AÖF Tıbbi sosyal hizmetler ders notu

aof-ders-notlari

1.ünite özet
sağlık alanı, sosyal hizmet mesleğinin en saygın uygulama alanlarından birisidir. mesleğin ortaya çıktığı yirminci yüzyılın başından itibaren sağlık bakım
ortamlarında sosyal hizmet uygulamalarına ilişkin mesleki uzmanlaşma da
başlamıştır
tarihsel süreç
gelişmiş ülkelerde sosyal hizmet uzmanlarının, hastanelerde tedavi ekibinin bir üyesi olarak çalışmaya başlaması yirminci yüzyılın başlarına rastlar. 1900’lerin
başında sağlık hizmetlerinde bir paradigma değişimi de yaşanmıştır. bu
dönemin öncesinde sağlık hizmeti, toplumun refah düzeyi yüksek olan üyeleri
tarafından daha çok yararlanılan özel bir hizmet niteliği taşımıştır
sağlık hizmetinin ev ziyaretleri yoluyla yapılması yerine hastanelere kayması
hekimin görüş alanının daralması olarak adlandırılır
şu hâlde, sosyal hizmet uzmanlarının hastanelerde tıbbi sosyal hizmet uzmanı
olarak çalışmasının temel motivasyonu hasta ve hekim arasındaki bağlantıyı
güçlendirme gereksinimi olmuştur
hastanelerde hekim ve hemşirelerle birlikte çalışmaya başlayan ilk sosyal
hizmet uzmanları, başlangıçta hastaların hastalıkla ilgili sosyal sorunlarını
belirleme rolü üstlenmişlerdir. sosyal hizmet uzmanlarının hastanelerdeki
mesleki etkinlikleri arttıkça rolleri de çeşitlenmiştir
hastanelerde çalışan ilk sosyal hizmet uzmanlarının görevlerini şu şekilde
sıralayabiliriz:
· hasta ve ailesinin tedaviye uyum sağlaması için hastalığın etkileri, hastane
bakımı konularında bilgilendirilmesi
· hastaların hastalıkla bağlantılı olan psikolojik ve sosyal koşullarının
belirlenmesi
· hekimin tedavi planına uymasında hastalara yardımcı olma
·hastane ile toplum ve çeşitli kurumlar arasında bağlantı kurma
yukarıda sıraladığımız görevleri üstelenen sosyal hizmet uzmanları, tıbbi
tedavinin önündeki engelleri ortadan kaldırmak için hastaların hastane çevresi
ile sosyal çevresi arasında oluşan boşluğu köprü işlevi görerek doldurmuşlardır.
aynı zamanda hastaların sağlık durumuna etki eden sosyal, çevresel ve duygusal
sorunları ortadan kaldırma yönünde müdahaleler yapmışlardır. sosyal hizmet
uzmanlarının hastaların tedavi sürecine gözle görülür katkılar sağlayan bilimsel
müdahaleleri, başta amerika birleşik devletleri (abd) olmak üzere batı’da
sosyal hizmet okullarının hızla artması sonucunu doğurmuştur
türkiye’de ise sosyal hizme;t ilk lisans mezunlarını, gelişmiş ülkelerden yarım
yüzyıl sonra 1965’te vermiştir ve 1966 yılından itibaren sosyal hizmet uzmanları
başta çocuk, genç, özürlü ve yaşlı refahı hizmetleri olmak üzere hastanelerde de
istihdam edilmeye başlanmıştır
hastanelerde çalışan ilk sosyal hizmet uzmanlarının mesleki sorumlulukları,
başlangıçta batılı meslektaşları gibi yoksul bireylerin ve ailelerinin sağlık
sorunlarıyla ilgilenmek ve sosyal koşulların hastalıklarla ilişkisi (tüberküloz gibi)
üzerinde çalışmak olmuştur
sosyal hizmet uzmanının hasta hakkında elde ettiği psikolojik ve sosyal veriler,
hekimin hastasını iyileştirme potansiyelini artırır
1950’lere gelindiğinde sağlığın yalnızca bedensel ve zihinsel değil, aynı zamanda
sosyal öğelerden de oluştuğu ve bunlardan birinde yaşanan sorunun diğerlerini
de olumsuz etkileyeceği dünya sağlık örgütü tarafından kabul edilen sağlık
tanımında belirtilmiştir
sağlık, 1946’da dünya sağlık örgütü anayasasında şöyle tanımlanmıştır: “sağlık
sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedensel, ruhsal ve sosyal
yönlerden tam bir iyilik hâlidir
ülkemizde de sağlığın yalnızca bedensel ve zihinsel sorunlar ve hastalıklarla ilgili
olmadığı yetkili kişiler tarafından fark edilmiş ve 1961 yılında 224 sayılı sağlık
hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkında kanun yürürlüğe girmiştir
224 sayılı kanun sağlık hizmetlerinin toplumla bütünleşmesine, tedavi edici ,
koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerinin gelişmesine katkı vermiştir.
sağlık bakım sisteminde sosyal hizmet
geleneksel sağlık hizmeti, hastalığın bedensel olarak tedavi edilmesi ve tıbbi
patolojinin ortadan kaldırılmaya çalışılmasına dayalıdır. sağlık hizmetinin temeli
bu yapıda, hastanelerin ayaktan hasta takibinin ve tedavisinin sağlandığı
poliklinik hizmetleri ile yatarak hasta tedavisinin yapıldığı klinik hizmetlerini
içerir. günümüz sağlık hizmetlerinde ise; kronik hastalıkların sıklığının ve
yaygınlığının artması, tıp teknolojisindeki gelişmeler ve ekonomik sistemdeki
değişimler gibi nedenlerle yeni eğilimler ortaya çıkmıştır. klinikte yatarak
sürdürülen tedavi yerine, toplum tabanlı sağlık bakımı anlayışı yaygınlaşmaya
başlamıştır. artık koruma ve tedavi hizmetleri yalnızca hastanelerle sınırlı
değildir. zira tıp alanındaki gelişmeler, hastaların hastanelerde yatarak
geçirdikleri sürelerin azalması sonucunu doğurmuştur.
hastaneden toplumsal alana doğru genişleyen sağlık hizmeti, sosyal hizmet
mesleğinin sağlık bakım alanındaki sorumluluklarını artırmıştır. hastanın ve
ailesinin; hastalığa, tedaviye ve hastalık sonrası yaşama psikososyal yönden
yeniden uyumunun sağlanması ve sürdürülmesi için sosyal hizmet uzmanlarının
aile ve toplum odaklı müdahalelerine gereksinim duyulmaktadır
sağlık bakımı kurumlarında sosyal hizmet mesleğinin temel görevi, hastalara ve ailelere sosyal hizmet sunmaktır. tıbbi sosyal hizmetin genel amacı ise;
1‐hastanın tıbbi bakım ve tedaviyi kabul etmesi ve bakımın etkili bir şekilde
kullanılmasını kolaylaştırmak,
2‐sağlık sorunları nedeniyle hasta ve ailesinin yaşadığı stresi azaltmak,
3‐hastanın hastalığı ve içinde bulunduğu koşullar nedeniyle ortaya çıkan
sorunlarını çözmektir
tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanları:
· hastanın hastalığı ve tedavisi ile ilgili olabilecek sosyal, ekonomik ve duygusal
faktörleri anlamasında yardımcı olmak
· hastanın ve ailesinin bilişsel ve duygusal baş etme çabalarını desteklemek,
·onlara güven duygusu vermek,
· hastanın ve ailesinin yararına toplum kaynaklarını harekete geçirmek,
· hastane işleyişine mesleki açıdan katkıda bulunmak yoluyla hastanenin daha
iyi hizmet vermesine katkı vermek gibi görevler üstlenebilirler
sağlık bakım sisteminde sosyal hizmet uygulaması ise bir seri aşama sonucunda
gerçekleşir. bu aşamalar;
1‐ başlangıç ( hasta ve sorunlarını belirleme )
2‐ sosyal hizmet planlaması aşaması
3‐ hizmetin verilmesi aşaması
4‐ değerlendirme, sonlandırma ve izleme aşaması
bu aşamalar arasında ayrım, sadece analitik açıdandır. hizmet verilirken izlenen
süreçte böyle bir ayrıma gitmeye gerek yoktur. örneğin; başlangıç aşamasında
sosyal hizmet uzmanı ile hasta arasındaki ilişki, yeni bir bilgi gün ışığına
çıkıncaya kadar devam eder. aynı şekilde süreç devam ederken yapmış oldukları
her eylem ve aşama sonucunda sosyal hizmet uzmanı ve hasta değerlendirme
yapabilir
yasal dayanaklarıyla hastanelerde sosyal hizmet uzmanları
1983’de yürürlüğe giren yataklı tedavi kurumları işletme yönetmeliği’nde ve
2011’de yürürlüğe giren tıbbi sosyal hizmet yönergesi’nde sosyal hizmet
uzmanlarının rol ve sorumlulukları tanımlanmıştır
yönetmeliğin “sosyal hizmetler” başlıklı 35. maddesinde sosyal hizmet
uzmanlarının çalışacağı birimin tanımı yapılmıştır. buna göre; ”standardında
sosyal hizmet uzmanı bulunan yataklı tedavi kurumlarında bir sosyal servis
kurulur. birden fazla sosyal hizmet uzmanı bulunduğu takdirde içlerinden
baştabip tarafından görevlendirilen bir tanesi, bu servisin amirliği görevini de
yürütür. sosyal servis; yataklı tedavi kurumlarına müracaat eden, yatan ve
kurumdan çıkan hastaların sosyal ve ekonomik sorunlarının saptanması,
çözümlenmesi, hastanın çevresi ve ailesiyle ilişkilerinin sağlanması, kurumun
halkla ilişkiler işlerinin yürütülmesi ile görevlidir. ayrıca kurum personelinin
karşılıklı ilişkilerinde ve sosyal sorunlarında danışma ve yardım sağlama görevini
de yapar
yönetmeliğin 126. maddesinde sosyal hizmet uzmanının görev ve yetkileri
sıralanmıştır. buna göre sosyal hizmet uzmanı hastanede;
v hastaların kişisel ve ailevi sorunlarının çözümlenmesinde ailesi ve yakın
çevresi (hastane iş, okul vb.) ile iş birliği yapar
v hastaların gerektiğinde sosyoekonemik durumlarının tetkikini yaparak
hastane harcamalarına katılıp katılmayacağını araştırır ve değerlendirir. aldığı
sonucu bakanlıkça saptanan bir forma doldurarak hasta evraklarının arasına
ekler. maddi yetersizliği olanlara, diğer dış kurumlardan sürekli veya geçici
destek sağlanmasına yardımcı olur.
v uzun süre yatacak hastaların boş zamanlarını değerlendirici faaliyetler
düzenler, moral gücünün arttırılmasını sağlar.
v kurum ile diğer sosyal hizmetler ve sağlıkla ilgili kurumlar arasında baştabibin
izni ile iş birliğini sağlayarak kurumun gelirini arttıracak program ve çabalara
katılır ve teşhis, tedavi hizmetleri bakımından diğer yataklı kurumlarla
koordinasyon ve yardımlaşmayı sağlar.
v kurum içinde bulunan gönüllü kişilerin çalışmalarını düzenler, yoksa bu tip
çalışmaların kuruma yönelmesini sağlar.
v öncelikle kurum personelinin ve olanaklar oranında, yatan hastaların
çocukları için kreş ve gündüz bakımevi açılmasına yardımcı olur.
vkurum sonrasıoluşacak kişisel ve toplumsal ve ekonomik koşulların yeniden
düzenlenmesine yardımcı olur
ayrıca; yönetmeliğin hemşirenin görev ve yetkileriyle ilgili maddesinde
hemşirelere, hastaların sosyal ve ruhsal durumları ve beslenmeleri ile ilgili
olarak fizyoterapist, sosyal hizmet uzmanları, diyet uzmanları ve psikologlarla iş
birliği yapma ve bunların servislerdeki çalışmalarını kolaylaştırma sorumluluğu
verilmiştir. yönetmelik sosyal hizmet mesleğinin hastanelerde yasal bir güçle
yer almasını sağlayan önemli bir belge olmakla birlikte sosyal hizmetin bilgi ve
uygulama sorumluluğu dışında bazı görevler tanımlaması nedeniyle hatalı ve
eksik bir yasal düzenleme olarak görülmüştür
sosyal hizmet mesleği, meslek dışındaki yasal ve idari yapılar tarafından
tanındıkça yönetmelikten kaynaklanan sorunlar da aşılmıştır.
hastane sosyal hizmetine temel teşkil eden, yataklı tedavi kurumları işletme
yönetmeliği’nin tamamlayıcısı niteliğinde olan bir diğer belge, 2011 yılında
yürürlüğe giren tıbbi sosyal hizmet uygulama yönergesidir. yönergenin amacı;
sağlık kurum ve kuruluşlarından hizmet alan hastaların tedavi sürecini etkileyen
psikososyal ve sosyoekonemik sorunlarının, sosyal hizmet mesleği ve
disiplininin yöntem ve teknikleriyle zamanında çözümlenebilmesi için tıbbi
sosyal hizmetin planlanması, uygulanması, değerlendirilmesi ve denetlenmesine
ilişkin usul ve esasları belirleyerek tıbbi sosyal hizmet uygulamalarının insan
hakları, eşitlik ve sosyal adalet temelli bir anlayış ile etkili ve ulaşılabilir bir
şekilde gerçekleştirilmesini sağlamaktır
buraya kadar değindiğimiz yönetmelik ve yönergeye ek olarak türkiye iş
kurumunun 2006 yılında yayınladığı türkiye meslekler sözlüğü içinde “hastane
sosyal hizmet uzmanı”na yer verilmiş meslek tanımı ile görev işlem ve
basamakları tanımlanmıştır.
not: burda tanım ve görevlerini yazmaya gerek duymadım çünkü hep bildiğimiz şeyler.
tıbbi sosyal hizmetin kuramsal çerçevesi
buraya kadar değindiğimiz yasal düzenlemeler; sosyal hizmet uzmanlarının,
hastanelerin, sosyal hizmet birimlerindeki sorumlulukları üzerinde durmaktadır.
bugün gelinen aşamada ise sosyal hizmet uzmanları yalnızca herhangi bir kliniğe
bağlı olmayan sosyal hizmet birimlerinde değil, aynı zamanda kronik hastaların
yoğun olduğu, nefroloji, onkoloji, kardiyoloji, psikiyatri, göğüs hastalıkları,
endokrinoloji vb. kliniklerde ve uzmanlık birimlerinde de mesleki çalışmalarını
yürütmektedirler
çevresi içinde birey
insanları en doğru şekilde anlamak ve onlara yardım etmek, ancak onları
yaşadıkları sosyal çevre koşulları ve kaynakları bağlamında değerlendirmekle
olanaklıdır.
burada sosyal çevre; bir kişinin, kişilerarası ilişkilerini, gereksinimleri için
kullandığı kaynakları ve toplumdaki konumu, rolleri ve topluma katılımını içeren
yaşamının nitelikleridir. bu kuramsal yaklaşım, sosyal hizmet literatüründe
“çevresi içinde birey” olarak adlandırılır
kronik hastalığı nedeniyle hastaneye yatmak zorunda olan bir kişinin iyileşme
potansiyelini artırmak için onun hastanede yattığı sürece yaşam koşullarının ve
hastaneden taburcu olduktan sonra nelerle uğraşmak zorunda olduğunun
bilinmesi gerekir. örneğin, böyle bir durumdaki hastanın kendisine bakabilecek
bir yakını çevresinde mevcut mudur? hasta, ne tür desteklere sahiptir?
hastanın çevresindeki toplumsal kaynaklar, iyileşmesine katkı vermekte midir?
esasında insanları çevre koşulları içinde anlamak, tıbbi ve psikiyatrik sosyal
hizmetin ötesine geçmekte ve tüm alanlardaki sosyal hizmet uygulamasının
temellerini oluşturmaktadır
not mezun olduğumuzda karşılaşacağımız sorunları çok iyi anlatan bir yazı
okumanızı tavsiye ederim.
tıbbi sosyal hizmetin duygusal penceresinden müracaatçı görünümleri
• sosyal hizmet uzmanı cafer çay , tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal
hizmet uzmanlarının hastanelerde karşılaştıkları müracaatçılarıyla ilgili bazı
duygusal detayları şöyle paylaşıyor:yabancısı oldukları şehrin hastanesine,
hastasını yatırmış ama kendisinin gidecek yeri olmayan, hastane kuytularında
bazen üşümüş, yağmurla ıslanmış, aç, yalnız, sevgisiz, başhekimin gözüne
gözükmesinler diye kovulan, iki taş arasında ateş yakıp konserve kutusunda
yumurta pişirerek çocuğunu doyurmaya çalışan, hasta yakınlarıelleri ve ayakları
titreyerek iki büklüm yürüyen, muhtemelen çocuk ya da yakınlarından yardım
isteyememiş ya da bulamamış, ellerinde bir yığın kâğıt, film ve tahlille hastane
labirentlerinde oradan oraya sürüklenen yılların yorgunu, yaşlılar,
sakatlarvezneye kırık sesiyle ve çekinerek :“ bir bakın acaba ne tutuyor
efendim, şu kadar paramız var, şunları yaptırmasam olur mu?” diye istem
kağıdını kaygıyla uzatan güvencesiz yoksullarküçücük yavrusunun ciddi bir
hastalığa yakalandığını öğrenince dizlerinin üstüne yığılan ve “daha o çok
küçük” diye bağıran, feryat eden, yüreği dağlanan anneler ve bu manzara
karşısında boğazı düğümlenen, yutkunarak gözyaşlarını yutan ve hangi parayla
neyle bir çare bulurum derdindeki babalarsosyal hizmet birimine gelmiş
hastalık, kimsesizlik, bakımsızlık ve ihmal edilmişlikten dert yanan, aslında aynı
yaşta olduğunuz ama ilk görüşte ufacık bir çocuk sandığınız, büyüyememiş
kimselerhasta yatağında sürekli ölümü düşünerek eriyen, bir su uzatmak için
bile refakatçısı olmayan sahipsizler, ilgili bir su karşısında bulunmaz nimetmiş
gibi sarılıp tüm hayatını anlatan, torunuyla oynaması, kızının demlediği çayı içip
onlara dualar etmesi gerekirken güvenle sığınacağı bir yeri olmadığı için
taburculuk direnci gösteren hastalarbabanın ya da aile bireyinin tecavüzüne
uğramış, yaşadıklarını sıradan bir şeymiş gibi kanıksayarak, donuk bir ifade ile
anlatan istismar mağdurları ve yine bu benim utancım değil ki dercesine dik
durmaya çalışıp bir yandan da bu çaresizlik içinde dünyadan silinip gitme ve yok
olma arzusuyla dolu kız ve erkek çocukları‐‐ aylardır yiyebildikleri tek sıcak
yemeğin hastane karavanası olduğunu öğrendiğiniz insanlar evde sağlık hizmeti
kapsamındaki bir incelemenizde terk edilmişlik yüzünden, beslenemediği için
ölen yatalaklar ve öyle bir ölüm ki son 15 gün yatağındaki kurumuş dışkısıyla
kalmış olanlar,‐‐‐‐ kocasının şiddeti yüzünden omurgası zedelenen ve artık
yürüyemeyecek kadınlar aç çocuğunun ağlamasına dayanamayıp intihara
kalkışan ve sonunda da sakat kalan adamlar, bir gece ıssız bir yere götürülüp
bacakları ve kolları insafsızca kırılan travestiler üstü başı kışın soğuğunu
kaldıramayacak kadar ince giyimli, annelerinin kucağında hastaneyi
yıkacakmışçasına öksüren bebekler‐‐ krikosu boşalan arabanın altında ezilmiş
9‐10 yaşındaki tamirci çırağı işçi çocuklar, çocuğuma doyamadan gitmek
istemiyorum diyen ve her gün en çok da bu düşünsel ve duygusal acıyla ölen
kanser hastası anneleriki çocuğunu metabolik hastalık yüzünden kaybeden ve
hasta olan son çocuğuna “ne olur iyileş, sana her şey alacağım taksiler..
bisikletler.. oyuncaklar…” diyen işsiz, beş parasız babalar
•tıbbi sosyal hizmet işte böylesi duygusal yoğunluğu olan ve türlü sıkıntılarla
yaşayan insanlara hizmet verilen bir alandır, tıbbi sosyal hizmet. tüm bu
insanlara ne kadar profesyonel yaklaşsak da ne kadar başarılı sosyal hizmet
müdahaleleri üretsek de ne kadar bilimsel tespitler yapsak da üzülürüz.
üzülürüz, çünkü bunların kimsenin başına gelmesini istemeyeceğimiz için
üzülürüz, onları rahatlatacak hizmet ve kaynakların azlığı ya da çabuk ulaşılabilir
olmamasının verdiği çaresizlik karşısında üzülürüz, onların yaşamak zorunda
oldukları hayatın sorumlusu bir yerde bizler olduğumuz gerçeği ile yüzleştiğimiz
için üzülürüz, aslında ne çok şeye sahip olduğumuzu fark edemeyişimiz için
üzülürüz
biyopsikososyal yaklaşım
sosyal hizmete özgün olan çevresi içinde birey yaklaşımı, aynı zamanda sağlık
alanındaki güncel ve genel bir yaklaşım olan biyopsikososyal yaklaşım ile
paraleldir. biyopsikososyal yaklaşıma göre sağlık ve hastalık; biyolojik, psikolojik
ve sosyal değişkenlerin karmaşık etkileşimleri ile şekillenmekte ve hiçbiri
diğerinden ayrılarak kategorize edilememektedir. bu modelde klinik yaklaşım
biyolojik tıptan daha fazlasını gerektirir, çünkü hastalıklar tamamen, ancak
psikolojik ve sosyal faktörlerin göz önüne alınması ile anlaşılabilir. bu üç faktör
birbirleriyle etkileşirler. psikososyal faktörlerin hastalık etiyolojisinde ve
devamında etkili olduğu düşüncesi, klinik psikolojinin başlıca uğraş alanı olmuş
ve aile hekimleri ile davranış bilimlerini de etkilemiştir
çevresi içinde birey ile biyopsikososyal yaklaşımlar temelinde sosyal hizmet
uzmanları sağlık alanında çalışabilmek için hastalıkların etiyolojisi,
epidemiyolojisi, psikolojik, duygusal, ailesel ve sosyal yönleri ile tedavi
sistemleri ve toplumsal kaynaklar konularında bütüncül bir eğitim alırlar
tıbbi sosyal hizmet uygulamasının kuramsal dayanağı olan biyopsikososyal
yaklaşım son tahlilde, çevresi içinde hastalara ve hastalık sürecine çok boyutlu
olarak bakılmasını, resmin tamamının görülmesini gerektirmektedir. bu nedenle
sosyal hizmetin sağlık bakım sistemi içinde “bütüncül” (holistik) bir bakışa sahip
olduğunu da söyleyebiliriz
disiplinlerarası ekip çalışması
sağlık bakım hizmetinin temelini ekip çalışması oluşturur. çünkü tanı, tedavi ve
izleme süreçleri farklı alanlardan çoklu bilgi ve becerilerin kullanımını gerektirir.
başta ilgili branşın uzman hekimleri ve hemşireleri olmak üzere psikologlar,
fizyoterapistler, diyetisyenler, sosyal hizmet uzmanları ve diğer profesyoneller
tedavi ekibi içinde kendi uzmanlıklarına göre çeşitli roller üstlenirler. ekip
çalışması, ekip üyelerinin iş birliği ile yürür. her meslek grubu hastanın tedavisi
için birlikte çalıştığı profesyonelin görev, yetki ve sorumlulukları hakkında bilgi
sahibi olduğu durumlarda, dinamik ve etkin bir sağlık hizmeti sağlanmış olur.
tedavi ekibinin üyeleri aralarında hastanın sorunları ve gereksinimleriyle ilgili
gerekli bilgileri paylaşırlar. üyeler arasında sürekli ve sistematik bir bilgi değiş
tokuşu yapılmaktadır
disiplinlerarası sağlık bakım ekibinin ortak işlevlerini şöyle sıralayabiliriz:
·hasta sorunlarını ve gereksinimlerini ekip üyeleriyle paylaşma
· ilgili uzmanın kullanacağı bilgileri ona iletme. örneğin; hekimin, hastanın
duygusal veya aile ilişkilerindeki sorunları sosyal hizmet uzmanına iletmesi
· ekip içi dinamikleri geliştirmek için eğitim ve bilgilendirme çalışmaları
yürütme
· müdahale planları geliştirme
·etik karar verme için çalışma
· görev ve sorumlulukların dağıtımını yapma · hastayla ilgili ilerlemelerin
değerlendirmesini yapma.
her meslek grubunun hastaya yönelik tutumları ve davranışları, kendi bilgi
birikimleri ve deneyimlerine göre farklılık gösterebilmektedir. hasta için hangi
uygulamanın veya hizmetin en iyisi olacağı noktasında görüş ayrılıkları da
oluşabilir. dolayısıyla ekip içinde uzlaşma ve iş birliğini sürdürecek bir ekip
liderinin (genelde hekimler), ekibin sağlıklı işleyişinin mümkün kılınmasında
önemli bir sorumluluğu bulunmaktadır.
tıbbi sosyal hizmet
30 eylül 2013 pazartesi 14:50
2.ünite özet
tıbbi sosyal hizmet; hastalığı ve tedavisi sırasında hastayıetkileyen, sosyal ve duygusal sorunların
çözümüyle uğraşmak amacı ile sosyal kişisel çalışma ve bazen de grup çalışması yöntemi kullanılan sosyal
hizmet mesleğinin bir uygulama alanıdır. tıbbi sosyal hizmet, genellikle fiziksel hastalık sahiplerinin
sosyal ve duygusal sorunları ile tıbbi bir kurum çerçevesinde ilgilenen bir daldır
4. ulusal sosyal hizmetler konferansısağlık ve sosyal hizmetler komisyonu raporunda tıbbi sosyal
hizmetler; “kişi, grup, aile ve toplumun sağlık hizmetlerinden etkin bir biçimde yararlanmaları amacıyla
sosyal hizmet uzmanlarınca yürütülecek ekonomik, sosyal, psikolojik ve eğitsel boyutlarda, destekleyici
ve geliştirici hizmetlerin sosyal hizmet disiplini ve mesleğinin yöntem ve felsefesiyle birleştirilerek tıp ve
koruyucu sağlık hizmetleri çerçevesinde verilen hizmetler bütünüdür.” şeklinde tanımlanmaktadır.
tıbbi sosyal hizmetin tarihsel gelişimi
tıbbi sosyal hizmetin gelişmesinde başlıca dört faktör rol oynamıştır. bunlardan ilki; on dokuzuncu
yüzyılın sonlarında (1880), ingiltere’de akıl hastanelerinden taburcu olan hastaların hastalığının
tekrarlamasına engel olmak için evlerinde takip edilmesi görüşününün benimsenmesidir. evlere
gönderilen “ziyaretçiler”, aileye hastanın nasıl bakılması gerektiği anlatmaktaydılar. ikinci faktör ise,
muhtaç aileleri saptayarak yardımda bulunmak üzere “lady almoner” adı verilen ve yoksulların evine
giden gönüllü kadınların hastanelerde görev almasıdır.
ilk kez 1890’da sir charles tarafından londra’da başlatılan bu sistem sayesinde ücretli ya da ücretsiz
yatacak hastaların hangi kaynaktan ne ölçüde yardım alacaklarına karar verildiği gibi sosyal durumları da
inceleniyordu. tıbbi sosyal hizmetlerin gelişmesinde önemli olan üçüncü faktör, aynı yıllarda (1893)
amerika birleşik devletlerinde, hastaneler ve toplum merkezlerince yoksul hastaları tedavi sonrasında
takip için bu hastaların evlerine hemşire gönderilmeye başlanmasıdır. bu ziyaretler, tedaviyi
kolaylaştırdığı gibi hastalığın aile hayatında yarattığı bireysel ve sosyal sorunları tanımlamaya da yararlı
olmaktaydı. dördüncü faktör ise tıp öğrencilerinin sosyal yardım kurumlarındaki çalışmalarıdır. amerika
birleşik devletlerinde john hopkins üniversitesi; hastalığa yol açan psikolojik ve sosyal sorunların tıp
eğitimi içinde ele alınmasına gerek duyarak öğrencilerini söz konusu kurumlarda hastanın sosyal,
ekonomik ve mesken sorunlarını incelemekle görevlendirmiştir
#1905 yılında abd’de tıbbi sosyal hizmet boston massachusetts general hospital, new york belleve
hospital, baltimore john hopkins hospital, boston berkeley ınfirmary hospital gibi hastanelerde resmen
uygulanmaya başlamıştır.
#tıbbi sosyal hizmetin tarihçesi açısından alexander ve weber, kronolojik bir sıralama yapmış ve bu
sıralamada yasal düzenlemelerin yanı sıra tıbbi sosyal hizmet açısından önemli olabilecek yayın ve
eserlere de yer verilmiştir.
#1898 yılında sosyal hizmetlerde ilk uygulama kursları başlatılmıştır ve aynı yıl içinde new york flantropi
okulu’nun temelini oluşturan new york hayırseverler örgütü faaliyete geçmiştir.
#1905 yılında yukarıda belirtilen bilginin yanı sıra aynı hastanede james j. putman tarafından ilk
psikiyatrik sosyal hizmet uzmanı görevlendirilmiştir
#1909 yılında akıl sağlığı için ulusal komite kurulmuştur. yine aynı yıl içinde chicago’da ilk çocuk akıl
sağlığı kliniği olan juvenile psychopathic ınstitute kurulmuştur.
#1911 yılında new york akıl hastaneleri tarafından bakım sonrası hizmet için sosyal hizmet uzmanları
istihdam edilmiştir.
#1912 yılında dr. c. cabot, sosyal hizmet uzmanıve doktorun hastanın tedavisinde tedavi ekibinin birer
üyesi olduğu görüşünü ortaya atmıştır
#1918 yılında amerikan tıbbi sosyal hizmet uzmanları derneği kurulmuştur. ayrıca ,aynıyıl içinde
amerikan hastanede çalışan sosyal hizmet uzmanları derneği kurulmuştur.
#1920 yılında şu anda “the family” olarak bilinen social casework adlı dergi yayın hayatına başlamıştır.
#1921 yılında amerikan sosyal hizmet uzmanları derneği ve 1926 yılında amerikan psikiyatrik sosyal
hizmet uzmanlarıderneği kurulmuştur
#1931 yılında ünlü sosyal hizmet uzmanı jane addams’a nobel barış ödülü verilmiştir.
#1955 yılında 1921 yılında kurulun sosyal hizmet uzmanları derneği, 1918 ve 1926 yıllarında kurulan
tıbbi ve psikiyatrik sosyal hizmet uzmanları derneği ile diğer dört dernek birleşerek ulusal sosyal hizmet
uzmanları derneği kurulmuştur
#1965 yılında sosyal güvenlik yasasının 18. ve 19. maddeleri ile bakım hizmetlerinin masraflarını
karşılayamayanlara yönelik olarak medicare ve medicaid yardım kurumları kurulmuştur.
#1970 yılında hastaneler birleşik komisyonu tarafından hastalara ve ailelerine sosyal hizmetin mutlaka
sağlanması gerektiği ortaya konmuştur.
>>elde edilen bilgilerden anlaşıldığı gibi sosyal hizmet mesleğinin sağlık alanında uygulanmaya
başlaması, bu alanın birincil sorumluluğunu taşıyan tıp elemanlarınca sağlanmıştır
tıbbi sosyal hizmetin türkiye’deki gelişimi
tıbbi sosyal hizmet alanındaki gelişmeler
sağlık alanında yapılan çalışmalar, kuşkusuz sağlık mevzuatı kapsamında yürütülmektedir. başlangıçta
doğrudan sosyal hizmetlere yönelik düzenlemeler olarak düşünülmemişse de sosyal hizmet
uygulamalarını geçmişte etkilemiş, hâlen etkilemekte olan ve hatta yeni hazırlanan tasarılarla gelecekte
de etkileyecek olan mevzuata değinmekte yarar olacağı düşünülerek ilgili sağlık mevzuatı kabul tarihi
itibarıyla aşağıda özetle sunulmaya çalışılmıştır
umumi hıfzısıhha kununu (yasa no. 1593, kabul tarihi: 1930, resmî gazetede yayımı: 6.5.1930 tarih ve
1489 sayı), hâlen yürürlükte olup halk sağlığı ile ilgili düzenlemeleri (çocuk ölümlerinin azaltılması,
doğum öncesi ve sonrasıana sağlığının korunması, zührevi hastalıklar, genel kadınlar ve verem gibi
sosyal hastalıklar dâhil bulaşıcı hastalıklardan korunma, çocuk ve gencin sağlığının korunması ve
geliştirilmesi, ruhsal ve fiziksel özürlülerin korunmasıve onları barındıracak kurum ve kuruluşların
kurulması ve yönetimi, göçmenlerin sağlık işleri, cezaevlerinde sağlığa uygun koşulların sağlanması, sağlık
istatistiklerinin tutulması, sağlıkla ilgili yayın ve propagandanın yapılması gibi) kapsamaktadır
sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkında yasa (yasa no: 224, kabul tarihi: 5 ocak 1961, resmi
gazetede yayımı: 12 ocak 1961 tarih ve 10705 sayı) ile ilgili kanun, insan hakları evrensel
beyannamesi’nde bir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygun bir
şekilde uygulanmasıamacı ile sağlıkla ilgili öngörmektedir
ancak bu yasada toplumu tanıma, toplumla çalışma (toplum organizasyonu ve kalkınması) hizmeti, ilk
basamakta çalışan ebeye görev olarak verilmiştir. önceleri pilot uygulama olarak bazı ilçe ve illerde
başlatılan teşkilat ve uygulama dahasonraları tüm ülke çapında yaygınlaştırılmışsa da uygulama, özellikle
sevk sistemi, istenilen düzeyde işletilememiştir
sağlık hizmetleri temel yasası (yasa no: 3359, kabul tarihi: 7 mayıs 1987, resmi gazetede yayımı: 15
mayıs1987 tarih ve 19461 sayı).
kanun; milli savunma bakanlığı hariç, bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzel kişilerini ve
gerçek kişileri kapsar nitelikte sağlıkla ilgili temel esasları düzenlemiştir.
sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi hakkında yasa’nın uygulanmasında karşılaşılan aksaklıkları
gidermeye yönelik önlemleri içermektedir. sağlıkla ilgili hizmet veren diğer kurum ve kuruluşlarla iş
birliğini vurgular. mezuniyet öncesi eğitimi gerekli nitelikte eleman ihtiyacını karşılamak amacı ile yök ile
koordinasyonu öngörür ve hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesine önem verir. bu proğramlara
katılmayan veya katıldığı hâlde başarısız olanların geçici veya devamlı meslekten uzaklaştırma ile
cezalandırılmasına değinmektedir
sağlık bakanlığınca gerçekleştirilmeye çalışılan son çalışma, sağlık reform paketidir. bu paket; dünya
sağlık örgütünce 1978 yılında alma‐ata’da imzalanan dünya sağlık deklerasyonu esas alınarak
hazırlanan “ulusal sağlık politikası”, “yeni sağlık mevzuatı” taslaklarını içermektedir
taslak’ta sosyal hizmet uzmanı; tıp ve sağlık ekibinin bir elemanı olarak değerlendirilmemiş, sağlıkla ilgili
meslekler sınıfında ele alınmıştır. aynıtaslak’ta diyet uzmanı, klinik psikolog; doğrudan hasta ile temas
eden meslek elemanı olarak yorumlanmış, sosyal hizmet uzmanının hasta ile hiç teması olmadığı
biçimindeki bir bakış açısıyla hareket edilmiştir. aynı tasarıda toplumu tanıma, toplumla çalışma, risk
grupları ve halkla ilişkiler konularına yeni sağlık uygulamalarında önemli yaklaşım olarak değinilmekte,
ancak bu işleri yürütecek elemanlar konusunda bir tanımlama yapılmamaktadır. bütün bunlara karşın
sağlık alanında sosyal hizmetin önemi gittikçe daha fazla oranda kabul görmektedir
tıbbi sosyal hizmet alanındaki gelişmeleri üç bölümde incelemekte fayda vardır. bu dönemleri şöyle
özetleyebiliriz
birinci dönem: 1959‐1983 yılları
sosyal hizmetlerin ilk resmî örgütleniş biçimi, sağlık bakanlığı kuruluş yapısı içinde yer almıştır. 1958
yılında başlatılan düzenlemelerde, sosyal hizmetler sadece tıp ve sağlık alanında düşünülmeyip
bakanlığın o zamanki isminde yer alan “sosyal yardım” hizmetlerini organize etmek amacı da göz önünde
tutulmuştur.
konu, tıbbi sosyal hizmet açısından ele alındığı zaman bu çalışmaların önemli kilometre taşlarının
başlangıcı olduğu düşünülebilir. bu kilometre taşlarının başlangıcı olarak 12.6.1959 tarih ve 7355 sayılı
kanun olan sosyal hizmetler enstitüsü’nün kurulmasına dair kanun kabul edilebilir. bu kanun, resmî
gazete’nin 22 haziran 1959 tarihli nüshasında yayımlanmıştır. bu kanunda sosyal hizmetler
enstitüsünün görevleri; teşkilat yapısı gibi konular yer almış, tıbbi sosyal hizmet açısından yasal bir
dayanak oluşturmuştur. enstitü bünyesinde tıbbi sosyal hizmetler şubesi kurulmuştur
sosyal hizmetler ve doğal olarak tıbbi sosyal hizmet alanında da çalışacak elemanları yetiştirmek üzere
1961 yılında “sosyal hizmetler akademisi” kurulmuştur. 1963 yılında 225 sayılı kanunla sağlık ve sosyal
yardım bakanlığı bünyesinde sosyal hizmetler genel müdürlüğü faaliyete geçmiştir.
ülkemizde tıbbi sosyal hizmetin bir ihtiyaç olarak ortaya çıkması yanında sağlık alanında sosyal hizmetin
ilk uygulamalarına 1964’te sosyal hizmetler akademisi öğrencilerinin stajları ile başlamış, 1967 yılında ise
ankara üniversitesi hastanesine bir sosyal hizmet uzmanının atanması ile tıbbi sosyal hizmet resmî yapı
içinde yer almıştır
bir başka kaynağa göre; türkiye’de ilk ‐ bilimsel ve mesleksel ‐ tıbbi sosyal hizmet uygulaması, 1964
yılında miss violet bemmels idaresinde, bir grup stajyer sosyal hizmet uzmanıile hacettepe
hastanesi’nde başlatılmıştır
hacettepe hastanesi sosyal hizmet bölümü’nün kayıtları ve belgeleri incelendiği zaman bu konuda
nüket atalay tarafından 1968 yılı ocak ayında hazırlanan rapor, tıbbi sosyal hizmetin tarihçesi açısından
şimdiye kadar pek bilinmeyen birçok bilgiyi gözler önüne sermektedir. bu belgeye göre, sosyal hizmet
bölümü’nün 1966 yılı ocak ayında kurulduğu belirtilmektedir. bölümün 1966 yılı çalışmalarının
özetlendiği bir dokümana göre, yukarıda belirtilen tarihte nüket fikriğ ve barış gönüllüsü olduğu
belirtilen eileen mc. carthy’nin çalışmaları ile bölümün amaçları belirlenip çalışmalara başlanmıştır
1967 yılında sosyal hizmet alanına yeni elemanlar yetiştirmek amacıyla hacettepe üniversitesi
bünyesinde h.ü.sosyal ve idari bilimler fakültesi sosyal hizmetler ve sosyal çalışma bölümü kurulmuştur
hacettepe hastanesi sosyal hizmet bölümü tarafından verilen hizmetlerin değerlendirildiği bir başka
raporda tıbbi tedaviye ilişkin hizmetler kapsamında; sosyo‐ekonomik değerlendirme, taburculuk, servis
nakli, yer sağlama, yuvaya yerleştirme, giyecek yardımı, tetkik yardımı, ilaç yardımı, cihaz yardımı, yol
ücreti, kızılay yardımı, sosyal faaliyetler kapsamında grup çalışması, eğlence faaliyeti, film gösterisi, gezi,
gönüllü çalışmaları, oyun odaları faaliyetleri gibi çalışmaların yapıldığından söz edilmektedir
birbiriyle bağlantısız olarak merkez ve taşra hastanelerinde çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, alana
ilişkin sorunlarını tartışmalarını sağlamak ve ortak uygulamaya geçmeleri için 1972 yılı başında sosyal
hizmetler genel müdürlüğü tarafından ankara’da üç günlük toplantı yapılarak görev tanımlamaları
yapılmıştır.
bu tanım, 26 kasım 1973 tarih ve 14724 sayılıresmî gazete’de yayımlanan tedavi kurumları
yönetmeliği içinde yerini almıştır. bu yönetmeliğin 33., 34. ve 35. maddelerinde tıbbi sosyal hizmetler;
130. maddede sosyal hizmetler şefinin görev ve yetkileri, 131. maddede ise sosyal hizmetler uzmanının
görev yetkileri konusuna yer vermiştir. sağlık bakanlığı hıfzıssıhha okulu’nda, dünya sağlık örgütünün
desteği ile “sağlık alanında insan gücünün geliştirilmesi” adı altında 1976 yılında başlatılan bir projede,
sosyal hizmet uzmanıhalk sağlığı alanında da sağlık ekibinin bir üyesi kabul edilmiş ve seçilen iki sosyal
hizmet uzmanı, diğer ekip elemanları ile birlikte üç aylık sağlık hizmetleri uyum programından geçirilerek
projenin uygulama alanları olan ankara‐çubuk ve izmir‐torbalı ilçelerinde sağlık grup başkanlıkları
bünyesinde oluşturulan standart kadroda yer alarak çalışmalarına başlamışlardır
halk sağlığı alanında ekip elemanı olarak sosyal hizmet uzmanına ihtiyaç olduğunun belirlenmesi üzerine
hıfzıssıhha okulu bünyesinde de sosyal hizmetler bölümü kurulmuştur. kısa zamanda sayısı sekize
ulaşan sosyal hizmet uzmanları; özellikle “toplumu tanıma‐ toplumla çalışma” konularında eğitimci,
araştırmacı ve uygulayıcı eleman olarak hizmet vermeye başlamışlardır
birinci tedavi kurumları yönetmeliği kaldırılarak hâlen yürürlükte olan 1983 tarihli yataklı tedavi
kurumları işletme yönetmeliği yayımlanmıştır. bu yönetmelikteki sosyal hizmete ilişkin hükümler, önemli
ölçüde bir önceki yöenetmelikteki hâliyle devam etmiştir
ikinci dönem: 1983‐2010 yılları
yukarıda belirtilen yönetmelik, 13 ocak 1983 tarih ve 17927 sayılı resmî gazete’de yayımlanan ve hâlen
yürürlükte bulunan yataklı tedavi kurumları işletme yönetmeliği ile yeniden düzenlenmiş ve bu
yönetmeliğin 125.,126. maddelerinde sosyal hizmetler şefi ve sosyal hizmetler uzmanının görev ve
yetkileri belirtilmiştir. ayrıca; 159.maddede, halkla ilişkiler memurunun görevleri başlığı altında, sosyal
hizmetler uzmanın halkla ilişkiler görevini de yürütebileceğini belirten bir hüküm konmuştur
hıfzıssıhha okulu’nun 1983 yılında uygulamalarının durdurulmasısonucunda diğer tıp ve sağlık
elemanları ile birlikte sosyal hizmet uzmanlarının da değişik kuruluşlara atamaları yapılmış ve bu durum,
halk sağlığı alanındaki sosyal hizmet uygulamalarının da son bulmasına neden olmuştur. diğer taraftan,
1983 yılı ülkemizdeki sosyal hizmet uygulamaları açısından bir dönüm noktasıdır. bu yıl içinde sosyal
hizmet; uzun yıllardan beri üzerinde durulan, ancak bir türlü gerçekleştirilemeyen korunmaya, bakıma,
yardıma muhtaç çocuk, sakat ve yaşlılar ile diğer ihtiyaç gruplarını kapsayan sosyal hizmetlere ilişkin
yönetim ve uygulamaların bütünleştirilerek tek bir otoriteye bağlanması ve güçlü bir örgütsel yapının
kurulması, 27 mayıs 1983 tarihinde yürürlüğe giren 2828 sayılı sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme
kurumu kanunu ile gerçekleşmiştir. bu kanunun 38. maddesine göre; sosyal hizmetler ve çocuk
esirgeme kurumu (shçek) genel.müdürlüğü, sağlık ve sosyal yardım bakanlığı sosyal hizmetler genel
müdürlüğü, sosyal hizmetler enstitüsü, illerdeki korunmaya muhtaç çocukları koruma birlikleri ve
türkiye çocuk esirgeme kurumunun birleştirilmesi ve bütünleştirilmesi suretiyle kurulmuş, bu
kuruluşlara ait yasal hükümler yürürlükten kaldırılmıştır
bu kanun; ülkemizdeki sosyal hizmet uygulamaları açısından yeni bir dönemi açmıştır, ancak tıbbi sosyal
hizmet uygulamaları açısından bazı açmazları da beraberinde getirmiştir. ssyb bünyesindeki sosyal
hizmetler genel müdürlüğü ve sosyal hizmetler enstitüsü’nün bu kanunla kapatılmış olmasının tıbbi
sosyal hizmet uygulamalarının büyük oranda uygulama alanı olan bir büyük yapının göz ardı edilmesine
ve bu alandaki hizmetlerin organizasyonuna büyük ölçüde ket vurulmasına neden olmuştur
ancak bu alandaki eksiklik, gün geçtikçe açık bir biçimde hissedilmeye başlanmış ve bu eksiklik,
“bakanlığın halkla ilişkiler faaliyetlerinde hızlı bir tempo ile artış olduğu ve bunun doğal sonucu olarak
sosyal hizmet üretimine ihtiyaç doğduğu; bakanlık bünyesinde doğrudan bu hizmetleri üretmekle görevli
bir organizasyon bulunmadığı, bu ihtiyacı gidermek ve bakanlıkla taşra teşkilatı arasındaki sosyal hizmet
koordinasyonunu sağlamak” şeklinde ifade bulmuş ve bu eksikliği karşılamak üzere 17. 04. 1992 tarihli
makam onayı ile sağlık bakanlığı bünyesinde sosyal hizmetler koordinatörlüğü kurulmuştur
1989 yılında sağlık ve sosyal yardım bakanlığından sosyal hizmetlere ilişkin görevler alınarak
başbakanlığa devredilmiştir. ssyb, sağlık bakanlığı olarak devam etmiştir. 1992 yılında, sağlık bakanlığı
ve taşra teşkilatı arasındaki sosyal hizmet koordinasyonunu sağlamak amacıyla sosyal hizmetler
koordinatörlüğü kurulmuştur. bu koordinatörlük, daha sonra halkla ilişkiler koordinatörlüğü ile
birleştirilerek bakanlık makamına ulaşan hasta dilekçelerinin illerle koordinasyon hâlinde işleme alınması
ve başvuranların sorunlarının çözümüne ilişkin faaliyetleri yürütmüştür
sağlık alanında tıbbi sosyal hizmetlere olan gereksinimin bir başka göstergesi olarak 1 eylül 1993 tarih ve
21685 sayılıresmî gazete’de yayımlanan diyaliz merkezleri yönetmeliği’nde sosyal hizmet uzmanına yer
verilmiş olması gösterilebilir. buna göre; cihaz sayısı 10’dan fazla her merkezde, bir uzman mutlaka
bulunmasıgerekmektedir. diğer yandan sağlık bakanlığı temel sağlık hizmetleri genel müdürlüğü
bünyesinde sosyal hizmet uzmanıistihdamına gerek duyulmakta ve hâlen iki sosyal hizmet uzmanı
görevlendirilmiş bulunmaktadır.
2003 yılında sağlık bakanlığı hastanelerinde hasta hakları birimlerinin kurulması çalışmaları başlamıştır.
hasta hakları alanında yapılan çalışmalar, tıbbi sosyal hizmetlerin gelişimi açısından önemli bir dönüm
noktasıolmuştur. hasta hakları birimlerinde meslek olarak öncelikle tercih edilen sosyal hizmet
uzmanları, mesleki saygınlık kazanırken bakanlığın daha fazla istihdam oluşturması da başka bir kazanım
olmuştur
üçüncü dönem: 2010 yılı sonrası
tıbbi sosyal hizmet çalışmalarının daha bilimsel bir yaklaşımla ve somut temeller üzerinde yürütüldüğü
görülmektedir. bu dönemde aşağıdaki gelişmeler yaşanmıştır:
10 haziran 2010 tarihinde hastane forumu dergisinin organizasyonu ile “tıbbi sosyal hizmet paneli
2010” gerçekleştirilmiştir. panelde, ankara üniversitesi sağlık bilimleri fakültesi sosyal hizmet bölümü
öğretim üyesi prof. dr. veli duyan tarafından konferans verilmiştir
09 kasım 2010 tarihinde tıbbi sosyal hizmetler şube müdürlüğü 44666 sayılımakam oluru ile
kurulmuştur. bu gelişmeyle ilk defa tıbbi sosyal hizmet adıyla ve odağı tıbbi sosyal hizmetin geliştirilmesi
olan bir idari teşkilatlanma, sağlık bakanlığı bünyesinde teşkil edilmiştir.
16 şubat 2011 tarihinde tıbbi sosyal hizmet uygulama yönergesi yürürlüğe girmiş ve bu gelişmeyle
birlikte tıbbi sosyal hizmet uygulamalarının bakanlık hastanelerinde yürütülmesine ilişkin usül ve esaslar
belirlenmiştir. ilk kez tıbbi sosyal hizmet çalışmaları yönerge ile belirlenen standart formlara kaydedilmiş
ve bunun neticesinde sağlıklı istatistiki veriler elde edilmeye başlanılmıştır
2011 yılının nisan ayında tıbbi sosyal hizmet bilim komisyonu teşkil edilmiştir. komisyon’da tıbbi sosyal
hizmet alanında deneyimi ve akademik çalışmaları olan dört akademisyen ile bakanlık hastanelerinde
görev yapan iki deneyimli sosyal hizmet uzmanıgörev almıştır.
2011 yılı şubat‐mart aylarında ilk kez hastanelerde çalışan sosyal hizmet uzmanlarına yönelik, tıbbi
sosyal hizmet uygulamaları konusunda, birer günlük bölgesel eğitimler gerçekleştirilmiştir.
vatandaşların tıbbi sosyal hizmet çalışmaları konusunda bilgilendirilmesi amacıyla afiş ve broşürler
oluşturulmuş, 2011 yılınisan ayında istanbul’da gerçekleştirilen expomed fuarında ilk kez tıbbi sosyal
hizmet çalışmaları tanıtılmıştır
2011 yılının mayıs‐ekim ayları arasında sosyal hizmet birimleri kuran veya kurmasıgereken bakanlık
hastaneleri denetlenerek hizmetin etkin sunumu ve yaygınlaştırılması çalışmaları yürütülmüştür. 2011
yılının ikinci altı ayında tüm türkiye genelinde yaklaşık 80 bin hastaya sosyal hizmet uzmanlarında sosyal
hizmet müdahalesi gerçekleştirilmiştir.
2011 yılı sonuna kadar 300 hastanede tıbbi sosyal hizmet birimlerinin kurulmasısağlanmıştır.
2011 yılında 663 sayılı khk ile sağlık bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı yeniden yapılandırılmış ve bunun
neticesinde tıbbi sosyal hizmetler şubesi kaldırılarak en küçük idari birimler olarak daire başkanlıkları
teşkil edilmiştir. bu kapsamda tıbbi sosyal hizmet çalışmalarını yürütmekle sorumlu sağlık hizmetleri
genel müdürlüğü bünyesinde hasta hakları ve tıbbi sosyal hizmetler daire başkanlığı kurulurken türkiye
kamu hastaneleri kurumunda da hasta, çalışan hakları ve güvenliği daire başkanlığı teşkil edilmiştir.
2011 yılı 22‐24 aralık tarihleri arasında üç gün süreli birinci uluslararası tıbbi sosyal hizmet kongresi
gerçeleştirilmiştir. kongreye yurt dışından ve yurt içinden akademisyenleri, sağlık kurumlarının üst
yöneticileri, doktorlar, hemşireler ile yaklaşık 200 civarında sosyal hizmet uzmanı ve bakanlık
bürokratları katılmıştır
sağlık bakanlığının 663 sayılı khk ile yapılanmasının tıbbi sosyal hizmet kapsamında getirdikleri
sağlık bakanlığı; 663 sayılı sağlık bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının teşkilat ve görevleri hakkında kanun
hükmünde kararnamenin, 2/11/2011 tarihli ve 28103 (mükerrer) sayılı resmî gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girmesini takiben bakanlık merkez teşkilatı ve bağlı birimleri ile türkiye kamu hastaneleri
kurumu, türkiye halk sağlığı kurumu, türkiye ilaç ve tıbbi cihaz kurumu ve türkiye hudut ve sahiller
sağlık genel müdürlüğü şeklinde yeniden yapılandırılmıştır
kanun hükmünde kararnamede taşra teşkilatı da bakanlık ve bağlı kuruluşlarına göre yeniden
yapılandırılmıştır. bu yapılandırmada il ve ilçe sağlık müdürlükleri ile sağlık grup başkanlıkları bakanlığın;
kamu hastane birlikleri, türkiye kamu hastaneleri kurumunun; halk sağlığı müdürlükleri ise, türkiye
halk sağlığı kurumunun taşra yönetim teşkilatı olarak belirlenmiş ve bunlara bağlı hizmet birimleri
öngörülmüştür
yeni yapılanma ile şube müdürlükleri tamamen kaldırılarak en küçük idari birimler olarak daire
başkanlıkları belirlenmiştir. daha önce tıbbi sosyal hizmetler şube müdürlüğünün bağlı olduğu hasta
hakları ve sosyal hizmetler daire başkanlığı kaldırılarak yeni yapılanma neticesinde sağlık hizmetleri
genel müdürlüğüne bağlı hasta hakları ve tıbbi sosyal hizmetler daire başkanlığı teşkil edilmiştir
bakanlığın taşra teşkilatı olarak il ve ilçe sağlık müdürlükleri belirlenmiştir. sağlık müdürlüklerine, 112 acil
sağlık hizmetleri dışında hizmet sunumu görevi verilmemiş olup ilde sağlık hizmetlerinin izlenmesi ve
koordinasyonu görevi verilmiştir. il sağlık müdürlükleri bünyesinde yer alan hasta hakları koordinatörleri,
son düzenlemelerle hasta hakları ve tıbbi sosyal hizmetler koordinatörü olarak görevlendirilmiştir. bu
kapsamda il sağlık müdürlüklerine sosyal hizmet uzmanları kadroları verilmiş ve görevlendirmelere
imkân sağlanmıştır
türkiye kamu hastaneleri kurumunun taşra teşkilatı olarak her ilde en az bir tane olmak üzere, kamu
hastane birlikleri oluşturularak genel sekreterlikler teşkil edilmiştir. her genel sekreterlik bünyesinde
tıbbi sosyal hizmet çalışmalarını yürütmek üzere kurumun hasta çalışan hakları ve güvenliği dairesinin
izdüşümü olarak aynı isimli birimler teşkil edilmiş ve bu birimlere ağırlıkla sosyal hizmet uzmanları
görevlendirilerek genel sekreterliğe bağlı hastanelerdeki hasta hakları, çalışan güvenliği ve tıbbi sosyal
hizmet çalışmalarının geliştirilmesi ve koordine edilmesi sorumluluğu verilmiştir
taşrada sadece toplum sağlığı merkezleri bünyesinde (nüfusu 50 bin ve üzeri olanlarda), sosyal hizmet
uzmanı kadroları tanımlanmıştır. çok az sayıda sosyal hizmet uzmanı hâlen tsm’lerde görev
yapmaktadır.
bakanlığın yeni yapılanmasını düzenleyen 663 sayılı khk ile tüm kadrolu yöneticiler, görevlerinden
alınmıştır. bu durum, tıbbi sosyal hizmet çalışmalarının geliştirilmesi konusunda kamu hastanelerinin
yöneticilerine yönelik yürütülen bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının etkisini önemli oranda ortadan
kaldırmış ve yeni atanan yöneticilere benzer eğitim ve rehberliğin yapılmasını gerekli hâle getirmiştir.
üç başlı taşra yönetim sistemi dâhilinde tıbbi sosyal hizmet çalışmalarının, sadece kamu hastanelerinde
yürütülmesi ve geliştirilmesi için düzenlemeler yapıldığı görülmekte olup bu durumun tıbbi sosyal
hizmetlerin birinci basamakta gelişimini olumsuz etkileyeceği görülmüştür
tıbbi sosyal hizmet 2.ünite
9 ekim 2013 çarşamba 00:11
3.ünite özet
kişilerin davranışlarını anlayabilmek ve onların sağlık davranışlarını geliştirmek amacıyla bazı modeller
geliştirilmiştir. bu modellerden; “sosyal bilişsel modeli”, “sağlık inanç modeli”, “nedenli davranış ve
planlı davranış kuramı”, “korunma motivasyonu teorisi”, “transteoretik model”, “yeniliklerin
yayılması”, “pender’in sağlığı geliştirme modeli”nın davranış değişimini motive ettiğine ilişkin sağlık
psikologları arasında büyük oranda görüş birliği vardır. bunlar dışında sağlık davranışını kapsayan çok
daha fazla modeller de bulunmaktadır: toplum örgütü, iletişim, yeniliklerin yayılması, sosyal pazarlama,
bilgi süreci, stres ve başa çıkma, nüksetmeyi önleme ve güçlendirme, kuramlarüstü model, korunma ve
güdülenme kuramı, sağlık kontrolü odağı, önlem uyarlama süreç modeli. bu modellerin ortak özelliği,
sağlığın biyolojik ve psikososyal bir yaklaşımla ele alınmasıdır. modeller, bireylerin ve toplumun sağlığını
geliştirmek veya bir sağlık sorununa karşı bireysel ve toplumsal düzeyde önlemler almak amacıyla
yürütülen kampanyalarda yol gösterici bir rol oynamaktadır
sağlık davranışı
sağlık davranışı ile ilgili çalışmsalar; son yıllarda giderek artmış, sağlık eğitimi ve halk sağlığı hedeflerinin
gerçekleştirilmesi ve halk sağlığının başarısının geliştirilmesinde bir amaç olarak tanımlanmıştır
walker ve arkadaşları (1987), sağlık davranışını olumlu ve olumsuz olmak üzere iki grupta
incelemişlerdir. olumlu sağlık davranışlarına örnek olarak; spor yapmak, yeterli ve dengeli beslenmek, en
az yılda bir kez sağlık kontrolünden geçmek, emniyet kemeri takmak ve diğer kişilerle olumlu iletişim
kurmak gösterilebilir. olumsuz sağlık davranışları kapsamında ise sigara içme, alkol kullanma ve aşırı
yemek yeme sayılabilir.
gochman (1997) göre; sağlık davranışının, sağlığı sürdüren, yeniden yapılandıran ve geliştiren sağlığı
koruma, geri kazanma ve iyileştirmeyle ilişkili olan inançlar, beklentiler, motiveler, değerler, algılar ve
diğer bilişsel faktörler gibi kişisel özellikler, duygulanım durumu, alışkanlıklar ve eylemlerle ilişkili
olduğunu belirtmiştir.
sağlık davranışları değişik boyutlar dikkate alınarak sınıflandırılmaktadır. kasl ve cobb (1966) , sağlık
davranışını üç baslık altında tanımlamaktadır:
1. koruyucu sağlık davranışı: sağlıklı olduğunu düşünen kişinin semptomsuz dönemde hastalığı önlemek
ya da erken tanı amacıyla gerçekleştirdiği davranış
2. hastalık davranışı: hasta olduğunu algılayan kişinin, sağlık durumunu tanımlamak ve yapılması
gerekeni uygulamak için gerçekleştirdiği davranış.
3. hasta rolü davranışı: hasta olduğunu düşünen kişinin iyileşmek için gerçekleştirdiği davranıştır ve esas
olarak tedaviye uyumu içermektedir
sağlık davranışı ile ilgili kuram
bilimsel anlamda kuram; içeriğinde gerçekler, yasalar, çıkarımlar, bilimsel öngörüler ve test edilmiş
hipotezler bulunan doğanın ya da fiziksel evrenin belirli yönlerini açıklama gücüne sahip, son derece iyi
desteklenmiş önermelerdir
sağlık davranışlarının açıklanmasında, sıklıkla “sosyal öğrenme teorileri” kullanılmaktadır. genel sosyal
öğrenme teorileri, bilişsel davranış teorileri ile sosyal öğrenme teorilerinin özelliklerini birleştirici
niteliktedir
sağlık davranışı modelleri
sağlıkla ilgili davranış değişimini açıklamak için birçok teorik model ileri sürülmüştür. olumlu sağlık
davranışlarının başlatılması ve sürdürülmesinde önemli belirleyici olan modeller, aşağıda kısaca
açıklanmaktadır
sosyal bilişsel model:
model, davranışsal öğrenme kuramcılardan albert bandura tarafından geliştirilmiştir. bandura, gözlem
yoluyla öğrenme üzerinde durmuştur. gözlem ya da taklit yoluyla öğrenme mekanik bir kopya değildir;
aksine zihinsel süreçlere dayalı aktif bir eylemdir. bu sebeple taklit etmeden çok, model alma kavramı
kullanılır.
bandura, gözlemlenen ve taklit edilen model davranışının öğrenen üzerinde üç temel etkisi olduğundan
söz etmektedir: öğrenme etkisi, teşvik edici ya da baskılayıcı etki, tepkiyi kolaylaştırıcı etki.
bandura’ya göre; gözlem yoluyla öğrenme, dört temel süreci kapsamaktadır; dikkat etme, hatırda
tutma, davranış oluşturma ve motivasyon süreçleridir.
dikkat etme süreci: gözlem yoluyla öğrenmede ilk adımdır. birey, model alacağı kişinin davranışlarını
gözler ve algılar. bu süreci, bireyin ilgisi, gereksinimi, amaçları ve modele duyulan hayranlığı etkiler.
hatırda tutma süreci: hatırda tutma, gözlem yoluyla öğrenilen bilgilerin sembolleştirilip kodlandığı ve
bellekte saklandığı aktif bir süreçtir. depolanan bilgilerin davranışa dönüştürülmesinde zihinsel olarak
tekrar edilmesi önemlidir.
davranış oluşturma süreci: bu aşama, dikkat edilen ve hatırda tutulan davranışın birey tarafından
uygulanmasısürecidir.
motivasyon süreci: motivasyon süreci, öğrenilenleri performansa dönüştürmeyi sağlayan bir süreçtir.
insanlar gözlem yoluyla öğrendikleri her davranışı uygulamaya geçirmeyebilir, ancak öğrenilen şeylerin
kullanılması bireyi güdüler
bandura’nın sosyal bilişsel modelinin temel varsayımları;
·insanlar, başkalarının davranışlarını gözlem yoluyla öğrenebilir.
·öğrenme, davranış değişikliğine yol açan veya açmayan içsel bir süreçtir.
·davranış, amaca yöneliktir
·insanlar davranışlarını kontrol etmeyi ve sorumluluğunu almayı öğrenebilirler.
· ödül ve ceza, davranışı doğrudan olduğu kadar dolaylı olarak da etkiler. davranış, önceki
deneyimlerden alınan ödül veya pekiştirenlerden daha fazla etkilenir.
modelin ilkeleri ise karşılıklı belirleyicilik, sembolleştirme, öngörü kapasitesi, dolaylı öğrenme, öz
düzenleme kapasitesi ve öz yargılama kapasitesidir. model tıbbi tedaviye uyum, alkol kullanımı, aşılama
hizmetleri gibi çeşitli sağlık sorunlarının anlaşılmasında ve çocukların ahlaki ve değer yargılarının
içselleştirilmesinde kullanılmıştır.
sağlık inanç modeli
model; bazı insanların neden sağlığı koruma davranışlarını gösterirken diğerlerinin hastalıktan korunma
ve tarama programlarına yetersiz katılımını açıklamak amacıyla hochbaum, kegeles, leventhal ve
rosenstock tarafından 1950 yılında geliştirilmiştir. bu dönemde önemli bir halk sağlığı sorunu, bireylerin
tüberküloz taramalarından servikal kanser erken tanısı için pap smear testine, bağışıklama
programlarından ücretsiz veya çok düşük ücretle sağlanan diğer erken tanı yöntemlerini
kullanmamalarıydı. bu nedenle model, koruyucu sağlık davranışlarının belirleyicilerinin öngörülmesi
amacıyla geliştirilmiştir.
model, sağlık tehdidine ilişkin öznel algılar temelinde altı boyuta dayanır:
algılanan duyarlılık (tehdit algısı): sağlıklı davranışları benimsemede insanlar üzerinde etkili olan güçlü
algılardan bir tanesi, algılanan duyarlılıktır. algılanan duyarlılığın artması ile riski azaltmak için davranışı
gösterme olasılığı da artmaktadır. örneğin; meme kanserine karşı duyarlılığı fazla olan kadınların, düzenli
olarak kendi kendine meme muayenesi yapma olasılığının fazla olması.
algılanan ciddiyet (tehdidin olası sonuçlarının değerlendirilmesi): tedavi kabul edilmediğinde ortaya
çıkacak sonuçları içermektedir. hastalığın ölüm, sakatlık, ağrı, sosyal kayıplar gibi olası sonuçları ile ilgili
değerlendirmelerini kapsamaktadır. duyarlılık ve ciddiyetin birlikte ele alınması, algılanan tehdit olarak
tanımlanmaktadır
algılanan yarar (önleyici hareketin etkinliğinin değerlendirilmesi): hastalık tehdidini azaltması için
gerçekleştirilecek davranışın etkili olacağı ile ilgili inanç, algılanan yarar olarak tanımlanmaktadır. kişi,
etkili olduğunu düşünmedikçe eyleme geçmemektedir. gerçekleştirilecek davranış sonucu kişi, koruyucu
sağlık davranışını gerçekleştirmesinin yarar sağlayacağını düşündüğünde eyleme geçer. örneğin; meme
kanseri erken tanı yöntemlerine yönelik olarak kadınların algıladıkları yararlar arasında, hastalığın erken
tanılanması ile daha kolay tedavi imkânlarını sağlaması, kanserden ölümleri azaltması.
algılanan engeller (ortaya konulacak davranışın zorluklarının ve negatif sonuçlarının değerlendirilmesi):
önerilen davranışın gerçekleştirilmesini zorlaştırdığı düşünülen engeller, davranışın olası olumsuz
yönleridir. kişi, davranışın olumlu ve olumsuz sonuçlarını tartar. algılanan duyarlılık, ciddiyet ve yarar,
algılanan engellerin etkisini azaltırsa davranış gerçekleştirilir. kişinin hastalıkla ilgili yüksek duyarlılık
algısı, kişinin bu konudaki bilgi düzeyine bağlıdır. duyarlılığın ve ciddiyetin yüksek olduğu algılandığında
kişi kendini korumak ister ve harekete geçer. kadınlarda meme kanseri erken tanısına yönelik algılanan
engelleri arasında hekim önerisinin olmaması, bilgi eksikliği, utanma, ağrı, maliyet, vakit bulamama,
radyasyon alma korkusu, işlemleri gereksiz bulma ve kötü bir sonuçla karşılaşma endişesinin yer aldığı
belirtilmektedir
algılanan öz‐etkililik (bireyin karar verme sürecini takiben harekete geçme yeteneği): öz etkililik;
beklenen sonuçlara ulaşmak için davranışın gerçekleştirilmesi ile ilgili kişinin kendine olan inancını,
kararlılığını ve iradesini kapsamaktadır. bu nedenle davranış değişikliğinin başlatılması ve davranışın öz
etkililik, zamanla deneyimler aracılığıyla gelinen bir inançtır.
davranış ile ilgili ipuçları: ipuçları, davranışı tetikleyen mekanizma olarak kabul edilmektedir. ipuçları
önemli olmakla birlikte, sistematik olarak çalışılmamıştır. model; harekete geçmek için hastalığın
şiddetinin, algılanan duyarlılık ve algılanan tehdit ile ilgili hazır bulunuşluğun önemli olduğunu
belirtmektedir. davranış, hastalığın şiddetini . ya da algılanan duyarlılığı azaltmak amacıyla
gerçekleştirilmektedir
sağlık inanç modeli’nin en yüksek faydayısağladığı kullanım alanları, bilinçlendirme kampanyasıgibi
çeşitli müdahale programlarının planlanması ve değerlendirilmesi aşamalarıdır. tarama programlarına
katılmada, sağlık ve hastalık davranışlarının tahmin edilmesinde ya da hekimin önerilerine ve tedavi
planına uyma sırasında karşılaşılan sorunların açıklığa kavuşturulmasında ve bunların üstesinden
gelmeyle ilgili yaklaşımların belirlenmesinde, sağlık inanç modeli önemli katkılar sağlamaktadır.
nedenli davranış ve planlı davranış kuramı:
nedenli davranış kuramı (ndk) ve bu kuramın genişletilmiş hâli olan “planlı davranış kuramı (pdk)’na
göre, tutum ve davranış arasındaki ilişkiyi anlamak için bazı ara koşullar dikkate alınmalıdır. pdk,
bağımsız bir kuram olmaktan çok ndk’nın uzantısı olup kurama ek olarak davranışla ilgili algılanan
kontrolü içermektedir
insanlar herhangi bir davranışla ilgili olarak çok fazla sayıda inanca sahip olabilirler, ancak herhangi bir
zamanda diğerlerine göre bu inançların çok azını dikkate alırlar. işte bu dikkat çeken inançların, kişilerin
niyetlerinin ve davranışlarının belirleyicisi olduğu düşünülür. dikkat çeken üç tip inanç ayırt edilmiştir:
davranışla ilgili tutumları etkilediği varsayılan davranışsal inanç, öznel normların temelinde yatan
belirleyicileri oluşturan normatif inanç ve davranışsal kontrol algısının temellerini sağlayan kontrol inancı
nedensel davranış kuramı; davranışla ilgili inanç, tutum ve niyet ile davranış arasındaki ilişkiyi
incelemektedir. davranışa ve nesneye yönelik tutum, birbirinden bağımsızdır. ndk; fishbein ve ajzen
(1975) tarafından geliştirilmiş olup tutumların subjektif normlarla birlikte insanların davranışa yönelik
niyetlerini açıklayabildiğini, niyetin de davranışın doğrudan tahmincisi olduğunu ifade eder
davranışa yönelik tutum (dyt) : kişisel bir faktör olarak tanımlanan ve bireylerin her hangi bir davranışı
gerçekleştirmeleri hususundaki olumlu ya da olumsuz değerlendirmelerini ifade eden davranışa yönelik
tutumdur
subjektif norm (sn): sosyal bir faktör olan ve bireyin herhangi bir davranışı sergile me/sergilememe
hususunda algıladığı sosyal baskı ya da teşvik/destektir
ndk; spor, sağlık, pazarlama, psikoloji gibi çok çeşitli konulara uygulanmış ve modelde yer alan yapıların
davranış ve davranışsal niyetleri tahmin etme yeteneği bağlamında iyi bir performans gösterdiği
sonucuna ulaşılmıştır. ajzen (1985), davranışlarla ilgili sahip olunan niyeti açıklamak üzere ndk’ya
algılanan davranışsal kontrol (adk) değişkenini ekleyerek pdk’yi geliştirmiştir
adk, bir bireyin herhangi bir davranışın gerçekleştirmesinin kendi kontrolünde olup olmadığı yönünde
yetenekleri ve imkanlarıyla ilgili algılamalarını ifade etmektedir ve birey ne kadar fazla kaynak ve fırsata
sahipse ve ne kadar az engel ile karşılaşıyorsa, o bireyin davranış üzerindeki algılanan kontrolü o kadar
büyük olacaktır
korunma motivasyonu teorisi
kuram, 1975 yılında rogers tarafından korkuyla ilgili yaklaşımları açıklamak için geliştirilmiştir. modele
göre sağlıkla ilgili davranışın gelişmesi; tehdidin ciddiyeti, bireysel hassasiyet, uyaranın etkinliği, bireyin
kendi öz etkinlik kapasitesi ve korku unsurlarının bir bileşeni olarak ortaya çıkmaktadır. kurama göre
korku, çeşitli bilişsel süreçleri başlatır. mesajlar hastalığın ciddiyetini, hastalıkla ilgili duyarlılığı, önerilen
davranışın etkililiğini, ilgili davranışın gerçekleştirilmesi için gereken öz yeterliliği ve niyeti içermelidir.
transteoretik model
model, prochaska ve arkadaşlarının 1979 yılında yaptıkları sigara içenlerin profesyonel tedavileri
sürecindeki özgüven değişimini inceledikleri çalışmalarından ortaya çıkmıştır ve psiko‐terapi’nin pek çok
kuramını birleştirmektedir. davranış değişimini anlamada en yararlı programlardan biri, “transteoretik
model” ‘dir. transteoretik kuramın en belirgin özelliği, davranış değişiminin aşamalar hâlinde
gerçekleştiğini öne sürmesidir. buna göre davranış; tasarlama öncesi precontemplation), tasarlama
dönemi (contemplation), hazırlık (preparation), eylem (action) ve sürdürme (maintenance) aşamaları
sonucu ortaya çıkmaktadır
transteoretik model temelli araştırmalar son 20 yılda, birçok olumsuz sağlık davranışında uygulanmış ve
olumlu yönde değişimin ortak prensiplerini bulmuştur. bu davranışlar arasında; sigara bırakma, egzersiz
yapma, güneşten korunma, yiyeceklerle alınan yağın azaltılması, stres yönetimi ve obesiteden kurtulma
yer almaktadır.
bu modelin diğer modeller üzerinde pek çok avantajı bulunmaktadır. öncelikle bir süreç olarak davranış
değişimini tanımlar. ardından değişim sürecini basamaklara bölerek ve basamaklar doğrultusunda
süreçle en çok hangi değişkenin ilgili olduğunu çalışarak model, hem araştırma hem de müdahale
gelişimi için önemli araçlar sağlar. ikincisi, yapıların ölçümü üzerindeki odak model için güçlü bir temel
oluşturur. farklı sorunlu davranışlar ve nüfus karşısında farklı değişkenler, değişimin her bir aşaması için
aşama hareketiyle ilişkilendirilmiştir.
yeniliklerin yayılması teorisi
ilk olarak ryan ve gross tarafından 1943 yılında ortaya konulan kuram, yeni düşünce ve uygulamaların
toplumsal yapı içerisinde uygun kanallar kullanılarak ve yeteri kadar sıklıkla iletilmesi sürecini
tanımlamaktadır
kuram; yeni fikir, teknoloji, ürün ve inançların belirli topluluklarda nasıl, neden ve hangi biçimlerde
yayıldığını, topluluk arasında yayılımın hangi oranda, hangi şartlar arasında gerçekleştiğini inceler
rogers, yeniliklerin yayılmasında dört ana unsur olduğunu söylemektedir. bunlar; yenilik, iletişim
kanalları, zaman ve sosyal sistemdir. burada herhangi bir buluşun ya da fikrin daha önce ortaya çıkmış
olması ve başka sosyal sistemlerde yayılmış olması önemli değildir. eğer bir fikir bir bireye göre yeni ise,
o bir yeniliktir.
rogers’ın (1995) modelinde yeniliğe uyum veya ret kararı verirken bilgi, beş aşamadan geçer. bu süreç,
bir bilgi arama ve bilgi işleme etkinliğidir. temelde bireyin yenilik hakkındaki belirsizlikleri azaltmasına
yardımcı olacak bilgileri edinmeye çalıştığı bu beş aşama; bilgi, ikna olma, karar, uygulama ve
doğrulamadır (şekil 4). ilk aşamada birey, yenilik ve işlevleri hakkında bilgi edinir. ikna olma aşamasında
yeniliğin kendisi için avantaj ve dezavantajlarını değerlendirerek, yeniliğe tutumunu biçimlendirir. karar
aşamasında birey, yenilik hakkında ek bilgiler edinir ve yeniliği kabul ya da ret kararı verir. bu aşamada
birey, özellikle çevresindeki bireylerin değerlendirmelerinden etkilenir. dördüncü aşama olan uygulama,
yeniliğe uyum kararı verildiğinde gerçekleşir. son aşamada birey, uyum kararını doğrular ve güçlendirir.
pender’in sağlığı geliştirme modeli
pender, 1990 yılında sağlık inanç modeli’ne sağlığı koruma kavramını ekleyerek bu modeli tanımlamıştır.
modelin ana fikri; sağlığı geliştirmek için sağlıklı yaşam biçimi oluşturulması, bu nedenle davranışların
sağlıklı olacak şekilde değiştirilmesidir. sağlığın geliştirilmesi, bireyin kendi sağlığını geliştirmesi ve kendi
sağlığı üzerindeki kontrolünü arttırma gücünü kazanmasıolarak tanımlanmaktadır
model, sağlığı geliştiren davranışlarla ilgili yedi bilişsel etmen içermektedir; sağlığa verilen değer, sağlık
kontrolünün algılanması, öz yeterlilik, sağlığın bireysel tanımı, sağlık durumunun algılanması, sağlığı
geliştiren davranışların algılanan yararı, sağlığı geliştiren davranışlarla ilgili algılanan engeller. modelde
belirtilen yedi bilişsel algılama faktörünün özellikle üç tanesi‐ sağlık kontrolünün algılanması, öz‐yeterlilik
ve sağlık durumunun algılanması‐ geliştirici davranışların en güçlü belirleyicisidirler.
sağlık inanç modeli ve pender’in modeli; hastalığı tedavi etme, sağlıklı davranışların korunmasıya da
düşünce ve davranışların belirli bir yönde değiştirilmesi ile sağlanan bir durum olarak
değerlendirilmektedir. sağlık, ulaşılması gereken bir hedeftir
sağlığın korunmasıve geliştirilmesi çalışmalarının başarısı; kuşkusuz, insanların bilgi, düşünce ve değer
yargılarının değiştirilmesiyle mümkündür. bu değişimi sağlamanın en kolay yolu, sağlık eğitimidir.
tıbbi sosyal hizmet 3.ünite
19 ekim 2013 cumartesi 01:01
4.ünite özet
birinci basamak bakım uygulamalarında tıbbi sosyal h izmet
birinci basamak sağlık hizmetlerini, tüm bireylere coğrafi açıdan dengeli şekilde
ulaştırabilmek, birinci basamak sağlık hizmetlerinin toplumun katılımını sağlayacak
şekilde bireylerin yaşadıkları ve çalıştıkları yerlerde koruyucu, tanıkoyucu, tedavi ve
rehabilite edici yönleriyle sunabilmek temel hedeflerdir.
12 eylül 1978’de, alma ata’da yapılan uluslararası temel sağlık hizmetleri üzerine
konferans’ta, bütün dünya hükümetlerinin, sağlık ve kalkınma konusunda çalışanların
hepsinin ve bütün dünya toplumlarının, bütün insanların sağlığını korumak ve daha iyi
bir duruma getirmek için acilen harekete geçmelerine ihtiyaç olduğunu belirten bir
deklarasyon yayınlanmıştır. alma ata konferansının sağlık politikaları üzerinde derin
etkileri olmuş, birinci basamak sağlık hizmetlerinin bu alanda uzmanlaşmış hekimler
tarafından verilmesi gerektiği konusunda görüş birliğine varılmıştır.
birleşik amerika sağlık ve insani hizmetler birimi (1998), sağlıktaki uyumsuzluğu
gidermek, etnik ayrımcılığın önüne geçmek amacına yönelik 6 temel alan
belirlemişlerdir. bu alanlar; bebek ölümü, kanserle mücadele, kardiyovasküler
rahatsızlıklar, diyabet, hıv/aıds ve bağışıklık sistemi sorunlarını içermektedir.
birinci basamak bakım
çeşitli grup ve kuruluşlar, farklı şekillerde birinci basamak bakımı tanımlamışlardır.
birinci basamak sağlık bakımı kavramı tek yönlü, ancak hastane ve uygulama arasında
net olmayan bir anlaşmayı içerir. bu anlaşmaya göre uygulamalar, kayıtlı hastaların
sağlığını hem koruma hem de iyileştirme sorumluluğunu üstlenecektir.
·birinci basamak bakım; teşhis edilmemiş belirti, semptom ya da sağlığa ilişkin
herhangi bir kaygıdurumunda bireyler için ilk iletişim kurma ve bakımı sürdürme
becerisinde olan ve bunun için özel eğitim almış sağlık personeli tarafından sağlanır.
felsefi düzeyde birinci basamak bakımın bazı önemli boyutlarının anlatıldığı tanımda
schlesinger (1985), sağlık adına birinci basamak bakımı, sosyal adalet, eşitlik ve
bireysel sorumluluk kavramlarının temel prensiplerine dâhil etmeye çalışmıştır. bu
bağlamda birinci basamak bakım; yasal reformların düzenlenmesi ve bakıma
ulaşılabilirliliğin arttırılmasından sağlık ve hastalık durumlarında barınma, işsizlik,
eğitim vb. toplumsal sorunlara kadar değişen kavram ve faaliyetleri kapsamaktadır.
faaliyetler grubu içinde birinci basamak bakım, önleme dâhil olmak üzere sağlık
eğitimi ve yaygın hastalıkların teşhisi konularına da odaklanır. bu durumda da
hastalığın psikososyal bileşenleri, birinci basamak bakımın temel bileşenini
oluşturmaktadır.
ülkemizde birinci basamak bakım uygulamaları
bugün ülkemiz, sağlık sisteminin birinci basamağında aile hekimliği ilkelerini uygulanır
hâle getirmeye çalışmaktadır. aile hekimliğinin ülkemizdeki gelişimi, sosyalizasyon
örgütlenmesiyle oluşturulan birinci basamağın yeniden düzenlenmesini
gerektirmektedir.
1‐sağlık ocakları belli bir bölgede yaşayan belli bir nüfusa dayalı olarak kurulmuşlardır.
bu bölge tabanlı yaklaşım, hastaların seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır.
süreklilik zorunluluğa dayalıdır ve düzenli bakım kaynağı sağlık birimidir.
2‐sağlık ocağında çalışan hekimlerin kendi hasta listeleri yoktur ve hastalar her
gelişlerinde farklı hekimler tarafından görülebilmektedir.
3‐hasta kayıtlarına yönelik oldukça gelişmiş bir sistem bulunmakla birlikte,uygulamada
bu kayıtların yeterince tutulamaması, tıbbi kayıtlar aracılığı ile sürekliliği
sağlayamamaktadır.
4‐düzenli bakım birimi olarak ele alabileceğimiz sağlık ocaklarında, pratisyen
hekimlerden ve diğer sağlık çalışanlarından oluşan birinci basamak ekipleri bulunmakla
birlikte özellikle tıbbi bakım hizmetlerinin koordinasyonu oldukça zayıftır. ikinci
basamak sağlık hizmetleriyle kordinasyon da yok denecek kadar azdır.
5‐sağlık güvencesi sisteminin parçalanmışlığı, halkın önemli bir bölümünün birinci
basamağa girişini zorlaştırmaktadır.
sonuç olarak birinci basamağın birbirleriyle yakından ilişkili dört temel özelliği olan ilk
temas; süreklilik ve hasta merkezli yaklaşım, kapsayıcılık ve koordinasyonun
sağlanmasının önünde ciddi engeller bulunmaktadır.
birinci basamak bakım uygulamasında sosyal hizmet uzmanın rolü
ülkemizde sağlık hizmetlerinin sosyal boyutunun geliştirilmesi ve güçlendirilmesi
amacıyla sağlık bakanlığına bağlı yataklı sağlık kuruluşlarında sunulan sosyal hizmet
uygulamalarının yeniden yapılandırılmasına ilişkin 16.02.2011 tarih ve 465 sayılı onayla
çıkartılan yönerge, yataklı tedavi kuruluşlarından hizmet alan hastaların tedavi sürecini
etkileyen psikososyal ve sosyoekonomik sorunlarının çözümüne yardımcı olacak usul
ve esasları belirleme amacındadır.
önerge ile bakanlığa bağlı yataklı sağlık kuruluşlarından uygulanacak sosyal hizmetlere
ilişkin politikaların oluşturulması, geliştirilmesi ve etkinliğini sağlamak üzere bir
bilimsel danışma kurulu kurulması öngörülmüştür. kurul; genel müdürlük temsilcisi,
üniversitelerde görev yapan akademisyenler ile eğitim ve araştırma hastanelerinin
sosyal hizmet birimlerinin sorumlularından oluşmaktadır. yönerge ile bakanlık tedavi
hizmetleri genel müdürlüğü bünyesinde tıbbi sosyal hizmetler şubesi ile ruh sağlığı
ve sosyal hastalıklar şubesi, hastanelerde ise sosyal hizmet birimi kurulması
kararlaştırılmıştır.
sosyal hizmet uzmanının uygulama öncelikleri
tıbbi sosyal hizmet uzmanı; duruma, hizmet ettikleri gruba ve temel fonksiyonlara
göre değişen çeşitli uygulamalarda görev alsalar da schlesinger (1985)’in belirttiği gibi
herhangi bir sağlık bakım uygulamasında sosyal hizmet uygulamalarının birtakım temel
özellikleri bulunmaktadır:
· sosyal hizmet, uygulamalarda yardımcı fonksiyon olarak görülmektedir.
·hastalar sıklıkla kriz durumundadır.
· hastaneler ve bakım kurumları karmaşık yapıdadır.
·uzmanlık hizmetleri sorulduğunda tedarikçilerin çoğu ilgili uzmanlıkları geliştirmek
durumundadır. ·farklı gruplara hizmet edildiğinde çalışanların çoğunun çeşitli
zihinsel ve fiziksel sorunlara alışkın olması beklenir.
·tıbbi yardım ve sağlık planlama faaliyetleri toplumun sağlık sorunlarının, hastanın
ya da hedef grubun makro ve mikro çevresi ile önceliklerinin bilinmesini gerektirir.
bu yüzden birinci basamak sağlık bakımı; alanında çalışan tıbbi sosyal hizmet uzmanı
kurumsal yapının ve temel uygulamaların, tekrarlayan tıbbi psikososyal ve sosyal
sorunların, toplumun mevcut sağlık ve sosyal gelişmeleri ile düzenlemelerin ve
bunların kendi alanlarındaki sınırlılıklarının farkında olmalıdır. sosyal hizmet planı, işe
girmeden önce ya da işe girdikten sonraki ilk iki hafta içinde tanımlanmalıdır. plan,
tedarikçi ile sosyal hizmet uzmanının da içinde bulunduğu çalışanların karşılıklı olarak
hem fikir oldukları kriterler üzerine oluşturulmalıdır.
sosyal hizmet uzmanının uygulamalarda öncelikli olarak yapacağı ilk adım, hizmet
sunulan hastanın profili ile sağlık ve psikososyal ihtiyaçlarının belirlenmesi olmalıdır.
bunun için grubun etnik, kültürel, dinsel ve dil profilinin çıkarılması gerekmektedir. bu
da mevcut uygulama verilerinden veya tedarikçi ve/veya hastadan alınan soru
formlarıyla sağlanabilir.
ikinci adım ise hastaların ihtiyaçlarına ilişkin belirlenen problemlerin ışığında
yöneticilerle tanışmak ve amaçlarını belirlemek olmalıdır. tıbbi sosyal hizmet
uzmanının uygulamalara ilişkin beklentileri ve ihtiyaçları anlaması oldukça önemlidir.
sosyal hizmet yeterlilikleri
tıbbi sosyal hizmet uzmanı,
·sağlık bakım programları geliştirmeli,
·sağlık kurumlarının ve çalışanlarının kültürel yeterliliklerini arttırmak için mikro ve
makro düzeyde stratejiler kullanmalı,
· sağlık bakımı alanında değişen istekleri karşılamaya yönelik yönetim ve
değerlendirme stratejileri uygulamalıdır.
michigan üniversitesi sosyal hizmet y.o. yaptığı çalışmada, birinci basamak bakımda
çalışan sosyal hizmet uzmanının yeterliliklerini şu şekilde belirlemiştir:
1. bakım süresince bireylerin, ailelerin, grupların, kurumların ve toplumların sağlık
değerlendirme riskini/gücünü yürütmek
2. sağlığın teşviği ve hastalıkların önlenmesi, öz‐yardım, bakıcıların desteklenmesi ve
kısa süreli müdahaleleri içeren bakımın sürekliliği ya da rehabilitasyonu ve teşhis için
kültürel olarak yeterli, birey, aile, grup, kurumsal, programlı ve toplum temelli
müdahaleleri planlamak ve oluşturmak
3. sağlık kuruluşlarında sosyal hizmet uzmanı olarak etkili uygulamalar yapmak için;
a) disiplinlerarası çalışma gruplarına konferanslara veya iş birliğine dâhil olmak
katılmak, vaka merkezli b) program ve kuruluşlardaki kültürel yeterlilikleri
değerlendirmek, uygulamak ve sürdürmek
c) yeniden yapılanma, iş tanımı, takım çalışması, sürekli kalite iyileştirme ve sosyal
pazarlama gibi sağlık uygulamalarında sosyal hizmetin karşı karşıya kaldığı belirli
konuları ele almak üzere idari ve kurumsal teori ve uygulama bilgisini edinmek
4. toplumlar ve büyük sistemler içinde etkili çalışmak için;
a) sağlığın teşviği ve hastalıkların önlenmesi amacıyla toplumsal kurum ve kuruluşlarla
iş birliği yapmak b) sağlığın teşviki ve hastalıkları önlenmesi için savunma/sözcülük,
toplumsal örgütlenme, sosyal faaliyetler ve yasal, politik ve düzenleyici yaklaşımlarla
ilgilenmek ve yoksulluğun, ayrımcılığın önlenmesi ve eşitlik, erişim ve bakım kalitesinin
arttırılması için diğer engellerin üstesinden gelmek
5. bakım süresince müdahaleleri planlamada, geliştirmede ve uygulamada sosyal
hizmet değerlerini ve etik prensiplerini kullanmak.
genelci rol
birinci basamak bakım, hem bireysel ihtiyaçları karşılamak hem de eksiklikleri
gidermek üzere sosyal hizmetin yükümlülükleriyle uyumlu bir uygulamadır. genelci
model, sosyal hizmet uzmanına geniş bir bakış açısıyla sorunu incelemesi ve çeşitli
durumlarda çeşitli düzeylerde müdahale etmesi için uygun bir ortam yaratır.
somatizasyon bozukluğu tıbbi olarak açıklanamayan fiziksel/bedensel semptomların
bulunduğu psikiyatrik bir durumdur. bir kişinin somatizasyon bozukluğu tanısı
alabilmesi için bu rahatsızlıklarının iş, sosyal ortam, aile ortamı, okul gibi yaşamındaki
önemli aktiviteleri ciddi anlamda etkilemesi gerekmektedir.
birinci basamak bakımın özellikleri ve sosyal hizmet uygulamaları
birinci basamak bakım; kapsamlıdır, ulaşılabilir, eşgüdümlüdür, süreklidir ve
sorumluluk gerektirir. yaşam döngüsü boyunca her bir gelişimsel aşamada hizmetlerin
devamlılığını sağlar. birinci basamak bakım; ciddi sorunları teşhis etmekle kalmaz, aynı
zamanda bütüncül yaklaşımla bireyin ve ailenin sağlığını korumaya yönelik kapsamlı bir
bakım modeli oluşturur
somatizasyon bozukluğu tıbbi olarak açıklanamayan fiziksel/bedensel semptomların
bulunduğu psikiyatrik bir durumdur. bir kişinin somatizasyon bozukluğu tanısı
alabilmesi için bu rahatsızlıklarının iş, sosyal ortam, aile ortamı, okul gibi yaşamındaki
önemli aktiviteleri ciddi anlamda etkilemesi gerekmektedir.
pek çok kurum, birinci basamak bakım hizmetleri sunmaktadır. bunlar; kâr amacı
gütmeyen basit tıbbi müdahalelerden ön ödemeli sağlık bakım kuruluşları,
hastanelerin ayakta tedavi veren seyyar klinikleri, toplum sağlığı merkezleri ile
anaçocuk sağlığı projeleri ve göçmen sağlığı merkezleri gibi devlet tarafından
desteklenen programlara kadar değişen karmaşık yapılardan oluşur. sağlık çalışanları
değişebilir, ancak ideal olanı, hastanın hastalık öyküsünü bilen ve hastayı diğer uzman
sağlık ekibine yönlendirerek hizmetlerin koordinasyonunu sağlayan özel birinci
basamak bakım hekimine sahip olmasıdır.
genelcilerin yaklaşımı
ell ve morrison (1981), tıbbi sosyal hizmet uzmanını genelci olarak tanımlarlar. sosyal
hizmet uygulamalarına yönelik genelci yaklaşım; çalışmanın eklektik teori temeline
sahip olduğunu, bireye ve sosyal adalet konularına çift yönlü odaklandığını,
değerlendirme için sistematik bir çerçeve kullandığını, çok yöntemli ve çok düzeyli
müdahale eğilimli olduğunu, planlı değişim ya da problem çözme sürecine yön verme
sorumluluğunu aldığını gösterir. süreç giriş ve bağlantı kurma, değerlendirme,
planlama ve müdahaleyi gerçekleştirme, izleme ve değerlendirme ile sonlandırmayı
içermektedir.
hasta ve hasta yakınlarıyla iletişim kurma ve değerlendirme
bu süreçlerde sosyal çalışmacı;
· hasta ya da aileyle iletişim kurar.
·ele alınması gereken konuları belirler.
·hizmetin sunulup sunulmadığınıya da diğer servislere yönlendirilip
yönlendirilmediğini saptar
·yardımcı olacak ilişkileri başlatır.
·planlı değişim ya da problem çözme sürecinde hasta ile çalışır
· hasta ve aile sistemi ve diğer sistemlerle ilgili gerçek ve gözleme dayalı verileri
toplar ve analiz eder. birinci basamak bakım uygulaması ve uygulama düzenlemeleri,
hastaların çalışanlarla iletişim kurmasını sağlar.
riskin epidemiyolojik kavramını kullanma, sosyal hizmet müdahalesine ihtiyaç duyan
hasta ve aileleri belirlemede oldukça önemlidir. risk faktörleri, çeşitli sağlık veya ruh
sağlığı sorunlarına sahip nüfusun ya da hastanın incinebilirliliğini arttıran biyolojik,
psikososyal, çevresel, demografik ya da kültürel özelliktedir
·üreme risk faktörleri
1. 18 yaş altı ya da 35 yaş üstü anne yaşı/gebe yaşı 2. 110 bls’den düşük annenin
ağırlığı
3. kronik hipertansiyon. 4. böbrek hastalığı 5. şeker/diyabet 6. kalp
hastalığı
7. kanser. 8. orak hücre tehdidi ya da hastalığı 9. anemi 10.
tiroid bozukluğu
11. mide‐bağırsak ya da karaciğer hastalığı 12. epilepsi 13. zihinsel gerilik
14. psikiyatrik bozukluk. 15. tekrarlayan üriner bölge bozuklukları 16.
beslenme yetersizliği
17. ailenin kalıtsal bozukluk öyküsü 18. iki ya da daha fazla düşük veya kürtaj
yapma
19. önceki ölü doğum ya da yeni doğan ölümü.
20. önceki prematüre doğum, düşük doğum ağırlığı ya da uterus içinde büyüme geriliği
21. önceki aşırı büyük bebek. 22. beş ya da daha fazla hamilelik
23. önceki rh izoimmunizasyon/kan uyuşmazlığı
24. gebelik toksemisi durumu/preeklomsi
25. kalıtsal bozukluğa ya da doğuştan anomalisi olan bebekler
26. yoğun bakımda kalan bebek
· sosyal risk faktörleri
1. yoksulluk 2. standardın altında barınma, risk düzeyi yüksek suç çevresi
3. gıda yetersizliği. 4. ulaşım yetersizliği/eksikliği 5. tıbbi bakıma ulaşma
eksikliği
6. eğitim eksikliği 7. hizmet götürülmeyen azınlık bir grubun üyesi olma
8. dul anne 9. adölesan gebeliği 10. bebek ve çocuk bakımına ilişkin
deneyim eksikliği
11. sosyal izolasyon 12. kazara ya da istenmeyen gebelik. 13. madde, alkol ya
da sigara kullanımı 14. stresli yaşam olayları ya da koşulları 15. evlilik sorunları ya
da ailevi sorunlar
16. aile içi şiddet 17. çocuk ihmal ya da istismarı
birinci basamak bakımda, çalışan sosyal hizmet uzmanına uygun birçok klinik
değerlendirme araçları ve süreçleri bulunmaktadır.
toplumsal düzeyde bilgi toplama ve değerlendirme
genelci sosyal hizmet uzmanı, toplumsal değerlendirmeye ve planlamaya katılarak
sağlığın teşviği ve hastalıkların önlenmesi hizmetlerinin birinci basamak bakımda
sağlanmasına katkıda bulunabilirler.
buna ilaveten “toplumumuzda hizmet götürülmeyen grup var mı?” “ ne kadar?” ve
“neden?” gibi birtakım soruların da yanıtlanması gerekebilir. topluluk tanısı, hizmet
edilen nüfusun genel sağlığına ilişkin engelleri belirlemeye çalışır.
toplumsal tanıyı koyan diğer göstergeler ise; acil servislerden alınan, türü ve sıklığına
göre ölüm ve yaralanma nedenleri ile tedavi oranlarıdır. bu verilerin mevki/yer, ırk,
cinsiyet ve yaşı da içermesi gerekir.
birinci basamak bakımda çalışan sosyal hizmet uzmanıtoplumun ihtiyaçlarını kamu
politikalarına, program amaçlarına ve planlamaya aktarmak için tedarikçilerin,
tüketicilerin ve toplum liderlerinin iş birliğini geliştirebilir ya da organize edebilir.
planlama, sözleşme yapma ve hasta ile hasta yakınlarıyla görüşme
değerlendirme yapıldıktan ve risk faktörleri belirlendikten sonra birinci basamak
bakım hekimlerine ve diğer ilgili yetkililere danışan genelci sosyal hizmet uzmanı, hasta
ya da hasta yakınıyla birlikte mevcut çözümleri ve bunların avantaj ve dezavantajlarını
tartışır. en çok tercih edilen seçeneği belirler ve her bir grubun sorumluluklarını
gösteren formal ya da informal sözleşmeyi geliştirir. müdahale süresince her bir
sistem, sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür.
insanları ihtiyaçlarına uygun yardım kaynaklarına yönlendirme becerisi, bütün sosyal
hizmet uygulamalarında temel bir özelliktir.
sosyal hizmet uzmanının kaynak edinme yollarından biri de öz‐yardım destek
gruplarıyla hastayıbuluşturma ve hastanın mevcut sosyal çevresi içinde kaynak
oluşturma gibi bağlantı stratejilerini kullanmasıdır. bazı alanlarda toplum temelli vaka
yönetimi ya da evde bakım hizmetleri, kamu ve özel sektör fonlarıyla/bütçeleriyle özel
kuruluşlar tarafından verilmektedir. sosyal hizmet uzmanı, gerekli izinleri alınmış bu
hizmetleri koordine etmek için evde bakım hizmetinde çalışan kişiyle bağlantı kurabilir.
genelci sosyal hizmet uzmanı, mevcut kaynaklarıkullanarak tek tek hastalara yardımcı
olmanın yanı sıra kendi birinci basamak bakım programlarında değişiklikler ve ilaveler
yaparak da kaynak açıklarının giderilmesini araştırabilir. örneğin; bir aile hekimliği
uygulaması, eş kaybıyla ilintili çeşitli sağlık sorunları gözlemlemiş ve tüm dul/boşanmış
hastalarına yönelik özel hizmetler sunmuştur.
toplum hizmetleri gelişimi ve sosyal politika değişimi
genelci yaklaşıma sahip tıbbi sosyal hizmet uzmanı, klinik problemleri çözmenin
ötesine gitmelidir.
uzmanlar, yüksek risk grubunu oluşturan bireyleri belirlemek ve önleyici müdahaleleri
planlamak ve uygulamak amacıyla veri toplama sistemini kullanabilir.
pek çok yazar, birinci basamak bakımda çalışan tıbbi sosyal hizmet uzmanlarının
“geleneksel klinik rolü” vurgulama eğiliminde olduklarını belirtmektedirler. sonuç
olarak, birinci basamak bakımda sosyal hizmet uzmanının rolüne ilişkin fikir birliği
bulunmamakla birlikte uzmanın önemi ve politika ve planlama odaklı birinci basamak
bakım modeli bileşenleri ihmal edilmektedir
gaston ve arkadaşları (1998), birinci basamak bakımda erişebilirliliği arttırmak ve
sağlıkta eşitsizliği azaltmak amacıyla sağlık hizmeti götürülmeyenlere ilişkin verilerin ve
bilgilerin toplaması ve bunların kullanılması gerektiğini belirtmişlerdir.
birinci basamak bakımda çalışan tıbbi sosyal hizmet uzmanı, değişim yaratmak için
genel stratejileri anlamalıdır. bunlar; soruna odaklı yeni bilgiler üretme, bu bilgileri
kabul etme ya da ihtiyacı olanlara yönelik olarak uygun hâle getirme, toplumu eğitme
ve uyarma, hizmetleri, sistemleri ya da programları değiştirmek amacıyla politik ya da
yönetici gücünü kullanma veya kontrol etme şeklinde sıralanabilir. bununla birlikte
tıbbi sosyal hizmet uzmanı, değişim stratejilerini uygulamak üzere arzu edilen temel
adımları bilmek zorundadır. doğru bir şekilde ihtiyacı belirlemek, kısa ve uzun dönemli
amaçlar belirlemek, ilgili verileri edinmek ve analiz etmek, yapılması gerekenleri
gerçekleştirmek için gücü elinde bulunduran kişi ya da kuruluşları bulmak sosyal
hizmet uzmanının sorumlulukları arasındadır.
izleme ve değerlendirme
sağlık hizmeti sunumunun planlanabilmesi, sağlık çalışanlarının görevini başarıyla
yerine getirebilmesi, her düzeydeki karar alıcıların etkin ve akılcı kararlar alabilmesi,
sağlık hizmeti alanların eşit, etkin, verimli, süreklilik arz eden, kapsamlı,
gereksinimlerine yanıt veren, seçim şansı tanıyan ve ihtiyaç duyduklarıkonularda diğer
birimlerle iş birliği sunan bir sağlık hizmetine ulaşabilmesi için güvenilir verilere ve bu
verilerin uygun bir şekilde izlenmesi ve değerlendirilmesine bağlıdır.
tıbbi sosyal hizmet 4.ünite
26 ekim 2013 cumartesi 17:18
5.ünite özet
tıbbi sorunlar ı: kardiyovasküler hastalıklar ve ruh sağlığı sorunları
kardiyovasküler hastalıklar
kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklar, küresel ölçekte başta gelen ölüm
sebebidir. kardiyovasküler hastalıkların en kritik sonuçlarından biri krizi dir. türkiye’de
ulusal düzeyde ölüm nedenleri arasında ilk sırayı, yıllık ortalama 205.457 ölümle
kardiyovasküler hastalıklar (tüm ölüm nedenlerinin %47,73’ü) almaktadır.
hasta boyutu
kardiyovasküler hastalıkların en kritik sonuçlarından biri, kalp krizidir. kalp krizi;
akut gerçekleşen, yaşamsal tehdit yaratan bir sorundur ve ölüm oranı çok yüksektir.
hasta açısından incelendiğinde kalp krizi deneyimi iki aşamada gerçekleşir. kriz
aşaması (veya akut aşama), hastanede geçer. iyileşme aşaması ise genelde hastaneden
taburculuk sonrası gerçekleşir
kalp h astaların ın psikososyal boyuttaki temel bir sorunu hastalık sürecinde kontrol
hislerini kaybetmeleridir. iyileşme aşamasında, yeni bir kalp krizi riskini azaltmak için
hastaların yaşam tarzlarını önemli ölçüde değiştirmeleri gerekmektedir.
kardiyovasküler hastalar ve yakınlarıyla yapılan psikososyal araştırmaların sosyal
hizmet uzmanlarını ilgilendiren sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:
·yüksek düzeyde anksiyetesi olduğu belirlenen hastalarda kalp krizi sonrası çeşitli
komplikasyonların görülme olasılığı daha fazladır.
·evli olanlarda bekâr hastalara göre hastanede bulundukları sürede daha hızlı
iyileşmenin gerçekleşmektedir.
·eşler arasındaki yakınlığın ve bakımın düzeyi ile iyileşme süresi arasında pozitif
korelasyon vardır.
·evli olmasa bile başkalarıyla yakın bağları bulunan kişilerde yaşama isteği daha
yüksek olmakta ve bu istek, iyileşme süreci üzerinde güçlendirici bir etki yapmaktadır.
·hastanede bulunulan sürede eşler ve diğer yakınlar tarafından ilgi ve şefkat
gösterilmesinin yanı sıra hastanın bakımıyla da ilgilenilmesi iyileşme çabasına anlamlı
katkılar yapmaktadır.
·uzun vadede duygusal destek alan hastalarda, duygusal desteği daha az alan
hastalara göre daha düşük düzeyde anksiyete görülmektedir. bu hastaların genel
yaşam kalitesi daha çok yüksek seyretmekte ve gerekli sağlık davranışları (daha az
sigara içme, daha çok egzersiz yapma gibi) daha fazla sergilenmektedir.
·cerrahi girişim sonrası, kadınlar erkeklere göre daha yüksek olasılıkla depresyon,
anksiyete ve uyku bozuklukları yaşamaktadır. düşük sosyoekonomik düzeydeki
kadınlarda bu sorunları daha yoğundur. istatistiksel olarak erkekler, kadınlara göre
daha çok kalp krizi geçirmektedir. fakat kriz sonrası duygusal sorunları kadınlar daha
çok yaşamaktadır.
·erkeğin kadına sağladığı duygusal destek, kadından aldığından çok daha az düzeyde
kalmaktadır.
· hasta eğitimi hastalığın ve tedavi yöntemlerinin anlaşılmasında, tedavi sonrası
yaşama uyum sağlanmasında ve uygun sağlık davranışları geliştirilmesinde etkilidir.
hasta ailesi boyutu
kalp hastalıkları, ailenin bütünlüğünü tehdit ederek ekonomik gücünü ve aile içi rol
dağılımını olumsuz etkileyebilmektedir. ailede hastalıkla beraber anksiyete düzeyi
yükselmekte, aile ilişkilerinin bozulmasıriski artmakta ve uzun süreli sosyal destek
gereksinimi yoğun artış göstermektedir.
sosyal destek , hastanın sosyal çevreyle bağ kurmasında temel bir faktördür. hastan
kendisine bakıldığı ve hastalığın risklerinden korunduğu hissini artırmakta, iyi olmasını
sağlayan motive edici bir güç işlevi görmektedir.
sosyal hizmet uzmanının rolleri
bünyesinde uzman hekim, hemşire, psikolog, fizyoterapist gibi profesyonellerin
yer aldığı kardiyovasküler tedavi ekibinin temel bir diğer üyesi, sosyal hizmet
uzmanıdır. sosyal hizmet mesleği yüzyılı aşkın süre önce ihtisaslaşmış olduğu sağlık
alanında, hastalık olgusunu yalnızca tıbbi ve ruhsal değil, aynı zamanda sosyal ve
ekonomik bağlamlar içinde değerlendiren eklektik bir bilgi ve beceri repertuarına sahip
olduğu için hasta ve ailesinin psikososyal uyumuna anlamlı katkılar yapmaktadır
bireysel danışmanlık ve grup çalışması, sık başvurulan sosyal hizmet müdahâle
yöntemleridir. müdahâlelerde sıklıkla ele alınan konular; kayıp duygusu, rol değişimi,
anksiyete, depresyon ve bu sorunlara etkili yanıtlar vermek için başvurulacak baş etme
stratejileridir. hasta ve ailesinin sorun çözme becerilerinin ve başetme kapasitelerinin
artırılması öncelikli olarak göz önünde bulundurulmaktadır.
bir kalp krizi sürecinin ardından birçok hasta, 72 saat içinde taburcu edilerek
evlerine gönderilmektedir. kalp hastasına özgü bir durum olarak hastane sonrası
yaşam tarzının önemli ölçüde değiştirilmesi gereksinimi (beslenme düzeni, egzersiz,
stres ve anksiyeteyi azaltma vb.) sosyal hizmet uzmanının hasta ve ailesine yönelik
‘uyum’ amaçlımüdahâleler yapmasını öncelikli kılmaktadır.
sosyal hizmet müdahâlesinin ilk aşaması olan ön değerlendirmede, hastalık ve tedavi
sonrası uyum sağlanması beklenen yeni yaşam tarzına geçişe engel olan psikolojik,
duygusal ve sosyal sorunlar belirlenir. hasta ve ailesinin güçlü yönleri ve gereksinimleri
ayrıntılı olarak tanımlanır.
sonraki aşama olan planlama aşamasında, belirlenen sorunlara göre bir müdahâle
planı hasta ve ailesiyle birlikte hazırlanır ve üçüncü aşama olan müdahâle sürecine
başlanır.
müdahâlenin tüm adımlarında hasta ve aile üyeleri ile birlikte hareket edilmesine
özen gösterilir. olabildiğince eşitlikçi bir profesyonel ilişki kurulmaya çalışılarak hasta
ve ailesinin sorunlarını çözmelerinde etkin ve aktif rol alabilmeleri sağlanır
sosyal hizmet müdahâlesinin temel bir yönü, danışmanlık hizmeti sunulmasıdır.
kalp hastalarına ve yakınlarına yönelik danışmanlık uygulamasında sıklıkla çalışılan
konular; kayıp ve yas, anksiyete ve depresyonla baş etme yöntemleri, hastalığın aile
üzerindeki etkileri, cinsel aktivite sorunları ve ayrıca sosyal hizmet uzmanlarının
özellikle ilgilendiği bir konu olarak hastanın iş yaşamına dönüş ve gelecek
planlamasının yapılmasıdır. sosyal hizmet uzmanının hekim tarafından konsültasyon
istenmesini beklemeden hastanede yattığı sürede hastayla kendisinin bağlantı kurması
idealdir. klinikte düzenli hasta takibi ile bu mümkün olabilir.
hasta ile çalışırken öncelikli olarak ilgilenilmesi gereken konu, hastanın ekonomik
koşullarıdır. hastanın sosyal sigortasının kapsamıve tedavi gereksinimlerinin tümünü
kapsayıp kapsamadığı da bu çerçevede gözden geçirilir. hastalıkla ilgili davranış ve
tutumları çalışmadan önce hastanın varsa ekonomik engellerinin hafifletilmesi veya
ortadan kaldırılmasına yönelik bağlantı kuruculuk rolüyle hastanın ekonomik olarak
güçlenmesi desteklenir. bu kapsamda hastanın çalışma ortamına ilişkin düzenlemeler
için gerekirse işverenler ile bağlantıya geçilmesi yararlı olmaktadır.
kalp hastalarına ve yakınlarına yönelik önemli bir diğer rol, sosyal hizmet uzmanı
tarafından hasta yakını destek gruplarının kurulmasıve yönetilmesidir. birçok kronik
hastalık olgusunda hastalar veya yakınlarından oluşturulan destek grupları tıbbi
sağaltımın süresini kısaltmaktadır. hastalık süresince oluşabilecek psikososyal
sorunlara karşı grup üyelerinin direncini artırmaktadır.
sosyal hizmet uzmanı hastaların ve ailelerinin hastalıkla nasıl başettiği konusunda
geri bildirim vererek tedavi ekibine olumlu katkılar yapabilir. hastalara stres yönetimi
ve rahatlama teknikleri konularında eğitim de verilebilir. sosyal hizmet müdahâlesi
süresince, eğitim amaçlı tartışma grupları, danışmanlık oturumları, fiziksel kondisyon
grupları ve genel sosyal destek ve kendine yardım grupları yapılabilir. bu gruplar, etkili
baş etme araçlarının kullanımını ve tıbbi risklerin hafifletilmesini sağlayan davranışların
geliştirilmesini sağlayarak hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesinin artmasına katkı
vermektedir.
ruh sağlığı sorunları
sosyal hizmetin ruh sağlığı sorunlu olarak tanımlanan bireyler, aileler ve gruplarla
ilişkisi aslında psikiyatrik sağaltım alanının içinde olduğu kadar bu alanın dışındaki
birçok kurumsal yapı ve hizmet içinde kuruludur. toplumun bakımı, korunması
gereken, önemli bir oranı istismar mağduru olan veya ihmal edilen çocuk, genç, yaşlı
ve özürlü gibi özel gereksinim ve risk gruplarına refah hizmeti sunulmakta, bu gruplara
psikososyal iyileştirme odaklımüdahâleler yapılmaktadır.
ruh sağlığı sosyal hizmeti veya yaygın ifadesiyle psikiyatrik sosyal hizmet; sağlık
ve sosyal refahın birçok alanında bireysel danışmanlık, toplumla çalışma, grup
çalışması, sosyal eylem, sosyal planlama ve sosyal politika gibi uygulama yöntemlerini
kullanarak 100 yıldan fazla süredir etkinliğini devam ettirmektedir. burada söz edilen
bütün gruplara yapılan profesyonel müdahâlelerde önemli bir ruh sağlığı bilgisine
başvurulmaktadır
ruh sağlığı alanında sosyal hizmetin yeri
ruhsal bozuklukların tanısında, tedavisinde ve toplumun ruh sağlığının
korunmasında sorumluluğu birincil düzeyde ve evrensel olarak psikiyatri uzmanı hekim
taşır. fakat hekim bu sorumluluğu tek başına üstlenmemiştir. psikiyatrik sağaltım ekip
çalışmasıyla yürür ve hekimin koruma, iyileştirme ve geliştirme rollerine katkı verecek
başka bazı mesleklerin profesyonelleri de onunla birliktedir. bunlardan biri sosyal
hizmet uzmanıdır
sosyal hizmet ruh sağlığı alanında, hastalıkların psikososyal özelliklerinin yanı sıra
toplumsal bağlamı ve sonuçlarına odaklanmaktadır. sosyal hizmet uygulamasının
amacı; hasta ve ailesine yönelik psikososyal iyileştirme, birey, aile ve toplumsal
düzeylerde refah düzeyini yükseltme, bireylerin hayatları üzerindeki gücü ve kontrolü
arttırma ve sosyal adalet ilkelerini geliştirmektir. psikiyatride sosyal hizmet uygulaması
birey ve çevre arasındaki kesişme noktalarında gerçekleşir. sosyal hizmet müdahâlesi
bireyle başlar ve aile, sosyal ağlar ve topluma kadar uzanır.
sosyal hizmetin ruh sağlığı alanında ilgilendiği mikro düzeydeki konular arasında
bireysel sorunlar, korunmasızlık ve direnç, aile işlevselliği, güçlü yanlar ve stresörler,
destek ağları, kültür, topluluklar, sınıf, cinsiyet ve etnik köken yer almaktadır. ego
işlevselliğinin intrapsişik yönleri, öz güven, tinsellik ve aile işlevselliğinin kişilerarası
yönleri ve kişisel ilişkiler vardır.
makro düzeyde ise sosyal hizmet; ekonomik refah, istihdam ve barınma gibi daha
geniş konularla ilgilenir. toplumsal sonuçlar açısından sosyal hizmet, akıl hastalığı ve
ruhsal sağlık sorunlarının hem birey, aile ve kişisel ilişkiler üzerindeki etkisi hem de
benlik duygusu, aile refahı, ekonomik güvenlik, istihdam ve barınma gibi toplum
üzerindeki etkisiyle ilgilenir.
ayrıca sosyal hizmet; ruh hastalığı olan kişilerin, ailelerinin ve bakım verenlerin özel
ihtiyaçlarına duyarlı olup hizmetlerin daha erişilebilir hâle gelmesinde rol
oynamaktadır.
medikal model ‐ sosyal model
ruh sağlığının tamamlayıcı öğeleri, kuşkusuz bedensel ve sosyal sağlıktır
bir tarafta modern tıbbın referansı ve ruhsal sağaltımda egemen model olan
medikal model yer alır. ‘medikal model’ batı dünyasında hekimler tarafından
uygulanan ve hastalığın tanı ve tedavisi için kullanılan geleneksel bir yaklaşımdır.
bu modelde doktor, hastadaki kusur veya işlevsizlik üzerinde durarak sorun çözme
yaklaşımı kullanmaktadır. tıbbi öykü, fizik muayene ve tanı amaçlı testler, hastalığın
tanımlanması ve tedavisi için temel oluşturmaktadır. yani medikal model, belirli
hastalıkların ve durumların fiziksel ve biyolojik yönleri üzerine odaklanmıştır.
medikal modele göre ruh hastalığı; bir eksiklik ya da anormallik olarak görülmekte,
ruh hastalığına sahip olmak olumsuz bir şey olarak kabul edilmektedir. ruh hastalığının
bireyden kaynaklandığı düşüncesi vardır
medikal modele göre, toplumun ruh hastalığı olan kişileri nasıl gördüğü de sosyal
modele göre farklıdır. .ruh hastalığı olan kişilerin toplumda yer edinebilmeleri için
sadece profesyonellere ihtiyaçları vardır. diğeri ise, ruhsal sorunları açıklarken
başvurulan ve sosyal çevrenin hem bozucu hem de iyileştirici etkisini vurgulayan sosyal
modeldir.
sosyal model, biyopsikososyal yaklaşıma dayalı bir modeldir ve psikiyatrik
tedavilerde biyopsikososyal yaklaşımın önemli bir yeri vardır. sosyal modele göre ruh
hastalığı, farklılıktır. ruh hastalığına sahip olmak, nötr bir durumdur. ruh hastalığı
birey ve toplum arasındaki iletişimden kaynaklanır. ruhsal sorunlar için çare, birey ve
toplum arasındaki iletişimin değiştirilmesidir.
ruh sağlığı ve hastalıklarına sosyal hizmetin temel yaklaşımı medikal değil, sosyal
modele dayalıdır. hiç şüphesiz bu tercih tesadüf değildir. psikiyatri; bazı davranış
bozukluklarını tanımlamak için belirttiğimiz gibi organik hastalık/sorun bağlantısını
referans alır, bunun için tıp bilgisini kullanır.
ruh sağlığının ve ruhsal bozuklukların sosyal boyutunu ele alırken konuyu iki yönlü
incelemek anlamlıdır. birincisi, sosyal sorunlar çeşitli davranış bozukluklarına neden
olabilir. ikinci olarak, ruhsal hastalıklar çeşitli sosyal sorunların oluşumuna etki edebilir.
sosyal hizmet uzmanının rolleri
sosyal hizmet uygulaması, teorisi, kişiler ve çevreleri arasındaki karmaşık ilişkileri
anlamanın öneminden bahsetmektedir ki bu da sosyal hizmet mesleğinin diğer
mesleklerden ayırt edici özelliğidir. ilk ekolojik sosyal hizmet uygulaması modeli, sosyal
ve kişisel sorunlar ve ruh sağlığı ve hastalıkları arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik
teorik ve pratik bir taslak çizmektedir. bu model, bir kaç anahtar kavram üzerinde
durmaktadır. bunlar; kişi‐çevre arasındaki karşılıklı ilişki, uyum sağlama, kişinin içinde
bulunduğu ortam ve konumu, savunmasızlık, baskı, gücün kötüye kullanımı, sosyal ve
teknolojik kirlilik, yaşam stresörleri ve bunlarla baş etme teknikleridir.
sosyal hizmet uzmanı, psikiyatrik sağaltım sürecinin tüm aşamalarında rol alır.
mesleki uygulamalar genel sosyal hizmet bilgisine, değerlerine ve becerilerine dayalı
olarak yapılabildiği gibi özel, psikiyatrik sosyal hizmet bilgi ve becerisinin kullanıldığı
müdahalelerde de yapılabilir. ruh sağlığı alanında sosyal hizmet uygulamalarını
tanımlarken temelde klinik düzey ve toplumsal düzey olarak iki ana sınıflandırma
yapabiliriz. ekolojik sistem kuramını geliştiren yuri branfenbrenner’in (1977)
kavramsallaştırmasına göre klinik düzeyi mikro ve mezzo, toplumsal düzeyi ise makro
düzey olarak adlandırmak olanaklıdır.
klinik düzeyde odaklar; hasta, hastanın ailesi ve sosyal çevresidir. hastanın
özellikleri ve hastalığın niteliği müdahâlenin sınırlarını belirler.
hastanın ailesi dışındaki sosyal çevre unsurlarıyla bilgi edinme, bilgilendirme,
kaynak bulma, bağlantı kurma amaçlı görüşme ve ziyaretler yapılır.
sosyal hizmet uzmanının ruh sağlığı alanındaki rol ve sorumluluklarını, klinik düzey ve
toplumsal düzey olmak üzere iki başlık altında inceleyelim.
klinik düzey roller
sosyal inceleme: hastanın aile ve sosyal çevresinde yapılan sosyal inceleme, doğru
tanının konulmasıve uygun sağaltım pla nının yapılmasına somut katkılar yapar.
psikoeğitim ve danışmanlık: hasta ve ailelerine, hastalığın temel özellikleri ile sosyal
ilişkileri, eğitim/iş performansınıve aile hayatını nasıl etkilediği konularında eğitim
verilebilir. hasta ve hastalıkla ilgili kaygıları, korkuları ve kuşkularıhafifleten
görüşmeler yapılır. hastaya nasıl davranılması gerektiği, uygun iletişim kalıpları,
hastanın günlük yaşam uğraşları gibi konularda bilgi ve beceriler kazandırılabilir.
taburculuk planlaması: hekimin sorumluluğunda hastalar için taburculuk planı
geliştirilir ve uygulanır. bilişsel, psikososyal, ekonomik, barınma vb. gereksinimleri
karşılanarak hasta ve ailesi taburculuğa hazırlanır.
bireyle çalışma: hasta ve aile üyeleriyle terapötik bireyle çalışma uygulamaları
yapılır. hastanın ve hastalığın özellikleri müdahâlenin sınırlarını belirler. baş etme
becerilerinin artırılmasına çalışılır. sorun odaklı ve uyuma dönük baş etme
pekiştirilirken duygu odaklı ve pasif baş etme azaltılır. bireyle çalışma, planlı,
yapılandırılmış ve düzenli seanslarla gerçekleştirilir.
grup çalışması:hastalarla hastane bakımı sonrası sosyal hayata hazırlayıcı, sorun
çözme kapasitelerini geliştirici, sosyal desteği artırıcı, sosyal etkileşim becerilerini
geliştirici terapötik grup çalışmaları yapılır. gruplar; yatarak tedavisi süren,
taburculuğu planlanan veya ayaktan takip edilen hem hastalar hem de aileleri için
uygundur. hastanın ve hastalığın özellikleri müdahâlenin sınırlarını belirler grup
çalışması; planlı, yapılandırılmış ve düzenli seanslarla gerçekleştirilir.
savunuculuk: sosyal hizmet uzmanı hastanın sağlığını koruyabilmek için gereksinim
duyduğu toplum kaynaklarıyla ve hastane dışı diğer kurumsal hizmetlerle bağlantı
kurmasına destek olup hastanın gereksinim duyduğu toplumsal ve ekonomik
kaynakları elde etmesi için savunuculuk yapar
psikoterapi: psikiyatrik sosyal hizmet alanında uzmanlaşma ve çalışma deneyimine
ek olarak belirli psikoterapi yaklaşımlarına göre sertifikalı eğitim almış sosyal hizmet
uzmanları tarafından psikoterapi yapılabilir. temelde psikoterapi, sosyal hizmetin
bireyle çalışma ve grup çalışması yöntemlerinin –klinik uzmanlaşma gerektiren‐ ileri
düzey uygulamasıdır. bireysel psikoterapi veya grup psikoterapisi uygulamalarında
ruhsal tedavi amaçlı görüşme ve müdahâleler yapılmaktadır. hekimin tanısı ve
sağaltım planı çerçevesinde birey ya da grup ölçeğinde psikoterapi yoluyla sağaltıma
aktif katkı verilebilir.
hizmet içi eğitim koordinasyonu: psikiyatri alanının sürekli gelişen doğası,
klinisyenlerin sürekli güncel bilgilerle desteklenmesini gerektirir. ayrıca, psikiyatrik
sağaltımın interdisipliner doğası mesleklerin birbiriyle düzenli bilgi alışverişini
gerektirir. sosyal hizmet uzmanları çalıştıkları ünitelerin şeflerinin sorumluluğunda
hizmet içi eğitimlerin hem organizasyonunda çalışabilir hem de eğitimlerden kendileri
yararlanabilirler.
toplumsal düzeydeki roller
ruhsal risk taraması ve araştırma: yüksek risk gruplarının nitelik, sıklık, yoğunluk ve
bölgesel düzeylerde saptanmasına yönelik tarama çalışmaları yürütülür. ruhsal
bozukluklar ve sosyal sorunlar arasındaki ilişkileri belirleyen sosyal hizmet araştırmaları
yapılır.
koruyucu ruh sağlığı hizmetleri: ruhsal bozukluklar, genel sağlık hizmetleri
çerçevesinde dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemli halk sağlığı sorunlarından biri
olarak karşımıza çıkmaktadır. sosyal, psikolojik, biyolojik ve çevresel faktörler
insanların ruh sağlığı üzerinde potansiyel bir risk oluşturmakta, dünyamızın hızla
değişen yaşam koşulları beraberinde bireyleri ve toplumları derinden etkilemektedir.
koruyucu sağlık hizmetleri; birincil koruma, ikincil koruma ve üçüncül koruma
olmak üzere üç ana basamakta gerçekleştirilir. birincil korumada, kişinin hastalıklara
yakalanması önlenmeye çalışılır.
ikincil koruma, birincil koruma hizmetlerinin etkisiz kalması durumlarında
uygulanır. hastalık belirtileri meydana gelmeden veya belirtilerin yeni meydana geldiği
durumlarda teşhis ve tedavisinin yapılması uygulamalarının tamamını kapsar.
üçüncül korumada, alınan bütün önlemlere rağmen hastalığa yakalanan kişilerde
hastalığın olumsuz sonuçları en aza indirilmeye çalışılır. hastalık sonrasında
oluşabilecek sakatlık ve işlev kayıplarının en aza indirilmesi için alınacak önlemler de
üçüncül koruma uygulamaları arasındadır
sosyal içerme: toplumsal damgalama ile mücadele için yapılan sosyal politika
girişimleri, sosyal hizmet uygulamasının bir parçasıdır. toplumun ruh hastalıkları olan
bireyleri dışlayan tutum ve davranışlarını engellemeye yönelik kampanyalar
geliştirilebilir
toplum eğitimi: ruhsal hastalığı olan bireylerle ilgili halkın inanç ve tutumunu
inceleyen anketler toplumun genelde bu hastaların tehlikeli olduklarını, karar verme
yetilerinin olmadığını ve içinde bulundukları durumu ve nedenlerini anlamada zorluk
çektiklerini göstermektedir. hastalıklar içerisinde en çok şizofreniye, alkol ve madde
bağımlılığı olan bireylere karşı olumsuz düşünceler mevcuttur. bu yüzden sosyal
hizmet uzmanı, toplumu ruh sağlığı ve hastalıkları konusunda bilinçlendirmeye yönelik
kapsamlı eğitim çalışmaları planlamakla yükümlüdür. toplumun risk altındaki
kesimlerinin ruh sağlığının korunması, ruhsal bozuklukların önlenmesi ve
rehabilitasyon hizmetlerinin pla nlanması ve sunumunda çalışılır.
hizmet geliştirme:toplumun risk altındaki kesimlerinin ruh sağlığının korunması,
ruhsal bozuklukların önlenmesi ve rehabilitasyonu hizmetlerinin planlanması ve
sunumunda çalışılır.
özetleyecek olursak; psikiyatrik sosyal hizmet uzmanı, kişilerin ruh sağlığı sorunları ile
baş etmelerine ve ihtiyaç duyduklarısosyal hizmetleri almalarına yardımcı olur. sosyal
hizmet uzmanı hasta ve aile üyelerine danışmanlık hizmeti verir ve onların hem mali
kaynaklara ve hem de tıbbi hizmetler almalarına yardımcı olur. psikiyatrik sosyal
hizmet uzmanı, aynı zamanda iyileşme sürecinde olan müracaatçıları için barınma ve
istihdam olanaklarını araştırmakla yükümlüdür. ruh sağlığı alanında çalışan sosyal
hizmet uzmanları; yataklı psikiyatri hastaneleri, toplum ruh sağlığı merkezleri,
cezaevleri ve kamuda yer alan diğer sosyal hizmet kuruluşları gibi birçok farklı
ortamlarda çalışmaktadırlar.
tıbbi sosyal hizmet 5.ünite
31 ekim 2013 perşembe 23:54
6.ünite özet
tıbbi sorunlar ıı: diyaliz ve organ nakli
hemodiyaliz ve böbrek yetmezliği
diyaliz; böbrek yetmezliği olan kişilerde, vücutta biriken fazla sıvı ve atık maddelerin
yarı geçirgen bir membran (zar) aracılığıyla temizlenmesi işlemidir. böbrek yetmezliği,
kronik ve akut böbrek yetmezliği olmak üzere iki şekilde gelişir. akut böbrek yetmezliği
daha yeni oluşmuş, üzerinden uzun zaman geçmemiş olan ve doğru beslenme ile tıbbi
müdahaleler yapıldığında tekrar böbreğin eski işlevine kavuşabildiği yetmezlik
durumunu ifade eder. buna karşılık kronik böbrek yetmezliğinde böbrek dokusundaki
yıkımlar, hastalığın üzerinden çok daha uzun zaman geçmesine bağlı olarak ilerlemiştir.
böbrek nakli olmadıkça bu hastaların yaşama devam edebilmeleri için tek imkan,
bütün dünyada yaygın bir şekilde uygulanmakta olan “hemodializ” yöntemidir.
kronik böbrek yetmezliğine gidiş, beş aşamada gerçekleşir:
1) böbrek fonksiyonlarında azalma: gfh 50‐80 ml/dk. arasındadır. klinik belirti
görülmez.
2) hafif derecede böbrek yetmezliği : gfh 30‐50 ml/dk. arasındadır. hipertansiyon ve
sekonder hiperparatiroidizim görülür.
3) orta derecede böbrek yetmezliği : gfh 10‐29 ml/dk. arasındadır. hafif derecede
böbrek yetmezliğinde görülen belirtilere ek olarak anemi görülür.
4) ciddi böbrek yetmezliği : gfh 10 ml/dk.’ nın altında seyreder. orta derecede böbrek
yetmezliğinde görülen belirtilere belirgin su ve tuz tutulumu, iştahsızlık, kusma ve üst
düzey mental fonksiyonlarda azalma eklenir.
5) son donem böbrek yetmezliği : gfh 5 ml/dk.’nın altındadır. ciddi böbrek
yetmezliğinde görülen belirtilere pulmoner odem, koma, konvulziyon, dekompanse
asidoz, hiperkalemi ve ölüm eşlik edebilir
kronik böbrek yetmezliği tanısında pratikte en çok kullanılan yöntem, radyolojik
olarak böbreklerin küçük olduğunun gösterilmesidir. kronik böbrek yetersizliği,
günümüzde görülme sıklığı hızla artmakta olan bir hastalıktır. ülkemizde yılda ortalama
15000 hastaya son dönem böbrek hastalığı tanısı konmaktadır. türk nefroloji derneği
kayıtlarına göre, türkiye’de 25000’in üzerinde hasta diyaliz tedavisi ile yaşamını
sürdürmektedir.
böbrek yetmezliğinin nedenleri
fazla mineral alımı ve oluşan hastalıklar, zararlı iltihap yapıcı maddelerin ve fazla
minerallerin böbrek süzme kanallarında birikerek bu kanalları tıkama veya
daraltmasıyla böbrek yetmezliğine neden olabilmektedir
diyaliz yöntemleri
iki tür diyaliz yöntemi bulunmaktadır: periton diyalizi ve hemodiyaliz. bütün dünyada
yaygın bir şekilde uygulanmakta olan hemodiyaliz yöntemidir.
periton diyalizi:
periton diyalizinin avantajları; kolay uygulanabilirlik ve taşınabilirlik,
kardiyovaskuler problemi olanlarda daha iyi kan basıncı ve sıvı kontrolünün
sağlanması, aneminin görülme sıklığının daha az olması, kan biyokimyasının yavaş ama
etkili düzelmesi, çocuklar, yaşlılar, diyabetik hastalar gibi damar problemi bulunan
hastalarda kolay uygulanabilmesi, hepatit bulaşma riskinin az olması, daha serbest
diyet ve sıvı alımı.
periton diyalizinin dezavantajları; artmış enfeksiyon riski (özellikle peritonit),
yetersiz diyaliz riski, potansiyel protein kaybı ve malnutrisyon oluşması, katater
yerleştirilmesine bağlı psikolojik problemler zellikle yaşlı hastalarda ve çocuklarda
sürekli uygulamaya bağlı bıkkınlık.
hemodiyaliz
ilk olarak 1946 yılında willem koff tarafından akut böbrek yetmezliğinin tedavisinde,
1960’lardan itibaren de giderek kby bulunan hastaların tedavisinde uygulanmaya
başlanmıştır. hemodiyaliz işleminin gerçekleştirilmesi için yeterli kan akımı
sağlanmalıdır (erişkinde genellikle dakikada 200‐ 600 ml).
hemodiyalizin avantajları; atık maddeler vücuttan hızla ve başarı ile uzaklaştırılır,
diyaliz ortamı hastanın diğer hastalar ile ilişki kurmasınısağlar, her gün değil, haftada
iki veya üç kez uygulanır, malnutrisyon ile daha az karşılaşılır, hastaneye yatma
gereksinimin daha az olur, karına ait komplikasyonlarla karşılaşılmaz.
hemodiyalizin dezavantajları; tedavi seansları arasında sıvı‐elektrolit ve metabolik
değişime bağlı olarak diyaliz sonrası hastanın kendini iyi hissetmesi, ancak sonraki
seansa kadar yavaş yavaş tekrar kötüleşmesi sonucu olaşan rahatsızlık
hissedilmektedir, tedavi sırasında iğneler kullanılmaktadır
hemodiyaliz hastasında sık karşılaşılan sorunlar
hemodiyaliz hastalarında tüm sistem ve organlarda bozukluklar, sorunlar ortaya
çıkabilir hemodiyaliz hastaları; kronik böbrek yetmezliği hastalığına bağlı olarak uyum
sorunu, anksiyete bozukluğu, depresyon ve intihar, cinsel işlev bozukluğu, ekonomik ve
sosyal sorunlar gibi yaşamlarını ve hastalıklarının seyrini etkileyen pek çok sorunla karşı
karşıyadırlar.
ruhsal sorunlar: diyaliz hastalarında normal hayat düzeni önemli ölçüde
bozulmuştur. bu hastalar kendilerini sıkıntılı bir diyaliz işlemine, tıbbi bakıma ve tıbbı
personele bağımlı bulurlar ve sıvı‐diyet kısıtlaması, ilaç alımı, sık hastalanma, cinsel
fonksiyon bozukluğu, iş kaybıgibi streslere maruz kalırlar.
yapılan çalışmalar diyaliz tedavisine başlanılan ilk yılda herhangi bir nedenle
psikiyatrik desteğe % 70 oranında ihtiyaç duyulduğunu, zaman ilerledikçe muhtemelen
bir çeşit adaptasyon sağlandığı için bu oranın % 30’lara düştüğünü göstermektedir.
a) depresyon ve intihar: sürekli depresif mizaç, benlik saygısı düşüklüğü ve ümitsizlik
hisleri ile beliren depresyon hemodiyaliz hastalarında en sık görülen psikolojik
problemdir.
b) anksiyete(kaygı): hemodiyaliz hastalarının makineye bağımlı olmaları, iş ve aile
düzenlerindeki bozulmalar, geleceğe ilişkin belirsizlik duygusu yaşamaları, cinsel
işlevlerinin bozulacağı korkusu, beden imajlarındaki bozulmalar, hastalarda anksiyete
bozukluklarına yol açmaktadır.
c) tedaviye uyumsuz davranış:bütün kronik hastalarda olduğu gibi diyaliz hastalarında
da öfke sık görülür ve hastanın ailesine veya diyaliz personeline yönelik olabilir.
hastanın öfkeli olduğu durumda hastayı kışkırtmamak, onu anlamaya çalışmak doğru
olur.
sosyal etkileşimsel sorunlar: hasta, birey çevresine uyum sağlamakta zorlandığı
gibi hastanın çevresi de ortaya çıkan bu yeni duruma uyum sağlamada güçlük çeker.
hastalık sürecinde hasta ve yakınları, yoğun bir duygusal çatışma ve gerilime maruz
kalırlar. organ yetmezliği olan hastalar arasında aile ve evlilik stresi belirgindir.
hastaların eşleri rol değiştirmek zorunda kalarak hemşireye ya da hasta bakıcıya
dönüşmektedir.
cinsel sorunlar: her iki cinsiyetten diyaliz hastalarının da cinsel sorunları vardır.
endokrin değişiklikleri, çeşitli ilaçlar, genel fiziksel durum, aile içi sosyal rollerdeki
değişmeler, psikososyal faktörler ve depresyon cinsel işlevleri bozmaktadır. her iki
cinste de cinsel dürtü ve uyarılmada azalma ile birlikte cinsel etkinliklerde düşme
görülür
rehabilitasyon sorunları: hastaların yaklaşık 2/3’ü, böbrek yetmezliği ortaya
çıkmadan önceki işine dönemezler. bu hastaların işlerine dönebilmeleri büyük oranda
sosyoekonomik koşullarla bağlantılıdır. diyaliz hastası bir üniversite profesörünün veya
bir iş adamının işine dönmesi kalifiye işçiye göre daha kolaydır
transplantasyona (nakil) ilişkin sorunlar:transplantasyon girişimi; sadece organ
nakli olacak hastayıdeğil, bir bütün olarak hastanın ailesini de etkilemektedir.
hemodiyaliz hastaları sosyal hizmet mesleği açısından iki nedenle önem
kazanmaktadır. birincisi, son dönem kronik böbrek yetmezliğinin hastanın psikososyal
çevresini etkilemesi; ikincisi ise, hastanın içinde yaşadığı psikososyal çevrenin hastalığı,
fiziksel iyilik hâlini ve ölüm olasılığını etkilemesidir. bu bağlamda tıbbi bakım ve
tedavide istenen sonuçların elde edilmesinde sosyal hizmet uzmanlarına önemli roller
düşmektedir.
hemodiyaliz hastalarında uyum güçlüğü
hd hastalarını tedaviye uyum sürecinde bireysel farklılıklar olmasına karşın genel
olarak dört aşama olduğu dikkati çekmektedir. bunlar;
1.üremik dönem: ilk dönem, tedaviye başlamadan önce yaşanır. bu dönemde, kronik
hastalığa bağlı fiziksel ve psikolojik komplikasyonlar ortaya çıkar ve yaşamın tehdit
altında olduğu endişesi hissedilir. 2.balayı evresi: hasta, hd’ye girmeye başladıktan
sonra fiziksel komplikasyonlar oldukça azalır. bu dönem, yaklaşık üç hafta devam eder
ve endişenin yerini ölümden kurtulma, güven ve ümit duyguları alır
3.yaşama dönüş evresi: hastanın tedaviye alışmaya başladığı bu dönem, yaklaşık 312
ay sürer. ancak işe veya ailedeki sorumluluklara geri dönme, bazı psikososyal sorunlara
(örneğin; kendini veya ailesini suçlama eğilimi, çaresizlik duygusu ve depresyon gibi)
yol açabilir. bu nedenle tedaviye uyumsuzluk, makineye bağımlılıktan kurtulma
girişimleri ve fiziksel komplikasyonlar gelişebilir. genellikle atlanılan/ kaçırılan seanslar,
tedavinin ilk altı ayında ortaya çıkarak daha sonra aynı şekilde devam etmektedir.
4.sürekli adaptasyon periyodu: son dönemde hasta durumunu kabullenir, yaşama olan
bağlılığı artar ve ileriye yönelik planlar yapmaya başlar. hastaların en önemli
beklentilerinden biri, böbrek transplantasyonunun yapılmasıdır. ancak tedavinin
süresi, makineye ve sağlık personeline bağımlı olma ve tedaviyle ilgili yaşanan sorunlar
yaşam kalitesini etkilemektedir. inkâr, bu dönemde kullanılan en yaygın savunma
mekanizmalarındandır.
hemodiyaliz hastalarıyla çalışan sosyal hizmet uzmanın rol ve fonksiyonları
hemodiyaliz tedavi sürecinde çeşitli psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunlar yaşayan
hastaların sorunlarının çözümlenmesinde sosyal hizmet uzmanlarının rol ve
fonksiyonlarışu şekilde sıralanabilir:
1. tüm diğer kronik hastalıklarda olduğu gibi kronik böbrek yetmezliği hastalığında da
tedavi süreci; hastanın psikososyal, sosyal ve ekonomik durumundan etkilenir.
2. sosyal hizmet uzmanı, hasta ve hasta ailesinin problemlerini çözmesine yardımcı
olur. hasta ve ailesini uygun toplumsal kaynak ve hizmetlere havale eder, psikososyal
açıdan değerlendirir, onlara danışma hizmeti verir.
3. sosyal hizmet uzmanı; çok disiplinli ekibin bir parçası olarak hastalığa eşlik eden ve
birbirini etkileyen fiziksel, sosyal ve psikososyal faktörlerin sebep olduğu duygusal ve
sosyal stresleri azaltmaya çalışır.
4. aile psiko‐eğitimi, ailesinde kronik hastasıolan ailelerde kullanılan en etkili bir
müdahale türüdür.
5.sosyal hizmet uzmanları grup ortamında psikososyal uyum, baş etme kapasitesini
arttırma ve iletişim konuları üzerine odaklaşabilirler.
6.ekonomik yoksunluk içindeki hastaların gelir sağlayıcı uğraşlar edinmelerini destekler.
hemodiyaliz ünitesine kütüphane, televizyon vb. yeni olanaklar sağlamaya çalışır.
7. sosyal hizmet uzmanı, hemodiyaliz hastalarını organ naklinden haberdar olmalarını
sağlayarak hastaları organ nakli merkezlerine yönlendirir.
sosyal destek ve hemodiyaliz hastaları
hemodiyaliz hastalarının başlıca sos yal destek kaynaklarını ; aile üyeleri, sağlık
profesyonelleri, arkadaşları ve komşularıoluşturmaktadır.
literatür incelendiğinde hemodiyaliz hastalarının algıladıkları sosyal destek seviyesi
arttıkça yaşam memnuniyetlerinin de arttığı, depresif duygu durumu ve hastalığın
yükünün ise azaldığı görülmüştür. sosyal desteği kuvvetli olan bireylerin uzun ve sağlıklı
yaşadıkları, hastalıklara karşı daha dirençli oldukları, hastalandıklarında ise ilaç
gereksinimlerinin azaldığı, iyileşme süreçlerinin hızlandığı ve tıbbi tedaviye uyumlarının
arttığı, daha çok problem odaklı baş etme yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır.
doku ve organ nakli, organ bağışı kavramı
doku ve organ nakli
organ nakli; günümüzde birçok kronik organ hastalıklarında uygulanan rutin,
geçerli ve ileri bir tedavi yöntemi olarak kabul edilmektedir. organ nakli, günümüzde
birçok kronik organ hastalıklarında uygulanan rutin, geçerli ve ileri bir tedavi yöntemi
olarak kabul edilmektedir.
insanların organ nakilleri ile ilgili görüşleri folklorik anlamda ilk çağlara kadar gider.
ilk çağlarda halk arasında kuvvet ve sağlığın kuvvetli insanlardan zayıf insanlara
geçebileceği düşüncesi vardır. organ nakli ile ilgili düşünceler ortaçağlarda da devam
etmiş, ancak ilk doku ve organ nakli denemeleri 1771’de ingiliz cerrah john hunter
tarafından yapılmıştır. hunter, bir horozun testislerini çıkarıp karnına tekrar nakletmiş
ve bu organ yeni yerinde fonksiyon görmüştür. insan üzerinde ilk böbrek nakli 1947’de
boston’da gerçekleştirilmiştir. ilk başarılı kalp nakli ise 1967 yılında dr. christian
barnard tarafından yapılmıştır.
türkiye’de ilk kez 22 kasım 1968’de ankara yüksek ihtisas hastanesi’nde dr. kemal
beyazıt tarafından kalp nakli yapılmış, ancak hasta hayatını kaybetmiştir. ilk başarılı
organ nakli ise, 3 kasım 1975 yılında dr. mehmet haberal ve ekibince hacettepe
üniversitesinde gerçekleştirilen canlıdan canlıya böbrek nakli olmuştur. gülhane askeri
tıp akademisinde 1989 yılında ilk pankreas nakli gerçekleştirilmiştir.
2012 yılında cerrah ömer özkan ve takımı, dünyanın ilk başarılı tam yüz naklini
antalya’daki akdeniz üniversitesi hastanesinde gerçekleşmiştir. günümüzde böbrek,
kalp, karaciğer, kornea vb. organ ve doku nakillerinin sayısı artarak devam etmektedir.
günümüzde kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, pankreas, ince bağırsak, kemik iliği,
kan, deri, kornea gibi yaşamsal önemi olan pek çok organ ve doku nakli
gerçekleştirilebilmektedir.
organ bağışı
organ bağışı, bir kişinin hayatta iken serbest iradesi ile tıbben yaşamısona erdikten
sonra doku ve organlarının başka hastaların tedavisi için kullanılmasına izin vermesi ve
bunu belgelendirmesidir. bireylerin organ bağışına karar vermesini etkileyen konuların
belirlenmesi, yetersiz organ bağışının artırılması açısından önemlidir. bireylerin organ
bağışlama kararını; bilgi, altruistik değerler, dini inançlar, deneyim, korku ve kişilikleri
etkileyebilmektedir. organ bağışlayanların yaygın karakteristik özelliklerine
bakıldığında ise genç, iyi eğitimli ve yüksek sosyoekonomik statüye sahip kişiler
oldukları görülmektedir.
organ naklinin dini boyutu: organ bağışının dini yönden herhangi bir sakıncası
bulunmamaktadır. hristiyanlık, müslümanlık ve musevilik; paylaştıkları ortak menşei
sebebiyle yaratılışa, tanrı‐ insan ilişkisine, maddeye ve ruha ve ayrıca yaşam ve ölümün
kutsallığına dair benzer kavramlar içermektedir. canlı ya da kadavra kökenli organ
bağışı ve beyin ölümü kriterlerine dayanarak insan bedenlerinin değerlendirilmesi, her
üç din tarafından da desteklenmektedir.
organ naklinin ekonomik boyutu: organ naklinin hemodiyaliz tedavisinden çok
daha ucuz bir uygulama olduğu bilinmektedir. ancak organ bağışındaki yetersizlikler
nedeni ile hemodiyaliz uygulamasıyapılmakta olan hastaların tedavilerinin maliyeti de
oldukça fazladır. o hâlde; organ bağışının artırılması, ülkemiz için hem sağlık yönünden
hem de ekonomik yönden önemli bir katkı sağlayacaktır.
organ naklinin etik boyutu:organ azlığı nedeniyle karaborsaların ortaya çıkması,
yine etik bir sorundur. bekleme listesinde olan hastalar, kendilerine sıra gelmeyeceğini
ya da çok uzun süre bekleyeceklerini düşündükleri zaman organlarını satmaya niyetli
canlı vericilerden para karşılığında organ satın alabilecekleri ülkelere gitmektedirler.
para karşılığı organ temini; uluslararası düzenlemelerle yasaklanmış olmakla birlikte
toplumların ahlaki, sosyal ve ekonomik koşulları para karşılığı organ temini konusunda
belirleyici rol oynamaktadır. özellikle ekonomik nedenler; organ bağışı ve organ temini
sorununu, bir sağlık sorunu olmaktan çıkarıp ticari bir pazar hâline gelmesine neden
olmakta ve yoksul kişiler ulusal ve uluslararası alanda ucuz organ kaynağı hâline
dönüşebilmektedir
organ naklinin psikolojik boyutu: psikolojik boyut, organ nakli sürecinin tüm
evrelerinde bulunmaktadır
organ naklinin yasal boyutu: türkiye ve birçok ülkede kadavradan organ ve
dokuların alınması yasalarla düzene sokulmuştur. ülkemizde organ nakli konusundaki
uygulamalar; 1979 yılında çıkarılan “organ ve doku alınması, saklanması, aşılanması ve
nakli”ne ilişkin 2238 sayılı yasaya göre yapılmaktadır. kanun 1982 yılında yeniden
düzenlenerek ölüden organ ve doku alınmasını yasal önlemlerle ortaya koymuştur.
ülkemizde kadavradan organ ve doku alınması, 2238 ve 2594 sayılıkanunlarla
düzenlenmiştir. tıbbi ölüm hâlinin saptanmasıkoşulu ile organ alımına izin veren
yasaya göre bu durum; biri kardiyolog, biri nörolog, biri beyin cerrahisi uzmanı ve biri
de anesteziyoloji ve reanimasyon uzmanından oluşan bir kurul tarafından tutanak ile
belirlenmelidir.
doku ve organ nakli ve organ bağışında sosyal hizmet uzmanlarının rolü
sosyal hizmetin tedavi kurumlarında gerçekleştirdiği bu uygulamalar, tıbbi sosyal
hizmetler olarak adlandırılmaktadır.
tıbbi sosyal hizmetin genel amacı şu şekildedir:
>>>hastanın tıbbi bakımı ve tedaviyi kabul etmesi ve bakımın etkili bir şekilde
kullanılmasını kolaylaştırmak
>>> sağlık problemleri nedeniyle hasta ve ailesinin yaşadığı stresi azaltmak
>>> hastanın hastalığı ve içinde bulunduğu koşullar nedeniyle ortaya çıkan
problemlerini çözümlemek
sosyal hizmet uzmanları; hasta hakkında mülakat ve gözlem yoluyla bilgi topladıkları
gibi aynı zamanda hasta ve ailesiyle birlikte başlangıç aşamasını yürütürken hastanın
hekiminden, diğer tıbbi bakım ve tedavi personelinden, hasta ile ilgili olarak tutulan
kayıtlardan bilgi toplarlar.
sosyal hizmet uzmanı; sağlık hizmetlerinde sosyal, örgütsel ve vaka düzeyinde çeşitli
roller üstlenmektedir: sosyal hizmet uzmanının sağlık hizmetlerinde sosyal, örgütsel ve
vaka düzeyinde çeşitli rolleri vardır.
· hizmet alanlarından biri olan organ nakli konusunda çalışan sosyal hizmet
uzmanları, organ naklinin ticarileştirilmesine karşı savunucu rolünü üstlenirler. ·
organ bağışı hakkında toplumun eğitilmesine yardım ederler.
· sosyal değerleri dikkate alan donör tahsisi yaklaşımlarını destekler ve teşvik ederler.
·karar verilme öncesinde, karar boyunca ve karar sonrasında organ bağışı yapan
ailelerin desteklenmesini sağlarlar ve ailelere sevdiklerinin ölümünü tamamıyla
kabullenmeleri için yardım ederler.
bu tür hizmetler aracılığıyla sosyal hizmet uzmanı, organ bağışının insani ve beşerî
bir hareket olarak devam etmesini sağlar.
tıbbi sosyal hizmet 6.ünite
7 kasım 2013 perşembe 19:10
7.ünite özet
sağlık bakım sorunları: sosyal sorunlar ııı (alkol ve madde bağımlılığı,
sigara tüketimi, stres, yoksulluk, şiddet
alkol ve madde bağımlılığı
genel anlamı ile bağımlılık; bir nesneye, kişiye, ya da bir varlığa duyulan önlenemez
istek veya bir başka iradenin güdümü altına girme durumu olarak tanımlanabilir ve
insan mental aktivitesi ile ilişkili patolojik bir davranışı yansıtır. bu maddeler özetle
tütün, alkol, esrar, atropin, akineton, eroin, dolantin gibi bağımlılık yapıcı maddeler
olabilir.
bağımlılık, bir hastalıktır. bir ya da birkaç maddeye aynı anda gelişebilir ve madde
alınmadığı zaman fiziksel ya da ruhsal kötü belirtilere yol açar. bağımlı olan kişi tedavi
görmüş bile olsa tüm yaşamı boyunca bağımlı olduğu maddeye karşı hassas kalacağını
unutmamalıdır.
bir kişinin madde bağımlısı olduğunu gösteren birtakım kriterler vardı. bunlar:
·kişi tarafından alışkın olduğu hissin yaratılması için kullanılan maddenin dozunun
arttırılıyor olması ·kişinin kullandığı maddeyi almayı tasarladığı miktardan fazla
miktarda ve sürede kullanması
·kişinin kullandığı maddenin dozunu azaltması ya da maddeyi bırakması sonucunda
yoksunluk belirtisi dediğimiz birtakım ruhsal ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi
·yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının madde alması ile rahatlama hissetmesi
·kişinin maddeyi bulmak ve kullanmak için gereğinden çok zaman harcaması
·kişinin kullandığı maddeden dolayı ruhsal bedensel ve sosyal açıdan zarar
görmesine rağmen kullanıcı olmaya devam etmesi
·madde etkisinde kaldığı için kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine
getirememesi
·kişinin kullandığı maddeyi bırakmak için başarısız girişimlerinin olması
bu maddelerden üç ya da daha fazlasının bulunması, kişinin madde bağımlısı
olduğunun göstergesidir
madde bağımlılığı ve bağımlılık yapıcı maddeler, 1960’lara kadar ciddi bir halk
sağlığı problemi olarak görülmemiştir. bu yıllarda, afyon ve esrar başta olmak üzere
barbitüratların ve alkolün bağımlılık yaptığı ve madde kötüye kullanımının bir davranış
bozukluğu olduğu tıp literatürüne girmiş olmakla beraber bunun nedenleri, tedavisi ve
önlenmesine yönelik ciddi çalışmaların 1980’lerden itibaren giderek arttığını
görmekteyiz.
bunun en önemli nedenlerinden biri, amerika birleşik devletleri’nin vietnam savaşı
sonrası ülkesine dönen 200 binden fazla opioid bağımlısı ile uğraşmak zorunda
kalmasıdır.
esrar kullanımında %20’nin üzerinde oranlarla çek cumhuriyeti, amerika birleşik
devletleri ve fransa, ilk üç sırayı almaktadır.
madde bağımlılığı; ergen, genç ve genç erişkinlerde sıklıkla görülen bir hastalıktır.
hastalığın görülme riskinin en yoğun olduğu yaş dönemi, ergenliktir.
bağımlılıkta en çok kullanılan maddelerden biri alkoldür. alkol bağımlılığı; bireyin
beden ve ruh sağlığını, aile ilişkilerini, sosyal ve iş uyumunu bozacak derecede alkol
alma ve alkol alma isteğini durduramama şeklinde ortaya çıkan bir ruhsal sorundur.
hastane yatışlarının üçte birinin nedeninin alkol olduğu, alkole bağlı trafik
kazalarının majör sorun olmayı sürdürdüğü, alkolün ölüm nedenleri arasında üçüncü
sırada yer aldığı belirlenmiştir.
alkol bağımlılığı daha çok bireysel davranışlara bağlı sorunlar olarak ifade
edilmektedir. ancak son zamanlardaki gelişmelere bakıldığında bireysel davranışlarla
ilişkili görülse de alkol bağımlılığı gibi sorunlar, toplumu bütünsel anlamda
ilgilendirmektedir ve sosyal sorun olarak değerlendirilmek durumundadır. alkol, tek
başına bir sorun olmakla birlikte başka sorunlara da yol açmaktadır.
·alkol kullanımı şiddeti arttırır.
·alkol yoksulluğa neden olur.
·alkol sağlığı bozar.
· alkol çevre ilişkilerini bozar.
alkol bağımlılığı olan bireylerin ciddi bir baş etme güçlüğü yaşadığı, bireylerde ego
gücünün zayıf, benlik saygısının düşük olduğu, bireyin anksiyete, stres, engellenme
durumunda alkolün rahatlatıcı etkisinden geçici olarak yararlandığı ve bu nedenle
problem odaklı baş etmeden çok duygu odaklı baş etmenin ortaya çıktığı
belirtilmektedir.
alkol kullanımı ve sorunu arasındaki sınır, oldukça belirsizdir. alkol bağımlılığının
etiyolojisi ile ilgili olarak ortaya atılan teoriler, sorunun anlaşılmasına önemli katkılar
sağlamaktadır. bu teoriler aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
1. psikolojik faktörler ve teoriler:
bu teorilerin dayanağı, alkol bağımlısı olan ve olmayanların psikolojik testlerde
gösterdikleri farklılıklardır. burada alkolün anksiyete (sıkıntı) gibi hoş olmayan
duyguları ortadan kaldırma etkisinden “faydalanılmakta”, sosyal etkileşim arttırılarak
daha aktif bir konum elde edilmekte, diğer yandan da kişiyi rahatsız edici “anılar”
ortadan kalkmaktadır. “bu durumlar” kişinin daha fazla ve sık alkol içme davranışını
pekiştirmektedir.
2. sosyokültürel faktörler ve teoriler:
sosyokültürel teoriler, sorunun tanımlanması ve anlaşılmasına pek az katkı
sağlamaktadırlar. “şu kültürde alkol bağımlısı daha fazla görülmektedir.” gibi bir ifade
olanaksızdır. italya, israil ve fransa’da alkol, evlerde çok yaygın olarak bulunmakta ve
“dinî” törenlerde kullanılmaktadır. ancak ilk iki “kültürde” alkol bağımlılığı, diğer
kültüre göre daha az bulunmuştur.
3. genel biyolojik etkenler ve teoriler:
bu teoriler, alkolün bireyler arasında farklı biyolojik etkiler oluşturma temeline
dayanmaktadır. son yıllarda dopamin, serotonin, noradrenalin ve diğer birçok
nörotransmitter ile ilgili çalışmalar konuya açıklık getirmeye çalışmaktadır
4. genetik faktörler ve teoriler:
bu konuda da çalışmalar yoğunluğunu giderek arttırmaktadır. “tek yumurta ikizleri
ve evlatlık olanlar” arasında yapılan çalışmalar; konuya, ancak kısmi açıklamalar
getirmiştir. birinci derece yakınında alkol bağımlısı olan birinin “bağımlı olma” riski
olmayana göre yaklaşık dört kat daha fazla olarak bulunmuştur. görüldüğü gibi alkol
bağımlığının “gelişmesinde” birçok faktör rol oynamaktadır.
öte yandan mevcut tedavi yöntemleri; zor, uzun soluklu ve pahalıdır. madde ve
bağımlılığı için yapılacak mücadele içinde sosyal hizmet uzmanları; çalıştığı ekip içinle
birlikte koruyucu‐önleyici, eğitici‐destekleyici ve tedavirehabilite edici düzeylerde
mesleki müdahalelerini gerçekleştirirler.
sigara tüketimi
sigara bağımlılığı; en az bir aylık bir süre içinde düzenli sigara kullanma, sigarayı
bırakınca yoksunluk belirtileri yaşama, zararlarını görmeye rağmen bırakamama ve
başarısız sigara bırakma girişimlerinin olması şeklinde tanımlanmaktadır. başta sigara
olmak üzere tütün ürünlerinin kullanılması, ciddi hastalıklara ve ölümlere yol
açmaktadır. toplum; daha fazla acı çeken insanlar, üretim kaybı ve daha yüksek sağlık
harcamaları şeklinde bedel ödemektedir.
sigara kullanmaya başlamada ve sigara bağımlılığının oluşmasında psikolojik
nedenlerin önemli bir rolü vardır. sigara, genellikle ergenlik döneminde kullanılmaya
başlanmaktadır. bu dönemde sigaraya başlamayı etkileyen nedenler arasında merak,
özenti, akran baskısı, sosyal kabul görme, bağımlı kişilik özelliği, stresle baş etmede
yetersizlik, öz güven azlığı, hayır diyememe, çeşitli kişilik bozuklukları ve ruhsal
sorunların etkili olduğu bildirilmektedir. tütün, tüm ülkeler için en önemli halk sağlığı
problemidir. ülkemizin de içinde bulunduğu coğrafya, dünya tütün tüketiminde birinci
sırayı almaktadır.
sigara bağımlılığında ruhsal sorun
ruhsal sorunları olan bireylerde, sigara bağımlılığı daha fazla görülmekte ve bireyi
daha fazla tehdit etmektedir. sigarayı bıraktıktan sonra yoksunluk belirtilerinin
yaşanması, sigara bağımlılığının tedavisinde psikolojik yöntemlerin kullanılması gibi
nedenlerden dolayı sigara bağımlılığı aynı zamanda ruhsal bir problemdir. panik atak,
sosyal fobi, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukluğu, psikotik
bozukluklar görülebilmektedir.
depresyonu olan bireylerde sigara bağımlılığı oranı artarken zaten sigara bağımlısı
olan bireylerde depresyonun olması da bu bireylerin daha fazla sigara içerek
bağımlılıklarının artmasına yol açmaktadır. bu nedenle de depresyonu olan bireylerin
sigara bırakmada daha başarısız oldukları görülmüştür.
stres
stres; kelime olarak gerilim, gerginlik, bunalım, şiddet, zorlama gibi anlamları
içermektedir. kavramsal olarak stres ise, algılanan çevresel tehditlere bireyin fiziksel
ve ruhsal bir tepki verme eylemi olarak tanımlanmaktadır.
stresin insan üzerindeki etkilerine ilişkin ilk bilimsel çalışmaları 1956 yılında
kanada’lı bilim adamı hans selye yapmıştır. selye (1956)’ye göre stres verici bir olay ya
da durum karşısında kalan organizma; fizyolojik, psikolojik ve davranışsal bazı tepkiler
gösterir. kalp atışında hızlanma, ağız kuruması, titreme, aşırı terleme, iştah bozukluğu,
çeşitli ağrılar, huzursuzluk, sıkıntı, bunaltı, yorgunluk ve çökkünlük gibi çeşitli belirtiler
ortaya çıkar. bu arada kişi sahip olduğu biyolojik ve psikolojik kaynaklarla stres yaratan
durum ya da olayla başa çıkmaya, uyum sağlamaya çalışır. uyum sağlandığında
başlangıçta ortaya çıkan tepkiler kaybolur. eğer stres uzun süre devam eder ve uyum
sağlanamazsa; “tükenme” başlar, kişi hastalanır, hatta ölebilir.
stres belirtileri üç farklı şekildedir. bunlar. tek başına olabileceği gibi aynı anda birden
fazla belirtide görülebilir.
fiziksel belirtiler: kalp vurum sayısının hızlanması, kan basıncında artış, nefes darlığı,
çarpıntı, baş ağrısı, sıcak ve soğuk basması, terleme, mide ve bağırsak sisteminde
bozukluk, mide krampları, seslere duyarlılık, uykusuzluk, düzensiz uyku, ellerde ve
bacaklarda titreme, bitkinlik, kas gerginliği, kas ve eklem ağrıları gibi.
zihinsel belirtiler: unutkanlık, dikkati toplayamama, kararsızlık, organize olamama,
ilgi azalması, yaratıcılıkta azalma, işlem hatalarında artış, zihinsel durgunluk, sürekli
olumsuzluklar üzerinde durma vb.
davranışsal belirtiler: iştahta azalma ya da artma, çok konuşma, sigara içme (artış),
alkol ve kafein alma, stres yaratan olay ya da durum hiç olmamış gibi davranma vb.
stres kaynaklarının özellikleri ile ilgili bilgiler gözden geçirildiğinde, stres
kaynaklarının 3 grupta toplandığı görülmektedir.
a. günlük olaylar;bir sınavın kötü geçmesi, komşunun yaptığı gürültü nedeniyle
uyuyamama, baş ağrısı, çocuğunun okulda başarılı bir proje yapamadığını öğrenek gibi
olaylar yer almaktadır.
b. yaşam olayları;eşin ölümü, hamilelik, ekonomik durumda önemli bir değişiklik,
emekli olma, başka bir yere taşınma, çocukların evden ayrılması gibi olaylar yer
almaktadır.
c. spesifik yaşam durumları: spesifik yaşam durumlarında ise kronik durumlar ele
alınmaktadır. anne‐baba ilişkilerinde sorunların yaşanması, alkol sorunu yaşanan aile
ortamı, iş yaşamında sorunların olması, menapoz döneminde olma gibi.
strese dayanıklı olabilmek için yapılması gerekenleri şöyle özetlemek mümkündür:
·stres yaratan durum ya da olayı gerçekçi bir şekilde değerlendirmek
·benlik saygısını kaybetmeden kendini gerçekçi bir şekilde değerlendirmek
·bu olay ya da durumla başa çıkabilmek için mutlaka yapılabilecek birşeyler
olduğuna inanmak
·mümkün olduğu kadar çok ve farklı başa çıkma yolları bulmak ve denemek
·mevcut çevresel destek kaynaklarından yardım almak ve yeni kaynaklar oluşturmak
yoksulluk
birleşmiş milletler genel anlamda yoksulluğu tanımlamak yerine farklı boyutlarına
vurgu yaparak yoksulluğun, “sürdürülebilir bir yaşam için gerekli gelire veya kaynaklara
sahip olamama; açlık ve yetersiz beslenme; sağlığın kötü olması; eğitim ve diğer temel
hizmetlere sınırlı erişim ya da hiç erişememe; tedavi görememekten dolayı yüksek
hastalanma ve ölüm oranları; evsizlik ve uygun olmayan barınma imkânları; güvenli
olmayan çevre koşulları ve sosyal ayrımcılık ve dışlanma ile birlikte sivil, sosyal ve
kültürel yaşama ve karar alma süreçlerine katılamama biçiminde ortaya çıktığını
belirtmektedir
ayrıca; yoksul insanların yaşadıkları alt sosyoekonomik çevreler yüksek suç oranları,
coğrafi hareketlilik, evlilikte uyumsuzluk, boşanma gibi sorunlara, bunlar da fiziksel ve
ruhsal sağlık sorunlarına yol açabilmektedir.
dsö, yoksulluğu dünyanın en büyük katili olarak tanımlamış ve uluslararası hastalık
sınıflamasında z59.5 olarak kodlamıştır. yoksulluk, sağlıkta eşitsizlikleri belirleyen en
önemli etkendir. sağlıkta eşitsizlik, gelir dağılımı eşitsizliği ile ilişkilidir. böylesi
ekonomik neden, psikososyal süreç üzerinde bireysel düzeyde etkili olmaktadır.
whitehead ve dahlgren (2007); sağlıktaki eşitsizliklerin (1) sistematik, (2) sosyal olarak
üretilmiş ve (3) haksız olması hâlinde, sağlıkta eşitsizlikten bahsedileceğini ifade
etmektedir. buna göre; yaş veya cinsiyet gibi doğal özelliklerden kaynaklanan sağlık
farklarının mevcut olması, sağlıkta eşitsizliğin bir göstergesi olarak kabul edilemez.
nitekim sağlıkta eşitsizliğin sistematik olması, bireylerin sosyoekonomik durumu ile
sağlık durumu arasında aynı yönlü bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir.
dünya sağlık raporu (2000), ulusal sağlık sistemlerinin üç temel fonksiyonu
olduğunu belirtmektedir. bunlar; hizmet ettikleri toplumun sağlığını daha iyi hale
getirmek, bireylerin beklentilerine cevap vermek ve hastalığın maliyetine karşı finansal
koruma sağlamaktır. sağlık hizmetlerine erişimde eşitlik, her bireyin potansiyel olarak
aynı seviyede sağlık hizmeti kullanabilmesidir. bu, bireyler açısından son derece
önemlidir ve sağlanabilmesi her bireyin sağlık hizmetlerine erişimde eşit maliyete
katlanması ile mümkündür. bu nedenle yoksullar, varlıklılara göre daha fazla sübvanse
edilmelidir
şiddet
şiddet; ana hatları ile sözel, fiziksel ve cinsel şiddet olmak üzere üç ana başlık
altında toplanmakta olup ruhsal ve fiziksel etkileriyle ortaya çıkmaktadır.
geleneksel olarak şiddet, sağlık çalışanları tarafından ceza hukukunun konusu
olarak değerlendirilmektedir. hekimlik, hemşirelik ve sosyal hizmetle ilişkili alanlarda
görev yapanlar, şiddeti öncelikle kendi uğraşı alanları içinde görmektedir. şiddetin bir
halk sağlığı olarak tanımlanması yeni bir yaklaşımdır. şiddetin önemli bir halk sağlığı
sorunu olduğu yaklaşımını başlıca üç gerekçe ile açıklamak mümkündür
birincisi, şiddet çok sayıda kişiyi etkilemektedir. özellikle gençler için şiddet daha
önemli bir sorun olmaktadır. amerika birleşik devletleri’nde (abd) 15‐24 yaş arası
gençlerde ölüm nedenleri arasında cinayet ikinci, intihar üçüncü sırada yer almaktadır.
ikincisi, diğer sektörler şiddetin bu sonuçlarını önlemeye yönelik olarak yeteri kadar
sorumluluk almamaktadır. güvenlik güçlerinin, cinayetler gibi birçok konuda önemli
tecrübeleri olmasına rağmen bunların önlenmesinde başarılı olamadıkları durumlar
olmaktadır. intiharların önlenmesi, şiddetle ilgili yaralanmalar gibi sosyal müdahaleler
gerektiren konuların çözümü için halk sağlığı uygulayıcılarının planlamalarına ve
müdahalelerine ihtiyaç vardır.
üçüncüsü, şiddet önlenebilir. şiddeti önlemek için halk sağlığı uygulamaları başarılı
sonuçlar verir. halk sağlığı çalışanlarının, şiddet önleme programlarının
koordinasyonunda ve uygulamaların yaygınlaşmasında etkin bir role sahip olmaları
gerekmektedir.
sosyal, kültürel ve ekonomik faktörler, şiddetin oluşumunda rol oynarlar. az gelişmiş
ve yoksul ülkelerdeki şiddet düzeyi, diğer toplumlara göre daha fazladır. şiddete maruz
kalan grupların ise; çoğunlukla yalnız çocuklar, yalnız kadınlar, yalnız yaşlılar, fiziksel ve
ruhsal engelliler, sosyal ve etnik azınlıklar, mülteciler, çetelerle karşı karşıya olanlar
oluşturduğu görülmektedir.
dolayısıyla kalıcı ya da geçici iş kaybına neden olur. buna bağlı olarak öz güven, öz
saygı yitimi olabilir. şiddetin toplumsal yansımaları ise; intihar oranlarında artış, çocuk
istismarlarında artış, hastane başvurularında artış, üretkenlikte azalma, kuşaklar arası
geçiş, şiddetle ilişkili nedenler (savaş, mültecilik, kazalar, çocuk istismarı, namus‐töre
vb.), yoksulluk ve sağlık hizmeti alamama ile ilgili nedenler (açlık, enfeksiyonlar ve
diğer ölümler), patolojik nedenli ölümler şeklinde görülmektedir.
sonuç
sağlık hizmetlerinin örgütlenmesi açısından eşitlik ve verimlilik, dokunulamaz nitelikli
değerlerdir. eşitlik ve verimlilik; sağlık hizmetinin parasız, bu nedenle kamu tarafından,
bölge ve nüfus ölçeğinde, entegre ve bunun gereği olarak ekip tarafından, koruma
öncelikli, gezilerek, toplumun içinde, toplum neredeyse orada ve toplum kalkınması
faaliyetlerinin tam içinde ve toplum kalkınması hedefine bağlanmış tarzda verilmesini
gerektirir.
genel olarak sağlıkta eşitlik ya da eşitsizliğin morbilite, morbidite, yaş, cinsiyet,
kültür, eğitim, beslenme, coğrafik durum, sosyal güvenlik durumu, yoksulluk, kişisel
yaşam faktörleri, yaşam koşulları, meslek, işsizlik faktörleri çerçevesinde incelenmesi
gereklidir. sağlıkta eşitsizliğin giderilmesi için devlet, sağlık sektörü içinde özel ve
kamuda yer alan aktörler ve sağlık profesyonellerinin birlikte bu konuya eğilmesi
gereklidir.
tıbbi sosyal hizmet 7.ünite
12 kasım 2013 salı 18:18
8.ünite özet
onkolojik sosyal hizmet
“tedavi ettiğiniz hastalıksa ya kazanır ya da kaybedersiniz. eğer tedavi ettiğiniz insansa her zaman
kazanırsınız.” patch adams.
kanserin tanımı, oluşumu, teşhis ve tedavi yolları
kanser, organizmada meydana gelen ve hücreleri kontrolsüz büyüyen kötü huylu tümörlere verilen
genel addır. kanser, genellikle kontrolden çıkan hücrelerin sürekli çoğalmasıdır. kanserler; malign (kötü
huylu) tümörlerdir, yani benign (iyi huylu) tümörlerin aksine başka dokulara sızma ve yayılma (metastaz)
özelliği göstermektedirler. kanserlerin yaklaşık %80‐90’ıçevresel ve/veya davranış faktörleri tarafından
meydana gelir ve önlenebilme potansiyeli vardır. kalıtım yoluyla kanserin meydana gelme olasılığı,
çevresel faktörlere oranla çok daha azdır. x‐ışınları, uv (ultraviyole‐morötesi) ışınları gibi fiziksel faktörler,
bazı ilaçlar ve kimyasal faktörlerin yanı sıra virüsler de biyolojik olarak normal karaktere sahip bir hücre
kültürünü dönüştürerek kanser oluşturabilirler. kimyasal karsinojenler, tümörü ya uygulandığı yerde
(örn; cilt) veya absorbe edildiği yerde (örn; bağırsak) ya da metabolizmanın durumuna göre karaciğer,
böbrek gibi organlarda, bazen de direkt olarak alakası olmayan bir yerde ortaya çıkabilir. fakat,
karsinojene maruz kalma kanser oluşturmak için tek başına bir sebep değildir. karsinojenler, ancak
uygun yer ve zamanda kanser oluşturabilirler
kanserin en iyi teşhisi, erken yapılan teşhistir. kanser ne kadar erken belirlenirse, vücutta diğer organ
veya dokulara yayılmadan önce tedavi edilebilme şansı da o kadar yüksek olur.
kanserin şimdiki durumda ne kadar yayılmış olduğunu (evreleme) belirlemek de teşhis aşamasının
içinde yer alan bir süreçtir. evreleme; kötü huylu tümörleri, tedaviye yön verme amacıyla klinik belirtileri
ve yayılma derecelerine göre evrelere ayırmadır. sonuçta hekimin kanserleşme eğiliminin ne yönde
olacağını veya sağlığın nasıl etkileneceğini değerlendirmesi gerekmektedir.
kanser tedavisinde ola genel rak kullanılan üç yöntem vardır: ilaç tedavisini içeren kemoterapi , doku
içine nüfuz eden yüksek enerjili dalgalar demetini iyonlaştırıcı veya radyasyon enerjisinin radyoterapi
kullanıldığı ve cerrahi müdahale (ameliyat). bu üç yöntemin hepsi birden aynı hastaya uygulanacağı gibi
bu yöntemler hastaya tek olarak da kullanılabilmektedir.
kemoterapi, kanser hücrelerini yok etmek için anti‐kanser (sitotoksik) ilaçların kullanılmasıdır.
kemoterapi, kimyasal madde (ilaç) ve tedavi kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. en yaygın yolları,
damara enjekte etmek ve ağız yoluyla vermektir. hangi yolla verilirse verilsin ilaçlar kana karışarak
vücudun her tarafına ve kanser hücrelerine de ulaşmaktadır
radyoterapi (radyasyon tedavisi), co‐60 ya da lineer akseleratör gibi cihazlar aracılığıyla vücudun
dışından (eksternal radyoterapi) veya vücut boşlukları ya da doku içine radyoaktif maddelerin
yerleştirilmesi yoluyla içerden (internal radyoterapi) gerçekleştirilmektedir. tedavilerin şekli; hastanın
yaşı, genel sağlık durumu, teşhis edilen kanserin türü, evresi, yerleşim yeri gibi birçok önemli faktöre
bağlıdır
cerrahi müdahale, uzun zamandan beri kanser tedavisinin temelini oluşturmuştur. cerrahi
müdahale; kanserin ölümcül olup olmadığının belirlenmesi, kanserli bir kitlenin vücuttan alınması veya
kötü huylu (ölümcül) hücrelerin vücudun diğer taraflarına yayılıp yayılmadığının öğrenilmesi için
yapılabilir. cerrahi müdahale bazen kanserli tümöral kitlenin hepsinin alınmasımümkün değilse, hekimin
kemoterapi veya radyoterapi uygulamasını daha etkili hâle getirmek için bu kitlenin mümkün olduğunca
fazla bölümünü alması şeklinde de uygulanmaktadır.
dünya’da ve türkiye’de kanser hastalığı (istatistikler)
dünya sağlık örgütü ve uluslararası kanser araştırma ajansı’nın verilerine göre 2008 yılında dünya
genelinde 12 milyon kişiye kanser teşhisi konulurken, bu rakamın 2030 yılında 26 milyonu aşacağı
tahmin edilmektedir. önümüzdeki yıllarda karşılaşacağımız bu artışın önemli bir bölümü ne yazık ki
gelişmekte olan ülkelerde görülecektir. gelişmekte olan ülkelerde sadece kanser sıklığı değil, aynı
zamanda kansere bağlı ölümler daha fazla artış gösterecektir.
dünya sağlık örgütü’ne göre, kanserde görülen bu artışın temel üç sebebi; yaşlı nüfusta meydana
gelen artış, tütün kullanımı ve obezite salgınıdır. 21. yüzyıl içerisinde kanserle mücadelede ülkelerin bu
faktörleri yerinde değerlendirip akılcı kanser mücadele politikaları geliştirmesi gerekmektedir.
unutulmamalıdır ki kanser önlenebilir bir hastalıktır.
her yıl yeni teşhis edilen 150.000 kanser olgusunun en az 100.000’i direkt olarak sigara kullanımı ile
ilişkilidir. bu nedenle türkiye için en önemli kanser kontrol yöntemi tütünle mücadeledir. sadece tütün
kontro , lü ile ülkemizde görülen kanserlerin üçte ikisinin önlenmesi mümkündür.
dünya’da erkelerde en sık görülen kanser prostat iken bunu akciğer kanseri izlemektedir. ülkemizde
ise erkeklerde en sık görülen kanser türü, akciğer kanseridir meme kanseri, ülkemizde ve dünyada
kadınlarda en sık görülen kanser türüdür dünya’da erkeklerdeki ilk üç sıra kanser türü; prostat, akciğer
ve kolon iken türkiye’de bu sıralama akciğer, prostat ve mesane şeklinde olmaktadır.
2009 verilerine göre; ülkemizde ölüm nedenleri sırasında 2. sırada yer alan kanser hastalığının, hem
dünyada hem de ülkemizde 2015 yılından itibaren 1. sıradaki ölüm nedeni olacağı düşünülmektedir.
kanserin psikososyal boyutu
kanser kronik bir hastalıktır. kronik hastalıkları diğer hastalıklardan ayıran belli başlı bazı özellikler
bulunmaktadır. bu özellikler şunlardır:
·süreklidirler.
·geride özür bırakabilirler.
·geri dönüşün olmayabileceği patalojik değişiklikler oluşabilir.
·uzun bir gözlem, denetim veya bakım süresi gerekebilir
kronik ya da ölümcül bir hastalık tanısı; bireyin o güne kadar getirdiği yaşamı sürdürmekte kullandığı
tüm başa çıkma mekanizmalarının, gelecek beklentilerinin, planlarının sarsılması, yaşam dengesinin
bozulmasıgibi bir tehdit oluşturur. okyayuz (1999); “bu tehdit; bireyin olağan yaşamından belki sadece
belli bir miktar ekonomik gücü, işi yitirmek gibi bir durum olabileceği gibi herhangi bir organını ya da
işlevini tümüyle yitirmek, yani ölmekle yüz yüze gelmek anlamına da gelir.” biçiminde açıklamıştır.
sağlık çalışanlarının hasta ile iletişim kurma ya da hastayı bilgilendirme amacıyla kullandıkları dilin
uygun olmayışı sonucunda zaman zaman hasta hastalığını yanlış anlayabilmekte, hastanın hastalığın
seyrini değerlendirmesi güçleşebilmektedir. onkoloji sosyal hizmetini ilgilendiren bu konuda hasta, ailesi
ile birlikte kanser hakkında bilgilendirilmelidir. hastalıkla ilgili bilinç düzeyinin düşüklüğü hastaları
güçsüzleştiren bir etkendir. kanser tanısının hasta ve hasta yakınlarına mutlaka kendi hekimi tarafından
söylenmesi gerekir.
benlik saygısının kişinin kendisini nasıl değerlendirdiğine, gördüğüne, algıladığına ve anladığına
ilişkin duygularını içerdiği, göreceli bir süreklilik ile değişime duyarlı olduğu göz önünde
bulundurulduğunda uzuv kaybetme riski ve yeni duruma uyum sağlayabilme kapasitesi, kanser
olgularında benlik saygısı kavramını tehdit altında bırakır. hastalanmak; yalnızca biyolojik bir süreç
olmayıp aynı zamanda psikolojik, sosyal ve kültürel bir olgudur. insanların hastalığı algılamaları farklı
olduğu gibi sağlığın bozulmasıkarşısında yaşanan duygularda da farklılık söz konusu olabilmektedir.
bireyin kanser hastalığına ilişkin olarak tepkilerini belirleyen başlıca etkenler; geçmiş deneyimler,
yaş, kültür düzeyi ve sosyoekonomik durum, cinsiyet, kişilik, kanserin yeri ve hekimin rolü şeklinde
sıralanabilir.
kanser hastasının yaşadığı evrensel korkular vardır. aynı zamanda 6 d olarak da tanımlanabilen bu
evrensel korkular aşağıdaki gibi sıralanabilir:
1. ölüm (death)
2. aile, eş ve hekime bağımlı olma (dependency)
3. vücut görünümünde kötüleşme (disfigurement)
4. iş, okul ve sosyal yaşamda özürlülük (disability)
5. sosyal ilişkilerde bozulma (disruption) 6. rahatsızlık ve ağrı (discomfot)
tıp alanında elde edilen ilerlemeler ve tedavi yöntemlerinde sağlanan gelişmeler doğrultusunda
hastaların beklenen yaşam sürelerinde bir artış elde edilmiştir. bu durum; beklenen yaşam süresinde
sayısal bir iyileşmeyi değil, aynı zamanda yaşam kalitesinde de bir artış sağlamaktadır. bu durum, kanser
hastalığına kronik bir hastalık kimliği kazandırmıştır.
kansere karşı verilen tepkiler
çoğu kişi için kanser; çaresizlik, belirsizlik, suçluluk, terk edilme, fiziksel acı, ölüm gibi duygu ve
düşünceleri akla getirmektedir. kanser hastası yoğun korku içindedir, geleceği hakkında kaygılıdır. bu
nedenle kanser hastası, korku ve çelişkilerini yenmek için duygusal onarıma; psikososyal adaptasyon için
psikososyal desteğe çok fazla gereksinim duymaktadır.
birçok hasta ve aileleri için kanser deneyimine doğru geçiş, karanlık ve puslu bir dehlize doğru
yolculuğa benzemektedir. bu geçişi kolaylaştırmaya yardım etmek, psikososyal bakım sağlayıcılarının
görevi olmaktadır
kübler‐ross (1997)’un yaptığıtanımlamada ana konu, kanser olan hastada görülen tepkilerin birbirini
izleyen duygusal davranışlardan oluştuğu ve farklı evreler hâlinde gelişen baş etme yolları olduğudur. bu
evreler;
1. şok‐inkâr: bu ilk evre, kanser tanısı alması ile yaşadığı şok durumu karşısında hastanın kendini
toplamak ve baş etme mekanizmalarını harekete geçirmek için zamana ihtiyaç duyduğu evredir. hasta
tanıya inanmadığı gibi yanlışlık olduğunu ümit ettiğinden dolayı başka hekimlere gider. bu tepki, geçici
olup kısa bir süre sonra yerini kısmi kabullenmeye bırakır. hastanın bu mekanizmayı yararlı olduğu
sürece kullanmasına izin verilmelidir.
2. öfke ve düşmanlık: dikkatsiz bir gözlemcinin gözünden kaçmakla birlikte, bu tepkiler genellikle
vardır. bu dönemde hasta sürekli “neden ben” sorusunu sorar. tanının doğru olduğunu bilmekle birlikte
içinde bulunduğu durumdan hoşlanmaz. daha yapacağı çok şey varken ölebilecek olması düşüncesini
haksızlık olarak görür. sağlıklı bireylere karşı öfke duyar. daha önce insanlarla iyi ilişkileri olan hasta;
geçimsiz, depresif ya da öfkeli biri hâline gelebilir. bazen mantıksız olarak öfke, hasta veya ailesi
tarafından sağlık personeline yöneltir. bunun üzerinde durulmamalı, öfkenin arkasındaki huzursuzluğu
sezmeli ve en önemlisi hastaya karşı kızgın bir tutum sergilenmemelidir.
3. pazarlık: bu evrede hasta kaçınılmaz olacak olayı ertelemeye çalışmak için bir tür anlaşma yapmaya
çalışır. biraz daha zaman için sağaltıma uyum gösterir ve gerekenleri yaparak iş birliğine girer. hasta
fiziksel durumundaki bozulmaya karşın ulaşmak istediği hedefler; saptayıp kendisiyle, çevresiyle,
inançlarıyla anlaşmalar yapar. bunlar, çok önemsiz olsa bile varlıkları hasta için bir uyarı ve doyum
kaynağıdır. kısa süre için de olsa hastaya yardımcı olur.
4. depresyon: pazarlık evresinde hasta bir sonuç alamayınca depresyona girer. bu depresyon, iki
şekilde görülür. ilki; bedensel yeteneklerin kaybına, sağaltıma karşın iyileşmenin olmamasına, aileden
kopmaya, mali endişelere karşı sık olarak görülen bir tepkidir. diğer bir deyişle beden imajı değişiklikleri,
hastalığın ortaya çıkan özellikleri, sağaltımın sonuç vermemesi, üretkenliğin azalması, stres ve kaygının
artması sonucunda tepkisel bir depresyon gelişir. ikincisi ise hazırlayıcı depresyondur. varoluş
sorgulamasında hasta geçmişte yitirdiklerinin, yaptıklarının ve yapılamayacak olanların yasını tutmaya
başlar. ileri derecede yalnızlık duygusu yaşayan hasta; aynı zamanda çevresine karşı ilgisini kaybeder,
içine kapanır, kimse ile görüşmek istemez. hasta artık durumunun farkına varmıştır ve sağlığına yeniden
kavuşma umudunu kaybetmiştir. eğer kaygılarını çözebilirse kabullenme evresine hazır hâle gelir.
5. kabullenme: duyguların azaldığı, mücadelenin sona erdiği evredir. yukarıdaki bir veya birkaç tür
tepkiden sonra bazı hastalar teslimiyet, boyun eğiş ve dinlenme isteği ile ölmek üzere olduklarını kabul
ederler. bu son aşamada hasta artık durumunu kabullendiği için daha gerçekçi davranmaya, yarım kalmış
olan işlerini tamamlamaya çalışır. ayrıca yaşamını son dönem sınırlılıklarına göre düzenlemeye ve
yakınlarına kendi ölümünden sonra yapacaklarını anlatmaya başlar. hasta, “ölmeye hazırım.” gibi
konuşmalar yapmaya başlar. ilgi alanlarını daraltır. çevreyle ilgilerini ve konuşma ilişkilerini azaltır. ağrı
olmaması koşulu ile sessiz ve sakin ölürler.
kanser hastası için en büyük sıkıntı ve stres yaratan zamanlar; tanı anı, yeni bir tedavi uygulama
öncesi, tedavi sonrası bekleme süresi ve tedavinin başarısız kaldığı dönemlerdir. genellikle beklenen
duygusal tepki başlangıçta bir şok ve tanıya inanmama, takiben iştahsızlık, konsantrasyon azlığı gibi
semptomlarla kendini gösteren anksiyete ve depresyondur. bu stres ve semptomlar genellikle 7‐10 gün
içerisinde çözülür.
kanser hastalarının %47’sinin teşhis edilebilir psikiyatrik bir bozukluğu olduğu tespit edilmiştir. ortaya
çıkan psikiyatrik bozukluklarla ilgili olarak birey ve ailesinin gerekli yardımı almasının sağlanması, var olan
problemlerin içinden çıkılmaz boyutlara gelmeden çözülmesi açısından önemlidir.
kanserin aile içinde yarattığı değişiklikler
kanser tanısının öğrenildiği zaman; hastanın yakınlarıyla iletişime en çok gereksinim duyduğu,
paylaşımın en fazla olduğu bir süreçtir kanserin yarattığı kriz durumu, birey ve ailelerin sahip olduğu
gücün kullanılmasına engel olmaktadır. kanser hastası ve ailesi ile çalışan sosyal hizmet uzmanıiçin
genelci uygulamada güçlendirme ilkesi oldukça önemlidir. kriz durumuna yönelik sosyal hizmet
müdahalesinde ikinci aşamayıoluşturan ve genelci uygulamada yer alan güçlendirme yaklaşımını
aşağıdaki maddeler ile tanımlayabilir.
·her birey, grup, aile ve topluluğun kendi gücü vardır.
· travma, istismar, hastalıkla mücadele, fırsatları ve kaynakları riske eder.
·birey, grup ve toplulukların özellikleri ve kapasiteleriyle gelişim sınırları hakkında dahi en üst sınırın
bilinemeyeceğini varsayar.
· sosyal hizmet uzmanımüracaatçılarına onların iş birliğini sağlayarak hizmet eder ve
·bütün çevre kaynaklar ile doludur
kanser hastası, tedavi sırasında gerekli bakım ve yardımı almak için ailelerine yönelmektedirler.
onkolojik sosyal hizmetin müdahalesi; hastanın hastalığı kabul etmesi, böylece tedaviden en üst
düzeyde yararlanmasının sağlanması ve uyum sürecinde desteklenebileceği her türlü psikolojik, sosyal ve
ekonomik konular üzerinde odaklanır.
onkolojik sosyal hizmet
kendisini ölüm tehdidi altında hisseden bir hastanın, duygusal ve psikolojik süreçlerini, ekonomik ve
aileye ait endişelerini anlamak düşünüldüğü kadar kolay değildir. genç onkoloji uzmanları, kendilerini bu
sahada daha iyi eğitmeli ve yine eğitim görmüş onkoloji hemşiresi ve sosyal hizmet uzmanı ile beraber
çalışmayı, hastaya yardım edebilmek için öğrenmelidirler. hasta; hekimin kendisi ile ilgili olacaklardan
endişe duyup duymayacağını, hekim tarafından gösterilen ilginin yoğunluğuna göre özümseyebilir.
kanserli hasta, ruhsal açıdan hekimine ve diğer sağlık bakım ekibi üyelerine güven duymak ve onların
kendisini sevdiğini hissetmek ister. bu durum, hekimin kendisine olan güveniyle de ilgilidir. hasta
hekimine ne kadar inanırsa, onkoloji ekibi tarafından verilecek olan psikososyal destek de dâhil olmak
üzere bütün hizmetleri kabullenme süreci o kadar hızlı olacaktır.
ross (1997)’un da vurguladığıgibi; kendisine, ailesine, topluma hatta tıbba yararlı olabilme
düşüncesinin, en çaresiz durumlarda bile hastanın yaşam mücadelesini arttırıcı etken olduğu
bilinmektedir. hastanın hastalığıyla tanıştığı ilk andan tedavi süresini de içermekle birlikte taburcu
olmasına değin ve hatta sonrasında da psikososyal destek mekanizmalarına ihtiyacı vardır. bu destek
mekanizmaları tedavi boyunca hastanın hem kendisine olan güvenini geliştirecek hem de hastalıkla baş
etme stratejilerine yardımcı olacaktır. etkin destek mekanizması oluşturabilmek içinse; hastaya yönelik
kapsamlı psikososyal değerlendirmelerin yapılması, görüşme formlarının hazırlanması, ölçeklerin
kullanılması, önceki uygulamaların kayıtlarının tutulması vb işlemler, onkolojide sosyal hizmetin etkili
olması adına yardımcı olacaktır.
onkoloji hastasına yapılan tedaviler, bir ekip işidir ve bu ekip içinde sosyal hizmet uzmanları önemli
mesleki işlevler üstlenirler.
hastaneye yatan her hastanın uygulanan tedaviden en etkili şekilde yararlanması amacıyla tıbbi
sosyal hizmet uzmanıtarafından verilecek ekonomik, sosyal, eğitsel ve destekleyici hizmetler yanında,
hastanın ailesi ve çevresi ile ilişkilerinin düzenlenmesi, hastaneden çıktıktan sonra kişisel ve aile
sorunlarının çözümlenmesi gibi hususların tümü, tıbbi sosyal hizmet olarak adlandırılır
tıbbi sosyal hizmet uzmanları; halk sağlığı, sağlık eğitimi, krize müdahale, destekleyici danışmanlık ve
vaka yönetimi de dâhil çok geniş hizmetlerin sağlandığı akut ve kronik sağlık bakımı ortamlarında
çalışırlar.
onkoloji alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının rol ve görevleri
kanser hastalığına ilişkin toplumsal bilgi ve bilinç düzeyi ile bireye yaklaşım biçimi, kanser hastalarının
toplumsal ilişki ağlarındaki varlığının ya da bu ağlardan kendilerini izole etmelerinin temel belirleyicisi
olmaktadır. bireylerin psikososyal işlevselliğinin kanserle birlikte sekteye uğraması, fiziksel sağlığın
bozulmasının yanında ruhsal ve sosyal sağlığında bozulmasına yol açar. bu noktada sosyal hizmet
uzmanlarına aşağıda sıraladığımız görevler düşmektedir: “
a) hastaneye yatmasına karar verilen hasta ve ailesi ile görüşülerek inceleme ve tedavi yöntemleri
hakkında kendilerine bilgi vermek
b) tedavi masraflarını karşılamaya ilişkin sorunlara, hasta, ailesi hastane ve varsa toplum olanakları
ile çözüm yolu aramak
c) tedavi sonrasında hasta ve ailede gelişen dirençleri gidermek üzere tıbbi müdahalelerin amacını,
yararlarını ve muhtemel sonuçlarını açıklamak
d) sıkıntı ve şikayetlerin geçici olduğunu ve sağlığa kavuşmanın önemini belirtmek
e) hasta ve ailede gözlenen tepkileri anlayışla karşılayarak dinleme yolu ile duygusal boşalım
sağlamak
f) moral artırıcı konuşmalarla hastayı rahatlatmak
g) varsa ailede hastanın tepkileri ile ilgili yanlış yorumları düzelterek destekleyici ilişkilerin
gelişmesini sağlamak
h) hasta ve ailesinin yerine getirilmesi mümkün isteklerinin gerçekleşmesine çalışmak
i) ameliyat sonucunda bazı yetenek ve işlevlerini kaybeden hastaların rehabilitasyon programlarına
katılması ve gerekli ise yeni bir işe yerleştirilmeleri konularında yardımcı olmak
j) hastalığın tetkik ve tedavisinde hasta ve ailesinin uyumlarını kolaylaştırmak
k) hasta ve ailesinin psikososyal olarak eski durumlarına dönmelerini ve rehabilitasyonlarını
sağlamak, psikososyal bakım planı geliştirmek ve psikososyal desteğe ihtiyacı bulunan hasta ve aileleriyle
çalışmalarda bulunmak
l) sağlık bakım olanakları ve kaynaklarının kullanımını kolaylaştırmak, fiziksel ve psikolojik
fonksiyonların değerlendirilmesinin ve işe yarar destekleyici kaynakların, olanakların temelini kurmak
m) ulaşım ya da finansal yardım gibi hizmetlerde hasta ve ailesinin önüne çıkan engelleri aşmalarına
yardımcı olmak
n) hastalara hastalıkları, tedavinin planı, ağrılarının üstesinden gelebilmek için seçenekler sunmada
danışman olmak
o) sağlık ekibinin, hastanın hastalığıyla, tedavisiyle, iyileşmesiyle ilgili sosyal, ekonomik ve duygusal
faktörlerin önemini anlamalarına yardımcı olmak
ö) hastaların hastaneye yatışlarının yarattığı olumsuz havayıyumuşatmak ve geçici olsa bile serbest
zamanlarını değerlendirmek üzere faaliyetler düzenlemek, moral gücünü arttırmak”
“konuya toplumsal açıdan yaklaşıldığında sosyal hizmet uzmanları; kansere yol açan nedenler ve
korunma yolları ile ilgili aydınlatıcı, tanıtıcı faaliyetlerde görev alıp bu önemli sağlık sorunu ile ilgili resmî
ve gönüllü kuruluşlarla iş birliği yaparak:
a) seminer, konferans, sergi, eğitim vb., etkinlikler düzenlemek suretiyle uzun dönemde hastalık
hakkında toplumsal bilinç yaratılmasında etkin rol oynamalıdırlar. amacıyla
b) kanserli hastaların tedavisi ve kanser kuruluşları için maddi olanak sağlama yapılacak
görevlendirilmelidir. faaliyetlerde sosyal hizmet uzmanları
c) bu alanda gönüllü çalışmaları özendirmek ve organize etmek; gönüllü kuruluşlar arasında bütünlük
sağlamak; başka bir deyişle söz konusu çabaları güçlü biçimde aynı amaca yönlendirmek de bir sosyal
hizmet fonksiyonu olarak düşünülmelidir.
d) kanser hastaları üzerinden yapılacak psikososyal içerikli araştırmaların yürütülmesi ve
değerlendirilmesinde sosyal hizmet uzmanları görev almalıdır.
onkoloji sosyal hizmet uzmanının müracaatçılarına yardımcı olabilmesi için öncelikle kanser hakkında
sonrasında da kanserin tanısı, tedavisi ve psikososyal boyutu konularında yeterli bilgiye sahip olması bir
zorunluluktur. ayrıca; sürecin baş aktörü, kanseri deneyim edinen hasta olduğu için sosyal hizmet
uzmanı kolaylaştırıcı bir tavır takınmalıdır. kolaylaştırıcı rolünü kullanırken uzman bireye karşı eşitlikçi
olmalı, onun destek mekanizmalarına katılımını sağlamalı ve verdiği kararlara saygı duymalıdır.
onkoloji sosyal hizmet alanında bir diğer önemli nokta ise, onkolojik uygulamalarda etik ve
meslektaşların görevlerinde ne kadar bilinçli oldukları konularıdır. eğer sosyal hizmet uzmanı
onkolojideki görevlerini iyi bilmezse, meslek etiğine uygun davranamaz ve müracaatçısına faydalı olması
söz konusu olamaz. onkoloji alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının, hastanın selfdeterminasyonu
(hastanın kendi kararını kendisinin vermesi), bilgilendirilmiş onam ve yaşam kalitesi gibi sorunlarla
gündelik uygulamalarında çok karşılaştıkları ve bu konunun da etik kurallarla açıklanabileceği ifade
edilmektedir.
genelci sosyal hizmet uygulamasıışığında sosyal hizmet uzmanının rol ve görevleri temel olarak
aşağıdaki şekilde sıralanabilir:
1. danışmanlık rolü 2.eğiticilik rolü. 3.aracılık rolü 4.vaka yöneticisi rolü
5.harekete geçiricilik rolü 6.savunuculuk rolü 7. kolaylaştırıcılık rolü
8. davranış değiştirici rolü. 9. bakım sağlayıcı rolü 10. uzlaştırıcılık rolü
11.vaka yöneticisi 12.toplum planlayıcısı
sosyal hizmet uzmanlarının sahip oldukları mesleki rol ve fonksiyonlarına bağlı olarak kanserli hasta
ve ailesine yönelik olarak bireylere; ailelere ve gruplara; toplum ve organizasyonlara yönelik hizmetleri
artarak devam edecektir. özellikle terminal dönemde bulunan hastalara yönelik palyatif bakım, ölüm
yeri tercihi ve hospis gibi yeni yaklaşımların gelecekte onkoloji hastalarına yönelik hazırlanacak
politikalarda önemli yer tutacağı düşünülmektedir.
tıbbi sosyal hizmet 8.ünite
24 kasım 2013 pazar 20:45
9.ünite özet
hıv/aıds ve sosyal hizmet müdahalesi
hıv/aıds; kronik, ölümcül, bulaşıcı ve belirsiz yönleri oldukça fazla olan bir hastalıktır. hastalığın
ekonomik ve demografik, çalışma yaşamı, toplumsal gelişme, sağlık, eğitim, sosyal hizmet gibi sektörel
düzeyde etkilerinin yanı sıra ailenin rol ve işlevleri, çocuklar, gençler, kadınlar, özürlüler, yaşlılar,
mahkumlar gibi çeşitli özel gruplar üzerinde farklı düzeylerde psikososyal etkileri bulunmaktadır.
hastalık; asemptomatik aşamadan semptomatik aşamaya doğru ilerledikçe hastalar, çeşitli
psikososyal sorunlarla karşı karşıya kalmaktadırlar. bu sorunlardan en önemlileri, damgalanma ve
ayrımcılığa uğrama ile ilgilidir. hıv/aıds ve bulaşma yolları konusunda toplumun bilgilenme düzeyinin
düşük olması, yaşanan damgalanma ve ayrımcılık düzeyini artırmaktadır. bu da hastalığın sosyal etkilerini
artırıcı ve belki de yeni hastaların ortaya çıkma olasılığını yükseltici bir etki yapmaktadır.
hıv/aıds’in farklı aşamalarında hastaların tepkileri
ilk aşamada hastalar hıv/aıds açısından risk altındadırlar, ancak hastalığa yakalanıp
yakalanmadıklarını bilmezler. durumlarının ne olduğu ve test yaptırma konusunda anksiyete
yaşayabilirler. bu kişiler, hıv testi hariç fiziksel muayeneden geçerler. bu kişiyle ilgilenen doktorun onun
riskli cinsel davranışları konusuna duyarlı bir şekilde yaklaşmalıdır. hıv testinin pozitif çıkması birçok
hasta için travmatiktir ve test sonrasında şok, inanmama ve inkâr gibi çok sık görülen kriz tepkileri
gösterilir. anksiyete ve suçluluk duygusu da diğer tepkiler arasındadır. kriz döneminde depresyon sıkça
görülür. çaresizlik ve değersizlik duyguları hakimdir. sosyal damgalama, arkadaş ve aile desteğinin
kaybedilmesi söz konusudur.
asemptomatik aşamada birçok hasta, kendi yaşam tarzlarını değiştirme eğilimindedir. bu dönemde
hastalar, hastalıklarını aile üyelerinden ve arkadaşlarından gizleme eğilimindedir.
halsizlik, kilo kaybı, ishal gibi aıds dönemine geçiş belirtilerinin ortaya çıkması umutsuzluk
duygusunu tetikleyebilir. ortaya çıkan belirtiler, kişinin kontrol duygusunu azaltır. hasta demoralize olur
ve benlik saygısı azalır. bu aşamada depresyon belirtilerine dikkat edilmesi gerekmektedir. hastalık
belirtilerinin ilerlemesi ile birlikte yaşananlar tekrar gözden geçirilir ve suçluluk duygusu ortaya çıkar.
öfke ve kendini suçlama sadece kendine değil; sevdiklerine, yakınlarına da yönelebilir. öfke ve
saldırganlık kendine yönelirse intihar riski ortaya çıkar. hastalığa bağlı damgalama, aile desteğinin
kaybedilmesi, işten çıkarılma, uzun dönemden beri başkalarına bağımlı olma, arkadaşların kaybedilmesi,
yaşanan keder duygusunun yoğunlaşması, geçmişteki duygusal ve psikiyatrik problemler nedeniyle
intihar riski artar.
hastalık sürecinde son aşama, ölüme hazırlanma ile ilgilidir. ölüme yaklaşıldıkça keder duygusu
ortaya çıkar, bu duygu sadece hastalar için değil, yakınları için de söz konusudur.
hıv/aıds ve toplumsal damgalanma
hıv/aıds’li hastalığının sosyal boyutunda en önemli konular belki de damgalanma (stigmatization) ve
ayrımcılıkla ilgili olanlardır. bir marka ya da dövme gibi görülebilen bir işareti ifade eden damga terimi;
utandırmak, ayıplamak, lanetlemek ve toplum dışı bırakmak için kullanılır. bu nedenle de toplumsal
açıdan onay görmeyen kişiler için kullanılır.
hıv/aıds’e ilişkin damgalamada pek çok faktör katkıvermektedir:
1.hıv’in bulaşma yolları hakkında yanlış bilgilenme,
2.salgından en fazla etkilenen gruplara yönelik ön yargılı tutumlar,
3.hıv bulaşına neden olan cinsel ve damar‐içi uyuşturucu madde kullanımı gibi davranışlar, hastalık ve
ölümle ilgili korkular şeklinde sıralanabilir.
hıv/aıds’e bağlı damgalama; hıv/aıds’e yakalandığıdüşünülen kişilere yönelik yanlış tutum, inanç
ve davranışları da kapsamaktadır. sosyal damgalamanın çeşitli boyutları vardır ve kimi yazarlar bu
boyutları altı kategoride ele almışlardır.
1. gizlenebilirlik: bir durumun başkaları tarafından görülebilir ya da onlardan gizli tutulabilir oluşu. aıds
hastalığın ileri aşamalarında başkalarından gizlenemez.
2. bozuculuk: sosyal etkileşimleri ve ilişkileri engelleme durumu ve dejeneratif oluşu. aıds engelleyicidir
ve dejeneratiftir.
3. estetik: başkalarının içinde bulunulan durumdan hoşlanmama ya da beğenmeme düzeyleri. hastalığın
ilerleyen aşamalarında beden görünümü bozulur.
4. köken: damgalanmaya neden olan durumun ortaya çıkması ya da durumun sürdürülmesinde yükleme
yapılan sorumluluk düzeyi, insanlar hıv bulaşı nedeniyle suçlanır.
5. süreç: içinde bulunulan durumun değiştirilebilir ve dejeneratif olup olmadığı. hastalık dejeneratif ve
ortaya çıkan durumdan kesinlikle geri dönülemez.
6. tehlikelilik: içinde bulunulan durumun fiziksel, sosyal ya da moral olarak başkalarına bulaşma düzeyi.
hastalık başkaları için gerçek ya da hayali riskler arz eder.
hıv/aıds süreci dejenerasyona neden olur ve geri dönüşmümkün değildir; ve hıv oldukça
tehlikelidir ve başkaları için risk oluşturur. bu nedenle hıv/aıds, sıralanan altı damgalama boyutunun
tamamında da olumsuz özellikler arz eder.
hıv/aıds’e ilişkin damgalamanın kaynağı
hıv/aıds’li kişilere yönelik ön yargılar temel olarak üç kaynaktan oluşmaktadır:
a) hıv bulaşı ile ilgili olarak gerçek ve gerçek olmayan korkular:
hıv ve bulaşma yolları hakkındaki bilgi eksikliği ile korku arasında ilişki olmasına rağmen yetersiz
bilgi, hıv/aıds’li insanlardan uzak durma konusunu tamamıyla açıklayamamaktadır. bulaş korkusu, hıv’e
bağlı damgalamaya katkı veren en önemli faktördür. bu korku, bir çok kişi için yetersiz bilgilenme ve
yanlış algılama sonucu oluşmaktadır. hıv/aıds’e yönelik olumsuz tutumların birçoğu, aıds ve nedeni
hakkında çok az bilgi sahibi olunan dönemde de bulunmaktaydı. buna karşın hıv/aıds’li kişilere yönelik
olumsuz tutumlar, hastalık hakkında yeni bilgiler edinilmesine rağmen gittikçe artmıştır.
sosyal temas yoluyla hıv bulaşı korkusuna birçok diğer faktörde katkıda bulunmaktadır. hıv bulaşı
konusundaki en uzak olasılıklar, hastalık dolayısıyla ölüm oranının çok yüksek olması nedeniyle akla
gelmektedir.
b) hıv/aıds’ten fazla etkilenen gruplar
hıv/aıds’ten en fazla etkilenen gruplar, çoğunlukla hastalık öncesinde toplum dışına itilmiş gruplardır.
bu nedenle hıv’in yanı sıra sosyal damgalar da aıds’e ilişkin damgalama için bir temel oluşturmaktadır.
hıv/aıds’li kişilere yönelik ayrımcılık; gay ve biseksüel erkeklere, damar içi uyuşturucu madde
kullanıcılara ilişkin ön yargılardan kaynaklanmaktadır.
hıv/aıds’li kişiler, risklerin farkında olmayan masum kurbanlar (hastalığa yakalanmış bebekler,
hemofili hastaları ve kan transfizyonu yapılan kişiler gibi) ve suçlular (gay erkekler, damar içi uyuşturucu
madde kullanıcıları, seks çalışanları ve evlilik dışı cinsel ilişki kuranlar gibi) olmak üzere iki gruba ayrıldı.
bu yüzden hıv/aıds’li kişilere yönelik suçlama, ikinci gruba yönelmiştir.
olumsuz tutumlar, yanlış algılamalar ve yanlış bilgilenme arasındaki ilişki, ölümcül hastalıkların
yarattığı korku tarafından abartılan hıv/aıds’e bağlıdamgalamayı artırmaktadır.
c) ölüm ve ölüm süreci ile ilgili kültürel tutumlar ve korkular:
batı kültürlerinin ölüme ve ölmeye karşı yüksek düzeyde olumsuz tavrı vardır. ölüm; karanlık,
umutsuzluk ve bilinmeyenle ilgilidir. ölüm korkusu ölümcül hastalıkların sosyal ve tıbbi tedavisini
etkilemektedir.
tıbbi bakım personeli öleceklerini bildikleri hastalara bağlanacakları korkusuyla ölümcül hastalarla
çalışmaktan kaçınırlar. çok sayıda hıv/aıds’li insanın ölümüyle karşılaşan hemşireler, çok yoğun stres
yaşadıklarını ifade etmektedir. tıbbi bakım personelinin ilgilendiği bir başka konu da ölüm ve keder
döneminde hastaların ailesi ve arkadaşlarının tepkileri ile ilgilidir. bu nedenle ölüm, ölüm süreci ve
ölümcül hastalıklara ilişkin olumsuz tutumlar, hıv/aıds’e yönelik toplumsal damgalamaya katkıda
bulunmaktadır.
hıv/aıds ve toplumsal ayrımcılık
dalga geçilme, kişilerarası şiddet, evlerinden yargıç kararıyla tahliye edilme, sosyal güvencenin
kaybedilmesi, tıbbi ve diş bakımını alamama, destekleyici hizmetleri yitirme ve iş kaybıoldukça yaygındır.
hıv pozitif gaylar, damar‐içi uyuşturucu madde kullanıcıları, okul çağındaki çocuklar ve seks çalışanlarının
birçoğu ayrımcılıkla karşı karşıya gelirler. hıv pozitif gaylar, korku ve ayrımcılık nedeniyle evlerini
kaybetmektedir. chicago macs grubundaki gayların bir bölümü hıv pozitif olmaları nedeniyle
durumlarına ilişkin olarak olumsuz yüklemeler yapıldığını ve bu nedenle ayrımcılığa maruz kaldıklarını,
kiralama hizmetleri ya da banka hizmetlerinden yararlandırılmadıklarını, polis tarafından taciz
edildiklerini, fiziksel şiddete maruz kaldıklarını ve çalışma yaşamında ayrımcılığa uğradıklarını ifade
etmişlerdir. hıv pozitif kişilerin aile üyeleri ve onlara bakım veren kişiler de benzer biçimlerde sosyal
ayrımcılığa maruz kalmaktadır. birçok hastanın karşılaştığı en yoğun ve yıkıcı ayrımcılık biçimleri;
istihdam, tıbbi bakım ve ruh sağlığı hizmetleri ile ilgilidir.
a) çalışma yaşamında ve istihdamda ayrımcılık:
hıv/aıds sıklıkla işverenlerden saklanmaktadır. iş yerindeki ayrımcılık kapsamında sorumlulukların
azaltılması, diğer meslektaşlardan ya da toplumdan yalıtma ve işten çıkartma şeklindedir.
hizmet sektöründe istihdam edilen hıv pozitif kişiler, ayrımcılık açısından çok daha nazik bir
konumdadır. bir çok insan gibi işverenler de hıv’li bir personelin müşterilerin ya da müracaatçıların
sağlığını tehdit edeceği şeklinde irrasyonel inançlara sahiptir. hıv pozitif öğretmenler, berberler, aşçılar,
servis elemanları, satış görevlileri, resepsiyonistler ve diğer servis elemanları istihdam konusunda
ayrımcılık kurbanları olmaktadırlar. çalışma yoluyla hıv’in bulaşmayacağını bilen işverenler bile
toplumun bunu anlamayacağını düşünmekte ve hıv pozitif bir kişiyi çalıştırdıklarının öğrenilmesinden
sonra işlerinin olumsuz yönde etkileneceğinden korkmaktadırlar.
b) sağlık hizmetlerinde ayrımcılık:
sağlık hizmetlerini verenler tarafından yapılan damgalama ve bunların sahip oldukları ön yargılar da
problem yaratan bir diğer konudur. araştırmalar, çoğu tıbbi personelin hıv’li kişilere yönelik olumsuz
tutumlara sahip olduğunu ortaya koymaktadır. genel olarak tıbbi personelin, hıv pozitif kişilere kaygıya
benzer tepkiler verdiği ve tedavi verme konusunda çekingen davrandığı, doktorlar ve hemşirelerin aıds’li
hastalara tedavi verirken kaygı duydukları, hemofili hastalarına bakım veren hemşirelerin virüs bulaşı
korkusu yaşadıkları belirlenmiştir. hekimler arasında aıds bağlantılı fobi; kendini korku, kabus ve
kaçınma ile göstermekte ve hıv’li kişilere bakım verenlerde travma benzeri semptomlar görülmektedir.
hıv’in kan yoluyla bulaşması nedeniyle invasiv müdahale yapan tıbbi personel, hıv/aıds çok yoğun
bir biçimde korkabilir. tıbbi personel, hıv/aıds riski konusunda endişelidir ve en fazla korku ifade
edenler ise cerrahlar ve acil hekimleridir. hastanede çalışan doktorlar ve hemşireler infeksiyon kontrol
yönergelerine uymalarına rağmen bulaş açısından risk altında olduklarını hissetmektedir. bu nedenle iyi
tesis edilmiş mesleki uyarı kurallarına uymalarına rağmen hıv/aıds bulaşından korkmaktadırlar. tıbbi
personel arasındaki mesleki yolla hıv bulaşı konusundaki endişenin nedenleri arasında teknolojiye,
araçlara, bilgilere ve otoritelere güvenmeme sıralanabilir. tıbbi bakım personeli hıv bulaşından korunma
için standart prosedürlerin farkında olmalarına rağmen kazaen olabilecek hıv bulaşından
korunamayacaklarınıdüşünmektedirler.
hıv/aıds’e bağlı damgalamanın ve ayrımcılığın sonuçları
hıv/aıds’e bağlıdamgalamanın ve ayrımcılığın psikolojik yapı, kişilerarası ilişkiler ve toplumsal
düzeyde çeşitli etkileri ve sonuçları bulunmaktadır.
a) psikolojik yapı üzerindeki etkileri:
toplumsal damgalar, hıv/aıds’li kişiler için kronik bir stres kaynağıdır. toplumsal damgalamanın
kurbanları; sinirli, öfkeli, şüpheli ve yabancılaşmış hâle gelebilmektedirler. hıv bağlantılı damgalar;
yaşanan anksiyete, depresyon ve kişilerarası güvensizlik düzeyini artırmaktadır. toplumsal damgalanma,
hıv hastalığının her aşamasında meydana gelebilir ve kişinin başetme ve uyum düzeyini olumsuz yönde
etkiler.
içselleştirilmiş damgalama, psikolojik strese yol açan bir diğer faktördür. hıv/aıds’li kişiler, hastalığı
genellikle bir cezalandırma olarak görürler ve hıv/aıds’in yaşamlarının tüm boyutlarına bulaştığını
düşünürler. hastalığa yakalanmanın nedenini kendisine yükleyen kişilerin yaşadığı psikolojik stres düzeyi
daha fazladır. hastalığa şanssızlık eseri yakalandığını düşünen ya da bir başkasına yükleyen kişinin
yaşadığı stres düzeyi azalmaktadır. ancak aıds’li kişiler; genellikle kendilerini hıv bulaşı nedeniyle suçlu
hissetmekte, aynı zamanda başkalarına da bulaştırmaktan endişe duymaktadır. benzer şekilde,
homoseksüellikten korkulduğu ve nefret edildiği bölgelerde, bir çok hıv pozitif gay erkek içselleştirilmiş
homofobi duygusu yaşamaktadırlar.
b) kişilerarası ilişkiler üzerindeki etkileri:
hıv bağlantılı damgalama, insanların vermek istedikleri sosyal desteğin miktarını önemli ölçüde
etkilemektedir. damgalama ve korku, hıv/aıds’li kişilerin aldığı destek düzeyini azaltmaktadır. şöyle ki
bu kişiler, aile üyeleri ya da arkadaşları tarafından reddedilmektedir. tanı konduktan sonra sosyal
ilişkilerinin niteliği ve niceliği değişmekte ve cinsel ilişkide azalma olmaktadır. başta aile üyeleri ile olmak
üzere çeşitli ilişki problemleri ile karşılaşılmaktadır. buna karşın kişinin eş cinsel yönelimini kabul etmesi,
onun hıv pozitif olduğunu başkalarına söylemesini kolaylaştırmakta ve sonuçta destek alma olasılığını
olumlu yönde etkilemektedir.
c) hastalığın sosyal etkileri ve hastaların yaşadığı toplumsal kayıplar:
hıv/aıds hastalığın en önemli etkileri genellikle onların sosyal çevreleri üzerinde olmaktadır.
hıv/aıds’li kişiler, sıklıkla partnerlerini ya da çok yakın ilişkilerini kaybederler. cinsel yaşam, cinsel
eşlerini korumak için olduğu kadar virüse yeniden maruz kalmadan ve diğer cinsel yolla bulaşan
hastalıklardan korunmak amacıyla da sınırlandırılmalıdır. bu sorunlar hıv’li kadınlar için daha da
yoğundur çünkü, ilişkilerde eşitsizlik söz konusudur ve cinsel uygulamalarda değişiklik yapma konusunda
kadınların kontrol düzeyi sınırlıdır. bir kişinin cinsel eşine kendisini ve onu korumak amacıyla hıv’li
olduğunu söylemesi durumunda da kadınlar aleyhine çok daha fazla risk bulunmaktadır. bu nedenle
hıv/aıds’li kişiler, durumlarını cinsel eşlerine nasıl ve ne zaman söylemeleri gerektiği konusunda
planlama yapmaları gerekmektedir. cinsel eşlere hıv durumunun söylenmesi çeşitli korkular, baş
edememe, bir eşin olası kaybına tahammül edememe, ilişkide yer alan yeni sınırlamalardan duyulan
rahatsızlık nedeniyle reddedilebilir. desteğe en fazla gereksinim duyulan bir zaman bir partneri
kaybetme korkusu, hıv durumunu açığa vurmayıengelleyebilir.
sosyal hizmet müdahalesi
infeksiyon servislerinde çalışan sosyal hizmet uzmanları: hıv infeksiyonu veya hastalığına yakalanan
hasta ve ailesinin psikososyal gereksinimlerini belirlemek; uygulanabilir bir sosyal hizmet müdahale planı
hazırlamak; hıv infeksiyonu teşhisi konması, tıbbi tedavi, hastaneye yatırılma, hastalık, şu an ya da
geçmişte var olan stres yaratıcı etmenlerin duygusal ve toplumsal sonuçları ile ilgili uygun bir sosyal
hizmet müdahalesi belirlemek; hastanın gereksinimlerine uygun toplum kaynakları ve hastane
kaynaklarına hastanın ulaşabilmesi için çalışmalar yapmak; hasta, eşi ve ailesi lehinde savunuculuk
yapmak gibi görevler üstlenmektedirler.
sosyal hizmet uzmanları; hasta ve ailesinin psikososyal gereksinimlerini belirlemek için
hastaların/eşlerin/ailelerin işlevsellik düzeyi; hıv infeksiyonu, hastalık ve tedavinin doğurgularına ilişkin
anlayışları; yaşamı tehdit eden hastalığa, hastaneye yatırılmaya ve tıbbi tedaviye, şu an ya da geçmişte
var olan stres yaratıcı etmenlere duygusal tepkileri; baş edebilme becerileri; yaşam koşulları (nerede ve
kiminle yaşadıkları); para ve çalışma durumları; destek sistemleri (duygusal destek ve pratik yardım için
kime güvendikleri) hakkında bilgi toplar. daha sonra bunlara uygun bir müdahale planı hazırlar. hıv’den
etkilenen hastalara, eşlerine ve ailelerine yönelik uygun sosyal hizmet yardımı sağlar.
sosyal hizmet uzmanları; yaptıkları çalışmalarda sosyal hizmet mesleğinin bireylerle sosyal hizmet,
gruplarla sosyal hizmet, toplumla sosyal hizmet, sosyal hizmet araştırması ve sosyal hizmet yönetimi
yöntemlerinden yararlanır. sosyal hizmet uzmanları tarafından yapılan terapötik müdahaleler; kriz
müdahalesi, bireysel, eşlerle ve veya aile danışmanlığı/terapisi ve aile toplantıları şeklinde sıralanabilir.
özet olarak sosyal hizmet çalışmaları;
a) eğitim, test öncesi ve test sonrası danışmanlık hizmetleri, materyal desteği, bilgi ve havale yapma
dâhil olmak üzere korunma ve destek hizmetlerinin sağlanması,
b) hıv/aıds alanında çalışan meslek elemanlarının ve gönüllülerin pratik ve teorik eğitiminin sağlanması,
c) toplum örgütlenmesi çalışmaları, kaynakların belirlenmesi, yeni kaynakların geliştirilmesi, kurumların
harekete geçirilmesi ve kurumlararası iş birliğinin sağlanması,
d) program planlaması ve geliştirilmesi,
e) savunuculuk,
f) veri toplanması, araştırma ve değerlendirme yapılması, olmak üzere altı kategori altında ele alınabilir.
sosyal hizmet uzmanları, hıv/aıds hastalarına çeşitli düzeylerde psikososyal hizmetler
sunmaktadırlar. bireylere ve ailelerine danışmanlık verme, kaynak belirleme ve onların koordinasyonunu
sağlama konusunda aldığı eğitim, sosyal hizmet uzmanlarını tıbbi bakım hizmetlerinde doğal hizmet
sunucusu hâline getirmektedir. ingiltere, fransa, ispanya, norveç, danimarka, avustralya, kanada ve
amerika birleşik devletleri gibi ülkelerde sosyal hizmet uzmanları hastaneler, hapishane klinikleri, sağlık
ocağı gibi kuruluşlar olmak üzere çeşitli tıbbi bakım kurumlarında hıv infeksiyonu almış kişilere doğrudan
hizmet vermektedirler. ülkemizde ise hıv/aıds’li hastalarla çalışan çok az sayıda sosyal hizmet uzmanı
bulunmaktadır. ancak son yıllarda sosyal hizmet eğitiminde hıv/aıds konusuna daha fazla yer verilmeye
başlanmıştır. bunun doğal sonucunun hıv/aıds alanında hizmet veren sosyal hizmet uzmanısayısının
artışı olacağı tahmin edilebilir.
müdahale süreci
müdahale süreci hangi aşamada başlarsa başlasın bireyin gereksinimlerinin mutlaka dikkate alınması
gereklidir. buna bağlı olarak görüşmelerin içeriği değişebilir; ancak,
a) müdahale süreci problemleri açığa çıkarmaya ve tanımlamaya yardımcı olmalıdır,
b) hastanın yeni bilgiyle baş edip edemeyeceği ve edebilecekse nasıl başedebileceğini belirlemek
önemlidir,
c) müdahale sürecinde uygun kaynaklar hakkında bilgi sağlamalıdır,
e) müdahale, hastanın yaşam tarzını gerçekçi bir şekilde değiştirebilmesine yardımcı olmalıdır,
f) müdahale, hastayıkarar vermeye motive etmeli ve kolaylaştırmalıdır,
g) hedefler; küçük, sınırlı ve ulaşılabilir olmalıdır,
h) sosyal hizmet uzmanı oturumu yönetmelidir ve sınırlar belirlenmelidir,
ı) bağımlılıktan kaçınılmalıdır,
i) hastanın bilgi düzeyi, konuları, değerleri, olası tepkileri ve ilişkide nasıl davranabileceği konularında
varsayımlar yapılmamalıdır,
j) oturumlarda süreklilik sağlanmalıdır,
k) kesin ve komple yargılama yapılmamalıdır
l) sorumluluk paylaşılmalıdır.
müdahale süreci, insanların konuyla ilgili herhangi bir soru sordukları ya da bilgi almak istedikleri
zaman başlar. ayrıca, tıbbi bakım personeli bir problem olduğunu algıladığı zaman da başlayabilir.
sosyal hizmet uzmanları müdahale sürecinde hastayla konuşmak, söylenenleri dinlemek ve
söylenmeyenleri not etmek, sorunları belirlemek ve hastanın bunlarla baş etmesine yardımcı olmak,
hıv/aıds hakkında bilgi vermek, sorunların hasta üzerindeki psikolojik ve duygusal etkisini
değerlendirmek durumundadır. hıv infeksiyonunun olasınörolojik ve psikolojik doğurgularını belirlemek
için hastanın davranışlarını değerlendirmek, hastanın kendisi ile temas hâlinde olduğu kişiler ve diğer
sağlık çalışanları ile ilişkilerinde meydana gelebilecek iletişim güçlüklerini ele almak, hastanın dinlenildiği
ve anlaşıldığı izlenimini edinmesini sağlamak gereklidir. hastanın davranışına etki edebilecek kararlarını
bilgilenmiş bir şekilde vermesini sağlamak, hastanın geçmişte kullandığı baş etme yollarını belirlemek ve
gerekli olması durumunda yeni yollar bulmasına yardımcı olmak, hastanın kendi kararlarını kendisinin
vermesine ve yaşamınıkendisinin yönetmesi konusunda teşvik etmek, bunların sonuçlarına sahip
çıkmasına yardımcı olmak gereklidir.
müdahale sürecinde ele alınabilecek konular
müdahale sürecinde nelerin yer alacağı; hastalığın hangi aşamada olduğuna, hastanın karşılaştığı
sorunlara, hastanın yaşına, fiziksel ve mental durumuna, hastanın özel ve sosyal yaşamında kurduğu
ilişkilerinde meydana gelen değişmelere, mülakatın yapıldığı yere, hıv/aıds ve tedavisi ile ilgili olarak
ortaya çıkan yeni bilgi ve buluşlara, hıv/aıds konusunda basında yer alan konulara ve sosyal hizmet
uzmanının kullandığı teknikler ile mesleki deneyimine bağlı olarak değişebilir
1. hıv konusunda bilgi ve eğitim verme. 2. davranış ve yaşam tarzı değişiklikleri
3. hıv/aıds durumunu başkalarına söyleme. 4. kişilerarası ilişkiler
5. yinelenen intihar riski. 6. madde kullanımı
7. geleceği planlama. 8. benlik saygısı ve benlik değeri
9. inançlar. 10.yaşam kalitesini yeniden tanımlama
11. zamanın anlamlı bir biçimde kullanılması
tıbbi sosyal hizmet 9.ünite
2 aralık 2013 pazartesi 11:59
10.ünite özet
hastane ortamında tıbbi sosyal hizmet
bireylerle sosyal hizmet
tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanları; hastanın hastalığı ve tedavisi ile ilgili
olabilecek sosyal, ekonomik ve duygusal faktörleri anlamasında yardımcı olmak, hastanın ve ailesinin
moralini desteklemek, onlara güven duygusu vermek, hastanın ve ailenin yararına toplum kaynaklarını
harekete geçirmek, hastane işleyişine mesleki açıdan katkıda bulunmak yoluyla hastanenin daha iyi
hizmet vermesine çalışmak gibi görevler üstlenirler
sosyal hizmet uzmanları ile hastaların birbirleriyle kontak kurmaları kurumdan kuruma farklılık
göstermektedir. bazı koşullarda ‐problemler çok belirginse hastalar, hekimler veya diğer sağlık personeli
tarafından sosyal hizmet uzmanlarına havale edilirler. bazı durumlarda hasta ve hekim arasında
meydana gelen çatışma sonucunda havale yapılır. duygusal stresi kaldıramama, hastanın kendi kendine
bakmasındaki yetersizliği ve eve dönüş gibi konularda sorunlar ortaya çıkabilir.
bazı kurumlarda ya da kurumun bazı bölümlerinde görev alan sosyal hizmet uzmanları, o kurumda
ya da bölümde bakım ve tedavisi yapılan hastaların tümüyle temas hâlindedirler. özellikle dializ
hastalarında durum böyledir. sosyal hizmet uzmanlarından oluşan bir spesifik klinik veya tıbbi servis,
henüz başlangıç aşamasında olan problemlerin ve güçlüklerin teşhis edilmesine ve gözden geçirilmesine
yardımcı olabilir. hastanın hastaneye yatışı aşamasında yapılan planlama sonucunda hastaneye yatış,
hastanede kaldığı süre ve taburculuk aşamalarında meydana gelebilecek problemlere etkide bulunabilir
ve bunlar çözümlenebilir. hastanın alacağı tıbbi bakımın ve tedavinin başlangıç aşamasından önce sosyal
hizmet uzmanı hastayla çalışmaya başlar. bu sayede ortaya çıkabilecek problemlere zamanında
müdahale etme ve en iyi çözümü bulma şansı artar. bu nedenle yeterli ve etkili bir sosyal hizmet
uygulamasıiçin vaka bulunmasıve ilişki kurulmasının önemi büyüktür.
profesyonel bir sosyal hizmet uygulaması, bir seri aşama sonucunda gerçekleşir: bu aşamalar;
1. başlangıç (hasta ve sorunları belirleme) aşaması
2. sosyal hizmet planlaması aşaması
3. hizmetin verilmesi aşaması
4.değerlendirme, sonlandırma ve takip aşaması
bu aşamalar arasındaki ayrım sadece analitik açıdandır. hizmet verilirken izlenen süreçte böyle bir
ayrıma gitmeye gerek yoktur. örneğin; başlangıç aşamasında sosyal hizmet uzmanı ile hasta arasındaki
ilişki, yeni bir bilgi gün ışığına çıkıncaya kadar devam eder. aynışekilde süreç devam ederken yapmış
oldukları her yeni eylem ve aşama sonucunda sosyal hizmet uzmanı ve hasta değerlendirme yapabilirler.
gruplarla sosyal hizmet
sağlık alanında kurulan grupların amaçları: hastalık veya sakatlık sonucunda hastalar ve aileleri
tarafından yaşanan stresin hafifletilmesinde arkadaş desteği sağlama; sosyal yaşamda meydana gelen
değişikliklere ve tıbbi konulara uygun bilgi ve beceriler kazandırma; hastalar ve ailelerine sorunlarını
çözebilmeleri konusunda yardımcıolma; hastalar ve ailelerine sosyal ilişkilerini de kapsayacak şekilde
onların psikososyal işlevlerinde değişiklikler ve gelişmeler yapmalarına yardımcı olma; kişilerarası
çatışmaları çözme şeklinde sıralanabilir.
yukarıda sayılan amaçlar temel alınmak üzere tıbbi tedavi kurumlarında çeşitli gruplar kurulabilir.
bunlar; destek grupları, terapi grupları, eğitim‐ruhsal eğitim grupları, kriz müdahalesi grupları,
toplumsallaşma grupları, aracı (mediasyon) grupları ve taburculuğu planlama grupları şeklinde
sıralanabilir. ancak bu araştırmada temel alınan yaklaşımın etkileşim grubu olması nedeniyle bu gruplar
hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmiştir.
destek grupları:
destek gruplarında hastalık veya sakatlık sonucunda oluşan stresi ve sosyal izolasyonu azaltma,
teşhisle baş edebilme kapasitesini artırma, hastanede kalma ve tedavinin sıkı ve tek düzeliğine uyum, bir
yere ait olma duygusunu sağlama, duygularını ve ilgilerini evrenselleştirme ve aktarma için olanak
sağlama, aynı sorunu paylaşan diğer insanlarla bir arada olma sayesinde sosyalleşme olağını elde etme,
benlik saygısı düzeyini artırma, damgalanmış olma duygusunu azaltma, tıbbi durumu hakkında bilgi
edinme, hastanedeki ve toplumdaki uygun kaynakları öğrenme amaçlarını gerçekleştirilir.
terapi grupları:
terapi gruplarında; hasta ve ailesi üzerinde hastalık ve sakatlığın etkisi, duygusal ve davranışsal
reaksiyonların kaynaklarını anlama ve serbestçe ifade etme, kişilerarası ilişkilerde karşılaşılan güçlükler,
tıbbi tedavi sonucunda ortaya çıkan acı, rahatsızlık ve işlev kaybıile baş edebilme, tanımlama ve
seçebilmeyi içeren bir karar verme, son durumun ne olduğunu ve onun içindeki yerini kavrayabilme,
uygun olmayan tepkilerini keşfetme, anlama ve değişimleri kavrama gibi temalar üzerinde durulur.
eğitim‐ruhsal eğitim grupları:
eğitim‐ruhsal eğitim gruplarında hastalara veya aile üyelerine hastane, tıbbi personel, kaynaklar ve
bir hastalık veya sakatlık ‐onun etiyolojisi, seyri, kişisel ve sosyal yaşamdaki sonuçları‐ hakkında bilgi
edinmelerine ve hastalığa bağlı olarak hastanın bakımına uygun spesifik beceriler öğrenmesine yardımcı
olmak amaçlanır.
kriz müdahalesi grupları:
kriz müdahalesi gruplarında; grup desteği sayesinde stresli bir olayın etkisini hafifletme, stresle
uygun bir şekilde baş edebilmek için müracaatçıların kapasitelerini ve kaynaklarını kullanmalarını
sağlama, çözümlenmemiş krizlerin zarar verici sonuçlarından korunmalarıamaçlanır.
toplumsallaşma grupları:
bu tür gruplarda sosyal öğrenme, yeni durumlar sonucunda ortaya çıkan yeni roller veya rol
değişikliklerine uyum sağlamak için hastalara fırsat tanıma, üyelerin kendi kendine gelişimi ve sosyal
rolüyle bütünleşmesine yardımcı olmak amaçlanır.
aracı (mediasyon) grupları:
aracı (mediasyon) gruplarında üyelere sorumluluk alma, hastalar ve personel arasında meydana
gelen tartışmaları gözden geçirme, personelin hastalara karşı işlevsel olmayan tutum ve davranışlarını
ortaya koymada yardımcı olunur.
taburculuğu planlama grupları:
hastanede yatarak tedavi gören hastaların topluma başarılı bir şekilde dönebilmelerine yardımcı
olunması amaçlanır.
etkileşim grupları:
grubu merkez alan bu yaklaşım, carl rogers ve onun izleyicileri tarafından geliştirilmiştir. rogers’in
kişi merkezli yaklaşımından yararlanılmıştır. yaygın bir biçimde çeşitli ortamlarda kullanılan bir modeldir
tıbbi sosyal hizmet 10.ünite
9 aralık 2013 pazartesi 01:10
11.ünite özet
acil servislerde tıbbi sosyal hizmet (kriz, intihar)
acil servis
acil servis ekibinin temel amacı; tıbbı sağlık ve bakım hizmetlerini güvenli, yeterli
ve zamanlı bir biçimde etkin olarak sunmaktır. türkiye’de sağlık bakanlığı
yönetmeliğine göre acil sağlık hizmetleri: “acil hastalık ve yaralanma hâllerinde,
konusunda özel eğitim almış ekipler tarafından tıbbi araç ve gereç desteği ile olay
yerinde, nakil sırasında, sağlık kurum ve kuruluşlarında sunulan tüm sağlık
hizmetleri.” olarak tanımlanmıştır.
acil serviste karşılaşılan sorunlar ve sosyal hizmet uzmanın yapması
gerekenler
1. hasta yoğunluğu
acil servislerde hasta yoğunluğu çok fazla gözlenmektedir. burada en önemli
sorun; yeteri kadar acil servisin olmaması, mevcut acil servislerin kapasitesinin az
olmasıdır. diğer önemli bir sorun da acil müdahale gerektirmeyen hastaların bile
polikliniğe gitmek yerine, işlerinin daha hızlı olabileceği düşüncesi ile acil servise
başvurmalarıdır. bu da ister istemez acildeki hasta sayısını arttırmaktadır.
hasta yoğunluğuna karşı sosyal hizmet uzmanının en başta yapabileceği işlerden
biri; hasta ve hasta yakınlarını sakinleştirmek, durumu onlara anlatmaktır. acil servis
sosyal hizmet uzmanlarının, aileler ile iletişim kurması ve onların hasta hakkındaki
endişeleri ve sorunları ile baş etmesi beklenir. diğer sağlık personeli ile birlikte traj
uygulamasıyaparak aciliyetine göre hastaları acil servise kabul etmektir. eğer
mümkünse, hastaları yakınlardaki başka acil servislere de yönlendirilebilir.
traj uygulamasısayıda hasta veya yaralının bulunduğu çok durumlarda bunlardan
öncelikli tedavi edilmesi gerekenlerin tespiti amacıyla sağlık kuruluşlarında yapılan
hızlı seçme ve renk kodlama işlemidir.
2. hasta memnuniyetsizliği
acil servis doktorlarının ve hemşirelerinin davranışları ve tıbbi bakım
tecrübesinin ve acil serviste yatış için beklenen sürenin, memnuniyeti etkilediği tespit
edilmiştir. acil servise başvuran hastaların memnuniyetsizliğinin en önemli nedenleri;
kendilerine yeterli bilgi verilmemesi, hekimin uygunsuz tutumu ve giyimi, yetersiz
iletişim becerisi, acil servisin fiziksel ortamına ait olumsuzluklar ve uzun bekleme
süreleridir.
bilindiği gibi özellikle acil servislerin yoğun çalışma temposu içerisinde ortaya
çıkan en önemli sorunlardan biri, hasta ve hasta yakınlarının verilen hizmetten
memnun kalmamaları ve bunun doğurmuş olduğu sonuçlar ve imaj bozukluğudur.
koşullar göz önünde bulundurulduğunda belki de hak edilmeyen bu durumun esas
nedenini; acil serviste verilen hizmetin sadece medikal boyutta yürütülmesi, insani
ilişkilerinde yaşanan güçlüklerin aşılamaması, hasta ve hasta yakınlarını bilgilendirme
eksikliği kısaca gerekli psikososyal yaklaşım ve müdahalelerin yapılamaması
oluşturmaktadır. bu noktada acil servis sosyal hizmet uzmanı, hasta ve hastaların
ailelerine gerekli bilgi verebilir. dolayısıyla hasta ve hasta yakını niçin bekletildiğini
anlayabilir.
3. sağlık çalışanlarına karşı şiddet
acil birimler (hastane acil servisleri ve 112 acil yardım ambulansları), alana ait
özellikleri nedeni ile şiddet olaylarının sık yaşandığıyerlerdir.
kritik halde getirilen vakaların aileleri, yakınları, arkadaşları belirsizlik, endişe ve
korku yaşamakta; tedavi konusun da aşırı beklenti içinde olunması, maddi sorunlar,
tedaviye rağmen bazen vakanın kurtarılamaması vb. gibi nedenlerle acil servis
çalışanlarını suçlayabilmekte, sözlü ya da fiziksel saldırıda bulunabilmekte; bu
duruma ünitede çalışanların yorgunluk, gerginlik, anlayışsızlık ve düşük toleransları
da eklendiğinde saldırganlığın şiddeti artabilmektedir.
4. personel tükenmişliği
acil servisler; farklı nedenlerle gelen vakaların aynı anda bakıldığı, vakaların
yaşamları ile ilgili kritik kararların kısa süre de verildiği, ölüm oranlarının yüksek
olduğu üniteler olduğundan çalışanlar açısından oldukça stresli ve gergin ortamlardır.
acil servisler, hastanelerde yaşanan şiddet olaylarının sıklığı açısından psikiyatri
servislerinden sonra ikinci sırada yer almakta; sık yaşanan şiddet olayları da sağlık
çalışanlarında kronik bir stres kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.
acil servis; çalışan ekibe şiddetin en çok uygulandığı yer olması, diğer servislere
göre daha çok beklenmeyen hasta ölümlerinin meydana gelmesi, acil servis çalışma
ortamının gürültülü ve kalabalık olması, acil serviste çalışan hemşirelerin de iş
stresini arttırmaktadır. bu da tükenmişlik için daha çok risk oluşturur.
5. yaşlı hastalar
acil servislere başvuruları her geçen gün artış gösteren yaşlı hastalar; daha
kompleks sorunlarla acil servise başvurduklarıgibi, daha karmaşık hizmete
gereksinim duyarlar, daha fazla radyolojik ve laboratuar işlemine tabi tutulurlar ve
acil serviste daha uzun süre kalırlar. ek olarak diğer yaş gruplarına göre daha yüksek
oranda hastane ve yoğun bakım yataklarına yatırılırlar. yaşlı hastaların acil servis
yönetimine ek bir yük getirdiği düşünülmektedir.
6. sevk zinciri eksikliği
“acil sağlık hizmetleri yönetmeliği” ile acil servislerden başka hastanelere hasta
sevklerinde uyulması gerekli olan kurallar belirlenmiştir. belirlenen bu kurallara göre;
ilk tıbbi müdahale yapıldıktan sonra ileri tıbbi bakım ve tedavi konusunda yetersizlik
söz konusu ise, sevki uygun görülen hastane ile koordinasyon sağlanarak verilen tıbbi
bakımın yazılı olarak belgelendirilmesi ve bu belgenin nakil yapılacak kuruma hasta
ile birlikte gönderilmesi gerekmektedir.
acil servisler; insanların sadece medikal ve cerrahı değil, aynı zamanda
psikososyal yardıma en yoğun ihtiyaç duyduklarıve bu tür programların
uygulanabileceği yerlerdir. acil servislere başvuran kişiler; her zaman ağır bir
travmaya maruz kalan, ciddi bir rahatsızlığı olan veya yaşantısal bir kriz içinde olan
kişiler değildir. ancak yine de başvuranların önemli bir kısmı ya yaşantısal bir kriz
içindedir ya da psikiyatrik, ciddi medikal ve/veya cerrahı bir rahatsızlığa sahiptirler.
acil servis sosyal hizmeti
acil serviste çalışan sosyal hizmet uzmanlarının tam bir tanımı olmasa da sosyal
hizmet uzmanlarının psikososyal ve ekonomik değerlendirme yapma, yaş terapisi, ilk
acıyı destekleme, madde kullanımını değerlendirme, intihar girişiminden dolayı krize
müdahale etme, başka kuruma havale etme, taburculuk planını, toplum merkezine
havale, duygusal destek sağlama gibi hastaları eğitici ve savunucu rolleri vardır. bu
ortamdaki uzman‐müracaatçıilişkisi kısa sürelidir, müdahale baskısı yoğundur ve
uzman ortaya çıkacak herhangi bir sorun için tetiktedir.
acil servis sosyal hizmet uzmanının görev,yetki ve sorumlulukları
1. acil servise başvuran hastaların psikososyal ve ekonomik açıdan inceleme ve
değerlendirmesini yapmak
2. acil servis çerçevesinde, hasta ve ailesinin psikososyal işlevselliğini korumak ve
güçlendirmek amacıyla bireylerle sosyal hizmet uygulamasıyapmak
3. ailelerin psikososyal gereksinimlerini temel alan aile danışmanlığı yapmak
4. kriz durumlarına yönelik çalışmalar yapmak
5. acil serviste yaşanan kayıplara yönelik çalışmalar yapmak
6. hasta ve yakınlarına toplum kaynakları konusunda bilgi vermek, kaynakların
kullanılmasına yardımcı olmak
7. yakını olmayan ve acil servise getirilen hastalar için sosyal hizmet müdahalesinde
bulunmak
8. yürürlükte bulunan acil servisin işleyişiyle ilgili kanun ve yönetmelikleri bilmek ve
takip etmek
9. hasta hakları konusunda bilgilendirme ve savunuculuk çalışmaları yapmak
10. taburculuk aşamasında karşılaşılan sorunlara yönelik psikososyal çalışmalar
yapmak
11. tıbbi bakım ekibinin bir üyesi olarak bütüncül tedavi, araştırma ve psikososyal
eğitim konularında ekip çalışmalarına katılmak
12. sosyal hizmet müdahalesi çerçevesinde yapılan çalışmaları hasta dosyasına
yazmak
13. hizmetlerin kalitesini artırmak ve kalite güvencesini sağlamak amacıyla
programlar geliştirmek, istatistiki veriler sağlamak ve ilgili kayıtları tutmak
14. acil servisde sosyal hizmet konularında klinik, eğitimsel ve araştırma becerilerini
geliştirme
15. ilgili konularda sempozyum, kongre ve konferans gibi bilimsel etkinliklere
katılmak
16. süpervizyon almak
17. taburculuk sonrası izleme çalışması yapmak
acil servis sosyal hizmet uzmanının rolleri, disiplinlerarası incelendiğinde şu şekilde
gruplandırılabilir.
a. akıl sağlığı uzmanı olarak sosyal hizmet uzmanının acil servisteki rolü
b. taburcu işlemleri planlayıcısı olarak acil servis sosyal hizmet uzmanının rolü
kriz ve krize müdahalede
birey, yaşam olayları sonucunda ortaya çıkan yeni duruma uyum yapamadığı
zaman kriz durumu ortaya çıkabilir. krizin tipik seyrinde caplan (1964), 4 ayrı dönem
tanımlamaktadır:
1. birinci dönemde belirli ihtiyaçların karşılanmasını tehdit eden bir sorunla
karşılaşan birey, gerginliğine karşı duygusal dengesini yeniden kurmak için
alışageldiği sorun çözme teknikleri kullanır.
2. ikinci dönem; alışılagelen yöntemlerin başarısız olduğu, tehdidin sürdüğü
gerginliğin daha da artarak yetersizlik duygularının ortaya çıktığı dönemdir. birey,
sorunu çözmek için deneme yanılma yollarına başvurur.
3. bu dönemde, sorunu çözme konusunda başarısızlık sürmektedir. gerginlik
artmıştır. bu ise acil ve yeni problem çözme yollarının harekete geçirilmesi için bir
uyaran oluşturur. bütün iç ve dış kaynaklar harekete geçirilir. bunun sonucunda
birey, bazen sorunu çözer. ulaşılmaz görünen amaçların bir kısmından vazgeçilir ve
birey kendini soruna göre yeniden ayarlar.
4. sorun devam ediyor, çözülemiyor, giderek artıyorsa dördüncü aşamaya ulaşılır. bu
aşamada depresyon, gerginlik, intiharlar kendini gösterir.
kriz belirtileri ortaya çıktıktan sonra ya da kriz haberi alındıktan sonra atılacak
adımlar, krize müdahale olarak tanımlanır. krizi önlemede, krizi ortaya çıkaran yaşam
olaylarının belirlenmesi önemlidir. bu amaçla yaşam olayları araştırmaları geniş
boyutlarda ele alınmaktadır.
kriz odası amaçları ve uygulamaları
1.krize müdahale ilkeleri çerçevesinde başvuran hastalara, intihar girişimlerine ve
yakınlarına, psikososyal yardım sağlamak
2‐psikiyatrik rahatsızlıklarda, krize müdahale ilkeleri içinde yaklaşımda bulunarak
hastaları tedaviye motive kılmak ve yönlendirme yapmak
3 yoğun çalışma koşulları içinde tedavi ekibinde ortaya çıkan sorunlar ve tıkanıklık
(burn‐out) durumlarıiçin ekip toplantıları düzenlenmesi ve yürütülmesini sağlamak
4‐zaman içinde ekip üyelerinin mediko‐psikososyal yaklaşımıbenimsemelerine
katkıda bulunmak
bu birimin en önemli ürünü; ekibin mediko‐psikososyal yaklaşımızaman içinde
benimsemesi ve doktor, hemşire, psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi
profesyonellerle zenginleşerek disiplinlerarası bir örgütleniş ve uygulama içine
girmesidir.
intihar
intihar davranışı ve girişimi; genellikle bireyin çok yoğun olarak hissettiği
herhangi bir zorlanma sonucu ortaya çıkabilmekte, bireyin yalnızlık ve
umutsuzluğunu, yaşadığısorunlara alternatif çözümler bulamadığını ve mevcut baş
etme mekanizmalarının yetersiz olduğunu göstermektedir.
kişinin kendisini ölüme götüreceğini bilerek giriştiği her türlü eylemin, doğrudan
veya dolaylı sonucu olarak gelişen ölümlere “intihar” denir. temel olarak intihar
girişimleri, “ölümle sonuçlanan girişimler” ve “ölümle sonuçlanmayan girişimler”
olarak iki gruba ayrılabilir. ölümle sonuçlanmış intihar vakalarının, tamamlanmamış
başarısız intihar girişimlerine oranı yaklaşık 1/40’dır. önemli bir halk sağlığı problemi
olan intihar; cdc (2003)’nin verilerine göre, 10–64 yaş grubunda ilk on ölüm sebebi
arasındadır. intihar girişiminde bulunan kişilerin ilk başvurduğu ve değerlendirildiği
yerler, çoğu zaman hastanelerin acil servisleri olmaktadır.
acil serviste çalışan sosyal hizmet uzmanlarının bir diğer rolü de acil serviste
yaşanan travmatik ölümlerde koordinatör olmasıdır. acil serviste yaşanan ani ölüm,
koordinasyon açısından oldukça kendine özgü bir durumdur.
intihar girişiminde krize müdahale
acil servise gelen intihar vakalarında müdahale, üç adımda gerçekleştirilmektedir:
1‐ intihara teşebbüs eden kişi ile görüşme
2‐ aile ile görüşme ve değerlendirme
3‐ danışma, değerlendirme ve bilgilendirme
acil servise gelen intihar vakalarında, intihara teşebbüs eden kişi hakkında bilgi,
acil servis personeli tarafından sağlık bakanlığı tarafından hazırlanan “acil servis
ünitesi intihar girişimleri kayıt formu” doldurulup sosyal servis birimine teslim
edilir. müracaatçının tıbbi müdahalesi tamamlandıktan sonra ilgili doktorun bilgisi
dahilinde müşahede bölümü uygun ise sosyal hizmet uzmanıkendini tanıtarak ön
görüşmeyi yapar (sosyal hizmet uzmanı ilk görüşmede; adını ve mesleğini söyleyerek
sosyal servis birimini hastanın anlayacağı şekilde tanıtır, görüşmenin amacını açıklar
ve herhangi bir zorunluluğun olmadığınımüracaatçıya anlatır.) sosyal hizmet uzmanı,
ilk görüşmenin ardından müracaatçıya randevu verip bir sonraki görüşmeye davet
eder. müracaatçının yakınları var ise; sosyal hizmet uzmanı, müracaatçının yakınlarını
acil serviste bulunan “acil servis krize müdahale ve psikososyal destek birimi”ne
davet ederek ön görüşme yapar.
görüşmeyi kabul edip sosyal servise gelen müracaatçı için “acil servis intihar
girişimlerine psikososyal destek ve krize müdahale odası görüşme kartı”
doldurulur. müracaatçı ile görüşmeye başlarken müracaatçıdan alınan bilgilerin
mesleki gizlilik ilkesine uygun olarak korunacağı hakkında bilgi verilir. sosyal hizmet
uzmanı; aldığı profesyonel eğitim, kişisel iletişim becerileri ve meslek deneyimi ile
müracaatçıyla görüşmesini yapar. kriz durumu devam ediyor ve intihar
teşebbüsünün tekrarlanacağı belirtileri var ise durum, hastanenin psikiyatri uzmanına
bildirilir ve müracaatçı psikiyatri servisine yönlendirilir.
acil servis sosyal hizmet uzmanı; kendisine ait bir odada değil, daha çok gezerek
çalışmaktadır. mevcut odalar, ya diğer kişilerle paylaşılmakta ya da hasta dosyaları
kaplamaktadır. çalışma saatlerinin düzenli olmayışı, hasta yoğunluğu ve çeşitliliği, bir
bakıma burn‐out sendromuna yol açmaktadır. ayrıca, yaşam kalitesinde de
düşüklüğe yol açabilmektedir.
sonuç
tıbbi sosyal hizmet uzmanının, hastayı anlamada ve hastanın ihtiyaçlarına en
uygun hizmetleri üretmede sahip olduğu yaklaşım, biyopsikososyal yaklaşımdır.
acil serviste çalışan tıbbi sosyal hizmet uzmanları; ekip çalışması çerçevesinde
hastaların acil servise kabulü, acil serviste tedavi, gerektiğinde başka servislere yatış,
hastaneden taburcu olma ve taburculuk sonrası izleme süreçlerinde
karşılaşabilecekleri sorunların çözümünde rol almaktadır. ayrıca, intihar gibi kriz
vakalarında krize mühadale eden ekibin önemli bir parçasıdır. bu rol ve fonksiyonları
ile acil serviste çalışan tıbbi sosyal hizmet uzmanı, sağlık kurumlarının sunduğu
fiziksel/tıpsal sağlık hizmetlerini psikososyal hizmetlerle bütünleştirilerek bütüncül
bir sağlık hizmetinin sunumunun gerçekleştirilebilmesi için tedavi ekibinin olmazsa
olmazıdır.
tıbbi sosyal hizmet 11.ünite
11 aralık 2013 çarşamba 23:08
12.ünite özet
evde bakım hizmetlerinde sosyal hizmet uygulaması
evde bakım hizmetleri, profesyonel anlamda hemşirelerin 19. yüzyılda
gerçekleştirdikleri ev ziyaretleriyle ortaya çıkmıştır. hemşireler; hastanın muayenesini
yapmakta, ilaç temin etmekte ve ilaçları takibini yapmaktaydılar.
toplum temelli yaklaşım, hastane temelli yaklaşıma alternatif olarak ortaya
çıkmıştır. toplum temelli yaklaşımla birlikte ilk defa hastanın hastane dışında bakılması
gündeme gelmiştir. bu yaklaşım, hastanın hastane dışında tıbbi ve sosyal bakımına
olanak sağlayan bir yaklaşımdır. bu sayede hastaların hastanede birikmelerinin önüne
geçilmiş, artan hastane maliyetleri önemli ölçüde düşürülmüş ve yaşlı, kronik, bakıma
muhtaç ve yatalak hastaların da bakım hizmetlerine kolayca ulaşmasının önü açılmıştır.
sosyal hizmet mesleğinde ve özellikle tıbbi sosyal hizmette de önceki yıllarda
hastane temelli yaklaşım egemendi. sosyal hizmet uzmanları mesleki çalışmalarını bu
yaklaşım temelinde yürütmekteydi. son yıllarda, sosyal hizmetin sağlık bakımında
mesleki işlev ve rolleri hastane temelli modelden toplum temelli modele geçmiştir.
evde bakım hizmetleri
1930’lu yıllarda, kronik hastalıklar yüzünden pek çok kişi hastanelere yönelmiştir.
1950’li yıllarda hastane masraflarının artması sebebiyle evde bakım hizmetleri önemli
konuma gelmiştir.
hastanın hastane dışında bakılmasını sağlayan ve bu kapsamda verilen tıbbi bakım,
sosyal bakım ve rehabilitasyon, danışmanlık, uzman tavsiyesi vb. hizmetleri kapsayan
hizmetler bütünüdür. evde bakım hizmetleri; bireylerin sağlığını geliştirmek, korumak
ve iyileştirmek için hastane dışında bireylerin evinde gerekli ekipman, tıbbi malzeme
ve psikososyal destek yardımlarıyla sunulan hizmetleri kapsamaktadır.
evde bakım hizmeti kapsamında; evde doktor muayenesi, laboratuar hizmetleri,
hemşirelik hizmetleri, deneyimli tıbbi personel kontrolünde yüksek teknolojik destek
ile hastanın yemek yeme, giyinme, soyunma, hareket etme gibi sosyal bakım
hizmetleri ve ev işleri, yemek yapma ve alışverişe gitme gibi günlük yaşam
etkinliklerine ilişkin sosyal bakım hizmetleri sağlanmaktadır.
evde bakım hizmetinin sunumu
evde bakım hizmeti, resmî (devlet ve stö’ler) ve resmî olmayan (aile, akraba,
komşular, gönüllüler) kurumlar tarafından sağlanmaktadır
kronik hastalar ve engelliler, evde bakım için en uygun hasta gruplardır. evde
bakım derneğinin nisan 2010’da yaptığıçalıştayın sonuç raporunda evde bakım
hizmetine gereksinim duyan hasta gruplarını tıbbi ve sosyal rehabilitasyon açısından şu
şekilde tanımlamıştır:
1.yaşlılar
2.ıcf (ınternational classification of functioning, disability and kriterlerine göre
engellilik düzeyi belirlenmiş kişiler
3.yaşam sonu bakımına ihtiyaç duyanlar health)
4.akut ya da kronik sağlık sorunları nedeniyle hizmet sunumuna ihtiyaç duyanlar
5.kronik hastalığı olanlar (diyabet, hipertansiyon, koah, vb.)
6.nöroloji hastaları (als, serebro‐vasküler hastalık, vb.)
7.onkoloji hastaları
8.palyatif bakıma ihtiyaç duyan terminal dönemdeki hastalar
9.yenidoğan‐lohusalar
evde bakım hizmetleri, sağlık hakkı olarak kabul edilmeli ve sağlık ve sosyal
hizmetler birbiri ile koordineli bir şekilde yürütülmelidir. evde bakım hizmetleri
aşağıdaki hizmetleri kapsamaktadır:
1.sağlık hizmetleri. 2.sosyal bakım hizmetleri 3.sosyal destek
hizmetleri
4.psikolojik destekler. 5.cihaz‐ekipman hizmetleri. 6.eğitim
hizmetleri
7.tıbbi ve rehabilitasyon hizmetleri. 8.beslenme takibi. 9.ulaşım
desteği hizmetleri
evde bakım hizmetinde görev alan profesyoneller şunlardır: ilgili müdür, hekim,
hemşire, sağlık memuru, psikolog, fizyoterapist, diyetisyen ve sosyal hizmet uzmanıdır.
evde bakım hizmetleri kapsamında aşağıdaki bakımlar verilmektedir.
evde bakım hizmetleri kapsamında aşağıdaki bakımlar verilmektedir:
evde koruyucu bakım: kurumsal bakımın uzantısı ve devamı olan, hastanın
durumunun normal hâline döndükten sonra işlevlerinin en üst düzeyde tutulmasını ve
sağlık durumunun sürdürülmesini sağlayan bakımdır. bir dizi danışmanlık hizmeti ve
fizik tedavi programını kapsamaktadır.
evde tanı koyucu bakım: ev ziyaretleri gerçekleştirilerek tanı koyma yolu ile yapılan
bakımdır. bu bakıma uygun hastalar, çok sayıda tıbbi problemi olan, yürüme güçlüğü
çeken, çok sayıda tedavi uygulanan psikososyal problemleri olan, iletişimleri zayıf,
bakımlarını yeterli bulmayan, eve bağımlı engelli ve sorunları ile baş etme güçlüğü
çeken hastalardır.
evde tedavi edici bakım: hastanın ve ailesinin günlük yaşamlarına devam etmeleri için
kendi kendilerine yeterli hâle gelmelerini amaçlayan bakımdır.
evde rehabilite edici bakım: hazırlanmış ev programı yardımıyla aile bireyleri ve
hastanın da katılımı sağlanarak bireyin bağımsızlığının sağlanması, bireyin ve ailesinin
kendi kendine yeterli olması, bireyin sosyal yaşama dönmesi ve katılmasını sağlayan
bakımdır.
evde uzun süreli bakım: destekleyici hizmetler ile bireyin ailesinin sosyal destek
sisteminin güçlendirilmesi ve bakım verenlerin dinlendirilmesini sağlayan bakımdır.
özellikle yaşlı bireyler için uygun bir bakımdır.
evde hospis bakım: ölecek kişiye ve ailesine evde yoğun bakım olanakları sağlayan
bakımdır. hospis, hastalarda palyatif bakımı esas almaktadır. palyatif bakım, kişinin
hastalığına bağlı ortaya çıkan ve hastaya sıkıntı veren sağlık sorunlarının giderilmesini
veya azaltılmasını amaçlayan bakımdır.
evde bakım hizmetleri ve sosyal hizmet
sosyal hizmetler, evde bakım hizmetlerinde müracaatçılara hizmet sağlayan tek
hizmet değildir. bunun yanında tıbbi hizmetler, hemşire hizmetleri, fizyoterapi ve
konuşma terapisi gibi hizmetler de bulunmaktadır.
evde bakım hizmetleri; muhtaç bireylerin ihtiyaçlarını karşılamayı, aile bireylerine
destek olmayı, ailenin sosyal işlevselliğini artırmayı, aileyi bütüncül olarak
değerlendirmeyi amaçlamaktadır. sosyal hizmet de aileyi, çevresi içinde incelemeyi ve
değerlendirmeyi amaç edinmektedir. sosyal hizmet; evde bakım hizmetinden
yararlanan birey ve ailesinin ihtiyaç, sorun ve beklentilerini sistem yaklaşımı
çerçevesinde ele almaktadır.
evde bakım hizmetlerinin önleyici yönü de bulunmaktadır. sosyal ve davranışsal
sorunların, aynen sağlık sorunları gibi önlenebileceği inancı, sosyal hizmetin koruyucu
önleyici yönünü öne çıkarmaktadır. bu nedenle ailenin işlevselliğini artırma yönünde
yapılan tüm çalışmaların, çıkacak sorunlar karşısında ailenin kapasitesini artıracağı,
dolayısıyla ailenin parçalanmasını önleyeceği ifade edilmektedir.
evde bakım hizmetlerinde sosyal hizmet uzmanının rolleri
sosyal hizmet uzmanları, evde bakım hizmetlerinde çeşitli rol ve işlevlere
sahiptirler. müracaatçılara sistem perspektifinden bakarlar. onlar, müracaatçıyı
“çevresi içinde birey” olarak görürler. müracaatçının işlevlerini etkileyen sistem içinde
onu ve ailesini değerlendirirler.
evde bakım hizmetlerinde sosyal hizmetin rollerini şöyle özetleyebiliriz:
·doğrudan hizmetleri yerine getirme (danışmanlık ve kriz müdahalesi)
·dolaylı hizmetleri yerine getirme (hizmetlerin koordinasyonu, diğer profesyonellerle
iş birliği, havale)
·mesleki ve örgütsel hizmetleri yerine getirme
·müracaatçı ve ailesinin baş etme kapasitesini iyileştirme
·kaynak araştırma ve kaynaklarımüracaatçıyla buluşturma
·ara buluculuk
·savunuculuk
·genelci uygulama ve vaka yöneticiliği
simmons et.al (2001) ise, toplum temelli kurumlarda, evde bakım hizmeti veren
sosyal hizmet uzmanlarının temel etkinliklerini şöyle sıralamıştır:
·vaka koordinasyonu. ·sağlık eğitimi · danışmanlık ·
değerlendirme
·etik konularla ilgili karar verme becerisi
amerikan ulusal sosyal hizmet uzmanları birliği (nasw), sosyal hizmet
uzmanlarının evde bakım planında aşağıdaki işlevleri yerine getirdiğini belirtmiştir;
·müracaatçıyı etkileyen sosyal ve duygusal faktörleri değerlendirme
·danışmanlık sağlama ve onların karar vermelerine yardımcı olma
·müracaatçı ve ailesinin mevcut kaynaklarla bağlantı kurmasını sağlama. örneğin;
ekonomik yardım programları, toplum örgütleri ve ulusal örgütler, destek grupları,
yönetim kurumları ve ilgili programlar.
·çeşitli tıbbi ve destekleyici hizmetleri koordine etmeye ve yönetmeye yardımcı
olma
·uzun dönem planlamayla müracaatçılara yardım sağlama
evde bakım hizmetlerinde sosyal hizmet uzmanının sahip olması gereken
bilgi, beceri ve değer temeli
evde bakım hizmetlerinde sosyal hizmet uzmanının bazı donanımlara sahip olması
gerekir. mesleğin bilgi, beceri ve değer temeli tüm uygulamalar için esastır. bunun yanı
sıra, evde bakım hizmetleri gibi uzmanlaşma alanlarında da spesifik bilgi ve beceri
gerekmektedir.
bilgi temeli
evde bakım hizmetinde sosyal hizmet uzmanının sahip olması gereken bilgiler
şunlardır:
· psikoloji: insan davranışı ve performansı bilgisi; yetenek, karakter ve ilgilerde
bireysel farklılıkları bilme; öğrenme ve motivasyon konularında bilgi sahibi olma;
davranışsal ve duyuşsal bozuklukların tedavisi ve değerlendirmesi bilgisi.
· terapi ve danışmanlık: mental ve ruhsal bozuklukların teşhisi, tedavisi ve
rehabilitasyonu için süreçler, yöntemler ve ilkeler bilgisi.
· sosyoloji ve antropoloji: grup davranışları ve dinamikleri bilgisi, sosyal trendler ve
etkileri, insan göçleri, etnisite, kültür bilgisi
·tıp: ihtiyaç duyulan yaralanma, hastalıklar ve bozuklukların tanı ve tedavisinin
bilgisi. bu; semptomları, alternatif tedavileri, ilaçların öncelikleri ve etkileşimlerini ve
önleyici sağlık bakımını içerir
· eğitim ve mesleki eğitim: bireyler ve gruplar için eğitim ve öğretim ilkeleri ve
yöntemleri bilgisi
· mevzuat: yasal kodlar, mahkeme süreçleri, yönetim düzenlemeleri, kurum
kuralları ve hukuk bilgisi.
· yönetim ve idare: stratejik kaynaklar, kaynak tahsisi, kaynakların koordinasyonu,
yönetim düzenlemesi ve liderlik teknikleri ile ilgili bilgi
· personel ve insan kaynakları: iş ilişkileri, müzakere ve personel bilgi sistemleri
bilgisi
· taşıma sistemi: kara, hava ve deniz yolları ve raylı sistemler bilgisi
beceri temeli
evde bakım hizmetinde sosyal hizmet uzmanının sahip olması gereken beceriler
şunlardır:
·aktif dinleme: müracaatçıların söylediklerini dikkatli bir şekilde dinleme,
müracaatçıyı anlamak için zaman harcama, uygun sorular sorma ve uygun olmayan
zamanlarda müracaatçının sözünü kesmeme.
·konuşma: bilgiyi başkalarına aktarmak için onlarla konuşma.
·sosyal anlayış (kavrayış):müracaatçının tepkilerinin farkında olma ve neden tepki
verdiklerini anlama. · hizmetlerin oryantasyonu:müracaatçılara yardım etmek için
yollar arama.
·karar verme: eylemlerin faydalarını ve zararlarını göz önünde bulundurma ve en
uygun olanı seçme.
·koordinasyon:verilecek hizmetleri ve ekip içindeki ilişkileri düzenleme.
·eleştirel düşünme: problemlere alternatif çözüm bulmak ve sonuçların güçlü ve
zayıf yönlerini belirlemek için aklını ve mantığını kullanma.
·karmaşık problemleri çözme: karmaşık problemleri belirginleştirme ve seçenekleri
geliştirmek, değerlendirmek ve çözümleri uygulamak için ilgili bilgileri gözden geçirme.
değer temeli
sosyal hizmet mesleğinin temelini sosyal adalet ve insan hakları değerleri
oluşturur. bu değerler şunlardır:
· ilişki: sosyal hizmet uzmanı, evde bakım hizmetinden yararlanan müracaatçılara
daima saygı duymalı; onları yargılamadan ve incitmeden ilişki kurmalıdır.
· başarı (başarma): sosyal hizmet uzmanı, evde bakım hizmetlerinden yararlanan
onkoloji hastalarıyla da çalışır. sosyal hizmet uzmanları, böyle müracaatçılara güven
vermelidir ve onların iyileşeceğine dair umut beslemelidir. onların ailelerinin her
zaman yanında olmalı, onların sorunlarını dinlemeli ve kaygılarını azaltmalıdır.
müracaatçıları güçlendirmeli ve onların iyileşeceğini ve bunu başarabileceğini onlara
ifade etmelidir.
· bağımsızlık: sosyal hizmet uzmanı müracaatçının özerkliğini sağlamaya çalışmalıdır.
sosyal hizmet uzmanı, evde bakım hizmetlerinden yararlanan müracaatçıların sosyal
bakımında ve rehabilitasyonunda da görev almaktadır. müracaatçıların kendi ayakları
üzerinde durmasını sağlamaya çalışmalı ve öz bakımlarını gerçekleştirmelerinde onlara
yardımcı olmalıdır. sosyal hizmet uzmanı, müracaatçıların kendi kararlarına da saygı
duymalıdır. onların geleceğini belirleme hakkının olduğunun bilincinde olmalıdır.
· destekleme: sosyal hizmet uzmanı, evde bakım hizmetlerinden yararlanan
müracaatçıları her zaman desteklemelidir. aynızamanda, sosyal hizmet uzmanı
onların ailelerinin yanında olmalıdır. buna ek olarak, aile içinde müracaatçıya bakım
veren bakıcıyı da desteklemeli ve onların da sorunlarını azaltmaya çalışmalıdır.
bakıcının da kaynaklara erişmesini sağlamalı ve bu konuda ona yardımcı olmalıdır.
sonuç
evde bakımın birçok avantajıvardır. kurumsallaşmaya alternatif sağlar ve bireylerin
kendi evinde bakım alarak özerkleşmesine izin verir. diğer bir yandan, evde bakımın
sunumu stres oluşturur; çünkü bakım veren ile müracaatçı arasında çatışma oluşabilir,
toplum kaynakları ya da bakıma ayrılan fonlar sınırlı olabilir ve kronik ve akut
hastalıkların etkisi bireyin özerkliğine zorluk çıkarabilir.
evde bakım, bakım ihtiyacı olan müracaatçılara kendi ortamında ücretsiz olarak
bakım olanağı sağlar. bu hizmeti çekici kılan önemli faktörlerden biri de müracaatçı ve
ailesinin bir arada ve birlikte olmasını sağlamasıdır. böylelikle onlar, sevdiklerine yakın
olduklarından hızlı bir iyileşme gösterirler ve bağımsızlık kazanırlar.
ev ortamımüracaatçıların yaşam kalitesini artırır. günde 24 saat ve hafta sonları
bakım fırsatı sağlar. evde bakım sürekli bir bakım olanağı sağladığından hastaya
bakanların tükenmişlik yaşamalarının önlenmesini sağlar.
hastane masrafları karşılaştırıldığında evde bakım, daha uygun bir hizmet türüdür.
evde bakım hizmetleri tedavi sürecini hızlandırır.
tıbbi sosyal hizmet 12.ünite
16 aralık 2013 pazartesi 09:47
13.ünite özet
çalışan güvenliği tükenmişlik ve iş yeri zorbalığı (mobbing)
çalışanların istismar edildiği, tehdit veya taciz edildiği, sağlıklarının ve
güvenliklerinin riske atıldığı her tür davranış, şiddet ögesi olarak görülebilir. ayrıca;
özellikle duygusal çaba gerektiren iş koşullarına uzun süre maruz kalmanın
sonucunda ortaya çıkan fiziksel, duygusal ve zihinsel tükenme durumu da
çalışanların karşı karşıya kaldığı diğer bir stres faktörüdür. iş yeri koşulları yanında,
kişinin genel sağlığını bozabilen kötü çalışma koşulları, yapılan iş, işlem ve tüm
uygulamalarda bitkinlik, bezginlik ve yorgunluk gibi zorlamalara neden olan tüm
faktörler, fiziksel ve psikolojik zedelenmelere neden olabilmektedir.
çalışan güvenliği
güvenlik, insanın temel ihtiyaçlarındandır ve çocukluğumuzdan itibaren
olgunlaşır. insanoğlu için vazgeçilmez, karşılanması zorunlu ve çok değerlidir.
dünya sağlık örgütüne göre, çalışanların sağlığı şu şekilde tanımlanmaktadır:
“çalışanların; fiziki, ruhsal ve sosyal durumlarının en üst düzeye taşınması ve
sağlıklarına gelebilecek zararların en aza indirilmesi için,korunma yöntemlerinin
uygulanmasıve kişinin işine ve işin kişiye uygunluğunun sağlanmasıdır.” dünya sağlık
örgütü, sağlık çalışanları kapsamında 29 meslek grubunu dâhil etmiştir. bunlar:
·doktorlar
·hemşirelik personeli (hemşire, ebe, sağlık memuru)
· diş hekimliği çalışanları (diş hekimi, teknisyen…)
·eczacılık çalışanları (eczacı, kalfa …)
·laboratuar çalışanları (kimyager, biyolog, fizik müh…)
· çevre ve halk sağlığı çalışanları
·geleneksel sağlık elemanları
·diğer profesyonel sağlık çalışanları (psik., diyet…)
·yönetim ve destek hizmetleri (müdür, memur, sekreter…)
hastanelerde hasta ve çalışan güvenliği
hastanelerde hizmet sunumuna yönelik kalitenin arttırılmasına yönelik
hazırlanan hizmet kalite standartlarının (hks) temelinde hasta ve çalışan güvenliği
yatmaktadır. hasta güvenliğinin sağlanmasındaki ana unsur ise çalışan güvenliğinin
sağlanmasıdır. çalışan güvenliğinin sağlanmasında 4 ana unsur görev yapmaktadır.
· bakanlığın sorumluluğu; bakanlık, hastanelerde yapılan çalışmalara rehberlik
görevi üstlenmektedir. rehber olması açısından hks hazırlanmıştır. hks ülke
genelindeki tüm hastanelerde çalışanlar için standart güvenli çalışma ortamlarının
sağlanması için bir rehberdir. bu amaçla kongreler, kurslar, sempozyumlar ve
okullar düzenlenmektedir.
·yönetimin sorumluluğu;hastane yönetimi, çalışan güvenliğinin sağlanması
konusunda sorumludur ve çalışanların güvenliğinin sağlanması için yapılan tüm
çalışmalara öncülük etmelidir. hastane üst yönetimi, bu süreçleri gerçekçi bir şekilde
yapmak için hastanede görevini tam anlamıyla yerine getiren kişilerden oluşan
çalışan güvenliği komitesi kurmalıdır. çalışan güvenliği komitesi, yöneticilerin
çalışanlara ulaşabilen yüzü olmalıdır.
· çalışan güvenliği komitesinin sorumluluğu;meslek gruplarının
temsilcilerinden oluşan çalışan güvenliği komitesi, çalışan güvenliğinin
sağlanmasında merkezi bir rol oynamaktadır. çalışan güvenliği komitesi, çalışanların
çalışma ortamlarından kaynaklanabilecek tehlikeleri ve bu tehlikelerden
kaynaklanabilecek riskleri belirlemelidir. risk değerlendirmesi, bölüm bazında ve
çalışan bazında yapılmalıdır.
· çalışanların sorumluluğu; çalışanlar, kendi güvenliklerinin sağlanmasında
önemli bir role sahiptir. çünkü sistemi düzeltmek çalışanların elindedir. çalışanlar;
memnuniyet anketlerini gerçekçi doldurmalıdır, olay bildiriminde bulunmalıdır,
hastanede tüm kayıtların düzgün tutulmasını sağlamalıdır, sağlık taramalarını takip
etmelidir, eğitimlere katılmalıdır, yeni eğitim programları önermelidir, görüş ve
önerilerini komiteye iletmelidir. sonuç olarak, çalışanlar için güvenli çalışma
ortamlarının sağlanması ana hedeftir.
bu amaca ulaşmak için sağlık kurumlarında;
• çalışan güvenliği ekibi kurulmalı,
• faaliyetlerin planlanması yolu ile çalışan güvenliği kültürü oluşturulmalı,
• çalışanlar işe başlarken işe giriş muayeneleri yapılmalı,
• çalışanlara ait veriler, kişisel sağlık kartları ile kayıt altına alınarak takip edilmeli,
• riskli alan çalışanlarına periyodik sağlık taramalarının yapılmalı,
• çalışan güvenliği için bir raporlama sistemi geliştirilmeli,
• “iş kazası bildirimi” prosedürü hazırlanarak hastane içinde veri toplanması
sağlanmalı,
• toplanan iş kazası bildirimleri düzenli olarak gözden geçirilerek iş yerinde koruyucu
önleyici tedbirler alınmalı ve kurumsal düzenlemeler yapılmalı ve ulusal raporlama
çabalarına katkıda bulunulmalıdır.
çalışanların iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin usul ve esasları hakkında
yönetmelik (07.04.2004 tarihli resmî gazete de yayınlanmıştır)
çalışan güvenliğini tehdit eden ana unsurlar
bu riskler; radyasyon kaynaklırisk unsurları, gürültü, travma, tehlikeli atıklar,
kanserojen mutojen maddeler (sitotoksik ajanlar), tıbbi atıklar (enfekte ve biyolojik
atıklar), enfeksiyon bulaşma riski, alerjen maddeler, tesis kaynaklı risk unsurları,
donanım, elektrik ve elektronik cihazlar ve laboratuar kaynaklı risk unsurları olarak
gruplandırılabilir. en önemli ve tehlikeli olanlar şunlardır;
1. enfeksiyonlar: yalnızca bulaşıcı hastalıkların tedavisi ile uğraşan servislerde
değil; ameliyathanelerde, kan ya da solunum yoluyla geçen hastalıkların tedavisiyle
uğraşılan bölümlerde de sağlık personeli risk altındadır. hepatit, aıds, şarbon,
sağlıkçıların meslek hastalıklarının en bilinenlerindendir.
2. radyasyon:görüntüleme merkezlerinde ve kemoterapi ünitelerinde çeşitli
yollarla personel radyasyona maruz kalabilir. hastalar; bir kez, ama sağlık personeli
birçok kez radyasyona maruz kalmakta yaşamını radyoaktivite yüklü alanlarda
geçirmektedir. servislerde ya da ameliyathanelerde, hasta başında ve korunmasız
gerçekleştirilen işlemlerde sıklıkla etkilenme söz konusudur.
3. anestetik ve kimyasal maddeler: ameliyathanede hastaların bayıltılması için
kullanılan kimyasalların çoğu, bir süre sonra insan sağlığı için zararlı olduğu
anlaşılarak terk edilmektedir.
4. kaba kuvvet uygulanması(iş yerinde şiddet): toplum, hastalıklardan
korunma konusunda umursamazdır. toplum, erken tanı konusunda duyarsızdır. ama
“en son aşamada sağlık tesisine getirdiği” hastasının ne pahasına olursa olsun
kurtarılmasını bekler. bu istem karşısında, sağlık personeli de elinden geleni yapmak
ister. ama yaşamın gerçekleri ile istekleri her zaman buluşmayabilir. hele yetersiz
kapasiteler ve personel sayısındaki kısıtlamaları düşündüğümüzde hizmetteki
aksamaların faturasının, yöneticilerce ustaca, sağlık personeline yönlendirilmesi ise
kabul edilemez.
5. aşırı ve düzensiz çalışma (vardiya, nöbet, gece çalışmaları, çağrı üzerine
çalışma gibi): sağlık personelinin yoğun olarak maruz kaldığı aşırı ve düzensiz
çalışma, çok sayıda sağlık sorununa ve iş güvenliği problemine yol açabilmektedir.
bunlar arasında belli başlıları; kronik uykusuzluk, yorgunluk, motorlu araç kazaları,
hafıza ve konsantrasyon bozuklukları, iş kazaları, malpraktis, bazı kanser türleri,
duygudurum bozuklukları, tükenmişlik sendromu, yabancılaşma ve aile içi gibi
sorunlar olarak belirtilebilir.
tükenmişlik
bu insan gücüne verilen önem; 1970’li yıllardan bu yana alandaki stres, iş
doyumu, tükenmişlik, mesleki bıkkınlık, personel devir hızı, iş günü kaybı,
yabancılaşma, işten uzaklaşmagibi konulardaki çalışma sayısının artışından da
anlaşılabilmektedir.
sağlık bakım personelinin yaşadığı stresin yeni boyutu olan tükenmişlik, birçok
ülkede refah düzeyinin düşmesi ve sağlık bakım harcamalarının kısıtlanması
nedeniyle ortaya çıkmıştır. iş yoğunluğu, ücret düşüklüğü, hasta sayısındaki artışlar,
olumsuz çalışma koşulları nedeniyle hastanelerde bakım verenler, bugün çaresizlik
yaşamaktadır. bu yüzden sağlık bakım personelini güçlendirmek ve çalıştırmak,
dünyanın birçok yerinde özellikle gelişmekte olan ülkelerde temel bir sorun olarak
gündeme gelmektedir. iş doyumunu yükseltmeyi amaçlayan her strateji,
tükenmişliğin yüksek bedellerini azaltmaya ve hasta bakım kalitesini yükseltmeye
yardımcı olacaktır.
tükenmişlik sendromu, baş edilemeyen stresin sonucu olarak ortaya
çıkmaktadır. tükenmişlik, fiziksel ve psikolojik iç kaynakların tutku hâline gelmiş bir
başarma arzusu yüzünden çok çalışma nedeniyle bitip tükenmesidir. tükenmişlik;
erken teşhis edilip mücadele teknikleri uygulamaya konulmadığı takdirde kişinin
psikolojik, sosyal ve fiziksel hayatında zararlı hatta yıkıcı etkiler yaratabilir.
günümüzde sağlık bakım personeli; çalışma ortamında, hastaların sürekli ağrı
yaşaması, acı çekmesi, hastaların ölmesi, hasta ve hasta yakınlarıyla ilgili sorunlar,
hasta yoğunluğu, personel yetersizliği, ücret yetersizliği, kişilerarası çatışmalar,
sürtüşmeler, rol çatışması ve rol belirsizliği, ast‐üst çatışmaları, kariyer gelişiminin
olmaması gibi tükenmişliğe yol açan çeşitli faktörlerle karşı karşıyadır. çalışanın
yaşadığı bu tükenmişliğin etkilerini en aza indirgemesi, onunla mücadele edebilmesi
ve belki de tükenmişliği yönetebilmesi için kendisinde tükenmişlik yaratan faktörleri
bilmesi ve tanımlayabilmesi büyük önem taşımaktadır.
tükenmişliğin tanımlanması
literatürde, “tükenmişlik” kavramının yaklaşık 25‐30 yıl önce tanımlandığı
görülmektedir (freudenberger ve richelson, 1980; maslach, 1982)
maslach ve arkadaşları (1986), “tükenmişlik için; insanlarla çalışan kişiler
arasında gelişebilecek duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı noksanlığı
sendromudur.” diyerek kamu hizmet işine kısmen gönderme yapmaktadır.
tükenmişlik bir süreçtir. bu yüzden her dönem, farklı özelliklerine göre
değerlendirilmeli ve incelenmelidir. bu değerlendirmelerin birbirini izlemesi, erken
tanı ve önleme çalışmalarında önemlidir
tükenmişliğin oluşum aşamaları
tükenmişlik konusunu gündeme getiren ilk araştırmacı olmamakla birlikte, tüm
araştırmalarında bu konu üzerinde çalışan ve büyük katkılarda bulunan maslach’tır.
maslach, yukarıda da ifade edildiği gibi tükenmişlik kavramının gelişimini aşağıdaki
üç alt boyut ile açıklamaktadır. bunlar:
· duygusal tükenme: daha çok insanlarla yüz yüze, bire bir ilişkinin yoğun
olduğu işlerde çalışanlarda ortaya çıkar. kişinin yaşadığı aşırı psikolojik ve duygusal
yüklenmeden kaynaklanır. duygusal tükenme, tükenmişlik sendromunun başlangıcı
ve merkezidir.
· duyarsızlaşma:duygusal tükenmeyi yaşayan kişi, diğer insanların sorunlarını
çözmede, kendini güçsüz ve yetersiz hisseder. üzerindeki duygusal yükü hafifletmek
için sürekli kaçış yolunu kullanır. insanlarla olan ilişkilerini, işin yapılabilmesi için
gerekli olan minimum düzeye indirir. bunlar, duyarsızlaşmanın ilk belirtileridir.
genelde “başı dertte” olan kişi, insanlarla arasına mesafe koymayı tercih eden
kişidir.
·kişisel başarı noksanlığı: başkaları hakkında geliştirdiği olumsuz düşünce
tarzı, kişinin kendisi hakkında da negatif düşünmesine yol açar. kişi, bu düşünce ve
yanlış davranışları nedeniyle kendini suçlu hisseder. kendisini kimsenin sevmediğine,
hastaları veya müracaatçılarıyla ilgilenmede yetersiz kaldığına dair bir duygu
geliştirir. kendisi hakkında “başarısız” hükmünü verir. işte bu noktada, tükenmişliğin
üçüncü aşamasıolan kişisel başarı noksanlığı ortaya çıkar. bunun sonucunda kişi
kendine olan saygısını kaybedebilir veya depresyona girebilir. kişisel sorunlarını
çözümleyebilmek için uzmanlara başvurabilir.
tükenmişlik bir süreçtir. bu yüzden her dönem, farklı özelliklerine göre
değerlendirilmeli ve incelenmelidir. bu değerlendirmelerin birbirini izlemesi, erken
tanı ve önleme çalışmalarında önemlidir.
tükenmişliğe neden olan faktörler
sağlık bakım personelinde tükenmişliğe neden olan faktörler, şu şekilde
belirlenebilir:
hastaların durumlarının ağır olması, hastaların beklentilerinde artma, yeterince iyi
bakım verememe, yapılanların sonucunu kontrol edememe, hastaların ölmesi, hasta
ailesine yönelik ortaya çıkan sorunlar, araç, gereç ve eleman yetersizliği, iş
sorumluluğunun veya iş yükünün fazla olması, ekip elemanları ile iletişim sorunları,
yönetimle yaşanan sorunlar, sosyal olanakların ve alınan ücretin az oluşu, işe yeni
başlama, kariyer gelişimi için yeterli fırsatların tanınmaması ve kariyerin sona
ermesi, hasta ve amirlerce yapılan takdirlerin azalması, icapçı kalma, ekip
çalışmasındaki çatışmalar ve özerkliğin olmayışı.
tükenmişliğin belirtileri (sonuçları)
tükenmişlik sendromunun fiziksel, duygusal ve zihinsel belirtileri olabilir. fiziksel
tükenmişlik belirtileri; kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, yıpranma,
hastalıklara daha hassas olma, sık baş ağrıları, bulantı, kas krampları, bel ağrısı, uyku
bozukluklarıgibi değişik sorun ve yakınmaları içerir. duygusal tükenmişlik belirtileri;
depresif duygulanım, desteksiz, güvensiz hissetme, ümitsizlik, evde gerilim ve
tartışmaların artışı, kızgınlık, sabırsızlık, huzursuzluk gibi negatif duygularda artış,
nezaket, saygı ve arkadaşlık gibi pozitif duygularda azalma içermektedir. zihinsel
tükenmişlik belirtileri de doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı
negatif tutumları içerebilir. sonuçta işi bırakma, ciddiye almama, ihmal etme gibi
davranışlar görülebilir.
tükenmişlikle başa çıkma
başa çıkma; gücünü aşan, belirgin iç ve dış kaynaklıstresi düzenlemede
gösterilen bilişsel ve davranışsal bir çabadır . başa çıkmada amaç, problemin
çözelmesidir.
bir alan olarak yardım edici mesleklerde çalışmak, tükenmişlik için başlı başına
bir risktir. tükenmişlik, önlenebilir. bu yüzden erken tanımlanması ve tükenmişlikle
başa çıkma yöntemlerinin personele öğretilmesi büyük bir önem taşımaktadır.
tükenmişlikle başa çıkmada özetle iki tür mücadele stratejisi söz konusudur. bunlar:
1. bireysel düzeydeki mücadele stratejileri: yönetim tarafından düzenlenebilecek
bireysel odaklı başa çıkma programları ile personel üzerinde etkili olan tükenmişlik
faktörlerini ortadan kaldırmak ve/veya tükenmişliğin etkisini azaltmak
hedeflenmektedir. bunlardan bazıları; düzenli ve dengeli beslenmek, spor yapmak,
gerçekçi hedefler belirlemek, işe ara vermek, farklı metodlar denemek, pozitif yönü
vurgulamak, dinlenme, gevşeme ve iş değiştirmektir.
2. örgütsel düzeydeki mücadele stratejileri: örgüt düzeyindeki mücadele
stratejileri, personelin tükenmişliğini azaltmak ve/veya yok etmek için örgüt
düzeyindeki tükenmişlik kaynaklarını kontrol etmeyi veya azaltmayı amaçlamaktadır.
bunlardan bazıları; destekleyici örgüt iklimi yaratmak, görevlerin dizaynını
zenginleştirmek, işi zenginleştirmek, çatışmayı azaltmak ve örgütteki rolleri
netleştirmek, kariyer gelişimini planlamak, geliştirmek ve danışma olanağı
sağlamaktır.
iş yeri zorbalığı (psikolojik taciz‐mobbıng)
çalışanlar arasında yaşanan artan rekabet, yükselme ve ödül dağılımındaki
adaletsizlikler, yetki ve sorumluluk dağılımındaki dengesizlikler, çatışmalar,
örgütlerde mobbingin ortaya çıkmasında etkili olmaktadır.
iş yerinde psikolojik taciz, iş yeri zorbalığı veya ingilizce söyleniş şekliyle mobbing;
çalışma yaşamının var oluşundan bu yana yaşanan, ancak insan doğasının
gereğinden ötürü açığa çıkarmaktan kaçınılan, adeta bilinmezden gelinen karmaşık,
çok boyutlu ve çok disiplinli bir konudur. kültür farkı gözetmeksizin tüm iş yerlerinde
ortaya çıkabileceği gibi cinsiyet farkı gözetmeksizin herkesin de maruz kalabileceği,
sonuçları ağır bir durumdur.
çalışma yaşamında ise mobbing kavramının ilk kez 80’li yılların başında isveçli
endüstri psikologu heinz leymann tarafından kullanıldığı bilinmektedir. leymann’ın
çalışanlar arasında benzer tipte uzun dönemli düşmanca ve saldırgan davranışların
varlığına dair yaptığı saptamalar sonucunda bu kavramı kullandığı görülmektedir.
mobbing süreci ve mobbing davranışları
mobbing; rahatsız edici davranışlarla kendini gösteren, zaman geçtikçe acı
vermeye başlayan ve olayların sarmal biçimde hız kazandığı, çeşitli aşamalardan
oluşan bir süreçtir. bu süreç içinde mobbinge işaret eden belirtilerin tanınması
büyük önem taşır.
mobbingin davranışsal belirtileri:
• telefon, bilgisayar ve lamba gibi iş yerindeki kişiye ait eşyalar, birdenbire kaybolur
veya bozulur. yerine yenileri konulmaz.
• kişi, işle ilgili önemli gelişmeler ve haberlerin dışında bırakılır.
• kişinin arkasından çeşitli söylentiler çıkarılır, kulaktan kulağa fısıltılar yayılır.
• kendisine yetenek ve becerilerinin çok altında veya uzmanlık alanına girmeyen
işler verilir.
• işe geliş ve gidiş saatleri, telefon konuşmaları, çay ya da kahve molasında geçirdiği
zaman, ayrıntılarıyla kontrol edilir. her mobbing olgusunda bu davranışsal belirtilerin
hepsinin bulunmasışart değildir. ancak bu davranışların kasıtlı ve sürekli olarak
tekrarlanması, mobbingin ortaya çıkmasına ve sonuç olarak bireyin iş yaşamından
uzaklaşmasına neden olur.
mobbingin fizyolojik belirtileri:
• beyinle ilgili: sıkıntı, panik atak, depresyon, yarım baş ağrısı, baş dönmesi. hafıza
kaybı, dikkati toplayamama ve uykusuzluk.
• deriyle ilgili: kaşınma, kızarma, pullanma veya döküntü gibi deri hastalıkları.
• gözlerle ilgili: ansızın göz kararması, görmede bulanıklık.
• boyun ve sırtla ilgili: boyun kaslarında ve sırtta ağrı.
• kalple ilgili: hızlı ve düzensiz çarpıntılar, kalp krizi.
• eklemlerle ilgili: titreme, terleme, bacaklarda hâlsizlik hissetme, kas ağrıları.
• sindirim sistemiyle iigili: yanma, ekşime, hazım zorluğu gibi midera hatsızlıkları,
ülser.
• solunum sistemiyle ilgili: nefessiz kalma, nefes alamama gibi solunum sorunları.
• bağışıklık sistemiyle ilgili: organizmanın savunma yapılarında zayıflama,
hastalıklara çok çabuk yakalanabilme (tınaz, 2006/4).
iş yerinde psikolojik tacizin sonuçları
son yıllarda özellikle gelişmiş, rekabetin yoğun olduğu ülkelerde yaygınlaşan
mobbing davranışları hem bireylere hem de örgütlere zarar vermektedir. mobbing,
duygusal bir saldırıdır; amacı ise örgütlerde istenmeyen ya da yıpratılmak istenen
kişilere karşı baskılar yaparak onların direnme gücünü yok edip işten ayrılmalarına
neden olmaktır.
bireyin kıskançlık, hırs, rekabet, saldırganlık gibi psikopatolojik davranışlar
göstermesi ve örgütlerin de bu tür kişilere zemin hazırlaması, örgütte travmalara yol
açacaktır. bu nedenlerle örgütlerin duygusal iklimi, kontrolü, duyarlılık eğitimleri ve
kişisel gelişim eğitimlerine önem vermeleri gerekmektedir. mobbing her örgütte
veya her türlü örgütte ortaya çıkabilir. bireyler, mobbing davranışlarında
bulunabildikleri gibi günün birinde mobbing mağduru da olabilirler. bunun için
mobbing önleme, yönetme ve mücadele yöntemleri, hem örgüt hem de bireyler
tarafından uygulanmalıdır. mücadele etmenin bir yolu da hem yöneticilerin hem de
bireylerin bu konunun öneminin farkında olmalarını sağlamaktır.
mobbing’i yönetme konusundaki öneriler, özetle aşağıdaki başlıklar altında
toplanabilir:
• örgütün kültürel yapısı oluşturulmalı, kültürel değerler çalışanlar tarafından
benimsenmeli,
• işyeri mobbing eğilimleri ve bu eğilimleri etkileyen faktörler saptanmalı,
• iş tanımları yapılmalı, çalışanların görev ve sorumlulukları belirlenmeli,
• örgütlerde stres yaratıcı ortamlar ortadan kaldırılmalı (eşit kariyer fırsatları,
adaletli ücret politikalarının, iş güvenliğinin sağlanması, yıkıcı rekabetin azaltılması
gibi.),
• etkin, güvenli, konusunun uzmanıyöneticilerle çalışılmalı,
• sürekli eğitim programlarından yararlanmalı (stres, mobbing, kişisel gelişim
eğitimleri gibi.),
• örgütlerde uzman rehberler, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar çalıştırılmalı,
• örgütlerde etik kodlar oluşturulmalı ve çalışanların etik değerleri içselleştirmeleri
sağlanmalı,
• iletişime önem vererek sık sık yüzyüze iletişim kurabilecekleri ortam yaratılmalı,
• işe alım ve yerleştirme sürecinde kişilik iş uyumuna dikkat edilmeli,
• mobbing davranışının örgüte olan maliyetleri belirlenmeli,
• mobbingi önleyici hukuki tedbirler alınmalı ve mobbing mağdurları hukuken
korunmalıdır.
özetle, yaşanılan olgu ve sürecin adının konması, önlemlerin alınması,
bilgilendirilmenin sağlanması, iş yerinde psikolojik tacizle ilgili farkındalığı artırma
mücadelesinin ilk adımlarıdır.
tıbbi sosyal hizmet 13.ünite
25 aralık 2013 çarşamba 12:31
14.ünite özet
tıbbi sosyal hizmet uygulamaları için etik ilkeler ve hasta hakları
tıbbi sosyal hizmet, sağlık alanında geçen yüzyılın başından itibaren yer almaya
başlamıştır. bu alanda çalışan sosyal hizmet uzmanları, sağlık hizmetlerinin
tamamlayıcısı ve destekleyicisi olmuşlardır.
geçmişten günümüze kadar yataklı tedavi kurumlarının birincil meslek elemanları,
doktor ve hemşire olarak kabul görmektedir. çoğu zaman doktor ve hemşirelerin
hastaların psikososyal ve ekonomik sorunları ile ilgilenecek vakitleri yoktur. işte bu
noktada, genel konusu hastalığın oluşması ve tedavisinde etkili psikososyal faktörler
olan, temel prensibi tıbbi tedavinin etkinliğini arttırmak, hastalığın psikososyal ve
ekonomik şiddetini ve bırakacağı izleri en aza indirgemek olan “tıbbi sosyal hizmet”
müdahalesinin gerekliliği ortaya çıkmaktadır.
toplum içinde yaşamamızdan dolayı bizleri bir türlü “baskı/denetim” altında tutan
ögelerden biri de etik değerlerimizdir. insanlığın benimsediği etik değerler, çeşitli
biçimlerde günlük hayatımıza girmekte ve o değerlere uyumlu olmak toplum
tarafından yüceltilirken aksi yönde davranılması hâlinde o bireyler yerilmekte ve
aşağılanmaktadır. tutum ve davranışlarımızda etik uyum, bizler için sıradanlaştığı için
günlük hayatımızın sürekli bir etik gereklilikleri karşılama şeklinde sürdüğünün çok az
farkında oluruz.
genel insan ilişkilerinde olduğu gibi tıp etiği alanındaki değerlendirmelerde de belli
etik ilkelerin varlığı kaçınılmazdır. özellikle son onlu yıllarda yaşanan gelişmelerde, etik
ilkelerin varlığı ve tartışması bir hayli önemli bir etkinlik alanı hâline gelmiştir. günümüz
tıp etiğinde çeşitli sayıda ilkelerden söz edilse de genel eğilim olarak dört ayrı ilkenin
varlığından söz edilebilir. bunlar; “yararlılık”, “zarar vermeme”, “özerkliğe saygı” ve
“adalet” ilkeleridir.
etik kavramı
etik terimi, yunanca ethos “töre” sözcüğünden türemiştir. aksiyoloji dalı olan etik,
felsefenin dört ana dalından biridir. yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak
kavramının doğasınıanlamaya çalışır. türkçe’de etik sözcüğü, ahlâk sözcüğüyle eş
anlamlı olarak da kullanılır. fakat aralarında farklar vardır. etik daha çok ahlak
üzerinde konuşur, sorgular, tartışır, düşünür, yargılar, ahlak yöresel, etik evrensel
düzeyde kabul gören kurallardır.
dünya sağlık örgütü avrupa bürosuna göre etik; insanlarla çalışırken herkes
tarafından kabul edilen bir dizi ilkedir, uygulama ölçütüdür ve karar verme sürecinde
insanlara rehberlik eden düzenlemelerdir.
etik değerler çeşitli biçimlerde ifade edebilir. bunlardan biri de ilkelerdedir. ilkeler,
insan ilişkilerinin niteliğini belirleyen kavramlardır. insan ilişlerinin belli bir biçim ve
yönelim kazanmasıilkeler aracılığıyla olur. bir ilke; davranış biçimini belirlemez, fakat
kişisel sorumluluğun altını çizer. aynı ilkeye bağlı kalarak az ya da çok farklı davranışlar
göstermek mümkündür. ilkeler, insanlara değerlendirme yapma ve yargıda bulunma
fırsatını verirler. oysa, “kurallar”dan söz ettiğimizde, onlar bireye seçme ya da
yargılama fırsatı vermezler. birey, önceden tespit edilmiş kurala tüm haliyle uymakla
yükümlüdür ve kurallar tek tek durum/olgular üzerine odaklanmaktadır. etki alanları
söz konusu olan tekil durum/olgular ile sınırlıdır. ilkeler ise bu yönden kurallardan
ayrılır. ilkeler daha genel ve daha temel niteliktedirler. ilkelerin kuralları
değerlendirme/doğrulama yetkinliğine sahip olma gibi özellikleri de bulunmaktadır.
yani ilke, kural kavramından daha kapsamlıdır.
görüldüğü gibi ahlak, daha kültürel değerlere göre tanımlanıp anlamlandırılırken
etik ise evrensel bir özelliğe sahip olup kültürden kültüre farklılık göstermez. bu
yönüyle etik, bir mesleğin evrensel ölçütlerini ortaya koymaktadır.
her mesleğin kendisine özgü etik ilkeleri vardır. bu ilkeler, o mesleğin evrensel
düzeydeki konumunu ortaya koymaktadır. bir mesleğe özgü etik ilkeler, her ortamda
aynı şekilde anlaşılır ve uygulanmaya çalışılır. mesleki etik ilkeler doğrultusunda
davranmak, hizmet sunmak her mesleğin temel amacıdır. çünkü etik ilkeler, meslek
uygulayıcılarına yön verir.
tıbbi etik ilkeler
tıbbi uygulamlar ve tutumların iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olarak
değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerin belirli ilkelere oturtulması girişimi, tıp
etiğinin alanını oluşturmaktadır.
yararlı olmak ilkesi; tıp etiğinde yararlı olmak, sağlık uğraşlarında hastaya
öncelikle ve her şeyin üzerinde yararlı olmayı öngörmektedir. geleneksel tıp etiğinin
hastanın iyilik ve yararını birincil değer olarak görmesi, hekimin yararlılık ilkesine
(zarar vermeme kavramıyla birlikte) uygun davranmasıdır. buna göre; bu ilke
çerçevesindeki tutum ve davranışlarımız, “mutlak yararlı olmak” ile “yarar ve zararın
dengelenmesi” koşullarıyla şekillenebilir.
zarar vermeme ilkesi; tıp uygyulamasında, çağlar boyunca öncelikle zarar
vermeme ilkesinin geçerli olduğundan söz etmek mümkündür. hekim başvuraçağı
girişimin ve tedavinin yararı ile zararını tartmak zorundadır. bu da olasılık ve risk
faktörlerinin iyi bilinmesine, yani yetkin bir hekim olmaya dayanır. zarar vermemek
ilkesi, kuşkusuz bir noktada yararlı olmak ilkesiyle paralellik gösterir. çok zaman her
ikisini aynı perspektiften değerlendirmek mümkündür. yararlı olmak, zarar vermemeyi
de içerebilir ya da zarar vermemek, yararlı olmak olarak da algılanabilir.
özerkliğe saygı ilkesi özerklik; hastanın özgür ve herhangi bir dış baskı altında
kalmadan, bağımsız olarak kendi başına düşünebilme, kendi hakkında karar verebilme
ve bu karara dayanan bir eylemde bulunabilme yeterlilik/yetkinliği içerisindedir (yasal
sınırlar içerisinde).
adalet ilkesi; ilkeler içerisinde adalet ilkesinin etik sorunlarda, öteki ilkelerden ayrı
bir yeri olduğu söylenebilir. özellikle sınırlı sağlık kaynaklarının paylaştırmasında bu
ilke, son derece önemli bir işlevselliğe sahiptir. görülen odur ki bu ilke, sıklıkla ihmal
edilmektedir. örneğin; tıbbi araç ve olanakların tüm toplum kesimine adil ve dürüstçe
dağıtılması, bu ilkenin gereklerine uygun biçimde davranmakla gerçekleşebilir. bu
anlamda böbrek nakli yapılacak gençlerin yaşlılara tercih edilmesi, tıbbi araçların
kullanımında toplumsal statülere göre karar verilmesi gibi durumlar, ilkenin ihlal
edildiğini gösterir örneklerdendir.
tıp etiğinin en önemli dört ilkesi; “yararlı olma”, “zarar vermeme”, “özerkliğe
saygı” ve “adalet” ilkeleridir. bu ilkeler sosyal hizmet uzmanlarının da hasta ve yakınları
ile çalışırken göz önünde bulundurmasıgereken ve uymakla yükümlü oldukları etik
ilkelerdir.
tıbbi sosyal hizmet uygulamaları için etik ilkeler
tıbbi sosyal hizmet uygulamalarında sosyal hizmet uzmanlarının müracaatçılara
(hasta ve yakınları), meslektaşlara ve diğer meslek elemanlarına (doktor, hemşire,
psikolog, fizyoterapist, diyetisyen ve diğerleri), topluma, sosyal hizmet mesleğine ve
çalıştığı kuruma yönelik olarak dikkat etmesi ve uymasıgereken etik sorumlulukları
vardır.
1.müracaatçılara (hasta ve yakınları) ilişkin etik ılkeler;
tıbbi sosyal hizmet alanında sosyal hizmet uzmanlarının müracaatçı sistemi; kimi
zaman hasta, hasta yakınları, hastanın ailesi, hasta gruplarından oluşmaktadır.
·sosyal hizmet uzmanları; müracaatçı sistemi hakkında bilgi sahibi olmalı, kültürel
farklılıkları kabul etmeli ve duyarlı olmalı, hizmetleri sunarken müracaatçının kültürünü
göz önünde bulundurarak davranmalıdır.
·müracaatçı; sisteminin sosyal farklılıkların doğasını ve ırk, renk, etnik ve ulusal
köken, cinsiyet, yaş, medeni durum, siyasal görüş, dinsel inanç, cinsel tercih, zihinsel ya
da fiziksel engel gibi farklılıklara yönelik baskıları anlamaya çalışmalıdır.
·müracaatçının kendi kaderini belirleme hakkına saygı duyar ve bunun geliştirilmesi
için çalışmalıdır.
· müracaatçılara başkalarının haklarını ihlal etmemek koşuluyla kendisini
gerçekleştirmesi ve potansiyelini en üst düzeye ulaştırması için yardımcı olmalı.
·müracaatçılarla güven, gizlilik ve özel hayatın korunması, elde edilen bilginin
sorumlu bir biçimde kullanılması temeline dayalı ilişki kurar ve sürdürür.
· müracaatçılardan hizmet sunumu, sosyal inceleme ve araştırma için gerekli
olmadıkça mahremiyet içeren bilgi istememelidir. mahremiyet içeren bilginin alınması
durumunda gizlilik ilkesine uymalıdır.
· gizli bilgiyi, ancak müracaatçı veya onun adına onay vermeye yasal olarak yetkili bir
kişinin bilgilendirilmiş onayı olması durumunda açıklanmalıdır.
…….. arkadaşlar yazsam daha bunun iki katı kadar devam eder. bilindik şeyler
hepsi……..
2. meslektaşlara ve diğer meslek elemanlarına ilişkin etik sorumluluklar;
tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının meslektaşlarına ve
diğer meslek elemanlarına ilişkin, saygı, gizlilik, disiplinlerarası iş birliği, meslektaşlarla
çatışma durumunda müracaatçının kullanılmaması, konsültasyon, hizmetlere havale,
cinsel ilişkiler, cinsel taciz, meslektaşların zayıflığı, meslektaşların yetersizliği,
meslektaşların etik olmayan uygulamaları hakkında etik sorumlulukları vardır. bu etik
sorumluluklar:
·meslektaşların ve diğer meslek elemanlarına, sahip oldukları niteliklere, görüşlere ve
yükümlülüklere saygı duymalıdır.
·müracaatçılarıyla ve diğer meslek elemanlarıyla iletişimlerinde, meslektaşlarını
sorumsuz, dayanaksız ve haksız olarak eleştirmekten kaçınmalıdır.
· meslektaşların yeterlik düzeyi ya da ırk, etnik‐ulusal köken, renk, cinsiyet, cinsel
yönelim, yaş, medeni durum, siyasal görüş, dinsel inanç, zihinsel veya fiziksel özür gibi
bireysel özellikleri hakkında küçük düşürücü dil kullanmamalıdır.
· müracaatçıların yararı için meslektaşları, diğer meslek elemanları ve gönüllülerle iş
birligi yapmalıdır. · sosyal hizmet uzmanları, mesleki ilişki ve kayıt sürecinde meslek
elemanlarıyla paylaştıkları bilgilerin gizli kalmasına özen göstermelidir. sosyal hizmet
uzmanları, gizli bilgiyi paylaştığı meslek elemanlarının, gizliliğe bağlı kalma ve istisnai
durumlara ilişkin sorumluluklarını anlamalarını sağlamalıdır.
·etkili hizmet sunumu için disiplinlerarası ekip çalışmasında, ekibin her üyesinin
mesleki ve etik sorumluluklarının neler olduğunun ekibin tümü ve her bir üyesi
açısından ortaya konulmasınısağlamalıdır.
·diğer meslek elemanlarının yaptıkları çalışmalara ve aldıkları eğitime saygı
duymalıdır.
· disiplinlerarası bir ekipte, müracaatçılar hakkındaki kararlara sosyal hizmet
mesleğinin bakış açısını, değerlerini ve deneyimlerini koyarak katılmalıdır.
…….. arkadaşlar bu da aynı bilindik şeyler hepsi……..
3. uygulama ortamına ilişkin etik sorumluluklar;
tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının; uygulama
ortamına (sağlık kurumu) ilişkin süpervizyon ve konsültasyon, eğitim öğretim,
değerlendirme performans, müracaatçı kayıtları, ödeme, müracaatçı transferi (havale
ile gelmesi), yönetim, devamlı eğitim ve personel geliştirme, işverene karşı taahhütler,
yönetici‐çalışan anlaşmazlığı konularında etik sorumlulukları vardır. bu etik
sorumluluklar:
·sosyal hizmet uzmanları, uygulama ortamında süpervizyon ya da konsültasyon
sistemini oluşturmak için çaba göstermelidir.
·süpervizyon ya da konsültasyon veren sosyal hizmet uzmanları; bu görevlerini uygun
olarak yapabilme bilgi ve becerisine sahip olmalıdır, kendi bilgi ve uzmanlık alanları
dışına çıkmamalıdır, süpervizyon verirken açık ve anlaşılır sınırlar oluşturmalıdır,
süpervizyon alanların performanslarını adil ve saygılı biçimde değerlendirmelidir.
·sosyal hizmet uzmanları, uygulama ortamında çalışan stajyer öğrenciler için alan
eğiticisi ya da öğreticisi sistemini oluşturmak için çaba göstermelidir.
·stajyer öğrenciler için alan eğiticisi ya da öğreticisi (kurum danışmanı) olarak işlev
gören sosyal hizmet uzmanları; yalnızca kendi bilgi ve yeterlilik alanlarında (mesleki
bilgideki son gelişmeleri de birikimine katarak) eğitim vermelidir, açık ve anlaşılır
sınırlar oluşturmalıdır, öğrencilerin performanslarını adil ve saygılı biçimde
değerlendirmelidir, hizmetlerin eğitim ve öğretim amacıyla öğrenciler tarafından
verilmesi bilgilendirilmesini sağlamalıdır. hâlinde, durumdan müracaatçıların
·başkalarının performansınıdeğerlendirme sorumluluğunu üstlenen sosyal hizmet
uzmanları; açıkça belirtilmiş ölçütleri temel almalı, adil olmalı ve saygılı davranmalıdır
…….. arkadaşlar bu da aynı bilindik şeyler hepsi……..
4. meslek elemanı olarak sosyal hizmet uzmanlarının etik sorumlulukları;
tıbbi sosyal hizmet alanında çalışan sosyal hizmet uzmanlarının; meslek elemanı
olarak sosyal hizmet mesleğine ilişkin, yeterlilik, ayrımcılık, özel tavır (tutum, davran iş)
kendi değeri, dürüst olmama, hile yapma, zayıflık, temsil edememe, kötü temsil etme
(mesleği), ısrarlı istekler, kredi kabul etme konularında etik sorumlulukları vardır. bu
etik sorumluluklar:
·sosyal hizmet uzmanları, sadece yetkin olduğu veya yetkin olmaya konusunda istekli
olduğu alanda sorumluluk kabul etmeli veya görev almalıdır.
·mesleki uygulamalarında yetkin hâle gelmek için çaba göstermeli, bilgilerinin
geliştirilmesi ve geçerliliğinin sınanması konusunda uygun yöntemlere başvurmalıdır.
·mesleki uygulamalarında sosyal hizmet mesleği ve disiplini ile meslek etiğine ilişkin
geçerli bilgileri temel almalıdır.
·sosyal hizmet uzmanları mesleki uygulamalarında; ırk, etnik ve ulusal köken, renk,
cinsiyet, cinsel tercih, yaş, medeni durum, siyasal görüş, dinsel inanç, zihinsel ya da
fiziksel özür temeline dayanan ayrımcılığın herhangi bir biçimine yer vermemeli, göz
yummamalı, kolaylaştırmamalı ve ayrımcılık yapanlarla iş birliğine girmemelidir.
·sosyal hizmet uzmanları, mesleki sorumluluklarını yerine getirirken kişisel
tutumlarının buna engel olmasına izin vermemelidir.
…….. arkadaşlar bu da aynı bilindik şeyler hepsi……..
5. sosyal hizmet uzmanlarının sosyal hizmet mesleğine ilişkin etik sorumlulukları;
·sosyal hizmet uzmanları, telif hakkı da dâhil olmak üzere, yalnızca fiilen yaptıkları ya
da yapılmasına katkıda bulunduklarıçalışmaların sorumluluğunu ve kazanımlarını
üstlenmelidir. başkalarının çalışmalarını ve katkılarını da dürüstçe belirtmelidir.
·sosyal hizmet mesleğinin değerlerini, etik ilke ve sorumluluklarını, bilgisini ve
yöntembilimini korumalı; bunların anlatılmasına, anlaşılmasına ve geliştirilmesine
katkıda bulunmalıdır.
·araştırma uygulamalarının sorumlu bir biçimde nasıl yapılacağı konusunda kendisini,
varsa, öğrencilerini ve meslektaşlarını geliştirmelidir.
…….. arkadaşlar bu da aynı bilindik şeyler hepsi……..
6. topluma ilişkin etik sorumlulukları;
·sosyal hizmet uzmanları; bölgesel düzeyden başlayıp daha global düzeye doğru
olmak üzere toplumun genel refah düzeyini artırmalı, bireylerin, toplumun ve çevrenin
gelişimini sağlamalıdır. sosyal hizmet uzmanları, temel insan haklarının karşılanması
için gerekli yaşam koşullarının sağlanması konusunda savunuculuk yapmalı; sosyal
adaletin gerçekleştirilmesini destekleyen sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel değerler ve
kurumların geliştirilmesine katkı vermelidir.
·sosyal politikaların ve kurumların oluşturulmasında toplumun bilinçli katılımını
kolaylaştırmalıdır.
·sosyal hizmet uzmanları, toplumun acil gereksinimlerinin kapsamlı olarak
karşılanması için uygun profesyonel hizmetleri sağlamalıdır.
·ırk, etnik ve ulusal köken, renk, cinsiyet, yaş, cinsel tercih, medeni durum, siyasal
görüş, dinsel inanç farkı, mental ya da fiziksel özürü nedeniyle insanlara, gruplara ya
da belirli bir sınıfa yönelik ayrımcılığa karşı çıkmalı; bunlara yönelik baskıları önlemeli
ve ortadan kaldırmalıdır.
…….. arkadaşlar bu da aynı bilindik şeyler hepsi……..
hasta hakları
hasta hakları; sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacı bulunan fertlerin, sırf
insan olmaları sebebiyle sahip oldukları ve anayasa, milletlerarası antlaşmalar,
kanunlar ve diğer mevzuat ile teminat altına alınmış bulunan haklarını ifade eder. hasta
hakları kavramı, özellikle ikinci dünya savaşı esnasında nazi hekimlerinin makhum ve
esirler üzerinde denedikleri insanlık dışı deneyler ve diğer ülkelerdeki etik dışı tıbbi
uygulamaların ortaya çıkmasından sonra ve aynı dönemde yoğun bir şekilde tartışılan
insan haklarının sağlık hizmetlerine uygulanmasısonucu gündeme gelmiştir.
hasta hakları, önceleri tıp mesleğinin etik kuralları içerisinde yer almaktaydı.
herhangi bir yasal yaptırımı yoktu. ancak ikinci dünya savaşı esnasında uygulanan
insanlık dışı tıbbi deney ve uygulamalardan sonra hasta haklarının tıp mesleğinin etik
kurallarından çok yaptırımı olan yasal kurallarla korunmasıgereği ortaya çıkmıştır.
hasta hakları ile ilgili bazı önemli kilometre taşları şöyle sıralanabilir:
·hasta hakları ile ilgili bilinen ilk ulusal belge, amerikan hastaneler birliğinin 1972
yılında yayımlamış olduğu hasta hakları bildirgesidir.
·hasta hakları ile ilgili ilk resmî deklerasyon, 1947 yılında nuremberg
mahkemelerinde ortaya çıkmış ve doktorlara tıbbi işlemleri uygulamadan önce
hastanın bilgilendirilmiş onayının alınması sorumluluğu verilmiştir.
·hasta hakları konusundaki ilk uluslararası belge, 1981’de lizbon’da dünya tabipleri
birliğince açıklanan bildirgedir.
·dünya sağlık örgütünün avrupa bürosunca 1994 yılında amsterdam’da
gerçekleştirilen bir toplantıda “avrupa’da hasta haklarının geliştirilmesi bildirgesi”
kabul edilmiştir.
türkiye’de hasta hakları ile ilgili bir yasa bulunmamaktadır. ancak hasta hakları ile
ilgili yapılan düzenlemeler; tüzük, yönetmelik ve yönerge düzeyindedir.
türk tabipler birliği tarafından 1961 yılında tıbbi deontoloji nizamnamesi (tüzük)
kabul edilerek yayımlanmıştır. nizamnamede hasta haklarından, hekim ve diş
hekimlerinin sorumluluklarından bahsedilerek burada hekimler ile ilgili hastanın
mahremiyetine saygı, hastanın hekimini seçebilmesi, tanı ve tedavinin hastaya
açıklanması, sır saklama, hekimin hastanın tedavisinden çekilebilme gibi konulara yer
verilmiştir. tıbbi deontoloji nizamnamesi, hasta hakları konusunda bazıhükümler
taşımakla birlikte yetersiz kalmıştır. bu amaçla bu tüzük, “hekimlik ve meslek etiği
kuralları” adı altında yeniden düzenlenerek türk tabipler birliğinin 1998’de ankara’da
yaptığı 47. büyük kongresi’nde kabul edilmiştir.
türkiye’de hasta haklarına ilişkin olarak atılan en önemli adım, türkiye’nin taraf
olduğu insan hakları sözleşmeleri ile hasta haklarının yer aldığı uluslararası bildirilerin
etkisiyle 1 ağustos 1998 tarihinde kabul edilen hasta hakları yönetmeliği’dir.
temel hasta hakları
hasta hakları yönetmeliğinde sağlık kuruluşlarına sağlık hizmeti almak için
başvuran herkesin sahip oldukları temel haklar ayrıntılı bir şekilde belirlenmiştir. bu
haklar, özet bir şekilde aşağıda sunulmuştur.
·hizmetten genel olarak faydalanma. · eşitlik içinde hizmete ulaşma.
·kuruluşu seçme ve değiştirme. · personeli tanıma, seçme ve
değiştirme.
·bilgi isteme ·bilgilendirme
·mahremiyeti · rıza ve izin.
·reddetme ve durdurma. ·güvenlik
·dini vecibelerini yerine getirebilme. · saygınlık görme.
·rahatlık. · ziyaret.
·refakatçi bulundurma. · müracaat, şikayet ve dava hakkı.
·sürekli hizmet. ·düşünce belirtme
tıbbi sosyal hizmet 14.ünite
29 aralık 2013 pazar 15:29

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM