AÖF Uluslararası örgütler notu-Tüm ünite özetleri

aof-ders-notlari

ULUSLARARASI  ÖRGÜTLER

 ///////////////   1.ÜNİTE ////////////////

 

 

 ULUSLARARASI ÖRGÜTLERİN TARİHSEL GELİŞİMİ 

*1648 yılında Avrupa’da 30 Yıl Savaşlarını sona erdiren Westphalia Antlaşması bir yönüyle dünyanın en kanlı savaşlarından birini bitirirken, diğer yandan uluslarara­sı sistemi kökünden değiştiren bir egemenlik anlayışını da dünya sisteminde ha­kim kılmıştır.

 *Evrensel imparatorluklara karşı ülkesel “ulus-devletin” zaferini sim­geleyen bu barış antlaşması, uluslararası alanda devletlerin egemenliğini ve eşitli­ğini ilkesel bir temel kural hâline getirmiştir.

*Egemen eşitlik il­kesi etrafında yeniden oluşan yeni düzene Fransız îhtilali’ nin yükselttiği milliyetçi­lik hareketi de yeni bir ruh vermiş ve dünya sistemine “uluslar sistemi” ya da “ulus­lararası sistem” denmeye başlanmıştır.

*1618-1648 yılları arasında Protestarı-Katolik karşıtlığı esasında yaşanan 30 Yıl Savaşları sonrasında Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na bağlı prenslikler bağımsız siyasi birimler hâline gelmiştir

*Bir başka deyişle uluslararası örgütlerin ortaya çıkışında Westphalia Ant­laşması ve onun getirdiği egemenlik ve eşitlik anlayışı belirleyici olmuştur.

* Bu ne­denle ülkesel, egemen ve eşit ulus devletlerden oluşan yeni uluslararası sisteme Westphalian sistem denmiştir

*Ülkesel devlet ya da bir başka şekilde söylenişiyle teritoryal devlet; evrensel imparator­luklara karşı sınırlı bir toprak (ülke ya da vatan) üzerinde kurulmuş ve kendi siyasi varlığını bu ülkeden alan bir devlettir.

*Çok uluslu imparatorluklar için ülkesel bir sı­nırlılık söz konusu değilken, ülkesel devlet için ülkesi siyasi kimliğinin bir parçasıdır. Ülkesel devlet toprak açısından genişlese bile bu genişleme ülkesel devletin çekirde­ğinde yer alan vatan ya da ülkeyi değiştirmez. Genelde ülkesel devlet sömürgeler el­de ederek genişler. Ülkesel devletin çok uluslu evrensel bir egemenlik iddiasındaki im­paratorluklara karşı zaferi dünya siyasi ve ekonomik sistemini esaslı biçimde değiş­tirmiştir.

*Fransız İhtilali ile birlikte ve özellikle devamında Napolyon Savaşlarıyla milliyetçilik akımı Doğu Avrupa’ya doğru yayılmaya başlayınca ülkesel devlet millî bir nitelik de kazanmış ve ülkesel ulus-devlet modeli Avrupa’da egemen bir siyasi model ve siyasal toplum olarak karşımıza çıkmıştır. Ülkesel ulus-devlet, millet ve vatan olguları esasın­da toprak ve insan açısından sınırlılık taşımaktadır. Belirli bir toprak ve belirli bir grup insan sadece bu yeni siyasi modelin kurucu unsurudur.

*19. yüzyılda Napolyon Savaşları sonrasında 1815 Viyana Kongresi ile ortaya çı­kan “Avrupa Uyumu” düzeni içinde artan işbirliği ortamı uluslararası örgütlerin ku­rulması için uygun bir iklim yaratmıştır.

*1815 yılında Ren Nehri’nde Seyrüsefer için kurulan “Merkezi Komisyon” bu anlamda hem ilk kurulan uluslararası örgüttür hem de çağdaş uluslararası örgütlerin öncülü niteliği taşımıştır. Bu örgüt bugüne kadar da varlığını korumuştur.

*1821 yılında Elbe Nehri, 1856 yılında da Tuna Neh­ri için de benzer örgütler kurulmuştur. 1818 yılında Alman Devletleri aralarında Zollverein adı verilen bir gümrük birliği oluşturmuştur.

*Söz konusu gümrük birliği teknik bir işbirliği anlaşması olarak ortaya çıkmış ve 1835 yılında ortaya çıkacak olan Alman Siyasi Birliği’nin de temelini atmıştır. 19. yüzyılın ikinci yarısı iletişim, ulaşım ve ticaretle ilgili konularda pek çok teknik örgütün kurulduğu bir dönem­dir. Bu örgütler esas olarak ticaretin gelişimiyle ortaya çıkan ihtiyaçları gidermek üzere devletlerin aralarında yaptıkları düzenlemeler şeklinde ortaya çıkmıştır.

 

*Buna karşılık Birinci Dünya Savaşı’ nın  ortaya çıkması önlenememiştir. Ulus- devletlerin rekabeti, güç peşinde koşma stratejisi ve askerî bir tırmanma içinde or­taya çıkan siyasi gerginlikler Avrupa’yı 1914 yılında bir büyük savaşa sürüklemiş­tir. Dolayısıyla uluslararası örgütlerin barışın korunması konusunda yetersizliği or­taya çıkmıştır. Bu açıdan Birinci Dünya Savaşı sonrasında savaşı bitiren 1919 Paris Barış Konferansı sonrasında 1920 yılında kurulan Milletler Cemiyeti çok önemli bir girişimdir.

Bu girişimin arkasında dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın libe­ral görüşleri ve daha sonra idealizm olarak adlandırılacak bir uluslararası politika yaklaşımı vardır.

*Wilson, uluslararası hukukun ve uluslararası kurumların hâki­miyeti altında, evrensel ilkelerin uluslararası sisteme yön vermeye başlaması durumunda barışın ka­lıcı olabileceğini savunmuştur. Wilson’un fikirleri etrafında ve ça­basıyla kurulan bu örgüte ABD iç siyasetinden kaynaklanan neden­lerle ABD üye olmamış ve baş­langıcından itibaren bu durum ör­gütü sorunlu bir durum içine sok­muştur. Her ne kadar bu evren­sel uluslararası örgüt başarılı ola­mamış ve iki savaş arası dönemin temel sorunlarına hukuk ve dip­lomasi yoluyla çözümler üretememişse de bir büyük siyasi ulus­lararası örgüt modelini yaratmış­tır. Sınırlı ve teknik nitelikli uluslararası örgütleri aşan hatta çatısı altında toplayan bu model, İkinci Dünya Savaşı sonrası Birleşmiş Milletler olarak yaşama geçirilecek ve bu şekilde uluslararası örgütler alanında yeni bir dönem başlayacaktır.

*1818 yılında kurulan Zollverein, diğer adıyla Alman Gümrük Birliği ile Alman eyaletleri bir araya gelerek daha geniş bir pazara üretim yapma olanağına kavuşmuşlardır.

*Wilson ilkeleri; ABD Başkanı Woodrow Wilson 1918 yılında ABD Kongresi’nde yaptığı konuşmada vurguladığı on dört maddelik ilkeler ile Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmasını istediği dünya düzenine ilişkin görüşlerini ortaya koymuştur.

* Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) (League of Nations: LON) Birinci Dünya Savaşı’nm ardından İsviçre’de 10 Ocak 1920 tarihinde kurulmuştur. Ülkeler arasında yaşanabilecek sorunları barışçıl yollarla çözmeyi amaçlayan bu örgüt günümüzdeki Birleşmiş Milletler’ in de temelini oluşturmaktadır. Yaklaşık 20 yıl faaliyet gösteren örgüt İkinci Dünya Savaşı’ nın çıkmasını engelleyememesi üzerine 18Nisan 1946 tarihinde dağılmıştır.

ULUSLARARASI POLİTİKADA ULUSLARARASI ÖRGÜTLER 

 

*Caporaso ve Pelowski, öncekine göre daha kapsayıcı (coğrafi veya işlevsel ola­rak) yeni yapıların ve işlevlerin uluslararası ilişkilerde ortaya çıkmakta olduğunu ve bunun uluslararası politikanın doğasını değiştirdiğini belirtmektedir.

* Gilpin ise bu değişimi büyük devletlere bağlamakta, başat aktörler olarak büyük devletlerin çıkarları ve bu aktörler arasındaki güç dengesinin ekonomik, teknolojik ve diğer gelişmeler sonucunda değişmekte olduğunu, uluslararası sistemin ve politikanın değişimini de bunun belirlediğini ileri sürmektedir.

* Uluslararası örgütler, gündemi belirleyebildikleri ve koalisyon oluşturma sürecinde katalizör rolü gördükleri gibi zayıf ve küçük devletlerin siyasal inisiyatif kullanma ve bağlantı stratejisi uygulama zemini olarak da rol oynamaktadırlar.

* Uluslararası ilişkiler disiplini içinde Liberalizm ve Realizm iki temel ve karşıt yaklaşımdır.

Bu iki temel uluslararası ilişkiler yaklaşımı aynı zamanda uluslararası politika alanında gelişen farklı teorileri de belirlemiştir.

Buna karşılık liberalizmin uluslararası ilişkiler alanı içinde karşıt yaklaşımı olan realizm ise devlet merkezli ve çıkar, savaş ve güç esaslı bir anlayışı benimsemiştir. Liberalizmin uluslararası bütünleşme ve dolayısıyla örgütler alanında artan etkisi öte yandan realizmi uluslararası örgütler alanının tamamen dışına itememiştir.

Rea­lizm özellikle güvenlik alanında önemini ve etkisini korumuştur. Bir başka deyiş­le uluslararası örgütlerin tümünün liberalizmin etkisi altında ortaya çıktığını iddia etmek doğru olmayacaktır. Özellikle kolektif güvenlik örgütlerinin realizmin temel varsayımlarını doğrulayan ve liberalizmin öngördüğü anlayıştan farklı bir doğaya sahip olduğunu ifade etmek gerekir.

* İş birliğinden daha çok var olmak, güvenlik için­de gelişmek hedeflerini sağlamaya yönelmiş olan egemen devletler, uluslararası sistemde algıladıkları tehditleri dengelemek ve kendilerini güvenlik altına almak için güvenlik örgütleri oluşturmaya yönelmişlerdir.

*Bunlardan özellikle kolektif güvenlik örgütleri, bir tehdide karşı ve devletlerin varlığını ya da çıkarlarını koru­mak üzere oluşturdukları örgütlerdir.

Realizm uluslararası sistemin anarşik ve kaotik bir yapıda olduğunu ileri sür­mektedir. Realistler, sadece çıkar dürtüsü ile hareket ettiği varsayılan devletlerin askerî güç kullanma eğiliminde olduğunu tespit etmişlerdir. Bu açıdan askerî güç kullanımını engelleyecek olan ise bir başka devletin ya da devlet grubunun den­geleyici/caydırıcı bir askerî gücü ortaya koymasıdır. Realizm güç dengesi olgusu­nu, uluslararası sistemde askerî güç kullanılmasını ortadan kaldırabilecek tek me­kanizma olarak açıklamaktadır. Güvenlik krizi içinde kendini bir saldırıya maruz kalmak tehlikesi altında hisseden egemen devletler, düşman olarak algıladığı dev­letlerin gücünü dengelemek, saldırı riskini azaltmak ve kendi güvenliğini tesis et­mek için kolektif güvenlik örgütleri tesis ederler.

ULUSLARARASI ÖRGÜTLER VE KARŞILIKLI BAĞIMLILIK 

 

*Günümüzde uluslararası aktör devlettir.

*Bugün devletin yanı sıra çoku­luslu şirketler, hükümet dışı örgütler ve çeşitli ulusötesi baskı grupları, küresel elit­ler de uluslararası aktörler olarak uluslararası sistem kapsamı içinde etkinlik kazan­maktadır.

*Gelişen teknoloji ve buna bağlı olarak çağımızın ulaşım, haberleşme im­kânları bu değişimi daha da hızlandırmakta ve dünyayı ve dünya siyasetini olduk­ça değiştirmektedir.

*Keohane ve Nye artık dünyanın “küresel bir kasabaya” dönüştüğünü, yukarıda saydığımız uluslararası aktörler arasındaki sosyal ekonomik alışverişin ulusal sınır­ları çoktan aştığını ve ulusal sınırların gittikçe ortadan kalktığını belirtmektedir.

* Ke­ohane ve Nye’a göre uluslararası aktörler çeşitlenmekte ve bunlar arasında artan etkileşim, karşılıklı bağımlılık yaratmakta ve dünya söz konusu karşılıklı bağımlılık ağı içinde bütünleşmektedir. Bu bağlamda iç politika, dış politika ayrımı da öne­mini yitirmektedir. Bir diğer önemli nokta da askerî gücün önemini yitirmesidir.

* Gelişen teknoloji, iletişim, artan kitlesel üretim ve ortaya çıkan yeni güç merkezleri, insanın eski çağlarda sahip olduğu kendi kendine yeterlilik özelliğini kırmıştır. Böylece tüm bu değişiklikler halkların artan bir şekilde birbirine bağlanması sonucunu ortaya çıkarmıştır. Günümüzde dünyanın ulaştığı bu bütünleşme boyutuna “karşılıklı bağımlılık” (interdependance) adı verilmektedir.

*Siyasal toplum, hukuki bir kavram olan “devlet” çatısı altında birleşmiş insanlar topluluğudur.

*Söz konusu toplumsal grup kategorisini belirleyici olan en önemli ölçüt, bu toplumsal grubun ortaya çıkardığı iktidarın en üst iktidar olmasıdır. Bodin’in tanımıyla diğer iktidar odaklan tarafından sınırlandırılmamış bir iktidar ki Bodin buna “egemenlik” demektedir. Toplumdaki tüm diğer iktidar odaklan “egemen”den kaynaklanmaktadır. Bodin’in tanımladığı anlamda saf bir egemenlikten günümüzde söz etmek mümkün değildir.

*Dougherty ve Pfaltzgraff bu durumu, bilardo topları ve örümcek ağı örneği ile açıklamışlardır.

İŞLEVSELCİLİK VE ULUSLARARASI ÖRGÜTLER 

* Bir uluslararası bütünleşme teorisi olarak işlevselciliğin en önemli yazarı David Mitrany’dir.

* Mitrany eserlerinin çoğunu iki savaş arası dönem ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında yazmıştır.

*Mitrany, “ulusötesi (transnational) bağların“, ulusla­rarası bütünleşme üzerindeki etkisini incelemiş ve uluslararası örgütleri bu çer­çevede incelemiştir.

*Mitrany, uluslararası örgütleri ilerleyen tek­nolojinin yarattığı “karşılıklı bağımlılık” olgusunun bir sonucu olarak görmekte­dir.

*Mitrany’e göre uluslararası örgütler, uluslararası düzeyde işbirliği yapılmak­sızın gerçekleştirilmesi imkânsız olan işlevler üzerine kurulmuştur. Yine Mit­rany, uluslararası örgütlerin bir işlev görmek üzere inşa edildiklerini belirtmek­tedir. Mitrany açısından devletin hukuki yapısı, insanların doğal ekonomik ve sosyal faaliyetlerini kısıtlamaktadır ve söz konusu faaliyetlerin belli fonksiyon­lar üzerine kurulacak uluslararası örgütler yoluyla yeniden doğal akışları yönün­de serbest kalmaları sağlanabilir.

Mitrany’e göre uluslararası örgütlerin yerine getireceği işlevleri yaratan ise ihti­yaçlardır. İhtiyaçlar, gelişen teknoloji çerçevesinde toplumlararası ilişkilerde şekil­lenmektedir. Örneğin uçağın icadı ve havacılığın gelişmesi, havacılıkla yapılan ta­şımacılıkta eşgüdüm ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Söz konusu eşgüdüm bir ulusla­rarası örgütün yerine getireceği işlev olacaktır. Devletler gelişen teknolojinin yarat­tığı yeni ihtiyaçların ortaya çıkardığı işlevleri yerine getirmek için örgütler kurarlar ve söz konusu işlevle ilgili egemenlik yetkilerini bu örgütler içinde birleştirirler.

 

 

*Rothhwell de uluslararası örgütler konusunda Mitrany’nin bu tespitine benzer bir değerlendirme yapmaktadır. Rothwell’e göre, birden fazla devletin karşılıklı, çok yönlü işbirliği ile karşılanabilecek ihtiyaçların giderilmesi için uluslararası ör­gütler ortaya çıkmıştır. Yine Rothwell, söz konusu ihtiyaçların ister hava taşımacı­lığını kolaylaştırıcı önlemler, ister uluslararası sağlık önlemleri, isterse barışın ko­runması olsun, teknolojik gelişmelerle dünyada oluşan değişim ve insanlar arası etkileşimin artması sonucu oluşan yeni istekler, olanaklar ve tehlikeler sonucunda doğduğunu belirtmektedir.

 

 

*Uluslararası işlevsel bütünleşmeye bu çerçevede Uluslararası Telekomünikas­yon Birliği’ni (UTB) örnek gösterebiliriz. 1844 yılında Samuel Morse’un ilk telgraf mesajını göndermesiyle iletişim alanında yeni bir elektronik çağ başlamıştır. Bu Yeni Çağ devletlerin telgraf sistemlerini uyumlu hâle getirmelerini zorunlu kılmış­tır. Telgraf iletişiminde devletler arası eşgüdümü ve iletişim sisteminin sağlıklı ça­lışmasını gözetmek üzere 20 devletin bir araya gelmesiyle 1865′de UTB kurulmuş­tur. Bir yandan UTB elektronik iletişimin gelişmesini yaygmlaştırırken öte yandan bu alanda büyük bir endüstrinin doğmasını da kolaylaştırmıştır. Telekomünikas­yon alanındaki hızlı gelişmeler sonucu telgraftan radyo frekanslarına geçilmiş ve bu seferde radyo frekanslarının karışması yani interferans sorununu gidermek üze­re UTB yeni bir işlev daha kazanmıştır.

* Ulusötesicilik (transnasyonalizm), uluslararası ilişkilerde tabiiyet, vatandaşlık, millî kimlik esasından bağımsız olarak hareket eden çıkar gruplarının, ulusal sınırları aşarak kurduğu toplumsal ve ekonomik bağların uluslararası sistemi ve devletin yapısını değiştirmekte olduğuna ilişkin bir görüşü ifade eder.

*Bugün uydu haberleşmesi ve bilgisayar teknolojileri, bu işlevi daha da önemli hâle getirmiş ve iletişim alanında ulusal egemenliği oldukça sınırlandırmıştır. Ha­berleşme alanında ortaya çıkan böyle bir teknik sorun, uluslararası işbirliğini zo­runlu kılmıştır. Söz konusu örnek bize Mitrany ve Rothwell’in sözünü ettiği tekno­lojik gelişme, değişen ihtiyaçlar, örgütlerin değişen ve artan işlevleri ve uluslarara­sı işbirliği zincirini açıkça göstermektedir. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Hastalıklar ile mücadele için Dünya Sağlık Örgütü, sosyal haklar alanında Ulusla­rarası Çalışma Örgütü, denizlerde seyrüseferi düzenlemek için Uluslararası Deniz­cilik Örgütü, uçakların uçuşları ve rotalarını düzenleme konusunda Uluslararası Si­vil Havacılık Örgütü vb.

 

*Mitrany’nin fonksiyonel işbirliği ve örgütlenme konusundaki tespitleri daha sonra uluslararası rejim teorisyenleri tarafından da kullanılmıştır.

*Söz konusu teorisyenlere göre, uluslararası rejim bir kurallar bütünüdür.

*Devletler, sorun çıka­bilecek herhangi bir alanda ortak kurallar belirlemekte ve bu alanı söz konusu ku­ralların doğurduğu “rejim” veya “kurallara” göre yönetmektedirler.

Örneğin; Antark­tika’nın keşfinden sonra, Antarktika’dan yararlanma konusu 12 ülke tarafından 1959 yılında imzalanan bir antlaşmayla düzenlenmiştir.

Bugün söz konusu antlaş­manın tarafı olan devlet sayısı 46′yı bulmuştur.

Söz konusu antlaşma ile ortaya çı­kan ve Antarktika’dan devletlerin yararlanma esaslarını belirleyen rejim, bu konu­da çeşitli kurallar koymuştur.

