden maaş almaktadır.

Mahalle muhtarları ile köy muhtarlarının yetkileri ve kanunları farklıdır. Mahalle muhtarlarının yetkileri köy muhtarına oranla çok sınırlıdır.  

  1. Köy İdaresi
  2. Tanım

1924 yılında çıkarılan Köy Kanunu ile mahalli idare olarak kamu tüzel kişiliğine sahip olmuştur. Nüfusu 150’den fazla 2000’den az olan yerlerde köy idaresi kurulabilir. Yani bir köy İçişleri Bakanlığının kararı ile kurulur.

  1. Köy İdaresinin Görevleri
  2. a) Köyün Mecburi İşleri

Köylülerin sağlığına, güvenliğine, eğitimine ilişkin hizmetlerin yürütülmesinden ibarettir. Köyün mecburi işleri, köylüler için aynı zamanda bir kamu yükümlülüğü niteliğindedir. Köylüler mecburi işleri ya imece usulü yada salma denilen belli bir parayı köy sandığına yatırarak yaptırmaktadırlar.

  1. b) Köyün İsteğe Bağlı Görevleri

Köylülerin ekonomik ve sosyal kalkınma ve gelişmesini sağlamaya yönelik faaliyetlerdir.

  1. Köy İdaresinin Yetkileri

Köy idaresi kamu gücünden kaynaklanan üstünlük ve ayrıcalıklar kullanarak; kamulaştırma yapmak, köyün mecburi işlerini yapmayanları cezalandırmak, zabıta faaliyetlerinde bulunmak silahlı kolluk gücü kullanmak, vergi almak, kamusal alacakları cebri icra yoluyla tahsil etmek yetkilerine sahiptir.

  1. Köy İdaresinin Organları

Köy idaresinin organları, köy derneği, ihtiyar meclisi ve muhtarlardır.

  1. a) Köy Derneği

Köyde bulunan bütün seçmenlerin oluşturduğu bir kurul olup doğrudan demokrasi uygulamasıdır.

Köy derneğinin işlem ve kararları kural olarak vesayet denetimine tabi değildir.

Görevleri

  • Köy ihtiyar meclisi ile muhtarı seçmek.
  • Köyün isteğe bağlı işlerinin zorunlu hale gelmesine karar vermek.
  • Merkezi idare tarafından atanan köy imamının bulunmaması halinde köy imamını seçer ve ödeneğini belirler.

      –      Davalarda köy tüzel kişiliğini temsil eder.

  1. b) Köy İhtiyar Meclisi

Köy derneği tarafından seçilen üyeler ile doğal üyelerden oluşur. İhtiyar meclisi düzenli olarak toplanarak köyün işlerini görüşür karara bağlar. Köy ihtiyar meclisinin kararları kural olarak vesayet denetimine tabi değildir.

Öğretmen ve imam ihtiyar meclisinin doğal üyeleridir.

Görevleri:

  • Haftada en az bir kez toplanarak köyün işlerini konuşup karara bağlamak.
  • Köy işlerini sıraya koymak.
  • Köylülerin kaç gün çalışacağını ve köylülerden ne miktar para alınacağını belirler.
  • Köy sınırları içinde ihtiyaç duyulan taşınmazları kamulaştırır.

Köy İhtiyar Meclisi salınacak salmanın nisbet, cins ve miktarını İkinci kanun ayı içinde tayin ve tevzi cetvellerini tanzim ederek on beş gün müddetle umumun görebileceği yerlere asmak suretiyle ilan ve hariçte bulunanlara tebliğ eder.

Salınan salmalarda kanun hükümlerine uygunsuzluk veya nisbetsizlik olduğunu iddia edenler ilan veya tebliğ müddetinin hitamından itibaren on gün içinde itirazlarını köy muhtarına söylerler veya yazı ile bildirirler ve müracaatlarını tutulacak deftere yazdırarak bir ilmühaber alırlar.

Köy ihtiyar meclisi bir hafta içinde itirazlara bakarak kararını vermeğe ve itiraz edenlere bildirmeğe mecburdur. Bu kararlar aleyhine tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde merkez kazasında valiye, diğer kazalarda kaymakamlara müracaat edilebilir.

 

  1. c) Muhtar

Köy idaresinin yürütme organının temsilcisidir. Muhtar, köy derneği üyeleri arasından ihtiyar meclisi üyeliğine seçilme yeterliliğine sahip olanlardan seçilir. Muhtarın görevleri devlet işleri ile ilgili ve köy işleri ile ilgili olanlar olmak üzere ikiye ayrılır.

  1. aa) Devlet işleri ile ilgili görevleri

– Hükümetçe bildirilecek mevzuatı köy içinde ilan etmek ve halka anlatmak.

– Kanun, tüzük, yönetmelik ve emirlerle kendisine verilen işleri görmek.

– Köy içinde güvenliği korumak.

– Adli işlemleri tebliğ etmek.

– Köylünün sağlığını korumak için önlemler almak.

– Salgın ve bulaşıcı hastalıkları hükümete bildirmek.

– Asker ve vergilerin toplanması hususunda hükümete yardımcı olmak.

  1. bb) Köy İşleri

Köy derneği ve köy ihtiyar meclisinin kararlarını uygulamak.

Köy işlerinde harcanacak paraları toplamak ve bu paraların harcanması için emir vermek.

Bir önceki ayda yapılan harcamalara ilişkin hesabı köy ihtiyar meclisine vermek.

 

  1. Bütçe Ve Gelirleri

Köy bütçesi, İçişleri Bakanlığınca hazırlanmış bulunan köy idaresi talimatı adlı yönetmelikle düzenlenmiştir. Köy bütçesi ihtiyar meclisi ve muhtarı tarafından hazırlanır. Hazırlanan köy bütçesi mahallin en büyük mülki amirinin onamasına tabidir.

Köy idaresinin gelirleri; salma parası, para cezaları, köy mallarından elde edilen paralar. Köy idaresi bugün artık köy korucularının dışında bir personele sahip değildir. Köy kanununda köy personeli olarak; köy tabibi, köy imamı ve köy korucuları sayılmıştır.

 

Geçici Köy Korucuları (2007 Değişikliği)

      Bakanlar Kurulunca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanının onayı ile yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir.

      Bu şekilde görevlendirilecek geçici köy korucusu sayısı 40.000 kişiyi geçemez. Bakanlar Kurulu bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idarî zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usûl uygulanmak suretiyle geçici köy korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir. Geçici köy korucularından 55 yaşını dolduranların görevleriyle ilişikleri kesilir.  Köy Korucuları ve Geçici Köy Korucularının görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri halinde “2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun” hükümleri uygulanır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 11

Hizmet Yerinden Yönetim Kuruluşları

Hizmet yerinden yönetim kuruluşları, teknik bilgi ve uzmanlık isteyen belli bir hizmetin devlet tüzelkişiliği ve merkezi idare teşkilatı dışında örgütlenmesi ve tüzelkişiliğe kavuşturulması sonucu ortaya çıkan kuruluşlardır. Bunlar çeşitli alanlara yayılmışlardır. Yönetsel, iktisadi, sosyal, bilimse, teknik, kültürel alanlarda görev yapan, yerinden yönetim kuruluşları vardır. Örneğin, eğitim alanında üniversiteler, yayın alanında TRT, sosyal güvenlik alanında SSK, iktisadi alanta KİT ler gibi.

Bu kuruluşların en belirgin özelliği, belli bir hizmeti yürütmek için kurulmuş olmalarıdır. İşte hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının görev ve yetkileri bu beli bir hizmetin yürütülmesi ile sınırlıdır. Buna da ihtisas kuralı denmektedir.

Hizmet yerinden yönetim kuruluşları içinde belli bir hizmeti tüm ülke düzeyinde yürütenler olduğu gibi, hizmeti beli bir yerde yürüten kuruluşlarda vardır. Hizmet yerinden yönetim kuruluşlarının görev ve yetkilerinin sınırlı olması, bunların belli bir hizmet ile sınırlı olması anlamına gelir; yoksa bu kuruluşların yürüttükleri hizmetlerin yer yönünden sınırlı olmasını ifade etmez.

Gerek merkezi idare kuruluşları ve gerekse yerel yönetimler, öteden beri var oldukları halde, kamu kurumları çok yeni dönemlerde, 19. yy. ın ortalarında ortaya çıkmışlardır. Bu kuruluşların ortaya çıkış nedeni, devletin vatandaşlara karşı üstlendiği hizmet ve faaliyetlerin büyük ölçüde artması ve bu hizmet ve faaliyetlerin, teknik bilgi ve uzmanlığı gerektirmeleri dolayısıyla, merkezi idare teşkilatı içinde alışılagelmiş usullerle yürütülmesinin imkansız veya güç olmasıdır.

Gerek merkezi idare kuruluşları ve gerekse yerel yönetimler varlıklarını doğrudan doğruya anayasadan almaktadırlar. Bu nedenle, sayıları belirli ve sınırlı olduğu gibi, anayasal güvenceye de sahiptirler. Buna karşılık, kamu kurumlarından;

  • Üniversiteler
  • Yükseköğretim Kurulu
  • Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu
  • Türkiye Rayda ve Televizyon İdaresi
  • Meslek Kuruluşları Anayasa’da doğrudan öngörülmüştür.

Anayasanın 123. maddesi ‘kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur’ demek suretiyle kamu kurumlarının kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanarak bir idari işlem ile de kurulacağını belirtmiştir. Bu nedenle kamu kurumlarının sayısı belirli ve sınırlı olmadığı gibi, bunlar sadece yasal bir güvenceye ve yasal ya da idari bir statüye sahiptirler.

Ortak Özellikleri

Kamu kurumlarının ortak özelliklerini şu şekilde belirtebiliriz;

1- Kamu Tüzelkişiliğine Sahip Olma

Kamu kurumları, kamu tüzelkişiliğine sahiptirler. Bu tüzelkişiliklerini kanundan veya kanunu açıkça verdiği yetkiye dayanarak bir idari işlemden alırlar. Kamu kurumları genellikle bir mal topluluğu biçimindedirler. Ancak kamu kurumları arasında örneğin üniversitelerde olduğu gibi şahıs toplulukları da vardır.

2-Özerkliğe Sahip Olma

Kamu kurumları özerkliğe yani kendi iradelerine göre hareket etme imkanına sahiptirler. Ancak bu özerkliğin genişliği, gördükleri hizmetin niteliğine göre değişmektedir.

3-Vesayet Denetimine Tabi Olma

Kamu kurumları bir kamu tüzelkişiliğine ve belli bir özerkliğe sahip olmalarına rağmen, devletten tamamen ayrı ve bağımsız bir varlığa sahip değillerdir. İdarenin bütünlüğü ilkesi gereğince bu kurumlar merkezi idarenin vesayet denetimine tabidirler.

4-Ayrı Bir Malvarlığına ve Bütçeye Sahip Olma

Bu kuruluşlar tüzelkişiliklerinin bir sonucu olarak kendilerine özgü bir malvarlığına ve bütçeye sahiptirler.

Türleri

Faaliyet Alanları Açısından

Faaliyet alanları açısından kamu kurumları, milli kamu kurumları ve mahalli kamu kurumları olmak üzere iki grup altında toplanabilir. Tüm ülke düzeyinde hizmet ve faaliyet yürütenler milli kamu kurumlarıdır. Bunlar genelde merkezi idareye vesayet denetimi ile bağlanmışlardır. Örneğin TEK, PTT. Bun karşılık bazı kamu kurumları belli bir yörede hizmet görürler. Bunlar mahalli kamu kurumlarıdır. Örneğin, İSKİ, EGO, İETT gibi.

Yönetim Biçimleri Açısından

Yönetim biçimleri bakımından ise kamu yönetimi uygulananlar ve özel yönetim uygulanan kurumlar olmak üzere ikiye ayrılır.

Kamusal yönetim uygulananlar, devletin öteden beri sürdürdüğü klasik hizmet ve faaliyetlerin devlet bünyesinden ayrılması sonucu ortaya çıkmış kurumlardır. Örneğin, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Karayolları Genel Müdürlüğü gibi.

Özel yönetim biçimi Uygulanan kurumlar ise, aslında özel kesim tarafından yürütülen bazı hizmetlerin kamu hizmeti haline sokularak bir tüzelkişilik biçiminde örgütlenmesi sonucu ortaya çıkmışlardır. Örneğin Devlet Malzeme Ofisi, Makine Kimya Endüstrisi Kurumu gibi.

3-Faaliyet Konuları Açısından

Faaliyet Konuları açısından şu beş tasnife tutmak mümkündür.

  • İdari kamu kurumları
  • İktisadi kamu kurumları
  • Sosyal kamu kurumları
  • Bilimsel, teknik ve kültürel kamu kurumları
  • Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları

İdari Kamu Kurumları

Merkezi idare tarafından öteden beri yürütülen bizi klasik hizmet ve faaliyetlerin merkezi idare teşkilatı dışında ayrı bir tüzelkişilik biçiminde örgütlenmesi sonucu ortaya  çıkan kuruluşlardır.

Bunlar ülkemizde ilk defa Cumhuriyet döneminde ortaya çıkmışlardır. Örneğin Devlet Demiryolları, Kara Yolları Genel Müdürlüğü, DSİ, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü.

İdari kamu kurumları, Genel Müdürlük olarak adlandırılmakta ve beli bir bakanlığa veya doğrudan doğruya Başbakanlığa bağlanmaktadırlar.

Örneğin;

Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Beden Terbiyesi ve Spor Genel Müdürlüğü, Başbakanlığa

Karayolları ve DSİ Genel Müdürlüğü,  Bayındırlık ve İskan Bakanlığına

Orman Genel Müdürlüğü, Orman Bakanlığına Bağlanmışlardır (Orman Genel Müdürlüğü’nün Kamu Tüzel Kişiliği vardır ve 5018 Sayılı Kanunda özel bütçeli kurumlar içerisinde sayılmıştır.)

Bu bağ ise bir vesayet ilişkisinden ibarettir. Ancak bazı hallerde hiyerarşi ilişkisine varan bir görünüm arz etmektedirler. Dolayısıyla idari kamu kurumlarının özerkliği son derece sınırlıdır ve çoğu kez biçimsel olmaktan ileri geçmemektedir.

İdari kamu kurumları, genel bütçe esas ve usullerine göre hazırlanın ve genel bütçeye ek olarak çıkarılan katma bütçelerle idare edilirler. Bunlar özel bütçeli olduklarından Sayıştayın denetimine ve Devlet İhale Kanununa tabidirler.

 

b-İktisadi Kamu Kurumları (KİT)

Bunlar ticaret, sanayi, madencilik ve tarım gibi ekonomik faaliyetlerde bulunmak üzere, kamu sermayesi veya kamu sermayesinin katkısı ile kurulmuş bulunan kuruluşlardır. Devletin bir girişimci gibi ekonomik hayata katılması sonucu meydana gelmişlerdir.

aa- Türleri

İktisadi kamu kurumları, sermayesi doğrudan doğruya devlete ait olanlar ve sermayesi bir başka iktisadi kamu kurumuna ait olanlar olmak üzere ikiye ayrılmaktadırlar. Sermayesi doğrudan doğruya devlete ait olanlar iktisadi devlet teşekkülleri (İDT) ve kamu iktisadi kuruluşlarıdır (KİK). Sermayesi bir başka İktisadi kamu kurumlarına ait olanlar ise müesseseler ve bağlı ortaklıklardır.

aaa- İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT)

Sermayesi tamamen devlete ait, iktisadi alanda ticari esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan ve karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda kurulan KİT lerdir. Ancak bankacılık alanında faaliyet göstereceklerin tamamının devlete ait olması gerekmemektedir. En az % 91 inin devlete ait olması yeterlidir.

İDT ler Bakanlar Kurulu kararı ile kurulur ve vesayet bağı ile bağlı olduğu bakanlıkta ilgili kararda gösterilir.

İDT lere örnek olarak Devlet Yatırım Bankası, TC Ziraat Bankası, Devlet Malzeme Ofisi, Türkiye Petrolleri AO, Türkiye Denizcilik Kurumu, TEAŞ ve TEDAŞ gösterilebilir.

bbb – Kamu İktisadi Kurumları/Teşebbüsleri (KİK- KİT)

Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğindeki mallar ile hizmet üretmek üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan KİT lerdir.

Bunlara örnek olarak, TCDD, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü, Tütün Tuz ve Alkol işletmesi  genel müdürlüğü gösterilebilir.

Bunlarda bakanlar kurulu kararı ile kurulurlar. Bunların faaliyetlerinde egemen olan ilke İDT nin tersine karlılık değil verimliliktir. Yani bunların asıl amacı toplum için önemli temel mal ve hizmetleri üretmek, kendilerine verilen kamu hizmetlerini yürütme ve böylece toplumun gereksinimlerini karşılamaktır.

ccc- Müesseseler

Sermayesinin tamamı bir İDT ne veya bir KİK e ait olup ona bağlı işletme veya işletmeler topluluğudur. Örneğin, Etibanka bağlı Bandırma Baroks ve Asit Fabrikaları işletmesi gibi

Müesseseler, bir İDT veya bir KİK e bağlı olmalarına rağmen, ondan ayrı bir tüzelkişiliğe ve malvarlığına sahiptirler.

Bunlar ilgili teşekkül veya kuruluş genel müdürünün önerisi ve yönetim kurulu kararı ile kurulurlar.

 

ddd- Bağlı Ortaklıklar

Sermayesinin % 50 sinden fazlası bir İDT veya KİK e ait olan işletme veya işletmeler topluluğundan oluşan AŞ dir.

Bağlı ortaklıklar Bakanlar Kurulu Kararı ile kurulurlar. Bunlara örnek olarak ta Etibanka bağlı Karadeniz Bakır İşletmeleri AŞ.

eee – Kamu İştirakleri

İDT ve KİK lerin veya bağlı ortaklıkların sermayelerinin en az % 15 sını en çok % 50 ne sahip oldukları anonim şirketlerdeki hisseleri kamu iştirakleri olarak adlandırılmaktadır. Bunlar özel kesimde yer alan ortaklıklardaki hisselerden başka bir şey değildir. Bu nedenle bunları kamu kurumu olarak saymak mümkün değildir.

 

bb- Ortak Nitelikleri

Esas İtibariyle Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Olma:  Gerek İDT ler ve gerekse KİK ler ve gerekse bunların müesseseleri ve bağlı ortaklıkların dışa yönelik faaliyet ve işlemleri özel hukuk hükümlerine tabidir. Bu nedenle ürettikleri mal ve hizmetlerin fiyatlarını serbestçe belirleyebilirler. Ancak gerektiğinde Bakanlar Kuruluda fiyat tespit edebilir. Bakanlar Kurulunca belirlenen fiyat maliyetin altında bulunduğu taktirde zarar ve mahrum kalınan kar genel bütçeden ödenir.

Kamu Tüzelkişiliği ve Belli Ölçüde Kamu Hukuku Kurallarına Tabi Olma

KİT ler kanunun açıkça verdiği  bir yetkiye dayanılarak kurulmakta, kamu yararını gerçekleştirmek için ürettikleri mal ve hizmetlerin fiyatları gerektiğinde Bakanlar Kurulunca belirlenmekte, zararları genel bütçeden karşılanabilmekte, organları merkezi idare tarafından atanmakta, TBMM adına SAYIŞTAY eliyle denetlenmektedir.

Özerk Bütceli Olma

Bu kuruluşlar özerk bütçeli  (katma veya genel bütçe değil) kuruluşlardır.

Bu nedenle bunların bütçeleri 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu Hükümlerine ve Devlet İhale Kanununa tabi değildir. Ancak TBMM denetimine (Sayıştay eliyle) tabidir. Bunlar genellikle yıllık bütçelidirler. Ama gerektiğinde ilgili bakanlık daha uzun dönemli bütçe hazırlayabilr.

 

c- Sosyal Kamu Kurumları

Çeşitli insan topluluklarının sosyal güvenlik, çalışma, sağlık, emeklilik gibi sosyal ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş olan kuruluşlardır. Ülkemizde bunlar 2. Dünya savaşından sonra ortaya çıkmışlardır.

Sosyal kamu kurumları, ilgililerin ya da yararlananların yönetime katılmaları suretiyle yönetilmektedirler. Bu nedenle bir dereceye kadar demokratik ilkelerin uygulandığı kurumlardır.

Sosyal kamu kurumları görev alanları ile ilgili kimselere zorunlu olarak yararlananlar arasına sokmaya ve yararlananlardan vergi niteliğinde para toplamaya yetkilidirler.

Bunların görev ve yetkilerinin bu özelliği karma bir hukuki rejime tabi olmalarını gerektirmektedir. Şöyleki, sosyal kamu kurumları, dışa yönelik işlem ve faaliyetlerinde ve özellikle ilgililer ile olan ilişkilerde esas itibariyle özel hukuk hükümlerine tabi tutulmuşlardır. Buna karşılık iç düzen ve işleyişleri ile kimi dışa yönelik işlemleri bakımından idare hukukuna tabidirler.

Bunların gelirleri, ilgili ve yararlananlardan aldıkları ödentilerden ibarettir. Bu kurumlar devlet bütçesinden yardım almamaktadırlar. Ancak para ve malları gene de devletin gözetimi altındadır.

Sosyal kamu kurumları özerk bütçeli kuruluşlardır. Bunlar da TBMM nin denetimine tabidirler. Devlet İhale kanununa tabi değillerdir.

5018 Sayılı Yasa ya göre Sosyal Güvenlik Kurumu da SAYIŞTAY Denetimine tabi hale gelmiştir.       ( 2005 Anayasa Değişikliği Ay. m. 160 )

Sosyal kamu kurumlarından, İş Bulma Kurumu 1946 yılında, Emekli sandığı 1949 yılında, SSK 1964 te kurulmuştur. 5510 Sayılı Yasa ile birlikte üç sosyal güvenlik kurumu birleşmiş ve Sosyal Güvenlik Kurumu ( SGK ) adını almıştır.

d- Bilimsel Teknik ve Kültürel Kamu Kurumları

Kamu kurumlarının en yeni örneklerini oluşturan bu kurumların en önemlileri olarak şunları gösterebiliriz. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, Devlet Opera ve Balesi GM, TODAİE , TÜBİTAK, Milli Prodüktivite Merkezi ve Üniversitelerdir.

e-Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları

Bunlar belli bir meslekte çalışan insanların ortak gereksinimlerini karşılamak üzere faaliyet gösteren kuruluşlardır. Bunlar kanunla kurulurlar ve organları kendi üyeleri tarafından ve yargı gözetimi altında seçilirler. Dolayısıyla merkezi idarenin meslek kuruluşlarının seçimi ve işbaşına getirilmesinde bir yetkisi yoktur.

Mesleki kuruluşlar zorunlu üyelik esasına dayanan kuruluşlardır. Yani bunlara üye olmadan belli bir mesleki faaliyeti yürütmek mümkün değildir. Bunun istisnası ise kamu kurum ve kuruluşları ile KİT lerde asli ve sürekli görevlerde çalışan meslek kuruluşlarına girme mecburiyeti yoktur.

Bunlarda özerk bütçeli kuruluşlar olup, başlıca gelirleri üyelerinden topladıkları giriş ve yıllık aidatlar, para cezaları ve düzenledikleri belgelerden aldıkları harç ve resimlerdir. Bütçeleri ilgili bakanlığın denetimine tabidir.

Bağımsız İdari Otoriteler (Regülasyon kurumları/düzenleyici ve denetleyici kurumlar/üst kurullar)

Belli bir hizmet alanı ile sınırlı olarak düzenleme ve organisazyon yapan, denetleme ve yaptırım uygulama yetkilerine sahip kılınan, bir anlamda belli bir hizmet alanı ile sınırlı olarak kural koyma, koyduğu kuralları uygulama ve kurallara uyulmasını sağlama yetkileri ile  donatılan üyeleri ilgili sektörlerce seçilen ve yasama organı tarafından atanan kuruluşlardır.

Özellikleri

Bunların en başta gelen özelliği bu kuruluşların yasama ve yürütme karşısında bağımsız olmalarıdır. Bu tür kuruluşlar gerek yapıları gerekse yetkileri açısından farklılıklar göstermekle beraber, bazı ortak yönleride bulunmaktadır. Bu ortak yönlerini şu şekilde özetleyebiliriz;

-Kuruluş amaçları genelde kamunun bazı duyarlı alanlarını düzenlemek ve idare edilenleri korumaktır.

-Devletin sorumluluk ve yetki alanına giren düzenleme ve denetim alanına katılmaktadır.

-Devletinkinden ayrı bir tüzelkişiliğe sahip kamu kuruluşlarıdır.

-Üyeleri bağımsız yönetimleri özerktir

-Faaliyetleri yalnız yargısal denetime ve vesayet denetimine tabidir. (Bakanlıkların, bağımsız idari otoritelerin iŞlemleri ve faaliyetleri üzerindeki vesayet denetimi 17.08.2011 tarih ve 649 Sayılı KHK ile getirilmiştir)

-Çeşitli idari yaptırım uygulama yetkileri vardır.

-Ayrıca belli bir alanı regüle etme, izleme ve denetleme ve yaptırım uygulama yetkileri ile donatılmış olmaları da belirgin özellikleridir.

RTÜK üyeleri hariç (RTÜK üyeleri TBMM tarafından seçilir) üst kurulların üyeleri Bakanlar

Kurulu tarafından seçilir.

a-Bağımsızlık

Bağımsız idari otoritelerin en önemli özelliği, bunların, hem organları ve hem de yerine getirdikleri

görevler ve bu görevlere ilişkin olarak yaptıkları işlemler üzerinde yürütme organının ve diğer idari mercilerin herhangi bir yetki ve denetime sahip olmamasıydı.

Ancak 17.08.2011 tarihinde Resmi Gazetede Yayınlanan, 649 Sayılı, Avrupa Birliği Bakanlığının

Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde DeğiŞiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”nin 45. maddesine göre: (Bu

KHK”nın 45. maddesi ile, 27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanunun 19/A maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir).

 “Bakan, bağlı, ilgili ve iliŞkili kuruluşların (5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar dâhil) her türlü faaliyet ve işlemlerini denetlemeye yetkilidir.”

Bu hükümle birlikte, artık, bağımsız idari otoritelerin bağımsızlığı ya da özerkliğinin varlığından söz etmek mümkün değildir.

b-Regülasyon Yetkileri

Bunların bir başka özelliği de bu kurumların kendi görev alanlarına giren faaliyetleri regüle etme yetkisine sahip olmalarıdır.

c-İzleme ve Denetleme Yetkileri

Bağımsız idari otoriteler, görevli oldukları alanlardaki faaliyetleri izleme ve denetleme yetkisine sahiptirler. Bu bağlamda görev alanları ile ilgili her türlü bilgi ve belgeleri ilgili kişi ve yerlerden istemek, mahallinde incelemeler yapmak yetkileri ile donatılmışlardır.

d-Yaptırım Uygulama Yetkisi

Bu kurumlar yapmış oldukları izleme ve denetimler sonucunda hukuka aykırı durumlar tespit ettiklerinde, ilgililer hakkında bazı yaptırımları doğrudan doğruya uygulama yetkisi ile donatıldıkları gibi, bazı yaptırımların uygulanması içinde adli mercileri harekete geçirme yetkisi ile donatılmışlardır.

e-Bağımsız İdari Otoritelerin Yargısal Denetimi

Bağımsız idari otoritelerin idare organları ve yapmış oldukları işlemleri bir idari işlem oldukları için bu kurumların işlemleri idari yargı denetimine tabidir.

2012 yılında yapılan değişiklik ile, (6352 Sayılı Kanun), Rekabet Kurulu, EPDK, Şeker Kurulu, EPDK

BDDK, BTİK, KGDMSK, kararlarına karşı önceden ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’a başvuruluyor iken, artık sadece İDARE MAHKEMELERİNE BAŞVURULABİLECEKTİR. (Bütün BİO’ların idari yaptırım kararlarına karşı idare mahkemesinde dava açılabilecektir !!!!)

            Bağımsız idari otoritelerden, RTÜK bakımından, olağanüstü  ve acil olaylar –deprem, terör saldırısı vs.-  hakkındaki  Yayın Yasaklarına Karşı Başbakan veya ilgili bakan tarafından talep edilen ve icra edilen yayın yasaklarına ilişkin olarak DANIŞTAY’a, RTÜK’ün uyguladığı idari yaptırım kararlarına karşı İdare Mahkemelerine başvurulabilir.

            Bağımsız İdari Otoriteler, görev alanlarına göre, bir bakanlıkla iliŞkilendirilmektedir. Ancak bu ilişkilendirme mutlak olmayıp; Başbakan’ın teklifi ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile değiştirilebilir.

27/9/1984 tarihli ve 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun’un 19/A

maddesine göre: “Bakanlık bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluŞları (10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (III) sayılı cetvelde yer alan kurumlar dahil) Başbakanın teklifi ve Cumhurbaşkanı’nın onayı ile, Başbakanlıkla veya diğer bakanlıklarla ilgilendirilebilir.

Söz konusu kuruluşların özel kanunlarında bağlı, ilgili ve ilişkili olunan bakanlığa ya da bakana verilen yetki ve görevler ilgilendirilen bakanlık veya bakan tarafından kullanılır ve yerine getirilir.”

Bu hükümden hareketle, 08.07.2011 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmış olan Bazı Kuruluşların Bağlı ve İlgili Oldukları Bakanlıkların Değiştirilmesine Dair Tezkere uyarınca bazı kuruluşların bağlı ve ilgili oldukları bakanlıklar şu şekilde değiştirilmiştir.

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı- Başbakanlık

Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Genel Müdürlüğü- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Devlet Personel Başkanlığı- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı- Kalkınma Bakanlığı

GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı- Kalkınma Bakanlığı

– Türk Standartları Enstitüsü Kurumu BaŞkanlığı- Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

– Küçük ve Orta Ölçekli İŞletmeleri GeliŞtirme ve Destekleme Ġdaresi BaŞkanlığı- Bilim, Sanayi ve

Teknoloji Bakanlığı

– Milli Prodüktivite Merkezi- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

– Türk Patent Enstitüsü BaŞkanlığı- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

– Türk Akreditasyon Kurumu- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

Şeker Kurumu- Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı

– Devlet Meteoroloji İŞleri Genel Müdürlüğü- Orman ve Su İŞleri Bakanlığı

– Devlet Su İŞleri Genel Müdürlüğü- Orman ve Su İŞleri Bakanlığı

– Orman Genel Müdürlüğü- Orman ve Su İŞleri Bakanlığı

– Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

– İller Bankası A.Ş. Genel Müdürüğü- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

– Özel Çevre Koruma Kurumu BaŞkanlığı- Çevre ve Şehircilik Bakanlığı

– Et ve Balık Kurumu BaŞkanlığı- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

– Çay İŞletmeleri Genel Müdürlüğü- Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu- Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

– Yüksek Öğrenim. Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü- Gençlik ve Spor Bakanlığı

– Türkiye Futbol Federasyonu BaŞkanlığı- Gençlik ve Spor Bakanlığı

Rekabet Kurumu BaŞkanlığı- Gümrük ve Ticaret Bakanlığı

– Darülaceze Müessesi Müdürlüğü- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

BÖLÜM 12

KAMU GÖREVLİLERİ

Tanımı:

Anayasanın 128. maddesine göre Kamu görevlileri kavramı, kamu kurum ve kuruluşlarının, genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten kişileri kapsar. Bunlar devlet memurları ile diğer kamu görevlileridir.

Diğer kamu görevlileri kavramı 1982 Anayasası ile hukukumuza girmiş bir kavrap olup bunlar memurlar gibi, genel idare esaslarına göre, kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri yürüten görevlilerdir. Bunların da memurlar gibi, nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hak ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.

Anayasadaki açıklamaya uygun olarak kamu görevlisi kavramının geniş ve dar anlamlarda iki farklı tanımı yapılmaktadır. Geniş anlamda kamu görevlisi,  hukuki durumlarına ve yaptıkların işin niteliğine bakılmaksızın kamu kesiminde ve Devletin bütün organlarında görev yapan herkesi ifade etmektedir. Bu tanıma uygun olarak, Cumhurbaşkanından kamuya ait bir fabrikada çalışan işçiye kadar herkes kamu görevlisi sayılır.

Dar anlamda kamu görelisi ise, devletin siyasi yapısını oluşturan organlarındaki görevlilerle, özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışanlar dışında kalan kamu görevlilerini ifade etmektedir. İdare hukuku da dar anlamda kamu görevlisi kavramı ile ilgilenmektedir.

I-Geniş Anlamda Kamu Görevlileri Türleri

Geniş anlamda kamu görevlileri, hizmete alınmaları, ücretleri, hizmet süreleri, asli ve yardımcı hizmetlerde çalışmaları ve kendilerine uygulanan hukuk dallarına göre çeşitli açılardan sınıflandırmak mümkündür.

1-Hizmete Alınmaları Yönünden

Geniş anlamda kamu görevlileri hizmete alınmaları yönünden, kendi istekleri ile hizmete girenler ve zorla hizmete alınanlar olmak üzere iki ana kümeye ayrılabilir. Normal olan kamu görevlilerin kendi istekleri ile hizmete girmeleridir. Bunlar daha çok sivil hizmetlerde çalışan görevlilerdir. Bunların hizmete alınabilmeleri için, kendilerinin istekli olmaları gerekir. Ancak, bazı kamu görevlileri, hizmete zorla alınırlar. Bunlara “ödevliler” de denir. Bunun en tipik örneği ise askerlik hizmetidir. Bununla birlikte sivil hizmetlerde de ödevliler kullanılabilir. Örneğin, orman yangınlarında olduğu gibi.

2-Ücretleri Yönünden

Kamu görevlileri ücret yönünden iki sınıfa ayrılırlar. Bunlardan bir sınıfı ücret karşılığı çalışanlar, diğer sınıfı da ücretsiz çalışanlar oluşturur. Kural kamu görevlilerinin ücret karşılığı çalışmalarıdır. Ve kamu görevlilerinin büyük bir çoğunluğu da bir ücret karşılığı çalışmaktadır. Ancak belli durumlarda bir ücret almadan görev yapan kamu görevlileri de vardır. Bunlar arasında, bazı ödevliler ile seçimle işbaşına gelen bazı görevliler yer alır.

3-Hizmet Süreleri Yönünden

Kamu görevlileri hizmet süreleri yönünden “sürekli” ve “geçici” olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Kamu görevlilerin büyük bir kısmı belli bir kadroya bağlı olarak sürekli hizmet görürler.

Örneğin memurlarda olduğu gibi. Ancak ödevliler ile seçim ile iş başına gelenler belli bir süre görev yaparlar. Bu sürenin ya da hizmetin sona ermesi ile bunların görevleri de sona erer. Örneğin, Üniversite Rektörleri belli bir süre için göreve gelmiştir. Sürenin sona ermesi ile rektörlük görevi de sona erer. Buna karşılık kamu görevlilerinin büyük bir bölümü, memurlarda olduğu gibi, sürekli olarak görev yaparlar.

4-Uygulanan Hukuk Dalları Yönünden

Kendilerine uygulanan hukuk dalları yönünden de kamu görevlileri iki sınıfa ayrılır. Bir kısmına idare hukuku kuralları uygulanırken, diğer bir kısma özel hukuk hükümleri uygulanır. Nitekim, kamu görevlilerin büyük bir kısmına idare hukuku kuralları uygulanır. Örneğin memurlarda olduğu gibi. Diğer bir kısmına ise, örneğin kamu da çalışan işçilere olduğu gibi özel hukuk kuralları uygulanır.

5 -Asli ve Yardımcı Olma Yönünden

Kamu görevlileri, hizmetin asli ve yardımcı elemanı olmaları yönünden iki sınıfa ayrılır. DMK da esas itibariyle asli ve yardımcı hizmet ayrımı benimsenmiştir. Ancak, her iki hizmetin de memurlar eliyle yürütülmesi öngörülmüştür.

 

 

 

 

 

II-Devlet Memurları Kanununa Göre Kamu Görevlileri Türleri

657 sayılı Devlet Memurları Kanununun (DMK)  4. maddesi 4 tür kamu görevlisi türü öngörmüştür. Buna göre kamu görevlileri şu şekilde sınıflandırılabilir.

a- Memurlar:

Memurluk 657 sayılı kanunu belirlediği asli ve sürekli istihdam biçimi olup, devlet ve öteki kamu tüzel kişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevli olanlar memur sayılırlar.

b-Sözleşmeli Personel:

Özel bir mesleki bilgi ve uzmanlığı gerektiren işlerde sözleşmeli çalıştırılan ve de işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileridir.

c-Geçici Personel:

Bir yıldan az süreli veya mevsimlik hizmetlerde sözleşme ile çalıştırılan ve işçi sayılmayan kamu görevlileridir.

d-İşçiler:

Bir hizmet akdine dayanarak kamu kesiminde çalışan özel hukuk hükümlerine tabi olan personeldir.

657 Sayılı Kanunda, kapsam dışı personel adı altında bir Personel Türü BULUNMAMAKTADIR.

 

III- DEVLET MEMURLUĞU

Hukuk sisteminde çeşitli memur tanımlarına rastlanılmaktadır. Anayasa, DMK kendi yönlerinden memur kavramını tanımlamıştır. 657 sayılı DMK da devlet memuru şu şekilde tanımlanmıştır;

“Mevcud kuruluş biçimine bakılmaksızın, devlet ve diğer kamu tüzelkişilerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilenler” memurdur.

Bu tanımlamaya uygun olarak, devlet memuru olmanın özellikleri şu şekilde sıralanabilir.

-Memurlar, Devlet ve diğer kamu tüzelkişilerinde görev yaparlar.

-Memurlar, genel idare esaslarına göre, yürütülmesi gereken kamu hizmetlerini yürütür.

-Memurların gördükleri görevler, asli ve sürekli görevlerdir.

Devlet Memurluğunun Temel İlkeleri

657 sayılı DMK na göre memurluğun temel ilkeleri, sınıflandırma, kariyer ve liyakat olarak sayılmıştır.

1- Sınıflandırma:

Sınıflandırma, devlet memurlarını görevlerini gerektirdiği niteliklere ve mesleklere göre  sınıflandırmaktır. Sınıflandırma, hizmet koşullarının ve kamu görevlilerine verileck ücretin belirlenmesinde önem taşır. DMK devlet memurlarını 10 sınıf içine toplamıştır. (m. 36)

Genel İdari Hizmetler Sınıfı: DMK’nın uygulandığı kurumlarda yönetim, yürütme, büro ve benzeri hizmetleri gören ve diğer sınıflara girmeyenler,

Teknik hizmetler sınıfı: Mühendis, mimar, jeolog, kimyager ve benzeri teknik ve meslek ünvanlarına sahip mesleki ve teknik elemanlar;

Sağlık hizmetleri sınıfı: Sağlık hizmetlerinde mesleki eğitim görerek yetişenlerle bunlara yardımcı olanlar.

Eğitim ve öğretim hizmetler sınıfı: Bu hizmetlerde görevlendirilen öğrentmenler.

Avukatlık Hizmetler sınıfı: Baroya yazılı ve kurumlarını yargı yerlerinde temsil yetkisi olan avukatlardır.

Din hizmetler sınıfı: Dini eğitim görmüş ve dini hizmet yapanlar.

Emniyet hizmetler sınıfı: Emniyet hizmetlerini yürüten polis, komuser, emniyet amiri, emniyet müdürü, polis müfettişi, emniyet müfettişi gibi memurlar.

Yardımcı hizmetler sınıfı: Her türlü yazı e dosya dağıtmak, toplamak, iş sahiplerine karşılamak, yol göstermek, hizmet yerlerini temiz tutmak, ısıtmak, aydınlatmak, gibi görevleri yapanların sınıfı.

Mülki idare amirler hizmetler sınıfı: Vali, Kaymakam ve Maiyet (staj yapan kaymakamlar) memurları,

Milli istihbarat hizmetler sınıfı. Ulusal istihbarat örgütü olan (MİT) te çalışan görevlilerdir.

 

Kural devlet memurlarının kendi sınıflarında çalışmalarıdır. Bununla beraber, geçilecek sınıfın niteliklerini taşımak şartı ile, eşit dereceler arasında veya derece yükseltilmesi sureti ile bir sınıftan diğerine geçmek mümkündür.

 

2-Kariyer:

Kariyer, devlet memurlarının yaptıkları hizmetler için gerekli bilgilere ve yetişme şartlarına uygun bir şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânına sahip olmalarına denir.

3- Liyakat

Liyakat, memurluğa girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi ve görevi sona erdirilmesini yetenek esasına dayandırmak ve böylece memurları güvenliğe sahip kılmaktır. Bu ilke uyarınca, kişiler bilgi ve yeteneklerine göre memurluk mesleğine girerler ve memur olduktan sonrada sınıflarındaki ilerleme ve yükselmeleri hizmet süreleri ile birlikte yeteneklerine göre olur.

 

V-MEMURLUĞA GİRİŞ

Anayasanın 70. maddesinde Türk vatandaşların kamu hizmetlerine girme hakkı olduğu belirtilmektedir. Bu düzenlemeden hareketle memurluğa girişte serbestlik ilkesi ve eşitlik ilkesinin geçerli olduğu söylenebilir. Memur olma kişinin isteğine bağlıdır. Serbestlik ilkesi gereği hiç kimse, isteği dışında memur yapılamaz; memur olmaya zorlanamaz.

Eşitlik ve görevin gerektirdiği niteliklerden başka niteliklerin aranmaması ilkesi, anayasanın 70. maddesinde açıkça güvenceye alınmıştır; buna göre; “ her türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiç bir ayırım gözetilemez.”

Bununla birlikte, yukarıdaki ilkelere ayrıkı olmamak şartıyla, memurluğa girişte bir kısım subjektif kriterler istenebilir. Bunlar ise, işin niteliğine göre, özel veya genel şartlar olabilir.

Memur Olmanın Şartları

Memurluğa girişte biri genel diğeri özel olmak üzere iki temel şart öngörülmüştür.

a- Genel Şartlar:

Memurluğa ilişkin genel şartlar DMK da düzenlenmiştir. Görevin niteliği gereği, özel şartlar gerektiğinde, bunlar kuruluş ve görev yasalarında, ya da yönetmeliklerinde gösterilir.

DMK nun 48. maddesine göre genel şartlar şu şekilde belirlenmiştir;

1- Vatandaşlık: Memur olmak için öncelikle Türk vatandaşı olmak gerekir. Yoksa vatandışlığın kazanım biçimi önemli değildir. Yabancılar ancak sözleşmeli olarak çalıştırılabilir.

2- Yaş: Memur olmak için kural olarak 18 yaşını bitirmiş olmak gerekir. Ancak istisnai hallerde 15 yaşını doldurmak ve kazai rüşt kararı almak kaydıyla da memur olunabilir.

3- Öğrenim: Devlet memuru olabilmek için en az ortaokul mezunu olmak gerekir. Ancak ortaokulu bitirenlerden istekli olmadığı takdirde, ilkokulu bitirenlerde memur olarak alınabilirler. 1997 yılında ilkokul ortaokul ayrımı kaldırılarak sekiz yıllık kesintisiz eğitim yapan ilk öğretim okulları kurulmuştur. Bu okulları bitirenlere “ilköğretim” diploması verilmiştir. Bu durumda devlet memuru olmak için en az ilköğretim diploması almak gerekir.

4- Mahkumiyet: Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmamak.

Milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarının memuriyete girişe engel olacağına dair hüküm 2010 Yılında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir.

5- Askerlik: Memur olmak için askerlikle ilişiğin olmaması, ya da askerlik çağına gelmemiş bulunması veya askerlik çağına gelmiş ise, eylemli askerlik hizmetini yapmış olmaıs yahut ertelenmiş veya yedek sınıfa geçirilmiş olması  gerekir.

6-Sağlık: Devamlı bir şekilde görevini yapmasına engel  vücut ve akıl hastalığının  yada sakatlığının bulunması bir kimsenin memur olmasına kural olarak engeldir.

b- Özel Şartlar

 Özel koşullar, belli bir görevin gereği olarak konulmuş olan koşullardır. Özel koşullar, belli bir görevin gereği olarak, DMK ve öteki kanunlarda ya da yönetmeliklerde istenen koşullardır. Örneğin, hakim olmak için hukuk fakültesi mezunu olma koşulu gibi. ( KPSS sınavı vs. )

 

 

 

 

 

 

 

 

 

V-Memurluğa Alınma

1- Adaylığa Alınma

Memurluk sınavını kazanan kişiler sıraya göre ilan edilen kadrolara ilgili kurumca önce aday memur olarak alınırlar. Adaylık süresi en az bir, en çok iki yıldır. Bu süre içinde aday memur ancak kendi kurumunda çalıştırılır, diğer kurumlarda nakledilemez.

 

Adaylık Devresi İçinde Göreve Son Verme

Adaylık süresi içinde temel ve hazırlayıcı eğitim ve staj devrelerinin her birinde başarısız olanlarla adaylık süresi içinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmıyacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilenlerin disiplin* amirlerinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile ilişkileri kesilir.

Adaylık Süresi Sonunda Başarısızlık

Adaylık devresi içinde veya sonunda, ilişikleri kesilenler (sağlık nedenleri hariç) 3 yıl süre ile Devlet memurluğuna alınmazlar. (Adaylık süresinde disiplin cezası alanların devlet memurluğundan çıkarılmasına dair hüküm Anayasa Mahkemesi tarafından 2014 yılında iptal edilmiştir.)

2- Memurluğa Atanma

Adaylık süresini başarı ile dolduran ve olumlu sicil alan adaylar memur olarak atanırlar. Atama işlemi, maddi açıdan şart işlem türünde bir idari işlemdir.

3- Göreve Başlama

Atama işlemi ilgiliye yazı ile bildirilir. Bunun üzerine, kişi bulunduğu yerdeki bir görev atanmış ise, yazılı bildirimi izleyen gün, başka bir yerdeki göreve atanmış ise, yazılı bildirimden itibaren 15 gün içinde o yere hareket ederek, belli yol süresini izleyen gün işe başlamak zorundadır. Bu süre içinde göreve başlamayanların 1 yıl süre ile devlet memuru olamazlar.

VI-Memurların Yükümlülükleri

Devlet memurları, kendilerine verilen görevleri kesintisiz bir biçimde ve hizmetin gereğine uygun olarak, yürütmek zorundadırlar. Bu nedenle Devlet memurları diğer kişilerden farklı olarak bir takım yükümlülüklere ve sınırlamalara tabidirler. Bu yükümlülükler ve sınırlamalar ya idareye karşı bir kısım ödevlerin yerine getirilmesi şeklinde müspet ödevler ya da öteki kişilere tanınan bazı hakların kullanılmaması biçiminde menfi ödevler olarak iki guruba ayrılabilir.

1-Müspet Yükümlülükler:

Anayasa ve kanunlara saygılı davranma ödevi: Devlet memurları görevlerini yerine getirirken anayasaya bağlı kalmak ve kanunlara saygılı olmak zorundadırlar. Hukuk devleti anlayışının bir uzantısı olarak Anayasanın 129. maddesinde kamu görevlilerinin anayasaya ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü oldukları vurgulanmıştır.

Hizmeti kişisel olarak ve kesintisiz bir biçimde yürütme ödevi: memurlar günlük çalışma saatlerinde işbaşında bulunmak ve hizmeti kişisel olarak yürütmekle görevlidirler. Kurumların günlük çalışma saatleri bölge ve hizmetin niteliğine göre saptanır. DMK na göre, memurlar cumartesi ve Pazar çalışmamak üzere, haftalık 40 saat çalışırlar.

Hiyerarşik üste bağlılık ve itaat:  Memurlar, görevlerininiyi ve doğru yürütülmesinde üstlerine karşı sorumludurlar. Memur üstünün emrine, hukuka aykırı emre ilişkin kurallar saklı kalmak kaydıyla, uymak zorundadır.  Memur üstünden aldığı emri, hukuka aykırı görürse, emri yerine getirmez ve aykırılığı emir verene bildirir. Üstün emrinde direnmesi, emrini yazılı olarak tekrarlaması durumunda, memur emri yerine getirir; emri veren sorumlu olur. Burada sözkonusu olan cezai sorumluluk değildir. Çünkü konusu suç olan emir, hiç bir biçimde yerine getirilmez. Yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.

Mal bildirme ödevi: DMK na göre, devlet memurlarının, kendileriyle eşlerine ve velayetleri altındaki çocuklarına ait taşınır ve taşınmaz malları, alacakları ve borçları hakkında, özel yasada yazılı hükümler uyarınca mal bildiriminde bulanmaları gerekmektedir.

Davranışlarında özel bir itina gösterme ödevi.

Kıyafet yükümlülüğü: Devlet memurlarının giyim ve kuşamları, yasa, tüzük ve yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Memurlar bu düzenlemelere uygun olarak giyinmek zorundadırlar.

İkamet yükümlülüğü: Memurlar görev yaptıkları kurum ya da birimin bulunduğu yerleşim merkezinde oturmak zorundadır. Ancak görevlerini aksatmamak ve yetkili amirin iznini almak şartı ile bu kurala uyulmayabilir.

Resmi belge, araç ve gereçleri iade yükümlülüğü: Devlet memurları görevleri sona erdiğinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri geri vermekle yükümlüdürler. Bu yükümlülük memurun mirasçılarına da geçmektedir. Memurlar, görevleri ile ilgili belge, araç ve gereçleri belli yerlerin dışına çıkaramayacakları gibi, özel işlerinde de kullanamazlar.

Tarafsızlık; memurlar görevlerini dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmadan yerine getirmekle yükümlüdürler. Memurlar, herhangi bir siyasal parti veya kişinin yararına veya zararını amaçlayan bir davranışta bulunamazlar. Görevlerini tarafsız olarak yerine getirmek zorundadırlar.

2-Menfi Yükümlülükler

Kamu hizmeti yürüten devlet memurlarının, gerek hizmet içinde, gerekse hizmet dışında bazı etkinliklerde bulunmaları yasaklanmıştır. Böyle bir davranış, hizmetin gereğinden doğmaktadır. Ba yasaklar şu şekilde belirlenebilir;

a-Başka bir görev alma yasağı: memurlar kural olarak başka bir görev alamazlar. Ancak çok istisnai durumlarda ikinci bir görev alabilirler. Örneğni, öğretmenler, yönetsel bir görev alabilirler.

b-Bir sanat ve ticaretle uğraşma yasağı: 657 Sayılı D.M.K.’nın 28. maddesine göre:

Memurlar Türk Ticaret Kanununa göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamaz, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamaz, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif Şirketlerde ortak veya komandit Şirkette komandite ortak olamazlar. (Görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevler hariç).

(Ek cümle: 08/08/2011-650 s.K.H.K./38. md.)

Memurlar, meslekî faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamaz; gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir işyerinde veya vakıf üniversitelerinde çalışamaz.

(DeğiĢik fıkra: 08/08/2011-650 s.K.H.K./38. md.) Memurların üyesi oldukları yapı, kalkınma ve tüketim kooperatifleri, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve kanunla kurulmuş yardım sandıklarının yönetim, denetim ve disiplin kurulları üyelikleri görevleri, özel kanunlarda belirtilen görevler ile kurumundan izin alınmak kaydıyla yapılan insanî ve sosyal amaçlı gönüllü çalışmalar bu yasaklamanın dışındadır.

Eşleri, reşit olmayan veya mahcur olan çocukları, yasaklanan faaliyetlerde bulunan memurlar bu durumu 15 gün içinde bağlı oldukları kuruma bildirmekle yükümlüdürler,

c- Taraflı davranma, siyasi faaliyette bulunma ve siyasi partilere girme yasağı: memurların, siyasi partilere girmeleri, herhangi bir siyasi parti ve ya kişinin yararını veya zararını hedef tutan davranışta bulunmaları yasaktır.

d-Toplu hareket yasağı. (Toplu müracaat ve şikâyet yasağı 2011 Yılında Kaldırılmıştır)

             Devlet memurlarının kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan kasıtlı olarak birlikte çekilmeleri veya görevlerine gelmemeleri veya görevlerine gelipte Devlet hizmetlerinin ve işlerinin yavaşlatılması veya aksatılması sonucunu doğuracak eylem ve hareketlerde bulunmaları yasaktır.

e- Grev yasağı: DMK, memurların kamu hizmetlerini aksatacak şekilde memurluktan birlikte çekilmelerini, işi yavaşlatmalarını, grev kararı vermelerini, grev düzenlemelerini, ilan etmelerini bu yolda propaganda yapmalarını yasaklamıştır. .

f- Hediye ve çıkar sağlama yasağı: Devlet memurlarının hediye istemeleri veya çıkar sağlama amacı ile hediye kabul etmeleri veya iş sahiplerinden borç para almaları yasaktır.

Kamu Görevlileri Etik Kurulu, hediye alma yasağının kapsamını belirlemeye ve en az genel müdür veya eşiti seviyedeki üst düzey kamu görevlilerince alınan hediyelerin listesini gerektiğinde her takvim yılı sonunda bu görevlilerden istemeye yetkilidir.

g-Gizli bilgileri açıklama yasağı: Memurlar, görevlerinden ayrılmış olsalar bile kamu hizmeti ile ilgili gizli bilgileri, yetkili bakanın yazılı izni olmadıkça açıklayamazlar. Memurlar, kamu görevleri ile ilgili olarak kitle haberleşme araçlarına bilgi ya da demeç veremezler. Bu konuda gerekli bilgiler bakanın yetkili kıldığı görevliler, illerde valiler, ya da yetkili kılınacak görevliler tarafından verilir.

h- Ayrıldığı kuruma karşı görev alma yasağı: Görevinden herhangi bir nedenle ayrılan bir memur, ayrıldığı tarihten önceki 2 yıl içinde hizmetinde bulunduğu kuruma karşı, ayrıldığı tarihten itibaren 3 yıl süre ile kurumdaki görev ve faaliyet alanları ile ilgili konularda, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak görev ve iş alamaz, taahhüde giremez, komisyonculuk ve temsilcilik yapamaz.

VI-Memurların Hak Ve Ayrıcalıkları

Devlet memurlarının hukuksal durumu yasalarla düzenlenmiş olup bu düzenlemelerle memurlara bir kısım haklar verilmiştir. Bu haklarla memurların görevlerini, görevin gereği gibi yerine getirilmesi amacını gütmektedir. Memurlara yükümlülüklerinin yanında tanınan bu  hak ve ayrıcalıkları Mesleki hak ve ayrıcalıklar ile mali haklar olarak iki başlık altında inceleyebiliriz.

1-Mesleki Hak Ve Ayrıcalıklar

Güvenlik ve hizmet hakkı:

Güvenlik Hakkı: Devlet memurlarının görevlerini belli bir güvenlik ortamında yerinegetirmeleri, hem memurlar açısından,hem kamu hizmeti yönünden gereklidir. DMK bunu açıkça belirtmiştir: buna göre, yasalarda belirtilen durumlar dışında, “devlet memurunun memurluğuna son verilemez, aylık ve başka hakları elinden alınamaz”. Bundan başka memurlara memurlukla ilgili tüm kuralların kendilerine uygulanmasını isteme hakkı da tanınmıştır.

Hizmet Hakkı: Memurlar için devlet hizmetinde çalışmak hem ödev, hem de haktır. Memurların çalışma hakkı, kendisınıfı içinde, kazanılmış hak derecesiyle herhangi bir görevde çalıştırılabilmesidir. Memurlar belli bir görevde çalışma hakkına sahip değillerdir. Memurun göreceği hizmeti, hizmet yerine ve hizmetin gereklerine göre idare belirler.

            Kademe İlerlemesi Hakkı:

Kademe; derece içinde, görevin önemi veya sorumluluğu artmadan, memurun aylığındaki ilerlemedir.

Memurun kademe ilerlemesinin yapılabilmesi için bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmış olması ve bulunduğu derecede ilerleyebileceği bir kademenin bulunması şartları aranır.

Belirli bir süre görev yapmak üzere, mecburî olarak sürekli görevle atanan memurlardan kalkınmada birinci derecede öncelikli yörelerde bulunanlara, bu yörelerde fiilen çalışmak suretiyle geçirilen her iki yıl için bir kademe ilerlemesi daha verilir. Yıllık izinde geçirilen süreler fiilen çalışılmış sayılır. İki yıldan az süreler dikkate alınmaz.

Son sekiz yıl içinde herhangi bir disiplin cezası almayan memurlara, aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere bir kademe ilerlemesi uygulanır.

Bu maddede belirtilen şartları haiz her sınıf ve derecedeki memurlar, hak kazandıkları tarihten geçerli olmak üzere ve başkaca bir işleme gerek kalmaksızın bir ileri kademeye ilerlemiş sayılırlar.

Kademe ilerlemesi ile ilgili onay mercii atamaya yetkili amirdir. Onay mercileri kademe ilerlemeleri ile ilgili yetkilerini devredebilirler.

Kademe ilerlemesine hak kazanamayan memurlar, kurumlarınca her ay alınacak toplu onaylarla belirlenir. Kademe ilerlemesi yapmış sayılanlardan ilerlemeye müstahak olmadıkları sonradan tespit edilenlerin kademe ilerlemeleri, ilerlemiş sayıldıkları tarihten geçerli olmak üzere iptal edilir.

İzin hakkı: Çalışma saatleri içinde işinin başında bulunma durumunda olan memura, izin hakkı tanınmıştr. Memurlara DMK da 4 tür izin öngörülmüştür. Bunlar:

  1. Yıllık İzin

Devlet memurlarının yıllık izin süresi, hizmeti 1 yıldan on yıla kadar (On yıl dahil) olanlar için yirmi gün, hizmeti on yıldan fazla olanlar için 30 gündür. Zorunlu hallerde bu sürelere gidiş ve dönüş için en çok ikişer gün eklenebilir.

Yıllık izinler, amirin uygun bulacağı zamanlarda, toptan veya ihtiyaca göre kısım kısım kullanılabilir. Birbirini izliyen iki yılın izni bir arada verilebilir. Cari yıl ile bir önceki yıl hariç, önceki yıllara ait kullanılmayan izin hakları düşer.

Öğretmenler yaz tatili ile dinlenme tatillerinde izinli sayılırlar. Bunlara, hastalık ve diğer mazeret izinleri dışında, ayrıca yıllık izin verilmez.

Hizmetleri sırasında radyoaktif ışınlarla çalışan personele, her yıl yıllık izinlerine ilaveten 1 AYLIK sağlık izni verilir.

  1. Mazeret İzni

Kadın memura; doğumdan önce 8, doğumdan sonra 8hafta olmak üzere toplam 16 hafta süreyle analık izni verilir. Çoğul gebelik durumunda, doğum öncesi sekiz haftalık analık izni süresine iki hafta eklenir. Ancak beklenen doğum tarihinden sekiz hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği hâlinde doğumdan önceki üç haftaya kadar kurumunda çalışabilir. Bu durumda, doğum öncesinde bu rapora dayanarak fiilen çalıştığı süreler doğum sonrası analık izni süresine eklenir.

Doğumun erken gerçekleşmesi sebebiyle, doğum öncesi analık izninin kullanılamayan bölümü de doğum sonrası analık izni süresine ilave edilir. Doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilir.

Memura, eşinin doğum yapması hâlinde, isteği üzerine 10 GÜN babalık izni; kendisinin veya çocuğunun evlenmesi ya da eşinin, çocuğunun, kendisinin veya eşinin ana, baba ve kardeşinin ölümü hâllerinde isteği üzerine 7 GÜN izin verilir.

Mazeret ve yıllık izinler dışında, merkezde atamaya yetkili amir, ilde vali, ilçede kaymakam ve yurt dışında diplomatik misyon şefi tarafından, birim amirinin muvafakati ile bir yıl içinde toptan veya bölümler hâlinde, mazeretleri sebebiyle memurlara on gün izin verilebilir. Zaruret hâlinde öğretmenler hariç olmak üzere, aynı usûlle on gün daha mazeret izni verilebilir. Bu takdirde, ikinci kez verilen bu izin, yıllık izinden düşülür.

Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde 3 Saat,  ikinci altı ayda günde 1,5 Saat süt izni verilir. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususunda, kadın memurun tercihi esastır.

Yıllık izin ve mazeret izinleri sırasında malî haklar ile sosyal yardımlara dokunulmaz.

  1. Hastalık ve Refakat İzni

Memura, aylık ve özlük hakları korunarak, verilecek raporda gösterilecek lüzum üzerine, kanser, verem ve akıl hastalığı gibi uzun süreli bir tedaviye ihtiyaç gösteren hastalığı hâlinde 18 Aya aya kadar, diğer hastalık hâllerinde ise 12 Aya kadar izin verilir.

Memurun, hastalığı sebebiyle yataklı tedavi kurumunda yatarak gördüğü tedavi süreleri, hastalık iznine ait sürenin hesabında dikkate alınır.

Bu madede yazılı azamî süreler kadar izin verilen memurun, bu iznin sonunda işe başlayabilmesi için, iyileştiğine dair raporu (yurt dışındaki memurlar için mahallî usûle göre verilecek raporu) ibraz etmesi zorunludur. İzin süresinin sonunda, hastalığının devam ettiği resmî sağlık kurulu raporu ile tespit edilen memurun izni, birinci fıkrada belirtilen süreler kadar uzatılır, bu sürenin sonunda da iyileşemeyen memur hakkında emeklilik hükümleri uygulanır.

Görevi sırasında veya görevinden dolayı bir kazaya veya saldırıya uğrayan veya bir meslek hastalığına tutulan memur, iyileşinceye kadar izinli sayılır.

Ayrıca, memurun bakmakla yükümlü olduğu veya memur refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi veya tedavisi uzun süren bir hastalığının bulunması hâllerinde, bu hâllerin sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi şartıyla, aylık ve özlük hakları korunarak, üç aya kadar izin verilir. Gerektiğinde bu süre bir katına kadar uzatılır.

 

  1. Aylıksız İzin
  2. A) Memura, bakmakla yükümlüğü olduğu ve refakat etmediği takdirde hayatı tehlikeye girecek ana, baba, eş ve çocukları ile kardeşlerinden birinin ağır bir kaza geçirmesi veya tedavisi uzun süren bir hastalığının bulunması hâllerinde verilen iznin bitiminden itibaren, sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmesi şartıyla, istekleri üzerine 18 Aya kadar aylıksız izin verilebilir.
  3. B) Doğum yapan memura, doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memura ise, doğum tarihinden itibaren istekleri üzerine 24 Aya kadar aylıksız izin verilir.
  4. C) Üç yaşını doldurmamış bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen memurlar ile memur olmayan eşin münferit olarak evlat edinmesi hâlinde memur olan eşlerine, çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren, istekleri üzerine 24 Aya kadar aylıksız izin verilir. Evlat edinen her iki eşin memur olması durumunda bu süre, eşlerin talebi üzerine yirmidört aylık süreyi geçmeyecek şekilde, birbirini izleyen iki bölüm hâlinde eşlere kullandırılabilir.
  5. D) Özel burs sağlayan ve bu burstan istifade etmesi için kendilerine aylıksız izin verilenler de dâhil olmak üzere burslu olarak ya da bütçe imkânlarıyla yetiştirilmek üzere yurtdışına gönderilen veya sürekli görevle yurtiçine ya da yurtdışına atanan veya en az altı ay süreyle yurtdışında geçici olarak görevlendirilen memurlar veya diğer personel kanunlarına tâbi olanlar ile yurtdışına kamu kurumlarınca gönderilmiş olan öğrencilerin memur olan eşleri ile 657 Sayılı Kanuna göre izin verilenlerin memur olan eşlerine görev veya öğrenim süresi içinde aylıksız izin verilebilir.
  6. E) Memura, yıllık izinde esas alınan süreler itibarıyla 5 HİZMET YILINI TAMAMLAMIŞ OLMASI ve isteği hâlinde memuriyeti boyunca ve en fazla iki defada kullanılmak üzere, toplam bir 1 YILA KADAR kadar aylıksız izin verilebilir. Ancak, sıkıyönetim, olağanüstü hâl veya genel hayata müessir afet hâli ilan edilen bölgelere belli bir süre görev yapmak üzere zorunlu olarak sürekli görevle atananlar hakkında bu bölgelerdeki görev süreleri içinde bu fıkra hükmü uygulanmaz.
  7. F) Aylıksız izin süresinin bitiminden önce mazereti gerektiren sebebin ortadan kalkması hâlinde, 10 GÜN içinde göreve dönülmesi zorunludur. Aylıksız izin süresinin bitiminde veya mazeret sebebinin kalkmasını izleyen on gün içinde görevine dönmeyenler, memuriyetten çekilmiş sayılır.
  8. G) Muvazzaf askerliğe ayrılan memurlar askerlik süresince görev yeri saklı kalarak aylıksız izinli sayılır.

 

Günlük Çalışma Saatlerinin Tespiti (2011 Değişikliği)

Günlük çalışmanın başlama ve bitme saatleri ile öğle dinlenme süresi, bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre merkezde Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca, illerde valiler tarafından tesbit olunur.

Ancak özürlüler için; özür durumu, hizmet gerekleri, iklim ve ulaşım şartları göz önünde bulundurulmak suretiyle günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile öğle dinlenme süreleri merkezde üst yönetici, taşrada mülki amirlerce farklı belirlenebilir.

Memurların yürüttükleri hizmetin özelliklerine göre, bu madde uyarınca tespit edilen çalışma saat ve süreleri ile görev yerlerine bağlı olmaksızın çalışabilmeleri mümkündür. Bu hususa ilişkin usûl ve esaslar, Devlet Personel Başkanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenir.

Günün 24 Saatiinde Devamlılık Gösteren Hizmetlerde Çalışma Saat ve Usulünün Tesbiti (2011 Değişikliği)

Günün yirmidört saatinde devamlılık gösteren hizmetlerde çalışan Devlet memurlarının çalışma saat ve şekilleri kurumlarınca düzenlenir.

Ancak, kadın memurlara; tabip raporunda belirtilmesi hâlinde hamileliğin yirmidördüncü haftasından önce ve her hâlde hamileliğin yirmidördüncü haftasından itibaren ve doğumdan sonraki bir yıl süreyle gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez.

Özürlü memurlara da isteği dışında gece nöbeti ve gece vardiyası görevi verilemez.

 

2-Mali Haklar.

Maaş hakkı (aylık hakkı): Memurlara tanınan en önemli mali hak memur aylığıdır. Memur aylığı hem adil hem de yeterli olmalıdır. Aylığa hak kazanabilmek için memurun işe başlaması gerekir. Memurlar göreve başladıkları günden itibaren aylığa hak kazanırlar.

Yolluk Hakkı: Memurların gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında geçici olarak görevlendirilmeleri, ya da görev yerlerinin  değiştirilmesi durumunda memurlara, aylıklarından başka yolluk ödenir.

Emekli maaşı:

Emekli ikramiyesi. İkramiye emekliye esas tutulan son aylık üzerinden hesaplanır. Bunun hesaplanmasında, 30 hizmet yılından fazlası dikkate alınmaz.

Dul ve yetim maaşı

Toptan ödeme.

 

VII- Memurlar Hakkında Disiplin Soruşturması

Memurların birlikte bulunmasının ve düzenli olarak çalışmasının sağlanabilmesi için uygulanan yaptırımların biri de disiplin cezalarıdır. Memurların çalıştığı kurumun iç düzenini bozmaya yönelik davranışlarına disiplin suçları, bunlara uygulanan yaptırımlara da disiplin cezaları denir.

Ceza hukuku ile toplum düzenine aykırı davranışlar, disiplin cezaları ile bir kurumun düzenine aykırı davranışlar cezalandırılır. Bazen bir tutum hem kurumun hem de toplumun düzenini bozabilir. Bu gibi durumlarda memur hakkında hem disiplin hem de ceza kovuturması yapılır.

 

Disiplin Hukukunun İlkeleri

Disiplin hukukunun temel ilkeleri yargı kararları ile kimi ceza hukuku ilkelerinden esinlenerek geliştirilmiştir. Disiplin hukukunun kimi ilkeleri ise anayasadan kaynaklanmaktadır. Buna göre; savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemez disiplin kararları yargı denetimi dışında tutulamaz.

Disiplin hukukunun ilkelerini, yasallık ilkesi, oransallık ilkesi olarak belirleyebiliriz.

Yasallık İlkesi: bu ilkeye göre, disiplin cezasını gerektirecek davranışlar ve bu davranışlara uygulanacak disiplin cezaları önceden belirlenmelidir.

Oransallık İlkesi: Bu ilke ile suç ile ceza arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir.

Memurların çalıştığı kurumun iç düzenini bozmaya yönelik davranışlarına disiplin suçları, bunlara uygulanan yaptırımlara da disiplin cezaları denir.

657 sayılı DMK 5 tür disiplin cezası öngörmüştür. Bunlar:

1- Uyarma cezası:

Memura, görevinde ve davranışlarında daha dikkatli olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.

Uyarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımında kayıtsızlık göstermek veya düzensiz davranmak,
  2. b) Özürsüz veya izinsiz olarak göreve geç gelmek, erken ayrılmak, görev mahallini terketmek,
  3. c) Kurumca belirlenen tasarruf tedbirlerine riayet etmemek,
  4. d) Usulsüz müracaat veya şikayette bulunmak,
  5. e) Devlet memuru vakarına yakışmayan tutum ve davranışta bulunmak,
  6. f) Görevine veya iş sahiplerine karşı kayıtsızlık göstermek veya ilgisiz kalmak,
  7. g) Belirlenen kılık ve kıyafet hükümlerine aykırı davranmak,
  8. h) Görevin işbirliği içinde yapılması ilkesine aykırı davranışlarda bulunmak.

2- Kınama

            Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir.

Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Verilen emir ve görevlerin tam ve zamanında yapılmasında, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasların yerine getirilmesinde, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçlerin korunması, kullanılması ve bakımından kusurlu davranmak,
  2. b) Eşlerinin, reşit olmayan veya mahcur olan çocuklarının kazanç getiren sürekli faaliyetlerini belirlenen sürede kurumuna bildirmemek,
  3. c) Görev sırasında amire hal ve hareketi ile saygısız davranmak,
  4. d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,
  5. e) Devlete ait resmi araç, gereç ve benzeri eşyayı özel işlerinde kullanmak,
  6. f) Devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzeri eşyayı kaybetmek,
  7. g) İş arkadaşlarına, maiyetindeki personele ve iş sahiplerine kötü muamelede bulunmak,
  8. h) İş arkadaşlarına ve iş sahiplerine söz veya hareketle sataşmak,

ı) Görev mahallinde genel ahlak ve edep dışı davranışlarda bulunmak ve bu tür yazı yazmak, işaret, resim ve benzeri şekiller çizmek ve yapmak,

  1. j) Verilen emirlere itiraz etmek,
  2. k) Borçlarını kasten ödemeyerek hakkında yasal yollara başvurulmasına neden olmak,
  3. l) Kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak.
  4. m) (Ek alt bend: 17/09/2004 – 5234 S.K./1.mad) Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek.

3- Aylıktan kesme:

 Memurun, brüt aylığından 1/30 – 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır.

Aylıktan kesme cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Kasıtlı olarak; verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek, görevle ilgili resmi belge, araç ve gereçleri korumamak, bakımını yapmamak, hor kullanmak,
  2. b) Özürsüz olarak bir veya iki gün göreve gelmemek,
  3. c) Devlete ait resmi belge, araç, gereç ve benzerlerini özel menfaat sağlamak için kullanmak,
  4. d) Görevle ilgili konularda yükümlü olduğu kişilere yalan ve yanlış beyanda bulunmak,
  5. e) Görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek,
  6. f) Görev yeri sınırları içerisinde her hangi bir yerin toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz olarak kullanılmasına yardımcı olmak,
  7. g) Hizmet içinde Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak,

4- Kademe ilerlemesinin durdurulması:

Fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin 1 – 3 yıl durdurulmasıdır.

Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) Göreve sarhoş gelmek, görev yerinde alkollü içki içmek,
  2. b) Özürsüz ve kesintisiz 3 – 9 gün göreve gelmemek,
  3. c) Görevi ile ilgili olarak her ne şekilde olursa olsun çıkar sağlamak,
  4. d) Amirine veya maiyetindekilere karşı küçük düşürücü veya aşağılayıcı fiil ve hareketler yapmak,
  5. e) Görev yeri sınırları içinde herhangi bir yeri toplantı, tören ve benzeri amaçlarla izinsiz kullanmak veya kullandırmak,
  6. f) Gerçeğe aykırı rapor ve belge düzenlemek,
  7. g) Ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak,
  8. h) Görevin yerine getirilmesinde dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı yapmak, kişilerin yarar veya zararını hedef tutan davranışlarda bulunmak,
  9. i) Belirlenen durum ve sürelerde mal bildiriminde bulunmamak,
  10. j) Açıklanması yasaklanan bilgileri açıklamak,
  11. k) Amirine, maiyetindekilere, iş arkadaşları veya iş sahiplerine hakarette bulunmak veya bunları tehdit etmek,
  12. l) Diplomatik statüsünden yararlanmak suretiyle yurt dışında, haklı bir sebep göstermeksizin ödeme kabiliyetinin üstünde borçlanmak ve borçlarını ödemedeki tutum ve davranışlarıyla Devlet itibarını zedelemek veya zorunlu bir sebebe dayanmaksızın borcunu ödemeden yurda dönmek,
  13. m) Verilen görev ve emirleri kasten yapmamak,
  14. n) Herhangi bir siyasi parti yararına veya zararına fiilen faaliyette bulunmak.

5- Devlet memurluğundan çıkarma:

Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır.

Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:

  1. a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, *kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak,
  2. b) Yasaklanmış her türlü yayını veya siyasi veya ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak veya bunları kurumların herhangi bir yerine asmak veya teşhir etmek,
  3. c) Siyasi partiye girmek,
  4. d) Özürsüz olarak bir yılda toplam 20 gün göreve gelmemek,
  5. e) Savaş, olağanüstü hal veya genel afetlere ilişkin konularda amirlerin verdiği görev veya emirleri yapmamak,
  6. f) Amirlerine, maiyetindekilere ve iş sahiplerine fiili tecavüzde bulunmak, (2011 Değişikliği)
  7. g) Memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak,
  8. h) Yetki almadan gizli bilgileri açıklamak,

ı) Siyasi ve ideolojik eylemlerden arananları görev mahallinde gizlemek,

  1. j) Yurt dışında Devletin itibarını düşürecek veya görev haysiyetini zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmak,
  2. k) 5816 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanuna aykırı fiilleri işlemek.

Disiplin cezası verilmesine sebep olmuş bir fiil veya halin cezaların özlük dosyasından* silinmesine ilişkin süre içinde tekerrüründe bir derece ağır ceza uygulanır. Aynı derecede cezayı gerektiren fakat ayrı fiil veya haller nedeniyle verilen disiplin cezalarının üçüncü uygulamasında bir derece ağır ceza verilir.

Geçmiş hizmetleri sırasındaki çalışmaları olumlu olan ve ödül veya başarı belgesi alan* memurlar için verilecek cezalarda bir derece hafif olanı uygulanabilir.

Yukarıda sayılan ve disiplin cezası verilmesini gerektiren fiil ve hallere nitelik ve ağırlıkları itibariyle benzer eylemlerde bulunanlara da aynı neviden disiplin cezaları verilir.

Öğrenim durumları nedeniyle yükselebilecekleri kadroların son kademelerinde bulunan Devlet memurlarının, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının verilmesini gerektiren hallerde, brüt aylıklarının 1/4’ü – 1/2’si kesilir ve tekerrüründe görevlerine son verilir.

Yukarıda yazılı disiplin kovuşturmasının yapılmış olması, fiilin genel hükümler kapsamına girmesi halinde, sanık hakkında ayrıca ceza kovuşturması açılmasına engel teşkil etmez.

Disiplin Cezası Vermeye Yetkili Amir ve Kurullar

 Uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezaları disiplin amirleri tarafından; kademe ilerlemesinin durdurulması cezası, memurun bağlı olduğu kurumdaki disiplin kurulunun kararı alındıktan sonra, atamaya yetkili amirler il disiplin kurullarının kararlarına dayanan hallerde Valiler tarafından verilir.

Devlet memurluğundan çıkarma cezası amirlerin bu yoldaki isteği üzerine, memurun bağlı bulunduğu kurumun Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile verilir.

Disiplin kurulu ve yüksek disiplin kurulunun ayrı bir ceza tayinine yetkisi yoktur, cezayı kabul veya reddeder. Ret halinde atamaya yetkili amirler 15 gün içinde başka bir disiplin cezası vermekte serbesttirler.

Disiplin amirleri tarafından verilen uyarma, kınama ve aylıktan kesme cezalarına karşı disiplin kuruluna, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasına karşı yüksek disiplin kuruluna itiraz edilebilir. İtirazda süre, kararın ilgiliye tebliği tarihinden itibaren 7 GÜNdür. Süresi içinde itiraz edilmeyen disiplin cezaları kesinleşir. İtiraz mercileri, itiraz dilekçesi ile karar ve eklerinin kendilerine intikalinden itibaren 30 GÜN içinde kararlarını vermek zorundadır.

İtirazın kabulü hâlinde, disiplin amirleri kararı gözden geçirerek verilen cezayı hafifletebilir veya tamamen kaldırabilirler.

Disiplin cezalarına karşı (UYARMA ve KINAMA CEZALARI DÂHİL) idari yargı yoluna başvurulabilir.

 Zamanaşımı

Disiplin suçu teşkil eden fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren;

  1. a) Uyarma, kınama, aylıktan kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında 1 AY içinde disiplin soruşturmasına,
  2. b) Memurluktan çıkarma cezasında 6 AY içinde disiplin kovuşturmasına, Başlanmadığı takdirde disiplin cezası verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren nihayet iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.

 

Disiplin Kararlarının Uygulanması

Disiplin cezaları verildiği anda hüküm ifade eder ve derhal; aylıktan kesme cezası ise cezanın verilişini izleyen ay başında uygulanır. Disiplin cezaları sicile işlenir. DMK belli bir süre geçtikten sonra disiplin cezalarının, koşulları yerine getirildiğinde, sicilden silinebileceğini öngörmüştür. Buna göre,

Uyarma ve kınama cezalarının uygulanmasından beş yıl, diğer cezaların uygulanmasından on yıl geçtikten sonra memur, atamaya yetkili üste başvurarak, verilmiş olan disiplin cezasının sicilden silinmesini isteyebilir. Bu istek üzerine üst, memurun bu süre içindeki tutum ve davranışını da değerlendirerek, disiplin cezasının sicilden çıkarılmasına ya da isteğin reddine karar verebilir. Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının silinmesinde disiplin kurulunun da görüşü alınır.

 

Görevden Uzaklaştırma

Görevden uzaklaştırma, Devlet kamu hizmetlerinin gerektirdiği hallerde, görevi başında kalmasında sakınca görülecek Devlet memurları hakkında alınan ihtiyati bir tedbirdir. Görevden uzaklaştırma tedbiri, soruşturmanın herhangi bir safhasında da alınabilir.

 Görevden Uzaklaştırmaya Yetkili Olan Kimseler

  1. a) Atamaya yetkili amirler;
  2. b) Bakanlık ve genel müdürlük müfettişleri;
  3. c) İllerde valiler;

ç) İlçelerde kaymakamlar (İlçe idare şube başkanları hakkında valinin muvafakati şarttır.)

Valiler ve kaymakamlar tarafından alınan görevden uzaklaştırma tedbiri, memurun kurumuna derhal bildirilir.

 Görevden Uzaklaştıran Amirin Sorumluluğu

Görevinden uzaklaştırılan Devlet memurları hakkında görevden uzaklaştırmayı izleyen 10 İŞ GÜNÜ içinde soruşturmaya başlanması şarttır.

Memuru görevden uzaklaştırdıktan sonra memur hakkında derhal soruşturmaya başlamıyan, keyfi olarak veya garaz veya kini dolayısiyle bu tasarrufu yaptığı, yaptırılan soruşturma sonunda anlaşılan amirler, hukuki, mali ve cezai sorumluluğa tabidirler.

 Ceza Kovuşturması Sırasında Görevden Uzaklaştırma

Haklarında mahkemelerce cezai kovuşturma yapılan Devlet memurları da yukarıda sayılan yetkililer tarafından görevden uzaklaştırılabilirler.

Memurun Göreve Tekrar Başlatılması Zorunlu Olan Haller

Soruşturma veya yargılama sonunda yetkili mercilerce:

  1. a) Haklarında memurluktan çıkarmadan başka bir disiplin cezası verilenler;
  2. b) Yargılamanın men’ine veya bereatine karar verilenler;
  3. c) Hükümden evvel haklarındaki kovuşturma genel af ile kaldırılanlar;

ç) Görevlerine ve memurluklarına ilişkin olsun veya olmasın memurluğa engel olmıyacak bir ceza ile hükümlü olup cezası ertelenenler bu kararların kesinleşmesi üzerine görevden uzaklaştırma tedbiri kaldırılır.

 

Görevden Uzaklaştırılan veya Görevinden Uzak Kalan Memurların Hak ve Yükümlülüğü

Görevden uzaklaştırılan ve görevi ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurlara bu süre içinde aylıklarının 2/3’ü ödenir. Bu gibiler bu Kanunun öngördüğü sosyal hak ve yardımlardan faydalanmaya devam ederler.

Memurun görevine iade edilmesi halinde, aylıklarının kesilmiş olan üçte biri kendilerine ödenir ve görevden uzakta geçirdikleri süre, derecelerindeki kademe ilerlemesinde ve bu sürenin derece yükselmesi için gerekli en az bekleme süresini aşan kısmı, üst dereceye yükselmeleri halinde, bu derecede kademe ilerlemesi yapılmak suretiyle değerlendirilir.

 Görevden Uzaklatırma Tedbirinin Kaldırılması

      Soruşturma sonunda disiplin yüzünden memurluktan çıkarma veya cezai bir işlem uygulanmasına lüzum kalmıyan Devlet memurları için alınmış olan görevden uzaklaştırma tedbiri, görevden uzaklaştırmaya yetkili olan mercilerce (Müfettişler tarafından görevden uzaklaştırılanlar hakkında atamaya yetkili amirlerce) derhal kaldırılır.

Görevden Uzaklaştırmada Süre

Görevden uzaklaştırma; bir disiplin kovuşturması icabından olduğu takdirde en çok 3 AY devam edebilir. Bu süre sonunda hakkında bir karar verilmediği takdirde memur görevine başlatılır.

Bir ceza kovuşturması icabından olduğu takdirde görevinden uzaklaştırmaya yetkili amir (Müfettişlerin görevinden uzaklaştırdıkları memurlar hakkında atamaya yetkili amir) ilgilinin durumunu her 2 AYDA bir inceleyerek görevine dönüp dönmemesi hakkında bir karar verir ve ilgiliye de yazı ile tebliğ eder.

 

MEMURLAR ve DİĞER KAMU GÖREVLİLERİNİN YARGILANMASI

            4483 Sayılı Memur Muhakemat Kanunu, Devletin ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürüttükleri kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri ifa eden memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlar hakkında uygulanır.

            AĞIR CEZALIK SUÇÜSTÜ HALLERİNDE Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uygulanır.

 

İzin Vermeye Yetkili Merciler

  1. a) İlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında kaymakam,
  2. b) İlde ve merkez ilçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında vali,
  3. c) Bölge düzeyinde teşkilatlanan kurum ve kuruluşlarda görev yapan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında görev yaptıkları ilin valisi,
  4. d) Başbakanlık ve bakanlıkların merkez ve bağlı veya ilgili kuruluşlarında görev yapan diğer memur ve kamu görevlileri hakkında o kuruluşun en üst idari amiri,
  5. e) (Değişik bend: 17/07/2004 – 5232 S.K./1.mad) *1* Bakanlar Kurulu kararı ile veya Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı kuruluşların merkez teşkilâtında görevli olup, ortak kararla atanan memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında ilgili bakan veya Başbakan,
  6. f) Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri ve yardımcıları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,
  7. g) Cumhurbaşkanlığında görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri hakkında Cumhurbaşkanı,
  8. h) Büyükşehir belediye başkanları, il ve ilçe belediye başkanları; Büyükşehir, il ve ilçe belediye meclisi üyeleri ile il genel meclisi üyeleri hakkında İçişleri Bakanı,
  9. i) İlçelerdeki belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında kaymakam, merkez ilçelerdeki belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında bulundukları ilin valisi,
  10. j) Köy ve mahalle muhtarları ile bu Kanun kapsamına giren diğer memurlar ve kamu görevlileri hakkında ilçelerde kaymakam, merkez ilçede vali,

Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat kullanılır. Yetkili mercilerin saptanmasında, memur veya kamu görevlisinin suç tarihindeki görevi esas alınır. Ast memur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin, üst memurun bağlı olduğu merciden istenir.

 

 Olayın Yetkili Mercilere İletilmesi ve İşleme Konulmayacak İhbar ve Şikayetler

      Cumhuriyet başsavcıları, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin bu Kanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikayet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolma ihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapmayarak ve hakkında ihbar veya şikayette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesine başvurmaksızın evrakın bir örneğini ilgili makama göndererek SORUŞTURMA İZNİ isterler.

Diğer makam ve memurlarla kamu görevlileri de, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini ihbar, şikayet, bilgi, belge veya bulgulara dayanarak öğrendiklerinde durumu izin vermeye yetkili mercie iletirler.

Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikte olmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddî bulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinin doğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması zorunludur. (2004 Değişikliği)

Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar ve şikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafından işleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir.

Ancak iddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olması halinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâh adresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veya şikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır. (2004 Değişikliği)

Ön İnceleme

İzin vermeye yetkili merci, bu Kanun kapsamına giren bir suç işlendiğini bizzat veya yukarıdaki maddede yazılı şekilde öğrendiğinde bir ön inceleme başlatır.

Cumhuriyet başsavcılıkları ile izin vermeye yetkili merciler ihbar ve şikâyetler konusunda daha önce sonuçlandırılmış bir ön inceleme olması halinde müracaatı işleme koymazlar. Ancak ihbar veya şikâyet eden kişilerin konu ile ilgili olarak daha önceki ön incelemenin neticesini etkileyecek yeni belge sunması halinde müracaatı işleme koyabilirler.

Ön inceleme, izin vermeye yetkili merci tarafından bizzat yapılabileceği gibi, görevlendireceği bir veya birkaç denetim elemanı veya hakkında inceleme yapılanın üstü konumundaki memur ve kamu görevlilerinden biri veya birkaçı eliyle de yaptırılabilir. İnceleme yapacakların, izin vermeye yetkili merciin bulunduğu kamu kurum veya kuruluşunun içerisinden belirlenmesi esastır. İşin özelliğine göre bu merci, anılan incelemenin başka bir kamu kurum veya kuruluşunun elemanlarıyla yaptırılmasını da ilgili kuruluştan isteyebilir. Bu isteğin yerine getirilmesi, ilgili kuruluşun takdirine bağlıdır.

Yargı mensupları ile yargı kuruluşlarında çalışanlar ve askerler, başka mercilerin ön incelemelerinde görevlendirilemez.

Ön inceleme ile görevlendirilen kişiler birden fazla ise içlerinden biri başkan olarak belirlenir.

Süre

Yetkili merci, soruşturma izni konusundaki kararını suçun öğrenilmesinden itibaren ön inceleme dahil en geç 30 GÜN gün içinde verir. Bu süre, zorunlu hallerde onbeş günü geçmemek üzere bir defa uzatılabilir. (En fazla 45 GÜN) Yetkili merci, herhalde yukarıdaki fıkrada belirtilen süreler içinde memur veya diğer kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmesi veya verilmemesi konusunda karar vermek zorundadır.

 

Soruşturma İzninin Kapsamı

 Soruşturma izni, şikayet, ihbar veya iddia konusu olaylar ile bunlara bağlı olarak ileride soruşturma sırasında ortaya çıkabilecek konuları kapsar. Soruşturma sırasında izin verilen olay ve konudan tamamen ayrı veya farklı bir suç olarak nitelendirilebilecek bir fiil ortaya çıktığında, yeniden izin alınması zorunludur.

Suçun hukuki niteliğinin değişmesi, yeniden izin alınmasını gerektirmez.

 

İtiraz

Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren 10 GÜNdür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g (Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay 1. Dairesi ( 2011 Yılı Danıştay Kanunu Değişikliği) diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu Bölge İdare Mahkemesi bakar. İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç 3 Ay içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.

İştirak Halinde İşlenen Suçlar

            4483 Sayılı Kanun kapsamındaki suçların iştirak halinde işlenmesi durumunda memur olmayan, memur olanla; ast memur, üst memurla aynı mahkemede yargılanır.

 

 Soruşturma İzninin Gönderileceği Mercii

      Soruşturma izninin itiraz edilmeden veya itirazın reddi sonunda kesinleşmesi ya da soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı yapılan itirazın kabulü üzerine dosya, derhal yetkili ve görevli Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. İzin üzerine ilgili Cumhuriyet başsavcılığı, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve diğer kanunlardaki yetkilerini kullanmak suretiyle hazırlık soruşturmasını yürütür ve sonuçlandırır.

 Hazırlık Soruşturmasını Yapacak Merciler

            Hazırlık soruşturması genel hükümlere göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır.

Ancak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili, kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya başsavcıvekili tarafından yapılır.

Hazırlık soruşturması sırasında hâkim kararı alınmasını gerektiren hususlarda; Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler için Yargıtayın ilgili ceza dairesine, kaymakamlar için il asliye ceza mahkemesine, diğerleri için ise genel hükümlere göre yetkili ve görevli sulh ceza hâkimine başvurulur.

Yetkili ve Görevli Mahkeme

Davaya bakmaya yetkili ve görevli mahkeme, genel hükümlere göre yetkili ve görevli mahkemedir.

 Ancak Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, müsteşarlar ve valiler için yetkili ve görevli mahkeme Yargıtayın ilgili ceza dairesi, kaymakamlar için ise il ağır ceza mahkemesidir.

VIII-Memurluğun Sona Ermesi

Memurluğu sona erdiren nedenler 657 sayılı DMK nun 94. vd maddelerinde çekilme, çekilmiş sayılma, çıkarılma, koşullarda eksiklek, bağdaşmazlık, emeklilik ve ölüm olarak sayılmıştır.

1- Çekilme (istifa):

Memurun kendi isteği ile memurluktan ayrılmasına çekilme (istifa) denir. Çekilmek isteyen memur yerine atanan kimsenin gelmesine veya bu isteğin idarece kabulüne kadar görevine devam eder. Ancak onay bir ay için de gelmediği veya yerine atana gelmediği  takdirde üstüne haber vererek görevi bırakabilir.  Ancak memur olağanüstü bir nedenle çekilmiş ise üstüne haber vermek sureti ile bir ay beklemeden de görevinden ayrılabilir. Ancak olağanüstü hallerde yerine yenisi gelmedikçe hiçbir şekilde görevini bırakamaz.

Bu kurallara uymadan ayrılan memur belli bir süre yada hiçbir surette bir daha memurluğa alınmayabilir.

Yerine atanan kimsenin gelmesini beklemeden ya da üstüne haber vermeden ayrılan memur1 yıl, devir ve teslim işlerini tamamlamadan ayrılan memur 3 yıl, olağanüstü hallerde yerine atananın gelmesini beklemeden ayrılan memur hiçbir surette memurluğa alınmaz.

 

 

2- Çekilmiş Sayılma

Bir memurun belli koşulların gerçekleşmesi halinde idarenin yapacağı bir işlem ile çekilmiş sayılmasına denir. Çekilmiş sayılan memur, çekilmiş sayıldığı tarihten itibaren 1 yıl geçmedikçe tekrar memur olamaz. Çekilmiş sayılma nedenleri şu şekilde sıralanabilir;

-DMK kadro açığı bulunan memurun eski sınıf ve derecesine eşit bir göreve atanmasına karşın görevine başlamamasını çekilmiş sayılma için yeterli bir neden olarak öngörmüştür.

-Başka bir yerdeki göreve atananlardan 15 GÜN içinde görev yerine hareket ederek, belli yol süresi sonunda yeni görevine başlamayanlar için, 10 GÜNLÜK bir süre daha verilir. Bu süre içinde zorlayıcı nedenler olmaksızın, göreve başlamayanlar memurluktan çekilmiş sayılır. (Toplam 25 GÜN)

Memurun izinsiz  ya da kurumlarınca kabul edilen özrü olmaksızın görevine terk etmesi ve terkin aralıksız olarak 10 gün sürmesi durumunda, yazılı olarak baş vurma şartı aranmaksızın çekilme isteğinde bulunduğu varsayılır.

-Hazarda ve seferde, muvazzaflık hizmeti dışında silah altında alınan memurlar, silah altında bulundukları sürece izinli sayılırlar. Bunlardan, terhislerinden sonra, süresi içinde göreve başlamayanlar çekilmiş sayılırlar.

-Bilgi ve görgülerini artırmak için yabancı memleketlere izinli olarak gönderilen memurlar izinlerinin bitiminde yol süresi hariç on beş gün içinde görevlerine başlamayanlar çekilmiş sayılırlar.

 

3- Çıkarılma

DMK da ik tür çıkarılma öngörülmüştür. Bunlardan biri meslekten  çıkarılma diğeri memurluktan çıkarılmadır. Her iki çıkarılmada ağır bir disiplin cezasıdır. Ancak disiplin kurulu tarafından uygulanır.

Meslekten Çıkarma: Üniversite öğretim üyesi gibi bir kısım meslek alanları için yasa ile öngörülen bu cezanın uygulanması durumunda ilgilinin memurluk görevi sona erer. Bu cezaya çaptırılan kimse artık o meslekte çalıştırılamaz. Ancak, meslekten çıkarılmış olan kimse,  başka bir devlet memurluğunda çalıştırılabilir.

Memurluktan Çıkarılma: Bu cezaya çaptırılan memurun devlet memurluğu ile ilişkisi kesilir. Temelli olarak memurluktan çıkartılır. DMK ya göre, ideolojik veya siyasi amaçlarla kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek; siyasi partilere girmek; yetki olmadan gizli belgeleri açıklamak, memurluktan çıkarmayı gerektiren suçlar arasında sayılmışıtr

 

4-Koşullarda Eksiklik.

Memurluğa alınma koşullarından birini taşımadığı sonradan anlaşılan yada bu koşullardan birini memurluk sırasında kaybeden kişilerin memurlukları sona erer. Memurluğun sona erdiğinin idari bir kararla atamaya yetkili üst tarafından saptanması gerekir.

 

5-Bağdaşmazlık.

Memurun örneğin milletvekili seçilmesi gibi, memurlukla bağdaşmayan bir görevi kabul etmesi durumunda memurluk sona erer.

6-Ölüm.

7-Emeklilik:

Emeklilere Sağlanan Mali Haklar

Emekli sandığı ile ilişkisi olan kamu görevlilerinin, memurlukl ailişkilerinin kesilmesi üzerine kendilerine dul ve yetimlerine, ana ve babalarına bir kısım mali olanaklar sağlanır. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.

Emekli Aylığı: Çeşitli nedenlerle emekli olanların emekli aylıkları, hizmet yıllarına emekliliğe esas olan aylıklarına göre hesaplanır.

Malüllük aylığı: Malüllük aylığı malüllüğün niteliğine göre saptanır. Adi malüllük aylığı normal emeklilik aylığı kadardır. Göreve malüllerinin aylıkları, malüllüklerinin derecesine göre, savaş malüllerinin aylığı malüllüklerinin derecesine göre görev malüllüğü aylığına belli oranda eklemeler yapılarak hesaplanır.

Dul ve Yetim Aylığı: ölen memurun, emeklinin ya da malülün, dul kar veya kocasına, emekli aylığının % 50 si, aylık alan alan yetimi bulunmayanların dul eşlerine % 75, çocuklarla ana veya babanın her birine % 25 oranında aylık ödenir. Bağlanan dul ve yetim aylıklarının toplamı bunlara esas tutulan emekli aylığından fazla olursa, orantılı olarak indirilir.

Emekli İkramiyesi: Her hizmet yılı için, bir aylık tutarında emekli ikramiyesi verilir. İkramiye emekliliğe esas tutulan son aylık üzerinden verilir. 30 hizmet yılından fazlası için ikramiye verilmez.

Toptan Ödeme: Emekli aylığı bağlanabilmesi için yeterli kadar hizmeti bulunmayan memurlara toptan ödeme yapılır. Bunların emekli sandığı ile ilişkileri kesilir.

 

KAMU GÖREVLİLERİ ETİK KURULU

            5176 Sayılı Kanun ile, kamu görevlilerinin uymaları gereken saydamlık, tarafsızlık, dürüstlük, hesap verebilirlik, kamu yararını gözetme gibi etik davranış ilkeleri belirlemek ve uygulamayı gözetmek üzere Kamu Görevlileri Etik Kurulu kurulmuştur.

      Bu Kanun, genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri, döner sermayeli kuruluşlar, mahalli idareler ve bunların birlikleri, kamu tüzel kişiliğini haiz olarak kurul, üst kurul, kurum, enstitü, teşebbüs, teşekkül, fon ve sair adlarla kurulmuş olan bütün kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan; yönetim ve denetim kurulu ile kurul, üst kurul başkan ve üyeleri dahil tüm personeli kapsar.

Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Bakanlar Kurulu üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı mensupları ve üniversiteler hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

            Kamu Görevlileri Etik Kurulu’nun üyelerini Bakanlar Kurulu seçer.

Etik Kurula Başvuru

      Bu Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında etik davranış ilkelerine aykırı uygulamalar bulunduğu iddiasıyla, EN AZ GENEL MÜDÜR VEYA EŞİTİ SEVİYEDEKİ KAMU GÖREVLİLERİ HAKKINDA kurula başvurulabilir.

 Hangi unvanların genel müdür eşiti sayılacağı kurum ve kuruluşların teşkilât yapısı ve yürüttükleri hizmetlerin niteliği dikkate alınarak Kurul tarafından belirlenir.

Diğer kamu görevlilerinin, etik davranış ilkelerine aykırı uygulamaları bulunduğu iddiasıyla yapılacak başvurular, ilgili kurumların yetkili disiplin kurullarında, Kurul tarafından çıkarılan yönetmeliklerde belirlenen etik davranış ilkelerine aykırılık olup olmadığı yönünden değerlendirilir. Değerlendirme sonucu alınan karar, ilgililere ve başvuru sahibine bildirilir.

Başvurular, 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunda belirlenen esaslara göre, medeni hakları kullanma ehliyetine sahip Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile Türkiye’de ikamet eden yabancı gerçek kişiler tarafından yapılabilir. Ancak, kamu görevlilerini karalama amacı güden, haklı bir gerekçeye dayanmayan, başvuru konusuyla ilgili yeterli bilgi ve belge sunulmamış başvurular değerlendirmeye alınmaz. Yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organlarınca karara bağlanmış bulunan uyuşmazlıklar hakkında Kurula veya yetkili disiplin kurullarına başvuru yapılamaz. İnceleme sırasında yargı yoluna gidildiği anlaşılan başvuruların işlemi durdurulur.

Etik Kurul Kararları

      Kurul, başvurular hakkındaki inceleme ve araştırmasını etik davranış ilkelerinin ihlâl edilip edilmediği çerçevesinde yürütür. Kurul, kendisine şikâyet veya ihbar yoluyla ulaşan başvurular üzerine yapacağı inceleme ve araştırmayı en geç 3 AY içinde sonuçlandırmak zorundadır.

Kurul, inceleme ve araştırma sonucunu ilgililere ve Başbakanlık Makamına yazılı olarak bildirir.

657 SAYILI KANUNA GÖRE İSTİSNAİ MEMURLUKLAR

      Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin memurluklarına, Başbakan Başmüşaviri,  Savunma Savunma Sanayii Müsteşarlığına ait Müsteşar, Müsteşar Yardımcısı, I.Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı ve Müşavir Avukat kadrolarına, Toplu Konut (…) İdaresi Başkanlığına ait Başkan, Başkan Yardımcısı, Hukuk Müşaviri, Daire Başkanı, Uzman, Uzman Yardımcısı, Müşavir Avukat ve Şube Müdürleri (Uzman),

Başbakan Müşavirliklerine, Özelleştirme İdaresi Başkanlığında Başkan, Başkan Yardımcısı, Başkanlık Müşaviri, Daire Başkanı, Proje Grup Başkanı ve Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine Başbakanlık ve Bakanlık Müşavirlikleriyle Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliklerine, Başbakanlık Basın Müşavirliğine, Türkiye İstatistik Kurumu Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği Müşavirliklerine ve (Değişik ibare: 03/06/2011-643 S.K.H.K./8. md.) Avrupa Birliği Bakanlığı Başkanlıklarına (İdari Hizmetler Başkanlığı hariç), Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı Başkan Yardımcısı, Başkanlık Müşaviri, Basın Müşaviri ve Hukuk Müşaviri,  Gelir İdaresi Başkanlığında Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliğine, Bakanlar Kurulu Sekreterliğine, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında veya kadro açıklamalar bölümünde özel nitelikli olarak gösterilen görev yerlerine, Özel Kalem Müdürlüklerine,

Valiliklere, Büyükelçiliklere, Elçiliklere, Daimi Temsilciliklere, Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi Başkanlığına, dış kuruluşlarda çalışma müşavirlikleri nezdinde görevlendirilecek sendika uzmanlıklarına,

Din İşleri Yüksek Kurulu Üyeliklerine, Diyanet İşleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri (4 adet), Diyanet İşleri Başkanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri,

Milli İstihbarat Teşkilatı memurluklarına, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Müşavirliklerine, Hukuk Müşavirliğine ve Genel Sekreter Sekreterliğine,

Anayasa Mahkemesi Basın Müşavirliğine, bu Kanunun atanma, sınavlar, kademe ilerlemesi ve dereceye yükselmesine ilişkin hükümleriyle bağlı olmaksızın tahsis edilmiş derece aylığı ile memur atanabilir.

Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirlikleri ile Devlet Konservatuvarında görevlendirilecek uluslararası ün yapmış üstün yeteneklere sahip Devlet sanatçılarının, olimpiyat şampiyonluğu veya olimpik spor dallarından birinde büyükler kategorisinde birden fazla Dünya şampiyonluğu kazananlar arasından atanacak spor müşavirlerinin atama ve ilerlemelerinde de bu hükümler uygulanır.

Birinci fıkrada sayılan memurların bulundukları bu kadrolar emeklilik aylığının hesabında ve diğer memurluklara naklen atanmalarında herhangi bir sınıf için kazanılmış hak sayılmaz. Bu görevlerde bulunan memurların emeklilik kıdemleri yürümekte devam eder.

İSTİSNAİ MEMURLUKLARA ATANMADA ARANACAK ŞARTLAR

İstisnai Devlet memurluklarına 48 inci maddede yazılı genel şartları taşıyan kimselerden atanmalar yapılabilir.

Kuruluş kanunlarındaki özel hükümler saklıdır.

Ancak, Devlet sanatçılarında aranacak nitelikler bir yönetmelikle belirtilir. Dışişleri Bakanlığı Hukuk Müşavirliğine atanabilmek için ise, bir yabancı dili çok iyi bilmek ve özel yönetmeliğinde belirtilecek diğer nitelikleri taşımak şarttır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İDARİ YARGI

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İDARENİN DENETİMİ
ve
İDARİ YARGI

İdari yargılama usulu maddi idare hukuku ile sıkı sıkıya ilişkilidir. İdari sözleşmeler dışında tüm iptal ve tam yargı davalarında davalı konumunda olan idaredir. İdari sözleşmelerde idare, davacı konumunda da olabilir. Bu bağlamda idari yagrıda potansiyel olarak davalı iken; bazı hallerde ise idare de davacı olabilir.

İdari yargılama usulünde yargılanan biçimsel olarak idare olmakla beraber esasında yargılanan idareden soyutlanmış bir işlem veya eylemdir. İdari yargılama usulü hem medeni yargılama usulü hem de ceza muhakemeleri usul hukukundan bagımsızdır.

            Özel hukuk uyuşmazlığı ve bunun çözümlenmesi medeni yargılama usulünde esastır dolayısıyla yöntem ve teknikleri de bunun üzerine dayalıdır. İdari yargılama usulünde idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunlugunun denetlenmesi ve bunda da kamu yararı oldugu için yöntem ve ilkeleri medeni yargılama usulünden tamamen farklıdır.

             İdari yargılama usulünde “resen araştırma” ilkesi geçerlidir, hâkim tarfların getirdiği belgelerle bağlı değildir. Adalet yargıcı kişinin çıkarlarını en iyi kendi koruyacağı inancından dolayı pasifken idare yargıcı uyuşmazlık sonucu verilecek kararda kamu yararının varlığı nedeniyle aktiftir.

 

İdari Yargı Denetiminin Önemi

Hukuk devleti ilkesi, idarenin yaptıgı işlem ve eylemlerin hukuka uygunluk yönünden yargı denetimine tabi olmasıdır.

İdari işlem ve eylemler yargısal denetim dışında idari, siyasal ve kamuoyu denetimine tabi tutulur.

 İdarenin yargı dışı denetim yolları yargısal denetim ile karşılaştırıldığında daha geniş kapsamlıdır ve daha basit usullere tabi tutulmuştur.

            Yargısal denetimde hukukilik denetimi yapılırken (yargı mercii, idarenin yapmış oldugu ilem ve eylemleri hukuka uygunluk yönünden denetler).

Yargı dışı denetim yollarında, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluklarının yanı sıra icabı hale uygun olup olmadığı (yerindelik) da denetlenir.

 

İdarenin Yargısal Denetimi

İdareden bağımsız ve güçlü yaptırımlarla donatılmış yargı organlarınca denetim sağlanır. Hukuk devleti ilkesinin benimsendiği ülkelerin hepsinde idare yargısal denetime tabidir.

 

İdarenin Yargısal Denetiminde İki Sistem Vardır:

Yargı birliği: Anglosakson ve angloamerikan ülkelerde, idarenin genel mahkemeler tarafından denetlenmesidir. İdareyi denetleyen ayrı mahkemeler yoktur. Yargı bir bütün olarak örgütlenmiştir. Adli ve cezai uyuşmazlıkları da aynı mahkemeler çözer.

İdari yargı sistemi: bireylerle idare arasında idare hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar idari mahkemelerce çözülür.

            İdari yargıda, doğal davalı idaredir. Davacı ise bireydir. İdari yargının kuruluş amacı, bireyi güçlü olan otoriteye-devlete karşı korumaktır.

İdari yargı, idareyi-otoriteyi hukuk içinde kalmaya zorlar. Bu yönüyle idari yargı mercilerinin yaptığı denetim HUKUKİLİK DENETİMİDİR.

            Bireyler arasındaki işlemler ve uyuşmazlıkların olduğu gibi yasama ve yürütme erkiyle bu sonuncu erkin doğal bir uzantısı olan idarenin etkinliklerinin denetlenmesini sağlayan ve gerçekleştiren kurum ve kuralların bulunması, demokratik devlet ile hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

Öyleyse bu söylenen husustan hareketle, kamu gücünün işlemlerinin denetlenmesi için hak ve hürriyetlerin güvencesi olarak idarî yargının varlığı zorunludur.

            İdare hukukunun, hukuka bağlı idarenin kurulması için bulduğu en etkili yol, idarenin yargısal denetimidir. Ancak idare hukuku, yalnızca idari yargı kararlarıyla oluşmadığı gibi; yargısal denetimin yöntemi ve sonuçlarını irdelemekle yetinen bir hukuk dalı da değildir.

İdare hukuku, yargısal denetimden önce demokratik, saydam, hizmet ve edim sunmayı amaçlayan idareyi kurmak; insan hakları kuralları, hukukun genel ilkeleri doğrultusunda idare birey ilişkilerini düzenlemekle görevlidir.

Elbette belirtilen şekilde kurulup, ilişkileri düzenlenen idare, etkili ve yaygın yargısal denetimle korunup, geliştirilebilecektir.

             İnsan hakları alanında meydana gelen gelişmeler, idare hukukunu, yöneten yönetilen kopukluğuna dayalı, idarenin otorite tutkusunu kimi zaman kutsayan, bireye, idarenin takdir ettiği kamu yararının ve yargısal denetimin elverdiği ölçüde hukuki koruma sağlayan bir hukuk  dalı olmaktan çıkarmıştır.

Esasen bireyi tanımayan, yönetilen olarak gördüğü kişilerin hak ve özgürlüklerini sınırlı biçimde koruma yeteneğine sahip olan bir idare hukuku anlayışının, hukukun üstünlüğünü sağlama yolunda bir engel oluşturacağı ortadadır.

Artık idare hukuku, bir yandan demokratik ve saydam idarenin tasarımını yaparken; bir yandan da ait olduğu gruptan bağımsız olarak bir değer ifade eden bireyi, bireyin bilgi edinme, yönetime katılma, idareyi etkileme, yönlendirme haklarını tanımaktadır.

İDARİ YARGI YERLERİ

İdari  Yargı alanında iki tür idari yargı yeri bulunmaktadır:

  • Danıştay
  • Askeri Yüksek İdare Mahkemesi
  1. DANIŞTAY

            Danıştay, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş Yüksek İdare Mahkemesi, danışma ve inceleme merciidir.

Danıştay, bir temyiz mercii, bazı davalara ilişkin olarak ilk derece mahkemesi, uyuşmazlık çözüm mercii olarak görev yapmaktadır.

Danıştay’ın Oluşumu

Danıştay; 14 dava, 1 idari daire olmak üzere 15 daireden oluşur. (6110 S.K-2011)

Birinci Daire idari işlerle görevlidir. Diğre daireler ise dava dairesidir.

    Dava dairelerinden Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu daireler vergi dava dairesi; diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapar.

Başkanlar Kurulu, iş yükü bakımından zorunluluk doğması durumunda, vergi dava dairelerinin birini idari dava dairesi olarak, idari dava dairelerinin birini vergi dava dairesi olarak görevlendirebilir.

Görevlendirilen dairedeki dosyaların vergi ve idari uyuşmazlıklara ilişkin görev ayırımı gözetilerek hangi daireye ve nasıl devredileceği, görevlendirilen daireye görevlendirildiği alan içinde hangi daire işlerinin verileceği hususları Başkanlar Kurulu kararıyla belirlenir. Bu kararlar Resmi Gazetede yayımlanır ve yayımını izleyen aybaşından itibaren uygulanır.

Danıştay Üyelerinin Seçimi

Danıştay üyeleri iki kısımdır. Bunlardan ¾ ü idari yargı hakim ve savcıları arasından seçilirken (HSYK tarafından);

Diğer kısmı (¼), Cumhurbaşkanı tarafından üst düzey görevli bürokratlardan seçilmektedir.

Danıştay’a Üye Seçilebilecek Kimseler

  • İdari yargı hakim ve savcılığı,
  • Bakanlık, müsteşarlık, müsteşar yardımcılığı, elçilik, valilik,
  • Generallik, amirallik,
  • Devlet Başkanlığı Genel Sekreterliği, (Ek ibare: 02/07/2012-6352K./44.md.) Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreterliği,
  • e) Genel ve katma bütçeli dairelerde veya kamu kuruluşlarında genel müdürlük veya en az bu derecedeki tetkik ve teftiş kurul başkanlıkları, (Ek ibare: 02/07/2012-6352 S.K./44.md.) ile düzenleyici ve denetleyici kurumların başkanlıkları,
  • Yükseköğrenim kurumlarında hukuk, iktisat, maliye, kamu yönetimi profesörlüğü,
  • (Değişik bent: 02/07/2012-6352 S.K./44.md.) Kamu kurum ve kuruluşlarının başhukuk müşavirliği, birinci hukuk müşavirliği, hukuk hizmetleri başkanlığı ve hukuk işleri müdürlüğü,

Üye Seçileceklerde Aranan Nitelikler

İdari yargı hakim ve savcılarının Danıştay üyeliğine seçilebilmeleri için birinci sınıfa ayrıldıktan sonra en az 3 YIL bu görevlerde başarı ile çalışmış olmaları ve birinci sınıfa ayrılma niteliğini kaybetmemeleri gereklidir.

İdari görevlerden Danıştay üyeliğine seçileceklerin yükseköğrenimlerini tamamladıktan sonra Devlet hizmetlerinde 15 YIL çalışmış bulunmaları, birinci derece aylığını kazanılmış hak olarak almaları ve hakimliğin gerektirdiği ahlak ve seciyeye sahip olmaları şarttır.

 

Danıştay’ın Görevleri

 – İdare Mahkemeleri ile vergi mahkemelerinden verilen kararlar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştayda görülen davalarla ilgili kararlara karşı temyiz istemlerini inceler ve karara bağlar.

– Danıştay Kanunu’nda yazılı idari davaları ilk ve son derece mahkemesi olarak karara bağlar.

–  Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve teklifleri hakkında görüşünü bildirir.

– Tüzük tasarılarını inceler; kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmeleri hakkında düşüncesini bildirir.

– Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık tarafından gönderilen işler hakkında görüşünü bildirir.

 

İlk Derece Mahkemesi Olarak Danıştay

Danıştay ilk derece mahkemesi olarak;

  1. a) Bakanlar Kurulu kararlarına,

            b)Başbakanlık, bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının müsteşarlarıyla ilgili müşterek kararnamelere, (sadece müsteşarlarla ilgili)

  1. c) Bakanlıklar ile kamu kuruluşları veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarınca çıkarılan ve ülke çapında uygulanacak düzenleyici işlemlere,
  2. d) Danıştay İdari Dairesince veya İdari İşler Kurulunca verilen kararlar üzerine uygulanan eylem ve işlemlere,
  3. e) Birden çok idare veya vergi mahkemesinin yetki alanına giren işlere,
  4. f) Danıştay Yüksek Disiplin Kurulu kararları ile bu Kurulun görev alanı ile ilgili Danıştay Başkanlığı işlemlerine, karşı açılacak iptal ve tam yargı davaları ile
  5. g) Tahkim yolu öngörülmeyen kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan idari davaları karara bağlar.

            Danıştay, belediyeler ile il özel idarelerinin seçimle gelen organlarının organlık sıfatlarını kaybetmeleri hakkındaki  istemleri inceler ve karara bağlar.

 

Temyiz Mercii Olarak Danıştay

İdare mahkemeleri ile vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay da görülen davalarla ilgili nihai kararlar Danıştay da temyiz yoluyla incelenir ve karara bağlanır.

 

Uyuşmazlık Yeri Olarak Danıştay

İdari yargı yerleri (aynı yargı kolu içerisinde-idare ve vergi mahkemeler i arasında ortaya çıkan görev uyumazlıkları) arasında ortaya çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını çözer.

 

Danıştay’ın İdari İşleri

İdari işlere ilişkin idari uyuşmazlıklar ve görevler Birinci Daire ve İdari İşler Kurulunda görülür.

Birinci dairenin görevleri

  • Başbakanlık veya Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarı ve tekliflerini,
  • Başbakanlıktan gönderilen tüzük tasarılarını,
  • Kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini,
  • İdari makamlar arasında görev ve yetkiden doğan ve Başbakanlıktan gönderilen uyuşmazlıkları,
  • Kanunlarında Danıştay’dan alınacağı yazılı bulunan düşüncelere ilişkin istekleri,
  • Danıştay’ca istişari mahiyette incelenmek ve düşüncesini bildirmek için Cumhurbaşkanlığı veya Başbakanlıktan gönderilecek işleri,
  • Kamulaştırma kanunu kapsamında kamu kurumları arasında çıkan uyuşmazlıklar,,
  • İdarei Umumiyei Vilayat Kanunu Muvakkatı gereğince doğrudan doğruya veya itiraz yoluyla Danıştay’a verilen işleri,
  • Belediye Kanunu ile Danıştay’a verilip idari davaya konu olmayan işleri,
  • Derneklerin, kamu yararına çalışan derneklerden sayılabilmesi için yapılacak teklifleri,
  • Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yargılanmalarına ilişkin mevzuat uyarınca görülecek işleri,

 

 

 

Danıştay Dava Dairelerinin Görevi

            Dava dairelerinden Üçüncü, Dördüncü, Yedinci ve Dokuzuncu daireler vergi dava dairesi; diğer dava daireleri ise idari dava dairesi olarak görev yapar.

            İdari dava daireleri ile vergi dava daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır. Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdirde, dava daireleri arasındaki işbölümü karar tasarısı aşağıdaki esaslar uyarınca, Başkanlar Kurulu tarafından hazırlanır.

 

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ

AYİM, askeri idari işlemlerden doğan uyuşmazlıkların çözümü ile görevli yüksek bir mahkemedir. AYİM hem ilk hem de son derece mahkemesidir ve ANKARA’dadır. AYİM’in kendisinden başkaca bir ilk derece mahkemesi bulunmaz.

AYİM in bütün üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından kanunda nitelikleri gösterilen askeri hakimler içerisinden seçilir.

AYİM in Görevi

Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar.

Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz.

             Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır.

Cumhurbaşkanının, Yüksek Askeri Şüranın tasarrufları (terfi ve kadrosuzluk dışındaki ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açık) ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402  sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tacavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetemi dışındadır.

 

BÖLGE İDARE MAHKEMELERİ

            Bölge idare mahkemeleri, bölge idare mahkemesi başkanı ile iki üyeden oluşur. Bölge İdare Mahkemesi başkan ve üyeliklerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca atama yapılır. (2012 değişikliği) Bu mahkemeler gerektiğinde birden çok kurul halinde çalışabilirler. Bu kurulların oluşumu, aralarındaki iş bölümü ile kurullara kimin başkanlık edeceği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Bölge İdare Mahkemesi’nde ilk derece mahkemesi olarak dava açılamaz.

Görevleri

  • Yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemelerinde tek hâkim tarafından kanunda sayılan BELLİ KARARLARI, itiraz üzerine inceler ve kesin olarak hükme bağlar.
  • Yargı çevresindeki idare ve vergi mahkemeleri arasında çıkan görev ve yetki uyuşmazlıklarını kesin karara bağlar,
  • Diğer kanunlarla verilen görevleri yerine getirir.

 

İTİRAZ MERCİİ OLARAK B.İ.M.

İdare Mahkemeleri tarafından, TEK HÂKİMLE verilen bütün kararlara karşı ve KURUL HALİNDE VERİLEN AŞAĞIDA YAZILI KARARLARA KARŞI İTİRAZ MERCİİDİR.

 

İdare Mahkemeleri Tarafından Kurul Halinde Verilip de B.İ.M. e İtirazı Kabil Olan Kararlar

İdare ve vergi mahkemelerinin;

  1. a) İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçme, not tespiti, kayıt, nakil, ilişik kesme ve disiplin cezalarına ilişkin işlemler ile yükseköğretim öğrencilerinin sınıf geçme ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden,
  2. b) Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilâtındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, ikinci görev, vekaleten atama, görev ve unvan değişikliği içermeyen il içi naklen atama, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden,
  3. c) Kamu görevlilerine uyarma ve kınama cezası verilmesine ilişkin işlemlerden,
  4. d) Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği mesleki faaliyeti sona erdirmeyen her türlü disiplin ve sınav işlemlerinden,
  5. e) Asker ailelerine yardım ile ilgili işlemlerden,
  6. f) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından,
  7. g) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan,
  8. h) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından,

            ı) 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun uygulanmasından, kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihaî kararlar ile tek hâkimle verilen nihaî kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebilir.

BİM’e İtiraz Süresi ve İtiraz Üzerine Verilen Karar

İdare ve vergi mahkemelerinin yukarıdaki fıkra uyarınca verdikleri nihaî kararlara karşı itiraz süresi, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gündür.

Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir; bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.

            İtiraza konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın itiraz yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.

Bu sayılanlar dışında KURUL HALİNDE VERİLEN KARARLARA KARŞI DANIŞTAY DA 30 GÜN İÇİNDE TEMYİZ YOLUNA MÜRACAAT EDİLEBİLİR.

 

İDARE MAHKEMELERİ

            İdari yargıda genel yetkili mahkemeler idare ve vergi mahkemeleridir. Bir konuda Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak yetkili olması istisnaidir.

            İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derecede Danıştay da çözümlenecek olanlar dışındaki:

  • İptal davalarını,
  • Tam yargı davalarını,
  • Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklardan hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan idarî sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davaları,
  • Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler.

 

İdare Mahkemesinde Tek Hâkimle Görülen Davalar

  • Uyuşmazlık miktarı 25.00 TL’yi aşmayan Tam Yargı davaları (2012 Değişikliği)
  • Ve bu miktarı aşmayan idari işlemlere karşı açılan iptal davaları.

 

VERGİ MAHKEMELERİ

Vergi Mahkemelerinin Görevleri:

–  Genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davaları,

 Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasına ilişkin davaları,

– Diğer kanunlarla verilen işleri, çözümler.

 

SAYIŞTAY

Sayıştay, hesap işleri ile görevli bir yüksek hesap merciidir. Anayasa Mahkemesi’ne göre, Sayıştay bir yüksek mahkeme değildir.

Sayıştay’ın asli görevlerinin yanında, TBMM ve Anayasa Mahkemesi adına yerine getirdiği görevler de vardır.

 

Anayasa’ya Göre SAYIŞTAY

Sayıştay, merkezî yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir.

Sayıştayın kesin hükümleri hakkında ilgililer yazılı bildirim tarihinden itibaren 15 Gün içinde bir kereye mahsus olmak üzere Karar Düzeltilmesi isteminde bulunabilirler. Bu kararlar dolayısıyla idari yargı yoluna başvurulamaz.

            Vergi, benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararları esas alınır.

Mahallî idarelerin hesap ve işlemlerinin denetimi ve kesin hükme bağlanması Sayıştay tarafından yapılır.

Sayıştay’ın kuruluşu, işleyişi, denetim usulleri, mensuplarının nitelikleri, atanmaları, ödev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri ve diğer özlük işleri, Başkan ve üyelerinin teminatı kanunla düzenlenir.

Sayıştay Kanunu 03.12.2010 tarihi ve 6085 Sayılı Kanundur.

Sayıştay’ın Görevleri
(Sayıştay Kanunu m.5)

  1. a) Kamu idarelerinin mali faaliyet, karar ve işlemlerini hesap verme sorumluluğu çerçevesinde denetler ve sonuçları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisine doğru, yeterli, zamanlı bilgi ve raporlar sunar.
  2. b) Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin; gelir, gider ve mallarına ilişkin hesap ve işlemlerinin kanunlara ve diğer hukuki düzenlemelere uygun olup olmadığını denetler, sorumluların hesap ve işlemlerinden kamu zararına yol açan hususları kesin hükme bağlar.
  3. c) Genel uygunluk bildirimini Türkiye Büyük Millet Meclisine sunar.

ç) Kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapar.

 

Sayıştay Denetimine Tabi Kurum ve Kuruluşlar
(Sayıştay Kanunu m. 4)

Sayıştay;

  1. a) Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarını, mahallî idareleri, sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50’den fazla olan özel kanunlar ile kurulmuş anonim ortaklıkları (% 50’den az olması halinde ortaklık hakları yönüyle), diğer kamu idarelerini (kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları hariç),
  2. b) (a) bendinde sayılan idarelere bağlı veya bu idarelerin kurdukları veya doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak ortak oldukları her çeşit idare, kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketleri (kamu payının yarıdan az olması halinde ortaklık hakları yönüyle),
  3. c) Kamu idareleri tarafından yapılan her türlü iç ve dış borçlanma, borç verilmesi, borç geri ödemeleri, yurt dışından alınan hibelerin kullanımı, hibe verilmesi, Hazine garantileri, Hazine alacakları, nakit yönetimi ve bunlarla ilgili diğer hususları; tüm kaynak aktarımları ve kullanımları ile Avrupa Birliği fonları dahil yurt içi ve yurt dışından sağlanan diğer kaynakların ve fonların kullanımını,

ç) Kamu idareleri bütçelerinde yer alıp almadığına bakılmaksızın özel hesaplar dahil tüm kamu hesapları, fonları, kaynakları ve faaliyetlerini, denetler.

Sayıştay; yapılan andlaşma veya sözleşmedeki esaslar çerçevesinde uluslararası kuruluş ve örgütlerin hesap ve işlemlerini de denetler.

2/4/1987 tarihli ve 3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesi kapsamına giren kamu kurum, kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yerine getirilir. (KİT’ler SAYIŞTAY eliyle TBMM tarafından DENETLENMEKTEDİR)

Sayıştay Başkan ve Üyelerinin Seçimi

Sayıştay Başkanı, bu Kanunda yazılı niteliklere sahip isteklilerden 16 ncı madde esaslarına göre belirlenecek iki aday arasından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca gizli oyla seçilir. (Anayasa’da değil Sayıştay Kanununda yer alan hükümdür)

Sayıştay Üyeleri de TBMM Genel Kurulu tarafından yine gizli oyla seçilir.

 

 

 

 

 

YÜKSEK SEÇİM KURULU

Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin seçim tutanaklarını ve Cumhurbaşkanlığı seçim tutanaklarını  kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulunundur.

            Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz. Kararları KESİNDİR.

Yüksek Seçim Kurulu 7 zasıl ve 4 yedek üyeden oluşur. Üyelerin altısı Yargıtay, beşi Danıştay Genel Kurullarınca kendi üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğunun gizli oyu ile seçilir. Bu üyeler, salt çoğunluk ve gizli oyla aralarından bir başkan ve bir başkanvekili seçerler.

Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur  ve Yüksek Seçim Kurulu nun denetim ve gözetimindedir.

            Tıpkı Sayıştay da olduğu gibi, Yüksek Seçim Kurulu Anayasa m. 152 bağlamında bir MAHKEME DEĞİLDİR. İtiraz Yoluyla Bir kanunun iptali için Anayasa Mahkemesi’ne müracaat edemez.

 

İDARİ YARGININ GÖREV ALANI

Ülkemizde hukuksal uyuşmazlıklar 8 farklı yargı merciinde çözüme kavuşturulmaktadır.

  1. Özel hukuk ve ceza hukukundan doğan uyuşmazlıklar, adliye mahkemelerinde,
  2. Kişilerle idare arasında, idare hukukundan doğan uyuşmazlıklar, Danıştay, B.İ.M. , İdare ve Vergi Mahkemelerinde
  3. Asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari uyuşmazlıklar AYİM de,
  4. Askeri kişilerin ve belli koşullarda asker sayılan kişilerin askeri suçlardan doğan davaları Askeri Mahkemeler de,
  5. Seçimlerle ilgili uyuşmazlıklar YSK da
  6. Muhasip ve mutemetlerin hesaplarına ilişkin yargılamalar Sayıştay da
  7. Adli, İdari, Askeri yargı arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıkları Uyuşmazlık Mahkemesinde
  8. Yasaların ve yasama organının iç tüzüklerinin Anayasa ya aykırılıkları iddiası ise Anayasa Mahkemesi tarafından karara bağlanır. Anayasa ayrıca Yüce Divan olarak yargılama görevini de yerine getirir.

Görev ve Yetki

Görev ve yetki kavramları, usul hukuku açısından birbirinden ayrı ve özel anlamları olan kavramlardır.

Görev, genel olarak bir yargı yerinin dava konusu yönünden yetkisini (maddi konu)

Yetki ise, bir mahkemenin yer yönünden (coğrafi anlamda) yetkisini gösterir.

            Bir ülkede birden çok yargı düzenin bulunması (adli, idari, askeri vs.) nedeniyle görev dağılımı yapılması ve her bir yargı düzeninin görev sınırları belirlenmesi zorunludur.

Bir yargı düzeninin görevinin belirlenmesi “kamu düzeni” ile ilgilidir. Taraflar anlaşsalar dahi, bir mahkemenin görevini değiştiremezler. İdari yargıda, adli yargıda olduğu gibi, görevsizlik itirazı yapılmadan da, mahkeme kendiliğinden görev konusunu inceleyerek, gerektiğinde görevsizlik kararı verebilir.

            Adli yargıda, yetki ile ilgili kurallar (görev kurallarının aksine) kamu düzeninden sayılmazlar. Adli yargıda yetki itirazı bir ilk itirazdır. Eğer itiraz yapılmamış ise veya itiraz reddedilmiş ise mahkeme “yetkisiz dahi olsa” davaya bakabilir.

İdari yargıda ise, görev ve yetki her ikisi de kamu düzenine ilişkindir.

Bir konunun idari yargı kapsamında olup olmadığı da (görev), o konu hakkındaki uyuşmazlığa coğrafi olarak hangi mahkemenin bakmaya yetkili olduğu (yetki) da mahkeme tarafından RE SEN araştırılır.

 

İdari Yargının Görev Alanını Belirleyen Ölçütler

  1. Kamu hizmeti ölçütü, “Bir kamu hizmetinin yürütülmesi için, idarinin tek yanlı iradesi ile kamu hukuku esaslarına dayanarak ilgililerin hukuki durumlarını etkileyen kararlarının denetimi idari yargının görev alanındadır

Ancak, her kamu kurumunun yaptığı hizmet kamu hizmeti olmadığı gibi, kamuya yararlı her hizmet de kamu hizmeti değildir. Genel olarak, kamu kurumlarının kamuya yararlı hizmetleri kamu hizmeti olarak sayılabilir.

  1. İdari İşlem Ölçütü

Bir kamu hizmetinin yürütülmesi için, idarenin tek yanlı iradesi ile kamu hukuku esaslarına dayanarak ilgililerin hukuki durumlarını etkileyen kararları idari işlem niteliğindedir.

  1. İdari Eylem Ölçütü

Yönetimin kamu gücüne dayanarak ve kamu hizmetini yürütürken yapmış olduğu eylemler idari eylemlerdir.

  1. İdari Sözleşme Ölçütü

Kamu hizmeti ile ilgili olan ve idareye özel hukuk yetkilerini aşan yetkiler  tanıyan sözleşme idari sözleşmedir.

 

İdari Yargının Görev Alanı Dışında Kalan Uyuşmazlıklar

Görev, mahkemenin dava konusu bakımından yetkili olması demektir. Diğer bir ifadeyle görev, davanın hangi mahkemede çözümleneceği sorununu ifade etmektedir.

            Genel Kural: (“Görev Esası İzler”) İdari yargı ile adli yargı arasında görev paylaşımı, “görev esası izler” prensibine göre yapılır. Bu şu anlama gelir:

Bir uyuşmazlık idare hukuku kuralları uygulanarak çözümleniyorsa, o uyuşmazlık, idari yargının; buna karşılık, özel hukuk kurallarına göre çözümleniyorsa adli yargının görev alanına girer.

            İdarenin kamu gücü ayrıcalık ve yükümlülüklerine dayanmadan yürüttüğü faaliyetler özel hukuka tabidir ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlık adli yargıda görülür.

            İdari eylem, işlem ve sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar, idari yargının görev alanına girmektedir. İdari uyuşmazlıklar, idari yargının görev alanına girer.

 Anayasa Mahkemesi, idari nitelik taşıyan uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini vurgulamıştır.

İdarenin kamu hukuku alanına giren eylem ve işlemleri için, idari yargının görevli olduğu, ancak haklı bir neden ve kamu yararı bulunması halinde idari bir uyuşmazlığın çözümünün adli yargıya bırakılabileceğine karar vermiştir. (E. 2005/108, R.G. 22.07.2006)

 

İdari Nitelik Taşıdığı Halde Kanun ile Adli Yargının Görev Alanına Dahil Edilen Uyuşmazlıklar

  • Nüfus sicillerine ilişkin davalar (adli yargı), Tapu siciline ilişkin davalar (adli yargı)
  • 3402 sayılı Kadastro Kanununun uygulanmasından doğan davalar (adli yargı)
  • 6831 sayılı Orman Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar (adli yargı)
  • İcra ve İflas Kanununun uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar (adli yargı)
  • Kamulaştırma işlemine karşı açılan iptal davası hariç 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun uygulanmasından doğan davalar (adli yargı)
  • 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülmüş para cezalarında kaynaklanan davalar önceleri adli yargının görevinde sayılmakta iken, Anayasa Mahkemesi’nin E. 1996/72 Sayılı Kararı ile bu duruma son verilmiştir. İmar Kanunu kapsamında verilen idari para cezaları adli yargının görev alanı dışına çıkarılmıştır. (Danıştay 6. D. 2007/438)
  • Belediye encümeninin uyguladığı idari cezalarından doğan davalar , (adli yargı)
  • İş Kanununun Uygulanmasından Doğan davalar (adli yargı)
  • İdarenin araçlarının karıştığı trafik kazalarından doğan davalar (2918 S.K.) Trafik kazası, hizmet kusurundan kaynaklanıyor ise (yolun virajlı olması, gerekli önlemlerin alınmamış olması vs.) idari yargıda dava açılabilir.
  • 2918 S. KTK ya göre uygulanan idari yaptırımlara (trafik cezaları) ilişkin uyuşmazlıklar adli yargıda görülür.
  • Hizmetle bağdaşmayan ağır kişisel kusur sebebiyle memurlara karşı açılan tazminat davaları. Örn. Mahkeme kararının 30 gün içinde yerine getirilmemesi. (adli yargı)
  • KİT’lerin Özel Hukuka Tabi Faaliyetlerinden Doğan Uyuşmazlıklar Adli Yargıda Karara Bağlanır (TCDD, DHMİ, PTT)

            KİT’lerin üçüncü kişilerle olan ilişkileri adli yargı kapsamındadır. Ancak KİT’lerin kamu hukuku kurallarını uygulayarak yaptığı işlemlerden doğan uyuşmazlıklar (idari kararlar, ve personeline ilişkin işlemler) idari yargının görev alanındadır.

            KİT’lerin yürüttüğü hizmetin sunumuna ilişkin olarak, HİZMET KUSURU sayılan hallerde (hizmetin yürütülmesinde gerekli önlemlerin alınmaması vs.) idari yargı görevlidir. (TCDD Kararı- Uyuşmazlık Mahk. E. 2006/248)

  • İdarenin kişilere karşı açtığı davalar (haksız ödemelerin geri alınması dahil) (adli yargı)
  • Sosyal Sigortalardan Doğan Uyuşmazlıklar (adli yargı- İş Mahkemesi)
  • Yap-İşlet-Devret Modeliyle yapılan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklar (Anayasa m. 47/son) –adli yargı-
  • Fiili Yol (Haksız El Atma) davaları da adli yargının görev alanına girer. Fiili yol, bir haksız fiil olduğu için ortada idari bir işlemin varlığından söz edilemez. Haksızlık çok ağır olduğu için eylem idari niteliğini kaybetmiştir.
  • Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar da idari yargının görev alanı dışındadır. Bu halde, uyuşmazlığa tahkim mercii bakar.
  • İdarenin Özel Hukuk Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklar da Adli Yargının görev Alanına Girer

            Bu kapsamda: Kira sözleşmeleri, abonman sözleşmeleri (doğal gaz, su, elektrik), satım sözleşmeleri, bayilik sözleşmeleri, kamu ihale sözleşmeleri (2886 S. D.İ.K ve 4734 S. K.İ.K), öğrencilerle yapılan burs ve kredi sözleşmeleri ve keza öğrencilerin veya kamu görevlilerinin yaptığı hizmet taahhütleri, nihayet hizmet akitleri birer özel hukuk sözleşmesi olarak kabul edilmektedir.

İDARENİN TAKDİR YETKİSİ

Anayasa’ya göre: İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. (m. 125/1)

Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz.

Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez. ( m. 125/4. 2010 Değ.)

            Hukuk kuralları idareye, “yapılabilir”, “atanabilir”, “değiştirilebilir” gibi tercih imkanı tanıyan ifadelerle takdir yetkisi verebilir veya “gerekli tedbirleri alır”, “gerekli işlemleri yapar” şeklinde düzenlemelerle nasıl davranacağını belirleme yetkisini idareye bırakır.

İdareye tanınmış olan takdir yetkisi, kamu hizmetinin esnek bir özellik göstermesi sebebiyledir. İdareye tanınmış olan takdir yetkisi sınırsız değildir. İdare, takdir yetkisini kullanır iken, Anayasal ve yasal kurallar ile bağlıdır. Eşitlik ilkesine ve kamu yararı ve hizmetin gereklerine uygun bir şekilde takdir yetkisini kullanmak durumundadır.

            İdarenin takdir yetkisini kamu yararı ve hizmetin gerekleri doğrultusunda kullanıp kullanmadığı idari yargı mercii tarafından denetime tabi tutulmaktadır. Ancak bu denetim sırasında “idarenin takdir yetkisini kaldıracak bir biçimde yargı kararı verilemez”.

İdari muhakemenin amacı, idari fonksiyonun hukuk sınırları içerisinde işlemesini sağlamaktır. Aksi bir düşünce kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır.

 

YERİNDELİK DENETİMİ YASAĞI

Yerindelik denetimi, idarenin takdir yetkisi kullanarak tesis etmiş olduğu idari işlemin denetiminde “idari yargıcın denetim yetkisinin sınırıdır”.

Yerindelik, takdir yetkisinin denetiminde kullanılan, kamu yararı ve hizmetin gerekleri ölçütlerine uygun olarak yapılan bir idari işlemin, isabetli veya yararlı olup olmadığına hakim tarafından karar verilmesidir.

Hâkim, böyle bir yetkiyi kullandığında, artık yargı yetkisi dışına çıkmış “idare adına ve işlemi yapan mercii gibi” karar vermiş olmaktadır.

            İdari hâkimin amacı, Anayasa ve kanunlar tarafından tanınan yetkinin idare tarafından “takdir yetkisi” adı altında kötüye kullanılmasını önlemektedir.

Bir idari işlemin, mevzuata, yargı içtihatlarına, idari teamüllere uygun olup olmadığının denetimi Hukuka Uygunluk denetimi iken; tesis edilen bir idari işlemin yapılıp yapılmaması veya ne şekilde yapılması konularının denetimi, yerindelik denetimidir.

Örn. Bir göreve atanabilmek için gerekli şartları taşıyan birden fazla aday bulunduğunda, idarenin yaptığı seçimin denetlenmesi yerindelik denetimidir. Böyle bir denetim, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini engelleyeceği için yasaklanmıştır.

Bir idari dava kapsamında, idari hakimin, idareye EMİR ya da TALİMAT niteliği taşıyan bir karar vermesi de yerindelik denetimidir.

            Örn. Devlet memurlarına disiplin cezası olarak bir alt cezanın verilmesi konusunda idarenin takdir yetkisi mevcuttur. İdare hâkimi, bir alt ceza vermesi konusunda idareyi zorlayamaz.

Örn. Bir termik santralin nereye yapılacağı konusunda eğer idarenin takdir yetkisini kullanırken “kamu yararı ve hizmet gerekleri” ne aykırı davrandığı AÇIKÇA saptanamamış ise, bu halde yer seçimi ile ilgili olarak idarenin takdir yetkisini kısıtlayacak ve yerindelik denetimi yapar tarzda idari yargı kararı verilemez.

            İdarenin tercihte bulunmak hak ve yetkisine sahip olduğu hallerde yargı, bu yetkinin belirli bir kişi lehine kullanmaya zorlayamayacaktır.

Ayrıca, yürütülmesi gereken bir faaliyet hakkında, TALİMAT niteliğinde hüküm kurulması da yerindelik denetimidir.

Yargıç, idareye ne tür işlem etmesini, ne yönde davranması gerektiğini söylediğinde hiyerarşik üst konumuna geçeceği için artık yapılan denetim hukuka uygunluk denetimi sınırlarını aşmış olacak ve hiyerarşik denetim haline gelecektir.

 

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ

Uyuşmazlık Mahkemesi, Anayasa’da Yüksek Mahkemeler içerisinde sayılmıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ile görevlendirilmiş, adli, idari ve askeri yargı mercileri arasındaki görev ve hüküm uyuşmazlıklarını kesin olarak çözmeye yetkili ve bu kanunla kurulup görev yapan bağımsız bir yüksek mahkemedir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesince kendi asıl ve yedek üyeleri arasından seçilir.

Bölümler ve Genel Kurul, Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanının Başkanlığı altında toplanır.

 

Üyeler

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümüne, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Danıştay Genel Kurulunca kendi daire başkan ve üyeleri arasından; Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Genel Kurulunca da askerî hâkim sınıfından olan daire başkan ve üyeleri arasından ikişer asıl, ikişer yedek üye seçilir.

Uyuşmazlık Mahkemesi Ceza Bölümüne, Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Askerî Yargıtay Genel Kurulunca kendi daire başkan ve üyeleri arasından üçer asıl, üçer yedek üye seçilir.

Uyuşmazlık Mahkemesinin Başkanı, Başkanvekili ve üyeleri dört yıl için seçilir.

            (Anayasa Mahkemesine üye vermeyen tek yüksek mahkeme Uyuşmazlık Mahkemesidir.!!!!)

 

GÖREV ve HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI

Görev uyuşmazlığı, birden çok yargı sisteminin olduğu bir hukuk düzeninde kaçınılmazdır. Bir yargı organı, kendi görevi kapsamında olmadığı halde –görevsizlik kararı vererek dosyayı ilgili yargı koluna göndermesi gerekirken-  bir başka yargı sisteminin görevine giren işe bakmış olabilir.

İki mahkemenin de bir davaya kendilerini görevli addederek bakmaları halinde “olumlu”, her ikisinin de bir diğerini görevli addederek davaya bakmaktan kaçınması ise “olumsuz” görev uyuşmazlığı olarak adlandırılmaktadır.

            Hüküm uyuşmazlığı ise, aynı konuda çeşitli yargı düzenleri içerisinde yer alan yargı yerlerinin birbirine aykırı kararlar vermesi yüzünden bir hakkın yerine getirilememesi durumunda söz konusu olur. Hüküm uyuşmazlıklarının giderilmesi de –tıpkı görev uyuşmazlığında olduğu gibi– Uyuşmazlık Mahkemesi nin görevi kapsamındadır.

 

Görev Uyuşmazlığı

Olumlu Görev Uyuşmazlığı: Adli, idari ve askeri yargıya bağlı ayrı iki yargı merciinde açılan ve tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davalarda, bu yargı mercilerinin her ikisinin de kendilerini görevli sayan karar vermiş olmaları halinde söz konusu olur.

Aslında bu durumda davacının, ikinci mahkemede dava açması üzerine davalının “derdestlik” itirazı yapmış olması gerekmektedir.

İstisnai de olsa bu yönde bir durumla karşılaşılması mümkündür ve bu sebeple kanunda olumlu görev uyuşmazlığının çözümüne ilişkin hükümlere yer verilmiştir.

Olumlu Görev Uyuşmazlığının Şartları

  • Yargı yerinde açılmış bir dava bulunmalıdır.
  • En geç ilk oturumda davalının “görevsizlik” itirazında bulunulmalıdır.
  • Mahkeme, görevsizlik itirazını reddetmelidir.
  • Esas hakkında karar verilmemiş olmalıdır. (Esas hakkında karar verilmiş ise artık olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılarak dava Uyuşmazlık Mahkemesi önüne götürülemez. Bu durumda ilgili temyiz mercii görev yönünden karar vermek durumundadır.)

Olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma yetkisi, uyuşmazlığın kendi görev alanında olduğunu öne süren yargı kolunun Başsavcısına (Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, AYİM Başsavcıları) aittir. Ancak Başsavcılar KENDİLİĞİNDEN görev uyuşmazlığı çıkartamazlar.

Davada görevsizlik itirazını sunan (ve bu itirazı reddedilen) kişi ya da makam, “görev uyuşmazlığı çıkarılması talebini” ilgili Başsavcıya gönderilmek üzere, 15 gün içinde (görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra),  davayı gören mahkemeye sunar.

            Bu dilekçeyi inceleyen mahkeme görev kararını kaldırarak “görevsizlik kararı” verebilir. Ancak bu yönde bir görevsizlik kararı vermemiş ise, görev uyuşmazlığı çıkarmaya yetkili Başsavcıya bu talebi iletir ve ilgili yargı kolunun Başsavcısı bu talebi değerlendirir ve talebi uygun görmez ise reddeder (Bu karar kesindir).

Eğer görev uyuşmazlığı talebini yerinde görürse 10 gün içinde Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve başvuru yaptığını davayı gören mahkemeye bildirir. Mahkeme Uyuşmazlık Mahkemesi görev konusunda karar verinceye kadar DURUR.

            Uyuşmazlık Mahkemesi’nin olumlu görev uyuşmazlığına ilişkin kararı 6 Ay süre ile beklenir. Eğer bu 6 AY içerisinde karar gelmez ise, durmuş olan dava yeniden görülmeye başlanır. Ancak esas hakkında karar verilinceye kadar Uyuşmazlık Mahkemesi nin kararı gelir ise, bu karara uymak zorunludur.

Uyuşmazlık Mahkemesi nin kararı, dava hakkında verilen hükmün kesinleşmesinden sonra gelir ise, yapılacak bir iş yoktur.

Olumsuz Görev Uyuşmazlığı

Adli, idari ya da askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, tarafları, konusu, sebebi aynı olan davada karşılıklı olarak birbirlerini görevli sayarak “görevsizlik kararı” vermiş olmaları halinde olumsuz görev uyuşmazlığı söz konusudur.

 

Olumsuz Görev Uyuşmazlığının Şartları

  • Farklı yargı kolları tarafından verilmiş iki ayrı “görevsizlik kararı” bulunmalıdır.
  • Görevsizlik kararları, “diğer yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle” verilmeli ve bu karar “kesinleşmiş” olmalıdır.
  • Aynı dava (tarafları, konusu ve sebebi aynı olan dava) kapsamında verilmiş olmalıdır.

Olumsuz Görev Uyuşmazlığının Çıkarılması

Uyuşmazlığı giderme başvurusu “davacı tarafından”, son görevsizlik kararı veren mahkemeye –dilekçe ile- yapılır.

Son görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra hemen dilekçe verilebilir. Bu dilekçe için her hangi bir süre öngörülmemiştir. Hukuk davları bakımından söz konusu olan 10 yıllık zamanaşımı süresi bu halde geçerlidir.

Bu istem üzerine son görevsizlik kararı veren mahkeme, dosyayı Uyuşmazlık Mahkemesine gönderir ve olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesini ister.

            Uyuşmazlık Mahkemesi, gerektiğinde ilgili yargı kollarının Başsavcılarının da görüşlerini alarak dosyayı karara bağlar.

Uyuşmazlık Mahkemesi, görevli mahkemeyi belirler ve o mahkemenin verdiği “görevsizlik” kararını kaldırır ve bu şekilde görevli mahkemeyi göstermiş olur.

Eğer uyuşmazlığı neden olan yargı yerleri dışında başka bir yargı yeri görevli ise, bu halde Uyuşmazlık Mahkemesi görevli yargı yerine belirtir.

Uyuşmazlık Mahkemesi kararı üzerine, “görevli” olduğuna karar verilen mahkeme doğrudan doğruya davaya bakmaya başlar.

Ancak, uyuşmazlığı çıkaran yargı yerleri dışında başka bir yargı yeri görevli ise, davacının bu yargı yerinde YENİ BİR DAVA AÇMASI GEREKİR.

Mahkemelerin Uyuşmazlık Mahkemesine Kendiliğinden Başvurması

Gerek ilk derece mahkemeleri ve gerekse temyiz mercileri, diğer bir yargı merci tarafından “görevsizlik kararı” verilerek kendilerine gelmiş olan bir davayı, kendi görev alanlarına girmediği gerekçesiyle bu konuda bir karar vermesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurabilir.

Bu başvuru hakkında karar verilinceye kadar davaya bakılmaz, dava durur.

Hüküm Uyuşmazlığı

Adli, askeri ve idari yargı yerlerinden en az ikisi tarafından, “aynı konu, sebep ve taraflarından en az biri aynı olan” davaya ilişkin olarak, görevle ilgili olmaksızın, verilmiş ve kesinleşmiş olan ve aralarında ÇELİŞKİ bulunan ve bu sebeple de hakkın yerine getirilmesi mümkün olamayan durumlarda hüküm uyuşmazlığı ortaya çıkar.

 

Hüküm Uyuşmazlığının Şartları

  • İki yargı düzeninden verilmiş ve kesinleşmiş bir karar olmalıdır.
  • Karar -görev dışında- esasa ilişkin (uyuşmazlığın çözümüne ilişkin) olmalıdır.
  • Kararlar aynı konu, sebep ve en azından davacıların aynı olması gerekir.
  • Kararlar, aralarında çelişki sebebiyle, hakkın yerine getirilmesine engel olmalıdır.

 

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesi

Taraflar ya da ilgili makam, doğrudan doğruya Uyuşmazlık Mahkemesi ne başvurur.

Uyuşmazlık Mahkemesi bu başvuruyu değerlendirir ve HUKUK UYUŞMAZLIĞINDA, ilk ve son derece mahkemesi olarak davaya bakar ve ESAS HAKKINDA karar verir. Esas hakkında verilen bu karar KESİNDİR.

Ancak davanın esası BİR CEZA UYUŞMAZLIĞI ise bu halde Uyuşmazlık Mahkemesi karar veremez ve davayı hukuk uyuşmazlığına neden olan yargı yerlerinden birine yaptırır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Kararlarının Niteliği

Uyuşmazlık Mahkemesi bir yüksek mahkemedir ve kararları kesindir.

Gerek görev uyuşmazlığı ve gerekse hüküm uyuşmazlığın konusunda, ilgili yargı yerleri ve kişiler Uyuşmazlık Mahkemesi nin kararın uymak zorundadır.

Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına karış yargı yoluna başvurulamaz ve bu kararlar için düzeltme istenemez.

            Uyuşmazlık Mahkemesi nin daireleri arasında çelişki var ise Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu bu çelişkiyi giderecek “ilke kararları” verir.

Görev konusundaki ilke kararları Uyuşmazlık Mahkemesi ni ve bütün yargı yerlerini bağlar.

Hüküm uyuşmazlıkları sebebiyle, hukuk uyuşmazlıklarında, verilen esasa ilişkin kararlar sadece Uyuşmazlık Mahkemesi ni bağlar.

 

İPTAL DAVASININ GENEL ÖZELLİKLERİ

ve

İPTAL DAVALARINDA GÖREV ve YETKİ

İptal Davasının Niteliği

İptal davası, hukuka aykırı bir idari işlemin, idari yargı mercii tarafından iptal edilmesini sağlayan bir idari dava türüdür. İptal Davası İdari işlemlere karşı açılır.

İptal davasında, dava konusu idari işlem, yetki, şekil, sebep, maksat ve konu yönünden denetlenmektedir.

İYUK’un 2. maddesine göre iptal davası:

“İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları”dır.

 

İptal Davasının Fonksiyonları:

  • Yönetimin hukuk içerisinde kalmasını sağlar.
  • Hukuka aykırılık durumunda açılabilir (bir idari işlemin yerindeliği iptal davasının konusu olamaz)
  • İptal davası ile idari işlemin bir bölümü veya tamamı iptal edilir. Ancak iptal edilen işlem yerine ancak yine idare yeni bir idari işlem tesis edebilir.
  • İdari işlemlerden ancak, “kesin”, “yürütülmesi gerekli” ve “tek yanlı” olan idari işlemler dava konusu edilebilir. Bu sebeple danışma/görüş niteliğinde olan kararlar, henüz kesinleşmemiş kararlar ve idari sözleşmeler iptal davasına konu edilemezler.
  • İdari işlemin iptalinden sadece dava açan kimse değil, iptal edilen idari işlem ile ilgili olan herkes yararlanır.

İptal davası açma hakkı kamu düzeni ile ilgilidir. Bu sebeple bu haktan önceden (hak doğmadan) vazgeçmek mümkün değildir.

İptal davası açma yolu kanun ile kapatılamaz. Anayasal Bir Haktır.

İptal davası açmak için menfaatin ihlal edilmesi yeterlidir. Doğrudan bir hak ihlaline gerek yoktur.

 

İptal Davasının Konusu Olarak “İdari İşlem”

İdari işlem, idarenin idareye ilişkin olarak (kamu hukuku alanında), kamu gücü kullanmak suretiyle yaptığı TEK YANLI irade açıklamasıdır.

Özel hukukta işlemlerin iki taraflılığı ve taraflar  arasında eşitlik esas iken; idare hukukunda tek yanlılık ve idarenin kamu gücünden kaynaklanan üstünlüğü esastır.

İdare, bir işlemi tesis edeceği zaman ilgilisi karşılıklı olarak iradesini açıklamaz. Tek yanlı olarak karar  verir ve ilgili de bu karara uymak zorundadır.

            Örneğin; kendi iradelerine bırakılırsa, kamu görevlileri istedikleri yerde çalışmak isteyebileceklerdir; ama idare görev yerlerini ilgilinin iradesine bakılmaksızın belirlemektedir.

Karşılıklı pazarlık veya görüşmeyle yürütülen hizmetin aksamaması için idare tek yanlı karar  alabilmektedir.

İdarenin tek yanlı karar  alabilme yetkisi, kamu hizmetinin süratli ve düzenli işlemesini sağlamaya yöneliktir.

Ancak idare, işlemlerinin genellikle tek yanlı olarak yapmakla birlikte bir kısım işlemlerini de sözleşmeler şeklinde yapmaktadırlar. Ancak sözleşmeler, idari işlemden ayrı bir başlık altında “idarenin sözleşmeleri” olarak nitelendirilmektedir.

            İdari işlemlerin doğrudan sonuç  doğurması ve gerektiğinde zor kullanılarak uygulanmasını (cebri icra) sağlayan şey idari işlemin “hukuka uygunluğu karinesi” dir.

Hukuka uygunluk karinesinin dayanağı, idarenin kamu yararı amacıyla idari işlem tesis etmiş olacağı varsayımına dayanmaktadır.

Kaldı ki, iptal davasında, idari işlemin iptaline karar  verilmekle birlikte artık hukuka uygunluk karinesi ortadan kalkmaktadır.

 

İdari İşlem Türleri

İdari işlemler bakımından çok çeşitli sınıflandırmalar yapılmaktadır.

  • Genel olarak idari işlem türleri:
  • Tek taraflı- İki taraflı idari işlemler
  • Etkili- Etkisiz idari işlemler
  • Genel- Birel idari işlemler olarak sınıflandırılmaktadır.

 

Tek Taraflı- İki Taraflı İdari İşlemler

İdare ile ilgilisinin karşılıklı olarak açıkladıkları iradelerin uyuşmasıyla yapılan işlemler iki taraflı idari işlemlerdir. Ancak iki taraflı işlemler  “idarenin sözleşmeleri” kavramı içerisinde değerlendirilmektedir.

İdarenin, ilgilisinin iradesine bakılmaksızın yaptığı irade açıklamalarıyla oluşan işlemler tek yanlı idari işlemlerdir. Hukuki sonucun doğması için idarenin iradesi yeterlidir.

İdarenin, iradesinin açıklanma türüne göre idari işlemler, basit ve birleşik idari işlemler  olarak tasnif edilmektedir.

Etkili-Etkisiz İdari İşlemler

İdarenin bazı irade  açıklamaları, ilgililer  hakkında hukuki sonuç  doğurmazlar. Hazırlık, görüş, öneri, tavsiye niteliğindeki işlemler bireyler  veya nesneler üzerinde hukuki etkide bulunmadıkları için, etkisiz işlemlerdendir.

Etkisiz idari işlemler, gösterici işlemler, hazırlık işlemleri ve iç düzen işlemleridir.

  • Gösterici işlemler: idarenin görüş, düşünce ve tasarlamalarını aktaran işlemlerdir.

Örn. Dekanlığın ders saatlerinin artırılmasına ilişkin plan yazısı, katkı paylarının süresinde yatırılması ve önemine ilişkin duyuru vs.

  • Hazırlık İşlemleri: işlem yapılmasından önce karar merciine görüş bildirme, tavsiyede veya öneride bulunma rapor sunma, teklifte bulunma gibi işlemlerdir. Örn. Disiplin kurulunda soruşturma raporu hazırlanması, bir  kamu görevlisinden görüş isteme.

Ancak bazı hallerde hazırlık işlemleri tek başına dava edilebilir.

Örn. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması raporu ve belli kamu görevlilerinin atanmasında yasal olarak belli bir makamın görüş açıklama zorunluluğu.

Bu türden hazırlık işlemleri artık başlı başına “kesin ve yürütülmesi gerekli” idari işlemlerdir.

  • İç Düzen İşlemleri: idarenin kendi kuruluş ve işleyişi konusunda aldığı bir takım tedbir ve kararlar, olarak tanımlanmaktadır. Hazırlık işlemleri gibi iç düzen işlemleri de tek başlarına ilgililer hakkında sonuç doğurmazlar.

Örn. İdari işlemin konusunun belirlenmesi için ön tespit yapılması, ders saati belirlemesi gibi işlemler iç düzen işlemleridir.

Genel- Birel İdari İşlemler

Genel idari işlemler, genel ve soyut hukuki durumlar yaratan işlemlerdir.

Genel işlemler, soyut, objektif ve sürekli uygulanabilir işlemlerdir. Örn. Tüzük, yönetmelik, genelge, talimatname  vs.

Birel işlemler ise, belirli kişi ya da kişilerin veya nesnelerin hukuki durumunu değiştiren, bir hukuki duruma sokan, bir hukuki durumdan çıkaran işlemlerdir.

Örn. Bir kimsenin memurluğa atanması, bir memura disiplin cezası verilmesi vs.

 

İPTAL DAVASININ KOŞULLARI

Göreve İlişkin Ön Koşullar

İdari Usul hukukunda “görev”, mahkemenin dava konusu itibarıyla yetkili olup olmadığını ifade eder. O nedenle göreve “konu itibarıyla yetki” de denebilir.

Görev, kamu düzenine ilişkindir. Dolayısıyla görevsizlik itirazı yapılsın veya yapılmasın, mahkeme davanın her aşamasında re’sen görevli olup olmadığını araştırıp görevsizlik kararı verebilir.

Bir idari dava, vergi mahkemelerinin ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay’ın görevine girmiyorsa, o dava, idare mahkemesinin görevine girer; dolayısıyla idare mahkemesinde açılabilir.

İptal Davası görevsiz yargı yerinde açılmış ise, üç durum söz konusu olabilir:

  1. Açılan iptal davasına bakma, idari yargının görev alanı dışında ise (adli yargı veya askeri yargının görevine giriyor ise), görev ile ilgili genel kurala uyularak “görevsizlik” kararı verilir.
  2. Açılan iptal davası, idari yargının görev alanında olmakla birlikte, yanlış idare mahkemesinde açılmış ise, görevsizlik kararı verilerek, dosya görevli idari yargı merciine gönderilir.
  3. Bakılması, Danıştay ın, idare veya vergi mahkemelerinin görevine girdiği halde, adli veya askeri yargı yerlerinde açılmış bulunan davaların görev yönünden reddi halinde, bu husustaki görevsizlik kararlarının kesinleşmesini izleyen günden itibaren 30 gün içinde görevli idari yargı merciinde dava açılmalıdır.

Bu süre içerisinde idari yargıda dava açılmış ise, bu idari dava, “görevsiz yargı yerinde davanın açıldığı tarihte” açılmış sayılır.

 

Yetkiye İlişkin Koşullar

İdari yargılamada yetki, kamu düzenine ilişkindir. Yetki, bir davanın hangi (coğrafi) yerdeki mahkemede bakılacağını ifade eder.

İdari Yargılama Usul Kanununun 32’nci maddesine göre kanunlarla ayrıca yetkili mahkeme gösterilmemişse (gösterilmişse buna özel yetki denir ve o mahkemenin yetkili olduğu kabul edilir), genel yetkili idare mahkemesi, dava konusu idari işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

 

Özel Yetki Kuralları

Kamu görevlilerine ilişkin özel yetki kuralları

Kamu görevlilerinin atanması ve nakilleri ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlilerinin yeni veya eski görev yeri idare mahkemesidir.

Kamu görevlilerinin görevlerine son verilmesi, emekli edilmeleri veya görevden uzaklaştırılmaları ile ilgili davalarda yetkili mahkeme, kamu görevlisinin son görev yaptığı yer idare mahkemesidir.

            Kamu görevlilerinin görevle ilişkisinin kesilmesi sonucunu doğurmayan disiplin cezaları ile ilerleme, yükselme, sicil, intibak ve diğer özlük ve parasal hakları ve mahalli idarelerin organları ile bu organların üyelerinin geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmalarıyla ilgili davalarda yetkili mahkeme ilgilinin görevli bulunduğu yer idare mahkemesidir.

    Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak kaydıyla, hâkim ve savcıların mali ve sosyal haklarına ve sicillerine ilişkin konularla, müfettiş hal kâğıtlarına karşı açacakları ve idare mahkemelerinin görevine giren davalarda yetkili mahkeme, hâkim veya savcının görev yaptığı yerin idari yargı yetkisi yönünden bağlı olduğu bölge idare mahkemesine en yakın bölge idare mahkemesinin bulunduğu yer idare mahkemesidir. (2012 Değişikliği)

Taşınmaz Mallara İlişkin Özel Yetki Kuralı

İmar, kamulaştırma, yıkım, işgal, tahsis, ruhsat ve iskan gibi taşınmaz mallarla ilgili mevzuatın uygulanmasında veya bunlara bağlı her türlü haklara veya kamu mallarına ilişkin idari davalarda yetkili mahkeme taşınmaz malların bulunduğu yer idare mahkemesidir.

Köy, belediye ve özel idareleri ilgilendiren mevzuatın uygulanmasına ilişkin davalarla sınır uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme, mülki idari birimin, köy, belediye veya mahallenin bulunduğu yahut yeni bağlandığı yer idare mahkemesidir.

 Taşınır Mallara İlişkin Özel Yetki Kuralı

Taşınır mallara ilişkin davalarda yetkili mahkeme, taşınır malın bulunduğu yer idare mahkemesidir.

 

Vergi Uyuşmazlıkları Bakımından Açılacak İptal Davalarında Yetki

  • Uyuşmazlık konusu vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren, zam ve cezaları kesen,
  • Gümrük Kanununa göre alınması gereken vergilerle Vergi Usul Kanunu gereğince şikayet yoluyla vergi düzeltme taleplerinin reddine ilişkin işlemlerde; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümleri tarh ve tahakkuk ettiren,
  • Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasında, ödeme emrini düzenleyen,
  • Diğer uyuşmazlıklarda dava konusu işlemi yapan, Dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir.

 

Yetki Uyuşmazlığında Merci Tayini

Yetkili mahkemenin bir davaya bakmasına fiili veya hukuki bir engel çıktığı veya iki mahkemenin yargı çevresi sınırlarında tereddüt edildiği veya iki mahkemenin de aynı davaya bakmaya yetkili olduklarına karar verdikleri hallerde dava dosyaları, tarafların veya mahkemelerin istemi üzerine merci tayini için:

  • Uyuşmazlığın aynı yargı çevresindeki mahkeme veya mahkemeler arasında çıkması halinde, o yargı çevresindeki Bölge İdare Mahkemesine,
  • Sair hallerde Danıştay’a, gönderilir.

Danıştay ve bölge idare mahkemesi görevli ve yetkili mahkemeyi kararlaştırır. (Merci Tayini)

Danıştay ve bölge idare mahkemesinin Merci Tayini konusunda bu konuda vereceği kararlar kesindir.

Görevsizlik ve Yetkisizlik Halinde Yapılacak İşlem

İdare ve vergi mahkemeleri, idari yargının görev alanına giren bir davada görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle davanın reddine karar verirlerse dosyayı Danıştay a veya görevli ve yetkili idare veya vergi mahkemesine gönderirler.

Görevsizlik sebebiyle gönderilen dosyalarda Danıştay, davayı görevi içinde görmezse dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesine karar verir.

Danıştay ve bölge idare mahkemesince görev ve yetki uyuşmazlıkları ile ilgili olarak verilen kararlar kesindir.

Görevli veya yetkili mahkemenin bu şekilde belirlenmesinden sonra, görevli ve yetkili kılınan mahkemeye yeniden dava açılması halinde harç alınmaz.

 

İptal Davasının Konusuz Kalması

İptal davasının konusu, idari işlemlerdir.  İdari işlemin tesis edilmesi anından itibaren iptal edilinceye kadar idari işlemde meydana gelen bazı değişiklikler iptal davasını etkilemektedir.

Bir iptal davasının konusuz kalması için dava konusu idari işlemin yapıldığı tarihten itibaren  doğurduğu tüm hukuksal sonuçları ile birlikte geri alınması gerekmektedir.

Bir  idari işlemin geri alınması tıpkı idari yargı merciinden iptal kararı verilmesi gibidir, aynı hüküm ve sonuçları doğurur.

 

İptal Davasında Davacıya İlişkin Koşullar

İptal davasında, gerek davada taraf olma ve gerekse dava açabilme  yeteneği bakımından genel kurallar  uygulanır.

Ancak davayı açacak olan, davacıya ilişkin olarak sadece idari yargıya ilişkin özel bir koşul bulunmaktadır. Bu koşul, “menfaat ihlali” koşuludur.

İYUK un 2. maddesine göre, bir idari işlem sebebiyle menfaati ihlal edilen kimseler iptal davası açabilirler.

İptal davasının açılması ile birlikte hakim, davayı açan kişi ile dava konusu ve iptali istenen idari işlem arasındaki ilişkiyi/bağı değerlendirmek zorundadır.  Danıştay Kararlarına bakıldığında hangi tür menfaatlerin iptal davası açmak için yeterli olduğu konusunda her hangi bir kural bulmak mümkün değildir.

Her bir olay bakımından menfaat ihlalinin olup olmadığı her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirilecektir.

İptal davası açmak için aranan menfaat, maddi bir menfaat olabileceği gibi manevi bir menfaat de olabilir.

Ancak Türk Hukuku bakımından, ciddi ve makul olmak kaydıyla ve manevi bir ilgi ve menfaatin ihlal edilmiş olması halinde ancak iptal davası açılabilmektedir.

            “…Mühendis olan davacının hak etmiş olduğu bir sıfatın başkalarına bir idari işlemle tevcih edilmesi ve bu sıfatın maddi ve moral haklarından başkalarının da yararlanmasında, dar  anlamda dahi menfaat ilişkisinin varlığını kabul etmek gerekmektedir. ” Danıştay DDK. E. 68/293  K. 72/623

1.   dereceli yüksekokul sekreterliği görevine başka bir kişinin atanmasının, 1. dereceli kadroya atanma isteminde bulunan davacının menfaatini ihlal etmiş olduğu açık bulunduğundan, dava konusu uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, İdare Mahkemesince davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesinde hukuki isabet görülmemiştir.” Danıştay 5. Daire 2003/4666 E.N , 2004/3214 K.N.

İptal davasına konu edilen işlem ile davacı arasında menfaat ilgisinin kurulabilmesi, ancak, kişisel, meşru ve güncel bir ilginin varlığıyla mümkündür.

Aksi halde, kişilerin kendi menfaatini etkilemeyen, ciddi ve makul ilişkisinin bulunmadığı idari işlemlere karşı dava açabilmesi, idarenin işleyişini sürekli dava tehdidi altında bırakacağından, olumsuz yönde etkileyecektir.

Henüz öğrencilik statüsü sürmekte olan davacının mezun olmadığı okulunun da arasında bulunduğu bazı okullardan mezun olanların yapılacak sınavı başarmak şartıyla kıyı kaptanlığı yeterlik belgesi alabileceği yolundaki düzenlemenin iptalini istemesinde, bu işlem ile arasında kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi olmadığından dava açma   ehliyeti de  bulunmamaktadır. (Danıştay 10. Daire 1997/1372 E.N , 1997/1314 K.N.)

            İptal davası açmak için aranan menfaat, güncel, meşru ve kişisel bir menfaat olması gerekmektedir.

Menfaat, bir hukuki kaynaktan ortaya çıkmış ise ancak meşru olarak kabul edilebilir.

Menfaatin kişisel olması ise, bir kimsenin kendi menfaatini etkilemeyen işlemlere karşı iptal davası açamaması anlamına gelir.

İdari yargıda dava açabilmek için, dava konusu yapılan idari işlemden dolayı dava açanın, dolaylı veya dolaysız kişisel bir menfaatinin ihlal edilmiş olması gerekir. İster gerçek kişi olsun isterse tüzel kişi  bu kural değişmez.” Danıştay 5. D. E. 69/4390 K. 70/3355

Menfaatin güncel olması:

Kural olarak dava açıldığı anda veya dava karara bağlanırken menfaatin varlığı gerekmektedir. Ancak Danıştay, davanın başından karara bağlanması anına kadar menfaatin varlığını aramaktadır. 

Doğmamış, ya da ileride doğacak olan bir menfaat için iptal davası açılamaz.

Örneğin; bir kimsenin, kamu görevlisi olan eşinin naklen atanmasına ilişkin idari işlem hakkında açmış olduğu davada, güncel, kişisel ve meşru bir menfaati bulunmamaktadır. (5. Daire 2006/1524 E.N , 2006/4911 K.N.)

Kiracı Olma/Menfaat İlişkisi

Önceleri Danıştay kiracılık hakkında sahip  olmaktan dolayı bir menfaat söz konusu olmayacağını ve bu suretle kiracıların iptal davası açamayacağına hükmetmekteydi. Ancak Danıştay ın bu içtihadı değişmiştir.

İdare D.Gen.Kur. 1987/47 E.N , 1988/3 K.N. Kararına Göre:

“Davacının kiracı sıfatıyla kullandığı taşınmaz için, mal sahibi adına verilen inşaat ruhsatının iptalini istemekte menfaat ilişkisi bulunmaktadır..”

Danıştay 6. Daire 2005/423 E.N , 2007/2614 K.N.

“Kiracı, kiraladığı taşınmaz üzerinde yetkili koruma kurulu tarafından alınmış olan “eski eser” tesciline ilişkin kararın kaldırılması istemiyle dava açabilir.”

 

Hizmetten Yararlanan Sıfatı ve Menfaat İlişkisi

Bir kamu kurumundan veya kamu hizmetinden  yararlanan kimselerin bu hizmetlerle ilgili kararlara karşı dava açmakta kişisel menfaatleri vardır.

Örneğin; belediyenin sağladığı sudan veya elektrikten yararlananların, su veya elektrik fiyat tarifelerinde değişikliğe ilişkin kararlar  aleyhine iptal davası açmak hakları vardır.

“Kamulaştırılan kaynak suyu ile ötedenberi tarlasını sulayan davacının kamulaştırma işleminin iptaline karşı iptal davası açmada menfaati vardır.” Dan. 6. D. E. 1985/45, K. 1985/966

 

Mahalle veya Köy Halkından Olma/Menfaat İlişkisi

Danıştay, belediye veya köy halkının kendilerini doğrudan ilgilendiren konularda dava açmada menfaatinin bulunduğu görüşünü benimsemektedir.

Belediye sınırları içindeki bir mahallenin, köy haline getirilmesi isteğinin reddine ilişkin İçişleri Bakanlığı kararına karşı, mahalle  halkından olan muhtar ve ihtiyar heyetinin veya köy halkından birinin dava açma hakkı vardır. Danıştay DDK E. 1949/313

Danıştay belde sakini olmayı menfaat koşulunun yerine getirilmesi için yeterli görmektedir. Bu görüş ile amaç, yerel yönetimler üzerindeki yargısal denetimi yaygınlaştırmadır.

            “Beldenin ve beldede yaşayan insanların hayatını yakından ilgilendiren ve fiziksel çevreyi sağlıklı kılmak amacıyla yapılması öngörülmüş aktif yeşil alanın tamamen kaldırılması sonucu doğuran, imar plan değişikliği işlemini en azından beldede yaşayan bir kişi olarak davacının menfaatını ihlal ettiği açıktır” Danıştay 6. D. E. 1987/931 K. 1988/417

Menfaat Kümeleri: Dernekler, Sendikalar ve Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları ve Menfaat İlişkisi

Dernekler, sendikalar  ve meslek kuruluşlarının iptal davası açmak konusundaki menfaat ilişkisi Danıştay tarafından önceleri dar biçimde yorumlanmakta iken, günümüzde geniş bir yorumlama yapılmaktadır.

Danıştay kararlarına göre,  bu tür menfaat kümelerinin kuruluş kanunları tarafından kendilerine verilmiş olan yetkiler çerçevesinde “üyelerinin menfaatlerini korumak amacıyla” dava açabilmeleri mümkündür.

            Kişisel menfaat ihlaline ilişkin Danıştay’ın kararlarına bakıldığında, olayın özelliğine göre farklılıklar gösterdiği gözlemlenmektedir.

Kiracıların, belde sakinlerinin, derneklerin, sendikaların, meslek kuruluşlarının dava açma ehliyetleri yönünden yapılan yargısal yorumlar zaman içinde iptal davasının hukuk devletini sağlamanın en önemli unsurlarından biri olduğu gerçeğini dikkate alan bir seyir izlemektedir.

Danıştay, bu türden menfaat kümelerinin dava açma ehliyeti konusunu geniş bir biçimde yorumlamakta ve

Bir idari faaliyet ile, dava açma ciddiyetini sağlamaya yetecek ölçüde muhatap olup, menfaat ilgisini kuran kişi ve kuruluşlar, söz konusu faaliyetle ilgili idari işlemlerin iptali istemiyle dava açabilirler ” görüşünü benimsemektedir. Danıştay 8. Daire Es. 2010/2 (Katsayı Kararı)

            Özellikle Baroların; mesleki bir örgüt olmanın ötesinde hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak gibi bir işlev yüklenmesi nedeniyle diğer meslek örgütlerinden farklı bir konuma sahip olduğu;

Dava konusu uyuşmazlıkta; dava konusu karar ile yükseköğretime girişte bir sistem getirildiği ve bu düzenlemeyle ülkenin eğitim sisteminin bütününün etkilendiği;

Ve bu sebeple de  dava konusu kararın bu özelliği nedeniyle genel kamu yararı ile ilgili bulunduğu açıktır. Yargı kararlarının uygulanmadığı savıyla açılan bu davada, işlemin hukuki niteliği ile  hukukun üstünlüğünü koruma görev ve yükümlülüğü bulunan davacı Baro Başkanlığı’nın iddiaları birlikte dikkate alındığında davacının dava konusu kararla menfaat ilgisinin  bulunduğunun kabulü zorunludur. (Danıştay 8. Daire E. 2010/2 Katsayı Kararı)

 

İdari Kuruluşların Menfaat İlişkisi

Aynı hiyerarşi içerisinde bulunan idari mercilerin birbirlerinin idari işlemlerini dava etmek konusunda menfaat ilişkisi bulunmamaktadır.

Ayrıca, farklı hiyerarşi içinde bulunsa dahi idari teşkilat içerisinde yer alan idari mercilerin birbirlerinin işlemlerine karşı idari yargıda dava açmada menfaat ilişkileri yoktur. İdarelerin bu türden uyuşmazlıkları Başbakanlık vasıtasıyla çözümlenmelidir.

Sırf kamu görevlisi olmak  kamu göreviyle ilgili menfaat ilişkisi bulunmayan konularda iptal davası açma hakkı vermeyeceği gibi milletvekili olmak da bu hakkı bahşetmez.

 

İPTAL DAVASINDA DAVALIYA İLİŞKİN KOŞULLAR

İptal davası bir idari işleme karşı açılır ve bu dava ile idari işlemin iptali talep edilir.

Gerek İYUK ve gerekse Danıştay içtihatlarına göre dava dilekçesinde davalının belirtilmesi gerekmektedir.

Ancak davacı bu konuda bir yanlışlığa düşerse (yanlış hasım gösterme) bu yanlışlığı mahkemeler kendiliğinden düzeltmektedirler.

Ayrıca davalı hiç hasım göstermemiş olsa dahi, doğru hasmı bulmak ve davayı ona yöneltmek idare mahkemesi hakiminin görevidir. (İYUK m. 15/c)

            İptal davalarında davalı, genel olarak iptali istenen idari işlemi yapmış olan, ya da alınan kararı yürütmekle sorumlu olan mercidir.

İptal davalarında, davalı  daima idaredir.

Dava konusu idari işlemi yapmış olan kişiler, kamu görevlileri, iptal davasında davalı olarak gösterilemez, bunlara karşı iptal davası açılamaz.

 

İptal Davası Açmada Süre

İptal davası, yasanın öngördüğü süre içinde açılmalıdır. Süresinde açılmayan iptal davası, ön koşullar  yönünden, işin esasına girilmeden reddedilir.

İptal davaları bakımından dava açma süresi, idari işlemin tebliğinden itibaren, idare mahkemelerinde 60 gün; vergi mahkemelerinde ise 30 gündür.

Ancak bazı özel durumlarda, kanunlarla  özel dava açma süreleri öngörülmüştür.

Örneğin; Kamulaştırma Kanununa göre dava açma süresi 30 gündür. Amme Alacaklarına ilişkin ödeme emirlerine karşı Vergi Mahkemesinde itiraz süresi de 7 gündür.Petrol Kanunu’na göre (Petrol Kanunu’nun 31/1 hükmü) uyarınca 20 gündür.

 

Süreye İlişkin İYUK Hükümleri

Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay da ve idare mahkemelerinde 60 ve vergi mahkemelerinde 30 gündür.

Bu süreler;

İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı,

Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda:

  • Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın;
  • Tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin;
  • Tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin;
  • Tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği tarihi izleyen günden başlar.

Adresleri belli olmayanlara özel kanunlarındaki hükümlere göre ilan yoluyla bildirim yapılan hallerde, özel kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça süre, son ilan tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün sonra işlemeye başlar.

İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar.

Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler.

Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz.

 

Sürelere İlişkin Genel Esaslar

Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

Özellikle idari işlemler bakımından idari dava açma süresinin TEBLİĞ ile başlaması Anayasa’nın 125/3 hükmünün bir gereğidir. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. Sürenin son günü kamu görevlilerinin tamamının idari izinli olduğu bir güne (uzayan bayram tatili, kar tatili, grip salgını vs.) rastlar ise, tatilin bitimini izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar. (11. Daire 1998/1621 E.N , 1999/3597 K.N.) Bu Kanunda yazılı sürelerin bitmesi çalışmaya ara verme zamanına rastlarsa bu süreler, ara vermenin sona erdiği günü izleyen tarihten itibaren 7 gün uzamış sayılır.

 

İdari Makamların Sükutu

İlgililer, haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için idari makamlara başvurabilirler. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse  istek reddedilmiş sayılır. (Bazı özel kanunlarda bu süre daha kısadır. Örn. İmar Kanunu)

İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştay a, idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren 6 AY ı geçemez.

Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca kesin cevap verilirse, cevabın tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler.

 

Üst Makamlara Müracaat ve Dava Açma Süresi

İlgililer tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Ayrıca idari işlem hakkında TBMM Kamu Baş Denetçiliğine müracaat edilmesi halinde de dava açma süresi durur.

Bu başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde bir cevap verilmezse istek reddedilmiş sayılır.

İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine kadar geçmiş süre de hesaba katılır.

            İdari işlemin gerekçesini sormak için üst makam veya idari işlemi tesis eden makama yapılan müracaat dava açma süresini durdurmaz. İdari dava açma süresinin durması için, ya kişilerin kendileri hakkında iptal davasına konu bir idari işlemin tesisini istemesi gerekir  veya yapılmış olan bir idari işlemin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir idari işlem yapılmasını talep  etmeleri gerekmektedir.

İptal Davasının Açılma Biçimine İlişkin Koşullar

İptal davaları dilekçe ile açılır.

Dava dilekçesi ve savunmalar ile davalara ilişkin her türlü evrak, Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlıklarına veya bunlara gönderilmek üzere idare veya vergi mahkemesi başkanlıklarına, idare veya vergi mahkemesi bulunmayan yerlerde (Ek ibare: 02/07/2012-6352 S.K./52.md.) büyükşehir belediyesi sınırları içerisinde kalıp kalmadığına bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi hâkimliklerine veya yabancı memleketlerde Türk konsolosluklarına verilebilir.

 

Dava Dilekçesinde Bulunması Gereken Hususlar

  1. a) Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri ve C. Kimlik Numaraları (6352 Sayılı Kanun ile 2012 yılında getirildi).
  2. b) Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,
  3. c) Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,
  4. d) Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,
  5. e) Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası, gösterilir.

Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir.

Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.

 

Birlikte Dava Açılması

Her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep – sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabilir.

Birden fazla şahsın müşterek dilekçe ile dava açabilmesi için davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunması ve davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması gerekir.

 

Dava Dilekçesine İlişkin Koşullarda Eksiklik

İptal davası, dava dilekçesi yönünden, kanunda öngörülen koşullara uygun açılmamış ise, dava dilekçesi ön koşullar yönünden  reddedilir.

Dava dilekçesindeki eksiklikler, dava tarafından 30 Gün içinde giderilerek yeniden yargı yerine başvurulabilir.

 

İptal Nedenleri

İYUK’un 2. maddesinde iptal davası tanımlanırken, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olmasından söz edilmektedir.

İdari işlemlerin unsurlarını oluşturan bu kavramlar, idari işlemlerin hukuku uygunluğunu belirlemekte kullanılmaktadır.

İdari işlemleri unsurlarına ayırarak incelemek, hukuka uygunluk denetimini kolaylaştıran bir yoldur.

 

İptal Nedenleri ve Takdir Yetkisi

İdarenin bir yetkiyi kullanması, belli bir şeyi yapması, ya da belli bir davranışta bulunması kesin bir biçimde emredilmiş ise bu durumda bağlı yetki vardır.

Ancak, idareye yetkiyi kullanıp kullanmamakta, yada kullanılmasının gereklerini saptama konusunda az ya da çok serbestiyet tanınması durumunda takdir yetkisi vardır.

Takdir yetkisi idarenin keyfi hareket edebileceği anlamına gelmez. İdare takdir yetkisini kamu yararına uygun bir biçimde kullanmak zorundadır.

 

Takdir Yetkisinin Kullanılmasında Uyulması Gereken İlkeler

  • İdare, kanunların koyduğu sınırlar içinde kalmalıdır.
  • Eşitlik ilkesine uygun davranmalıdır.
  • Kamu yararına uygun hareket etmelidir.
  • Takdir yetkisi GEREKÇELİ olarak kullanılmalıdır.
  • Takdir yetkisinin kullanılması için kanunlarda özel koşullar öngörülmüş ise bu koşullar yerine getirilmiş olmalıdır.

            Takdir yetkisinin, kamu yararı dışında başka bir amaç için kullanılması o idari işlemi “amaç” unsuru yönünden sakat hale getirir.

İdareye tanınan takdir yetkisi ancak Sebep ve Konu öğesindedir.

Takdir yetkisi, belli bir işleme neden olarak hangi tür maddi, ya da hukuksal olguların kullanılacağını seçmede (Konu), ya da belli nedelerin ortaya çıkması durumunda, belli konudaki işlemin yapılıp yapılmaması, yönetimin takdirine bırakılmış olabilir. Sebep kanunlarda açıkça belirtilmemiş ise idare takdir yetkisi ile sebep unsurunu belirleyecektir.

Yetki, Şekil ve Amaç öğeleri bakımından idarenin takdir yetkisi yoktur.

 

İPTAL DAVASININ SONUÇLARI

İptal davası ile davacı, dava konusu olan idari işlemin iptalini sağlamak ister. İdari yargı mercii de, açılan iptal davasını ya ön koşullar ya da davacı tarafıdan ileri sürülen iptal nedenleri bulunmaması yönünden, davayı reddeder.

Ancak hukuka aykırılık saptar ise, bu durumda idari yargı mercii idari işlemin bir bölümünü veya tamamını iptal eder.

İdari yargı mercii ister idari işlemin tamamını ister bir kısmını iptal etsin, iptal kararı vermekle yetinmek zorundadır. İdare yerine geçerek yargı kararının yerine almak üzere bir idari işlem tesis edemez.

            İptal davasında hakim, idareye ne yapması ya da yapmaması konusunda emir veremediği gibi, idareyi bir şey yapmaya veya yapmamaya mahkum edemez.

Bu yönüyle iptal davası tam yargı davasından ve özel hukuk yargısındaki eda davasından ayrılır.

İptal davasında hakim, kararın hüküm fıkrasında  ya da gerekçesinde, duruma göre açık veya kapalı bir şekilde idareye ne yönde hareket edeceği konusunda yol gösterebilir ve ışık tutubilir.

Olumsuz bir idari işlemin iptalinde, idare bu karardan sonra olumlu bir idari işlem tesis etmek zorundadır.

Bu tür iptal kararları, dolaylı da olsa idareye ne yapması gerektiğini gösteren/bildiren kararlardır.

Örn. İnşaat ruhsatı talebinin reddine ilişkin idari işlem iptal edilmiş ise artık idare ilgilisine ruhsat vermek yönünde bir idari işlem tesis etmek zorundadır.

Örn. Disiplin cezası verilmesine ilişkin disiplin kurulu kararının iptal edilmesi halinde, disiplin cezasının olumsuz etkileri idare tarafından kaldırılmak zorundadır.

 

İptal Davasının Reddedilmesinin Sonuçları

İşlem Yönünden: İptali istenen işlemin hukuksal durumu değişmez. Hatta daha önceden verilmiş bir yürütmeyi durdurma kararı var ise, iptal isteminin reddine ilişkin mahkeme kararı ile birlikte yürütmeyi durdurma kararı, kendiliğinden ortadan kalkar.

Taraflar Yönünden: İptal talebinin reddine ilişkin karar sadece davanın taraflarını etkiler.

Eğer ön koşullar yönünden dava reddedilmiş ise, bu ön koşullar sağlanmak suretiyle 30 gün içinde yeni bir dava açılabilir.

            Dava dilekçesinin incelenmesi sırasında eğer dilekçede eksiklik sebebiyle dava reddedilmiş ise 30 gün içinde eksiklik giderilerek yeniden dava açılabilir.

Ancak dava süre aşımı yönünden reddedilmiş ise artık yeniden dava açılamaz.

İptal Nedenleri Yönünden: Açmış olduğu iptal davası reddedilen davacı, aynı nedene dayanarak, yen ibir iptal dava açamaz.

Teorik olarak başka bir nedene dayanılarak yeni bir iptal davası açılabilir. Ancak uygulama açısından bu imkânsızıdır. Çünkü dava açma süresi geçmiş olacaktır.

            Üçüncü Kişiler Yönünden: Açılan iptal davası ister ön koşullar ister esas bakımından reddedilmiş olsun bu karar üçüncü kişilerin durumunu etkilemez.

Üçüncü kişiler koşulları yerine getirerek, aynı işlemi karşı ve hatta aynı gerekçelerle yeni bir dava açabilirler. Ancak bu davada yargı merciin –içtihat değişikliği olmadığı/yeni bir durum ortaya çıkmadığı- sürece yine davanın reddine karar vermesi söz konusu olur.

İptal Kararı Verilmesinin Sonuçları

İşlem Yönünden: İdari işlem kesin olarak ortadan kalkar.

Bu idari işleme dayanılarak yapılan bağlı işlemler de hukuki dayanaktan yoksun kalırlar. İdare bu işlemlere ya hukuki dayanak tesis etmek zorunda veya bu işlemleri kaldırmak zorundadır.

Düzenleyici bir işlem iptal edilmiş ise, iptal edilen düzenleyici işleme dayanılarak iptalden önce yapılmış olan idari işlemler bundan etkilenmezler. Bu işlemlerin iptali isteniyor ise ayrı ayrı iptal davası açılması gerekmektedir.

Örn. Bir yönetmeliğe dayanılarak gerçekleştirilmiş olan iptal kararında önceye ait olan naklen atama işlemlerinin –yönetmeliğin iptali ile- hükümsüz kalması gibi bir durum söz konusu olmaz.

            Taraflar Yönünden: İptal kararı kural olarak davanın tarafları etkiler. Bununla birlikte iptal kararı, yalnız davalı idareyi değil, tüm olarak devleti hatta yargı organlarını ve bütün kişileri bağlar.

Üçüncü Kişiler Yönünden: İptal kararının üçüncü kişileri etkileyebilmesi için iptal edilen kararın genel nitelikte bir karar olması gerekir.

Örn. Elektrik ücret tarifesinin iptali sadece dava açan kişiyi değil diğer aboneleri de etkiler.

İptal edilmiş bir karara karşı, ilgili diğer kişilerin dava açmalarına gerek yoktur. Daha önceden iptal edilmiş bir idari işleme karşı yeniden iptal davası açıldığında artık mahkeme sadece durumu saptayan bir karar (tespit kararı) verir.

 

İptal Kararlarının Yerine Getirilmesi

İptal davasına konu olan idari işlemlerin yapılarının birbiriden çok farklı olması, yargı kararlarının hukuksal niteliği ve iptal kararlarının yerine getirilmesi görevinin idari mercilere düşüyor olması iptal kararlarının yürütülmesini zorlaştırmaktadır.

İptal kararlarının yerine getirilmesi, iptal edilen idari işlemin niteliğini göre değşiik durumlar göstermektedir.

  1. Kendiliğinden Sonuç Doğuran İptal Kararları

Kimi durumlarda (örn. Yönetmelik iptali) iptal kararının yerine getirilmesi için idarinin her hangi bir işlem yapmasına gerek yoktur.

İdare, iptal edilen yönetmelik yerine her zaman hukuka uygun yeni bir yönetmelik ihdas edebilir.

Bazı durumlarda, bireysel işlemlerin iptali de kendiliğinden sonuç doğurur.

Örneğin, kamulaştırma kararları, işten el çektirme veya görevden uzaklaştırma işlemlerinin, disiplin cezalarının  iptaline ilişkin kararlar kendiliğinden sonuç doğurur.

  1. Aynı Nitelikte Yeni Bir Karar Alınmasını Engellemeyen İptal Kararları

İdari işlem yetki yönünden iptal edilmiş ise, artık yetki kurallarına uyarak yeni bir idari işlem tesis edilmesi gerekir.

Örn. Kaymakam adına Vali’nin yapmış olduğu bir işlem iptal edilmiş ise, artık Kaymakam ın yeni bir idari işlem tesis etmesi gerekir.

Ancak bu halde alınmış olan yeni karar “alındığı tarihten itibaren”, geleceğe dönük olarak etki doğurur.

  1. Tersine İşlem Tesis Edilmesini İptal Kararları

Olumsuz idari işlemlerin iptali durumunda idare, yeni ve olumlu bir idari işlem tesis etmek zorundadır.

Örn. Memurun terfi talebinin reddine ilişkin idari işlem mahkemece iptal edilmiş ise, artık idare terfi yönünde olumlu bir idari işlem tesis etmek zorundadır.

Örn. Yapı izni için yapılan başvuru idare tarafından reddedilmiş ve bu red işlemi de iptal davasına konu edilerek mahkemece iptal edilmiş ise artık idare yapı izni vermek yönünde bir idari işlem tesis etmek zorundadır.

 

  1. Hukuksal Durumlarda Değişiklik Yapılmasını Gerektiren İptal Kararları

Bazı durumlarda iptal kararı üzerine, idare yeni ve değişik türden bazı işlemler yapmak zorundadır.

Örn. Emekliye ayırma işleminin iptaline ilişkin bir karardan sonra idare, ilgiliyi görevine döndürmek ve tüm haklarını iade etmek zorundadır.

Örn. Memuriyetten çıkarmaya ilişkin kararın mahkemece iptalinden sonra, ilgili göreve iade edilmeli, özlük hakları iade edilmeli, açıkta geçirilen süre kıdemden sayılmalı.

Örn. Valilik görevinden alınmaya ilişkin olarak açılan davada mahkeme iptal kararı vermiş ise, idare ilgiliyi yeniden valilik görevine atamalı ancak bu atamanın gerçekleştirilmesi için görevdeki valinin de başka bir yere atamasının yapılması gerekmektedir.

          2014 değişikliğine göre (İYUK m. 28), Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veya vekâleten atama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgili olarak verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereği; dava konusu edilen kadronun boş olması hâlinde bu kadroya, boş olmaması hâlinde ise aynı kurumda kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirilir. Eski kadro ile atandığı yeni kadro arasında mali haklar bakımından bir fark bulunması durumunda, bu fark 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde ödenir.

  1. Yerine Getirilmesi İmkansız Olan İptal Kararları

Bazı durumlarda iptal kararının yerine getirilmesi imkansız olabilir.

Örn. İptal kararının alınmasından sonra ilgilinin ölümü.

Örn. Görevden alınan bir memurun, iptal davası sonuçlanıncaya kadar emekli yaşını doldurması.

Bu durumlarda, ilgiliye tazminat verilmesi ya da uğranılan zararların idarece karşılanması gerekmektedir.

 

YÜRÜTMEYİ DURDURMA

Demokratik hukuk devletinde, idarenin sınırsız gücü genel olarak idari yargı denetimiyle sınırlanmakta olup, idarelerin hukuk sınırları içinde eylem ve işlem yapmaları sağlanmaya çalışılmakta olup, bu da; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ile sağlanmaktadır.

Ancak iptal davalarını etkin hale getiren de “yürütmenin durdurulması” müessesesidir. Çünkü, hukuka aykırı bir işlemin iptali uzun bir zaman alması halinde işlem icra edilmiş ve telafisi imkansız zararlara yol açılmış olabilir.

Bu da, yargı denetimini anlamsız hale getirir. Bu sebeple yargılama sonuna kadar işlemin icrasını askıya alacak “tedbir niteliğinde” bir müesseseye ihtiyaç doğmuş ve bu da idari yargıda “yürütmeyi durdurma” müessesesi olarak ortaya çıkmıştır.

Anayasa’nın 125. Maddesi (125/5-6)

İdari işlemin uygulanması halinde, telafisi güç veya imkansız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir.

Kanun, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim, seferberlik ve savaş halinde ayrıca milli güvenlik, kamu düzeni, genel sağlık nedenleri ile yürütmenin durdurulması kararı verilmesini sınırlayabilir. (Ancak bu yönde bir sınırlamaya yer veren herhangi bir kanun hükmü bulunmamaktadır)

İYUK m. 27

      Danıştayda veya idari mahkemelerde dava açılması dava edilen idari işlemin yürütülmesini durdurmaz.

    Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. (2012  Değişikliği)

    Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin (örneğin bina yıkım) yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir. Yürütmenin durdurulması kararlarında idari işlemin hangi gerekçelerle hukuka açıkça aykırı olduğu ve işlemin uygulanması halinde doğacak telafisi güç veya imkânsız zararların neler olduğunun belirtilmesi zorunludur. Ancak, kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, naklen atama, görev ve unvan değişikliği, geçici veya sürekli görevlendirmelere ilişkin idari işlemler, uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerden sayılmaz (2014 değişikliği)

      Sadece ilgili kanun hükmünün iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulduğu gerekçesiyle yürütmenin durdurulması kararı verilemez. (2012 Değişikliği)

      Dava dilekçesi ve eklerinden yürütmenin durdurulması isteminin yerinde olmadığı anlaşılırsa, davalı idarenin savunması alınmaksızın istem reddedilebilir. (2012 Değişikliği)

      Vergi mahkemelerinde, vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusu edilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, İYUK HÜKÜMLERİ uyarınca işlemden kaldırılan vergi dosyalarına ilişkin olarak,  işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemi devam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulması ile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilât işlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkında yürütmenin durdurulması istenebilir.

      Yürütmenin durdurulması istemli davalarda, idareye verilen cevap süresi (30 Günlük Süre) yazılı süreler kısaltılabileceği gibi, tebliğin memur eliyle yapılmasına da karar verilebilir.

      Yürütmenin durdurulması kararları teminat karşılığında verilir; ancak, durumun gereklerine göre teminat aranmayabilir. Taraflar arasında teminata ilişkin olarak çıkan anlaşmazlıklar, yürütmenin durdurulması hakkında karar veren daire, mahkeme veya hakim tarafından çözümlenir. İdareden ve adli yardımdan faydalanan kimselerden teminat alınmaz.

Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlara karşı;

  • Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına,
  • Bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine,
  • İdare ve vergi mahkemeleri ile tek hakim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine,
  • Çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hakimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye,

Kararın tebliğini izleyen günden itibaren 7 GÜN içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir.

İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

      Yürütmenin durdurulması kararı verilen dava dosyaları öncelikle incelenir ve karara bağlanır.

    Yürütmenin durdurulmasına dair verilen kararlar 15 GÜN içinde yazılır ve imzalanır. (2012 Değişikliği)

    Aynı sebeplere dayanılarak ikinci kez yürütmenin durdurulması isteminde bulunulamaz. (2012 Değişikliği)

Olağanüstü Hallerde Yürütmeyi Durdurma

Anayasa, kanun koyucuya olağanüstü hallerde mahkemelerin “yürütmeyi durdurma” kararını sınırlayabilecek bir kanun yapabilme yetkisi vermiştir.

Bu bağlamda Anayasa, olağanüstü hallerde mahkemelerin yürütmeyi durdurma kararı vermesini doğrudan yasaklamamış sadece yasa koyucuya bu yönde kanun yapabilme konusunda YETKİ VERMİŞTİR.

            Bu hükme paralel olarak 6 Ocak 1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanununun 10 ve 11’inci maddelerinde sıkıyönetim ve olağanüstü hal ilân edilen bölgelerde görevli olan kamu personeli hakkında yapılan idarî işlemlere karşı açılacak iptal davalarında yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceği hükme bağlanmıştı.

Bu hüküm 10 Haziran 1994 tarih ve 4001 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Keza, 25 Ekim 1983 tarih ve 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanununun 9 Mayıs 1990 tarih ve 425 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değişik 33’üncü maddesi de yürütmenin durdurulması kararının verilmesini sınırlandırıyordu. Bu madde hükmü de, Anayasa Mahkemesinin 10 Ocak 1991 tarih ve K.1991/1 sayılı Kararıyla iptal edilmiştir.

            Dolayısıyla şu an için mevzuatımızda, olağanüstü hallerde, olağanüstü hal makamlarının işlemlerinin yargısal denetimi bakımından normal dönemlerden bir farkı yoktur.

Ancak Anayasa koyucunun vermiş olduğu yetkiye dayanarak yasa koyucu bu yönde (olağanüstü hallerde yürütmeyi durdurma kararı verilmesini yasaklayan) bir kanun ihdas edebilir.

            Bununla birlikte sıkıyönetim makamlarının işlemlerine karşı iptal davası açılması mümkün değildir.

Zira, 13 Mayıs 1971 tarih ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununa 14 Kasım 1980 tarih ve 2342 sayılı Kanun ile eklenen ek 3’üncü maddeye göre, 1402 sayılı Kanun ile sıkıyönetim komutanlarına tanınan yetkilerin kullanılmasına ilişkin işlemler hakkında iptal davası açılamaz.

 

İptal Kararlarını Yerine Getirme Zorunluluğu

İdari işlemlerinin yargı yolu ile denetiminin etki bir denetim olabilmesi için, yargı mercilerinin kararlarının idare tarafından duraksamaya mahal vermeksizin uygulaması gerekmektedir.

İdarenin, kendi aleyhine verilen yargı kararlarını yerine getirmesi, yalnız hukuk devleti yönünden değil uygarlığın ve toplum yaşamının devamı için zorunludur.

Yargı kararlarının yerine getirilme zorunluluğu, devletin kamu kişiliğinin itibar ve haysiyetinin bir gereğidir. (Yarg. 1945 K. 14/15 İBK.)

Anayasa m. 138/4

Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.

 

İYUK m. 28

      Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak 30 günü geçemez.

            2014 Değişikliğine göre, Kamu görevlileri hakkında tesis edilen atama, görevden alma, göreve son verme, naklen veya vekâleten atama, yer değiştirme, görev ve unvan değişikliği işlemleriyle ilgili olarak verilen iptal ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının gereği; dava konusu edilen kadronun boş olması hâlinde bu kadroya, boş olmaması hâlinde ise aynı kurumda kazanılmış hak aylık derecesine uygun başka bir kadroya atanmak suretiyle yerine getirilir. Eski kadro ile atandığı yeni kadro arasında mali haklar bakımından bir fark bulunması durumunda, bu fark 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde ödenir.

      Konusu belli bir miktar paranın ödenmesini gerektiren davalarda hükmedilen miktar ile her türlü davalarda hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderleri, davacının veya vekilinin davalı idareye yazılı şekilde bildireceği banka hesap numarasına, bu bildirim tarihinden itibaren, 30 Gün içerisinde yatırılır. Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde ödeme yapılmaması halinde, genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur. (2012 Değişikliği)

      Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

      2014 değişikliğine göre, Mahkeme kararlarının süresi içinde kamu görevlilerince yerine getirilmemesi hâlinde tazminat davası ancak ilgili idare aleyhine açılabilir. Artık ilgili kamu görevlisi aleyhine dava açılabilmesi mümkün değildir.

      Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.

      Tazminat ve vergi davalarında idarece, mahkeme kararının tebliğ tarihi ile ödeme tarihi arasındaki süreye 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenen tecil faizi oranında hesaplanacak faiz ödenir. Ancak mahkeme kararının davacıya tebliği ile banka hesap numarasının idareye bildirildiği tarih arasında geçecek süre için faiz işlemez. (2012 Değişikliği)

657 Sayılı DMK’nın 13. Maddesi

Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar.

 

Türk Ceza Kanunu m. 257/2

Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat, sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Mahkeme Kararlarına Uymama Halinde Müracaat Edilebilecek Hukuki Yollar

İdari yargı kararlarının uygulanmaması, gereğinin yerine getirilmemesi halinde idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

Yargı kararlarının yerine getirilmemesinden doğan sorumluluk, genel olarak hizmet kusuruna dayanmaktadır.

İdarenin kendi genel sorumluluğunu düzenleyen hizmet kusuru teorisinin ilkeleri, idari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan sorumluluğu da uygulanır.

İdari yargı kararlarının uygulanmaması, kesin hüküm ilkesine aykırılık teşkil eder. İdare kesin hükme uymak zorundadır.

            İptal kararlarının eksik ve geç uygulanması ağır hizmet kusurunu oluşturur; bu nedenle uğranılan zararların ilgili idarece tazmini gerekir.

Bununla birlikte, idarenin tazminat ödemesi idarenin uygulama yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Yargı kararlarını kasten yerine getirmeyen kamu görevlisi suç işlemiş sayılır. Yargı kararına yerine getirmemek, hem bir “iptal nedeni” hem de  “ağır bir hizmet kusuru” ve “kişisel bir kusur” dur.

Zira Anayasaya gereğince; yargı kararlarının uygulanmaması bir yana, geciktirilmesi bile yasaktır.

            Sorumluluk için ayrıca kin, garez, düşmanlık vb. duyguların varlığının ispatına gerek bulunmamaktadır. Zaten, kişisel kusurun saptanması için sayılan duyguların etkisi altında davranıldığının tespiti uygulamada büyük güçlükler doğurur.

Mahkeme kararlarını uygulama durumunda bulunan kamu görevlilerinin yasal kuralları bilmedikleri ileri sürülemez. Öyleyse; açık, kesin ve emredici yasa kurallarına bilerek aykırı davranış da kişisel kusur kabul edilmek gerekir.

Aksi bir görüşün kabulü halinde karar gereğini yerine getirmeyen görevlinin hukuki sorumluluğu ancak pek sınırlı durumlarda mümkün olabilecek ve böylece Danıştay kararlarının uygulanması olanağı hemen hemen ortadan kalkabilecektir.

 

Yargı Kararı Üzerine İlgililerin İdareye Müracaatı

İlgililerin, idari yargı yerlerince alınan bir kararın uygulanması istemiyle on yıllık zaman aşımı süresi içinde idareye başvurarak bu kararın uygulanmasını istemeleri, bu istemlerinin reddi üzerine 60 GÜN içinde dava açmaları mümkündür.

İlgililer, ilama dayanarak doğrudan dava açamayacaklardır. İlamların için öngörülen on yıllık zaman asimi içinde, önce idareye ilamın uygulanması için başvurması, dava açma süresi içinde idarece uygulanmaması halinde ise, dava açmaları gerekmektedir.

            İptal kararlarının uygulanmamasından dolayı açılan tazminat davası, kararı uygulamayan kamu görevlisi aleyhine açılıyorsa (ağır kişisel kusur-haksız fiil) sebebiyle görevli yargı yerleri adliye mahkemeleridir.

Yargı kararının uygulanmamasından doğan cezai sorumluluk “İhmal Suretiyle Görevi Kötüye Kullanma” suçunu oluşturmakta (TCK 257/2) ve bu suç görevle bağlantılı işlendiği için 4483 Sayılı Memur Muhakemat Kanunu’na göre yargılama izni gerekmektedir.

Dava, idare aleyhine açılıyorsa, görevli yargı yeri, Danıştay ve idare mahkemeleridir.

Uygulanmayan karar, Danıştay’ın verdiği bir karar ise, bu kararın uygulanmaması nedeniyle açılacak tazminat davaları da Danıştay’da görülecektir. Diğer hallerde idare mahkemelerinin görevine girmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TAM YARGI DAVALARI

 Tam Yargı Davasının Konusu

İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin talepler tam yargı davalarının konusudur.

Tam yargı davası niteliği itibariyle bir Tazminat Davasıdır.

Tam yargı davaları özel hukuktaki edim davası ile benzerlik taşımakta ve tam yargı davası sonrasında verilen karar ile, idari işlem ve eylemlerden doğan maddi ve manevi zararların davalı idarece tazmini söz konusu olmaktadır.

            Tam yargı davasında öne sürülen talebin, kişisel hakkında tazminine ilişkin olması, tam yargı davasını iptal davasından en önemli özelliktir.

Ayrıca iptal davaları sadece idari işlemlere karşı açılabilirken, tam yargı davaları idari işlem ve eylemlerden doğan zararlara karşı açılan bir davadır.

İptal davasında, iptal edilen işlemden faydalanan herkes bu sonuçtan faydalanmakta iken, tam yargı davasının sonucunda verilen tazminat kararından sadece bu davayı açan kimse faydalanır. Bu yönü itibariyle tam yargı davasının sonucu kişiseldir.

İdare bir davacının açmış olduğu tam yargı davası kapsamında mahkemenin tazminata hükmetmesiyle birlikte, aynı konumda olan ve fakat dava açmamış olan kişilere bu yönde bir ödeme yapabilmesi mümkün değildir. Çünkü idarenin görevlileri bu konuda yetkilendirilmemiştir.

 

Tam Yargı Davasında Dava Açma Ehliyeti

Tam yargı davası, idari işlem veya eylemlerden dolayı DOĞRUDAN KİŞİSEL HAKLARI ZARAR GÖRENLER (MUHTEL OLANLAR) tarafından açılabilen bir davadır.

Tam yargı davasında menfaatin muhtel olmasından maksat, bir kişisel hakkın zarar görmesi, bozulması, eksilmiş olması gerekmektedir.

İptal davaları bakımından, güncel ve meşru bir ilgi (menfaat) aranırken, tam yargı davasında kişisel bir hakkın zarara uğraması aranmaktadır.

            İdari hakim, açılmış olan tam yargı davası kapsamında dava konusu idari işlem veya eylemle davacı arasındaki menfaat ilişkisini değil; idari eylem veya işlem neticesinde davacının bir kişisel hakkının zarara (maddi veya manevi) uğrayıp uğramadığını araştırmaktadır.

 

Tam Yargı Davasında Davalı Olarak İdare

Tam yargı davalarında uğranılan zararların karşılanması talep edildiği için, idare talep edilen parayı ödebilecek bütçeye sahip olmalıdır. Bu sebeple tam yargı davaları, bakanlıklar  ve kamu tüzel kişileri hasım gösterilerek açılabilir.

Kamu tüzel kişiliği bulunmayan kurumların idari davalar kapsamında davalı ehliyeti (husumet) bulunmamasının hukuki bir gerekçesi de bu zorunluluktur.

Bireylerin zararlarını tazmin edebilmesi için davalı idarenin bunu ödeyebilecek güçte (bütçeden ödeme yapabilme yetkisi) olması gerekmektedir.

 

Tam Yargı Davasını Açmada Süre

İYUK tam yargı davalarında dava açma süresini, davanın idari işlem ya da idari eylemden kaynaklanıp kaynaklanmadığına göre iki başlık altında ele almaktadır.

İYUK m. 12:

“İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler.”

 

  1. İdari İşlemlerden Kaynaklanan Tam Yargı Davalarında Süre

İYUK’un 12. maddesinde idari işlemlerden kaynaklanan davalar için ayrı bir dava açma süresi düzenlememiş, genel dava açma süresine (60 Gün) atıf yapmıştır.

Buna göre, ilgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla, işlemin tebliğini izleyen günden itibarine 60 Günlük dava açma süresinde dava açabilirler.

Dava açmadan önce ilgililer, idareden hak ihlalilen yol açan işlemin kaldırılması, geri alınması veya değişitirlemesini üst makamdan eğer üst makam yok ise işlemi yapan makamdan isteyebilirler. (İYUK m. 12-son cümle)

Bu yönde bir başvuru işlemeye başlayan dava açma süresini durdurur ve süre idarenin açık veya zımni red cevabından itibaren işlemeye devam eder.

            İlgilinin önce iptal davası açarak, iptal davasının karara bağlanmasından sonra tam yargı davası açmayı tercih etmesi halinde, iptal davasıyla ilgili kararın tebliğinden itibaren 60 günlük sürede idareye başvurma hakkı saklıdır. İptal davasının neticesinin tebliğinden itibaren ilgililer zararlarının tazmini için idareye başvurabilirler.

İdari işlemden kaynaklanan zararın her zaman kesin ve belirlenebilir olmaması sebebiyle, ilgililerin önce işlemin iptalini dava ettikten sonra, kesinleşen zararlarının tazminini istemeleri daha uygun bir yoldur.

Örneğin, işyerinin süresiz kapatılması veya işyeri işletme ruhsatının iptal edilmesi gibi durumlarda işyerinin ne kadar süre kapalı kalacağı belli olmadığı için zararın tam olarak hesaplanması da mümkün değildir.

İdari yargıda tam yargı davası açılırken, MİKTAR GÖSTERMEK ZORUNLUDUR. Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir. (2013 Değişikliği)

İptal Davasının Reddedilmesinden Sonra Tam Yargı Davası Açılabilir Mi?

Tam yargı davası açabilmek için önceden açılan iptal davasının davacı lehine sonuçlanması şart değildir. İptal davasının reddedilmiş olması, idarenin sorumluluğunu kaldırmaz.

Eğer somut olayda idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğu söz konusu ise tam yargı davası açılabilir.

Örneğin, idare kaldırım üzerinde verdiği büfe ruhsatını halkın gelip geçmesini engellediği için iptal etmiş ise, bu durumda ruhsat iptali işlemine karşı açılan iptal davası reddedilecektir. Ancak bu olayda idare ruhsat vermemesi gereken yere ruhsat vermiş olduğu için idarenin tazminat sorumluluğu devam edecektir.

 

  1. İdari Eylemlerden Kaynaklanan Tam Yargı Davaları

Bir idari işlem veya bir idari sözleşmenin uygulanması durumunda olmayan, idarenin her türlü faaliyetinden veya hareketsiz kalmasından, araçlarının kullanımından, taşınır  ve taşınmaz mallarının veya tesislerinin işletilmesinden dolayı oluşan zararlar idari eylem sonucu oluşan zarar ve buna yol açan eylemler de idari eylem kavramı içerisinde kabul edilmektedir.

İYUK m. 13

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren 1 YIL ve her halde eylem tarihinden itibaren 5 YIL içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.

Görevli olmayan adli ve askeri yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görev yönünden reddi halinde sonradan idari yargı mercilerine açılacak davalarda, idareye başvurma şartı aranmaz.

 

İdari Eylemlerden Doğan Tam Yargı Davasının Ön Koşulu: ÖN KARAR

İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların, dava açmadan önce idareye başvurmaları zorunludur. Kanuna göre, idari eylemin öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde ve  her halde eylemin meydana gelmesinden itibaren 5 yıl içinde idareye zararların tazmini amacıyla başvurmak zorunludur. Bu yönde bir başvuru olmaksızın tam yargı davası açılamaz.

Bu başvurudan sonra idarenin red cevabı vermesi veya başvuruyu zımnen reddetmesi durumunda 60 günlük dava açma süresi içerisinde tam yargı davası açılabilir.

 

İdareye Başvuru Yapılmaksızın Dava Açılması

İdari eylemden doğan zararlarda, idareden ön karar almaksızın doğrudan doğruya tam yargı davası açılması durumunda mahkeme, İDARİ MERCİİ TECAVÜZÜ nedeniyle dilekçeyi ilgili idareye gönderir.

Bu durumda idare önce ilgiliye bir olumlu ya da olumsuz cevap verecek ondan sora ilgili tekrar dava açacaktır.

Bu kuralın istisnası olarak, ilgili ön karar almaksızın görevsiz yargı yerinde (adli yargı-askeri yargı) dava açmış ve davası görevsizlik yönünden reddedilmiş ise artık idare mahkemesi dilekçeyi idari merciye göndermez davayı görmeye başlar.

 

Ön Karar Şartının Amacı

Ön karar şartının amacı, idarenin talepten haberdar olması ve bu yönde olumlu ya da olumsuz bir karar vermesidir.

Bu sebeple görevsiz yargı yerinde açılan davanın görev yönünden reddinden sonra idare artık talepten haberdar  olduğu için idare mahkemesi idare merci tecavüzünün varlığını öne sürerek dilekçeyi davalı idareye gönderememektedir.

İdare, istenen tazminatı yargı kararı olmaksızın ödemekle yetkili kılınmamıştır. Sulhen çözümlenebilecek uyuşmazlıklar çok küçük miktarlarla sınırlandırıldığı için, zorunlu başvuru koşulu gerçekte anlamsız bir koşuldur  ve idareyi haberdar etmekten başkaca bir amaca da hizmet etmemektedir.

Türk idare sisteminde yetkisizlik asıl, yetki istisna olduğundan, bir merci kendi eylemlerinden doğan zararlar söz konusu olduğunda, tazminat talebini haklı bulsa dahi bu konuda her hangi bir ödeme yapamaz.

 

İdari Eylemlerden Kaynaklanan Zararlardan Doğan Tam Yargı Davalarında Sürenin Başlangıcı

İYUK un 13. maddesi uyarınca, idari eylemlerden doğan zararlar sebebiyle idareye yapılacak ön başvuru İDARİ EYLEMİN ÖĞRENİLDİĞİ andan itibaren başlamaktadır.

Danıştay’ın yerleşik içtihadına göre, eylem ile zarar arasında 1 yıldan fazla süre bulunması halinde, idareye başvurma süresi zararın öğrenilmesi anından itibaren başlamaktadır.

Örn. Yol yapım çalışmasından 2 yıl sonra evin temelinin çökmesi durumunda, idareye ön başvuru süresi yol yapım tarihinden (eylem) değil zararın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.

 

Tam Yargı Davasında Görev ve Yetkiye İlişkin Kurallar

Göreve ilişkin ön koşullar (İptal davası ile aynıdır)

Yetkiye ilişkin ön koşullar

İdari Yargılama Usulü Kanununun 36’ıncı maddesine göre, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı davalarında yetkili mahkeme, sırasıyla,

  • Zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili,
  • Zarar, bayındırlık ve ulaştırma gibi bir hizmetten veya idarenin herhangi bir eyleminden doğmuş ise, hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer,
  • Diğer hallerde davacının ikametgahının bulunduğu yer idare mahkemesidir.
  • İdari sözleşmelerde yetkili mahkeme idari sözleşmeyi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Vergi Davalarında Yetkili Mahkeme: Dava konusu işlemi yapan, dairenin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesidir.

Tam Yargı Davasının Sonucu

İdare mahkemisi davayı reddetmiş ise idare bakımından her hangi bir maddi ya da manevi zarar ödeme yükümlülüğü yoktur.

Yargılama giderleri ve vekalet ücreti davacı üzerinde kalır.

            İdare mahkemesi tam yargı davasını kısmen veya tamamen kabul etmiş ise idare maddi-manevi tazminatı kısmen veya tamamen ödemeye mahkum edilir.

İptal davasında yargın yetkisi hukuka aykırı olduğu iddia edilen işlemin iptali ile sınırlıdır. İdareye emir vermesi mümkün değildir. Ama sadece idarenin ne yönde haraket etmesi gerektiği konusunda yol gösterebilir. İptal davasının aksine, tam yargı davasında ise yargıcın yetkisi çok daha fazladır. İdarenin haksızlığın ne şekilde gidermesini açıkça belirtme yetkisine sahiptir.

            Tam yargı davası yargıcının eğer haksızlığın giderilmesi tazminatı gerektiriyorsa idareye bu tazminatı kişiye ödeyeceksin demesi mümkündür

Dava kabul edilirse mahkeme haksızlığın giderilmesine karar verir. Karar idarece nasıl yerine getirilir? Kararın yerine getirilmesinde yani belli bir miktar içeren tam yergı davası kararının bir başka deyişle tazminat içeren kararın yerine getirilmesi genel hükümlere göre olur. Eğer idare mahkeme kararını yerine getirmezse kararın yerine getirilmesi için icra dairesine başvurmak gerekir.

            Bu durumda icra dairesi haciz dışında kalan yolları kullanır. Çünkü kamu malları haciz edilemez. Yargıtayın içtihadına göre de kamu hizmetine tahsis edilmiş belediye alacakları haciz edilemez.

2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu Madde 82:

Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar haczolunamaz.

İDARİ YARGIDA İPTAL VE TAM YARGI DAVALARININ İNCELENMESİ USULÜ

  1. Dava Açılması

İdari yargıda hem iptal hem de tam yargı davası bir dilekçe ile  açılır. Davacı dilekçesinde:

Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları veya unvanları ve adresleri

Davanın konu ve sebepleri ile dayandığı deliller,

Davaya konu olan idari işlemin yazılı bildirim tarihi,

Vergi, resim, harç, benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarına ilişkin davalarla tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktar,

Vergi davalarında davanın ilgili bulunduğu verginin veya vergi cezasının nevi ve yılı, tebliğ edilen ihbarnamenin tarihi ve numarası ve varsa mükellef hesap numarası,Gösterilir.

 Dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örnekleri dava dilekçesine eklenir. Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur.

Dava Dilekçelerinin Verilebileceği Yerler

Dava dilekçeleri, görevli ve yetkili, Danıştay veya İdare ve Vergi Mahkemesi Başkanlıklarına verilir. Bu mahkemelerin bulunduğu yer dışında dava açılıyor ise, bu mahkemelere gönderilmek üzere İdare ve Vergi Mahkemelerine; İdare ve Vergi Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi hâkimliklerine veya yabancı ülkelerdeki Türk Konsolosluklarına verilebilir.

 

Dilekçelerin Mahkeme Tarafından Alınması Usulü

Danıştay, idare mahkemesi ve vergi mahkemesi başkanlıklarına veya diğer yerlere verilen dilekçelerin harç ve posta ücretleri alındıktan sonra deftere derhal kayıtları yapılarak kayıt tarih ve sayısı dilekçenin üzerine yazılır. Dava bu kaydın yapıldığı tarihte açılmış sayılır.

Davacılara, kayıt tarih ve sayısını gösteren imzalı ve mühürlü, pulsuz bir alındı kağıdı verilir.

            Görevli ve yetkili mahkeme dışında bir mahkemeye (diğer yerler) verilen dilekçeler, en geç 3 gün içinde Danıştay veya ait olduğu mahkeme başkanlığına taahhütlü olarak gönderilir.

 

Harç Yatırılmadan veya Eksik Yatırılarak Dava Açılması

Herhangi bir sebeple harcı veya posta ücreti verilmeden veya eksik harç veya posta ücreti ile dava açılmış olması halinde, 30 Gün içinde harcın ve posta ücretinin verilmesi ve tamamlanması hususu daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hakimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur.  

Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Harç veya posta ücreti süresi içinde verilmez veya tamamlanmazsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.

 

Dava Sırasında Posta Giderlerinin Azalması

Dava açıldıktan sonra posta ücretinde tebliğ işlemlerinin yapılmasını engelleyecek şekilde azalma olması halinde, 30 Gün içinde posta ücretinin tamamlanması daire başkanı veya görevlendireceği tetkik hâkimi, mahkeme başkanı veya hakim tarafından ilgiliye tebliğ olunur.

Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır.

Posta ücreti süresi içinde tamamlanmazsa dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.

Bu kararın tebliği tarihinden başlayarak üç ay içinde, noksanı tamamlanmak suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilir ve davacıya tebliğ olunur.

DİLEKÇELER ÜZERİNDE İLK İNCELEME

Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:

  • Görev ve yetki,
  • İdari merci tecavüzü,
  • Ehliyet,
  • İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,
  • Süre aşımı,

–     Husumet,

–   Dilekçenin usulüne uygun olup  olmadığı (davacının adı soyadı miktar vs. birlikte dava açılıp açılmadığı gibi) yönlerinden sırasıyla incelenir.

  1. Görev ve Yetki

İdari yargı mercilerine sunulan dilekçeler öncelikle açılan davarının idari yargı düzeni içerisinde açılması gereken bir dava olup olmadığı ve yetkili mahkemede açılıp açılmadığı yönünden incelenir.

İdari yargıda hem görev hem de yetki kamu düzenine ilişkin olduğundan ilk incelenecek husus görev ve yetkidir.

Bu incelem sonucunda açılan davanın başka bir yargı düzeni içinde bulunan mahkemelerde açılması gerektiği yani “adli veya askeri yargının görevli olduğu” anlaşılır ise, mahkeme görevsizlik nedeniyle DAVANIN REDDİNE KARAR VERİR.

            İdari yargının görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan bir mahkemede açılan davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya yetkili mahkeme gönderilmesine karar  verilir.

Bu gönderme kararı kesindir. Dava dosyasının idari yargı kolundaki başka bir mahkemeye gönderilmesine ilişkin karara karşı kanun yoluna (temyiz veya itiraz) başvurulamaz.

Eğer dosya kendisine gelen yargı mercii de kendisini görevsiz veya yetkisiz görür ise, bu mahkemeler  aynı bölge idare mahkemesi bölgesinde ise Bölge İdare Mahkemesi; farklı bölge idare mahkemeleri kapsamında ise DANIŞTAY görevli veya yetkili MERCİİ TAYİN EDER. (İYUK m. 44)

 

  1. İdari Merci Tecavüzü

Dava açılmazdan önce idareye başvurmak zorunluluğu olan hallerde bu başvuru yapılmaksızın dava açılmış ise idari merci tecavüzü vardır.

İdari eylemlerden doğan tam yargı davalarında bu durum söz konusu olmaktadır.

Bu halde mahkeme dava dilekçesinin, ilgili idareye gönderilmesine karar  verir. Bu halde mahkemeye başvurma tarihi idareye başvurma tarihi olarak kabul edilir. (Tam yargı davalarındaki 1 ve 5 yıllık süre mahkemeye başvuru tarihine göre hesaplanır.)

 

  1. Ehliyet

İptal davalarında davacının ihlal edilen bir menfaatin; tam yargı davalarında ise ihlal edilen bir hakkın olup olmadığı bu aşamada incelenir. Eğer  ihlal edilen bir hak ya da menfaat yok ise dava EHLİYET YÖNÜNDEN REDDEDİLİR.

Ancak ehliyetli  olan kişinin avukat olmayan bir vekili aracılığıyla dava açması halinde, 30 Gün içinde bizzat ya da avukat aracılığıyla dava açması için dava dilekçesinin reddine karar verilir.

 

  1. İdari Davaya Konu Olacak Kesin ve Yürütülmesi Gereken Bir İşlem Olup Olmadığı

Bir idari işleme karşı dava açabilmek için, o işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olması gerekmektedir. Kesin olmayan bir işleme karşı açılacak dava, işlemin kesinleşmemesi halinde konusuz kalacaktır.

Yürütülmesi zorunlu olmayan işlemler ise, ilgililerin hak ve menfaatlerini etkilemeyeceği için, dava açılması anlamsızdır.

Yargının gereksiz meşgul edilmemesi için, ilk inceleme aşamasında ortada dava konusu edilebilir bir işlem olup olmadığına bakılmakta; eğer dava konusu edilebilir bir işlem yok ise dava REDDEDİLMEKTEDİR.

  1. Süre Aşımı

İlk inceleme sırasıda davanın süresinde açılmadığı, dava  açmak için gereken sürenin geçirilmiş olduğu tespit edilmiş ise, dava bu aşamada reddedilir.

Bu süre idari işlemlere karşı 60 Gün, Vergiden kaynaklanan uyuşmazlıklar için 30 gün, Tam yargı davaları için (işlem ve eylemlerden doğan) 60 Gündür.

Bu sürelerin geçrilmesi halinde dava, henüz başlangıçta ilk inceleme aşamasında reddedilir. Sürenin eski hale getirilmesi mümkün olmadığında bu dava bir daha açılamaz.

  1. Husumet

Açılan davada, hangi idari makamın hasım olarak gösterildiği, ilk inceleme aşamasında incelenmektedir.

Eğer mahkeme, davanın yanlış hasma açıldığı, yani davalı idarenin  yanlış  gösterildiği kanaatine ulaşırsa, dava dilekçesini kendi belirlediği idareye (doğru hasma) gönderir.

Dava dilekçesinde davalı idare hiç belirtilmemiş ise, bu durumda da mahkeme davalı idareyi belirlemek ve bu hasım üzerinden yargılamaya başlamak zorundadır.

Husumetin düzeltilmesi/belirlenmesi kararlarına karşı her hangi bir kanun yoluna başvurmak mümkün değildir, bu kararlar kesindir.

  1. Dilekçelerde Eksiklik Olup Olmadığı

Dava dilekçesinde bulunması gereken hususlar (ad soyad, TC. Kimlik No., deliller, varsa avukatın adı soyadı, işlemin bildirim tarihi, uyuşmazlık konusu miktar  vs.) eksik ise, mahkeme, 30 gün içinde eksikliklerin giderilmesi için Dava DİLEKÇESİNİN REDDİNE karar verir.

Eksiklikler 30 gün içinde giderilmiş ise, davaya devam olunur. Eksiklikler giderilmeden açılan dava REDDEDİLİR.

 

  1. Tek Dilekçeyle Birden Fazla İşleme Karşı Dava Açılıp Açılamayacağı- Birden Fazla Kişinin Ortak Dilekçeyle Dava Açıp Açamayacağı

İYUK’un 14. maddesine  göre, ilk incelemede son olarak aynı dilekçe ile birden fazla işleme karşı dava açılmış olması halinde, bunun mümkün olup olamayacağı; fazla kişinin ortak dilekçeyle dava açması durumunda da ortak dilekçeyle dava  açılabilecek bir işlemin söz konusu olup  olmadığına bakılır.

Dilekçenin bu yönlerden kanuna aykırı olduğu sonucuna varır ise, 30 gün içinde kanuna uygun şekilde dava açılması için dilekçe reddedilir.

30 Günlük sürenin sonunda aynı yanlışlık tekrar edilir ise davanın reddine karar  verilir.

İdari Yargıda Dilekçelerin Taraflara Tebliği

Dava dilekçelerinin ve eklerinin birer örneği davalıya, davalının vereceği savunma davacıya tebliğ olunur.

Davacının ikinci dilekçesi davalıya, davalının vereceği ikinci savunma da davacıya tebliğ edilir. Davacı ikinci ikinci savunmaya karşı  cevap veremez.

Ancak, davalının ikinci savunmasında, davacının cevaplandırmasını gerektiren hususlar bulunduğu, davanın görülmesi sırasında anlaşılırsa, davacıya cevap vermesi için bir süre verilir.

            Taraflar, yapılacak tebliğlere karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde cevap verebilirler.

Bu süre, ancak haklı sebeplerin bulunması halinde, taraflardan birinin isteği üzerine görevli mahkeme kararı ile otuz günü geçmemek ve bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.

Uzatma talebi 30 günlük yasal süre içerisinde olmalıdır. Yasal sürenin geçmesinden sonra yapılan uzatma talepleri kabul edilmez.

Taraflar, sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler. (İddia ve Savunmanın Genişletilmesi Yasağı)

 

İDARİ YARGIDA DURUŞMA

Danıştay ile idare ve vergi mahkemelerinde açılan iptal ve (Değişik ibare: 02/07/2012-6352 S.K./55.md.) yirmibeşbin Türk Lirasını aşan tam yargı davaları ile tarh edilen vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezaları toplamı (Değişik ibare: 02/07/2012-6352 S.K./55.md.) yirmibeşbin Türk Lirasını aşan vergi davalarında, taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılır.

Temyiz ve itirazlarda duruşma yapılması tarafların istemine ve Danıştay veya ilgili bölge idare mahkemesi kararına bağlıdır. (Tarafların talebi yeterli değil, mahkemenin de uygun görmesi gerekmektedir)

Duruşma talebi, dava dilekçesi ile cevap ve savunmalarda yapılabilir.

Danıştay, mahkeme ve hâkim de her hangi şarta bağlı olmaksızın kendiliğinden de duruşma yapılmasına karar verebilir.

Duruşma davetiyeleri duruşma gününden en az 30 GÜN önce taraflara gönderilir.

 

Duruşmanın Yapılması

Duruşmalar açık olarak yapılır.

Genel ahlakın veya kamu güvenliğinin gerekli kıldığı hallerde, görevli daire veya mahkemenin kararı ile, duruşmanın bir kısmı veya tamamı gizli olarak yapılır.

Duruşmaları başkan yönetir.

Duruşmalarda taraflara ikişer defa söz verilir. Taraflardan yalnız biri gelirse onun açıklamaları dinlenir; hiç biri gelmezse duruşma açılmaz, inceleme evrak üzerinde yapılır.

             Danıştayda görülen davaların duruşmalarında savcının bulunması şarttır. Taraflar dinlendikten sonra savcı yazılı düşüncesini açıklar. Bundan sonra taraflara son olarak ne diyecekleri sorulur ve duruşmaya son verilir.

Duruşmalı işlerde savcılar, keşif, bilirkişi incelemesi veya delil tespiti yapılmasını yahut işlem dosyasının getirtilmesini istedikleri takdirde, bu istekleri görevli daire veya kurul tarafından kabul edilmezse, işin esası hakkında ayrıca yazılı olarak düşünce bildirirler.

 

Duruşmalı İşlerde Karar

Duruşma yapıldıktan sonra en geç 15 GÜN içinde karar verilir.

Ara kararı verilen hallerde, bu kararın yerine getirilmesi üzerine, dosyalar öncelikle incelenir.

Dava Dosyasının İncelenmesi

Danıştay ile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her  çeşit incelemeleri kendiliklerinden yaparlar. (RE’SEN ARAŞTIRMA İLKESİ)

Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler.

Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.

Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.

            Ancak, istenen bilgi ve belgeler Devletin güvenliğine veya yüksek menfaatlerine veya Devletin güvenliği ve yüksek menfaatleriyle birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan veya ilgili bakan, gerekçesini bildirmek suretiyle, söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir.

Verilmeyen bilgi ve belgelere dayanılarak ileri sürülen savunmaya göre karar verilemez.

 

Sonradan Mahkemeye İbraz Olunan Belgeler

Dilekçeler ve savunmalarla birlikte verilmeyen belgeler, bunların vaktinde ibraz edilmelerine imkan bulunmadığına mahkemece kanaat getirilirse, kabul ve diğer tarafa tebliğ edilir.

Bu belgeler duruşmada ibraz edilir ve diğer taraf cevabını hemen verebileceğini beyan eder  veya cevap vermeye lüzum görmezse, ayrıca tebliğ edilmez.

 

KARAR

Mahkeme Kararında:

  • Tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları yahut unvanları ve adresleri.
  • Davacının ileri sürdüğü olayların ve dayandığı hukuki sebeplerin özeti istem sonucu ile davalının savunmasının özeti,
  • Danıştayda görülen davalarda tetkik hakimi ve savcının ad ve soyadları ile düşünceleri,

Duruşmalı davalarda duruşma yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise hazır bulunan taraflar ve vekil veya temsilcilerinin ad ve soyadları,

  • Kararın dayandığı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm:tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı,
  • Yargılama giderleri ve hangi tarafa yükletildiği,
  • Kararın tarihi ve oybirliği ile mi, oyçokluğu ile mi verildiği,

–   Kararı veren mahkeme başkan ve üyelerinin veya hakiminin ad ve soyadları ve imzaları ve varsa karşı oyları,

–   Kararı veren dairenin veya mahkemenin adı ve dosyanın esas ve karar numarası, belirtilir.

 

İPTAL DAVASI ve TAM YARGI DAVASINDA VERİLEN KARARIN SONUÇLARI

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez. Ancak, haciz veya ihtiyati haciz uygulamaları ile ilgili davalarda verilen kararlar hakkında, bu kararların kesinleşmesinden sonra idarece işlem tesis edilir.

            Tam yargı davaları hakkındaki kararlardan belli bir miktarı içerenler genel hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.

Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemde bulunulmayan hallerde idare  aleyhine Danıştay  ve ilgili idari mahkemede maddi ve manevi tazminat davası açılabilir.

            Vergi uyuşmazlıklarına ilişkin mahkeme kararlarının idareye tebliğinden sonra bu kararlara göre tespit edilecek vergi, resim, harçlar ve benzeri mali yükümler ile zam ve cezaların miktarı ilgili idarece mükellefe bildirilir.

Tazminat ve vergi davalarında kararın idareye tebliğinden itibaren infazın gecikmesi sebebiyle idarece kanuni gecikme faizi ödenir.

 

DAVANIN TARAFLARININ KİŞİLİK VEYA NİTELİKLERİNDE DEĞİŞİKLİK

Dava esnasında ölüm veya herhangi bir sebeple tarafların kişilik veya niteliğinde değişiklik olursa, davayı takip hakkı kendisine geçenin başvurmasına kadar; gerçek kişilerden olan tarafın ölümü halinde, idarenin mirasçılar aleyhine takibi yenilemesine kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına ilgili mahkemece karar verilir.

4 AY içinde yenileme dilekçesi verilmemiş ise, varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

            Yalnız öleni ilgilendiren davalara ait dilekçeler iptal edilir. (DİLEKÇE İPTALİ)

            Davacının gösterdiği adrese tebligat yapılamaması halinde, yeni adresin bildirilmesine kadar dava dosyası işlemden kaldırılır ve varsa yürütmenin durdurulması kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.

Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak 1 YIL  içinde yeni adres bildirilmek suretiyle yeniden işleme konulması istenmediği takdirde, davanın açılmamış sayılmasına karar verilir.

 

İYUK’ta HUMK HÜKÜMLERİNİN UYGULANABİLECEĞİ HALLER

İYUK’ta hüküm bulunmayan hususlarda;

  • Hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi,
  • Ehhliyet,
  • Üçüncü şahısların davaya katılması,
  • Davanın ihbarı,
  • Tarafların vekilleri, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde
  • Duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler ile ELEKTRONİK İŞLEMLERDE (2012 Değişikliği) Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır.

Ancak, davanın ihbarı ve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakim tarafından re’sen yapılır.

HUMK hükümlerinin uygulanacağı haller SINIRLI BİR BİÇİMDE SAYILMIŞTIR. Bu sayılanlar dışında HUMK hükümleri uygulanmaz.

             İYUK’ta mahkemeler tanık dinleme yetkisi verilmemiştir.

Ayrıca İYUK’ta sürelere ilişkin olarak münhasır hükümler bulunduğundan süre konusunda da HUMK hükümleri uygulanmaz.

İDARİ YARGIDA KANUN YOLLARI

 Kanun Yolu Muhakemesi

Kanun yolları, veya İdari Yargılama Usulü Kanununun da kullanılan deyimlerle kararlara karşı başvuru yolları, yanlış/hukuka aykırı olduğu iddia edilen mahkeme kararının yeniden incelenmesi ve değiştirilmesi amacıyla davanın taraflarına tanınan başvuru yollarıdır.

Olağan kanun yolları, henüz kesinleşMEMİŞ hükümlere karşı; olağanüstü kanun yolları ise kesinleşmiş hükümlere  karşı gidilen bir yoldur.

İdari yargıda olağan kanun yoları; itiraz, temyiz ve karar düzeltme olmak üzere üç tanedir.

Olağanüstü kanun yolu ise, kanun yararına bozma ve yargılamanın yenilenmesidir.

 

  1. OLAĞAN KANUN YOLLARI

Olağan kanun yolu mahkemelerce verilen “nihai” kararların kesinleşmesine engel olan kanun yollarıdır.

İtiraz

İtiraz mercii, itiraza konu olan kararı veren mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki Bölge  İdare  Mahkemesidir. Süre 30 GÜNDÜR.

 

İtiraz Yoluna Başvurulabilecek Kararlar (2012 DEĞİŞİKLİĞİ)

– Birinci Grup Kararlar: Tek Hakimle Verilen Kararlar

– İkinci grup Kararlar: (Heyet Halinde Verilmiş Olsa Dahi Aşağıdaki Kararlara Karşı Ancak İtiraz Yoluna Başvurulabilir)

            İTİRAZ MERCİİ OLARAK B.İ.M.

İdare Mahkemeleri tarafından, TEK HÂKİMLE verilen bütün kararlara karşı ve KURUL HALİNDE VERİLEN AŞAĞIDA YAZILI KARARLARA KARŞI İTİRAZ MERCİİDİR.

 

İdare Mahkemeleri Tarafından Kurul Halinde Verilip de B.İ.M. e İtirazı Kabil Olan Kararlar

İdare ve vergi mahkemelerinin;

  1. a) İlk ve orta öğretim öğrencilerinin sınıf geçme, not tespiti, kayıt, nakil, ilişik kesme ve disiplin cezalarına ilişkin işlemler ile yükseköğretim öğrencilerinin sınıf geçme ve notlarının tespitine ilişkin işlemlerden,
  2. b) Valilik, kaymakamlık ve yerel yönetimler ile bakanlıkların ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının taşra teşkilâtındaki yetkili organları tarafından kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, ikinci görev, vekaleten atama, görev ve unvan değişikliği içermeyen il içi naklen atama, görevden uzaklaştırma, yolluk, lojman ve izinlerine ilişkin idari işlemlerden,
  3. c) Kamu görevlilerine uyarma ve kınama cezası verilmesine ilişkin işlemlerden,
  4. d) Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği mesleki faaliyeti sona erdirmeyen her türlü disiplin ve sınav işlemlerinden,
  5. e) Asker ailelerine yardım ile ilgili işlemlerden,
  6. f) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından,
  7. g) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile 29/5/1986 tarihli ve 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Kanunu gereğince kamu kurum ve kuruluşları tarafından sosyal yardım amacıyla bağlanan aylık ve yapılan sosyal yardımlarla ilgili uygulamalardan,
  8. h) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından,

            ı) 9/10/2003 tarihli ve 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun uygulanmasından, kaynaklanan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verdikleri nihaî kararlar ile tek hâkimle verilen nihaî kararlara, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi mahkemelerin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine itiraz edilebilir.

BİM’e İtiraz Süresi ve İtiraz Üzerine Verilen Karar

İdare ve vergi mahkemelerinin yukarıdaki fıkra uyarınca verdikleri nihaî kararlara karşı itiraz süresi, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 30 gündür.

Bölge idare mahkemesinin kararları kesindir; bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.

            İtiraza konu edilen kararı veren ya da karara katılan hâkim, aynı davanın itiraz yoluyla bölge idare mahkemesince incelenmesinde bulunamaz.

Bu sayılanlar dışında, idare mahkemeleri tarafından KURUL HALİNDE VERİLEN KARARLARA KARŞI DANIŞTAY DA 30 GÜN İÇİNDE TEMYİZ YOLUNA MÜRACAAT EDİLEBİLİR.

  1. Temyiz

Temyiz, idare ve vergi mahkemelerinin ve ilk derece mahkemesi olarak Danıştay dava dairelerinin verdiği nihai kararların hukuka uygunluğunun denetlendiği bir kanun yoludur.

İdari yargıda temyiz mercii Danıştay’dır.

İlk derece mahkemelerinin verdikleri nihai kararları temyiz edilebilir. Nihai karar, davayı sona erdiren kararlardır.

Yargılama sırasında verilen “ara kararları”, nihai karar değildir; bunlar tek başlarına değil; ancak nihai kararla birlikte temyiz edilebilir.

Temyiz süresi 30 gündür.

Temyiz dilekçesi, Danıştay’a değil kararı temyiz edilen mahkemeye verilir. Bu mahkeme dilekçeyi Danıştay’a gönderir.

 

Danıştay’ın Temyiz Sonucunda Verilen Kararlar

Onama Kararı: Danıştay dairesi, onama kararı vermiş ise, idare mahkemesinin kararı kesimleşmiş olur. Hukuki uyuşmazlık artık sona ermiştir.

Bozma Kararı:

Temyiz incelemesi sonunda Danıştay:

  • Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
  • Hukuka aykırı karar verilmesi,
  • Usul hükümlerine uyulmamış olunması, sebepleri var ise incelenen kararı bozar.

Temyiz incelenmesi sonunda karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise kararın düzeltilerek onanmasına karar verilir

İdare/Vergi Mahkemesi’nin Bozma Kararı Sonrasında Durumu

Uyma Kararı: İdare mahkemesi Danıştay dairesinin bozma kararına uyarsa, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsa gerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir (İYUK, m.48/3).

Direnme (Israr) Kararı: İdare mahkemesi, kendi kararının doğru, Danıştay dairesinin kararının yanlış olduğunu düşünüyorsa, Danıştay dairesinin bozma kararına uymayarak kendi eski kararında ısrar edebilir.

İdare mahkemesinin bu ısrar kararı ilgili tarafça temyiz edilmezse, idare mahkemesinin ilk kararı kesinleşmiş olur.

Bu ısrar kararı temyiz edilirse, dosya tekrar Danıştaya gönderilir. Ancak bu kez, Danıştay dairesi tarafından değil, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından incelenir (Vergi mahkemesinin kararı söz konusuysa Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından incelenir).

            Israr kararı üzerine, İdari/Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu dosyayı inceler. İdare mahkemesini haklı bulur ise, bu takdirde idare mahkemesinin kararını onar  ve böylece idare mahkemesinin kararı kesinleşmiş olur.

Eğer İdari/Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu, idare mahkemesinin kararını haksız, Danıştay dairesinin bozma kararını doğru bulursa, idare mahkemesinin kararını bozar.

İdari/Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu kararları uyulması zorunlu kararlardır.

Artık bu karara karşı idare mahkemesi ve Danıştay dairesi direnemez. Uyuşmazlık bu şekilde kesin olarak çözümlenmiş olur.

 

Danıştay’ın İlk Derece Mahkemesi Olarak Baktığı Davalar Bakımından Temyiz İncelemesi

Danıştay idari dava dairelerinden birinin ilk derece mahkemesi olarak verdiği kararın temyiz incelenmesi, Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu tarafından yapılır.

İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, daire kararını onar veya bozar. Kararı onarsa, dava dairesinin kararı kesinleşmiş olur. Bozarsa, dosya daireye geri gelir.

Daire bozma kararına uymak zorundadır; Bu karara karşı kendi kararında ısrar edemez.

  1. Karar Düzeltme Yolu

Karar düzeltme, temyiz veya itiraz mercii tarafından verilen nihai kararın henüz kesinleşmeden aynı mahkeme tarafından tekrar gözden geçirilmesini sağlayan bir yoldur.

Bu usulde, önceden verilmiş bir mahkeme kararı, bu kararı vermiş olan mahkeme tarafından belli nedenlerle gözden geçirilmektedir.Karar düzeltme isteminde sadece davanın tarafları bulunabilir.

Karar düzeltme süresi, kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 GÜN dür.

Karar Düzeltme İstenebilecek Haller:

Karar düzeltme nedenleri İdari Yargılama Usulü Kanununun 54’üncü maddesinde şu şekilde sayılmıştır:

-Kararın esasına etkisi olan iddia ve itirazların, kararda karşılanmamış olması,

– Bir kararda birbirine aykırı hükümler bulunması,

– Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması,

– Hükmün esasını etkileyen belgelerde hile ve sahtekarlığın ortaya çıkmış olması.

Danıştay dava daireleri ve İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurulları ile bölge idare mahkemeleri, kararın düzeltilmesi isteminde ileri sürülen sebeplerle bağlıdırlar.

 

  1. OLAĞANÜSTÜ KANUN YOLLARI

Kesinleşmiş kararlara karşı müracaat edilebilecek kanun yollarıdır.

Olağanüstü kanun yolu iki tanedir:

  1. Kanun Yararına Bozma
  2. Yargılamanın Yenilenmesi
  3. Kanun Yararına Bozma

Bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştayca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Danıştay Başsavcı’sı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.

Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmaz.

Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete’de yayımlanır.

 

 

  1. Yargılamanın Yenilenmesi (İadei Muhakeme)

Yargılanmanın Yenilenmesi Nedenleri: Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinden verilen kararlar hakkında, aşağıdaki sebepler dolayısıyla yargılamanın yenilenmesi istenebilir.

  • Zorlayıcı sebepler dolayısıyla veya lehine karar verilen tarafın eyleminden doğan bir sebeple elde edilemeyen bir belgenin kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması, (60 GÜN içinde)
  • Karara esas olarak alınan belgenin, sahteliğine hükmedilmiş veya sahte olduğu mahkeme veya resmi bir makam huzurunda ikrar olunmuş veya sahtelik hakkındaki hüküm karardan evvel verilmiş olup da, yargılamanın yenilenmesini isteyen kimsenin karar zamanında bundan haberi bulunmamış olması, (60 GÜN içinde)
  • Karara esas olarak alınan bir ilam hükmünün, kesinleşen bir mahkeme kararıyla bozularak ortadan kalkması, (60 GÜN içinde)
  • Bilirkişinin kasıtla gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun mahkeme kararıyla belirlenmesi, (60GÜN içinde)
  • Lehine karar verilen tarafın, karara etkisi olan bir hile kullanmış olması, (60 GÜN içinde)
  • Vekil veya kanuni temsilci olmayan kimseler ile davanın görülüp karara bağlanmış bulunması, (60 GÜN içinde)
  • Çekinmeye mecbur olan başkan, üye veya hakimin katılmasıyla karar verilmiş olması, (60 GÜN içinde)
  • Tarafları, konusu ve sebebi aynı olan bir dava hakkında verilen karara aykırı yeni bir kararın verilmesine neden olabilecek kanuni bir dayanak yokken, aynı mahkeme yahut başka bir mahkeme tarafından önceki ilamın hükmüne aykırı bir karar verilmiş bulunması. (10 YIL içinde)
  • Hükmün, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması. (1 YIL içinde)

Yargılamanın yenilenmesi istekleri esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır.

Başvuru yetkisi asıl davanın taraflarına aittir. İlgili taraf sebebin gerçekleştiği tarihi izleyen günden başlatılarak 60 gün içinde kararı veren asıl mahkemeye bir dilekçeyle başvurarak yargılanmanın yenilenmesini istemelidir.

Bu istek,  esas kararı vermiş olan mahkemece karara bağlanır (İYUK, m.53/2). Mahkeme yukarıda sayılan yenilenme sebeplerinden birisi varsa, yargılanmanın yenilenmesine karar verir ve tekrar yargılama yapar. Mahkemenin kararına karşı DANIŞTAY’da temyiz yolu açıktır.

[1] 2879 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Teşkilat Kanunu’nun 2. Maddesine göre, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğinin kuruluşu teşkilatı, çalışma esasları ve personel atama işlemleri Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenir. Ancak aynı kanunun 3. Maddesine göre, Cumhurbaşkanlığı bütçesi genel bütçeye dahildir. İta amiri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteridir. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği personeli ise, istisnai memur statüsündedir (m. 4)

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM