AÖF Ders notları-Hukukun temel kavramları ders notu

  HUKUKUN TEMEL KAVRAMLARI                         

Ø Toplum içerisinde bireylerin çıkar çatışmalarını uzlaştırmak, birbirleriyle olan ilişkilerini ve davranışlarını düzenlemek ve böylece toplum düzenini sağlamak ve sürdürmek amacıyla getirilmiş kurallara, toplumsal davranış kuralları (sosyal düzen kuralları ya da toplumsal hayatı düzenleyen kurallar )denir.

Ø SOSYAL HAYATI DÜZENLEYEN KURALLAR: Toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar din, ahlak, görgü, örf ve adet ve nihayet hukuk kuralları şeklinde sınıflandırabiliriz. Temelinde bütün bu kuralların ortak özellikleri ise kişilerin davranışlarını belli bir düzene bağlamayı hedeflemeleri, bunun için de bazı emir yasaklar getirmeleri ve bunlara uyulmasını sağlamak üzere çeşitli yaptırımlar (müeyyideler) öngörmeleridir.

Ø DİN KURALLARI: Toplumsal yaşamı düzenleyen kurallar arasında, din kuralları her zaman önemli yer tutmuştur. Dinler hem uhrevi(öteki âlemlerle ilişkin) hem de dünyevi ilişkileri düzenlemektedir. İslam dininde “hükmün zamana göre değişeceği ”ilkesi toplumsal yaşamın dinamizmine uygun kuralların üretilmesine imkân tanımakta ise de buna uygulamada gereken önemin tam olarak verildiği söylenemez. Din kurallarına uymamanın yaptırımının manevi nitelik taşıması da sosyal hayatın düzeninin salt din kurallarıyla sağlanamayacağını gösterir. İhlal edilen din kuralı aynı zamanda kanunun suç sayıldığı bir eylem(örneğin adam öldürme) değilse, devlet tarafından maddi bir tepki ile karşılaşmayacaktır. Bu durum laik devlet anlayışı ile ilgilidir. Dinin hukuk üzerindeki etkisi, laik devlet anlayışının benimsenmesi ve uygulaması ile azalmıştır. Devlet yönetiminin ve hukuk düzeninin dinden bağımsızlığı ve birbirinin etkisinde kalmaksızın düzenlenmesini ifade eden laiklik ilkesinin benimsenmesi ile ulaşılmak istenen hedef, insanlara vicdan Özgürlüğünün ve dini inanç serbestîsinin tanınmasıdır. Kural olarak hukuk dinden ayrılmıştır ve Türk Medeni Kanununda bununla ilgili kısım hükümler bulunmaktadır. Bunun sebebi din kurallarının hukuka aktarılması değil, dini inanç özürlüğünün kuvvetlendirilmesinin hedeflenmiş olmasıdır. Örneğin: TMK’nın 143.maddesinde yer alan evlenen kişilerin medeni nikâhtan sonra dini nikâh da yapabileceklerine dair düzenleme verebilir. Bu hüküm ayrıca laiklik ilkesinin din düşmanlığını amaçlamadığını da göstermektedir.

Ø AHLAK KURALLARI: Ahlak, bir toplumda iyilik ve kötülük hakkında oluşan ve yerleşen değer yargılarına göre yapılması ya da yapılmaması gereken insan davranışlarına ilişkin kurallar bütünüdür. Ahlak kuralları iki yaptırıma tabi tutularak incelenir. Bireylerin bizzat kendi kendilerine karşı nasıl davranmaları gerektiğini gösteren ahlak kurallarına sübjektif(öznel)ahlak kuralları, ferdin diğer fertlerle ve toplumla olan ilişkilerinde nasıl davranması gerektiğini gösteren ahlak kurallarına ise objektif (nesnel)ahlak kuralları adı verilir. Sübjektif ahlak kurallarına kişisel ahlak kuralları, objektif ahlak kurallarına da sosyal ahlak kurallarına da sosyal ahlak kuralları denilir. Sübjektif ahlak kuralları ,”namuslu ve dürüst ol, başkaları hakkında kötü hisler besleme, içini temiz tut “iç dünyadaki tasavvurlara ilişkindir. Objektif ahlak kuralları ise “fakirlere yardım et, hırsızlık yapma, başkalarına zarar verme” örneklerinde olduğu gibi dışa vurulan davranışlara ilişkin olup toplumun bireylerden istediği davranış modellerini gösterir ki ahlak kurallarının hukukla ilgili olan kısmı da bunlardır. İyi kötü arasındaki ayrımı yapan ahlak kuralları çoğu zaman içinde yaşanılan coğrafyaya ve toplumun yapısına göre değişebilmektedir.

Ø GÖRGÜ KURALLARI: Sosyal hayatta bireylerin bir grup içinde ya da aynı sosyal çevreye mensup kişilerin günlük yaşamlarında ne şekilde davranmaları gerektiğini gösteren görgü kuralları, insanların belli olaylar karşısında hep aynı şekilde davranmaları neticesinde oluşur. Görgü kurallarının toplum hayatındaki temel faydası, aynı kurallara uyan insanlar arasında daha yakın ve sağlıklı ilişkilerin kurulmasını sağlamasıdır.

Ø ÖRF VE ADET KURALLARI: Örf ve adet kuralları da toplumsal hayatı ve insan davranışlarını düzenleyen kurallardandır. Örf ve adet kuralları, toplum içinde uzun zamandan beri tekrarlana gelen ve toplumun kendisine uyulması zorunlu kabul ettiği ortak davranış kurallarıdır. Bu tanım, örf ve adet kurallarının iki unsuru bulunduğu ortaya koymaktadır. Bunlardan maddi unsur ya da süreklilik unsuru adı verilen unsura göre, davranışın örf ve adet kuralı haline gelmesi için toplum içinde uzun zamandan beri sürekli biçimde tekrarlanıyor olması gerekir. Örf ve adet kurallarının manevi unsuru olarak adlandırılan ikinci unsuru ise toplumda uzun zamandan beri tekrarlana gelen o davranış biçimine uymanın zorunlu olduğuna dair toplumda genel bir inanç varlığıdır. Bu iki unsur bir arada olması halinde bir örf ve adet kuralından söz edilebilir. B u iki unsura devlet desteği de eklenince bir örf ve adet hukukundan söz edilebilir. Örf ve adet kurallarından bir kısmı herkesi ilgilendirir ki bunlara genel nitelikte örf ve adet kuralı denir. Örf ve adet kuralı sadece belirli bir bölgede geçerliyse bu da yerel nitelikte örf ve adet kuralıdır.

Ø HUKUK KURALLARI: Hukuk çok yönlü bir kavramdır. Basit ve şekli bir tanım ile hukuk; bir toplumda kişilerin birbirleriyle ve toplumla olan ilişkilerini düzenleyen ve devlet tarafından yaptırıma (müeyyideye) bağlanmış sosyal davranış kurallarının bütünüdür. Hukuk kurallarının ve hukuki kurumların oluşturduğu düzene ise hukuk düzeni adı verilir.”HUKUKSUZ BEŞERİ HAYAT VE BEŞERİ KADER KABİL-İ TASAVVUR DEĞİLDİR. İNSAN HUKUK OLMAKSIZIN MEVCUDİYETİNİ MUHAFAZA EDEMEZ. HUKUKUN YERİ İNSANIN SOSYAL HAYATIDIR. Hukuk kurallarının amacı da diğer sosyal düzen kuralları gibi, toplum halinde yaşayan insanların ilişkilerini düzenlemek, onların rahat, huzur, güven ve barışını sağlamak, diğer bir ifade ile toplumsal yaşamın devamını temin etmektir. Hukuk kuralına aykırı davranmanın sonucu olarak ihlal edilen normun türüne göre ceza, cebri icra (zorla yerine getirme),iptal, tazminat, geçersizlik gibi maddi nitelikli yaptırımlar söz konusudur. Toplumsal düzeni sağlayan bu kurallar, kişilerin uyması gereken emir ve yasakları tespit eder. Hukuk kurallarının emir ve yasaklarına uyulması kamu kudreti tarafından sağlanır.

Ø HUKUK KURALLARI İLE DİĞER TOPLUMSAL DÜZEN KURALLARININ KARŞILAŞTIRILMASI: Toplumsal yaşamı düzenleyen kuralları n ortak amacı, kişilerin davranışlarını belli düzene bağlamak ve böylece bir toplum düzeni oluşturmaktır. Laiklik ilkesi ile birlikte dinin toplumdaki düzen kurucu ve koruyucu fonksiyonu iyice azalmıştır. Din kuralı olduğu gerekçesiyle devlet ve hukuk düzeni tarafından kabul edilip yaptırıma bağlanması yalnız teokratik devletlerde görülebilir. Hukuk kuralları din kurallarından birkaç önemli noktada ayrılmaktadır. Din kurallarının kaynağına ilahi emirler, tanrısal irade yahut bazı kutsal varlıklar veya inanışları oluşturur. Buna karşılık hukuk kuralları toplumsal yaşamın gereksinimlerini karşılamak için insan aklı ve iradesinin bir eseri olarak belirir. Bu niteliği, hukuk kurallarını din kurallarından daha kolay değiştirilebilir kılar. Hem içe hem de dışa dönük olabilen ahlakın başlıca kaynağını ise vicdan oluşturmaktadır. Hukuk kuralları bellidir ve genellikle yazılıdır. Oysa ahlak kurallarında genellikle hukuk kuralları kadar kesin bir belirlik yoktur. Hukuk kuralları emirler ve yasakları tespit ettiği gibi kişilere birtakım haklar ve yetkilerde sağlar. Buna mukabil ahlak kuralları bireylere yetkiler sağlamaz. Görgü kuralları devlet tarafından konulmaz, belirli bir sosyal çevre tarafından oluşturulur. Görgü kurallarının hukuk kurallarının hukuk kurallarından en belirgin farkı, müeyyidesinin niteliğinde ortaya çıkmaktadır. Örf ve adet kuralları da görgü kuralları gibi zamanla toplum içinde oluşur.

Ø HUKUK TERİMİ VE HUKUKUN ÇEŞİTLİ ANLAMLARIJ

Ø Hukukun sözlük anlamı haklar demektir. Türkçe de hak kelimesi”  doğruluk, tanrı, hukukun kişilere tanıdığı yetki,” gibi çeşitli anlamlara gelmektedir. İngilizce de hak için “right”, hukuk için “law” sözcükleri kullanılırken, Fransızca da  “droit”  ve Almanca da “recht”sözcükleri hem hak hem de hukuk kavramlarını karşılar. Yapılan tanımlar ışığında hukukun amacı;

1)Toplumsal düzen ve barışı sağlamak

2)Toplumda eşitliği sağlamak

3)Hukuki güvenliği ve hürriyeti sağlamak

4)Adaleti gerçekleştirmek olarak belirtilebilir.

Ø POZİTİF HUKUK: Yazılı olsun olmasın yürürlükteki bütün hukuk kurallarını ifade eder.

Ø MEVZU HUKUK: Sadece yazılı olan “yetkili makamlar tarafından konulmuş bulunan “ kuralları kapsar.

Ø DOGMATİK HUKUK: Var olan hukuk kurallarını sistemleştiren, eleştiren ve yorumlayan bir hukuk dalıdır.

Ø HUKUK BİLİMİNİN NORMATİF BİR BİLİM OLARAK NİTELENDİRİLMESİ: Hukukçu, belli bir sorunda başka ülkelerdeki hukukla karşılaştırma yapmak, öte yandan yürürlükteki hukukun tarihi köklerini araştırmak ve yürürlükteki kurallarının toplumun ihtiyaçlarına uygun olup olmadığını, böylece gelecekteki kuralların nasıl olması gerektiğini ortaya koyarak hukuk siyaseti ile uğraşmak zorundadır. Bu nedenle hukuk bilimi normatif bir bilim olarak nitelendirilmektedir.

Ø TABİ(İDEAL HUKUK):Tabi(ideal hukuk),pozitif hukuktan bağımsız, onun dışında ve üstünde, yaşayan, ulaşılması ideal olan hukuktur. Yürürlükteki hukuk değil, olması

Ø gereken hukuku ideal hukuku ifade eder.

POZİTİF HUKUKUN KAYNAKLARI: Yasama faaliyetini yürüten Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu anlamda bir organik kaynaktır. Keza, tüzükler bakımından yaratıcı kaynak Bakanlar Kuruludur. Yürürlükte bulunan hukuk kurallarının bulunacağı yerleri, nitelik ve içerikleri hakkında gerekli bilginin elde edileceği vesikaları ise ‘bilgi kaynağı’ deyimi ifade eder. Bu açıdan kanunların, tüzüklerin ve bir kısım yönetmeliklerin de yayımlandığı Resmî Gazete, Tutanak Dergisi, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay gibi yüksek yargı organlarının kararlarının yayımlandığı resmî ve özel dergiler birer bilgi kaynağıdır.

BAĞLAYICI-ASLÎ HUKUK KAYNAKLARI

Yazılı Kaynaklar:Hukukun şeklî kaynaklarının önemli bir bölümünü oluşturan yazılı kaynaklar, devletin yetkili mercii ve organları tarafından oluşturulup yürürlüğe konulmuş olan hukukî metinlerdir. Yazılı kaynaklar arasında hiyerarşik bir düzen, diğer bir tabirle bir altlık-üstlük ilişkisi söz konusudur. Yetkili bir merci tarafından konulmuş olan ve yürürlükte bulunan bu kaynakların tümüne uygulamada mevzuat da denilmektedir.

Anayasa: Daha geniş ve maddî anlamıyla anayasa terimi ise, yazılı olsun veya olmasın, devletin kuruluş ve işleyiş esaslarını belirleyen ilke ve kuralların tümünü ifade eder. Siyasal hukukî düzen ve kurumların özünü (Keyman, 2007) oluşturmasından dolayı anayasaya Esas Teşkilât Kanunu da denilmekteydi. gibi bir ülkede yazılı olmayan anayasa söz konusudur. Anayasayı yapanlar nasıl değiştirileceğini de düzenlerler. Bazı anayasaların değiştirilmesi daha zor koşullara bağlanmış olabilir. Bunun sebebi toplumun siyasî düzeni bakımından anayasanın bir istikrar unsuru (Bilge, 2009) olarak görülmesidir. 1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az üçte biri tarafından yazı ile teklif edilmesi, değiştirme tekliflerinin de üye tamsayısının en az beşte üçü tarafından gizli oyla kabul edilmesi şartıyla değiştirilebileceği için sert bir anayasadır. Ayrıca anayasa değişikliği kabul sayısı TBMM üye tam sayısının üçte ikisine ulaşmazsa bu durumda referanduma gitme zorunluluğu söz konusu olacaktır. TBMM üye tam sayısının üçte ikisine ulaşır veya bunu geçerse referanduma gidilmesi Cumhurbaşkanının takdirine bağlıdır.

Kanun (yasa):Hemen her bilimin temel prensiplerine de kanun denilmekle birlikte, hukuk alanında kanun (yasa) terimi geniş anlamda bütün pozitif hukuk kurallarını kapsayacak biçimde genel, soyut, objektif ve sürekli nitelikteki düzenlemeleri ifade etmekte kullanılır. Türk hukukunda gerek maddî (içerik bakımından) ve gerekse şeklî (adı kanun olan) bakımdan kanun yapma yetkisi TBMM’ye aittir. Anayasanın 87. maddesi ile kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak yetkisi sadece TBMM’ye verilmiş bir yetki ve görevdir. Resmi Gazetede yayımını takiben 45 gün sonra yürürlüğe girerler.

Uluslararası andlaşmalar:Uluslararası andlaşma devletler arasında bir hukukî ilişki doğurmak, mevcut bir ilişkiyi değiştirmek veya ortadan kaldırmak üzere, karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasıyla yapılan bir hukukî işlemdir. Onaylanmasına Gerek Olmayan Andlaşmalar: Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.

Kanun hükmünde kararnameler: Uluslararası andlaşma devletler arasında bir hukukî ilişki doğurmak, mevcut bir ilişkiyi değiştirmek veya ortadan kaldırmak üzere, karşılıklı irade beyanlarının uyuşmasıyla yapılan bir hukukî işlemdir. Uluslararası andlaşmalar Anayasanın 90. Maddesinde düzenlenmiştir. Onaylanmasına Gerek Olmayan Andlaşmalar: Ekonomik, ticari veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir.

Tüzük (Nizamname): Tüzükler bir idari işlem (karar) niteliğindedir. Konusu kanunların uygulanmasını göstermek ve emrettiği işleri belirtmektir. Usul bakımından Danıştay tarafından incelenir. Danıştay bu incelemeyi Mahkeme sıfatıyla değil, tarihi konumundan dolayı bir idari danışma organı sıfatıyla yapar ve ilgili Daire tarafından inceleme yerine getirilir. Danıştay’ın görüşü Bakanlar Kurulu’nu bağlamaz.

Yönetmelik: Yönetmelikler de tüzükler gibi bir idari işlemdir. Dolayısıyla idari yargının denetimine tabidirler. Başka bir ifadeyle, bunların iptali istemleri idari yargıda görülür. Anayasada düzenlenmemiş olmakla birlikte, uygulamada “yönetmelik benzeri düzenleyici işlemler”e sıklıkla rastlanır.

Yazılı Olmayan Hukuk Kaynağı: Hukukun yazılı olmayan kaynağı örf ve âdet hukukudur. Toplum tarafından sürekli bir şekilde uygulanmak suretiyle adeta bir hukuk kuralı gibi benimsenmiş olan davranış biçimleridirler.

YARDIMCI HUKUK KAYNAKLARI

Bilimsel İçtihatlar: Alan uzmanlarının, bilim adamlarının ileri sürdükleri fikirler, kanaatlerdir. İlmî İçtihatlar ya makaleler ya da sistematik eserler şeklinde yayınlanmaktadır.

Yargısal İçtihatlar:Mahkemelerin ve özellikle yüksek dereceli mahkemelerin, bir sorunun çözümünde vermiş oldukları kararlardır. Bu kararlar benzeri sorunlar için de emsal (örnek) teşkil ederler.

Hukuk Kurallarının Yer Bakımından Uygulanması: İşte bir ülkede bulunan herkese o devletin hukuk kurallarının uygulanmasını esas alan prensibe ülkesellik (mülkîlik, yersellik) ilkesi denir. Ülkesellik ilkesinin katı biçimde uygulanması bazen çeşitli sakıncalara yol açar; ya bazı hakların kaybolmasına ya da adaletsiz sonuçların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

ikinci bir ilke ise kişisellik (şahsilik) adı verilen prensiptir ki, bu ilke kişiye nerede bulunursa bulunsun, vatandaşı olduğu ülkenin hukukunun uygulanmasını öngörülür.

Hukuk kurallarının yürürlüğe girmesi: Anayasa gereği kanun, kanun hükmünde kararname ve tüzükler ancak Resmî Gazetede yayımlanmış olmak kaydıyla yürürlüğe girerler. Yazılı hukuk kurallarının yürürlüğe giriş zamanı hakkında, genellikle o hukuk kuralının metninde açık bir hüküm bulunur. Bu konuda yayım tarihi ya da yayım tarihini takip eden bir süre (üç ay, bir yıl gibi) veya belli bir tarih öngörülmüş olabilir.

Hukuk kurallarının yürürlükten kalkması: Bir hukuk kuralı bazen metninde ne kadar yürürlükte bulunacağını belirten bir ifadenin bulunması sebebiyle o sürenin dolması sonucunda kendiliğinden yürürlükten kalkarlar. Örneğin bütçe kanunları bir yıllıktır. Yürürlükten kaldırmanın açık olmadığı durumlar da vardır. Gerçekten yeni çıkarılan bir yasal düzenleme, genel bir ifade ile daha önceki hukuk kurallarının kendisine aykırı olan hükümlerinin kaldırıldığını belirtmekle yetinmiş olabilir. İşte bu gibi durumlarda hukuk kuralının örtülü kaldırılmasından söz edilir. Eski hukuk kuralının yürürlükte olduğu bir zamanda şahısların hukuka uygun olarak ve bütün sonuçlarıyla elde etmiş oldukları hakların yeni çıkan hukuk kuralı zamanında hukukî geçerliliğini korumasına kazanılmış hak (müktesep hak) denir.

Geriye yürümenin daha belirgin olduğu alan ise yargılama (muhakeme) hukukudur

Hukuk Kurallarının Anlam Bakımından Uygulanması:Genel ve soyut bir düzenleme özelliği taşıyan hukuk kuralının özel ve somut nitelikteki bir olaya uygulanabilmesi, her şeyden önce o kuralın sözüyle ve özüyle tam olarak anlaşılmasına bağlıdır. Bir hukuk kuralının makûl anlamını ortaya çıkarmak ve bir ifadeyi açıklığa kavuşturmak için yapılan entelektüel faaliyete yorum adı verilir. Hukukî yorumda normu koyan ile normun muhatabı arasında iletişim imkânı yoktur. Normun muhatabı kuralı koyana normun metninde geçen kelimelerin ne anlama geldiğini soramaz.

Yorum çeşitleri: Yorum (eski ifade ile tefsir), öğretide özellikle yapan kişi, organ ya da makama göre bir tasnife (sınıflandırmaya) tabi tutulmaktadır. İşte yargı organları tarafından yapılan bu tür yoruma yargısal (kazaî) yorum adı verilir. Yargısal yorum sayesinde hukuk dinamizm kazanır ve bu da hukukun gelişmesine yardım eder.

Hukuk kurallarının, hukuk bilimi ile uğraşan bilim adamları tarafından, bilimsel makaleler ve sistematik eserlerde teorik biçimde yorumlanmasına ise bilimsel (ilmî) yorum denir. Hukuk kuralının konuluş amacı (ratio legis) göz önünde tutularak kuralın metninin ötesinde daha geniş bir mana verilmek suretiyle normun yürürlük kapsamını genişleten yoruma genişletici (extensiv) yorum, yine normun konuluş amacı gözetilerek kuralın metninin ifade ettiğinden daha dar bir anlam verilmesi yoluyla kapsamının daraltıldığı yorum çeşidine ise daraltıcı (restriktiv) yorum adı verilir.

Yorum yöntemleri (metodları): Öğretide yorum metodlarının isimlendirilmesi ve sınıflandırılması konusunda birlik yoktur. Ancak baskın eğilim yorum yöntemlerinin üç başlık altında incelenmesine yöneliktir. Bu üç metod lafzî yorum, tarihî yorum ve amaçsal yorum yöntemleridir.

Bu yazarlar belirtilenlerin yanında değişik isimlendirmeler ve tasnif tercihlerinin bir sonucu olarak objektif, kavramcı, mantıki, deyimsel, objektifleştirilmiş, sübjektif tarihî, menfaatler içtihadı, karma, modern, kıyas adları altında muhtelif yorum yöntemlerini içeren sınıflandırmalar yapmışlardır.

Lâfzî (sözel / deyimsel) yorum metodu:Bu yorum yönteminde hukuk kuralının anlamı, öncelikle metinde geçen kelime ve deyimlerin dilbilgisi ve mantık kurallarına göre tespit edilmeye çalışılır. Bu yorum metodu söze göre yorum, söze dayalı yorum, gramatikal yorum, mantıki yorum şeklinde de isimlendirilebilmektedir.

Tarihî yorum metodu:Tarihî yorum metoduna göre hukuk kuralı yorumlanırken o kuralı vazeden organ veya makamın, özel olarak kanun koyucunun sübjektif iradesi araştırılır. Bu nedenle hukuk kuralının metninin ötesinde, o metnin hazırlık aşamaları, proje ve tasarı hali, görüşme tutanakları ve üzerindeki tartışmalar gibi tarihsel dokümanlar incelenerek kuralı koyanın neyi kastetmek istediği anlaşılmaya çalışılır ve somut olaya bu doğrultuda bir çözüm bulunur.

Amaçsal (Gaî) yorum metodu

Hukuk kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren kendisini meydana getiren şartlardan bağımsız bir hüviyet kazandıklarını, bu nedenle kuralın sözüne ve geçmişteki safahatına takılıp kalmaksızın bugünün veya uygulanacağı zamanın ihtiyaçlarına ve anlayışına göre yorumlanması gerektiğini belirten yorum metoduna amaçsal (gaî / teleolojik) yorum yöntemi denir.

Hukukun yaşayan bir düzen olması ve sosyal ihtiyaçlara cevap verme lüzumu, kanunun amacının (ratio legisinin) dikkate alınarak, uygulandığı zamanın anlayışı ve şartları çerçevesinde normun yorumlanmasını da gerekli kılmaktadır.

 Yorum ve muhakemede başvurulan mantık ilkeleri: Her somut olay için bir hukukî düzenlemenin yapılmış olması düşünülemeyeceği için, bu yorumlama faaliyeti esnasında akıl yürütme (muhakeme yapma) yoluna sıkça başvurulur. Akıl yürütme yapılırken de çeşitli mantık ilkelerinden yararlanılır. Yorum ve muhakeme esnasında yararlanılan başlıca mantık araçları kıyas, evleviyet ve aksi ile ispattır.

Bunlardan kıyas, belirli bir durum veya ilişki için konulan hukuk kuralının, o duruma veya ilişkiye benzeyen fakat hakkında hiç ya da yeterli hüküm bulunmayan başka bir durum veya ilişkiye uygulanmasını ifade eder (Gözler, 1998). Örneğin tren vagonunda sigara içilmesini yasaklayan kural puro veya pipo içilebileceği şeklinde yorumlanamaz. Yasağın konulmasının amacı dumandan rahatsız olan yolcuları korumak olduğuna göre, kıyas yoluyla sigaradan başka puro veya piponun da içilemeyeceği sonucuna ulaşılabilir. Yorum ve akıl yürütmede başvurulan mantıkî yollardan biri de evleviyettir. Evleviyet, temelinde çoğun içinde azın da bulunacağı, çoğu yapmaya yetkili olanın azı yapmaya da yetkili olacağı düşüncesini barındıran kıyas benzeri bir ilkedir. Normun yorumlanmasında akıl yürütürken yararlanılan araçlarından bir diğeri ise aksi ile kanıt yoludur (Gözler, 1998). Bununla bir hukuk kuralının bir özel durum için öngördüğü sonucun, o durum dışında kalanlar bakımından o sonucun aksi yönündeki sonuçlara tabi olması kastedilir

HUKUKTA BOŞLUK KAVRAMI VE HÂKİMİN TAKDİR YETKİSİ

Hukukta Boşluk ve Hâkimin Kural Koyması: İşte bir hukukî meseleye ilişkin olarak yürürlükteki hukuk kurallarının hiç ya da yeterli hüküm ihtiva etmediği durumlarda hukuk boşluğundan söz edilir. Eğer yürürlükteki hukuk kuralları içinde bir konu ile ilgili hiçbir hüküm bulunmuyorsa açık boşluk veya gerçek boşluk söz konusudur. Buna mukabil, bir mesele hakkında hüküm bulunmakla birlikte, bu düzenleme sorunu çözmekte yetersiz kalıyorsa, tatmin edici değilse, ihtiyaca cevap veremiyorsa, kanunun maksadıyla bağdaşmıyorsa ve tutarsızsa örtülü (veya diğer tabirle gerçek olmayan) boşluktan söz edilir. Önemle belirtilmesi gereken bir nokta da, bir mesele hakkında hiçbir hükmün bulunmaması kanun koyucunun o mesele için olumsuz bir çözüm tarzı getirmek amacıyla bilerek ve isteyerek düzenlememesinden kaynaklanmışsa bu durumun bir kanun boşluğunun bulunmadığı sonucuna bizleri götürebilmesidir.

Hâkimin Takdir Yetkisi:Kanun koyucunun bilerek ve isteyerek bıraktığı kural içi boşlukların, hukuk kurallarını uygulamakla yükümlü olanlarca olaydaki özellikler, toplumdaki ahlakî düşünceler, hukuk birliği, kuralın amacı, sosyal adalet gibi hususlar göz önünde tutularak ferdîleştirilip doldurulmasına  takdir yetkisi denilir. Kanun koyucunun, bir kuralın uygulanmasına ilişkin şartları (olayları) ya da bazı şartların varlığı hâlinde verilmesi gereken hükmün neden ibaret olacağını tam olarak göstermeyip bu türlü noksanlıkların tamamlanmasını hâkime bırakması (Tekinay, 1992) durumunda, hâkim takdir yetkisini kullanacaktır

HAKKIN TANIMIVE NİTELİĞİ: Hakkın niteliğini izah etmeye çalışan teoriler 3 başlık altında toplanmaktadır. İrade teorisine göre hak, hukuk düzeni tarafından kişilere tanınan irade kudretidir. İrade teorisi, bir kimsenin bir konuda hak sahibi olabilmesini, başkalarını kendi iradesine göre hareket etmeye zorlayabilmesine bağlamıştır.

 Menfaat teorisi: Bu teoriye göre hak, hukuk düzeni tarafından korunan menfaattir. Zira toplumda kişilerin belirli menfaatleri korunduğu hâlde, bu menfaatlerin korunmasına ilişkin doğrudan talep hakkı verilmeyen durumlar söz konusudur.

Karma teori: Bugün çoğunlukla ve küçük farklarla genel kabul gören karma teoriye göre hak, hukuk düzeni tarafından korunan ve kullanılıp kullanılmaması sahibinin iradesine bırakılan çıkarlardır. Kişi, insan (gerçek kişi) olabileceği gibi dernek, vakıf, sendika örneklerindeki gibi tüzel kişi de olabilir.

Düzenlendikleri Hukuk Alanına Göre Haklar

Kamu hukuku-özel hukuk ayrımının bir yansıması olarak haklar da kamu hakları (kamu hukukundan doğan haklar)-özel haklar (özel hukuktan doğan haklar) şeklinde ikili bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Kamu hakları Alman George Jellinek tarafından yapılan tasnife paralel olarak 1982 Anayasası tarafından da kişinin hakları, sosyal ve ekonomik haklar, Siyasî haklar biçiminde üçlü bir ayrıma tabi tutulmuş ve bu hak kategorileri Anayasanın “temel haklar ve ödevler” başlıklı kısmında düzenlenmiştir. Kişinin hakları, bireyin serbestçe gelişmesini hedefleyen yaşam alanına devletin müdahale etmesini önleyen haklardır. Bu sebeple “koruyucu haklar” ya da devletin bu haklar karşısında negatif bir tutum sergileyip karışmama yükümlülüğü altında bulunmasından dolayı “negatif statü hakları” da denir. Sosyal ve ekonomik haklar ise bireylere devletten olumlu (pozitif) bir tutum sergilemesini, devletin bazı hizmetleri yerine getirmesini isteme imkânı tanıyan haklardır. Bu sebeple “isteme hakları” ya da “pozitif statü hakları” olarak da adlandırılırlar.

Siyasî haklar, bireylerin siyasal iktidarın kullanılmasını ve devlet yönetimine katılmasını sağlayan seçme, seçilme, siyasî parti kurma, kamu hizmetine girme ve dilekçe hakkı gibi haklardan oluşur. Bu haklara “katılma hakları” ya da aktif statü hakları da denir.

Konularına Göre Haklar: Malvarlığı (mamelek) üzerindeki bu haklara malvarlığı hakları denilmektedir. Malvarlığı hakları arasında mülkiyet hakkı, alacak hakkı, fikir ve sanat eserleri üzerindeki malî haklar sayılabilir. Kişinin ismi, resmi, şeref ve haysiyeti, sırları, özel hayatı gibi değerleri şahıs varlığı haklarına dâhildir.

Devir Kabiliyetlerine Göre Haklar:Devir kabiliyetlerine (el değiştirip değiştirilememelerine) göre haklar; devredilebilen haklar-devredilemeyen haklar biçiminde sınıflandırılmaktadır.

İntifa ve sükna (oturma) hakları kişiye bağlıdır, belirli bir kişi lehine tanınabilir ve hak sahibi bunları başkasına devredemez, hak sahibinin ölümü ile son bulurlar. İntifa hakkı, menkuller, taşınmazlar, haklar ve malvarlığı üzerinde kurulabilen, sahibine ondan yararlanma ve onu kullanma hakkı veren bir irtifak hakkıdır. Sükna (oturma) hakkı ise bir binadan veya onun bir bölümünden konut olarak yararlanma yetkisi verir (Zeytin, 2008: s. 335).

Hakların bir kısmı ise hukukî işlemlerle de, miras yolu ile de başkasına geçemez. Bu tür haklara devredilemeyen haklar denir. Bu tür haklar kişiye bağlı olup hak sahibi ölünceye dek varlıklarını devam ettirir, hak sahibi ölünce de kendiliğinden ortadan kalkar. Kural olarak kişi varlığı (şahıs varlığı) hakları devredilemez. Fikir ve sanat eseri sahibinin manevi hakları da devredilemeyen haklardandır

Kullanma Yetkisi Bakımından Haklar: Hakların hak sahibi tarafından kullanılması doğal ve genel uygulama olmakla birlikte, bu hakların birçoğunun hak sahibi tarafından şahsen kullanılması zorunlu olmayıp yetkili kılınan başka bir kişi eliyle de kullanılabilmesi mümkündür. Keza yargısal erginlik (kazaî rüşt) isteme, tıbbî müdahalelere izin verme, adın değiştirilmesini isteme, zina eden veya kötü muamelede bulunan eşi affetme, soybağını reddetme, evlilik dışı çocuğu tanıma, evlat edinilmeye rıza gösterme de bizzat hak sahibi tarafından kullanılabilen haklardandır. Hakkın kullanılmasına hak sahibi karar verdikten sonra örneğin dava açmak gerekiyorsa bunu bir temsilci (avukat) aracılığıyla yapabilir. Kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarda hakkı kullanma kararını alma konusunda yetkili bir temsilci tayin edilemez ve hakkın kullanılıp kullanılmayacağı kararı ona bırakılamaz ise de, ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin bu tür haklarını bizzat kullanamayacakları açıktır

Niteliğine (İleri Sürülebileceği Çevreye) Göre Haklar:Haklar, niteliğine (ileri sürülebileceği çevreye göre) göre mutlak haklar ve nisbi haklar şeklinde ikiye ayrılmaktadır.

Mutlak haklar:Mutlak haklar, ilişkin oldukları kişiler ve eşya üzerinde sahibine en geniş hâkimiyet ve tasarruf yetkileri veren, herkese karşı ileri sürülebilen, herkesin bunlara uyması ve bunları ihlal etmemesi zorunluluğunu içeren haklardır. Mutlak haklar sadece kanun tarafından oluşturulur ve sayıları kanunda belirtilenlerle sınırlıdır. Maddi mallar üzerindeki haklara “aynî haklar” denir. Bir yağlı boya tablo, bir heykel, bir şiir gibi eser sahibinin hususiyetini taşıyan ve zihnî bir çabanın ürünü olan fikir ve sanat eseri üzerinde sanatçının hakkı (fikrî haklar) ile marka, patent gibi eserler üzerindeki mutlak haklar (ticarî ve sınaî mülkiyet hakları) ise gayrı maddi mallar üzerindeki mutlak haklardır ve bunlara da kısaca “fikrî ve sınaî haklar” adı verilir. Sınırlı aynî haklar, mülkiyet hakkının vermiş olduğu yetkilerin tamamını değil bir veya ikisini kısmen ya da tamamen sağlar. Bu haklar irtifak hakkı, rehin hakkı ve gayrimenkul mükellefiyeti olmak üzere üçe ayrılır. İrtifak hakları, başkasına ait bir eşyayı kullanma veya ondan yararlanma yetkisi veren aynî haklardır. Rehin hakları ise, sahibine alacağın karşılığı olan borç ödenmediği takdirde rehin verilmiş olan eşyayı icra vasıtası ile sattırıp paraya çevirterek alacağını satış bedelinden alma yetkisini verir. Gayrimenkul mükellefiyeti; bir taşınmaz malikinin, sadece o taşınmazla sorumlu olmak üzere başka bir kimseye bir şey yapmaya veya vermeye mecbur bulunmasıdır

Nisbi haklar: Borç ilişkilerinden doğan nisbi hakların yanı sıra az sayıda aile, eşya ve miras ilişkilerinden doğan nisbi haklar da vardır. Nisbi hakların bazılarının, tapuya şerh verilmek suretiyle etkisi kuvvetlendirilebilir, bu sayede ileri sürülebileceği çevre genişletilebilir.

Amaçlarına (Kullanılmasının Etkisine) Göre Haklar: Kullanılmaları mevcut hukukî durumu değiştirmeyen haklara alelade (yenilik doğurmayan) haklar denir. Oysa öyle haklar vardır ki, sahipleri tarafından kullanıldıklarında ya yeni bir hukukî ilişki meydana gelir, ya mevcut bir hukukî ilişki değişir yahut da bir hukukî ilişki ortadan kalkar. Bu türlü haklara ise yenilik doğuran haklar (inşaî haklar) adı verilir. Değiştirici yenilik doğuran haklar, sahibine mevcut bir hukukî durum üzerinde tek taraflı irade açıklamasıyla değişiklik yapma hakkı verir. Bu haklara örnek olarak seçimlik borçlarda seçim hakkı verilebilir. Yenilik doğuran hakların kullanılması kural olarak kayıt ve şarta bağlanamaz, bir defa kullanılmakla sona erer, kullanılıp sonuç doğurduktan sonra buna ilişkin işlem geri alınamaz.

Bağımsız Olup Olmamasına Göre Haklar: Hak sahibinin doğrudan doğruya sahip olduğu haklara bağımsız haklar denir. Mülkiyet hakkı, alacak hakkı, fikrî haklar bağımsız haklara örnek olarak verilebilir. Bağımlı haklar; bağlı olunan hakkın niteliğine göre; eşyaya bağlı haklar, alacağa bağlı haklar, borç ilişkisine bağlı haklar, bir topluluğa mensup olmaya bağlı haklar gibi alt kategorilere ayrılır. Alacağa bağlı haklarda ise kişi alacak hakkına sahip olması dolayısıyla aynı zamanda başka bir hakka da sahip olmaktadır. Bunlara ferî haklar da denir.

OKUMALI:  AÖF Temel bilgi teknolojileri ders notu

HAKLARIN KAZANILMASI VE KAYBI:Bir hakkın, bir hak süjesine (kişiye) bağlanmasına, böylece o hakkın sahibi durumuna gelmesine hakkın kazanılması (iktisabı); hakkın sahibinden ayrılıp onun malvarlığı veya şahıs varlığı çevresinden çıkmasına ise hakkın kaybı denir. Hakların kazanılmasına veya kaybına sebep olan etkenler ya bir hukukî olay, ya bir hukukî fiil ya da bir hukukî işlemdir.

Hakların Kazanılma Yolları:Haklar, aslen, devren ya da tesisen olmak üzere başlıca üç şekilde kazanılır (iktisap edilir). Aslen iktisapta kişi bir hukukî olay veya kendi fiiliyle bir hakkın doğrudan doğruya sahibi hâline gelir. Hak, önceki hak sahibinin hakkına dayanılmaksızın, ilk elden, bir başkasının aracılığı olmaksızın aslen iktisap edilir. Devren kazanma ise bir hakkın önceki sahibinden ve genellikle onun katkısıyla kazanılmasıdır (Ayan, s.99). Devren iktisapta bir taraf hakkı kazanırken diğer taraf o hakkı kaybeder. Bir şahsın sahip olduğu hakkı devretmeyip bu hakka dayanarak bir başkasına yeni bir hak sağlaması hâlinde hak tesisen kazanılmış olur

Hakların Kaybedilme Yolları

Hakların kaybedilmesi bakımından mutlak kayıp-nisbi kayıp ayrımı yapılır. Buna göre bir hak hukukî olay, fiil ya da işlem sonucunda tamamen ortadan kalkıyorsa mutlak kayıp, tamamen ortadan kalkmayıp bir şekilde el değiştiriyorsa nisbi kayıp söz konusu olur.

Hakların Kullanılmasında Dürüstlük İlkesi

Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinin ilk fıkrası “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır” hükmünü içermekte, aynı maddenin ikinci fıkrası ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını belirtmektedir. Bu maddede biri dürüstlük kuralı, diğeri kötüye kullanma yasağı olmak üzere iki temel ilkeye yer verilmektedir. Kanun, hakların kullanılmasında ve borçların ifasında dürüst davranmayı bir yükümlülük olarak öngörmüş, ancak bunu tanımlamamıştır.

Hakların Hak Sahibinin Eliyle Korunması:Hakların korunmasında kural devlet eliyle korunma olmakla birlikte istisnaî olarak kişinin kendi eliyle hakkını korumasına izin verilen durumlar vardır. Bunlar; meşru müdafaa, zorunluluk (ıztırar) hâli ve hakkını korumak için kuvvet kullanmadır

Meşru müdafaa (haklı savunma); bir kimsenin gerek kendisinin gerekse başkasının şahsına veya malvarlığına karşı yapılan bir saldırıyı bertaraf etmek için tecavüzde bulunan kimseye karşı kuvvet kullanmaktır. Zorunluluk (ıztırar) hâli, bir kişinin kendisinin veya başkasının şahıs varlığı veya malvarlığı değerlerine yönelik derhal meydana gelecek bir tehlikeyi bertaraf etmek için tehlikeyle ilgisi bulunmayan bir kişinin malına zarar verilmesidir. Kendi hakkını korumak için kuvvet kullanma da istisnaî olarak kişinin hakkını kendi eliyle koruyabileceği durumlardan biridir.

Hakların Devlet Eliyle Korunması

Bir kimse hakkını elde etmek veya mevcut bir ihlali durdurmak için devlete başvurmadan önce hakkına riayet edilmesini talep edebilir. Talep, borçluya ya da hakkını ihlal edene karşı şahsen kullanılan bir yetkidir.

Dava çeşitleri: Eda davasında davacı; davalının bir şeyi yapmaya, bir şeyi yapmaktan kaçınmaya veya bir şeyi vermeye mahkûm edilmesini mahkemeden talep eder. Eda davası konularına göre farklı isimler alır. Bir zararın tazmini için açılan eda davalarına tazminat davası, mülkiyet hakkına dayanarak bir eşyanın geri verilmesi isteniyorsa açılan eda davasına istihkak davası denir.

Tespit davaları, taraflar arasında bir hukukî ilişkinin veya hakkın mevcut olup olmadığının tespiti için açılan davalardır. Bu dava sonucunda sadece belirli bir hakkın veya hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığına dair bir tespit hükmü verilir. Tespit davasının açılabilmesi için bu davanın açılmasında davacının menfaatinin bulunduğunun ispatlanması gerekir. Tespit davaları da ikiye ayrılır. Mevcut bir hukukî ilişkinin varlığının tespitine ilişkin tespit davalarına müspet (olumlu) tespit davaları, hukukî bir ilişkinin yokluğuna ilişkin tespit davalarına menfi (olumsuz tespit) davaları denir.

Yenilik doğuran davalar, bir hukukî durumun meydana getirilmesi, değiştirilmesi veya sona erdirilmesi için açılan davalardır. Bunlara “inşaî davalar” da denilir. Davacı hukukî ilişkiyi kurma, değiştirme, ortadan kaldırma hakkını kural olarak tek taraflı kullanır.

Davada ispat:İspat, davacının iddiası ve davalının savunmasının dayandığı olguların var olup olmadığı konusunda karar verecek olan mahkemeyi usulüne uygun şekilde ikna etme işlemidir. Bir olgunun ispatı için kullanılan vasıtalara ise “delil” denir.Herkesçe bilinen vakıalar: Herkesçe bilinen vakıalara dayanan kişi bunu ispat etmekle yükümlü değildir. İspat yükünün kanunla belirlendiği hâller: Bu durumda ispat yükü özel kanun hükümlerinde yazılı kimseye düşer. Karineler: Belirli bir olaydan, belli olmayan bir olaya ilişkin çıkarılan sonuçtur. Karinenin önemi ise karineye dayanan taraf kural olarak iddiasını ispat etmiş sayılır. Kanun tarafından çıkarılan sonuçlara “kanunî karine” denir.

Cebrî icra: Dava, davacının lehine veya aleyhine sonuçlanabilir. Dava sonunda verilen mahkeme kararına (ilama) uygun davranılması gerekir. İlamın gereğini yerine getirmekle yükümlü kişi bunu kendi rızası ile yaparsa hak sahibi hakkına kavuşmuş olur ancak buna yanaşmaması hâlinde ilgili hakkında devletin yetkili organları (icra ve iflas daireleri) aracılığıyla cebrî icra (zorla yerine getirme) yoluna başvurulur.

HUKUKİ OLAY KAVRAMI: Hukuk, günlük yaşamda karşılaşılan olaylardan hukuk düzenince önemli gördükleri ile ilgilenir. Böylece her olay hukuki bir olay olarak nitelendirilmez. Kendisine hukuki sonuçlar bağlanan olaylar, hukuki olaylar olarak nitelendirilir

HUKUKİ FİİL KAVRAMI:Görüldüğü gibi, hukuki olayların bir kısmı insan fiillerinden bir kısmı ise doğa olaylarından oluşmaktadır. İnsan fiillerinden oluşan hukuki olaylara, hukukta, hukuki fiiller denmektedir. Bir başka deyişle hukuki fiiller dendiğinde kişilerin, kendisine hukuki sonuç bağlanmış bulunan fiilleri anlaşılmaktadır. Hukuka aykırı fiiller sadece haksız fiillerden ibaret değildir. Bunlardan başka borca aykırı davranışlar da hukuka aykırı fiiller başlığı altında toplanır. Bir kişinin sözleşme ile üstlendiği borcu yerine getirmemesi bu gruba örnektir. Hukuka aykırı fiillerin karşıt kavramı olarak karşımıza hukuka uygun fiiller çıkar.

HAKSIZ FİİLLER:Borçlar Kanunu’nun 49-76. maddeleri haksız fillere ayrılmıştır. Buna göre bir fiilin haksız fiil olarak nitelendirilebilmesi ve böylece failinin bundan sorumlu tutulabilmesi için dört unsurun bir arada bulunması gerekmektedir:

Hukuka Aykırılık Unsuru:Bir olayda haksız fiilin varlığından söz edebilmek için, görüldüğü gibi, hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar vermek gerekir. Bu yüzden bir başkasına zarar verici olsa da failin davranışı hukuka uygun ise ortada haksız fiil yoktur.

 Hukuka aykırılığı kaldıran hâller:Hukuka aykırılığı kaldıran hâller çeşitlidir. Ancak bunları birkaç başlık altında toplamak mümkündür.

Kamu hukukuna dayanan bir yetkinin kullanılması:Bazen kamu hukukundan doğan bir yetkinin kullanılması bir başkasının şahsına ya da mal varlığına verilen bir zararın hukuka aykırı görülmemesine neden olabilir. Türk Ceza Kanunu m. 256: “Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır”.

Zarar görenin rızası:Zarar gören, kendisine zarar veren fiile rıza göstermiş de olabilir. Zarar görenin rızasından söz edildiğinde akla, bu rızanın fiilden önce ya da sonra gösterilmiş olması gelir. Zarar görenin rızasının hukuka aykırılığı ortadan kaldırması için o fiile rıza gösterilmesini hukuk düzeninin caiz görmesi de gerekir. Aksi takdirde gösterilen rıza, fiili haksız fiil olmaktan çıkarmaz.

Haklı Savunma :Bir kimsenin bir başkasına zarar vermesi, örneğin onu yaralaması bazı durumlarda kendisini savunmaya çalışmasından kaynaklanmış olabilir. Türk Ceza Kanunu m. 25(1): “Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez”.

Zorda kalma (ıztırar) hâli

Bazen öyle durumlar olabilir ki bir kimse karşılaştığı bir tehlikeden kurtulmak için bir başkasının mallarına zarar vermek zorunda kalabilir. Örneğin heyelan tehlikesi karşısında bir kimsenin aracıyla bir başkasının arsasına girmesi ve sonuçta çiti kırması ve ürünleri ezmesi dolayısıyla ona zarar vermesi hâli böyledir. Zorda kalma hâlinde fiilin hukuka aykırılığı ortadan kalkmakla birlikte, sonuçta bir başkasının mal varlığı da zarar görmüş olmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda hâkimin hakkaniyete göre üçüncü kişiye verilen zararın tamamen ya da kısmen giderilmesine (tazmin edilmesine) karar vermesi mümkündür.

Hakkını korumak için kuvvet kullanma:Hukukumuzda kişinin bir başkasından hakkını kendi gücü ya da zorlaması ile alması kural olarak caiz değildir. Böyle bir hakkı olan kişi, örneğin alacağı ödenmeyen kişi, mahkemeye ya da icraya başvurmak suretiyle devlet gücünü devreye sokarak alacağını elde eder.

Üstün nitelikte özel ya da kamusal yarar: Bazen bir başkasının haklarını ihlal eden, kişiliğine saldırı niteliği taşıyan bir fiil, buna göre korunmaya daha çok değer üstün bir özel ya da kamusal yarar gereği gerçekleşmiş olabilir. Bu gibi durumlarda fiil hukuka aykırı sayılmaz (BK m. 63/II). Nitekim kişiliğin saldırılara karşı korunması ile ilgili TMK m. 24/II’de de, kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırının hukuka aykırı olduğu düzenlenmiştir.

Zarar Unsuru:Haksız fiilin unsurlarından bir diğeri haksız fiilden dolayı bir kişinin mal varlığında rızası dışında bir azalmanın meydana gelmiş olmasıdır. Böylece kişinin zarara uğramasıdır.Maddi zarar olarak ifade edilen bu zarar; fiilî zarar ve kârdan yoksun kalmayı kapsar. Fiilî zarar, mal varlığının aktifinde bir azalma ya da pasifinde bir çoğalma meydana getiren zarardır. Maddi zararın hesaplanmasında, hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. atürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 8

hastanede gördüğü tedavi gideri, otomobilinin yanmasından dolayı uğradığı kayıp fiilî zarara örnektir.

Kârdan yoksun kalma ise haksız fiilden dolayı kişinin elde edebileceği bir kârı elde edememesini ifade eder. Hastanede tedavi gören kişinin bu arada çalışamamış olmasından ya da önceden öğrenci servis aracı olarak kullandığı yanan minibüsünü artık işletememesinden doğan zararlar böyledir.

Maddi zararın dışında manevi zarar denen bir zarar türü daha vardır. Manevi zarar yukarıda anlatılan şekilde bir zarar olmayıp aslında haksız fiile uğrayan kişiyi manen tatmin etmeye yöneliktir (Manevi zarar ve bundan doğan manevi tazminat ile ilgili hükümlere örnek olarak bkz. Türk Medeni Kanunu m. 25,121; TBK m. 56, 58).

Maddi zararın hesaplanmasında, hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler (BK m. 51/I). Maddi zarar aynen ya da para ile tazmin edilebilir. Aynen tazminde, örneğin, çalınan şey geri verilir, bozulan şey onarılır vb. Para ile tazminde ise zarar para olarak tazmin edilir. Haksız fiilde bulunan, zarar görene para öder.

Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle;

  • Cenaze giderlerini
  • Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıpları ve
  • Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpları kapsar. İşte ölüm hâlinde ölenin maddi desteğinden yoksun kalanlara, örneğin, eşine, çocuklarına vb.lerine böyle bir tazminat ödenmektedir ki bu tazminata destekten yoksun kalma tazminatı denmektedir.

Zarar grenin ölümüyle sonuçlanmayan ancak bedensel bir zararın söz konusu olduğu durumlarda ise özellikle şunlar bu zarar kapsamında değerlendirilir:

  • Tedavi giderleri
  • Kazanç kaybı
  • Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar
  • Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar.

Ayrıca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınları manevi tazminat isteminde bulunabilirler.

Kusur Unsuru:Hukukumuzda haksız fiil sorumluluğu için zarar verenin, kural olarak kusurlu olması gerekir. Yani haksız fiil sorumluluğunda kusur sorumluluğu esastır. Kusur ise kast ve ihmal olmak üzere ikiye ayrılır.

Kastın varlığından söz edebilmek için failin hukuka aykırı sonucun farkında olması (onu tasavvur etmesi, bilmesi) ve bunu istemesi gerekir. İhmal hâlinde ise kişi hukuka aykırı sonucu istememekle birlikte, öyle dikkatsiz davranmaktadır ki bir başkasının zarar görmesine neden olmaktadır. Böylece bir olayda ondan beklenen gerekli dikkat ve özeni göstermemiş olmaktadır.

Kusursuz sorumluluk hâlleri

 Ayırt etme gücünden yoksun olanların (hakkaniyet) sorumluluğu:Kişilerin haksız fiillerinden sorumlu tutulmaları ayırt etme gücüne sahip olmalarına bağlıdır. Aksi hâlde bunlara kusur atfedilemez. Bu nedenle de başkalarına hukuka aykırı şekilde zarar veren fiillerinden dolayı bir sorumlulukları doğmaz.

Adam çalıştıranın sorumluluğu:Adam çalıştıran, çalışanın kendisine verilen işin yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür

Hayvan bulunduranın sorumluluğu:Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici olarak üstlenen kişi, hayvanın başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Yapı malikinin sorumluluğu:Bir binanın veya köprü, bahçe duvarı vb. diğer yapı eserlerinin maliki, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan zararı gidermekle yükümlüdür (BK m. 69).

Tehlike sorumluluğu:Önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten zincirleme (müteselsilen) sorumlu olur.

Nedensellik bağının varlığı:Haksız fiilin son unsuru, failin fiili ile zarar arasında bir nedensellik (illiyet) bağının, neden-sonuç ilişkisinin varlığıdır. Yani zarar, onun fiili sonucunda doğmuş olmalıdır ki faile zararı tazmin yükümlülüğü yüklenebilsin.

Türk hukukunda nedensellik bağının belirlenmesinde, uygun nedensellik bağı denen teori benimsenmiştir. Bu teoriye göre, bir fiille zarar arasında neden-sonuç ilişkisinin varlığının kabulü için günlük hayat tecrübelerine ve olayların normal akışına göre o fiilin böyle bir zararı doğurabilecek olması gerekir.

HUKUKİ İŞLEMLER

Tek Taraflı ve Çok Taraflı Hukuki İşlemler:Bazı hukuki işlemler için bir kişinin iradesini açıklamış olması yeterlidir. Bu irade açıklamasında bulunulması ile hukuki sonuç doğar. İşte yalnız bir tarafın irade açıklaması ile hukuki sonuç doğuran hukuki işlemlere tek taraflı hukuki işlemler denir.

Sözleşmeler kendi içlerinde tek taraflı ve çok taraflı sözleşmeler olmak üzere ikiye ayrılırlar:

Tek taraflı sözleşmeler, taraflardan yalnız birinin borç altına girdiği sözleşmelerdir. Tek taraflı sözleşmelerin en bilinen örneği bağışlamadır.

İki taraflı sözleşmelerde ise sözleşmenin her iki tarafı da borç altına girer. Kira sözleşmesi böyledir

Kararlar, sözleşmelerden farklı olarak tarafların karşılıklı irade açıklamalarında bulunmadığı çok taraflı hukuki işlemlerdir. Kararlarda, kanunların öngördüğü durumlarda, birden çok kişi belirli bir konuda irade açıklamasında bulunarak soruna bir çözüm bulmaya çalışmaktadırlar

Karşılıklı ve Karşılıksız Hukuki İşlemler:Bir hukuki işlem sonucu kişi, elde ettiği çıkara karşılık bir borç altına da giriyorsa karşılıklı hukuki işlemin varlığından söz edilir. Eğer böyle olmuyor, kişi hukuki işlem sonucu elde ettiği çıkara karşılık herhangi bir borç altına girmiyorsa karşılıksız hukuki işlemlerden söz edilir. Karşılıklı-karşılıksız hukuki işlem yerine ivazlı-ivazsız hukuki işlem dendiği de görülmektedir.

Borçlandırıcı İşlemler ve Tasarruf İşlemleri:Kişi satım sözleşmesi gibi bir sözleşme yaptığı zaman, belli bir para ödeyerek bir şeyi satın almak konusunda bir diğeri ile anlaşmaktadır

Sağlararası ve Ölüme Bağlı İşlemler:Kişilerin hukuki işlemlerinin tamamı, onların sağlığında sonuç doğurmaya yönelmemiştir. Gerçekten kişiler bazen ölümlerinden sonra sonuç doğuracak işlemler yapmaya da ihtiyaç duyarlar. İşte işlem yapanların sağlığında hukuki sonuçlarını doğuran işlemlere sağlararası hukuki işlemler, işlem yapanların ölümünden sonra sonuçlarını doğuran işlemlere ise ölüme bağlı işlemler adı verilir

HUKUKUN SİSTEMİ:

  • Hukuk, Roma hukuku döneminden beri kamu hukuku-özel hukuk ayrımına tabi tutulmaktadır. Bu ayrımı benimsemeyenler ve eleştirenler bulunmakla birlikte söz konusu ayrım önemini bir ölçüde korumaya devam etmektedir. Bu ayrıma göre kamu hukuku devlet ve kamu kuruluşlarının örgütlenmeleri, kamu hizmeti gördükleri sırada işleyişlerini ve bu sıfatla diğer kişilerle olan ilişkilerini düzenlerken özel hukuk kamu hukukunun aksine, eşit statüde olan kişiler arasındaki hukukî ilişkileri düzenler. Bu ayrımın çeşitli ölçütleri bulunmakta, bu ölçütlerin yeterliliği noktasında getirilen eleştiriler çeşitli yönlerden haklılık payı taşımaktadır. Bu yetersizliğin bir sonucu olarak karma hukuk dalları denilen üçüncü bir kategorinin varlığı kabul edilir olmuştur

Genel Kamu Hukuku: Toplumun siyasî örgütlenmesi olarak devletin millet ya da halk denilen insan topluluğu, ülke denilen belirli bir coğrafî alan (toprak parçası), egemenlik ya da hâkimiyet denilen siyasal güç (iktidar) olmak üzere üç unsuru bulunmaktadır

Anayasa Hukuku:Anayasa, devletin yapısı, organları, organların işleyişi ve birbirleriyle ilişkileri, iktidarın el değiştirmesi, siyasal iktidarın sınırlandırılması ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması konularını düzenleyen hukukî ve siyasî belgedir. Anayasa hukuku da, sayılan bu konuları ele alan bir kamu hukuku dalıdır.

İdare Hukuku:Kamu hukukunun genç bir dalı olarak idare hukuku, devlet idaresinin kuruluşu ve işleyişine dair ilke ve esasları, kişilerin idare ile olan ilişkileri, kamu hizmeti ve kolluk gibi idari faaliyetleri konu edinir. Yürütme organının günlük ve teknik işlerini yürüten idarenin teşkilatı ve işleyişi, görev ve yetkileri, malları, personeli, denetimi ile idarenin bireylerle olan ilişkileri ve sorumluluğunu düzenleyen kurallar bütünü olarak da tanımlanan idare hukuku kodifiye (tedvin) edilmemiş, yargı kararlarına dayanan (içtihadî) ve gelişmekte olan bir hukuk dalıdır.

Ceza Hukuku:Ceza hukuku, haksızlık teşkil eden insan davranışlarından hangisinin suç olarak tanımlanması gerektiğini ve bu davranışlar karşısında ne tür yaptırımların uygulanacağını belirleyen kamu hukuku dalıdır. Ceza hukuku da kendi içinde bölümlere ayrılır. Öncelikle geniş anlamda ceza hukuku maddi ceza hukuku ve biçimsel (şeklî) ceza hukuku (ceza muhakemesi hukuku) şeklinde bir ayrıma tabi tutulmaktadır (Hakeri, 2008: s. 32) 2. Suçun yapısal unsurları, sorumluluk için aranan koşulları, suç dolayısıyla uygulanması gereken yaptırımları, kanunlarda yer alan suç tanımları ile ilgili açıklama ve değerlendirmeleri konu edinen kısma maddi ceza hukuku denir. Bir suçun belirli kişilerce işlenip işlenmediğine ilişkin maddi gerçeğin araştırılması sürecinde uyulması gereken kurallar ve sürece katılan kişilerin hakları, görev ve yetkilerinin incelendiği kısma ise ceza muhakemesi hukuku adı verilir3.

Vergi Hukuku: Vergi, devletin kamu hizmetlerini görmek, kamu giderlerini karşılamak amacıyla egemenliğinin bir neticesi olarak tek taraflı vergilendirme yetkisine dayanarak kişilerin gelir, gider veya malları üzerinden aldığı ekonomik değerlerdir. Vergi hukuku da kendi içinde vergi usul hukuku, vergi ceza hukuku, vergi yargılama hukuku ve uluslararası vergi hukuku şeklinde bölümlere ayrılmaktadır

Milletlerarası Hukuk (Devletler Umumî Hukuku): Devletlerin de uluslararası alanda barış ve güvenlik içinde yaşaması için aralarındaki ilişkilerin bağlayıcı şekilde düzenlenmesi gerekir. Ancak iç hukuktaki gibi devletler arasındaki ilişkilerin tüm alanlarını tanzim eden kanunlar yoktur. Bu sebeple uluslararası hukukun kurallarının belirlenmesinde özellikle örf ve adet hukuku, devletlerin uygulamaları ve uluslararası tutum ve davranışları rol oynamaktadır. Devletler, uluslararası hukukun statüsünü ve ilişkilerini düzenlediği temel birimdir (Pazarcı, 2008: s. 140) ve aslî süjedir. Pozitivistlerin taraftar olduğu klasik görüş, sadece egemen ve bağımsız devletleri süje olarak kabul etmektedir. Ancak sonraki dönemlerde yaşanan gelişmeler sonucunda (Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi gibi) uluslararası örgütler de milletlerarası hukukun süjesi hâline gelmiştir.

ÖZEL HUKUKUN DALLARI

Medeni Hukuk: Medeni hukukun kişiliğin başlangıcı, sona ermesi, korunması, kişinin ehliyetleri gibi gerçek ve tüzel kişilerin şahsî durumları ile ilgili kısımları konu edinen bölümüne “kişiler hukuku” denilmektedir (Oğuzman – Barlas, 2005: s. 5). Ailenin kurulması ve ailevi ilişkiler, nişanlanma, evlenme, boşanma, velayet, vesayet, mal rejimleri gibi konuları ele alan medeni hukuk kısmına ise “aile hukuku” adı verilir. Medeni Kanunun üçüncü kitabı olan “Miras Hukuku” ise mirasçılar, mirasın geçmesi, vasiyetname ve miras sözleşmesi gibi ölüme bağlı tasarrufları konu edinir. “Eşya Hukuku” başlıklı dördüncü kitap ise mülkiyet, zilyetlik, tapu sicili gibi hususları düzenlemektedir. Medeni hukukun başlıca kaynağı 2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’dur. Alacaklı, borçlu ve alacaklının borçludan talep edeceği şey olan edim, borç ilişkisini oluşturur. Borçlar hukukunun da genel hükümler ve özel hükümler olmak üzere iki kısmı vardır. Genel hükümlerde borçlar hukukuna hâkim olan ilkeler, borç ilişkisinin doğması, hükümleri ve sona ermesi gibi konular ele alınır. Borçlar hukukunun özel hükümleri ise satım, kira, vekâlet, kefalet gibi çeşitli sözleşme türlerini inceler

Ticaret Hukuku: Kişiler arasındaki ticari faaliyetlerden doğan ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarından oluşan ticaret hukuku, özel hukukun geniş ve kapsamlı bir dalını oluşturur ve medeni hukuk /borçlar hukuku ile yakından ilişkilidir. Ticaret hukuku, kendi içinde ticari işletme hukuku, kıymetli evrak hukuku, şirketler hukuku, deniz ticareti hukuku, sigorta hukuku, taşıma hukuku gibi alt dallara ayrılır.

Ticaret hukukunun temel kaynağı olan 1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 1 Temmuz 2012 tarihinden itibaren yerini 2011 tarih ve 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu’na bırakmıştır.

Milletlerarası Özel Hukuk (Devletler Hususi Hukuku):Milletlerarası özel hukukun konusunu yabancılık unsuru içeren işlem veya ilişkilerden doğan uyuşmazlıklar oluşturmaktadır. Yabancılık unsuru içeren işlem veya ilişkiden bahsedilebilmesi ise, o işlem veya ilişkinin taraflarının (vatandaşlık, yerleşim yeri gibi) veya konusunun (sözleşme konusunu oluşturan malların yabancı ülkede olması gibi) yabancı bir ülkeyle irtibatlı olmasına bağlıdır. Bu tür nitelikteki işlem veya ilişkileri inceleyen milletlerarası özel hukuk; vatandaşlık hukuku, yabancılar hukuku, kanunlar ihtilafı hukuku ve milletlerarası usul hukuku olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Milletlerarası özel hukukun kaynakları; genel itibarıyla ulusal ve uluslararası kaynaklar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ulusal kaynaklara başta anayasa olmak üzere kanunlar ve diğer hukukî düzenlemeler girmektedir. Uluslararası kaynaklar arasında ise devletler arasındaki iki taraflı veya çok taraflı anlaşmalar yer almaktadır. Vatandaşlık hukuku, devletle birey arasındaki vatandaşlık ilişkisinin kazanılması, yitirilmesi, değiştirilmesi, kanıtlanması gibi konularla ilgilenmektedir. Vatandaşlığın kazanılması doğumla ve sonradan olmak üzere iki şekilde mümkün olmaktadır. Doğumla vatandaşlığın kazanılmasında soy bağı ve doğum yeri esası kabul edilmektedir. Vatandaşlığın sonradan kazanılmasında yetkili bir makamın kararı, evlat edinme ve seçme hakkının kullanılması ile vatandaşlık kazanılmaktadır. Her ne kadar vatandaşlık hukukuna ilişkin düzenlemelerin devletten devlete değişeceği kabul edilse de, Birleşmiş Milletler tarafından 1948 yılında kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 15. maddesinden hareketle vatandaşlık hukukunda belirli ilkelerin kabul edildiğini söylememiz mümkündür. Bu hususta kabul edilen ilkeler üç başlık altında toplanabilir:

1- Her kişinin vatandaşlığının olması

2- Her kişinin yalnız tek bir vatandaşlığının olması

3- Kişinin uyrukluğunu seçmede ve değiştirmede özgür olması.

Yabancılar hukukunun yabancılara ilişkin olarak ele aldığı konuları üç başlıkta toplamak mümkündür:

1- Yabancıların devletin ülkesine girmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi

2- Ülkeye girmeye hak kazanan yabancıların ülke içinde bulundukları süre müddetince hangi haklardan ne ölçüde yararlanacaklarının düzenlenmesi

3- Yabancıların kendi istekleriyle veya istekleri dışında çıkarılmalarının düzenlenmesi.

Medeni Usul Hukuku:Medeni usul hukuku, özel hukuk alanında ortaya çıkan hukukî uyuşmazlıkların yargısal sürecini konu edinir. Bir özel hukuk uyuşmazlığının neredeki, hangi tür mahkemede görüleceği, hangi süreler içerisinde dava açılacağı ve bu davaya cevap verilebileceği, hâkimin davaya bakamayacağı veya reddedilebileceği hâller, dava çeşitleri, deliller, davada başvurulabilecek savunma yolları ve ispat vasıtaları, mahkeme kararlarına karşı gidilebilecek kanun yolları gibi özel hukuk davalarına ilişkin prosedür, medeni usul hukukunun inceleme alanına dahildir.

İcra ve İflas Hukuku:İcra ve iflas hukuku borçların ve diğer edimlerin ilgilisi tarafından kendiliğinden yerine getirilmemesi hâlinde devletin ilgili birimleri aracılığıyla zorla yerine getirilmesini sağlamada uygulanan hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Medeni usul hukuku gibi icra ve iflas hukuku da kamu hukuku özelliklerinin yoğun olarak görüldüğü bir hukuk dalıdır.

İş Hukuku:İş hukuku, çalışma hayatına dair ilişkileri düzenleyen hukuk kurallarını içerir.

Sosyal Güvenlik Hukuku:İnsanlar, hayatları boyunca hastalık, kaza, işsizlik, evlenme, doğum, yaşlılık, ölüm gibi bazen gelir ve kazanç kaybına yol açan, bazen de ilave masraflar yapmayı gerektiren çeşitli olay ve tehlikelerle karşı karşıyadır.

Fikrî Haklar Hukuku:Fikir ve sanat eserleri hukuku, fikrî mülkiyet hukuku olarak da isimlendirilen fikrî haklar hukuku, eser sahiplerinin bu eserler üzerindeki haklarını konu edinir.

Çevre Hukuku:Özellikle sanayileşme ve teknolojik gelişmeler, başta çevre kirliliği olmak üzere çeşitli çevre sorunlarına yol açmakta, doğal çevredeki dengenin bozulmasından en çok yine o dengeyi bozan insan etkilenmektedir. Doğal ve suni çevreyi oluşturan ögelerin korunması ve geliştirilmesi ile ilgili hukukî tedbirlere başvurulması ve bunlara uyulması amacıyla yapılan düzenlemelerin oluşturduğu çevre hukuku genç bir hukuk dalıdır.

Kitle İletişim Hukuku:Haber, duygu ve düşüncelerin gazete, dergi, radyo, televizyon, internet gibi kitle iletişim araçları ile aktarılması sonucunda kamuoyunun oluşmasına katkıda bulunulur. Bu alanda başlıca kanunlar; 5187 sayılı Basın Kanunu, 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun, 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’dur.

Banka Hukuku

Bakanlar Kurulu izniyle anonim şirket şeklinde kurulan bir ticari işletme olan banka ve onun hukukî işlemlerini düzenleyen banka hukukudur. Banka hukukunun başlıca kaynağı 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’dur

Tüketici Hukuku:İlgi alanı itibarıyla borçlar hukuku ve ticaret hukukuyla yakından ilişkili olan tüketici hukuku tüketicileri özel olarak korumayı hedefleyen sosyal bir hukuk dalıdır.

Sermaye Piyasası Hukuku:Sermaye piyasası hukuku, hisse senetleri, tahviller, varlığa dayalı menkul kıymetler gibi sermaye piyasası araçları, bu araçların alınıp satılmasına aracılık veya danışmanlık yapan sermaye piyasası kurumları ile borsaları düzenleyen bir hukuk dalıdır.

Rekabet Hukuku:Rekabet hukuku, “iktisadî etkinliği sağlamak, mal ve hizmet piyasalarındaki serbest rekabet düzenini oluşturmak ve korumak amacıyla rekabet ihlâllerine engel olmak, rekabet ihlâllerini ortadan kaldırmak için düzenleyici, denetleyici ve yasaklayıcı normları içeren hukuk dalı” biçiminde tanımlanmaktadır.

Toprak Hukuku:Tarım topraklarının hukukî durumlarını, dağıtımlarını ve işletilmelerini düzenleyen hukuk dalı olarak tanımlanan toprak hukuku büyük ölçüde medeni hukukla ilgili olmakla birlikte sosyal ve ekonomik önemi dolayısıyla farklı ve özel düzenlemelere de sahiptir. Toprak hukukunun başlıca kaynakları arasında Tapu Kanunu, Kadastro Kanunu, Sulama Alanlarındaki Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanunu sayılabilir.

Maden Hukuku:Madenlerin ve taş ocaklarının zilyetlik, mülkiyet ve işletme haklarını düzenleyen hukuk kuralları ve bu kuralların dayandığı esasları konu edinen hukuk dalı maden hukukudur. Maden hukuku, önceleri madenlerin taşınmaz mal, çıkarıldıktan sonra da taşınır mal olarak görülmesinden dolayı medeni hukuk kuralları çerçevesinde ele alınmıştır. Maden hukukunun iş hukuku, borçlar hukuku, icra hukuku gibi birçok hukuk dalı ile ilgili yönü bulunmaktadır.

Hava Hukuku:Hava hukuku, özellikle 20. yüzyılın başlangıcında havacılık faaliyetlerinin yaygınlaşması ile doğup gelişen genç bir hukuk dalı olup havacılık faaliyetlerinin ortaya çıkardığı ilişkileri düzenlemek üzere, özel surette konmuş hukuk kurallarının tümünü ifade eder.

ANAYASA KAVRAMI VE ANAYASA HUKUKU

Anayasa Kavramı: Dar anlamıyla anayasa ise bu kuralların anayasa adı verilen resmî bir metin  hâlinde toplanmasını ifade eder. 1876 tarihli ilk anayasamızın adı Kanun-u Esasî, 1921 ve 1924 Anayasalarının adı ise Teşkilât-ı Esâsiye Kanunu idi.

Anayasa Hukukunun Konusu: Anayasa ülkede hukuk kuralları kademelenmesinde (hiyerarşisinde) en üstte yer aldığından, diğer bütün hukuk kurallarına üstündür.Anayasada yer alan temel tercihler, ülkede hukuk kurallarının hem kimler tarafından nasıl yapılacağını hem de bu hukuk kurallarının hangi ilkelere dayanması gerektiğini belirler. Anayasa kimler tarafından nasıl yönetileceğimizi ve bu yöneticilerin nasıl belirleneceğini düzenler. Bir ülkede yönetimin üç temel görünümü söz konusudur. Bunlar aynı zamanda devletin hukuki işlevleri olup yasama, yürütme ve yargılamadır.

OKUMALI:  AÖF Felsefe bölümü ders notları-Toplumsal tabakalaşma ve eşitsizlik

OSMANLI-TÜRK ANAYASALARI

1876 Kanun-u Esasî: 1808 Sened-i İttifak, 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayun (Tanzimat Fermanı) ve 1856 Islahat Fermanı ilk anayasal belgeler olarak kabul edilmektedir. 1876’dan 1908 yılına kadar geçen döneme I. Meşrutiyet denilmiştir. Meşrutiyet, şarta bağlı yönetimi ifade eder. Buradaki şartlar ise anayasal normları karşılamak üzere kullanılmaktadır. Anayasanın hükûmet sistemine ilişkin düzenlemelerine “yapısal şartlar”, temel hak ve özgürlüklere ilişkin düzenlemelerine de “haklar şartı” denilmektedir. İlk defa Padişah iradesinin yanında yasama yetkisini kullanmak üzere bir parlamento öngörülmüştür, fakat son sözü söyleme yetkisi Padişaha bırakılmıştır. Bu parlamento bir kanadı üyeleri kısmi seçimle belirlenen “Heyet-i Mebusan” ile üyeleri Padişah tarafından atanan “Heyet-i Ayan”dan oluşan “Meclis-i Umumi” adını almıştır. Bu anayasada yargı ile ilgili düzenlemelerin yanı sıra, temel hak ve özgürlükler konusunda da düzenlemelere yer verilmiştir. Bu hak ve özgürlüklerin en önemlilerinden bazıları, tüm uyrukların kanun önünde eşit olduğunun (m. 17) ve işkencenin yasaklanması (m. 26), vergilendirmede kanunilik ilkesinin kabulü (m. 20) gibi hususların kayıt altına alınmış olmasıdır. Değişikliği ilan eden Heyet-i Ayan Kararnamesi ile ilk defa millî egemenlik ilkesi vurgulanır.

1921 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu: TBMM tarafından çıkarılan 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu bir anayasada yer alması gereken tüm unsurları bünyesinde barındırmamakla birlikte, yepyeni bir hükûmet şekli kurmuştur. TBMM’nin aldığı kararlara ve çıkardığı kanunlara aykırı olmamak koşuluyla 1876 Anayasası da yürürlüktedir. Tarihimizdeki hem tek yumuşak anayasa hem de çerçeve anayasa olan 1921 Anayasası 23 madde ve bir madde-i münferiden oluşmaktaydı.

1924 Teşkilât-ı Esasiye Kanunu: benimsenmiştir. Cumhuriyeti devlet şekli olarak benimseyen Anayasa, başkent olarak Ankara’yı kabul etmiş ve ilk metinde yer alan devletin resmî dininin İslam olduğuna ilişkin hüküm 1928 yılında çıkarılmış ve 1937 değişikliği ile de laik devlet ilkesini öngörmüştür. Çoğunlukçu yönetimi öngören Anayasa, hem tek parti döneminde hem de çok partili siyasal yaşamda (1950-1960) uygulanmıştır.

1961 Anayasası:27.5. 1960 tarihinde askerî darbe sonucu 1924 Anayasası yürürlükten kaldırılmıştır. 1924 Anayasası’nın İngiltere’de örneğini gördüğümüz çoğunlukçu demokrasi anlayışına bir tepki olan 1961 Anayasası, Kara Avrupası’nda yaygın olan oydaşmacı modeli benimsemiştir. Anayasa ile ilk defa anayasa yargısı kabul edilerek Anayasa Mahkemesi (AYM) kurulmuştur. TBMM, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosundan oluşan iki kanatlı bir yapı olarak kurulurken, kuvvetlerin yumuşak ayrılığını ifade eden parlamenter hükûmet sistemi benimsenmiştir.

1982 Anayasası

Hazırlanması, Yürürlüğe Girmesi ve Özellikleri

12.9.1980 günü TSK’nın emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleştirdiği askerî müdahale sonucu, ülke Millî Güvenlik Konseyi (MGK) tarafından yönetilmiştir. Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren hem MGK Başkanlığı hem de Devlet Başkanlığı görevini uhdesine almıştır. MGK’nın diğer üyeleri Kuvvet Komutanlarından oluşmaktaydı. Kurucu Meclis MGK ve üyelerinin tamamı Konsey tarafından atanan ve 160 üyeden oluşan Danışma Meclisi’nden oluşmaktaydı. Fakat son sözü söyleme yetkisi MGK’ya aittir ve Danışma Meclisi’nden gelen metinde önemli değişiklikler yapılarak halkoyuna sunulmuştur.

Genel Esaslar (Temel İlkeler): Başlangıç Anayasanın 176 maddesine göre Anayasa metnine dâhildir, fakat kenar başlıklar değildir. 1982 Anayasası’nın 1. maddesini oluşturur. Anayasanın 2. maddesinde benimsenen cumhuriyetin nitelikleri ve 3. maddesinde de birtakım temel siyasal tercihler yer almaktadır. Bu ilk üç maddenin değiştirilmesi ve değiştirilmesinin teklif edilmesi dahi 4. maddede yasaklanmıştır. 5. maddede devletin temel amaç ve görevleri, 6. maddede millî egemenlik esası ve bunun anayasaya uygun olarak yetkili organlar eliyle kullanılacağı, 7, 8 ve 9. maddelerde yasama, yürütme ve yargı, 10. maddede eşitlik ilkesi ve 11. maddede de anayasanın üstünlüğü ilkesi düzenlenmiştir.

Temel Hak ve Özgürlükler: Anayasalarda haklar şartı olarak yer alan temel hak ve özgürlükler 1982 Anayasası’nın ikinci kısımında dört bölüm hâlinde düzenlenmiştir:

Birinci Bölüm: Genel Hükümler: Anayasanın 12. maddesine göre, “Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahiptir”. 1982 Anayasası, 2001 ve 2004 değişiklikleri ile Avrupa sistematiğine uygun olarak düzenlemiştir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere şu koşullarda müdahale edilerek bir temel hak ve özgürlük sınırlamaya tabi tutulabilir. Sınırlamada ilkeler: Sınırlama ancak kanunla yapılabilir. Buna göre, kanun altı hukuki düzenleyici işlemlerle (tüzük-yönetmelik) temel hak ve özgürlükler sınırlandırılamayacaktır. Milletvekili dokunulmazlığının iki istisnasından birini oluşturan Anayasanın 14. madde hükmü temel hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılmasını yasaklarken 15. maddede temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının durdurulması düzenlenmektedir. Buna göre, “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir”. Genel hükümler yabancıların durumunu düzenleyen 16. madde ile sona ermektedir: “Temel hak ve hürriyetler, yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlanabilir”.

İkinci Bölüm: Kişinin Hakları ve Ödevleri:Temel hak ve özgürlüklerin sınıflandırılmasında, devletin müdahalesinin en çok sınırlandığı alan olduğu için negatif statü hakları, koruyucu haklar gibi adlar ile de anılmaktadır.

Üçüncü Bölüm: Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler:Temel hak ve özgürlüklerin sınıflandırılmasında, devletin müdahalesine en açık alan budur. Bunun temel nedeni, burada devletin karışmaması değil, aksine devletin bir nevi bu alandaki hak ve özgürlükleri kullanılabilir hale getirmesinin istenmesidir. Bu nedenle de pozitif statü hakları, isteme hakları gibi adlar da almaktadır. Dördüncü Bölüm: Siyasi Hak ve Ödevler:Temel hak ve özgürlüklerin sınıflandırılmasında, vatandaşların devlet yönetimine katılımına imkân veren hak ve özgürlükler düzenlenmektedir. Bundan dolayı da aktif statü hakları, katılma hakları gibi adlar da almaktadır.

Yasama Organı

Anayasanın 75-100. maddeleri yasama ile ilgili düzenlemeleri içermektedir.

Kuruluşu: TBMM, genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşur.

Milletvekili seçilme yeterliliği:Anayasanın 76. maddesine göre, 25 yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir. Seçilemeyecekler veya seçilme yeterliliğine sahip bulunmayanlar ise şu şekildedir: Türk vatandaşı olmayanlar, en az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar.

Seçim dönemi, ara seçimler, seçimlerin genel yönetimi ve denetimi:TBMM seçimleri 4 yılda bir yapılır. Meclis 4 yıl dolmadan erken seçim kararı alabilir. Savaş sebebiyle seçimlerin yapılmasına imkân olmadığında, TBMM seçimleri bir yıl süreyle erteleyebilir. TBMM üyeliklerinde herhangi bir nedenle boşalma hâllerinde ise ara seçimler yapılır/yapılabilir. Seçimler yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır. Yüksek Seçim Kurulu kararları kesin olup bunlar aleyhine başka mercilere başvurulamaz.

 Milletin temsili:“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün Milleti temsil ederler” (m. 80). Bu hüküm millî egemenlik ve millî devlet ilkesinin bir sonucu olup buna “temsilî vekâlet” denilmektedir.

Milletvekilliğinin sona erme hâlleri

İstifa: İstifa tek başına yeterli olmayıp TBMM Genel Kurulu’nca (GK) karara bağlanır. Kesin hüküm giyme veya kısıtlanma: Bunlara ilişkin kesin mahkeme kararının GK’a bildirilmesiyle olur. Milletvekilliği ile bağdaşmayan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar etmek: Anayasanın 82. maddesinde sayılan bir görev veya hizmeti sürdürmekte ısrar eden milletvekili hakkında GK gizli oyla karar verir. Devamsızlık: Anayasanın m. 84/son fıkrası hükmüne göre, “Meclis çalışmalarına özürsüz veya izinsiz olarak bir ay içerisinde toplam beş birleşim günü katılmayan milletvekilinin milletvekilliğinin düşmesine, durumun Meclis Başkanlık Divanınca tespit edilmesi üzerine, GK’ca üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla karar verilebilir”. Cumhurbaşkanı seçilme: Eğer bir milletvekili Cumhurbaşkanı seçilir ise TBMM üyeliği sona erecektir.

TBMM’nin görev ve yetkileri:TBMM’nin görevleri şunlardır: Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak, BK’yı denetlemek, BK’ya belli konularda KHK çıkarma yetkisi vermek, para basılmasına ve savaş ilanına karar vermek, bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek, milletlerarası antlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak, TBMM üye tamsayısının 3/5 çoğunluğunun kararıyla genel ve özel af ilanına karar vermek, içtüzük yapmak, KHK’leri onaylamak ya da reddetmek, meclis başkanını seçmek, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanına ilişkin kararları onaylamak, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanı süresini her defasında 4 ayı geçmemek üzere uzatmak.

TBMM’nin Bakanlar Kurulunu ve Bakanları Denetlemesi: TBMM Anayasada düzenlenmiş beş bilgi edinme ve denetleme yöntemine sahiptir. Bunlar; Soru: BK adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan ve bakanlardan bilgi istemektir. Genel görüşme: Toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun TBMM GK’nda görüşülmesidir. Meclis araştırması: Belli bir konuda bilgi edinilmesi için yapılan incelemedir. Meclis soruşturması: Görevde olan veya daha önce görev yapmış Başbakan ve bakanların cezai sorumluluklarının bir sonucu olarak yargılanmasını sağlamaya yönelik bir yoldur. Gensoru: Bir bakan veya Başbakan hakkında gensoru önergesi verilebilir.

Cumhurbaşkanı:Anayasanın 101-108. Maddeleri Cumhurbaşkanı ile ilgili düzenlemeleri içerir. Cumhurbaşkanı seçilebilmek için, kırk yaşını doldurmuş olmak, yükseköğrenim yapmış olmak, Türk vatandaşı olmak şarttır. Bu koşullara sahip kişiler TBMM içinden veya dışından en az 20 milletvekilinin yazılı teklifi ile veya en son yapılan milletvekili genel seçimlerinde geçerli oylar toplamı birlikte hesaplandığında %10’u geçen siyasi partiler tarafından ortak aday olarak gösterilebilirler. Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıldır ve en fazla 2 defa seçilebilir.

Yetkileri: TBMM seçimlerini yenileme yetkisi, kararnameleri imzalama yetkisi, başbakan ve bakanları atama yetkisi, Devlet Denetleme Kuruluna denetleme yaptırma yetkisi.

 Bakanlar Kurulu:Başbakan başkanlığında bakanlardan oluşan kurula BK denilmektedir. Mecliste bir parti çoğunluğu elde etmiş ise onun genel başkanı, böyle bir parti yoksa kendi aralarında anlaşan ve çoğunluk kuran partiler koalisyonunun üzerinde anlaştığı kişidir. Görev verilen milletvekili, bakanları seçer ve Cumhurbaşkanının onayına sunar. Sunulan listenin Cumhurbaşkanınca onaylanması ile de BK kurulmuş olur ve görevine başlar. BK TBMM gibi ilk-el yetkiye sahip herhangi bir kanuni dayanak olmaksızın herhangi bir yetki kullanamaz.

ANAYASA YARGISI:Anayasaya uygunluğu sağlamak amacıyla başvurulan hukuki araçlar ve yöntemler bütününü ifade eden anayasa yargısı, dar anlamıyla kanunların anayasaya uygunluğunun yargısal denetimi anlamını taşır. Anayasa yargısının kabulü 19. yüzyılın başında ABD’de gerçekleşmiş ve 20. yüzyılın ortalarından itibaren de yaygınlaşmıştır. Avrupa modelinde ise kanunların anayasaya uygunluğunun denetimi, bu amaçla kurulmuş özel bir mahkeme (AYM) tarafından gerçekleştirilir ve Anayasaya aykırı olan norm iptal edilerek yürürlükten kaldırılır. Türkiye’de yasamanın anayasaya uygun davranmasını temin etmek üzere ilk kez 1961 Anayasası ile AYM kurulmuş, 1982 Anayasası da bu yaklaşımı sürdürmüştür. 2010 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği sonucunda AYM’nin yapısında ve görevlerinde önemli değişiklikler yapılmıştır. Yeni düzenlemeye göre mahkeme üyelerinin sayısı 17’ye çıkarılmış, yedek üyelik kaldırılmış, üyelerin görev süreleri 12 yıl ile sınırlandırılmıştır. Mahkeme üyelerinin seçilmelerinde TBMM’yi ikisi Sayıştay GK’nun biri de baro başkanlarının önerdiği adaylar arasından 3 üyeyi seçme yetkisi verilmiş, kalan üyeliklerin belirlenmesinde cumhurbaşkanının ağırlığı korunmuştur.

İptal Davası:Kanunların, KHK’ların, TBMM İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ya da hükümlerinin Anayasaya aykırılığı iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açmaya cumhurbaşkanı, iktidar ve ana muhalefet partisi meclis grupları, TBMM üye tamsayısının en az beşte biri oranındaki üyeleri yetkilidir. Anayasaya aykırılığı iddiasıyla iptal davası açmaya Cumhurbaşkanı veya TBMM üye tam sayısının en az beşte biri oranındaki milletvekilleri yetkilidir. Anayasa değişiklikleri ile kanunların şekil yönünden Anayasaya aykırılıkları iddiası ile doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, bunların Resmî Gazete’de (RG) yayımlanmalarından başlayarak on gün; KHK’larla TBMM İçtüzüğünün veya bunların belli madde ve hükümlerinin şekil ve esas, kanunların ise sadece esas yönlerinden Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açma hakkı, bunların RG’de yayımlanmalarından başlayarak altmış gün sonra düşer.

İtiraz Yolu :Bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya KHK hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa Anayasaya aykırılık iddiasını karara bağlamak üzere dosyayı AYM’ye gönderir ve kararı bekler. AYM, işin kendisine noksansız olarak gelişinden başlamak üzere beş ay içinde kararını verir ve açıklar. Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının RG’de yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.

Bireysel başvuru:Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye başvurabilir. Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir. Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

Siyasi Parti Kapatma:Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan dava üzerine AYM, bir siyasi partinin Anayasanın 69. maddesinde sayılan hâllerden ötürü kapatılmasına veya dava konusu fiillerin ağırlığına göre devlet yardımından kısmen ya da tamamen yoksun bırakılmasına, toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğuyla karar verebilir.

Yüce Divan:AYM, Cumhurbaşkanını, TBMM Başkanını, BK üyelerini, AYM, Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi Başkan ve üyelerini, Başsavcılarını, Cumhuriyet Başsavcı vekilini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Sayıştay Başkan ve üyelerini görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan (YD) sıfatıyla yargılar. Genelkurmay başkanı, kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanları ile jandarma genel komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan’da yargılanırlar. Yüce Divan’da savcılık görevini Cumhuriyet Başsavcısı veya Cumhuriyet Başsavcıvekili yapar.

Anayasa Mahkemesi’nin çalışma usulü ve kararlarının özellikleri: Bölümler, başkanvekili başkanlığında dört üyenin katılımıyla toplanır. GK, Mahkeme Başkanının veya Başkanın belirleyeceği başkanvekilinin başkanlığında en az 12 üye ile toplanır. Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik incelemesi için komisyonlar oluşturulabilir. GK ve bölümler kararlarını katılanların salt çoğunluğuyla alır. Oyların eşitliği hâlinde başkanın bulunduğu tarafın görüşü doğrultusunda karar verilmiş olur. Anayasa değişikliğinde iptale, siyasi partilerin kapatılmasına ya da Devlet yardımından yoksun bırakılmasına karar verilebilmesi için toplantıya katılan üyelerin üçte iki oy çokluğu şarttır.

İDARE KAVRAMI VE İDARE HUKUKU: İdare kavramı, belli bir amacın gerçekleştirilmesi için kurulan örgüt veya bu amaca ulaşmak için yürütülen planlı insan faaliyeti anlamına gelmektedir ki, bu anlamda idare, hem belli bir örgütü hem de bu örgütün faaliyetlerini ifade etmektedir. Özel idareler ile kamu idareleri arasında şu temel farklılıklar bulunmaktadır:

  • Özel idarenin amacı kâr elde etmek iken kamu idaresinin amacı kamu yararıdır.
  • Özel idare kamu gücüne sahip değil iken kamu idaresi kamu gücüyle donatılmıştır.
  • Özel idarenin özel kişiler ile arasında eşitlik ilkesi geçerli iken kamu idareleri özel kişiler karşısında üstün konumdadır.
  • Son olarak, özel idarelerin kuruluşu ve çalışmasında serbestlik ilkesi geçerli iken kamu idarelerinin kuruluşu ve çalışması kanunlarla düzenlenmiştir

Organik Anlamda İdare (İdare Organı): Nitekim 1982 Anayasası’na göre yasama organı genel oyla seçilen 550 milletvekilinden oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. idareden tamamen ayrı organlar olduğu iddia edilemez. Şöyle ki;

  • Bakanlar (bakanlığın başında olma konumundan hareketle) idareden tamamıyla ayrı değildir.
  • Başbakan (kendisine doğrudan doğruya bağlanmış hizmetler ve örgütler bulunması ve hem bakanları seçme hem de bakanlar üzerinde bir gözetme yetkisine sahip olması sebebiyle) idareden tamamıyla ayrı değildir.
  • Bakanlar Kurulu (kurulun oluştuğu kişiler olan Başbakan ve bakanların idare ile yakın ilişki içinde olmaları ve kurulun bizzat kendisinin pek çok idarî işlem yapması sebebiyle) idareden tamamıyla ayrı değildir.
  • Cumhurbaşkanı (gerekli gördüğü hâllerde Bakanlar Kurulunu toplantıya çağırıp ona başkanlık etmesi (m.104), Bakanları Başbakanın önerisi üzerine ataması ve görevden alması

Sonuç olarak, idare organı devletin yürütme organının Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Bakanlar dışında kalan kısmı ile devlet dışındaki diğer kamu tüzel kişileri olarak tanımlanabilir.

Fonksiyonel Anlamda İdare (İdari Fonksiyon): Şöyle ki; yasama fonksiyonu, maddi ölçüt kullanılarak genel, sürekli, objektif, kişisel olmayan kural koyma, değiştirme ve kaldırma faaliyeti olarak tanımlanırken idarî fonksiyon bu genel, sürekli, objektif, kişisel olmayan kuralları uygulama faaliyeti olarak tanımlanmaktadır. Ancak dikkat edilecek önemli bir nokta, yasamanın bireysel nitelikte faaliyetleri olduğu gibi idare de tüzük ve yönetmelik gibi genel, sürekli ve objektif norm koyma faaliyetinde bulunabilir. İdare organından çıkan bir işlem, maddi açıdan yargı işlemine benzese bile yani “iddia-tespit-müeyyide” aşamalarını içerse bile yargı fonksiyonuna dâhil bir işlem değildir, idarî fonksiyona dâhildir. Sonuç olarak, idarî fonksiyon devletin yasama ve yargı fonksiyonu ile yürütme fonksiyonun siyasî fonksiyonu dışında kalan, toplumun günlük yaşamını sürdürmek, dolayısıyla kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla devlet ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen fonksiyonudur.

İdari Fonksiyonun Özellikleri:Amacı kamu yararını gerçekleştirmektir. Konusu, kamu hizmetleridir. İdari işlemlerle yürütülür. Kamu gücü kullanılarak yerine getirilir. Süreklidir. Kendiliğinden harekete geçer. Bireylerle doğrudan doğruya ilgilidir.

İdare Hukuku:En genel anlamı ile idare hukuku, idarenin kuruluş ve işleyişine uygulanan hukuk kurallarının bütünüdür. Batı hukuk sistemleri bakımından Anglo-Sakson Hukuk Sistemi ve Kara Avrupası Hukuk Sistemi olmak üzere başlıca iki hukuk sistemi bulunmaktadır.

İdare hukukunun özellikleri

İdare hukuku genç bir hukuk dalıdır.

İdare hukuku tedvin edilmemiş bir hukuk dalıdır. Çünkü idare hukuku kuralları dağınık hâlde bulunmaktadır.

İdare hukuku büyük ölçüde, içtihadî bir hukuk dalıdır.

İdare hukuku bağımsız bir hukuk dalıdır.

İdare hukuku işlemleri tek taraflıdır.

İdari yargıdan kaynaklanan uyuşmazlıklar idarî yargıda karara bağlanır.

İdare hukukunun kaynakları:Hukukunun kaynakları da “asıl kaynaklar” ve “yardımcı kaynaklar” olarak ikiye ayrılmaktadır. Asıl kaynaklar ise “yazılı” ve “yazısız” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Yazılı kaynaklar Anayasa, kanun, kanun hükmünde kararname, uluslararası antlaşma, tüzük ve yönetmeliklerdir.

Merkezden Yönetim İlkesi

Yerinden Yönetim İlkesi

  • Yer Yönünden
  • Hizmet Yönünden

Merkezden yönetim (merkezîyet) ilkesi, vatandaşlara sunulacak kamu hizmetlerinin devletten ayrı kamu tüzel kişileri tarafından değil, doğrudan doğruya “devlet” tarafından yürütülmesini öngören bir ilkedir. Merkezî yönetim ile yerinden yönetimin özellikleri ile yarar ve zararları öğretide Günday, Yıldırım, Gözübüyük-Tan, Giritli, Bilgen ve Akgüner ile Gözler tarafından aşağıdaki şekilde sıralanmıştır.

Merkezden Yönetimin Özellikleri:Tek bir tüzel kişilik vardır, o da devlet tüzel kişiliğidir. Merkezî idare, kamu hizmetlerinin konularına göre bakanlıklar şeklinde örgütlenmiştir. Kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli olan gelir ve giderler merkezî bütçede toplanır. Kamu hizmetleri merkezde planlanır ve düzenlenir. Merkezî idarenin bir de taşra teşkilatı vardır. Merkezî idare bir bütündür. Merkezî idare içindeki tüm görevliler hiyerarşik bir düzen içinde sıralanmıştır.

Merkezden Yönetimin Yararları:Güçlü bir devlet yönetimi sağlar. Bölgeler arasında eşitliği sağlayıcı bir etkisi vardır. Hizmetler daha rasyonel ve gerçekçi yürütülür. Mali denetim daha kolaydır. Kamu görevlileri yerel etkilerden kurtulur.

Merkezden Yönetimin Zararları (sakıncaları):Bürokrasi ve kırtasiyeciliğe yol açar. Hizmetlerin yöresel ihtiyaçlara göre yürütülmesini güçleştirir. Demokratik ilkelere pek uygun değildir. Yerinden yönetim (adem-i merkezîyet”) ise bazı kamu hizmetlerinin belediye, köy, üniversite, KİT, TRT gibi devlet dışındaki kamu tüzel kişileri tarafından yürütülmesi demektir.

Yerinden Yönetimin Yararları:Demokratik ilkelere daha uygundur. Kırtasiyecilik ve bürokrasiyi azaltır. Hizmetler ihtiyaçlara daha uygun bir şekilde yürütülür.

Yerinden Yönetimin Zararları (Sakıncaları): Bölgeler arasında eşitsizliği artırabilir, ülkenin birliğini bozabilir. Partizanca uygulamalara yol açabilir. Yeterli mali ve teknik imkânlara sahip değillerse hizmetin yürütülmesinde aksaklık doğabilir. Mali denetimleri güçtür.

İdarenin Bütünlüğü İlkesi: Hiyerarşi ve Vesayet:1982 Anayasası, “idare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür” hükmü ile “idarenin bütünlüğü ilkesi”ni açıkça vurgulamaktadır (m.123/1). İdarenin bütünlüğünü sağlayacak iki hukuki araç mevcuttur ki bu araçlar hiyerarşi ve vesayettir. Hiyerarşi yetkisinin özellikleri kısaca şunlardır: Hiyerarşi, aynı kamu tüzel kişisi içinde geçerli bir yetkidir. Genel bir yetkidir. Kendiliğinden veya ilgililerin başvurusu üzerine kullanılabilir. Hiyerarşi yetkisi, hukukilik veya yerindelik sebepleriyle kullanılabilir. Hiyerarşi ilişkisinde, astın idarî veya yargısal bir başvuru hakkı yoktur. Hiyerarşi yetkisinden vazgeçilemez. İdari vesayetin özellikleri ise kısaca şu şekildedir: İdari vesayet, istisnai nitelikte bir yetkidir. İdari vesayet yetkisi, kanunla kurulur. Vesayet, dar bir yoruma tabi tutulur. Vesayet, emir ve talimat verme yetkisi ile düzeltme yetkisini kural olarak içermez.

 İDARİ İŞLEMLER: ir hukuki işlemin “idarî” nitelikte olmasının doğurduğu iki önemli sonuç vardır:

  • İdarî işlemler, idare hukukuna tabidir.
  • İdarî işlemlerden kaynaklanan uyuşmazlıklara idarî yargıda bakılır

Kamu gücü ayrıcalığı olarak tanımlanan üstün yetki ve ayrıcalıklar şu kelikde sıralanabilir.

Kamu Gücü Ayrıcalıkları:Tek yanlı işlemler yapma yetkisi. Re’sen icra, Hukuka uygunluk karinesi, Kamu tüzel kişilerinin borçları için cebrî icra uygulanamaması, mallarının haczedilememesi, iflaslarının istenememesi. İdare personelinin kamu görevlisi sayılması, zorunlu üyelik, zorunlu aidat, vergi muafiyeti, uyuşmazlıkların idarî yargıda görülmesi.

İdari İşlemlerin Özellikleri:İdari işlemlerin “icrailik”, “re’sen icra edilebilirlik” ve “hukuka uygunluk karinesinden yararlanma”gibi üç temel özelliği bulunmaktadır. İdarenin tek yanlı olarak açıkladığı iradesiyle hukuki sonuçlar doğurmasına “icralik” denilir iken bir idarî kararın hukuk âleminde ortaya çıkan sonuçlarının maddi âleme doğrudan doğruya idare tarafından aktarılmasına “re’sen icra edilebilirlik” ve bir idarî işlemin mahkeme tarafından iptal edilinceye kadar, hukuka uygun varsayılması ve uygulanmasına da “hukuka uygunluk karinesinden yararlanma” denilmektedir.

İdari İşlemin Unsurları

Yetki: Yetki bir idarî makamın belirli bir işlemi yapabilme ehliyeti olarak tanımlanmaktadır (Gözler, s. 305). İdare hukukunda yetkilerin ortak özellikleri olarak şunlar sıralanabilir:

1- Yetkiler Anayasa ve kanunlardan kaynaklanır

2- Yetkiler istisnai niteliktedirler.

3- Yetkiler dar yoruma tabi tutulur.

4- Yetkiler kamu düzenine ilişkindir.

5- Yetkiler kullanılması zorunlu, vazgeçilmez ve devredilmez niteliktedir.

6- Yetki sakatlıkları sonradan düzeltilemez.

İdare hukukunda yetki dörde ayrılmaktadır:

1- Kişi Bakımından Yetki: İdari işlemin yapılabilmesi için hangi idarî makamın ya da organın irade açıklamaya yetkili olduğunu ifade etmektedir

2- Konu Bakımından Yetki: Belli konulara ilişki kararların hangi idarî makamlar tarafından alınacağını ifade etmektedir .

3- Zaman Bakımından Yetki: İdari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkiyi kullanacakları süreyi ifade etmektedir .

4- Yer Bakımından Yetki: İdari makamların konu yönünden sahip oldukları yetkiyi kullanacakları coğrefi alanı ifade etmektedir.

Yetki unsurunda sakatlık hâlleri de dörde ayrılmaktadır:

1-Fonksiyon Gaspı: İdarenin yasama veya yargı organlarının görev alanına giren konularda işlem yapması durumunda ortaya çıkan sakatlıktır. Bu hâlde idarî işlem yok hükmündedir.

2- Yetki Gaspı: İdareye tamamıyla yabancı veya idare adına irade açıklamaya yetkili olmayan bir kimse tarafından yapılan işlemlerde ortaya çıkan sakatlıktır. Bu hâlde de idarî işlem yok hükmündedir.

3- Yetki Tecavüzü: Bir idarî makamın diğer bir idarî makamın yetkili olduğu bir konuda veya yerde işlem tesis etmesidir. Bu hâlde idarî işlem iptale tabidir.

4- Ağır ve Bariz Yetki Tecavüzü: Bu tür yetki tecavüzünde hukuka aykırılık çok ağır ve açıktır. Bu hâlde işlem yok hükmündedir.

Şekil: Hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmeye yönelik iradenin kendisiyle açıklandığı araca veya kalıba şekil denilmektedir.

Sebep: İdari işlemden önce gelen ve idareyi bir işlem yapmaya sevk eden etmenler sebep olarak tanımlanmaktır.

Bir idarî işlemin sebebi mevzuatta düzenlenişleri açısından üç gruba ayrılmaktadır:

1- Sebebi açıkça mevzuatta gösterilen işlemler

2- Sebebi mevzuatta belirsiz kavramlarla gösterilen işlemler

3- Sebebi mevzuatta gösterilmeyen işlemler

Bu üç grup dikkate alındığında, idarî işlemin sebep unsurunda üç değişik hukuka aykırılık olabilmektedir (Gözler, s. 347):

1- İdarenin gösterdiği sebebin mevcut olmaması durumunda idarî işlem hukuka aykırıdır.

2- İdarenin gösterdiği sebebin hukuki tavsifinde hukuka aykırılık varsa, idarî işlem hukuka aykırıdır.

3- İdari işlemin sebep ve konu unsuru arasındaki ölçüsüzlük de idarî işlemi hukuka aykırı hâle getirir.

Konu: İdari işlemin doğurduğu hukuki sonuç, yani hukuk düzeninde meydana getirdiği değişikliktir.

Konu unsurunda sakatlık hâlleri aşağıda gösterilen hâllerde ortaya çıkmaktadır:

1- Konunun imkânsız olması

2- Konunun kanuna aykırı olması

3- Sebep ile konu arasında kanunun öngördüğü nedensellik bağının yokluğu

4- Sebep ile konu arasında ölçüsüzlük bulunması.

Amaç: İdari işlemi yapan makamın söz konusu işlem ile ulaşılmak istediği nihai sonuca denilmektedir

İDARENİN FAALİYETLERİ: KAMUGÖREVLİLERİ:Geniş anlamda kamu görevlisi, hukuki durumlarına ve yaptıkları görevin niteliğine bakılmaksızın, kamu kesiminde görev yapan herkesi ifade etmektedir. Bu anlamda, Cumhurbaşkanı’ndan kamuya ait bir fabrikada çalışan işçiye kadar herkes kamu görevlisidir. Dar anlamda ise devletin siyasal yapısını oluşturan organlardaki görevlilerle, özel hukuk hükümlerine tabi olarak çalışanlar dışında kalan kamu görevlilerini ifade etmektedir. İdare Hukuku’nu ilgilendiren dar anlamda kamu görevlileridir. Devlet memurluğunun başlıca üç unsura dayanması gerektiği kabul edilmektedir. Bunlar;

Kariyer: Devlet memurlarına, yaptıkları hizmetler için lüzumlu bilgilere ve yetişme şartlarına uygun şekilde, sınıfları içinde en yüksek derecelere kadar ilerleme imkânını sağlamaktır.

Liyakat: Devlet kamu hizmetleri görevlerine girmeyi, sınıflar içinde ilerleme ve yükselmeyi, görevin sona erdirilmesini liyakat sistemine dayandırmak ve bu sistemin eşit imkânlarla uygulanmasında devlet memurlarını güvenliğe sahip kılmaktır.

Kademe: Kademe, derece içerisinde, görevin önemi veya sorumluluğu artmadan, devlet memurunun olumlu sicil almasına ve bulunduğu derecedeki hizmet süresine bağlı olarak aylığındaki ilerleyiş adımıdır.

Memur Olma Koşulları

Genel Şartlar: Türk vatandaşı olmak, yaş şartı, öğrenim şartı, kamu haklarından mahrum bulunmamak, mahkûm olmamak, askerlik şartı, sağlık şartı

Özel Şartlar: Hizmet göreceği sınıf için gerekli diplomaları almış olmak

Kurumların özel kanun veya diğer mevzuatında aranan şartları taşımak

Memurluğu Sona Erdiren Sebepler: Çekilme (istifa), çekilmiş (müstafi) sayılma, memurluktan çıkarma (ihraç), devlet memurluğuna giriş koşullarında eksiklik, bağdaşmazlık, ölüm, emekliliktir.

Memurların Yükümlülükleri: Anayasaya ve kanunlara sadakat ödevi, devlete bağlılık, tarafsızlık ödevi, itaat ödevi, hizmeti şahsen ve kesintisiz olarak görme, mal bildiriminde bulunma, kıyafet mecburiyeti, ikamet mecburiyeti, resmî belge, araç ve gereçleri geri verme ödevidir.

Memurların Tabi Olduğu Yasaklar

1- İkinci görev yasağı

2- Ticari faaliyetlerde bulunma yasağı

3- Grev yasağı

4- Toplu eylemlerde bulunma yasağı

5- Hediye alma ve menfaat sağlama yasağı

6- Siyasî partilere girme yasağı

7- Gizli bilgileri açıklama yasağı

8- Basına bilgi veya demeç verme

9- Dernek kurma ve üye olma yasağı

10- Ayrıldığı kuruma karşı görev alma yasağı

Memurların Hakları

11- Memurluk Teminatı

12- Hizmet Hakkı

13- Müracaat ve Dava Hakkı

14- Sendika Hakkı

15- İzin Hakkı

16- Aylık Hakkı

17- Yolluk Hakkı

18- Diğer Sosyal Haklar

İDARİ YARGI:Ülkemizde idarî yargı yerleri 1982 tarihinde yürürlüğe giren 2575 sayılı Danıştay Kanunu, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkındaki Kanun ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu ile düzenlenmiştir.

TÜRKİDARİ YARGISI

– İlk Derece İdari Yargı Yerleri:

  1. İdare Mahkemeleri
  2. Vergi Mahkemeleri

– Üst Derece İdari Yargı Yerleri:

  1. Bölge İdare Mahkemeleri (İtiraz Mahkemeleri)
  2. Danıştay (Temyiz Mahkemesi)

– Askerî İdari Yargı

– Askerî Yüksek İdare Mahkemesi

İlk yorumu siz yapın

Yorum yapın

E-posta adresiniz başkaları tarafından gözükmeyecektir.