Antarktika Antlaşması örneğinin de gösterdiği gibi, rejimlerin mutlaka bir örgüt çatısı altında düzenlenmesi de zorunlu değildir. Dola­yısıyla uluslararası örgütler bir bakıma rejimlerin gelişerek yapılandırılmış bir özel formu olarak ortaya çıkmaktadır.

Uluslararası Rejim Teorisi, uluslararası ilişkiler disiplini içinde liberalizm gele­neği içinde ortaya çıkan bir teoridir.

Buna göre belirli alanlarda genel kabul gören “kurallar, ilkeler, karar alma süreçleri” olarak rejimler devletlerin ve hükümetlerin algıları, davranışları, tutumları ve eylemleri üzerinde belirleyici olmaktadır.

İlk baş­ta devletler arası ilişkiler içinde ortaya çıkan bu rejimler zaman içinde özerklik ka­zanmakta ve devletlerin bireysel karar alma ve eyleme geçme süreçlerinden ba­ğımsız bir özne olarak belirleyicilik kazanmaktadır.

*Mitrany birbirinden bağımsız olarak, farklı ihtiyaçları karşılamak, farklı işlevleri görmek üzere ortaya çıkan uluslararası örgütlerin zamanla birbiriyle ilişkilendirilebileceğini ve bu şekilde küresel ve evrensel nitelikte bir kurumlar ve kurallar ağı­nın ortaya çıkacağını ileri sürmektedir. Mitrany’e göre örgütler arası bu ilişkilenme süreci sonucunda kapsayıcı bir şemsiye örgütü ortaya çıkaracaktır.

*Mitrany bu şekilde, ilerde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz Birleşmiş Milletler (BM) örgütü ve bu örgüt çatısı altında ortaya çıkmakta olan yeni örgütsel ağı işa­ret etmiştir. BM sistemi içinde faaliyet gösteren tüm örgütleri, sağlıktan haberleş­meye, taşımacılıktan çalışma hayatına kadar işlevsel bir örgütlenme ve dünyada barışı sağlayacak bir işbirliği ağı olarak görmüştür.

*Mitrany’nin koordinasyon sağ­layacak şemsiye örgüt kavramıyla işaret ettiği örgüt, bu nedenle Birleşmiş Milletler Örgütüdür. Mitrany, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan bu uluslararası işbirliği sisteminin gelişip dünya toplumu oluşumu yönünde ilerleyeceği görüşünü ileri sürmüştür.

*Uluslararası rejimler, devletlerin tek başlarına çözemeyecekleri sorunlu alanları düzenlemek için egemenlik devri yoluyla oluşturdukları hukuki kurallar ve mekanizmalardır.

*Bugün birçok alan uluslararası rejimler yoluyla düzenlenmiş durumdadır. Bu bağlamda Young, “bir uluslararası rejimler dünyasında yaşıyoruz” saptamasını yapmaktadır.

GÜVENLİK TOPLUMU VE ULUSLARARASI ÖRGÜTLER 

*          İşlevselcilik uluslararası örgütlerin ortaya çıkış ve gelişiminde daha çok teknik ih­tiyaçların belirleyiciliğini ön plana çıkarırken uluslararası sistemde güvenlik ile ba­rışın korunması yönündeki kaygıların da uluslararası örgütlerin ortaya çıkışında et­kili olduğunu gözlemlenmektedir. “Güvenlik toplumu” modeli bu kaygıların ışığın­da ortaya konan önemli bir model olmuştur.

*          Kari Deutsch savaşın imkânsız hâle geldiği bir uluslararası toplum modeli olarak “güvenlik toplumu” modelini ileri sür­müştür.  Deutch’un güvenlik toplumu yaklaşımı geleneksel güvenlik yaklaşımının oldukça dışında yer alır. Deutch, bir bakıma liberal varsayımlar üzerinden bir gü­venlik örgütü önerir.

*Deutsch’un hareket noktasını siyasal toplum kavramı oluşturmaktadır. De utsch’a göre siyasi toplum, siyasi iletişim kanallarına, belli bir zorlama mekanizma­sına ve ortak değer yargılarına sahip bir sosyal gruptur. Bu özelliklere sahip sosyal grubun zorunlu olarak bir devlet çatısı altında birleşmiş olması gerekmez.

*          Bir siya­si toplumun başarılı olabilmesi, bulunduğu siyasal ve sosyal coğrafyada barışı ha­kim kılabilmesine bağlıdır. Deutsch barışın hakim olduğu ve sosyal değişimi barış­çıl süreçlerle gerçekleştiren siyasal toplumlara “güvenlik toplumu” demektedir.

 Güvenlik toplumunda, üyeler aralarındaki sorunları şiddete başvurmadan çözerler. Deutsch’un tanımladığı şekliyle güvenlik toplumu farklı devletlerin hukuki bağım­sızlıklarını devam ettirirken bir siyasal toplum ruhuyla bütünleştikleri bir bütündür.

Duverger, siyasal toplumu içinde toplumsal dönüşümleri barındıran bir top­lumsal kategori olarak görmekte ve sosyolojik bir varlık olarak siyasal toplumun dışsal bir sürekliliği korumakla birlikte, sürekli bir yapısal değişim içinde olduğu­nu vurgulamaktadır. Duverger, siyasal toplum tiplerine, kabile, İlk Çağ kenti, feo­dal beylikler ve ulus devleti örnek olarak göstermiştir.

*”Güvenlik toplumu” yaklaşımı, ortak değerlerin oluşturulmasına hizmet edecek biçimde toplumsal kesimler arasında iletişim ve paylaşım olanaklarının artırılmasını öngörmektedir.

*Güvenlik kavramı ile daha çok ulusal egemenlik ve toprak bütünlüğünün korunması kastedilmektedir.

*Güvenlik toplumunda devletler arasında ortak değer yargıları hakimdir ve dev­letler kendilerini bu ortak değerler üzerinde yükselen siyasi açıdan meşru bir var­lık olarak kabul edilen bir geniş siyasal ailenin parçası hissederler. Güvenlik top­lumu, sorunların çözümünde siyasi ve hukuki kurumların ve kuralların yaratıldığı bir örgütsel çerçeveyi de beraberinde getirir. Bu açıdan bazı uluslararası örgütler bir güvenlik toplumunun üst yapı kurumları olarak ortaya çıkarlar. Bir başka de­yişle güvenlik toplumu önce gelişir, sonra bu toplumun örgütsel çerçeveleri ve normları ortaya çıkar.

*Deutsch bu bağlamda güvenlik toplumunun varlığı için üç önemli koşul say­mıştır.

Bunlar: -Güvenlik toplumunun parçası olan toplumların ortak değer yargılarına sa­hip olması ve özellikle de hükümetlerinin olaylar karşısında tutum alışlarını belirleyen değerlerin birbiriyle uyumlu olması, 

-Güvenlik toplumu üyelerinin birbirlerinin bir konu karşısındaki olası tavır­larını öngörme kapasitesine sahip olması,

-Güvenlik toplumunun parçası olan hükümetlerin birbirlerinin ihtiyaçlarına cevap verebilme kapasitesine sahip olmalarıdır.

NATO:

Deutsch’un ilham aldığı uluslararası toplum Atlantik Topluluğudur ve örgüt de ilerde ayrıntılı olarak inceleyeceğimiz Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütüdür (NATO).

Deutsch açısından Atlantik Topluluğunun varlığı bir örgüt olarak NATO’nun ortaya çıkmasından daha öncedir.

Sovyetler Birliği’nin temsil ettiği siyasi ve ekonomik an­layış karşısında Atlantik Topluluğu, Atlantik’in iki yakasında birbirine daha da yakın­laşmış ve örgütsel bir yapıyı ortaya çıkarmak durumunda kalmıştır.

NATO, Atlantik Topluluğunu var eden ortak değerlere sahip devletlerin ve toplumların Sovyetler ve Doğu Bloku karşısında kapsamlı bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır.

Bu nedenle kolek­tif bir güvenlik örgütü olmakla birlikte NATO, Deutsch’a göre bir güvenlik toplumu­nun üst organıdır.

NATO kendisini var eden ortak değerleri Kuzey Atlantik bölgesin­de hakim kılarak yine bu bölgede barışı kalıcı şekilde tesis etmiştir.

ULUSLARÜSTÜLÜK VE ULUSLARARASI ÖRGÜTLER

 

*Uluslarüstülük, devletlerin kesin ve geri dönülmez şekilde ulusal egemenliklerinin önemli bir kısmını devrederek kurdukları bir örgütle, Avrupa Birliği deneyimiyle ortaya çıkmıştır.

*Avrupa Birliği örneği dışında genelde uluslararası örgütler devlet­lerin işbirliği aracı olarak görülmüştür.

*Hükûmetlerarası örgütler olarak adlandırı­lan bu tip uluslararası örgütler, uluslarüstülüğün öngördüğünden farklı olarak üye devletlerin egemenlik alanlarında büyük bir daralma yaratmaz.

*Her ne kadar hükûmetlerararası uluslararası örgütlerin gelişimiyle devletler egemenlik yetkilerinde bir aşınmayla karşılaşsalar da bu durum uluslarüstülükten farklı olarak devletin varlığı ve egemenliğini ikame eden devlet benzeri yeni bir örgütün ortaya çıkma­sına neden olmaz.

*Buna karşılık Avrupa Birliği ve onu var eden uluslarüstülük an­layışı uluslararası bütünleşme sürecinde ulus-devleti aşan yeni bir tip siyasal varlı­ğın doğuşunu işaret etmektedir. Bu yönüyle de uluslarüstülük ve Avrupa Birliği hem uluslararası örgütler alanının içindedir hem de dışında kabul edilebilir.

Uluslarüstülük anlayışı Ernest B. Haas tarafından neofonksiyonalizm (Yeniişlevsel- cilik) olarak adlandırılan bir teori içinde ve özelde Avrupa Birliği’nin gelişimini açık­layacak şekilde ortaya konmuştur. Haas söz konusu teoriyi, Avrupa da İkinci Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan kömür-çelik sektörlerindeki bütünleşme hareketinden (Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu: AKÇT) tüm ekonomiyi kapsayan global ekono­mik bir bütünleşme modeline geçiş örneğini gözlemleyerek oluşturmuştur.

Haas’m araştırmalarını başlatan ve bu araştırmalara rehberlik eden soru “daha ge­niş bir siyasal topluma” barışçı yollardan nasıl ulaşılabileceğidir. Dolayısıyla daha en başından Haas, klasik hükûmetlerarası bir uluslararası örgüt teorisi ortaya koymaktan çok, ulus-devleti aşan bir ulusüstü yeni siyasal varlığın ortaya çıkış koşullarını anla­maya ve açıklamaya çalışarak yola çıkmıştır. Bu durum Haas’m çalışmalarını klasik uluslararası örgütler teorilerinden çok farklılaştırmıştır. Yine bu açıdan uluslarüstülük, uluslararası örgütler alanında devrimci bir kavram olarak belirmiştir.

ULUSLARÜSTÜLÜK VE AVRUPA BİRLİĞİ 

*Avrupa’da kökeni çok eskilere giden ve günümüze yaklaştıkça olgunlaşan bir “Av­rupa Birliği ve Avrupa Federasyonu” düşüncesi vardır.

*Tarih boyunca Avrupa’da beslenerek gelişen bu düşünce, belki de Avrupa bütünleşmesini diğer bütünleşme hareketlerinden ayıran en önemli özelliktir. Söz konusu düşünce, tarih boyunca Avrupa’da bütünleşme hareketlerinin ruhu olmuştur.

*Ancak Avrupa’da var olan bu federalist ruhun aksine, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) kuruluncaya kadar, uygulamalar genelde çoğulcu bir nitelik sergilemiştir.

*Bununla birlikte, söz konusu dönemde birtakım federalist girişimler de vardır; fakat bu girişimlerin ba­zıları kalıcı olmamış bazıları ise çok dar kapsamlı kalmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası, dünya üstündeki gücünü ve hakim durumunu kaybeden Avrupa, Rusya ile ideolojik kopukluğunun da başlaması ile birlikte, Avrupa bütünleşmesi yönün­de yeni planlar hazırlamaya başlamıştır. AKÇT’nin kurulmasına kadar Avrupa’da “Avrupa Hareketi”, “Briand Planı”, “OEEC”, “Brüksel Paktı”, “Avrupa Konseyi” gibi hükûmetlerdışı veya hükûmetlerararası örgütler ortaya çıkmıştır. Bu örgütlerin tü­mü Avrupa’da birlik fikrine katkıda bulunmuştur.

*Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaya çıkan Avrupa ortak pazarı, bütünleşme­nin derinleşmesiyle daha ileri bir ekonomik entegrasyona doğru ilerlemiştir. Bu yolda önemli bir antlaşma Avrupa Tek Senedi Antlaşması’ dır.

*Tek Sened bir yö­nüyle Avrupa ortak pazarını tamamlarken diğer yandan siyasi konuları da bu uluslarüstü bütünleşme alanına dahil etmiştir.

*Avrupa Tek Senedi Roma Antlaşmala­rında önemli değişiklikler yapan bir antlaşmadır.

Tek Sened, 28-29 Haziran 1985 tarihlerinde Milano’da toplanan Avrupa Konseyinin (Devlet ve Hükûmet Başkan­ları Zirvesi) çağrısı üzerine görüşülmeye başlanmıştır.

*Avrupa Tek Senedi 2-3 Ara­lık 1985 tarihli Lüksemburg Zirvesi’nde kabul edilmiş, 17 Şubat 1986′da Lüksem- burg’da, 28 Şubat 1986′da Lahey’de üye devletlerce imzalanmış ve onay işlemleri tamamlandıktan sonra 1 Temmuz 1987′de yürürlüğe girmiştir.

*Tek Avrupa Senedi’nin Avrupa Birliği yönünde ortaya çıkardığı kazanımlar, Maastricht Antlaşması ile çok daha ileriye taşınmıştır. Maastricht Antlaşması Avru­pa Toplulukları’ ndan Avrupa Birliği’ne geçişi sağlamıştır.

*Bu geçiş aynı zamanda uluslarüstü bütünleşmenin siyasi alanlara sirayet etmesi anlamını da taşımaktadır.

*Avrupa Ekonomik Parasal Birliği ve Euro, Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politika­sı bu geçişin somut düzenlemeleri olarak Maastricht Antlaşması’yla ortaya çıkmış­tır.

*Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa’da yepyeni bir siyasi yapı ortaya çıkar­ken Avrupa Toplulukları, bütünleşmeyi siyasi yönde derinleştirerek bu büyük sis­temsel değişime uyum sağlamaya çalışmıştır. “Avrupa Birliği Antlaşması” Maas- tricht’te 7 Şubat 1992′de on iki üye devlet tarafından imzalanmıştır.

Onay aşamasında ise bazı zorluklar ortaya çıkmıştır. Lüksemburg, Belçika, İs­panya, Yunanistan, İtalya, İngiltere, Hollanda, Portekiz, Almanya Antlaşma’yı refe­randuma sunmaksızın parlamentolarında onaylarken İrlanda, Fransa ve Danimarka referanduma gitmiştir. İrlanda’da yapılan referandum söz konusu üç referandum içinde en sorunsuzu olmuştur. İrlanda’da referanduma katılan halkın %69,05′i olum­lu, %30,95′i olumsuz oy kullanmıştır. Fransa ise Anayasası’ndan kaynaklanan “ege­men yetkilerin devri” ile ilgili sorunları, yaptığı anayasa değişikliği ile aştıktan son­ra referanduma gitmiş; ancak sonuçlar beklenenin aksine son derece şaşırtıcı ol­muştur. Avrupa bütünleşmesinin ilk gününden itibaren, söz konusu sürecin Alman­ya ile birlikte liderliğini yürüten Fransa’da, oyların sadece %51,05′i Maastricht Ant­laşmasının lehine çıkmıştır.

 

Oylamaya katılan Fransızların %48,95′i Avrupa’da siya­si bütünleşme yönünde atılan bu adıma karşı çıkmıştır. Maastricht Antlaşması’nı parlamentosunda ilk onaylayan Danimarka’nın 2 Haziran 1992′de yaptığı referan­dum Topluluk içinde büyük sarsıntı yaratmıştır. Danimarka halkı %49,3′e karşı %50’7 ile Antlaşma’yı reddetmiştir. Edinburgh Zirvesi’nde, ekonomik ve parasal bir­lik ile ortak dış politika ve güvenlik politikaları konularında Danimarka’ya ödün ve­rilmiş, ve sonrasında Danimarka’da yapılan ikinci referandum, bu kere %56,8′e kar­şı %43,2 ile Maastricht Antlaşması’nm onaylanmasıyla sonuçlanmıştır. Tüm bu geliş­meler sonucunda Maastricht Antlaşması 29 Ekim 1993′te Brüksel’de toplanan Avru­pa Konseyinin bildirisi ile 1 Kasım 1993 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

 

Avrupa bütünleşmesi Maastricht Antlaşmasından sonra da hazırlanan yeni re­vizyon antlaşmalarıyla değişime ve bütünleşmeyi daha ileri bir aşamaya taşıma ça­basına sahne olmuştur. Maastricht Antlaşmasından sonra 1999 yılında yürürlüğe Amsterdam Antlaşması, 2003 yılında yürürlüğe giren Nice Anlaşması ile üye dev­letler Avrupa Birliği’ni her yönüyle değiştirmeye ve bütünleşmeyi daha ileri götür­meye devam etmişlerdir.Bütünleşmenin derinleşmesi sürecinde en köklü değişim Lizbon Antlaşması’yla yapılmıştır.

___________________________o______________________________

 

___________________________o______________________________

////////////////   2.ÜNİTE ////////////////

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

 

***Birleşmiş Milletler (BM) Antlaşması, 26 Haziran 1945’te San Francisco Konferansı’nın genel oturumunda oy birliği ile kabul edilmiş ve 24 Ekim 1945’te yürürlüğe girmiştir.

***Konferansa katılan 50 devletin yanı sıra Polonya da kurucu üye olarak kabul edilmiştir

***Genel Kurul ilk toplantısını 10 Ocak 1946’da Londra’da yapmıştır.

BiRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN KURULUŞU VE ÜYELERİ

***BM’nin kuruluşu yolundaki ilk adım, 14 Ağustos 1941 Atlantik Bildirisi’dir

***24 Eylül 1941’de Müttefikler arası bir toplantıda 8 devlet daha bu bildiride açıklanan genel ilkelere katıldılar. 1 Ocak 1942’de ise 26 Müttefik devlet Washington’da Birleşmiş Milletler Bildirisi’ni imzaladı.

 

***Konferans 25 Nisan-26 Haziran 1945 tarihleri arasında çalıştı.

Savaş ilan etme koşulunu yerine getiren devletler;

Avustralya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Çekoslovakya, Dominik Cumhuriyeti,Ekvador, El Salvador, Etiyopya, Filipinler, Fransa, Guatemala, Güney Afrika Birliği, Haiti, Hindistan,Hollanda, Honduras, Irak, Iran, Kanada, Kolombiya,Kosta Rika, Küba, Lübnan,Liberya, Lüksemburg,Meksika, Mısır, Nikaragua, Norveç, Panama, Paraguay, Peru, Suudi Arabistan,Suriye, fiili, Türkiye,Uruguay, Venezuela, Yeni Zelanda, Yugoslavya ve Yunanistan.

***Polonya, hangi hükûmet tarafından temsil edileceği sorunu nedeniyle çağrılamadı.

***Arjantin, Beyaz Rusya, Danimarka ve Ukrayna da konferansın daveti üzerine bu devletlere katıldılar.

 

***51 devletle kurulan BM’nin üye sayısı hızla artmıştır.

 

***Üye sayısı 1965’te 117’ye,2002’de 191’e ve 2006’da Karadağ’ın katılmasıyla 192’ye ve 2011’de Güney Sudan ile 193’e yükselmiştir. Bunun nedeni, bağımsız devlet sayısında yaşanan artıştır.

 

***Japonya 1956’da, Batı ve Doğu Almanya ayrı ayrı 1973’te üyeliğe kabul Edilmiştir.

 

***4. maddeye göre, Antlaşma’nın getirdiği yükümlülükleri kabul eden ve örgüte göre bu yükümlülükleri yerine getirme yeterliğine ve iradesine sahip olan tüm barışsever devletlere açıktır

 

***Zorlama önlemleri uygulanmasına ilişkin yükümlülüklerin kendi sürekli tarafsız devlet statüsüne aykırı olacağını düşünen isviçre, ancak 2000’lerde bu görüşünü değiştirmiş ve 2002’de üye olmuştur.

