AÖF Türkiye Ekonomisi tüm ünite özetleri

aof-ders-notlari

TÜRKİYE EKONOMİSİ 1.ÜNİTE KISA NOTLAR

 

Türkiye dünyanın 34’ncü büyük ülkesidir

Türkiye 35 derece – 42 derece kuzey paralelleri (enlemleri) ile  25 derece – 44 derece doğu meridyenleri (boylamları) arasında yer alır.

Türkiye Yarı kurak bir iklim özelliğine sahiptir.

 

Türkiye dünya toplamında maden üretiminde 28’inci ,

üretilen maden çeşitliliği açısından da 10’uncusırada yer almaktadır

Türkiye dünya linyit rezervlerinin yaklaşık % 1,6 sına sahiptir.(Türkiyedeki linyit rezervlerinin yaklaşık % 46 sı Afşin-Elbistanda bulunmaktadır.)

Dünya bor rezervinin % 72 si (3 milyar ton ), doğal taş rezervinin % 40 ı ülkemizde bulunmaktadır. 2010 yılında 629 milyon dolar ihracat geliri sağlanmıştır.

Ülkemizde kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı 1.519 m küp civarında olup su azlığı yaşayan bir ülke konumundadır

Yurt içinden denize dökülen en uzun nehir Kızılırmak tır.

Karadenize dökülen akarsular : Sakarya, filyos,Kızılırmak,Yeşilırmak,Çoruh

Akdenize dökülen akarsular: asi,Ceyhan,Tarsus,dalaman,

Ege denizine dökülen akarsular: b.menderes, küçük menderes, Gediz,Meriç

Marmaraya dökülen akarsular;sususrluk çayı, Simav çayı,biga çayı ve gönen

Osmanlı döneminde ilk nüfus sayımı 2.Mahmut döneminde 1830-1831 de yapılmıştır. (sayımın amacı devletin asker potansiyelini ve vergi kaynaklarını tespit etmektedir. Bir diğer amaç, ülkede yaşayan Müslüman ve Müslüman olmayan nüfusu ortaya çıkarmaktır).

Osmanlıda modern anlamda ilk nüfus sayımı 1882-1890 döneminde yapılmıştır.Bu sayımla ülkedeki kadın nüfusu da tespit edilmiştir.

Osmanlıda son nüfus sayımı1903-1907 de yapılmıştır.(20,8 milyon kişi)

Türkiye Cumhuriyetinde ilk sayım 1927 de yapılmıştır.(13,7 milyon)

1990 yılından sonra nüfus sayımları 10 yılda bir yapılmıştır.

25 Nisan 2006 da çıkarılan ADNKS (Adrese dayalı nüfus kayıt sistemi) geçildi

Nüfus artışı 2.dünya savaşından sonra hızlanmıştır. Hızlanmasında teşvikler etkili olmuştur. En az 5 çocuk yapandan yol vergisi alınmaması gibi

1927 nüfus sayımına göre nüfusun % 10,6 sı okuryazar olmasına karşı 1928 de yapılan harf devrimi ile % 10’luk kısım yeni sisteme göre okur yazar olmayan nüfusa dahil edilmiş ve 1928 de okur yazar oranı % sıfır olmuştur.

2011 verilerine göre ülkemizde 17 milyon kişi okula gitmemiş veya zorunlu eğitimini tamamlayamamıştır.

Türkiye İnsani Gelişme raporunda 187 ülke arasında 92.sıradadır.

İnsani Gelişmişlik Raporunun diğer bir adı Beşeri Kalkınma Raporudur.

2011 yılı İnsani Gelişme Raporunda Türkiye İGE değeri 0,699 dur.

 

2011 yılı İnsani Gelişme Raporunda ilk 5 deki ülkeler: Norveç , Avusturalya, Hollanda, ABD, Yeni Zellanda

 

Aktif Nüfus : ülke nüfusunun üretici konumunda olan kesimi ,  15-64 yaş arası bireylerden oluşmaktadır. Hastalar, yaşlılar, sakatlar, askerler ve mahkumların yanı sıra üniversite yurtları ve yetiştirme yurtlarında kalanlar, üretim sürecine katılma imkanı olmadıklar için aktif nüfus içinde yer almazlar.

İşgücüne Katılma Oranı : Nüfusun işgücü olan kısmının kurumsal olmaya çalışma çağındaki nüfusa ( 15 ve üstü yaş grubuna) oranıdır.

Sosyal Güvenlik kavramı ilk olarak 1935 te ABD’ de görülmüştür.

TC nde modern anlamda sosyal güvenlik sistemi II.Dünya savaşı’ndan sonra oluşturulmuştur. Savaştan sonra sosyal sigorta kolları ile ilgili ilk kanun, 4772 sayılı iş kazaları, meslek hastalıkları ve analık sigortaları kanunudur(1945) . 4772 sayılı kanuna paralel olarak 4792 sayılı İşçi Sigortaları Kurumu Kanunu (1945) çıkarılmıştır

8 Haziran 1949 ‘da kabul edilen ve 1 ocak 1950’de yürürlüğe Emekli Sandığı kurulmuştur.

Mayıs 2006’da SSK , emekli sandığı ve bağ-kur tek çatı altında toplanarak Sosyal Güvenlik Kurumu  (SGK) oluşturmuştur.

Genel Sağlık Sigortası 31 Mayıs 2006 tarihinde  kabul edildi (5510 sy sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile 1 Ekim 2008 de yürürlüğe girdi

Bu kanun ile Bağkur, SSK, Emekli sandığıSGK’nın çatısı altında toplanmıştır.

Mart 2012 itibariyle nüfüsun % 86 sı sigortalıdır.

2011verilerine göre nüfusun % 12 si yeşil kartlıdır.

1942 de hazırlanan Beverdge Raporu yoksulluğu ‘ çağdaş toplumun yüz karası’ olarak nitelemekte.

Türkiyede 1923-1950 döneminde ülke çapında kalkınmaya ağırlık verilmiştir.

Bölgesel kalkınmada Devlet Planlama Teşkilatına önemli görevler verilmiştir.

Türkiyedeki en önemli bölge planı GÜNEYDOĞU ANADOLU PROJESİDİR. (GAP)

GAP dışındaki bölge planları : Bartın-Karabük (ZBK),Doğu Karadeniz Projesi (DOKAP), Doğu Anadolu Projesi (DAP), Yeşilırmak havzası projesi (YHGP)

Hızlı ekonomik büyüme (geniş anlamda kalkınma) için ülkeni daha fazla yatırım dolayısıyla tasarrufa ihtiyacı vardır.

Türkiyede ekonomik büyümeyi hızlandırabilmek için gerekli olan yatırımların arttırılmasında en önemli sıkıntı tasarrufların (yurt içi) arttırılamamasıdır.

Türkiye ekonomisi  Şubat 2011 krizinden sonra 2002-2011 döneminde ortalama % 6,5 oranına büyümüştür.

2011 verilerine göre Türkiye nüfus bakımından dünyanın en kalabalık 19. Ülkesidir

Kişi başına düşen su miktarı 2.0 m3 den az ise SU AZDIR.

2011 yılında Türkiye G-20 ülkeleri arasında en hızlı büyüyen üçüncü ülkedir

İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırılması’nda bölgeler 3 e ayrılır

Sosyal Güvenlik” kavramı ilk olarak 1935’te Amerika Sosyal Güvenlik Kanununda yer almıştır.

Doğal, beşeri ve ekonomik özellikleriyle diğer yerlerden ayrılan ve kendi içinde nispeten benzerlik gösteren alanlara COĞRAFİ BÖLGE denir.

Halkın hastalık, işsizlik, yaşlılık, ölüm sebebiyle geçici veya sürekli olarak kazançtan mahrum kalması durumunda düşeceği fakirliğe karşı tibbi bakımdan dolayı, çocuk sayısının artması ve analık halinde korunmasına yönelik genel tedbirler sistemine Sosyal güvenlik sistemi denir

Ekonomide yatırımlar tasarrufa eşit olmalıdır

Türkiye’nin AB Müktesebatı’na uyum kapsamında birliğin bölgesel politikasının önemli bir unsuru olarak geçtiği bölgesel tanımlama İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırmasıdır

İşçi Sigortalar Kurumu, Sosyal Sigortalar Kurumu’na 1965 de dönüştürülmüştür

Mayıs 2012 itibariyle işsizlik oranı yüzde 8,2 dir

Türkiye Cumhuriyeti’nde modern anlamda sosyal güvenlik sistemi 2.dünya savaşı sonrasında oluşturulmuştur.

Yüzölçümü büyüklüğüne göre yapılan sıralamada Türkiye dünyanın 34. büyük ülkesidir

“Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” ifadesi 1961 anayasasında yer alır

Türkiye’nin en güney uç noktası Hatay-Yayladağ-Beysun Köyü

TÜRKİYE EKONOMİSİ 2.ÜNİTE KISA NOTLAR

Makro ekonomik göstergeler

Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) ,

Gayri Safi Milli Hasıla(GSMH)

Kişi başına GSYH’dır.

Bir ülke ekonomisi hakkında fikir veren temel ekonomik gösterge o ülkenin mal ve hizmet üretimini gösteren milli gelir hesaplarıdır

Bu göstergeler, ‘’ülkenin mevcut üretim faktörü stokuyla belirli bir dönemde ne kadar mal ve hizmet üretebilmektedir? Sorusuna cevap vermemizi sağlar.

Dünya Bankası tarafından kişi başı gelir esas alınarak yapılan sınıflandırmada Türkiye üst-orta gelir grubunda yer alan ülkelerden birisidir

 Kayıt dışı ekonomi 3 temel başlıkta incelenmektedir.

-Yasadışı Üretim

-Yeraltı Ekonomisi

-Enformel sektör ve hane halkının kendi nihai kullanımı için gerçekleştirdiği

  Üretim

Türkiyedeki bir Türk firmasının yurt dışında gerçekleştirdiği üretim Türkiyenin GSMH içinde yer alır

GSYH : Üretim – Girdi + Ürünler üzerindeki vergi –sübvansiyon (1)

GSYH : Gayri safi katma değer+ürünler üzerindeki vergi –sübvansiyon(2)

Harcama yönünden GSYH : yerleşik kurumsal birimlerin nihai mal ve hizmet kullanımları ( fiili nihai tüketim ve gayri safi sermaye oluşumu) ve ihracat – ithalat değeri toplamına eşittir.

Gelir yönünden GSYH : toplam ekonomide gelirin yaratılması hesabının kullanımları (çalışanlara yapılan ödemeler, üretim üzerindeki vergiler eksi (-) sübvansiyon, gayri safi işletme artığı ve karma gelir) toplamına eşittir.

Türkiye’nin GSYH’sı yıl ortası nüfusa bölünerek Kişi başına GSYH ulaşılır

Satın Alma Gücü Paritesi (SGP) : belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınması için gereken ulusal para tutarlarının birbirine oranı şeklinde hesaplanmaktadır.

Gerçek kişisel tüketim göstergesi, tüketicilerin göreli refah düzeylerini karşılaştırmakta kullanılan bir göstergedir. Avrupa Birliği için 100 kabul edilen gösterge 2010 yılında Türkiye için 58’ dir.

Büyüme: Genel  olarak  bir  ülkenin  üretim kapasitesinin artışıdır

2012 yılındaki büyüme 2011 yılına göre hesaplanır

G (2012) : GSYH (2012) –GSYH(2011)     X  100

                               GSYH(2011)

Sermaye birikimi, teknolojik gelişme ve istihdam artışı ekonomik büyümenin temel belirleyicileridir.

Büyüme  : pozitif (+) büyümenin nüfus artış hızından fazla olması istenir

Durgunluk : sermayenin yatay seyretmesidir. Büyüme hızı birkaç çeyrek dönem veya birkaç yıl üst üste % 1 ile 3 arası gerçekleşmişse  ekonomi durgundur

Resesyon : sıfır (0) veya negatif (-) büyümedir

Stagflasyon : durgunluk + enflasyon + işsizlik oranlarında yükselme

Kriz : büyüme hızında ani düşüş

1923-1929 yılları arasında yapılan sanayileşme hamleleri

İlki tarıma yönelik 1925 Aşar vergisinin kaldırılması

2.si sanayi sektörüne yönelik 1927 yılında Teşviki Sanayi Kanununun yeniden düzenlenerek yürürlüğe konması

1930-1939 dönemini Türkiyenin ilk sanayileşme dönemidir. (Sanayinin toplam ulusal gelir içindeki payı 1929 yılında % 9,9 iken 1939 yılında % 18,3 e çıkmıştır.)

1934 yılında 1. Beş yıllık sanayi planı uygulamaya konulmuştur. Bu dönemde sanayinin yakaladığı % 11,6 lık büyüme hızı Cumhuriyet tarihinde rekordur.

Tarım sektöründeki büyüme ise bu dönemde % 5,8 dir.

1946-1953 döneminde özel girişim desteklenmiş, yönetim güvenlik ve kamu hizmetlerinden başka ekonominin planlı kalkınması için önlemler alınması ve yabancı sermaye yatırımlarının özendirilmesi söz konusudur. Bu dönemde tarım sektöründe büyüme yaşanmıştır. Tarımın yıllık ortalama büyüme oranı % 14,2, sanayinin %9,8 olmuştur.

1960 yılından sonra başlatılan planlı kalkınma hareketi ile devletin geniş ölçüde denetim önlemleri aldığı müdahaleci bir politika dönemi başlamıştır. Bu dönemde sanayinin lokomotif sektör olduğu saptanmıştır.

Türkiye 24 Ocak 1980 de alınan istikrar kararları ile ithal ikameci sanayileşme stratejisinden vazgeçmiş, dışa açık, ihracata yönelik ve özel sektöre dayalı strateji izlemiştir. Bu politika sonucunda yüksek enflasyona rağmen ekonominin % 5 büyüdüğü gözlenmiştir.

1980-1988 döneminde yıllık ortalama % 4,3 lük ekonomik büyüme sanayi sektöründeki üretim artışına bağlı olarak gelişmiştir.

1989 yılında alınan  Türk Parasının kıymetini koruma hakkında 32 sy karar ile finansal serbestleşme sürecinde önemli bir adım atılmıştır.

1989-2001 döneminde Türkiye istikrarsız bir şekilde ortalama % 3,2 büyüme olmuştur.

2011 yılı itibarıyla Türkiye’de hizmetler sektörünün GSYH payı % 65 dir.

Gelir dağılımı: Bir ekonomide belli bir dönemde yaratılan gelirin kişiler, toplumsal gruplar (kesimler) ve üretim faktörleri arasında bölüşülmesiyle ifade etmektedir

Bir ülkede gelir dağılımının adaletsiz olması, o ülkenin refahını, ekonominin istikrarlı bir şekilde büyümesini önler

Türkiyede gelir dağılımı istatistiklerinin veri kaynağı 2005 yılına kadar eski adıyla Hanehalkı Gelir ve Tüketim Harcamaları Anketi yeni adıyla Hanehalkı Bütçe Araştırmasıdır.

Gini katsayısı sıfıra yaklaştıkça gelir dağılımında eşitliği, 1 e yaklaştıkça gelir dağılımındaki bozulmayı ifade eder.

Lorenz  Eğrisi:  Milli  gelirin  nüfusa  dağılımındaki  eşitsizliği  göstermekte kullanılan  grafiktir

Genel olarak yoksulluk, insanların temel gereksinimlerini karşılayamama durumudur.

dar anlamda yoksulluk Açlıktan ölme ve barınacak yeri olmama durumu

geniş anlamda yoksulluk, gıda giyim ve barınma gibi olanakları yaşamlarını devam ettirmeye yettiği halde toplumun genel düzeyinin gerisinde kalmaktır

Nispi Yoksulluk: bireylerin, toplumun ortalama refah düzeyinin belli bir oranının altında olması durumudur.

Mutlak Yoksulluk: Hane halkı veya bireyin yaşamını sürdürebilecek asgari refah düzeyini yakalayamaması durumudur

1923-1929 döneminde ekonomideki temel sektör tarımdır

Büyümenin yatay seyretmesi durgunluktur

Dünya Bankası mutlak yoksulluk sınırı gelişmekte olan ülkeler için kişi başına günde 4 sud

Dünya Bankası mutlak yoksulluk sınırı az gelişmiş ülkeler için kişi başına günde 1 usd dır

Lorenz eğrisinde yer alan, yaratılan milli gelirin fertler arasında eşit dağılımını gösteren 45°’Iik doğru Mutlak eşitlik doğrusudur

Durgunluk, enflasyon ve işsizlik oranlarında yükselme stagflasyondur

2009 yılı rakamları ile 6 yaşından küçük çocuklarda yoksulluk riski % 24,04 dür

Bir ekonomide belli bir dönemde yaratılan gelirin kişiler, toplumsal gruplar ve üretim faktörleri arasında bölüşülmesine gelir dağılımı denir

Milli gelirin nüfusa dağılımındaki eşitsizliği göstermekte kullanılan grafik LORENZ EĞRİSİDİR

Ulusal gelir istatistikleri Üretim, harcama, gelir ile tespit edilir

Belirli bir dönemde üretilen tüm mal ve hizmetlerin piyasa değerinin toplamı milli gelirdir

1930-1939 döneminde ortalama büyüme hızı % 6 dır

Türkiye’de I. Beş Yıllık Sanayi Planı’nın 1934 de uygulanmıştır.

1923-2011 periyodunda Türkiye ekonomisinin büyüme hızının en yüksek olduğu dönem 1946-1953 dür

Fonksiyonel gelir dağılımına göre 2011 yılında gelirden en çok pay alan kesim Maaş ve ücretlerdir

TÜRKİYE EKONOMİSİ 3.ÜNİTE KISA NOTLAR

Tam Kamusal Mal: Bireylerden herhangi birisinin tüketimi nedeniyle, diğerlerinin aynı malı tüketme olanağında herhangi bir azalışın olmadığı, birlikte ve eşit biçimde tüketilen mal ve hizmetlerdir.

Yarı Kamusal Mal: Tüketimleri sonucu topluma yoğun dışsal faydalar sağlarken, kişilere de ayrıca özel fayda sağlayan mal ve hizmetlerdir.

Dar anlamda kamu gelirleri; vergi gelirleri, vergi dışı normal gelirler, özel gelirler ve fon gelirleri, diğer gelirler ve katma bütçe gelirleri olarak sınıflandırılmaktadır.

Geniş anlamda kamu gelirleri ise devlet, il özel idareleri, belediyeler ve sosyal güvenlik kuruluşlarının gelirlerinden oluşur.

 

Kamu açığı: Toplam kamu harcamalarının toplam kamu gelirlerini aşan kısmıdır

AB üyesi ülkeler İngiltere ve Yunanistanda kamu harcamalarının GSYH içindeki payı oldukça yüksektir.

Kriz yılı olan 2001 de kamu harcamaları ile gelir arasındaki fark en yüksek seviyeye ulaşmıştır.

idari (kurumsal) sınıflama ekonomik analizlere uygun bir sınıflama değildir. Bu sınıflama harcamayı yapan yönetim birimlerini esas almaktadır.

fonksiyonel (işlevsel) sınıflama ekonomik kaynakların kullanımını belirlemek açısından daha belirleyicidir. Harcamalarla ulaşılmak istenen hedefler birleştirilmektedir.

İşlevsel sınıflandırma savunma, sağlık, eğitim gibi hizmetler, o hizmetleri hangi kuruluşların yaptığı dikkate alınmaksızın harcamaların hangi amaçları gerçekleştirdiğine bakılır.

Cari harcamalar: Kısa dönemde doğrudan üretim artırıcı etkisi olmayan ve faydası bir dönemle sınırlı olan harcamalardır.

Kamu bütçesinde harcamaların finansmanında kullanılan kamu gelirlerinin en önemlisi vergi geliridir. Bu dar anlamda kamu gelirlerini oluşturur. Geniş anlamda kamu gelirleri ise devlet , il özel idareleri , belediyeler ve sosyal güvenlik kuruluşlarının gelirlerinden oluşur.

Gelir vergileri dolaysız vergilerin en önemli bölümünü oluşturmaktadır

Devletin dolaylı vergilere yönelmesinin en önemli sebepleri bu vergilere karşı tepkinin düşük olması, vergi maliyetinin düşük olmasından kaynaklanmaktadır.

Vergi sisteminin 4 temel ayağı

1-Gelir Vergisi,  2-Kurumlar Vergisi, 3-Katma Değer Vergisi (KDV) ve

4-Özel Tüketim Vergisi (ÖTV)

Kişisel gelir vergisi artan oranlı tarifeye tabi iken,

harcamalar üzerinden alınan vergiler sabit oranlı tarifeye göre alınmaktadır. Kişisel gelir vergisi hem artan oranlı olma hem de gelir üzerinden alınma özellikleri nedeniyle gelire karşı esnek bir vergidir. Kişisel gelir vergisi, gelir adaletini sağlamada daha etkin bir vergidir.

KDV ve ÖTV ise gerek harcamalar üzerinden alınması gerekse sabit oranlı olması nedeniyle esnekliği düşük vergilerdir.

Bireysel Vergi Yükümlülüğü: Bireyin ödediği tüm vergilerin bireyin gelirine oranıdır.

Net Vergi Yükü: (Ödenen tüm vergiler kamu hizmetlerinden sağlanan yarar) /

                                     Gelir.

Toplam Vergi Yükü: Ödenen vergilerin toplum gelirine (milli gelire) oranıdır.

                                     (Ödenen vergiler / milli gelir).

Türkiye’de dolaylı vergilerin dolaysız vergiler aleyhine gelişmesi ekonomik etkinliğin, gelir dağılımından daha öncelikli olduğunu gösterir.

Kamu ihtiyacı olan kaynakları ya borçlanma yada vergi gelirleri yoluyla elde eder. kamunun borçlanmasını vergilerden ayıran en önemli özellik ise borçlanmanın kişinin (veya tüzel kişinin) oluruyla yapılmasıdır

1950-1960 arasında iç borçlanmanın önemli sebebi bütçe açıklarıdır

Borç yönetimi mali istikrarı etkilediği gibi faiz oranlar› vb. parametreler üzerindeki etkisi nedeniyle para politikalarını da etkilemektedir

Borç yönetiminde temel amaç faiz oranları, döviz kurları ve likidite dalgalanmalarını minimum düzeyde etkileyecek borç yüküne sahip olmak ve bunu sürdürebilmektir.

Borç yönetiminin birincil amacı borç yükünün azaltılmasıdır.

2001-2010 döneminde borç yükündeki azalmanın en önemli nedeni faiz harcamalarındaki düşüştür.

Türkiye’de kamu mali yönetimine ilişkin ilk düzenleme 1927 yılında çıkarılan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’dur ve 2006 yılına kadar uygulanmıştır

2006 yılından itibaren bütçeler 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre hazırlanmıştır

Kamuda mali saydamlık : Kamu sektörünün mali görünümü hakkında kamuya açık olma yada kamu kesimi ile halkın arasındaki asimetrik bilginin azaltılmasıdır.

5018 sy kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu ile kamu harcamalarında mali saydamlık ve hesap verme sorumluluğu getirilmiştir.

Özelleşmede ilk şart mülkiyet devrinin gerçekleşmesidir. Yönetim devride özelleştirmenin ikinci koşuludur

2005 yılı en fazla özelleştirme gelirinin sağlandığı yıl olmuştur

Kamu İktisadi Teşebbüsü ( KİT): İDT ile KİK verilen ortak addır.

İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT): Sermayesinin tamamı devlete ait olup ticari esaslara göre mal ve hizmet üreten kamu iktisadi teşebbüsüdür.

Kamu İktisadi Kuruluşu (KİK): Sermayesinin tamamı devlete ait olup, tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve pazarlamak üzere kurulan ve bu nedenle imtiyazlı sayılan kamu iktisadi teşebbüsüdür.

Özelleştirme çalışmaları 1983 seçimleri sonrasında ANAP ‘ın iktidara gelmesi ile başlamıştır.

Özelleştirme ile devletin ekonomideki ticari faaliyetlerinin en aza indirilmesi hedeflenmektedir.

Türkiyede özelleştirme işlemlerini yürüten kuruluş Özelleştirme İdaresi Başkanlığıdır.(ÖİB). Özelleştirme Yüksek Kurulu ise  (ÖYK) özelleştirmenin stratejisini belirlemekte , hangi kuruluşların özelleştirme kapsamına alınacağına karar verir.

1985-2000 döneminde 4,6 milyar dolar

1986-2004 de ise 9,5 milyar dolar özelleştirme geliri elde edilmiştir.

2009 yılında Türkiye’de kamu gelirlerinin GSYH’ye oranı % 21,83 dür

1980 yılında mahalli idarelerin gelirlerinin oranı %1 civarında iken 2010 yılında yüzde 3,55 dir

Kısa dönemde doğrudan üretimi artırıcı etkisi olmayan ve faydası bir dönemle sınırlı olan harcamalara cari harcamalar denir

2001-2010 döneminde borç yükündeki azalmada birincil etken faiz harcamalarındaki düşüştür

Türkiye’de kamu borçlanmasından sorumlu kurum Hazine Müsteşarlığıdır

Devletin özel sektörün karar alanını daraltan regülasyonları azaltması veya kaldırması, kamu gücünün özel sektöre ve sermayeye devredilmesi yönünde yapmış olduğu yasal düzenlemeler DEREGÜLASYON dur

Borç yönetiminde temel amaç faiz oranları, döviz kurları ve likidite dalgalanmalarını minimum düzeyde tutmaktır

5018 sayılı Kanun’da I sayılı cetvelde Genel bütçe ,

III sayılı cetvelde Düzenleyici denetleyici kurum bütçeleri yer alır

Ekonomide etkinlik açısından Harcamalar üzerinden alınan vergiler avantajlıdır

Vergilemede temel vergi prensipleri adalet ve eşitliktir.

1962 yılından sonra Türkiye’de zorunlu borçlanmaya örnek tasarruf bonolarıdır

Ödenen vergilerin toplum gelirine oranı toplam vergi yüküdür

Devletin ekonomik faaliyetlerinin azaltılması amacıyla kamu sektörünün denetimi altındaki kuruluşlarının özel sektöre devredilmesi Geniş anlamda özeleştirmedir

Türkiye ekonomisinde yaşanan krizlerle birlikte iç borçlanmada vade kısalmıştır.

Belediyelere Emlak vergisi toplama yetkisi 1980 sonrasında verilmiştir.

