logo

1.

Klasik iktisatçılar 1929 yılında gerçekleşen büyük buhranın nedenini aşağıdakilerden
hangisi ile açıklamıştır?

Doğru Cevap: "B" Reel ücretlerin yüksek olması
Soru Açıklaması

1929 Büyük Dünya Buhranı (Kara Perşembe) ABD ekonomisinde yaşanan gelişmelerin
küresel boyutta tüm dünya ekonomisinde üretim, istihdam ve ticaret
hacmi üzerinde olumsuz etkisidir.
1929 Buhranının bir takım göstergeleri:
- 1929’da ABD’de işsiz sayısı 1,5 milyon iken, 1933 yılında 13 milyona yükselmiştir.
- 1929’da ABD GSMH’sı 103 milyar dolar iken, 1933’te 55 milyar dolara düşmüştür.
- 24 Ekim 1929’da ABD borsası çökmüş bir anda 4,2 milyar $ yok olmuştur.
- 4.000’den fazla banka batmış, insanlar bankalardan paralarını çekmek istemişler
ve binlerce insanın mal varlığı bir anda yok olmuştur.
- Hem mal fiyatları hem de hammadde fiyatları düşmüştür (% 50 civarında)
- Dünya Sanayi Üretimi % 35 - % 40 arasında azalmıştır.
- Dünya Ticareti % 55 - % 80 oranında azalmıştır.
1929 Büyük Dünya Buhranının nedeni ise çeşitli iktisat okullarına şu şekilde
açıklanır:
KLASİK İKTİSAT → Reel ücretlerin yüksek olmasıdır. Yanıt B seçeneğidir.
KEYNESYEN İKTİSAT → Efektif (Toplam) talep yetersizliğidir.
MONETARİST İKTİSAT → Para arzının zamanında gerektiği kadar artırılmamasıdır.
YENİ KLASİK OKUL → Ekonomik birimlerin beklentilerinin olumsuz yönde
değişmesidir.

2.

1950’li yıllarda WillamBaumol ve James Tobin tarafından ileri sürülen ve “Boumol– Tobin Modeli” olarak bilinen para talebi teorilerinden “İşlem Teorisi”, paranın hangi fonksiyonunu ön plana çıkartmıştır?

Doğru Cevap: "A" Mübadele aracı olma fonksiyonu
Soru Açıklaması

2013-GUY


Baumol ve Tobin, Keynesin para talebi teorisini geliştirmişlerdir. Teorilerini geliştirirken varsayımsal bir birey kullanmışlar (hipotetik), bireyin işlem, ihtiyat ve spekülatif para talebini incelemişlerdir.
Baumol ve Tobine göre, işlem ve ihtiyat amaçlı para talebi hem gelirin hem de faizin bir fonksiyonudur.
Baumol ve Tobinin örneğinden hareketle; Birey her ay 1.000 TL gelir elde et-sin bu durumda yıllık geliri 12.000 TL olacaktır. İşlem amaçlı para talebi faiz ora-nından etkilenmediği durumda paranın dolaşım hızı bu durumda 12.000 / 12 = 12 olacaktır.
Birey her ay elde ettiği 1.000 TL’lik gelirinin 500 TL’si ile tahvil alsın. İşlemle-rinde kullanmak amacıyla da 500 TL’lik kalan gelirini cebinde tutsun. Ayın orta-sında gelindiğinde ise cebinde para kalmayacağında aldığı 500 TL’lik tahvili sata-cak ve ayın geri kalanında işlemlerini gerçekleştirecektir. Bu durumda bireyin or-talama para talebi; 500 / 2 = 250 TL olacak ve paranın dolaşım hızı da; 12.000 / 250 = 48 olacaktır. Görüldüğü gibi işlem amaçlı para talebi faiz oranında etkilen-diği için paranın dolaşım hızı da artacaktır.
Ancak birey bu işlemi yaparken tahvil alım-satım maliyetini göz önünde bu-lundurur. Birey 15 gün tahvil almanın ya da bankada para bulundurmanın fayda-sını, tahvil satmanın maliyeti ya da bankadan para çekmeye gitmenin zahmeti ve komisyon ücretine eşitlediğinde optimum elinde tutması gereken para miktarını tespit etmiş olur. Modelde elde tutulan paranın fırsat maliyeti kaybedilen faiz geliridir ve işlem amaçlı para talebi fonksiyonu; MD= 2n
Baumol ve Tobin, Keynesin Spekülatif para talebi teorisini de geliştirmişler ve spekülatif para talebi sadece faiz oranından değil aynı zamanda tahvillerin sahip olduğu riskten de etkileneceğini belirtmişlerdir. Dolayısıyla Tobinin analizi değer biriktirme aracı olarak ekonomik birimlerin neden para talep ettiğini açıklaya-mamasına karşın aktifler arasında nasıl bir seçim yapacağını açıklamada önemli gelişmeler kaydetmiştir.
Tobinin modelinde tahvil ve para olmak üzere değer biriktirme aracı olarak iki araç vardır. Ancak tahvilin riski varken paranın riski yoktur. Tobin para talebi fonksiyonuna riski dahil etmiştir.
Sorumuza geldiğimizde ise, Baumol-Tobin Modeline göre;
Faiz oranı artarsa, faiz kazancı elde etmek isteyen bireylerin para talebi aza-lır. Buna durumda spekülatif para talebi söz konusudur.
Gelir düzeyi artarsa, daha çok işlem yapmak isteyen bireylerin para talebi ar-tar. Bu durumda işlem amaçlı para talebi (mübadele amaçlı para talebi) söz konusudur. Baumol ve Tobin’in para talebinde işlem teorisi gelir düzeyi ve faizin fonksiyonudur ve paranın mübadele aracı olma fonksiyonunu ön plana çıkart-mıştır. Yanıt A seçeneğidir. Cevap:
Baumol ve Tobin modelinde, faiz oranında ve gelir düzeyindeki değişmelerin
paranın dolaşım hızı üzerinde yarattığı etkiler ortaya konulmaktadır. Bu nedenle
paranın dolaşım hızındaki değişme para talebini etkilemeyecektir.
NOT: Paranın Fonksiyonları:
1. Değişim (mübadele) aracı olma fonksiyonu
2. Değer saklama (servet saklama) aracı olma fonksiyonu
3. Hesap birimi olma fonksiyonu
4. İktisat politikası aracı olma fonksiyonu

3.

IS – LM modeline göre, daraltıcı maliye politikası, kendisinden daha büyük genişletici para politikasıyla birlikte uygulandığında aşağıdakilerden hangisi ortaya çıkar?

Doğru Cevap: "D" Faiz oranındaki azalış, milli gelir düzeyindeki artıştan daha büyüktür.
Soru Açıklaması

2013-GUY


IS Eğrisi, mal piyasasının dengede olduğu ve üzerindeki her noktada tasarrufların
yatırımlara eşitlendiği faiz ve gelir bileşimlerinin geometrik yeridir. Faiz ve
gelirdeki değişmeler IS eğrisi üzerinde harekete neden olur iken, maliye politikası
araçları IS eğrisinin konumunun değişmesine neden olur. Genişletici maliye
politikası IS eğrisini bir bütün olarak sağa kaydırırken, daraltıcı maliye politikası
IS eğrisini bir bütün olarak sola kaydırır.
LM Eğrisi, para piyasasının dengede olduğu ve üzerindeki her noktada para
arzının para talebine eşit olduğu faiz ve gelir bileşimlerinin geometrik yeridir.
Faiz ve gelirdeki değişmeler LM eğrisi üzerinde harekete neden olur iken, para
politikası araçları ile reel para arzındaki değişmeler bir bütün olarak LM eğrisini
sağa ya da sola kaydırır. Para arzının artması ya da reel para arzının artması LM
eğrisini sağa, azalması ise sola kaydırır.
Sorumuza geldiğimizde ise: soru bize;
Daraltıcı maliye politikası → IS EĞRİSİ SOLA
Genişletici para politikası → LM EĞRİSİ SAĞA
Daraltıcı Maliye Politikası < Genişletici Para Politikası → IS Eğrisinin sola
kaymasından LM eğrisi daha fazla sağa kayacaktır.
Bu durumda:
andaki şekilde de görüldüğü gibi, daraltıcı
maliye politikasından daha büyük bir genişletici
para politikası uygulandığında, faiz oranı
i1’den i2’ye düşerken, gelir düzeyi 1’den 2’ye
artmıştır.
Sonuç olarak; faiz oranındaki azalma çok,
gelir düzeyindeki artış ise faiz oranındaki azalmadan
azdır. Daraltıcı Maliye Politikası < Genişletici Para Politikası olduğunda;
Faiz Oranındaki Azalma > Gelir Düzeyindeki Artış olacaktır. Yanıt D seçeneği-dir.

4.

Safi milli hasılaya ulaşmak için gayri safi milli hasıladan hangi unsur çıkarılması gereklidir?

Doğru Cevap: "C" Faiz ödemeleri
Soru Açıklaması

Gayrisafi Milli Hasıla (GMSH): Bir ülke vatandaşları tarafından belirli bir dö- nemde, genellikle bir yılda üretilen tüm tamamlanmış mal ve hizmetlerin piyasa fiyatı cinsinden değeridir. Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYİH): Bir ülke sınırları içinde belirli bir dönemde, genellikle bir yılda üretilen tüm tamamlanmış mal ve hizmetlerin piyasa fiyatı cinsinden değeridir. Gayrisafi milli hasıla üretim faktörlerinin sahipliğini, gayrisafi yurtiçi hasıla üretim faktörlerinin yerini ifade eder. Yani, biri üretimin uyrukluğunu ifade ederken diğeri üretimin yapıldığı yer ile ilgilidir. GSMH ile GSYİH arasındaki ilişki; GSMH = GSYİH + Net Dış Faktör Gelirleri (NDF) Net Dış Faktör Gelirleri: Ülke vatandaşlarının yurt dışındaki karları + İşçi gelirleri – Ülke vatandaşlarının yabancılara borçları – (Yabancıların ülkedeki kazanç- ları – Yabancıların ülke vatandaşlarına borçları) GSMH - Amortismanlar (Aşınma ve Yıpranma Payı) Safi Milli Hasıla - Dolaylı Vergiler (Vasıtalı Vergiler) + Sübvansiyonlar MİLLİ GELİR Dolayısıyla GSMH’dan Amortismanları (Vasıtalı Vergiler) çıkartıldığında Safi Milli Hasılaya ulaşılmış olacaktır. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY

5.

Para talebinin faiz esnekliği sıfır olduğu durumda, para stokunda meydana gelen artış aşağıdakilerden hangisine yol açar?

Doğru Cevap: "C" Faiz oranları düşer ve GSMH artar.
Soru Açıklaması

duyarlılığına bağlıdır. Para talebinin milli gelire duyarlılığı ne kadar fazlaysa faiz oranlarına duyarlı- lığı az olacaktır. Bu durumda LM eğrisi o kadar dik olacaktır. Para talebi faiz oranına duyarsızsa LM eğrisi o kadar yatay olacaktır. Bu durumda faiz oranlarındaki küçük bir değişme karşısında para piyasasını dengede tutmak için milli gelirde büyük bir değişme olması gerekecektir. Dolayısıyla k/h oranı ne kadar yüksekse (büyükse) LM eğrisi o kadar dik olacaktır. Bu nedenle; 1. Ya para talebinin gelire duyarlılığı yüksektir. 2. Ya da para talebinin faize duyarlılığı düşüktür. Kısaca LM eğrisinin dik olabilmesi için k > h olması gerekir. Benzer bir biçimde k/h oranı ne kadar az ise (küçükse) LM eğrisi o kadar yatık olacaktır. Bu nedenle; 1. Ya para talebinin gelire duyarlılığı azdır. 2. Ya da para talebinin faize duyarlılığı yüksektir. Kısaca LM eğrisinin yatık olabilmesi için k < h olması gerekir. Finansal yeniliklerle ekonomik birimlerin finansal aktiflere ulaşması ne kadar kolay olursa LM eğrisi o kadar yatay olacaktır. Finansal yeniliklerdeki ilerleme dışlama etkisini azaltıcı bir etki yaratacaktır. Bu durumda ise para politikası etkinsiz, maliye politikası ise etkin olacaktır. Para talebinin faiz esnekliğinin sıfır olması demek, LM eğrisinin yatay eksene dik olması, para talebinin faiz oranından etkilenmediği ve paranın sadece iş- lem amacı ile talep edildiğini gösterir. Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY

6.

Aşağıdaki üretim faktörlerinin hangisinde faktör geliri negatif olabilir?

Doğru Cevap: "C" Müteşebbis
Soru Açıklaması
Üretim faktörleri ve üretimden aldıkları paylar: - Emek → Ücret geliri elde eder. Ücret geliri, emeğin üretimden aldığı paydır ve hiçbir zaman negatif olamaz. - Sermaye → Faiz geliri elde eder. Faiz, sermayenin üreƟmden aldığı paydır ve hiçbir zaman negatif olamaz. - Toprak → Rant geliri elde eder. Rant, toprağın üretimden aldığı paydır ve hiçbir zaman negatif olamaz. - Müteşebbis → Kar geliri elde eder. Kar, girişimcinin üretimden aldığı paydır. Girişimci aynı zamanda risk üstlenen kişidir. Risk ise üretimden elde edilen zararı ifade eder. Zarar ise, negatif kardır. Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY
7.

Fiyat – tüketim eğrisi miktar eksenine dik bir doğru ise, talebin fiyat esnekliği hangi değeri alır?

Doğru Cevap: "D" Sıfırdır.
Soru Açıklaması
2013-GUY   Yanıt D seçeneğidir.
8.

Telafi edilmiş talep eğrisi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Doğru Cevap: "A" Sadece ikame etkisini yansıtır.
Soru Açıklaması

Telafi edilmiş talep eğrisi ikame etkisi ile gelir etkisini ayrıştırmak için kullanılır. Telafi edilmiş talep eğrisi: - Her zaman negatif eğimlidir. - Her zaman sadece ikame etkisini gösterir. Yanıt A seçeneğidir. 2013-GUY

9.

Sermaye – Emek oranının sabit olduğu, ikame esnekliği katsayısının sadece sıfıra eşit olduğu üretim fonksiyonu aşağıdakilerden hangisidir?

Doğru Cevap: "B" Leontief Üretim Fonksiyonu
Soru Açıklaması

Üretim Fonksiyonu; en basit anlamıyla üretimde kullanılan girdi ile ne kadar ürün üretildiğini gösteren fonksiyondur. Yani, girdiler ile çıktılar arasındaki ilişkidir. Üretim fonksiyon modelleri ise şunlardır; 1. Marshall Üretim Fonksiyonu (Azalan Verimler Yasası): Üretimde sadece bir değişken girdinin kullanıldığı, diğer tüm girdilerin sabit olduğu üretim yöntemidir. Q = f(L/K,T, t) 2. Cobb-Douglas Üretim Fonksiyonu: Üretimde iki değişken girdinin olduğu ve bu iki değişken girdinin birbirini azalarak ikame ettiği, ikame esneklik katsayı- sının 1’e eşit olduğu üretim fonksiyonudur. Q = A.Kα .LB 3. Doğrusal Üretim Fonksiyonu: Üretimde iki değişken girdinin olduğu ve bu iki değişken girdinin birbirini mükemmel bir şekilde ikame ettiği, ikame esneklik katsayısının sonsuz olduğu üretim fonksiyonudur. Q = aK + bL 4. Leontief Üretim Fonksiyonu: Üretimde iki değişken girdinin olduğu ve bu iki değişken girdinin birbirinin tamamlayıcısı olduğu üretim fonksiyonudur. Q = min(aK + bL) Üretimde kullanılan girdiler arasında ikame ilişkisi yok ve girdiler birbirinin tamamlayıcısı niteliğinde ise, Leontief Üretim Fonksiyonu geçerlidir. Bu durumda farksızlık eğrisi kolları eksenlere paralel olarak uzanan L harfi şeklinde olacaktır. Girdiler arasında tamamlayıcılık ilişkisi söz konusu olduğundan MRTS = 0 olacaktır. Girdiler arası ikame olmadığından faktör ikame esnekliği ise 0 olacaktır. Girdiler arasında tamamlayıcılık ilişkisi olduğundan, üretim ancak her iki girdi aynı oranda (sabit oranda) arttırılarak artacaktır. Bu nedenle bu üretim fonksiyonuna aynı zamanda sabit oranlı üretim fonksiyonu denir. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY

10.

Malın fiyatındaki bir azalmanın ortaya çıkaracağı gelir etkisi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Doğru Cevap: "D" Normal mal olması durumunda malın tüketilen miktarında bir artışa neden olur.
Soru Açıklaması
Bir malın fiyatındaki değişme, ikame etkisi ve gelir etkisi olmak üzere iki etki çıkarır. İkame Etkisi: Bir malın fiyatının azalması durumunda, tüketicinin fiyatı azalan maldan daha çok, fiyatı sabit kalan (pahalı kalan) maldan daha az tüketmesidir. Görüldüğü gibi ikame etkisinde 2 mal söz konusudur. Örneğin; İkisinin de fiyatı 15 TL olan A ve B deterjanlarından, A deterjanının fiyatı 10 TL’ye düştüğünde tüketicinin A malından daha çok B malından daha az almasına ikame etkisi denir. Bu nedenle soruda 2 maldan bahsedildiğinde cevap mutlaka ikame etkisidir. Gelir Etkisi: Bir malın fiyatı düştüğünde tüketicinin harcayabilir geliri artar (=reel geliri artar) ve tüketici söz konusu maldan daha çok kullanır. Buna gelir etkisi denir. Örneğin tüketicinin geliri 100 TL iken fiyatı 10 TL olan A deterjanından 10 tane alabilir. Deterjanın fiyatı 5 TL’ye düştüğünde artık tüketici A deterjanından 20 tane alabilir. Buna gelir etkisi denir. İkame Etkisi + Gelir Etkisi = Toplam Etki (Fiyat Etkisi) oluşturur ve toplam etki ise; bir malın talep eğrisinin elde edilmesinde kullanılır. Soru bir malın fiyatının azalması karşısındaki gelir etkisini sormaktadır: Normal Mal: Gelir arttığında talebi artan, gelir azaldığında talebi azalan mallardır. Lüks Mal: Gelir arttığında talebi gelirden çok artan, gelir azaldığında ise talebi gelirden çok azalan mallardır.  Zorunlu Mal: Gelir arttığında talebi gelirden az artan, gelir azaldığında ise talebi gelirden az azalan mallardır. Düşük Mal: Gelir arttığında talebi azalan, gelir azaldığında ise talebi artan mallardır. Giffen Tipi Olmayan Düşük Mallar: Gelir artığında talebi azalan, gelir azaldı- ğında talebi artan mallardır. Bu mallarda İKAME ETKİSİ > GELİR ETKİSİDİR ve gelir esnekliği katsayısı negatiftir. Giffen Tipi Olan Düşük Mallar: Gelir arttığında talebi azalan, gelir azaldığında ise talebi artan mallardır. Bu mallarda GELİR ETKİSİ > İKAME ETKİSİDİR ve gelir esnekliği katsayısı negatiftir. NORMAL MALLARDA → Malın fiyatı düştüğünde; ikame etkisinden dolayı her zaman talep miktarı artar. Malın fiyatı arttığında; ikame etkisinden dolayı her zaman talep miktarı azalır. Görüldüğü gibi, malın fiyatındaki bir azalmanın ortaya çıkaracağı gelir etkisi durumunda malın tüketim miktarında artışa neden olmaktadır. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY
logo

11.

Aşağıdakilerden hangisi Türkiye’nin üye olduğu uluslararası ekonomik kuruluşlardan biri değildir?

Doğru Cevap: "A" Şangay Beşlisi
Soru Açıklaması

A seçeneği, Şangay Beşlisi: Dünyada hüküm süren soğuk savaşın bitişi ve Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bölgede ortaya çıkan sınır güvenliği ve bölgesel güvenlik sorunlarını çözmek amacıyla 1996 yılında Rusya ve Çin’in önderliğinde, beş ülkenin Çin’in Shanghay ilçesinde bir araya gelmesi “Shanghay Beşlisi” adı verilen ülke grubunu ortaya çıkartmıştır. 1998’de Kazakistan’da ger- çekleştirilen zirvede ekonomik konularda da işbirliğinin oluşturulmasının gerekliliği ele alınmıştır. Bu oluşum, Özbekistan’ın da katılımı ile 15 Temmuz 2001’de Shanghay İşbirliği Örgütü’ne dönüşmüştür. Örgütün iki daimi organı bulunmaktadır. Örgütün organları ve yaptıkları faaliyetleri kısaca şöyle açıklayabiliriz2 : 1. Devlet Başkanları Konseyi: Bu konsey her yıl bir defa düzenli olarak bir üye ülkede toplanır. Devlet başkanlarının katıldığı en üst düzeydeki karar mekanizmasıdır. Diğer konseylerin önceden görüştükleri ve istişare ettikleri önemli meseleler bu konseyde karara bağlanarak neticelendirilir. 2. Hükümet Başkanları Konseyi: İkinci derece de önemli olan alt mekanizmadır. Bu da Devlet Başkanları Konseyi gibi her sene bir defa toplanır. Bütçenin onaylanması ve ekonomik antlaşmalar yapılması gibi temel sorumlulukları vardır. 3. Dışişleri Bakanları Konseyi: Bu konseyde Devlet Başkanları Konseyi’nden bir ay önce toplanır ve bu konseyin gündemini belirleyen, daha çok uluslararası sorunların yoğunlukta görüşüldüğü konseydir. Bu konsey örgütün en fonksiyonel organlarından birisidir diyebiliriz. 4. Temsilcilikler Konseyi: Örgüte üye ülkelerin işbirliği yaptıkları alanlarda temsilcilerin katıldığı kapsamlı görüşme ve antlaşmaların altyapısının oluşturulmaya çalışıldığı önemli bir organdır. 5. Ulusal Koordinatörler Konseyi: Şangay İşbirliği Örgütü üyesi ülkelerin ulusal koordinatörlerinin katıldığı ve yılda en az üç defa toplanan ve bir anlamda tüm diğer organları yönlendiren organdır. 6. Bölgesel Anti-terör Ajansı: Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te yer alan antiterör şubesidir, daimi niteliktedir. Görüldüğü gibi Türkiye, Şangay Beşlisine üye değildir. Yanıt A seçeneğidir. B seçeneği; Dünya Ticaret Örgütü (WTO): 1994’te Uruguay toplantıları sonucu dünya ticaretinde serbestleşme amacıyla kurulmuştur. Türkiye Dünya Ticaret Örgütüne; 26 Mart 1995 tarihinde üye olmuştur. C seçeneği; Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı: OECD, 14 Aralık 1960 tarihinde imzalanan Paris Sözleşmesi'ne dayanılarak kurulmuştur ve savaş yıkıntıları içindeki Avrupa'nın Marshall Planı çerçevesinde yeniden yapılandırılması amacıyla 1948 yılında kurulan Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü'nün (OEEC) doğ- rudan mirasçısıdır. Amaçları:  Finansal istikrarın eşzamanlı olarak korunduğu üye ülkelerde ve hem de özellikle gelişmekte olan ülkelerde halkın yaşam standardının iyileştirilmesi,  Sürekli ve dengeli ekonomik gelişim sağlayan politikaya destek ve yardım, iş- sizliğin ortadan kaldırılması;  Ekonomik genişleme politikasının uyandırılması ve sosyo-ekonomik eşgü- dümlü gelişmenin desteklenmesi;  Uluslararası yükümlülüklere uygun olarak çok taraflı ve ülkeler arasında ayrım gözetmeyen dünya ticaretinin geliştirilmesine destek verilmesi. Üye Ülkeler: Halen 30 tam üye olan ülke vardır, bu ülkeler arasında 24 tanesi Dünya Bankası tarafından 2005'de yüksek gelirli ülkeler arasında gösterilmiştir. Kurucu Üyeler; Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri’dir. D seçeneği: KEİ (Karadeniz Ekonomik İşbirliği): Karadenize kıyısı olan ülkelerce kurulmuştur. Türkiye öncülüğünde kurulan KEİ, elbette ekonomik bir kimliğe sahiptir. 25 Haziran 1992’de İstanbul’da imzalanmıştır. Türkiye, Rusya, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Arnavutluk, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Moldovya ve Ukrayna üye ülkelerdir. 2013-GUY 

12.

Üyeleri arasındaki ticarette, gümrük tarifelerini ve miktar kısıtlamalarını kaldıran fakat birlik dışında kalan ülkelere karşı her bir ülkenin kendi özel tarifesini uygulamasına izin veren ekonomik bütünleşme türü aşağıdakilerden hangisidir?

Doğru Cevap: "B" Serbest Ticaret Bölgesi
Soru Açıklaması

İktisadi Birleşmeler ekonomik ve coğrafi yönden yakın bir grup ülkenin aralarında dünya ticaretini serbestleştirmesidir. İktisadi birleşme 5 aşamadan olu- şur. Bunlar; 1. Tercihli ticaret anlaşması: En dar kapsamlı iktisadi işbirliği anlaşmasıdır. Anlaşmaya üye olan ülkeler, tek yanlı veya karşılıklı olarak belirli mallar üzerindeki gümrük tarifelerinde indirimde bulunurlar. Tercihli ticaret anlaşmalarının amaçları şunlardır; 1. Ülkenin diğer ülke pazarlarına daha iyi koşullarda erişimini sağlaması 2. Gümrük duvarlarının ötesine geçilmesini kolaylaştırması 3. Hizmetler ya da kamu alımları gibi tam anlamıyla serbestleşmemiş sektörlere erişimi kolaylaştırması 4. Devletlerin uluslararası ticareti ticari serbestleşmeyi tercih ettikleri devletlere yönlendirmelerini sağlaması 5. Uluslararası yatırımları çekmek açısından önem arz etmesi 2. Serbest ticaret bölgesi: Üye ülkelerin aralarındaki ticarette gümrük tarifelerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırmaları ancak birlik dışında kalanlara her ülkenin kendi özel tarifesini uygulamasıdır. Yanıt B seçeneğidir. Serbest ticaret bölgelerinde her ülke dışarıya karşı farklı tarifeler uyguladıkları için uluslararası ticareti dolambaçlı yollara saptırabilirler. Ticareti Dolambaçlı Yollara Saptırma:3 Serbest ticaret bölgesi durumunda bölge dışından yapılacak ithalatın önce birlik içindeki düşük tarifeli ülkeye ithal edilmesi, oradan da yüksek tarifeli ülkeye aktarılmasıdır. Ticaretin dolambaçlı yollara sapması uluslararası ticaret akımlarının normal gelişimini bozar. Bu nedenle bürokrasiyi artıran menşe şahadetnamesi kullanılır. Menşe Şahadetnamesi: Dış ticarette malın kaynağını belirtmek için kullanı- lan belgedir.4 3. Gümrük birliği: Üyelerin kendi aralarındaki ticarette gümrük tarifeleri ve kotaları kaldırması ancak birlik dışındaki ülkelere tek bir tarife uygulanmasıdır. 4. Ortak Pazar: Üyeler, aralarındaki ticareti serbestleştirip dışa karşı ortak bir tarife uygularken, emek ve sermaye gibi üretim faktörlerinin bölge içinde serbest dolaşımını sağlamaktadır. 5. İktisadi birlik: Ekonomik birleşme hareketlerinin en ilerisidir. İktisadi birlik, mali ve para politikalarının koordinasyonunu gerektirir. Üye ülkelerin makroekonomi politikaları bir ölçüde birliğe devredilir. Bu aşamaya geçilebilmesi için tek bir para ve bankacılık sistemi, ortak mali politikalar ve tüm birlik çapında ortak ekonomi politikaları belirleyecek ve uygulayacak bir üst organın kurulması gerekir.  2013-GUY

13.

Aşağıdakilerden hangisi ödemeler bilançosunun cari işlemler dengesi içinde yer almaz?

Doğru Cevap: "C" Dış Borç Anapara Geri Ödemeleri
Soru Açıklaması

Ödemeler bilançosunun 4 ana hesap grubu vardır. Bunlar; Cari işlemler hesabı, sermaye hesabı, istatistiksel farklar hesabı ve resmi rezervler hesabıdır. 1. Cari işlemler hesabı: - İHRACAT (İhracat – Bavul ticareti – Transit ticaret) - İTHALAT (İthalat – Altın ithalatı – Transit ticaret – Navlun ve sigorta) - Diğer mal ve hizmet gelirleri (Turizm – Faiz) - Diğer mal ve hizmet giderleri (Turizm – Faiz) - Özel Karşılıksız Transferler (Göçmen transferleri – İşçi gelirleri) - Resmi karşılıksız transferler - Hizmetler bilançosu (görünmez işlemler hesabı) 2. Sermaye Hesabı Ülkeye giren ve ülkeden çıkan sermayelerden oluşur ve şu kalemlerden olu- şur; - Uzun Vadeli Sermaye Hareketleri (Anapara) - Doğrudan Yatırımlar (Anapara) - Portfolyo Yatırımları (Anapara) - Uzun Vadeli Krediler (Anapara) - Kısa Vadeli Sermaye Hareketleri kalemlerinden oluşur. (Anapara) 3. İstatistiksel Farklar Hesabı (Net Hata ve Eksiklikler Hesabı) - Ödemeler bilançosu hesaplarında genellikle bir hata ve eksik bulunma olası- lığı vardır. Bu hatalar; kayıt dışı hareketlerden, yanlış ve eksik beyanlardan, kesin rakamlara ulaşılmasının zor olduğu durumlarda, tahminlere dayalı rakamların belirlenmesi gibi nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Oluşan bu farklar, net hata ve noksan hesabıyla kapatılarak ödemeler bilançosu denkleştirilmektedir . 4. Resmi Rezervler Hesabı - Ödemeler bilançosunun hazırlandığı zaman parçası içinde, Merkez Bankası- nın döviz rezervlerindeki meydana gelen değişmeyi göstermektedir. IMF’den ülkemizin stand-by düzenlemeleri çerçevesinde aldığı paralar Merkez Bankasının rezervlerinden düşülür. Belli bir program çerçevesinde IMF’ye ödenen miktar kadar rezervler hesabına eklenmektedir6 . Dış borç anaparası ile dış borç anapara geri ödemesi ödemeler bilançosunda sermaye hesabında yer alırken, bu borçların faiz ödemeleri sermaye hesabında yer alır. Yanıt C seçeneğidir.2013-GUY

14.

Aşağıdakilerden hangisi faktör donatımı teorisi varsayımlarından değildir?

Doğru Cevap: "C" Bir mal farklı iki ülkede farklı üretim tekniği ile üretilir.
Soru Açıklaması

Faktör Donatımı Teorisi (Heckscher – Ohlin Teorisi) Heckscher-Ohlin Teorisi: Emek zengin ülkeler emek yoğun malları, sermaye zengin ülkeler sermaye yoğun malları daha ucuza üretmektedir. Ricardo’nun Karşılaştırmalı Üstünlük Modeline göre yurtiçi üretim maliyetleri ülkeler arasında farklı olduğu sürece karlı ticaret yapılır. İç maliyet farklılığının nedenlerini açıklamak ise “Faktör Donatımı Teorisinin” ana hedefidir. Faktör donatımı teorisi O. Heckscher ve B. Ohlin tarafından ortaya atılmıştır. Teoride karşılaştırmalı üstünlük ülkelerin sahip olduğu faktör donatımları ile açıklanır. Heckscher – Ohlin Teorisinin Varsayımları 1. Ülkeler faktör donatımları bakımından birbirinden farklıdır. İki ülkeli modelde bir ülke emek, diğeri sermaye zengini ülkelerdir. 2. Mallar faktör yoğunlukları ya da nispi faktör oranları bakımından da farklılık gösterir. Bazı mallar sermaye yoğun, bazı mallarda emek yoğundur. 3. Bir malın üretim fonksiyonu bütün ülkelerde aynıdır. Yanıt C seçeneğidir. 4. Üretimde ölçeğe göre sabit verim söz konusudur. 5. Ülkelerin talep koşulları birbirinin benzeridir. 6. Faktör yoğunlukları tersine dönemez. 7. Ülkelerarasında faktör akışkanlığı yoktur. 8. Her ülke zengin olarak sahip olduğu üretim faktörüne göre uzmanlaşmaya yönelir. 2013-GUY


 
15.

Tam istihdam düzeyinde dışa açık bir ülkede dış ödemeler bilançosu açık veriyorsa bu ülke için en uygun politika bileşimi aşağıdakilerden hangisidir?

Doğru Cevap: "D" Devalüasyon ile birlikte harcama kısıcı maliye politikası izlenmelidir.
Soru Açıklaması

Ödemeler bilançosunun 4 ana hesap grubu vardır. Bunlar; Cari işlemler hesabı, sermaye hesabı, istatistiksel farklar hesabı ve resmi rezervler hesabıdır. Cari İşlemler Sermaye Hesabı Otonom İşlemler denir. Ödemeler bilançosunda dengesizlik yaratan hesaplardır. Resmi Rezervler Hesabı Net Hata ve Eksiklikler Hesabı Denkleştirici İşlemler denir. Ödemeler bilançosunda ortaya çıkan dengesizliklerin giderildiği hesaplardır. Tam istihdam düzeyinde bir ekonomide, ödemeler bilançosu açık veriyor ise bu durumda: cari işlemler ile sermaye hesabının toplamı negatif demektir. Cari İşlemler Hesabının Açık Vermesi: Bu durumda ülkede ithalat fazla ve ihracat azdır. Ülkede ithalatın fazla olması, yurtiçi talebin yüksek olması demektir. Yurtiçinde üretilen mallar yurtiçi talebi karşılayamamış ve bu durumda yurtdı- şından ithalat yapılarak yurtiçi talep karşılanmış ödemeler bilançosu açık vermiş olacaktır. Bu durumda ödemeler bilançosu dengesini sağlamak için alınacak önlemler: 1.İthalat pahalı hale getirilmelidir. Bunun için devalüasyon yapılarak, yerli paranın değeri düşürülmesi sağlanır. Yerli paranın değeri düşürülerek ithal malları pahalı hale getirilirken ihraç malları (yurtiçi mallar) ucuz hale getirilir. İthal malların pahalı hale getirilmesi durumda yurtiçinde ithal mallara talep azalır. Aynı zamanda ihraç malları yabancılar için ucuz hale getirilmesi sonucunda ihraç ürünlerinin dış talebi artar. Böylelikle ödemeler bilançosu dengesi sağ- lanmış olacaktır. Ancak bu durumun gerçekleşmesi için ithal malı talep esnekliği ile ihraç malı talep esneklikleri toplamının 1’den büyük olması gerekir. 2. Yurtiçinde talebi kısıcı para ve maliye politikaları uygulanmalıdır. - Daraltıcı Para Politikası: Yurtiçinde para arzının para arzının azaltılması toplam talebi azaltacaktır. Para arzındaki azalma faiz oranının artmasına neden olacaktır. Faiz oranındaki artma ise; yurtiçi faizlerin yurtdışı faizlerden daha fazla olmasına neden olacak ve ülkeye sermaye girişi olacaktır. Ayrıca, para arzındaki azalmaya bağlı olarak azalan toplam talep nedeniyle fiyatlar genel düzeyi azalır. Fiyatlardaki azalma ise yurtiçi mallara dış talebi artıracaktır (sabit kur sisteminde).Sonuç olarak: Hem sermaye hesabındaki fazla hem de ihracattaki artış ödemeler bilançosu açığını kapatacaktır. -Daraltıcı Maliye Politikası: Kamu harcamalarındaki azalma veya vergilerdeki artış gibi daraltıcı maliye politikası önlemleri ile toplam talep azaltıldığında, yurtiçi malların fiyatı düşer. Yurtiçi malların fiyatındaki azalma; yurtiçi mallara yurtdışı talebi artıracaktır. Bu durumda ihracat artacak, yurtiçi talep azaltıldığı için ithalat azalacaktır. Sonuç olarak: İthalat azalacak, ihracat artacak ve ödemeler bilançosu dengesi sağlanacaktır. Sorumuza geldiğimizde ise, tam istihdam düzeyindeki bir ekonomide ödemeler bilançosu açık veriyor ise; yukarıda da açıklandığı gibi: - Devalüasyon yapılmalıdır. - Daraltıcı para politikası uygulanmalıdır. - Daraltıcı maliye politikası uygulanmalıdır. Bu durumda uygulanacak politika karması ise: Devalüasyon ile beraber aynı anda daraltıcı para politikası uygulanamaz. Çünkü, devalüasyon; yerli paranın değerinin düşürülmesidir. Para arzının azaltılması ise paranın değerinin artması- na neden olur. Bu durumda bu iki politika karması aynı anda uygulanamaz. O halde en iyi politika karması, devalüasyon ile beraber daraltıcı maliye politikası olacaktır. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY

16.

Aşağıdakilerden hangisi dış ticaret politikasının amaçlarından birisi değildir?

Doğru Cevap: "B" Otarşiyi engelleme
Soru Açıklaması
Dış ticaret politikasının amaçları: 1. Dış ödeme dengesizliklerinin giderilmesi: Döviz gideri doğuran işlemlerin kısıtlanması, döviz kazandıran işlemlerin özendirilmesi ve dış ticaret bilanço açıklarının giderilmesi. 2. Dış rekabetten korunma: Yurt içi üreticileri korumak. 3. Ekonomik kalkınma: Dış ticaret politikasının sanayileşme stratejilerinin bir aracı olarak kullanılmasıdır. Sanayileşme stratejileri: Dış ticaret politikalarının ithal ikameci ya da özendirici olarak kullanılmasıdır. 4. Piyasa aksaklıklarının giderilmesi: Uygulanan koruyucu dış ticaret politikaları iç ekonomide tekelci kuruluşların ortaya çıkmasına neden olur. Bu durumda hükümet, gümrük tarifelerini veya öteki kısıtlamaları azaltarak iç piyasada rekabeti geliştirme yoluna gidebilir. 5. Ekonominin liberalleştirilmesi: Serbest piyasa ekonomisinin bütün kurum ve kurallarını uygulamak. 6. İç ekonomik istikrarın sağlanması: Yüksek enflasyon ya da işsizlik olgusunun ortaya çıkmasına ekonomik istikrarsızlık denir. Bu durumda dış ticaret önlemleri (kota ve tarifeler) ekonomik istikrarı sağlamak amacıyla kullanılır. 7. Dış piyasalarda monopol gücünden yararlanma: OPEC ülkeleri gibi benzer malı üreten az sayıdaki ülkelerin anlaşarak KARTEL kurma yoluna gidebilirler ve böylece yüksek fiyatlarla ticaret hadlerini lehte değiştirirler. 8. Hazineye gelir sağlamak 9. Otarşi: Kendi kendine yeterlilik demektir. Yanıt B seçeneğidir. 10. Sosyal ve siyasal nedenler: Çevre kirliliği, doğal kaynakların korunması gibi vb. nedenlerle bazı malların ithal veya ihracının kısıtlanması. 11. Dış politika amacı: Askeri bakımdan kritik kabul edilen bazı mamul, yarı mamul, hammadde veya teknolojilerin düşman ülkelere satışının yasaklanması gibi . 2013-GUY
17.

Aşağıdakilerden hangisi devalüasyonun beklenen sonuçlarından biri değildir?

Doğru Cevap: "D" Yabancı doğrudan yatırımların azalması
Soru Açıklaması

Devalüasyon: Yerli paranın değerinin yabancı paralar karşısında düşürülmesidir. Aslında devalüasyon uygulaması, aslında değeri düşen yerli paranın kamu idarelerince resmen kabul edilmesidir. Devalüasyonun beklenen sonuçları ise: 1. Ülke parası yabancı paralar karşısında değer kaybettiği için ülke malları yabancılar için ucuz olur ve ihracat artar. 2. Ülke para yabancı paralar karşısında değer kaybettiği için yabancı mallar ülke vatandaşları için pahalı hale gelir ve ithalat azalır. 3. Yerli paranın değeri yabancı para karşısında değiştirildiği için dış ticaret hadleri bozulur. Dış ticaret hadlerindeki bu bozulma ülke aleyhinedir. Ülke artık aynı miktarda döviz elde etmek için daha fazla mal satmak zorunda kalır. 4. Yabancı para birimi cinsinden borçlarının değerini artırır, yani ülkenin dış borç yükü artar. 5. Eğer ülkenin ithal ettiği malların büyük bir kısmı yatırım malları ve üzerinde kullanılan girdilerden oluşuyorsa, devalüasyon yatırım karlılığını azaltarak üretim maliyetlerini yükseltir. 6. Devalüasyonun ithalatın yerli para cinsinden değerini artırması, toplanan gümrük vergisi gelirini artırır. 7. Ekonomik birimlerin beklentilerini değiştirerek enflasyon beklentilerinin artmasına neden olur. 8. Devalüasyon sonucu, paranın değeri düşer, malların değeri artar. Bu durum yatırımların karlılığını artırır. Hem yurtiçi yatırımlar hem de doğrudan yabancı yatırımlar artar. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY

18.

İşletmelerde birim maliyetleri en düşük yapan üretim miktarına ne denir?

Doğru Cevap: "A" Kıvamlı Kapasite
Soru Açıklaması

Optimum Kapasite (Kıvamlı – En Uygun Kapasite): Birim başına sabit ve de- ğişir giderlerin toplamının en olduğu kapasitedir. Bu duruma aynı zaman da, pratik ve tam kapasiteye yakın bir üretim veya çalışma miktarı denir. Yanıt A se- çeneğidir. KAPASİTE: Bir işletmenin üretim faktörlerini en iyi ve en uygun biçimde bir araya getirerek belirli dönem sonunda yarattığı mal ve hizmet miktarıdır. KAPASİTE TÜRLERİ 1. TEORİK KAPASİTE: Hiçbir duraksama, gecikme ve arıza olmadan en yüksek dü- zeydeki üretim miktarıdır. 2. PRATİK KAPASİTE: Bakım onarım gibi olağan duraksamaların sonucu ortaya kanulabilecek üretim miktarıdır. 3. FİİLİ KAPASİTE: Mevcut yapı ile belli bir dönemde gerçekleşen üretim kapasitesidir. 4. ATIL KAPASİTE: Mevcut kapasitenin pratik kapasitenin altında kalan kısmıdır. 5. OPTİMUM KAPASİTE (KIVAMLI KAPASİTE): Birim başına sabit ve değişken maliyetler toplamının minimum olduğu kapasitedir. 2013-GUY

19.

Marjinal ürün ortalama ürünün üstünde ise aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Doğru Cevap: "B" Ortalama ürün artmaktadır.
Soru Açıklaması

1. Üretimde tek bir değişken girdi vardır (emek). 2. Diğer tüm girdiler sabittir. 3. Değişken girdi ile sabit girdiler her oranda birleşerek üretime katılabilirler. Toplam Fiziki Ürün (TPP); Belli bir miktar değişken girdi ile elde edilen toplam üründür. Marjinal Fiziki Ürün (MPP); Değişken girdi miktarının değiştirilmesi ile elde toplam fiziki üründe ortaya çıkan değişmedir. Azalan Verimler Yasası (Değişen Verimler Yasası): Üretimde tek bir değiş- ken girdi varken, değişken girdi miktarının artırılması ile toplam ürünün önce artan bir hızla artması, değişken girdi miktarının arttırılmaya devam edilmesi ile toplam ürünün azalarak artıp bir süre sonra maksimum olup azalmasıdır.  1. Sonuç; İşçi miktarı ilk üç birim arttırıldığında toplam ürün artarak artmaktadır (10 – 30 – 60). Toplam ürünün artarak arttığı bu üretim aralığında marjinal ürün artmaktadır (10 – 20 – 30). Ortalama fiziki ürün artmakla beraber, marjinal fiziki üründen azdır. 2.Sonuç; İşçi miktarı 4. birimden sonra arttırılmaya devam ettiğinde toplam üründeki artış yavaşlayarak artmaktadır (80 – 90 – 90). Toplam ürünün yavaşlayarak arttığı bu üretim aralığında marjinal fiziki ürün azalmaya başlamış ve sıfır değerini almıştır (20 – 10 – 0). Bu üretim aralığında ortalama fiziki ürün azalmakla beraber marjinal üründen büyük değerler almaktadır. 3. Sonuç; 6. birim işçiden sonra toplam fiziki ürün azalmakta (90 – 84). Marjinal fiziki ürün ise negatif değerler almaktadır (-6). Ortalama fiziki ürün ise azalmaya devam etmektedir. Toplam fiziki ürün eğrisinin grafikte de görüldüğü gibi S şeklinde olmasının nedeni azalan verimler yasasıdır. Yukarıdaki grafikte de görüldüğü üretim 3 bölgeye ayrılarak incelenir. I. Bölge: Ortalama fiziki ürünün maksimum olduğu noktaya kadar olan bölgedir. Bu bölgede ortalama fiziki ürün artmaktadır. Ortalama fiziki ürünün artması değişken girdi miktarı artırıldıkça değişken girdi başına düşen üretim artmaktadır, dolayısıyla değişken gidinin verimliliği artmaktadır. Değişken girdinin verimliliğinin arttığı bu bölgede üretimde artan verim söz konusudur. Bu bölgede emeğin marjinal ürünü, ortalama üründen büyüktür. MPPL> APPL II. Bölge: Ortalama ürünün maksimum olduğunu noktadan başlayıp, marjinal ürünün sıfır olduğu noktaya kadar devam eden bölgedir. Toplam ürün bu bölgede maksimum değere ulaşır. Bu bölgede ortalama ürün azaldığı için üretimde kesinlikle azalan verimler yasası geçerlidir. Ortalama ürünün azaldığı bu bölgede değişken girdi miktarı arttırıldıkça değişken girdi başına dü- şen üretim azalmaktadır. Bu bölgede ortalama ürün marjinal ürüne eşit veya büyük (B’ noktası), marjinal ürün sıfıra eşit veya büyüktür (C’ noktası). APPL ≥ MPPL ≥ 0 III. Bölge: Toplam ürünün azaldığı (marjinal ürünün sıfır) olduğu noktadan baş- lar. Bu bölgede marjinal ürün negatif olduğu için üretimde negatif verim söz konusudur. MPPL ≤ 0 Üretici üretim ile ilgili kararını ikinci bölgede verir. Yani, üretim 2.bölgede yapılır. Firma kısa dönemde ne kadar üretim yapıp, değişken faktörden ne kadar kullanacağına ikinci bölgede karar vermektedir. Bu kararı verirken, firma faktör fiyatlarına bakmaktadır. Eğer değişken faktörün (emeğin) fiyatı görece daha yüksekse B noktasında dengeye gelecek ve birim işgücü başına en yüksek verimi elde edecektir. Çünkü bu noktada emeğin marjinal ürün maksimumdur. Eğer emek görece daha ucuz faktör ise bu kez de L3 noktasında dengeye gelecektir. Çünkü bu durumda da toplam ürün maksimum olmaktadır. Nihayet faktör fiyatları birbirine yakınsa, II. Bölge içinde, aşamanın başında/sonunda dengeye gelebilecektir. Sorumuza geldiğimizde ise; Soru MARJİNAL ÜRÜNÜN ORTALAMA ÜRÜNÜN ÜSTÜNDE olduğu durumu sorarak; grafikte MPP > APP olan bölümü sormaktadır. Bu durum yukarıdaki grafikte 0B (0L2) aralığıdır. Bu aralıkta; - Marjinal fiziki ürün hem artar hem de azalır. - Ortalama fiziki ürün artar. Yanıt B seçeneğidir. - Toplam fiziki ürün artar. 2013-GUY

20.

I. Moratoryum


II. Borcun reddi


III. Borcun amortismanı


IV. Borcun konversiyonu


Yukarıdakilerden hangisi ya da hangileri olağanüstü borç işlemleri arasında yer almaz?

Doğru Cevap: "D" Yalnız III
Soru Açıklaması

Borç Yönetimi; borçların miktarında ve bileşiminde yapılan değişikliği ifade eder. Borçların miktar ve bileşiminde yapılan değişiklik borçların vade, faiz ve yapısındaki değişikliği ifade eder. Borç Yönetiminin Amaçları: Kamuoyunun güvenini kazanmış iyi bir borç yö- netimi, ülkenin içinde bulunduğu yüksek reel faiz ve kısa vade sarmalından kurtulmasını sağlayabilecek önemli anahtarlardan biridir. Borç yönetimi, bu hedeflere ulaşmak amacıyla yapılandırılmalı, kanuni desteğe kavuşturulmalıdır. Bu amaçla; 1. Hükümetin finansal pazarlara girişini sağlamak, 2. Borçlanma maliyetini minimize etmek, 3. Hükümetin borçlanması sırasında Pazar etkilerini minimize etmek, 4. Borçlanma araçlarının çeşitliliğini sağlamak, 5. Devlet kağıtlarının ikinci el piyasalarda etkin kullanımını sağlamak, 6. Dengeli bir vade yapısı oluşturmak, 7. Bono piyasalarının sağlıklı gelişimine destek vermek, 8. Hane halklarını tasarrufa teşvik etmek 9. Para programı ve borçlanma programının koordinasyonunu sağlamak. Borç yönetimi; olağan borç yönetimi ve olağanüstü borç yönetimi olmak üzere ikiye ayrılır.


Devlet Borçlarının Amortismanı: Olağan borç yönetimi olarak vadesi gelmiş borçların anapara ve faizini ödenmesini ifade eder. Yanıt D seçeneğidir. Moratoryum: Devletin borç ödemelerini içinde bulunduğu zor koşullar nedeniyle (mücbir sebeplerle) borcun tamamını daha sonraki dönemlere ertelemesidir. Devletin moratoryum ilan etmesi borcu ortadan kaldıran bir işlem de- ğildir. Moratoryumda genellikle borçlu ile alacaklı arasında borcun yeni, bir sü- reliğine daha müsait ödeme planına bağlanması için anlaşma yapılması söz konusudur. Müzakereler sonucunda daha uygun koşullarda bir ödeme planına gidilmesi hatta borçların toplam miktarında bir indirim yapılması da söz konusu olabilmektedir. Borçların Konversiyonu (Değiştirilmesi): Borçların değiştirilmesi anapara toplamına dokunulmadan borç yükünün hafifletilmesi için başvurulan bir yöntemdir. Devlet çoğu zaman piyasa koşullarındaki gelişmelere paralel olarak borcun şartlarını kendi lehine değiştirebilmektedir. Yüksek faizli bir borç düşük faizli bir borç ile, dövize endeksli bir borç, TL’ye endeksli bir borç ile, altın kaydı taşı- yan bir istikraz altın kaydı taşımayan bir borç ile değiştirilmesidir. Borçların Reddi: Devletin tek taraflı bir kararla mevcut borcunun tamamını veya bir kısmını ortadan kaldırdığını ilan etmesi demektir. Borcun reddi, halkın nazarında devletin iflası sayılmaktadır. Borcun reddi hem iç borçlar hem de dış borçlar için mümkün olabilmektedir. İç borçlarda borcun reddi daha çok altın ve para rejimlerinin uygulandığı dönemlerde görülmüştür. Dış borcun reddi ise daha çok savaş dönemlerinde olmuştur. Birinci Dünya Savaşından sonra Sovyet Rusya geçmiş döneme ilişkin birçok borcu reddetmiştir. Dış borcu reddetmenin birçok siyasi sonuçları bulunmaktadır.

logo

21.

Adem-i tahsis ve gayrisafilik hangi bütçe ilkesinin bir sonucudur?

Doğru Cevap: "A" Genellik
Soru Açıklaması
Bütçenin temel özellik ve işlevlerinin gerçekleşmesi için uyulması zorunlu olan bütçe ilkelerinin başlıcaları şunlardır. BÜTÇE İLKELERİ : Genellik İlkesi  Birlik İlkesi  Açıklık İlkesi  Mali Saydamlık İlkesi  Doğruluk İlkesi  Önceden İzin Alma İlkesi  Ayırım İlkesi  Anlaşılır Olma İlkesi  Yıllık Olma İlkesi  Tasarruf İlkesi  Hesap Verme Sorumluluğu İlkesi  Denklik İlkesi  Mali Disiplin Genellik ilkesi, bütçede yer alacak tüm gelir ve gider tahminlerinin cinsi, tutarı ve kullanılmasında uygulanacak yöntem ile ilgilidir. Bu ilke uygulamada başlıca üç noktada ağırlık kazanır.

Tüm devlet gelir ve giderlerinin bütçede gösterilmesi  Bütçede yer alan tüm gelir ve giderlerinin gayrı safi (brüt) tutarlar olarak belirtilmesi  Devlet gelirlerinin tümünün kamu hizmetlerinin karşılığı olarak tutulması (ademi tahsis). Başka bir deyişle, belirli gelirlerin belirli giderlere önceden ayrılmaması (tahsis edilmemesi). Genellik ilkesi ağırlık kazandığı bu anlamlardan birini yitirirse işlevini de kaybeder. Bu ilke, gelir ve giderlerin eksiksiz olarak, yani biriyle diğerini mahsup etmeksizin ya da gelir arkasına gider ve gider arkasına da gelir gizlenmeksizin bütçeye kaydedilmesi halinde vardır. Bütçede yer alan tüm gelir ve giderlerin gayrı safi olmasına “gayrı safi yöntem” denilir. Gelirleri toplayan kamu kuruluşları bundan giderlerini düşüp kalanını bütçeye net gelir yazamaz. Giderlerin gayrı safi olması esası sayesinde harcamacı daireler bütçe ile sadece siyasal iktidardan aldıkları ödenekleri harcayabilirler. Kendi faaliyetleri ile sağladıkları gelirleri ekleyerek bu harcamaları artıramazlar. Bu nedenle giderlerin gayrı safi olması esası, iktidarın kamu kuruluşlarına gelir kaynakları yaratarak harcamalarını artırma yolunu kapatmıştır. Böylece kuruluşlar ancak yasama organınca kabul edilen miktarda harcama yapabilirler. Eğer kuruluşlar herhangi bir şekilde faaliyetleri sırasında bir gelir elde ederlerse, bunu devletin gelir bütçesine gelir kaydetmek zorundadırlar. Gelirlerin genelliği esası, hiçbir vergi gelirinin herhangi bir hizmete ayrılmaması sonucunu yaratır. Buna “ademi tahsis yöntemi” de denir. Örneğin, Bursa ilinden toplanan vergi gelirlerinin sadece Bursa iline ayrılmaması gibi. Elde edilen bu gelirler devletin gelir bütçesine gelir kaydedilir. Başka bir deyişle, gelirler ortak havuza akıtılır ve kuruluşlar hizmetlerini karşılamak için, bu gelir içinden gerekli bütçe ödeneklerini alırlar. Yanıt A seçeneğidir. 2013-GUY
22.

Aşağıdakilerden hangisinde vergi hatası söz konusu değildir?

Doğru Cevap: "B" Zamanaşımının yanlış hesaplanması
Soru Açıklaması

Vergi hataları, vergilendirme işleminin özüne ilişkin olmayan, nispeten kolay görülebilen, hukuken tartışma konusu olacak bir yapı arz etmeyen, doğrudan vergi miktarını etkileyerek eksik ya da fazla verginin tarh ya da tahakkukuna yol açan maddi veya yükümlülükte yapılan ve ilk bakışta anlaşılabilen basitdeğerlendirme yanlışlıklar şeklinde ortaya çıkan işlem sakatlıklarıdır. VUK’a göre vergi hatası, vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması (VUK md.116).


Hesap Hataları Vergi miktarını etkileyen maddi hatalardan veya aritmetiksel (toplama, çı- kartma, bölme, çarpma) yanlışlıklardan kaynaklanan hatalar hesap hatalarını oluşturur. Bu hatalar da hatanın meydana geldiği veya etkilediği unsur itibariyle; vergi matrahında hata, vergi miktarında hata ve mükerrer vergilendirme olarak üçe ayrılmaktadır (VUK md. 117). Matrah hataları: Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır. Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır. Verginin mükerrer olması: Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır. Vergilendirme Hataları Vergilendirme hataları vergi mükellefiyetinin belirlenmesinde yapılan değerlendirme yanlışlıklarıdır. Mükellefiyetin belirlenmesindeki yanlışlıklar mükellefin şahsında, mükellefiyette, konuda ve dönemde hata olmak üzere dört alt gruba ayrılmıştır (VUK md. 118). Mükellefin şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır. Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır. Konuda hata: Açık olarak vergi konusuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır. Vergilendirme veya muafiyet döneminde hata:Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır. Görüldüğü gibi vergi hataları içinde zamanaşımının yanlış hesaplanması bulunmamaktadır. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY

23.

Vergi borcunun ödenecek aşamaya gelmesi hangi kavramla adlandırılır?

Doğru Cevap: "C" Tahakkuk
Soru Açıklaması

Vergilendirmede mükellef ile vergiyi doğuran olay arasında doğan ilişkiye “vergilendirme ilişkisi” denir. Vergilendirme işlemleri, verginin doğumundan ortadan kalkmasına kadar bir süreç izler. Vergi borcu, vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesiyle birlikte doğmaktadır. Ancak vergi borcunun ödenebilir hale gelmesi için vergi idaresinin bir takım işleri yapması gerekir. Bunlar sırasıyla: TARH → TEBLİĞ → TAHAKKUK → TAHSİL Verginin Tarhı, vergi alacağının vergi kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari işlemdir (VUK md. 20). Tarh işlemi, hukuki niteliği itibariyle, bireysel (sübjektif), belirtici ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemdir. Verginin Tebliği, Vergi kanunlarına göre, vergiye tabi kazanç (matrah) tespit edildikten sonra vergi idaresince vergi tarifesi uygulanarak vergi alacağı miktar itibariyle hesaplanır. Bu şekilde tespit olunan vergi yükümlüye bildirilir. İşte, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların, yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesine tebliğ denir (VUK, md. 21). Tahakkuk fişi dışında, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden her türlü belgeler ve yazılar, adresleri bilinen gerçek ve tüzel kişilere posta aracılığı ile iadeli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ise ilân yolu ile tebliğ edilir (VUK, md. 93/1). Verginin Tahakkuku, tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken aşamaya gelmesidir (VUK. Md. 22). Yanıt C seçeneğidir. Verginin Tahsili, tarh ve tahakkuk eden verginin kanuna uygun surette ödenmesidir. Vergi borcu, mükellefin bu bakımdan bağlı olduğu vergi dairesine ödenir. Mükellef vergi borcunun vergi dairesinin bulunduğu belediye sınırlarının dışındaki vergi dairelerine de yatırabilir. Bu takdirde ödemenin hangi vergi dairesi hesabına yapıldığının bildirilmesi şarttır. Vergi, kanunlarında gösterilen süreler içinde ödenir. Ödeme süresinin son günü verginin vadesi tarihidir. 2013-GUY

24.

5018 Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre kesin hesap kanun tasarısını hangi kurum hazırlar?

Doğru Cevap: "B" Maliye Bakanlığı
Soru Açıklaması

Bütçe hesabının kesilmesi Kesin Hesap Kanunu ile mümkün olmaktadır. Kesin Hesap Kanun Tasarısının TBMM’nde görüşülmesi ve kanunlaşması, Anayasanın 164. maddesinde hükme bağlanmıştır. Kesin hesap, bütçe gelirleri ve giderleri ile ilgili son durumu ortaya koyan ve yasama denetimine olanak veren bir uygulamadır. Uygulanması bitmiş bütçenin hesabının kesilmesi kanunla olur. Bu hesabın kesilmesini sağlayan kanuna “Kesin Hesap Kanunu” denir. Anayasanın 164/2. Maddesine göre, “Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, yeni yıl Bütçe Kanunu tasarısıyla birlikte bütçe komisyonu gündemine alınır. Bütçe ve Plan Komisyonu Bütçe Kanunu tasarısıyla Kesin Hesap Kanunu tasarısını genel kurula birlikte sunar. Genel Kurul Kesin Hesap Kanunu tasarısını, yeni yıl Bütçe Kanunu tasarıyla beraber görüşerek karara bağlar”. Anayasanın 164. Maddesinde, “Kesin Hesap Kanunu tasarıları, kanun’da daha kısa bir süre kabul edilmemiş ise, ilgili oldukları mali yılın sonundan başlayarak en geç 7 ay sonra, Bakanlar Kurulu’nca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulur. Sayıştay, Genel Uygunluk Bildirimini, ilişkin olduğu Kesin Hesap Kanunu tasarısının verilmesinden başlayarak en geç yetmişbeş gün içinde TBMM’ne sunar. Kesin Hesap Kanunu tasarısının onaylanması üzerine bütçenin kesinleşmiş rakamları üzerinde de yasama organının denetimi gerçekleşmiş olur. “Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, muhasebe kayıtları dikkate alınarak, merkezi yönetim bütçe kanunun şekline uygun olarak Maliye Bakanlığı’nca hazırlanır. Bu tasarı, bir yıllık uygulama sonuçlarını karşılaştırmalı olarak gösteren değerlendirmeleri içeren gerekçesiyle birlikte izleyen mali yılın haziran ayı sonuna kadar Bakanlar Kurulunca TBMM’ne sunulur ve bir örneği Sayıştay’a gönderilir” (KMYKK, md. 42). İdarelerin faaliyet raporları, genel faaliyet raporu, dış denetim genel değerlendirme raporu ve Kesin Hesap Kanunu tasarısı ile Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu tasarısı birlikte görüşülür. Ancak, bu raporlar ile genel uygunluk bildirimi TBMM komisyonlarında öncelikle görüşülür. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY

25.

Aşağıdakilerden hangisi otomatik istikrarlandırıcılık / stabilizatörlük özelliği gösteren kamu harcamaları arasında yer alır?

Doğru Cevap: "C" İşsizlik sigortası ödemeleri
Soru Açıklaması

Otomatik stabilizatörler; kamu gelir ve giderlerinin ve bazı ekonomik kurumların ekonomideki enflasyonist ve deflasyonist eğilimleri hafifletmeleri için hiçbir müdahaleye gerek kalmadan ekonomiyi kendiliğinden istikrara kavuşturan kurum ve mekanizmalarıdır. 1. Vergi hasılatındaki otomatik değişmeler. Şahsi gelir vergisinin otomatik stabilizatörlük görevini yerine getirebilmesi taşıması gereken özellikler; 1.1. Genel bir vergi olmalı ve her kazanç vergilendirilmeli 1.2. Verginin tarifesi dik müterakki olmalıdır. Yani artan oranlı olmalıdır. 1.3. Gelir vergisinde kaçakçılık olmamalı, geniş ölçüde kaynakta kesme usulüne göre alınmalıdır. 1.4. Şahsi gelir vergisi mükelleflerinin önemli kısmı gelir vergisinin en düşük gelir dilimlerinde bulunmamalıdır. 1.5. Vergi götürü usulde tahsil edilmemelidir. 2. İşsizlik sigorta primleri ve işsizlik yardımları 3. Toprak mahsullerine ödenen mali yardımlar 4. Kurum ve aile tasarrufları 5. Kendiliğinden meydana gelen bütçe açık ve fazlaları 6. Ekonomideki stoklardaki artış ve azalmalar Sorumuza geldiğimizde ise: Soru bize otomatik stabilizatör özelliği taşıyan kamu harcama türünü sormaktadır. Otomatik stabilizatör özelliği taşıyan kamu harcamaları: - İşsizlik sigortası ödemeleri Yanıt C seçeneğidir. - Toprak mahsullerine ödenen mali yardımlardır. Cari harcamalar ve cari harcamaların içinde yer alan personel giderleri ile yatırım harcamalarının otomatik stabilizatör özelliği yoktur. 2013-GUY

26.

Verginin gelir etkisi ne demektir?

Doğru Cevap: "C" Gelir vergisindeki artış sonucunda geliri azalan bireylerin eski gelir düzeylerini korumak için daha fazla çalışmayı tercih etmesi
Soru Açıklaması

Vergileme, işgücü üzerinde gelir etkisi ve ikame etkisi olmak üzere iki etki çıkarır. Verginin Gelir Etkisi: Verginin olmadığı bir duruma kıyasla, yeni bir vergi getirildiğinde veya mevcut vergiler arttırıldığında toplam reel geliri azalan mükelleflerin eski gelir durumlarına yeniden kavuşmak üzere gayretini arttırarak daha fazla çalışarak gelirlerinde artış sağlamasına gelir etkisi denir. Verginin gelir etkisinde temel esas, mükellefin daha fazla çalışarak daha fazla gelir elde edip vergi yükünü gidermesidir. Yanıt C seçeneğidir. Verginin İkame Etkisi: Yeni bir vergi uygulandığında ya da mevcut bir verginin oranı artırıldığında, reel geliri azalan bireyin daha az çalışması ve boş zamanı tercih etmesine verginin ikame etkisi denir. Dolayısıyla mükellef, ödediği verginin üzerinde bıraktığı etkiyi dikkate almaksızın yeni durumu kabullenebiliyorsa “vergiye pasif uyum”, yani ikame etkisi; verginin etkilerini arzuladığı yönde değiştirmek için çaba gösteriyorsa “vergiye aktif uyum”, yani gelir etkisi söz konusu olur. 2013-GUY

27.

Belirli bir refah düzeyini yakalamak için mal ve hizmet tüketimine yönelen düşük gelirli kesimin tasarruflarının düşük olması, maliye politikasının hangi amaçları arasında çatışma yaratır?

Doğru Cevap: "D" İktisadi kalkınma – Bireysel refah
Soru Açıklaması
Maliye politikası: Bir ekonomide, temel makroekonomik amaçlara ulaşmak için kamu harcamaları ve gelirlerinin büyüklük ve bileşiminde gereken değişiklikleri gerçekleştirmektir. 1930’larda Maliye Politikası ile dikkatler işsizlik sorunu üzerine toplanmış ve amaç eksik istihdamın giderilmesi olmuştur. Maliye politikasının temel makroekonomik amaçları; 1. Ekonomik istikrarın sağlanması 2. Yeterli bir kalkınma ve büyüme hızının sağlanması 3. Ödemeler bilançosu dengesinin gerçekleştirilmesi 4. Bölgesel dengesizliklerin giderilmesi 5. Ekonomide kaynak dağılımında etkinliğin sağlanması ve dengeli hale getirilmesidir. 6. Gelir dağılımında adaleti sağlamak (Bireysel refahı maksimize etmek) Maliye Politikası Amaçlarında Ortaya Çıkan Çatışmalar 1. Fiyat İstikrarı - Tam İstihdam amaçları arasında meydana gelen çatışma 2. Ekonomik İstikrar - Ekonomik Büyüme Arasındaki Çatışmalar 3. Gelir ve Servetin Dengeli Dağılımı - Ekonomik Kalkınma Amaçları arasında çatışma İktisadi kalkınmanın temel belirleyicisi tasarruf düzeyidir. Tasarruf düzeyinin düşük olması yatırımlarında düşük olması anlamına gelecek ve iktisadi kalkınma gerçekleşmeyecektir. Belirli bir tüketim düzeyine ulaşmak ise ancak tasarrufların azaltılması ile mümkündür ve bu durumda iktisadi kalkınma gerçekleşmez. Bu nedenle de belirli bir refah düzeyine ulaşmak ve iktisadi kalkınmayı gerçekleş- tirmek amacıyla tasarrufları artırmaya yönelik maliye politikaları gelir dağılımı- nın yüksek gelirliler lehine, düşük gelirliler aleyhine bozacaktır. Bu durum; maliye politikası amaçları olan iktisadi kalkınma ve gelir dağılımı (bireysel refahın maksimize edilmesi) arasında çatışma yaratır. Yanıt D seçeneğidir. Enflasyon ile mücadele için artırılan vergiler (dolaylı – dolaysız), düşük gelirli bireylerin harcamaları ile yüksek gelirli bireylerin harcamalarının kısılmasına neden olur. Eğer, dolaylı vergilerdeki artış zorunlu tüketim malları üzerinde ise bu durumda düşük gelirlilerinin zorunlu tüketim harcamalarının gelir içindeki payı artacak ve bu durum yüksek gelirliler ile düşük gelirliler arasında gelir dağılımı- nın bozulmasına neden olacaktır. Ancak, talebin kontrol edilmesi gelir dağılımı için değil, fiyat istikrarı için önem taşır. Bu nedenle talebi fiyat istikrarı sağlamak amacıyla kısmak için vergi artışına gidilmiş ise bu durumda ekonomide talep azalmasından kaynaklanan üretim azalması ortaya çıkar. Üretimdeki azalma istihdamın da azalmasına neden olur. Dolayısıyla ekonomi tam istihdamdan uzaklaşır. Bu nedenle, maliye politikasının amacı olan tam istihdam ile fiyat istikrarı amacının çatışması anlamına gelir. 2013-GUY
28.

Aşağıdakilerden hangisi gelirin özellikleri arasında yer almaz?

Doğru Cevap: "B" Gayri safi olması
Soru Açıklaması
Öncelikle soru Türk Vergi Sisteminde ya da Türk Vergi Uygulamasında ya da Gelir Vergisi Kanununa göre diye sorulsa idi daha doğru olacaktı. GVK’nın 1. ve 2. maddelerine göre vergiye tabi gelirin özellikleri şunlardır: 1. Gelirin gerçek kişilerce elde edilmiş olması 2. Gelirin yıllık olması 3. Gelirin elde edilmiş olması 4. Gelirin gerçek olması 5. Gelir unsurlarının safi miktarlar olması 6. Gelirin genel olması Gelir Vergisi Kanunu geliri safi (net) tutar olarak kabul etmiştir. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY 
29.

Vergi hukukunda her takvim yılı bir vergileme dönemi olarak kabul edilmektedir. Aşağıdaki mükellef/mükellef gruplarından hangisi bu kuralın istisnasını oluşturur?

Doğru Cevap: "C" İnşaat ve onarma işleriyle uğraşanlar
Soru Açıklaması

Vergilemede gerçek kişiye ait gelirin bir yıllık tutarı nazara alınır. Gelir Vergisi Kanunu bir yıllık dönem olarak takvim yılını esas almıştır. Bu bir yıllık dönem takvim yılı olarak uygulanmakla birlikte takvim yılının bazı istisnaları bulunmaktadır. 1. Normal Hesap Dönemi (Takvim Yılı) GVK’ya göre gelir, bir takvim yılında elde edilen kazanç ve iratların safi tutarıdır. Buna göre kanunumuz bir yıllık dönem veya devre olarak takvim yılı esasını benimsemiştir. 2. Özel Hesap Dönemi Normal hesap dönemi faaliyet yapılarına uymayan işletmeler, Maliye Bakanlığı’na başvurarak kendilerine özel hesap dönemi tayinini isteyebilirler. Bakanlık bu işletmeler için 12’şer aylık özel hesap dönemleri belirleyebilir. Bu suretle özel hesap dönemi tespit edilenlerin ticari ve zirai kazançları, hesap döneminin kapandığı takvim yılının kazancı sayılır (VUK. md. 174). 3. Kıst Hesap Dönemi Yeniden işe başlama, ölüm, iflas gibi nedenlerle iş bırakma durumunda, 12 aydan az yani bir tam yıldan eksik faaliyet süreleri söz konusu olur. Bu eksik sü- relerin her biri kıst hesap dönemi sayılacaktır. Bu kıst sürede elde edilen gelirler o yılın yıllık geliri olarak kabul edilir. Gelir vergisinde takvim yılı esastır. Bir takvim yılına ait gelirler ertesi yılın Şubat-Mart ayında beyan edilir. Bu vergilendirme ve beyan sisteminin istisnası Gelir Vergisi Kanununun 42, 43 ve 44 üncü maddelerinde yer alan yıllara yaygın inşaat ve onarım işidir. Bir yıldan fazla süren (birden fazla takvim yılına taşan) inşaat ve onarma işlerinden elde edilen kazançlar işin bitiminde tespit edilir, tamamı o yılın geliri sayı- larak takip eden yılın Mart ayının 15inci gününe kadar beyan edilir Bir işin 42 nci madde kapsamında değerlendirilebilmesi için aşağıdaki koşullar taşıması gerekmektedir. 1. Faaliyet konusu iş, inşaat ve onarım işi olmalıdır. 2. İnşaat ve onarım işi başkalarının hesabına ve taahhüde bağlı olarak yapılmalıdır. 3. İnşaat ve onarım işi birden fazla takvim yılına sirayet etmelidir. Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY

30.

Aşağıdakilerden hangisi halen uygulanmakta olan katma değer vergisi oranlarından bir tanesidir?

Doğru Cevap: "A" % 1
Soru Açıklaması
01.01.2013 tarih ve 2012/4116 sayılı kararnameye göre; Mal teslimleri ile hizmet ifalarına uygulanacak katma değer vergisi oranları;

a) Ekli listelerde yer alanlar hariç olmak üzere, vergiye tabi işlemler için, % 18

b) Ekli (I) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için, % 1 Yanıt A seçene- ğidir.

c) Ekli (II) sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için, % 8

2013-GUY
logo

31.
I. Sözleşme

II. Alacaklı

III. Def’i

IV. Edim

Yukarıdakilerden hangileri borcun temel unsurlarıdır?
Doğru Cevap: "B" II – IV
Soru Açıklaması

Borç, bir kişiyi diğer bir kişiye bir edimi yerine getirme (bir şey verme, yapma veya yapmama) yükümlülüğü yükleyen hukuki bir ilişkidir. Bu ilişkinin bir tarafında alacaklı diğer tarafında da borçlu bulunur. Bunların aralarında da bir borç ilişkisi bulunur7 . Bir borç ilişkisinin (borcun) temel unsurları 3 tanedir. Bunlar: 1. Alacaklı: Borç ilişkisine konu olan edimin yerine getirilmesini isteme hakkına sahip olan gerçek ya da tüzel kişiliktir (taraftır). Bu edimin yerine getirilmesini isteme hali, borçlunun edimi kendiliğinden yerine getirmemesi halinde ortaya çıkar ve alacaklının talep hakkı olarak tanılanır. Alacaklı bu talebinin yerine getirilmemesi durumunda yasal yollara başvurarak borçlunun edimi yerine getirmesini sağlayabilir. Buna ise dava hakkı denir. 2. Borçlu: Alacaklı ile aralarındaki bir borç ilişkisi dolayısıyla bir edimi yerine getirmekle yükümlü olan taraftır. 3. Edim: Borçlunun bir şey vermek, bir şey yapmak ya da bir şey yapmamak şeklindeki yükümlülüğüdür. Görüldüğü gibi borcun temel unsurları alacaklı, borçlu ve edimdir. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY

32.

Müteselsil borçlulukla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Doğru Cevap: "B" Borçlulardan birine karşı zamanaşımı kesilince diğerlerine karşı kesilmiş sayılmaz
Soru Açıklaması

Müteselsil Borçluluk: Mahiyeti itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü bulunduğu bir birlikte borçluluk türüdür. Müteselsil borçlulukta borçlu tarafın birden fazla kişiden oluşması halinde borçluların her birinin borcun tamamından veya bir kısmından sorumlu olduğu, bir borçlunun borcun tamamını ifa etmesi halinde diğer borçluların da borcundan kurtulabildiği borçluluk ilişkisidir. Müteselsil borçluluk, istisnai bir borçluluk türüdür. Bu nedenle müteselsil sorumluluk eğer bir sözleşmeden doğmuş ise bu durumda sözleşmede kesinlikle belirtilmesi gerekir. Müteselsil borçluluk kanundan da ortaya çıkabilir. Buna örnek olarak Borçlar fazla borçlu bir ticari borç altına girmişler ise, aksi kararlaştırılmadığı sürece, borçlular müteselsil sorumlu olurlar. Yine Medeni Kanuna göre, miras bırakanın borçlarından dolayı sorumlulukları kanundan kaynaklanan müteselsil sorumluluktur. Müteselsil Borçluluğun Hüküm ve Sonuçları 1. Alacaklı, borcun tamamı veya bir kısmı için dilediği borçluya başvurma hakkına sahiptir. 2. Alacaklı müteselsil borçlulardan birine karşı açmış olduğu dava veya icra takibini kaybetse dahi diğerlerine başvuru hakkı ortadan kalkmaz. 3. Müteselsil borçluların her birinin borcu diğerinden bağımsız olduğundan, müteselsil borçlulardan biri kendi fiili ile diğerlerinin durumu ağırlaştıramaz. 4. Müteselsil borçlulardan birinin bağımsız olarak alacaklıya yaptığı cezai şart anlaşması, diğer borçluları bağlamaz. 5. Müteselsil borçlulardan birinin zamanaşımından sonradan feragat etmesi de diğer müteselsil borçluları etkilemez. 6. Müteselsil borçlulardan biri için kesilen zamanaşımı diğerleri için de kesilir. Bir diğer ifade ile alacaklının müteselsil borçlulardan biri için dava açması ya da icra takibinde bulunması durumunda tüm borçlular için zamanaşımı kesilir. Yanıt B seçeneğidir. 7. Müteselsil borçluların borcunun bağımsız olması sonucu, alacaklı tarafından borçlulardan birine yapılan temerrüt ihtarı, diğer borçluların da temerrüde düşmesine neden olmaz. Müteselsil borçlulukta borçluların hepsinin temerrüde düşmesi için her birine ayrı ayrı temerrüt ihtarı keşide edilmelidir. 8. Alacaklının her bir borçludan borcun tamamını veya bir kısmını talep edebilme yetkisi ona, müteselsil borçluların iç ilişkideki hak ve yetkilerini etkileme yetkisini vermez. 9. Müteselsil borçlulukta alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilebilen borçlunun iç ilişkideki borca katılma payı oranında borçtan kurtarır. 10. Müteselsil borçlulukta borçlulardan birinin acze düşmesi diğer borçluları borçtan kurtarmaz. 11. Müteselsil borçlulukta, borçlulardan birinin ifa ya da takas beyanı ile borcu sona erdirdiği oranda diğer borçlularda söz konusu oranda borçtan kurtulur. 2013-GUY

33.

Tatilde olan komşusu Bay (A)’nın faturalarını Bay (A)’nın haberi olmadan ödeyen Bay (B)’nin bu işlemine Borçlar Kanunu yönünden hangi hükümler uygulanır?

Doğru Cevap: "A" Vekaletsiz iş görme
Soru Açıklaması
Vekâletsiz İş Görme; Borçlar Kanununun 526 – 531. maddeleri arasında dü- zenlenmiştir. Buna göre vekâletsiz iş görmenin unsurları:

hukuki bir işlem olması şart değildir. 2. İşin başkasına ait olması: Bir kimsenin (iş gören) yaptığı iş ile bir başkası- nın (iş sahibi) hukuk alanına müdahale etmesi söz konusudur. 3. Vekâletin bulunmaması: İş görenin işi yapmaya yetkili (mezun) bulunmaması gerekir. 4.İş görme iradesi: İş görenin başkasının menfaatine hareket iradesini taşı- ması veya işin başkasına ait olduğunu bilerek faaliyette bulunması şart değildir. İş görenin genel olarak bir işi görme iradesine sahip olması yani, iradesinin işin fiili sonucuna yönelmiş olması yeterlidir. B.K. md.526’ya göre; “vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine uygun olarak görmekle yükümlü- dür.” Dolayısıyla; Bay (B), Bay (A) tatilde iken faturalarını haberi olmadan ödemesi, Bay (A)’nın menfaatinedir ve bu durum vekâletsiz iş görme olarak nitelendirilir. Yanıt A seçeneğidir. Diğer seçenekler: Borcun devralınması: Borç ilişkisinde borçlu tarafın değişmesidir. Bu durumda borçlunun yerine yeni bir borçlu geçmektedir. Borç ilişkisinin konusu değiş- mez, taraflarında (süjede) bir değişim söz konusudur. Yetkisiz temsil: Bir kimsenin, temsil yetkisi bulunmaksızın başka bir kimsenin namına ve hesabına hukuki işlemler yapmasıdır. Şu şekillerde ortaya çıkabilir: 1. Mümessile hiçbir temsil yetkisi verilmemiş olabilir. 2. Mümessile temsil yetkisi verilmiş olmasına karşın, mümessil bu yetkinin sınırlarını aşmış olabilir. 3. Temsil yetkisi verilmiş olan kimse fiil ehliyetini yitirmiş olabilir. Bu durumların hepsinde, mümessilin yapmış olduğu hukuki işlemlerde hiçbir yetkisi yoktur ve yapılan hukuki işlem tek taraflı olarak temsil olanı bağlamaz. 2013-GUY
34.

Borçlar Kanunu’na göre sözleşmede ödeme yeri ayrıca belirlenmemiş ise para borçlarında ödeme yeri neresidir?

Doğru Cevap: "D" Ödeme zamanında alacaklının ikametgahının bulunduğu yer
Soru Açıklaması
İFA YERİ: İfa yeri taraflarca serbestçe belirlenebilir. Taraflar ifa yerini belirlememişlerse Borçlar Kanunu’nun ifa yerine ilişkin tamamlayıcı hükümleri uygulanır. Buna göre para borçları ifa zamanında alacaklının ikametgâhının bulunduğu yerde ifa edilir. Para borçları nakit olarak ve memleket parası ile ödenir. Alacaklının bankadaki hesabına yatırılması veya çek ile ödenmesi ancak alacaklı- nın kabulü ile olur. Posta havalesi ile gönderilmişse ikametgâhta ödemeli olarak gönderilmelidir. Bu borçlara götürülecek borç denir. Fakat kıymetli evrakta ise borcun ifa yeri borçlunun ikametgâhının bulunduğu yerdir. Para borçları kural olarak TL ile yerine getirilir. Yabancı para üzerinden borçlanılmışsa ve sözleşme de aynen ödeme kaydı yoksa, borçlu borcunu yabancı para ile ifa edebileceği gibi ifa zamanındaki kur üzerinden TL ile de ifa edebilir (seçimlik yetki). Belli bir şeyin teslimi borcu ise (parça borcu) o şeyin sözleşme yapılırken bulunduğu yerde ifa edilir. Parça borcu; ferdiyle belirlenen şeylere ilişkin borçtur. Örneğin motor numarası belirtilmiş ferrari marka araba veya fırtına adlı at gibi. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için tarafların bu şeyin sözleşme yapılırken başka bir yerde olduğunu bilmeleri lazımdır. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY
35.

Aşağıdakilerden hangisi eksik borçlardan biri değildir?

Doğru Cevap: "B" Manevi tazminatın ödenmesi borcu
Soru Açıklaması
Kimi durumlarda borç bir sorumluluk doğurmaz. Yani borç vardır ama sorumluluk yoktur. Eksik borç denen bu durumda, ortada bir borç vardır. Borçlu tarafından kendi isteğiyle yerine getirildiği takdirde bu ifa geçerlidir. Bununla birlikte eksik borcu ifa etmeyen borçludan, ifanın dava ya da takip yoluyla istenmesi kural olarak söz konusu değildir. Eksik borçlar şunlardır:  Zamanaşımına uğramış borçlar  Konkordato anlaşmasından arta kalan borçlar  Evlenme tellallığından doğan borçlar  Kumar ve bahis oyunlarından doğan borçlar  Ahlaki bir ödevin ifasından doğan borçlar Maddi ya da manevi tazminatın ödenmesi borcu bir eksik borç değildir. Yanıt B seçeneğidir 2013-GUY
36.

Kiracının kiralanan şey üzerindeki zilyetliği, aşağıdakilerden hangisine yönelik bir zilyettir?

Doğru Cevap: "B" Fer’i – dolaysız
Soru Açıklaması
Zilyet: Bir mal üzerinde hak sahibi olan kişiye zilyet denir. Zilyedin Türkçe anlamı ise; sahibi kendisi olsun olmasın bir malı kullanmakta olan, elinde tutan ki- şidir. Zilyetlik: Medeni hukukun eşya hukuku dalında inceleme yapan kurumuna zilyetlik denir. Kısaca, taşınır ya da taşınmaz mal üzerindeki kişinin hakimiyetidir. Ancak unutulmaması gereken unsur, sadece eşya üzerindeki hakimiyetin tanımı olan zilyetlik, mülkiyet hakkı bağlı değildir. Örneğin, bir ev sahibinin o ev üzerinde hakimiyeti vardır ve bu durum zilyet olarak açıklanır. Ancak ev sahibi evini kiraya verirse o evin zilyedi artık kiralayan kişidir. Ev sahibi ise mülkiyet hakkına sahiptir. Zilyetliğin iki unsuru vardır: 1.Maddi Unsur: Eşya üzerinde fiili hakimiyet sahibi olabilme durumudur. Fiili hakimiyet için eşyanın mutlaka şahsın elinin altın ya da yakınında bulunması şart değildir. Şahsın o eşya üzerinde fiili hakimiyet kurabilecek durumunda olması yeterlidir. Örneğin bir kişi kiraya verdiği evinin zilyedidir. Ancak bir kitapçıda kitabı incelemek için bakan kişi kitabın zilyedi değildir. 2.Manevi Unsur: Eşya üzerinde fiili hakimiyete sahip olma iradesi yani zilyetlik iradesinin bulunması gerekmektedir. Yani, bir eşya üzerinde fiili hakimiyet ancak bilerek ve istenerek icra edildiği takdirde zilyetlikten söz edilebilir. Asli ve Fer’i Zilyet: Zilyet, bir sınırlı ayni hak veya bir kişisel hakkın kurulmasını ya da kullanılmasını sağlamak için şeyi başkasına teslim ederse bunların ikisi de zilyet olur. Bir şeyde malik sıfatıyla zilyet olan asli, diğeri fer’i zilyettir.(MK m.974). Her asli zilyet malik sıfatıyla zilyettir, ancak her malik sıfatıyla zilyet asli zilyet değildir. Asli zilyedin doğabilmesi için fer’i zilyetliğin olması gerekir. Fer’i zilyetlik yoksa bu durumda malik sıfatıyla zilyetlik vardır. Örneğin biri sahip olduğu evi kendisi kullanıyorsa malik sıfatıyla zilyettir. Kiraya vermiş ise kiracı artık fer’i zilyettir. Dolaylı ve Dolaysız Zilyetlik: Bir şeyde fiili hâkimiyetini doğrudan doğruya sürdüren kimse dolaysız zilyet, başka bir kişi aracılığı ile sürdüren kimse dolaylı zilyettir.(MK m.975) Fer’i zilyette eşyayı bir üçüncü şahsa bırakmış ise üç tane zilyet mevcuttur. Örneğin kiracı eşyayı bir üçüncü şahsa bırakmış ise ikinci kiracı fer’i ve dolaysız zilyet, birinci kiracı ise ikinci kiracıya nazaran asli ve dolaylı zilyettir. Sorumuza geldiğimizde ise: kiracının kiralanan şey üzerindeki zilyetliği, malik olmadığı için fer’i zilyet ve söz konusu eşyayı bizzat elinde bulundurduğu içinde dolaysız zilyettir. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY
37.

Bay (A)’nın televizyonunu çalan Bay (B), bu televizyonu elektronik eşya pazarında bu eşyaların ticaretini yapan arkadaşı Bay (C)’ye emanet olarak bırakmıştır. Bay (C) de bu televizyonu pazarda Bay (D)’ye satıp teslim etmiştir.


Buna göre aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Doğru Cevap: "D" Bay (D) iyi niyetli ise 5 yılın sonunda kendisine karşı taşınır davası açılamaz
Soru Açıklaması

Soru Medeni Hukuk içerisinde ele alınan eşya hukuku ve iyi niyet kavramları ile ilgilidir. İyi niyet, bir hakkın doğumuna engel olan bir durumun olayda varlığı veya hakkın doğumu için gerekli unsurlardan birinin olayda yokluğu konusunda kişideki mazur görülebilen bilgisizlik veya yanlış bilgi olarak tanımlanır. Kanunun iyi niyete hukuki sonuçlar bağladığı durumlarda asıl olan iyi niyetin varlığıdır, iyi niyet aksi ispat edilebilen adi karinedir. Ancak, durumun gerektirdi- ği oranda kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz. İyi niyet hukukun değişik alanlarında hakkın kazanılmasında yardımcı olan genel bir kuraldır. Özellikle Eşya Hukukuna ilişkin hükümlerde iyi niyete, hak kazanımlarına yer verilmiştir. Taşınır eşyalarda 1. Sahibinin elinden rızası ile çıkan eşyalarda: Taşınırlarda eşya hak sahibinin elinden rıza ile çıkmış ise (ki bunlara bırakılmış eşya da denir) o eşya üzerinde hakka dayalı olarak zilyet olan 3. kişilerin anlık iyi niyetleri ile ayni hak kazanımları korunur. 3. Kişi böyle durumlarda iyi niyetle eşyayı teslim aldığı an onun mülkiyet hakkını da kazanmış olacaktır. Eşya sahibinin dava hakkı yoktur. 2. Elinden Rıza dışı çıkan eşyalarda: Bir eşya sahibinin elinden çalınma, unutulma, kaybolma gibi durumlarla yani rızası dışı şekilde çıkmış ise bu eşyayı edinen 3. Kişi iyi niyetli olsa dahi eşyanın mülkiyetini derhal kazanamayacaktır. Bu gibi durumlarda eşyanın asıl sahibinin 5 yıl boyunca dava açarak 3. Kişiden eşyasını iade hakkı saklıdır.3. Kişi anca iyiniyetli olmak ve davasız aralıksız eşyayı 5 yıl boyunca kullanmak şartıyla mülkiyet hakkını kazanabilir. Eğer sahibinin elinden istem dışı çıkan eşya para veya hamiline yazılı senet ise bu durumlarda dayalı olarak zilyet olan iyi niyetli 3. kişilerin para veya hamiline yazılı senet üzerindeki ayni hak korunur. Örneğin sokakta yürürken para bulan kişi bu para ile kendisine eşya satın alması ve de satıcının iyi niyetli olması halinde para üzerinde anlık iyi niyetiyle mülkiyet hakkı kazanır. Kötü niyetli kişilere karşı hak sahibi tarafından taşınır ve mülkiyet davası her zaman açılabilir. Kötü niyet hiçbir zaman hak kazandırmayacaktır. Taşınır 3. Kişi tarafından açık arttırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satan yerlerden elde edilmiş ise; iyi niyetle ödenen bedellin yatırılması kaydı ile taşınır davası açılabilir. Ayrıca iyi niyetli 3. kişi ödediği bedel kendisine verilinceye kadar eşyayı alıkoyma hakkına sahiptir. Emin sıfatı ile zilyed: Bir malı, güvenilen kişi olarak elde bulundurma durumudur. Örneğin; emanet olarak ya da satış için birisine mal bırakılması halinde, bırakılan kişi emin sıfatı ile zilyed olacaktır. Bir eşyanın böyle birinin elinden çıkması durumunda eşya sahibinin elinden rıza dışı çıkmış sayılacak ve buna dair kurallara hükmolunacaktır. Sorumuza geldiğimizde ise: Bay (A)’dan televizyon çalınmıştır. Bu durumda televizyonu bu gibi eşyaların satıldığı yerden satın alan Bay (D) iyi niyetli dahi olsa malik olamaz. Ancak Bay (D) iyi niyetli ise malik olabilmesi için davasız ve aralıksız 5 yıl boyunca televizyonu elinde bulundurmalıdır. Eğer kötü niyetli ise Bay (A) her zaman dava hakkını kullanarak televizyonu geri alabilir. Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY

38.

İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yürütülmekte olan icrayı ne durdurur?

Doğru Cevap: "A" İcra mahkemesi kararı
Soru Açıklaması

Bir icara takibinin durdurulması demek, icra takibinin geri bırakılması demektir. İcra dairesinin işlemlerinin kanuna uygun ve doğru olup olmadığını denetlemek ve kanunla kendisine verilen diğer icra işlerine bakmak üzere, icra dairesinin üstünde icra mahkemesi kurulmuştur. İcra mahkemesi; - İcra dairesine yapacağı işlemler için doğrudan talimat veremez - İcra işlemlerini doğrudan icra dairesinin yerine geçerek yapamaz - İcra dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikâyetleri inceler - Takibe karşı borçlunun ileri sürdüğü itirazları inceler, - İtirazların kesin ya da geçici kaldırılması taleplerini karara bağlar - Hacizde ve iflasta istihkak davalarını inceler - İhalenin feshini şikâyet yolu ile inceler - İcra ve iflas suçlarını inceleyerek ceza vermek - Kanunda verilen diğer görevleri yapmak - Adi konkordato talebi hakkında ve konkordato mühleti hakkında karar vermek - İlamlı icrada icranın geri bırakılmasına karar vermek - Zamanaşımı sebebiyle takibin iptaline karar vermek - İpotek kaydının terkinine karar vermek - İcra emrinin ihmali nedeniyle icranın geri bırakılmasına karar vermek Dolayısıyla İcra Mahkemesi yürütülmekte olan bir icrayı durdurabilir. Bunun yanında: bir takip dayanağı bir ilamın (icra takibinin) Yargıtay’ca bozulması durumunda borçlu bozma kararı ibraz ettiğinde icra işlemleri olduğu yerde durur. Yanıt A seçeneğidir. 2013-GUY

39.

Aşağıdakilerden hangisi icra takibi sonunda alacaklıya alacağının ödenmeyen kısmı için icra dairesince verilen belgedir?

Doğru Cevap: "C" Aciz vesikası
Soru Açıklaması
Aciz vesikası (belgesi): İcra takibi sonunda alacaklıya alacağının ödenmeyen kısmı için icra dairesince verilen belgedir. Bu evrakın düzenlenip alacaklıya verilmesi hiçbir harç ve resme tabi değildir. Borçlunun haczi kabil malının bulunmadığına dair haciz tutanağı da aciz belgesi hükmündedir. Yanıt C seçeneğidir. Geçici aciz vesikası: Haciz sırasında borçlunun haczi kabil malları bulunmakla birlikte, bunların takdir edilen kıymetlerinin, takip konusu alacağı karşılamayacağı anlaşılırsa, bu durumu belirleyen haciz tutanağı geçici aciz vesikası niteliğindedir. Burada aciz vesikası haciz sırasında verilmekte olduğu için kesin nitelikte de- ğildir. Çünkü borcu karşılayıp karşılamayacağı ancak satış sonrasında anlaşılacaktır.  Geçici aciz vesikası verilmesinin tek sonucu, iptal davası açılabilmesine olanak sağlamasıdır. Kesin aciz vesikası: Birinci olarak haczedilen mallar satılır ve alacaklı veya alacaklılara satış sonrası elde edilen bedel paylaştırılır ve bundan sonra alacağını tamamen alamamış olan alacaklıya kesin aciz vesikası düzenlenir. İkinci olarak haciz sırasında borçlunun haczi kabil hiçbir malı bulunmazsa, bu durumu tespit eden haciz tutanağı 143. Maddeye göre kesin aciz vesikası hükmündedir. Bu durumda alacaklıya ayrıca aciz vesikası düzenlenerek verilmez 2013-GUY
40.

Aşağıdakilerden hangisi “yabancı kaynaklar toplamı / aktif toplamı” oranını ifade eder?

Doğru Cevap: "C" Finansal kaldıraç oranı
Soru Açıklaması
Finansal Kaldıraç Oranı: Borcun öz sermayeye ya da toplam sermayeye oranıdır. Bu oran, işletme varlıklarının ne kadarının yabancı kaynaklardan karşılandığını gösteren Mali Yapı oranlarındandır. Finansal Kaldıraç Oranı= Yabancı Kaynaklar/Pasif (Aktif) Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY
logo

41.

1982 Anayasasına göre aşağıdakilerden hangisi sosyal ve ekonomik hak ve ödevler arasında yer almaz?

Doğru Cevap: "C" Vergi ödevi
Soru Açıklaması
Sosyal ve Ekonomik Haklar: Kişinin sosyal ve ekonomik faaliyetleri ile ilgili haklarıdır. Bunlar: 1. Eğitim ve öğrenim hakkı 2. Çalışma ve sözleşme özgürlüğü 3. Çalışma hakkı 4. Dinlenme hakkı 5. Sendika kurma hakkı 6. Toplu iş sözleşmesi hakkı 7. Grev hakkı 8. Sağlık, sosyal güvenlik ve konut hakkı vb. Vergi ödevi ise siyasi ödevler arasında yer alır. Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY
42.

İdare mahkemesinin tek hakimle verdiği yürütmenin durdurulması kararına karşı nerede ve hangi sürede itiraz edilebilir?

Doğru Cevap: "C" Bölge idare mahkemesinde 7 gün içinde
Soru Açıklaması
Yürütmenin durdurulması istemleri hakkında verilen kararlar; Danıştay dava dairelerince verilmişse konusuna göre İdari veya Vergi Dava Daireleri Genel Kurullarına, bölge idare mahkemesi kararlarına karşı en yakın bölge idare mahkemesine, idare ve vergi mahkemeleri ile tek hâkim tarafından verilen kararlara karşı bölge idare mahkemesine, çalışmaya ara verme süresi içinde ise idare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararlara en yakın nöbetçi mahkemeye veya kararı veren hâkimin katılmadığı nöbetçi mahkemeye, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir. İtiraz edilen merciler, dosyanın kendisine gelişinden itibaren yedi gün içinde karar vermek zorundadır. Yanıt C seçeneğidir 2013-GUY
43.

Kıymetli evrakla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Doğru Cevap: "B" Hak senetten ayrı ileri sürülebilir.
Soru Açıklaması
Kıymetli evrak nitelikli bir borç senedidir ve borç ikrarını içerir. Kıymetli evrakın özellikleri: 1. Hak ve senet birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 2. Hak senette yer alır. Yani mündemiçtir. 3. Hak senetten ileri sürülemez. Yani dermeyan edilemez. Yanıt B seçeneğidir. 4. Kıymetli evrakın içerdiği hak özel hukuk alanına ilişkindir. 5. Kıymetli evrakın içerdiği hak nakden değerlendirilebilir bir haktır. 6. Kıymetli evrakın içerdiği hak başkasına devredilebilir. 7. Kıymetli evrakta soyutluluk ilkesi (mücerretlik) söz konusudur. 8. Kıymetli evrak ağırlaştırılmış şekil şartlarına tabidir. 2013-GUY
44.

Bir işletmenin uyguladığı stok değerleme yöntemlerinden Hareketli Aritmetik Ortalama Maliyet Yöntemini bırakarak İlk Giren İlk Çıkar stok yöntemine geç- mesi durumunda söz konusu değişikliğin stok ve satışların maliyetine etkisinin finansal tablolarda açıklanması aşağıdaki muhasebe temel kavramlarından hangisiyle ilişkilidir?

Doğru Cevap: "A" Tutarlılık Kavramı
Soru Açıklaması

Tutarlılık Kavramı (Tutarlı Rapor Sistemi Kavramı): Benzer olay ve işlemlerde kullanılan muhasebe politikalarının, kayıt düzenlerinin ve değerleme ölçülerinin yıllar itibariyle değişmezliğini ifade eder.  Gerektiğinde uygulanan muhasebe politikaları değiştirilebilir. Ancak bu deği- şikliklerin ve bunların parasal etkilerinin bilanço ve gelir tablosu dipnotlarında tam açıklama kavramı gereği belirtilmesi gerekir. Buna aykırı davranılırsa hem tutarlılık hem tam açıklama kavramına aykırı davranılmış olur. Buna uygun davranılırsa hem tutarlılık hem tam açıklama kavramına uygun davranılmış olur.  Bu kavram finansal tablo bilgilerinin karşılaştırılabilirliğini sağlamaya çalışır. Bu kavram olmazsa farklı yılların mali tablolarının karşılaştırılması anlamsız sonuçlar verebilir.  Mali tablolarda biçim ve içerik yönünden tekdüzeni öngören kavramdır.  Bu kavram TMS-1’de “Sunuluşun Tutarlılığı” olarak ifade edilmektedir. Yanıt A seçeneğidir. Diğer seçenekler: Sosyal Sorumluluk Kavramı: Muhasebe uygulamalarının yürütülmesinde ve mali tabloların düzenlenmesinde ve sunulmasında, belli kişi ve grupların değil tüm toplumun çıkarlarının gözetilmesi ve dolayısıyla gerçeğe uygun ve dürüst davranılmasıdır. - Bu kavram gerçek ve tüzel kişilerin yetki alanlarında gerçekleşen olayların sonuçlarını üstlenilmesi olarak tanımlanabilir. - Dönem karının olduğundan yüksek ve düşük gösterilmesi (muhasebe hata ve hileleri) bu kavrama aykırı uygulamalardır. - Bu kavram “Tam Açıklama” kavramıyla ilişkilidir. Parayla Ölçülme Kavramı: Varlıklarda ve kaynaklarda meydana gelen de- ğişmelerin ortak bir ölçü olarak para birimiyle ifade edilmesi gerektiğini belirtilen kavramdır. Bu kavram gereği döviz cinsinden yapılan işlemler ulusal para cinsinden kayıtlara alınır. Özün Önceliği Kavramı: İşlemlerin muhasebeye yansıtılmasında ve değerlendirmelerin yapılmasında biçimlerinden çok özleri esastır. Genel olarak işlemlerin biçimleri ile özleri paralel olmakla birlikte, bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu takdirde, özün biçimine önceliği esastır.

45.

Bir işletmenin uyguladığı stok değerleme yöntemlerinden Hareketli Aritmetik Ortalama Maliyet Yöntemini bırakarak İlk Giren İlk Çıkar stok yöntemine geç- mesi durumunda söz konusu değişikliğin stok ve satışların maliyetine etkisinin finansal tablolarda açıklanması aşağıdaki muhasebe temel kavramlarından hangisiyle ilişkilidir?

Doğru Cevap: "A" Tutarlılık Kavramı
Soru Açıklaması

Tutarlılık Kavramı (Tutarlı Rapor Sistemi Kavramı): Benzer olay ve işlemlerde kullanılan muhasebe politikalarının, kayıt düzenlerinin ve değerleme ölçülerinin yıllar itibariyle değişmezliğini ifade eder.  Gerektiğinde uygulanan muhasebe politikaları değiştirilebilir. Ancak bu deği- şikliklerin ve bunların parasal etkilerinin bilanço ve gelir tablosu dipnotlarında tam açıklama kavramı gereği belirtilmesi gerekir. Buna aykırı davranılırsa hem tutarlılık hem tam açıklama kavramına aykırı davranılmış olur. Buna uygun davranılırsa hem tutarlılık hem tam açıklama kavramına uygun davranılmış olur.  Bu kavram finansal tablo bilgilerinin karşılaştırılabilirliğini sağlamaya çalışır. Bu kavram olmazsa farklı yılların mali tablolarının karşılaştırılması anlamsız sonuçlar verebilir.  Mali tablolarda biçim ve içerik yönünden tekdüzeni öngören kavramdır.  Bu kavram TMS-1’de “Sunuluşun Tutarlılığı” olarak ifade edilmektedir. Yanıt A seçeneğidir. Diğer seçenekler: Sosyal Sorumluluk Kavramı: Muhasebe uygulamalarının yürütülmesinde ve mali tabloların düzenlenmesinde ve sunulmasında, belli kişi ve grupların değil tüm toplumun çıkarlarının gözetilmesi ve dolayısıyla gerçeğe uygun ve dürüst davranılmasıdır. - Bu kavram gerçek ve tüzel kişilerin yetki alanlarında gerçekleşen olayların sonuçlarını üstlenilmesi olarak tanımlanabilir. - Dönem karının olduğundan yüksek ve düşük gösterilmesi (muhasebe hata ve hileleri) bu kavrama aykırı uygulamalardır. - Bu kavram “Tam Açıklama” kavramıyla ilişkilidir. Parayla Ölçülme Kavramı: Varlıklarda ve kaynaklarda meydana gelen de- ğişmelerin ortak bir ölçü olarak para birimiyle ifade edilmesi gerektiğini belirtilen kavramdır. Bu kavram gereği döviz cinsinden yapılan işlemler ulusal para cinsinden kayıtlara alınır. Özün Önceliği Kavramı: İşlemlerin muhasebeye yansıtılmasında ve değerlendirmelerin yapılmasında biçimlerinden çok özleri esastır. Genel olarak işlemlerin biçimleri ile özleri paralel olmakla birlikte, bazı durumlarda farklılıklar ortaya çıkabilir. Bu takdirde, özün biçimine önceliği esastır.

46.

Aşağıdaki hesaplardan hangisi işletmenin düzenlediği dönem sonu bilançosunda yer almaz?

Doğru Cevap: "A" Konusu Kalmayan Karşılıklar Hesabı
Soru Açıklaması

A seçeneği:644Konusu Kalmayan Karşılıklar Hs 6 Gelir Tablosunun 64 Diğer Faaliyetlerden Olağan Gelir ve Karlar bölümünde yer alan gelir hesabıdır. Yanıt A seçeneğidir. B ve C seçeneği:271 Arama Giderleri Hs ve 272Hazırlık ve Geliştirme Giderleri Hs, Bilançonun 27 Özel Tükenmeye Tabi Varlıklar grubunda yer alan aktif hesaplardır. D seçeneği:340 Alınan Sipariş Avansları Hs, Bilançonun 34 Alınan Avanslar grubunda yer alan pasif bir hesaptır. 2013-GUY

47.

A işletmesinin 2012 yılı dönem başı stokunda bulunan 16.000 adet mamulün maliyeti 896.000 TL’dir. İşletme 2012 yılında 48.000 adet mamul üretmek için 3.072.000 TL’lik üretim maliyetine katlanmıştır. Dönem sonunda 44.000 adet mamulün 80 TL/adetten satıldığı anlaşılmıştır.


FİFO (ilk giren ilk çıkar) yöntemini kullanan bu işletmenin brüt satış karı kaç TL’dir?

Doğru Cevap: "C" 832.000
Soru Açıklaması
İlk Giren İlk Çıkar Yöntemi (FİFO): İlk satın alınan veya üretilen stok kaleminin ilk satıldığı ve dönem sonunda stokta kalan kalemlerin en son satın alınanlar veya üretilenlerden olduğu varsayılır. Bu yöntemin kullanılmasının amacı, özellikle çok çabuk bozulan, kırılan ve çürüyen mallar için kullanılır.

FİFO benimsendiğine göre, satışa önce dönembaşı stokundan başlanır ve tamamlanınca 44.000 adet satış tamamlamak üzere dönemiçi üretimden de 28.000 adedi satılır. Bunun sonucunda dönem içi üretimden (48.000 – 28.000) 20.000 adet mamul stokta kalır. Satılan Mamul Miktarı : 44.000 adet Satılan Mamul Maliyeti : (16.000 x 56) + (28.000 x 64) : 896.000 + 1.792.000 = 2.688.000 TL Satış Hasılatı : 44.000 x 80 = 3.520.000 TL Satış Karı : Satış Hasılatı – Satış Maliyeti Satış Karı : 3.520.000 – 2.688.000 = 832.000 TL Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY
48.

A işletmesinin 2012 yılı dönem başı stokunda bulunan 16.000 adet mamulün maliyeti 896.000 TL’dir. İşletme 2012 yılında 48.000 adet mamul üretmek için 3.072.000 TL’lik üretim maliyetine katlanmıştır. Dönem sonunda 44.000 adet mamulün 80 TL/adetten satıldığı anlaşılmıştır.


İşletmenin dönem sonu stok maliyeti kaç TL’dir?

Doğru Cevap: "D" 1.280.000
Soru Açıklaması

FİFO benimsendiğine göre, satışa önce dönem başı stokundan başlanır ve tamamlanınca 44.000 adet satış tamamlamak üzere dönem içi üretimden de 28.000 adedi satılır. Bunun sonucunda dönem içi üretimden (48.000 – 28.000) 20.000 adet mamul stokta kalır. Stok Maliyeti = 20.000 x 64 = 1.280.000 TL Yanıt D seçeneğidir. 2013-GUY

49.
Alıcılar : 315

Ticari Mallar : 46.550

Binalar (net) : 30.000

Taşıtlar (net) : 8.000

Demirbaşlar (net) : 4.000

Satıcılar : 8.865

Sermaye : 80.000

Bilanço kalemleri yukarıda yer alan işletme 125.000 TL’ye devranılmıştır. Devralınan işletmeye değerinden fazla ödenen tutar ne kadardır?

Doğru Cevap: "C" 45.000
Soru Açıklaması
Yanıt C seçeneğidir. 2013-GUY
50.

Bir şirket kiraladığı işyerinin dekorasyonu ve genişletilmesi için 300.000 TL masraf yapmış lup; bu masrafın 250.000 TL’sini şirket ortağı tarafından, geri kalanı ise şirket tarafından peşin olarak ödenmiştir. Bu işlemle ilgili yapılacak muhasebe kaydı için hangi hesapların kullanılması gerekir?

Doğru Cevap: "B" Özel Maliyet Bedeli – Ortaklara Borçlar – Kasa
Soru Açıklaması

şletmenin kiraladığı gayrimenkul için yaptığı büyük bakım onarımın kaydı: Kiralanan bir taşınmazın genişletilmesi veya ekonomik değerinin sürekli olarak artırılması amacıyla yapılan giderlerle (büyük bakım onarım) söz konusu taşınmazın işletme tarafından kullanılması için yapılan ve kira süresinin sonunda mal sahibine bırakılacak ya da sökülmesi halinde bir değer taşımayacak olan tesisatın bedeli 264 Özel Maliyetler Hesabında izlenir. Eğer maddi olmayan duran varlıklar için süre belirtilmemiş ise 5 yılda amorti edilir. Belirtilmiş ise belirtilen süre dikkate alınır.


Özel Maliyet Harcamasının kaydı:


------------------------------------/----------------------------------


264 Özel Maliyetler Hs.            300.000


                                               100 Kasa Hs.                             50.000


                                              331 Ortaklara Borçlar Hs.     250.000


------------------------------------/----------------------------------


Ortakların ödediği tutar daha sonra ödenmek üzere 331 Ortaklara Borçlar Hesabına alınır. Yanıt B seçeneğidir. 2013-GUY

TEST BİTTİ.
CEVAPLARINIZI KONTROL EDİNİZ.