AÖF Ders notları-İlkçağ’da insan hakları ile ilgili düşünceler

İLKÇAĞ’DA İNSAN HAKLARI İLE İLİŞKİLİ DÜŞÜNCELER Çin ve Hindistan’da Konuyla İlgili Düşünsel Birikim

Çin’de siyasal düşüncenin iz bırakmış ilk şahsiyetlerinden bazılarında , özgürlük ve eşitlik sorunlarıyla gili görüşlere rastlanmaktadır. Taocu düşüncenin kurucusu olan Lao-Çe , insanların doğuştan iyi ve doğuştan eşit olduğunu belirtmiştir.Ayrıca, devleti, insanların hiçbir etkisinin olamayacağı bir ruhun eseri olarak görmüş olmakla birlikte, yöneticilerin, insanların bireysel yaşamlarına müdahalede bulunmamaları gerektiğini söylemiştir.  Konfüçyüs = , siyasal öğretisinin merkezine siyasal iktidarın parçalı halinin doğurduğu sakıncaları almış ve ancak birliği sağlamış güçlü bir siyasal iktidarın adaletsizlikle yok edebileceğini, böylece de kişisel ve ailesel yaşamda sükunetin geri gelebileceğini göstermeye çalışmıştır. Bu duruma tepki olarak Mo-Ti öğretisi  gelişmiştir.

Hindistan’da özgürlük ve eşitlik sorunsalı etrafındaki görüşler, bu ülkede egemen olan kast sistemi ile ilgili olmuştur. Toplumu, din adamları, askerler, çalışanlar, düz işçiler, paryalar, köleler gibi kastlara ölen eşitsiz ve adaletsiz bir sistem olan bu sistemi meşrulaştırmaya çalışan Brahmacılık, Upanisha Hinduizm gibi öğretilerden farklı olarak Budacılık (Budizm), kast sistemine karşı çıkmıştır. Buda = Hindistan’daki kast sistemine karşı çıkarak insanlar arasında eşitliği savunan düşünürdür.

Eski Yunan’ın Siyasal Yapısı ve Konuyla İlgili Düşünsel Birikimi Polis, birkaç şehri ve bu şehirlerin kırsal kesimlerini de içine alan bir siyasal-toplumsal birliktir. Bu birlik, aynı zamanda dinsel, askerî ve ekonomik bir bütünlük göstermiştir. Polislerden hiçbirinin, diğerlerini hükümranlık altına alabilecek kadar güce ulaşmaması, polislerin merkezî bir güç altında toplanmasını engelleyerek her birinin özerkliğini sağlamıştır. Demokritos’un devleti, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere oluşturduğu –insan eseri yapay- bir kurum olarak görmesinin, bireyin ve toplumun özgürlüğü sorunuyla doğrudan ilişkili bir sonucu olduğu açıktır. Doğrudan insan ve toplum sorunlarını merkezine alan bir düşünce hareketi olarak Sofizm / Sofistler ortaya çıkmıştır. n Sofistlerin en ünlüsü konumundaki Protagoras ,kamusal kurumların, insan refahına katkısı açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen ilk düşünürdür. Diğer bir Sofist düşünür olan Antiphon ve Alkidamas tarafından da benimsenen bu çarpıcı düşünceye göre, devletin ortaya çıkması, bütün insanların özgür bir şekilde kendi serbestliklerini sınırlandırarak, temel özgürlüklerin bir örgütlenme çerçevesinde güçlendirilmesi için yaptıkları bir antlaşmanın sonucudur. Sofizm, sanat ve siyaset dünyasını da etkilemiştir. Sofokles, Perikles gibi isimler örnek verilebilir.  Düşünceleri arasında farklılıklar olmakla birlikte, Sokrates, Platon ve esas olarak, devleti  yücelten, bireysel özgürlüğü dışlayan ve kişileri bütün (polis) içinde eriten çizginin temsilcileri olmuştur.

OKUMALI:  AÖF Üretim Yönetimi Bahar Dönemi Ders özetleri

Roma Uygarlığının Konuyla İlgili Düşünsel Birikimi ——– Ius Civile =R oma vatandaşlarına uygulanan hukuk kurallarının bütününe denir. ——– Stoacılık = Kaderci eğilimleri nedeniyle baskıcı rejimleri meşrulaştırmaya yaramış olan düşünce akımıdır.Eski Yunan polislerinin çöküş döneminde ortaya çıkan Stoacı düşünce Romalı düşünürleri etkilemiştir. Stoacılara göre, bütün insanlar evrensel düzenin temel parçaları olarak, evrensel akıldan pay almışlardır ve hepsi Tanrının çocuklarıdır; bu yüzden de birbirlerinin kardeşidirler. Stoacılık, Roma İmparatorluğu’nun bütün dünyaya hükmetmeyi amaçlayan yayılmacı eğilimine uygun düşmektedir. Roma siyasal düşünüşünün en önemli temsilcisi kabul edilen Cicero da Stoacıların doğal hukuk ve evrensellik düşüncesini benimsemiştir.

ORTAÇAĞDA İNSAN HAKLARI İLE İLİŞKİLİ DÜŞÜNCELER Batı Avrupa’nın Konuyla İlgili Düşünsel Birikimi —– Aqunimlu Thomas = Devlet iktidarının doğal yasaya uygun biçimde kullanılması gerektiğini savunan ortaçağ düşünürür. Batı düşünce hayatını Papalık ve ona bağlı kiliselerin belirlediği dönem OrtaÇağ dönemidir.  * Jean Bodin’in egemenlik anlayışına göre : Bölünmez , Tektir, Devredilmez, Güçlü iktidar geliştirmeye yöneliktir.

İslam Kültür Sahasında Konuyla İlgili Düşünsel Birikim *İbn-i Rüşd ’ün Aristoteles’in eserleri üzerine yaptığı yorumlar da Avrupalı düşünürleri etkilemiştir. *İbn-i Haldun gibi düşünürlerin çıktığı bu kesit, dolaylı da olsa, devlet iktidarını, birey ve toplum lehine sınırlama arzusunu yansıtan birtakım görüşlere sahne olmuştur. *Farabî , var olan toplumsal düzenler ve olması gerektiğini düşündüğü toplumsal düzene ilişkin tahlillerinde, adalete, barışa, insanları gerçek mutluluğa ulaştırmayı amaçlayan toplumsal dayanışmaya, evrenselliğe vurgu yaparak bu hususların önemine işaret etmiştir. * El-Maverdî devlet başkanı konumundaki halifenin, adalete uygun hareket etmemesi halinde, görevinden uzaklaştırılması gerektiğini savunmuştur. * İbn-i Sina slam dünyasında devlet iktidarının meşruluğunu bireylerin göstereceği rızaya bağlayan düşünürdür.

YENİÇAĞDA İNSAN HAKLARI ÖĞRETİSİNİ OLUŞTURAN DÜŞÜNCELERTarihsel sıralamaya göre, bu düşünürlerden ilki, Jean Bodin’dir. Buna göre, egemenlik, mutlaktır, süreklidir, devredilemez ve bölünemez. Bodin, kuramıyla çelişmek pahasına egemenliğe bazı sınırlamalar getirmiştir. Birincisi, egemen, Tanrısal-doğal yasalara uygun hareket etmelidir. İkinci bir sınırlama ise temel yasalar sınırlamasıdır. Üçüncü sınırlama ise ekonomik niteliklidir. Güçlü bir merkezî devletin en yetkin savunucusu ve kuramcısı olan Thomas Hobbes  için de esas öncelik, bu niteliğe sahip bir devletin inşasıdır. Hobbes’un öngördüğü devlet, güvensizliğin, korkunun, belirsizliğin üstesinden gelen güçlü bir güvenlik devletidir ve düşünür onu bir ejderha olarak tanımlamaktadır. Bodin ve Hobbes’tan farklı olarak, siyasal liberalizmin öncü kuramcısı John Locke özgürlüklerin militan bir savunusu içinde olmuş ve bireyin özgürlük alanının devlet tarafından ihlali sorununu da geçiştirmeyerek bu hususta da berrak görüşler ifade etmiştir. Yeniçağın değinilmesi gereken bir diğer önemli düşünürü Jean Jacques Rousseau dur. Hobbes ve Locke gibi Rosseau da görüşlerini ortaya koyarken, doğa (tabiat) hali ve toplum sözleşmesi kurgularına başvurmuştur. Rousseau, siyasal toplumu, varlığı birey iradelerine dayanan ve üyelerine eşit hak ve yükümlülükler bahşeden bir bütünlük olarak tasavvur etmiştir.

OKUMALI:  AÖF felsefe ders notları tüm üniteler

YAKINÇAĞDA SOSYAL  HAKLAR FİKRİNİN ÖNCÜ DÜŞÜNÜRLERİ Liberal bir iktisatçı olan Jean Charles Léonard de Sismondi , 1815 İngiltere’sine ilişkin gözlemlerinde, kapitalizmin öngördüğü serbest rekabetin, zenginliğin belirli ellerde toplanmasına yol açtığı, sanayileşmenin işçi sınıfının durumunu düzeltmediği, aksine daha da fakirleşmesine yol açarak kötüleştirdiği, kapitalizmle görülen tekelleşmenin aşırı üretime ve krizlere yol açtığı şeklinde tespitlerde bulunmuştur. Keza, liberalizmin önde gelen düşünürlerinden biri olan John Stuart Mill  de, 1840’ların kriz koşullarında, kapitalizmin öngördüğü, devletin ekonomiye müdahale etmemesi (‘bırakınız yapsınlar’) ilkesinin, herkesin değil, yalnızca bir azınlığın mutluluğunu sağladığı, serbest rekabetin açtığı yaraların ancak devlet müdahalesiyle kapatılabileceği şeklindeki görüşlerini ifade etmiştir. Sosyalizmin ilk dönem düşünürlerinden Saint Simon’a göre toplumun temeli emektir, toplum emek ürünüdür. Bu yüzden, toplumu üreticiler (çalışan sınıf) yönetmelidir. Charles Fourier ise sanayinin insanları yoksullaştırdığı kanısında olmuştur. Sosyalist düşünür Robert Owen (1771-1858), zenginliği işçilerin yarattığı ve bu zenginliğin de onların hakkı olduğu görüşünü ifade etmiştir. İlk dönem sosyalist düşünürlerden farklı olarak, radikal bir sosyalizm yorumu geliştiren Karl Marx ve Friedrich Engels ’in kapitalizme yönelttiği köklü eleştirilerle, dolaylı olarak  sosyal haklar fikrinin gelişimine katkı sundukları savunulabilir. *Karl Marks  kapitalist sistemin aşılması gereken sakıncalı bir sistem olarak görmektedir. 

İlk yorumu siz yapın

Yorum yapın

E-posta adresiniz başkaları tarafından gözükmeyecektir.