***Üye olmak isteyen devletin bu talebinin hem Genel Kurul’da hem de Güvenlik Konseyi’nde onaylanması gerekir

***ilk oylama Konsey’de yapılır. Konsey’in olumlu tavsiyesi üzerine, Genel Kurul başvuran devleti üyeliğe kabul eder

***2008 yılında bağımsızlığını ilan eden Kosova’yı BM üyesi ülkelerden 69’u tanınmış, sürekli üyelerden Rusya ise BM üyeliğine izin vermeyeceğini açıklamıştır

 

***Üyelikten çıkarma ise 6. maddeye göre mümkündür.

***Gecikmiş olan tutar, geçen iki tam yılda yapması gereken ödemeler toplamını geçerse, bu üye Genel Kurul’da oy kullanamaz. Ama Genel Kurul bu üyenin oy kullanmasına izin vermeye karar verebilir.

 

BiRLEŞMİŞ MİLLETLER’İN TEMEL AMAÇLARI VE İLKELERİ

 

Örgütün amaçları

*  Uluslararası barış ve güvenliği korumak

*Ulusların hak eşitliği ilkesine ve self-determinasyon hakkına saygı üzerine kurulmuş dostça ilişkiler geliştirmek ve dünya barışının sağlamlaştırılması için elverişli her türlü önlemi alma Burada geçen en önemli kavram self-determinasyon hakkıdır (halkların kendi kaderini/geleceğini tayin etme hakkı).

*Ekonomik, toplumsal, düşünsel ve insancıl nitelikteki uluslar arası sorunları çözerek ırk, cins, dil veya din farkı gözetmeksizin herkesin insan haklarına ve temel özgürlüklerine karşı saygıyı geliştirerek ve teşvik ederek uluslar arası işbirliğini geliştirmek

* Uluslar›n ortak amaçlara doğru harcadıkları çabaların uyumlaştığı bir merkez olmak sadece örgüt olarak BM’nin değil, tüm devletlerin uyması gereken temel ilkeler niteliğindedir.

Tüm devletlerin uyması gereken temel ilkeler

  1. 1. Üyelerin egemen eşitliği : Tüm sistemin temelinde bu ilke yer almaktadır.
  1. Üyeler BM Antlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini iyi niyetle yerine getireceklerdir.Bir uluslararası antlaşmaya taraf olan her devlet bu yükümlülüğü zaten kabul etmiştir.
  1. 3. Üyelerin uluslararası uyuşmazlıklarını barışçı yollarla çözeceklerini belirtmektedir.

Ayrıca çözüm, barış, güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmayacak bir şekilde sağlanacaktır.

  1. Kuvvet kullanmanın yasaklanması ilkesi
  1. 5. ikinci ilkeyi destekler niteliktedir. Buna göre, üyeler örgütün girişimlerine her türlü yardımı yapacak, aleyhine yaptırım ya da zorlama önlemi alınan devlete yardım etmekten kaçınacaklardır.
  1. Üye olmayan devletlerin de uluslararası barış ve güvenliğin korunmasının gerektirdiği ölçüde bu ilkelere uygun hareket etmesinin sağlanmasını öngörmektedir. Bu tartışılan bir ilkedir.
  1. Antlaşma’ nın hiçbir hükmünün, özü bakımından bir devletin ulusal yetkisinde bulunan işlere örgütün karışmasına izin vermediğini belirtir

***Devletlerin egemen eşlitliği ilkesi ile ulusal yetki alanında bulunan konulara karışılmaması ilkesi çoğu zaman birlikte değerlendirilir ve birbirini destekleyen ilkeler olarak görülür

 

***ilk zamanlarda self-determinasyon hakkı iddialarına karşı vasi devletler bu toprakların yönetiminin iç işlerini oluşturduğu, dolayısıyla BM’nin 7. ilke kapsamında ulusal yetkiye giren böyle bir konuya müdahale etmemesi gerektiğini savundular.

BiRLEŞMiŞ MİLLETLER’İN YAPISI VE YÖNETİMİ

BM AntlaŞması’nın 7. maddesine göre örgütün altı ana organı : Genel Kurul, Güvenlik Konseyi, Ekonomik ve Sosyal Konsey, Vesayet Konseyi, Uluslar arası Adalet Divanı ve Sekreterlik

Genel Kurul:

*Genel Kurul, BM üyesi olan tüm devletlerin katıldığı, en geniş kapsamlı ana organdır.

*Her üye devleti temsilen en fazla beş kişi Genel Kurul çalışmalarına katılır veher devlet bir oya sahiptir. Bu kısıtlamanın amacı, daha fazla olanağa sahip, dahabüyük temsilcilik bulundurabilen, daha fazla kişi çalıştırabilen devletlerin avantajlıkonuma geçmesini engellemektir.

*Genel Kurul olağan olarak her yıl Eylül-Aralıkayları arasında toplanır.

*Her oturum süresi için bir başkan seçilir.

 

Çalışmaların büyük kısmı, tüm üyelerin temsil hakkına sahip olduğu komiteler;

  1. Komite veya Siyasi işler ve Güvenlik Komitesi
  2. Komite veya Ekonomik ve Mali işler Komitesi
  3. Komite veya Toplumsal, insancıl ve Kültürel işler Komitesi
  4. Komite veya Vesayet işleri Komitesi (Özerk olmayan ülkeler dahil)
  5. Komite veya idari işler ve Bütçe Komitesi
  6. Komite veya Hukuk işleri Komitesi
  7. Özel Siyasi Komite.

***Genel Kurul’da BM’nin resmî dilleri olan ingilizce, Fransızca, ispanyolca, Rusça ve Çince

Kullanılabilir.

***Genel Kurul’un geçici gündemini Genel Sekreter hazırlar ve olağan toplantılardan

en az 60 gün önce üye devletlere gönderir.

BM Genel Kurulu’nun 2/3 çoğunlukla karar aldığı önemli konular

*Uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına ilişkin konular;  

Güvenlik Konseyi’ne, Ekonomik ve Sosyal Konsey’e ve Vesayet Konseyi’ne üye seçilmesi;

yeni üye kabulü; üyelerin hak ve ayrıcalıklarının durdurulması;

 üyelikten çıkarma;

*Vesayet rejiminin işlemesi ile ilgili konular; bütçe konuları;

BM Antlaşması’nın değiştirilmesi – Genel Kurul ayrıca bu konulara kendisi ekleme

***BM sisteminde, Asya, Afrika, Doğu Avrupa, Latin Amerika ve Karayipler ile Batı Avrupa ve diğerleri olmak üzere 5 coğrafi grup vardır. Bunun tek istisnası Uluslararası Adalet Divanı (UAD)’dır.

***UAD üyeleri coğrafi temsile göre değil,belirli hukuk sistemleri temsil edilecek şekilde Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’nde ayrı ayrı oylamalarla seçilir.

***Olağan vesayet anlaşmalarını onaylamak Genel Kurul’un görevidir.

 

***Uzmanlık kurumları ile yapılan anlaşmaları, BM’nin sahip olacağı ayrıcalık ve bağışıklıkları belirleyen ve üye devletlerdeki statüsü ile ilgili anlaşmaları onaylar.

***Genel Kurul’un görev ve yetkilerini Antlaşma’ nın 10. maddesi belirlemektedir.

***Genel Kurul’un görüşmeler sonunda aldığı kararlar üye devletler için bağlayıcı değil, tavsiye niteliğindedir

 

***Genel Kurul örgütün diğer organlarının raporlarını alır ve inceler.

***Ekonomik ve Sosyal Konsey ile Vesayet Konseyi üzerinde tam denetimi vardır

***Ekonomik, toplumsal, kültür, eğitim ve sağlık alanlarında uluslar arası işbirliğini geliştirmek, herkesin insan haklarından ana özgürlüklerden faydalanması için çalışmalar yapmak vb. görevler asıl olarak Ekonomik ve Sosyal Konsey tarafından yerine getirilir.

***Bir antlaşma yapılıp yapılmayacağına Genel Kurul karar verir.

***Uluslararası hukukun geliştirilmesi için ise Uluslararası Hukuk Komisyonu’nu kurmuştur.

 

***Raporlarını alır ve denetimlerini yapar. Bunun tek istisnası Güvenlik Konseyi’dir.

Güvenlik Konseyi

***Güvenlik Konseyi 1965 yılına kadar 11 üyeden oluşuyordu. Ancak özellikle 1955’ten sonra yeni bağımsız olan devletlerin BM’ye üye olmaları sonucunda hem üye sayısı artmış hem de Asya ve Afrika devletlerinin kendilerinin yeteri ölçüde temsil edilmediklerini savunmuşlardır.

***23. maddede ismen verilmiş olan ABD, Sovyetler Birliği, Çin, ingiltere ve Fransa’dır.

***1991 yılından itibaren Sovyetler Birliği’nin sandalyesini Rusya Federasyonu devralmıştır.Geri kalan on üye, Genel Kurul tarafından üçte iki oy çokluğu ile ve iki yıl için seçilir. Süresi dolan devlet bir dönem geçmeden tekrar seçilemez.

***Konsey’de oylama yöntemi 5 sürekli üyeye (P5) avantaj sağlayacak şekilde düzenlenmiştir.

Buna göre, Konsey’in karar verebilmesi için olumlu oylar içinde beş sürekli üyenin oyu da dahil olmak üzere toplam 9 oy gereklidir.

***Sürekli olmayan üyelerin, 23. maddeye göre, uluslararası barış ve güvenliğin korunmasına katkıda bulunabilecek orta büyüklükte devletler arasından ve adil bir coğrafi temsil sağlayacak şekilde yapılması gerekmektedir.

***BM Antlaşması’nın 24. maddesine göre, Güvenlik Konseyi uluslararası barış ve güvenliğin korunmasından birincil sorumlu organdır. Bu görevi yerine getirebilmek için her zaman toplanabilecek şekilde çalışır.

 

***Barış gücü kurulması da ilk önce Genel Kurul tarafından başlatılmış olmasına karşın bugün Konsey’in yetkisinde olan bir alandır.

 

***Konsey misyonun kurulmasına karar verir, görev tanımını yapar ve bundan sonra hazırlıkları Genel Sekreter yürütür.

***Misyonun komutanını atayan da Konsey’dir.

***11 Eylül 2001’den önce El-Kaide ve onunla bağlantılı eylem ve suçlar için özel komite oluşturan Konsey, bu saldırıdan sonra 1373 sayılı kararı alarak üye devletlere genel bazı yükümlülükler getirdi

***İlk kez 1373 sayılı karar ile üye devletler için terörizmle mücadele konusunda herhangi bir eylemle bağlantılı olmayan bazı yükümlülükler getirdi

Konsey’e yöneltilen en önemli eleştiriler: Veto yetkisi nedeniyle karar almasında doğan sorunlar, çalışma yönteminin diğer üye devletlerin gündemdeki konuları izlemesine izin vermeyen bir şekilde düzenlenmesi ve barış gücüne katkıda bulunan devletlere söz konusu misyona ilişkin olarak kararlara katkıda bulunma hakkı tanınmaması

ECOSOC, Dünya üzerinde barışın tesis edilebilmesi amacı çerçevesinde çatışma çıkmasına neden olabilecek ekonomik ve sosyal sorunların ortadan kaldırılması için faaliyet göstermektedir.

***Veto 1945’ten beri sürekli dile getirilen ve Konsey’in 1950-1990 arasında hiçbir zorlama önlemi kararı alamamasına neden olan en başta gelen sorundur. Aynı zamanda,

daha kuruluş aşamasında sorun yaratacağı bilinen bir durumdur.

 

Ekonomik ve Sosyal Konsey

***Ekonomik ve Sosyal Konsey (ECOSOC) örgütün ekonomik, toplumsal ve kültürelkonulardaki çalışmasını yürütmek üzere düşünülmüş ve küçük devletlerin isteğiüzerine kurulmuş bir organdır.

 

***Hâlen 3 yıl için seçilen 54 üye devletten oluşmaktadır 

 

***Türkiye 2012’ye kadar üye olarak seçilmiştir.

 

***BM’nin kaynaklarının %70 kadarını ECOSOC kullanmaktadır.

***Çalışma alanında incelemeler yapmak, raporlar hazırlamak, antlaşmalar hazırlamak, Genel Kurul’a tavsiyelerde bulunmak ana görevleri arasındadır.

***Konsey yıl boyu birçok kısa oturum ve hazırlık toplantısı yapar.

ECOSOC’un iki çok önemli görevi:

*Uzmanlı kuruluşları denilen örgütlerle işbirliği anlaşmaları yapmak ve ilişkileri sürdürmektir.

* Sivil toplum örgütleriyle iletişim kurmak, işbirliği yapmak,

***Dünya Sağlık Örgütü, Uluslararası Çalışma Örgütü, Uluslararası Telekomünikasyon Örgütü, IMF vb. örgütlerin kendileri de birer uluslararası örgüttür.

***Amaçları BM’nin amaçları ile örtüştüğünden onunla özel işbirliği ilişkisi kurarlar. UNICEF ve UNESCO aslında BM’nin kurduğu örgütlerdir

2010 itibariyle örgütler

  • BM Gıda ve Tar›m Örgütü (FAO),
  • Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO),
  • Tarımsal Kalkınma Uluslararası Fonu (IFAD),
  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),
  • Uluslararası Para Fonu (IMF),
  • Dünya Denizcilik Örgütü (IMO),
  • Uluslararası Telekomünikasyon Örgütü (ITO),
  • Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO),
  • BM Endüstriyel Kalkınma Örgütü (UNIDO),
  • Evrensel Posta Birliği (UPU),
  • Dünya Sağlık Örgütü (WHO),
  • Dünya Entelektüel Mülkiyet Örgütü (WIPO),
  • Dünya Bankası Grubu,
  • Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO),
  • Dünya Turizm Örgütü (WTO).

***BM’nin amaçları için bu örgütlerden gelecek bilgi ve verileri kullanmak ECOSOC bu amaçla bir alt-organ kurmuştur.

***Tüm sivil toplum örgütlerini 3 kategoride toplar:

1)  Genel danışma statüsü. 2) Özel danışma statüsü. 3) Listedeki örgütler.

***Antlaşma ile insan hakları konusunda görevlendirilen ECOSOC bu görevi insan Hakları Komisyonu’nu kurarak yerine getirmiştir.

 

1948 insan Hakları Evrensel Bildirisi’ni hazırlayan bu Komisyon, 1966 Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Haklar Sözleşmesi olmak üzere bu alanda birçok önemli belgeye imza atmıştır. Ama özellikle 1990’ların ikinci yarısında Komisyona yönelik eleştiriler de artmıştır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi:

 

***BM insan HaklarıKomisyonunca Haziran1948′de hazırlandı.

 

***Yapılankimi değişikliklerinardından, 10 Aralık 1948′deGenel Kurulun Paris’teyapılan oturumunda kabuledildi.

***İnsan haklarına sistemde daha üstün bir yer vermek isteyen Genel Kurul, 2006’da ECOSOC’un bu organını kaldırarak yerine kendisine bağlı insan Hakları Konseyi’ni kurmuştur

Vesayet Konseyi

***Antlaşma’da tanımlanan Uluslararası Vesayet Sistemi’nde kendisine verilen görevleri yerine getirmek üzere kurulmuştur.

 

***Sistemin ana amacı, vesayet altındaki topraklarda yaşayanların geliştirilmesi ve özellikle özerklik ya da bağımsızlık elde etmek üzere ilerlemelerinin sağlanmasıdır.

BM Antlaşması 77. Maddesi’ne göre;

  • Eski manda rejimi altındaki ülkeler,
  • II. Dünya Savaşı’nı kaybeden devletlerin sömürgeleri
  • Rejime bağlanmak isteyen ülkeler Vesayet Konseyi kapsamına alınmaktadır.

***Vesayet Konseyi’nin üyeliği belirli bir sayıya bağlı değildir.

 

***Güvenlik Konseyi’nin 5 sürekli üyesi, vesayet altındaki toprakları yöneten tüm devletler ve diğer ilgili devletler ile bunlara eşit sayıda Genel Kurul tarafından seçilen üyelerden oluşmuştur.

***1 Ekim 1994’te geriye kalan son BM vesayeti altındaki toprak olan Palau’nun da bağımsızlığını alması üzerine Vesayet Konseyi 1 Kasım 1994’te çalışmalarını askıya almıştır

Uluslararası Adalet Divanı

***BM’nin ana yargı organıdır.

 

***92. maddede açıkça söylendiği gibi, büyük ölçüde MC’nin ana yargı organı olan Uluslararası Sürekli Adalet Divanı (USAD) model alınarak düzenlenmiştir.

***Merkezi de Lahey’dedir.

***BM Antlaşması’nın XIV. Bölümü UAD’ı düzenler. Ama UAD Statüsü as›l BM Antlaşması’ndan ayrı ve onun eki olarak hazırlanmıştır.

***UAD her biri farklı uyruktan 15 yargıçtan oluşur.

***Görev süresi 9 yıldır ve süresi dolan yargıç tekrar seçilebilir.

UAD’nın iki görevi

  • Devletler tarafından kendisine sunulan hukuksal uyuşmazlıkları uluslararası hukuka göre

çözüme kavuşturmak.

  • Yetkili BM organlarına gerekli durumlarda danışma görüşü vermek.

***Divan üyeleri kendi ülkelerini temsil etmezler, bağımsız olmak zorundadırlar.

 

***Hiçbir devletten ya da kurumdan emir almazlar

***Statü’nün 36. maddesine göre Divan, bir antlaşmanın yorumlanması, uluslar arası hukuka ilişkin herhangi bir sorun, varlığının saptanması durumunda uluslar arası bir yükümlülüğün ihlalini oluşturacak bir olgunun var olup olmadığının belirlenmesi,böyle bir durumda sağlanacak tazminatın niteliği ve miktarına ilişkin tüm hukuksal uyuşmazlıklarda yetkilidir.

***UAD’ın yargı yetkisini kabul etmek isteğe bağlıdır.

***Yetki itirazlarını karara bağlamak da Divan’ın görevidir.

 

***Yargı yetkisini kabul edip Divan önüne giden devletler için kararları bağlayıcıdır.

***Sadece devletler UAD önünde davaya taraf olabilirler.

Divan’ın yargı yetkisi 4 ayrı şekilde kabul edilebilir:

  1. Devletler bir bildirimde bulunarak Divan’ın zorunlu yargı yetkisini önceden kabul edebilirler.

 

  1. Başka bir uluslararası antlaşmanın uyuşmazlık durumunda UAD’ı yetkili kılması durumunda, o hükme çekince koymamış devletler doğan uyuşmazlıklar için UAD’ın yetkisini kabul etmiş olurlar.

 

  1. Devletler bir uyuşmazlık çıktıktan sonra aralarında tahkimname adı verilen bir antlaşma yaparak sorunu Divan’a götürebilirler. Bu durumda, tahkimnamede sorun tanımlanır ve Divan’a cevaplaması için belirli sorular sorulur.
  1. 4. Divan’ın yargı yetkisini bu yollardan herhangi biriyle tanımamış olan bir devlet, uyuşmazlığın tarafı olan diğer devletin tek taraflı olarak UAD’a başvurması durumunda eğer Divan önüne gidip uyuşmazlığın özününe ilişkin olarak kendi görüşlerini savunursa, sadece o dava için yargı yetkisini kabul etmiş olur

***UAD, önüne gelmiş olan uyuşmazlıkları Statü’nün 38. maddesinde say›lan kaynakları kullanarak çözer. Bunlar; uluslararası antlaşmalar, uluslararas› teamül (yapı lagelifl) ve hukuk genel ilkeleridir

Sekreterlik ve Genel Sekreter

***Sekreterlik örgütün yönetsel organıdır.

 

***Başında Genel Sekreter bulunur.

***Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi’nin tavsiyesi üzerine Genel Kurul tarafından seçilir.

***Genel Sekreter seçimi zamanla oluşan kural ve geleneklere göre yapılır.

***5 yıllık en fazla iki dönem kuralı bile uygulamada ortaya çıkmış ve Genel Kurul tarafından kural olarak kabul edilmiştir

***Sekreterlik çalışanlarını Genel Sekreter atar.

***Hem Genel Sekreter hem de çalışanlar sadece örgüte karşı sorumludurlar.

.

***99. maddeye göre, Genel Sekreter uluslararası barış ve güvenliği tehlikeye sokacağına inandığı her konuda Güvenlik Konseyi’nin dikkatini çekebilir. Bu yetki MC’de bulunmayan çok önemli bir yetkidir.

***ilk Genel Sekreter Lie 1950 Kore savaşındaki rolü nedeniyle Sovyetler Birliği ile ters düşünce süresi dolduğu zaman tekrar seçilemedi ve 1953’e dek görevi geçici olarak yürüttü

 

***Hammarskjöld, görevi siyasi olarak en çok geliştiren kişidir denebilir. Genel Sekreter olarak belirli sorunlarda özel temsilci atamak, ara buluculuk yapmak, mekik diplomasisi işletmek gibi adımları ilk kez o attı

***Sekreterlik’ e 102.maddeyle verilen bir başka önemli görev, üye devletlerin yaptıkları tüm antlaşmaları kaydettirmeleri ve bunların yayınlanmasıdır. Burada amaç gizli antlaşmaları önlemek ve dileyen herkesin antlaşmalara ulaşabilmesini sağlamaktır.

ULUSLARARASI BARIŞ VE GUVENLiĞiN KORUNMASI

Ortak Güvenlik Sistemi

Uluslararası barış ve güvenliğin korunması örgütün amaçlarından biri ve en başta gelenidir.

*** “Uluslararası ilişkilerinde” denmesi, 2/7’de sözü edilen iç işlerine karışmama ilkesiyle

bağlantılıdır.

***Toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlık ile BM ilkeleri ise bu yasak ile korunan değerleri vurgulamaktadır.

***Yasağı kısıtlayıcı bir anlamda yorumlanmaması gerektiği görüşü ağır basar. Bununla birlikte, insancıl müdahale gibi ağır insan hakları ihlallerinin sistematik hâle gelmesi durumunda başvurulan müdahale yollarının bu yasağı ihlal etmeyeceği, çünkü hem toprak bütünlüğü ve siyasal

bağımsızlığın korunması hem de BM ilkelerinin ihlal edilmemesi koşullarını yerine getirdiği görüşleri ileri sürülmektedir

***Yasağın istisnası, 51. madde ile getirilen meşru savunma hakkıdır.

***Üye devletlerden birine başka bir devletten bir silahlı saldırı gerçekleşmesi durumunda,Güvenlik Konseyi harekete geçene kadar, bu saldırıya uğrayan devletin doğal olan tek başına ya da başka devletlerle birlikte kendini koruma hakkı zarar görmez

*Meşru savunma; Hakkının doğal olması önemli bir saptamadır

 

*Meşru savunma; ortak güvenlik sistemi harekete geçene kadar geçici olarak kullanIlan bir hakt›r.

*Meşru savunma; Saldırıya uğrayan devlet bu hakkını ister tek başına ister başka devletlerle, yani müttefikleriyle kullanabilir.

***NATO gibi askerî savunma örgütleri 51. maddedeki bu hükme dayanarak kurulmuşlardır.

***Konsey VI. ve VII. Bölüm çerçevesinde yetkilerini kullanır. VI. Bölüm uyuşmazlıkların barışçı yollardan çözümüne ilişkindir ve bu çerçevedeki yetkileritavsiyeden ibarettir.

 

***Konsey, ilk önce 39. maddeye göre barışın tehdit edildiğini, bozulduğunu ya da saldırı eylemi gerçekleştiğini belirler

***Konsey hiç saldırı eylemi belirlememiştir. Bunun en önemli nedeni, Konsey’in diplomatik çözüm yollarını kapatmak, bir tarafı saldırgan ilan ederek onu masadan uzaklaştırmak istememesidir

***1950’de Kore olayında karar verilmesine olanak veren, SSCB’nin Konsey toplantılarını protesto ediyor olmasıydı

.

Barış Güçleri

***Barış güçleri uygulaması BM Antlaşması’nda yazılı olmayan bir yöntemdir.

***II. Dünya Savaşı’ndan sonra küçük gözlemci gruplarla başladı.

***1949’da israil ile komşuları arasındaki ateşkesi gözetmek üzere kurulan BM Ateşkes Gözetim

Örgütü’dür.

***İlk asker içeren barış gücü ise yine Orta Doğu’da, 1956 Süveyş krizinden sonra ateşkesi gözetmek üzere Genel Kurul tarafından oluşturulan BM Acil Durum Gücü (UNEF) olmuştur.

***Amaçları, silahlı çatışma olan bir bölgede daha fazla çatışmayı önlemek, ateşkes varsa bunu gözetmek, askerden arındırılmış bir bölgeyi tutmak, dış müdahaleyi önlemek vb. amaçlardır.

 

***Barış güçleri ilke olarak yerleştirileceği devletten izin alınarak yerleştirilir. Bu rıza geri alınırsa barış gücü de geri çekilir.

***İlke olarak Konsey’in 5 sürekli üyesinden asker alınmaz.

***Barış gücü meşru savunma dışında kuvvet kullanmaz.

*** Tarafları belli bir çözümü kabul etmeye zorlamaz.

 

***Misyonun görev tanımını yapmak, süre dolunca gözden geçirmek, değiştirmek veya misyona son vermek, kurucu organın yetkisindedir.

***Tarafsızlığı genel kabul gören tek silahlı güçtür.

***1990’larla birlikte barış gücüne talep arttı, görevleri çeşitlendi ve sivil unsurlarda içermeye başlad›.

***Kanada, Hollanda, Belçika ve Japonya önemli asker katkısında bulunan devletlerdi.

Günümüzde bu ağırlık Hindistan, Pakistan, Ürdün gibi gelişmekte olan devletlere kaymıştır.

***Giderek artan talebin karşılanması ve barış güçlerinin mümkün olan en kısa sürede yerleştirilebilmesi için 1998’den itibaren bir anlaşmalar sistemi kuruldu

İnsan Haklarının Korunması

***BM Antlaşması 7 farklı yerde insan haklarına gönderme yapar. Ama bu göndermeler

“insan haklar› ve temel özgürlükler” derken, hiçbir yerde bunlar› saymaz ya da tanımlamaz.

 

***En genel biçimde, bu hakların “ırk, cinsiyet, dil ya da din” gözetilmeksizin uygulanması gerektiğini söyler

BM’de bu hükümlere işllerlik kazandırmak için iki tür denetim veya izleme mekanizması

bulunmaktadır.

*Birinci ve daha fazla bilinen tür, belirli konularda hazırlanan sözleşmeler ve güvence mekanizmalarıdır.

* ikincisi ; BM antlaşmasının kendisine dayalı olarak kurulan ve tüm dünyada temel insan hakları ve temel özgürlüklerin sağlanmasını izleyen ‘sözleşme dışı’ yöntemlerdir.

***Sözleşme dışı yöntemleri insan Hakları Komisyonu yürütüyordu. Bu Komisyon ECOSOC tarafından BM Antlaşması gereği kurulmuştu ve birçok önemli belgeye de imza atmıştı.

***Nisan 2001’de ABD sürpriz bir şekilde BM insan Hakları Komisyonu’ndan çıkartılınca ABD’nin bu kuruma yönelik eleştirileri artmıştır.

***BM’ye üye olan her devletin tabi olduğu sözleşme dışı mekanizmalar, BM Antlaşmasının kendisinden kaynaklanan, üstü kapalı yetkiyle oluşturuldu.

***BM’deki insan hakları çalışmalarının ikinci yöntemi, özel konularda sözleşmeler yapılması olmuştur.

***Antlaşma’da ECOSOC’a bağlı olarak kurulması öngörülen insan Hakları Komisyonu ilk önce 1948’de insan Hakları Evrensel Bildirisi’ni hazırlamıştır. Daha sonra 1966 Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve Ekonomik, Toplumsal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi yapılmıştır.

Bugün BM sisteminde insan haklarına ilişkin toplam 16, “çekirdek” insan hakları sözleşmeleri denilen 8 sözleşme vardır. Bunların ikisi 1966 sözleşmeleridir. Diğerleri şunlardır ;

  • 1965 Irk Ayrımının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi,
  • 1979 Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi,
  • 1984 işkence ve diğer insanlık dışı Muamelenin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi,
  • 1989 Çocuk Hakları Sözleşmesi,
  • 1990 Göçmen işçiler ve Ailelerinin Haklarının Korunması Sözleşmesi,
  • 2006 Engellilerin Hakları Sözleşmesi.

BiRLEŞMiŞ MiLLETLER-TÜRKiYE iLiŞKiLERi

Türkiye’nin BM içindeki tutumu üç dönem;

  1. Kuruluştan 1960’ların başına kadar kayıtsız şartsız bir biçimde Batı’yla birlikte hareket etmiştir.
  2. Kıbrıs Sorunu’nda müttefiklerinin tutumundan dolayı hayal kırıklığına uğramış ve kayıtsız şartsız Batı’yla birlikte hareket etmeyi bırakmıştır.
  3. 1990 sonrasında, BM’nin tekrar canlanmaya başlamasıyla birlikte Türkiye de daha faal bir üye olmuştur.

***Türkiye 18 Mayıs 2011’de 2015-16 dönemi için Güvenlik Konseyi geçici üyeliğine bir kez daha aday olmuştur.

***Türkiye bunlardan birincisinde kararı ilk uygulayan devletlerden biri olmuş, ikincisine ise asker göndermiştir.

***2005’te Genel Sekreter’in gözetiminde ispanya ile birlikte Medeniyetler ittifakı girişimini başlatmıştır. Bu girişim çerçevesinde oluşturulan Dostlar Grubu ABD’nin de katılımıyla 2010’da 120 devlete ulaşmıştır.

***Güvenlik Konseyi’nin zorlama önlemi niteliğindeki ilk operasyonu olan Kore’deki operasyona Türkiye tugay seviyesinde katılmış, 1950-53 aras›nda dönüşümlü olarak 15.000 personel görevlendirmiştir.

***ikinci olan 1990 Kuveyt’in işgaline karşı yapılan operasyonda da Türkiye ön safta yer alan devletlerden biri olmuş ama asker katkısında bulunmamıştır.

 

*** İnsan hakları konusunda ise Türkiye 2000’lerde atılım yapmış görünmektedir.

 

*** O zamana kadar taraf olmadığı çekirdek BM insan hakları sözleşmelerine 2000’lerde taraf olmaya başlamıştır.

***1979 Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ne

***1985’te, 1984 işkencenin Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’ne ise 1988’de zaten taraf olmuştu.

 

***1989 Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne ise 1995’te taraf olmuştur.

***1972’de imzaladığı 1965 Irk Ayrımı Sözleşmesi’ni 2002’de, 1966 ikiz Sözleşmeleri

2003’te onaylamıştır.

 

***1990 Göçmen işçiler Sözleşmesi’ne 2004’te, 2006 Engellilerin Hakları Sözleşmesi’ne ise 2009’da taraf olmuştur

Temelde bu üç nedenle Türkiye sözleşmelere uzun süre taraf olmamıştır.

*Türkiye, self-determinasyon hakkının her iki sözleşmeye de konulmasına karşıydı ve bu tekliflere ret oyu vermişti

*Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinde isteğe bağlı bir bildirimle olsa dahi bireysel başvuruya izin verilmesine Türkiye karşıydı.

*Ayrıca azınlıklara ilişkin 27. maddeye de karşıydı.

***Türkiye 2006′da insan Hakları Konseyi kurulurken oluşturulan bir başka mekanizma olan Evrensel Periyodik inceleme (Universal Periodic Review) çerçevesinde 2010’da incelenmiştir

/////////////////////// 3. ÜNİTE ///////////////////////

Kolektif Güvenlik Örgütleri:

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü,

Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü(North Atlantic Treaty Organization NATO)

Bir Soğuk Savaş ittifakı olarak doğmuş, 40 yıl boyunca ABD ve SSCB arasındaki

ideolojik bölünmenin ve bu çerçevede ortaya çıkan “dehşet dengesi” olgusunun

sembollerinden biri olmuştur.

oğuk Savaş’ın bitiminden sonra, SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın olmadığı bir dünyada “düşman”sız kalan NATO, kendisini “yeni dünya düzeni” olarak adlandırılan Soğuk Savaş sonrası uluslararası ortama adapte etmeye çalışmıştır.

NATO 1991 ve 1999’da kabul ettiği stratejik konseptlerle yeni görev alanları benimsemiş ve evvelce Kuzey Atlantik bölgesi olarak tanımlanan coğraş alanın dışında da hareket etmeye başlamıştır.1990’larda Balkanlar’da gerçekleştirilen askerî harekâtlar bu yeni yaklaşımın ilk uygulamaları olmuştur.

Nükleer/konvansiyonel silahlarla donanma nasıl paylaşılacaktı? Özellikle nükleer ve kimyasal silahların terörist grupların ve istenmeyen ülkelerin eline geçmesi nasıl engellenecekti? Güvenlik sorunları ve bunların ortadan kaldırılmasına yönelik girişimler 20 yıllık süreçte Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü ortaya çıkmasıyla sonuçlanmıştır

KUZEY ATLANTiK ANTLAŞMASI ÖRGÜTÜ

  1. Dünya Savaşı’nın bitmesi (1945), 1930’ların başlarından itibaren tüm dünyayı etkileyen çatışma

ve istikrarsızlık ortamının nihayet son bulacağı yönündeki ümitlerin yeşermesine yol açmıştır. Fakat bu iyimser beklentiler kısa sürede yerini belirsizlik ve karamsarlığa bırakmıştır.

Doğu Bloku ülkeleri ile Batı ittifakı (NATO) arasında 1947’den 1991’e kadar

devam etmiş olan uluslararası siyasî ve askerî gerginlik Soğuk Savaş  olarak adlandırılır

Faşizm tehlikesi nedeniyle nihai hesaplaşma sürecini erteleyen iki ideolojinin ve onların en güçlü temsilcilerinin yani ABD ve SSCB’nin yeni bir güç mücadelesine girmelerine, uluslararası sistemde iki kutupluluğa dayanan bir yapının doğmasına ve  Soğuk Savaş olarak isimlendirilen yeni bir tür gerginliğin başlamasına neden olmuştur.

Batılı devletler, Bolşevik Devrimi sonrasında yaşanan iç Savaş esnasında “devrimi evinde boğma”ya çaba göstermişler

Savaş sırasında ABD ve ingiltere’yle varılan uzlaşmanın aksine, SSCB tara-

fından Nazilerden kurtarılan ülkelerde demokratik seçimlerin yapılmaması ve ko-

münist partilerin zorla iktidarı ele geçirmeleri, ABD ile SSCB arasındaki ilişkilerin

kopma noktasına gelmesine yol açmıştır.

Sonucu ise iki devletin kendi ekonomik, siyasal, askerî ve ideolojik alt-sistemlerini yaratarak Soğuk Savaş’ı başlatmaları olmuştur. işte NATO bu mücadele ortamının doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Soğuk Savaş’ın başlaması açısından en önemli örneği, Müttefiklerin

Savaş sonrasında uluslararası sistemini şekillendirdikleri uluslararası konferanslarda ve özellikle Yalta ve Potsdam Konferanslarındaki görüş ayrılıklarıydı.

Bu konferanslarda iki ülke arasında beliren anlaşmazlıklar ve bu anlaşmazlıkların en

önemlisini oluşturan “işgalden kurtarılan ülkelerin nasıl yönetileceği sorunu” Savaş

ertesinde ilişkilerin bozulmasında çok önemli bir rol oynamıştır.

Yalta ve Potsdam Konferansları

4-11 şubat 1945 ta-rihleri arasında Stalin, Roosevelt ve Churchill’in katılımıyla gerçekleştirildi. Konferansta ele alınan konuların özellikle üçü önemlidir

+ Dumbarton Oaks Konferansı’nda ele alınan Birleşmiş Milletler örgütü konusu görüşülerek, büyük devletlere Güvenlik Konseyinde sürekli üyelik ve veto yetkisi verilmesi kararlaştırılmıştır

+ Almanya’nın 4 işgal bölgesine ayrılması kararlaştırılmıştır.

+ Polonya hükümeti sorunuydu.

Yalta Konferansı sonrasında egemen olan iyimser hava 1945 ilkbaharından

itibaren tedrici bir biçimde bozulmaya başlamıştır. Almanya’nın şilen ikiye ayrıl-

ması sürecinin başlaması ve SSCB tarafından işgal edilen ülkelerde komünistle-

rin aşamalı olarak iktidarı ele geçirmeleri, buna ek olarak özellikle ekonomik

çöküntü nedeniyle italya’da ve Fransa’da komünist partilerin güçlenmeye başla-

maları, ABD ve SSCB’nin liderlik ettiği bloklar arasındaki ayrışma sürecinde bü-

yük rol oynamıştır.

Berlin Bunalımı SSCB ile ABD’nin çok açık bir biçimde karşı karşıya geldikleri bir olay olmuş, bir anlamda Soğuk Savaş’ın başlangıcını teşkil etmiştir.

Berlin Bunalımı kadar, 1947’de yaşan iki önemli olay daha Soğuk Savaş’ın artık

tüm boyutlarıyla ortaya çıktığının göstergesiydi. Bunlardan ilki, 12 Mart 1947’de

ABD Başkanı Harry Truman’ın ilan ettiği Truman Doktrini’dir.

Diğer bir gelişme ise ekonomik sorunlarının ortadan kalkmaması

Marshall Planı adıyla anılacak olan Avrupa’nın Yeniden İmarı Planı’nı ilan etmesidir. Plan’a dahil olan 16 ülkeye altı yıl boyunca yaklaşık 20 milyar dolar tutarında ayni yardım yapmış, böylece Batı Avrupa’nın II. Dünya Savaşı’nın getirdiği çöküntü ortamından kurtulmasını ve siyasi istikrara kavuşmasını sağlamıştır

Savaş sonrası Avrupa’nın yeniden yapılandırılması için Marshall Planı çerçevesinde Avrupa Ekonomik işbirliğiÖrgütü (OECC) kurulmuş,örgüt sonradan Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) dönüşmüştür.

1949’da Kuzey Atlantik Antlaşması’nın imzalanmasıyla Brüksel Antlaşması Örgütü veya Batı Birliği’nin yükümlülüklerini yürütme görevi NATO’ya devredilmiştir. 1954 Paris Anlaşmaları ile Federal

Almanya Cumhuriyeti ve italya, Brüksel Antlaşması’na taraf olmuşlar ve örgütün adı  Batı Avrupa Birliği  olarak

değiştirilmiştir.

====bir askerî örgüt de kurulmuştur.

ABD= Vandenberg Kararı’ndan sonra yeni bir güvenlik örgütü kurma yolunda görüşmeler yapılmaya başlanmıştır. Birkaç ay süren görüşmeler sonucunda NATO’nun kurulmasını sağlayan Kuzey Atlantik Antlaşması üzerinde uzlaşıya varılmıştır. 4 Nisan 1949’da 12 devlet tarafından bağıtlanan bu antlaşmayla Soğuk Savaş’ın ilk örgütlü askerî bloku oluşturulmuştur

Böylece, ABD Avrupa’ya güvenlik getirme karşılığında uluslararası sistemin bu

eski merkezini askerî kontrolüne almış, üye devletlerdeki askerî yapılanmasının

zeminini hazırlamıştır.

 

NATO’NUN YAPISI VE YÖNETiMi

 

NATO’nun en yetkili karar organı Kuzey Atlantik Konseyi’dir.

 

Konsey’de Daimi Temsilci tarafından temsile dilir.

Daimi Temsilciler,kendilerine bağlı siyasi ve askerî kurmay heyeti ile birlikte çalışmalarını yürütürler. Yılda iki kez ya da gerek görüldüğünde daha sık olmak

üzere Konsey, Dışişleri Bakanları düzeyinde toplanmaktadır.

+Konseyde kararlar oybirliği ile (konsensüs/uzlaşma usulü) alındığından, her   üyenin veto yetkisi vardır.

+Konseyin toplantılarına NATO Genel Sekreteri başkanlık etmekte

+NATO’nun en üst düzeydeki memuru olan Genel Sekreterdir

NATO’nun en üst düzeydeki memuru olan Genel Sekreter,

NATO’da danışma ve karar alma süreçleri ile kendisine bağlı olarak çalışan Uluslararası Personel’in genel idaresinden sorumludur ve örgütün sözcüsüdür.

Uluslararası Personel ise birer Genel Sekreter Yardımcısının başkanlığındaki 5ana  birimden oluşur..

1)Siyasal işler,

2)Savun-ma Planlama ve Harekatlar,

3)Savunma Destek,

4)Lojistik ve Sivil Savunma Planlaması,

5)Bilim ve Çevre işleri

NATO’nun kurumsal yapısından ayrı fakat örgüt içi işbirliği ve danışma bakımından yardımcı kuruluşlar olarak NATO Parlamenterler Asamblesi

ve AtlantikAntlaşması Konseyi(uluslararası dernek) faaliyet göstermektedir.

1995’te kurulan

Asamble, NATO üyelerinin parlamentolarından gelen temsilcilerden oluşur.

Asamble’ye 9 Türk parlamenter katılmaktadır.

1954’te kurulan Dernek ise

 bir hükûmet dışı örgüt olarak NATO eylem ve amaçla-

rının desteklenmesi çerçevesinde yayın, toplantı vb. faaliyet gösterir.

====Sivil Yapı=====

+Savunma Planlama Komitesi

+Daimi Temsilciler’den oluşur

yılda iki kez Savunma Bakanları düzeyinde toplanarak ortak savunmayla ilgili en

önemli konuları görüşür.

Komite, kendi alanıyla ilgili olarak NATO’nun askerî yetkililerine görüş ve öneriler sunmaktadır.

Komiteye kurmaylık hizmeti veren başlı-

ca alt birim Savunma inceleme Komitesidir

Nükleer Planlama Grubu

NATO üyelerinin Savunma Bakanları’ndan oluşmakta olup, nük-

leer silahlar ve maddelerle ilgili konuları ele almaktadır.

NATO Genel Sekreteri

başkanlığında toplanan grubun çalışmaları için ön hazırlığı, kendisine bağlı bir alt komite olan Kurmay Grubu (Staff Group) yapar.

====Askerî Yapı======

Askerî yapının en üstünde Askerî Komite(Military Committee) yer almaktadır

Konsey ve Savunma Planlama Komitesi’ne bağlı çalışmaktadır.

Komiteye bağlı olan Uluslararası Askerî Personel ise Haberalma, Harekât, Plan ve Politika, işbirliği ve Bölgesel Güvenlik ile Lojistik gibi alt birimler-

den oluşmaktadır.

2002’den sonra ise biri operasyonel diğeri işlevsel olmak üzere iki stratejik komutanlık biçiminde örgütlenmeye geçilmiştir. Buna göre operasyonel komutanlık,SACEUR’un komutasındaki Mütteşk Harekât Komutanlığı’dır

(Allied Command Operation-ACO)

ACO, ittifakın gerek Avrupa gerekse Atlantik bölgesindeki tüm

harekâtlarından sorumlu olan komutanlıktır.

Bu komutanlığa bağlı olarak, merkezi Hollanda’da bulunan Kuzey Müşterek Kuvvet Komutanlığı

ile merkezi italya’da bulunan Güney Müşterek Kuvvet Komutanlığı kurulmuştur.

NATO’nun askerî kapasitesinin yeni koşullar uyarınca dönüştürülmesinden so-

rumlu olan -işlevsel- komutanlık ise merkezi Norfolk, Virginia’da (ABD) bulunan

Mütteşk Dönüşüm Komutanlığı’dır

NATO’da Karar Alma Mekanizması

Karar aşamasında, “sessizlik süreci” olarak isimlendirilen bir süre zarfında hiçbir üye itirazını dile getirmezse, o karar alınmış sayılır.

Bu her üyenin karar alma sürecinde “veto” hakkına sahip olduğu anlamına gelir

TÜRKİYE’NİN NATO ÜYELİĞİ

1953’e kadar geçen dönem

Türkiye’nin bu yöndeki bitmez tükenmez çabalarına sahne olmuştur. Türkiye’nin

NATO üyesi olma çabasının temel nedenleri ise şu şekilde özetlenebilir:

  • 1945 Sovyet notalarının da büyük etkisiyle SSCB’den tehdit algılanması sonucu NATO üyeliğiyle ulusal güvenliğin sağlanabileceği düşüncesi.
  • Türk egemen elitinin NATO üyeliğini cumhuriyetin ilanından beri benimsenen Batıcı dış politikanın doğal bir sonucu olarak görmesi.
  • Türkiye’nin Truman Doktrini ve Marshall Planı çerçevesinde ABD’den almaya başladığı ekonomik ve askerî yardımların NATO’ya üye olunması halinde devam edeceği hatta daha da artacağı inancı.
  • II. Dünya Savaşı sonrasında liberal şkirlerin Türk aydınları arasında kök salması sonucunda kamuoyunda NATO üyeliğinin bu ideolojik değişimin doğal bir uzantısı olarak görülmesi.
  • Türkiye’nin sosyo-ekonomik gelişimine paralel bir biçimde oluşan ulusal burjuvazinin Batı ile bütünleşmeyi ve bu bağlamda NATO üyeliğini desteklemesi

NATO’nun kurulmasından ve kendisinin üye olamamasından sonra Türk hükû-

meti nihai hedeş olan NATO üyeliğini hem sağlayabilmek hem de belirli ölçüde

ikame edebilmek için Dönemin Dı-şişleri Bakanı Necmettin Sadak tarafından ortaya atılan alternatif bir Akdeniz Paktı’nın kurulmasıydı.Türkiye’nin bu

girişimi ABD’den gerekli desteği sağlayamaması nedeniyle kısa sürede gündemden düşmüştür.

Daha sonra NATO üyeliğini sağlamak için yeniden girişimde bulunmak isteyen hükûmet 11 Mayıs 1950’de üyelik başvurusu yapmıştır. Ardından Türkiye’nin NATO üyeliğini sağlama yolunda attığı ilk adım Kore’ye asker göndermek olmuştur. Menderes hükûmeti Kore Savaşı’nı Türkiye’nin “Hür Dünya” ile birlikte yer alarak NATO üyeliğinin sağlanması açısından kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak görmüştür. Bukararın alınmasından bir hafta geçmeden Türkiye 1 Ağustos 1950’de ikinci başvurusunu yapmıştır

Türkiye NATO üyeliğinin yerini alacak bir Akdeniz Paktıdır

Akdeniz savunma planlamasına katılımını içeren notayı kabul ettiğini bildirmiştir

Kominform:

Dünya komünist partileri arasında işbirliği ve dayanışma sağlamak amacıyla Sovyetler Birliği Komünist Partisi önderliğinde kurulan Kominterndir

SSCB, Bulgaristan, Macaristan, Çe

koslavakya, Polonya, Romanya, Yugoslavya, Fransa ve itayla

NATO Bakanlar Konseyi toplantısında 18 şubat 1952’de

 Türkiye ve Yunanistan NATO üyesi oldular

NATO’nun Genişlemesi

4 Nisan 1949’da Washington’da imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması ile kurulan

NATO’nun 12 kurucu üyesi bulunmaktaydı

Bu ülkeler; ABD, Kanada, ingiltere,

Hollanda, Belçika, Lüksemburg, Fransa, Norveç, Danimarka, Portekiz, izlanda ve

italya idi.

Türkiye ve Yunanistan 1952 yılında NATO’ya katıldılar

NATO, 1982 yılında ispanya’yı üyeliğe kabul etti

NATO’nun Görev Alanı

içlerinden birine ya da birkaçına karşı gerçekleşecek bir silahlı saldırıyı,

örgüte üye tüm taraşara yönelik bir saldırı olarak kabul ederek, BM şartı’nda ifade

edildiği hâliyle bireysel ya da kolektif meşru savunma haklarını kullanacaklardır. Aynı antlaşmanın 6. maddesine göre ise Örgütün görev alanı, üye devletlerin ülkeleri (toprakları, karasuları, hava sahaları) ve bunların Yengeç Dönencesi’nin kuzeyinde kalan adalarını, uçak ve gemilerini kapsamaktadır.

NATO’nun, antlaşmada tarif edilen bu alan dışında çeşitli eylemleri ya da girişimleri

Olmuştur Bu ise alan dışılık sorunu olarak bilinmektedir. ilk kez 1958

Lübnan müdahalesi sırasında ortaya çıkmıştır.

Yeni Stratejik Konsept’le petrol gibi temel

kaynakların akışının engellenmesi gibi yaşamsal çıkarlar söz konusu olduğunda

görev alanı dışında müdahale edilebileceği benimsenmiştir

Barış için Ortaklık

BiO projesi, 1994 Brüksel Zirvesi’nde

açıklanmıştır. Projenin genel amacı, Soğuk Savaş’ın ardından Avrupa’da ortaya

çıkan güç boşluğunu NATO temelinde gidermektir

2012 itibariyle BiO programının 22 ortağı bulunmaktadır.

NATO-Akdeniz Diyaloğu Girişimi

Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra Akdeniz’deki güvenlik ve işbirliği konuları

na da ağırlık vermeye başlayan NATO 1994’te “Akdeniz Diyaloğu” girişimini başlatmıştır.

yedi üyesi bulunur

NATO-AB ilişkileri

AB, siyasal ve ekonomik

bütünleşmenin yanı sıra askerî alanda da bir bütünlük oluşturma çabasına girişti.

Bu konudaki başlıca gelişme, 1991’de imzalanan Maastricht Antlaşması’nda,

Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası oluşturulmasıve bunun için de uzun zamandır işlevsiz olan Batı Avrupa Birliği’nin(BAB) görevlendirilmesidir.

1992’de alınan kararlarla (Petersberg Görevleri)

BAB’ın, barış gücü, kriz önleme, insani yardım operasyonlarında yer alması kabul

edildi. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) anlayışı dâhilinde NATO,

AB ve BAB’ın ortak politikalara yöneldiği bu süreçte, operasyonel güçten yoksun

olan BAB’ı güçlendirmek amacıyla NATO’nun girişimiyle 1994’te Birleşik Ortak

Görev Gücü oluşturulması kararlaştırıldı.

Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası’

NATO’ya üye olup AB üyesi olmayan, dolayısıyla siyasi karar alma

mekanizmasının dışında yer alan Türkiye için önemli bir sorun olmuştur

2002’deki AB Kopenhag

Zirvesinde, Kıbrıs adasının AB Acil Müdahale Gücü’nün görev alanı dışında bırakı

lması koşuluyla Türkiye AGSP’nin NATO imkân ve kabiliyetlerinden yararlanması

önündeki itirazını kaldırmıştır.

NATO’nun Lizbon Zirvesi ve Yeni Stratejik Konsept

  • Güvenlik Çevresi
  • Savunma ve Caydırıcılık: (Söz konusu karar gere-ği Malatya’da bir NATO radar tesisi kurulmuştur)
  • Kriz Yönetimi:
  • işbirliği Yoluyla Güvenlik Bu başlık altında, Silahlanma Denetimi, Silahsızlanma ve

 Kitle imha Silahlarının Yayılmanın Önlenmesi,

  • Reform ve Dönüşüm:

Lizbon’da yayınlanan Zirve Bildirisi’nde yer alan ve yeni Stratejik Konsept’te

benimsenen hususlar dışındaki en önemli konu Afganistan’da yürütülmekte olan

NATO operasyonu oldu

Lizbon Zirvesi’nde alınan kararlar, 20-21 Mayıs 2012 tarihinde gerçekleştirilen Chicago Zirvesi’nde de teyit edilerek, bu kararlar doğrultusunda yapılan çalışmalar gözden geçirildi. Bu zirve sonrasında yayınlanan bildiride, ayrıca, “Arap Baharı” olarak adlandırılan sürecin yakından izlendiği de ifade edildi.

 

 

KOLEKTiF GÜVENLiK ANLAşMASI ÖRGÜTÜ

SSCB’nin dağılmasının ardından, eski Sovyet coğ-rafyasında güvenliğin sağlanması konusunda en önemli rolü “ardıl devlet” sıfatıyla Rusya Federasyonu oynamıştır.

RF, ilk olarak 7 Mayıs 1992’de

kendi ordusunu kurmaya girişmiştir

Yanı sıra 15 Mayıs 1992’de BDT Devlet Başkanları tarafından Taşkent’te Kolektif Güvenlik Antlaşması imzalanmı ştır. 5 yıllık bir süre için imzalanan bu anlaşma, 4. maddesinde düzenlenen “taraşardan birine yönelecek saldırının, tüm taraf devletlere yönelmiş olacağının kabul edilmesi” ilkesi nedeniyle tipik bir ortak savunma (ittifak) örgütü niteliği taşımaktadır

Yakın çevre: SSCB’ninyıkılmasının ardından Rusya Federasyonu (Baltıkdevletleri dışındaki) eski

Sovyet coğrafyasını yaşamsal çıkar alanı ilan etmiştir. Zira, bu coğrafyadaki gelişmeler

RF’nu ekonomik, askerî ve toplumsal açılardan

doğrudan etkilemektedir. Söz konusu gelişmeleri denetlemek amacını güden dış politikaya “yakın çevre”

(near abroad) adı verilmiştir

 

KGAÖ, 7 Ekim 2002 tarihinde altı Bağımsız Devletler

Topluluğu ülkesi (Rusya Federasyonu, Kazakistan,

Kırgızistan, Tacikistan, Beyaz Rusya ve Ermenistan)

tarafından kurulan askeri ittifaktır. ittifaka 2006’da Özbekistan’da katılmıştır.

Özellikle, ABD’nin terörizme karşı verdiği savaş eliyle bölgeye girmesi, üye devletleri daha sıkı işbirliğine yöneltmiştir. 14 Mayıs 2002’de Moskova toplantısında Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ)’nü kurma kararı alınmış,r

Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün Yapısı ve Yönetimi

KGAÖ’den söz ederken ilkin bunun askerî bir ittifak olduğunun altını çizmek gerekir.

Kolektif Güvenlik Antlaşması’nın 4. maddesi tıpkı NATO’nun 5. maddesi gibi

düzenlenmiştir: “Taraf devletlerden biri bir devlet ya da devlet grubunun saldı-

rısına uğradığında, bu saldırı tüm üye devletlere yapılmış sayılacaktır”. KGAÖ’ne,

2 Aralık 2004’te BM Genel Kurulu tarafından gözlemci statüsü tanınmıştır.

Kolektif Güvenlik Konseyi (KGK), devlet başkanlarından oluşan örgütün en üst düzey organıdır.

Örgütün gündemini belirler, amaçlarına ulaşabilmek ve üye devletler arasında eşgüdüm sağlayabilmek için kararlar alır.

Konsey aynı zamanda KGAÖ şartı’nın yorumlanması konusunda üye devletler arasında çıkacak olası yorum farkları karşılıklı bilgi alış verişi ve görüşmeler yoluyla giderilemediği durumlarda

buna son verecek tek organdır

KGK yılda iki kez toplanır. Toplantılara dışişleri ve savunma bakanlarıyla, güvenlik konseyi

başkanları, KGAÖ Genel Sekreteri, üye devletlerin ilgili temsilcileri ile davetliler katılırlar

KGK’ye ülkesinde toplantı yapılan devlet başkanı başkanlık eder.

Danışma ve Yürütme Organları, Dışişleri Bakanları Konseyi, Savunma Bakanları

Konseyi ve Güvenlik Konseyi Sekreterleri Komitesi’nden oluşur

Bir başka danışma ve yürütme organı da Daimi Konseydir. Daimi Konsey üye devletlerin ulusal prosedürleri uyarınca atanmış tam yetkili temsilcilerinden oluşur.

Askerî ve Güvenliğe Özgü Organlar, Ortak Karargâh, Devletlerarası Askerî-Ekonomik

işbirliği Komisyonu ve Yasadışı Göçle Mücadele Eşgüdüm Konseyi’dir.

Sekretarya

örgütün diğer organlarının işleyişine ilişkin hizmet sunar. Daimi

Konsey’le birlikte karar taslaklarını ve örgütün diğer organlarının belgelerini hazırlar.

Nihai olarak KGK tarafından onaylanacak örgütün bütçesinin taslağını hazırlama

görevi de sekretaryadadır. Sekretarya Moskova’dadır.

en üst düzey yöneticisi  Genel Sekreter,

üye devlet vatandaşları arasından DBK’nın önerisi üzerine KGK tarafından üç yıllığına atanır

Bu görevi 2003’ten bu yana üç dönemdir Rus general Nikolay Borduja üstlenmektedir

Parlamentolararası Asamble,

 BDT içerisinde üye devletlerin yasama organlarıarasında eşgüdümü sağlamak ve işbirliğini arttırmaya yönelik bir yapılanma 1999’dasağlanmıştır. 

Asamble’nin, uyuşturucu

ticareti ve terörizme karşı mücadele konularında çaba sarf etmesi öngörülmüştür.

Asamble üye devletlerin parlamenter temsilcilerinden oluşur

Üç daimi komisyonu vardır: Savunma ve güvenlik konuları; siyasi konular ve uluslararası işbirliği;

sosyo/ekonomik ve hukuki konular.

Parlamento toplantılarını St. Petersburg’ta yapar.

KOLEKTiF GÜVENLiK ANTLAşMASI ÖRGÜTÜ’NÜN işLEVi

Üç alanda etkinlik yürüttüğü söylenebilir: Üye devletlerin dış politikalarında uyum,

savunma politikalarında eşgüdüm sağlamak ve askerî konularda işbirliği yapmak

Örgütün izlediği politikalar değerlendirildiğinde özellikle başka iki uluslararası örgütle

işbirliğine önem verdiği göze çarpmaktadır.

 Bunlardan biri NATO, diğeri de Şanghay İşbirliği Örgütü’dür

KGAÖ’nün de en temel kaygılarından birinin uluslararası terörizm olduğu söylenebilir

Son askerî bölge Merkezî Asya’dır. Bu bölge RF dışında Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan

ve Tacikistan’ı kapsar.

___________________________o_____________________________

 

//////////////// ÜNİTE 4 /////////////////////

 

ULUSLARARASI PARA FONU 

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra kurulacak, uluslararası ekono­mik sistemin temelini oluşturan Bretton Woods Anlaşması’nın 22 Temmuz 1944 tarihinde imzalanmasının ardından 27 Ara­lık 1945 tarihinde Uluslararası Para Fonu (International Mone- tary Fund: IMF) faaliyetlerine başlamıştır. Gerçekleştirdiği ilk mali yardımda 1947 yılında Fransa’ya 25 milyon dolar kredi sağlamıştır. Başlangıçta 29 ülkeyle yola çıkan IMF bünyesin­de Doğu Bloku ülkeleri yer almamıştır. Türkiye de 11 Mart 1947 tarihinde IMF’ye katılmıştır.

Uluslararası parasal sistemin merkezinde yer alan ABD doları re­zerv para olarak uluslararası ödemelerin gerçekleşmesini sağlamıştır. Ancak 1963′te başlayan Vietnam Savaşı ile ABD’nin Soğuk Savaş harcamaları ekonomik yapısının bozul­masına yol açmıştır. ABD doları, Bretton Woods Sistemi’nin temelinde yer aldığı için, doların değeri ulusal para sistemleri için büyük bir önem kazanmıştır. ABD dolarına olan güvenin azalmaya başlaması sonucunda 1971 yılında doların altınla olan bağlantısının kesilmesiyle sistem fiilen çökmüştür.

1970′lerden itibaren dünya ekonomisinde başlayan yeni küreselleşme döne­minde IMF’nin de yeni görevleri olmuştur.

Buna göre uluslararası eko­nomik sistemle entegre olan ülkelerde:

Mali disiplin sağlamalı,

Özel mülkiyet korunmalı,

Kamu harcamaları azaltılmalı,

Kamu teşebbüsleri özelleştirilmeli,

Vergi reformu gerçekleştirilmeli,

Ticaret serbestleştirilmeli,

Finansal reform gerçekleştirmeli,

Uluslararası ticaretin önündeki engeller kaldırılmalı,

Sermaye hareketleri serbest bırakılmalı,

Yoksul ülkelere yardımcı olmalıdır.

1989 yılında Berlin Duvarı’nm yıkılışı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla IMF artık küresel bir örgüt hâline gelmiştir. Böylece IMF’nin görevleri arasına eski Do­ğu Bloku ülkelerinin kapitalizme geçiş sürecini yönetmek/yönlendirmek de gir­miştir.

Yapısı ve Yönetimi:

2012 yılında 187 ülke IMF üyesidir. IMF, Birleşmiş Milletlerin uzmanlık kuruluşla­rından birisidir. Buna karşılık idari ve mali açıdan bağımsız bir örgüt olarak faali­yet göstermektedir. IMF bir Fon olduğu için her üye bu fona katkıda bulunur. Bu da Fonun sermayesini oluşturur. Üyelerin sermayeye katılım paylarına kota denir. Kota hem IMF’nin yönetimine katılımlarını hem de üyelerin Fon kaynaklarından yararlanmasında temel kriter olarak kullanılmaktadır. Üyelerin Fon sermayesine katkıları, ulusal gelirleri, dış ticaret hacimleri, döviz rezervleri, ihracat çeşitliliği ile dış ödemeleri göz önünde bulundurularak belirlenir.

Yönetim Kurulu (Guvernörler Konseyi)

 

IMF’nin en üst karar alma organıdır. Her ülke bir guvernör ve alternatifini seçerek konseye gönderir. Genelde üye ülkelerin maliye bakanları ve merkez bankası baş­kanları bu görevi yüklenirler. Guvernörler Konseyi, IMF’nin Kurucu Anlaşması’nm yorumlanması ile ilgili konularda nihai hakemdir. İcra Direktörleri Kurulu üyeleri­ni atma yetkisine sahiptir.

IMF ve Dünya Bankası Grubu Yönetim Kurulu yıllık toplantıları Eylül veya Ekim ayında gerçekleşir. Toplantılar, alışıldığı için iki yıl üst üste Washington’da, üçüncü yıl başka bir üye ülkede gerçekleştirilmektedir. Yıllık toplantıları her yıl üyeler ara­sından dönem başkanlığı esasına göre bir Guvernör başkanlığında gerçekleşir.

 

Bakanlar Komitesi

 

IMF Yönetim Kurulu’na tavsiyelerde bulunan iki bakanlar komitesi bulunmaktadır: Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) ve Kalkınma Komitesi. IMFC 187 gu­vernör arasından seçilen 24 üyeden oluşur. IMFC bir yılda iki kez toplanır. Komi­te, küresel ekonomiyi etkileyen ortak konularda Guvernörler Konseyi’ne tavsiye­lerde bulunur. Kalkınma Komitesi ise yükselen ve gelişmekte olan ülkelerde eko­nomik kalkınma ile ilgili konularda IMF ve Dünya Bankası Guvernörler Konseyi­ne danışmanlık yapmakla görevlidir. Bu komitede de genellikle finans ve kalkın­ma bakanlarından oluşan 24 üye vardır.

 

İcra Direktörleri Kurulu

 

İcra Kurulu IMF’nin günlük işlerini yürütür. 187 ülke Kurulda 24 üye ile temsil edilir. En yüksek kotaya sa­hip 5 ülke birer temsilci bulundururken diğer ülkeler, iki yılda bir grup temsilcilerini seçerek gönderirler.

Kurul, Guvernörler Konseyi’nin yetki verdiği alan­larda faaliyet gösterir. İcra Direktörleri Kurulu 5 yıllık bir dönem için IMF Başkanı’nı (Genel Direktör) seçer. Başkanın oy hakkı yoktur. Fonun Guvernörler Konse­yi ve İcra Kurulunda kararlar oy çokluğu ile alınır. An­cak Fonun yapısında yapılacak değişiklikler, yeni üye­lerin katılımı, kota miktarlarında değişiklik gibi önemli konularda toplam oy gücünün %85′i aranmaktadır. Bu durum ABD’ye %15′ten fazla oy gücüne sahip olması nedeniyle adeta bir veto olanağı yaratmaktadır.

Amaçları ve Fonksiyonları 

 

IMF’nin temel amacı, uluslararası parasal ve finansal sistemin istikrarını sağlamak­tır. Dolayısıyla uluslararası finansal sistemi etkileyecek krizlerin etkilerini azaltabil­mek için üye ülkeler ile birlikte çalışır, onlara yardımcı olur. Fonun amaçları IMF’yi kuran Anasözleşme’nin 1′nci maddesinde;

-Uluslararası parasal işbirliğini teşvik etmek,

-Uluslararası ticaretin dengeli büyümesini ve yaygınlaşmasını kolaylaştırmak,

-Kur istikrarını desteklemek,

-Çok taraflı bir ödemeler sistemi kurulmasına yardım etmek,

-Ödemeler dengesi güçlükleri yaşayan üyelere yeterli koruma önlemleriyle beraber kaynaklar sunmak olarak belirtilmiştir.

IMF Anasözleşmesi’yle Fona, üye ülkelerin ödemeler dengesi açıklarını azaltıl­masını sağlama, dış ödeme güçlüğü çeken ülkelere finansal destek verme, döviz kurlarında istikrarı teşvik etme, üyelerin devalüasyona başvurmalarına engel olma, dövize ilişkin işlemleri serbest bıraktırma ve çok taraflı ödemeler sistemi kurma gö­revleri verilmiştir.

IMF’nin üye ülkeler, bölgesel ekonomiler ve küresel ekonomi üzerine temel ra­porları yılda iki kez yayımlanan Dünya Ekonomik Görünüm, Bölgesel Ekonomik Görünüm ve Küresel Finansal İstikrar Raporu’dur

IMF, özellikle dört alanda teknik yardım ve eğitim sağlar:

Para ve maliye politikaları, para politikası araçları, bankacılık sisteminin de­netim ve yeniden yapılandırılması ve merkez bankalarının yapısal gelişimi,

-Maliye politikası ve yönetimi (vergi ve gümrük politikaları ve yönetimi, büt­çe hazırlama, harcama yönetimi, sosyal güvenlik ağlarının tasarımı, iç ve dış borç yönetimi vb.)

-İstatistiksel verilerin gerçeği yansıtması,

-Ekonomik ve mali mevzuat.

 

IMF Kaynaklarından Yararlanma 

IMF kredileri, üye ülkelerin ödemeler dengesi sorunlarının çözümüne yardımcı olmak ve ekonomilerin istikrara ve sürdürülebilir bir ekonomik büyüme seviye­sine kavuşabilmesi amacıyla verilir. Burada amaç ülkenin uluslararası ödemelerini gerçekleştirebilmesidir. IMF, üyelerine sunduğu kaynaklar:

  • IMF üyelerinin kota ödemelerinden,
  • Altın varlıklarının satışından,
  • Verilen kredilerden elde edilen faiz gelirlerinden oluşmaktadır.

IMF üyelerine mali yardım sağlarken bu kredilerin Fonun amaçları doğrultu­sunda kullanılması ve ödemeler dengesi açıklarını gidermesi şartını arar. Burada öne sü­rülen şartlar daha önce ifade ettiğimiz Washington konsensüsü ile belirlenen ilke­lerle uyumludur. IMF’nin bu politikasına şartlılık politikası denir. Sağlanan mali destekler arttıkça Fonun öne sürdüğü şartlar da gi­derek ağırlaşmaktadır. Fondan kaynak ta­lep eden ülke, ödünç süresi içinde izleyeceği ekonomi politikasının içeriğini ve alacağı istikrar önlemlerini açıklayan bir niyet mektubunu IMF İcra Direktörleri Kuruluna sunar. Niyet mektubu IMF tarafından uygun görüldükten sonra ülkeye verilecek kredi dilimleri bir takvime bağlanır. Dilimlerin sırayla serbest bırakılma­sı, ülkenin belirlenen ekonomi politikalarını uygulamasıyla mümkün olur.

Özel Çekme Hakları (Special Drawings Rights: SDR) Bretton Woods sabit kur sistemi desteklemek için 1969 yılında IMF tarafından oluşturulmuştur. Dünya tica­retinin ve ekonomik gelişmenin desteklenmesi için Fonun temel rezervleri olan ABD doları ve altın rezervlerinin yetersiz kalması üzerine üye ülkeler arasında öde­me sistemini sağlayacak SDR, her ülkenin kotası karşılığında SDR tahsis edilmesiy­le oluşturulur.

Ana Kredi İmkânları:

IMF’nin Stand-by Düzenlemesi (SBA) gelişmekte olan ülkeler için temel kredi aracıdır. Ülkenin sunduğu niyet mektubundaki taahhütler stand-by (destekleme) düzenlemesinin içeriğini oluşturur ve bu belge ekinde niyet mektubu ile birlikte IMF İcra Direktörleri Kurulunun onayına sunulur. SBA bir veya iki yıllık makroekonomi politikalarını kapsar.Onay alındıktan sonra ülkeye verilecek kredi dilimleri bir takvime bağlanır. SBA sürecinde izlenecek politikaların denetimi için perfor­mans kriterleri belirlenir ve SBAda belirlenen hedeflere ne ölçüde ulaşıldığını be­lirleyebilmek için “program gözden geçirmeleri” gerçekleştirilir.

          Bir diğer imkân Genişletilmiş Fon Kolaylığı’dır. Bu imkândan daha çok ekono­milerinde yapısal sorunlar nedeniyle ödemeler dengesi güçlükleri yaşayan ülkeler yararlandırılır.

DÜNYA BANKASI GRUBU

Bretton Woods Konferansı’nda belirlenen amaçlardan birisi de savaş sonrası tahrip olmuş ekonomileri yeniden inşa etmektir.

Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD) bu amaçla kurulmuştur. İlk defa Economist WORLD BANK dergisinde IBRD’ye atfen Dünya Bankası ifadesinin kulla­nılmasıyla bu kavram yerleşmiştir.

       1950 yılından sonra yoksul ülkelerin borçlarını ödemekte zorlanmaları nedeniyle Uluslararası Kalkınma Birliği kurulmuş, doğru­dan yabancı sermaye yatırımlarının artmasıyla özel sektör yatırımlarını destekleyen Uluslararası Finans Kurumu, Banka üyesi ülkelerde yatırım yapanlara risk sigor­tası sağlayan Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı ile anlaşmazlıklarda hakemlik ro­lü üstlenen Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü İçin Uluslararası Merkezinin de katılımıyla Dünya Bankası Grubu oluşmuştur.

Günümüzde Dünya Bankasının 188 üyesi vardır. Dünya Bankası üyesi olabil­mek için IMF üyesi olmak gerekmektedir.

Yapısı ve Yönetimi:

Dünya Bankası, 188 üye ülkeden oluşan bir kooperatif gibi yapılanmıştır. Bu üye ülkeler ya da hissedarlar, politikaları yapan Guvernörler Kurulunda genellikle maliye ve kalkınma bakanları aracılığıyla temsil edilirler. Guvernörler Kurulu Dünya Bankası Grubu ve Uluslararası Para Fonu Yıllık Toplantıları aracılığıyla yılda bir kez toplanır. Banka faaliyetleri Guvernörler Kurulunun yetki verdiği 25 kişiden oluşan İcra Direktörleri Kurulu ta­rafından yürütülür. Aynı Guvernörler Kurulu, Banka üyelerinin katıldığı Uluslara­rası Kalkınma Birliği ve Uluslararası Finans Kurumu için de geçerlidir.

İcra Direktörleri Kurulu: 

Krediler ve garantiler, yeni politikalar, Banka bütçesi, ülke yardım strate­jileri ve borçlanma ve finansal kararların onaylan­ması da dahil olmak üzere Bankanın denetimi gibi faaliyetler için haftada en az iki kez toplanmakta­dır. Kurul en büyük beş hissedar olan Fransa, Al­manya, Japonya, İngiltere ve ABD’nin birer ve di­ğer üye ülkelerden seçilmiş 20 icra direktöründen oluşur (Çin, Rusya Federasyonu, Suudi Arabistan kendi temsilcilerini seçer). İcra Direktörleri Kurulu beş yıllık bir dönem için Dünya Bankası Grubu Başkanı’nı belirler. Başkan, Bankanın genel yöne­timinden sorumludur.

Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası

1944 yılında kurulan Uluslararası Yeniden Yapılanma ve Kalkınma Bankası (IBRD), Dünya Bankası Grubunu oluşturan beş kuruluştan biridir. IBRD, orta gelirli ülke­lere sürdürülebilir bir büyüme hızı yakalamak, yoksullukla mücadele etmek gibi amaçlarla kredi sağlar. IBRD’nin temel faaliyet alanları:

  • Özel yatırımcıların kârlı bulmadıkları uzun vadeli insani ve sosyal kalkınma ihtiyaçlarını destekleyen alanlara kredi sağlamak,
  • Kriz dönemlerinde, krizden en çok etkilenen yoksul kesimlere destek sağlamak,
  • Yapısal uyum politikaları ve kurumsal reformları (sosyal güvenlik, yol­suzlukla mücadele vb.) desteklemek,
  • Özel sermaye yatırımları için elverişli ortam oluşturmak,
  • Yoksul ülkelere hibe sağlamaktır.

IMF ve IBRD yönetiminde ağırlıklı oy sistemi mevcuttur. Banka yönetiminde her ülkenin 250 sabit oyuna ilave olarak sermayeye katılımı ölçüsünde oy gücü vardır. Bu nedenle aynı IMF’de olduğu gibi başta ABD olmak üzere beş ülkenin oy gücü toplam oyların yaklaşık %40 ını oluşturmaktadır.

IBRD Finansmanları:

 

IBRD, genel bütçeli kuruluşlara doğrudan, diğer kamu kurum ve kuruluşları ile be­lediyelere hükûmet garantisi altında kredi vermektedir. Bu bağlamda, özel sektö­re doğrudan kredi verilmesi mümkün değildir.

IBRD bir ülke dâhilinde, genellikle üç ila dört yıllık bir süre için faaliyetlerine yol gösteren Ülke Ortaklık Stratejisi (Country Partnership Strategy: CPS) hazırlar. Ortaklık Stratejisi İcra Direktörleri Kurulunun onayından geçtikten sonra ülkeye Dünya Bankasının önerdiği yardım paketi uygulamaya girer. Türkiye için son stra­teji 2008 – 2011 mali yıllarını kapsamaktadır. Türkiye 1950′den itibaren çok sayıda IBRD kredisi almıştır.

 

Uluslararası Kalkınma Birliği:

Uluslararası Kalkınma Birliği (IDA), Dünya Bankası Gru­bunun 1960 yılında ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower’ın önerisiyle kurulan, dünyanın en yoksul ülkelerine faizsiz kredi ve hibe programları sağlayan kuruluşudur. IDA’nın kaynakları bağışta bulunan gelişmiş ekonomilerdir (dönör ülkeler). Bağışçı ülkeler her üç yılda bir taahhütlerini yeni­lerler.Bağışların yanında IBRD ve IFC’nin katkıları ile kredilerin geri ödemeleri diğer IDA kaynaklarını oluşturur.

IDA’nın günümüzde 172 üyesi bulunmaktadır.

Kuruluşundan bu yana yaklaşık 240 milyar dolar kredi sağlayan IDA’nın kredileri düşük faizli, 25 ila 40 yıl vadeli, 5 ila 10 yıl geri ödemesiz kaynaklardır. IDA tarafından finanse edilen projeler ilköğretim, te­mel sağlık hizmetleri, temiz su ve arıtma, çevre koruma, istihdam, altyapı ve kurum­sal hizmetlere yöneliktir. IDA kaynaklarından geçmişte yararlanan Çin, Mısır, Güney Kore ve Türkiye gibi ülkeler günümüzde bağışçı ülkeler arasında yer almaktadır.

Uluslararası Finans Kurumu:

Uluslararası Finans Kurumu (IFC), diğer kurum 1ar ile birlikte Dünya Bankası Grubunun faali­ yetlerini destekler ancak yasal ve mali açıdan bağımsızdır. Dünya Bankası Grubu Başkanı aynı zamanda IFC Başkanı’dır.IFC gelişmekte olan ülkeler de özel sektöre destek vermeyi amaçlamaktadır. Bu nedenle hükûmet garantisi aranmaksızın, geliş­mekte olan ülkelerdeki özel sektör kuruluşlarına kredi sağlayarak veya sermayele­rine katılarak, piyasalardan sağlamakta güçlük çektikleri finansmanı sağlamaktadır.

IBRD üyesi ülkeler IFC’ye katılabilir. Günümüzde 184 üyesi vardır. Türkiye 19 Aralık 1956 tarihinde IFC üyesi olmuştur.

 

 

Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı:

Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (Multilateral Investment Gua- rantee Agency: MIGA), gelişmekte olan bir üye ülkeye herhangi bir MIGA üyesi bir ülkede yatırımcılar tarafından yapılan ulusla­rarası yatırımlar sigortalanır. MIGA 15 yıla kadar (bazı projelerde 20 yıldır.) sigorta garantisi sağlar. MI- GA’nın 2012 yılında 177 üyesi vardır.

MIGA yatırımcıların karşılaşabileceği riskleri aşağıdaki gibi kategorize etmiştir:

 

– Dövize çevrim ve sermaye transferlerinin kısıtlanması: Yatırımcının yerel pa­ra biriminin (sermaye, faiz, anapara, kâr, işletme payı ve diğer ödemeler) yatırım yapılan ülke dışına transfer için dövize çevirememesinden doğan za­rarlara ve döviz temininde aşırı geçikmelere karşı sigorta sağlanır.

– Kamulaştırma: Yatırım yapılan ülke hükümeti kararıyla yatırımın mülkiyeti­ne ilişkin haklarını kısıtlayan veya ortadan kaldıran eylemlerinden doğan zararlara karşı koruma sağlar.

– Savaş, terörizm ve sivil düzensizliğin yarattığı riskler: İhtilal, ayaklanma, hükûmet darbesi, sabotaj ve terör eylemleri dâhil, yatırım yapılan ülkede siyasi amaçlı sa­vaş eylemleri ve iç kargaşa nedeniyle maddi varlıkların hasar görmesi, tahrip edilmesi veya kaybolmasından doğan zararlara karşı koruma sağlar.

– Sözleşmenin ihlali: Yatırım yapılan ülke hükümetinin yatırımcı ile arasında­ki sözleşmeyi ihlal etmesi veya bu sözleşmeye uymamasından doğan zarar­lara karşı koruma sağlar.

Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümü İçin Uluslararası Merkez :

Dünya Bankası artan yabancı sermaye yatırımlarının kar­şılaştığı sorunlara çözüm üretebilmek için hazırladığı “Devletler ile Diğer Devlet Vatandaşları Arasındaki Yatı­rım Uyuşmazlıklarının Çözümüne Dair Anlaşma” adlı uluslararası anlaşma ile Yatırım Anlaşmazlıklarının Çözümü İçin Uluslararası Merkez (International Centre for Settlement of Investment Disputes: ICSID) oluştu­rulmuştur. Sözleşmenin yürürlüğe girebilmesi için gerekli 20 ülkenin imzası ile ICSID, 14 Ekim 1966 tarihinde uluslararası tüzel kişiliğe kavuşarak çalışmalarına başlamıştır. ICSID, Dünya Bankası ile yakın ilişki içinde fakat bankadan bağımsız bir uluslararası örgüt olarak kurulmuştur. IBRD üyesi ülkeler ICSID ‘e katılabilir. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü’ne taraf di­ğer ülkeler ICSID Yönetim Kurulunun 2/3 kabulüyle alınan davetle üye olabilir.

ICSID’ın dört önemli organı vardır: Yönetim Kurulu (İdari Konsey), Sekretarya, Arabulucular Paneli ve Hakemler Paneli.

Diğer taraftan uluslararası yatırım sözleşmelerinde, sözleşme­nin taraflarından birisini devlet veya bir kamu tüzel kişisi oluşturmaktadır. Dolayı­sıyla ortaya çıkan anlaşmazlıklarda ulusal mahkemelerin yetkisi, anlaşmazlığın ta­rafı olan devletin iç hukukuna bağlıdır. Konunun ICSID hakemliğinde çözülebil­mesi için devletin buna onay vermesi gerekmektedir. ICSID Sözleşmesi’ni onayla­yan hiçbir devlet, Merkezin yargılama yetkisini peşinen kabul etmiş sayılmaz.

DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ

 

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması:

Dünya Ticaret Örgütünün temelini oluşturan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel An­laşması (General Agreement on Tariffs and Trade: GATT) 30 Ekim 1947 tarihinde im­zalanmış ve 10 Ocak 1948de yürürlüğe girmiştir. 1948 yılından 1 Ocak 1995′e kadar geçen sürede Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması, uluslararası ticareti dü­zenleyen ve üzerinde anlaşılan tek uluslararası çok taraflı sözleşme olmuştur.

 

GATT 1947, genel ve özel nitelikteki amaçlara ulaşabilmek için başlıca dört te­mel ilkeden (kuraldan) hareket etmiştir. Bunlar:

 

En Çok Kayrılan Ülke İlkesi:İlke, her GATT üyesinin tüm taraflara, aynı gümrük tarife oranının uygulamasını ve ayırımcı işlemde bulunulmamasını öngörür. Bölgesel bir­leşmeler ve ticaret anlaşmaları en çok kayrılan ülke ilkesine getirilen bir istisnadır.

Tarifeler Yoluyla Koruma İlkesi: İlkeye göre GATT’a taraf ülkeler, sanayilerini sadece gümrük tarifeleri ile koruyacaklar ve bu amaçla diğer önlemlere başvurma­yacaklardır.

Ulusal İşlem İlkesi: Bu ilke, iç pazara ilişkin düzenleme ve uygulamalar yönünden ithal ve yerli mallar arasında ayrım yapılmamasını öngörür.

 

Gümrük Vergilerinin İndirilerek Konsolide Edilmesi İlkesi: GATT, öncelikle gümrük tarifelerinin indirilmesi üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu oran­ların üzerine ülkeler çıkamaz, üye ülkeler bakımından bağlayıcıdır. Oranlar önem­li ticaret ortaklarıyla telafi amacıyla müzakere edilmeksizin arttırılamaz.

 

GATT Döneminde Yapılan Tarife İndirim Görüşmeleri:

GATT kapsamında yapılan tarife indirim turlarına Çok Taraflı Ticaret Görüşmeleri diğer bir deyişle Ticaret Turu (Raund) denir.

Bu turlarda GATT hükümlerine aykırı kısıt­lama önlemlerinin alınmasının durdurulması standstill, bu önlemlerin kaldırılması ise rollback olarak isimlendirilir. GATT’a taraf ülkeler arasında yapılan gümrük ta­rife indirim turları aşağıda açıklanmıştır.

Cenevre Turu 1947: Cenevre’de yapılarak ticareti kısıtlayıcı önlemlerin kaldırılması kararlaştırılmıştır.

Annecy Turu 1949: Fransa’nın Annecy kentinde 13 GATT üyesi ülke 5.000 adet ürünün tarife­lerinde önemli indirim gerçekleştirmişlerdir.

Torquay Turu 1950-1951: Güney İngiltere’nin Torquay kentinde 38 ülke katılmıştır. 1948′deki seviyelerine göre yüzde 25 oranında indirim sağlanmıştır.

Cenevre Turu 1956: Cenevre’de tamamlanan 26 ülkenin katıldı­ğı turda, 2.5 milyar dolar değerindeki ürünlerde tarife indirimi gerçekleştirilmiştir.

Dillion Turu 1960-1962: 26 ülke katılmış ve iki bölüm hâlinde yapılmıştır. Birinci Bölüm AET üyesi ülkeler ile tek bir tarife indirimine yö­nelik olmuştur. İkinci Bölüm, genel tarife şeklinde gerçekleşmiştir.

Kennedy Turu 1964-1967: Tur’a 62 ülke katılmıştır. Kennedy Turu sonucunda sınai mal gümrük vergilerinde yüz­de 36 oranında global indirim gerçekleştirilmiştir.

Tokyo Turu 1973-1979: Tok­yo’da başlamıştır. Tokyo Turu’na GATT’a üye olan ve olmayan 99 ülke katılmıştır. Görüşmelerin sonuçlarından en önemlisi, 14 Haziran 1983 tarihinde Brüksel’de im­zalanan Armonize Mal Tanımı ve Kodlama Sistemi Hakkında Uluslararası Sözleş­menin (kısaca Armonize Sistem) 1 Ocak 1988′de yürürlüğe girmesidir. Böylece, dün­ya üzerinde uygulanmakta olan üç temel fakat birbirlerinden farklı (Brüksel Tarife Nomenklatörü: BTN, Birleşmiş Milletler Uluslararası Standart Ticaret Sınıflandırması: SITC ile ABD’nin uyarladığı TSUS) gümrük nomenklatürleri ortadan kalkmıştır.

Uruguay Turu 1986-1993: Tur sonunda kapsamlı bir tarım reformu kabul edilmiş, mik­tar kısıtlamaları tekstil ve konfeksiyon ürünlerinde kaldırılmıştır. Tur, eski GATT düzenine oranla daha kapsamlı ve kurallara bağlı ancak uyulması daha zor bir uluslararası ticaret düzeni getirmiştir.

Uruguay Turu’nun dünya ticaret sistemine kazandırdığı en önemli katkı, anlaşmazlıkların çözümüne ilişkin mutabakat zaptı ile üye ülkeler arasında WTO kapsamındaki uyuşmaz­lıkların çözümüne yönelik sistemin güçlendirilmesi ve WTO bünyesinde bir Anlaşmazlık­ların Çözüm Organı’nın kurulmasıdır.

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması’ndan Dünya Ticaret Örgütüne:

WTO’nun kurulmasıyla GATT’m yapısı değişmiştir. WTO, üyesi olan ülkeler tarafından yönetilen bir uluslararası kuruluştur. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi diğer uluslararası kuruluşlardan farklıdır.

WTO, dünya ekonomisinde mal ve hizmetler ticaretinin daha fazla serbestleşti­rilmesine yönelik olarak üye ülkeler arasında sürekli müzakereler yapılmasını amaçlamaktadır. WTO, her bir üye ülkenin ticaret politikalarını periyodik olarak incelemektedir. Örgüt, üye ülkeler arasındaki ticari anlaşmazlıkların, hukuki araç- lardaki kurallara uygun olarak çözülmesinden de sorumludur.

WTO, GATT’tan değişik bir yapıya sahiptir. İki kuruluş arasındaki farklılıklar şöyledir:

  • GATT, herhangi bir kurumsal yapısı olmayan ve kuruluşundaki amacı 1940 yılında Uluslararası Ticaret Örgütünü kurmak olan ve bu amaçla çeşitli ku­ralları içeren çok taraflı bir anlaşmadır.
  • GATT geçici olarak oluşturulmuştur. 50 yıla yakın bir faaliyetten sonra Ge­nel Anlaşma’ya taraf olan ülkeler GATT’ı sürekli bir anlaşmaya çevirmek is­temişlerdir.
  • GATT kuralları sadece mal ticaretini, WTO mal ticaretinin yanında, hizmet­ler ticareti ile ticari nitelikteki fikrî mülkiyet haklarını da kapsamaktadır.
  • GATT anlaşması çok taraflı iken 1980′lerde yeni anlaşmalarla selektif bir ya­pıya dönmüştür. WTO’yu oluşturan anlaşmaların tamamı çok taraflıdır ve ta­ahhütler üyelerin tamamını bağlamaktadır.
  • WTO, GATT’a göre anlaşmazlıkların çözümünde daha hızlı çalışan, otoma­tik mekanizmalara sahiptir.

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması:

Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (The General Agreement on Trade in Services: GATS) 1986-1994 yıllarında yapılan Uruguay Görüşme Turunda GATT’a dahil edil­miş ve 1.1.1995 tarihinde resmî olarak faaliyete geçirilen Dünya Ticaret Örgütü bünyesine aktarılmış olan hizmet ticaretini düzenleyen ilk çok taraflı anlaşmadır.

GATS kapsamında hizmetler sektörü 12 kategoride ifade edilmektedir:

  1. Mesleki hizmetleri,
  2. İletişim hizmetleri,
  3. İnşaat ve ilgili mühendislik hizmetleri,
  4. Dağıtım hizmetleri,
  5. Eğitim hizmetleri,
  6. Çevre hizmetleri,
  7. Finansal hizmetler,
  8. Sağlıkla ilgili ve sosyal hizmetler,
  9. Turizm ve seyahatle ilgili hizmetleri,
  10. Eğlence, kültür ve spor hizmetleri,
  11. Taşımacılık hizmetleri,
  12. Başka yere dahil olmayan diğer hizmetler.

Buna göre WTO üyesi ülkeler taahhüt listelerini bildirerek GATS kapsamında çok taraflı ticaret müzakereleri yürütmektedir.

Ticaretle Bağlantılı Fikrî Mülkiyet Hakları Anlaşması:

Uruguay Turu Nihai Senedi’nin kabul edilmesiyle birlikte 1 Ocak 1995 tarihinde o zamana kadar uluslararasında düzenlenmeyen fikrî ve sınai mülkiyet haklarını ko­ruyan Ticaretle Bağlantılı Fikrî Mülkiyet Hakları (Trade Related Intellectual Pro- perty Rights: TRIPS) Anlaşması yürürlüğe girmiştir.

TRIPS Anlaşması, ülkeler arasın­daki iç düzenleme farklılıklarını gidermeyi, kapsam, koruma süresi, tanınan haklar ve şekil yönünden hakkın kazanılmasında ortak normları ve asgari standartları sağ­lamayı amaçlamıştır. TRIPS, ne tür markaların korunacağını bunun yanı sıra ticari ta­sarımların da hizmet markaları olduğunu ve bu markaların sahiplerine verilecek hakların ne olacağını tanımlamıştır.

Doha Kalkınma Gündemi:

Doha Müzakereleri, BM Binyıl Hedefleri ile uyumlu olarak özellik­le En Az Gelişmiş Ülkelerin ve Gelişme Yolundaki Ülkelerin kal­kınma çabalarına destek olabilecek bir süreç olarak başlamıştır.

GYÜ’ler ve EAGÜ’ler lehine alınan kararlar sonucunda yeni tur gö­rüşmeleri, bir kalkınma turu olarak değerlendirilmiştir. Bu sebeple Doha Turu’na Doha Kalkınma Gündemi (Doha Development Agenda) denilmektedir.

EKONOMİK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA ÖRGÜTÜ

Marshall Yardımı ve OEEC’nin Kuruluşu:

İkinci Dünya Savaşı’nm sona ermesiyle birlikte, Savaş’tan tahrip olarak çıkmış Av­rupa’nın yeniden imarı konusunda ABD, Sovyetler Birliği, İngiltere ve Fransa ara­sında 1947 yılı Mart ayında Moskova’da bir dizi görüşmeler yapılmıştır.

ABD Dışişleri Bakanı George Catlett Marshall, Avrupa’nın Yeniden İmarı Programı (European Recorery Program: ERP) ile ilgili görüşünü açıklamış ve 5 Haziran 1947 tarihinde ABD’de Harvard Üniversitesinde verdiği konferans sırasında görüşlerini ayrıntılı bir şekilde ortaya koymuştur.

Türkiye’nin de dahil olduğu 16 Ba­tı Avrupa ülkesinin katılımı ile 12 Tem­muz 1947′de Konferans açılmıştır. Kon­ferans sonunda Avrupa Ekonomik İş­birliği Komitesi ile Gıda ve Tarım, Ener­ji, Demir-Çelik, Ulaştırma, Kereste, İş­gücü, Ödemeler Dengesi ile Finans Ko­miteleri kurulmuştur.

3 Nisan 1948′de Başkan Truman, Ekonomik İşbirliği Yasası’m onaylanmıştır.

16 ülkenin temsilcileri tarafından Marshall Yardımı’mn koordinasyonunu yürüte­cek daimi bir kuruluşun oluşturulması için hazırlanan Avrupa Ekonomik İşbirliği Söz­leşmesi, 16 Nisan 1948 tarihinde imzalanmıştır. Böylece, Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütü (Organization for European Economic Cooperation: OEEC) kurulmuştur.

OEEC’nin amacı, Avrupa’daki üye devletler arasında güçlü bir Avrupa yaratmak için ekonomik bir işbirliği sağlamaktır. OEEC’nin kurucu üyeleri şunlardır: İngilte­re, İrlanda, Fransa, Avusturya, İzlanda, İsveç, Danimarka, İtalya, Norveç, Hollanda, Belçika, Türkiye, İsviçre, Portekiz, Lüksemburg ve Yunanistan. Batı Almanya, üç işgal bölgesi yerine üyeliğe kabul edilmiş, İspanya 1959 da OEEC ye üye olmuştur.

Avrupa Ekonomik İşbirliği Örgütünden Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütüne:

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organization for Economic Cooperation and Development: OECD), 1961 yılında OEEC’nin yerine geçerek tüm batılı sana­yileşmiş ülkeleri bir çatı altında toplayan uluslararası işbirliği kuruluşuna dönüş­müştür

OECD’yi kuran Anlaşma, 14 Aralık 1960 tarihinde Paris’te imzalan­mış, 30 Eylül 1961′de yürürlüğe girmiştir.

OECD’nin kurulmasıyla birlikte, OEEC’nin isminde yer alan Avrupa kelimesi çıkarılmış, bunun yerine kalkınma kelimesi eklenmiştir.

OECD’nin kurucu üyeleri, OEEC’nin 18 Avrupalı üyesi ile Kanada ve ABD’dir. Japonya 28 Nisan 1964′de, Finlandiya 28 Ocak 1969′da üye olmuşlardır. Avustral­ya-Yeni Zelanda OECD’ye katılmıştır. Di­ğer üyeler şunlardır: Avustralya, Avusturya, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandi­ya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Portekiz, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngilte­re ve ABD.MeksikaÇek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, Güney Kore, Slovak Cumhuriyeti üye olmuştur. OECD 34 üyeli bir örgüt hâline gelmiştir.

OECD, ekonomik büyüme, mali istikrar, ticaret ve yatırım, teknoloji, yenilik, gi­rişimcilik ve kalkınma alanlarında işbirliği yoluyla refahın sağlanması ve yoksul­lukla mücadele konularında hükümetlere yardımcı olmaktadır.Herkes için iş imkânı yaratılması ve sosyal eşitlik ile etkin ve sağlıklı bir yönetişimin gerçekleş­tirilmesi OECD’nin diğer amaçlarını oluşturmaktadır.

OECD de üyeleri birbirine bağlayan ve ortak karar almaya sevk eden temel ne­den, ortak sorunlar karşısında üyelerinin çıkarlarını ön planda tutma arzusu ile pi­yasa ekonomisine ve demokrasiye bağlılık ilkesidir.

OECD’de en yüksek karar organı Konseydir. Konsey, üye ülke büyükelçilerinin katılmasıyla oluşur. AB temsilcisi de Konseye katılır. Konsey, yılda bir defa ilkba­harda bir üye ülkenin ilgili bakanının başkanlığında toplanır. Türkiye OECD’nin kuruluşundan günümüze ilki 1986 yılında, diğeri de 2012 yılında olmak üzere iki kez Konsey Başkanlığı görevini yapmıştır.

Konseyin altında 14 üyeden oluşan Yürütme Komitesi (Executive Committee) vardır. Genel Sekreter, OECD’nin faaliyetlerinin yürütülmesinden sorumludur ve Konseye başkanlık eder. Dört yardımcısı vardır.

OECD Konseyi dört tip karar kabul etmektedir. Bunlar; doğrudan üye ülkelere yönelik kararlar, muhtelif konularda OECD bünyesinde oluşturulan anlaşmaların onaylanması amacını taşıyan kararlar, örgüt çalışmalarının devam ettirilmesi ile il­gili iç düzen kararları (resolutions), OECD üyesi olmayan ülkelere veya diğer ku­ruluşlara dilek yöneltmeye ilişkin kararlar.

Kararların alınmasında oy birliği esastır. Üyelerden birinin olumsuz oyu kararı engeller. Çekimser oy kullanılması durumunda karar, sadece olumlu oy veren ül­keler bakımından geçerli olmak üzere kabul edilir. Hukuki yükümlülük getirmesi­ne rağmen Konsey kararlarının müeyyidesi yoktur.

ULUSLAR ARASI ÖRGÜRTLER (5-6-7 ÖZET)

////////// 5. ÜNİTE //////////

 

 

*****   BÖLGESEL ULUSLAR ARASI ÖRGÜTLER :

 

AVRUPA KONSEYİ, AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI

 

*** Avrupa konseyi ve avrupa güvenlik ve iş birliği teşkilatı ( AGİT ) Avrupa’nın en geniş kapsamlı iki örgütüdür..

 

AVRUPA KONSEYİ

 

*** 5 Mayıs 1949’da kurulan örgütün temel amacı Avrupa insan Haklan Sözleşmesi’ni ve bireylerin korun­masına dair benzer belgeleri temel alarak Avrupa çapında ortak demokratik ilkelerin gelişmesini sağlamak­tır. İ

 

lke olarak Avrupa Konseyine katılmayan hiçbir ülke ABye katılmamıştır.

  

***  AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 1950’de imzalandı , 1953’te yürürlüğe girdi. 1959’da Strazburg’da Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) kuruldu.

 

AİHS ve AİHM Avrupa’da demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü koruyan ve destekleyen en etkili araçlardan biridir.

 

Avrupa Konseyine üye 47 devlette idam cezası tamamen kaldırılmıştır. 1985’ten bu yana, ölüm cezası­nı kaldırmış olma, Avrupa Konseyine üyeliğin bir şartı hâline gelmiştir.

 

 

Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri: Temel amacı Avrupa Konseyi üyesi devletlerin insan hakla­rına saygısını ve insan haklarına ilişkin farkındalığım geliştirmektir.

 

 

Avrupa Konseyi’nin Faaliyetleri

 

Avrupa Konseyi’nin en temel faaliyet alanlarını insan haklarının korunması ve geliştirilmesi, demokrasi ve hukukun üstünlüğü misyonları çerçevesinde gerçekleştirdiği planlar, projeler ve eylemler oluşturmakta­dır. Terörle mücadele, sosyal uyum, eğitim, kültür gibi konular da faaliyet alanlarını biçimlendirir.

  

Venedik Komisyonu

 

Venedik Komisyonu Avrupa Konseyi’nin anayasal konularla ilgili danışma organıdır. Komisyon, ülke­lerin Avrupa standartlarına uygun anayasalar hazırlamalarında öncü bir rol üstlenmiştir ve günümüzde bağımsız bir düşünce kuruluşu olarak uluslararası alanda kabul görmektedir.

 

 

Avrupa Komisyonu İzleme Mekanizması

 

 

Bünyesinde 210 antlaşmanın imzaya açıldığı Avrupa Konseyi, bu antlaşmaların konusunu oluşturan alanlarda hem faaliyetlerini devam ettirmekte hem de antlaşmaların yükümlülüklerinin onaylayan devletler tarafından ihlal edilip edilmediğini izlemektedir. 

 

 

AVRUPA GÜVENLİK VE İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI

 

2010 itibarıyla 56 üye ülkenin yer aldığı örgüt, 1973te yola Avrupa Güvenlik ve işbirliği Konferansı (AGİK) olarak çıkmış, Soğuk Savaş’ın ardından bölgesinde doğan yeni ihtiyaçlarla birlikte yeni bir kurum­sallaşmaya giderek 19951e Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) (Organization for Security and Co- operation in Europe: OSCE) adını almıştır. AGİTi diğer uluslararası örgütlerden ayıran en önemli özelliği, bir örgütün devletlerden ayrı varoluşunu temellendiren en önemli belge olan kurucu bir antlaşmaya sahip olmaması, dolayısıyla klasik bir uluslararası örgüt portresi çizmemesidir.

  

1975-Helsinki Nihai Senedi

Helsinki Nihai Senediyle II. Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da oluşan sınırların ihlal edilmezliği kabul edilmiş ve bu sınırların meşruiyeti tanınmıştır. Siyasi/askerî, insani ve ekonomik/çevresel olmak üzere üç boyutu kapsayan Helsinki Nihai Senedi’nin en önemli yönü, devletlerarası ilişkilere rehberlik etmek üzere kabul edilen ve AGİlCin anayasasını oluşturan ilkelerdir.

  

 

AGİTin Yapısı ve Faaliyetleri

Zirveler: Bu toplantılarda AGİT’in öncelikleri en yüksek siyasi düzlemde belirlenir.

Bakanlar Konseyi: Bakanlar Konseyinin görevi zirvelerde alınan karar ile Örgütün faaliyetleri arasın­daki ilişkiyi sağlamak ve takip etmektir.

  

Daimi Konsey: Siyasi danışma organıdır. Aynı zamanda karar alma yetkisine de sahiptir.

 

Güvenlik İşbirliği Forumu: Silahların kontrolü, silahsızlanma ve güvenlik artırıcı önlemlerle ilgilenir.

 

Ekonomi ve Çevre Forumu: Ekonomi ve Çevre Forumu’nda güvenliğin ekonomik ve çevresel boyutları ele alınır.

 

Operasyonel Yapı ve Kurumlar

 

 

Dönem Başkanlığı: Örgütün çatışmaların önlenmesi, kriz yönetimi ve çatışma sonrası rehabilitasyon eylemlerini denetler.

 

 

AGİT Genel Sekreteri ve AGİT Sekretaryası: Sekretarya’nın görevi Örgüt’e operasyonel destek sağ­lamaktır.

 

 

AGİT Troykası: Dönem başkanı, bir önceki dönem başkanı ve bir sonraki dönem başkanından oluşur. Troyka’nın işlevi dönem başkanlığına tavsiyelerde bulunmakla sınırlıdır.

 

 

AGİT Parlamenter Asamblesi: Amaçları arasında bu sorumlulukları gözeterek çatışmalar ve çözüm­leri için gelişen mekanizmaları desteklemek, katılımcı devletlerdeki demokratik kurumlan desteklemek ve AGİT’in kendi kurumlarının gelişmesine katkı sağlamak sayılmaktadır.

 

 

Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi (ODIHR): Terörle Mücadele Eylem Planı uyarınca ulus­lararası terörle mücadele antlaşmalarının ve protokollerinin uygulanmasında katılımcı devletlere teknik destek ve danışmanlık hizmeti verir.

 

 

Ulusal Azınlıklar Yüksek Komiserliği: AGİT, Soğuk Savaş sonrasında azınlık sorunlarının çözümü ve azınlık haklarının gelişimi için önemli bir referans noktasıdır. –

 

Medya Özgürlüğü Temsilci: İlk görevi katılımcı devletlerde medyada yaşanan gelişmeleri takip etmek ve ifade özgürlüğünün ihlaline ilişkin durumlarda erken uyarıda bulunmaktır. İkinci göreviyse katılımcı dev­letlerin AGİT’in ifade özgürlüğü ve özgür medyaya ilişkin ilke ve taahhütlerine tam uyum sağlaması için bu devletlere yardımcı olmaktır.

 

AGİT Misyonları farklı büyüklüklerde farklı yetkilerle ve farklı sürelerle ve başlıklarla faaliyet göstermek­tedir. Genellikle misyonun büyüklüğü ve yetkileri orantılıdır. Aynı zamanda süresi de yetkilerine bağlıdır. Fakat hangi amaçla kurulmuş olursa olsun bütün misyonlar için İnsani Boyut önceliklidir. Hepsinin temel görevi demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün inşasını sağlamaktır. AGİT, 2010 itibarıyla yaklaşık 3000 kişinin çalıştığı toplam 18 misyon yürütmektedir.

 

////////// 6. ünite //////////

 

*****  LATİN AMERİKAN ENTEGRASYON BİRLİĞİ

*** 1980’de imzalanıp, 1981 yılında yürürlüğe giren Montevideo Anlaşması ile kuruldu. Kuruluş amacı bu on bir üye arasında ekonomik işbirliğinin sağlanmasıdır. Aslında ALADI, Latin Amerika’da bir ortak Pazar oluşturulmasını amaçlayan ve 1960 yılında kurulan Latin Amerika Serbest Ticaret Alanı’nın (Latin American Free Trade Area: LAFTA) yerini alan bir örgüttür.

 

Bütünleşmenin gelişmiş ülkeleri olan Brezilya, Arjantin ve Meksika’nın dışında kalan ve daha az gelişmiş ülkeler olan And Ülkeleri’nin, LAFTA’dan çekilmelerine gerek kalmamış ve genel olarak Latin Amerika’da bütünleşmenin hızlanmasını sağlayacak bir “bölge-altı” bütünleşme oluşturulmuştur. ALADI’yi kuran ant­laşma, oldukça esnek bir biçimde, katılmak isteyen ülkelere katı kurallar koymadan örgüte üyelik olanağı sağlamıştır.

 

 

*** GÜNEY ORTAK PAZARI

 

26 Mart 1991 tarihli Asuncion Antlaşması ile kuruldu. Temel amacı bölge içi gümrük tarifelerinin kaldırıl­ması ve mal, hizmet ve sermayenin serbestçe dolaşımının sağlanmasıdır. Ticaretin giderek serbestleşmesi ile üyeler arasında diğer ekonomi politikalarının da uyumlulaştırılması hedeflenmiştir. Latin Amerika’nın uzun ve başarısızlıklarla dolu ekonomik bütünleşme tarihinde MERCOSUR bir istisnadır. Örgütün kurulma­sında, genel olarak kıtanın bütününde 80’lerin ikinci yarısından itibaren başlayan barış ve siyasal istikrar süreci önemlidir

 

*** KUZEY AMERİKA SERBEST TİCARET ANLAŞMASI

 

1992 yılında Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (The North American Free Trade Agreement: NAFTA) ortaya çıkmıştır. NAFTA belirli mal ve hizmet alanlarında bir serbest ticaret alanı yaratan kısıtlı bir ekonomik entegrasyondur. Üstelik, NAFTA bir gümrük birliği düzenlemesi de getirmemektedir. Taraf ülkeler üçüncü ülkelere karşı kendi belirledikleri gümrük tarifelerini uygulamakta serbesttir. Ayrıca, AB örneğinde olduğu gibi sermaye ve malların tamamen serbest dolaşımı da söz konusu değildir.

 

*** AVRUPA SERBEST TİCARET BİRLİĞİ

 

4 Ocak 1960’da EFTA Konvansiyonu Stockholm’de imzalandı ve 3 Mayıs 1960’da yürürlüğe girdi. EFTA’nın temel fonksiyonu, üye ülkeler arasındaki ticareti serbestleştirerek rekabeti sağlamaktır. AET’den farklı olarak serbestleştirme hizmet ve sermaye alanlarını içermediği gibi tarımsal mallar da kapsamda yer almamaktadır. 1980’lerde EFTA ile AET arasında başlayan ortak bir Avrupa ekonomik alanı yaratma yönündeki görüşmelerin, 1 Temmuz 1994’te imzalanan Avrupa Ekonomik Alanı Antlaşması’yla sonuçlandı­rılmıştır. Avrupa Ekonomik Alanı, EFTA üyelerinin AB üyesi olmadan AB Tek Pazarı’ndan yararlanmalarını sağlamaktadır.

 

 

*** ASYA-PASİFİK EKONOMİK İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

Kasım 1989’da Avustralya’nın Canberra kentinde yapılan dışişleri bakanları düzeyindeki toplantı sonu­cunda 12 Asya-Pasifik ülkesi APEC’in kurulmasını kararlaştırdılar.

 

APEC’in temel hedefleri (Bogor Hedef­leri) :

 

 

  • Ticaretin ve yatırımın serbestleştirilmesi,

 

  • İktisadi ve ticari faaliyetlerin kolaylaştırılması,

 

  • Ekonomik ve teknik işbirliği.

 

 

*** AVRASYA EKONOMİK TOPLULUĞU

 

Avrasya Ekonomik Topluluğu’nun kurulma süreci, 6 Ocak 1995’te Rusya ile Belarus arasında imza­lanan Gümrük Birliği Anlaşması’yla başlamaktadır. 5 ülke (Belarus, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya, Taci­kistan) 10 Ekim 2000’de yeni bir anlaşma imzalayarak, Avrasya Ekonomik Topluluğu’nu resmen kurdular. Taraflar bu yeni örgüt çerçevesinde aralarındaki işbirliğinin etkisini arttırmak amacıyla entegrasyon sürecini daha da geliştirmeyi hedeşemekteydiler.

KÖRFEZ İŞBİRLİĞİ KONSEYİ

 25 Mayıs 1981 ’de Abu Dabi’de kuruldu. Örgütün amacını, altı üye devlet arasında, tüm alanlarda koor­dinasyon ve bütünleşmenin sağlanması olarak tanımlamıştır. KİK’in en önemli ticaret ortakları sırasıyla AB, Japonya ve ABD’dir. En çok ihracat yaptıkları ülkeler Japonya, Kore, Çin, Singapur ve Tayland iken ithalat ortaklarının başında AB ve ABD gelmektedir.

 

 

AFRİKA BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

 

Afrika Birliği Örgütü ilk olarak 25 Mayıs 1963’de, otuz iki bağımsız Afrika devletinin devlet ve hükümet başkanları tarafından Addis Ababa’da kurulmuştur. 2002 Durban Zirvesi’nde, Afrika Birliği’nin 1. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi toplanarak 53 ülkenin katılımıyla Afrika Birliği resmen kurulmuş oldu. Afrika Birliği, 1963’te kurulan Afrika Birliği Örgütü ve 1994’te kurulmuş olan Afrika Ekonomik Topluluğu’nu da içine alan uluslararası bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Birliğin vizyonu, Afrika’yı, bütünleşmiş, zenginleşmiş ve barış içinde yaşayan, kendi toplumları tarafından yönetilen ve küresel alanda dinamik bir güç olarak kendi kendini temsil eden bir seviyeye çıkarmaktır.

 

 

////////// 7. ÜNİTE //////////

 

***** SUİ GENERİS ÖRGÜTLER

 

*** BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞU

 

8 Aralık 1991 tarihinde RUSYA FEDERASYONU, UKRAYNA be BALERUS’ UN Bağımsız Devletler Topluluğunu kuran anlaşmayı imzalayarak  Sovyetler Birliği’ ne son verilmesiye kurulmuştur.

 

BDT’nin kurulması ekonomik, siyasi, toplumsal ve askeri açıdan bir zorunluluktu. Sovyet coğra’ sındaki yeni devletler BDT çatısı altında bir arada olmaya ne denli zorunluysa aralarında zaman zam çatışmaya varan bir o kadar önemli çıkar farklılıkları söz konusuydu. Zaten BDT’nin ilk 20 yılına damgasıh vuran üye devletleri bir araya getirmesi beklenen çıkarlardaki bu farklılık oldu.

 

Bağımsız Devletler Topluluğu’nun Yapısı ve Yönetimi 

 

BDT amaçları;

 

*** Siyasal, ekonomik, ekolojik, insani, kültürel ve diğer alanlarda işbirliği,

 

*** Ortak ekonomik alan, devletlerarasında işbirliği ve bütünleşme çerçevesinde üye devletlerin dengetf ekonomik ve toplumsal kalkınmasını sağlamak,

 

*** Uluslararası hukukça benimsenmiş evrensel ilke ve normlarla AGİK belgeleriyle uyumlu biçimde insan hakları ve özgürlüklerinin sağlanması,

 

*** Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanmasında üye devletler arasında işbirliği,

 

*** Silahlanma ve askerî harcamaların azaltılması, nükleer ve diğer kitle imha silahlarının ortadan kaldı­rılması ve evrensel/kapsamlı bir silahsızlanma için etkin önlemlerin alınması,

 

*** Üye devlet vatandaşlarının iletişim ve dolaşım özgürlüklerinin sağlanması,

 

*** Diğer hukuksal alanlarda karşılıklı hukuki yardım ve işbirliğinin sağlanması,

 

*** Üye devletler arasında anlaşmazlık ve çatışmaların barışçıl yöntemlerle çözümüdür.

  

Topluluğun temel organları şunlardır:

 

Devlet Başkanları Konseyi (DBK),

 

Hükümet Başkanları Konseyi,

 

Dışişleri Bakanları Konseyi (DİBK),

 

Savunma Bakanları Konseyi,

 

Sınır Birlikleri Komutanları Konseyi,

 

Parlamentolararası Asamble,

 

Ekonomi Mahkemesi,

 

Yürütme Komitesi                                                                                        

 

ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

 

*** 15 Haziran 2001 ’de altı üyeli Şangay işbirliği Örgütü (Shanghai Cooperation Organisation: SCO) res­men kurulmuştur.

 

ŞİÖ’nün kurucu ülkeleri RF ve Çin, Örgüt’ün kuruluşundan bir ay sonra Temmuz 2001 ’de iyi Komşuluk, Dostluk ve işbirliği Antlaşması da imzalamıştır.

 

Şangay İşbirliği Örgütünün Amaç ve İlkeleri

 

Ana amaçlar

 

“karşılıklı güveni ve üyeler arası iyi ilişkileri güçlendirmek; siyaset, ticaret, ekonomi, bilim ve teknoloji, kültür, eğitim, eneıji, ulaşım, turizm, çevre koruma vb. alanlarda etkin işbirliğini artırmak; bölge­de barış, güvenlik ve istikrarı sağlamak, korumak ve sürdürmek için ortak çaba göstermek ve yeni demok­ratik, adil ve makul bir siyasi ve ekonomik uluslararası düzen kurmaya yönelmek” olarak ifade edilmiştir.

 

ŞİÖ de BM Genel Kurulu, Avrupa Birliği, ASEAN, Bağımsız Devletler Topluluğu ve İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası platformlarda gözlemci statüsü elde etmiş durumdadır.

 

*** İSLAM İŞBİRLİĞİ ORGUTU

 

  1. İslam Zirvesi’nde alınan karar gereği, Mart 1970’de Cidde’de, 1. İslam Dışişleri Bakanları Konferan­sı toplanmıştır. Bu Konferansla İKÖ Genel Sekreterliği’nin faaliyete geçirilmesi kararlaştırılmıştır. Aralık 1971’de Karaçi’de toplanan 2. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı’nda ise İKÖ Sözleşmesi hazırlanmıştır. Sözleşme, Şubat-Mart 1972’de Cidde’de toplanan 3. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı’nda onaylanarak yürürlüğe girmiştir. İKÖ Sözleşmesi, 1 Şubat 1974’te Birleşmiş Milletler’e tescil ettirilerek uluslararası huku­kun bir parçası hâline gelmiştir. 

 

Bölgesel ve küresel gelişmeler İKÖ’nün daha fazla inisiyatif almasını gerektirse de mevcut örgüt yapısı ve entegrasyon (bütünleşme) şekli, buna imkân tanımamıştır. 28-30 Haziran 2011 tarihlerinde Astana’da toplanan 38. İslam Dışişleri Bakanları Konferansı’nda, İslam Konferansı Örgütü’nün adı İslam İşbirliği Ör­gütü (İİÖ) olarak değiştirilmiştir.

  

Örgütün temel ilkeleri üyelerin ülkelerin eşitliği, üyelerin birbirilerinin içişlerine karışmama, her ulusun kendi geleceğini belirleme hakkının kabul edilmesi, üyeler arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların barışçı yollardan çözümlenmesi, üyelerin birbirilerinin toprak bütünlüğüne ve siyasi bağımsızlığına saygı göster­mesi ve bu konuda kuvvete başvurulmaması şeklinde belirlenmiştir.

 

 

*** İslam Kalkınma Bankası

 

Banka faaliyetlerine resmî olarak Ekim 1975’te başlamıştır. Banka’nın amacı, üye ülkelerin yanı sıra üye olmayan ülkelerdeki Müslüman toplulukların ekonomik ve sosyal açıdan kalkınmalarına katkıda bulun­maktır. 56 üyeli Banka faaliyetlerini sermayeye en fazla katkıyı sağlayan S.Arabistan’nın Cidde şehrinde yürütmektedir. İslam Kalkınma Bankası, Dünya Bankası modelinde örgütlenmiş, gruba bağlı olarak 8 ulus­lar arası kuruluş faaliyet göstermektedir.

Banka’nın amacı, üye ülkelerin ve üye olmayan ülkelerdeki Müslüman toplulukların ekonomik ve sos­yal açıdan gelişme (kalkınmalarına) katkıda bulunmaktır.İslam Kalkınma Bankası’nın (İKB’nin) sermayesi İslam Dinarı (İD) üzerinden kaydedilmekte, bir İslam Dinarı ise bir SDR’ye eşittir.

 

*** ARAP LİGİ

 

Diğer adı Arap Birliği olan kuruluşun temeli, 1944’teki İskenderiye Protokolü ile atılmıştır. Örgüt, 1945’te Kahire’de 6 ülkenin imzaladığı anlaşma ile kurulmuştur. Günümüzde 22 üyesi bulunan Örgütün amacı, üye “Ikeler arasında işbirliğini geliştirmek, üyelerin politikalarını koordine etmek, üye ülkelerin bağımsızlık ve sgemenliklerini korumaktır. Arap Birliği’nin amacı, üye ülkeler arasında yakın bir işbirliği gerçekleştirmek, u doğrultuda siyasi (politik) faaliyetleri koordine etmek, üye ülkelerin bağımsızlık ve egemenliklerini koru- aktır. Barış ve güvenliğin sağlanmasında uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmak, ekonomik ve sosyal ilişkileri düzenlemek, Arap Birliği’nin temel ilkeleri arasındadır.

 

 

HÜKÜMET DIŞI ÖRGÜTLER

 

BM’ye göre devletlerarası anlaşmalarla kurulmamış, bütün uluslararası örgütler “hükümet dışı örgüt” olarak kabul edilir. Hükümet dışı örgütleri tanımlamak için en sık başvurulan ölçütler arasında, “kâr amacı gütmeme/gönüllülük” ve “uluslararası (toplumsal) yarar gütme” bulunmaktadır.

 

Kâr amacı gütmeme/gönüllülük ölçütüne göre, bir oluşumun hükümet dışı örgüt olabilmesi için özel/ ticari şirketlerden farklı olarak faaliyetlerini herhangi bir maddi beklenti olmadan yürütmesi gerekmektedir.

 

Uluslararası (toplumsal) yarar gütme ölçütü: Tüm “uluslararası toplum”un ve özellikle de geleneksel olarak devletler arası ilişkiler alanının birçok açıdan dışarıda bıraktığı toplumlar arası ve ötesi örgütlenme­leri ve insanların genel yararını gütme şeklinde tanımlanabilir.

Hükümet dışı örgütlerin temel faaliyet alanları arasında sayılabilecek çevre, insan hakları, kültürel de­ğerlerin korunması gibi konuların küresel nitelikte olması bu örgütlerin de küreselleşmesi sonucunu doğur­muştur.

 

 

ULUSLARARASI AF ÖRGÜTÜ

 

Uluslararası Af Örgütü, insan haklarına saygı gösterilmesi ve bu hakların korunması konusunda çalışan insanların oluşturduğu uluslar arası alanda tanınan küresel bir harekettir. Vizyonu, her insanın insan Hak­ları Evrensel Beyannamesi tarafından kabul edilen insan haklarına ve diğer tüm uluslararası insan haklan standartlarına erişebilmesini sağlamaktır. Dikenli telle çevrilmiş bir mum şeklinde bir amblem benimseyen UAÖ misyonunu şöyledir:

 

 

*** Kadınların, çocukların, azınlıkların ve yerel halkların hakları,

*** işkenceye son verme,

*** İdam cezasının kaldırılması,

*** Şkir mahkûmlarının, sığınmacıların ve göçmenlerin sorunları ve hakları,

*** Siyasi suçluların hakları,

*** İnsan onurunun korunması.

 

Uluslararası Af Örgütü “karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak” anlayışından esinlenerek ve fakat mevcut sorunlara, engellere ve mahkûmiyetlere de dikkat çekerek dikenli telle çevrilmiş bir mum şeklinde bir amblem benimsemiştir.

 

UAÖ’nün kendisini benzer birçok hükümet dışı örgütten de ayıran en önemli çalışma ilkesi, “ülke kuralfdır (Work on Own Country Rule – WOOC). Bu kurala göre, örgüt temsilcilikleri bulundukları ülkede hak ihlaline uğrayanlarla ilgili raporlama yapamamaktadır. İnsan hakları mücadelesinin “millî” değil “ulus­lararası” bir sorumluluk olduğundan hareketle getirilen ve idam cezası ve göçmenlerin durumu konusunda istisnası olan bu kuralın iki temel amacı olduğu söylenmektedir: Yürütülen faaliyetlerin tarafsızlığını teminat altına almak ya da bu manada örgüt içine ve/veya dışına teminat vermek ve üyelerle gönüllü-profesyonel tüm çalışanların herhangi bir baskı olmadan çalışmasını garanti altına almak.

 

 

 

 

İNSAN HAKLARI İZLEME ÖRGÜTÜ

 

Helsinki Nihai Senedi’nin 1975’te yayınlanmasını takiben özellikle Doğu Bloku devletlerindeki insan hakları ihlallerini gündeme getirmek, bu devletlerin Helsinki’de uzlaşılan ilke ve kurallara ne ölçüde uydu­ğunu izlemek ve bu çerçevede onlar üzerinde siyasi baskı oluşturmak amacıyla 1978’de kurulan Helsin­ki Watch, örgütün ilk nüvesini oluşturmaktadır. Bölgelerindeki insan hakları uygulamalarını izlemek için 1981’de kurulan Americas Watch, 1985’te kurulan Asia Watch, 1988’de kurulan Africa Watch ve 1989’da kurulan Middle East VVatch, örgütün temel bileşenlerini oluşturmaktadır.

 

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM