İletişim Fakültesi Haber Sosyolojisi ders notu

CEVAP YAZ
Ayşem kaya
Mesajlar: 21
Kayıt: Sal Eki 11, 2016 9:17 pm
İletişim:

İletişim Fakültesi Haber Sosyolojisi ders notu

Mesaj gönderen Ayşem kaya » Prş Eki 13, 2016 8:22 am

HABER SOSYOLOJİSİ






*Haberi okumak ve yazmak “aslında” ne demektir?
“Aslında” sözcüğü, haber ile ilgili yaygın ön kabullerin yeniden gözden geçirilmesi gereğine işaret etmektedir.
Haber = bilgi türü
gerçeği yansıtır
haberci profesyonel olmalıdır
şey şey
insan şey haber bu unsurlar arasında ilişki kurar.Bu ilişki arasında tasarım vardır.
insan insan

tasarım(gerçek) / 2. tasarım ise haberdir
Haber insanın gerçekle arasındaki bağı hem gösterir hem oluşturur.Üç tür habercilik vardır;
1) Alanı olduğu gibi gösterme
2) Alanı çarpıtma
3) Yeniden inşa etmek
Haber okumak, gerçeklik ile insan arasındaki bağın yeniden üretimidir.
Haberi yazmak, aracılık etmek,bağ kurmak,bildirmektir. Bu aracılık gerçeklik ve onu bildirmek isteyen arasındaki bir aracılık,dolayımcılıktır.Dolayımlamanın varlığı,şeylere erişimin “saf” haliyle olanaksızlığının işaretidir. Dolayımlama belirli mesleki kodlara göre yapılamaz bu da şeylerin neyse o haliyle aktarılamadığının ikinci işaretidir.
Haberi okumak ve yazmak, okur ile yazar arasında uzlaşıma dayalı bir ilişkidir. Uzlaşımda ; gerçekle karşılaşma kısmi bir karşılaşmadır. Gerçek denen şey, temelde insanlar arası ilişkilerin kurulması ve sürdürülmesinin belirli bir tarzıdır.
Yazar ile okur arasındaki uzlaşma,gerçeğin bütün yönlerinin görülmediğini ortaya koyar,kısmi bir anlaşmadır.
Haberi yazan aynı zamanda okurdur. Haberi okuyan da aynı zamanda yazandır.





Haber bir bilgi türüdür.
• Gerçeği bize olduğu gibi yansıtır ( liberal yaklaşım )
• Gerçeği bize çarpıtarak yansıtır ( marksist yaklaşım )
• Gerçeği bize yeniden kurar, inşa eder.
Bir ilişkidir;
• Şeylerin birbiriyle ilişkilendirilmesi
• İnsanların birbiriyle ilişkilendirilmesi
Toplumun toplumsal olarak kalabilmesinin garantisi haberdir. Çünkü haber gerçeğe ilişkin iddiada bulunur / insanları birbiriyle ilişkilendirir.
Haber okumak,gerçeklik ile insan arasındaki bağın yeniden üretimidir.”Benim dışımda da bir gerçeklik var,bu gerçekliği haber bana bildiriyor”.
Haber okumak, belirli bir etkinliğin sürekliliğinin garantörüne dönüşmektir.Birilerinin bizim yerimize dünyayı ve olup bitenleri anlatmasına onay vermektir.
Haberi yazmak, başkalarına dünyayı “bildirme” etkinliğini yerine getirmektir.Haberi yazmak aracılık etmektir (dolayımlama). Dolayımlama gerçeklik ve onu bilmek isteyen arasındaki bir aracılıktır. Dolayımlamanın varlığı, şeylere erişimin “saf” haliyle olanaksızlığının ilk işaretidir.Dolayımlamanın belirli mesleki kodlara göre yapılıyor oluşu, yani halihazırda oluşmuş bu mesleki anlayış ve dil içinde gerçekleşmesi,şeylerin neyse o haliyle aktarılamayışının ikinci işaretidir. (örn: bir miting alanı fazla kalabalık olmadığı halde biri ona “oo çok kalabalıktı,adam çok iyi konuştu” vs.. derse dolayımlamış oluyor.) Gazeteciler de dolayımlama yapıyor. Ancak kitleye seslendiği için her zaman yapmamalıdır.
Uzlaşımda;
-gerçekle karşılaşmanın kısmi bir karşılaşma olduğu
-aslında gerçek denilen şeyin, temelde insanlar arası ilişkilerin kurulmasının ve sürdürülmesinin belirli bir tarzı olduğu
-dolayımlamanın insanlar arası yapılanmış ilişkiler ve dolayımlayanın da bu yapılanmış ilişkilerin bir parçası olan bir insan olduğu gözardı edilme eğilimindedir.
Haber kendisini okuyan ile yazan arasında kesin bir ayrımın olduğunu öne sürer. Oysa haber okuru aynı zamanda haberi yazandır ve tersi de geçerlidir.
Materyal olarak (yazılı,görsel) ortaya konuluş biçim, ve bununla ilgili bütün örgütlü süreçler,gerçeğe birinci dereceden yaklaşan (yazan) ile gerçeğe ikinci dereceden yaklaşan (okuyan) arasında kesin ve değiştirilemez bir konum farkı üretir. Oysa okuma ve yazma etkinliklerinin tümünü,anlam oluşturucu üretici etkinlikler olarak gördüğümüzde, konumların sabitliği ve geçişsizliği de sorgulanır hale gelir.


Haber temelde üç tarz okumaya uğrar;
1) Haberdeki anlama ve özne konumlarına karşıt okuma
2) Haberdeki belirli anlamları ve özne konumlarını kabul eden müzakereci okuma
3) Haberdeki tüm baskın anlamları ve özne konumlarını kabul eden işbirlikçi okuma
Haber güç ilişkilerinde egemen olanların önerdiği özne konumlarını ve anlamları üretmeye dönük stratejilere başvurur. Haber, içinde yer aldığı toplumsal ilişkiler alanında gerçekleşen güç ilişkilerinin ve bu ilişkilerin temel özne konumlarının yeniden üretildiği,önerildiği alanlardan en önemlisidir.

HABERE FENOMENOLOJİK YAKLAŞIM
• Fenomenolojik nedir?
• Temel düşünürleri / filozofları kimlerdir?
• Temel önermeleri nedir?
• Gerçekliği nasıl kavrarlar?
• Bu kavrayışın haberle bağlantısı nedir?
• Fenomenolojinin toplumsal teorideki karşılığı nedir?
• Kimler tarafından geliştirilmiştir?
• Ana düşünceleri (gerçeğe dair) nelerdir?
• Haber, ne tür bir alan ve pratik olarak belirir?
! “Haberde Gerçekliğin İnşası” adlı okumayı yapınız.
Fenomen : olgu (dış dünyadaki algıladığımız şeyler)
Fenomenoloji : bir felsefi yaklaşım,düşünce biçimidir. Genellikle Alman düşünürler çerçevesinde gelişmiştir. Fenomenin bilimi,bilginin üretimidir. Konusu sadece dış dünya değil,insan bilinci (soyut) de devreye girer. Bilinç felsefenin olduğu kadar sosyolojinin de konusudur. Materyalistlere göre bilinç, dış dünyadaki şeylerin varlıklarına emin olarak oluşur. Bugün yeryüzündeki bütün çatışma idealist düşünce geleneği ve materyalist düşünce geleneğinden kaynaklanır. İdealizmin temelini oluşturan unsurlar arasında din,inanç meseleleri (metafizik) de vardır. Bu inanç meselelerini yansıtmaya çalışan Hegel’dir.
Fenomenoloji = Görüngübilim
 Bilinç ile nesne arasındaki ilişkinin ne’liğini soruşturur.
 Şeylerin (things) zihne görünme tarzlarının çalışıldığı bir yaklaşımdır.
 Fenomenlerin hakiki anlamını bulmaya yöneliktir.
 Duyularla algılanabilenin,bilinçte kendini gösterenin ne’liğini (doğasını,özünü) anlamaya çalışır.
 Bütün 19. Yy Alman idealizminde fenomen, ben’in etkinliğinin bir ürünüdür.
 Transandental (aşkın) bir felsefedir. Doğal tavır almayı askıya alır.
 Öz,kendini fenomen olarak gösterir veya açımlar.
 Bütün maddi alan da,hatta düşünme de özün görünüşe gelmiş halidir.
Örn; büyüteci nesneye yaklaştırınca nesnenin her şeyini görürüz,ama uzaktan bakınca nesnenin zenginliği ayrıntıları görünmez hale gelir. Ama nesneye uzaktan baktığımızda nesnenin başka nesnelerle biraradalığına bakabiliriz (bütüncül-holistik şekilde).

HEGEL’DE TİN’İN FENOMENOLOJİSİ
• Bilincin (Tin) dünyayı bilmek için ilerleyişi hakkındadır.
• Başlangıçta kavram / nosyon / tin / bilinç olan ancak henüz fiili hale gelmemiş bir gerçeklik vardır.
• Kavram kendi dolaysızlığı ve bütünlüğü içinde duruyor.
• Henüz fiili gerçekliği olmayan bir olanaklar bütünüdür. (örn: meşe palamudu ve meşe ağacı aynı şey değildir. Ancak meşe palamudu toprağa ekildiğinde ileride meşe ağacı olacaktır)
• Kavram kendini soyuttan somuta doğru açımlıyor.
• Zaman ve mekanda kendini gerçekleştiriyor.
• Daha başlangıçta ama,kendi sonudur ve bunu gerçekleştirerek kendini gerçekleştirmiş oluyor.
Tin / Özne / Kavram / Nosyon / Hakikat / Töz açımlanıyor



Ötekindeki kendi başlangıç son




Kendindeki öteki
Hegel bilincin diyalektik gelişmesini çalışır.
-Tin’in farklı bilinç biçimlerini (momentlerini) aşama aşama geçerek daha gelişkin bilinç biçimlerine doğru yönelmesini,
-“Mutlak bilme” haline gelmesini
-Hakikatin kendini açımlamasının,ortaya koymasının ilkesini sergiliyor
-Tin,kendini kendi karşısına koyarak dolaysızlığından kurtulur ve kendini bilir hale gelir.
-Bilme özne ve nesnenin birliğidir. (Dış alanla ilişkilendiği sürece özne kendisinin ne olduğunu bildiği için dışarıda gördüğü şey onun kurucu ögesidir9
-Bu birliği,kendisini ortaya koyma hareketi ile aşıyor.
-Kendi ötekiliği ile dolaylanıyor.
-Dolaylandığında içerik kazanıyor.
-İçeriklendiğinde fiili gerçeklik haline geliyor.
Bizim biriyle (ilk) karşılaşmamız başta negatiftir. Çünkü önemli olan biziz. Çünkü kişi kendinin kim ve ne olduğunu anlamak için başkasıyla iletişim/ilişki kurar. Fenomenoloji çizgisel bir süreçte yaklaşmaz,döngüseldir (Liberal yaklaşımda ise çizgisel). Dış gerçeklik özne için kalıcı bir öğe değil uğraktır. Kalıcı olan öznenin kendisidir.


Liberal Habercilik Anlayışı
- Medya yasama,yürütme ve yargıdan sonra 4. güç olarak kabul edilir.
- 4. güç olarak siyasal iktidarı denetleyen ve kamuoyunun sesini ve sözünü gündeme taşıyan bir toplumsal sorumluluk anlayışı çerçevesinde iş görür.
- Demokratik çoğulcu sistemin sürmesinin garantisidir.
Liberal Basın Anlayışının Temelleri
- Objektif habercilik ideali
- Haber değerliliği ölçütleri
- Etik ilkeler
Haber Nedir?
- Gazetecilerin ürettikleri
- Gazetecilerin yaptıkları.
- Etrafta olan her şey
- Bir bilgi edinme türü (R.B.Park)
- Diğer gazetecilik türlerinden ayıran zaman (Rosco)
- 5n 1k sorularına cevap veren kamuya açık bilgi
Haberde Objektiflik / Nesnellik
- 1920’lerde belirginleşmiştir ancak 19. Yy’da ortaya çıkmıştır.
- Köşe yazıları gazetelerde yayınlanmaya başlamıştır.
- Gerçeğin olduğu gibi aktarıldığı bilgidir.
- Olaya yansız yaklaşmak gerekir.



Gazetenin Ortaya Çıkışı
- Kapitalizmin bir kurumu
- Aydınlanma düşüncesi ve felsefesiyle ilgili
- Gazetenin ortaya çıkışını hızlandıran dinamikler
a ) endüstrileşme
b ) kentleşme
c ) makineleşme
- Taşa ve duvarlara bir toplumun kazıdığı şeyler aslında ilk haberlerdir.

Gazetenin Tarihsel Değişimi
- Aristokrasinin haber kağıtları ve burjuvazinin haber mektupları vardı başta
- 17. Yy’da seçkinlerin gazetesi var ve dar bir kitleye sesleniyor.
- 1850’lerden başlayarak kitle gazetesi olmaya başlıyor.
- Kentlerdeki işçi sınıfını yakalamak üzere her çeşit konuyu haber konusu yapıyor.
Gazeteciliğin Gelişim Aşamaları
- Walter Lippmann’ın yaptığı ayrım:
a ) basın hükümetin tekelindedir.
b ) partilerin kontrolündedir
c ) kar amaçlı ticari işletmelere dönüşmüştür.
d ) profesyonellik başlamıştır.

Habere Fenomenolojik Yaklaşım
(Bireyin kendisi amaçtır.Bireyin akli olarak donatılması temel amaç.Bilgi anlayışı olarak pozitivizmin geliştiği dönem. Bilgi,insan zihninin kavramasıyla ilgilidir.gazeteciler bir olguya yöneldiğinde aynı ilkelerle,aynı türden haber yazmaları bekleniyor. Liberal basın anlayışı bunun yapılabileceğini söylüyor.)
Fenomenolojide özne bilinçlidir. Bilgi ortaya çıkarken özne ve nesne arasında bir ilişki oluyor. Bizim dışımızdaki alana doğal bir şekilde yöneliyoruz. Zihnin kendisine nasıl baktığını,insanın nesneye dış(?) olup olmadığını araştırıyor.duyularla algıladığımızın doğasını anlamaya çalışır. Bilincin olmadığı fenomenal alandan söz edemeyiz. Materyalizme eklemlenmiştir. Bir nesne alanı ( fenomenolojik) var. Marksizmin güncel versiyonları;bir gerçeklik var ama inşa edilen bir gerçeklik der.
Fenomenoloji kavramların tarihsel gelişimine bakar. Soyuttan somuta açımlanma sürecinin işleme nedeni kendini gerçekleştirmek istemesidir. Bilgi dolayımlamayı gerektirir. İnsanın kendini bilmesi için dışarıdakiyle ilişkilenmesi gerekiyor.


Dolayımlama Hareketi Nedir?
 Dolayım,dışına çıkarak kendine yönelme hareketidir.
 Dolayımlama hareketi,saf ve yalın olumsuzlamadır (negation).
 Dolayım,kendi üzerine bir refleksiyondur.
 Kendi için insan,kendinde olan şeyi kendi için yapmış insandır.
 Embriyo (kendinde) eğitilmiş insan olarak akıl (kendi için)
Hakikat / Gerçek (True)
 Hakikat dolaylanmış bir birliktir.
 Hakikat,bütündür. Bütün kendini gerçekleştiren özdür.
 Kendi sonunu amaç olarak önceden varsayandır.
 Hakikat,ancak bu sona doğru çalıştıkça gerçektir.
 Tin ile kendinde olan,doğa ile kendisi için haline dönüşür.
 Hakikat,kendindeki ötekiyi düşünen düşüncedir.
 Kendindeki farklılığı fark eden düşüncedir.
Bilme Nasıl Olanaklıdır?
 En yalın bilme dolaysız kendini bilmedir.
 Ancak özdeşliğin bozulması yoluyla kendini biliyor.
 Tin kendinin nesnesi haline gelir.
 Kendinde öteki olur.
 Bilme,ancak negatif ögeyle olanaklıdır.
 Olumsuzlama,Tin’in kendisini düşünerek nesne edinmesini olanaklı kılan hareketin kaynağıdır.
 Hakikatin amacı ise kendi fiili gerçekliğini edinmektir.
 Olumsuzluk, kavramın/öznenin kendini gerçekleştirmesi için zorunludur ve aprioridir.
 Tezler antiteziyle varolurlar.
Kendilik Bilinci
 Bir bilme türüdür.
 Nesneyle olumsuz ilişkiyi gerektirir.
 Bu olumsuzluk hareketinin sonucu olarak bir bilme gerçekleşir.
 Kimlik böylece belirlenimci bir kimlik haline gelir.
 Olumlu bir gerçeklik alanı doğar.
 Olumlu gerçeklik alanı,öteki ile olumsuz ilişki kurmanın sonucudur.
Fenomenal Dış Dünya
 Bilincin ilerlemesinin sonucudur.
 Bir açımlama sürecidir.
 Düşünümle bilinç,olumsuzladığını gerçeklik olarak belirlemiş olur.
 Düşünümle bilinç,sorguladığı duyusal gerçekliğin dışsallığının bilincin kendisiyle özsel ve zorunlu bir bağlantı içinde olduğunun Tin/Bilinç tarafından fark edilmesidir.

Husserl Fenomenolojisi
 Görünüş (fenomen) ile öz arasındaki ilişki bilinebilir kılınmaya çalışır.
 Bilinç ve gerçeklik,benzer varlık türleri değildir.
 Aralarında “anlam” uçurumu vardır.
 Bir uçurum fenomenolojik indirgeme yöntemi ile kapatarak tüm varlık yeniden kurulabilir.
 Fenomenoloji,bir köken ve hakiki başlangıçların bilimidir.
 “Şeyler… bir vazonun içinde bir şeyin bulunması gibi yaşantının içinde bulunmazlar;onlar bu yaşantılarda kurulurlar”.
 Nesneyi nasılsa öyle görmek,özleri görmek,bir şeyi neyse o yapan şey’i görmek mümkündür.




Haber bir tür negasyon (itiraz edici-reddedici-yıkıcı gibi görünen) yaparak ardılında olumlayabilir. Yani olumsuz yapılan haberlerde toplum “o ben değilim” hissi ile kendini bulmaya yönelik düşünebilir. İnsan ilk başlarda doğayı denetlemek,kontrol altında tutabilmek için bilmeliydi,sonrasında insan-insan denetimini (kapitalizm yoluyla) sağlamak için bilmeli.
Şeylerin Kaynağı
 Ben’in (ego) tasarımlarıdır.
 Nesnel gerçekliğin temeli Ben’dir.
 Dünya,insan beninin anlam verme özelliği olmadan kurulamaz.
 Öyleyse bilgi (gerçeklik) insan zihninin formlarına bağlıdır.
 Nesne,bilincin dışında değildir.
Haber bu özelliğiyle insanı bir yönüyle donatmış oluyor.

Fenomenolojik İndirgeme = Bilince Verilen Özü Bulmanın Yöntemi
 Bilinci olgusal niteliklerinden arındırılarak yapılır.
 Özleri görmek mümkündür.
 Özleri görmek,bilince verileni görmektir.
 Saf özlere ulaşmak için,doğal tavır almanın bir yana bırakılması gerekir.
 Şeylere yönelik doğal tavrımız,Ayraç içine alınır.
 Buna epoka denir.
EPOKA
 Nesnenin değişen özelliklerini ayraca almalıdır.
 Nesnel dünyadaki her şeye kapıları kapatıyor:apaçıklığa kapılarını kapatıyor.
 Öncelikle dünyanın varlığı ayraç içine alınır:dünyaya ilişkin yargı vermekten geri durulur.
 Gözlerimizi dünyadan bilinç alanına çeviriyoruz.
 Dünyaya katılmayan “seyirci egoya” ulaşılır.
 Bilinçte içkin olanı arıyoruz,bilince verilene dönüyoruz.
 Geride bir atık (residuum) kalır.
 Bu artık,yeni bir varlık alanıdır ve saf/mutlak bilinçtir,saf/mutlak bendir.

Toplumsal Dünya Nasıl Kurulmaktadır?
 Toplumsal dünya insan eylemi arasındaki belirlenim ilişkisi.
 Toplumsal bilinç kişisel bilinç etkileşimi
 Bilişsel (cognitive) bir boyutu vardır.
 Bilişsel kapasitelerimizin ürünüdür toplumsal olgular ve gerçeklik
 Toplumsal gerçekliğin ne olduğuna dair uzlaşımlarımız ve ortak kavramlarımız sonucu toplumsal gerçeklik oluşur.
 Bu oluşmaya inşa (consruction) denir.
Toplumsal Kavramda İnşacı Yaklaşım
 Gündelik yaşam dünyasının,en önemli ve üstün gerçeklik olduğunu vurgular.
 Başka gerçeklikler de vardır (multiple realities) rüyalar, düşünceler, geçmiş, gelecek.
 Ancak toplumsal failler, en çok gündelik gerçeklik alanına yönelirler.
 Toplumsal gerçeklik inşasının ilk ve zorunlu koşulu yönelimselliktir.
 İnsan,onu kuşatan dünyaya doğru düşüncesiyle,iradesiyle ve arzusuyla yönelir.
 Bu yönelim,insanı cansız olandan ayırır.
 Bu yönelimle,insan gündelik olguları “gerçek” olarak bilir ve öyle ele alır.
Fenomenolojik Toplumsal Kuram
 Yaşam dış bir olgu olarak değil,içinden,özünden kavramaya çalışıldığı için zorunlu olarak içten yaşanan deneyimleri göz önüne alır.
 Özleri varoluşun içine yerleştirilen bir felsefe olduğu için,deneyim merkezidir.
 Şeyleri kısmi olarak algıladığımızı ve bunun zorunluluğunu vurgular.
 Bu durum,şeylerin “gerçekliliğini” azaltmaz; tersine bizimle aynı anda Varolabilmelerinin başka bir yolu olmadığı için,onların gerçekliğini sağlar.
 Her nesne, bir başka nesneyle ilişkisi ve onu yansıtımı içinde anlamlıdır.
Gerçeklik İnşası
 Tek tek bireylerin işi değildir.
 Toplumsal failler çoğunluğunun işidir.
 Alfred Schutz Toplumsal yaşam dünyası,doğal davranışlarımızın kaynağı olarak,tutarlı bir bütün olarak oradadır.
 Alfred Schutz Bu toplumsal yaşam dünyasına ve onun içindekilere yönelimlerimizle,anlam yaratırız.
 Anlam…Ego’nun kendi deneyimine bakma biçimidir.


Yaşam Dünyası
 İnsan eyleminin sağduyusal yorumu ve ilk düzeyidir.
 Toplumsal failler,bu yaşam dünyası içinde tipleştirmelere başvurarak,azalan somutlukların kıskacında gerçekliği kurar.
 Tipleştirme,öznenin Öteki ile dolaylı deneyimlerden kaynaklanan soyutlamalardır.
 Bu soyutlamalar,insanlara toplumsal etkileşimlerinde nasıl davranacaklarını dikte ederler.
 Toplumsal gerçeklikle,öznenin çevresinde örgütlenmiştir.
Gerçekliğin İnşasında Toplumsal Failler
 Mutlak bir özgürlüğe sahip değildir.
 Uzlaşımlara dayanır.
 Toplumsal dünya,sıradan insanların uzlaşıma dayalı bilişsel çabalarının bir ürünüdür!
 Uzlaşılarımız dışında bu dünyanın fiziksel bir gerçekliği de vardır: ancak bu fiziksel gerçekliği ayrıcalığa sahip değildir.
 İnsan dünyayı,zihinsel tasarımlarına,arzularına ve planlarına göre dönüştürür.


Nasıl oluyor da öznel anlamlar nesnel yargılara dönüşüyor ? sorusuna en doğru cevabı veren yaklaşım fenomenolojik yaklaşımdır. Anlamın gerçekleştirici gücünü vurgular.
Bir bilgi türü olan haber nasıl oluyor da insanların gerçeklik alanını yapılandırıyor?
Herhangi bir anlam ya da gerçeklik sonsuza kadar sabitlenebilir değildir, dönüşüp değişebilir. Bir olgunun nesnelliği ya da gerçekliği inşa edilir. Her bir gerçeklik alanı kendi gerçeklik alanını korumak için diğer gerçeklik alanlarını sınırlandırabiliyor.
Hakikatin monolojik biçimlenmesine karşı argümanlar var.
Diyaloğun olması gerektiğini düşünüyorlar. Yani tek boyutlu gerçekliğin bilgiye dönüşmesi zor. Bachtin ; bir düşünce canlı ve yaşayan bir olaydır. Ama başka bir zihinle/canlıyla karşılaşmadığı zaman o düşünce ölür. Karşılaşma alanında ise gerçeklik alanı oluşur. Düşünce ve ifade özgürlüğü bu nedenle çok önemli! İnsanın kendi gerçeklik anlayışını ortaya koymak, görünür kılmak, güvensizliği ortadan kaldırmak için başka bir gerçeklik alanıyla/ötekiyle karşılaşması gerekir. İfade özgürlüğünü kısıtlayınca insan korkaklaşarak vahşileşir. Bu da diyolojik hakikattir (monolojik hakikatin karşısındadır).
Haber, öznelin nesnele taşınması işlemidir. Diyolojik bir gerçekliğin oluşabilmesi için bir haberin içine o haberle ilgili “farklı yerlerden bakanlar” gerekir.


=Marksizm=
Marksizm, bilinç ve maddi yaşam arasındaki ilişkiyi “bilinç maddi yaşamı belirler” şeklinde açıklar. Dil ilk gerçek bilinç olarak toplumsalın kurulmasına temel oluşturur. İnsanın ne ve nasıl ürettiğini bilinci ortaya çıkarır. Yanlışın düzeltilmesini bilince bağlar. İnsan kendi kendini belirtmeye/ortaya çıkarmaya başladığı zaman kişisel ve toplumsal özgürleşmeye ortam hazırlar.
İdeoloji anlam ve imlemin tahakküm ilişkilerini sürdürmeye hizmet etme biçimidir. Uzun süre ideoloji gerçekliği gizleyen bir şey olarak görüldü. 1970 sonrasında ise içerik de önemli hale geldi (görünenden ziyade). Gramsci ve Althusser de bu alana en büyük katkıları sağlayan düşünürlerdir.
“Haber toplumsal anlamların inşasını gerçekleştirir.Haber toplumsal denetimin failidir” sözü Marksist yaklaşıma denk düşer.
Haber ve tarih arasında güçlü bir ilişki kurar Marksizm. Tarih bir anlatı ; neden-sonuç, olgular ve aktör ilişkisi haberde de vardır. Bu da hakikatin üretimidir.
Hakikat Üretimi
Haber Tarih
Söylem Pratikleri
Söylem pratikleri sesleri disipline ederler. Bunun için de bir söylemler hiyerarşisi kurarlar.
Tarihi ve haberi güçlü olanlar oluşturuyor ve onların sözü kayda geçiyor. Arada bir avamların sözü de yazılabilir ama bu yine “güçlü”leri güçlendirmeye yöneliktir. Hem haber hem de tarih açısından önemli olan çelişkisiz, birleşik bir tutarlılık hattı olmasıdır. Burada düzen ve düzen dışı mücadelesi vardır. Bu nedenle haber ve tarih bir (sınıfsal) iktidar söylemidir.
Haber bir tarih yazımı gibi işler. Bunun dışında haberin bir yönü daha var (bunu Gramsci’nin görüşüyle birleştirince daha anlaşılır oluyor) ; haber ve görüntü çelişebiliyor. Nedeni ; Gramsci’ye göre çelişkinin görünür olması gerekir ki müdahale edilebilsin, Foucault ise bu tür çelişkiler aslında insanların olgulara dair direnme pratikleri geliştirebilecekleri alandır diyor. Haber bu çelişkiyi habere katmıyorsa inandırıcılığını yitiriyor.
Günümüzde bu çelişki gösterilmiyor. Örn ; Gezi olaylarında penguen belgeseli gösterilmesi. Çelişkinin olmadığı durumlarda toplum çelişkinin yokluğunu bir süre sonra doğal karşılamaya başlar. Yeniden çelişkinin ortaya çıktığı durumda toplum başta huzursuzlanır.
Foucault “iktidar ancak direnmeyle birlikte varolur”. Direnme yoksa iktidardan söz edemeyiz. Direnme iktidara engel değil onun bir parçası olarak görünür.
1970’ler önemli bir aşama. Marksizmin sınıf mücadelesinin daha incelikli, daha somut olma süreci.
Gerek medyada, gerek haberlerde sınıf çıkarına hangi anlamın hizmet ettiğini anlamak hegemonya kavramı ile anlaşılabilir.
Foucault’un yaklaşımı genel olarak Marksist olmasa da habere ilişkin eleştirel boyutta Marksizmle bağdaşır. Doğrudan topluma yön vermek değil hakikate yön vermek önemlidir.
 Bilgiyi yalnızca egemen sınıf üretmiyor, emekçiler de bilme isteği ile dolu ancak (denetleme açısından) kısıtlılar.
Foucault’a göre bilgi, bilme hazla bağlantılıdır. Hakikate ulaşmada bilme çok önemli rol oynuyor. Hakikatin üretimi/bilme isteği haz vericidir. Bu hakikat ister direnirken ister domine ederken olsun her türlü haz verir. Hakikati kimin ürettiği çok da önemli değildir. Bu haz hakikati söyleme yeterliliğinin hazzıdır. Bir hakikatin oluşumunda insanı en rahatsız eden şey hakikati kurabilme bilgisine sahip olmamasıdır. Direnen bilgiyi üretmenin de bir hazzı var, bu da üretme/üretebilme hazzıdır. İşten çıkarılan büyük gazetecilerin öfke nedeni bilginin üretim ve dolaşım alanından çıkarılmalarıdır (yani oyun alanından çıkarılmalarıdır), böylece hazdan yoksun kalmalarıdır (burada genel olarak haz içerikten kaynaklı bir haz değil, üretim ve dolaşımdan duyulan hazır).Haberde haz vardır der Foucault’cu yaklaşım. Bu haz hakikati üretme hazzıdır.


Tarihin gücü tarihsel belgelere, haberin gücü görüntüye dayalıdır. Haber de tarih de bir iktidar söylemidir. Gramsci haber ve tarihin bir rıza üreticisi olduğunu söyler. Foucault ise haber ve tarihin; haz üretimi ve çelişki, direnme ürettiğini söyler. Foucault’a göre haber iktidara direnmeyle birlikte haz üreten bir bilgi türüdür. Üretebilmenin kendisi haz verir Foucault’a göre. Bu görüş hem gazeteciler hem de tarihçiler için geçerlidir. Bu konuda Türkiye’de milat Turgut Özal zamanında yaşanmıştır ancak günümüze gelene dek de farklılaşmıştır.
Haber metni Okur
Bağlam Toplumsal Toplumsal Bağlam
Hakikat Deneyim Deneyim Hakikat
Haber metni ile okuyucu karşılaştığında bir toplumsal deneyim alanı oluşuyor. Haber metninde bir toplumsal deneyim alanı var, okurun da bir toplumsal deneyim alanı var. Bu iki bağlam birbiriyle örtüşmediğinde iki tür okuma yapılıyor;
1. Seçerek Okuma : okur kendi deneyim alanına yönelik seçiyor.
2. Muhalif Okuma : tamamen muhalif okur.
Kendi deneyim alanımızı haberlerde göremediğimiz zaman haberler gerçek olmaktan çıkıyor. Hareketler örtüşmediği zaman bu durum toplumsal anlaşmazlıklara neden oluyor.



=Marksist Haber Yaklaşımı=
Hakikatin farklılaşmasını mümkün kılan şey temsildir. Örn:harita o coğrafyanın temsilidir, o coğrafya olmasaydı hakikat olmazdı. Yani burada biri hakikat alanını oluşturuyor, diğer taraf ise daha soyuttur.
Haberin gerçeği temsil eden bir metin olması,neden-sonuç ilişkisine girmesi, tutarlı olması demektir.
Gazeteci bir olayı habere dönüştürürken insan ilişkileriyle oluşturuyor. Yani toplumda olan biteni haber yapıyor. Bunu yaptığı zaman insana dair insanın kurduğu bir bilgiden söz etmiş oluyoruz. Ama bu onun çok öznel olduğu anlamına gelmiyor, belli kurallar var. Kaçta habere gideceği, nasıl yapacağı, ne zaman getireceği hep belli ve yapılanmış olduğu için çok da kişiselleşmiş diyemeyiz. Gazeteci ne kadar öznel ve kendi adına iyi bir metin çıkardığını söylese de belli bir yapılanmış süreçten geçiyor. Öznelleşmiş bir biçimde bilginin üretilmesi pek de söz konusu değildir. İnsanlar arası ilişkinin kategorik olarak ayrıldığı haliyle olaya/habere gidiyor. Dolayısıyla belli kategorilerden seçim yapmış oluyor. Yani özgün bir gazetecilik pek mümkün olmuyor. Deneyim alanını kontrol etmeye yönelik hakikatler ortaya koyuyor.
“Hakikat iktidar olamaz, iktidarın da hakikati yoktur” sözü çok yanlıştır. Çünkü iktidarın hakikati vardır. İktidar denilen şey toplumun oluşturduğu bir şeydir ve gerçektir.
TÜRKİYE’DE VE DÜNYADA İNSAN HAKLARI HABERCİLİĞİNİN OLANAĞI
Haber, dünyaya ve insana dair kurucu rolü oynar.
Haber nedir?
 Toplumsal ilişkiler alanındaki güç uygulayımlarını, doğal, normal, meşru ve ezelden ebede süren bir hareketmişçesine de yeniden üretirler (Marksist yaklaşım).
 Ezen ve ezilen arasındaki ilişkiyi eleştiren bir tarzda bile sunsa, haber, ikisi arasındaki bağıntıyı yeniden ürettiği için doğallaştırmayı sürdürür. (Fenomenolojik yaklaşım)
 Çünkü güç uygulayımlarını eleştirerek temsil edişleriyle kaçınılmaz olarak, onlara bir varoluş kazandırırlar.
 Haberle dünyaya bu yönelimimiz, başkalarının deneyimlerini belirleme gücü olanların pratiklerinin bir ürünüdür!!
 Yani haberle dünyaya yönelimimiz yapılandırılmıştır.
 Dolayısıyla haberci, kendi etkinliğinin doğasının ya da ne’liğinin farkına vardığı ölçüde etik bir anlayış geliştirebilir. Haber soyut olanı somuta taşıma sürecidir. Böylece de soyutu somuta yerleştirmiş, belirlenim yapmış oluyor.
Haber bir dünya bilgisidir. Haber toplumsal bir refleksiyondur!!
 Haber toplumun/toplumsalın kendi üzerine dönüşümüdür; kendisinin
dönüşümüdür.
 Toplumsal, haber aracılığıyla, kendisini yapılanan bir kendilik (entity) olarak algılar
 Toplumsal, kendi bilincine (farkındalığına) haber temsilleri boyunca varır.
 Toplumsalın kendi bilgisini, ne’liğini edinebilmesinin bir ortamıdır haber.
 Haberde karşısına çıkan olumsuz içerikler, toplumsala kendi pozitivitesini vermektedir.
Haberin insan hakları ile bağlantısı iki yönlüdür:
1) Dolaylı ve Örtük Bağlantı : haberler, hayatlarını ve kendilerini temsil ettiği, gösterdiği, sergilediği insanların varoluşlarına ciddi bir müdahalede bulunan metinlerdir. Belirsiz ve ele geçmesi, izlemesi zor bir müdahaledir bu.
2) Doğrudan ve Açık Bağlantı : haberler, insanların evrensel haklarıyla ilgili temsil stratejileriyle oluşur.
İki Bağıntının Sunduğu İki Manzara :
1. Karamsar Manzara : haber ve insan hakları arasındaki dolaylı ve daha örtük bağlantıda belirmektedir. Varolan sınıf, cinsiyet, ırk, etkinlik ve din gibi ayrımlara dayalı kurulu güç ilişkileri yapısında, üzerine güç uygulanan tarafla güç uygulanmayanların yer değiştirmesi neden daha köklü bir şeyin gerçekleşmesi olanaksızdır.
2. Görece İyimser Manzara : haber ve insan haklarının doğrudan ve açık bağlantısından kaynaklanmaktadır.
Varolan yapıda gücü uygulayanları sınırlandırmak, (sınıfsal, etnik, toplumsal ve dinsel) tahakküm biçimlerini ters yüz etmek ve çeşitli tabiiyet (uyrukluk) koşullarını “insanileştirmek” (humanize) isteniyorsa, bu olanaklıdır.
Hak Haberciliğinin Gelişebilmesi İçin : insan haklarına dayalı bir habercilik yani haklar haberciliği, sadece günümüzde evrensel geçerlilik kazanmış insan haklarıyla ilgili konuları ve sorunları öne çıkararak değil, habere konu olan her şeyin insanla ve insan hakkıyla zaten içkinliği vardır. İç içe geçmiştir.

CEVAP YAZ

“ÜNİVERSİTE NOTLARI PAYLAŞ” sayfasına dön

Kimler çevrimiçi

Bu forumu görüntüleyen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 1 misafir