İkinci Dünya Savaşı döneminde ilk defa bütçe açıklarının finansmanı için borçlanmaya gidilmiştir

TÜRKİYE EKONOMİSİ 4.ÜNİTE KISA NOTLAR

Tarımsal faaliyet, ana yapı olarak bitkisel ve hayvansal üretimle balıkçılık faaliyetlerinden ibarettir.

İktisat literatüründe 3 temel sektör vardır

1-tarım birincil

2-sanayi ikincil

3-hizmetler ise üçüncül sektör olarak tanımlanır

Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde tarım öncelikli sektör konumundadır

İktisadi gelişme sürecinde tarım sektörünün önemine ilk kez sistematik olarak değinen iktisat ekolü fizyokrasidir kurucusu Quesnay dır Quesnay’e göre , bir ekonomide tarım sektörü gelişmeden diğer üretim unsurlarının gelişmesi mümkün değildir.

Fizyokrasiye göre malın malla değişimi söz konusudur, kıymetli madenler ve ticaret iktisadi gelişme için önemli değildir

Dar anlamda tarım, ekim, dikim, bakım ve yetiştirme yoluyla bitki ve bitkisel ürünler , hayvan ve hayvansal ürünler üretilmesi veya bunların üreticileri tarafından işlenip değerlendirilmesi faaliyetlerini kapsar.

 

Geniş anlamda tarım ise bitkisel ve hayvansal ürün üretiminin yanı sıra, bu ürünlerin yetiştiricileri tarafından işlenmesini ormancılık ve balıkçılık faaliyetlerini, tarımsal ürünlerin taşınmasını ve saklanmasını, üreticiler tarafından satılmasını ve tarım alet   ve makinelerinin üretim faaliyetlerinde bir bedel karşılığında kullandırılmasını kapsar.

Tarım Sektörünün İşlevleri: 

  • İnsanların besin gereksinimlerini karşılamak:
  • Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanmasına yardımcı olmak:
  • Sanayi sektörüne hammadde sağlamak:.
  • Tarım dışı sektörlere istihdam sağlamak:.
  • Tarım dışı sektörlerde üretilen mal ve hizmetlere talep yaratmak:
  • Çevre sağlığı ve toplumun ruhsal dengesini korumak

 

 

 

 

 Tarım Sektörünün Genel Özellikleri:

  • Tarımsal üretim iklim şartlarına bağlıdır:
  • Tarımsal üretim mevsimlerin ritmine bağlıdır:
  • Tarım kesiminde üretim tekniklerini geliştirebilme imkânları sınırlıdır:
  • Tarımsal mallar talebinin gelir esnekliği düşüktür:
  • Tarım sektöründe üretim alanları dağınıktır:
  • Tarımsal işletmelerin içerisinde bulundukları piyasa koşulları farklılık arz eder:
  • Tarım sektöründe “azalan verimler kanunu” geçerlidir:
  • Tarımsal ürün fiyatları istikrarsızdır:

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) : tahıl ürünleri piyasasında alıcı pozisyonunda

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM ): tohumculuk ve damızlık sektörlerine kaliteli girdi temini için

Et Balık Kurumu (EBK) : canlı hayvan ve et piyasasında üretici ve düzenleyici olarak

Çaykur: üretici ve yönlendirici

Tarımsal üretim bitkisel ve hayvansal sektör olarak 2 alt sektörden oluşur.

Bitkisel Üretim içerisinde, tahıllar, baklagiller, tohumlar, tekstil, hammaddeleri, sebzeler, meyveler ve içecek bitkileri yer alır

Hayvansal üretim canlı hayvanlar, süt , et, yumurta, bal ve deri ürünleri kapsar.

Ekilen toplam tarım arazilerinin her yıl yaklaşık dörtte biri nadasa bırakılır.

Türkiye’de tarım arazileriyle ilgili en önemli sorun, çoğunlukla arazilerin oldukça küçük birimlerden oluşması ve aşırı parçalılık durumudur

Türk tarım sektörünün en büyük sorunlarından biri tarım işletmelerinin küçük geleneksel aile işletmeleri şeklinde olmasıdır.

Türkiye’de toplam tarımsal üretim değerinin %48 i bitkisel üretime, kalan %52’si ise hayvansal üretime aittir.

Bitkisel üretim faaliyeti de temel alt üretim alanları itibarıyla 3 grupta toplanabilir.

1-Tahıllar ve diğer bitkisel ürünler  2-Sebzeler  3-*Meyveler, içecek ve baharat bitkileri.

Türkiyede  en fazla ekili alanı bulunan bitkisel ürünler: buğday,mısır, arpa, çavdar, çeltik

Üretim açısından en büyük pay : tahıllar, kuru baklagil, patates, yenilebilir kök ve yumrular ve yağlı tohumlar dışında kalan diğer bitkisel ürünler ve tahıllardır

Patates ağırlıklı olarak Nevşehir ve Niğdede üretilmektedir.

Yağlı tohumlar olarak bilinen ayçiçeği, soya, yer fıstığı,pamuk tohumu (çiğit) ve haşhaş üretimi toplamda 3 milyon tondur

Türkiye dünya şekerpancarı üretiminde % 7,5 ile 5.ülke konumundadır.

Türkiyede yıllık toplam tütün üretimi 53 bin tondur.

Tütün Yasası 2001 yılında çıkarılmıştır. Tütün üretimindeki gerilemenin sebebi bu yasadır.

Türkiyede 2010 itibariyle sebze üretimine uygun 8 milyon dekarlık tarım alanı vardır. (Bu alanda 26 milyon ton sebze üretimi yapılmaktadır.)

Ülkemizde en fazla üretilen sebzeler domates, karpuz, biber, soğan, hıyar, kavun, patlıcan, lahana, fasülye, maruldur

Tarımsal ihracatın en fazla yapıldığı ülke IRAK tır

Mercimekte dünyanın en büyük ikinci üreticisi TÜRKİYE dir

Türkiye’nin dünya üretiminde üçüncü sırada yer aldığı ürünler NOHUT ve KURU FASÜLYE dir

Türkiye’de toplam tarımsal üretim değerinin  52 si hayvansal üretime aittir

Tarımsal malların talebinin gelir esnekliği düşüktür

Denizlere göre üretilen ürünlere bakıldığında, en fazla üretim HAMSİ dir

Türkiye mandalina ve ceviz üretiminde dünyada 4.sıradadır

Türkiye Antep fıstığı, kestane ve elma üretiminde dünyada 3.sıradadır

 

 

 

 

 

Türkiye’de hem koyun etinin hem de keçi etinin üretiminin oldukça istikrarsız olmasının nedenleri

-Türkiye’de koyun ve keçi üretiminin genellikle modern işletmecilik usullerine

 uygun yapılmaması

-Mera arazilerin giderek azalması ve kalitenin zayıflaması; buna karşılık ciddi

 bir ıslah politikasının devreye sokulamamış olması

-Hastalıkların yıldan yıla hayvan sayılarını ve üretimlerini sık sık değiştirmesi

-Tarımsal nüfusun hızla şehre göç etmesinden dolayı, köyde yetiştirici nüfusun

  Azalması

Türk tarım politikasının amaçları

-Tarım sektörünün gelişme hızını, ekonomik gelişmeyi yavaşlatmayacak, ekonomide darboğaz ve enflasyona yol açmayacak seviyede tutmak

-Tarıma dayalı sanayinin, tarımsal hammadde ihtiyacını yurt içi üretimle karşılamak

-Tarımsal işsizliği önlemek ve tarım sektöründen başka sektörlere olan işgücünü denetlemek

-Tarımsal üretim seviyesi ve verimliliği artırmak

dar anlamda tarım kapsamına giren faaliyetler

Arazide ekim

Arazide bakım

Arazide yetiştirme

Arazide dikim

Türk tarım sektörünün temel sorunları

-Haksız rekabet

-Göç ve tarımsal istihdam

-Tarımsal verimin düşüklüğü

-Kayıt dışılık

Türkiye kavun ve karpuz üretiminde dünyada 2.sıradadır

Türkiye zeytin üretiminde dünyada 5.sıradadır

Tarım sektöründe aynı miktar girdi ile daha fazla çıktı alınmak isteniyorsa Sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır

Türkiye’de 2010 yılında sebze üretiminde meyvesi için yetiştirilen sebzeler en fazla üretilmiştir

Türkiye’de toplam tarımsal üretim değerinin  48 i bitkisel üretime aittir

Tarımsal ürün fiyatlarının istikrarsız olmasının temel sebebi Depolama sonucu yaratılan karaborsadır

Türkiyede toplam hayvansal ürünlerin % 55 i canlı hayvan üretimi, % 45 i hayvansal ürünlerden oluşur

Türkiyede üretilen toplam süt miktarının % 92 si inek sütü % 6 koyun% 2 keçi

Gizli işsizlik : Bir ekonomik faaliyette çalışanların sayısı azaldığı halde üretimde belirgin bir düşüş olmuyorsa bu faaliyet kolunda gizli işsizlik söz konusudur.

Tarım sektörüne uygulanan destekler fiyat destekleri ( teşvikler, primler, kota tarife ve vergiler ve ihracat iadeleri ), gelir destekleri ve diğer desteklerdir.(eğitim, araştırma ve geliştirme  (ar-ge) , pazarlama ,dağıtım ve yayım )

Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası (OTP) 3 temel ilke üzerine kurulmuştur

1-Tek tarım Pazar ilkesi

2-Topluluk tercihi ilkesi

3-Ortak mali sorumluluk ilkesi

Tahıllar arasında en yüksek pazarlanabilirlik mısır (%80) ve buğdaya (%70) aittir.

Türkiye’nin dünya birincisi olduğu 6 adet ürün vardır. Bunlar; Fındık, haşhaş, incir, kiraz, vişne ve kayısıdır

Türkiye’nin en fazla deniz ürünü ihracatı yaptığı ülke İtalya, en faz deniz ürünü ithalatı yaptığı ülke ise Norveç’tir

TÜRKİYE EKONOMİSİ

  1. ÜNİTE

*Sınai Faaliyetler: Hammaddelerin taşınabilir ve kullanılabilir ürünlere dönüştürülmesidir.

*Dar anlamda sanayi: Emek ve sermaye girdisiyle hammadde ve yarı mamul maddeleri mamul madde haline getiren üretim faaliyetlerini kapsayan ve imalatçılık anlamında kullanılan sanayidir.

*Geniş anlamda sanayi: Müteşebbislerin kurduğu, mal ve hizmet üreten ve gelir getiren faktörlerin bileşimidir.

*Türkiye’de Sanayi sektörü: Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından Madencilik, İmalat sanayi ve Enerji olarak sınıflandırılmıştır.

*İmalat sanayi; Tüketim malları, Ara mallar ve Yatırım malları olarak sınıflandırılmıştır. İmalat sanayisinde aynı malı üreten işletmeler kümesine “sanayi dalı” denir.

*Enerji; Elektrik, Gaz ve Su olarak sınıflandırılmıştır.

*Sanayileşme ve gelişmişlik aynı anlamda kullanılır, yani gelişmiş ekonomi sanayileşmiş ekonomi demektir.

*2010 yılı itibariyle IMF verilerine göre sanayileşmiş 35 ülke dünya nominal gelirinin %65,8’ine, satın alma gücü paritesine göre ise nominal dünya gelirinin %52,1’ine sahiptirler. 2010 yılı milli gelirimiz 735 milyar USD.

*Osmanlı Devleti döneminde “tarıma dayalı” bir ekonomik yapı vardır. Çeşitli nedenlerle sanayileşme çabaları başarıya ulaşamadı.

*Osmanlı Devleti 15 – 18’inci yüzyıllar arasında dünyanın gelişmiş ülkelerinden birisiydi.

*Osmanlı İmparatorluğu; Batı’da öncelikle İngiltere’de başlayan sanayileşme devrimi (buharın makineye uygulanması) ile hızla gerilemiş ve sanayileşen ülkelerin gerisinde kalmıştır.

*Osmanlı Devleti; Sanayi Devrimi’nden gereken dersleri çıkaramamış ve kendi geleneksel yerli sanayisi de gerilemiştir.

*Birinci Dünya Savaşı’nın çıktığı yıla (1914) kadar olan milli iktisat dönemi ortak tanımlanmaktadır.

*1908’de ilan edlen 2. Meşrutiyet sonrası “sanayileşme olmadan ülkenin kalkınamayacağını” söyleyen devlet adamlarının sayısı artmış, dönemin Maliye Bakanı Mehmet Cavit Bey bizzat, “Osmanlı topraklarında sermaye birikiminin sınırlı ve dağınık olduğunu” ifade etmiştir.

*Sanayileşmeyi teşvik etmek için İttihat ve Terakki Hükümeti Aralık 1913’te Teşvik-i Snayi Kanunu Muvakkatını çıkarılmıştır.

*Teşvik-i Sanayi Kanunu sayım sonuçları ;

  • Tüketim Malları Üretmekte
  • Ara ve yatırım malları üreten sanayi bulunmamaktadır
  • Sanayi hammaddesi  tarıma dayalıdır.
  • Sanayi Batı Anadolu’da yoğunlaşmıştır
  • Sanayinin %80 gayrimüslümlerindir.

*1915 Osmanlı sanayi sayımında ise sermayedar – işçi oranları şu şekildedir: Türkler %15-%15, Rumlar %50-%60, Ermeniler %20-%18, Yahudiler %95-%10.

*Yabancı sermayenin payının oransal olarak az ve çevirici gücün yetersiz olduğu sanayide teknoloji oldukça geri ve enerji “kol gücüne” dayanıyordu.

*Osmanlı’dan devralınan az sayıda sanayi kuruluşunun,yüksek düzeydeki rekabetten korunması ve sanayi sektörünün gelişebilmesi için, 1923 İzmir’de yapılan Türkiye İktisat Kongresi’ne katılan sanayiciler:

  • Gümrük tarifeleri arttırılarak sanayinin dış rekabetten korunmasını
  • Teşvik-i Sanayi Kanunu’nun yeniden düzenlenerek yürürlüğe konulmasını
  • Sanayi bankasının kurulmasını
  • Makine araç ve gereç ithaline vergi bağışıklığı sağlanmasınıda talep etmişlerdir.

*Mustafa Kemal Atatürk’ün İzmir’de 17 Şubat 1923’te toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nde “İktisadiyatımıza önem vermek zorundayız” derken kastettiği “sanayileşme” idi. Yani sanayileşme olmadan ekonomik gelişme başarılamazdı.

*9 Nisan 1924 tarihinde çıkarılan bir yasa ile ihracata dönük sanayilerin kullandıkları ithal hammaddeleri gümrük vergisinden muaf tutuldu.

*1924 yılında Türkiye İş Bankası, 1925 yılında Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur.

*Gümrük korumacılığı ancak 1929 yılında başlatılabilmiş olup bunun nedeni, Lozan Barış Anlaşması’nın gümrük tarifelerini 24 Ağustos 1928’e kadar, 1 Eylül 1916 tarihindeki seviyede tutma yükümlülüğüdür.

*Hükümet Ekim 1929’da spesifik tarifeler uygulayarak etkili bir koruma başlatmıştır.

*Bu dönemde iç vergilerden muaf tutularak, prim, ucuz kredi ve ithal malları üzerine tüketim vergisi gibi yollarla yerli sanayicilerin üretimi korunmuştur.

*Cumhuriyet’in ilk yıllarında izlenen temel ekonomi politikası; İlke olarak özel girişim eliyle serbest piyasa şartlarında sanayileşmeyi esas almaktadır. Bu amaçla yapılan uygulamalardan birisi de 5 Nisan 1925 tarihinde çıkarılan bir yasa ile “şeker sanayisine” yatırım yapacak girişimcilere ayrıcalıklar sağlanmasıdır.

*17 Şubat 1925 tarihinde tarımda Aşar Vergisi Birinci İktisat Kongresi’nin önerileri doğrultusunda kaldırıldı (1924 yılında devlet gelirlerinin % 25’ i aşar vergisinden sağlanmaktaydı).

*Hükümet, 1927 yılında eski 1913 tarihli yasayı gözden geçirip genişleterek 15 yıl için Teşvik-i Sanayi Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koymuştur.

*1927 yılında, Türkiye Cumhuriyeti’nde ilk defa sanayi sayımı yapılmıştır. Sayım, 1913-1915 Osmanlı sanayi sayımlarından farklı olarak tüm ülkeyi kapsamıştır. 1927 sanayi sayımında, Türkiye’de 65.245 işyeri belirlenmiş olup, 100 kişiden fazla işçi çalıştıran işyeri sayısı sadece 155’tir. Sayıma göre üretilen değerin % 65’i tarım ve sanayi sektöründen kaynaklanmaktadır

*Sınai üretimin %44’ü gıda ve %29’u dokuma ve giyim sanayisinde gerçekleşirken, ithalatın %90’ı sanayi ürünlerinden oluşmaktadır. Bunun %70’i tüketim, %30’da ara ve yatırım mallarıdır.

*Osmanlıda ilk enerji üretim birimi; Adana’da (1902) kuruldu. Daha sonra 2. İstanbul’da (1913).

*Sanayileşmeyi hızlandırmak için zorunlu bir alternatif olarak doğan ve devlet öncülüğünde planlı sanayileşmeyi hedef alan devletçilik politikası, Başbakan İsmet İnönü tarafından 30 Ağustos 1930 tarihinde Kayseri – Sivas demiryolunu işletmeye açılırken “mutedil devletçilik” olarak ifade etmiştir.

*10–18 Mayıs 1931 tarihlerinde toplanan CHP 3. Kurultayı’nda kabul edilmiş olan devletçilik ilkesi, 1935’te CHP’nin programına girmiş, daha sonra da 5 Şubat 1937’de Anayasa’ya konmuştur.

*Devletçilik, ülkenin o günkü ihtiyaçlarından doğan ve ülkenin hızla sanayileşmesi için izlenen bir politika olmuştur.

*1930’lu yıllarda merkezi planlı bir ekonomiye sahip plan Sovyetler Birliği’nin, 1929 Ekonomik Krizi’ni Batılı ülkelerden daha rahat atlatması ve Başkan Roosevelt’in 1932 yılında çıkardığı Tennessee Vadisi Kurumu’nun kurulmasına ilişkin yasa ile gelişmiş kapitalist ülkelerde ilk defa bölge planlaması uygulamasını başlatması o dönemin önemli dış gelişmeleridir.

*Dünya kapitalist sistemi içinde ilk defa uygulanan Türk Sanayi Planları, Sovyetler Birliği’nde uygulanan merkezi planlardan farklıdır.

*1932 yılında İnhisarlar Umum Müdürlüğü isimli devlet tekeli kuruluncaya kadar Türkiye’de tütün, ispirtolu içkiler, tuz, barut ve patlayıcı maddelere ilişkin tekeller ayrı kuruluşlarca yürütülmüştür.

  • Tütün, ispirto ve ispirtolu içkiler ile tuz 1932’de
  • Barut ve patlayıcı maddeler 1934’de
  • Bira 1939’da
  • Çay ve kahve 1942’de
  • Kibrit 1946’de devlet tekeli altına alınmıştır.

*Yerli sanayinin ülke ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalması ve izlenen teşvik politikalarına rağmen istenilen başarıya ulaşılamaması sonucunda izlenen temel politikalar 1930’lu yılların ortalarından sonra değiştirilmiş ve ithal ikameci ve korumacı politikalara ağırlık verilmeye başlanmıştır.

*1928 yılında, Tarım ve Ticaret Bakanlıkları’nın birleştirilmesiyle İktisat Vekâleti kurulmuştur.

*I.Beş Yıllık Sanayi Planı (1934-1938) : Kamu yatırımlarının tümünü kapsayan bir plandır. Amacı  ithal edilmekte olan tüketim malları üretiminde belli artışlar sağlamaktır. Etibank ve Sümerbank kuruldu.

*2.Beş Yıllık Sanayi Planı (1938-1942) : Tüketim mallarının yanı sıra yatırım mallarına ve ara mallarına yönelik öncelikler belirlenmiştir. 2,Dünya Savaşı’nın başlaması nedeniyle uygulamaya konulamamıştır. Bundan vazgeçilerek yerine İsmet İnönü’nün etkisiyle 5 Nisan 1939 tarihinde İktisadi Savunma Planı uygulanmaya konulmuştur. Ekonomi Bakanı Celal Bayar’dır.

*Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda BBYKP (1963-1967) : Daha çok sosyal içerikli olduğu için kırsal kesimin kalkınmasına yer verilmiştir.

*İkinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda İBYKP (1968-1972) : İlk plana göre sanayileşme daha ön plandadır. İki planında ortak noktası ithal ikameci sanayileşme modelinin benimsenmesidir.

*Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda ÜBYKP (1973-1975) : Ara ve tarım mallarında ithal ikamesini kamu sektörü sağlamış, özel sektör ÜBYKP dayanıklı tüketim malları üretiminde yoğunlaşmıştır.

*Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’nda DBYKP (1975-1980) : Sınaî mal ihracatına önem verilmiş, fakat bu gelişme sanayileşmede strateji değişikliğine yol açmamıştır.

*İlk üç planda sanayi sektörünün GSMH içindeki payı hızla artmıştır. 1963 yılında %17,1 iken, 1977’de, %85’i imalat sanayinde olmak üzere sanayinin payı %24,8’e çıkmıştır.

*1963-1978 döneminde sanayi sektöründe yaratılan gelirin %85’i imalat sanayinde olup bu alt sektörde çalışanlar, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin yaklaşık %90’ı kadardır.

*Planlı döneme (1963 – 1977) ait bazı notlar;

  • 1961 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuştur.
  • 1962 yılından sonra Türkiye’de planlı kalkınma dnemi başlamış ve 15 yıllık dönemi kapsayan bir strateji benimsenmiştir.
  • Üçüncü beş yıllık Kalkınma Planı döneminde 15 yıllık strateji bir tarafa bırakılarak yemi bir uzun denemli gelişme stratejisi belirlenmiş, ÜBYKP, 1973-1995 yılarını kapsayan 22 yıllık yeni kalkınma stratejisinin ilk dilimini oluşturmuştur. Bu stratejide AET ile ekonomik entegrasyonun hedeflenmesi belirleyici olmuştur.

*1980’e kadar izlenen ithal ikameci içe dönük sanayileşme modeli ;

  • Özellikle dönemin son yıllarında dışa bağımlılığı artırmış
  • Ekonomide döviz ihtiyacının yükselmesine yol açmıştır.
  • Türkiye’de ekonomik bunalımın ortaya çıkmasında önemli bir faktör ol­muş
  • 24 Ocak 1980 İstikrar Kararlarının alınmasına yol açmıştır.

*Milli Korunma Kanunu : 18 Ocak 1940 yılında Başbakan Refik Saydam tarafından gıda zorluklarını gidermek üzere çıkarılmış olup hükümete üretim ve dağıtım ile ilgili özel yetkiler vermiştir.

*Varlık Vergisi Kanunu; 12 Kasım 1942 tarihinde Başbakan Şükrü Saraçoğlu tarafından savaş yıllarında stokçuluk ve spekülasyondan çok para kazananlardan vergi almak amacıyla kurulmuştur. 1943 yılında durdurulmuştur.

*Ankara ve İstanbul’da 1942 yılı başında “karne” uygulamasına gidilmiş ve uygulama 1 Eylül 1944 tarihine kadar devam etmiştir.

*2. Dünya Savaşı sonrasında uygulanan Marshall Planı içerisinde yer almak amacıyla Semih Baran Planı, 1947 Beş Yıllık İktisadi Kalkınma Planı ve 1950’de Dünya Bankası Barker Raporu hazırlanmıştır.

*2011 yılında ortalama net elektrik tüketiminin:

  • % 46’sı Sanayide
  • % 24’ü Meskenlerde
  • % 14’ü Ticarethanelerde
  • % 4’ü Resmi kurumlarda
  • % 12’i Diğer kesimlerde tüketilmektedir. Toplam tüketimin %14’ünü kayıplar oluşturmaktadır

*Türkiye’de sanayinin %50’si Marmara, %20’si Ege Bölgesi’nde yoğunlaşmıştır

*En çok patent başvurusu yapan ülkeler ABD, Japonya ve Almanya’dır.

*Türkiye’de 2011 yılında patent başvuru sayısı 541’dir. Dijital iletişim teknolojileri (%7,1), elektrik ekipmanları (%6,9), tıbbi teknolojiler (%6,6) ve bilgisayar teknolojisi (%6,4) ).

*Dünya Ekonomik Forumu’nun hazırlamış olduğu Küresel Rekabet Raporu’nda ;

  • Türkiye 2010 yılında 61’inci sırada (139 ülke arasında)
  • Türkiye 2011 yılında 59’uncu sıraya (142 ülke içinde) yükselmiştir.
  • Rapor’da 1.İsviçre, 2.Singapur, 3.İsveç yer almaktadır.

*Liberal döenmde; Çok partili hayata geçiş 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti kurulmuştur. Adnan Menderes, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Celal Bayar.

*Liberal dönemde; Demokrat Parti 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde toplam oyların %53’ünü alarak tek başına iktidar olmuştur ve antidevletçi program iktidara gelmiştir. Karayolları, su, liman, enerji projelerinin gerçekleştirildiği 1950 yılından sonraki dönem, altyapı yatırımcılığı dönemi olarak da bilinir.

*Liberal dönemde; TCDD, PTT, Denizcilik Bankası ve Dvlet Malzeme Ofisi’nin KİT haline dönüştürüldüğü bu dönemde Et ve Balık Kurumu, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri, SEKA ve T.C. Turizm Bankası kurularak KİT’lerin kapsamı daha da genişletildi.

*Liberal dönemde; 1963’e kadar sanayi sektörünün GSMH içindeki payı %15,2’den %16’ya yükselmiş ve sanayi sektörü 1953 yılında %19,2’lik büyümeyle Cumhuriyet Dönemi rekoru kırmıştır.

*Sınai mal ihracatına önem verilen, ancak bu gelişmenin sanayileşmede stratejik değişikliklere yol açmadığı plan Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planıdır.

*Türkiye Cumhuriyeti’nde 1980 yılına kadar geçen sürede (57 yıl) sanayileşme, ithal ikamesi yönünde olmuştur.

*24 Ocak 1980 Kararları ile “ithal ikameci sanayileşme stratejisi terk edilerek ihracata öncelik veren sanayileşme modeli” benimsenmiştir.

*1980 yılına kadar uygulanan ithal ikameci stratejisinin temel özellikleri;

  • Ölçek ekonomilerinden yararlanmayan küçük ölçekli işletme birimleri
  • Düşük kapasite kullanımı, geri ve eskimiş teknoloji
  • Rekabet eksikliğinden kaynaklanan düşük ve kalitesiz üretim
  • Yerli girdi payını arttırmaya yönelik fakat aynı zamanda uzmanlaşmadan uzaklaşan üretim
  • Pazarlarda tekelleşme
  • Aşırı korumanın verdiği rahatlıktan kaynaklanan etkinlikten uzaklaşma
  • Bütün bunların sonucunda yüksek maliyet ve dış pazarlardan soyutlanma şeklinde sıralanabilir.

*Not: TUİK verilerine göre 2000 – 2011 Sanayi sektörü içinde en önemli alt sektör İmalat sektörü’dür.

*Türkiye Sanayi Stratejisi; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca hazırlanan ve Yüksek Planlama Kurulu’nun 7 Aralık 2010 tarihli kararıyla onaylanmıştır.

*Türkiye Sanayi Stratejisi Belgesi ve Eylem Planı 2011-2014 Amaçları ;

  • Türk sanayisinin rekâbet edilebilirliğinin ve verimliliğinin yükseltmek
  • Dünya ihracatın­dan daha fazla pay almak,
  • Ağırlıklı olarak yüksek katma değerli ve ileri teknolojili ürünleri üretmek,
  • Nitelikli işgücüne sahip ve aynı zamanda çevreye ve topluma duyarlı bir sanayi yapısına dönüşümü hızlandırmayı amaçlamaktadır.

*Dünya Rekabet Yıllığı Raporu’na göre, Türkiye’nin rekabet gücü artarak 2011 yılında 59 ülke arasında 39’uncu sıradadır.

 

  1. ÜNİTE

*Ekonomik gelişme ve kalkınmada en önemli “itici gücün teknik gelişme” olduğunu ve ülkelerin hangi seviyede olduklarının buna göre belirlendiğini ifade eden Colin Grant Clark ve Jean Fourastie, ekonomideki sektörleri “üç sektör” altında sınıflandırmıştır.

  • Birinci sektör “Tarım
  • İkinci sektör “Sanayi
  • Üçüncü sektör “Hizmetler” dir

*BM Hizmetler sektörünü; Hükümet hizmetleri, dinlenme, eğlence ve benzeri hizmetler ile kişisel hizmetleri kapsayacak şekilde tanımlar.

*Hizmetler sektörü; Tarım ve sanayi sektörleri dışında kalan bütün faaliyetleri içerir. 2011 yılında istihdam içindeki payı %55’tir.

*Hizmet ticaretinin gelişmesinde elektronik ticaretin hızlı gelişiminin etkisi olmuştur.

*Hizmetler alt sektörleri içerisinde ulusal gelire katkı açısından en hızlı gelişenTicaret” tir.

*Hizmetler ticaret gelirinin 2010 yılında toplam mal ihracatına oranı %28,2’dir.

*Dünya Ticaret Örgütü (WTO) Hizmet Sektöründe Yer Alan Ekonomik Faaliyetleri ;

  • Ticari hizmetler
  • İletişim hizmetleri
  • İnşaat ve mühendislik hizmetleri
  • Dağıtım hizmetleri
  • Eğitim hizmetleri
  • Çevre hizmetleri
  • Mali (sigorta ve bankacılık) hizmetler
  • Sağlık hizmetleri
  • Turizm ve seyahat hizmetleri
  • Eğlence, kültür ve spor hizmetleri
  • Ulaşım hizmetleri ve bunların dışında kalan diğer hizmetlerdir.

*Ülkemizde ticaret hizmetleri sektörünün temel amaçları ;

  • Rekabetçi ortamda verimlilik artışının sağlanması
  • Faaliyet hacminin büyütülmesi
  • Teknoloji ve yenilikçiliğin özendirilmesi
  • KOBİ’lerin rekabet olanaklarının geliştirilmesidir.

*Ticaret hizmetlerinin GSYH içerisindeki payı 2010 yılında %13,5’tir.

*Not : GSMH en yüksek payı Hizmetler Sektörü almaktadır. 2011 yılında GSYH içerisindeki payı %72,5’tir.

*Yurt içi yük taşımacılığının %90’ı kara yolu ile yapılmaktadır.

*Kara Yolu; Demokrat Parti’nin iktidarda olduğu 1950’li yıllarda karayolları yapımında artış olmuştur. Karayolları Genel Müdürlüğü kuruluşta Bayındırlık Bakanlığına, günümüzde ise Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na bağlanmıştır.

*Demir Yolu; Osmanlı devletinde ilk defa 11 Temmuz 1866 tarihinde İzmir-Aydın hattı yapılmıştır.

  • 25 Mayıs 1924 tarihinde Anadolu – Bağdat Demiryolları Müdüriyeti Umumiyesi kuruldu.
  • 31 Mayıs 1927 tarihinde Devlet Demiryolları ve Limanları İdare-i Umumiyesi kuruldu
  • 29 Temmuz 1953 tarihinde çıkarılan bir yasa ile KİT’e dönüştürülerek TCDD adını aldı.

*Ülke sınırları içerisinde kalan demiryolları 25 Mayıs 1924 tarihinde millileştirilmiştir.

*Türkiye’nin ilk hızlı tren hattı 2010 yılında Ankara – Eskişehir hattıdır. 2011 yılında Ankara – Konya açılmıştır.

*Günümüzde ülkelerarası ticarete konu olan malların deniz yolu ile taşınma oranı %80’dir.

*Kabotaj hakkı: Bir ülkenin karasuları içinde kalan deniz çevresini kullanması hakkıdır.

*20 Mayıs 1933 tarihli yasa ile Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı larak kurulan “Havayolları Devlet İşletme Dairesi” 1935 yılında Bayındırlık Bakanlığı’na, 1938’de ise Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanarak “Devlet Hava Yolları” olmuştur.

*1956 tarihinde yerli ve yabancı toplam 60 milyon Türk Lirası sermayeli “Türk Hava Yolları (THY) A.O.” kurulmuştur.

*Türkiye’de ilk boru hattı Batman – Dörtyol 1966 tarihinde TPAO tarafından işletmeye açılmıştır.

*İnşaat Hizmetleri; Türk Müteahhitleri en fazla Rusya, Libya ve Türkmenistan’da iş almıştır. 2011 yılı itibarıyla inşaat sektörünün GSMH içindeki payı %5,9 olup bunun %90’ı konut üretimidir.

*Türkiye’de Turizm Müdürlüğü 1938 yılında açılmıştır.

*Türkiye; Turizm gelirleri açısından 2011 yılında 10. Sırada, Turist girişleri açısından da 7. Sıradadır.

*2011 yılı itibarıyla Türkiye’nin turizm gelirlerinin GSYH içindeki payı %3’tür.

*Dünyada en çok turist çeken ülkeler; Fransa, İspanya ve İtalya dır.

*Türkiye’ye en çok turist gönderen ülkeler; Almanya, Rusya ve İngiltere dir.

 

  1. ÜNİTE

*25.04.2001 tarih ve 4651 sayılı kanunla TCMB’nin temel görevi, fiyat istikrarını sağlamak ve enflasyonu kontrol altında tutmak şeklinde tanımlanmıştır.

*Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) temel görevleri;

  • Açık piyasa işlemleri yapmak,
  • Hükümetle birlikte Türk Lirası’nın (TL) iç ve dış değerini korumak için gerek­li tedbirleri almak,
  • Bankaların ve Bankaca (TCMB) uygun görülecek diğer mali kurumların yü­kümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve genel disponibilite ile ilgili usul ve esasları belirlemek,
  • Reeskont ve avans işlemleri yapmak,
  • Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek,
  • Türk Lirası’nın hacim ve tedavülünü düzenlemek, ödeme ve menkul kıymet transferi ve mutabakat sistemleri kurmak,
  • Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı; para ve döviz piyasaları ile ilgili düzen­leyici tedbirleri almak,
  • Mali piyasaları izlemek,
  • Bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile katılım bankalarındaki katılma hesaplarının vadelerini belirlemektir.

*Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) temel yetkileri;

  • Türkiye’de banknot ihracı imtiyazı tek elden Banka’ya (TCMB) aittir.
  • TCMB, hükümetle birlikte enflasyon hedefini tespit eder, buna uyumlu ola­rak para politikasını belirler.
  • Banka, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve sorumludur.
  • Banka, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla Kanun’da belirtilen para politika­sı araçlarını kullanmaya, uygun bulacağı diğer para politikası araçlarını da doğrudan belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.
  • TCMB, olağanüstü hâllerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması durumunda, belirleyeceği usul ve esas­lara göre bu Fon’a avans vermeye yetkilidir.
  • Banka, nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini yürütür.
  • TCMB, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara göre bankalar­dan istemeye yetkilidir.
  • Banka, mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum ve kuruluşlardan ge­rekli bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplamaya yetkilidir.

*TCMB’nin hükümetle olan ilişkileri ve bununla ilgili müşavirlik görevleri ise mali ve ekonomik müşavirlik, mali ajanlık ve haznedarlık şeklindedir.

*Mevduat(Ticaret) Bankaları ; Ticaret bankaları hesaptan hesa­ba devir yaparak, kaydi para üretmek suretiyle katkı sağlarlar.

*Katılım Bankaları ; Bu bankalar fon arz edenlere, faiz yerine kar – zarar ortaklığına dayalı bir sözleşme önerirler.

*Kalkınma Bankası ; Gelişmekte olan ülkelerde ser­maye yetersizliği içindeki firmalara veya büyük sanayi firmalarının yapacağı yatı­rımlara kaynak ve teknik yardım sağlayarak ekonomik kalkınmayı hızlandırma amacı güden finansal aracılardır.

*Yatırım Bankası ; Gelişmiş ülkelerde atıl fonlara sahip kurumsal yatırımcılara fonlarını menkul değer alım ve satımı ile değerlendir­melerinde aracılık ve danışmanlık yapan, işletmelere doğrudan kredi vermeyen ancak işletmelerin orta ve uzun vadeli fon gereksinimlerini karşılayan finansal ara­cılardır.

*Ekonomik Krizlerin Türleri ve Sebepleri ;

  • Arz ve talepteki ani dalgalanmalar
  • Sürdürülemeyen büyüme ve belirsizliğin artması
  • Enflasyon ve enflasyonu düşürmeye dönük yanlış politikalar
  • Firma bilançolarının bozulması
  • Finansal serbestleşmeye erken geçiş ve deregülasyon
  • Aşırı borçlanma, faiz oranlarının yükselmesi ve uluslararası sermaye hare­ketleri
  • Kurdaki aşırı oynaklıklar ve yanlış kur politikaları

*Borç krizleri, bir ülkenin kamu veya özel kesime ait dış borçlarıyla kamunun iç borçlarını ödeyememe durumudur..

*Borsa krizleri, menkul kıymet borsalarında görülen aşırı dalgalanmalardır.

*Para krizleri, ulusal paranın değerinde ortaya çıkan büyük çaplı dalgalanma­ları ifade eder.

*Bankacılık krizleri, genellikle “banka paniği” şeklinde bir ya da birkaç ban­ka da ortaya çıkan yoğun fon çekilişleri şeklinde başlayıp kısa sürede diğer banka­lara da sirayet ederek sistemik bir hal alan bunalım durumudur. Bu krizler bazen sektör dışında gelişen ulusal ya da uluslararası makroekonomik istikrarsızlıklardandır.

*İkiz kriz kavramı ise para veya bankacılık krizlerinden birinin ortaya çıkması­nın ardından her iki krizin birlikte yaşandığı durumu ifade etmek için kullanılır.

*Ortodoks istikrar politikaları fiyat istikrarının sağlanmasında sıkı para, sıkı maliye ve sabit kur politikalarını kullanır. Bu politikaların içeriğinde kamu harca­malarının kısılması, reel ücretlerin düşürülmesi, kamu yardımlarının azaltılması, para arzının daraltılması bulunmakta ve bu yolla toplam talebin kontrol altına alın­ması hedeflenmektedir.

*Heterodoks istikrar politikalarında programlarının temelinde ise sıkı para ve maliye politikaları ile sabit kur sistemine ek olarak ücret ve fiyat kontrolleri şek­linde uygulanan gelirler politikası yer alır. Bu şekilde üretim ve istihdam düzeyine zarar vermeden enflasyonla mücadele edilmesi hedeflenir.

*Türkiye de Uygulanana İstikrar Programları ;

  • 4 Ağustos 1958 İstikrar Kararları
  • 10 Ağustos 1970 İstikrar Programı
  • 24 Ocak 1980 Kararları
  • 5 Nisan 1994 Kararları

*Ekonomide nihai ödünç mercii ya da likitidenin son kaynağı “merkez bankaları”dır.

*Bankaların ellerindeki ticari senetleri merkez bankasına iskonto ettirerek temin ettikleri krediye “Reeskont kredisi” denir.

*Merkez bankacılığı ilk kez 1694 yılında İngiltere’de ortaya çıkmıştır.

*T.C. Merkez Bankası Haziran 1930 yılında kurulmuştur. 1 Ocak 1932’de fiilen görevine başlamıştır.

*TCMB 2001 Krizi sonrası “Fiyat istikrarını” sağlamaya odaklanmıştır.

*TCMB 2008 Küresel Krizi’nden sonra “Büyüme ve istihdam” hedef olarak belirlemiştir.

*Türkiye’de ilk devalüasyon 7 Eylül 1946 tarihinde yapılmıştır.

*Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı 14 Nisan 2001’de yürürlüğe konmuştur.

*Osmanlı Bankası 1863 yılında İngiliz ve Fransız sermayesiyle yeniden yapılandırılmış ve Merkez Bankası görevlerini de üstlenmiştir.

*Disponibilite: Mevduat kabul eden bankaların taahhütlerine karşılık olarak nakit veya kolaylıkla nakde çevrilebilir değerler bulundurma zorunluluğudur.

*2011 yılı itibarıyla Türkiye’de faaliyet gösteren 48 banka vardır.

*2008 Krizi’nin nedeni “Özel kesimin aşırı borçlanması”dır.

*Planlı dönem içerisinde ekonomide ilk kez ödemeler dengesi1973” yılında fazla vermiştir.

*1997 yılında Türkiye’yi de ciddi etkileyen kriz Tayland ülkesinde başlamıştır.

*Mali Milat adı verilen bir kereye mahsus paraların kaynağının soruşturulmasına ilişkin düzenlenen paket 1998 yılında yürürlüğe konmuştur.

*2000 Kasım ve 2001 Şubat krizleri sonrası 2001 yılında ekonomik büyüme -9,5 oranında gerçekleşmiştir.

  1. ÜNİTE

*Ödemeler Dengesi : Yıl içerisinde yabancı ülkelerle yapılan bütün ekonomik faaliyetler ödemeler bi­lançosuna (dengesine) kaydedilir.

*Ödemeler Dengesi (Bilançosu) : Belli bir süre içinde bir ekonominin yerleşikleri ile yabancılar oluşan ekonomik akımlara bağlı değerlerin, transfer ödemelerinin ve rezervlerde meydana gelen değişikliklerin sistematik ve muhasebe kayıtlarına uygun olarak tutulduğu istatistiki belgedir. TCMB hazırlar.

*Ödemeler bilançosunda iki temel hesap türü bulunur; Cari işlemler hesabı, Sermaye hesabı’dır.

*Cari İşlemler hesabı; Dönem içerisinde gerçekleşen mal ve hizmet ticareti ödemeler bilançosunda bu hesap kalemine kaydedilir.

*Denkleştirici özelliği olan resmi rezervler hesabı aracılığıy­la ödemeler bilançosunda denge sağlanır. Dalgalı kur sisteminde rezervlere daha az ihtiyaç duyulmaktadır. Türkiye’de ödemeler bilançosu verilerini Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası hazırlamaktadır.

*Dünyada en fazla doğrudan yatırım çeken ülke ABD dir.

*Osmanlı ilk dış borcunu 1854 yılında almıştır.

*Cumhuriyet rejimi ilk dış borçlanmasını demiryollarının ve Haydarpaşa limanı­nın kamulaştırılmasını yapmak amacıyla yapmıştır.

*Efektif kur; Sadece nakit döviz işlemleri için geçerli kurdur.

*Döviz kuru ise; Efektif kurun aksine döviz cinsinden çek, senet, poliçe ve hazine bonosu gibi ödeme araçlarını da kapsamaktadır. Diğer ülke paralarına serbestçe ve kolaylıkla çevrilebilen dövizlere, konvertibl döviz ve yapılan bu işleme konvertibilite denir.

*Bazı ülkeler, ekonomik iliş­kilerinin yoğunluğu, parasının saygınlığı ve istikrarı gibi nedenlerle ulusal paralarını başka bir ülkenin parasına tam anlamıyla bağlayabilmektedir. Bu uygulamaya tam dolarizasyon denmektedir.

*AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

*Türkiye ekonomisinde verilen dış açık esas olarak “Dış ticaret (mal dengesi)” işlemlerinden doğan açıktır.

*Osmanlı dış ticaretinde Türk – İngiliz Ticaret Anlaşması 1838’de imzalanmıştır.

*Türkiye’nin en fazla ihracat yaptığı ülke Almanya’dır.

*Düyun-u Umumiye İdaresi  1881 yılında kurulmuştur.

*Türk Lirası 3 Mart 1990 tarihinde konvertibl para olarak ilan etmiştir.

*Para İkamesi: Ulusal paradan yabancı paraya doğru yönelmeyi ifade eder.

*2011 yılında ithalatımız içerisinde en büyük kalemi “ara mallar” oluşturur. Nedeni ise yerli ürünlerin ithal girdilere bağımlılığıdır.

*Türkiye’nin ithalatında en fazla paya sahip ülke Rusya’dır.

*Çapraz kur: Bir ekonomideki yabancı paraların birbiri cinsinden fiyatına denir.

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM