AÖF Ders notları-İnsan hakları ile ilişkili temel kavramlar

İNSAN HAKLARI İLE İLİŞKİLİ TEMEL KAVRAMLAR=

Özgürlük ve Hak Kavramları;

Özgürlük, “herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya bağlı olmaksızın düşünme veya davranma, herhangi bir şarta bağlı olmama durumu, serbestî” ve “her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesine dayanarak karar vermesi durumu” olarak tanımlanmıştır. soyut olan ve hukuk alanının dışına taşan boyutlara sahip olduğu açık olan özgürlük kavramından farklı olarak, hak kavramı daha somut görünüm sunmakta olup hukuk kuramının temel bir konusunu teşkil etmektedir. Hukuk kuramında hak kavramının açıklanmasında, başlıca üç görüşün öne çıktığı söylenebilir. Bunlardan ilkine göre hak, bir kişiye hukuk tarafından verilmiş irade kudretidir. İkinci açıklama şekline göre ise hak, hukuk tarafından korunan (güvence altına alınan) menfaattir. Bu iki açıklama görüşü sentezleyen üçüncü görüşe göre ise hak, kişiye irade kuvveti tanımak yoluyla korunan menfaattir. Başka bir anlatımla, hak, kişiye çıkarlarını korumak, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla hukuk düzeninin tanıdığı irade gücü veya hukuksal güçtür. iki kavram, insan hakları kuramı bağlamında ele alınacak olursa, hakkın, özgürlüğün usulî güvencesi ve gerçekleşme aracını oluşturduğu, bu doğrultuda, hakların da özgürlükleri sağlamak için kişiye hukukça tanınan meşru yetkiler olduğu söylenebilir.Hukuk düzeni içinde yer aldığında her özgürlüğün bir hakka karşılık geleceği ve özgürlük hakkı olarak ifade edilebileceği açıktır. Bu durumlarda hakkın konusu belirli bir özgürlük (düşünce özgürlüğü, ifade özgürlüğü gibi) olacaktır. Buna karşılık, hak kavramının daha geniş kapsamlı olduğu ve konusunun özgürlükler dışında başka hususlar da olabileceği kuşkusuzdur. 

Eşitlik Kavramı ve Özgürlük-Eşitlik İlişkisi;

Özgürlük kavramında olduğu gibi, insan haklarıyla yoğun bir ilişki halinde olan bir diğer kavram eşitliktir. Aslında, özgürlük ve eşitlik kavramlarının, insan haklarının iki kurucu kavramı olduğu bile söylenebilir. Gerçekten de, yakından bakıldığında insan haklarının, özgürlükeşitlik ve bu ikisiyle yakından bağlantılı adalet kavramları ekseninde şekillendiği görülmektedir; ne var ki, eşitlik kavramı da, özgürlük kavramı gibi, tanımlanması zor, kapsamının saptanması kolay olmayan bir mahiyettedir Eşitlik kavramı, neyin eşitliğinin ele alındığına bağlı olarak çeşitli anlamlara ve türlere sahip görünmektedir. Bir sınıflandırmaya göre, TEMEL EŞİTLİK, bütün insanların hayatlarının eşit ahlakî değere sahip olması anlamında herkesin eşit doğduğu fikrine denk düşmektedir.FORMEL(BİÇİMSEL EŞİTLİK), toplumdaki bütün bireylerin haklar bakımından aynı statüye sahip olduğuna işaret eder. Hukukî (herkesin kanun önünde eşit olması) ve siyasî (herkesin oyunun eşit olması) eşitlik, biçimsel eşitliğin belirgin olduğu alanlardır. MADDİ EŞİTLİK, insanların maddî imkân ve araçlara sahiplikte eşitliğidir. Maddî eşitliğin bir yorumlanış şekli veya alternatifi olarak duran fırsat eşitliği ise, ilki bireylerin aynı noktadan (eşit koşullar ve şansla) işe başlamasını öngören, ikincisi ise bireylerin kaderlerini [tercihlerini] takip ederken, çaba ve girişimlerinin keyfî olarak engellenmemesi, kişilerin negatif bir ayrımcılığa maruz kalmaması anlamına gelen iki alt türe ayrılan bir eşitlik türüdür Bu sınıflandırmadaki kategorileri kapsayan daha sadeleştirilmiş bir alternatif sınıflandırmaya göre ise, eşitlik, hukuksal eşitliksiyasal eşitlik ve ekonomik ve sosyal eşitlik olmak üzere üç temel tür altında ele alınabilecektir. Buna göre, düşünsel ve tarihsel olarak, insanların doğuştan eşit olduğu şeklindekidoğal hukuk ilkesinden doğan ve liberal düşüncenin bayraktarlığını yaptığı hukuksal eşitlik fikri, herkesin kanun önünde (hukuk nezdinde) eşit olmasını ifade etmektedir. Virginia Haklar Bildirisi ve Fransız İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi’nde ifadesini bulan bu eşitlik fikri ve uygulaması 18. yüzyılın tipik olgularındandır. Tarihsel gelim sırası itibariyle hukuksal eşitliği izleyen siyasal eşitlik ise, tek başına hukuksal eşitlik uygulamasının yetersizliğinin ve etkisizliğinin ortaya çıkmasının bir sonucudur; zira, kendisi karşısında eşit olunan kanunun yapım sürecine, seçim başta olmak üzere, siyasal katılma süreçleriyle herkesin eşit biçimde katılamadığı bir durum, potansiyel olarak çeşitli eşitsizlik durumlarına kapıyı açık bırakacaktır. Salt sınırlı bir kesimin (zengin sınıfların) oy kullanma hakkına sahip olduğu durumda, bu kesimler, hukuksal düzenlemeleri kendi dar sınıf çıkarları doğrultusunda oluşturabilecektir. İşte, temel olarak, ‘tek kişi, tek oy’ ilkesine dayanan genel oy hakkını getiren siyasal eşitlik, hukuksal eşitliğin tamamlayıcısı konumundadır ve ortaya çıkmaya başlaması 19. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir. Maddî eşitlik olarak da ifade edilebilecek sosyal ve ekonomik eşitlik ise, tarihsel olarak ilk iki eşitlik fikrini izlemiştir. Kuşkusuz, bu sonuncu eşitlik düşüncesinin ve arayışının kökleri insanlık tarihi kadar eskidir; ne var ki, kavramın somutlaşması, örgütlü bir toplumsal talebe dönüşmesi, kabaca 19. yüzyıl ortalarına denk düşmektedir. Kapitalizmin ‘vahşi kapitalizm’ olarak anılacak kadar ağır insanî koşullar altında işlediği 19. yüzyılda dillendirilmeye başlanan bu eşitlik türü, insanların maddî imkân ve araçlara sahip olmak bakımından eşitliği temasını işlemiştir. Bu eşitlik türünü mutlak biçimde uygulama hedef ve iddiasında olan ve 1989-1991’e dek hüküm süren Marksist-Leninist Doğu Bloku ülkeleri (Doğu Avrupa sosyalist ülkeleri ile Sovyetler Birliği)’nden farklı olarak, liberal Batı demokrasileri, bu türün daha ılımlı bir versiyonuna sahne olmuştur. Bunun ise, herkesin yaşam mücadelesinin başlangıç aşamasında eşit imkânlardan yararlanması esasına dayanan fırsat eşitliği ilkesi ile sadece başlangıç aşamasıyla ilgilenmeyip her aşamadaki sosyal eşitsizlikleri bir ölçüde azaltma amacı güden sosyal devlet uygulamalarının bir karışımı olduğu söylenebilir.

OKUMALI:  Sosyal çevre kapsamlı ders notu

İlk yorumu siz yapın

Yorum yapın

E-posta adresiniz başkaları tarafından gözükmeyecektir.