Özelge özetleri-Tüm özelgeler

adsiz

ÖZELGELER

İçindekiler Tablosu

Tahkim Kararına İstinaden Ödenen Tazminatın Kurum Kazancının Tespitinde Gider Yazılıp Yazılamayacağı.

Yurtdışından Alınan Bilgisayar İçin Ödenen Bakım Ve Güncelleme Hiz.Üz.Tevkifat Yapılıp Yapılmayacağı

Dar Mükellef Kurumlara Yapılan Ödemelerden Tevkifat Yapılıp Yapılmayacağı

Limited Şirket Pay Senetlerinin Satışından Elde Edilecek Kazancın Gelir Vergisine Tabi Olup Olmadığı

Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılması (Tahsil edilemeyen hasılata karşılık ayrılması ve nasıl giderleştirileceği

Yıllara Sari İnşaat Ve Onarım İşinde İşin Başlangıç Ve Bitim Tarihi.

İndirimli Kurumlar Vergisi Kapsamında Hak Kazanılan Yatırıma Katkı Tutarından Birden Fazla Yılda Yararlanılması

5811 Sayılı Kanun Kapsamında Sermayeye İlave Edilen Tutarın Ortaklara Dağıtılmasında Gelir Vergisi Tevkifatı

Kiralanan akaryakıt istasyonunun inşa ve tadilatına karşılık 10 yıllık protokol çerçevesinde yapılan harcamalara karşılık alınan inkişaf/yatırım bedeli ile bu bedele istinaden yapılan harcamaların kurum kazancının tespitinde nasıl dikkate alınacağı

Promosyon Harcamalarının Kurum Kazancının Tespitinde Gider Yazılıp Yazılmayacağı

Şirketin aktifinde 2 yıldan az süreyle kayıtlı bulunan iştirak hissesinin satışından doğan zararın indirim konusu yapılması

Bayiden, yıl sonu indirimi olarak bedelsiz olarak alınan ticari malların, ertesi yıl satılması hk.

Şirket aktifine kaydedilmeyen  gayrimenkulün kamulaştırma yoluyla satışından elde edilen  bedelin kurumlar vergisi ve katma değer vergisinden istisna edilip edilemeyeceği

“Franchise Sözleşmesi” kapsamında royalti, pazarlama ve rezervasyon şeklinde yapılan ödemelerde kurumlar vergisi tevkifatı

Kısmi bölünme neticesinde kurulacak şirketin sermayesi içerisinde yer alan enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması şartının ne şekilde yerine getirilebileceği.

Eski boyahanenin modernizasyonu işinin bir sonraki yıla sarkması ancak faturanın geçmiş yılda düzenlenmiş olması halinde elde edilen kazancın hangi yıl geliri sayılacağı

Satın alınarak tapuda tescil edilen ancak aktife daha sonra kaydedilen taşınmazın satışından doğan kazancın kurumlar vergisinden istisna edilmesi

Yurt içinde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde aracılık faaliyeti yapan kişilere hizmet alımı karşılığı yapılan komisyon ödemelerinin gider yazılması ve belge düzeni.

Rusya’daki şirketlerden alınan hizmetler dolayısıyla yapılan ödemelerin vergilendirilmesi

ABD, Hollanda ve İngiltere mukimi firmalardan sunucu kiralama ve internet hizmeti alımlarının Kurumlar Vergisi Kanunu ve KDV Kanunu karşısındaki durumu.

Belediyeye bağışlanmak üzere kültür merkezi tesisinin onarım ve organizasyon işleri için yapılan harcamaların kurum kazancından indirilip indirilemeyeceği.

Aktif abonelerden alınan güvence bedelinin (Depozito niteliği taşıyan) VUK?un hangi değerleme ölçüsü ile yapılacağı.

Tek tapuda birleştirilen taşınmazların satışından elde edilen kazancın  Kurumlar Vergisi ve KDV yönünden istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

Yurt dışındaki Alman firmasından  alınan serbest meslek hizmeti nedeniyle yapılan ödemeler üzerinden kurumlar vergisi tevkifatının yapılıp yapılmayacağı hususunda.

Yabancı müşterilerin talepleri doğrultusunda spor kulüplerinden kiralanacak localar için yapılan ödemelerin ilgili dönemde temsil ve ağırlama gideri olarak dikkate alınıp alınamayacağı.

İhbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı, işe başlatmama tazminatı, işçinin çalışmadığı süre için ödenen ücret, ücret fark alacakları ile yasal faiz ve yargılama giderlerinin gider yazılıp yazılmayacağı.

Yap-işlet-devret modeline göre inşa edilen binanın vergisel boyutu.

Kat karşılığı inşaat işinde, arsa tapusunun şirket adına tapuda tescili sonrasında yapılan dairelerin teslimi

İndirimli Kurumlar Vergisi ve Yatırım İndirimi Uygulaması

Oto kiralama faaliyetiyle iştigal eden şirketin araç alım-satımının KV, KDV ve ÖTV yönünden değerlendirilmesi ve vergi mükellefi olmayan kişilerden ikinci el araç alımında KDV oranı ve belge düzeni hk.

Dar mükellef ödenen avro hizmet bedeli üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı

Ar-Ge indirimine konu edilecek tutar olarak TÜBİTAK tarafından verilen hibe destek tutarını aşan alet teçhizatın maliyet bedelinin mi amortisman tutarının mı dikkate alınacağı.

Büro mobilya malzemelerinin üretimi, müşterilere teslimi ve montaj işlemlerinin yıllara sari inşaat işi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ile hak ediş ödemeleri üzerinden vergi kesintisinin yapılıp yapılmayacağı.

Komple yeni yatırım için yapılan tamamlama vizesinde finansal kiralama yoluyla alınan makine ve teçhizatın sadece ödenen kira bedellerinin alınması durumunda indirimli kurumlar vergisinden yararlanılıp yararlanılamayacağı.

Taşınmaz satış kazancı istisnasından  yararlanıp yararlanmayacağı.

Ciro primlerinin kurumlar vergisi açısından gelir unsuru olarak mı, maliyet unsuru olarak mı dikkate alınacağı

Yatırım teşvik belgesindeki yatırım tutarının artırılması durumunda, aradaki yatırım farkına indirimli kurumlar vergisinin uygulanması.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 2010 ve 2011 yıllarında kazanç olduğu halde yararlanılmayan yatırım indirimi istisnasından 2012 yılında yararlanılıp yararlanılamayacağı

Kurumun aktifinde yer alan taşınmazın satışında tahsilatın vadeli avalli poliçe ile yapılması halinde kurumlar vergisi istisnası hk.

Tam mükellef şirket tarafından TMSF’ye dağıtılan kâr payları üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı.

6111 sayılı Kanundan yararlanılarak ortaklar cari hesabının düzeltilmesi sonucu bilançoda oluşan ticari zararın geçmiş yıl kârlarından mahsup edilmesinin vergi kanunları karşısındaki durumu.

Ar-Ge faaliyeti ile ilgili olarak başka bir şirket ile sözleşme imzalanmış olması ve Ar-Ge projesinin de bu şirket adına onaylanmış olması durumunda yapılan harcamaların Ar-Ge indirimi olarak dikkate alınıp alınamayacağı hk.

İmal edilmeyen mallar için düzenlenen fatura bedellerinin gelir ve kurumlar vergisi matrahında tespiti

İndirimli Kurumlar Vergisi

İşletmeye kayıtlı birden fazla gayrimenkulün elden çıkarılmasında istisna uygulaması hk.

Manevi tazminat ödemesi üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.

Almanya’da mukim firma tarafından Türkiye’de görevlendirilen personele ödenen ücretlerin vergilendirilmesi.

Yıl İçerisinde İşvereni Değişen Personelin Ücret Gelirinin Vergilendirilmesi Hk.

İrtibat bürosundan ve tek işverenden elde edilen ücretin vergilendirilmesi

Yurt dışında mukim kurumdan elde edilen ücret gelirinin vergilemesi

Eşi adına yatırılan Birikimli Hayat Sigortalarının kendi ücret gelirinden nasıl indirim konusu yapılacağı

Yurt dışından elde edilen ve tevkifata tutulmayan ücret gelirinin vergilendirilmesi

Vergi mükellefi olmayan kişilerden mal ve hizmet alınması halinde yapılacak ödemelerden hangi oranda tevkifat yapılacağı ve belge düzeni.

Ücretli olarak çalışan kişinin serbest meslek faaliyetinde bulunması halinde elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi ve beyanı

Kurum personeline verilen ücretsiz eğitim karşılığında fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması.

Dizi ve sinema filmleri için senariste, müzik bestecisine ve yönetmene yapılan ödemeler.

Uzman mütalaası hazırlama hizmetinin bilirkişi ücretimi yoksa serbest meslek kazancı olarak mı değerlendirileceği

Müzisyen ve garsonlara verilen bahşişler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı.

Öğrencilere özel ders verilmesi karşılığında alınan ücretin serbest meslek kazancı olarak değerlendirileceği.

Daha önce gerçek usulde vergilendirilen nakliyecilik faaliyetinin basit usulde vergilendirilip vergilendirilmeyeceği hk.

Serbest bölgelerde ücret istisnası ve asgari geçim indirimi uygulaması hk.

Spor Kulübü Derneği tarafından yapılan ödemelerin vergilendirilmesi

Yurtdışında Yapılan Harcamalar.

Marka satışından elde edilen kazancın vergilendirilmesi

Vatandaşın gayrimenkulünü bedelsiz olarak 2 yıllığına kullanım hakkını belediyeye vermesi halinde stopaj ve emsal kira bedeli tahakkuk edip etmeyeceği.

Kollektif şirketin anonim şirkete dönüşmesi.

Kollektif Şirketlerin Tasfiye Beyannamesi verip vermeyeceği

Beraber oturulan gayrimenkulün Mahkeme Kararına istinaden eşe intikal ettikten sonra satılması durumunda iktisap tarihi

KOSGEB’den alınan hibenin vergilendirilmesi.

Eczacı olarak çalışan eşten dolayı, ücretli çalışan eşin asgari geçim indiriminden yararlanacağı hk.

Karagöz perde oyununun esnaf muaflığı kapsamında olup olmadığı

Şirket ortağı olan turist rehberinin rehberlik faaliyeti için ayrıca mükellefiyet açtırıp açtırmayacağı.

Yurtdışından döviz olarak elde edilen ücret.

Bilgisayar programı ve yazılımı faaliyeti ile reklam gelirinin vergilendirilmesi

Terk edilen faaliyetten kaynaklanan zararın mahsubu.

Aktife kayıtlı taşınmazların kiraya verilmesi ve satışında kurumlar vergisi ve KDV uygulaması

Adi ortaklığın sermaye şirketine dönüşmesi ve hisse senetlerinin devri halinde değer artışı kazancı hesaplanıp hesaplanmayacağı.

4632 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi kapsamında vakıf/sandıklardan bireysel emeklilik sistemine yapılan aktarımlarda vergilendirme.

Manevi tazminat ödemesi üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk..

Kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre müteahhidin arsa rayiç bedelini maliyete eklemesi hk.

Diş Hekiminin Aldığı İmplant Dişin Giderleştirilmesi.

Fazla Ücret Ödemesinde Tevkifat.

Teleskopla verilen hizmetin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

Suriyedeki ihtiyaç sahiplerine yapılan ayni yardımın indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

Söz, beste ve aranje çalışmaları

Bağımsız denetçi belgesi kurs ve yetkilendirme Belgesi ücretinin,Mali Sorumluluk Sigortasının, temizlik, v.s.giderlerin, çalışanların yemek bedelinin gider kaydı

Yarışma programı hazırlama çalışmasının serbest meslek kazanç istisnası kapsamında olup olmadığı

Yurtdışına verdiğiniz söz konusu bilgisayar yazılım hizmetinden elde ettiğiniz kazancın gelir vergisi matrahınızın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

Ticari taksi sahibinin başka bir ticari taksiye ortak olması nedeniyle basit usul mükellefiyetinin durumu.

Türkiye’de yurtdışı mukimi firmaya verilen proje,tasarım ve uygulama hizmetlerinden elde edilen kazancın indirim konusu yapılıp yapılamayacağı.

Serbest bölgede çalışan personele ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının vergilendirilmesi

İşyeri kredisi için yapılan ödemelerin vergisel boyutu hk.

Para Swapı İşleminde Vergilendirme hk.

Zorunluluk nedeniyle farklı şehirde oturan eşin ödediği kira giderinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

Kumaş parçaları kullanılarak yapılan elişi resim çalışmaları hk.

Almanya’da mukim firma tarafından Türkiye’de görevlendirilen personele ödenen ücretlerin vergilendirilmesi.

Mahalli sanatçıların vergilendirilmesi hk.

İrtibat bürosundan ve tek işverenden elde edilen ücretin vergilendirilmesi

Yurt dışında mukim kurumdan elde edilen ücret gelirinin vergilemesi

Sayı : 19341373-125[ÖZELGE-2013/11]-35 28/04/2014
Konu :

Tahkim Kararına İstinaden Ödenen Tazminatın Kurum Kazancının Tespitinde Gider Yazılıp Yazılamayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, firmanızın bir yurt dışı firmasıyla ticari mal almak için sözleşme imzaladığı, söz konusu mal alımı için akreditif kredisi verecek olan bankanın piyasa koşullarını gerekçe göstererek krediyi açamayacağını bildirmesi üzerine şirketinizin de mal alımını gerçekleştiremeyeceğini ilgili firmaya bildirmesi üzerine yurt dışı firmanın zarara uğradığını ileri sürerek İngiltere’de aleyhinize dava açtığı, dava sonucunda  mahkemenin ödemenize hükmettiği tazminatın firmanızca ödendiği belirterek, ödenen tazminatın Kurumlar Vergisi Kanunu açısından gider yazılıp yazılmayacağı hususu sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinde; kanuni veya iş merkezi Türkiye’de bulunan sermaye şirketlerinin, gerek Türkiye içinde gerekse Türkiye dışında elde ettikleri kazançların tamamı üzerinden vergilendirileceği, 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde de Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

            Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde, işle ilgili olmak şartıyla mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi ticari kazancın tespitinde gider olarak yazılabileceği hükme bağlanmıştır.

            Kurumlar Vergisi Kanununun 11 inci maddesinin birinci fırkasının (g) bendinde ise sözleşmelerde ceza şartı olarak konulan tazminatlar hariç olmak üzere kurumun kendisinin, ortaklarının, yöneticilerinin ve çalışanlarının suçlarından doğan maddi ve manevi zarar ve tazminat giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınamayacağı hükmü yer almaktadır.

            Ödenen tazminatların gider yazılabilmesi için; işle ilgili olması, sözleşmeye, ilama veya kanun emrine istinaden ödenmesi ve söz konusu zararın teşebbüs sahibinin kusurundan doğmamış olması gerekmektedir. Mukavelename, ilam veya kanun emri  olmaksızın ödenen tazminatların gider yazılması mümkün değildir.

            Yabancı memleketlerde hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların, takibi yapılacak ülkede icra olunabilmesi o ülkedeki yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tenfiz kararı verecek olan mahkeme, tenfiz şartlarına bağlı olarak tahkim kurulu kararının, kısmen veya tamamen tenfizine veya değiştirerek istemin reddine karar verebilmektedir. Ayrıca, söz konusu tenfiz kararlarının temyiz edilebilme imkanı da bulunabilmektedir.

            Buna göre, yurt dışı firmanın zarara uğradığını ileri sürerek İngiltere’de aleyhinize açtığı dava sonucunda şirketinizin tazminat ödemesi yönündeki Tahkim Kurulu Kararı ile ilgili  olarak Türkiye’de yetkili mahkeme tarafından tenfiz kararı verilmesi gerekmekte olup tenfiz kararı olmaksızın Tahkim Kurulu Kararına  istinaden şirketinizce düzenlenen uzlaşma sözleşmesine göre ödenen tazminat tutarının Gelir Vergisi Kanunun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında ilgili dönem kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması  mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[30-2012/360]-1181 24/04/2014
Konu :

Yurtdışından Alınan Bilgisayar İçin Ödenen Bakım Ve Güncelleme Hiz.Üz.Tevkifat Yapılıp Yapılmayacağı

İrlanda mukimi Şirketten alınarak herhangi bir değişiklik yapılmaksızın satılan ve ihraç edilen bilgisayar programları için yapılan ödemeler ile imzalanan destek sözleşmeleri kapsamında sağlanan bakım ve güncelleme hizmetlerine ilişkin bedeller üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı.

                        İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizce İrlanda mukimi … tarafından üretilen yazılım ürünlerinin üzerinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın Türkiye’deki ve yurt dışındaki müşterilere dağıtımını yaptığınız, dağıtım işine ek olarak müşterilerinizle belirli süreler için destek sözleşmeleri imzaladığınız ve bu sözleşmeler kapsamında yazılımların kaynak kodlarında hiçbir değişiklik yapmaksızın destek hizmetleri sağladığınız, ayrıca yazılımların güncellemelerini de yaptığınız belirtilerek, yazılım bedeli olarak … ‘e yapılan ödemeler ile müşterilerle imzalanan destek sözleşmeleri kapsamında yazılımların kaynak kodlarında değişiklik yapılmaksızın sağlanan bakım ve güncelleme hizmetlerine ilişkin bedeller üzerinden … ‘e yapılan ödemelerin Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesine göre tevkifata tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            Kurumlar Vergisi Yönünden:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 3’üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanun’un 1’inci maddesinde sayılı kurumlardan kanunî ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, dar mükellefiyet esasında, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilecekleri hükme bağlanmış olup üçüncü fıkrasında, dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar bentler halinde sayılmıştır.

             Aynı Kanun’un 30’uncu maddesinin birinci fıkrasında, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dâhil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış olup anılan fıkranın (b) bendinde, petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlardan (2009/14593 sayılı BKK ile) %5, diğerlerinden (2009/14593 sayılı BKK ile) % 20; ikinci fıkrasında ise ticarî veya ziraî kazanca dâhil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddî hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden (2009/14593 sayılı BKK ile) % 20 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

             Bu düzenlemeler çerçevesinde,

            – Şirketiniz tarafından yurt dışında mukim firmalardan alınan bilgisayar programlarının üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadan ve/veya çoğaltılmadan nihai tüketicilere satılması veya aynı şekilde işletmede kullanılması halinde yurtdışında mukim firma tarafından elde edilen kazanç ticari kazanç niteliği taşıyacağından, bu nitelikteki ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır.

             – Yurt dışında mukim firmalardan Şirketinizde kullanmak ve/veya müşterilere/bayilere satışını yapmak üzere özel olarak bir bilgisayar programı hazırlatılması halinde veya daha önce üretilmiş, piyasada bulunan bilgisayar programlarının üzerinde, şirketinize yönelik özel değişikliklerin yapılması halinde yurt dışında mukim firma tarafından elde edilen kazanç, serbest meslek kazancı niteliği taşıdığından bu kapsamdaki ödemeler üzerinden %20 oranında vergi kesintisi yapılacaktır.

            – “Copyrigt” kapsamında bir bilgisayar programının çoğaltma, değiştirme, topluma dağıtma, gösterme gibi haklarının satın alınması halinde, şirketiniz tarafından bir gayrimaddi hak elde edilecek olup yurt dışında mukim firmaya yapılacak söz konusu gayrimaddi hak bedeli ödemelerinden %20 oranında vergi kesintisi yapılacaktır.

            Diğer taraftan, yurtdışı mukim firmanın söz konusu programa ilişkin olarak firmanıza vereceği bakım, onarım, destek ve eğitim hizmetleri serbest meslek kazancı niteliğinde olup, bu ödemeler üzerinden de % 20 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılması gerekmektedir.

            Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmaları Yönünden:

             1.1.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olan Türkiye Cumhuriyeti ile İrlanda Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması’nın bir örneği ekli “İşyeri” başlıklı 5 inci maddesinin 1 inci fıkrasında “işyeri” terimi tanımlanmış, 2 nci fıkrasında da işyerine örnek yerler sayılmıştır.

            Anlaşma’nın 5 inci maddesinin bağımsız temsilciliğe ilişkin 7 nci fıkrasında, bir Akit Devlet teşebbüsünün, diğer Devletteki işlerini, kendi işlerine olağan şekilde devam eden bir simsar, genel komisyon acentesi veya bağımsız statüde diğer herhangi bir acente vasıtasıyla yürütmesi durumunda, faaliyetin icra edildiği ülkede bir işyerine sahip olmadığının kabul edileceği hüküm altına alınmıştır.

             Bu kapsamda bağımsız nitelikte bir temsilciden söz edilebilmesi için, temsilcinin hem hukuken hem de ekonomik olarak teşebbüsten bağımsız olması ve teşebbüs adına faaliyette bulunurken kendi işlerine olağan şekilde devam etmesi gerekmektedir.

            Bir temsilcinin müteşebbisten bağımsızlığı aynı zamanda onun müteşebbise karşı sorumluluklarının derecesine bağlıdır. Temsilci faaliyetlerini müteşebbisten aldığı emir ve talimatlar ile yürütüyor ise müteşebbisten bağımsız addedilmeyecektir. Bağımsız bir temsilci için diğer bir önemli kıstas ise temsilcinin faaliyetlerinin müteşebbisin etkin bir kontrolüne tabi olmaması ve temsilcinin faaliyetlerini tek bir işveren adına yürütmemesidir.

            Ancak, aynı maddenin daimi temsilciliği düzenleyen 6 ncı fıkrasında; gerçek veya tüzel kişilerin, diğer Akit Devletin bir teşebbüsü namına hareket etmesi ve bu teşebbüs adına devamlı olarak sözleşme imzalama yetkisi kullanmaları durumunda, 7 nci fıkrada belirtilen bağımsız nitelikteki temsilciler kapsamında değerlendirilmeleri mümkün bulunmamaktadır. Bu durumda, söz konusu faaliyetler diğer Akit Devletin teşebbüsü için bir işyeri oluşturacaktır.

            08.10.2012 tarihli özelge talep formu ekinde yer alan ve İrlanda mukimi … Limited (…) ile Şirketiniz arasında 01.10.2012 tarihi itibarıyla yürürlüğe gireceği belirtilen Distribütörlük Sözleşmesinin 2.1 maddesine göre İrlanda mukimi …, Şirketinizi yazılım programlarının dağıtım çalışmalarına yoğunlaşmak üzere yetkilendirilmiş münhasır olmayan distribütör olarak atamıştır. Şirketiniz bu distribütörlük kapsamında, yazılım programlarının son kullanıcıya tanıtımı, pazarlanması ve dağıtım haklarına sahip olmuştur. İrlanda mukimi …, distribütörlük sözleşmesinin 2.2.A maddesi ile yazılım programlarının lisans dağıtım hakkını verdiği Şirketinizin, bu dağıtım faaliyetlerini gerçekleştirirken uyması gereken sınırları açık olarak belirlemiştir. Söz konusu faaliyetler ile ilgili talimatlara ek olarak Şirketinizin sözleşme kapsamındaki faaliyetleri ile ilgili yoğunlaşacağı hususlar da Distribütörlük Sözleşmesinin 2.5 bölümünde tek tek sayılmak suretiyle belirtilmiştir.

            Ayrıca, sözleşmede (2.2.C) dağıtım hakkına sahip olduğunuz son kullanıcı lisanslarının yazılı sözleşme şeklinde yapılması gerektiği, sözleşmedeki koşulların ihlal edilmesi durumunda Şirketinizin …’yı en kısa sürede bilgilendireceği ve …’nın üçüncü taraf lehtarı olarak herhangi bir son kullanıcı lisans sözleşmesini tatbik etme hakkına sahip olacağı ifade edilmektedir.

            Yine söz konusu sözleşmenin “Kayıtların İncelenmesi” başlıklı 6.2 nolu bölümünde, Şirketinizin sözleşme süresince, sözleşme kapsamındaki faaliyetlerle ilgili eksiksiz, tam ve doğru olarak muhasebe defter ve kayıtları tutacağı, bu kayıtların sözleşmenin ihlal edilip edilmediğinin tespiti için … tarafından gözden geçirilebileceği ifade edilmektedir.

            Ayrıca, sözleşmede yetkili olduğunuz bölge içinde Şirketinizin alt distribütör atama hakkına sahip olduğu (2.2.B), alt distribütörün sözleşmede tanımlanan sorumluluklarını yerine getirmemesi durumunda …’ya ihbarda bulunmak suretiyle alt distribütör sözleşmesini feshedebileceği ancak belirli şartlarla ihbarda bulunmadan sözleşme feshetme hakkına sahip olduğunuz düzenlenmiştir. (7.2.H)

            Sözleşme bir bütün olarak incelendiğinde Şirketinizin, İrlanda mukimi …Limited adına hareket ettiği ve söz konusu bilgisayar programının tanıtım, pazarlama ve dağıtımını İrlanda mukimi şirket adına yürütmekte olduğu anlaşılmaktadır. Şirketinizin söz konusu distribütörlük sözleşmesi kapsamında yürüttüğü faaliyetlere ilişkin olarak sözleşmede açık talimatların yer aldığı, …’nın dağıtımını yaptığınız yazılım ürünlerine ilişkin yaptığınız sözleşmelere (son kullanıcı lisans sözleşmesi) dahi müdahil olabildiği, alt distribütörlerle imzalanmış olan sözleşmelerin …’ya bilgi verilerek feshedilebildiği, dağıtımını yaptığınız yazılım ürünleri ile rekabet edebilecek diğer ürünlerin dağıtım veya temsilciliğini yapamadığınız yani tek bir işveren adına hareket ettiğiniz dikkate alındığında Şirketinizin faaliyetlerini bağımsız olarak yürüttüğünü söylemek mümkün değildir.

            Ayrıca, bu faaliyetlere ilişkin olarak tutulan defter ve kayıtların bile …’nın incelemesine tabi olması sözleşme kapsamındaki söz konusu faaliyetlerin İrlanda mukimi firmanın kapsamlı kontrolü altında yürütüldüğünü göstermektedir.

            Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Şirketinizin, İrlanda’da mukim şirket için gerçekleştirdiği söz konusu faaliyetler dolayısıyla bu kuruluşun bağımlı temsilcisi niteliğini kazandığı değerlendirilmektedir. Dolayısıyla Anlaşma’nın 5 inci maddesinin 6 ncı fıkrası kapsamında İrlanda mukimi … için Türkiye’de bir işyeri oluştuğu sonucuna varılmaktadır.

            Bununla birlikte, 08.10.2012 tarihli özelge talep formu ekinde yer alan sözleşmenin imzalanmamış olması veya farklı hükümler içeren başka bir anlaşmanın imzalanmış olması durumunda Şirketinizin bağımlı temsilci niteliği kazanıp kazanmayacağının yeniden değerlendirilmesi gerektiği tabiidir.

            Türkiye Cumhuriyeti ile İrlanda Arasında Gelir ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması’nın bir örnekleri ekli 7 nci maddesinde ticari kazançlara, 12 nci maddesinde ise gayrimaddi hak bedellerine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.

            Şirketiniz tarafından İrlanda mukimi firmadan alınan bilgisayar programlarının üzerinde herhangi bir değişiklik yapılmadan ve/veya söz konusu programlar üzerinde başka herhangi bir hakka sahip olunmadan satılması durumunda İrlanda mukimi firmaya yapılan ödemeler İrlanda mukimi firma için ticari kazanç niteliği taşıyacağından, Anlaşma’nın 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilecektir. Bu durumda, İrlanda mukimi şirketin Türkiye’de oluşan işyeri vasıtasıyla icra ettiği faaliyetlerden elde ettiği kazançların, Anlaşma’nın 7 nci maddesi hükümleri uyarınca bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere Türkiye’de iç mevzuat hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Diğer taraftan, “Copyright” kapsamında bir bilgisayar programının çoğaltma, değiştirme, topluma dağıtma, gösterme vb. gibi haklarının satın alınması halinde, bu kapsamda İrlanda mukimi firmaya yapılacak ödemelerin gayrimaddi hak bedeli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim, özelge talep formu ekinde yer alan sözleşmenin 2.2.A (ii) bölümünde Şirketinizin “Son kullanıcıya verilen her bir son kullanıcı lisansı için programın bir nesne kodu kopyasının çıkarılması ve/veya teslim edilmesi” hakkına sahip olduğu görülmektedir. Bu hakkı kullanmanız durumunda yapacağınız ödemelerin gayrimaddi hak bedeli olarak değerlendirileceği tabiidir. Anlaşma’nın 12 nci maddesinin 1 inci fıkrası kapsamında İrlanda mukimi firmaya yapılacak söz konusu gayri maddi hak bedeli ödemelerinin gayrisafi tutarı üzerinden söz konusu Anlaşmanın 12 inci maddesinin 2 nci fıkrasına göre %10 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmekte ise de İrlanda mukimi firmanın özelge konusu faaliyetleri Türkiye’de bir işyeri vasıtasıyla ifa ediyor olması nedeniyle 12 nci maddenin 4 üncü fıkrası gereğince, bu kazançların Anlaşma’nın 7 nci maddesi kapsamında bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere Türkiye’de iç mevzuat hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Öte yandan, gerek Türkiye’de gerekse yurtdışında bulunan müşterilerinizle imzalanan teknik destek sözleşmesi gereğince, yazılımların kaynak kodlarında hiçbir değişiklik yapılmaksızın sağlandığı ifade edilen bakım ve güncelleme hizmetlerine ilişkin firmanız tarafından İrlanda mukimi firmaya yapılan ödemeler de, Anlaşma’nın “Ticari Kazanç” başlıklı 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilecektir. İrlanda mukimi firmanın Türkiye’de oluşan bir işyeri vasıtasıyla elde ettiği söz konusu kazançların da Anlaşma’nın 7 nci maddesi kapsamında bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere Türkiye’de iç mevzuat hükümlerine göre vergilendirilmesi gerekmektedir.

             İrlanda mukimi … tarafından, Anlaşma’nın 7 nci maddesi çerçevesinde Türkiye’de ödenen/ödenecek vergiler, Anlaşma’nın “Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi” başlıklı 23 üncü maddesinin 1 inci fıkrasına göre İrlanda’da hesaplanan/hesaplanacak vergiden mahsup edilebilecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-125[30-11/2]-430 18/04/2014
Konu :

Dar Mükellef Kurumlara Yapılan Ödemelerden Tevkifat Yapılıp Yapılmayacağı

            İlgi (a) da kayıtlı özelge talep formunuz ve ilgi (b) de kayıtlı dilekçenizde, Belçika’da yerleşik ve şirketinizin % 96 ortağı olan Belçika mukimi … N.V (Belçika) Holding ile şu anda sahip olunan ya da gelecekte sahip olunacak patentler, teknik bilgiler ve işletme teknolojisinden yararlanılması konusunda bir lisans sözleşmesi imzaladığınız, sözleşmenin … N.V (Belçika) Holding tarafından sahip olunan Ar-Ge ve üretim teknolojisinin sadece Türkiye’deki kullanılma hakkını kapsadığı ve bu hakkın kullanımının Ar-Ge ve üretim teknolojisi kullanılarak imal edilen ürünleri tanıtmayı ve satmayı içerdiği, söz konusu kullanım hakkı kapsamında imalat sürecinde söz konusu Ar-Ge ve üretim teknolojisinden yararlandığınız, bunun karşılığında şirketiniz tarafından belli bir formüle göre hesaplanmış “lisans ve telif bedeli”nin adı geçen şirkete ödendiği,

            – Almanya mukimi olan ve yukarıda adı geçen Belçika şirketi ile ilişkili olarak faaliyet gösteren … GmbH isimli şirket ile bu şirket tarafından Almanya’da oluşturulmuş ortak bilgi platformunu ve Almanya’dan sağlanan internet ağını kullanmak üzere bir anlaşma imzalandığı, bu kapsamda söz konusu firmadan internet hizmetleri, e-posta adresi, network hizmeti aldığınız, bu sistemler için ayrıca telefon ve internet üzerinden destek aldığınız, söz konusu desteğin Türkiye’ye gelmeden Almanya’dan verildiği, bu hizmetler karşılığında yurtdışı ilişkili şirket pozisyonunda … System tarafından düzenlenen aylık sistem destek faturası karşılığında şirketinizce ödeme yapıldığı,

            – Yine Almanya mukimi söz konusu şirket tarafından, grubun tüm şirketleri için Microsoft şirketinden Microsoft yazılım ürünlerinin ve internetten sızacak virüsleri engelleyecek güvenlik yazılım lisanslarının toplu bir şekilde alınarak her bir grup şirketine; şirketlerde kullanılan bilgisayar adedine göre “Microsoft ürünleri lisans bedeli ve internet güvenlik yazılımı bedeli” olarak yılda bir kez lisans faturası kesildiği ve bunun karşılığında şirketinizin de söz konusu Almanya şirketine ödeme yaptığı,

            belirtilerek yaptığınız söz konusu ödemelerin kurumlar vergisi kesintisine tabi olup olmadığı hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

            I- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun 1 inci maddesinde sayılan kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden dar mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmış ve üçüncü fıkrasında da dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar bentler halinde sayılmıştır.

            Anılan Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış; bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları ile ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığından ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi tevkifatı yapılması öngörülmüş olup 12.01.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kesinti oranı petrol arama faaliyeti dolayısıyla sağlanacak serbest meslek kazançlarından % 5, diğer serbest meslek kazançlarından % 20, gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden de % 20 olarak belirlenmiştir.

            Öte yandan, şirketinizin emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit etmiş olduğu bedel veya fiyat üzerinden ilişkili kişilerden mal ve hizmet alması durumunda Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinde belirtilen hükümlerin uygulanacağı tabiidir.

            II- ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMALARI YÖNÜNDEN:

            Şirketinizin Belçika mukimi … N.V. ile akdettiği; Ar-Ge ve üretim teknolojisinin Türkiye’de kullanım hakkının alınmasına ilişkin sözleşme çerçevesinde yapılan lisans ve telif bedeli ödemelerinin Türkiye-Belçika Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması kapsamında gayrimaddi hak bedeli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

             08.10.1991 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Cumhuriyeti ile Belçika Krallığı Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”nın hükümleri 01.01.1992 tarihinden itibaren uygulanmakta olup Anlaşmanın “Gayrimaddi Hak Bedelleri”ni düzenleyen 12 nci maddesi:

            “1. Bir Akit Devlette doğan ve diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddi hak bedelleri, bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. Bununla beraber, söz konusu gayrimaddi hak bedelleri elde edildikleri Akit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı diğer Akit Devletin bir mukimi ise bu şekilde alınacak vergi, gayrimaddi hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu aşmayacaktır.
  2. Bu maddede kullanılan “gayrimaddi hak bedelleri” terimi, sinema filmleri, radyo televizyon yayınlarında kullanılan filmler ve bantlar dahil olmak üzere edebi, artistik, bilimsel her nevi telif hakkının veya her nevi patentin, alameti farikanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin veya sınai, ticari, bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikiminin kullanma imtiyazı, kullanma hakkı veya satışı ile 8 inci maddenin 2 nci fıkrasında bahsedilen teçhizatın dışında kalan sınai, ticari, bilimsel teçhizatın kullanma imtiyazı veya kullanma hakkı karşılığında ödenen her türlü bedelleri kapsar.
  3. Bir Akit Devlet mukimi olan gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı bu bedelin elde edildiği diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunursa veya bir Türkiye mukimi, Belçika’da bulunan bir sabit yeri kullanarak Belçika’da serbest meslek faaliyetinde bulunursa ve söz konusu bedelin ödendiği hak veya varlık ile bu işyeri veya sabit yer arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, bu maddenin 1 inci ve 2 nci fıkra hükümleri uygulama dışı kalacaktır. Bu durumda, olayına göre 7 nci madde veya 14 üncü madde hükümleri uygulanacaktır.
  4. Bir Akit Devletin kendisi, politik alt bölümü, mahalli idaresi veya mukimi tarafından ödenen gayrimaddi hak bedelinin, o Devlette elde edildiği kabul olunacaktır. Bununla beraber, gayrimaddi hak bedelini ödeyen kişi mukim olsun ya da olmasın, bir Akit Devlette gayrimaddi hak bedelini ödeme yükümlülüğü ile bağlantılı bir işyerine veya sabit yere sahip olduğunda ve bu gayrimaddi hak bedeli bu işyerinden veya sabit yerden kaynaklandığında, söz konusu gayrimaddi hak bedelinin işyerinin veya sabit yerin bulunduğu Devlette elde edildiği kabul olunacaktır.
  5. Kullanım, hak veya bilgi karşılığında ödenen gayrimaddi hak bedelinin miktarı, ödeyici ile gerçek lehdar arasında veya her ikisi ile bir başka kişi arasında var olan özel ilişki nedeniyle, böyle bir ilişkinin olmadığı durumlarda ödeyici ve gerçek lehdar arasında kararlaştırılacak miktarı aştığında, bu madde hükümleri en son bahsedilen miktara uygulanacaktır. Bu durumda ilave ödeme, gayrimaddi hak bedelinin doğduğu Akit Devlette bu Devletin mevzuatına göre vergilendirilebilecektir”

            hükümlerini öngörmektedir.

            Buna göre, Türkiye’de doğup şirketinizce Belçika mukimi … N.V.’ye ödenen gayrimaddi hak bedellerini vergileme hakkı Belçika’ya ait bulunmaktadır. Bununla birlikte Türkiye’nin de söz konusu gayrimaddi hak bedelleri üzerinden vergi alma hakkı bulunmakta olup, adı geçen Belçika mukimi şirketin söz konusu gayrimaddi hak bedellerinin gerçek lehdarı olması (Anılan Anlaşmaya ekli Protokolün 5 inci maddesi hükmü gereğince gerçek lehdarın bir Belçika mukimi olması da yeterlidir.) durumunda Türkiye tarafından alınacak vergi, gayrimaddi hak bedellerinin gayri safi tutarın %10’u ile sınırlıdır.

            Türkiye’de bu şekilde ödenecek vergi; Anlaşma’nın “Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi”ni düzenleyen 23 üncü maddesinin 1/b bendi hükmü gereğince, söz konusu gelir unsurlarına ilişkin Belçika vergisinden, Belçika mevzuatının yabancı vergilere ilişkin hükümlerinde öngörülen şartlar ve oranlar altında, sabit bir oranda mahsup edilmek suretiyle çifte vergilendirme önlenecektir.

            Diğer taraftan, Almanya mukimi … GmbH firması tarafından sunulan internet hizmetleri, e-posta adresi alımı, network hizmeti ile telefon ve internet üzerinden alınan destek hizmetlerine ilişkin olarak ise 24/01/2012 tarih ve 28183 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01/08/2012 tarihinde yürürlüğe giren “Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması”nın hükümleri 01/01/2011 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.

            Şirketiniz tarafından internet erişimi, e-posta adresi, telefon veya internet üzerinden alınan destek hizmetleri için Almanya’da mukim … GmbH’ye yapılan ödemelerin, bu hizmetlerin sınai, ticari veya bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikiminin kullanılmasına yönelik gayrimaddi hak niteliğinde hizmetler olmaması koşulu ile, Türkiye – Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının “Ticari Kazançlar”ı düzenleyen 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Şöyle ki; ödemeler, gizli teknik bilgi, ustalık veya tecrübe karşı tarafa devredilmeksizin, bu teknik bilgi, ustalık veya tecrübe kullanılarak karşı taraf için, önemli oranda maliyet ve işe katlanılarak icra edilen bir hizmet karşılığı yapılıyor ise (satış sonrası servis karşılığı yapılan, garanti kapsamında satıcı tarafından alıcıya verilen bir takım hizmetler karşılığı yapılan, saf teknik yardım karşılığı yapılan, eğitim hizmeti karşılığı yapılan gibi) söz konusu ödemelerin yapıldığı Almanya’da mukim şirketin elde ettiği gelirin, Anlaşmanın 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Anlaşmanın 7 nci maddesinin birinci fıkrasında;

            “1. Bir Akit Devlet teşebbüsüne ait kazanç, söz konusu teşebbüs diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunmadıkça, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Eğer teşebbüs yukarıda bahsedilen şekilde ticari faaliyette bulunursa, teşebbüsün kazançları bu diğer Devlette, yalnızca bu işyerine atfedilebilen miktarla sınırlı olmak üzere vergilendirilebilir.”

            hükmü yer almaktadır.

            Buna göre, Almanya mukimi bir şirketin söz konusu hizmetler karşılığında elde ettiği kazancın Türkiye’de vergilendirilmesi için bu kazancın Türkiye’de bulunan bir işyeri vasıtasıyla elde edilmesi gerekmektedir. Aksi durumda vergilendirme Almanya’da yapılacaktır.

            Türkiye – Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının “İşyeri” başlıklı 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde, işyeri teriminin, bir teşebbüs tarafından, çalışanları veya teşebbüs tarafından bu amaçla görevlendirilen diğer personel aracılığıyla bir Akit Devlette ifa edilen ve herhangi bir 12 aylık dönemde toplam altı ayı aşan bir süre veya sürelerde devam eden (aynı veya bağlı proje için), danışmanlık hizmetleri de dahil, hizmet tedariklerini kapsayacağı hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hizmetler bakımından Türkiye’de bir işyeri oluşup oluşmadığı bu düzenleme çerçevesinde belirlenecektir.

            Diğer taraftan, söz konusu hizmetlerin gayrimaddi hak niteliğinde bir hizmet olması durumunda ise Anlaşmanın “Gayrimaddi Hak Bedelleri”ni düzenleyen 12 nci maddesi uygulanacaktır.

            Bu kapsamda, söz konusu ödemeler, sadece bir ürünün incelenmesi veya sadece teknik gelişim bilgisi ile bir üretici tarafından edinilemeyen, bir ürünün veya işlemin endüstriyel tekrar üretimi için gerekli olan, patentleştirilmiş olsun olmasın, gizli teknik bir bilgi, ustalık veya tecrübenin, halka açıklanmadan kalacak şekilde, teslim alan tarafından kendi hesabına kullanılmak üzere, teslim eden tarafından önemli sayılabilecek bir iş yapılmaksızın, maliyet ve işe katlanılmaksızın devri karşılığında yapılıyor ise bu ödemelerin yapıldığı Almanya’da mukim şirketin elde ettiği gelirin gayrimaddi hak bedeli olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Microsoft ürünlerinin lisans bedeli, internet güvenlik yazılımı, kullanılan bilgisayarların kirası ve SAP (sistem analizi ve program geliştirme) programı için Almanya’da mukim şirkete yapılan ödemeler bakımından da Anlaşmanın 12 nci maddesi uygulanacaktır.

Anlaşmanın 12 nci maddesinin ilk üç fıkrası aşağıdaki gibidir.

            “1.Bir Akit Devlette doğan ve diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddi hak bedelleri, bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

            2.Bununla beraber, söz konusu gayrimaddi hak bedelleri elde edildikleri Akit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı diğer Akit Devletin bir mukimi ise, bu şekilde alınacak vergi gayrimaddi hak bedelinin gayrisafı tutarının yüzde 10 unu aşmayacaktır.

            3.Bu maddede kullanılan “gayrimaddi hak bedelleri” terimi, sinema filmleri ile radyo ve televizyon kayıtları dahil olmak üzere, edebi, sanatsal veya bilimsel her nevi telif hakkının, her nevi patentin, ticari markanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında veya sınai, ticari veya bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikimi için veya sınai, ticari veya bilimsel teçhizatın kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında yapılan her türlü ödemeyi ifade eder. “Gayrimaddi hak bedelleri” terimi aynı zamanda kişinin isminin, görüntüsünün veya her türlü benzeri şahsi hakkının kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında yapılan her türlü ödemeyi de kapsamaktadır.”

            Bu düzenlemelere göre, Türkiye’de doğan ve Almanya mukimi şirkete gayrimaddi hak bedelleri karşılığında yapılacak olan ödemelerin gayrisafi tutarı üzerinden Anlaşmanın 12 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Türkiye’de % 10 oranını aşmayacak şekilde vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Söz konusu ödemelere iç mevzuatımızda daha düşük bir oranın uygulanması halinde iç mevzuatımızda belirlenen bu düşük oranın uygulanacağı tabiidir.

            Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için ilgili teşebbüsün mukim olduğu ülkede tam mükellef olduğunun ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğinin mukim olunan ülkenin yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlanması ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin Noterce veya bu ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi gerekmektedir. Mukimlik belgesinin ibraz edilememesi durumunda ise ilgili anlaşma hükümleri yerine iç mevzuat hükümlerimizin uygulanacağı tabiidir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[Mük.80-2012/954]-906 14/04/2014
Konu :

Limited Şirket Pay Senetlerinin Satışından Elde Edilecek Kazancın Gelir Vergisine Tabi Olup Olmadığı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Türk Ticaret Kanununda yapılan değişiklikler sonrası limited şirketlerin pay senedi çıkarabilmelerinin mümkün hale geldiği belirtilerek şirket ortaklarının sahip oldukları paylara ilişkin olarak çıkaracakları pay senetlerinin satışından elde edecekleri kazancın Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) nolu bendinde belirtilen hisse senetleriyle aynı kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun Mükerrer 80 inci maddesinde, ‘‘Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

  1. İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle eldetutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar.

            …

  1. Ortaklık haklarının veya hisse senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazançlar.

            

            Bu maddede geçen ‘’elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.

            Bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar hariç, 6000 (280 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 1.1.2013 tarihinden itibaren 9400 TL) Yeni Türk Lirası gelir vergisinden müstesnadır.” hükümleri yer almaktadır.

            6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanununda menkul kıymetler; para, çek, poliçe ve bono hariç olmak üzere paylar, pay benzeri diğer kıymetler söz konusu paylara ilişkin depo sertifikaları ile borçlanma araçları veya menkul kıymetleştirilmiş varlık ve gelirlere dayalı borçlanma araçları ile söz konusu kıymetlere ilişkin depo sertifikaları olarak tanımlanmıştır.

            Öte yandan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun beşinci kısmında anonim şirketlerin pay senetleri ‘’Menkul Kıymet” başlığı altında düzenlenmişken limited şirketlerin pay senetlerine bu Kanunun altıncı kısmının ‘’Ortakların Hak ve Borçları” başlıklı üçüncü bölümünde yer verilmiş ve Kanunun 593 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, esas sermaye pay senetlerinin ispat aracı şeklinde veya nama yazılı olarak düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Ancak, madde gerekçesinde, bu hükümle esas sermaye payının ispat aracı olan bir senede veya nama yazılı senede bağlanabilmesine olanak tanınmasına rağmen esas sermaye payını içeren nama yazılı senet çıkarılmasının, paya devir ve dolaşım kolaylığı sağlamayacağı, sadece ispat ve gereğinde limited şirkete ilişkin hükümler çerçevesinde payın devrinde bazı kolaylıklar sağlayacağı ancak bu olanağın limited şirket esas sermaye payını anonim şirket payına dönüştürmeyeceği veya yaklaştırmayacağı ifade edilmiştir.

            Anılan Kanunun aynı bölümünde yer alan ‘’Devir” başlıklı 595 inci maddesinde ise esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılacağı ve tarafların imzalarının noterce onanacağı; şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun onayının şart olduğu ve devrin bu onayla geçerli olacağı; şirket sözleşmesinde başka türlü düzenlenmişse, ortaklar genel kurulunun sebep göstermeksizin onayı reddedebileceği; şirket sözleşmesiyle sermaye payının devrinin yasaklanabileceği belirtilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, limited şirket payları anılan maddenin uygulamasında menkul kıymet olarak kabul edilemeyeceğinden, limited şirketinizin ortaklarının pay senetlerinin satışının Gelir Vergisi Kanunun mükerrer 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin uygulamasında hisse senedi olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Öte yandan, söz konusu pay senetlerinin elden çıkarılmasından elde edilen kazançların, aynı maddenin (4) numaralı bendi kapsamında değer artış kazancı olarak vergilendirileceği tabiidir.

Sayı : 62030549-125[6-2012/56]-864 11/04/2014
Konu :

Şüpheli Alacak Karşılığı Ayrılması (Tahsil edilemeyen hasılata karşılık ayrılması ve nasıl giderleştirileceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, firmanızın alkollü içecek dağıtım işi ile iştigal ettiği, kurum çalışanlarından … gerçekte olmadığı halde satış yapılmış gibi müşteriler adına faturalar düzenlediği, satış konusu malları sahte kaşe vasıtasıyla müşteriler tarafından teslim alınmış gibi gösterdiği, kurumun muhasebe kayıtlarının da bu bilgilere göre tutulduğu ancak müşterilerle hesap mutabakatı yapıldığında malların müşterilere teslim edilmediği, adı geçen personelin bu malları faturasız olarak başka firmalara sattığı ve kurumu 387.305,67 TL zarara uğrattığının anlaşıldığı, bunun üzerine şirket müdürü … tarafından … hakkında … Emniyet Müdürlüğüne şikayette bulunulduğu ve söz konusu tutarın kurum kayıtlarına gelir kaydedilip tahakkuk eden vergilerinin ödendiği belirtilerek; bahse konu tutara karşılık ayrılıp ayrılmayacağı ile gider yazılıp yazılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce, işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı belirtilmiştir.

            Gelirin elde edilmesinde tahakkuk ilkesi, gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi  yani geliri doğuran işlemin eksiksiz tekemmül etmesi olup, ticari kazancın elde edilmesinde tahakkuk esası benimsenerek gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinlik kazanması aranmıştır.

            Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 323 üncü maddesinde;

            “Ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla;

  1. Dava veya icra safhasında bulunan alacaklar;
  2. Yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş bulunan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar;

            Şüpheli alacak sayılır.

            Yukarıda yazılı şüpheli alacaklar için değerleme gününün tasarruf değerine göre pasifte karşılık ayrılabilir.

             Bu karşılığın hangi alacaklara ait olduğu karşılık hesabında gösterilir. Teminatlı alacaklarda bu karşılık teminattan geri kalan miktara inhisar eder.

             Şüpheli alacakların sonradan tahsil edilen miktarları tahsil edildikleri dönemde kar-zarar hesabına intikal ettirilir.”

             hükmüne yer verilmiştir.

            Buna göre, ticari ve zirai kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi ile ilgili olmak şartıyla; dava veya icra safhasında bulunan alacaklarla, yapılan protestoya veya yazı ile bir defadan fazla istenilmesine rağmen borçlu tarafından ödenmemiş olan dava ve icra takibine değmeyecek derecede küçük alacaklar şüpheli alacak sayılmakta, bu şartlardan herhangi birinin mevcut olmaması durumunda ise şüpheli alacak kaydına imkan bulunmamaktadır.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre, özelge talep formunuzda şirketinizin, personeliniz … tarafından dolandırılması olarak ifade edilen olayda, gerçek mahiyet itibarıyla şirketiniz açısından gerçekleştirilmiş bir satış işleminden dolayısıyla da ticari kazancın elde edilmesi ve idamesinden kaynaklanan bir alacaktan söz edilemeyeceğinden şüpheli alacak karşılığı ayrılması ve gider yazılması mümkün bulunmamaktadır. Ayrıca, personeliniz … tarafından sahte kaşe vb. yollarla şirketinizden çekilen mallara ilişkin olarak daha önce şirketinizce kurum kazancına dahil edilen satış bedeli ile KDV’nin  “Personelden alacaklar” hesabında kaydedilmek suretiyle anılan şahıstan tahsili yoluna gidilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[42-13/15]-368 11/04/2014
Konu :

Yıllara Sari İnşaat Ve Onarım İşinde İşin Başlangıç Ve Bitim Tarihi.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … ve … Bölgelerinde Yapılacak Olan Spor Salonu ve Yüzme Havuzu İnşaatı İşinin yüklenici olarak tarafınızca üstlenildiği, söz konusu işle ilgili sözleşmenin 11.10.2012 tarihinde düzenlendiği, 22.10.2012 tarihinde yer teslim tutanağı düzenlenerek fiili yer tesliminin de 03.01.2013 tarihinde düzenlenen işe başlama tutanağı ile yapıldığı, sözleşme gereği 300 gün içinde işin bitirileceği belirtilerek; söz konusu işin yıllara sari iş kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ve hakediş ödemeleri üzerinden kesinti yapılıp yapılmayacağı hususlarında görüş talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında vergi kesintisi yapmak zorunda olanlarca kurumlara avanslarda dahil olmak üzere nakden veya hesaben yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacağı; aynı fıkranın (a) bendinde de Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemelerinden vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de bahse konu vergi kesintisi oranı % 3 olarak belirlenmiştir.

            193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinde; “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.” hükmüne yer verilmiştir.

            Bir işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için;

            -Faaliyet konusunun inşaat ve onarma işi olması,

            -İnşaat ve onarma işinin birden fazla takvim yılına sirayet etmesi,

            -İnşaat ve onarma işinin taahhüde bağlı olarak yapılması şartlarının bir arada aranılması gerekmektedir.

            Madde kapsamına giren işlerde işin başlangıç tarihi olarak;

            -Yapılan sözleşmede yapılacak işin yer teslim tarihi öngörülmüş ise, yer teslim edildiği tarih,

            -Sözleşmede yer teslim tarihi belirtilmemiş ise sözleşmede belirtilen işin başlangıç tarihi,

            -Sözleşmede bunların hiçbiri belirtilmemiş ise sözleşmenin imzalandığı tarih olarak kabul edilmesi gerekir.

            Aynı Kanunun “İnşaat ve onarma işlerinde işin bitimi” başlıklı 44 üncü maddesinde, inşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarihin; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarihin bitim tarihi olarak kabul edileceği ve bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınacağı belirtilmiştir.

            İlgide kayıtlı özelge talep formu ekinde, … ve … Bölgelerinde Yapılacak Olan Spor Salonu ve Yüzme Havuzu İnşaatı İşine Ait Sözleşmenin 11.10.2012 tarihinde imzalandığı, sözleşmenin “İşe başlama ve bitirme tarihi” başlıklı 9 uncu maddesinde, sözleşmenin imzalandığı tarihten itibaren 10 (on) gün içinde yer teslimi yapılarak işe başlanacağı, yüklenici ve idare yetkilisi/yetkilileri arasında düzenlenen yer teslim tutanağının imzalanmasıyla yer teslimin yapılmış olacağı, taahhüdün tümünü işyeri teslim tarihinden itibaren 300 gün içinde tamamlanarak geçici kabule hazır hale getirileceği belirtilmiş olup, söz konusu yer teslim tutanağı İhale Makamınca 22.10.2012 tarihinde onaylanmış ancak,  yine İhale Makamının  29.11.2012 tarihli oluruna istinaden, yapılacak olan söz konusu işin kazı çalışmalarının … Belediyesi Başkanlığı Fen İşleri Müdürlüğü tarafından yapılarak, bu işlerin tamamlanmasından sonra 03.01.2013 tarihli İşe Başlama Tutanağı ile şirketinizin fiilen işe başladığı anlaşılmıştır.

            İnşaat sözleşmeleri her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme türü olması nedeniyle anılan sözleşmenin 9 uncu maddesinde hüküm altına alınan işe başlama süresinin tutanakla değiştirilmesi mümkün değildir.

            Buna göre, 22.10.2012 tarihinde yapılan yer teslimi ile başladığının kabul edilmesi gereken taahhüt konusu işin, sözleşmeye göre 300 takvim günü içinde bitirileceğinin öngörülmesi  nedeniyle, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi gereğince yıllara sari inşaat ve onarma işi kapsamında değerlendirilmesi şirketinize yapılan hakediş ödemelerinden, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15/1-a maddesine göre tevkifat yapılması  gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 67630374-125[2013-7]-5 09/04/2014
Konu :

İndirimli Kurumlar Vergisi Kapsamında Hak Kazanılan Yatırıma Katkı Tutarından Birden Fazla Yılda Yararlanılması

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesi kapsamındaki tevsi yatırımınızdan elde edilen kazancın ayrı olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığı ve bu nedenle yatırımın yapıldığı ilk yılda indirimli oran uygulanacak kazancın tevsi yatırım tutarının dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına oranlanması suretiyle hesaplandığı belirtilerek takip eden yıllarda indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazancın tespitinde her yıl için yeni bir oran hesaplanıp hesaplanmayacağı ile hak kazanılan yatırıma katkı tutarlarının yıllar itibarıyla değerlenip değerlenmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa 5838 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle eklenen 32/A maddesinde;

            “(1) Finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Hazine Müsteşarlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulur.

            (2) Bu maddenin uygulamasında yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade eder.

            Bakanlar Kurulu;

  1. a) İstatistikî bölge birimleri sınıflandırması ile kişi başına düşen milli gelir veya sosyoekonomik gelişmişlik düzeylerini dikkate almak suretiyle illeri gruplandırmaya ve gruplar itibarıyla teşvik edilecek sektörleri ve bu sektörler ile organize sanayi bölgeleri, Gökçeada ve Bozcaada’da yapılan yatırımlara ve Bakanlar Kurulunca belirlenen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgelerinde yapılan turizm yatırımlarına ilişkin yatırım ve istihdam büyüklüklerini belirlemeye,
  2. b) Her bir il grubu, stratejik yatırımlar veya (a) bendinde belirtilen yerler için yatırıma katkı oranını % 55’i, yatırım tutarı 50 milyon Türk Lirasını aşan büyük ölçekli yatırımlarda ise % 65’i geçmemek üzere belirlemeye, kurumlar vergisi oranını % 90’a kadar indirimli uygulatmaya,
  3. c) Yatırıma başlanan tarihten itibaren bu maddeye göre hesaplanacak yatırıma katkı tutarına mahsuben, toplam yatırıma katkı tutarının %50’sini ve gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarını geçmemek üzere; yatırım döneminde kurumun diğer faaliyetlerinden elde edilen kazançlarına indirimli kurumlar vergisi oranı uygulatmak suretiyle yatırıma katkı tutarını kısmen kullandırmaya, bu oranı her bir il grubu için sıfıra kadar indirmeye veya %80’e kadar artırmaya,

            ç) Yatırım harcamaları içindeki arsa, bina, kullanılmış makine, yedek parça, yazılım, patent, lisans ve know-how bedeli gibi harcamaların oranlarını ayrı ayrı veya topluca sınırlandırmaya,

            yetkilidir.

            (4) Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanır. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenir. Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarları ile dikkate alınır. Îndirimli oran uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanır.”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre; Bakanlar Kuruluna tanınan yetki çerçevesinde belirlenen ve Hazine Müsteşarlığı/Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği, dolayısıyla kazanç elde edilmeye başlanıldığı geçici vergi döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacaktır.

            Bir yatırımın tevsi yatırım olarak kabul edilebilmesi için yatırım teşvik belgesinde yatırım cinsinin tevsi yatırım olarak belirtilmiş olması gerekmektedir. Tevsi yatırımlarda indirimli kurumlar vergisi uygulanacak kazancın işletme bütünlüğü içinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespitinin mümkün olduğu hallerde kazanç ayrı hesaplarda takip edilecek, kazancın bu şekilde belirlenmesine imkan bulunmayan hallerde ise kazanç oranlama yapılmak suretiyle tespit edilecektir. İndirimli kurumlar vergisi oranı uygulanacak kazancın oranlama yapılmak suretiyle belirlenmesi seçimlik bir hak değildir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, yapılan yatırımlar dolayısıyla hak kazanılan yatırıma katkı tutarından birden fazla yılda yararlanılması halinde, indirimli oran uygulanacak kazanç, gerçekleştirilen tevsi yatırım tutarının her bir dönem sonu itibarıyla şirketinizin aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenecektir.

            Öte yandan, hak kazanılan yatırıma katkı tutarının izleyen yıllara değerleme yapılarak devri hususunda mevzuatımızda herhangi bir hüküm bulunmadığından, anılan yatırım teşvik belgeleriniz kapsamında gerçekleştirmiş olduğunuz yatırımlar dolayısıyla hak kazanılan ancak kazanç yetersizliği nedeniyle ilgili yılda kullanılamayan yatırıma katkı tutarının herhangi bir değerlemeye tabi tutulmaksızın takip eden yıllara aktarılacağı tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[15-2012/144]-834 08/04/2014
Konu :

5811 Sayılı Kanun Kapsamında Sermayeye İlave Edilen Tutarın Ortaklara Dağıtılmasında Gelir Vergisi Tevkifatı

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, tasfiyeye girecek olan şirketinizin 890.000,00 TL sermayesi olduğu ve bu sermaye içerisinde 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanunun yurt içinde bulunan varlıklara ilişkin hükümlerinden yararlanılarak şirket aktifine alınan ve daha sonra sermayeye ilave edilen tutar bulunduğu, şirketin tasfiye edilmesi halinde 5811 sayılı Kanun hükümlerince şirket aktifine alınan 400.000,00 TL’si ayni ve 350.000,00 TL’si nakdi sermayenin ortaklara hisseleri oranında dağıtılacağı belirtilerek, ortaklara dağıtılacak söz konusu tutarlar üzerinden vergi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

 5811 sayılı Kanunun 5917 sayılı Kanunla değişik 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak 01/06/2009 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında işletmenin öz kaynakları arasında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 31/12/2009 tarihine kadar Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine beyan edileceği, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, bu  Kanun hükümlerine göre 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca kanuni defterlerine, taşınmazlar dışındaki varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak suretiyle kaydederek pasifte özel fon hesabı açılacağı, bu fon hesabının, sermayenin cüz’ü addolunacağı ve beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave olunacağı hükme bağlanmıştır.

Konuya ilişkin olarak 06/12/2008 tarih ve 27076 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu 5811 sayılı Kanun Genel Tebliğinin “3.5. Bildirilen veya beyan edilen varlıkların yasal defter kayıtlarına intikal ettirilmesi” başlıklı bölümünde;

“Türkiye’de bulunan; ancak, 1/10/2008 (5917 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra beyanda bulunan mükellefler için 1/6/2009) tarihi itibarıyla gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince yasal defter kayıtlarında işletmelerin özkaynakları arasında yer almayan varlıklarda ise Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutma yükümlülüğü bulunan mükelleflerin söz konusu varlıkları yasal defterlere kaydetmeleri zorunludur.

Defter tutan mükelleflerce Kanun kapsamında beyan edilen taşınmazlar dışındaki varlıkların banka veya aracı kurumlarda açılacak hesaplara yatırılması ve daha sonra beyan edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde beyan edilen varlıklar, Vergi Usul Kanununun kayıt zamanına ilişkin 219 uncu maddesi hükmü çerçevesinde beyan tarihi esas alınarak yasal defterlere kaydedilecektir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyan edilerek pasifte açılan özel bir fon hesabına alınan ve 6 ay içerisinde sermayeye eklenen tutarlar, ticari kazancın bir unsuru olmayıp sermayenin cüz’ü sayılacağından, şirket ortaklarına dağıtılması halinde bu tutarlar üzerinden vergi hesaplanmaması ve vergi kesintisine tabi tutulmaması gerekmektedir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 17192610-125[ÖZG-2013-47]-99 07/04/2014
Konu :

Kiralanan akaryakıt istasyonunun inşa ve tadilatına karşılık 10 yıllık protokol çerçevesinde yapılan harcamalara karşılık alınan inkişaf/yatırım bedeli ile bu bedele istinaden yapılan harcamaların kurum kazancının tespitinde nasıl dikkate alınacağı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; mülkiyeti … Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti.ne ait olup kiracısı … A.Ş.den kiraladığınız akaryakıt istasyonunun inşa ve tadilatına karşılık 10 yıllık protokol çerçevesinde yapacağınız harcamalara karşılık tarafınıza gönderilen inkişaf/yatırım bedeli ile bu bedele istinaden yapılan harcamaların hangi dönemde kurum kazancının tespitinde dikkate alınabileceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasıyla kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden  hesaplanacağı; ikinci fıkrası ile de safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş olup bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiş olup, anılan Kanunun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olacağı ve ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, ticari kazancın tespitinde “dönemsellik ilkesi” ile “tahakkuk esası ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir veya gider unsurunun özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönemin kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir. Dönemsellik ilkesi ise bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır.

            Buna göre, inkişaf bedeli adı altında … A.Ş.’den alınan inkişaf/yatırım bedelinin tahakkuk ettiği dönem ticari kazancınızın tespitinde gelir olarak dikkate alınması gerekmektedir.

            Öte yandan, söz konusu inkişaf/yatırım bedeli kullanılarak şirketinizce yapılan harcamaların vergi uygulamaları açısından gider niteliği taşıması halinde yapıldığı dönemde; bu harcamaların amortismana tabi iktisadi kıymet edinimine yönelik olması halinde ise söz konusu iktisadi kıymetler için Maliye Bakanlığınca tespit edilen faydalı ömürleri dikkate alınarak hesaplanan amortisman tutarlarının ilgili oldukları dönemde kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 97677631-125[6-2013/1]-8 04/04/2014
Konu :

Promosyon Harcamalarının Kurum Kazancının Tespitinde Gider Yazılıp Yazılmayacağı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda akaryakıt bayisi olduğunuz, müşterilerinizin para puan karşılığı aldığı akaryakıtların bir kısmının ana dağıtıcı firma tarafından bir kısmının ise şirketinizce karşılandığı belirtilerek tarafınızca karşılanan kısmın promosyon gideri olarak kabul edilip edilemeyeceği konusunda tereddüte düştüğünüz analaşılmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun “Ticari Kazancın Tarifi” başlıklı 37 nci maddesinde; “Her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.” hükmü yer almış olup; aynı Kanunun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise;

            “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

            1.İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

            2.İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

            Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinin  birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, safi kazancın tespitinde indirim konusu olarak dikkate alınabileceği belirtilmiştir. Yapılan giderlerin bu hüküm uyarınca indirim konusu yapılabilmesi için söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması zorunludur. Bu mahiyette olmayan giderler ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılamayacaktır.

            Promosyon kampanyalarının düzenlenmesindeki amaç; ürün satışının, dolayısıyla işletmenin ticari kazancının arttırılmasıdır. Bu nedenle, promosyon amaçlı, bedelsiz verilen malın, satışların arttırılması amacıyla yapılan pazarlama harcaması niteliğinde olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. İşletme ile ilgili pazarlama harcamaları ise genel gider niteliğindedir. Ancak, promosyon amaçlı bedelsiz verilen malın kurum kazancının tespitinde gider olarak değerlendirilebilmesi için işin ehemmiyet ve genişliği ile mütenasip olmasının gerekeceği de tabiidir.

            Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, para puan uygulaması sonucu müşterilere yapılan akaryakıt teslimlerinin şirketinizce karşılanan kısmının pazarlama ve satış gideri olarak kabul edilerek Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci (1) numaralı bendi uyarınca kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

Sayı : 38418978-125[5-13/15]-323 03/04/2014
Konu :

Şirketin aktifinde 2 yıldan az süreyle kayıtlı bulunan iştirak hissesinin satışından doğan zararın indirim konusu yapılması

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numarasında kayıtlı mükellefi olduğunuz, şirketinizin sağlık alanında faaliyet gösteren bir anonim şirkete ait iştirak hisselerini 02.04.2013 tarihinde satın alarak bu şirkete iştirak ettiği, ancak iştirak edilen şirketin mali yapısında ve yönetiminde meydana gelen olumsuz gelişmeler nedeniyle sahip olunan iştirak hisselerini 21.10.2013 tarihinde zararına sattığı belirtilerek, şirketinizin aktifinde iki yıldan az süre bulunan söz konusu iştirak hisselerinin satışından kaynaklanan zararın diğer faaliyetlerinizden doğan kazançlarınızdan indiriminin mümkün olup olmadığı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının anılan bentte sayılan şartlar dahilinde kurumlar vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır.

            Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise; iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilemeyeceği belirtilmiştir.

             Bu hükümlere göre, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca 2 yıldan az süreyle şirketiniz aktifinde yer alan iştirak hisselerinin satışı durumunda istisnadan yararlanılması mümkün bulunmadığından, söz konusu iştirak hisselerinin satışından doğan zararın tamamının ilgili dönem kurum kazancınızın tespitinde indirim unsuru olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[6-2013/69]-734 03/04/2014
Konu :

Bayiden, yıl sonu indirimi olarak bedelsiz olarak alınan ticari malların, ertesi yıl satılması hk.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, 2012 yılı için bayilik anlaşması yaptığınız bir firmadan anlaşma gereği sene sonu indirimi olarak mal alacağınız, katma değer vergisini yansıtma faturası olarak firmanıza verecekleri ve bedelinin ödenmeyeceği ve bu katma değer vergisini indirim konusu yapacağınız belirtilerek yıl sonu stoklarında miktarı belli ve değeri sıfır ticari emtia olan söz konusu malın 2013 yılında satılması halinde vergi uygulamaları karşısındaki durumu hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

             KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN:

             5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ıncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükellefin bir hesap dönemi içinde elde ettiği safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, bu kazancın tespitinde de Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında; her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükme bağlanmış ve ticari kazançta vergiyi doğuran olay tahakkuk esasına bağlanmıştır.

             Aynı Kanunun 38 inci maddesinde ise, “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce;

             1- İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;

             2- İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

             Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Ticari kazancın tespitinde “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra, bu işlemin miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin sağlanmasıdır. Dönemsellik, tahakkuk etmiş bir gelir için söz konusudur. Bu esaslar dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet veya tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

             213 sayılı Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesinde, “Emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değerdir.” şeklinde tanımlanmış ve bu değerlemenin nasıl yapılacağı aynı maddede belirtilmiştir.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre, 2012 yılı için bayilik anlaşması yaptığınız firmadan anlaşma gereği sene sonu indirimi olarak alacağınız malların şirketinizin ticari faaliyetleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmekte olup bedelsiz olarak verilen malların Kurumlar Vergisi Kanununu ile Vergi Usul Kanununun değerlemeye ilişkin yukarıda belirtilen hükümlerine göre emsal bedelleri ile stoklarınıza girdiği tarihte bu bedel üzerinden gelir hesabına kaydedilerek ilgili yılın safi kurum kazancının tespitinde gelir unsuru olarak dikkate alınması gerekir.

             Öte yandan, 2012 yılı sene sonu indirimi olarak bedelsiz alacağınız söz konusu malların 2013 yılında satılması halinde, söz konusu malların stoklara kaydedilen bedeli ile satış bedeli arasındaki farkın ise ilgili dönemin geliri olarak kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

            KATMA DEĞER VERGİSİ YÖNÜNDEN:

             3065 Sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 1 inci maddesinin birinci fıkrasına göre, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabi bulunmakta, bir malın tasarruf hakkının malik veya adına hareket edenlerce, alıcıya veya adına hareket edenlere devri olarak tanımlanan teslim hükümleri çerçevesinde ticari bir işletmenin yaptığı bedelsiz teslimler de Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi teslim hükmünde sayılmakta ve KDV’ye tabi bulunmaktadır.

             50 Seri No.lu KDV Genel Tebliği’nde firmaların iktisadi faaliyetlerini genişletme, emsal işletmelerle rekabet edebilme, üretim veya satışını yaptıkları mallara olan talebi korumak veya artırmak amacıyla bir malın yanında başka bir mal verilmesi şeklinde gerçekleşen işlemler promosyon olarak tanımlanmış ve promosyon ürünü açısından bir bedelsiz teslimin söz konusu olmadığı ifade edilmiştir.

             Diğer taraftan, firmaların halen satışını yaptıkları veya piyasaya yeni çıkardıkları bir ürünün tanıtımını sağlamak amacıyla ana malın bütün özelliklerini taşımakla birlikte, satışa konu edilemeyecek bir miktarla sınırlı olan ve üzerinde “Numunedir, parayla satılmaz, vb.” ibareleri taşıyan mallar numune olarak tanımlanmış ve ticari teammüllere uygun nitelikte ve miktarda olması, ayrıca bir satışa konu olmayacak şekilde verilmesi halinde katma değer vergisi hesaplanmayacaktır.

             Buna göre, belli bir dönem sonunda veya belli bir ciro aşıldığında ayrı bir fatura düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaksızın 50 Seri No.lu KDV Genel Tebliğindeki usullere uygun biçimde bedelsiz olarak teslim edilen malların ayni iskonto olarak değerlendirilmesi ve söz konusu teslimler için KDV hesaplanmaması gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 13334133-KVK-02-6 28/03/2014
Konu :

Şirket aktifine kaydedilmeyen  gayrimenkulün kamulaştırma yoluyla satışından elde edilen  bedelin kurumlar vergisi ve katma değer vergisinden istisna edilip edilemeyeceği

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Şirketinizin 30.10.2009 tarihinde … İli … İlçesi … Mah. … Ada …parsel 1,292,38 m2  arsayı 100.000 TL bedelle satın alındığı, 08.11.2012 tarihinde Karayolları Genel Müdürlüğünce arsanın 604,94 m2  sinin kamulaştırmaya tabi tutulduğu ve kamulaştırma bedelinin 08.11.2012 tarihinde şirket hesabına yatırıldığı belirtilerek sehven şirket aktifine kaydedilmeyen  gayrimenkulün kamulaştırma yoluyla satışından elde edilen  bedelin kurumlar vergisi ve katma değer vergisinden istisna edilip edilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

            Anılan Kanunun  “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlar bentler halinde sayılmış olup bu fıkranın (e) bendinde kurumların, en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süre ile sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            Konuya ilişkin ayrıntılı açıklamaların yapıldığı 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “Taşınmazlar” başlıklı (5.6.2.2.1) bölümünde;

          “İstisnaya konu olan taşınmazlar, Türk Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır.

            Bunlar Türk Medeni Kanunun 704 üncü maddesinde;

            – Arazi,

            – Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,

             – Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler

            olarak sayılmıştır.

            Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak kazancın, bu istisna uygulamasına konu olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi gereğince kurum adına tapuya tescil edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle, ilgili kurum adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın satışından doğan kazanca bu istisna uygulanmayacaktır.

            Fiiliyatta cins tahsisinin kurum adına tapuya tescilinin yapılmasında çeşitli nedenlerle gecikmeler olabilmektedir. Bu gibi durumlarda, taşınmazın işletme aktifinde iki yıl süre ile bulunup bulunmadığının tespitinde, işletmede iki yıldan fazla süre ile sahip olunarak fiilen kullanıldığının, yapı inşaat ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilebilmesi mümkün olabilecektir.”

            açıklamalarına yer verilmiş olup yine bu Tebliğin “İki tam yıl süre ile aktifte bulundurulma” başlıklı (5.6.2.3.1) bölümünde, istisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması, diğer bir ifade ile bu değerlere iki tam yıl süre ile bilfiil sahip olması gerektiği ifade edilmiştir. Fiilen kullanılmakta olunsa bile aktife alınmamış gayrimenkullerin satışından doğan kazancın, kurumlar vergisinden müstesna tutulması mümkün değildir. Aktife alınma koşulu anılan Kanun maddesinin uygulamasında şekli bir şart olmayıp, asli bir şart olarak aranılmaktadır. Diğer taraftan, satışa konu edilen gayrimenkulun aktife alındığı tarihten itibaren şirket aktifinde iki tam yıl süreyle yer alması gerekmektedir.

            Öte yandan Katma Değer Vergisi Kanununun 17/4-r maddesinde; kurumların aktifinde en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimlerinin KDV den istisna olduğu hüküm altına alınmıştır.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar kapsamında; tapu siciline kaydedilmiş olsa dahi satış tarihi itibarıyla iki tam süreyle aktifte bulunma şartını sağlamayan bahse konu gayrimenkulün satışından elde edilen kazançla ilgili olarak kurumlar vergisi ve katma değer vergisi istisnasından yararlanılması mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 17192610-125[ÖZG-13-13]-70 26/03/2014
Konu :

“Franchise Sözleşmesi” kapsamında royalti, pazarlama ve rezervasyon şeklinde yapılan ödemelerde kurumlar vergisi tevkifatı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, İngiltere’de mukim … Ltd. Şti.nin sahibi olduğu “…” markası (ismi) ile otel işletmeciliği yapan şirketinizin “…” otelinin sahip ve işleticisi olduğu, İngiltere mukimi adı geçen şirket ile şirketiniz arasında imzalanan franchise sözleşmesi kapsamında, mevcut oda sayısı da dikkate alınarak brüt oda gelirlerinizin belirli bir yüzdesinin royalti ücreti, pazarlama ve rezervasyon katkı payı, ödüllendirme ve pazarlama katkı payı  vb. adlar altında her ay İngiltere mukimi … Ltd. Şti.ne ödendiği belirtilerek söz konusu ödemeler üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            -KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; birinci maddede yazılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanların, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyet mevzuuna giren kurum kazancının hangi kazanç ve iratlardan oluştuğu belirtilmiştir. Anılan maddenin üçüncü fıkrasının (c) bendinde taşınır ve taşınmazlar ile hakların Türkiye’de kiralanmasından elde edilen iratların dar mükellefiyet konusuna giren kurum kazancı olarak vergilendirileceği hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı belirtilmiş olup, maddenin ikinci fıkrasında ise ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranları, 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03.02.2009 tarihinden itibaren, gayrimaddi hak bedeli ödemelerinden de %20 olarak belirlenmiştir.

            -ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMALARI YÖNÜNDEN

             “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı Arasında Gelir Ve Sermaye Değer Artış Kazançları Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması” 01.01.1989 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşmanın “Gayrimaddi Hak Bedelleri” başlıklı 12 nci maddesinde;

            ” 1. Bir Akit Devlette doğan ve diğer Akit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddi hak bedelleri bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. Bununla beraber, söz konusu gayrimaddi hak bedelleri, elde edildikleri Akit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı diğer Akit Devletin mukimi ise, bu şekilde alınacak vergi gayrimaddi hak bedelinin gayrisafı tutarının yüzde 10 ‘unu aşmayacaktır.
  2. Bu maddede kullanılan “gayrimaddi hak bedelleri ” terimi, sinema filmleri, radyo-televizyon yayınlarında kullanılan filmler ve bantlar dahil olmak üzere edebi, artistik, bilimsel her nevi telif hakkının veya her nevi patentin, alameti farikanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin veya sınai, ticari, bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikiminin kullanma imtiyazı, kullanma hakkı veya satışı ile sınai, ticari, bilimsel teçhizatın kullanma imtiyazı veya kullanma hakkı karşılığında ödenen her türlü bedelleri kapsar.”

            hükümleri öngörülmektedir.

            Özelge talep formu ekinde yer alan “Franchise Sözleşmesi” kapsamında Şirketinizin tek sözleşme ile hem royalti ve pazarlama hem de rezervasyon adı altında aldığı çeşitli hizmetler karşılığında bazı ödemelerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Genel olarak isim hakkı ve/veya franchise sözleşmelerinde esas olan otelcilik faaliyetinin yürütülmesi olup, bu sözleşmelerde yurtdışındaki şirket, dünyaca ünlü otel markasının ve bu markayı oluşturan sistemin kullanılmasına izin vermesinin karşılığında, otel sahibi tam mükellef kurumdan yıllık sabit bir bedel veya ciro üzerinden belli bir pay almaktadır. Yurtdışında mukim şirket, sadece markanın korunmasına yönelik standartları belirlemekte ve otelin bu standartlara uygun biçimde işletilip işletilmediğini kontrol etmektedir. Bu tip sözleşmelerde isim hakkı kullandırılmanın yanında know-how aktarımı da gerçekleştirilmektedir.

            Bu itibarla, Şirketinizce, “Franchise Sözleşmesi” kapsamında royalti, pazarlama ve rezervasyon şeklinde çeşitli hizmetler karşılığında bazı ödemelerde bulunulması, sözleşmenin temel niteliğinin gayri maddi hak kiralaması olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bu durumda, otelin isim hakkını kullandıran … Ltd. ile isim hakkını kiralayan Şirketiniz arasındaki anlaşmanın bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla, isim hakkı (franchise) sözleşmesi çerçevesinde farklı adlar altında yapılan ödemelerin de yurtdışındaki kurumun Türkiye’den elde ettiği gayrimaddi hak bedeli olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, İngiltere mukimi … Ltd.’den isim hakkı ve/veya franchise sözleşmesi içinde yer alan royalti, pazarlama, rezervasyon ve holidex hizmetlerinin de alınmış olması, sözleşmenin temel niteliği olan gayrimaddi hak kiralaması gerçeğini değiştirmeyeceğinden, “gayrimaddi hak bedeli” niteliği taşıyan bu ödemeler üzerinden Türkiye-İngiltere Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması’nın 12 nci maddesi kapsamında %10 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için İngiltere mukimi firmanın İngiltere’de tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğini İngiltere yetkili makamlarından alacağı mukimlik belgesi ile kanıtlaması ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin noterce veya o ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğini Türkiye’deki vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 64597866-105[MÜK-298-2013]-168 05/11/2013
Konu :

Kısmi bölünme neticesinde kurulacak şirketin sermayesi içerisinde yer alan enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması şartının ne şekilde yerine getirilebileceği.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Başkanlığımız … vergi kimlik numaralı mükellefi olan şirketiniz adına Başkanlığımızca verilen … tarih ve … sayılı özelgenin sonuç bölümünde; “Kısmi bölünme sonucunda  ayni sermaye konulan şirketten alınan hisse senetlerinin ortaklara verilmesi nedeniyle şirket sermayesinin azaltılması ve  daha önce sermayeye eklenmiş olan enflasyon düzeltmesi fark hesapları ile geçmiş yıl kârlarının da bulunması durumunda; devralan şirkette yapılacak sermaye artışında enflasyon düzeltmesi fark hesaplarının ve geçmiş yıl kârlarının sermayenin bir unsuru olarak yer alması ve ayrı şekilde görülmesi şartıyla bu işlem  işletmeden çekiş olarak değerlendirilmeyecek ve vergiye tabi tutulmayacaktır.”  denildiğinden bahisle, kısmi bölünme öncesinde şirketiniz bünyesinde enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının sermayeye ilave edilmiş olması ve enflasyon düzeltmesi olumlu farklarının eklendiği yeni tutarın sermaye olarak kabul ve ticaret sicilinde tescilinden sonra, sermaye tutarının bir kısmının kısmi bölünmeye bağlı olarak yeni şirkete devredilmesinde, sermaye içerisine derç edilmiş olan ve sermaye olarak kabul ve tescil edilmiş olan bir tutarın yeniden ayrıştırılarak sermayenin bir unsuru olarak ayrıca gösterilmesi şartının ne şekilde yerine getirileceği hususunda tereddüt oluştuğundan Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.

            213 Sayılı Vergi Usul Kanununun geçici 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin ikinci paragrafı ile mükerrer 298 inci maddesinin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinin 5 inci paragrafında; ” Pasif kalemlere  ait enflasyon fark hesapları, herhangi bir suretle başka bir hesaba nakledildiği veya işletmeden çekildiği takdirde, bu işlemlerin yapıldığı dönemlerin kazancı ile ilişkilendirilmeksizin, bu dönemde vergiye tabi tutulur. Ancak öz sermaye kalemlerine ait enflasyon farkları düzeltme sonucu oluşan geçmiş yıl zararlarına mahsup edilebilir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sermayeye ilave edilebilir; bu işlemler kâr dağıtımı  sayılmaz.”  hükmü yer almaktadır.

            Diğer taraftan; 12 sıra no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde “502-Sermaye Düzeltmesi Olumlu Farkları” hesabına ilişkin olarak, “Bu hesap ödenmiş sermaye tutarının düzeltilmesi sonucu ortaya çıkan olumlu farkların izlendiği hesaptır.”  açıklamasına yer verildikten sonra, bu farkların sermayeye eklenmesi durumunda  “500-Sermaye Hesabı” nın alacağına karşılık bu hesap borçlandırılır açıklamasına yer verilmiştir.

           1 sıra no.lu Muhasebe Sistemi Uygulama Genel Tebliğinde ise 500-Sermaye Hesabına ilişkin olarak “İşletmeye tahsis edilen veya işletmelerin ana sözleşmelerinde yer alan ve Ticaret Siciline tescil edilmiş bulunan sermaye tutarı bu hesapta yer alır. Kayıtlı sermaye sistemine alınan ortaklıklarda çıkarılmış sermaye gösterilir. Kayıtlı sermaye tavanı ayrıca dipnotlarda belirtilir.”  denilmiştir.

           Buna göre; sermaye tutarının bir kısmının kısmi bölünmeye bağlı olarak yeni şirkete devredilmesi durumunda  sermaye olarak tescil edilmiş olan sermaye düzeltmesi olumlu farklarının,   yeni şirketin sermayesinin bir unsuru olarak alt hesaplarda gösterilmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 85373914-120[40.01.19]-98 03/10/2013
Konu :

Eski boyahanenin modernizasyonu işinin bir sonraki yıla sarkması ancak faturanın geçmiş yılda düzenlenmiş olması halinde elde edilen kazancın hangi yıl geliri sayılacağı

              İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … A.Ş.’ye ait eski boyahanenin modernizasyonu (lokomotif boyama ve kurutma fırını ve kabini yapımı) işini ihale sonucu aldığınız, anılan şirket ile düzenlemiş olduğunuz hizmet alım sözleşmesinde işin bitim tarihinin 31.12.2012 olduğu, ihale makamından kaynaklanan nedenlerle işin bitim tarihinin 31.01.2013 tarihine kadar uzatıldığı, işin bedeline ait faturanın ise 31.12.2012 tarihinde düzenlendiği ancak işin devam etmekte olduğuna dair faturaya şerh düştüğünüz belirtilerek işin henüz tamamlanmamış olması, işçilik giderleri ve malzeme sevkinin 2013 yılında da devam etmesi nedeniyle fatura bedelinin hangi yıl gelirlerine dahil edileceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır) ve onarma işlerinde kar veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.” hükmü yer almaktadır.

            Bu madde hükmüne göre, bir işin yıllara sirayet eden inşaat ve onarma işi kapsamında değerlendirilebilmesi için,

            – Faaliyet konusunun inşaat ve onarma işi olması,

            – İnşaat ve onarım işinin birden fazla yıla sirayet etmesi,

            – İnşaat işinin taahhüde bağlı olarak yapılması

            gerekmektedir.

            Aynı Kanunun “İnşaat ve Onarma İşlerinde İşin Bitimi” başlıklı 44 üncü maddesinde ise;

            “İnşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarih; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarih bitim tarihi olarak kabul edilir.

            Bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınır.”

            hükümlerine yer verilmiştir.

            4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 4 üncü maddesinde “yapım” bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işleri olarak tanımlanmıştır.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve ekleri ile 09.05.2013 tarihinde Başkanlığımıza göndermiş olduğunuz ilave açıklamaların incelenmesinden, … A.Ş.’ye hizmet alım sözleşmesi kapsamında taahhüt ettiğiniz 50 metrelik tren vagonu boyama kabini ve parçalarının şirketiniz tarafından imal edildiği ve anılan şirketin tesislerinde montaj ve kurulumunun gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Şirketinizce yapılan iş, Kamu İhale Kanununun 4 üncü maddesinde tanımlanan yapım işleri kapsamında olup, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında yapılan bir inşaat ve onarma işi olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Öte yandan, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hak ediş ödemeleri üzerinden istihkak sahiplerinin kurumlar vergisine mahsuben vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            Buna göre, … A.Ş. ile imzalamış olduğunuz sözleşmeye istinaden şirketinizce yüklenilen “eski boyahanenin modernizasyonu” işinin inşaat işi kapsamında değerlendirilmesi gerekmekte olup, anılan işin sözleşmede belirtilen sürede (31.12.2012) bitirilmeyip, anılan kurumca verilen süre uzatım yazısı ile izleyen yıla (31.01.2013) sarkması nedeniyle, anılan işin yıllara sari hale geldiği tarihten itibaren şirketinize ödenecek istihkak bedellerinden 5520 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince kurumlar vergisi kesintisi yapılması ve söz konusu işe ait kazancın işin tamamlandığı hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmektedir.

           Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 75497510-125[5-2013-18]-62 01/10/2013
Konu :

Satın alınarak tapuda tescil edilen ancak aktife daha sonra kaydedilen taşınmazın satışından doğan kazancın kurumlar vergisinden istisna edilmesi

             İlgi (a)’da kayıtlı özelge talep formunda, Şirketinizce 28.10.2003 ve 18.05.2005 tarihlerinde satın alınarak aynı tarihlerde tapuda tescil edilen ancak 01.01.2012 tarihinde aktife kaydedilen üç adet tarla vasıflı taşınmazı satmak istediğiniz belirtilerek elde edilecek satış kazancı dolayısıyla 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan istisnadan yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmiş, ilgi (b) yazımızla  tarlaların hangi faaliyetinizde kullanıldığı konusunda açıklama istenmesi üzerine, ilgi (c)’de yer alan özelge talep formu ve ekleri Başkanlığımıza sunulmuştur.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safî kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safî kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

            Anılan Kanunun  “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlar bentler halinde sayılmış olup bu fıkranın (e) bendinde kurumların, en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süre ile sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            Konuya ilişkin ayrıntılı açıklamaların yapıldığı 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “Taşınmazlar” başlıklı (5.6.2.2.1) bölümünde;

            “İstisnaya konu olan taşınmazlar, Türk Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır.

            Bunlar Türk Medeni Kanunun 704 üncü maddesinde;

            – Arazi,

            – Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,

             – Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler

            olarak sayılmıştır.

            Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak kazancın, bu istisna uygulamasına konu olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi gereğince kurum adına tapuya tescil edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle, ilgili kurum adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın satışından doğan kazanca bu istisna uygulanmayacaktır.

            Fiiliyatta cins tahsisinin kurum adına tapuya tescilinin yapılmasında çeşitli nedenlerle gecikmeler olabilmektedir. Bu gibi durumlarda, taşınmazın işletme aktifinde iki yıl süre ile bulunup bulunmadığının tespitinde, işletmede iki yıldan fazla süre ile sahip olunarak fiilen kullanıldığının, yapı inşaat ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilebilmesi mümkün olabilecektir.”

            açıklamalarına yer verilmiş olup yine bu Tebliğin “İki tam yıl süre ile aktifte bulundurulma” başlıklı (5.6.2.3.1) bölümünde, istisna uygulamasına konu olacak taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının en az iki tam yıl (730 gün) süreyle kurumun aktifinde yer alması, diğer bir ifade ile bu değerlere iki tam yıl süre ile bilfiil sahip olması gerektiği ifade edilmiştir. Fiilen kullanılmakta olunsa bile aktife alınmamış gayrimenkullerin satışından doğan kazancın, kurumlar vergisinden müstesna tutulması mümkün değildir. Aktife alınma, Kanun maddesinin uygulamasında şekli bir şart olmayıp, asli bir şart olarak aranılmaktadır. Diğer taraftan, satışa konu edilen gayrimenkulun aktife alındığı tarihten itibaren şirket aktifinde iki tam yıl süreyle yer alması gerekmektedir.

             Yukarıdaki hüküm ve açıklamalara göre, her ne kadar tapu siciline kaydedilmiş olsa da  01.01.2012 tarihinde şirket aktifine alınan gayrimenkullerin satışından elde edilen kazanç, iki tam yıl süreyle aktifte bulundurma şartı sağlanamadığından, anılan istisnaya konu edilemeyecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]–1459 06/09/2013
     
Konu :

Yurt içinde ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde aracılık faaliyeti yapan kişilere hizmet alımı karşılığı yapılan komisyon ödemelerinin gider yazılması ve belge düzeni.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, parfümeri pazarlama işi ile iştigal ettiğiniz, yurt içinden ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden aldığınız aracılık hizmeti karşılığında bu hizmeti veren kişilere komisyon ödediğiniz, yurt içindeki kişilere yaptığınız bu ödemeler karşılığında gider pusulası düzenlediğiniz ve vergi kesintisi yaptığınız, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki kişilere banka aracılığıyla yaptığınız ödemeler dolayısıyla sadece dekont aldığınız ve gider pusulası düzenlemediğiniz belirtilerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde mukim kişilere yapılan ödemelerin gider yazılabilmesi ve belge düzeni hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesi sırasında indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            Ayrıca, ticari kazancın tespitinde tahakkuk esası geçerli olup, bir giderin safı kazancın tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmiş olması, kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında bir illiyet bağının bulunması, kazancın elde edilmesine yönelik olması, bu giderlerin tevsik edici belgelere dayanması ve yasal kayıtlarda izlenmesi, karşılığında gayri maddi bir kıymet iktisap edilmemiş olması ve maliyete dahil edilecek giderlerden olmaması gerekir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, ticari faaliyetiniz kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine yaptığınız satışlara ilişkin olarak bu ülkenin mukimi ve vergi mükellefi olmayan kişilere şirketinizce ödenen komisyon bedelleri, yukarıdaki şartları taşıması kaydıyla ilgili dönem kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınabilecektir.

            II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında,” Bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü yer almaktadır.

            Buna göre, üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait kayıtlar vesikalara dayanılarak tevsik edilecektir.

            Kanunun “Tevsiki Zaruri Olmayan Kayıtlar” başlıklı 228 inci maddesinde ise;

            “Aşağıdaki giderler için ispat edici kâğıt aranmaz:

  1. Örf ve teamüle göre bir vesikaya istinat ettirilmesi mutat olmayan müteferrik giderler;
  2. Vesikanın teminine imkân olmayan giderler;
  3. Vergi kanunlarına göre götürü olarak tespit edilen giderler.

            1 ve 2 numaralı fıkralarda yazılı giderlerin gerçek miktarları üzerinden kayıtlara geçirilmesi ve miktarlarının işin genişliğine ve mahiyetine uygun bulunması şarttır.”

            hükümleri yer almaktadır.

            Aynı Kanunun 234 üncü maddesinde ise, birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulasının vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmünde olduğu belirtilmiştir.

            Diğer taraftan, 253 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Belgelerle İlgili İşlemler” başlıklı (B) bölümünde, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlara yaptırılan iş veya hizmetler karşılığında ödemede bulunan gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerinin, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan aldıkları muteber belgeleri gider olarak defterlerine kaydedebildikleri belirtilerek, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükelleflerin, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında gösterecekleri; ancak, inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükelleflerin bu belgelerini tercüme ettirmek zorunda oldukları açıklamalarına yer verilmiştir.

            Buna göre, yurt dışındaki kişi ve firmalardan satın alınan mal ya da yaptırılan hizmetler karşılığında alınan belgenin bulunduğu ülke mevzuatına uygun düzenlenmesi şartıyla kayıtlarda gösterilebilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 18008620-125[ÖZG-2012-19]-85 28/08/2013
Konu :

Rusya’daki şirketlerden alınan hizmetler dolayısıyla yapılan ödemelerin vergilendirilmesi

             İlgide kayıtlı özelge talep formlarının tetkikinden; merkezi Rusya Federasyonu’nda bulunan Şirketinizin Türkiye şubesi olarak Başkanlığımız … Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numarasında dar mükellef olduğunuz, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde … Sahasında Bir Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliğine İlişkin Anlaşma kapsamında Nükleer Güç Santralı (NGS) inşası için, emtiaların tedariki, hizmetlerin icrası ve projenin inşa aşaması ile ilgili genel yüklenicisi olduğunuz, NGS inşası için Rusya Federasyonu’na bağlı şirketlerden hizmet satın aldığınız ve söz konusu firmaların Türkiye’de herhangi bir şubesinin bulunmadığı, bir kısım hizmetlerin Türkiye’ye gelinerek sahada, bir kısım hizmetlerin ise Rusya’da yapıldığı ödemelerin ise Türkiye’deki Şubeniz hesaplarından yapıldığı belirtilerek, hizmet satın aldığınız Rusya’daki şirketlere yapılan;

            -Mühendislik, montaj, danışmanlık, eğitim hizmeti, özel yazılım yaptırılması, tercüme yaptırılması gibi serbest meslek niteliğindeki hizmet bedelleri,

            -Kiralama hizmeti karşılığında yapılan ödemeler ( Finansal kira veya normal kira),

            -Borç verme/alma, mevduat ve benzeri fonlamalar karşılığında ödenen faizler,

            -Telif, imtiyaz, ticaret ünvanı, marka, know-how ve benzeri gayrimaddi haklar için ödenen bedel ve kiralar,

 gibi ödemelerden kurumlar vergisi stopajı yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır.

            KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Tam ve dar mükellefiyet” başlıklı 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, dar mükellefiyete ilişkin olarak, Kanun’un 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirilecekleri hükme bağlanmış, dar mükellefiyet mevzuuna giren kurum kazançları aynı maddenin üçüncü fıkrasında bentler halinde belirtilmiştir.

            Öte yandan, aynı Kanun’un 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların Türkiye’de elde ettikleri ve aynı maddede bentler halinde sayılan kazançları üzerinden vergi kesintisi yapılması öngörülmüş olup, bahse konu vergi kesintisi oranları 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03/02/2009 tarihinden itibaren;

            – Gelir Vergisi Kanunu’nda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemelerinden % 3,

            – Petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlardan % 5, diğer serbest meslek kazançlarından % 20,

            -3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu kapsamındaki faaliyetlerden sağlanacak gayrimenkul sermaye iratlarından %1, diğer gayrimenkul sermaye iratlarından %20,

             – Her nev’i alacak faizlerinden % 10,

            – Ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden % 20,

            olarak belirlenmiştir.

            ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMALARI YÖNÜNDEN:

            31/12/1999 tarihinden itibaren yürürlükte bulunan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”nın hükümleri 01/01/2000 tarihinden itibaren uygulanmaktadır.

            Özelge talep formunuzda Türkiye’de herhangi bir şubesinin bulunmadığını belirttiğiniz Rusya mukimi teşebbüslerin Türkiye’den elde edeceği mühendislik, montaj, danışmanlık, eğitim hizmeti, özel yazılım hazırlanması ve tercüme işleri gibi serbest meslek faaliyeti kapsamındaki kazançlarının söz konusu Anlaşmanın “Serbest Meslek Faaliyetlerinden Elde Edilen Gelir”i düzenleyen 14 üncü maddesi yalnızca gerçek kişilere yönelik olarak düzenlenmiş olduğundan, Anlaşmanın birer örnekleri ekli 5 ve 7 nci maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Anlaşmanın “İş Yeri” başlıklı 5 inci maddesinde hangi hallerde diğer devlette bir iş yeri oluşacağı veya oluşmayacağı açıkça belirtilmiş olup, ayrıca 3 üncü fıkranın (a) bendinde onsekiz ayı aşan bir süre devam eden bir inşaat şantiyesi, yapım, montaj veya kurma projesi veya bunlarla ilgili gözetim faaliyetlerinin bir iş yeri oluşturacağı hüküm altına alınmıştır.

            Buna göre, söz konusu teşebbüslerin Türkiye’de şubesi bulunmasa dahi, söz konusu bentte sayılan faaliyetlerin icrasının belirtilen süreyi aşması durumunda Türkiye’de iş yerinin varlığından söz edilmesi mümkün olabilecektir.

            Bu tür hizmetlerin Türkiye’de bir iş yeri vasıtasıyla yürütülmesi durumunda ise, elde edilecek gelirlerin Anlaşmanın 7 nci maddesi kapsamında iş yerine atfedilebilir gelirle sınırlı olmak üzere Türkiye’de iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Rusya mukimi teşebbüslerin bu hizmetleri Türkiye’de, Anlaşmanın 5 inci maddesi kapsamında bir iş yerine sahip olmaksızın ifa etmesi durumunda, elde edeceği gelirleri vergileme hakkı sadece Rusya’ya ait olacaktır.

            Rusya mukimi teşebbüslere yapılan faiz ödemelerinin vergilendirilmesi hususunda ise Anlaşmanın “Faiz”e ilişkin 11 inci maddesinin dikkate alınması gerekmektedir.

            Söz konusu maddenin 1, 2, 4, 5 ve 6 ncı fıkraları;

            “1. Bir Âkit Devlette doğan ve diğer Devletin bir mukimine ödenen faiz bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. Bununla beraber bu faiz, elde edildiği Âkit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak faiz elde eden kişi faizin gerçek lehdarı ise, bu şekilde alınacak vergi, faizin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu aşmayacaktır.
  2. Bu maddede kullanılan “faiz” terimi, her nevi alacaktan doğan gelirleri ve özellikle kamu menkul kıymetleri ile tahvil ve borç senetlerinden elde edilen gelirler ile sözkonusu menkul kıymetler, tahviller ve borç senetlerine bağlı prim ve ikramiyeler dahil olmak üzere, gelirin elde edildiği Devletin vergi mevzuatına göre ikrazat geliri sayılan diğer gelirleri ifade eder.
  3. Bir Âkit Devlet mukimi olan faizin gerçek lehdarı, faizin elde edildiği diğer Âkit Devlette yer alan bir iş yeri vasıtasıyla ticarî faaliyette bulunursa veya bulunmuşsa veya bir Türkiye mukimi, Rusya’da bulunan bir sabit yer vasıtasıyla serbest meslek faaliyetinde bulunursa ve sözkonusu faizin ödendiği alacak ile bu iş yeri veya sabit yer arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, 1 inci ve 2 nci fıkra hükümleri uygulanmayacaktır. Bu durumda, olayına göre bu Anlaşmanın 7 nci veya 14 üncü maddesi hükümleri uygulanacaktır.
  4. Bir Âkit Devletin Hükümeti, bölgesel veya mahallî idaresi veya bu Devletin bir mukimi tarafından ödenen faizin, o âkit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır. Bununla beraber, faiz ödeyen kişi, bir Âkit Devletin mukimi olsun veya olmasın, bir Âkit Devlette faiz ödemeye neden olan borç-alacak ilişkisiyle bağlantılı bir işyerine veya sabit yere sahip olduğunda ve faiz bu işyeri veya sabit yer tarafından yüklenildiğinde, sözkonusu faizin, işyerinin veya sabit yerin bulunduğu Âkit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır.”

            hükümlerini öngörmektedir.

            Buna göre; Türkiye’de doğup bir Rusya mukimine yapılan faiz ödemelerini vergileme hakkı Rusya’ya ait olup, bununla birlikte Türkiye’nin de faiz ödemelerinin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu aşmayacak şekilde vergi alma hakkı bulunmaktadır. Ancak, söz konusu ödemelere iç mevzuatımızda daha düşük bir oranın uygulanması halinde iç mevzuatımızda belirlenen bu düşük oranın uygulanacağı tabiidir.

           Diğer taraftan, faiz gelirlerinin Türkiye’de bulunan bir iş yeri vasıtasıyla elde edilmesi durumunda ise vergileme, Anlaşmanın 11 inci maddesine göre değil, 7 nci maddeye ilişkin “Ticari Kazançlar” kapsamında iş yeri kazançlarıyla birlikte Türkiye’de yapılacaktır.

            Rusya mukimi teşebbüslere telif, imtiyaz, ticaret unvanı, marka, know-how ve benzeri gayrimaddi haklar karşılığında ödenen bedel veya kiraların ise Anlaşmanın “Gayrimaddi Hak Bedelleri”ni düzenleyen 12 nci maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmekte olup, söz konusu maddenin 1, 2, 3, 4 ve 5 inci fıkraları;

            “1. Bir Âkit Devlette doğan ve diğer Âkit Devletin bir mukimine ödenen gayrimaddî hak bedelleri bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. Bununla beraber, sözkonusu gayrimaddî hak bedelleri elde edildikleri Âkit Devlette ve o Devletin mevzuatına göre de vergilendirilebilir; ancak, gayrimaddî hak bedeli elde eden kişi gayrimaddî hak bedelinin gerçek lehdarı ise, bu şekilde alınacak vergi, gayrimaddî hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu aşmayacaktır.
  2. Bu maddede kullanılan “gayrimaddî hak bedelleri” terimi, sinema filmleri ile radyo ve televizyon yayınlarında kullanılan bantlar dahil olmak üzere edebî, sanatsal veya bilimsel her nevi telif hakkının, her nevi patentin, alameti farikanın, desen veya modelin, planın, gizli formül veya üretim yönteminin veya sınaî, ticarî veya bilimsel tecrübeye dayalı bilgi birikiminin kullanımı, kullanım hakkı veya satışı veya sınaî, ticarî veya bilimsel teçhizatın kullanımı veya kullanım hakkı karşılığında yapılan her türlü ödemeleri kapsar.
  3. Bir Âkit Devlet mukimi olan gayrimaddî hak bedelinin gerçek lehdarı, sözkonusu bedelin elde edildiği diğer Âkit Devlette yer alan bir iş yeri vasıtasıyla ticarî faaliyette veya bir Türkiye mukimi Rusya’da bulunan bir sabit yer vasıtasıyla serbest meslek faaliyetinde bulunursa ve sözkonusu bedelin ödendiği hak veya varlık ile bu iş yeri veya sabit yer arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, 1 inci ve 2 nci fıkra hükümleri uygulanmayacaktır. Bu durumda, olayına göre, bu Anlaşmanın 7 nci veya 14 üncü maddesi hükümleri uygulanacaktır.
  4. Bir Âkit Devletin Hükümeti, bölgesel veya mahallî idaresi veya bu Âkit Devletin bir mukimi tarafından ödenen gayrimaddî hak bedelinin, o Âkit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır. Bununla beraber, gayrimaddî hak bedelini ödeyen kişi, bir Âkit Devletin mukimi olsun veya olmasın, bir Âkit Devlette gayrimaddî hak bedelini ödemeye neden olan hak veya varlık ile bağlantılı bir iş yerine veya sabit yere sahip olduğunda ve gayrimaddî hak bedeli bu iş yeri veya sabit yer tarafından yüklenildiğinde, sözkonusu gayrimaddî hak bedelinin, iş yerinin veya sabit yerin bulunduğu Âkit Devlette elde edildiği kabul olunacaktır.”

            hükümlerini öngörmektedir.

            Buna göre, Türkiye’de doğan ve Rusya mukimi teşebbüslere özelge talep formunuzda belirtilen gayrimaddi hak bedeli ödemeleri üzerinden Türkiye’nin, 2 nci fıkra hükümleri kapsamında gayrimaddi hak bedelinin gayrisafi tutarının yüzde 10’unu aşmamak üzere vergi alma hakkı bulunmaktadır. Ancak, söz konusu ödemelere iç mevzuatımızda daha düşük bir oranın uygulanması halinde iç mevzuatımızda belirlenen bu düşük oranın uygulanacağı tabiidir.

            Ancak, Türkiye’de 5 inci madde kapsamında iş yeri oluşması ve Rusya mukimi teşebbüslerin söz konusu gayrimaddi hak gelirini bu iş yeri vasıtasıyla elde etmeleri durumunda vergileme, 12 nci maddenin 2 nci fıkrasında belirtilen yüzde 10 vergi oranı dikkate alınarak değil, 7 nci maddeye ilişkin “Ticari Kazançlar” kapsamında iş yeri kazançlarıyla birlikte Türkiye’de yapılacaktır.

            Diğer taraftan, özelge talep formunuzda kiralama hizmeti karşılığında yapılan ödemelerin vergilendirilmesi sorulmasına rağmen, ne tür bir kiralama hizmeti aldığınız belirtilmemiştir. Kiralama, Anlaşmanın tek bir maddesinde düzenlenmediğinden, kiralanan varlık veya hakkın niteliği Anlaşmanın hangi maddesinin çalıştırılacağı açısından önem taşımaktadır. Söz konusu ayrıntının verilmesi durumunda konunun yeniden değerlendirileceği tabiidir.

      Bununla birlikte, Anlaşma hükümlerinin uygulandığı durumlarda Türkiye’de ödenecek vergiler, Anlaşmanın “Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi”ne ilişkin 22 nci maddesi çerçevesinde, Rusya’da ilgili gelire ilişkin hesaplanacak vergiden mahsup edilmek suretiyle çifte vergilendirme önlenebilecektir.

            Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için Rusya mukimi teşebbüslerin, Rusya’da tam mükellef olduklarının ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiklerinin Rusya yetkili makamlarından alınacak bir belge (mukimlik belgesi) ile kanıtlaması ve bu belgenin aslı ile birlikte Noter veya Rusya’daki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilecek Türkçe tercümesinin bir örneğinin ilgili vergi dairesi veya vergi sorumlularına ibraz edilmesi gerekmektedir.”

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[30-2012/212]-1305 23/08/2013
Konu : ABD, Hollanda ve İngiltere mukimi firmalardan sunucu kiralama ve internet hizmeti alımlarının Kurumlar Vergisi Kanunu ve KDV Kanunu karşısındaki durumu.

            İlgi (a)’da kayıtlı özelge talep formu ile ilgi (b)’de kayıtlı dilekçede, ABD, Hollanda ve İngiltere mukimi firmalardan sunucu kiralama ve internet hizmeti alındığı ve alınan bu hizmetin yurt içinde kullanıldığı belirtilerek, sunucu kiralama ve internet hizmeti alımlarının Kurumlar Vergisi Kanunu ve Katma Değer Vergisi Kanunu karşısındaki durumu  hakkında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

           Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; Kanunun 1 inci maddesinde sayılan kurumlardan, kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların, dar mükellefiyet esasında sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançlar üzerinden vergilendirileceği hükmü getirilmiş, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar sayılmıştır.

            Anılan Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumlarınmaddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden,bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış; bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dar mükellefiyete tabi kurumların Türkiye’de elde ettikleri serbest meslek kazançları ile ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığından ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi tevkifatı yapılması öngörülmüş olup 12.01.2009 tarih ve 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile serbest meslek kazançlarından yapılacak tevkifat oranı petrol arama faaliyeti dolayısıyla sağlanacak serbest meslek kazançlarından %5, diğer serbest meslek kazançlarından %20, gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden ise % 20 olarak belirlenmiştir

            Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması Yönünden:

            Türkiye – ABD ve Türkiye – İngiltere Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmalarının gayrimaddi hak bedellerinin düzenlendiği 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile Türkiye – Hollanda Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşmasının 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yurtdışından sunucu kiralama ve internet hizmetleri karşılığında yapılan ödemelerin “gayrimaddi hak bedeli” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Türkiye – İngiltere ve  Türkiye – Hollanda Anlaşmalarının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı olan İngiltere veya Hollanda mukimine yapılan ödemelerin gayrisafi tutarı üzerinden %10 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir. Türkiye – ABD Anlaşmasının 12 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre ise, gayrimaddi hak bedelinin gerçek lehdarı olan ABD mukimine yapılan sunucu kiralama ödemelerinin gayrisafi tutarı üzerinden %5, gayrimaddi hak niteliği taşıyan diğer internet hizmetleri karşılığında yapılan ödemeler üzerinden ise %10 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

            Öte yandan, ABD, Hollanda ve İngiltere Devletlerinin de Anlaşmaların 12 nci maddesinin birinci fıkrasına göre bu bedeller üzerinden vergi alması durumunda ortaya çıkacak çifte vergilendirme, Anlaşmaların “Çifte Vergilendirmenin Önlenmesi” başlıklı 23 üncü maddesi ile önlenecek olup, gayrimaddi hak bedeli için Türkiye’de ödenen vergi, ABD, Hollanda ve İngiltere’de ödenecek vergiden mahsup edilecektir.

            ABD, Hollanda ve İngiltere mukimlerinin Türkiye’de elde ettikleri kazanç veya iratların ilgili Anlaşma çerçevesinde vergiye tabi tutulabilmesi için mukim oldukları ülke yetkili makamlarından mukimlik belgesi almaları ve bu belgenin aslı ile noterce veya bu ülkedeki Türk konsolosluklarınca tasdikli Türkçe tercümesinin bir örneğini ilgili vergi dairesine veya kendilerine yapılan ödeme üzerinden vergi sorumlularınca vergi tevkifatı yapılması durumunda ise vergi sorumlularına ibraz etmeleri gerekmektedir. Vergi sorumluları teslim aldıkları söz konusu mukimlik belgelerini gerektiğinde yetkili makamlara ibraz etmek üzere muhafaza edeceklerdir. Mukimlik belgesinin ibraz edilememesi durumunda ise ilgili Anlaşma hükümleri yerine iç mevzuat hükümlerimiz uygulanacaktır.

            Katma Değer Vergisi Yönünden:

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir:

  1. Ticarî, sınaî, ziraî faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler,
  2. Her türlü mal ve hizmet ithalatı,

            …”;

            9 uncu maddesinde, “1. Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanunî merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.

            …” hüküm altına alınmıştır.

            117 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin “2.1. İkametgâhı, İşyeri, Kanuni Merkezi ve İş Merkezi Türkiye’de Bulunmayanlar Tarafından Yapılan İşlemler” başlıklı bölümünde,

            “2.1.1. KDV Kanununun 1 inci maddesine göre bir hizmetin KDV’nin konusuna girebilmesi için Türkiye’de ifa edilmesi gerekmektedir. Aynı Kanunun (6/b) maddesinde ise Türkiye’de yapılan veya faydalanılan hizmetlerin Türkiye’de ifa edilmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

            Buna göre, ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanların Türkiye’de yaptığı hizmetler ile bunların yurt dışında yaptığı ancak Türkiye’de faydalanılan hizmetler KDV’ye tabi olacaktır.

            Bu gibi hizmet ifalarında mükellef, esas olarak hizmeti ifa eden olmakla birlikte, Türkiye’de ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi bulunmadığından, KDV’nin tamamı, hizmetten faydalanan yurt içindeki muhatap tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenecektir.

            …”;

            60 seri no.lu KDV Sirkülerinin “1. KDV’nin Konusu” başlıklı bölümünde,

            “KDV Kanununun 1 inci maddesine göre Türkiye’de yapılan;

            – Ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesindeki teslim ve hizmetler,

            – Her türlü mal ve hizmet ithalatı,

            – Söz konusu maddede belirtilen “diğer” faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetler

            KDV’ye tabidir.”

            denilmektedir.

            Buna göre, yurt dışı mukimi firmalardan sunucu kiralama ve internet hizmeti ithali KDV’ye tabi olup ithalat bedeli üzerinden hesaplanan KDV’nin sorumlu sıfatıyla ithalin yapıldığı dönemde 2 no.lu KDV beyannamesi ile beyan edilmesi ve aynı döneme ilişkin 1 no.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[10-2012/327]-1308 23/08/2013
Konu :

Belediyeye bağışlanmak üzere kültür merkezi tesisinin onarım ve organizasyon işleri için yapılan harcamaların kurum kazancından indirilip indirilemeyeceği.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, … Belediyesi adına kayıtlı bulunan gayrimenkul üzerine kültür merkezi tesisinin onarım ve organizasyon işlerinin şirketinizce yapıldığı ve bedelsiz olarak anılan belediyeye devredildiği belirtilerek, kültür merkezi tesisine ilişkin olarak şirketinizce karşılanan harcamaların kurum kazancından indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

             5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun “Diğer İndirimler” başlıklı 10 uncu maddesinde,

            “(1) Kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından sırasıyla aşağıdaki indirimler yapılır:

             …

  1. c) Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının % 5’ine kadar olan kısmı.

  …”

           hükmüne yer verilmiştir.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin; “10.3.2. Bağış ve yardımlar” başlıklı bölümünde konu ile ilgili açıklamalara yer verilmiş olup, “Kurum kazancının %5’i ile sınırlı bağış ve yardımlar” başlıklı 10.3.2.1 bölümünde,

            “Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere, köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ve kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunan kurum ve kuruluşlara makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımların toplamının o yıla ait kurum kazancının %5’ine kadar olan kısmı, kurumlar vergisi beyannamesinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirim konusu yapılabilecektir.

            Matrahtan indirilmesi için bağış ve yardımın;

            -Genel ve özel bütçeli kamu idarelerine, il özel idarelerine, belediyelere ve köylere, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara, kamu yararına çalışan dernekler ile bilimsel araştırma ve geliştirme faaliyetlerinde bulunan kurum ve kuruluşlara yapılması,

            -Makbuz karşılığı olması,

            -Karşılıksız yapılması,

            -Sadece ilgili dönem kazancından indirilmesi

            -Beyannamede ayrıca gösterilmesi

            gerekir. İndirilemeyen kısım diğer yıla nakledilemez.

            Kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecek bağış ve yardımların tutarı, o yıla ait kurum kazancının %5’i ile sınırlıdır.

            İndirilebilecek bağış ve yardım tutarının tespitinde esas alınan kurum kazancı, zarar mahsubu dahil giderler ile iştirak kazançları istisnası düşüldükten sonra, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki [Ticari bilanço kârı – (iştirak kazançları istisnası + geçmiş yıl zararları)] tutardır.”

            açıklamaları yer almaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, … Belediyesi ile şirketiniz arasında imzalanan protokole istinaden anılan belediyenin kültür merkezi tesisinin onarım ve organizasyon işlerine ilişkin şirketinizce gerçekleştirilen harcamaların, beyanname üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, o yıla ait kurum kazancınızın % 5’ine kadar olan kısmının  indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 71387770-105[258-2013/48]-28 22/08/2013
Konu :

Aktif abonelerden alınan güvence bedelinin (Depozito niteliği taşıyan) VUK?un hangi değerleme ölçüsü ile yapılacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin 4646 sayılı Doğalgaz Piyasası Kanunu kapsamında Enerji Piyasası Düzenleme Kurumundan 10.05.2007 tarihinden itibaren 30 (Otuz) yıl süre ile geçerli olmak üzere almış olduğu 10.05.2007 tarih … sayılı Dağıtım Lisansı kapsamında … şehrinde oluşan dağıtım bölgesinde doğalgaz dağıtım faaliyeti yürütmekte olduğunuz, bu faaliyetiniz dolayısıyla abonelerinizden Doğalgaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliğinin 39 uncu maddesindeki hüküm çerçevesinde alacaklarınızı garanti altına almak amacıyla abonelik sözleşmesinin imzalanması sırasında güvence bedellleri aldığınız, söz konusu sözleşmenin iptali halinde alınan bedelleri TUİK’in aylık TÜFE artış oranına göre güncelleştirerek abonelerinize iade ettiğiniz ve alınan güvence bedeli ile güncelleştirme yapılarak ödenen güvence bedeli arasındaki farkı güncelleştirmiş tutarı ödediğiniz tarihte kurum kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate aldığınız belirtilerek; ilgili hesap dönemi sonunda abonelik sözleşmesi aktif olan abonelerden alınan güvence bedellerinin alındığı tarihten itibaren hesap dönemleri sonunda TÜFE artış oranı ile güncelleştirilmesi halinde, fark güncelleştirme tutarının kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı ve depozito niteliği taşıyan bu bedellerin değerlemesi yapılırken  Vergi Usul Kanununda yer alan değerleme hükümlerinden hangisinin dikkate alınacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I-KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, safi ticari kazancın tespitinde indirilecek gider olarak kabul edileceği belirlenmiştir.

            Gelirin elde edilmesinde tahakkuk ilkesi, gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinleşmesi yani geliri doğuran işlemin eksiksiz tekemmül etmesi olup, ticari kazancın elde edilmesinde tahakkuk esası benimsenerek gelirin mahiyet ve tutar itibariyle kesinlik kazanması aranmıştır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, abonelerden alınan güvence bedellerinin Alınan Depozite ve Teminatlar hesabında takip edilmesi mümkün olup, güvence bedellerinin mevzuat vb. yatırım araçlarında değerlendirilmesi halinde elde edilen gelirlerin kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Öte yandan, abonelik sözleşmeleri aktif olan abonelerden alınan güvence bedelleri için bir güncelleştirilme yapılamayacak olup, bu bedellere ilişkin olarak herhangi bir fark oluşmayacağından kurum kazancınızın tespitinde gider olarak indirilmesi söz konusu olmayacaktır.

            Ancak söz konusu güvence bedellerinin; abonelik sözleşmesinin iptali nedeniyle abonelere güncelleştirilmiş değeri üzerinden iadesi halinde ise, güncelleştirme nedeniyle ilave olarak iade edilen tutar, iadenin yapıldığı dönemde kurum kazancının tespitinde gider olarak yazılabilecektir.

            II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 258 inci maddesinde değerleme, vergi matrahlarının hesaplanmasıyla ilgili iktisadi kıymetlerin takdir ve tespiti olarak tanımlanmıştır.

            Aynı Kanunun 285 inci maddesinde ise borçların, mezkûr maddede belirlenen esaslar çerçevesinde mukayyet değerleriyle değerleneceği hükme bağlanmıştır. Mukayyet değer ise yine aynı Kanunun 265 inci maddesinde, “… bir iktisadi kıymetin muhasebe kayıtlarında gösterilen hesap değeridir.” şeklinde tanımlanmıştır.

            Diğer taraftan, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu ile 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanununa dayanılarak çıkarılan “Doğal Gaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği”nin 39 uncu maddesinde;

            “Dağıtım şirketi, alacaklarını garanti altına alabilmek amacıyla, mekanik sayaç kullanan abonelerden abonelik sözleşmesinin imzalanması sırasında bir defaya mahsus olmak üzere güvence bedeli alabilir. Ancak ön ödemeli sayaç kullanan abonelerden güvence bedeli alınmaz.

            Güvence bedeli, doğal gazı fiilen kullanmak üzere sözleşme yapan kişilerden veya bunların yetkili temsilcilerinden alınır.

            Güvence bedelleri ile bunların hesaplanmasına ilişkin usul ve esaslar, her yıl tarife önerisi ile birlikte dağıtım şirketi tarafından Kuruma önerilir ve Kurul tarafından belirlenir.

            Mal ve/veya hizmet üretim amaçlı doğal gaz kullanan aboneler ile serbest tüketiciler güvence bedeli olarak nakit yerine banka kesin teminat mektubu da verebilir.

            Abonelik sözleşmesi sona eren veya müşterinin muvafakati ile mekanik sayacı ön ödemeli sayaç ile değiştirilen abonenin, dağıtım şirketinde bulunan güvence bedeli, tüm borçların ödenmiş olması ve nakit olarak alınan güvence bedellerinin ise ilgili mevzuat çerçevesinde güncelleştirilmesi kaydıyla, talep tarihinden itibaren beş gün içerisinde aboneye veya onun yetkili temsilcisine iade edilir. Serbest tüketicilerden güvence bedeli alınıp alınmayacağı ve koşulları imzalanacak sözleşmeler kapsamında serbestçe belirlenir.”

            denilmektedir.

            Bu hükümler çerçevesinde müşteriden alınan güvence bedelinin güncelleştirilmesi ve bir farkın hesaplanıp ödenmesi için müşterinin abonelik sözleşmesinin iptali ya da muvafakati ile mekanik sayacın ön ödemeli sayaç ile değiştirilmesi durumunda borcunun bulunmaması ve güvence bedellinin nakit olarak alınmış olması gerekmektedir.

            Bu itibarla, abonelerden tahsil edilen güvence bedellerinin dönem sonunda, Vergi Usul Kanununun 265 inci maddesinde düzenlemesi yapılan mukayyet değere ait hükümler ile 285 inci maddesindeki hüküm kapsamında değerlemesinin yapılması gerekmekte olup, bu düzenlemeler dışında, başkaca bir değerleme ölçütünün kullanılması vergi kanunları açısından mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 63611781-KVK.ÖZLG.207-31 22/08/2013
Konu :

Tek tapuda birleştirilen taşınmazların satışından elde edilen kazancın  Kurumlar Vergisi ve KDV yönünden istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinde, şirketiniz aktifinde iki tam yıldan fazla kayıtlı bulunan 14 pafta, 1187, 1188, 1268, 1269, 3115 parsel no.da kayıtlı toplam 105.320 m² taşınmazı satmayı planladığınız ancak alıcı firmanın 135 dönüm tek parsel arazi istemesi nedeniyle 14 pafta, 1259, 1260, 1266, 1267 parsel no.da kayıtlı toplam 40.860 m² büyüklüğündeki taşınmazı da satın alarak şirket aktifinde kayıtlı arazi ile tek tapu halinde tevhidini yaptırdığınız belirtilerek tek tapuda birleştirilen bu taşınmazın satışından elde edilen kazancın Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ile Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (r) bendi uygulamasında istisna kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            Kurumlar Vergisi Yönünden:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde;

            “Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75 ‘lik kısmı.

            Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziya uğramış sayılır.

            …

            Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.”

            hükmü yer almaktadır.

            Anılan istisnanın uygulamasına ilişkin ayrıntılı açıklamalara 03/04/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6” bölümünde yer verilmiş olup, söz konusu Tebliğin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı alt bölümünde;

            “Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

            İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir.

            Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir. 

            açıklamalarına yer verilmiştir.

          Bu hüküm ve açıklamalara göre, iki yıldan uzun süredir şirketiniz aktifinde kayıtlı olan 105.320 m²’lik taşınmazın, alıcı firmanın 135 dönüm tek parsel arazi talebinin karşılanması amacıyla 40.860 m²’lik taşınmaz ile birleştirilerek satılması halinde, satış kazancının 105.320 m²’lik bu taşınmaza tekabül eden kısmıyla sınırlı olmak üzere taşınmaz satış kazancı istisnasından yararlanmanız mümkün bulunmaktadır. Ancak, şirketiniz tarafından alıcı firmaya devredilmek üzere satın alınan 40.860 m²’lik taşınmazın satışından elde edilen kazancın bu istisnaya konu edilemeyeceği tabiidir.

             Katma Değer Vergisi Yönünden:

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (r) bendinde; kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu, İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamında yer almadığı, İstisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı hükmüne yer verilmiştir.

             60 No.lu KDV Sirkülerinin “8.2.4. İki Tam Yıl Süreyle Sahip Olunan Taşınmazların Satışı” başlıklı bölümünde;

            “KDV Kanununun 17/4-r maddesine göre, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler KDV’den müstesnadır.

             Bu hüküm uyarınca, kurumların aktiflerinde, belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların (arsa, arazi, bina) satışı KDV’den müstesnadır. Bu satışların müzayede suretiyle yapılması halinde de istisna uygulanacaktır. Ancak, istisna hükmü, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz teslimleri için geçerli olmadığından, taşınmazların ticaretini yapan kurumlar ile mülkiyetlerindeki taşınmazları ticari bir organizasyon içinde satan belediyeler ve il özel idarelerinin bu istisnadan faydalanmaları mümkün değildir.

            denilmektedir.

            Buna göre, iki tam yıldan uzun süredir şirketiniz aktifinde kayıtlı olan 105.320 m2’lik taşınmazın, alıcı firmanın tek parsel arazi talebinin karşılanması amacıyla şirketiniz aktifinde iki tam yıldan az bir süredir bulunan 40.860 m2’lik taşınmaz ile birleştirilerek tek tapu halinde satılması durumunda, satış bedelinin 105.320 m2’lik alana isabet eden kısmı için KDV Kanununun 17 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (r) bendi çerçevesinde istisna kapsamında işlem yapılması, satış bedelinin geri kalan 40.860 m2’lik için ise genel hükümler çerçevesinde KDV hesaplanarak beyan edilmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[40-12/14]-891 21/08/2013
Konu : Derneğe ödenen giriş ve üyelik aidatının kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilip indirilemeyeceği hakkında

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin faaliyetlerinin devamı için gerekli olan pil/batarya ithalatınız nedeniyle Çevre Uyum Belgesine ihtiyaç duyduğunuz, bu amaçla üyeleri adına tek bir Çevre Uyum Belgesi alan Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneğine üye olduğunuz, şirketinizin bu sayede Çevre Uyum Belgesi için ilave ücret ödemediği, üyelikle birlikte gerek gümrükte ve yolda bulunan gerekse ileride ihtiyaç duyulacak pil/bataryaların ithalatının mümkün hale geldiği belirtilerek anılan Derneğe giriş bedeli ve aidat olarak ödemiş olduğunuz tutarların kurum kazancının tespitinde gider olarak indirilip indirilemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasıyla kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş olup, maddenin ikinci fıkrasıyla da safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 nci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup, birinci bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği belirtilmiştir.

            Bir masrafın genel gider adı altında gider yazılabilmesi için, genel giderlerin ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılmış olması, masrafla iş arasında açık, güçlü bir illiyet bağının mevcut olması, masrafın işin önemi ölçüsünde yapılmış bulunması gerekmektedir.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinin incelenmesinden şirketinizin faaliyet konusu gereği pil/batarya ithalatı yaptığı, Pil ve Akümülatörlerin İthalat Denetimi Tebliği (Ürün Güvenliği ve Denetimi) kapsamında belirtilen ürünlerin ithalatı için ihtiyaç duyduğu “Çevre Uyum Belgesini”  Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneğine üye olarak karşıladığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yetkilendirilen bu Derneğin atık yönetimi konusunda da şirketinize fayda sağladığı anlaşılmış bulunmaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre; şirketinizin Taşınabilir Pil Üreticileri ve İthalatçıları Derneğine üyeliğinin, faaliyetlerinizin yürütülmesi ve ticari kazanç elde edilmesi için kanunen veya ilgili mevzuat gereği zorunlu olması kaydıyla bu Derneğe üyelik için ödemiş olduğunuz giriş bedeli ile aidatların kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır. Ancak, anılan derneğe üyelik nedeniyle vermiş olduğunuz giriş bedeli ve aidatların, çevre uyum belgesinin şirketinizce alınması halinde ödenecek tutarı aşması halinde aşan kısmın gider olarak dikkate alınamayacağı tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 93767041-125[30-2012/5]-166 21/08/2013
Konu :

Yurt dışındaki Alman firmasından  alınan serbest meslek hizmeti nedeniyle yapılan ödemeler üzerinden kurumlar vergisi tevkifatının yapılıp yapılmayacağı hususunda

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Türkiye ile Almanya arasında imzalanan Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşmasının yürürlüğe girebilmesi için gerekli yasal prosedürün Türkiye açısından tamamlandığı, Almanya’nın da bu prosedürü tamamlamasının ardından anılan anlaşmanın 01.01.2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlüğe gireceği belirtilerek, yurt dışındaki Alman firmasından  alınan serbest meslek hizmeti nedeniyle yapılan ödemeler üzerinden şirketiniz tarafından kurumlar vergisi tevkifatının yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; birinci maddede yazılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanların, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği hükme bağlanmış, üçüncü fıkrasında ise dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar bentler halinde sayılmıştır.

            Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı belirtilmiş olup, maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde, serbest meslek kazançlarından, ikinci fıkrasında ise ticari veya zirai kazanca dahil olup olmadığına bakılmaksızın telif, imtiyaz, ihtira, işletme, ticaret unvanı, marka ve benzeri gayrimaddi hakların satışı, devir ve temliki karşılığında nakden veya hesaben ödenen veya tahakkuk ettirilen bedeller üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı, hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranları, 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03.02.2009 tarihinden itibaren, petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlardan %5, diğer serbest meslek kazançlarından % 20, gayrimaddi hak bedeli ödemelerinden de %20 olarak belirlenmiştir.

            Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması Yönünden:

            Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığına Engel Olma Anlaşması, 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

            Özelge talep formu ekinde gönderilen faturadan anlaşıldığı üzere firmanız Almanya’da mukim olan şirketten mühendislik hizmeti almıştır. Bu kapsamda verilecek mühendislik hizmetlerinin, Türkiye-Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması’nın “Ticari Kazançları” düzenleyen bir örneği ekli 7 nci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan bu tür kazançlar gerçek kişiler tarafından elde edildiğinde, konunun 7 nci madde kapsamında değil, Anlaşma’nın “Serbest Meslek Faaliyetleri”ni düzenleyen 14 üncü maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Buna göre, Almanya mukimi şirket tarafından elde edilen geliri vergilendirme hakkı Almanya’ya ait olup, bu gelirin Türkiye’de vergilendirilebilmesi için, Almanya mukimi şirketin ticari faaliyetini Türkiye’de sahip olduğu bir iş yeri vasıtasıyla gerçekleştirmesi gerekmektedir. “İşyeri” tanımı ise, Anlaşma’nın bir örneği ekli “İşyeri” başlıklı 5 inci maddesinde yapılmış olup, hangi hallerde diğer devlette bir işyeri oluşacağı açıkça belirtilmiş olup bu maddenin üçüncü fıkrasının (b) bendinde, bir Akit devlet teşebbüsünün, çalışanları veya teşebbüs tarafından bu amaçla görevlendirilen diğer personel aracılığıyla diğer Akit Devlette ifa edeceği ve herhangi bir 12 aylık dönemde toplam altı ayı aşan bir süre devam eden hizmet tedariklerinin diğer devlette iş yeri vasıtasıyla verilmiş hizmet olarak kabul edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Bu kapsamda, Anlaşma uyarınca Almanya mukimi şirket tarafından verilen mühendislik hizmetlerinin Türkiye’de vergilendirilebilmesi için gerekli olan işyeri oluşma ölçütünün değerlendirilmesinde, yalnızca fiziki olarak işyeri oluşmasının dikkate alınmaması, söz konusu Almanya mukimi şirketin personeli aracılığı ile Türkiye’de vereceği mühendislik hizmetlerinin de Anlaşmanın 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer almış olan süre koşulunun gerçekleşmesi halinde Almanya’da yerleşik şirket için Türkiye’de işyeri vasıtasıyla verilen hizmet olarak değerlendirilmesi ve vergilendirmenin iç mevzuat hükümlerine göre yapılması gerekmektedir.

            Türkiye’de icra edilen söz konusu mühendislik hizmetleri dolayısıyla Alman mukimi firmaya ödeme yapılması sırasında, söz konusu firmanın faaliyet icrası amacıyla yukarıda belirtilen toplam altı aylık süre içerisinde kalıp kalmama durumu bilinemeyeceğinden, diğer bir ifadeyle, Alman mukimi firmanın aynı dönemde Türkiye’de başkalarına da hizmet verebileceği ihtimali dikkate alınarak, anılan ödemeler üzerinden vergi tevkifatı yapılması gerekmektedir. Bu şekilde, Türkiye’de hizmet icrası başlangıçta altı ayı aşmadığı için vergi tevkifatı yapmayan vergi sorumlularının vergi idaresi tarafından cezai yaptırımla karşılaşmalarının önüne geçilmiş olmaktadır.

            Öte yandan, Türkiye-Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması çerçevesinde bahse konu ödemelerin Türkiye’de vergiye tabi tutulmaması gerektiği durumda, adı geçen Alman mukimi firmaya yapılan söz konusu ödemeler üzerinden kurumlar vergisi tevkifatı yapılması halinde, anılan firma tarafından bizzat veya vekilleri aracılığıyla, tevkif yoluyla alınan vergilerin iadesi için ilgili vergi dairesine başvurulabilecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 64597866-125[8-2013]-130 20/08/2013
Konu :

Yabancı müşterilerin talepleri doğrultusunda spor kulüplerinden kiralanacak localar için yapılan ödemelerin ilgili dönemde temsil ve ağırlama gideri olarak dikkate alınıp alınamayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin yurt dışı müşterilerinin ziyaretlerinde kulüp maçlarını stadda izleme isteklerini dile getirmeleri nedeniyle 3 spor kulübünden (Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş) loca kiralanmasının düşünüldüğü belirtilerek, söz konusu localar için ödenecek kira bedellerinin temsil ve ağırlama gideri olarak indirim konusu yapılıp yapılamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde ise 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde safi kazancın tespit edilmesi için indirilecek giderlerin neler olduğu sayılmış olup, (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

            Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderler, Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarında tadadi şekilde belirlenen giderler dışında kalan ticari organizasyona bağlı olarak yapılan giderlerdir. Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilebilmesi için yapılan genel giderlerin matrahtan indirilebilmesi için giderle kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi arasında illiyet bağının bulunması, giderin keyfi olmaması, yani kazancın elde edilmesi için mecburi olarak yapılması, yapılan gider karşılığında gayri maddi bir kıymet iktisap edilmemiş olması gerekir. Yukarıda belirtilen stad locası kiralamaları şirket tüzel kişiliğinin kendi iradesinin sonucu olup, faaliyetlerinizin yürütülmesi ve gelir elde edilmesi için zorunlu bir harcamayı gerektirmemektedir.

            Yurt dışından gelen müşterilerinizin bazı takımların maçlarını staddan izleyebilmeleri için loca kiralanması nedeniyle ödenecek kira bedelleri, ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi esnasında yapılan bir harcama ve gider unsuru gibi görünmekle beraber geliri doğuran olayla açık ve güçlü bir illiyet bağı mevcut değildir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizin yurt dışı müşterilerinin talepleri doğrultusunda stad locaları kiralanması nedeniyle ödenecek kira bedelleri, kurum kazancınızın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel gider olarak kabul edilemeyeceğinden, söz konusu ödemeler, safi kurum kazancının tespitinde gider olarak değerlendirilemeyecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 64597866-125[6-2013]-127 16/08/2013
Konu :

İhbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı, işe başlatmama tazminatı, işçinin çalışmadığı süre için ödenen ücret, ücret fark alacakları ile yasal faiz ve yargılama giderlerinin gider yazılıp yazılmayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, iş akdine son verilen işçilere mahkeme kararına istinaden yapılan ihbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı, işe başlatmama tazminatı, işe iade sonucu işçinin çalışmadığı süre için ödenen ücretler, ücret fark alacakları ile bu ödemelere ilişkin işlemiş yasal faizlerin ve yargılama giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

             5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı belirtilmiş, maddenin ikinci fıkrasıyla da safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hüküm uyarınca tespit edilecek kurum kazancından Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesi ile Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde yer alan giderler indirilebilecektir.

            Gelir Vergisi Kanunun 40 ıncı maddesinde, safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup; maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin, (3) numaralı bendinde de işle ilgili olmak şartıyla, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatların safi kazancın tespitinde gider olarak indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun 61 inci maddesinde ücretin, işverene tabi ve belirli bir iş yerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak  şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği; 25 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi ile ölüm, sakatlık, hastalık ve işsizlik sebepleriyle (işe başlatmama tazminatı dahil) verilen tazminat ve yapılan yardımların gelir vergisinden müstesna olacağı hüküm altına alınmıştır.

            Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde ise, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükme bağlanmış olup, anılan maddenin 2/b numaralı bendinde ise; yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

            İşe başlatmama tazminatlarının vergilendirilmesinde istisna uygulamasına ilişkin açıklamalara 272 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer verilmiştir. Buna göre, iş sözleşmesi feshinin geçersizliğine karar veren mahkeme kararında belirlediği, işçinin işe başlatılmaması nedeniyle 4857 sayılı İş Kanununun 21 inci maddesi uyarınca işverenlerce işçilere ödenen işe başlatmama tazminatları damga vergisi hariç gelir vergisinden istisna edilmiştir. İstisna kapsamındaki tutar, iş sözleşmesi feshinin geçersizliğine karar veren mahkeme kararında belirlediği işçinin işe başlatılmaması nedeniyle ödenecek tazminat miktarı ile sınırlıdır.

            Öte yandan, 4857 sayılı İş Kanununun “Eşit davranma ilkesi” başlıklı 5 inci maddesinde;

            “İş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz.

            İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz.

            İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.

            Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz.

            İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz.

            İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir.

            ….” hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun “Geçersiz sebeple yapılan feshin sonuçları” başlıklı 21 inci maddesinde ise;

            “İşverence geçerli sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli olmadığı mahkemece veya özel hakem tarafından tespit edilerek feshin geçersizliğine karar verildiğinde, işveren, işçiyi bir ay içinde işe başlatmak zorundadır. İşçiyi başvurusu üzerine işveren bir ay içinde işe başlatmaz ise, işçiye en az dört aylık ve en çok sekiz aylık ücreti tutarında tazminat ödemekle yükümlü olur.

             Mahkeme veya özel hakem feshin geçersizliğine karar verdiğinde, işçinin işe başlatılmaması halinde ödenecek tazminat miktarını da belirler.

            Kararın kesinleşmesine kadar çalıştırılmadığı süre için işçiye en çok dört aya kadar doğmuş bulunan ücret ve diğer hakları ödenir.

            ….” hükmü yer almaktadır.

            Yukarıda yer alan hükümlere göre, şirketiniz tarafından mahkeme kararına istinaden ödenen ihbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı, işe başlatmama tazminatı, işe iade sonucu işçinin çalışmadığı süre için ödenen ücretler ve diğer haklar ile bu ödemelere ilişkin işlemiş yasal faizlerin ve yargılama giderlerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

            Öte yandan, işe başlatmama tazminatının Gelir Vergisi Kanununun 25 inci maddesi hükmü uyarınca gelir vergisinden istisna edilmesi, vekalet ücreti ile çalışanın işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aylık ücret, ihbar tazminatı, ayrımcılık tazminatı ve diğer haklarının ise ücret olarak Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerekmektedir.

            Ancak, mahkeme kararına istinaden, ücret ödemelerine ilişkin olarak hesaplanan kanuni faizler alacak faizi niteliğinde olup, gelir vergisi tevkifatı kapsamında bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[94-2013/391]-1213 07/08/2013
Konu :

Yap-işlet-devret modeline göre inşa edilen binanın vergisel boyutu.

             Özelge talep formunuzda, sağlık sektöründe faaliyette bulunan şirketinizin, arsa sahibi şahıslar ile imzalamış olduğu 8 yıllık yap işlet devret sözleşmesi kapsamında inşa edilecek binayı, tamamlanmasından itibaren sözleşme süresi doluncaya kadar kullanacağı ve sözleşme bitiminde binanın arsa sahiplerine bedelsiz olarak teslim edileceği belirtilerek sözleşme süresince arsa sahiplerine nakdi ve ayni kira ödemesinde bulunulmayacağından şirketiniz tarafından gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı, sözleşme süresinin sonunda bina devredilirken arsa sahibinin elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı hesabında şirketin inşaat için yapmış olduğu harcama miktarının mı yoksa emsal bedelinin mi esas alınacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

            Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanunun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmış olup maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde de ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin safi kazancın tespitinde indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

            Anılan Kanunun 70 inci maddesinde gayrimenkul sermaye iradının tarifi yapılmış ve maddede 8 bent halinde yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu belirtilmiş olup 72 nci maddesinde de, gayrimenkul sermaye iratlarında gayrisafi hasılatın 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olduğu; ayın olarak tahsil edilen kiraların Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre emsal bedeli ile paraya çevrileceği; kiracı tarafından gayrimenkulü genişletecek veya iktisadi değerini devamlı suretle arttıracak şekilde gayrimenkule ilave edilen kıymetlerin, kira müddetinin hitamında bedelsiz olarak kiralayana devrolunduğu takdirde, mezkur kıymetlerin kiralayan bakımından, bu tarihte aynen tahsil edilmiş sayılacağı, kıymetlerin emsal bedelinden düşük değerle devri halinde aradaki farkın bedelsiz devir sayılacağı hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun “Gayrisafi hasılat” başlıklı 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasında kira olarak doğan alacağın başka şahsa temlikinin veya kiracısına olan borcu ile takasının tahsil hükmünde olduğu ifade edilmiştir. Kanunun 73 üncü maddesinde ise kiraya verilen mal ve hakların kira bedelinin emsal kira bedelinden düşük olamayacağı, 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin (c) alt bendinde ise vergiye tabi gelir toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye’de vergi kesintisine tabi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği; 94 üncü maddesinde ise vergi kesintisi yapmak zorunda olanlar sayılmış olup maddenin (5/a) bendinde 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemelerinden %20 oranında kesinti yapılacağı, 96 ncı maddesinde ise vergi kesintisinin, 94 üncü madde kapsamına giren nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı, bu maddede geçen hesaben ödeme deyiminin, vergi kesintisine tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunması halinde, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı, alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirileceği belirtilmiştir

            Öte yandan, Vergi Usul Kanununun 272 nci maddesinde; “Normal bakım, tamir ve temizleme giderleri dışında, gayrimenkulü veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarını genişletmek veya iktisadi kıymetini devamlı olarak artırmak maksadıyla yapılan giderler, gayrimenkulün veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının maliyet bedeline eklenir.

            …

            Gayrimenkuller kira ile tutulmuş ise veya elektrik üretim ve dağıtım varlıklarının işletme hakkı verilmiş ise, kiracı veya işletme hakkına sahip tüzel kişi tarafından yapılan bir ve ikinci fıkralardaki giderler bunların özel maliyet bedeli olarak ayrıca değerlenir. Kiracının veya işletme hakkına sahip tüzel kişinin faaliyetini icra için vücuda getirdiği tesisata ait giderler de bu hükümdedir. ….”

             hükmüne yer verilmiştir.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “15.3.2.3. Diğer kurumlar vergisi mükelleflerine ait taşınmazların kiralanması karşılığında yapılan kira ödemeleri” bölümünde, “Kurumlar Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde sayılan kurumlar vergisi mükelleflerine (kooperatifler hariç) ait taşınmazların kiralanması karşılığında bunlara yapılan kira ödemelerinden vergi kesintisi yapılmayacaktır. Bu kurumların elde ettikleri kira gelirleri ilgili hesap dönemine ait kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan edilecektir.” açıklamaları yer almaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde

            – Şirketiniz ile arsa sahibi şahıslar arasında akdedilen sözleşmeye istinaden bina inşa edilmesi için yapılan harcamaların özel maliyet bedeli olarak dikkate alınması mümkün bulunmayıp, sözleşmeye göre yapılan tesislerin tamamlanıp cins tashihinin yapıldığı veya fiilen kullanılmaya başlandığı tarih itibarıyla, şirketinizce sözleşmeye konu arsa üzerine bina yapılarak söz konusu şahıslara teslim edildiğinin kabul edilmesi,

            -Sözleşmeye istinaden arsa sahiplerine bina yapım hizmeti verilmek suretiyle inşa edilen bina için yapılan harcamaların emsale uygun belirlenen bir kâr marjı ile arsa sahibi şahıslara fatura edilerek bina yapım hizmeti karşılığı alacak olarak kayıtlara intikal ettirilmesi ve yapım hizmeti nedeniyle oluşan kazancın da kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi,

            -Şirketiniz ile arsa sahipleri arasında yapılan sözleşme hükümleri dikkate alındığında, sözleşme süresinin sonuna kadar binanın kullanım hakkı şirketinize ait olduğundan şirketiniz tarafından fatura edilen ve alacak olarak kayıtlara intikal ettirilen tutarın, binanın kullanılmaya başlandığı tarihi müteakip kalan kira süresine bölünmek suretiyle hesaplanan kısmının ilgili yıllar itibariyle alacak tutarından düşülerek safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendi uyarınca ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınması,

            -Şirketinizce ilgili yıllar itibarıyla kira gideri olarak dikkate alınan tutarların arsa sahibi şahıslara hesaben yapılan kira ödemesi olarak kabul edilmek suretiyle bu tutarlar üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesine göre gelir vergisi kesintisi yapılması; arsa sahibinin kurumlar vergisi mükellefi veya gerçek usulde gelir vergisi mükellefi olması halinde ise elde edilen kira gelirleri ilgili dönem kurumlar vergisi veya gelir vergisi beyannamesi ile beyan edileceğinden vergi kesintisi yapılmaması,

             – Gelir Vergisi Kanununun 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, mülk sahibinin şirketinize olan borcundan yıllar itibariyle mahsup edilen tutarlar tahsil hükmünde olduğundan, anılan Kanunun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1/c) bendinde yer alan haddin (2013 yılı için 26.000 TL) aşılması halinde, gerçek kişiler tarafından elde edilen ve kesinti yoluyla vergilendirilmiş olan söz konusu kira gelirlerinin beyan edilmesi

             gerekmektedir.

            Diğer yandan, anılan sözleşme kapsamında gerçekleştirilen işlemlerin ilişkili kişilerle yapılması halinde Kurumlar Vergisi Kanununun 13 üncü maddesinde yer alan hükümlere uyulması gerektiği ise tabiidir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 39044742-KDV.28-1192 06/08/2013
Konu : Şirket aktifinde kayıtlı taşınmaz ve makinelerin satışından doğan kazanç dolayısıyla KDV istisnasından yararlanılıp yararlanılmayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … İcra ve İflas Müdürlüğünce yapılan açık artırmada … Anonim Şirketine ait arsa ve üzerindeki fabrika binasını,  fabrikaya ait tesis ve makineyle birlikte satın aldığınız, satın alınan arazinin … Anonim Şirketi adına 1985 yılından evvel tescil edildiği ve satışın yapıldığı tarihe kadar aktifte bekletildiği  belirtilerek iki yıldan daha fazla süreyle anılan şirketin aktifinde bulunan söz konusu taşınmaz ve makineler dolayısıyla katma değer vergisi istisnasından yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanunu’nun 17/4-r maddesinde; Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dâhil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu,

             İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisseleri teslimlerinin ise istisna kapsamında yer almadığı,

             İstisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı hükmüne yer verilmiştir.

             Diğer taraftan, taşınmaz ve taşınmaz niteliği taşıyan mal ve hakların satışında KDV uygulamasına dair açıklamaların yer aldığı 8/8/2011 tarih ve KDVK-60/2011-1 sayılı KDV Sirkülerinin 8.2.4. “İki Tam Yıl Süreyle Sahip Olunan Taşınmazların Satışı” başlıklı bölümünde;

             “KDV Kanununun 17/4-r maddesine göre, kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler KDV’den müstesnadır.

             Bu hüküm uyarınca, kurumların aktiflerinde, belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde en az iki tam yıl süreyle bulunan taşınmazların (arsa, arazi, bina) satışı KDV den müstesnadır. Bu satışların müzayede suretiyle yapılması halinde de istisna uygulanacaktır.

             Ancak, istisna hükmü, istisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz teslimleri için geçerli olmadığından, taşınmazların ticaretini yapan kurumlar ile mülkiyetlerindeki taşınmazları ticari bir organizasyon içinde satan belediyeler ve il özel idarelerinin bu istisnadan faydalanmaları mümkün değildir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

             Buna göre, … ana sözleşmesinde; şirketin faaliyet konuları arasında her türlü taşınmaz alım, satım, inşa ve kiralama faaliyetlerinin yer almaması ve şirket aktifinde en az iki tam yıl süre ile kayıtlı bulunması koşulu ile … tarafından tarafınıza yapılan taşınmaz satışının KDV’den istisna olması mümkün bulunmaktadır. Ancak, fabrika içindeki müştemilat ve demirbaşın fabrikadan ayrı olarak değer tespiti yapılarak satılması halinde bunların bedeline genel oranda (%18) KDV uygulanması gerekmektedir.

            Diğer taraftan, taşınmazın finansal kiralama yoluyla elde edilmiş olması, istisnanın uygulanmasında önem arz etmemektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 31435689-125[1-2012]-72 02/08/2013
Konu :

Kat karşılığı inşaat işinde, arsa tapusunun şirket adına tapuda tescili sonrasında yapılan dairelerin teslimi

             İlgide kayıtlı dilekçenizde; inşaat taahhüt işleri ile iştigal ettiğiniz, kat karşılığı arsa temin ederek bina yapıp sattığınız, kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapılırken aynı parsel için birçok kat maliki ile muhatap olduğunuz, arsa sahipleri ile noterde imzalanan sözleşmede, anlaşılan oran/daire taksimatının belirtildiği ve bu taksimata göre şirketinize tapu devri yapıldığı, arsa sahibine isabet eden oran kadar tapu hissesinin, arsa sahibi üzerinde bırakıldığı, ancak arsa sahibi sayısının çok olduğu durumlarda belli sıkıntılarla karşılaşıldığından arsa sahibi ile sözleşme yaptıktan sonra, arsa sahibinin hissesi de dahil olmak üzere arsanın tamamını rayiç bedel üzerinden satın alarak arsa maliklerine anlaşma oranında daire hisselerini teslim etmeyi düşündüğünüz belirtilerek, tapunun tamamının şirketinize devredilmesi sebebiyle, arsa maliklerine kat irtifakı kurulmuş daire hisselerinin devir işlemi tapuda satış gibi yer alsa da gerçek bir satış işlemi olmayacağından, devir işleminin tapuda hangi bedel üzerinden gösterileceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Verginin konusu” başlıklı 1 inci maddesinin birinci fıkrasında; sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadî kamu kuruluşları, dernek veya vakıflara ait iktisadî işletmeler ile iş ortaklıklarının kazançlarının kurumlar vergisine tâbi olduğu,  ikinci fıkrasında ise kurum kazancının, gelir vergisinin konusuna giren gelir unsurlarından oluştuğu hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun; “Safi kurum kazancı” başlıklı 6 ıncı maddesinde; mükelleflerin bir hesap dönemi içerisinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Mükellef ve vergi sorumlusu” başlıklı 8 inci maddesinde ise; “Mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden gerçek veya tüzel kişidir.

            Vergi sorumlusu, verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişidir. Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz…” hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 229 uncu maddesinde ise faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığı müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 231 inci maddesinin 5 inci fıkrasında faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği hükmü yer almaktadır.

            Bu hükümler çerçevesinde; arsa sahiplerince, arsa tapularının tamamının şirketinize devredilmesi ve söz konusu arsaların kat irtifakı kurularak hisseleri oranında tekrar aldığınız kişilere teslimi halinde, bu işlem kat karşılığı inşaat niteliğinde olmayacağından, her bir teslimin ayrı ayrı satış işlemi olarak değerlendirilmesi ve satış bedeli üzerinden fatura düzenlemeniz gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 19341373-120[ÖZELGE-2012/5]-68 01/08/2013
Konu :

İndirimli Kurumlar Vergisi ve Yatırım İndirimi Uygulaması

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 2003 yılından önceki müracaatınıza istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgesi kapsamında gerçekleştirmiş olduğunuz yatırım harcamaları üzerinden hesapladığınız ancak kazanç yetersizliği nedeniyle indirim konusu yapamadığınız için 27.900.802,80 TL 2012 yılına devreden yatırım indirimi istisnası ile 27.07.2011 tarih ve … numaralı yatırım teşvik belgeniz kapsamında Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesi uyarınca indirimli kurumlar vergisinden yararlanma imkanınız bulunduğu belirtilerek devreden yatırım indirimi tutarınız bulunmasına rağmen öncelikle indirimli kurumlar vergisinden yararlanmanızın mümkün olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

                5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa 5838 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle eklenen 32/A maddesinde;

                “(1) Finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Hazine Müsteşarlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulur.

                (2) Bu maddenin uygulamasında yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların Devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade eder.

                …

                (4) Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanır.

                Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenir.

                Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarları ile dikkate alınır. İndirimli oran uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanır.”

                hükmüne yer verilmiştir.

                Öte yandan, 187 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “IV/C Yatırım İndirimi Tutarının Hesaplanması” bölümünde, yatırım indiriminin, kazancın elverişli olduğu ilk yılda gerçekleştirileceği, ilgili yıl kazancı elverişli olduğu halde yatırım indiriminden yararlanmayan mükelleflerin, yararlanmadıkları bu indirim tutarlarını daha sonraki yıllara ait kazançlarından indiremeyecekleri belirtilmiştir.

                Bu hüküm ve açıklamalara göre, kurumlar vergisi beyannamesinin incelenmesinden de görüleceği üzere ticari bilanço kâr veya zararına kanunen kabul edilmeyen giderler ile önceki yıl ayrılan finansman fonu eklendikten, yatırım indirimi istisnası dahil tüm indirim, istisna ve geçmiş yıl zararları düşüldükten sonra, 27.07.2011 tarih ve … numaralı yatırım teşvik belgeniz kapsamındaki yatırımınızın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşılıncaya kadar şirketinizce indirimli kurumlar vergisinden yararlanılabilecektir.

            Ancak, indirimli kurumlar vergisinden yararlanmak amacıyla ilgili yıl kazancınız bulunmasına rağmen yatırım indiriminden yararlanmamanız halinde yararlanılmayan kazanç tutarına isabet eden yatırım indirimi istisnası tutarlarının müteakip yıllarda indirim konusu yapılamayacağı tabiidir.

                Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 27575268-105[234-2012-9286]-819 31/07/2013
Konu :

Oto kiralama faaliyetiyle iştigal eden şirketin araç alım-satımının KV, KDV ve ÖTV yönünden değerlendirilmesi ve vergi mükellefi olmayan kişilerden ikinci el araç alımında KDV oranı ve belge düzeni hk.

            İlgi dilekçenizde; oto kiralama işi ile iştigal ettiğinizi belirterek, satın alınan sıfır araçlar için ödenen özel tüketim vergisinin kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınıp alınmayacağı, satın alınan araçların iki yıl geçtikten sonra satılması halinde, satışlardan elde edilen kazancın kurumlar vergisinden istisna edilip edilmeyeceği, kiralama faaliyetinde kullanılmak üzere satın alınan binek otomobillerin satılması halinde KDV oranının ne olacağı, vergi mükellefi olmayan gerçek bir kişiden noter satış senedi ile satın alınan araç için gider pusulası düzenlenip düzenlenmeyeceği ile bu şekilde satın alınan araçların satılması halinde KDV oranının ne olacağı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

Özel Tüketim Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 1 inci maddesinin 1/b bendinde, kanuna ekli (II) sayılı listedeki mallardan kayıt ve tescile tabi olanların ilk iktisabının bir defaya mahsus olmak üzere ÖTV’ye tabi olduğu hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun “Verginin İndirimi” başlıklı 9 uncu maddesine göre, ÖTV’ye tabi malların yer aldığı listedeki başka bir malın imalinde kullanılması halinde ödenen verginin, Maliye Bakanlığınca belirlenen esaslara göre ödenecek vergiden indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

             Öte yandan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 269 uncu maddesinin 3 üncü bendinde, gemiler ve diğer taşıtların gayrimenkuller gibi maliyet bedeliyle değerleneceği270 inci maddesinde de mükelleflerin özel tüketim vergilerini maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte serbest oldukları hüküm altına alınmıştır.

            Buna göre, şirketiniz tarafından satın alınan sıfır araç için ödenen ve indirim konusu yapılamayacak olan özel tüketim vergisinin kurum kazancının tespitinde gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınması mümkündür.

Katma Değer Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 inci maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

            KDV oranları, KDV Kanununun 28 inci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak yayımlanan 2007/13033 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli I sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 1, II sayılı listede yer alan teslim ve hizmetler için % 8, bu listelerde yer almayan vergiye tabi işlemler için % 18 olarak tespit edilmiştir.

            6/4/2008 tarihli ve 26839 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2008/13426 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 2 inci maddesinde, KDV Kanununun 30 uncu maddesinin (b) bendine göre binek otomobillerin alımında yüklenilen katma değer vergisini indirim hakkı bulunan mükelleflerin, kiralamak veya çeşitli şekillerde işletmek üzere iktisap ettikleri ve 31/12/2007 tarihi itibariyle aktiflerinde veya envanterlerinde bulunan binek otomobillerinin iktisap tarihinden itibaren 2 yıl geçtikten sonra teslime konu olması halinde bu teslimde % 1 oranında KDV uygulanacağı belirtilmiştir.

            Yine Kanunun 30/b maddesinde ise; faaliyetleri kısmen veya tamamen binek otomobillerinin kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olanların bu amaçla kullandıkları hariç olmak üzere işletmelere ait binek otomobillerinin alış vesikalarında gösterilen KDV’nin, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan KDV’den indirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            60 sıra no.lu KDV Sirkülerinin “5.10” bölümünde konu ile ilgili ayrıntılı açıklamara yer verilmiştir.

            Buna göre; kiralama faaliyetinde kullanılmak üzere nihai tüketicilerden satın alınan ikinci el araçların nihai tüketiciler tarafından şirketinize teslimi (bu araçların müzayede suretiyle satışa konu olmaması kaydıyla) KDV’nin konusuna girmediğinden, söz konusu araçların alımında KDV ödenmeyecek olup, dolayısıyla indirim konusu yapılacak bir KDV tutarı da mevzubahis olmayacaktır.

            Sözkonusu binek otomobillerin satılması halinde ise bu araçların alımında KDV ödenip ödenmediğine bakılmaksızın %18 oranında KDV hesaplanacaktır.

            Diğer taraftan, kiraya vermek veya çeşitli şekillerde işletmek amacıyla iktisap ettiğiniz binek otomobilinin; 31/12/2007 tarihi itibariyle işletmeniz aktifinde veya envanterinizde bulunması kaydıyla, iktisap ettiğiniz tarihten itibaren 2 yıl geçtikten sonra tesliminde % 1 oranında, 31/12/2007 tarihinden sonra iktisap etmiş olmanız halinde ise, söz konusu araçların tesliminde % 18 oranında KDV uygulanacaktır.

Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun  ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmış olup Gelir Vergisi Kanununun 40 ıncı maddesinde de; safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmıştır.

            Aynı Kanunun “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasında kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlar bentler halinde sayılmış olup, bu fıkranın (e) bendinde kurumların, en az iki tam yıl süre ile aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süre ile sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.2. İstisnanın uygulanmasına konu olacak iktisadi kıymetler” başlıklı bölümünde gerekli açılmalara yer verilmiştir.

             Bu çerçevede, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine göre otomobiller, istisna uygulamasına konu olacak iktisadi kıymetler arasında sayılmadığından, satışa konu edilen araçlar, şirketinizin aktifinde iki yıldan fazla sürede tutulmuş olsa dahi, söz konusu araç satışlarından elde edilen kazançların; anılan istisnadan yararlanması mümkün olmayıp kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmektedir.

Vergi Usul Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 232 nci maddesinde tüccarların sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve aldıkları emtia veya hizmet için de fatura istemek ve almak mecburiyetinde oldukları hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 234 üncü maddesine göre tüccarların vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için düzenleyip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir.

            Buna göre, işletmeye alınan iktisadi kıymetlerin işletme aktifine kaydedilmesi veya çıkarılmasına ilişkin kayıtlarının Vergi Usul Kanununda düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi gerektiğinden, vergi mükellefi olmayan şahıslardan kiralama faaliyetinde kullanmak amacıyla alınan ikinci el araçlar için şirketinizin vergi mükellefi olmayan şahıslara gider pusulası düzenlemesi, satış yapan şahısların vergi mükellefi olması durumunda ise bu şahısların şirketinize fatura düzenlemesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-2011-KVK-30-3-820 31/07/2013
Konu :

Dar mükellef ödenen avro hizmet bedeli üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Rusya’da yerleşik bir firma için Rusya, …’da bir alçı fabrikası kurmakta olduğunuz, söz konusu iş ile ilgili olarak Almanya’da yerleşik bir firmadan ithal ederek Rusya’ya ihracını gerçekleştirdiğiniz makinelerin montajı ve onarımına ilişkin olarak Almanya’da bulunan firmanın bir personel görevlendirdiği belirtilerek söz konusu firmaya ödeyeceğiniz 6378 Avro hizmet bedeli üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun birinci maddesinde sayılı kurumların kanuni ve iş merkezlerinin her ikisi de Türkiye’de bulunmayanların sadece Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden dar mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmış ve üçüncü fıkrasında da dar mükellefiyette kurum kazancını oluşturan kazanç ve iratlar bentler halinde sayılmıştır.

            Aynı Kanunun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tâbi kurumların maddede bentler halinde sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükmüne yer verilmiş olup maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde serbest meslek kazançlarından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Vergi kesintisi oranları 2009/14593 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 03.02.2009 tarihinden itibaren, petrol arama faaliyetleri dolayısıyla sağlanacak kazançlardan % 5, diğer serbest meslek kazançlarında % 20 olarak belirlenmiştir.

            03.04.2007 tarih ve 26482 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “22.2.3 Serbest meslek kazançları” başlıklı bölümünde ise;

            “Serbest meslek faaliyeti, esas itibarıyla gerçek kişilerce icra edilen ve Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde tanımlanan faaliyet türüdür. Dar mükellef kurumların bu tür kazanç elde etmeleri ise istihdam ettikleri personelleri aracılığı ile olmaktadır

            Serbest meslek kazançlarının Türkiye’de elde edilmiş sayılması için serbest meslek faaliyetinin Türkiye’de icra edilmesi veya Türkiye’de değerlendirilmesi gerekir.

            Türkiye’de değerlendirme, ödemenin Türkiye’de yapılması veya ödeme yabancı memlekette yapılmışsa Türkiye’de ödeyenin veya nam ve hesabına ödeme yapılanın hesaplarına intikal ettirilmesi veya kârından ayrılmasıdır.”

            açıklamalarına yer verilmiştir.

            II- ÇİFTE VERGİLENDİRMEYİ ÖNLEME ANLAŞMASI YÖNÜNDEN

            Almanya mukimi … firması tarafından, şirketinizin Rusya’da kurduğu alçı fabrikasında, elemanları vasıtasıyla gerçekleştirilen makine montajı için şirketinizce 2010 yılı içinde ödenen 6378 Avro tutarındaki hizmet bedelinin 01.01.1990 – 31.12.2010 tarihleri arasında uygulanmakta olan “Türkiye Cumhuriyeti ile Federal Almanya Cumhuriyeti arasında Gelir ve Servet Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması”nın 14 üncü maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu maddenin 3 üncü fıkrası;

            “3. 1 inci ve 2 nci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Federal Almanya Cumhuriyeti teşebbüsünün serbest meslek faaliyetlerinden elde ettiği gelir, söz konusu faaliyetler Türkiye Cumhuriyeti’nde icra edilmedikçe ve

  1. a) Gelir elde eden kişi Türkiye Cumhuriyeti’nde bir takvim yılı içinde bir veya birkaç seferde 183 günü aşan bir süre kalmadıkça veya
  2. b) Ödeme, Türkiye Cumhuriyeti’nde mukim olmayan bir kişinin Türkiye Cumhuriyeti’nde sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmadıkça,

            yalnızca Federal Almanya Cumhuriyeti’nde vergilendirilebilecektir.”

            hükümlerini öngörmektedir.

            Buna göre, Almanya mukimi bir teşebbüsün Türkiye’de icra etmediği serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla elde edeceği gelirleri vergileme hakkı yalnız Almanya’ya aittir.

            Diğer taraftan, 01.01.2011 tarihinden sonra yapılan ödemelerin, bu tarihten sonrası için hüküm ifade etmekte olan “Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması”nın “Ticari Kazançlar”ı düzenleyen 7 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Söz konusu maddenin birinci fıkrası uyarınca Almanya mukimi şirketin Türkiye’de, ilgili Anlaşmanın “İşyeri”ne ilişkin 5 inci maddesi kapsamında bir işyerine sahip olmaksızın elde edeceği geliri vergileme hakkı Almanya’ya aittir. Söz konusu gelirin Türkiye’de bulunan bir işyeri vasıtasıyla elde edilmesi durumunda ise bu işyerine atfedilen gelirle sınırlı olmak üzere vergileme hakkı Türkiye’ye ait olacaktır. Anlaşma’nın 5 inci maddesinde hangi hallerde diğer devlette bir işyeri oluşacağı ve oluşmayacağı açıkça belirtilmiştir.

            Buna göre, 01.01.2011 tarihinden itibaren, Almanya’daki firmanın Rusya’da vereceği makine montajı hizmeti nedeniyle Şirketinizin yapacağı ödemelerde de Türkiye’nin vergileme hakkı bulunmamaktadır.

            Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için söz konusu Almanya şirketinin Almanya’da tam mükellef olduğunun ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğinin Almanya yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlanması ve bu belgenin aslı ile noterce veya Almanya’daki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen Türkçe tercümesinin bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz edilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[10-2012/71]-1129 30/07/2013
Konu :

Ar-Ge indirimine konu edilecek tutar olarak TÜBİTAK tarafından verilen hibe destek tutarını aşan alet teçhizatın maliyet bedelinin mi amortisman tutarının mı dikkate alınacağı.

             İlgi (a) ve (b)’de kayıtlı özelge talep formu ile ilgi (c)’de kayıtlı dilekçenizde, TÜBİTAK tarafından verilen hibe destek tutarının Ar-Ge projelerinde alet teçhizat harcamaları için kullanıldığı belirtilerek, kurum kazancının tespitinde Ar-Ge indirimine konu edilecek tutar olarak söz konusu destek tutarını aşan alet teçhizatın maliyet bedelinin mi amortisman tutarının mı dikkate alınacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.

            5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinde,

            “(1) Ar-Ge indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme  projesi  anlaşmaları  kapsamında  uluslararası  kurumlardan  ya  da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile 500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır. Ayrıca bu harcamalar, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre aktifleştirilmek suretiyle amortisman yoluyla itfa edilir, bir iktisadi kıymet oluşmaması halinde ise doğrudan gider yazılır. Kazancın yetersiz olması nedeniyle ilgili hesap döneminde indirim konusu yapılamayan tutar, sonraki hesap dönemlerine devredilir. Devredilen tutarlar, takip eden yıllarda 213 sayılı Kanuna göre her yıl belirlenen yeniden değerleme oranında artırılarak dikkate alınır.

            …

            (7) Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde bulunanların; kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme  projesi  anlaşmaları  kapsamında  uluslararası  kurumlardan  ya  da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları destekler özel bir fon hesabında tutulur. Bu fon, 193 sayılı Kanun ve 5520 sayılı Kanuna göre vergiye tabi kazancın ve ilgili yılda yapılan Ar-Ge harcaması tutarının tespitinde dikkate alınmaz. Bu fonun, elde edildiği hesap dönemini izleyen beş yıl içinde sermayeye ilâve dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilmesi veya işletmeden çekilmesi halinde, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğratılmış sayılır.”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Kanunun uygulamasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar 31/7/2008 tarih ve 26953 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yönetmeliğin “Ar-Ge ve yenilik harcamalarının kapsamı” başlıklı 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinin yürütülmesi amacıyla iktisap edilen amortismana tabi iktisadi kıymetler için ayrılan amortismanların Ar-Ge ve yenilik faaliyeti kapsamında değerlendirilen harcamalar olduğu, Ar-Ge ve yenilik faaliyeti dışında başka faaliyetlerde de kullanılan makine ve teçhizata ilişkin amortismanların, bunların Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde kullanıldığı gün sayısına göre hesaplanacağı belirtilmiştir.

            Anılan Yönetmeliğin 24 üncü maddesinde de Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinde bulunanların, kamu kurum ve kuruluşları, kanunla kurulan vakıflar ile uluslararası fonlardan aldıkları hibe desteklerinin, desteğin tabi olduğu mevzuat hükümlerine uygun olarak özel bir hesapta izleneceği, bu hesapta yer alan tutarların, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununa göre vergiye tabi kazancın tespitinde gelir, Ar-Ge indirimi tutarının tespitinde Ar-Ge harcaması olarak dikkate alınmayacağı, bu şekilde sağlanan karşılıksız fonlardan yapılan harcamaların yapıldığı yere göre doğrudan gider ya da amortismana tabi iktisadi kıymet olarak muhasebeleştirileceği açıklamalarına yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, TÜBİTAK tarafından sağlanan destek tutarı kurum kazancının tespitinde gelir olarak dikkate alınmayacak, sağlanan bu destekle yapılan Ar-Ge harcamalarınız da Ar-Ge indirimine konu edilmeyecektir. Ancak, TÜBİTAK’tan sağlanan destekle yapılan harcamalarınız yapıldığı yere göre doğrudan gider yazılacak ya da amortismana tabi iktisadi kıymet alınması halinde amortisman yoluyla itfa edilecektir.

            Öte yandan, şirketinizce Ar-Ge faaliyetleri kapsamında amortismana tabi iktisadi kıymet alınması halinde, iktisadi kıymetin maliyet bedeli değil ilgili yılda ayrılan amortisman tutarı Ar-Ge harcaması olarak dikkate alınacaktır. Söz konusu amortismana tabi iktisadi kıymetlerin finansmanının bir kısmının şirketinizce bir kısmının da TÜBİTAK tarafından sağlanan destekle karşılanması durumunda ise şirketiniz tarafından karşılanan kısma isabet eden amortisman tutarı Ar-Ge indirimine konu edilebilecek, destek tutarına isabet eden kısım için Ar-Ge indiriminden yararlanılamayacaktır. Destek kapsamında yer almayan diğer Ar-Ge harcamalarınızın ise Ar-Ge indirimine konu edilebileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-125[6-2012/256]-1133 30/07/2013
Konu :

Büro mobilya malzemelerinin üretimi, müşterilere teslimi ve montaj işlemlerinin yıllara sari inşaat işi kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ile hak ediş ödemeleri üzerinden vergi kesintisinin yapılıp yapılmayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekli dilekçenizde, Şirketinizin büro mobilyaları üretimi faaliyetiyle iştigal ettiği, müşterilerinizin ağırlıklı olarak banka ve resmi kurumlar olduğu, şirketiniz ile söz konusu kurumlar arasında sözleşme yapıldığı ve yapılan sözleşmeye göre sipariş üzerine yapılan büro mobilyalarının tesliminin ve montaj işleminin de gerçekleştirildiği belirtilerek, fabrikanızda üretilen ve müşterilerin adresine yapılan büro mobilya malzemelerinin teslimi ve montaj işlemlerinin yıllara sari iş olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edilmektedir.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Safi Kurum Kazancı” başlıklı 6 ncı maddesinde; kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat ve onarma işleri” başlıklı 42 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat (dekapaj işleri de inşaat işi sayılır.) ve onarma işlerinde kâr veya zarar işin bittiği yıl kati olarak tespit edilir ve tamamı o yılın geliri sayılarak, mezkur yıl beyannamesinde gösterilir.” hükmüne yer verilmiştir.

            Bir işin Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamına girmesi için, faaliyet konusu işin, inşaat ve onarma işi olması, işin taahhüde bağlı olarak başkaları hesabına yapılması ve birden fazla takvim yılına sirayet etmesi gerekmektedir.

            Aynı Kanunun “İnşaat ve onarma işlerinde işin bitimi” başlıklı 44 üncü maddesinde, inşaat ve onarma işlerinde geçici ve kesin kabul usulüne tabi olan hallerde geçici kabulün yapıldığını gösteren tutanağın idarece onaylandığı tarihin; diğer hallerde işin fiilen tamamlandığı veya fiilen bırakıldığı tarihin bitim tarihi olarak kabul edileceği ve bitim tarihinden sonra bu işlerle ilgili olarak yapılan giderler ve her ne nam ile olursa olsun elde edilen hasılat, bu giderlerin yapıldığı veya hasılatın elde edildiği yılın kâr veya zararının tespitinde dikkate alınacağına hükmedilmiştir.

            Ayrıca, 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun “Tanımlar” başlıklı 4 üncü maddesinde yapım; bina, karayolu, demiryolu, otoyol, havalimanı, rıhtım, liman, tersane, köprü, tünel, metro, viyadük, spor tesisi, alt yapı, boru iletim hattı, haberleşme ve enerji nakil hattı, baraj, enerji santrali, rafineri tesisi, sulama tesisi, toprak ıslahı, taşkın koruma ve dekapaj gibi her türlü inşaat işleri ve bu işlerle ilgili tesisat, imalat, ihzarat, nakliye, tamamlama, büyük onarım, restorasyon, çevre düzenlemesi, sondaj, yıkma, güçlendirme ve montaj işleri ile benzeri yapım işleri olarak tanımlanmıştır.

            Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında vergi kesintisi yapmak zorunda olanlarca kurumlara avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılacağı; (a) bendinde de, Gelir Vergisi Kanununda belirtilen esaslara göre birden fazla takvim yılına yaygın inşaat ve onarım işleri ile uğraşan kurumlara bu işleri ile ilgili olarak yapılan hakediş ödemelerinden vergi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin verdiği yetkiye dayanılarak çıkarılan 2009/14594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile de bahse konu vergi kesintisi oranı % 3 olarak belirlenmiştir.

            Bu hükümlere göre, üretimi yapılarak teslim edilen büro mobilyalarının montajı işi, Gelir Vergisi Kanununun 42 nci maddesi kapsamında yıllara sari inşaat ve onarma işi olmadığından, Şirketinize yapılan ödemeler üzerinden vergi kesintisi yapılmaması gerekmektedir.

            Ancak, büro mobilyalarının imalatı ve montajı işi, yüklenilen bir inşaat işinin kapsamında taahhüde bağlı olarak yapılması ve birden fazla takvim yılına sirayet etmesi halinde, söz konusu iş yıllara sari inşaat ve onarım işi kapsamında değerlendirileceğinden yapılan hakediş ödemeleri üzerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-176300-453 30/07/2013
Konu :

Komple yeni yatırım için yapılan tamamlama vizesinde finansal kiralama yoluyla alınan makine ve teçhizatın sadece ödenen kira bedellerinin alınması durumunda indirimli kurumlar vergisinden yararlanılıp yararlanılamayacağı.

 İlgide kayıtlı özelge talep formunda;

– …… İli ….. İlçesinde … tarih ve … sayılı Yatırım Teşvik Belgesi kapsamında gerçekleştirilen ……… yatırımının tamamlandığı ve tamamlama vizesinin Müsteşarlıkça yapılarak anılan belge yerine geçmek üzere 94006C sayılı belgenin tarafınıza gönderildiği,

– Belge kapsamında, 5.575.827 TL yerli ve 396.514,33 TL ithal olmak üzere 5.972.341,33 TL makine ve teçhizat harcaması gerçekleştirildiği,

– Teşvik belgesi özel şartlarında da belirtildiği üzere, yerli makine ve teçhizatın 3.895.424 TL’lik kısmı ile ithal makine ve teçhizatın 175.000 $’lık kısmının (268.258 TL) finansal kiralama yoluyla alındığı,

– Ancak, Müsteşarlıkça teşvik belgesi kapanış rakamlarında makine ve teçhizata ilişkin fatura tutarları yerine, kapanış tarihi itibarıyla yalnızca ödenmiş finansal kiralama taksit bedellerinin (128.256 TL ithal, 1.680.398 TL yerli olmak üzere 1.808.654 TL makine ve teçhizat harcaması) dikkate alındığı,

– Bunun üzerine, … tarihli dilekçe ile Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğüne başvurularak teşvik kapsamındaki makine ve teçhizat tutarı olarak ödenen kira bedellerinin değil makine ve teçhizat fatura bedellerinin dikkate alınması ve kapanış tutarlarının buna göre değiştirilmesinin talep edildiği,

– İlgili Genel Müdürlükten gelen cevabi yazıda, “tamamlama vizesi işlemlerinde öteden beri sadece teşvik belgesi süresi içinde kalan kira ödemelerinin diğer yatırım harcamaları içerisinde gösterilerek yatırım tutarına dahil edildiği, vergi indiriminin ne şekilde uygulanacağına dair Gelir İdaresi Başkanlığından görüş alınması gerektiğinin” bildirildiği

belirtilmiş olup yatırım tamamlama vizesi kapsamında belirtilmeyen ve tamamlama vizesinden sonraki tarihlerde ödenecek olan finansal kiralama taksitleri dolayısıyla indirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanılıp yararlanılamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesinin birinci fıkrasında, finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16.7.1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile 8.6.1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Hazine Müsteşarlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançların, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulacağı belirtilmiştir.

Öte yandan, 28.07.2009 tarih ve 27302 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.07.2009 tarih ve 2009/15199 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın 3 üncü maddesinin altıncı fıkrasında, “Finansal kiralama şirketleri aracılığıyla gerçekleştirilecek yatırımlar için finansal kiralama şirketi adına ayrı bir teşvik belgesi düzenlenmez. Yatırımcının mükellefiyetlerini yerine getirmemesi hâlinde uygulanacak olan müeyyidelerden finansal kiralamaya konu makine ve teçhizata tekabül eden bölümü kısmen veya tamamen finansal kiralama şirketlerine de uygulanır.”hükmüne yer verilmiş olup aynı Kararın 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasında da, finansal kiralama şirketleri aracılığıyla yapılacak yatırımlarda finansal kiralamaya konu makine ve teçhizata ait toplam tutarın her bir finansal kiralama şirketi için asgarî ikiyüzbin Türk Lirası olması gerektiği hükme bağlanmıştır.

Söz konusu Kararın uygulanmasına ilişkin olarak yayımlanan 2009/1 seri no.lu Tebliğin “Finansal Kiralama İşlemleri” başlıklı 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında, teşvik belgesi kapsamı makine ve teçhizatın tamamının veya bir kısmının finansal kiralama yoluyla temin edilebileceği belirtilmiştir.

Buna göre, 2009/15199 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı kapsamında yatırım teşvik belgesine bağlanan yatırımlarınıza ilişkin olarak finansal kiralama yoluyla iktisap ettiğiniz yatırım malları dolayısıyla Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesinde belirtilen esaslar çerçevesinde indirimli kurumlar vergisi uygulamasından yararlanmanız mümkündür.

Ancak, yatırıma katkı tutarının belirlenmesinde, finansal kiralama yoluyla temin edilen makine ve teçhizat için sadece ilgili dönemde ödenmiş kira tutarları dikkate alınarak indirimli kurumlar vergisi uygulamasından faydalanılabilecek, izleyen dönemlerde ödenecek kira tutarları üzerinden ise ödemenin yapıldığı dönemlerde yatırıma katkı tutarı hesaplanıp indirimli kurumlar vergisinden yararlanılacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-125-454 30/07/2013
Konu :

Taşınmaz satış kazancı istisnasından  yararlanıp yararlanmayacağı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; şirketinizin 14.01.2010 tarihinde iktisap ettiği ve atıl halde kalması nedeniyle kiraya vermek suretiyle değerlendirdiği taşınmazın nakit karşılığı satılmasından elde edilen kazancın % 75’lik kısmının 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5/1-e maddesinde belirtilen istisnadan yararlanıp yararlanmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun istisnaları düzenleyen 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının kurumlar vergisinden müstesna olduğu, bu istisnanın satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulmasının ve satış bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu sürede tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı, aynı şekilde istisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen kısmına uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin de ziyaa uğramış sayılacağı, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin;

            “5.6.2.2.1 Taşınmazlar” başlıklı bölümünde;

            “İstisnaya konu olan taşınmazlar, Türk Medeni Kanununda “Taşınmaz” olarak tanımlanan ve esas niteliği bakımından bir yerden başka bir yere taşınması mümkün olmayan, dolayısıyla yerinde sabit olan mallardır.

            Bunlar Türk Medeni Kanununun 704 üncü maddesinde;

  • Arazi,
  • Tapu siciline ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar,
  • Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler

            olarak sayılmıştır.

            Elden çıkarılacak taşınmazlardan doğacak kazancın, bu istisna uygulamasına konu olabilmesi için taşınmazın Türk Medeni Kanununun 705 inci maddesi gereğince kurum adına tapuya tescil edilmiş olması gerekmektedir. Bu nedenle, ilgili kurum adına tapuya tescili yapılmamış bir binanın satışından doğan kazanca bu istisna uygulanmayacaktır.

            Fiiliyatta cins tashihinin kurum adına tapuya tescilinin yapılmasında çeşitli nedenlerle gecikmeler olabilmektedir. Bu gibi durumlarda, taşınmazın işletme aktifinde iki yıl süreyle bulunup bulunmadığının, tespitinde, işletmede iki yıldan fazla süreyle sahip olunarak fiilen kullanıldığının, yapı inşaatı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilebilmesi mümkün olabilecektir.

            Örneğin; organize sanayi bölgeleri tarafından verilen tahsis belgesine istinaden veya çeşitli nedenlerle iki yıldan fazla süreyle fiilen kullanılan ancak, tapuda kurum adına henüz tescil edilmemiş bir taşınmazın tahsis belgesine dayanılarak veya zilyetliğin devri suretiyle satılması durumunda bir taşınmaz satışından bahsedilemeyeceğinden istisna uygulanmayacak, ancak, iki tam yıl kullanıldığı yukarıda yer alan açıklamalar çerçevesinde tevsik edilen taşınmazın tapuda kurum adına tescil edildikten sonra satılması halinde, satıştan elde edilen kazançlar bu istisna kapsamında değerlendirilecektir.

            ………….”

            “5.6.2.3.1.3. İnşa halindeki binalarda 2 yıllık sürenin tespiti” başlıklı bölümünde,

            “Kurumlar tarafından, inşaatı henüz tamamlanmayan, fiilen kullanma imkanı da bulunmayan binaların satılması halinde; kurum aktifinde iki tam yıl kayıtlı olması koşuluyla, sadece binanın arsasının satış kazancına tekabül eden kısmı kurumlar vergisinden istisna olacaktır.

            Ancak, arsa üzerinde inşa edilen ve aktife kaydedilen binanın, kurum adına tapuya tescil edilerek satılması halinde, satılan binanın iki yıllık aktifte bulundurulma süresinin başlangıç tarihi olarak, inşaatın tamamlandığı ve bina olarak kullanılmaya başlandığı tarih esas alınacaktır.”

            açıklamalarına yer verilmiştir.

            Anılan Tebliğinin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde; menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında kaldığı, istisna uygulamasının esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerli olduğu, ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmalarının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

            Ayrıca, aynı bölümde verilen 4 üncü örnekte de, esas faaliyeti taşınmaz ticareti ve kiralaması olmayan bir şirketin, atıl olarak durmakta olan bir taşınmazını kiraya verdikten iki tam yıl sonra satması halinde taşınmazın elden çıkarılmasından doğan kazancın istisnadan yararlanmasının mümkün olduğu vurgulanmıştır.

            Konu ile ilgili olarak özelge talep formu ekinde Başkanlığımıza verilen 31.12.2001 tarih ve 5455 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinin tetkikinden; şirketinizin amaç ve konusunun; matbaa ve baskı endüstrisinde kullanılan rotogravür silindirleri ve fotopolymer klişe ile ilgili hür türlü hammaddenin, mamul maddenin ve makinelerin ithalatı, ihracatı ve dahili ticareti, rotogravür silindirleri ve fotopolymer klişe ve makine imalatı ve ticareti olduğu ve ayrıca şirketinizin bu amaçları gerçekleştirmek için Yönetim Kurulu’nun kararı ile her türlü fabrikalar, idarehaneler, depolama tesisleri, arıtma ve muhafaza tesisleri kurulması bunları bizzat ve başkasına ihale suretiyle inşa etmek, bunları alıp, satmak, kiraya vermek, kiralamak, devir ve ferağ etmek ve üzerinde her türlü ayni ve şahsi tasarruf faaliyetlerde bulunmak v.b ibarelerin yer aldığı görülmüştür. Ayrıca, bahse konu taşınmazın tapuda arsa olarak gözüktüğü, ancak, üzerinde depolama amaçlı bir tesisin bulunduğu ve bu tesisin kiracıya satılacağı anlaşılmıştır.

            Buna göre, 14.01.2010 tarihinde iktisap ettiğiniz ve tapuda arsa olarak gözüken taşınmazın fiilen kullanıldığı ve yapı inşaatı ruhsatı, vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilmesi ve tapuda şirketiniz adına tescil edildikten sonra satılması halinde, satılan binanın iki yıllık aktifte bulundurulma süresinin başlangıç tarihi olarak, inşaatın tamamlandığı ve bina olarak kullanılmaya başlandığı tarih esas alınacaktır.

            Bu çerçevede, şirketiniz faaliyetlerinde kullanılmak üzere iktisap edilen ve fiilen kullanıldığı tevsik edilen binanın tapuya tescil edildikten sonra satılması, atıl durumda olan bir taşınmaz olması ve 5520 sayılı Kanunun 5-1/e maddesindeki şartları taşıması kaydıyla, satışından doğan kazancın % 75’lik kısmının kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Öte yandan, tapuya bina olarak tescil edilmeden satılması halinde ise söz konusu istisna sadece arsaya isabet eden kazancın %75’lik kısmına uygulanacaktır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-125-455 30/07/2013
Konu :

Ciro primlerinin kurumlar vergisi açısından gelir unsuru olarak mı, maliyet unsuru olarak mı dikkate alınacağı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; 116 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin 6.2 bölümünde yer alan düzenleme sonucunda ciro primi faturalarının kurumlar vergisi açısından gelir yazılmayarak alınan malın maliyet bedelinden düşülmesinin mümkün olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I- Kurumlar Vergisi Kanunu yönünden

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde kurumlar vergisinin, Kanunun 1 inci maddesinde yazılı mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            Gelir Vergisi Kanununun 38 inci maddesinde, bilanço esasına göre ticari kazancın teşebbüsteki özsermayenin hesap dönemi sonundaki ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu; bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu şekilde tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı belirtilmiştir.

            Ticari kazancın tespitinde iki temel ilke geçerlidir. Bunlar, “dönemsellik” ve “tahakkuk esası” ilkeleridir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibariyle kesinleşmiş olması, yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Bu esas dikkate alındığında, bir gelir unsurunun, özel bir düzenleme bulunmadığı sürece, mahiyet ve tutar itibariyle kesinleştiği dönem kazancının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, ciro primlerinizin firmanıza ödendiği tarih itibariyle gelir olarak dikkate alınarak kurum kazancına dahil edilmesi gerekmektedir

            II- Katma Değer Vergisi Kanunu yönünden 

            3065 sayılı KDV Kanununun;

            1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

            20 inci maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu ve bu bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği,

            25/a maddesi ile teslim ve hizmet işlemlerine ilişkin olarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen ticari teamüllere uygun miktardaki iskontoların KDV matrahına dahil edilmeyeceği,

            35 inci maddesi ile KDV matrahında çeşitli sebeplerle değişiklik vuku bulduğu hallerde, vergiye tabi işlemleri yapmış olan mükelleflerin, bunlar için borçlandığı vergiyi; bu işlemlere muhatap olan mükelleflerin ise indirme hakkı bulunan vergiyi değişikliğin mahiyetine uygun şekilde ve değişikliğin vuku bulduğu dönem içinde düzeltebileceği hüküm altına alınmıştır.

            3065 sayılı KDV Kanununun verdiği yetkiye dayanılarak yayımlanan 116 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin “Fatura ve Benzeri Belgelerde Ayrıca Gösterilmeyip, Yıl Sonlarında, Belli Bir Dönem Sonunda ya da Belli Bir Ciro Aşıldığında Yapılan İskontolar” başlıklı 6.2. bölümünde;

            “….

            Fatura ve benzeri belgelerde ayrıca gösterilmeyip, yıl sonlarında, belli bir dönem sonunda ya da belli bir ciro aşıldığında (satış primi, hasılat primi, yıl sonu iskontosu gibi adlarla) yapılan iskontolar esas itibariyle, asıl işleme ilişkin KDV matrahının değişmesi sonucunu doğurmaktadır. Dolayısıyla, KDV matrahında değişiklik vuku bulduğu bu gibi durumlarda KDV Kanununun 35 inci maddesine göre düzeltme yapılması gerekmektedir

            Bu itibarla, fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmeyip belli bir dönem sonunda ya da belli bir ciro aşıldığında yapılan iskontolar nedeniyle KDV matrahında değişiklik vuku bulduğu hallerde düzeltme işlemi, alıcı tarafından satıcı adına bir fatura ve benzeri belge düzenlenmek ve bu amaçla düzenlenecek belgede, KDV matrahında değişikliği neden olan iskonto tutarına ilk teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlem için geçerli olan KDV oranı uygulanmak suretiyle yapılacaktır.”

            açıklamasına yer verilmiştir.

            Buna göre; fatura ve benzeri vesikalarda gösterilmeyip belli bir dönem sonunda ya da belli bir ciro aşıldığında yapılan iskontolar nedeniyle KDV matrahında değişiklik vuku bulduğu hallerde düzeltme işleminin 116 seri no.lu KDV Genel Tebliğinin 6.2. bölümünde belirtildiği şekilde alıcı tarafından satıcı adına bir fatura ve benzeri belge düzenlenmek ve bu amaçla düzenlenecek belgede, KDV matrahında değişikliğe neden olan iskonto tutarına ilk teslim veya hizmetin yapıldığı tarihte bu işlem için geçerli olan KDV oranı uygulanmak suretiyle yapılması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-125[32/A-2012/1]-456 30/07/2013
Konu :

Yatırım teşvik belgesindeki yatırım tutarının artırılması durumunda, aradaki yatırım farkına indirimli kurumlar vergisinin uygulanması.

 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, 2010 yılında başladığınız yatırım ile ilgili olarak alınan yatırım teşvik belgesindeki yatırım tutarı yaklaşık 5.000.000,00 TL iken, 2012 yılında teşvik belgesinin revize edilerek yatırım tutarının 8.000.000,00 TL’ye çıkarıldığı, bu durumda 8.000.000,00 TL’lik yatırım tutarı için 2010 yılı sonuna kadar başlanılan yatırımlar için geçerli indirimli kurumlar vergisi oranının uygulanıp uygulanamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesinde;

“(1) Finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulur.

(2) Bu maddenin uygulamasında yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların Devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade eder.

(4) Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanır. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenir. Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarları ile dikkate alınır. İndirimli oran uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanır….”

hükmüne yer verilmiştir.

28.07.2009 tarih ve 27302 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2009/1 no.lu Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğin “Teşvik belgesinin revizesi” başlıklı 25 inci maddesinde;

(1) Teşvik belgesinde kayıtlı olan değerler nihai değerler olmayıp, yatırımın her aşamasında tevsik edilen bilgi ve belgelere istinaden yapılacak değerlendirme sonucunda teşvik belgesini düzenleyen merci tarafından değişiklik yapılabilir.

(2) Teşvik belgesinin sabit yatırım tutarında %50’nin üzerinde artış veya azalışlarda yatırımcılar, teşvik belgesini düzenleyen mercie müracaat ederek, teşvik belgesinin revizesi talebinde bulunabilirler.

(3) Yatırıma başlama tarihinden sonra temin edilen, ancak makine teçhizat listelerinde yer almayan makine ve teçhizatın proje ile uyumlu olanları, talep edilmesi halinde teşvik belgesi kapsamına dahil edilir.”

açıklamaları yer almıştır.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketiniz adına düzenlenmiş olan … tarih ve … sayılı Yatırım Teşvik Belgesi kapsamının düzenleyen merci tarafından revize edilmesi sonucu artan yatırım tutarı, ilk yatırımın devamı olarak nitelendirilecek ve yapılan revize yatırım ile yatırımdan elde edilecek kazanca da, 31/12/2010 tarihinden önce başlanmış olan yatırımlar için geçerli indirim ve yatırıma katkı oranlarının uygulanması mümkün olacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[Geç.69-2012/898]-1138 30/07/2013
Konu :

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 2010 ve 2011 yıllarında kazanç olduğu halde yararlanılmayan yatırım indirimi istisnasından 2012 yılında yararlanılıp yararlanılamayacağı

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekli dilekçede; Şirketinizin, 11/03/2003 tarih ve 70867 sayılı yatırım teşvik belgesi kapsamında yatırım harcamaları yaptığı, 2006, 2007 ve 2008 vergilendirme dönemlerinde yatırım indirimi istisnasından faydalandığı, 2008 yılından sonraki kazançlardan yatırım indirimi istisnasının düşülemeyeceği yönündeki Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptali üzerine 2008 yılından devreden tutarın indirimi hakkı doğduğu, ancak 2010 ve 2011 yıllarında Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 5 inci maddesi kapsamında gerçekleştirilen şirket birleşmesi nedeniyle vergi indiriminden faydalandığı ve bu nedenle yatırım indirimi hakkını kullanmadığı belirtilerek, söz konusu yatırım indirimi tutarının 2012 ve takip eden vergilendirme dönemlerinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşleri talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa 24.04.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 4842 sayılı Kanunun 17 inci maddesiyle eklenen Geçici 61 inci maddesinde;

            “Bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamındaki yatırımlarla ilgili yatırım harcamalarına (teşvik belgelerine bu tarihten sonra ilave edilen iktisadî kıymetler için yapılan harcamalar hariç), yatırım indirimi uygulamasına ilişkin olarak Gelir Vergisi Kanununun bu tarihten önce yürürlükte bulunan hükümleri uygulanır.

            Yukarıda belirtilen şekilde yatırım indirimi istisnasından yararlanan kazançlar ile bu maddenin yürürlük tarihinden önce gerçekleşen yatırımlar üzerinden hesaplanan ve kazancın yetersiz olması nedeniyle sonraki dönemlere devreden yatırım indiriminden yararlanan kazançlar üzerinden dağıtılsın, dağıtılmasın %19,8 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılır.

            İsteyen mükellefler, bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında bu tarihten itibaren yaptıkları harcamaları (öngörülen harcamalar kapsamında daha önce yatırım indirimi istisnasından yararlanmış harcamalar hariç) için bu Kanunun 19 uncu maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde yatırım indirimi istisnasından yararlanabilirler. Bunun için bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki ilk geçici vergilendirme dönemine ilişkin beyannamenin verileceği tarihe kadar bağlı bulunulan vergi dairesine bir bildirimde bulunulması ve tercihin, alınmış olan yatırım teşvik belgelerinin tamamı için yapılması şarttır.” hükmü yer almaktadır.

            Aynı Kanunun Geçici 69 uncu maddesinde;

            “Gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri; 31/12/2005 tarihi itibarıyla mevcut olup, 2005 yılı kazançlarından indiremedikleri yatırım indirimi istisnası tutarları ile;

  1. a) 24/4/2003 tarihinden önce yapılan müracaatlara istinaden düzenlenen yatırım teşvik belgeleri kapsamında, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9/4/2003 tarihli ve 4842 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmadan önceki ek 1, 2, 3, 4, 5 ve 6 ncı maddeleri çerçevesinde başlanılmış yatırımları için belge kapsamında 1/1/2006 tarihinden sonra yapacakları yatırımları,
  2. b) 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mülga 19 uncu maddesi kapsamında 1/1/2006 tarihinden önce başlanan yatırımlarla ilgili olarak, yatırımla iktisadi ve teknik bakımdan bütünlük arz edip bu tarihten sonra yapılan yatırımları,

            nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (vergi oranına ilişkin hükümler dahil) çerçevesinde sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait kazançlarından indirebilirler.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmü yer almakta iken, 08.01.2010 tarih ve 27456 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 15.10.2009 tarih ve E:2006/95, K:2009/144 sayılı Anayasa Mahkemesi Kararı ile, söz konusu maddedeki “… sadece 2006, 2007 ve 2008 yıllarına ait…” ibaresinin iptaline karar verilmiştir.

            Karar üzerine anılan maddenin birinci fıkrasının (b) bendinden sonraki bölümü “….nedeniyle, 31/12/2005 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerine göre hesaplayacakları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, (6009 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle değişen ibare Yürürlük; 2010 takvim yılı kazançlarına uygulanmak üzere 01.08.2010) yine bu tarihteki mevzuat hükümleri (bu Kanunun geçici 61 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan vergi oranına ilişkin hüküm dâhil) çerçevesinde kazançlarından indirebilirler.

            Şu kadar ki, vergi matrahlarının tespitinde yatırım indirimi istisnası olarak indirim konusu yapılacak tutar, ilgili kazancın % 25’ini aşamaz. Kalan kazanç üzerinden yürürlükteki vergi oranına göre vergi hesaplanır (Bu fıkra için Anayasa Mahkemesi 09/02/2012 tarihinde yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir)…” şeklinde değiştirilmiştir.

            Diğer taraftan, 276 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “5. Kazancın Bulunmasına Rağmen Herhangi Bir Dönemde Yatırım İndirimi İstisnasından Yararlanılmaması Durumu” başlıklı bölümünde;

            “Yatırım indirimi istisnasından, kazancın elverişli olduğu yılda yararlanılabilmekte, ilgili yıl kazancı elverişli olduğu halde yatırım indirimi istisnasından yararlanılmaması halinde, mükelleflerce yararlanılmayan bu indirim tutarlarının daha sonraki yıllara ait kazançlardan indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Bu nedenle, mükelleflerin önceki yıllarda (2006, 2007 ve 2008) kendi istekleriyle yararlanmadıkları yatırım indirimi istisnası tutarlarını, yatırım indirimi uygulamasının tercih edildiği diğer yıllarda indirim konusu yapabilmeleri mümkün değildir. Kazanç yetersizliği nedeniyle indirimi fiilen mümkün olmayan kısmın ise müteakip dönemlerde indirilebileceği tabiidir.

            Ancak, 2009 hesap dönemine ilişkin olarak kazanç beyan etmekle birlikte önceki yıllardan devreden yatırım indirimi istisnası tutarlarından yararlanamayan mükelleflerin, bu kazanç tutarlarına isabet eden yatırım indirimi tutarlarını, endekslenmiş değerleri ile birlikte daha sonraki dönemlerin kazançlarından indirebilmeleri mümkün bulunmaktadır.

            açıklamalarına yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre; … tarih ve … sayılı yatırım teşvik belgesi kapsamında indirilemeyen 2008 hesap dönemi yatırım indirimi tutarının, Anayasa Mahkemesinin anılan kararı sonrasında 2010 ve 2011 hesap döneminde kazancınızın yeterli olması ve indirme imkanınız bulunmasına rağmen bu hakkınızı kullanmamanız sebebiyle 2010 ve 2011 hesap dönemine isabet eden yatırım indiriminden yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

            Ancak, 2010 ve 2011 hesap dönemine isabet eden ve indirim konusu yapılmayan tutar hariç, kalan yatırım indirimi tutarlarının 2012 ve müteakip dönemlerde indirim konusu yapılabileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim

Sayı : 50426076-125[5-2012/20-208]-79 30/07/2013
Konu :

Kurumun aktifinde yer alan taşınmazın satışında tahsilatın vadeli avalli poliçe ile yapılması halinde kurumlar vergisi istisnası hk

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, şirketinizin aktifinde bulunan taşınmazın satıldığı ve satış bedelinin satışın yapıldığı hafta içerisinde tahsil edildiği, ancak, tahsilatın … kurum kefaletinin de bulunduğu vadeli avalli poliçe ile yapıldığı ve satış bedelinin % 75’lik kısmının özel bir fonda pasif hesaplarda bulunduğundan bahisle, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine göre istisnadan yararlanılıp yararlanılmayacağı hususunda görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisna olduğu, bu istisnanın, satışın yapıldığı dönemde uygulanacağı ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmının satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulacağı, ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesinin şart olduğu, bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden, istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin ziyaa uğramış sayılacağı belirtilmiştir.

            Konuyla ilgili olarak 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6. Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan hakları satış kazancı” başlıklı bölümünde detaylı açıklamalar yapılmış olup, “5.6.2.3.2. Satış kazancının fon hesabında tutulması” başlıklı bölümünde;

            “Taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışında kazanç, satış işlemi ile birlikte doğacağından, satış işlemi ister peşin isterse vadeli olarak yapılmış olsun istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanacaktır.

            …

            Peşin satışlarda olduğu gibi vadeli satış halinde de satıştan doğan kazanç kısmının %75’i, beş yıl süreyle özel bir fon hesabında tutulmak şartıyla satışın yapıldığı dönemde istisnadan yaralanabilecektir. Ancak, satış bedelinin tamamının, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edilecektir. Bu nedenle, mükelleflerin istisna uygulayabilecekleri kazanç tutarını doğru olarak belirlemeleri gerekmektedir.”

            Açıklamalarına yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizin iki tam yıl süreyle aktifinde yer alan taşınmazın satışından doğan kazancın % 75’lik kısmının, maddede sayılan şartların taşınması ve satış bedeli olarak alınan avalli poliçe bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şartıyla kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkündür.

            Ancak, istisnadan yararlanılması ve avalli poliçe bedelinin satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmemesi halinde ise istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergilerin, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi ile birlikte tahsil edileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[94-2012/884]-1130 30/07/2013
Konu :

Tam mükellef şirket tarafından TMSF’ye dağıtılan kâr payları üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 143 üncü maddesine göre kurulan varlık yönetim şirketinizin % 75,025 hissesinin 19/10/2005 tarihli 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca her türlü vergi, resim ve harçtan muaf bulunan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) ait olduğu, 27/06/2012 tarihinde yapılan 2011 yılı Olağan Genel Kurulunda şirketinizin 2011 yılı dağıtılabilir kârı 351.285,93-TL’nin % 5’lik kısmı olan 17.564,30-TL’nin 1. tertip kanuni yedek akçe olarak ayrılmasına, kalan 333.721,63-TL’nin ise şirket sermayesine katılımı oranında hissedarlara 1. temettü olarak dağıtımına oybirliği ile karar verildiği belirtilerek, şirketiniz tarafından dağıtılan kâr paylarının TMSF’ye isabet eden kısmı üzerinden tevkifat yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında, kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin anılan fıkranın bentlerinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dâhil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları hükme bağlanmış olup aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, vergiden muaf olan kurumlaradağıtılan (kânn sermayeye eklenmesi kâr dağıtımı sayılmaz.) Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (1), (2) ve (3) numaralı bentlerinde yazılı kâr paylarından vergi kesintisi yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

            Sözkonusu madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, dağıtılan kar payını elde edenin gelir ve kurumlar vergisi mükellefi olmamasının veya muaf olmasının bu maddeye göre yapılacak vergi kesintisine etkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla tam mükellef kurumlar tarafından vergiden muaf kurumlara dağıtılan kâr payları üzerinden de (2009/14594 sayılı BKK ile) Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca % 15 oranında vergi kesintisi yapılması gerekmektedir.

           Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizce TMSF’ye dağıtılan kar payları üzerinden vergi kesintisi yapılması gerekmekte olup TMSF’ye Bankacılık Kanununun 140 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca vergi muafiyeti tanınmış olması kar dağıtımında vergi kesintisi yapılmasına engel teşkil etmemektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-125[6111-11/3]-807 30/07/2013
Konu :

6111 sayılı Kanundan yararlanılarak ortaklar cari hesabının düzeltilmesi sonucu bilançoda oluşan ticari zararın geçmiş yıl kârlarından mahsup edilmesinin vergi kanunları karşısındaki durumu

              İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 31.12.2010 tarihi itibariyle tasfiyeye giren şirketinizin 2010 dönemi bilançosunda görülen ortaklar cari hesabı kayıtlarının 6111 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükümlerinden yararlanılarak düzeltildiği, cari hesapların düzeltilmesinden kaynaklanan tutarın “689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar” hesabına borç, “131 Ortaklardan Alacaklar” hesabına alacak ve ayrıca nazım hesaplara da “Kanunen Kabul Edilmeyen Gider” olarak kaydedildiği, 2011 dönemine ilişkin beyan edilecek kurumlar vergisi beyannamesinde ise “689 Diğer Olağandışı Gider ve Zararlar” hesabından kaynaklanan ticari zararın beyan edilip, buna karşılık aynı tutarda kanunen kabul edilmeyen gider yazılarak karşılıklı kapatılacağı, ancak dönem sonu gelir ve gider tablosunda büyük olasılıkla ticari zarar oluşmasının beklendiği ve tasfiye sonucunda bilançoda görülen geçmiş yıllar kârlarının ortaklara dağıtılırken dönem net zararının ve geçmiş yıllar zararlarının mahsubundan sonra kalan kısmın, kanuni vergi kesintileri yapıldıktan sonra ortaklara dağıtılacağı belirtilerek 6111 sayılı Kanundan yararlanılarak ortaklar cari hesabının düzeltilmesi sonucu bilançoda oluşan ticari zararın geçmiş yıl kârlarından mahsup edilmesinin vergi kanunları karşısındaki durumuna ilişkin olarak Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            25.02.2011 tarih ve 1. Mükerrer 27857 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6111 sayılı “Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun“un 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında;

            “(2) Kayıtlarda yer aldığı halde işletmede bulunmayan kasa mevcudu ve ortaklardan alacaklar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır:

  1. a) Bilanço esasına göre defter tutan kurumlar vergisi mükellefleri, 31/12/2010 tarihi itibarıyla düzenleyecekleri bilançolarında görülmekle birlikte işletmelerinde bulunmayan kasa mevcutları ve işletmenin esas faaliyet konusu dışındaki işlemleri dolayısıyla (ödünç verme ve benzer nedenlerle ortaya çıkan) ortaklarından alacaklı bulunduğu tutarlar ile ortaklara borçlu bulunduğu tutarlar arasındaki net alacak tutarlarını bu Kanunun yayımlandığı tarihi izleyen üçüncü ayın sonuna kadar vergi dairelerine beyan etmek suretiyle kayıtlarını düzeltebilirler.
  2. b) (a) bendi kapsamında beyan edilen tutarlar üzerinden % 3 oranında hesaplanan vergi, beyanname verme süresi içinde ödenir.
  3. c) Bu fıkra kapsamında ödenen vergiler, gelir veya kurumlar vergisinden mahsup edilmez; beyan edilen tutarlar ve ödenen vergiler, kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak kabul edilmez. Bu fıkra uyarınca beyan edilen tutarlar nedeniyle ilave bir tarhiyat yapılmaz.”

            hükümleri yer almaktadır.

            Konuyla ilgili olarak yayımlanan 1 seri no.lu Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması Hakkında 6111 Sayılı Kanun Genel Tebliğinin “Kayıtlarda Yer Aldığı Halde İşletmede Mevcut Olmayan Kasa Mevcudu ve Ortaklardan Alacakların Beyanı” başlıklı (C) bölümünde konuya ilişkin açıklamalar yapılmış olup, 6111 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında ortaklardan alacaklara ilişkin beyan edilen tutarların “Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar” hesabına alınacağı ve ayrıca nazım hesaplarında takip edileceği belirtilmiş ve konu ile ilgili örnek uygulamalara yer verilmiştir.

            Öte yandan, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde, maddede belirtilen kişi ve kurumların bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları belirtilmiştir.

            Gelir Vergisi Kanunu uygulamasında vergiyi doğuran olay gelirin elde edilmesiyle gerçekleşmekte olup, gelirin elde edilmesi ticari ve zirai kazançlarda tahakkuk esasına, serbest meslek kazancı, gayrimenkul sermaye iradı ile diğer kazanç ve iratlarda tahsil esasına, menkul sermaye iratları ile ücret gelirlerinde ise hukuki ve ekonomik tasarrufun gerçekleşmesine bağlanmıştır.

            Menkul sermaye iratları açısından vergiyi doğuran olay niteliğinde olan hukuki ve ekonomik tasarrufun gerçekleşmesinde, gelirin sahibi tarafından talep edilebilir hale gelmesi anlamına gelen hukuki tasarruf aşaması, gelirin istendiği anda sahibine ödenecek hale gelmesi anlamına gelen ekonomik tasarruf aşamasınca izlenmekte olup, söz konusu menkul sermaye iradı gelirinin fiilen tahsil edilip edilmemesi gelirin elde edilmesine etki etmemektedir.

            Şirketlerin kâr dağıtımına ilişkin esasları düzenleyen mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 364 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 369 uncu maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi uyarınca anonim şirketlerde kâr dağıtma yetkisi genel kurula; 536 ncı maddesi uyarınca da kâr dağıtımı yetkisi, ortak sayısı 20 den fazla olan limited şirketlerde ortaklar genel kuruluna, ortak sayısı 20 ve daha az olan limited şirketlerde de ortakların yazılı kararına bırakılmıştır.

            Aynı Kanunun yedek akçelerle ilgili hükümlerine 466-469 uncu maddelerinde yer verilmiş olup 470 inci maddede ise kâr payının sadece safi kârdan ve bu amaçla ayrılmış olan yedek akçelerden dağıtılabileceği belirtilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, şirketinizce 6111 sayılı Kanunun 11 inci maddesi kapsamında ortaklar cari hesabının düzeltilerek “Diğer Olağan Dışı Gider ve Zararlar” hesabına kaydedilen tutar gerçek anlamda ticari bir zarar niteliği taşımadığından kurum kazancından indirilmesi mümkün olmadığı gibi geçmiş yıl kârlarına mahsup edilmesi halinde söz konusu mahsup işlemi kar dağıtımı olarak değerlendirilerek bu tutar üzerinden kar dağıtımına bağlı vergi kesintisi yapılacaktır.

Sayı : 64597866-125[10-2013]-111 29/07/2013
Konu :

 Ar-Ge faaliyeti ile ilgili olarak başka bir şirket ile sözleşme imzalanmış olması ve Ar-Ge projesinin de bu şirket adına onaylanmış olması durumunda yapılan harcamaların Ar-Ge indirimi olarak dikkate alınıp alınamayacağı hk.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda; … ne yönelik bir Ar-Ge projenizin bulunduğu, bu proje için … . A.Ş. ile “Ar-Ge Faaliyeti Suretiyle Farmasötik Ürün Geliştirme Sözleşmesi” yapıldığı,   … Ar-Ge çalışmasına yönelik kendi adına onaylanmış, numaralı 1507 -Tübitak KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı kapsamında bir Tübitak projesi bulunduğu, imzalanan sözleşmeye göre ürünlerin formülasyon geliştirmesi için gereken ön stabilite çalışmaları, analitik metodların geliştirilmesi ve validosyonu, üretim yöntemi geliştirilmesi işlemlerinin  … tarafından yapılacağı; ancak bahsi geçen faaliyetler için gerekli olan aktif hammadde, yardımcı hammaddeler, ambalaj malzemeleri ve üretim sırasında gerekli olacak kalıp, zımba gibi ekipmanların ise şirketiniz tarafından satın alınacağı belirtilerek, söz konusu proje için şirketinizce yapılan harcamaların Ar-Ge indiriminden faydalanıp faydalanamayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            5746 sayılı Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında; “Ar-Ge indirimi: Teknoloji merkezi işletmelerinde, Ar-Ge merkezlerinde, kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan veya teknoloji geliştirme projesi anlaşmaları kapsamında uluslararası kurumlardan ya da kamu kurum ve kuruluşlarından Ar-Ge projelerini desteklemek amacıyla fon veya kredi kullanan vakıflar tarafından veya uluslararası fonlarca desteklenen Ar-Ge ve yenilik projelerinde, rekabet öncesi işbirliği projelerinde ve teknogirişim sermaye desteklerinden yararlananlarca gerçekleştirilen Ar-Ge ve yenilik harcamalarının tamamı ile 500 ve üzerinde tam zaman eşdeğer Ar-Ge personeli istihdam eden Ar-Ge merkezlerinde ayrıca o yıl yapılan Ar-Ge ve yenilik harcamasının bir önceki yıla göre artışının yarısı, 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesine göre kurum kazancının ve 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesi uyarınca ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

            5746 sayılı Kanunun uygulanmasına ve denetimine ilişkin usul ve esaslar; 31/07/2008 tarihinde 26953 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde,  birden fazla kuruluşun; ölçek ekonomisinden yararlanmak suretiyle yeni süreç, sistem ve uygulamalar tasarlayarak verimliliği artırmak ve mevcut duruma göre daha yüksek katma değer sağlamak üzere, rekabet öncesinde ortak parça veya sistem geliştirmek ya da platform kurabilmek amacıyla yürütecekleri, Ar-Ge faaliyetlerine yönelik olarak yapılan ve fizibiliteye dayanan işbirliği anlaşması kapsamında, bilimsel ve teknolojik niteliği olan projeler, rekabet öncesi işbirliği projeleri olarak tanımlanmıştır. Rekabet öncesi işbirliği projelerinin değerlendirme ve denetimi, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Değerlendirme ve Denetim Komisyonu tarafından yapılmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “Diğer İndirimler” başlıklı 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde; mükelleflerin, işletmeleri bünyesinde gerçekleştirdikleri münhasıran yeni teknoloji ve bilgi arayışına yönelik araştırma ve geliştirme harcamaları tutarının % 100’ü oranında hesaplanacak “Ar-Ge indirimi” nin kurumlar vergisi matrahının tespitinde; kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, indirim konusu yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin  “10.2 Ar-Ge İndirimi” başlıklı bölümünde konu ile ilgili açıklamalar yapılmış olup “10.2.9.1. Dışarıdan sağlanan fayda ve hizmetler” başlıklı alt bölümünde,

            “Ar-Ge faaliyetinin esas itibarıyla işletme bünyesinde yapılması gerekmektedir.

            Fiili kullanım durumunun tespit edilmesi ve ortak giderlerin de buna göre paylaştırılması şartıyla bir kuruma ait olduğu halde diğer kurumlarla ortak kullanılan Ar-Ge departmanında yapılan Ar-Ge faaliyetleri, işletme bünyesinde yapılmış sayılacaktır. İşletmenin organizatörlüğünde olmak şartıyla, kamu kurum ve kuruluşlarına ait Ar-Ge merkezleriyle üniversiteler bünyesinde yapılan Ar-Ge faaliyetleri de bu kapsamda bulunmaktadır.

            Ar-Ge faaliyetlerinin yürütülmesi esnasında, proje bazında yerli ve yabancı teknik personelden mesleki ve teknik destek alınması veya bazı analizlerin dışarıda yaptırılması halinde bunlarla ilgili olarak yapılan ödemeler de Ar-Ge harcaması kapsamında değerlendirilecektir.”

            açıklamalarına yer verilmiştir. Ayrıca, Tebliğin “10.2.9.1. Ar-Ge projesi  ile ilgili olarak istenecek belgeler” başlıklı bölümünde de, projenin değerlendirilmesini teminen başvurunun ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır.

            İlgi dilekçeniz ve eklerinin incelenmesinden; … … numaralı 1507- Tübitak KOBİ Ar-Ge Başlangıç Destek Programı  kapsamında bir Tübitak projesi bulunduğu, … ile şirketiniz arasında bu projeye yönelik 14.05.2012 tarihinde bir sözleşme imzalandığı, sözleşmeye göre, ön fizibilite çalışmaları, analitik metotların geliştirilmesi ve validasyonu, üretim yöntemi geliştirilmesi işleri … tarafından … bünyesinde  yapılacağı, bahsi geçen faaliyetler için gerekli olan aktif hammadde, yardımcı hammaddeler, ambalaj malzemeleri ve üretim sırasında gerekli olacak kalıp, zımba gibi ekipmanların şirketiniz tarafından satın alınacağı anlaşılmaktadır.

             Buna göre;  şirketinizle … . A.Ş arasında  ” … projesi ile ilgili imzalanan ” … Ürün Geliştirme Sözleşmesi” kapsamında firmanızca yapılan harcamaların, söz konusu projenin … . A.Ş. adına onaylanmış proje olması nedeniyle Ar-Ge indirimi olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

            Öte yandan, … . A.Ş. ile yapmış olduğunuz sözleşmenin  5746 sayılı Kanun kapsamında rekabet öncesi işbirliği projesi tanımına girdiğini düşünmeniz halinde ise  değerlendirmenin yapılabilmesi için Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesine İlişkin Uygulama ve Denetim Yönetmeliğinde yapılan açıklamaları da dikkate alarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına  başvurmanız mümkündür.

Sayı : 35831311-010.01-8 25/07/2013
Konu :

İmal edilmeyen mallar için düzenlenen fatura bedellerinin gelir ve kurumlar vergisi matrahında tespiti

 İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda;

– Şirketiniz (Satıcı) ile … – … Adi Ortaklığı (Alıcı) arasında 10.09.2012 tarihinde mal alım sözleşmesi düzenlendiği,

– Sözleşme gereği satışı öngörülen ve şirketiniz tarafından üretilecek malların, sözleşme ve fatura tarihleri itibariyle işletme stoklarında bulunmadığı,

– Malların üretimi tamamlandıkça alıcıya tesliminin gerçekleştirileceği, ilk teslimatın Eylül/2012 döneminde başlatılması ve Kasım/2013 döneminde teslimatın tamamlanmasının öngörüldüğü ancak, malların tamamının üretiminin 2012 takvim yılında gerçekleştirilemediği,

– Satışı öngörülen mamullerin toplam satış bedeli için, 2012 yılı Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık aylarında 105-225 gün arasında değişen vadeli çekler alındığı, mal teslim edilmediği halde alıcının talebi üzerine çeklerin alındığı aylar itibariyle çek tutarları kadar dört adet satış faturasının tanzim edildiği,

– 5824 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan IPA çerçeve anlaşmasının 26/2 maddesi gereğince AT sözleşmesine göre faturada KDV hesaplanmadığı,

– Mal teslim edilmeden düzenlenen fatura tutarlarının, faturaların tanzim edildiği tarihler itibariyle “380. Gelecek Aylara Ait Gelirler” hesabı kapsamında aktifleştirildiği, 2012 yılında üretimi gerçekleştirilen ve alıcıya teslim edilen mal tutarlarının “380. Gelecek Aylara Ait Gelirler” hesabından çıkartılarak “600. Yurt İçi Satışlar” hesabına aktarıldığı ve 2012 yılı dönem ticari kazancının tespitinde dikkate alındığı, 2012 yılında üretim ve teslimatı gerçekleşen mallara isabet eden üretim maliyetleri ve satış maliyetlerinin, maliyet muhasebesi hesaplamaları içinde oluşturulduğu ve 2012 yılına ait satılan ticari mal maliyeti kapsamına dahil edildiği,

– Faturası 2012 yılında tanzim edilen, ancak üretimi ve teslimatı 2012 yılında gerçekleştirilemeyen mallara ait satışların ise 2012 yılının ticari karının tespitinde gelir olarak dikkate alınmadığı ve bu tutarlara 31.12.2012 tarihli bilançoda gelecek yıllara ait gelirler kapsamında yer verildiği

belirtilmiş ve açıklanan uygulamanın doğru olup olmadığı konusunda Defterdarlığımız görüşü sorulmuştur.

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin, mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı ve safi kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Gelir Vergisi Kanununun “Bilanço Esasında Ticari Kazancın Tespiti” başlıklı 38 inci maddesinde ise; bilanço esasına göre ticari kazancın, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet fark olduğu, bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce işletmeye ilave olunan değerlerin bu farktan indirileceği, işletmeden çekilen değerlerin ise farka ilave olunacağı, ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulacağı hükme bağlanmıştır. Aynı Kanunun 40 ıncı maddesinde de, safi kazancın tespit edilmesinde indirilecek giderler sayılmıştır.

Ticari kazancın tespitinde “tahakkuk esası ilkesi” ve “dönemsellik ilkesi” olmak üzere iki temel ilke geçerlidir. Tahakkuk esası ilkesinde, gelir veya giderin miktar ve mahiyet itibarıyla kesinleşmiş olması yani geliri veya gideri doğuran işlemin tekemmül etmesinin yanı sıra miktarının ve işlemden kaynaklanan alacağın veya borcun ödeme şartlarının da belirlenmiş olması gereklidir. Dönemsellik ilkesi ise, bu gelir veya giderin ilgili olduğu döneme intikalinin gerektiğini ifade etmektedir. Ayrıca “dönemsellik” kavramı gereği işletmeler, gelir ve giderlerini tahakkuk esasına göre muhasebeleştirmek, hasılat, gelir ve karlarını aynı döneme ait maliyet, gider ve zararlarla karşılaştırmak durumundadırlar.

Vergi Usul Kanununun 283 üncü maddesinde, gelecek bir hesap dönemine ait olarak peşin ödenen giderler ile cari hesap dönemine ait olup da henüz tahsil edilmemiş olan hasılatın, mukayyet değerleri üzerinden aktifleştirilmek suretiyle değerleneceği; 287 nci maddesinde ise, gelecek hesap dönemlerine ait olarak peşin tahsil olunan hasılat ile cari hesap dönemine ait olup henüz ödenmemiş olan giderlerin mukayyet değerleri üzerinden pasifleştirmek suretiyle değerleneceği hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre; henüz üretimi ve teslimi yapılmayan, bedeli vadeli çekle tahsil edilen ve tesliminden önce faturası düzenlenen malların bedellerinin, Vergi Usul Kanununun 287 nci maddesi hükmü gereğince mukayyet değerleri üzerinden pasifleştirilmesi suretiyle değerlenmesi ve ilgili oldukları dönemler itibariyle gelir olarak kurumlar vergisi matrahının tespitinde dikkate alınması gerekmektedir.

Öte yandan, söz konusu faturaların düzenlenmesi ve malların teslimiyle ilgili muvazaalı bir durumun tespit edilmesi durumunda, gerekli cezai işlemlerin uygulanacağı tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 73903997-125[32/A-2013/1]-146 25/07/2013
Konu :

İndirimli Kurumlar Vergisi

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ve eklerinin tetkikinden; Ekonomi Bakanlığınca teşvik belgesine bağlı yatırımınızın cinsinin “Tevsi ve Modernizasyon” olmasına rağmen proje kapasitesinin   %100’ün üzerinde artış göstermesi nedeni ile teşvik uygulamaları açısından “Komple Yeni Yatırım” olarak değerlendirildiğini belirterek; şirketinizce yatırım kapsamındaki makine ve teçhizatın kısmen kullanılmaya başlanılması halinde, Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesi hükmü gereği şirketinizin kazançlarına indirimli kurumlar vergisinin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesinde;

            “(1) Finans ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar, iş ortaklıkları, taahhüt işleri, 16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Kanun ile 8/6/1994 tarihli ve 3996 sayılı Kanun kapsamında yapılan yatırımlar ile rödovans sözleşmelerine bağlı olarak yapılan yatırımlar hariç olmak üzere, bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen ve Ekonomi Bakanlığı tarafından teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulur.

            (2) Bu maddenin uygulamasında yatırıma katkı tutarı, indirimli kurumlar vergisi uygulanmak suretiyle tahsilinden vazgeçilen vergi yoluyla yatırımların Devletçe karşılanacak tutarını, bu tutarın yapılan toplam yatırıma bölünmesi suretiyle bulunacak oran ise yatırıma katkı oranını ifade eder.

             (4) Tevsi yatırımlarda, elde edilen kazancın işletme bütünlüğü çerçevesinde ayrı hesaplarda izlenmek suretiyle tespit edilebilmesi halinde, indirimli oran bu kazanca uygulanır. Kazancın ayrı bir şekilde tespit edilememesi halinde ise indirimli oran uygulanacak kazanç, yapılan tevsi yatırım tutarının, dönem sonunda kurumun aktifine kayıtlı bulunan toplam sabit kıymet tutarına (devam eden yatırımlara ait tutarlar da dahil) oranlanması suretiyle belirlenir. Bu hesaplama sırasında işletme aktifinde yer alan sabit kıymetlerin kayıtlı değeri, yeniden değerlenmiş tutarları ile dikkate alınır. İndirimli oran uygulamasına yatırımın kısmen veya tamamen faaliyete geçtiği geçici vergi döneminde başlanır…”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Uygulama ile ilgili düzenlemelere 16.07.2009 tarih ve 27290 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2009/15199 sayılı Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı ile 28.07.2009 tarih ve 27302 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve Hazine Müsteşarlığınca hazırlanan 2009/1 no.lu Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Kararın Uygulanmasına İlişkin Tebliğde yer verilmiştir.

            Anılan Tebliğin “Müracaat mercii” başlıklı 6 ncı maddesinde, teşvik belgesi düzenlenmesine ilişkin taleplerin Hazine Müsteşarlığına yapılacağı; “Teşvik belgesi müracaatının değerlendirilmesi” başlıklı 8 inci maddesinde ise, teşvik belgesi düzenlenmesi talep edilen yatırım projelerinin, makro ekonomik politikalar, arz talep dengesi, sektörel, mali ve teknik yönden yapılacak değerlendirme ve gerektiğinde ilgili kurum, kurul ve kuruluşlardan alınacak görüşler sonucunda uygun bulunması halinde, yatırıma ait teşvik belgesi, döviz ve kredi kullanım formu ile ithal ve yerli makine ve teçhizat listelerinin Hazine Müsteşarlığınca onaylanacağı belirtilmiş, Tebliğin EK-4 bölümünde de;

            “Komple yeni yatırım: Mal ve hizmet üretimine yönelik olarak ana makine ve teçhizat ile yardımcı tesisleri içeren, gerektiğinde arazi-arsa, bina-inşaat harcamalarını da ihtiva eden, yatırımın yapılacağı yerde aynı üretim konusunda mevcut tesisi veya altyapı bütünlüğü bulunmayan yatırımlardır. Ayrıca, mevcut tesislerde makine ve teçhizat ilavesi nedeniyle kapasite artışının %100’ü geçmesi halinde bu yatırımlar yeni yatırım sayılır.

            Tevsi: Mevcut bir yatırıma ilave üretim hattı veya makine ve teçhizat ilave yapılması suretiyle üretim miktarının artırılması veya yeni bir yatırım hüviyeti taşımayan, mevcut üretim hattında yer alan makine ve teçhizatların bir bölümünün kapasite açısından ve işlevsel olarak üretim akışındaki diğer makine ve teçhizatlarla uyum içinde olmadığı durumlarda makine ve teçhizatların değiştirilmesi veya yenilerinin ilave edilmesi ve genişleme yapıldıktan sonra mevcut tesis ile alt yapı müşterekliği oluşturarak bir bütün teşkil eden, aynı işletmede aynı mal ve hizmetin kapasitesini en fazla %100’e kadar artırmaya yönelik yatırımlardır.

            Modernizasyon: Mevcut tesislerin üretim hatlarında, gelişen teknoloji sonucunda teknik ve/veya ekonomik ömrünü tamamlamış makine ve teçhizatlara teknolojiye uygun parçaların eklenmesi veya mevcut bir aksamın gelişmiş bir modeli ile veya makine teçhizatın yenileri ile değiştirilmesini, tesiste eksik kalmış yatırım harcamalarının tamamlanmasını, nihai ürünün doğrudan kalitesinin yükseltilmesini veya modelinin değiştirilmesini içeren yatırımlardır.”             tanımlarına yer verilmiştir.

            Ekte sunulan belgelerin incelenmesinden, Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğünce … tarih ve … sayılı teşvik belgesi yerine kaim olmak üzere düzenlenen … tarih ve … belge no.lu yatırım teşvik belgesinin “Komple Yeni Yatırım” şeklindeki kayıtlı yatırım cinsinin “Tevsi ve Modernizasyon” olarak değiştirilmesine yönelik müracaatınız üzerine  anılan Müdürlüğün … tarih ve … sayılı yazısı ile projenizin kapasitesinde %100’ün üzerinde bir artış görülmesi nedeniyle teşvik uygulaması açısından “komple yeni yatırım” olarak değerlendirildiği ve yatırımınızın “Tevsi ve Modernizasyon” niteliği taşımakta olduğu, ancak, bu aşamada yatırım teşvik belgenizin revize edilmesine gerek görülmediğinin bildirildiği anlaşılmıştır.

            Kurumlar Vergisi Kanununun 32/A maddesinin birinci fıkrasına göre, indirimli kurumlar vergisi uygulamasından faydalanmaya başlanmasında komple ya da tevsi yatırım ayrımı yapılmamıştır. Dolayısıyla, teşvik belgesine bağlanan yatırımlardan elde edilen kazançlar, komple ya da tevsi yatırımın kısmen veya tamamen işletilmesine başlanılan hesap döneminden (geçici vergi dönemleri dahil) itibaren yatırıma katkı tutarına ulaşıncaya kadar indirimli oranlar üzerinden kurumlar vergisine tabi tutulabilecektir.

Sayı : 11395140-105[328-2012/VUK-1- . . .]-1896 17/07/2014
Konu :

İşletmeye kayıtlı birden fazla gayrimenkulün elden çıkarılmasında istisna uygulaması hk.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden;

            – … tarihinde … m² arsa satın alarak üzerine … tarihinde tamamlanan fabrika binası ve idare binası inşa ettiğiniz, söz konusu binaların kullanılmaya başlanmasını takiben … tarihinde “fabrika binası-idari bina ve arsası” olarak tapu aldığınız, … tarihinde ise söz konusu gayrimenkulün cins değişikliği yapılmaksızın 1 parseli “fabrika binası ve idare binası arsası” ve 2 parseli de 2 ayrı arsa olmak üzere 3 parsele böldüğünüz,

            – … tarihinde satın alınarak aktife kaydettiğiniz … m²  arsanın da … tarihinde cins değişikliği olmaksızın, ayrı ayrı arsa olmak üzere 2 parsele böldüğünüz

            belirtilerek aktifte kayıtlı olan söz konusu fabrika binası-idari bina ile 4 adet arsanın tamamını satmayı düşündüğünüzden bahisle; söz konusu gayrimenkullerin aktifinizde 2 yıl kayıtlı olma şartının uygunluğuna … tarihinde yapılan bölünme işlemlerinin engel teşkil edip etmediği; söz konusu gayrimenkulleri satmanız durumunda oluşacak kârın tamamının 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 328 inci maddesi kapsamında yer alan yenileme fonu olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ile arsa ve bina satış kârından oluşacak bu fonun bina veya arsa ve tarla alımında kullanılması halinde Kurumlar Vergisi Kanununa göre tamamının mı yoksa %75’inin mi istisna kapsamında değerlendirileceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            l- KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN;

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun “İstisnalar” başlıklı 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde;

            “Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmı.

            Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır. Bu süre içinde tahsil edilmeyen satış bedeline isabet eden istisna nedeniyle zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.

            İstisna edilen kazançtan beş yıl içinde sermayeye ilave dışında herhangi bir şekilde başka bir hesaba nakledilen veya işletmeden çekilen ya da dar mükellef kurumlarca ana merkeze aktarılan kısım için uygulanan istisna dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. Aynı süre içinde işletmenin tasfiyesi (bu Kanuna göre yapılan devir ve bölünmeler hariç) halinde de bu hüküm uygulanır.

            ….

            Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

             hükmü yer almaktadır.

             Kurumların iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmaz ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazançlara yönelik bu istisnanın temel amacı, kurumların sermaye yapılarının güçlendirilmesi, finansman sıkıntılarının giderilmesi ve bağlı değerlerinin ekonomik faaliyetlerinde daha etkin bir şekilde kullanılmasına imkan sağlamak ve işletmelerin finansal yapılarını güçlendirmektir.

            Buna göre, özelge talep formunuzda da belirtildiği üzere söz konusu taşınmazların satışından elde edilecek kazancın şirketinizce yine taşınmaz alımında kullanılması, bağlı bir değerin (taşınmaz) başka bir bağlı değere (taşınmaza) dönüştürülmesi sonucunu doğuracaktır. Bu durum söz konusu istisnanın getiriliş amacına aykırı olacağından anılan taşınmazların satışından elde edilecek kazancın, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında istisnaya konu edilmesi mümkün bulunmamaktadır.      

            ll- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

            213 Sayılı Vergi Usul Kanununun 314 üncü maddesinde ” Boş arazi ve boş arsalar amortismana tabi değildir. Ancak:

  1. Tarım işletmelerinde vücuda getirilen meyvalık, dutluk, fındıklık, zeytinlik ve güllüklerle incir bahçeleri ve bağlar gibi tarım tesisleri;
  2. İşletmede inşa edilmiş olan her nev’i yollar ve harklar; amortismana tabi tutulur.” hükmü bulunmaktadır.

            Anılan Kanunun 328 inci maddesinde ise; “Amortismana tabi iktisadi kıymetlerin satılması halinde alınan bedel ile bunların envanter defterinde kayıtlı değerleri arasındaki fark kar ve zarar hesabına geçirilir. İşletme hesabı esasında defter tutan mükelleflerle serbest meslek kazanç defteri tutan mükellefler bu farkı defterlerinde hasılat veya gider kaydederler.

            Amortisman ayrılmış olanların değeri ayrılmış amortismanlar düşüldükten sonra kalan meblağdır.

            Devir ve trampa satış hükmündedir.

            Şu kadar ki satılan iktisadi kıymetlerin yenilenmesi, işin mahiyetine göre zaruri bulunur veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilmiş ve teşebbüse geçilmiş olursa bu takdirde, satıştan tahassül eden kâr, yenileme giderlerini karşılamak üzere, pasifte geçici bir hesapta azami üç yıl süre ile tutulabilir. Her ne sebeple olursa olsun bu süre içinde kullanılmamış olan kârlar üçüncü yılın vergi matrahına eklenir. Üç yıldan önce işin terki, devri veya işletmenin tasfiyesi halinde bu kârlar o yılın matrahına eklenir.

            Yukarıdaki esaslar dahilinde yeni değerlerin iktisabında kullanılan kâr, yeni değerler üzerinden bu Kanun hükümlerine göre ayrılacak amortismanlara mahsup edilir. Bu mahsup tamamlandıktan sonra itfa edilmemiş olarak kalan değerlerin amortismanına devam olunur.” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hüküm uyarınca, yenileme fonunun ayrılabilmesi; amortismana tabi bir iktisadi kıymetin varlığı ve bu kıymetin satılmasından oluşan kârın aynı neviden yeni bir iktisadi kıymet alımında kullanılması halinde söz konusu olabilmektedir. Ayrıca yenileme fonundan yararlanabilmek için satılan kıymetin yenilenmesinin zaruri bulunması veya bu hususta işletmeyi idare edenlerce karar verilip teşebbüse geçilmiş olunması gerekir. Eğer elden çıkarılan iktisadi kıymetin yenilenmesinin zaruri bulunduğu açıksa bu yenileme fonu ayrılması için yeterlidir.

            Bu itibarla, fabrika binasının satışı neticesinde ortaya çıkan kârın, sadece yeni bir fabrika binasının iktisabı amacıyla yenileme fonuna alınması mümkün olup, başka yatırım giderlerinin karşılanması amacına yönelik olarak yenileme fonuna aktarılması mümkün bulunmamaktadır.

            Diğer taraftan, amortismana tabi olmayan arsaların satışından elde edilecek kârın, bina, arsa veya tarla alımında yenileme fonu olarak kullanılması mümkün değildir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.03.04[61-2014/4]-495 27/08/2014
   

 

Konu :

Manevi tazminat ödemesi üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eki yazınızda, davacı … vekili Av. …’ın, müvekkilinin ”rehberlik” branşında olmasına rağmen ”motor” branşına atanması nedeniyle atama işleminin iptali için … Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtığı, dava sonunda Bakanlık aleyhine 1.000.-TL. manevi tazminata karar verildiği belirtilerek, söz konusu manevi tazminat tutarının ödenmesi aşamasında gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61’inci maddesinde;

            “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almaktadır.

            Anılan Kanunun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre de, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup, ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) 103 ve 104’üncü maddelere göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

            Aynı Kanunun 25’inci maddesinde ise, gelir vergisinden müstesna tazminat ve yardımlar tadadi olarak sayılmıştır.

             Öte yandan, ”tazminat” kavramı maddi ve manevi anlamda uğranılan zarar karşılığında ödenen para ya da ödeneği ifade etmekte olup, kişilerin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamaya yönelik olarak yapılan ödemeler maddi tazminat kavramının konusunu oluştururken, mal varlığı dışındaki hukuki değerlere yapılan saldırılarla meydana getirilen eksilmenin giderilmesi ve zarara uğrayan şahsın  manevi varlığında meydana gelen tahribatın kısmen de olsa hafifletilmesine yönelik ödemeler ise manevi tazminatın konusunu oluşturmaktadır.

            Buna göre, kişinin manevi değerlerinde sebep olunan zararı tazmin amacıyla mahkeme kararıyla maddi bir bedel olarak tayin edilen, ancak fiili bir çalışma ya da hizmetin karşılığı olmayan manevi tazminatın, bir işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak bir hizmet karşılığı yapılan bir ödeme olmaması nedeniyle ücret olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamakta olup, söz konusu ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmaması gerekmektedir.

            VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, 2’nci maddesinde ise “İvazsız intikal” tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği, maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatların ivazsız sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

            Öte yandan, ivazsız intikal olarak kabul edilmemesi nedeniyle, maddi ve manevi bir zarar karşılığı ödenen paraların veraset ve intikal vergisine tabi tutulması mümkün değildir. Dolayısıyla, … vekili Av. … tarafından açılan dava sonucu davacıya ödenmesine hükmedilen 1.000.- TL manevi tazminatın veraset ve intikal vergisine tabi tutulmaması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[61-2013/544]-1458 27/05/2014
Konu :

Almanya’da mukim firma tarafından Türkiye’de görevlendirilen personele ödenen ücretlerin vergilendirilmesi.

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekinin incelenmesinden, Almanya’da …’da Avrupa ve Afrika Bölgesi için İş Geliştirme Yöneticisi olarak çalıştığınız, şirketiniz tarafından Türkiye şubesinde yerleşik olarak bu bölgeler için çalışmak üzere iki yıllığına görevlendirildiğiniz, Almanya’daki … İnsan Kaynakları üzerinden maaşınızın gerçekleştirileceği belirtilerek, Türkiye’de gelir vergisi ödeyip ödemeyeceğiniz ile “Car Allowance” olarak ücretinize ek tanımlanan motorlu araç kullanmak için ödenen miktarın vergilendirilmesinin nasıl olacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmış olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmaktadır.

            Ülkemizle Almanya arasında akdedilerek 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşma’nın “Mukimliği” düzenleyen 4 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

              “1.Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, “bir Akit Devletin mukimi” terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2.1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  1. a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  2. b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  3. c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;
  4. d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir.”

            hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, bir devletin iç mevzuatına göre ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıdaki kriterler nedeniyle o devlette vergi mükellefiyeti altına giren kişiler o devletin mukimi addedilmektedir. Kişinin her iki devletin de mukimi olması durumunda ise, 2 nci maddedeki kriterler uygulanmak suretiyle mukimliğin tespiti yapılmaktadır.

            Diğer taraftan, söz konusu Anlaşma’nın “Bağımlı Kişisel Faaliyetler”i düzenleyen 15 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1. 16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği bir hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer:
  2. e) gelir elde eden kişi, diğer Devlette, ilgili mali yıl içinde başlayan veya biten herhangi bir 12 aylık dönemde, bir veya bir kaç seferde toplam 183 günü aşmayan bir süre kalırsa, ve
  3. f) ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya bu işveren adına yapılırsa, ve
  4. g) ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmazsa yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir.”

            hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, Türkiye mukimi kabul edilmeniz halinde, tarafınıza yapılan ücret ödemeleri Almanya kaynaklı olsa dahi 15 inci maddenin 1 inci fıkrası uyarınca vergilemenin Türkiye’de, iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Almanya mukimi kabul edilmeniz halinde ise, Türkiye’de ifa ettiğiniz hizmetler karşılığında Almanya tarafından ödenen ücretlerin yalnızca Almanya’da vergilendirilmesi için 15 inci maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan her üç koşulun bir arada sağlanması gerekmektedir. Bu koşullardan birinin ihlali halinde, diğer bir ifadeyle;

            – Türkiye’de herhangi bir 12 aylık dönemde 183 günden fazla kalma veya

            – ücretin Türkiye mukimi olan bir işveren tarafından ödenmesi veya

            – ücretin, işverenin Türkiye’de sahip olduğu bir işyerinden ödenmesi

            koşullarından birinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin de bu geliri vergileme yetkisi olacaktır.

            Ancak, Türkiye’de hizmet ifa edecek kişiye yapılacak ücret ödemesinin, Anlaşmaya ek Protokol’ün 6 ncı maddesinde bahsedilen türden bir ödeme olması halinde, 15 inci maddenin 2 nci fıkrası hükümleri uygulama dışı kalacak ve vergileme yalnızca 1 inci fıkra hükümleri çerçevesinde yapılacaktır.

            Diğer taraftan, Türkiye’nin de bu ücret gelirini vergileme hakkının bulunduğu durumda ortaya çıkacak çifte vergilendirme sorunu, Anlaşma’nın 22 nci maddesinin 2 nci fıkrası kapsamında çözümlenecektir. Buna göre, vergilemenin Protokol’ün 6 ncı maddesi çerçevesinde yapılması durumunda, Türkiye’de ödenen vergiler Almanya’da ödenecek vergilerden mahsup edilecek; diğer durumda ise (vergilemenin 15/2 çerçevesinde yapılması halinde) istisna edilecektir.

            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, Almanya mukimlerinin Almanya’da tam mükellef olduklarını ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiklerini Almanya yetkili makamlarından alacakları mukimlik belgesi ile kanıtlamaları ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin noterce veya o ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğini Türkiye’deki vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri gerekmektedir.

            Vergileme hakkının Türkiye’de olduğu durumda;

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 nci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 4 üncü maddesinde;

            “Aşağıda yazılı kimseler Türkiye’de yerleşmiş sayılır:

            1.İkametgahı Türkiye’de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

  1. Bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.)” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre, ikametgahı Türkiye’de bulunan veya bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye’de yerleşmiş sayılacaklarından, elde ettikleri gelirlerin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Kanunun 61 inci maddesi ile ücretin, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Anılan Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, birinci bendinde de  hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanun’un 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükmüne yer verilmiş olup, 95 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının gelirlerini yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Yabancı ülkede bulunan işverenlerce Türkiye’de mukim şahıslara hizmetleri karşılığında yapılacak ödemelerin Türkiye’de vergi tevkifatına tabi tutulması mümkün değildir. Bu nedenle, yabancı ülkelerde bulunan işverenden alınan ücretler (varsa Türkiye dahilindeki kazanç ve iratlarıyla birlikte) bir beyanname ile ikâmetgahının bulunduğu yerin vergi dairesine ertesi yılın mart ayında bildirilir ve vergilendirilir.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre yurt dışında mukim şirket tarafından Türkiye şubesinde çalışmanız karşılığında tarafınıza yapılan ödemeler ile “car allowance” adı altında motorlu araç kullanmak için yapılan ek ödemenin ücret kapsamında değerlendirilerek Türkiye’de gelir vergisine tabi tutulması ve ödemelerin doğrudan doğruya yurt dışından yapılması nedeniyle söz konusu ücretlerin Gelir Vergisi Kanununun 95 inci maddesine göre yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

               Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 18008620-120[ÖZG-2014-1]-41 06/05/2014
Konu :

Yıl İçerisinde İşvereni Değişen Personelin Ücret Gelirinin Vergilendirilmesi Hk.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Noterin başka noterliğe atanması nedeniyle Türkiye Noterler Birliği adına Temmuz 2013 ayından itibaren Noterliği vekaleten yürüttüğünüz, dolayısıyla bu dönemden itibaren çalıştırılan personelin işvereni değişmiş olduğundan “Temmuz 2013” ayına ait ücret bordronuzda kümülatif gelir vergisi matrahının  “0” olarak kabul edildiği, ancak bu uygulamanın doğru olup olmadığı konusunda tereddüt edildiği belirtilerek, konu hakkındaki Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmaktadır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez...” hükmüne, 62 nci maddesinde ise, “İşverenler, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir.” hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 86 ncı maddesinde ise, “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette;

            …..

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (4962 sayılı Kanun’un 17/D maddesiyle değişen parantez içi hüküm 07/08/2003 tarihinden geçerli olmak üzere) (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplam 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)...” hükmüne yer verilmiş olup, Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutar 2013 yılı için 26.000 TL. olarak belirlenmiştir.

            Diğer taraftan, gelirin toplanması ve beyanına ilişkin olarak 16 no.lu Gelir Vergisi Sirkülerinde ayrıntılı açıklamalara yer verilmiştir.

            İşveren değişikliği ile ilgili olarak 160 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde, “…Buna göre, bir hizmet erbabının birden fazla işverenden ücret alması halinde, her bir işverenin ödediği ücretler, ayrı ayrı vergilendirilmektedir. Dolayısıyla vergi tarifesi, her bir işverenin ödediği ücrete, diğer işveren veya işverenlerin ödediği ücretle ilgilendirilmeksizin ayrı ayrı uygulanmaktadır…” açıklamalarına yer verilmiştir.

            Öte yandan,1512 sayılı Noterlik Kanununun;

             30 uncu maddesinde, “Noter sıfatı, noterliğe atama kararının tebellüğü ile kazanılır.”,

            33 üncü maddesinde ” Her ne sebeple olursa olsun boşalan birinci, ikinci veya üçüncü sınıf bir noterliği, atanan noter göreve başlayıncaya kadar o noterlikte çalışan ve stajının altı ay’ını tamamlamış olan stajiyer, bu durumdaki stajiyerler birden fazla ise kıdemlisi, o noterlikte bu durumda stajiyer yoksa noter odasının uygun bulacağı ve görevlendireceği aynı durumdaki stajiyer, bunlardan hiç birisi bulunmadığı takdirde o noterliğin başkatibi, onun da engelli bulunduğu hallerde en kıdemli katibi vekaleten yönetir.”

            40 ıncı maddesinde, “Noterlik dairesi, resmi daire sayılır. Kira sözleşmesi daire adına noter tarafından yapılır.”,

            42 nci maddesinde, “Noterlik dairesi personeli, noterin emri altında bulunan işe yeter sayıdaki katip ve hizmetliden meydana gelir.”,

            45 inci maddesinde, “ Noterler, adayları en az bir yıl süreli bir sözleşme ile işe alırlar. Sözleşmede açıkça yazılmasa bile noterin, adaylık süresinin bitimini takibeden 15 gün içinde, adayın yetersizliği sebebiyle feshi ihbar hakkı saklıdır. Adaylık süresinin uzatılması halinde de aynı hüküm uygulanır.”

            197 nci maddesinde, “ Noter vekilleri, normal noterlik işlemlerinin görülmesi dışında, noterin yazılı muvafakati alınmadıkça noterliğin durumuna ve noterin mamelekine tesir edecek şekilde bir tasarufta bulunamazlar. Bu Kanunun noterlerin atanması, Türkiye Noterler Birliği, topluluk sigortası, hastalık ve izne ilişkin hükümleri icra müdürü, icra müdür yardımcısı ve adalet memurlarından tayin edilen noter vekilleri ile geçici yetkili noter yardımcıları hakkında uygulanmaz.”

            hükümlere yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Noterin başka noterliğe atanması nedeniyle Türkiye Noterler Birliği adına noterliği “vekalet”en yürütmeniz durumunun noterlikte çalışan personel açısından işveren değişikliği olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, söz konusu personelin Noterin başka noterliğe atandığı tarihe kadar elde ettikleri ücret gelirleri ile noterliği vekaleten yürütmeye başlamanızdan sonra elde ettikleri ücret gelirlerinin toplamının aynı işverenden elde edilen ücretler olarak Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yer alan vergi tarifesinde belirtilen oranlar uygulanmak suretiyle vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[61-14/1]-454 29/04/2014
Konu :

İrtibat bürosundan ve tek işverenden elde edilen ücretin vergilendirilmesi

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Türk vatandaşı olduğunuzu, Danimarka mukimi … şirketinin Türkiye irtibat bürosunda 14.08.2013 tarihine kadar sigortalı olarak çalıştığınızı, 15.08.2013 tarihinden itibaren de 01.07.2013 tarihinde Türkiye’de kurulan … San. ve Tic. A.Ş.’de yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak çalıştığınızı, ikametgah adresinizin Türkiye olması nedeniyle Danimarka’da gelir vergisinden muaf olduğunuzu belirterek, irtibat bürosundan ve Türkiye’de kurulu şirketten elde ettiğiniz söz konusu ücret gelirleri nedeniyle beyanname verip vermeyeceğiniz hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 61 inci maddesinde,” ücret işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir” hükmü yer almış olup, aynı Kanunun  94 üncü maddesinde ise tevkifat kapsamına giren ödemeler bentler halinde sayılarak, (1) numaralı bendinde; hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanunun 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            Yine aynı Kanunun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendinde, Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            Bu hükme göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi kurumların bünyesinde çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere bu istisnanın uygulanabilmesi için;

            1-Türkiye’de hizmet arzeden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbabı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye’de personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi,

            şartlarının bir arada mevcut olması gerekmektedir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre; merkezi Danimarka’da bulunan …’nin Türkiye’de kurulu irtibat bürosunda çalıştığınız dönemde anılan şirketin tarafınıza döviz olarak ödediği ücret, yukarıda sayılan tüm şartların varlığı halinde gelir vergisinden istisna olup, söz konusu ücret ödemeleri üzerinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesi uyarınca tevkifat yapılmayacaktır.

            Öte yandan,

Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesinde;

            “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette;

             …

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil

            …”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun “Tevkifata Tabi Olmayan Ücretler” başlıklı 95 inci maddesinin birinci fıkrasıyla ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının; ücretleri hakkında vergi tevkif usulü cari olmayacağı ile ikinci fıkrasıyla bunlar gelirlerini, Kanun’un dördüncü kısmın 2 nci bölümündeki hükümlere göre, yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

           Bu itibarla,  merkezi Danimarka’da bulunan …’nin Türkiye’de kurulu irtibat bürosundan elde ettiğiniz ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 23/14 üncü maddesinde yer alan istisnaya ilişkin olarak 147 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan şartların tamamını taşıyarak gelir vergisinden müstesna olması halinde, Türkiye’de kurulu şirketten elde ettiğiniz ve Gelir Vergisi Kanununun 61, 94, 103 ve 104 üncü maddesi hükümleri gereğince tevkif suretiyle vergilendirilmesi kaydıyla tek işverenden alınan ücret olarak değerlendirileceğinden yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir.

            Diğer taraftan, irtibat bürosundan elde edilen ücret gelirinizin istisnaya ilişkin tüm şartları taşımaması halinde ise Gelir Vergisi Kanununun 95/1 inci maddesi gereğince yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmekte olup, Türkiye’deki işvereninizden aldığınız tevkifata tabi ücret geliriniz aynı Kanunun 86/1-b maddesi kapsamında vereceğiniz yıllık beyannameye maddede belirlenen haddi aşmaması halinde dahil edilmeyecektir. Belirlenen haddi aşması halinde ise söz konusu ücret gelirinizin beyannameye dahil edileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[23-2013/717]-1173 24/04/2014
Konu :

Yurt dışında mukim kurumdan elde edilen ücret gelirinin vergilemesi

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Almanya’da ikamet etmekte ve çalışmakta olduğunuzu 2011 yılı içerisinde Almanya’da çalıştığınız firmanın Türkiye’de bağlı ortaklığının bulunduğu şirkette Almanya mukimi firmanın temsilcisi olarak 183 günden fazla çalıştığınızı, adınıza yapılan ücret ödemesinin Almanya merkezli firma tarafından Almanya’daki banka hesabınıza döviz olarak yatırıldığı, Almanya mukimi söz konusu firmanın Türkiye’de herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığı belirtilerek Türkiye’de bulunduğunuz süre içerisinde tarafınıza döviz olarak ödenen ücret gelirinin Türkiye’de vergiye tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            Ülkemizle Almanya arasında akdedilerek 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşma’nın “Mukimliği” düzenleyen 4 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1.Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, “bir Akit Devletin mukimi” terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2.1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  1. a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  2.  b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  3.  c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;
  4.  d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir.”

             hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, bir devletin iç mevzuatına göre ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıdaki kriterler nedeniyle o devlette vergi mükellefiyeti altına giren kişiler o devletin mukimi addedilmektedir. Kişinin her iki devletin de mukimi olması durumunda ise, 2 nci maddedeki kriterler uygulanmak suretiyle mukimliğin tespiti yapılmaktadır.

            Diğer taraftan, söz konusu Anlaşma’nın “Bağımlı Kişisel Faaliyetler”i düzenleyen 15 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1.16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği bir hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer:
  2. a) gelir elde eden kişi, diğer Devlette, ilgili mali yıl içinde başlayan veya biten herhangi bir 12 aylık dönemde, bir veya bir kaç seferde toplam 183 günü aşmayan bir süre kalırsa, ve
  1. b) ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya bu işveren adına yapılırsa, ve
  1. c) ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmazsa

     yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir.”

hükümleri öngörülmektedir.

Bu hükümler uyarınca, Türkiye mukimi kabul edilmeniz halinde, tarafınıza yapılan ücret ödemeleri Almanya kaynaklı olsa dahi 15 inci maddenin 1 inci fıkrası uyarınca vergilemenin Türkiye’de, iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Almanya mukimi kabul edilmeniz halinde ise, Türkiye’de ifa ettiğiniz hizmetler karşılığında Almanya tarafından ödenen ücretlerin yalnızca Almanya’da vergilendirilmesi için 15 inci maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan her üç koşulun bir arada sağlanması gerekmektedir. Bu koşullardan birinin ihlali halinde, diğer bir ifadeyle;

–          Türkiye’de herhangi bir 12 aylık dönemde 183 günden fazla kalma veya

–          ücretin Türkiye mukimi olan bir işveren tarafından ödenmesi veya

–          ücretin, işverenin Türkiye’de sahip olduğu bir işyerinden ödenmesi

koşullarından birinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin de bu geliri vergileme yetkisi olacaktır.

Ancak, Türkiye’de hizmet ifa edecek kişiye yapılacak ücret ödemesinin, Anlaşmaya ek Protokol’ün 6 ncı maddesinde bahsedilen türden bir ödeme olması halinde, 15 inci maddenin 2 nci fıkrası hükümleri uygulama dışı kalacak ve vergileme yalnızca 1 inci fıkra hükümleri çerçevesinde yapılacaktır.

            Diğer taraftan, Türkiye’nin de bu ücret gelirini vergileme hakkının bulunduğu durumda ortaya çıkacak çifte vergilendirme sorunu, Anlaşma’nın 22 nci maddesinin 2 nci fıkrası kapsamında çözümlenecektir. Buna göre, vergilemenin Protokol’ün 6 ncı maddesi çerçevesinde yapılması durumunda, Türkiye’de ödenen vergiler Almanya’da ödenecek vergilerden mahsup edilecek; diğer durumda ise (vergilemenin 15/2 çerçevesinde yapılması halinde) istisna edilecektir.

            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, Almanya mukimlerinin Almanya’da tam mükellef olduklarını ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiklerini Almanya yetkili makamlarından alacakları mukimlik belgesi ile kanıtlamaları ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin noterce veya o ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğini Türkiye’deki vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri gerekmektedir.

Vergileme hakkının Türkiye’de olduğu durumda;

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 nci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 4 üncü maddesinde;

            “Aşağıda yazılı kimseler Türkiye’de yerleşmiş sayılır:

            1.İkametgahı Türkiye’de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

  1. Bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.)” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre, ikametgahı Türkiye’de bulunan veya bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye’de yerleşmiş sayılacaklarından, elde ettikleri gelirlerin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Yine Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendinde, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hüküm altına alınmıştır.

            Konuya ilişkin olarak 147 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “Kanuni ve İş Merkezi Türkiye’de Olmayan Dar Mükellefiyete Tabi İşverenlerce Hizmet Erbabına Döviz Olarak Ödenen Ücretler” başlıklı 1-c bölümünde gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

            Buna göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere istisna uygulanabilmesi için;

            1-Türkiye’de hizmet arz eden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbabı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye’deki personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi,

            şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir.

            Kanunun 61 inci maddesi ile ücretin, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 86 ncı maddesinde;

            “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette;

             …

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)

            …”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Anılan Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, birinci bendinde de  hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanun’un 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükmüne yer verilmiş olup, 95 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının gelirlerini yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Yabancı ülkede bulunan işverenlerce Türkiye’de mukim şahıslara hizmetleri karşılığında yapılacak ödemelerin Türkiye’de vergi tevkifatına tabi tutulması mümkün değildir. Bu nedenle, yabancı ülkelerde bulunan işverenden alınan ücretler (varsa Türkiye dahilindeki kazanç ve iratlarıyla birlikte) bir beyanname ile ikâmetgahının bulunduğu yerin vergi dairesine ertesi yılın mart ayında bildirilir ve vergilendirilir.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre yurt dışında mukim şirketin Türkiye’deki bağlı ortağı firmadaki çalışmanız karşılığında tarafınıza doğrudan doğruya yurt dışından döviz olarak ödenen ücret işveren firmanın kazanç elde etmesine katkı sağlandığından ve bağlı ortaklık ile yurt dışında faaliyet gösteren şirketin aynı ticari amacı gözettiği de dikkate alındığında, bağlı ortaklık dolayısıyla Türkiye’de ticari bir kazancın olduğu sonucuna varılmaktadır. Dolayısıyla  Gelir Vergisi Kanununun 23/14 fıkrasında yer alan istisnaya ilişkin olarak 147 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan şartların ihlal edildiği anlaşıldığından söz konusu ücret gelirinizin Kanunun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendine göre gelir vergisinden müstesna olması mümkün değildir. Bu nedenle ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 95 inci maddesine göre yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[61-13/32]-364 10/04/2014
Konu :

Eşi adına yatırılan Birikimli Hayat Sigortalarının kendi ücret gelirinden nasıl indirim konusu yapılacağı

             İlgide kayıtlı özelge talebinizin incelenmesinden, eşiniz adına Birikimli Hayat Sigortası yaptırdığınızı belirterek, sigorta poliçesine yatırdığınız miktarın ne kadarının ücret gelirinizden indirim konusu yapılacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde; “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almıştır.

            Yine aynı Kanunun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasında ücretin gerçek safi değerinin işveren tarafından verilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından, aynı maddede 1 ila 5 inci bentlerde sayılan indirimler yapıldıktan sonra kalan miktar olduğu hükme bağlanmış olup, söz konusu fıkranın 3 üncü bendinde ise “(6327 sayılı Kanunun 5.maddesiyle değişen bent; Yürürlük 01.01.2013) Sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması şartıyla; ücretlinin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortası poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, sağlık, hastalık, (6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 03.05.2013) engellilik, işsizlik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primler (İndirim konusu yapılacak primler toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamaz. Bakanlar Kurulu bu bentte yer alan oranları yarısına kadar indirmeye, iki katına kadar artırmaya ve belirtilen haddi, asgari ücretin yıllık tutarının iki katını geçmemek üzere yeniden belirlemeye yetkilidir.).” hükmüne yer verilmektedir.

            Öte yandan, konuya ilişkin olarak çıkarılan 85 No’lu Gelir Vergisi Sirküleri’nde;

            “8.2. Ödenen Şahıs Sigorta Primlerinin Ücret Matrahının Tespitinde İndirimi

            6327 sayılı Kanunun 5 inci maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde yapılan değişiklik uyarınca, 1/1/2013 tarihinden itibaren, vergiye tabi ücret matrahının tespitinde, bireysel emeklilik dışında kalan şahıs sigortaları için ödenen primlerin elde edilen ücretin % 15’ine kadar olan kısmı ücret matrahının tespitinde indirilebilecektir.

            Vergiye tabi ücret matrahının tespitinde dikkate alınacak sigorta primleri; sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması şartıyla;

            – Ücretlinin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait birikim priminin alındığı hayat sigortası poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerin %50’si ile

            – Ölüm, kaza, sağlık, hastalık, sakatlık, işsizlik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta poliçeleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerden

            müteşekkildir.

            İndirim konusu yapılacak primlerin toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin %15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşamayacaktır. Yıl içinde asgari ücret tutarında meydana gelebilecek değişiklikler, indirim yapılacak tutarların hesabında dikkate alınacaktır.

            İndirim konusu yapılacak prim tutarının tespitinde esas alınacak ücret, işveren tarafından çalışana hizmeti karşılığında ödenen aylık (maaş), prim, ikramiye, sosyal yardımlar ve zamlar gibi vergiye tabi sürekli nitelikteki ödemelerin brüt tutarlarının toplamı olacaktır. Gider karşılığı olarak ödenen tutarlar (yapılan gerçek bir giderin karşılığı olsun olmasın) dikkate alınmayacaktır.

            Şahıs sigorta primlerinin vergi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilmesi için; şahıs sigorta şirketlerinin Türkiye’de yerleşik ve merkezinin Türkiye’de olması gerekmektedir.

            …”

            şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, ücretlinin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortası gurubunda yer alan tüm sigorta primleri için hizmet erbabı tarafından ödenen primlerin %50’si  ödendiği ayda elde edilen ücretin % 15’ini ve yıllık olarak asgari ücretin yıllık tutarını aşmaması ve prim ödeme belgesinin primin ait olduğu ay içinde ibraz edilmesi halinde ücretin safi değerinin tespitinde ücret matrahından indirilmesi mümkündür.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[86-2013/587]-647 28/03/2014
Konu :

Yurt dışından elde edilen ve tevkifata tutulmayan ücret gelirinin vergilendirilmesi

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Başkanlığımız … Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz ve 17.12.2009 tarihinden itibaren Türkiye’de gerekli çalışma ve oturma izinlerini alarak … Sanayi ve Tic. A.Ş. de Ticari Genel Müdür (CFO) pozisyonunda çalıştığınız, ücretinizin bir bölümünü Türkiye’deki işvereninizden bir bölümünü de Almanya’daki işvereninizden aldığınız belirtilmiş ve yurtdışındaki ücretinizi gelir vergisi beyannamesi ile beyan ederken Türkiye’deki işveren aracılığıyla elde ettiğiniz ve tamamı stopaj yoluyla vergilendirilen ücretinizin beyannamenize dahil edilip edilmeyeceği hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmaktadır.

Türkiye-Almanya Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.1990 tarihinden itibaren uygulanmaya başlamış, revize edilen Anlaşma ise 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, her iki Anlaşmanın mukimliğe ilişkin 4 üncü maddesi benzer düzenlemeler öngörmektedir.

2011 yılı sonrasında yürürlükte olan Anlaşma’nın “Mukim” başlıklı 4 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

“1. Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, “bir Akit Devletin mukimi” terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

  1. 1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukim olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:
  2. a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  3. b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa, bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  4. c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;
  5. d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir.”

hükümleri öngörülmektedir.

Yukarıdaki hükümlerden de görüleceği üzere, mukimliğin belirlenmesinde öncelikle her ülkenin kendi iç mevzuat hükümleri dikkate alınmaktadır. Dolayısıyla, yukarıdaki kriterlerden herhangi biri dolayısıyla Türkiye’de vergi mükellefiyeti altına girmeniz durumunda Türkiye’de mukim olduğunuz kabul edileceğinden, tam mükellef statüsünde Türkiye’de vergilendirilmeniz gerekmektedir.

Diğer taraftan yine her iki Anlaşmanın da benzer şekilde düzenlediği “Bağımlı Kişisel Faaliyetler” başlıklı 15 nci Maddesinin 1 nci fıkrasında;

“1. 16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak, üzere bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.”

hükmü yer almaktadır.”

Bu hükümler uyarınca, Türkiye mukimi olarak kabul edilen bir kişinin, Türkiye’de ifa ettiği hizmetler karşılığında elde ettiği ücretlerin vergilendirme hakkı Türkiye’ye ait olacaktır.

            Revize edilen Anlaşma’nın 22 inci maddesi hükümleri uyarınca, Türkiye mukimlerinin, Almanya’da Anlaşma kapsamında vergiye tabi tutulması halinde, ödenen vergilerin Türkiye’de gelir üzerinden alınacak vergilerden mahsup edilmesi imkanı da bulunmaktadır.

            Vergileme hakkının Türkiye’de olduğu durumda;

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesinde, “Gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabidir. Gelir, bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.” denilmiş, aynı Kanunun 3 üncü maddesinin 1 numaralı bendinde “Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden vergilendirileceği” hükmü bulunmaktadır.

Öte yandan, anılan Kanunun 4 üncü maddesinde,

“Aşağıda yazılı kimseler Türkiye’de yerleşmiş sayılır:

1.İkametgahı Türkiye’de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

            2.Bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.)” denilmiş; aynı Kanunun 5 inci maddesinin 1 numaralı bendinde ise belli ve geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimselerle tahsil veya tedavi veya istirahat veya seyahat maksadiyla gelenler memlekette altı aydan fazla kalsalar dahi Türkiye’de yerleşmiş sayılmazlar, hükmü yer almıştır.

             Buna göre, belli ve geçici görev veya iş için Türkiye’ye gelen iş, ilim ve fen adamları, uzmanlar, memurlar, basın ve yayın muhabirleri ve durumları bunlara benzeyen diğer kimseler, Türkiye’de 6 aydan fazla kalmış olsalar dahi kanun hükmüne göre Türkiye’de yerleşmiş sayılamayacaklardır.

Adı geçen Kanunun 61 inci maddesinde ücretin, işverene tabi ve belirli bir işverene bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu belirtilmiş olup, Kanunun 85 inci maddesinde, mükelleflerin Kanunun 2 nci maddesinde yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verecekleri, bu Kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.

Aynı Kanunun “Toplama Yapılmayan Haller” başlıklı 86 ncı maddesinde,

“Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            …

  1. Tam mükellefiyette;

             …

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)
  2. c) Vergiye tâbi gelir toplamının [(a) ve (b) bentlerinde belirtilenler hariç] 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmaması koşuluyla, Türkiye’de tevkifata tâbi tutulmuş olan; birden fazla işverenden elde edilen ücretler, menkul sermaye iratları ve gayrimenkul sermaye iratları,

            …” hükümleri yer almıştır.

            Aynı Kanunun “Tevkifata Tabi Olmayan Ücretler” başlıklı 95 inci maddesinin birinci fıkrasıyla ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının; ücretleri hakkında vergi tevkif usulü cari olmayacağı ile ikinci fıkrasıyla bunlar gelirlerini, Kanun’un dördüncü kısmın 2 nci bölümündeki hükümlere göre, yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Türkiye’de bir takvim yılında devamlı olarak altı aydan fazla oturmanız şartıyla, tam mükellef sayılmanız ve gelirlerinizin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması, yurt dışından elde ettiğiniz ve tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 85 inci maddesi gereğince yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmekte olup, Türkiye’deki işvereninizden aldığınız tevkifata tabi ücret gelirinizin ise 86/1-b maddesi kapsamında vereceğiniz yıllık beyannameye belirlenen haddi aşmaması halinde ithali söz konusu olmayacaktır. Belirlenen haddi aşması halinde ise söz konusu ücret gelirinizin beyannameye dahil edileceği tabiidir. Ancak, 86/1-c maddesine göre, yurt dışından elde ettiğiniz ve tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirinizin  103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde, tüm ücret gelirlerinizin yıllık beyannameye dahil edileceği tabiidir.

            Diğer taraftan, yurt dışında elde ettiğiniz ücret gelirinizden dolayı ödeyeceğiniz benzeri vergilerin Kanunun 123 üncü maddesi kapsamında mahsubu mümkün bulunmaktadır.

             Bilgi edinilmesini rica ederim

Sayı : 11395140-105[234-2012/VUK-1- . . .]–1330 26/08/2013
Konu :

Vergi mükellefi olmayan kişilerden mal ve hizmet alınması halinde yapılacak ödemelerden hangi oranda tevkifat yapılacağı ve belge düzeni.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuz ile kurumunuzun faaliyet konuları arasında bulunan her türlü taş, cam, dokuma, ahşap, mermer, seramik, değerli ve değersiz maden ve metallerden obje, mücevher, takı tasarımı, resim ve fotoğraf işlerini, vergi mükellefi olmayan kişilere, güzel sanatlar öğrencilerine, buradan mezun kişilere, güzel sanatlarla ilgilenen kişilere, tasarımcılara, ressamlara veya heykeltıraşlara yaptırılacağı belirtilerek, alınan bu ürün ve hizmetlerin mağazalarınızda satılması ya da tarafınızca düzenlenecek sergi, kermes, festival, panayır gibi yerlerde sergilenmesi sırasında alıcı bulunması durumunda söz konusu mal ve hizmeti temin eden kişilerin esnaf muaflığından yararlanıp yararlanamayacağı, temin edilen mal ve hizmetlerin nasıl belgelendirileceği, söz konusu ürünlerin konsinye olarak bu kişilerden alınması halinde ne şekilde belgelendirileceği ve yapılan ödemelere hangi oranlarda tevkifat uygulanacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I- GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN;

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde vergiden muaf esnafa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, kimlerin esnaf muaflığından faydalanacakları da maddede bentler halinde sayılmış olup konu ile ilgili olarak yayımlanan 264 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde de gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

            Ayrıca 27/07/2012 tarih ve 28366 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 283 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde, esnaf muaflığına ilişkin şartları taşıyanlara talepleri halinde vergi dairesince Esnaf Vergi Muafiyeti Belgesi verileceği hakkında gerekli açıklamalara da yer verilmiştir.

            Öte yandan, aynı Kanunun “Serbest Meslek Kazançlarında” başlıklı 18 inci maddesinde; “Müellif, mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

            Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir.

            Yukarıda yazılı kazançların arızî olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

            Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanunun 94 üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.” hükmü yer almıştır.

            Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almaktadır.

            Öte yandan, aynı Kanunun 65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” hükmüne yer verilmiş olup 66 ncı maddesinde ise “Serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez…” hükmü yer almaktadır. Ayrıca, Kanunun 82 nci maddesinde de arızi olarak ifa edilen serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla tahsil edilen hasılatın arızi kazanç olduğu hüküm altına alınmıştır.

            Yine aynı Kanunun “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü gereğince, kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler, fıkranın bentlerinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifatı yapmaya mecbur oldukları hükmüne yer verilmiş olup söz konusu fıkranın (1), (2) ve (13) numaralı bentlerinde yer alan hükümler ise;

  1. Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre,
  2. Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç);
  3. a) 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden, % 17
  4. b) Diğerlerinden, % 20
  5. Esnaf muaflığından yararlananlara mal ve hizmet alımları karşılığında yapılan ödemelerden,
  6. a) 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (6) ve (8) numaralı bentlerinde yer alan emtia bedelleri veya bu emtianın imalinde ödenen hizmet bedelleri üzerinden % 2,
  7. b) Hurda mal alımları için % 2,
  8. c) Diğer mal alımları için % 5,
  9. d) Diğer hizmet alımları (a, b ve c alt bentleri hariç olmak üzere mal ve hizmet bedelinin ayrılamaması hali de bu kapsamdadır) için % 10, oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması hükme bağlanmıştır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre;

            – Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesi kapsamında esnaf muaflığından yararlanan kişilerden mal veya hizmet alınması halinde bu kişilere yapılan ödemeler üzerinden, aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 13 numaralı bendine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması,

            – Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde sayılan serbest meslek kazancı istisnasından yararlananlardan mal ve hizmet alınması halinde bunlara yapılacak ödemeler üzerinden aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 nci bendinin (a) alt bendine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması,

            – Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamında olmayan serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlerden mal ve hizmet alınması halinde, bunlara yapılacak ödemeler üzerinden aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının 2 nci bendinin (b) alt bendine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması,

            – Şirketinizin mal veya hizmet almayı düşündüğü kişilerin hizmet akdi ile şirkete tabi ve bağlı olarak çalışmaları halinde, adı geçenlere yapılacak ödemelerin tamamının “ücret” olarak değerlendirilmesi ve anılan Kanunun 61, 63, 94, 103 ve 104 üncü madde hükümleri dikkate alınmak suretiyle vergilendirilmesi,

            gerekmektedir.

            II- VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN;

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde, fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış olup, aynı Kanunun 231/5 inci maddesinde ise, faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 234 üncü maddesinde, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin: vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir. Bu belge, birinci ve ikinci sınıf tüccarların, zâti eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın, mücevher gibi kıymetli eşya için de tanzim edilir.

            Gider pusulası, işin mahiyeti, emtianın cins ve nev’i ile miktar ve bedelini ve iş ücretini ve işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadlarını (Tüzel kişilerde unvanlarını) ve adreslerini ve tarihi ihtiva eder ve iki nüsha olarak tanzim ve bir nüshası işi yapana veya malı satana tevdi olunur. Gider pusulaları, seri ve sıra numarası dahilinde teselsül ettirilir” hükmü yer almaktadır.

            Ayrıca, konu hakkında yayımlanan 225 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde gider pusulalarında, işin mahiyeti, cinsi, adedi, fiyatı, tutarı, toplamı, tevkif edilen vergi oranı ve net tutarı; işi yaptıran ile yapanın veya emtiayı satın alan ile satanın adlarıyla soyadları (tüzel kişilerde unvanları) adresleri, varsa vergi dairesi ve hesap numarası, seri ve müteselsil sıra numarası ve düzenleme tarihine ilişkin bilgilere yer verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

            Mezkur Kanununn 236 ncı maddesinde; “Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir.” hükmü, 238 inci maddesinde ise “İşverenler her ay ödedikleri ücretler için (Ücret bordrosu) tutmaya mecburdurlar. Gelir Vergisi Kanununa göre vergiden muaf olan ücretlerle diğer ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına yapılan ücret ödemeleri için bordro tutulmaz…“hükmüne yer verilmiştir.

            Öte yandan, konsinye işlemi, bir işletmenin daha önceden tespit edilen bir fiyatla ya da günün koşullarına göre satılmak üzere diğer bir işletmeye mal göndermesi işlemidir. Malı gönderen tüccar veya işletmeye konsinyatör, malı satmak üzere teslim alan tüccar veya işletmeye de konsinyi denmektedir.

            Malın konsinyiye teslimi bir satış değil emanet işlemi niteliğindedir. Zira malın mülkiyeti, konsinyi tarafından satılıncaya kadar konsinyatör üzerinde kalmaktadır. Esas itibariyle konsinyinin görevi, malın satışına aracılık yapmaktır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre;

            – Esnaf muaflığından yararlanan kişilerden alınan mal veya bu kişilere yaptırılan iş karşılığında şirketinizce gider pusulası düzenlenmesi,

            -Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde sayılan serbest meslek kazancı istisnasından yararlananlardan mal veya hizmet alınması durumunda 224 Seri Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yapılan açıklamalara göre belge düzenlenmesi,

            – Gelir Vergisi Kanununun 18 inci madde kapsamında olmayan serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlerden mal veya hizmet alınması halinde, yapılan ödeme karşılığında bu kişilerce serbest meslek makbuzu düzenlenmesi,

            – Söz konusu şahıslar ile şirketiniz arasında ücret ilişkisini doğuran bir hizmet sözleşmesinin varlığı ve bu kişilere ücret ödemesinin yapılması halinde kurumunuz tarafından ayrıca ücret bordrosu düzenlenmesi,

            – Esnaf muaflığından yararlanan kişilerden konsinye anlaşması çerçevesinde yapılan alımlarda, malın konsinyatör konumunda bulunan vergiden muaf esnaf tarafından konsinyiye (şirketinize) gönderilmesi ve şirketinizce malın satılması halinde; bu satış işlemine ait faturanın malı satan şirketiniz tarafından gerçek satış bedeli üzerinden malın alıcısı adına düzenlenmesi, ayrıca konsinyatör konumunda bulunan esnaf muaflığından yararlanan kişi adına da gider pusulası düzenlenmesi

            gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[65-2013/77]-1298 23/08/2013
Konu :

Ücretli olarak çalışan kişinin serbest meslek faaliyetinde bulunması halinde elde edilen gelirlerin vergilendirilmesi ve beyanı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, İstanbul Barosuna kayıtlı avukat olduğunuz, bir anonim şirkette idari işlerde yarı zamanlı çalıştığınız ve arta kalan zamanda avukatlık mesleğini icra etmek istediğiniz belirtilerek, şirket bünyesinde yarı zamanlı çalışırken dava avukatlığını da yaparak serbest meslek geliri elde edilmesi durumunda vergi mükellefiyetinin nasıl olacağı ve serbest meslek gelirine ilişkin beyannamelerin internet aracılığıyla nasıl beyan edileceği hususlarında bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN;

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde; “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almaktadır.

            Aynı Kanunun 65 inci maddesinde; her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu ve serbest meslek faaliyetinin sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olarak tanımlanmıştır.

            Mezkur Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında ise; kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin maddede bentler halinde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaları gerektiği hüküm altına alınmış olup, fıkranın (1) numaralı bendinde göre ise “Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre” vergi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir. Ayrıca 2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararına göre serbest meslek kazancı kapsamına giren ödemelerden sorumlularca %20 nispetinde gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

             Anılan Kanunun 85 inci maddesinde, mükelleflerin ikinci maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratları için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verecekleri, bu kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanmasının zorunlu olduğu hüküm altına alınmış olup, 86 ncı maddesinin bir numaralı fıkrasının (b) bendinde, tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103’üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil) için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, icra edeceğiniz avukatlık faaliyetinden elde edilecek kazançlar serbest meslek kazancı olarak değerlendirilecek olup, buna ilişkin serbest meslek kazanç mükellefiyeti tesis ettirilerek elde edilen kazancın yıllık beyannameyle bildirilmesi gerekir. Ayrıca, avukatlık faaliyetinden dolayı tarafınıza yapılan ödemelerin Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında sayılan kişilerce yapılması durumunda bu ödemeler üzerinden aynı fıkranın (2/b) bendi uyarınca gelir vergisi tevkifatı yapılacağı tabiidir.

            Diğer taraftan, anonim şirkette idari işlerde çalışmanız dolayısıyla aldığınız ücret, Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesi uyarınca serbest meslek kazancı kapsamında verilecek beyannameye dahil edilmeyecektir. Ancak, başka bir işverenden de ücret geliri elde etmeniz ve birden sonraki işverenden elde ettiğiniz ücretlerin toplamının 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci diliminde yer alan (2013 yılı için 26.000 TL) tutarı aşması halinde, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş tüm ücretlerin yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

            VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN;

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun Mükerrer 257 inci maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan düzenleme ile Maliye Bakanlığı vergi beyannameleri ve bildirimlerin, şifre, elektronik imza veya diğer güvenlik araçları konulmak suretiyle internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında verilmesi, beyanname ve bildirimlerin yetki verilmiş gerçek veya tüzel kişiler aracı kılınarak gönderilmesi hususlarında izin vermeye veya zorunluluk getirmeye yetkili kılınmıştır.

            Beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesi uygulamasına 01.10.2004 tarihinden itibaren başlanılmış olup, beyannamelerin elektronik ortamda gönderilmesi hususuna ilişkin açıklamalar 340, 346, 351, 357, 367, 373, 376 ve 386 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğlerinde yapılmıştır.

            376 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile,

            -Ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden dolayı gerçek usulde vergilendirilen Gelir Vergisi mükelleflerine hiçbir hadle sınırlı olmaksızın Yıllık Gelir Vergisi Beyannamesini ve Geçici Vergi Beyannamelerini elektronik ortamda gönderme zorunluluğu,

            -Ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden dolayı gerçek usulde vergilendirilen Gelir Vergisi mükellefleri ile Kurumlar Vergisi mükelleflerine hiçbir hadle sınırlı olmaksızın Muhtasar ve Katma Değer Vergisi Beyannamelerini elektronik ortamda gönderme zorunluluğu

            getirilmiştir.

            Öte yandan, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 15.11.2007 tarihli ve 101431 sayılı genel yazısıyla da Kanunun Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden, 1136 sayılı Avukatlık Kanununa göre ruhsat almış avukatlara elektronik ortamda verilmesi gereken kendi beyannamelerini elektronik ortamda vergi dairesine verebilmek için kullanıcı kodu, parola ve şifre verilmesi uygun görülmüştür.

            Buna göre, e-beyanname uygulamasından yararlanabilmeniz için, örneği 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin ekinde (Ek: 1) yer alan “Elektronik Beyanname Gönderme Talep Formu” nu doldurarak, bağlı bulunduğunuz vergi dairesine müracaat etmeniz ve buradan kullanıcı kodu, parola ve şifre almanız yeterlidir.

            Bu şekilde talepte bulunmanız halinde, bağlı bulunduğunuz vergi dairesince 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen esaslar doğrultusunda kullanıcı kodu, parola ve şifre tarafınıza teslim edilecektir.

            Diğer taraftan, istemeniz halinde elektronik ortamda göndermek zorunda olduğunuz beyannamelerinizin, 340 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde belirtilen esaslar doğrultusunda, elektronik ortamda beyanname gönderme aracılık yetkisi almış bulunan meslek mensupları vasıtasıyla durumunuza uyan sözleşmeyi düzenlemek suretiyle elektronik ortamda gönderilebilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 11395140-105[229-2012/VUK-1- . . .]–1294 23/08/2013
Konu :

Kurum personeline verilen ücretsiz eğitim karşılığında fatura düzenlenmesi ve KDV hesaplanması.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, kurumunuz bünyesinde faaliyet gösteren M.E.B. Onaylı … Kursu adı altında hizmet veren kurumda … ve … eğitimlerine kurumunuzda görevli personelinizin mesleki seviyesinin yükseltilmesi ve oryantasyonu amacıyla eğitime dahil edildiği, söz konusu kurs karşılığında personelinizden eğitim ücreti alınmadığı belirtilerek, personelinize bedelsiz olarak verilen eğitim karşılığında fatura düzenlenip düzenlenmeyeceği ve katma değer vergisi hesaplanıp hesaplanmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN:

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun,

            1/1 inci maddesinde, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

             4 üncü maddesinde, hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu, bu işlemlerin; bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebileceği,

             5 inci maddesinde, vergiye tabi hizmetten, işletme sahibinin, işletme personelinin veya diğer şahısların karşılıksız yararlandırılmasının hizmet sayıldığı,

             10/b maddesinde, malın tesliminden veya hizmetin yapılmasından önce fatura veya benzeri belgeler verilmesi hallerinde, bu belgelerde gösterilen miktarlarla sınırlı olmak üzere fatura veya benzeri belgelerin düzenlenmesi anında vergiyi doğuran olayın meydana geldiği,

             27/1 inci maddesinde, bedeli bulunmayan veya bilinmeyen işlemler ile bedelin mal, menfaat, hizmet gibi paradan başka değerler olması halinde matrahın, işlemin mahiyetine göre emsal bedeli veya emsal ücreti olduğu,

            hüküm altına alınmıştır.

            Buna göre, üçüncü şahıslara bedel karşılığında verilen hizmetten kurum personelinin ücretsiz olarak yararlanması halinde, Kanunun 5 ve 27/1 inci maddelerine göre emsal bedel üzerinden KDV hesaplanarak beyan edilmesi gerekmektedir.

            II-GELİR VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN:

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde; “Ücret işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsilat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez…” hükmü yer almıştır.

            Bu hükümlere göre şirket çalışanının mesleki seviyesinin yükseltilmesi ve oryantasyonunun sağlanması amacıyla şirket bünyesinde faaliyet gösteren … kursunda bedelsiz olarak verilen eğitim ücret olarak değerlendirilmeyeceğinden herhangi bir vergileme olmayacaktır.

            III-VERGİ USUL KANUNU AÇISINDAN:

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinde, bu Kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu belirtilmiş, mezkûr Kanunun 229 uncu maddesinde ise; fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olarak tanımlanmış, 231 inci maddesinin (5) numaralı bendinde de; faturanın malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği, bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturaların hiç düzenlenmemiş sayılacağı hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 267 nci maddesinde; “Emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan, veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değerdir.

            …” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu itibarla, kurumunuz bünyesinde üçüncü şahıslara bedel karşılığında verdiğiniz hizmetten personelinizin mesleki seviyesini yükseltilmesi ve oryantasyonunun sağlaması amacıyla bedelsiz olarak faydalanması halinde, Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesi uyarınca hesaplanacak emsal bedel üzerinden hesaplanan KDV’nin yer aldığı ve hizmet bedelinin sıfır olduğu faturanın, aynı Kanunun 231 inci maddesinin 5 inci fıkrasında belirtilen süre içerisinde düzenlenmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 11395140-105[230-2012/VUK-1- . . .]–1291 22/08/2013
Konu :

Dizi ve sinema filmleri için senariste, müzik bestecisine ve yönetmene yapılan ödemeler.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; dizi ve film yapımcılığı sektöründe faaliyette bulunduğunuz, dizi ve sinema filmi senaryo yazımı için senariste, müzik bestecisi, sinema yapımcısı ve yönetmenine ücret ve telif hakkı kapsamında ödeme yaptığınız, bu faaliyeti icra edenlerin farklı şirketlerde aynı hizmeti vermelerinden dolayı bordro düzenlemediğiniz, bu ödemelere istinaden gider pusulası düzenleyip muhtasar beyanname ve 2 No.lu beyanname ile beyan ettiğinizi belirterek, yapılan işlemlerin vergi mevzuatına uygun olup olmadığı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            I-GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almış olup, Kanunun 65 ve 66 ncı maddelerine göre, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancı ve serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenlerin de serbest meslek erbabı oldukları belirtilmiştir.

            Aynı Kanunun 18 inci maddesinde, “Müellif, mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam bestekar, bilgisayar programcısı ve mucitlerin bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlanmak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisi’nden müstesnadır.

            Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir.

            Yukarıda yazılı kazançların arizi olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

            Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanunun 94 üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.” hükmü yer almaktadır.

            Yine aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı: zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar” hükmüne yer verilmiş ve aynı maddenin (2) numaralı bendinde, 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden %17, diğer işlerde ise %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

            Bu hükümlere göre, dizi ve film çekimi için senaryo yazan senaristlerin, müzik bestecilerinin ve yönetmenlerin çalışmalarının, Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesi kapsamında serbest meslek faaliyeti olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup

            – Senaristlerin yazdığı senaryoların, müzik bestecilerinin yaptıkları bestelerin ve yönetmenlerin yapmış oldukları çalışmaların eser niteliği taşıdığının Kültür ve Turizm Bakanlığından alınacak yazı ile belgelendirilmesi durumunda yapılan çalışmalar Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisna kapsamında değerlendirilerek, yapılacak ödemelerden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin (2-a) bendi uyarınca %17 oranında,

            – Çalışmaların eser olduğunun belgelendirilememesi durumunda ise, serbest meslek kazancına ilişkin genel hükümler çerçevesinde yapılacak ödemelerden 94 üncü maddesinin (2-b) bendi uyarınca %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

            Ancak, söz konusu dizi ve sinema filmleri için işçi-işveren ilişkisini doğuran sözleşme akdedilmesi ve sözleşme dahilinde söz konusu faaliyetlerin, işveren konumundaki gerçek veya tüzel kişilerin emir ve talimatları doğrultusunda devamlılık ve bağlılık arz edecek şekilde ifa edilmesi durumunda, bu kapsamda bahsi geçen kişilere yapılan ödemelerin Gelir Vergisi Kanununun 61, 94, 103 ve 104 üncü maddeleri uyarınca ücret olarak gelir vergisine tabi tutulması gerekir.

            II-KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1/1 maddesine göre, Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabi bulunmaktadır.

            Arızi olarak yapılan serbest meslek faaliyetlerinde ise vergi uygulanmayacaktır.

            4 üncü maddesinde; hizmetin, teslim ve teslim sayılan haller ile mal ithalatı dışında kalan işlemler olduğu; bu işlemlerin bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmamayı taahhüt etmek şeklinde gerçekleşebileceği, 6 ncı maddesinde; işlemlerin Türkiye’de yapılmasının, hizmetin Türkiye’de yapılmasını,

            9 uncu maddesinde; mükellefin Türkiye içinde ikametgahının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabileceği,

            20 nci maddesinde ise, teslim ve hizmet işlemlerinde matrahın bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedel olduğu,

            hükme bağlanmıştır.

            117 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin “2.2. Serbest Meslek Faaliyeti çerçevesinde Yapılan Teslim ve Hizmetler” başlıklı bölümünde;

            “2.2.1. KDV Kanununun (1/1) maddesine göre, serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler vergiye tabidir. Sözü edilen faaliyetleri mutad ve sürekli olarak yapanlar KDV mükellefi olacak, arızi serbest meslek faaliyetinde bulunanların ise KDV mükellefiyeti tesis edilmeyecektir.

            2.2.2. Serbest meslek faaliyetlerini mutad ve sürekli olarak yapanların prensip olarak, KDV mükellefiyeti tesis etmeleri gerekmektedir. Ancak 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamına giren teslim ve hizmetleri münhasıran aynı Kanunun 94 üncü maddesinde belirtilen kişi, kurum ve kuruluşlara yapanların hesaplayacağı KDV nin bu kişi veya kuruluşlar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Serbest meslek erbabının bu uygulamadan faydalanabilmesi için KDV mükellefiyetinin sadece Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamına giren işlemlerden ibaret olması ve işlemlerinin tamamının aynı Kanunun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlara yapılması gerekmektedir.

            Ayrıca, sorumluluk uygulaması kapsamında işlem yapılabilmesi için Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamına giren işlemleri yapan kişilerin, bu şekilde işlem yapılmasını önceden vergi sorumlusuna (Gelir Vergisi Kanunuun 94 üncü maddesinde sayılanlara) bildirmesi gerekmektedir.

            İşlemlerine ait verginin beyan ve ödeme mükellefiyeti sorumlular tarafından yerine getirilen serbest meslek mensupları (Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde sayılanlar) ayrıca KDV beyannamesi vermeyecek ve defter tutmayacaklardır. İşlemin belgelendirilmesi ise Vergi Usul Kanununun genel hükümlerine göre gerçekleştirilecektir.

            Bu uygulamaya göre, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlar, aynı Kanunun 18 inci maddesi kapsamına giren kişilere yapacakları ödemeler ile ilgili olarak gelir vergisi (GV) stopaj tutarı dahil işlem bedeli üzerinden KDV hesaplayıp sorumlu sıfatıyla beyan edip ödeyeceklerdir. Hesaplanan KDV tutarı gelir vergisi stopaj matrahına dahil edilmeyecektir.

            …

            2.2.3. Gelir Vergisi Kanununun I8 inci maddesi kapsamına giren teslim veya hizmetleri aynı Kanunun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlar yanında bu maddede yer almayanlara da yapanlar yukarıda belirtilen uygulamadan faydalanamayacaktır.

            Sorumluluk uygulamasını tercih etmeyenler ile esasen bu kapsama girmesi mümkün olmayan mükelleflerin, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlar ile bunlar dışındakilere yaptıkları işlemleri sebebiyle hesaplanan KDV, Tebliğin (3.) bölümü saklı kalmak kaydıyla, kendileri tarafından mükellef sıfatıyla beyan edilip ödenecektir. Bu mükellefler genel hükümler çerçevesinde defter tutacak, belge düzenleyecek ve KDV beyannamesi vereceklerdir. Bu durumda, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşların, Tebliğin (3.) bölümü saklı kalmak kaydıyla, bu işlemler sebebiyle vergi sorumlulukları söz konusu olmayacaktır.

            …” açıklamalarına yer verilmiştir.

            Buna göre, dizi ve film yapımcılığı faaliyetiniz ile ilgili olarak, yurt içinden temin edilecek senarist, besteci, yapımcı ve yönetmenlerin yaptığı işin sermayeden ziyade ilmi ya da mesleki bilgiye veya ihtisasa dayalı olarak ve ticari mahiyette olmadan, mutad olarak sürdürülmesi halinde elde edilen gelir serbest meslek faaliyeti kapsamında KDV ye tabi olacaktır. Ancak, söz konusu faaliyetlerin mutad meslek haline getirmeden arızi olarak yapılması halinde ise elde edilen kazanç arızi kazanç olacağından katma değer vergisine tabi olmayacaktır.

            Dolayısıyla söz konusu faaliyet çerçevesinde düzenlenecek serbest meslek makbuzunda KDV nin gösterilerek beyan edilmesi, arızi olarak yapılan serbest meslek faaliyetleri dolayısıyla ödenen bedellere KDV uygulanmayacağından firmanız tarafından düzenlenecek gider pusulası üzerinden ayrıca KDV hesaplanmayacaktır.

            Diğer taraftan, faaliyetinize ilişkin olarak senarist, müzik bestecisi, yapımcı ve yönetmenlerle firmanız arasında yapılacak bir hizmet akdiyle söz konusu kişilerin firmanızda ücretli konumunda çalıştırılmaları halinde yapılan ödemeler “ücret” niteliğinde olacağından ücret bedeli üzerinden KDV hesaplanmayacaktır.

            III-VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

            Serbest meslek erbabının, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 172 ve 210 uncu maddeleri uyarınca serbest meslek kazanç defteri tutma, 236 ncı maddesi uyarıncada mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatları için serbest meslek makbuzu düzenleme mecburiyeti bulunmaktadır.

            Mezkur Kanunun 234 üncü maddesinde; birinci ve ikinci sınıf tüccarların, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulasının vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmünde olduğu hükmüne yer verilmiş, Kanunun 238 inci maddesinde ise; işverenlerin her ay ödedikleri ücretler için ücret bordrosu tutmaya mecbur oldukları hükmedilmiştir.

            224 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde ise konuya ilişkin olarak, münhasıran Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde belirtilen türden faaliyetlerde bulunan ve eserlerini sadece aynı Kanunun 94 üncü maddesinde belirtilen kişi veya kurumlara teslim eden serbest meslek erbabından isteyenlerin, defter tasdik ettirme ve tutma ile belge düzenleme zorunluluklarının hasılat tutarına bağlı olmaksızın kaldırıldığı, aldığı eser ve hizmetleri bu kişiler tarafından düzenlenmiş serbest meslek makbuzu ile belgelemek zorunda olan mükelleflerin ise harcamalarını bunlara gider pusulası imzalatmak suretiyle tevsik edecekleri açıklanmıştır.

             Buna göre;

             Senaristlerin yazdığı senaryoların, müzik bestecilerinin yaptıkları bestelerin ve yönetmenlerin yapmış oldukları çalışmaların münhasıran Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesi kapsamındaki işlemlerden ibaret olması ve bu işlemlerin tamamının aynı Kanunun 94 üncü maddesinde sayılan kişi ve kuruluşlara yapılması durumunda şirketinizce bu kişilere yapılan ödemelerin gider pusulası ile belgelendirilmesi ve gelir vergisi stopajı tutarı dahil işlem bedeli üzerinden KDV hesaplanarak sorumlu sıfatıyla beyan edilip ödenmesi,

            Yukarıda sayılan kişilerin mezkûr Kanunun 18 inci maddesinde sayılanlar dışında faaliyetinin de olması veya söz konusu 18 inci madde kapsamındaki işlemlerinin 94 üncü maddede sayılanlar yanında diğer kişi ve kuruluşlara da yönelik olması halinde bu kişilerce şirketinize serbest meslek makbuzu düzenlenmesi,

            Belirtilen faaliyetlerin süreklilik arz etmeyecek şekilde arızi olarak yapılması halinde, şirketinizce bu kişilere yapılan ödemeler için gider pusulası, hizmet akdi ile söz konusu kişilerin firmanızda ücretli olarak çalışması halinde ise, başka firmalarda da ücretli çalışıp çalışmadığına bakılmaksızın, bu kişiler adına ücret bordrosu düzenlenmesi

            gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[61-13/19]-887 21/08/2013
Konu :

Uzman mütalaası hazırlama hizmetinin bilirkişi ücretimi yoksa serbest meslek kazancı olarak mı değerlendirileceği

 İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi numarasında kayıtlı serbest muhasebeci mali müşavir olarak faaliyette bulunduğunuzu, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanununun “bilirkişi raporu, uzman mütalaası” başlıklı 67 nci maddesinin son fıkrası ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesi kapsamında … San. A.Ş.’ye uzman mütalaası düzenlendiğini, adı geçen şirket tarafından adınıza 4.187,50-TL brüt ücret tahakkuk ettirilerek bu tutar üzerinde 837,50-TL tevkifat yapılarak muhtasar beyanname ile vergi dairesine beyan edildiğini belirterek, adınıza yapılan bu ödemenin serbest meslek kazancı mı yoksa ücret olarak mı değerlendirilmesi gerektiği hususunda özelge talebinde bulunmaktasınız.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde; “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

Bu kanunun uygulanmasında, aşağıda yazılı ödemeler de ücret sayılır:

  1. (3239 sayılı Kanunun 53 üncü maddesiyle değişen bent) Bilirkişilere, resmî arabuluculara, eksperlere, spor hakemlerine ve her türlü yarışma jürisi üyelerine ödenen veya sağlanan para, ayın ve menfaatler;” hükmü yer almıştır.

Aynı Kanununun “Serbest Meslek Kazancının Tarifi” başlıklı 65 inci maddesinde “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.

Tahkim işleri dolayısiyle hakemlerin aldıkları ücretler ile kollektif, adi komandit ve adi şirketler tarafından yapılan serbest meslek faaliyeti neticesinde doğan kazançlar da, serbest meslek kazancıdır.” hükümlerine yer verilmiştir.

Bu itibarla, mahkeme veya resmi bir kurum tarafından görevlendirme yapılmadan … San. A.Ş.’ye uzman mütalaası hazırlanması ve ödemenin de anılan firmaca tarafınıza yapılması nedeniyle söz konusu faaliyetin serbest meslek faaliyeti olarak kabul edilerek ilgili yıl beyanına dahil edilmesi gerekmektedir. Ancak, 5271 sayılı Kanun hükümleri uyarınca bilirkişi olarak görevlendirilmenize bağlı olarak rapor hazırlanmış ise elde edilen gelir ücret olup, ücretin vergilendirilmesine ilişkin hükümlere göre vergilendirileceği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[94-2012/1190]-1166 02/08/2013
Konu :

Müzisyen ve garsonlara verilen bahşişler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı.

             İlgi (a)’da kayıtlı özelge talep formu ve ilgi (b) ve (c)’de kayıtlı dilekçede, derneğin amacının üniversitede okuyan kız öğrencilere burs vermek olduğu, bu amaçla üyeler, aileleri  ve öğrencilerin katılımıyla düzenlenen müzikli yemek etkinliğinde müzisyen ile garsonlara bahşiş verildiği belirtilerek, verilen bahşişlerden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Ücretin Tarifi” başlıklı 61’inci maddesinde;

            “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin, ödenek, tazminat, kasa tazminatı, mali sorumluluk tazminatı, tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.

            hükmüne yer verilmiş olup, aynı Kanunun 64’üncü maddesinde, kazançları basit usulde tespit edilen ticaret erbabı yanında çalışanlar, özel hizmetlerde çalışan şoförler, özel inşaat sahiplerinin ücretle çalıştırdığı inşaat işçileri, gayrimenkul sermaye iradı sahibi yanında çalışanlar ve ücretlerinin tespitine imkan olmaması sebebiyle, Danıştay’ın müspet mütalaasıyla, Maliye Bakanlığı’nca diğer ücret kapsamına (4369 sayılı Kanun ile ibare değişikliği 1.1.1999 tarihinden itibaren) alınanların safi ücretlerinin, takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarının %25’i olacağı, aynı maddenin 2’nci fıkrasında ise, diğer ücretler için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bunların beyannameye ithal edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

            Gelir Vergisi Kanunu’nun 65’inci maddesinde, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançların serbest meslek kazancı olduğu, serbest meslek faaliyetinin, sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması olduğu hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun 94’üncü maddesinde, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

  1. Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre,      
  2. Yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemelerden (Noterlere serbest meslek faaliyetlerinden dolayı yapılan ödemeler hariç);
  3. a) 18’inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden % 17,
  4.  b) Diğerlerinden % 20,

            …” hükümleri yer almaktadır.

            Öte yandan, 94 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin giriş bölümünde yapılan açıklamalarda; büyük otel, gazino, lokanta ve kulüplerde çalışmakta olup bu müesseselerden hiçbir ücret almadan sadece müşteriden servis, garson ücreti ve bahşiş gibi namlarla alınan paraların tamamı kendilerine terk edilenlerin diğer ücret olarak, çalıştıkları müesseselerden her ne nam ile olursa olsun herhangi bir ücret alınması halinde ise bunların her iki istihkakının toplamı üzerinden tevkif suretiyle vergilendirileceği belirtilmiştir.

            Buna göre;

            -Bahşiş verildiği belirtilen müzisyen, dansöz gibi kişilerin şahsi mesai veya mesleki bilgiye dayanarak kendi nam ve hesabına faaliyette bulunması durumunda, faaliyetin arızi ya da sürekli olduğuna bakılmaksızın ödenen bedeller üzerinden %20 oranında vergi tevkifatı yapılması,

            -Faaliyetin  işverene tabi ve işyerine bağlı olarak gerçekleştirilmesi durumunda söz konusu ödemelerin ücret olarak kabul edilmesi ve Gelir Vergisi Kanununun 61, 63, 94 ve 103 üncü maddeleri uyarınca vergilendirilmesi,

           -Garsonların, yaptıkları hizmetler dolayısıyla doğrudan müşterilerden bahşiş alarak hizmet ifa etmeleri halinde elde ettikleri gelirin diğer ücret kapsamında değerlendirilmesi,

           -Bahşişin servis bedeli olarak fatura bedellerine yansıtılması veya söz konusu eğlence veya organizasyonu düzenleyenlerce biriken bahşişlerin dağıtılması durumunda, işverenden alınan ücretin bir parçası olarak değerlendirilmesi ve ücret matrahına eklenerek vergilendirilmesi,

            gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.04-450 30/07/2013
Konu :

Öğrencilere özel ders verilmesi karşılığında alınan ücretin serbest meslek kazancı olarak değerlendirileceği.

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eki dilekçede, özel bir kurumda matematik öğretmeni olarak çalıştığınızı, tarafınıza ödenen ücretten gelir vergisi kesintisi yapıldığını, söz konusu işinize ek olarak vergi mükellefiyeti bulunmayan öğrencilere özel ders vermek istediğinizi belirterek, elde edeceğiniz gelirin nasıl vergilendirileceği ve belge düzenleyip düzenlemeyeceğiniz hususunda  Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

             GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61’inci maddesinde; “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.”,

             65’inci maddesinde; “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. 

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.”,

             66’ncı maddesinde ise; “Serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler, serbest meslek erbabıdır. Serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılması bu vasfı değiştirmez.,

            hükümlerine yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun, 94’üncü maddesinde, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.

  1.   Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104′ üncü maddelere göre,

            ….”

            gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

           Diğer taraftan, konu ile ilgili açıklamaların yapıldığı 11/02/2004 tarihli ve GVK-16/2004-8/Gelirin toplanması ve beyanı-1 sayılı Gelir Vergisi Sirkülerinin “3.2. Ücretler” başlıklı  bölümünde; “Tam mükellef gerçek kişiler tevkif yoluyla vergilendirilmiş, tek işverenden alınan ücretleri için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerdir. Birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi durumunda, birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamının gelir vergisi tarifesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (2012 yılı gelirleri için 25.000 TL) aşması halinde birinci işverenden alınan da dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamı beyan edilecektir.

            Birden fazla işverenden ücret alınması halinde, birinci işverenden alınan ücretin hangisi olacağı serbestçe belirlenebilecektir.

             Tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirleri (Gelir Vergisi Kanununun 64’üncü maddesinde yer alan diğer ücretler hariç) için tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir.” açıklamasına yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; ücretli çalıştığınız özel okul dışındaki öğrencilere özel ders vermenize ilişkin faaliyetinizin serbest meslek faaliyeti, bu faaliyetinizden elde edilen kazancın da serbest meslek kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Ayrıca,  serbest meslek faaliyetiniz dışında  özel bir kurumda yaptığınız matematik öğretmenliği karşılığı tarafınıza ödenen ücretten gelir vergisi kesintisi yapılması nedeniyle, tek işverenden alınan söz konusu ücret gelirinizin serbest meslek faaliyeti nedeniyle vereceğiniz  yıllık gelir vergisi beyannamenize dahil edilmemesi gerekmektedir.

             VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN

             213 sayılı Vergi Usul Kanununun 172’nci maddesi ile serbest meslek erbabına defter tutma mecburiyeti getirilmiş, 210’uncu maddesinde serbest meslek erbabının serbest meslek kazanç defteri tutacağı hüküm altına alınmış, 236’ncı maddesinde ise; “Serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir.” hükmüne yer verilmiştir.

            Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde, serbest meslek faaliyetiniz dolayısıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uyarınca serbest meslek makbuzu düzenlemeniz ve serbest meslek kazanç defteri tutmanız gerekmektedir.

              Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.01.01[46-2014-2]-727 26/12/2014
Konu :

Daha önce gerçek usulde vergilendirilen nakliyecilik faaliyetinin basit usulde vergilendirilip vergilendirilmeyeceği hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eki dilekçenizde; 1983-2004 yılları arasında şehir içi nakliyecilik faaliyeti nedeniyle gerçek usule tabi gelir vergi mükellefi olduğunuzu, 2004 yılında söz konusu faaliyetinizi terk ettiğinizi, aynı zamanda engelli olduğunuza ilişkin sağlık kurulu raporunuzun bulunduğunu belirterek, tekrar aynı faaliyete başlamanız durumunda basit usulde vergilendirilip vergilendirilemeyeceğiniz ile basit usulde vergilendirilmeniz durumunda engellilik indiriminden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 46’ncı maddesinde; “47 ve 48 inci maddelerde yazılı şartları topluca haiz olanların ticari kazançları basit usulde tespit olunur.

            …

             (6322 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle değişen fıkra) Basit usule tabi olmanın şartlarından herhangi birini takvim yılı içinde kaybedenler, ertesi takvim yılı başından itibaren gerçek usulde vergilendirilirler. Basit usulün şartlarını haiz olanlardan, bu usulden yararlanmak istemediklerini yazı ile bildirenler dilekçelerinde belirttikleri tarihten veya izleyen takvim yılı başından, yeni işe başlayanlar ise işe başlama tarihinden itibaren gerçek usulde vergilendirilirler. Gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerden, 47 nci maddede yazılı şartları taşıyanlardan arka arkaya iki hesap döneminin iş hacmi 48 inci maddede yazılı hadlerden düşük olanlar, yazılı talepleri üzerine bu şartın gerçekleşmesini takip eden takvim yılından başlayarak basit usule geçebilirler. İşin eş ve çocuklara devri halinde iş hacminin hesabında devirden önceki süreler de dikkate alınır. Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenledikleri tespit edilenler hiçbir suretle basit usulde vergilendirilmezler.

             (6322 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle eklenen fıkra) Gerçek usulde vergilendirilmekte iken işini terk eden mükellefler ile basit usulün şartlarını kaybedenlerden gerçek usulde vergilendirilmeye başlamadan önce işini terk eden mükellefler, terk tarihini takip eden yılın başından itibaren iki yıl geçmedikçe basit usule dönemezler. Bu hüküm, işin eş veya çocuklara devri halinde de uygulanır.” hükmü yer almaktadır.

             Aynı Kanunun Geçici 81’inci maddesinde  46’ncı maddenin altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan şartların tespitine 1/1/2012 tarihinden itibaren başlanacağı belirtilmiştir.

              Diğer taraftan, Gelir Vergisi Kanununun 31’inci maddesinde; Çalışma gücünün asgari % 80’ini kaybetmiş bulunan hizmet erbabının birinci derece engelli, asgari % 60’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabının ikinci derece engelli, asgari % 40’ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabının ise üçüncü derece engelli sayılacağı ve engellilik dereceleri itibariyle belirlenen aylık tutarların hizmet erbabının ücretinden indirileceği hüküm altına alınmıştır.

             Mezkur Kanunun “Diğer İndirimler” başlıklı 89’uncu maddesinin 3’üncü bendinde; “Serbest meslek faaliyetinde bulunan veya basit usulde vergilendirilen engellilerin beyan edilen gelirlerine, 31 inci maddede yer alan esaslara göre hesaplanan yıllık indirim (Bu indirimden bakmakla yükümlü olduğu  engelli kişi bulunan serbest meslek erbabı ile hizmet erbabı (tevkifat matrahı dahil) da yararlanır.)” hükmü yer almıştır.

              Konu hakkında 24.02.1999 tarih ve 23621 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 222 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; 2004 yılında terk ettiğiniz şehir içi yük ve yolcu taşımacılığı faaliyetine tekrar başlamanız ve anılan Kanunun 47 ve 48’inci maddelerinde yer alan genel ve özel şartları topluca taşımanız kaydıyla, işe başlama tarihinizden itibaren basit usulde vergilendirilmeniz mümkün bulunmaktadır.

            Ayrıca, Gelir Vergisi Kanununun 31’inci maddesine göre basit usule tabi mükelleflerin gelir vergisi matrahlarının tespitinde, engellilik derecelerine göre belirlenen tutarları gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden (yıllık olarak) indirim konusu yapmaları mümkün bulunmakta olup, yetkili sağlık kuruluşundan alacağınız ve Gelir İdaresi Başkanlığı merkez sağlık kurulu tarafından onaylanan raporunuzda belirtilen  çalışma gücü kayıp oranı ve bunun karşılığı derece itibariyle engelliler için uygulanan engellilik indiriminin yıllık olarak gelir vergisi matrahınıza esas kazancınızdan, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 31 ve 89’uncu maddelerinde yer alan usul ve esaslara göre indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.03.06.01[32-2014-2]-719 24/12/2014
Konu :

Serbest bölgelerde ücret istisnası ve asgari geçim indirimi uygulaması hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; Ege Serbest Bölgesi sınırları içerisinde faaliyet gösteren bir firmada çalışmakta olduğunuzu belirterek, çalıştığınız firmanın serbest bölgede bulunması ve ürettiği ürünlerin FOB bedelinin % 85’inden fazlasını yurtdışına ihraç etmesi halinde tarafınıza asgari geçim indirimi tutarlarını ödeyip ödemeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32’nci maddesinde;

            “Ücretin gerçek usulde vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulanır.

            Asgarî geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgarî ücretin yıllık brüt tutarının; mükellefin kendisi için % 50’si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için % 10’u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için % 7,5 diğer çocuklar için % 5’idir. Gelirin kısmî döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır. Asgarî geçim indirimi, bu fıkraya göre belirlenen tutar ile 103’üncü maddedeki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın, hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısmın fazla olması halinde iade yapılmaz.

            … …” hükmü yer almaktadır.

            Öte yandan, 25.11.2008 tarih ve 27065 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5810 sayılı Kanunun 7’nci maddesi ile değiştirilen ve 01.01.2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun Geçici 3’üncü maddesinde;

            “Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar;

            … …

  1. b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az  % 85’ini yurtdışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır. Bu oranı % 50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir.

            … …” hükmü mevcuttur.

             Serbest bölgelerde istihdam edilen personelin ücretlerinin gelir vergisinden istisna edilmesiyle ilgili açıklamaların yer aldığı ve 12.03.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinin “Asgari Geçim İndirimi Uygulaması” başlıklı 7.1 bölümünde;

            “Serbest bölgelerdeki ücret istisnası, bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az %85’inin yurt dışına ihraç edilmesi halinde, tecil edilen verginin terkin edilmesi şeklinde uygulanacaktır.

            İstisna uygulamasında, asgari geçim indirimi mahsup edilerek kalan tutar tecile konu olacaktır. Bu nedenle, asgari geçim indirimi Gelir Vergisi Kanununun 32’nci maddesi ile 265 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslara göre hesaplanarak Ek.1’de yer alan asgari geçim indirimine ilişkin satırda gösterilecek ve muhtasar beyannamenin ilgili sütununa aktarılacaktır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

            Söz konusu tebliğ uyarınca, istisna uygulamasında asgari geçim indirimine ilişkin tutarın tecil-terkin uygulamasına konu edilmeyeceği belirtilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalar uyarınca; serbest bölge sınırları içerisinde üretim yapan ve ürettiği ürünlerin FOB bedelinin en az % 85’ini ihraç eden bir firmada çalışmanız 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32’nci maddesi uyarınca “Asgari Geçim İndirimi” uygulamasından yararlanmanıza engel teşkil etmemekte olup, söz konusu asgari geçim indirimi tutarlarının tarafınıza ödeme yapıldıktan sonra 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinin “3.4 Aylık Muhtasar Beyannamenin Verilmesi ve Tecil-Terkin Uygulaması” ile “7.1 Asgari Geçim İndirimi Uygulaması” bölümlerinde yer alan açıklamalar uyarınca hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 46480499-120.03.04[2014/1476]-107 19/12/2014
Konu :

Spor Kulübü Derneği tarafından yapılan ödemelerin vergilendirilmesi

          İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, Kulübünüzün amatör ligde faaliyet gösterdiği, Kulüp tarafından sporculara ödenen transfer ödül ücretleri ile yol harcırahları için gider pusulası düzenlendiği belirtilerek, bu giderler için stopaj kesintisi yapılıp yapılmayacağı yapılacaksa yüzde kaç oranında kesinti yapılacağı konusunda bilgi istenildiği, anlaşılmaktadır.

             193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun;

            24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendinde, “Harcırah Kanunu kapsamı dışında kalan müesseseler tarafından idare meclisi başkanı ve üyeleri ile denetçilerine, tasfiye memurlarına ve hizmet erbabına (Harcırah Kanununa tabi olsun olmasın her türlü sözleşmeli personel dahil) verilen gerçek yol giderlerinin tamamı ile yemek ve yatmak giderlerine karşılık verilen gündelikler (Bu gündelikler aynı aylık seviyesindeki Devlet memurlarına verilen gündeliklerden fazla ise veya Devletçe verilen gündeliklerin en yüksek haddini aşarsa, aradaki fark ücret olarak vergiye tabi tutulur.)”,

            29 uncu maddesinin (3) numaralı bendinde “Spor yarışmalarına katılan amatör sporculara ödenen ödül ve ikramiyeler”,

            61 inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.”

            hükümleri yer almıştır

            Aynı Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olanlar sayılmış, aynı fıkranın 1 numaralı bendinde ise “Hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104 üncü maddelere göre” vergi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun geçici 72 nci maddesinde, “31/12/2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden aşağıdaki oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılır.

  1. a) Lig usulüne tabi spor dallarında;

             1) En üst ligdekiler için % 15,

             2) En üst altı ligdekiler için % 10,

             3) Diğer liglerdekiler için % 5,

  1.  b) Lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporculara yapılan ödemeler ile milli sporculara uluslar arası müsabakalara katılmaları karşılığında yapılan ödemelerden % 5.

             (2) Bu ödemeler üzerinden 94’üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

             (3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan ücret ve ücret sayılan ödemelerin vergilendirilmesinde 31/12/2007 tarihinde yürürlükte olan hükümler uygulanır.

             (4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Ayrıca, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 238 inci maddesinde “İşverenler her ay ödedikleri ücretler için (Ücret bordrosu) tutmaya mecburdurlar. Gelir Vergisi Kanununa göre vergiden muaf olan ücretlerle diğer ücret üzerinden vergiye tabi hizmet erbabına yapılan ücret ödemeleri için bordro tutulmaz” hükmü yer almaktadır.

            Öte yandan,  Türkiye Futbol Federasyonunun çıkardığı “Profesyonel Futbolcuların Statüsü ve Transferlerinin Talimatı” nın 3 üncü maddesi profesyonel futbolcuyu “Bir kulüple yazılı sözleşme yapmış olan ve kendisine futbol faaliyetleri kapsamında yaptığı harcamalardan daha fazla miktarda ödeme yapılan futbolcudur.” şeklinde tanımlanmıştır.

            Buna göre, Gelir Vergisi Kanunun 29 uncu maddesinin (3) numaralı bendinde yer alan istisnadan yararlanılabilmesi için sporcunun amatör olması ve  ödülün katılınan yarışma sonucu verilmiş olması gerekmekte olup, Kulübünüze bağlı sporcuların bu madde kapsamında istisnadan yararlanmaları mümkün bulunmamaktadır.

            Aynı Kanunun 24 üncü maddesinin (2) numaralı bendi hükmünün ne şekilde uygulanacağına yönelik olarak yayımlanan 138 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan açıklamalara göre, Harcırah Kanununa tabi olmayan kurumların, çalıştırdıkları personele fiili yemek ve yatmak giderlerini belgelendirmeleri şartıyla bu giderlere karşılık olarak verdikleri gündelikler, Devlet memurlarına ödenen gündelikler ile karşılaştırılmaksızın tamamen vergiden müstesna tutulacaktır. Fiili yemek ve yatmak giderlerinin kısmen ayın olarak kısmen de nakden karşılanması halinde, ayın olarak sağlanan menfaatin belgelendirilmesi kaydıyla tamamı vergiden müstesna tutulacak, nakden yapılan ödemelerin ise tamamı ücret olarak vergilendirilecektir. Dolayısıyla, sporculara fiili yemek ve yatma giderleri dışında ayrıca gündelik de ödenmesi durumunda bu gündeliklerin tamamının ücret olarak vergiye tabi tutulması gerekir.

            Yukarıda yer alan açıklamalar çerçevesinde, Kulübünüz tarafından sporculara transfer ödül ücreti ve benzeri adlar altında yapılan ödemeler ile  ücret olarak değerlendirilecek gündelikler  Gelir Vergisi Kanununun 61, 62, 63, 94 ve geçici 72 nci maddesine  göre ücret olarak  gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84974990-130[1-2013/70]-1033 03/11/2014
Konu :

Yurtdışında Yapılan Harcamalar

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, ticari faaliyetiniz nedeniyle araştırmalar yapmak için yurtdışına çıktığınız ve bir takım harcamalar yaptığınız belirtilerek, yurtdışında yaptığınız bu harcamalarla ilgili olarak Gelir ve Katma Değer Vergisi Kanunları çerçevesinde yapılacak işlemler hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            A-    Gelir Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde; ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin; aynı fıkranın (4) numaralı bendinde de, işle ilgili ve yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip seyahat ve ikamet giderlerinin, (Seyahat maksadının gerektirdiği süreyle sınırlı olmak şartıyla) safi kazancın tespitinde indirim konusu yapılabileceği hükme bağlanmıştır.

            Ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi maksadıyla yapılan genel giderlerin indirim konusu yapılabilmesi için, söz konusu giderlerle kazancın elde edilmesi ve idamesi arasında doğrudan ve açık bir illiyet bağının bulunması gerekmekte olup, bu mahiyette olmayan giderlerin ticari kazancın tespitinde indirim konusu yapılması mümkün değildir.

             Bu çerçevede, yurtdışında yapmış olduğunuz yukarıda belirtilen şartları taşıyan genel gider niteliğindeki harcamalarınız ile seyahat maksadının gerektirdiği süreyle sınırlı olarak gerçekleştirilen işle ilgili ve yapılan işin ehemmiyeti ve genişliği ile mütenasip seyahat ve ikamet harcamalarınızın ticari kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

 B-    Vergi Usul Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 227 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Bu kanunda aksine hüküm olmadıkça, bu kanuna göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsiki mecburidir.” hükmü bulunmaktadır.

            Aynı Kanunun 229 uncu maddesinde ” Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.”, 231 inci maddesinin 5 inci bendinde ise; “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.

          Mezkur Kanunun 232 nci maddesinde de ” Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçiler:

  1. Birinci ve ikinci sınıf tüccarlara;
  2. Serbest meslek erbabına;
  3. Kazançları basit usulde tespit olunan tüccarlara;
  4. Defter tutmak mecburiyetinde olan çiftçilere;
  5. Vergiden muaf esnafa.

            Sattıkları emtia veya yaptıkları işler için fatura vermek ve bunlar da fatura istemek ve almak mecburiyetindedirler.

            …” denilmektedir.

            Öte yandan 253 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “Yurt Dışında Faaliyette Bulunan Mükelleflere Yaptırılan İş ve Hizmetler Karşılığında Alınan Belgelerle İlgili İşlemler” başlıklı (B) bölümünde; “…Buna göre, yurt dışındaki kişi veya firmalardan belge alan mükellefler, bu belgeleri defter kayıtlarında gider olarak göstermeleri sırasında belgelerde yazılı bedelleri, belgelerin düzenlendiği günde Merkez Bankasınca belirlenen döviz alış kuru üzerinden Türk Lirasına çevirerek kayıtlarında göstereceklerdir. Ancak inceleme sırasında inceleme elemanınca lüzum görülmesi halinde, mükellefler bu belgelerini tercüme ettirmek zorundadırlar. açıklamasına yer verilmiştir.

            Buna göre, yurt dışında mukim kişi veya kuruluşlardan satın aldığınız hizmetlerin fatura veya hizmetin alındığı ülkede uygulanan vergi mevzuatı çerçevesinde geçerli bir belge ile tevsiki gerekmektedir.

          C-    Katma Değer Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme:

            KDV Kanununun ;

            -1/1 inci maddesinde, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde Türkiye’de yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu,

            -6 ncı maddesinde, işlemlerin Türkiye’de yapılmasının,

  1. a) Malların teslim anında Türkiye’de bulunmasını,
  2. b) Hizmetin Türkiye’de yapılmasını veya hizmetten Türkiye’de faydalanılmasını ifade edeceği,

            -30/a maddesinde, vergiye tabi olmayan veya vergiden istisna edilmiş bulunan malların teslimi ve hizmet ifası ile ilgili alış vesikalarında gösterilen veya bu mal ve hizmetlerin maliyetleri içinde yer alan KDV’nin mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanan KDV’den indirilemeyeceği

            hüküm altına alınmıştır.

            Buna göre, ticari faaliyetiniz nedeniyle araştırmalar yapmak için gittiğiniz  ülkelerde aldığınız hizmetler (otel, yemek, ulaşım, danışmanlık ve avukatlık hizmetleri) yurtdışında alındığından ve hizmetlerden yurtdışında faydalanıldığından KDV’nin konusuna girmemekte olup, söz konusu hizmetler nedeniyle yabancı ülkelerde ödenen KDV ve benzeri dolaylı vergilerin indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[Mük.80-2014/321]-2363 10/10/2014
Konu :

Marka satışından elde edilen kazancın vergilendirilmesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden, vergi mükellefi olmadığınız belirtilerek sahibi bulunduğunuz markaların satışından elde edilecek kazancın nasıl vergilendirileceği hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            GELİR VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun  mükerrer 80’inci maddesinde;  70’inci maddenin birinci fıkrasının (5) numaralı bendinde yazılı hakların (ihtira beratları hariç) elden çıkarılmasından doğan kazançların değer artışı kazancı olduğu;  bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, 9.700 TL’sinin (285 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 01/01/2014 tarihinden itibaren) gelir vergisinden müstesna tutulduğu; ticarî işletmeye dahil amortismana tâbi iktisadî kıymetlerle 80 inci maddenin birinci fıkrasında yazılı hakların elden çıkarılmasından doğan kazançların ticarî kazanç hükümleri çerçevesinde vergilendirileceği hüküm altına alınmıştır.

            Bu hükümlere göre,  Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinin birinci fıkrasının 5 numaralı bendinde yazılı haklar arasında sayılan markanın satışından elde edilen kazancın değer artış kazancı kapsamında değerlendirilmesi ve elde edilen kazancın 2014 takvim yılı için 9.700 TL’yi aşması halinde yıllık gelir vergisi beyannamesiyle beyan edilmesi gerekmektedir. Ancak söz konusu markanın ticari  bir işletmenin aktifine kayıtlı olması halinde satıştan elde edilecek kazancın ticari kazanç hükümleri çerçevesinde vergilendirileceği tabiidir.

            KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU AÇISINDAN

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 1/1 maddesinde; Türkiye’de ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin KDV’ye tabi olduğu hükme bağlanmıştır.

            Buna göre, marka satışı Gelir Vergisi Kanunu’na göre değer artış kazancı olarak değerlendirildiğinden söz konusu satış işlemi KDV’ye tabi olmayacaktır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 49327596-120[73.GVK.ÖZ.2014.63]-229 09/10/2014
Konu :

Vatandaşın gayrimenkulünü bedelsiz olarak 2 yıllığına kullanım hakkını belediyeye vermesi halinde stopaj ve emsal kira bedeli tahakkuk edip etmeyeceği.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunun incelenmesinden; …  26.06.2014 tarihli dilekçesi ile … da bulunan altı katlı binasının kullanım hakkını hiçbir ücret ve bedel talep etmeksizin iki yıllığına Antalya Büyükşehir Belediyesine vermek istediği belirtilerek, adı geçen şahsın bu gayrimenkulünü bedelsiz olarak adı geçen belediyenin kullanımına bırakması halinde vergikesintisi yapılıp yapılmayacağı ve kişiye emsal kira bedeli üzerinden gelir vergisi tahakkuk edip etmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinin birinci fıkrasında, bu maddede yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu; 73 üncü maddesinde ise kiraya verilen mal ve hakların kira bedellerinin emsal kira bedelinden düşük olamayacağı, bedelsiz olarak başkalarının intifaına bırakılan mal ve hakların emsal kira bedelinin bu mal ve hakların kirası sayılacağı, bina ve arazilerin emsal kira bedelinin yetkili özel mercilerce veya mahkemelerce takdir veya tespit edilmiş kirası, bu suretle takdir veya tespit edilmiş kira mevcut değilse, Vergi Usul Kanununa göre belirlenen vergi değerinin % 5’i olacağı; aynı maddenin 2 numaralı fıkrasının 4 numaralı bendinde de “Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yapılan kiralamalarda” emsal kira bedeli esasının uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrası ile de kamu idare ve müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin bu madde de yazılı bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödeneler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları, aynı fıkranın (5/a) bendinde de anılan Kanunun 70 inci maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığında yapılan ödemelerden tevkifat yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

            Yine aynı Kanunun 96 ncı maddesinde, vergi tevkifatının 94 üncü madde kapsamına giren nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı, bu madde de geçen hesaben ödeme deyiminin vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenlerin istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade edeceği, Kanunun 98 inci maddesinde ise 94 üncü madde gereğince vergi tevkifatı yapmaya mecbur olanların bir ay içinde yaptıkları ödemeler veya tahakkuk ettirdikleri karlar ve iratlar ile bunların tevkif ettikleri vergileri ertesi ayın yirmiüçüncü günü akşamına kadar, ödeme veya tahakkukun yapıldığı yerin bağlı olduğu vergi dairesine bildirmeye mecbur oldukları hükme bağlanmıştır.

            Bu hükümler çerçevesinde, Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi gereğince tevkifat yapılabilmesi için nakden veya hesaben bir ödemenin bulunması gerekmektedir. Söz konusu binanın Belediyenizin kullanımına tahsis edilen kısmı karşılığında nakden veya hesaben bir ödeme yapılmaması durumunda tevkifat yapılmasına da gerek bulunmamaktadır.

            Ayrıca, … ‘nin sahip olduğu binanın, belediyenize bedelsiz olarak bırakılması ve belediyenizin kayıtlarında adı geçene nakden veya hesaben herhangi bir ödemede bulunulmaması ve gider gösterilmemesi halinde, emsal kira bedeli esası uygulanmayacak ve söz konusu durum için adı geçen tarafından gayrimenkul sermaye iradı yönünden yıllık gelir vergisi beyannamesi verilmeyecektir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[81-2013/267]-2301 29/09/2014
Konu :

Kollektif şirketin anonim şirkete dönüşmesi.

           İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, Ulaştırma Vergi Dairesi Müdürlüğünün ……………. vergi kimlik numarasında kayıtlı kollektif şirket statüsündeki şirketinizi nev’i değişikliği yaparak anonim şirkete dönüştürmek istediğiniz belirtilerek, söz konusu nev’i değişikliği nedeniyle ortaklara verilecek anonim şirket hisselerinin iktisap tarihinin ne olacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının;

            – (2) numaralı bendinde, kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.) halinde değer artışı kazancı hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği,

            – (3) numaralı bendinde de kollektif ve adi komandit şirketlerin bu maddenin (2) numaralı bendinde yazılı şartlar dahilinde nev’i değiştirerek sermaye şirketi haline dönüşmesi ( Kollektif ve adi komandit şirketlerin şekil değiştirerek anonim şirket haline dönüşmesi halinde şekil değiştiren kollektif ve adi komandit şirketlerin ortaklarının anonim şirketteki ortaklık paylarını gösteren hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.) halinde değer artışı kazancı hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği

            hükme bağlanmıştır.

            Bu durumda, Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde belirtilen şartlar dahilinde, kollektif şirketin bir sermaye şirketine dönüşmesi halinde nev’i değişikliği nedeniyle değer artışı kazancı hesaplanmayacak ve vergileme yapılmayacaktır.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, Gelir Vergisi Kanununun 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi kapsamında, kollektif şirket statüsünde olan şirketinizin nev’i değişikliği yapılarak anonim şirkete dönüştürülmesi halinde, ortakların anonim şirketten devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermaye tutarında  alacakları ortaklık paylarını temsil eden hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi olarak nevi değişikliğine ilişkin kararın ticaret sicilinde tescil edildiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 60938891-125-18 29/09/2014
Konu :

Kollektif Şirketlerin Tasfiye Beyannamesi verip vermeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; şirketinizin 20.12.2013 tarihinde Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre tasfiyeye girdiği belirtilerek Tasfiye beyannamesi verilip verilmeyeceği, verilecek ise şahsi geliriniz olan kira gelirlerinin tasfiye beyannamesine eklenip eklenmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmuştur.

            5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 1 inci maddesinin (1)/a bendinde sermaye şirketlerinin kazançlarının kurumlar vergisine tabi olduğu, 2 inci maddesinin (1) fıkrasında da; “Sermaye şirketleri: 29.06.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş olan anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler ile benzer nitelikteki yabancı kurumlar sermaye şirketidir. Bu kanunun uygulanmasında, Sermaye Piyasası Kurulunun düzenleme ve denetimine tabi fonlar ile bu fonlara benzer yabancı fonlar sermaye şirketi sayılır.” hükümleri mevcuttur.

            Yine 1 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Kanunu Genel Tebliğinin sermaye şirketlerinin tanımının yapıldığı 2.1.1. bölümünün son paragrafında; Türk Ticaret Kanununda ticaret şirketleri arasında sayılmakla birlikte sermaye şirketi mahiyetinde olmayan kollektif ve adi komandit şirketlerin kurumlar vergisi mükellefi olmadıkları açıkça belirtilmiştir.

            Öte yandan 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun 37 inci maddesinde “Her türlü ticari ve sinai faaliyetlerden doğan kazançlar ticari kazançtır.

             Kollektif ortaklıklarda ortakların, adi veya eshamlı komandit ortaklıklarda komandite ortakların ortaklık karından aldıkları paylar şahsi ticari kazanç hükmündedir. (66 ıncı madde hükmü mahfuzdur.) hükmü yer almıştır.

             Yine aynı Kanunun 85. maddesinde; “Mükellefler, ikinci maddede yazılı kaynaklardan bir takvim yılı içinde elde ettikleri kazanç ve iratlar için bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça yıllık beyanname verirler. Bu kanuna göre beyanı gereken gelirlerin yıllık beyannamede toplanması zorunludur.

            Tacirlerle çiftçiler ve serbest meslek erbabı ticari, zirai ve mesleki faaliyetlerinden kazanç temin etmemiş olsalar bile, yıllık beyanname verirler. Bu hüküm şirketlerin faaliyet ve tasfiye dönemlerine şamil olmak üzere kollektif şirket ortakları ile komanditeler hakkında da uygulanır” hükmü yer almıştır.

             Diğer taraftan ticaret şirketlerinin fesih ve tasfiyeleri Türk Ticaret kanunda düzenlenmiş olup, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun Tasfiye ve İflas başlıklı 162 inci maddesinde

            ” Tasfiye ve iflas hallerinde, mükellefiyet vergi ile ilgili muamelelerin tamamen sona ermesine kadar devam eder.

            Bu hallerde tasfiye memurları ve iflas dairesi:

            1-Tasfiye veya iflas kararlarını;

            2-Tasfiyenin veya iflasın kapandığını;

            Vergi Dairesine ayrı ayrı bildirmeye mecburdurlar.”hükmü yer almaktadır.

             Buna göre, Kolektif Şirketlerin kurumlar vergisi mükellefi olmaması nedeniyle şirketiniz adına tasfiye beyannamesi verilmeyecektir. Ancak Kolektif şirket ortaklarının şirketten aldıkları payların ticari kazanç sayılması nedeniyle gelir vergisi mükellefi olmaları dolayısıyla, kolektif şirket kaydının Ticaret Sicilinden terkin edildiği tarihe kadar geçen sürelere ilişkin olarak kazanç temin etmemiş olsalar bile her bir ortağın Gelir ve buna bağlı olarak Gelir Geçici beyannamelerini bağlı bulundukları vergi dairelerine vermeleri gerekmektedir.

            Bilgilerinize rica ederim.

Sayı : 62030549-120[MÜK.80-2014/378]-2302 29/09/2014
Konu :

Beraber oturulan gayrimenkulün Mahkeme Kararına istinaden eşe intikal ettikten sonra satılması durumunda iktisap tarihi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 1985 yılında evlendiğinizi,  18/07/2011 tarihinde anlaşmalı boşanma neticesinde mahkeme kararına istinaden birlikte yaşadığınız söz konusu gayrimenkulün tapuda adınıza kaydedildiğini belirterek eşiniz tarafından 1980 yılında alınan söz konusu gayrimenkulün satışı halinde değer artış kazancının hesaplanıp hesaplanmayacağı hususunun sorulduğu anlaşılmakta olup Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

              GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

          193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun “Değer Artışı Kazançları” başlıklı Mükerrer 80’inci maddesinde;

            “Aşağıda yazılı mal ve hakların elden çıkarılmasından doğan kazançlar değer artışı kazançlarıdır.

             …

  1. İktisap şekli ne olursa olsun (ivazsız olarak iktisap edilenler hariç) 70 inci maddenin birinci fıkrasının (1), (2), (4) ve (7) numaralı bentlerinde yazılı mal (gerçek usulde vergiye tâbi çiftçilerin ziraî istihsalde kullandıkları gayrimenkuller dahil) ve hakların, iktisap tarihinden başlayarak beş yıl içinde elden çıkarılmasından doğan kazançlar (Kooperatiflerin ortaklarına bu sıfatları dolayısıyla tahsis ettikleri gayrimenkulleri tahsis tarihinde ortak tarafından satın alınmış sayılır.).

             Bu maddede geçen “elden çıkarma” deyimi, yukarıda yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder.” hükmüne yer verilmiştir.

            Bir takvim yılında elde edilen değer artışı kazancının, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlananlar hariç, (1.1.2014 tarihinden itibaren) 9.700 Türk Lirası gelir vergisinden müstesna tutulmuştur.

            Diğer taraftan, anılan Kanun’un Mükerrer 81′ inci maddesinin birinci fıkrasında; değer artışında safi kazancın elden çıkarma karşılığında alınan para ve ayınlarla sağlanan ve para ile temsil edilebilen her türlü menfaatlerin tutarından, elden çıkarılan mal ve hakların maliyet bedelleri ile elden çıkarma dolayısıyla yapılan ve satıcının uhdesinde kalan giderlerin ve ödenen vergi ve harçların indirilmesi suretiyle bulunacağı hükme bağlanmış olup, son fıkrasında ise “Mal ve hakların elden çıkarılmasında iktisap bedeli, elden çıkarılan mal ve hakların, elden çıkarıldığı ay hariç olmak üzere Devlet İstatistik Enstitüsünce belirlenen toptan eşya fiyat endeksindeki artış oranında artırılarak tespit edilirŞu kadar ki, bu endekslemenin yapılabilmesi için artış oranının % 10 veya üzerinde olması şarttır.” hükmü yer almaktadır.

             Öte yandan,  Türk Medeni Kanunu’nun 705’inci maddesinde,

            “Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

            Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.” hükmü yer almaktadır.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; Kadıköy 3. Aile Mahkemesinin Esas No: 2011/562,  Karar No: 2011/537 kararına istinaden söz konusu gayrimenkul maddi ve manevi tazminat karşılığı adınıza devredildiğinden ivazlı intikal  sayılmaktadır. Gayrimenkulün mülkiyetini kazandırıcı işlem olarak Mahkeme kararının dikkate alınması gerekmektedir. Bu sebeple gayrimenkulün 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun Mükerrer 80’inci maddesinin  birinci fıkrasının (6)’ıncı bendine istinaden mahkeme karar tarihinden  itibaren beş yıllık süre içerisinde satılması halinde satıştan elde edilecek kazancın ilgili yıl için belirlenen istisna tutarını aşan kısmının değer artışı kazancı olarak değerlendirilerek beyan edilmesi gerekmektedir.

             VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ  KANUNU YÖNÜNDEN:

            7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 1′ inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, 2’nci maddesinin (b) bendinde ise mal tabirinin; mülkiyete konu olabilen menkul ve gayrimenkul şeylerle mameleke girebilen diğer bütün hakları ve alacakları ifade ettiği, (d) bendinde de ivazsız intikal tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği açıklanmış, maddenin parantez içi hükmü ile de maddi ve manevi bir zarar karşılığı verilen tazminatların ivazsız intikal mahiyetinde sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanun’un 11’inci maddesinde de bu vergiye konu olacak malların değerleme gününün, miras yoluyla meydana gelen intikallerde mirasın açıldığı, diğer suretle meydana gelen intikallerde malların hukuken iktisap edildiği gün olduğu belirtilmiştir.

            Ayrıca, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 19′ uncu maddesinde, vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın meydana gelmesi veya hukuki durumun oluşması ile doğacağı belirlenmiştir. Veraset ve intikal vergisinde de vergi alacağı; ölüm, ölüme bağlı bir tasarruf, bağış ve sair surette bir ivazsız intikalin meydana geldiği zaman doğmaktadır.

            4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 174′ üncü maddesinde “Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddi tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevi tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir” denilmektedir. Aynı Kanunun 184 üncü maddesinin 5 numaralı fıkrasında ise boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmaların hakim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmayacağı hükmü yer almaktadır.

            Talep formu eki Kadıköy 3’üncü Aile Mahkemesinin Esas No: 2011/562, Karar No: 2011/537 sayılı boşanma kararı ile 18/07/2011 tarihinde boşanmanıza, eşinizle aranızda düzenlenen ve İstanbul İli Beşiktaş İlçesi, Dikilitaş Mahallesinde bulunan ve tapunun 4 ada, 59 pafta, 85 numaralı parselinde kayıtlı taşınmazın 25/1000 arsa paylı zemin kat 3 numaralı dükkan niteliğindeki bağımsız bölümdeki 4/24 hissesi ve İstanbul İli Beşiktaş İlçesi, Dikilitaş Mahallesinde bulunan ve tapunun 657 ada, 60 pafta, 34 parsel, 7 numaralı bağımsız bölümdeki taşınmazın davalı tarafından davacıya devri ile tapuya tesciline karar verilmiştir.

            Bu itibarla eşinizden boşanma karşılığı alınan taşınmazın, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 2’inci maddesinin (d) bendinin parantez içi hükmünde belirtilen tazminatlar kapsamına girmesi nedeniyle veraset ve intikal vergisine tabi tutulmaması gerekmektedir.

Sayı : 62030549-120[89-2014/234]-2277 26/09/2014
Konu :

KOSGEB’den alınan hibenin vergilendirilmesi.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, tekstil ürünlerine dijital baskı yapılması ile ilgili yeni girişimci desteği başvurunuzun Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) …… Hizmet Merkezi Müdürlüğü tarafından değerlendirilerek KOSGEB Destek Programları Yönetmeliği Girişimcilik Proje Destek programı çerçevesinde desteklenmesine karar verildiği, bu kapsamda kuruluş giderleri, ofis makine ve techizatı, ofis mobilya ve gereçleri ile üretimde kullanılacak bazı makinaların alımında destek alındığı belirtilerek, söz konusu hibenin vergilendirilip vergilendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sinai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükme bağlanmış olup, aynı Kanunun 38 inci maddesinin birinci fıkrasında ise; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsteki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müspet farktır. Bu dönem zarfında sahip veya sahiplerce:

  1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
  2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

            Ticari kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile bu kanunun 40 ve 41 inci maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmüne yer verilmiştir.

            Yine aynı Kanunun “İndirilecek Giderler” başlıklı 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ticari kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için yapılan genel giderlerin ticari kazancın tespitinde gider olarak indirileceği hüküm altına alınmıştır.

            Bu hükümlere göre, faaliyetinizle ilgili olarak KOSGEB’den alınan hibe destek tutarının ticari kazancınıza dahil edilerek vergilendirilmesi gerekmekte olup, söz konusu destek tutarı ile yapılan harcamalarınsa niteliğine göre gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınacağı tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[32-14/1]-875 12/09/2014
Konu :

Eczacı olarak çalışan eşten dolayı, ücretli çalışan eşin asgari geçim indiriminden yararlanacağı hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … Meslek Lisesi’nde öğretmen olarak görev yaptığınızı ve eşinizin eczacı olarak çalıştığını belirterek, eşinizden dolayı asgari geçim indiriminden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 32 nci maddesinde; “Ücretin gerçek usulde vergilendirilmesinde asgari geçim indirimi uygulanır.

            Asgari geçim indirimi; ücretin elde edildiği takvim yılı başında geçerli olan ve sanayi kesiminde çalışan 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin yıllık brüt tutarının; mükellefin kendisi için %50’si, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eşi için %10’u, çocukların her biri için ayrı ayrı olmak üzere; ilk iki çocuk için %7,5 diğer çocuklar için %5’i dir. Gelirin kısmi döneme ait olması halinde, ay kesirleri tam ay sayılmak suretiyle bu süreye isabet eden indirim tutarları esas alınır. Asgari geçim indirimi, bu fıkraya göre belirtilen tutar ile 103’üncü maddedeki gelir vergisi tarifesinin birinci gelir dilimine uygulanan oranın çarpılmasıyla bulunan tutarın hesaplanan vergiden mahsup edilmesi suretiyle uygulanır. Mahsup edilecek kısımdan fazla olması halinde iade yapılmaz…” hükmü yer almaktadır.

            Asgari geçim indirimine ilişkin açıklamaların yapıldığı 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin; “6.Medeni Durum ve Eşin Gelirinin Olmadığının Tespiti” başlıklı bölümünde;

            “Ücretliler, medeni durumları ve çocuk sayıları ile eşinin iş ve gelir durumu hakkında Tebliğ ekinde yer alan “Aile Durumu Bildirimi” (EK:1) ile işverenlerine bildirimde bulunacaklardır. Durumlarında herhangi bir değişiklik olması halinde (evlenme, boşanma, ölüm, doğum vb.) bu değişiklikleri işverene bir ay içerisinde bildireceklerdir. Asgari geçim indirimi oranını etkileyen değişiklikler, söz konusu değişikliğin işverene bildirildiği tarih itibariyle uygulanacak olup, eşlerin her ikisinin de ücretli olması halinde çocuklar yalnızca sosyal güvenlik yönünden tabi oldukları eşin bildirimine dahil edilecektir.

            Bu uygulamada eşin çalışmadığı ve herhangi bir gelirinin olmadığına ilişkin olarak (aksi tespit edilmediği sürece) ücretlinin beyanı yeterli olacaktır.

            Sadece ücret geliri elde eden eş, “çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş” kapsamında değerlendirilmeyecektir. Bunlar dışındakiler ise çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş kapsamında değerlendirilecek olup, münhasıran emekli maaşı alanlar da çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş olarak kabul edilecektir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, sadece ücret geliri elde eden eşin, çalışmayan ve herhangi bir geliri olmayan eş kapsamında değerlendirilmemesi nedeniyle, eczacı olarak faaliyette bulunan eşinizden dolayı asgari geçim indiriminden faydalanmanız mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 96620903-120[9-65/14-1]-90 08/09/2014
Konu :

Karagöz perde oyununun esnaf muaflığı kapsamında olup olmadığı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde öğretmen olarak görev yaptığınız, aynı zamanda amatör olarak Karagöz sanatıyla ilgilendiğiniz, öğretmenlik görevini aksatmadan mesai dışında unutulmaya yüz tutmuş geleneksel sanatlardan Karagöz Perde Oyununu kendi başınıza otel, düğün, davet vb etkinliklerde ücretli ve ücretsiz olarak kendinize ait portatif 100×120 cm perde kullanarak yapmak istediğiniz belirtilerek, bu faaliyetinizin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü istenilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergiden Muaf Esnaf” başlıklı 9 uncu maddesinde, vergiden muaf esnafa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, kimlerin esnaf muaflığından faydalanacakları da maddede bentler halinde sayılmıştır.

            Aynı maddenin birinci fıkrasının 31.05.2012 tarih ve 6322 sayılı Kanunla değişik (8) inci bendinde, ” 8. Bu Kanunun 47 nci maddesinde yazılı şartları haiz olanlardan kendi ürettikleri ürünleri satanlara münhasır olmak üzere el dokuma işleri, bakır işlemeciliği, çini ve çömlek yapımı, sedef kakma ve ahşap oyma işleri, kaşıkçılık, bastonculuk, semercilik, yazmacılık, yorgancılık, keçecilik, lüle ve oltu taşı işçiliği, çarıkçılık, yemenicilik, oyacılık ve bunlar gibi geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan ve kaybolmaya yüz tutan meslek kollarında faaliyette bulunanlar;”ın esnaf muaflığından faydalanacakları belirtilmiştir.

            Konuya ilişkin açıklamalara 283 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin “2.2. Geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olduğu ve kaybolmaya yüz tuttuğu belirlenen meslek kollarında faaliyette bulunanlarla ilgili esnaf muaflığının kapsamı” başlıklı bölümünde yer verilmiştir.

            Buna göre, yapmış olduğunuz Karagöz Perde Oyunu geleneksel, kültürel, sanatsal değeri olan ve kaybolmaya yüz tutan meslek kolları arasında sayılmadığından esnaf muaflığından yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 49327596-120[65.GVK.2013.64]-211 04/09/2014
Konu :

Şirket ortağı olan turist rehberinin rehberlik faaliyeti için ayrıca mükellefiyet açtırıp açtırmayacağı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; turist rehberi olarak faaliyette bulunduğunuzu, aynı zamanda … Ltd. Şti.nin ortağı olduğunuzu, ortağınızında zaman zaman rehberlik faaliyetinde bulunduğunu, rehberlik faaliyetinizden elde ettiğiniz kazancı şirket kasasında tutup iki ortak paylaştığınızı, şirketinizin tüzüğünde turizm rehberlik hizmetinin yer aldığını, yeni çıkan rehberlik yönetmeliğinden sonra bazı acentaların düzenlemiş olduğunuz faturaları kabul etmediğini, serbest meslek makbuzu düzenlemenizi istediğini belirterek,  serbest meslek kazancı yönünden ayrıca mükellefiyet kaydı açtırmanız gerekip gerekmediği konusunda Başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmıştır.

            Bilindiği üzere; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.

            Tahkim işleri dolayısiyle hakemlerin aldıkları ücretler ile kollektif, adi komandit ve adi şirketler tarafından yapılan serbest meslek faaliyeti neticesinde doğan kazançlar da, serbest meslek kazancıdır.” hükmü yer almaktadır.

            Diğer taraftan; 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 6 ncı maddesinde, kurumlar vergisinin mükelleflerin bir hesap dönemi içinde elde ettikleri safi kurum kazancı üzerinden hesaplanacağı, safi kurum kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.

            5520 sayılı Kanunun 15 inci maddesinde de tam mükellef kurumlara yapılan ödemelerin hangilerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı bentler halinde sayılmış olup, maddede, tam mükellef kurumlara yapılan serbest meslek ödemelerinden kurumlar vergisi kesintisi yapılacağına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir.

            Bu maddelerden de anlaşılacağı üzere; Limited Şirketinizin Serbest Meslek faaliyeti kapsamında sayılan iş unsurundan dolayı elde ettiği kazanç serbest meslek erbabı kazancı kapsamında değerlendirilmemiştir.

            Öte yandan, turist rehberi olarak yaptığınız faaliyeti bir işyerine ve işverene tabi olmadan kendi nam ve hesabınıza yapmanız halinde elde edilen gelir Gelir Vergisi Kanununun uygulamasında serbest meslek kazancı sayılacağından, bağlı bulunduğunuz vergi dairesince mükellefiyet kaydınızın buna göre tesis edilmesi gerekmektedir. Ancak, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 155 inci maddesi uyarınca işe başlamayı ifade eden hallerden en az ikisinin bulunmadığı durumlarda rehberler gelir vergisinden muaf tutulmaktadırlar. Vergiden muaf olanlar da dahil olmak üzere, rehberlere yapılan ödemelerden Gelir Vergisi Kanununun 94/2-b maddesine göre tevkifat yapılması gerekmektedir.

           Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[23-2013/663]-2161 04/09/2014
Konu :

Yurtdışından döviz olarak elde edilen ücret.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu, Türkiye’de dar mükellef olan kurumun irtibat bürolarında çalışan hizmet erbabına yaptığı ücret ödemelerine şirketinizin aracılık edeceğini belirtilerek, söz konusu ücret ödemelerinin Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin (14) numaralı bendinde yer alan istisna hükümleri kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin (14) numaralı bendinde, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hüküm altına alınmıştır.

            147 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin Kanuni ve İş Merkezi Türkiye’de Olmayan Dar Mükellefiyete Tabi İşverenlerce Hizmet Erbabına Döviz Olarak Ödenen Ücretler başlıklı 1-c bölümünde;

            “İstisna hükmünün uygulanmasında, aşağıdaki hususlara dikkat edilecektir.

            -İşveren sıfatıyla ücret ödemesinde bulunan kurumların, Türkiye’de herhangi bir kanuni merkezinin veya iş merkezinin bulunmaması gerekir. Türkiye’de kanuni ve iş merkezi olmayan kurumların ise tam mükellef oldukları devlette hangi statüyü taşıdıkları, tüzel kişiliklerinin bulunup bulunmadığı herhangi bir iktisadi işletmelerinin varlığı ya da yokluğu önem taşımayacaktır.

            -Türkiye’de hizmet arzeden gerçek kişinin işveren sıfatıyla bağlı olduğu dar mükellef kurum, söz konusu kişiye döviz olarak ödediği ücretleri, doğrudan doğruya yurt dışında elde ettiği gelirinden ayırıp vermeli, hiç bir zaman için Türkiye’de elde ettiği kazanç ile ilgilendirmemelidir. Bu çerçevede hizmet erbabının Türkiye’de tam mükellef veya dar mükellef statüsünü taşıması hiçbir önem taşımayacaktır. Ödeme, yurt dışında elde edilen gelir üzerinden yapılacağı için, Türkiye’deki faaliyetler nedeniyle bu ücretler Gelir Vergisi Kanununun 40’ıncı maddesi hükmüne göre gider olarak dikkate alınmayacaktır” açıklamaları yer almıştır.

            Buna göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi kurumların bünyesinde çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere istisna uygulanabilmesi için;

            1-Türkiye’de hizmet arzeden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbabı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye’deki personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi,

            şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir.

             Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, dar mükellef kuruma bağlı olarak çalışan kişilere kurumun doğrudan doğruya yurt dışından elde ettiği kazanç üzerinden döviz olarak ödediği ücret, yukarıdaki şartların taşıması halinde Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin (14) numaralı bendine göre gelir vergisinden müstesna olacaktır.

            Konu hakkında İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığından alınan … tarihli ve … sayılı yazı ekinde yer alan cevabi yazınızda söz konusu ödemelere aracılık etme nedeniniz olarak, “Türkiye’deki irtibat bürolarında personel azlığı ve banka hesaplarını yönetecek bir kimsenin olmaması” şeklinde yapılan açıklama söz konusu istisnanın uygulanması bakımından ekonomik gerçeklere uygun düşmediği değerlendirilmekte ve yeterli bulunmamaktadır. Bu nedenle, irtibat bürolarında çalışanların ücretlerinin ödenmesine  şirketinizin aracılık etmesi halinde, söz konusu ücret ödemeleri için Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin (14) numaralı bendinde yer alan istisna hükmünün uygulanması mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 31435689-120[18-2014/1196]-101 03/09/2014
Konu :

Bilgisayar programı ve yazılımı faaliyeti ile reklam gelirinin vergilendirilmesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; evinizde uygulama ve oyun olarak adlandırılan bilgisayar yazılımları ve bilgisayar programları hazırladığınızı ve bunların Google ve Apple gibi uygulama ve yazılım marketlerinde internet üzerinden yayınlanıp satıldığını, bu bilgisayar yazılımlarının ve proğramlarının bir kısmının ücretli bir kısmının ücretsiz olduğunu, ücretsiz yayınlananlardan  elde edilen reklam gelirlerinden tarafınıza pay verildiği, ücretli olanlardan ise  sadece satış payı alındığı belirtilerek, bu faaliyetlerinizin hangi kazanç türüne göre vergilendirileceği hususunda görüş talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır. Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.” hükmü yer almıştır.

            Anılan Kanunun 37 nci maddesinde ise, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtilmiştir. Ticari faaliyet, bir tür emek-sermaye organizasyonuna dayanmakta olup, kazanç sağlama niyet ve kastının bulunup bulunmaması böyle bir organizasyon tarafından icra edilen faaliyetin “ticari faaliyet” olma niteliğine etki etmemektedir.

            Ancak, bir faaliyetin “ticari faaliyet” sayılabilmesi için kazanç sağlama niyet ve kastı gerekmemekle birlikte, faaliyeti icra eden organizasyonun bütün unsurları ile birlikte değerlendirildiğinde kazanç sağlama potansiyeline sahip olması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, nakden veya hesaben yaptıkları ödemelerden, istihkak sahiplerinin gelir vergisine mahsuben tevkifat yapacak olanlar belirtilerek, hangi ödemelerden tevkifat yapılacağı bentler halinde sayılmış olup, (2) numaralı bent uyarınca, 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden  %17, diğer işlerde ise %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, tarafınızca hazırlanıp uygulama ve  oyun olarak adlandırılan bilgisayar yazılım ve programlarının internet sitesi üzerinden  satışı ile reklam gelirlerinden elde edilen kazancın, yapılan faaliyetin ticari bir organizasyon ve sermaye unsuru hakim olmaksızın şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye ve ihtisasa dayanarak kendi nam ve hesabınıza yapılması halinde, Gelir Vergisi Kanununun serbest meslek kazancına ilişkin genel hükümlere göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmekte olup, adınıza ödeme yapanların Kanunun 94 üncü maddesinde sayılanlar kapsamında olması durumunda, anılan maddenin birinci fıkrasının (2) numaralı bendini (b) alt bendi uyarınca gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

            Öte yandan, söz konusu faaliyetinizden elde edilen kazancın ortada bir ticari organizasyonun varolduğu, yani işin ticari iş niteliği aldığı durumlarda, elde edilen  kazancın  Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hükümlerine göre vergilendirileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[88-2014/257]-2153 03/09/2014
Konu :

Terk edilen faaliyetten kaynaklanan zararın mahsubu.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, adi ortaklık olarak 17/09/2010 tarihi itibarıyla simit sarayı işletmeciliği faaliyeti dolayısıyla mükellefiyet tesisinin yapıldığı ve bu faaliyetin 21/01/2014 tarihinde sonlandırıldığı, 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarında söz konusu faaliyetten payınıza düşen zararın 87.035,14.-TL olarak gerçekleştiği belirtilerek, söz konusu zararın 06/03/2014 tarihi itibarıyla başladığınız mimarlık ve inşaat işleri faaliyetinden elde edilecek kazançtan mahsup edilip edilemeyeceği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Zararların Kârlara Takas ve Mahsubu” başlıklı 88 inci maddesinde,

            “Gelirin toplanmasında gelir kaynaklarının bir kısmından hasıl olan zararlar (80 inci maddede yazılı diğer kazanç ve iratlardan doğanlar hariç) diğer kaynakların kazanç ve iratlarına mahsup edilir.

            Bu mahsup neticesinde kapatılmayan zarar kısmı, müteakip yılların gelirinden indirilir. Arka arkaya beş yıl içinde mahsup edilmeyen zarar bakiyesi müteakip yıllara naklolunamaz.

            Menkul ve gayrimenkul sermaye iratlarında, gider fazlalığından doğanlar hariç, sermayede vukua gelen eksilmeler zarar addolunmaz.

            …” hükmü yer almaktadır.

            Bu çerçevede, 2014 Ocak ayı itibarıyla terk edilen, adi ortaklık olarak yürütülmekte olan simit sarayı işletmeciliği faaliyetinizden 2010, 2011, 2012, 2013 yıllarında doğan 87.035,14.-TL’lik zarar tutarının, 06/03/2014 tarihi itibarıyla başlamış olduğunuz mimarlık ve inşaat işleri faaliyetinizde indirilecek geçmiş yıl zararı olarak dikkate alınması mümkün bulunmamaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 39044742-KDV.17-1403 02/09/2013
Konu :

Aktife kayıtlı taşınmazların kiraya verilmesi ve satışında kurumlar vergisi ve KDV uygulaması

             İlgide kayıtlı özelge talep formunuz incelenmiş olup, şirketinizin inşaat işleri yapan bir taahhüt firması olduğu, gerek yatırım gerekse kullanım amacıyla alınan taşınmazların 2 yıldır şirket aktifinde kayıtlı olduğu, söz konusu taşınmazların bir tanesinin merkez işyeri olarak kullanıldığı ve merkez ofisin bir bölümünü şirket ortağına ait şahıs firmasına kiraya verildiği, ikinci taşınmazın dükkân olarak kiraya verildiği ve kira geliri elde edildiği, üçüncü taşınmazın ise arsa olduğu, bu taşınmazların şirket ortaklarına veya üçüncü kişilere satışı durumunda kurumlar vergisi ve KDV istisnasından yararlanıp yararlanılamayacağı hususunda başkanlığımızdan görüş talep ettiğiniz anlaşılmaktadır.    

I.KURUMLAR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN  

            5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların %75’lik kısmının anılan bentte sayılan şartlar dahilinde kurumlar vergisinden istisna olduğu, menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde ettikleri kazançların istisna kapsamı dışında olduğu hükme bağlanmıştır.

            Diğer taraftan, 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.6.2.3.4. Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ile uğraşılmaması” başlıklı bölümünde;

            “Menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanmasıyla uğraşan kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları istisna kapsamındaki değerlerin satışından elde ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.

            İstisna uygulaması esas itibarıyla bütün kurumlar için geçerlidir. Ancak, faaliyet konusu menkul kıymet veya taşınmaz ticareti ve kiralanması olan kurumların bu amaçla iktisap ettikleri ve ellerinde tuttukları kıymetlerin satışından elde ettikleri kazançlar için istisnadan yararlanmaları mümkün değildir.

            Satışa konu edilen kıymetlerin iki tam yıl kurum aktifinde kayıtlı olması da durumu değiştirmeyecektir. Aynı durum, satmak üzere taşınmaz inşaatı ile uğraşan mükellefler açısından da geçerlidir. Ancak, taşınmaz ticareti ile uğraşan mükelleflerin faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis ettikleri taşınmazların satışından elde ettikleri kazançlara istisna uygulanabilecek; taşınmaz ticaretine konu edilen veya kiralama ya da başka surette değerlendirilen taşınmazların satış kazancı ise istisnaya konu edilmeyecektir.

            Örnek 1: Bir inşaat şirketinin şirket merkezi olarak kullanılmak üzere inşa etmiş olduğu bir binayı, en az iki tam yıl süre ile kullandıktan sonra satması halinde, bu satıştan doğan kazanç için istisna uygulanabilecektir. Şirketin satmak amacıyla inşa etmiş olduğu veya satın aldığı binaların satışından elde ettiği kazançlar için söz konusu istisna uygulanmayacaktır.

             Örnek 2: İnşaat faaliyetinde bulunan bir şirketin satın aldığı arsayı iki tam yıl geçtikten sonra satması halinde ya da faaliyet konusu alış veriş merkezleri inşaa etmek veya kiraya vermek olan şirketin bu amaçla inşa ettiği taşınmazları iki tam yıl geçtikten sonra satması halinde, şirketin bu istisnadan yararlanması söz konusu olmayacaktır.

            Örnek 3: Bir inşaat şirketinin inşa etmiş olduğu binanın bir kısmını otopark olarak, diğer bir kısmını işyeri olarak kiraya vermesi, kalan kısmını ise şirket faaliyetlerinde kullanması halinde, şirket faaliyetinde kullandığı kısmın satılmasından elde edilen kazanç istisnaya konu olabilecek, diğer kısımlar istisnadan yararlanamayacaktır.

             ….”                açıklamalarına yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalar ile ana sözleşmenizin incelenmesi üzerine, taşınmaz ticareti ve kiralaması faaliyetinde bulunan şirketinizin sahip olduğu arsa ile kiraya vermek suretiyle değerlendirdiği taşınmazın satışından elde edilen kazancın, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilmesi mümkün değildir.

            Öte yandan, şirket merkezi olarak kullandığınızı belirttiğiniz taşınmazın fiilen bu amaçla kullanılmış olması ve diğer koşulların da sağlanması şartıyla, bu taşınmazın satışından elde edilen kazancın, kiralama suretiyle değerlendirilen kısma isabet eden kısmı hariç kurumlar vergisinden istisna edilebilecektir.

            Ayrıca, ortaklarınız ve ortağınızın ortağı olduğu şirketle yapılan kiralama, satış vb. işlemler için belirlen fiyat veya bedelin, 5520 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi hükmü ve 1 Seri No.lu Transfer Fiyatlandırması Yoluyla Örtülü Kazanç Dağıtımı Hakkında Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar çerçevesinde belirlenmesi gerektiği, aksi takdirde yapılan ödemelerin örtülü kazanç dağıtımı açısından eleştiri konusu yapılabileceği ise tabiidir.

II- KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun 17/4-r maddesinde; kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimlerinin vergiden istisna olduğu,

            İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimlerinin ise istisna kapsamında yer almadığı,

            İstisna kapsamında teslim edilen kıymetlerin iktisabında yüklenilen ve teslimin yapıldığı döneme kadar indirim yoluyla giderilemeyen KDV’nin teslimin yapıldığı hesap dönemine ilişkin gelir ve kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider olarak dikkate alınacağı,            hükmüne yer verilmiştir.

            Konuya ilişkin açıklamalara 60 No.lu KDV Sirkülerinde yer verilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, taşınmaz ticareti ve kiralaması faaliyetinde bulunan şirketinizin sahip olduğu arsa ile kiraya vermek suretiyle değerlendirdiği taşınmazların satışı genel hükümler çerçevesinde KDV ye tabidir.

            Öte yandan, şirket merkezi olarak kullandığınızı belirttiğiniz taşınmazın satış işlemi,  kiralama suretiyle değerlendirilen kısma isabet eden kısmı hariç, fiilen bu amaçla kullanılmış olması ve diğer koşulların da sağlanması kaydıyla, KDV den istisna olacaktır.

Sayı : 62030549-120[81-2014/132]-2123 29/08/2014
Konu :

Adi ortaklığın sermaye şirketine dönüşmesi ve hisse senetlerinin devri halinde değer artışı kazancı hesaplanıp hesaplanmayacağı.

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, kazancı bilanço esasına göre tespit olunan adi ortaklığınızın tüm aktif ve pasifiyle yeni kurulan bir anonim şirkete devredileceği ve devir bilançosuna göre hesaplanacak öz sermaye tutarında nama yazılı hisse senedi alınacağı belirtilerek hisse senetlerinin devri halinde iktisap tarihi olarak hangi tarihin esas alınacağı ile hisse devri halinde değer artışı kazancı hesaplanıp hesaplanmayacağı hususlarında bilgi talep edilmekte olup, konuya ilişkin Başkanlığımız görüşü aşağıda açıklanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ivazsız olarak iktisap edilenler ile tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından sağlanan kazançların değer artış kazancı olduğu hükme bağlanmış ve aynı maddenin ikinci fıkrasında, bu maddede geçen “elden çıkarma” deyiminin, bu maddede yazılı mal ve hakların satılması, bir ivaz karşılığında devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması, devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade ettiği belirtilmiştir.

            Anılan Kanunun 81 inci maddesinin (2) numaralı bendinde ise, kazancı bilanço esasına göre tespit edilen ferdi bir işletmenin bilançosunun bir sermaye şirketine aktif ve pasifiyle bütün halinde devrolunması, devir alan şirketin bilançosuna aynen geçirilmesi ve devredilen ferdi işletmenin sahip veya sahiplerinin şirketten, devir bilançosuna göre hesaplanan öz sermayesi tutarında ortaklık payı alması (Bu ortaklık payını temsil eden hisse senetlerinin nama yazılı olması şarttır.) durumunda değer artış kazancının hesaplanmayacağı ve vergilendirilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

            Ayrıca, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddelerinde kurumların devir, bölünme ve hisse değişimine ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, 1 Seri No’lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “19.3.3. Devir ve bölünmelerde elde edilen hisselerin iktisap tarihi” başlıklı bölümünde ise Kurumlar Vergisi Kanununun 19 ve 20 nci maddeleri kapsamında gerçekleştirilen devir ve bölünme (kısmi bölünme dahil) hallerinde, devir olan veya bölünen şirketin ortaklarına verilen hisselerin iktisap tarihi olarak, bu yeni hisselerin verilmesine neden olan devir olan veya bölünen şirketin hisselerinin iktisap edildiği tarihin esas alınması gerektiği belirtilmiştir.

            Öte yandan adi ortaklık sözleşmeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun  620-645 inci maddelerinde düzenlenmiş olup, anılan Kanunun 620 nci maddesinde, adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşme olarak tanımlanmıştır. Adi ortaklıkların tüzel kişiliği olmadığı gibi gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olmaları da söz konusu değildir. İki veya daha fazla gelir veya kurumlar vergisi mükellefinin, adi ortaklık kurmak suretiyle faaliyet göstermeleri halinde, ortaklıktan elde ettikleri karlar, hisseleri oranında gerçek kişilerin ticari kazancına veya şirketlerin kurum kazancına dahil edilerek vergilendirilmektedir.

            Buna göre, Borçlar Kanununda düzenlenmiş olan adi ortaklıkların devri ve nev’i değiştirmeleri ile ilgili olarak gerek 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda gerekse 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

            Ayrıca, söz konusu adi ortaklıkta gerçek kişiye ait hissenin ferdi işletme sayılmak suretiyle, aktif ve pasifiyle bütün halinde bir sermaye şirketine devrolunması durumunda, mevcut adi ortaklık sona ermiş olacağından, söz konusu adi ortaklığın devir işleminin gelir veya kurumlar vergisi hükümlerine göre vergi ertelemesi müessesesinden yararlanmak suretiyle yapılması mümkün bulunmamaktadır.

            Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, devir nedeniyle ortakların edineceği hisse senetlerinin ilk iktisap tarihi olarak anonim şirket hisselerinin edinim tarihinin dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla, söz konusu hisse senetlerinin bu tarihten itibaren iki yıl içerisinde elden çıkarılmasından elde edilecek kazançların değer artışı kazancı olarak vergilendirilmesi gerekmekte olup, iki yıldan fazla süreyle elde tutulduktan sonra elden çıkarılan hisse senetleri ile ilgili olarak ise değer artışı kazancı doğması söz konusu değildir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 64597866-120[94-2014]-131 28/08/2014
Konu :

4632 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesi kapsamında vakıf/sandıklardan bireysel emeklilik sistemine yapılan aktarımlarda vergilendirme

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf  ve Yatırım Sistemi Kanununun geçici 1 inci maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarının uygulanması sırasında;

            1- 29/6/2012 tarihinden önce vakıf ve sandıklardan bireysel emeklilik sistemine aktarım yapmış olup, aktarım tarihinden itibaren 3 yıl dolmadan veya 3 yıl dolduktan sonra sistemden ayrılan katılımcılara yapılacak ödemelerin vergilendirilmesi,

            2- 29/6/2012 tarihinden sonra vakıf ve sandıklardan bireysel emeklilik sistemindeki Hazine Müsteşarlığınca uygun görülen “Aktarıma Özel Gelir Planı”na aktarım yapıp, bu kapsamda maaş alan ve 3 yıl sistemde kalmadan çıkan katılımcılara yapılan programlı geri ödeme tutarının içindeki aktarımdan gelen irat tutarının vergiye tabi olup olmadığı,

            3- Vakıf ve sandıklardan bireysel emeklilik sistemine 29/6/2012 tarihinden önce ve 29/6/2012 tarihinden sonra yapılan aktarımlar için aktarım tarihinden itibaren 3 yıl içinde çıkanlara yapılan programlı geri ödemelerde bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irat tutarlarına uygulanacak stopaj oranı,

            hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            6327 sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (16) numaralı bentde;

             Bireysel emeklilik sisteminden;

  1. a) On yıldan az süreyle katkı payı ödeyerek ayrılanlar ile bu süre içinde kısmen ödeme alanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (28/3/2001 tarihli ve 4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.),
  2. b) On yıl süreyle katkı payı ödemiş olmakla birlikte emeklilik hakkı kazanmadan ayrılanlar ile bu süre içinde kısmen ödeme alanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (4632 sayılı Kanun kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.),
  3. c) Emeklilik hakkı kazananlar ile bu sistemden vefat, maluliyet veya tasfiye gibi zorunlu nedenlerle ayrılanlara yapılan ödemelerin içerdiği irat tutarı (4632 sayılı Kanun kapsamında bireysel emeklilik hesabına yapılan Devlet katkılarının ödemeye konu olan kısımlarına isabet eden irat tutarı dahil.),

            menkul sermaye iradı olarak tanımlanmıştır.

            6327 sayılı Kanunla değişik Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (16) numaralı bendinde bu menkul sermaye iratlarından vergi tevkifatı yapılacağı hüküm altına alınmış olup, söz konusu tevkifata ilişkin oranlar Bakanlar Kurulunun 12/1/2009 tarihli ve 2009/14592 sayılı Kararnamesinin eki Kararda değişiklik yapan 6/9/2012 tarihli ve 2012/3571 sayılı Kararı ile 29/8/2012 tarihinden itibaren yapılacak ödemeler için geçerli olmak üzere, Gelir Vergisi Kanununun 75 inci maddesinin ikinci fıkrasının (16) numaralı bendinin (a) alt bendinde yer alan menkul sermeye iratları için % 15, (b) alt bendinde yer alan menkul sermeye iratları için % 10, (c) alt bendinde yer alan menkul sermeye iratları için % 5 olarak belirlenmiştir.

            Diğer taraftan, 14/6/2007 tarihli ve 26552 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 41 inci maddesi ile 4632 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine aşağıda yer alan beşinci ve altıncı fıkralar eklenmiş olup, bu düzenleme ile yürürlük tarihinden itibaren beş yıl içinde dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketindeki emekliliğe yönelik birikimlerin ve taahhütlere ilişkin tutarların bireysel emeklilik sistemine aktarımına imkan tanınarak, aktarımlarla ilgili işlemler her türlü vergi, resim ve harçtan muaf tutulmuştur;

            “Yetkili organlarınca karar alınması kaydıyla, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketindeki emekliliğe yönelik birikimler ve taahhütlere ilişkin tutarlar kısmen veya tamamen bu fıkranın yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıl içinde yapılmak kaydıyla ve Müsteşarlıkça belirlenecek esaslar çerçevesinde bireysel emeklilik sistemine veya yıllık gelir sigortalarına aktarılabilir. Birikimlerin veya taahhütlere ilişkin tutarların ödenmesine yönelik gayrimenkul satışları dahil olmak üzere aktarımlarla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Bu muafiyet, doğabilecek gelir vergisi yükümlülüğünü de kapsar. Bu fıkra kapsamında yıllık gelir sigortalarına intibak ettirilenlerden veya emeklilik sözleşmesi akdetmiş olan katılımcılardan giriş aidatı alınmaz ve aktarılan tutar üzerinden herhangi bir kesinti yapılmaz.

            Üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketinin emekliliğe yönelik faaliyetlerinin aktüeryal denetimini Müsteşarlık yapar.”

            6327 sayılı Kanunun 30 uncu maddesi ile aktarımlar hakkındaki söz konusu beşinci ve altıncı fıkralar değiştirilmiş, ayrıca 6456 sayılı Kanunla anılan geçici 1 inci maddenin altıncı fıkrasına birinci cümleden sonra gelmek üzere bir cümle eklenmiştir. Bu değişiklikler sonucu anılan geçici 1 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkraları aşağıdaki şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır:

            “Yetkili organlarınca karar alınması kaydıyla, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketleri nezdinde 16/4/2012 tarihi itibarıyla mevcut bulunan emeklilik taahhüt planları kapsamındaki yurt içi ya da yurt dışındaki birikimler ve taahhütlere ilişkin tutarlar (plan esaslarına göre aktarım tarihine kadar mutat yapılan ödemeler nedeniyle oluşanlar dahil), 31/12/2015 tarihine kadar kısmen veya tamamen bireysel emeklilik sistemine aktarılabilir. Belirlenmiş katkı esasına göre yürütülen emeklilik taahhüt planlarından yapılan aktarımlarda ilgili kuruluşun yetkili organlarınca karar alınması şartı aranmayabilir.

            Beşinci fıkra kapsamında bireysel emeklilik sistemine aktarılan tutarlar gelir vergisinden müstesnadır. (6456 sayılı Kanunun 35 inci maddesiyle eklenen cümle) Müsteşarlıkça uygun görülen programlı geri ödeme tutarları hariç, aktarım tarihinden itibaren üç yıl içinde katılımcı tarafından malûliyet ve ölüm haricindeki bir nedenle, aktarılan birikimlerin bir kısmının veya tamamının alınarak sistemden çıkılması durumunda, aktarım nedeniyle istisnadan yararlanılan tutar üzerinden yüzde 3,75oranında gelir vergisi tevkifatı yapılır. Aktarım yapan üyelerin sistemde kazanacakları süreye ve üyelerden sosyal güvenlik sistemi ve tabi olduğu vakıf senedi kapsamında emeklilik hakkı kazanmış olanların aktarım sonrası sistemde emeklilik hakkı kazanacağı yaşa ilişkin esas ve usuller Müsteşarlıkça belirlenir.”

            6456 sayılı Kanunla 4632 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinde yapılan değişiklik 18/4/2013 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, konuyla ilgili olarak yayımlanan 26/11/2013 tarihli ve 92 sıra numaralı Gelir Vergisi Sirkülerinde ;

            “…

            3.Aktarım nedeniyle istisna ve tevkifat uygulaması

            “Yukarıda yer alan Kanun hükümleri çerçevesinde; yetkili organlarınca karar alınması kaydıyla, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu (VASA) veya sair ticaret şirketleri nezdinde 16/4/2012 tarihi itibarıyla mevcut bulunan emeklilik taahhüt planları kapsamındaki yurt içi ya da yurt dışındaki birikimler ve taahhütlere ilişkin olup, 6327 sayılı Kanunun 30 uncu maddesinin yürürlük tarihi olan 29/6/2012 tarihinden 31/12/2015 tarihine kadar bireysel emeklilik sistemine aktarılan tutarlar, aktarım aşamasında gelir vergisinden istisna edilecektir.

            Anılan madde kapsamında istisna edilen tutarlar, 7/10/2001 öncesi kurulmuş olan emekli ve yardım sandıklarının üyeleri dahil, VASA üyeleri tarafından bu kuruluşlara ödenen anapara tutarlarının değerlendirilmesi sonucu doğan getiri tutarlarını ifade etmektedir………

            …

            4632 sayılı Kanunun 6327 sayılı Kanunla değişik geçici 1 inci maddesi kapsamında 29/6/2012 tarihinden 31/12/2015 tarihine kadar yapılan aktarımlar için; 18/4/2013 ve sonrasında aktarım tarihinden itibaren üç yıl içinde birikimlerin bir kısmının veya tamamının alınarak bireysel emeklilik sisteminden çıkılması durumunda aktarım nedeniyle istisna edilen getiri tutarlarının tamamı üzerinden, çıkış aşamasında ilgili emeklilik şirketi tarafından % 3,75 oranında tevkifat yapılacaktır. Aktarımı yapan VASA üyesi veya sair ticaret şirketi çalışanlarının,  üyesi olduğu VASA’dan veya çalıştığı ticaret şirketinden başka şirketlere de aktardığı birikimleri varsa, tevkifat uygulaması, sadece kısmen veya tamamen birikimlerin alındığı emeklilik şirketi nezdinde bu şirkete aktarılan ve istisna edilen tutarlarla sınırlı olmak üzere gerçekleştirilecektir.

           …

           Ayrıca, katılımcı tarafından malûliyet ve ölüm nedeniyle sistemden çıkılması veya aktarım tarihinden itibaren bireysel emeklilik sisteminde üç yıl kalındıktan sonra sistemden çıkılması durumunda, aktarım nedeniyle istisna edilen getiri tutarları üzerinden tevkifat yapılmayacağı gibi, Hazine Müsteşarlığınca uygun görülen programlı geri ödeme tutarları da tevkifat uygulamasına konu olmayacaktır. Ancak 3 yıl içerisinde aktarılan birikimlerin bir kısmının veya tamamının alınarak sistemden çıkılması durumunda istisna edilen getiri tutarının,  programlı geri ödeme tutarına isabet eden kısmı haricindeki tutar üzerinden % 3,75 oranında tevkifat yapılacaktır.

            4.Bireysel emeklilik sisteminden doğan iratlar için tevkifat uygulaması

            Anılan geçici madde kapsamında 29/6/2012 tarihinden 31/12/2015 tarihine kadar yapılan aktarımlar için, aktarım tarihinden itibaren üç yıl içinde sistemden çıkılması durumunda, madde kapsamında yapılan aktarım sonrasında bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irat tutarları üzerinden % 15 oranında tevkifat yapılacaktır.

            Diğer taraftan, anılan geçici madde kapsamında aktarım tarihinden itibaren üç yıldan fazla bir süre sistemde kalındıktan sonra çıkılması durumunda ise madde kapsamında yapılan aktarım sonrasında sadece bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irat tutarı üzerinden, sistemde kalış süresine bağlı olarak (VASA’larda veya sair ticaret şirketlerinde geçen süreler de dahil) tevkifat oranı belirlenecektir.”

             açıklamalarına yer verilmiştir.

            Ayrıca, üyelerine veya çalışanlarına emekliliğe yönelik taahhütte bulunan dernek, vakıf, sandık, tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşu veya sair ticaret şirketindeki emekliliğe yönelik birikimlerin veya taahhütlere ilişkin tutarların kısmen veya tamamen bireysel emeklilik sistemine aktarılmasına ilişkin usul ve esaslar, 19/7/2008 tarihli ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Dernek, Vakıf, Sandık ve Diğer Kuruluşlardan Bireysel Emeklilik Sistemine ve Yıllık Gelir Sigortasına Aktarım Hakkında Yönetmelik”te düzenlenmiş olup, söz konusu Yönetmelikte, 29/12/2012 tarihli ve 28512 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişiklikler yapılmıştır.

            Buna göre;

            1- 5684 sayılı Kanunla 4632 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine eklenen fıkrada, dernek, vakıf, sandıklar ile diğer kuruluşlardan (VASA) bireysel emeklilik sistemine yapılacak aktarımlarda sadece “aktarımlarla ilgili işlemlerin” istisna edilmiş olması nedeniyle, aktarılan tutarların bireysel emeklilik sisteminden ayrılma aşamasında istisna edildiğinin kabulü mümkün olmayıp, dernek, vakıf ve sandıklardan bireysel emeklilik sistemine aktarılan tutarların mutlak surette anapara ve nema olarak ayrıştırılarak sistemden çıkılması durumunda nemanın gelir vergisi tevkifatına tabi tutulması gerekmektedir.

            Bilindiği üzere, 5684 sayılı Kanunla 4632 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine eklenen fıkrada aktarımla ilgili işlemler veya bu işlemler nedeniyle doğabilecek gelir vergisi yükümlülükleri muafiyet kapsamına alınmış olup, aktarılan tutarların vergiden muaf olacağı şeklinde bir hüküm bulunmadığı gibi “Bu muafiyet, doğabilecek gelir vergisi yükümlülüğünü de kapsar.” ifadesinin de aktarılan tutarların bireysel emeklilik sisteminden çıkış aşamasında vergiden muaf olarak kabul edileceği yönünde yorumlanması mümkün bulunmamaktadır.

            Şöyle ki, kanuni düzenleme ile amaçlanan VASA bünyesinde tahakkuk etmiş olan nemaların aktarım sonrası bireysel emeklilik sisteminden çıkış aşamasında vergisiz bir şekilde elde edilmesini sağlamak  değil, aktarım işleminin, aynı zamanda VASA’dan çıkış işlemi olarak değerlendirilmeyeceği ve dolayısıyla bu işlem sırasında herhangi bir gelir vergisi yükümlülüğü doğmayacağı hususları açıklığa kavuşturulmak suretiyle mükellefler nezdinde doğabilecek tereddütlerin giderilmesidir.

            Düzenlemenin aksi yönde yorumlanması, VASA’lardan bireysel emeklilik sistemine aktarım sonrasında üyelerin ve/veya katılımcıların sistemden ayrılmasını teşvik edecek ve bireysel emeklilik sistemini olumsuz şekilde etkileyecektir.

            Bu nedenle, 29/6/2012 tarihinden önce aktarım yapılarak, aktarım tarihinden itibaren üç yıl içerisinde bireysel emeklilik sisteminden çıkılması durumunda, aktarımla birlikte sisteme yeni girilmiş olunacağından,  hem VASA’dan elde edilen hem de bireysel emeklilik sisteminde elde edilen nema tutarlarının toplamı üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (16) numaralı bendinin (a) alt bendine göre % 15 oranında tevkifat yapılması gerekmektedir.

            Öte yandan, 29/6/2012 tarihinden önce aktarım yapılarak, aktarım tarihinden itibaren üç yıldan fazla bir süre bireysel emeklilik sisteminde kalındıktan sonra çıkılması durumunda ise VASA’da ve bireysel emeklilik sisteminde elde edilen nema tutarlarının toplamı üzerinden sistemde kalış süresine bağlı olarak (VASA’larda geçen süreler de dahil)  Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (16) numaralı bendinin (a), (b) ve (c) alt bentlerine göre % 15, % 10 veya % 5 oranlarında tevkifat yapılması gerekmektedir.

          2- 4632 sayılı Kanunun 6327 sayılı Kanunla değişik geçici 1 inci maddesi kapsamında 29/6/2012 tarihinden 31/12/2015 tarihine kadar yapılan aktarımlar için; 18/4/2013 ve sonrasında aktarım tarihinden itibaren üç yıl içerisinde birikimlerin bir kısmının veya tamamının alınarak bireysel emeklilik sisteminden çıkılması durumunda aktarım nedeniyle istisna edilen VASA’dan elde edilen nema tutarının tamamı üzerinden, çıkış aşamasında ilgili emeklilik şirketi tarafından % 3,75 oranında tevkifat yapılması gerekmektedir. Aktarım tarihinden itibaren üç yıl içerisinde bireysel emeklilik sisteminden çıkılması durumunda, Hazine Müsteşarlığınca uygun görülen programlı geri ödemeler içerisinde yer alan istisnadan yararlanan VASA kaynaklı nema tutarları üzerinden ise  % 3,75 oranında tevkifat yapılması söz konusu değildir.

            Ayrıca, 4632 sayılı Kanunun 6327 sayılı Kanunla değişik geçici 1 inci maddesine göre bireysel emeklilik sistemine aktarılan tutarlar gelir vergisinden müstesna tutulmuş olduğundan, ilgili dönemde yapılan aktarım sonrası 3 yıl içinde gerçekleştirilen programlı geri ödemelerde Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi kapsamında tevkifat yoluyla vergilendirilmesi gereken kısım,  programlı geri ödemeler içerisinde yer alan VASA kaynaklı nema tutarı değil, bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irat tutarıdır.

             3- 29/6/2012 tarihinden sonra yapılan aktarımlar için; bireysel emeklilik sisteminden emeklilik hakkı kazananlara yapılan Hazine Müsteşarlığınca uygun görülen programlı geri ödemelerin bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irada ilişkin kısmı üzerinden Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının  (16) numaralı bendinin (c) alt bendine göre % 5oranında tevkifat yapılması gerekmektedir.

            Aktarım tarihinden itibaren üç yıl dolmadan sistemden çıkılması halinde ise söz konusu ödemelerin emekliliğe hak kazananlara yapılan ödeme olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp, on yıldan az süreyle katkı payı ödeyerek ayrılanlara yapılan ödeme kapsamında, bireysel emeklilik sisteminde elde edilen irada ilişkin kısmın anılan madde bendinin (a) alt bendine göre % 15 oranında vergilendirilmesi ve sistemden erken ayrılan katılımcılardan söz konusu vergi farkının aranması gerekmektedir.

            Sistemden üç yıl dolmadan ayrılanlara yapılan programlı geri ödemelere uygulanacak tevkifat oranı açısından,  aktarımın 29/6/2012 tarihinden önce veya sonra yapılmasının bir önemi bulunmamaktadır. Ancak, 29/6/2012 tarihinden önce yapılan aktarımlarda programlı geri ödemelere ilişkin tevkifat matrahına VASA kaynaklı nema tutarlarının da dahil edilmesi gerektiği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.03.04[61-2014/4]-495 27/08/2014
Konu :

Manevi tazminat ödemesi üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eki yazınızda, davacı … vekili Av. …’ın, müvekkilinin ”rehberlik” branşında olmasına rağmen ”motor” branşına atanması nedeniyle atama işleminin iptali için … Bakanlığı aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açtığı, dava sonunda Bakanlık aleyhine 1.000.-TL. manevi tazminata karar verildiği belirtilerek, söz konusu manevi tazminat tutarının ödenmesi aşamasında gelir vergisi kesintisi yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61’inci maddesinde;

            “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almaktadır.

            Anılan Kanunun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendine göre de, hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61’inci maddede yazılı olup, ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) 103 ve 104’üncü maddelere göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

            Aynı Kanunun 25’inci maddesinde ise, gelir vergisinden müstesna tazminat ve yardımlar tadadi olarak sayılmıştır.

             Öte yandan, ”tazminat” kavramı maddi ve manevi anlamda uğranılan zarar karşılığında ödenen para ya da ödeneği ifade etmekte olup, kişilerin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi karşılamaya yönelik olarak yapılan ödemeler maddi tazminat kavramının konusunu oluştururken, mal varlığı dışındaki hukuki değerlere yapılan saldırılarla meydana getirilen eksilmenin giderilmesi ve zarara uğrayan şahsın  manevi varlığında meydana gelen tahribatın kısmen de olsa hafifletilmesine yönelik ödemeler ise manevi tazminatın konusunu oluşturmaktadır.

            Buna göre, kişinin manevi değerlerinde sebep olunan zararı tazmin amacıyla mahkeme kararıyla maddi bir bedel olarak tayin edilen, ancak fiili bir çalışma ya da hizmetin karşılığı olmayan manevi tazminatın, bir işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak bir hizmet karşılığı yapılan bir ödeme olmaması nedeniyle ücret olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmamakta olup, söz konusu ödemeler üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılmaması gerekmektedir.

            VERASET VE İNTİKAL VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN:

            7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti uyruğunda bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset yoluyla veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir şekilde bir şahıstan diğer şahsa intikalinin veraset ve intikal vergisine tabi olduğu, 2’nci maddesinde ise “İvazsız intikal” tabirinin, hibe yoluyla veya herhangi bir tarzda olan ivazsız iktisapları ifade ettiği, maddi ve manevi bir zarar mukabili verilen tazminatların ivazsız sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

            Öte yandan, ivazsız intikal olarak kabul edilmemesi nedeniyle, maddi ve manevi bir zarar karşılığı ödenen paraların veraset ve intikal vergisine tabi tutulması mümkün değildir. Dolayısıyla, … vekili Av. … tarafından açılan dava sonucu davacıya ödenmesine hükmedilen 1.000.- TL manevi tazminatın veraset ve intikal vergisine tabi tutulmaması gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 27575268-105[262-2013-209]-831 27/08/2014
Konu :

Kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre müteahhidin arsa rayiç bedelini maliyete eklemesi hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda; … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuz, arsa sahiplerinden kat karşılığı inşaat yapmak üzere aldığınız arsa karşılığında bedel ödenmeyip sadece arsa sahiplerine daire verileceği belirtilerek, arsa bedelinin maliyet hesaplarına dahil edilip edilmeyeceği hususunda Başkanlığımızın görüşü talep edilmiştir.

            A-GELİR VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinin birinci fıkrasında, her türlü ticari ve sınai faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu hükmüne yer verilmiş olup, aynı maddenin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle devamlı olarak uğraşanların bu işlerinden elde edilen kazancın ticari kazanç sayılacağı hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 38 inci maddesinde; “Bilanço esasına göre ticari kazanç, teşebbüsdeki öz sermayenin hesap dönemi sonunda ve başındaki değerleri arasındaki müsbet farktır. Bu dönem zarfında sahip ve sahiplerce:

  1. İşletmeye ilave olunan değerler bu farktan indirilir;
  2. İşletmeden çekilen değerler ise farka ilave olunur.

            Ticari Kazancın bu suretle tespit edilmesi sırasında, Vergi Usul Kanunun değerlemeye ait hükümleri ile bu Kanunun 40 ve 41 maddeleri hükümlerine uyulur.” hükmüne yer verilmiştir.

            Ayrıca ticari kazancın tespitine ilişkin Gelir Vergisi Kanunun 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasında; “Elde edilen hasılat, tahsil olunan paralarla tahakkuk eden alacakları; giderler ise, tediye olunan ve borçlanılan meblağları ifade eder.” parantez içi hükmü yer almaktadır.

            Kat karşılığı inşaat sözleşmelerine göre müteahhit tarafından arsa sahibinin arsası üzerine istenilen ve kararlaştırılan miktarda taşınmaz (konut-işyeri) inşa edilmekte ve inşa edilen taşınmazların bir kısmı arsa karşılığı olarak arsa sahibine verilmektedir.

            Buna göre, kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre arsa karşılığı olarak arsa sahibine verilecek taşınmazların emsal bedelinin ticari kazancın tespitinde hasılat olarak dikkate alınması gerekmektedir.

  1. B) VERGİ USUL KANUNU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME:

            213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu, 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında faturanın, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenleneceği belirtilmiştir.

            Aynı Kanunun 234 üncü maddesinde; “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenlerle, defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabının ve çiftçilerin vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için tanzim edip işi yapana veya emtiayı satana imza ettirecekleri gider pusulası, vergiden muaf esnaf tarafından verilmiş fatura hükmündedir.” hükmü yer almaktadır.

            Diğer taraftan; mezkur Kanunun 262 nci maddesinde maliyet bedelinin, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin arttırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade ettiği, 269 uncu maddesinde, iktisadi işletmelere dahil bulunan gayrimenkullerin maliyet bedeliyle değerleneceği ve 270 inci maddesinde de gayrimenkullerde, maliyet bedeline, satın alma bedelinden başka, noter, mahkeme, kıymet takdiri, komisyon ve tellaliye giderleri ile Emlak Alım ve Özel Tüketim Vergilerini maliyet bedeline ithal etmekte veya genel giderler arasında göstermekte mükelleflerin serbest oldukları hükmü yer almaktadır.

            Mezkur Kanunun 267 nci maddesinde; “Emsal bedeli, gerçek bedeli olmayan veya bilinmeyen veyahut doğru olarak tespit edilemeyen bir malın, değerleme gününde satılması halinde emsaline nazaran haiz olacağı değerdir.

            Emsal bedeli sıra ile aşağıdaki esaslara göre tayin olunur:

            Birinci sıra: (Ortalama fiyat esası) aynı cins ve nevideki mallardan sıra ile değerlemenin yapılacağı ayda veya bir evvelki veya bir daha evvelki aylarda satış yapılmışsa, emsal bedeli bu satışların miktar ve tutarına göre mükellef tarafından çıkarılacak olan “Ortalama satış fiyatı” ile hesaplanır. Bu esasın uygulanması için, aylık satış miktarının, emsal bedeli tayin olunacak her bir malın miktarına nazaran %25’ten az olmaması şarttır.

            İkinci sıra: (Maliyet bedeli esası) Emsal bedeli belli edilecek malın, maliyet bedeli bilinir veya çıkarılması mümkün olursa, bu takdirde mükellef bu maliyet bedeline, toptan satışlar için %5, perakende satışlar için %10 ilave etmek suretiyle emsal bedelini bizzat belli eder.

            Üçüncü sıra: (Takdir esası) Yukarıda yazılı esaslara göre belli edilemeyen emsal bedelleri ilgililerin müracaatı üzerine takdir komisyonunca takdir yolu ile belli edilir. Takdirler, maliyet bedeli ve piyasa kıymetleri araştırılmak ve kullanılmış eşya için ayrıca yıpranma dereceleri nazara alınmak suretiyle yapılır. Takdir edilen bedellere mükelleflerin vergi mahkemesinde dava açma hakkı mahfuzdur. Ancak, dava açılması verginin tahakkuk ve tahsilini durdurmaz.

            Emsal bedelinin mükellef tarafından bizzat hesaplandığı hallerde, bu hesaplara ait kayıt ve cetveller ispat edici kağıtlar olarak muhafaza edilir.

            Yukarıdaki esaslarla mukayyet olmaksızın kaza mercilerinin re’sen biçtikleri değerler ile zirai kazanç ölçülerini tespit eden kararnamelerde yer alan unsurlar emsal bedeli yerine geçer.

            Ücretle yapılan imalatta ücretin gerçek miktarının bilinmemesi veya doğru olarak tayin edilememesi hallerinde tespit edilecek emsal ücret de aynı esaslara göre tayin olunur.” hükmü bulunmaktadır.

            Genellikle kat/arsa karşılığı inşaatlarda;

            – Kat/ Arsa karşılığı olmak üzere arsa sahibine daire/işyeri verilmesi durumunda karşılığı ayni olan bir taahhüt söz konusudur. Arsa sahibi arsasının bir kısmını müteahhide devretme, müteahhit ise bunun karşılığında inşa edeceği dairelerin/işyerlerinin bir kısmını arsa sahibine devretme taahhüdünde bulunmaktadır.

            – Arsa sahibi arsasının belli bir payını devretmiş olup, karşılığında müteahhidin verdiği dairelere, işyerlerine veya belli bir nakit paraya sahip olmaktadır. Arsa payının bir kısmı ise kendisinde kalmakta, bu kalan kısım da müteahhit tarafından kendisine verilen dairelere isabet etmektedir.

            – Arsa sahibi ticari işletme ise, bu işlem sonucunda arsasının bir kısmı elden çıkmakta, bunun karşılığında dairelere, işyerlerine veya belli bir nakit paraya sahip olmaktadır. Ticari işletmenin müteahhide devretmediği arsa payı, müteahhitçe verilen dairelere isabet ettiği için ticari işletme bu iktisadi kıymetleri kayıtlarına arsa payı dâhil olarak kaydetmelidir.

            – Müteahhit ise, inşa ettiği dairelerden/işyerlerinden bir kısmını arsa sahibine vermekte olup, bunun karşılığında elde ettiği iktisadi kıymet ise müteahhidin arsa sahibinden devraldığı (müteahhide kalan dairelere isabet eden) arsa payıdır. Buna göre, arsa sahibine bırakılan dairelerin/işyerlerinin karşılığında müteahhit ise kendisinde kalan dairelere/işyerlerine isabet eden arsa payını devralmaktadır.

            – Müteahhit açısından arsa maliyeti (arsa payı karşılığında) arsa sahibine teslim edilen daire ve işyerlerinin yapımı için yapılan harcamaların toplamını oluşturmakta olup, bu bedel inşaat maliyetinin de içerisinde yer almaktadır. Buna göre, arsa karşılığında müteahhit firma tarafından arsa sahibine verilecek daireler, işyerleri için yapılan harcamalar veya ödenen nakit para müteahhit firma açısından arsa sahibinden alınan arsa payının maliyet bedeli olacaktır.

            Bu açıklamalara göre;

            – Müteahhit tarafından, kat karşılığı olmak üzere arsa sahibine bırakılan daireler için, söz konusu dairelerin teslim edilmesinden (inşaatın tamamlanarak mülkiyetin alıcıya geçmesinden veya tescilden önce dairelerin alıcıların kullanımına terk edilmesinden) itibaren yedi gün içerisinde arsa sahibi adına Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesine göre tespit edilen emsal bedel üzerinden fatura düzenlenmesi,

           – Müteahhide teslim edilen arsanın bir iktisadi işletmeye dâhil olması veya arsa sahibinin arsa alım satımını mutad ve sürekli bir faaliyet olarak sürdürmesi halinde, teslim edilen arsa için arsa sahibi tarafından, müteahhitçe arsa sahibine teslim edilen dairelerin emsal bedeli üzerinden müteahhit adına fatura düzenlenmesi,

           – Arsa sahibinin gerçek usulde mükellefiyetini gerektirmeyecek şekilde, arızi bir faaliyet olarak arsasını müteahhide tesliminde, arsa sahibinin mükellef olmamasından dolayı müteahhit tarafından arsa sahibi adına teslim edilen dairelerin emsal bedeli üzerinden gider pusulası düzenlenmesi,

            – Müteahhidin kendisine kalan daireleri üçüncü kişilere satması durumunda ise; tapuda tescil işleminin yapıldığı tarihten itibaren, tescilden önce dairelerin alıcıların kullanımına terk edilmesi durumunda, bu tarihten itibaren yedi gün içerisinde satış bedeli üzerinden fatura düzenlemesi

            gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 18008620-120[ÖZG-2013-28]-81 15/08/2014
Konu :

Diş Hekiminin Aldığı İmplant Dişin Giderleştirilmesi.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, diş hekimliği faaliyetinizde kullanılmak üzere Eylül ayı içinde implant takma diş satın aldığınız ve serbest meslek kazanç defterinizde giderleştirdiğiniz, alınan ürünün bir miktarını hastalarınızda kullanarak gelir elde ettiğiniz belirtilerek  kullanılmayan ve giderleştirmiş olduğunuz miktarının gelir geçici vergi beyannamesinde indirim konusu yapılıp yapılmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşünün talep edildiği anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;

             – 65 inci maddesinde; “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.

            – 37 nci maddesinin ikinci fıkrasının (7) numaralı bendinde, “Diş protezciliğinden elde edilen kazançlar” ın ticari kazanç sayılacağı,

            hükümleri yer almaktadır.

            Buna göre; Gelir Vergisi Kanununun 65 inci maddesinde yer alan tanımdan anlaşılacağı üzere bir faaliyetin serbest meslek faaliyeti olup olmadığı, faaliyetin;

            -Sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanması,

            -Bir işverene bağlı olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılması,

            -Devamlı olması,

            unsurlarını taşıyıp taşımadığına bağlı bulunmaktadır. Ayrıca, faaliyetin devamlı olması özelliği de serbest meslek faaliyetini, arızi olarak yapılan serbest meslek faaliyetinden ayırmaktadır.

            Diğer taraftan, serbest meslek erbabının faaliyeti sırasında diğer kişilerden mal ve hizmet satın alması bu faaliyetin serbest meslek faaliyeti olma özelliğini değiştirmemektedir.

            Dolayısıyla, diş hekimleri faaliyetleri sırasında sipariş ettikleri, implant dişleri hastalarına takmaları mümkün bulunduğundan, bu faaliyetten elde edilen kazancın serbest meslek kazancı olarak değerlendirilmesine engel değildir.

            Öte yandan, Aynı Kanunun “Serbest Meslek Kazancının Tespiti” başlıklı 67 nci maddesinin birinci fıkrasında, “Serbest meslek kazancı bir hesap dönemi içinde serbest meslek faaliyeti karşılığı olarak tahsil edilen para ve ayınlar ve diğer suretlerle sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerden bu faaliyet dolayısıyla yapılan giderler indirildikten sonra kalan farktır.” hükmüne yer verilmiştir.

            Söz konusu Kanunun “Mesleki giderler” başlıklı 68 inci maddesinde ise serbest meslek kazancının tespitinde indirilecek giderler bentler halinde sayılmış olup (7) numaralı bentte, mesleki faaliyetin ifası için ödenen mal ve hizmet alım bedellerininserbest meslek kazancının tespitinde hasılattan gider olarak indirim konusu yapılabileceği belirtilmiştir.

            Diğer taraftan, aynı Kanunun mükerrer 120 nci maddesinde, ticari kazanç sahipleri (basit usulde vergilendirilenler hariç) ile serbest meslek erbabının cari vergilendirme döneminin gelir vergisine mahsup edilmek üzere, geçici vergi ödeyecekleri hükme bağlanmıştır.

            Konuya ilişkin açıklamaların yapıldığı 27.12.1998 tarih ve 23566 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 217 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nin “Geçici Vergiye Esas Kazancın Tespiti” başlıklı 3 üncü bölümünde; “Mükellefler, vergilendirme dönemleri itibariyle geçici vergiye tabi kazançlarının belirlenmesinde, ticari veya mesleki kazancın tespitine ilişkin olarak Gelir Vergisi Kanunu’nda yer alan hükümlere uymak zorundadırlar…” denilmiştir.

            Aynı Tebliğin “Özellik Gösteren Durumlar” başlıklı 4 üncü bölümünde ise; “Mükellefler geçici vergiye tabi kazançlarının tespitinde, söz konusu kazançlarını yıllık beyanname ile beyan etmeleri halinde yararlanabilecekleri tüm indirim ve istisnaları dikkate alabileceklerdir.” açıklamasına yer verilmiştir.

            Öte yandan, serbest meslek kazançlarında geçerli olan “tahsil esası” kuralı gelirler ve giderler yönünden geçerli olduğundan yıl içerisinde mal ve hizmet alım bedelleri için yapılan ödemelerin tamamının satın alındığı yılda gider olarak dikkate alınacağı tabiidir.

            Buna göre, serbest meslek kazancı olarak vergilendirilen diş hekimliği faaliyetinizin ifası için  ödenen implant diş bedellerinin, henüz hastalarda kullanılmayan kısmı da dahil olmak üzere ilgili döneme ait geçici vergiye tabi kazancınızın tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 97677631-120.01.03.02[61-2014/1]-23 13/08/2014
Konu :

Fazla Ücret Ödemesinde Tevkifat

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzun incelenmesinden, Uzmanlaşmış Meslek Edindirme Merkezi (UMEM) ve işbaşı eğitim kapsamında kursiyer işçi çalıştırdığınız, kursiyerlerin ücretlerinin ve SGK kesintilerinin İŞKUR tarafından karşılandığı, tarafınızca İŞKUR tarafından verilen ücrete ilaveten iş barışının ve işçilerin işe intibaklarının sağlanması amacıyla işçilere ücret ödeneceği belirtilerek, ödenecek bu ücretler üzerinden 193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun hükümlerine göre tevkifat yapılıp yapılamayacağı konusunda tereddüte düştüğünüz anlaşılmıştır.

             193 Sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61′ inci maddesinde, “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almıştır.

             Öte yandan, ücret ödemelerine ilişkin açıklamaların yer aldığı 149 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde, muafiyet ve istisna kapsamına girmeyen ve her ne ad altında yapılırsa yapılsın ücret tanımı içine giren tüm ödemelerin, ücret olarak vergiye tabi tutulacağı; 160 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde ise bir hizmet erbabının birden fazla işverenden ücret alması halinde, her bir işverenin ödediği ücretlerin ayrı ayrı vergilendirildiği, dolayısıyla vergi tarifesinin her bir işverenin ödediği ücrete diğer işveren veya işverenlerin ödediği ücretle ilgilendirilmeksizin ayrı ayrı uygulanacağı açıklamalarına yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 62 nci maddesinde ise “İş verenler, hizmet erbabını işe alan, emir ve talimatları dahilinde çalıştıran gerçek ve tüzel kişilerdir…” denilmiş ve 94 üncü maddesinde de kimlerin hangi ödemelerden tevkifat yapacakları sayılmış olup, 1 inci bendinde hizmet erbabına ödenen ücretlerden 103 ve 104 üncü maddelere göre tevkifat yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

            Öte yandan, aynı Kanununun 94 üncü maddesinde “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar.” hükmü yer almaktadır.

            Konuya ilişkin olarak, 11/02/2004 tarihinde yayımlanan 16 No.lu Gelir Vergisi Sirkülerinin 3.2 Bölümünde, “Tam mükellef gerçek kişiler tevkif yoluyla vergilendirilmiş, tek işverenden alınan ücretleri için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermeyeceklerdir. Birden fazla işverenden ücret geliri elde edilmesi durumunda, birden sonraki işverenden alınan ücretlerin toplamının gelir vergisi tarifesinin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşması halinde birinci işverenden alınan da dahil olmak üzere ücret gelirlerinin tamamı beyan edilecektir.

            Birden fazla işverenden ücret alınması halinde, birinci işverenden alınan ücretin hangisi olacağı serbestçe belirlenecektir.

            Tevkifata tabi tutulmamış ücret gelirleri (Gelir Vergisi Kanunu’nun 64. maddesinde yer alan diğer ücretler hariç) için tutarı ne olursa olsun yıllık beyanname verilecektir.” açıklaması yer almıştır.

             Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalar çerçevesinde,  şirketiniz ile İŞKUR’un  “işe alma ve emir ve talimatları dahilinde çalıştırma” yönlerinden ayrı işverenler olarak değerlendirilmesi gerekmekte olup, şirketinizde çalıştırılan kursiyerlere İŞKUR tarafından yapılan ödemelere ilaveten ödenen tutarların ücret hükümlerine göre Gelir Vergisi Kanununun 61, 94 ve 103 üncü maddeleri kapsamında tevkifata tabi tutulması gerekmektedir.

             Öte yandan, birden fazla işverenden alınan ücret geliri toplamının Gelir Vergisi Kanununun 103 üncü maddesinde yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı (285 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile 2014 takvim yılı gelirlerinin vergilendirilmesinde esas alınmak üzere  27.000 TL) aşması halinde birinci işverenden alınan dahil olmak üzere elde edilen ücret gelirlerinin tamamının kursiyerlerce yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 85373914-120[40.01.42]-75 07/08/2014
Konu :

Teleskopla verilen hizmetin esnaf muaflığı kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, kendinize ait teleskop ile 1 TL karşılığında hizmet vermek istediğiniz belirtilerek, bu faaliyetinizden dolayı esnaf muaflığından faydalanıp faydalanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinde vergiden muaf esnafa ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, kimlerin esnaf muaflığından faydalanacakları maddede bentler halinde sayılmıştır.

             Söz konusu maddenin (2) numaralı bendinde, bir iş yeri açmaksızın gezici olarak ve doğrudan doğruya müstehlike iş yapan hallaç, kalaycı, lehimci, musluk tamircisi, çilingir, ayakkabı tamircisi, kundura boyacısı, berber, nalbant, fotoğrafçı, odun ve kömür kırıcısı, çamaşır yıkayıcısı ve hamallar gibi küçük sanat erbabının esnaf muaflığından yararlanacakları belirtilmiştir.

            Öte yandan, konuya ilişkin olarak Saruhanlı Vergi Dairesi Müdürlüğünce hakkınızda düzenlenen 24.06.2014 tarihli yoklama fişinin tetkikinden, kendinize ait 2-3 kg ağırlığında üç ayaklı sehpa üzerine monte edilebilen teleskop ile Manisa İli ve İlçelerinde seyyar olarak 1 TL karşılığında ay ve yıldızlara baktırma işi yapacağınız, bugüne kadar faaliyette bulunmadığınız, bunun dışında geçiminizi tarım işlerinde gündelik yevmiye ile sürdürdüğünüz anlaşılmıştır.

            Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde; bir işyeri açmaksızın seyyar olarak  kendinize ait teleskopla yapacağınız  faaliyetinizden dolayı, Gelir Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin 2 numaralı bendi gereğince esnaf muaflığından yararlanmanız mümkün bulunmaktadır.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 37538499-120[89-2014/1]-22 04/08/2014
Konu :

Suriyedeki ihtiyaç sahiplerine yapılan ayni yardımın indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Suriye’deki ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla …… Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğine un bağışı yaptığınız ve söz konusu bağışın ilgili dernek tarafından tutanak karşılığında Türk Kızılayına teslim edildiği belirtilerek, yapmış olduğunuz bağışın Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine veya diğer bentlerine göre yıllık gelir vergisi matrahınızdan indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine göre, fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve vakıflara Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirilebilecektir.

            Gıda bankacılığı kapsamında yapılacak bağışlara ilişkin usul ve esaslar 251 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği ile belirlenmiş olup, “2. Bağışın Yapılacağı Dernek veya Vakıflar” başlıklı bölümünde, gıda maddesi bağışının dernek veya vakfa yapılmış olması gerektiği, ihtiyacı bulunanlara doğrudan veya başka organizasyonlar aracılığıyla yapılacak gıda yardımlarının gıda bankacalığı kapsamında yapılan bağış olarak değerlendirilemeyeceği, bağış kabul edecek dernek veya vakfın tüzüğünde veya senedinde ihtiyacı bulunanlara gıda yardımı yapabilmesine ilişkin hükümlerin bulunması gerektiği, bununla beraber dernek veya vakfın başka alanlarda faaliyet gösteriyor olmasının, kamuya yararlı dernek veya vergiden muaf olup olmamasının uygulama açısından herhangi bir önemi olmadığı açıkça belirtilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalar çerçevesinde, …….  Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneğinin tüzüğünde ihtiyacı bulunanlara gıda yardımı yapabilmesine ilişkin hükümlerin bulunmaması nedeniyle, yapmış olduğunuz bağışın Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendi kapsamında yapılmış bağış olarak değerlendirilemeyeceği tabiidir. Öte yandan söz konusu bağışın anılan Kanunun 89 uncu maddesinin diğer bentleri kapsamında da indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[18-14/21]-746 01/08/2014
Konu :

Söz, beste ve aranje çalışmaları

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, kendinize ait olan söz, beste ve aranje çalışmalarınız nedeniyle Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisnadan yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 ve 66 ncı maddelerine göre, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancı ve serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler de serbest meslek erbabıdır.

            Aynı Kanunun 18 inci maddesinde, “Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

            Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir.

            Yukarıda yazılı kazançların arızî olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

            Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanunun 94 üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.” hükmü yer almaktadır.

            Yine aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar”hükmüne yer verilmiş ve aynı maddenin 2/a bendinde de 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden (2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince) %17 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması öngörülmüştür.

            Aynı Kanunun 86 ncı maddesinin birinci fıkrasının (1/a) bendinde, tam mükellefiyette kazanç ve iratların istisna hadleri içinde kalan kısımları için yıllık beyanname verilmeyeceği ve diğer gelirleri için beyanname verilmesi halinde de bu gelirlerin beyannameye dahil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Özelge talep formunun ekinde yer alan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 30.05.2014 tarihli ve 105880 sayılı yazısında, söz, beste ve aranjman çalışmalarınızın 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine göre “musiki eseri ve işlenme” olarak değerlendirildiği belirtilmektedir.

            Buna göre, kendinize ait olan söz ve  beste çalışmalarınızdan dolayı elde edeceğiniz hasılata münhasır olmak üzere, Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisnadan faydalanmanız mümkün bulunmakta olup, söz konusu istisna kapsamında bulunan çalışmalarınızın Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasına istinaden tevkifat yapmak mecburiyetinde olanlarca satın alınması halinde, tarafınıza yapılacak ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapılacağı ve istisna hadleri içinde kalan bu kazançlarınız için yıllık beyanname verilmeyeceği tabiidir.

            Ancak, aranje çalışmalarınızın Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan meslek gruplarından ve çalışma türlerinden herhangi birine girmemesi nedeniyle anılan madde de yer alan istisna hükümlerinden faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

            Öte yandan, serbest meslek erbabının, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 153 üncü maddesi uyarınca işe başlamayı vergi dairesine bildirme, 172 ve 210 uncu maddeleri uyarınca serbest meslek kazanç defteri tutma, 236 ncı maddesi uyarınca da mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatları için serbest meslek makbuzu düzenleme mecburiyeti bulunmaktadır.

            Buna göre, serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenlerin, 213 sayılı Kanunun yukarıda belirtilen hükümlerinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir. Ancak, konuya ilişkin olarak 224 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde, münhasıran Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde belirtilen türden faaliyetlerde bulunan ve eserlerini sadece aynı Kanunun 94 üncü maddesinde belirtilen kişi veya kurumlara teslim eden serbest meslek erbabından isteyenlerin, defter tasdik ettirme ve tutma ile belge düzenleme zorunluluklarının kaldırıldığı açıklanmıştır.

            Bu çerçevede, söz konusu faaliyetinizi mutad meslek halinde ifa etmeniz ve istisna kapsamındaki eserlerinizi Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde sayılanlar dışındakilere de satmanız halinde, 213 Sayılı Kanunun 153, 172, 210 ve 236 ncı maddeleri uyarınca işe başlama bildiriminde bulunma, serbest meslek kazanç defteri tutma ve serbest meslek makbuzu düzenleme mecburiyetiniz bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 17192610-120[ÖZG-2014-32]-215 17/07/2014
Konu :

Bağımsız denetçi belgesi kurs ve yetkilendirme Belgesi ücretinin,Mali Sorumluluk Sigortasının, temizlik, v.s.giderlerin, çalışanların yemek bedelinin gider kaydı

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … TC kimlik numaralı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik faaliyetinden dolayı kayıtlı bulunduğunuz belirtilerek,

            – Kamu Gözetimi Kurumunca 15 yılını dolduran SMMM ve YMM lere verilen Bağımsız Denetçi Belgesi için üniversitelerden alınan eğitim (kurs) gideri ile … Vergi Dairesi Müdürlüğüne yatırılan Bağımsız Denetçi Yetkilendirme Belgesi ücretinin,

            – SGK, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve vergi dairesi tarafından kesilen cezaların yüksek olmasından bahisle, kendinizi ve mükelleflerinizi korumak amacıyla özel bir sigorta şirketine yaptırmış olduğunuz Mali Sorumluluk Sigortasının,

            – Büronuzda kullanılan temizlik, kağıt havlu, tuvalet kağıdı, deterjan vb. giderlerin,

            – Büronuzda çalışan elemanların (ortalama 6-9) öğle yemeklerini işyerinizin kaşesini taşıyan fişler karşılığında lokantadan yedikleri aylık KDV dahil toplam 500.-TL olan yemek bedelinin, her ayın sonunda toplu bir şekilde tek fatura olarak düzenlenip düzenlemeyeceği ile bu faturaların indirim konusu yapılıp yapılamayacağı,

            hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Serbest Meslek Kazancının Tarifi” başlıklı 65 inci maddesinde, “Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmıyan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır. … “ hükmü yer almaktadır.

            Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının 1 numaralı bendinde, mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderlerin, 2 numaralı bendinde, hizmetli ve işçilerin iş yerinde veya iş yerinin müştemilatındaki iaşe ve ibate giderlerinin, 7 numaralı bendinde ise mesleki faaliyetin ifası için ödenen mal ve hizmet alım bedellerinin, 9 uncu bendinde de mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen meslek, ilan ve reklam vergileri ile iş yerleriyle ilgili ayni vergi, resim ve harçların serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan indirilebileceği hükme bağlanmıştır.

            Anılan Kanunun 89 uncu maddesinde, gelir vergisi matrahının tespitinde gelir vergisi beyannamesinden yapılacak indirimlere yer verilmiş olup, 1 numaralı bendinde, ” Beyan edilen gelirin %15’ini ve asgari ücretin yıllık tutarını aşmamak şartıyla (Bu şartın tespitinde işverenler tarafından ücretliler adına bireysel emeklilik sistemine ödenen katkı payları ile 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (3) numaralı bendi ve bu bent kapsamında indirim konusu yapılacak prim ödemelerinin toplam tutarı birlikte dikkate alınır.) mükellefin şahsına, eşine ve küçük çocuklarına ait hayat sigortalarına ödenen primlerin %50’si ile ölüm, kaza, hastalık, sağlık, (6462 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen ibare. Yürürlük; 03.05.2013) engellilik, analık, doğum ve tahsil gibi şahıs sigorta primleri (Sigortanın Türkiye’de kâin ve merkezi Türkiye’de bulunan bir emeklilik veya sigorta şirketi nezdinde akdedilmiş olması, prim tutarlarının gelirin elde edildiği yılda ödenmiş olması ve ücret geliri elde edenlerin ücretlerinin safi tutarının hesaplanması sırasında ayrıca indirilmemiş bulunması şartıyla, eşlerin veya çocukların ayrı beyanname vermeleri halinde, bunlara ait prim kendi gelirlerinden indirilir.) denilmiş, 2 numaralı bendinde ise, “Beyan edilen gelirin % 10′ unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamalarının (mükerrer 121 inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak matrahlarından indiremezler).”

            hükmü yer almıştır.

            Ayrıca, 16 Mart 2006 tarihli ve 26110 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve 03 Mayıs 2007 tarihli ve 6511 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Mesleki Sorumluluk Sigortası Genel Şartları Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir Mesleki Sorumluluk Sigortası Klozu ile Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik mesleğini icra edenlerin de mesleki sorumluluk sigortası kapsamına alınmaları imkanı getirilmiş bulunmaktadır.

            Mesleki sorumluluk sigortasının şahıs sigortası kapsamına girip girmediği yönünde Başbakanlık Hazine Müsteşarlığının 17.12.2010 tarih ve 58352 sayılı yazısında, “….Bilindiği üzere, sigortacılık mevzuatında ayrım can ve mal sigortaları şeklinde yapılmıştır. Anılan sigorta da şahsı değil şahsın sorumluluğu nedeniyle mal varlığında meydana gelecek zararları sigortalayan bir mal sigortasıdır. Dolayısıyla, bu sigorta türünün anılan maddede yer alan “şahıs sigortası” kapsamında değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.” denilmiştir.

            Buna göre, sigortalının poliçede belirtilen ve ilgili taraflarca konusu tarif edilerek sınırları çizilen mesleki faaliyeti ifa ederken meydana gelen zarar, ziyan ve tazminatlar belli şartlar dahilinde sigorta kapsamına alınabilecektir. Ancak, söz konusu düzenlemelere göre Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlerin mesleki sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunluluğu bulunmadığından, isteğe bağlı olarak yaptırılan söz konusu sigorta giderlerinin serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

             Diğer taraftan, 26.12.2012 tarih ve 28509 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliğinde Bağımsız Denetçilik ile ilgili hükümler yer almış olup anılan yönetmeliğin 16 ncı maddesinde denetçilik sınavına ilişkin hüküm ve şartlarda belirtilmiştir.

            Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde; “Fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika” olarak tanımlanmış olup, “Faturanın Nizamı” başlığını taşıyan 231 inci maddesinin 5 numaralı bendinde ise; “Fatura, malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami yedi gün içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.” hükmü yer almaktadır.

            Bu hükümler çerçevesinde; yemek hizmetinin verildiği lokanta tarafından hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde fatura düzenlenmesi gerekmektedir. Yedi günlük dönemler dâhilinde aynı mükellefe yapılan hizmet ifaları için birinci günden itibaren yedi günü aşmamak kaydıyla toplu fatura düzenlenmesi de mümkün bulunmaktadır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 8 inci bendinde “Hizmet erbabına işverenlerce yemek verilmek suretiyle sağlanan menfaatler (İşverenlerce, işyerinde veya müştemilatında yemek verilmeyen durumlarda çalışılan günlere ait bir günlük yemek bedelinin 800.000 lirayı ( 2013 ve 2014 yılları için 12.00.-TL ) aşmaması ve buna ilişkin ödemenin yemek verme hizmetini sağlayan mükelleflere yapılması şarttır. Ödemenin bu tutarı aşması halinde, aşan kısım ile hizmet erbabına yemek bedeli olarak nakten yapılan ödemeler ve bu amaçla sağlanan menfaatler ücret olarak vergilendirilir.)” in gelir vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            Ayrıca konuya ilişkin olarak 186 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde;

             “………………………

            Buna göre, sözkonusu istisna hükmünün uygulanmasında;

             _ İşverenlerce yemek bedeli, doğrudan yemek verme hizmetini sağlayan veya bu işe aracılık eden kuruluşa ödenecek (hizmet erbabına ödenmeyecek)

             ……………………….

             Bu şartlar çerçevesinde işverenlerce, hizmet erbabına civar lokantalar veya yemek verme hizmeti sağlayan kuruluşlar vasıtasıyla temin edilen, menfaatler vergiden istisna edilecektir.

            ibaresi yer almış olup, yemek verme hizmetine ilişkin olarak yemek verme hizmetine aracılık eden kuruluşlar vasıtasıyla bu hizmetin sunulmasının istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmeyeceği açıklanmaktadır.

            Öte yandan konuyla ilgili olarak; 186 Nolu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde ve belge düzeni açısından uygulamanın nasıl yapılacağı yönüyle 382 Nolu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nde detaylı açıklamalara yer verilmiştir

            Yukarıda yer alan hükümler çerçevesinde;

            – Bağımsız Denetçi Belgesine ilişkin eğitim (kurs) gideri ile Bağımsız Denetçi Yetkilendirme Belgesine ilişkin ücretin Gelir Vergisi Kanununun  68 inci maddesindeki serbest meslek kazancının tespitinde indirilecek giderler arasında sayılmadığından, söz konusu giderler için yapılan ödemelerin serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak hasılattan indirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Ancak, Bağımsız Denetçi Belgesine ilişkin eğitim (kurs) giderlerinin anılan Kanunun 89 uncu maddesinin 2 numaralı bendinde yer alan şartların taşınması halinde, yıllık beyanname üzerinden indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

            – Mesleki faaliyeti ifa ederken meydana gelecek zararlara karşı ödenen mali sorumluluk sigortasının, Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin 1 numaralı bendinde yer alan şahıs sigortası kapsamında olmaması nedeniyle, yıllık beyanname üzerinden indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.

            – Büronuzda kullanılan temizlik, kağıt havlu, tuvalet kağıdı, deterjan v.s. temizlik malzemesi giderlerinin, yapılan işin mahiyetine uygun olması ve iş hacmi ile mütenasip bulunması ve Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince tevsik edici belgelere dayanmış olması şartıyla kurum kazancının tespitinde gider olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

            Öte yandan, yemek bedeli faturasının, yemek hizmetinin verildiği lokanta tarafından hizmetin yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içinde işveren adına düzenlenmiş olması şartıyla serbest meslek kazancının tespitinde gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

ayı : 38418978-120[18-14/16]-729 17/07/2014
Konu :

Yarışma programı hazırlama çalışmasının serbest meslek kazanç istisnası kapsamında olup olmadığı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda; “…” adlı yarışma programı hazırladığınız ve bu çalışmanızın Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü tarafından eser olarak kabul edildiği belirtilerek, Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisnadan yararlanıp yararlanamayacağınız konusunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 65 ve 66 ncı maddelerine göre, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar, serbest meslek kazancı ve serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler de serbest meslek erbabıdır.

            Aynı Kanunun  18 inci maddesinde, “Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını  satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

            Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir.

            Yukarıda yazılı kazançların arızî olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

            Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanun’un 94 üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.” hükmü yer almaktadır.

            Aynı  Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, tevkifat yapmak zorunda olanlar sayılmış, anılan fıkranın  (2-a) numaralı bendi uyarınca, 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden  ( 2009/14592 sayılı BBK gereğince) %17, diğer işlerde ise %20 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir.

          Bu hüküm ve açıklamalara göre, özelge talep formu ekinde yer alan Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünün 10.04.2014 tarih ve 71124 sayılı yazısında, “…” adlı ödüllü kültür yarışma programı ile ilgili çalışmanız 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine göre ilim ve edebiyat eseri olarak değerlendirilmiş olmakla birlikte, söz konusu çalışmalar Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde sayılan eser grupları içerisinde yer almadığından, bu çalışmanızdan dolayı anılan maddede belirtilen istisnadan faydalanmanız mümkün bulunmamaktadır.

            Bu çerçevede, “…” adlı ödüllü kültür yarışma programı ile ilgili çalışmanızın, herhangi bir işverene bağlı olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabınıza, sermayeden ziyade şahsi mesaiye ve mesleki bilgiye dayalı olarak yapılması halinde, söz konusu faaliyetinizden elde edeceğiniz kazancın serbest meslek kazancı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 16700543-120-29 17/07/2014
Konu :

Yurtdışına verdiğiniz söz konusu bilgisayar yazılım hizmetinden elde ettiğiniz kazancın gelir vergisi matrahınızın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, ……… adresinde mukim ………. firmasına bilgisayar yazılım hizmeti verdiğiniz belirtilerek, yurtdışına verdiğiniz söz konusu bilgisayar yazılım hizmetinden elde ettiğiniz kazancın Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının 13 üncü bendi kapsamında gelir vergisi matrahınızın tespitinde indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Diğer indirimler” başlıklı 89 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasının 13 üncü bendinde; ”Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara Türkiye’de verilen ve münhasıran yurt dışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi ve veri saklama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmeleri ile ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın %50’si. Bu indirimden yararlanılabilmesi için fatura veya benzeri belgenin yurt dışındaki müşteri adına düzenlenmesi şarttır. Bu bentte yer alan oranı, hizmet alanları itibarıyla sıfıra kadar indirmeye veya %100’e kadar artırmaya Bakanlar Kurulu, bu bendin uygulamasına ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemeye ilgili bakanlıkların görüşünü almak suretiyle Maliye Bakanlığı yetkilidir.” hükmü yer almaktadır.

             Buna göre, yurtdışına vermiş olduğunuz söz konusu yazılım hizmetiyle ilgili olarak indirim hükmünden yararlanılabilmesi için;

            – Esas faaliyet konularınız arasında yazılım hizmetlerinin sunulmasının bulunması,

            – Hizmetin, Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, iş yeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara sunulması,

            – Faturanın yurt dışı mukimi kişi ve/veya kurum adına düzenlenmesi,

            – Türkiye’den vereceğiniz yazılım hizmetinden yurt dışında yararlanılmış olması

            gerekmektedir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, yukarıda sayılan şartların sağlanması halinde yurtdışında bulunanlara verdiğiniz bilgisayar yazılım hizmetinden elde ettiğiniz kazancın % 50′ sinin gelir vergisi matrahınızın tespitinde indirim olarak dikkate alınması mümkün bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[46-14/20]-709 14/07/2014
Konu :

Ticari taksi sahibinin başka bir ticari taksiye ortak olması nedeniyle basit usul mükellefiyetinin durumu

            İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eki dilekçede, ticari taksi işletmeciliği faaliyetiniz dolayısıyla basit usulde vergi mükellefiyetiniz devam ederken başka bir ticari taksiye %50 ortak olduğunuz, ortağınızın da basit usul mükellefi olduğu, sizin kendi taksinizde, ortağınızın da diğer takside çalışacağı belirtilerek, gelir vergisi mükellefiyetinizin basit usul olarak devam edip etmeyeceği hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

             193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 37 nci maddesinde, her türlü ticari ve sınaî faaliyetlerden doğan kazançların ticari kazanç olduğu belirtildikten sonra, ticari kazancın, Vergi Usul Kanunu hükümlerine ve Gelir Vergisi Kanununda yazılı gerçek (Bilânço veya işletme  hesabı esası) veya basit usullere göre tespit edileceği hükme bağlanmıştır.

             Diğer taraftan, aynı Kanunun 46 ncı maddesinde;

            “47 ve 48 inci maddelerde yazılı şartları topluca haiz olanların ticari kazançları basit usulde tespit olunur.

             …

             Ortaklarından birisi gerçek usule göre gelir vergisine tabi bulunan ortaklıklarda, diğer ortakların ticari kazancı da gerçek usulde tespit olunur…” hükmü yer almaktadır.

            Ayrıca, aynı Kanunun 47 nci maddesinin 1 numaralı bendinde ise; “Kendi işinde bilfiil çalışmak veya bulunmak (işinde yardımcı işçi ve çırak kullanmak, seyahat, hastalık, ihtiyarlık, askerlik, tutukluluk ve hükümlülük gibi zaruri ayrılmalar dolayısıyla geçici olarak bilfiil işinin başında bulunmamak bu şartı bozmaz. Ölüm halinde iş sahibinin dul eşi veya küçük çocukları namına işe devam olunduğu takdirde, bunların bilfiil işin başında bulunup bulunmamalarına bakılmaz.)” hükmüne yer verilmiştir.

             Buna göre; ticari taksi işletmeciliği faaliyetiniz yanında, başka bir taksiye %50 ortak olmak suretiyle iki araçla faaliyette bulunmanız, Gelir Vergisi Kanununun 47 nci maddesinde yazılı “kendi işinde bilfiil çalışmak veya bulunmak” şartının ihlali anlamına geleceğinden, basit usul mükellefiyetinizin devam etmesi mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, basit usulde vergilendirilen ortağınızın ticari kazancının da “Ortaklarından birisi gerçek usule göre gelir vergisine tabi bulunan ortaklıklarda, diğer ortakların ticari kazancı da gerçek usulde tespit olunur.” hükmü uyarınca gerçek usulde vergilendirileceği tabiidir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[89-14/1]-716 14/07/2014
Konu :

Türkiye’de yurtdışı mukimi firmaya verilen proje,tasarım ve uygulama hizmetlerinden elde edilen kazancın indirim konusu yapılıp yapılamayacağı.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 04.09.2013 tarihinden itibaren faaliyette bulunduğunuzu, Türkiye’de yerleşik olmayan, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunan yabancı şirketlere, Türkiye’de proje, tasarım ve uygulama hizmeti verdiğinizi, söz konusu müşteriler adına da döviz cinsinden hizmet faturası düzenlediğinizi belirterek, faaliyetinize ilişkin kazancınızın % 50’sinin Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin 13 numaralı bendi kapsamında indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmiştir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Diğer İndirimler” başlıklı 89 uncu maddesinde; gelir vergisi mükelleflerinin yıllık beyanname ile beyan edecekleri gelirlerden nelerin indirim konusu yapılacağı hüküm altına alınmış olup, söz konusu maddeye 6322 sayılı Kanunun 9 uncu maddesiyle eklenen ve 15.06.2012 tarihinde yürürlüğe giren 13 üncü bendinde;

            “Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, işyeri, kanuni ve iş merkezi yurtdışında bulunanlara Türkiye’de verilen ve münhasıran yurtdışında yararlanılan mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi ve veri saklama hizmeti alanlarında faaliyette bulunan hizmet işletmeleri ile ilgili bakanlığın izni ve denetimine tabi olarak eğitim ve sağlık alanında faaliyet gösteren ve Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilere hizmet veren işletmelerin münhasıran bu faaliyetlerinden elde ettikleri kazancın % 50’si. Bu indirimden yararlanılabilmesi için fatura veya benzeri belgenin yurtdışındaki müşteri adına düzenlenmesi şarttır...” hükmüne yer verilmiştir.

            Diğer taraftan, kurumlar vergisi mükellefleri için de paralel düzenleme Kurumlar Vergisi Kanununda yapılmış olup, konuyla ilgili açıklamalara  1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi  Genel Tebliğinde yer verilmiştir.

            Söz konusu tebliğin, “10.5.2.2. Hizmetin, Türkiye’den münhasıran yurt dışı mukimi kişi ve/veya kurum için yapılmış olması” başlıklı bölümünde;

            Mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkezi ve veri saklama hizmetlerinin, Türkiye’de yerleşmiş olmayan kişilerle, iş yeri, kanuni ve iş merkezi yurt dışında bulunanlara verilmesi gerektiği, söz konusu hizmetlerin fiilen verilmesi gerektiği, bu alanlarda sunulan asistanlık, danışmanlık ve aracılık gibi hizmetlerin bu kapsamda değerlendirilmesinin mümkün olmadığı,

           “10.5.2.4. Türkiye’den verilen, mimarlık, mühendislik, tasarım, yazılım, tıbbi raporlama, muhasebe kaydı tutma, çağrı merkez ve veri saklama hizmetlerinden yurt dışında yararlanılması” başlıklı bölümünde ise;

            Verilen hizmetten yurt dışında yararlanılmış olması gerektiği, yurt dışı mukimi kişi ve/veya kurum için verilen hizmetinbu kişilerin ve/veya kurumların Türkiye’deki faaliyetleri ile ilgisinin olmaması gerektiği açıklanmıştır.

            Başkanlığımıza verilen 14.04.2014 tarihli ek dilekçenizde, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve Milano Ticaret Odası (Formaper) liderliğinde bir uluslararası konsorsiyum tarafından Türkiye’de yürütülen “Avrupa Birliği-Türkiye İş Merkezleri Ağının Batman, Hatay, Sivas ve Van İllerine Genişletilmesi” projesinde çalıştığınız, verdiğiniz hizmetin mühendislik ve tasarım hizmeti olduğu, hizmet verdiğiniz firmaların Türkiye’de yasal merkezinin bulunmadığı, Türkiye’de yürüttükleri Proje faaliyeti karşılığı ödemelerin yurtdışından ve doğrudan Avrupa Birliği Komisyonu tarafından yapıldığı açıklanarak, sözleşme imzaladığınız Formaper tarafından isteğiniz üzerine şahsınıza verilen 02.04.2014 tarihli belgenin İngilizcesi ve tercümesini kendinizin yaptığı Türkçe örneği dilekçenize eklenerek gerekmesi halinde belgenin yeminli tercümesini ibraz edebileceğiniz belirtilmiştir.

            Formaper firması tarafından verilen söz konusu hizmet belgesinde;

            -“Avrupa-Türkiye İş Geliştirme Merkezleri Ağının Sivas, Hatay, Batman ve Van’a Genişletilmesi – ABİGEM 3” projesinde çalıştığınız ve 2013 – 2014 yıllarında tasarım ve mühendislik hizmeti verdiğiniz,

            -Projenin kontrat makamının T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olduğu ve Formaper’in lider olduğu konsorsiyum tarafından yürütüldüğü,

            -Projede iş planı/fizibilite raporunun hazırlanmasından sorumlu olarak kısa dönemli uzman statüsünde çalıştığınız,

            -Aynı zamanda T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından ihale yoluyla temin edilecek tüm teknik donanım için teknik özellikler ve pazar araştırması tablolarının hazırlanmasından ve ihale dosyasının teknik bölümünün Avrupa Birliği ihale kurallarına uygun olarak tamamlanmasından sorumlu olduğunuz,

            belirtilmiştir.

            Bu çerçevede, hizmet verdiğiniz firmanın  “Avrupa Birliği Türkiye İş Geliştirme Merkezleri Ağının Sivas, Antakya, Batman ve Van’a Geliştirilmesi Projesi”ni Türkiye’de yürütüyor olması nedeniyle, anılan firmanın Türkiye’deki bu faaliyeti ile ilgili olarak verdiğiniz söz konusu mühendislik hizmetinden yurtdışında yararlanılmış olmayacaktır.

            Dolayısıyla  Farmaper firmasına verdiğiniz hizmetten sağladığınız kazancın % 50’sinin  Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin 13 numaralı bendi kapsamında indirilmesi mümkün değildir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[94-2013/305]-1830 08/07/2014
Konu :

Serbest bölgede çalışan personele ödenen ihbar ve kıdem tazminatlarının vergilendirilmesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, İstanbul Endüstri ve Ticaret Serbest Bölgesinde 11.08.2011 tarihinden itibaren muhtelif tipteki taşıt araçlarının (ambulans, seyyar klinik, mobil kan aracı, polis aracı) iç donatımı ve soğutuculu kasa imali alanında faaliyet gösterdiğiniz ve üretilen ürünlerin tamamının yurt dışına ihraç edildiği belirtilerek, üretime ilişkin olarak istihdam edilen personelin işten ayrılması nedeniyle serbest bölgedeki çalıştığı süreye ilişkin olarak ödenen kıdem ve ihbar tazminatının 3218 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi ve damga vergisi istisnasına tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            A – 3218 SAYILI KANUN YÖNÜNDEN

            Gelir Vergisi Kanununun 61 inci maddesinde; “Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

            Ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.” hükmü yer almaktadır.

            Öte yandan, aynı Kanunun 25 inci maddesinin (7) numaralı bendinde, 1475 ve 854 sayılı Kanunlara göre ödenmesi gereken kıdem tazminatlarının tamamı ile 5953 sayılı Kanuna göre ödenen kıdem tazminatlarının hizmet erbabının 24 aylığını aşmayan miktarları gelir vergisinden istisna edilen tazminat ve yardımlar arasında sayılmış, parantez içi hükümde ise hizmet ifa etmeksizin ödenen ücretlerin tazminat sayılmayacağı hükme bağlanmıştır.

            Diğer taraftan, 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun 5810 sayılı Kanunla değiştirilen ve 01/01/2009 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe giren geçici 3 üncü maddesinde;

            “Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar;

  1. a) Serbest bölgelerde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin bu bölgelerde imal ettikleri ürünlerin satışından elde ettikleri kazançları gelir veya kurumlar vergisinden müstesnadır. Bu istisnanın 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendi ile 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 15 inci ve 30 uncu maddeleri uyarınca yapılacak tevkifata etkisi yoktur.
  2. b) Bu bölgelerde üretilen ürünlerin FOB bedelinin en az  % 85 ini yurt dışına ihraç eden mükelleflerin istihdam ettikleri personele ödedikleri ücretler gelir vergisinden müstesnadır. Bu oranı % 50’ye kadar indirmeye ve kanuni seviyesine kadar yükseltmeye Bakanlar Kurulu yetkilidir. Yıllık satış tutarı bu oranın altında kalan mükelleflerden zamanında tahsil edilmeyen vergiler cezasız olarak, gecikme zammıyla birlikte tahsil edilir.”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Öte yandan, Konu ile ilgili olarak 25/11/2008 tarihli ve 27065 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu 3218 Sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinde uygulamaya yönelik olarak ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş olup, anılan Tebliğin “4.İstisna Uygulamasında Özellik Gösteren Hususlar” başlıklı bölümünün dördüncü paragrafında;“- Yurt içinden serbest bölgeye fason imalat kapsamında getirilen veya dahilde işleme rejimi kapsamında yurt dışından bölgeye getirilen maddelerin bölge içinde çeşitli işlemlere tabi tutulduktan sonra ülke içine geri gönderilen veya bu ürünlerden yurt dışına ihraç edilen ürün bedelleri, %85 ihracat tutarının hesaplanmasında dikkate alınmayacaktır. Bölgedeki işletmelerin fason imalat yanında ayrıca bölge içinde üretim ve ihracat yapmaları durumunda ise, Kanunda belirtilen şartları taşıyıp taşımadıklarının tespitinde fason imalat dışında üretim yapılan ve ihraç edilen ürün bedelleri dikkate alınacaktır.” düzenlemesi yer almaktadır.

           İstisna kapsamında değerlendirilmeyen fason imalat ise, bir malın mülkiyet ve tasarruf hakkının devralınmaksızın ücreti karşılığı belirli işlemlere tabi tutularak/işlemlerden geçirilerek tasarruf veya mülkiyet hakkı sahibine iade edilmesini ifade etmektedir. Örneğin, yurt dışında bulunan yabancı şirketten tam mükellef kurumun geçici kabul rejimine göre getirdiği ham veya yarı mamul madde ve malzemeyi kendi tesislerinde yurt dışındaki yabancı firmanın emir ve talimatları doğrultusunda işledikten sonra yurt dışındaki firmaya geri gönderilmesi suretiyle verilen hizmet fason hizmettir.

            Buna göre, serbest bölgede yapılan üretimin fason imalat olarak değerlendirilmemesi için, mülkiyet ve tasarruf hakkı kendisine ait olan ham veya yarı mamul madde ve malzemeden mamul mal elde edilmesine ilişkin üretimin tüm aşamalarınınserbest bölgede gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

            Bu hüküm ve düzenlemeler çerçevesinde, sadece bölge içinde üretim faaliyetinde bulunan mükelleflerin üretime ilişkinistihdam ettikleri tüm personele ödedikleri ücretler istisna kapsamında değerlendirilmekte olup fason imalata ilişkin bedellerin, “ürünlerin FOB bedelinin en az %85’ini yurt dışına ihraç edilmesi” kapsamında değerlendirilmesi hukuken mümkün görülmemektedir.

           Buna göre, şirketinizce yapılan faaliyetlerin “fason imalat kapsamında” yapılmaması ve mevzuatda aranılan diğer şartlarında sağlanması kaydıyla münhasıran serbest bölgede çalışılan süreye isabet eden kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerinin 3218 sayılı Kanunda belirtilen istisnadan yararlanılması mümkün bulunmaktadır.

             

B – DAMGA VERGİSİ KANUNU YÖNÜNDEN

            3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar bu bölgelerde gerçekleştirilen faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtların damga vergisi ve harçlardan müstesna olduğu hükme bağlanmıştır.

            12/03/2009 tarihli ve 27167 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu 3218 sayılı Serbest Bölgeler Kanunu Genel Tebliğinin “7.4. Damga Vergisi ve Harç İstisnası Uygulaması” başlıklı bölümünde;

            “3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca, 6/2/2004 tarihine kadar (bu tarih dahil) serbest bölgede faaliyette bulunmak üzere ruhsat almış mükelleflerin, bu bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetlere ilişkin damga vergisi ve harç istisnasının uygulanma süresi 31/12/2008 tarihi itibarıyla sona ermiştir. 

            Anılan Kanunun geçici 3 üncü maddesinin 5810 sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca, serbest bölgelerde faaliyette bulunan mükelleflerin, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar, bu bölgelerde gerçekleştirdikleri faaliyetler ile ilgili olmak kaydıyla yaptığı işlemler harçtan, bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden müstesnadır. 

            Öte yandan, 3218 sayılı Kanun kapsamında serbest bölge sınırları içerisinde faaliyet gösteren firmaların, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar, münhasıran serbest bölgelerdeki faaliyetleriyle ilgili olarak istihdam ettikleri personele ödenen ücretlere ilişkin düzenlenen kâğıtlardan da damga vergisi aranılmaması gerekmektedir.”

            açıklamalarına yer verilmiştir.

            Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, serbest bölgede faaliyette bulunan şirketiniz tarafından bu bölgede istihdam edilen personele, münhasıran serbest bölgede çalıştığı süreye isabet edecek şekilde yapılacak kıdem ve ihbar tazminatı ödemelerine ilişkin düzenlenen kağıtların, 3218 sayılı Kanunun geçici 3 üncü maddesi uyarınca, Avrupa Birliğine tam üyeliğin gerçekleştiği tarihi içeren yılın vergilendirme döneminin sonuna kadar damga vergisinden istisna edilmesi gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 27575268-105[313-2013-282]-569 04/06/2014
Konu :

İşyeri kredisi için yapılan ödemelerin vergisel boyutu hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, …Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numaralı mükellefi olduğunuzu belirtilerek, kira gelir beyannamesinde işyeri kredisi için yapılan KKDF ödemelerinin gider olarak gösterilip gösterilmeyeceği, amortisman hesaplamasının nasıl olacağı, Kızılay’a yapılan canlı hayvan bağışının hangi tutardan indirim yapılacağı ile çocuklara yönelik olarak yapılacak eğitim harcamalarının gider gösterilmesinde herhangi bir engelin olup olmadığı hususlarında Başkanlığımızdan görüş talep edilmiştir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Gayrimenkul Sermaye İradının Tarifi” başlıklı 70 inci maddesinde; binaların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu hüküm altına alınmış olup; 71 inci maddesinde ise; “Gayrimenkul sermaye iradında safi irat, gayrisafi hâsılattan iradın sağlanması ve idamesi için yapılan giderler indirildikten sonra kalan müspet farktır.” hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun 74 üncü maddesinde ise; “Safi iradın bulunması için, 21 inci maddeye göre istisna edilen gayrisafi hâsılata isabet edenler hariç olmak üzere gayrisafi hâsılattan aşağıda yazılı giderler indirilir:

            …

  1. Kiraya verilen mal ve haklar dolayısıyla yapılan ve bunlara sarf olunan borçların faizleri ile konut olarak kiraya verilen bir adet gayrimenkulün iktisap yılından itibaren beş yıl süre ile iktisap bedelinin % 5’i (iktisap bedelinin % 5’i tutarındaki bu indirim, sadece ilgili gayrimenkule ait hâsılata uygulanır. Ancak, indirilmeyen kısım 88 inci maddenin 3 üncü fıkrasının uygulanmasında gider fazlalığı sayılmaz.)  

            …

  1. Kiraya verilen mal ve haklar için ayrılan amortismanlar (Amortismana tabi değer, malum ise maliyet bedeli, malum değilse, bina ve arazi için vergi değeri, diğer mallar için Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesinin 3 üncü sırasına göre tespit edilen emsal değeridir.)

            … hükmüne yer verilmiştir.

            Buna göre, kira gelirinizin beyanında gerçek gider usulünü seçmeniz halinde, Gelir Vergisi Kanununun 74 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine göre kiraya verilen gayrimenkulünüz için ayrılan amortisman tutarlarını gider olarak indirim konusu yapmanız mümkün bulunmakta olup, gider olarak yazılacak amortisman tutarının hesaplanmasında da amortismana tabi değer olarak, biliniyorsa maliyet bedeli, bilinmiyorsa vergi değerinin esas alınması gerekmektedir.

            Öte yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 315 inci maddesinde; “Mükellefler amortismana tabi iktisadi kıymetlerini Maliye Bakanlığının tespit ve ilan edeceği oranlar üzerinden itfa ederler. İlan edilecek oranların tespitinde iktisadi kıymetlerin faydalı ömürleri dikkate alınır.” denilmiş, anılan maddenin Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden amortismana tabi iktisadi kıymetler için uygulanacak “Faydalı ömür ve Amortisman oranları” tespit edilmiş ve bu oranlar 339, 365, 389, 399 ve 406 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğleri ile değişik 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği eki liste açıklanmıştır.

            Bu itibarla, gayrimenkul sermaye iradına kaynak teşkil eden gayrimenkullerin, 333 sıra no.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğ eki liste uyarınca 50 yıl ve % 2 amortisman oranı ile amortismana tabi tutulması gerekmektedir. Ayrıca, vergi değeri üzerinden amortisman ayrılması durumunda, ilgili gayrimenkulün edinim tarihindeki vergi değerinin esas alınarak amortisman ayrılacağı da tabiidir.

            Ayrıca, üzerinden kira geliri elde edilen gayrimenkulün iktisabında kullanıldığının tevsiki kaydıyla söz konusu işyeri kredisine ilişkin ödenen dönemsel faiz giderleri ve Kaynak Kullanımı Destekleme Fonu (KKDF) tutarlarının da gider olarak indirime konu edilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Diğer taraftan; 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinde; “Gelir vergisi matrahının tespitinde, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden aşağıdaki indirimler yapılabilir:

            …

  1. Beyan edilen gelirin % 10 unu aşmaması, Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek veya tüzel kişilerden alınacak belgelerle tevsik edilmesi şartıyla, mükellefin kendisi, eşi ve küçük çocuklarına ilişkin olarak yapılan eğitim ve sağlık harcamaları (mükerrer 121’inci madde çerçevesinde eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle vergi indiriminden yararlanan ücretliler, aynı harcamalarını bu hükümden yararlanarak matrahlarından indiremezler).

            …

            4.Genel ve özel bütçeli kamu idareleri, il özel idareleri, belediyeler, köyler ile kamu yararına çalışan dernekler ve Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara yıllık toplamı beyan edilecek gelirin % 5’ini (kalkınmada öncelikli yöreler için %10’unu) aşmamak üzere, makbuz karşılığında yapılan bağış ve yardımlar.

            …

            11.İktisadi işletmeleri hariç, Türkiye Kızılay Derneğine ve Türkiye Yeşilay Cemiyetine makbuz karşılığı yapılan nakdi bağış ve yardımların tamamı.

            …

            Bağış ve yardımın nakden yapılmaması halinde, bağışlanan veya yardımın konusunu teşkil eden mal veya hakkın varsa mukayyet değeri, yoksa Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre Takdir Komisyonunca tespit edilecek değeri esas alınır.”  hükmüne yer verilmiştir.

            Öte yandan, 10.03.2004 tarih ve 21 sıra no.lu Gelir Vergisi Sirkülerinde; bağış ve yardımların ayni olarak yapılması durumunda, bağışlanan veya yardım konusu yapılan mal veya hakkın varsa mukayyet değeri, bu değer yoksa Vergi Usul Kanununun 267 nci maddesinin üçüncü sırasına göre takdir komisyonunca belli edilecek emsal bedelinin indirime esas alınacağı, gelir vergisi mükelleflerince yapılan bağış ve yardımların ilgili kurumlardan alınacak belgelerle tevsik edilmesinin yeterli olacağı, dolayısıyla bu kurum ve kuruluşlardan alınacak belgelerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257’nci maddesindeki yetkiye istinaden indirim için geçerli belge olarak kabul edilmesi gerektiği şeklinde açıklama yapılmıştır.

            Ayrıca, 23.10.2012 tarih ve 85 sıra no.lu Gelir Vergisi Sirkülerinin “10. Diğer Hususlar”  başlıklı bölümünde; “çocuk”veya “küçük çocuk” tabirinden, mükellefle birlikte oturan veya mükellef tarafından bakılan (nafaka verilenler, evlat edinilenler ile ana veya babasını kaybetmiş torunlardan mükellefle birlikte oturanlar dâhil) 18 yaşını veya tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış çocukların anlaşılması gerektiği belirtilmiştir.

            Bu hükümlere göre; küçük çocuğunuza ait eğitim harcamalarının; çocuk tarafından vermesi gereken bir yıllık gelir vergisi beyannamesi varsa öncelikle bu beyannamede, yoksa beyannamenizde, beyan edilen gelirin % 10 unu aşmayacak şekilde indirime konu edilmesi mümkün bulunmaktadır.

            Diğer taraftan; Türkiye Kızılay Derneği’nin kamuya yararlı dernek olması nedeniyle bu Derneğe yapılacak ayni bağış tutarının Takdir Komisyonunca belirlenmiş emsal bedelinin indirim konusu yapılması mümkün olup, indirime konu edilen bağış tutarının gayrimenkul sermaye iradı dolayısıyla verilecek beyannamede beyan edilecek gelirin % 5’ini geçmeyeceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.06.08[75-2013-3]-330 02/06/2014
Konu :

Para Swapı İşleminde Vergilendirme hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, bankadan yapılan swap işleminde döviz kurunun yükselmesi durumunda elde ettiğiniz kazanç üzerinden % 10 oranında tevkifat yapılacağı ancak kurun düşmesi durumunda kur ile ilgili kazancınızdan dolayı herhangi bir vergi yükümlülüğünüzün olup olmayacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun geçici 67’nci maddesinde, menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçlarının elde tutulması ve elden çıkarılmasından sağlanan gelirler ile mevduat faizleri, repo gelirleri ve katılım bankalarından elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine yönelik düzenlemelere yer verilmiş olup, anılan maddenin yedinci fıkrasında,  (1), (2), (3) ve (4) numaralı fıkra hükümleri uyarınca tevkifata tâbi tutulan kazançlar için gerçek kişilerce yıllık veya münferit beyanname verilmeyeceği, diğer gelirler dolayısıyla verilecek yıllık beyannameye bu gelirlerin dahil edilmeyeceği hükme bağlanmıştır.

            Anılan maddenin onbirinci  ve onüçüncü fıkralarında;

            “11) Dar mükellefler de dahil olmak üzere, bu madde kapsamında tevkifata tabi tutulan ve yıllık veya münferit beyanname ile beyan edilmeyeceği belirtilen menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından doğan kazançlar için takvim yılı itibarıyla yıllık beyanname verilebilir. Beyan edilen gelirden, aynı türden menkul kıymetler için yıl içinde oluşan zararların tamamı mahsup edilebilir. Beyan edilen gelir üzerinden % 15 oranında vergi hesaplanır. (2006/10731 sayılı B.K.K. ile bu oran %10 olarak uygulanır. Yürürlük; 23/7/2006) Hesaplanan vergiden yıl içinde tevkif edilen vergiler mahsup edilir, mahsup edilemeyen tutar genel hükümler çerçevesinde red ve iade edilir. Şu kadar ki, mahsup edilemeyen zararlar izleyen takvim yıllarına devredilemez.

            ……

            13) Bu maddede geçen menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracı ifadesi, özel bir belirleme yapılmadığı sürece Türkiye de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası Kurulunca kayda alınmış ve/veya Türkiye de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler veya diğer sermaye piyasası araçları ile kayda alınmamış olsa veya menkul kıymet ve vadeli işlem borsalarında işlem görmese dahi Hazinece veya diğer kamu tüzel kişilerince ihraç edilecek her türlü menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracını ifade eder.

            Bankaların ve aracı kurumların taraf olduğu veya bunlar aracılığıyla yapılan; belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve nitelikte, ekonomik veya finansal göstergeye dayalı olarak düzenlenenler de dahil olmak üzere, para veya sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve dövizi alma, satma, değiştirme hak ve/veya yükümlülüğünü veren vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri bu madde uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı addolunur.

            ……” hükümlerine yer verilmiştir.

            Konuyla ilgili olarak yayımlanan 263 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “1-İhtiyari Beyan” başlıklı bölümünde, geçici 67’nci madde kapsamında tevkifata tabi tutulan ve yıllık veya münferit beyanname ile beyan edilmeyeceği belirtilen menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasından doğan kazançlar için sadece tam veya dar mükellef gerçek kişiler tarafından takvim yılı itibarıyla ihtiyari olarak yıllık beyanname verilebileceği,  söz konusu beyanın, sadece geçici 67’nci madde kapsamındaki menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden çıkarılmasına ilişkin olup, faiz ve itfa gelirlerinin beyanının söz konusu olmadığı, alım satım işlemlerine ilişkin olarak beyan edilecek kazançlardan, aynı türden menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına ilişkin olması şartıyla yıl içinde oluşan zararların tamamının mahsup edilebileceği, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmelerinin alım satıma konu edilmesi durumunda sadece alım satımdan elde edilen kazanç veya oluşan zararın diğer sermaye piyasası araçları kategorisi altında ihtiyari beyana konu edilebileceği açıklamalarına yer verilmiştir.

            Öte yandan, 282 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde türev ürünlerden elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin açıklamalar yer almakta olup, söz konusu Tebliğin “3. Swap İşlemleri”  başlıklı bölümün “3.1.Para Swapı” başlıklı alt bölümünde;

            “Tarafların önceden anlaştıkları oran ve koşullarda belirli miktardaki para birimlerini değiştirmek suretiyle gerçekleştirdikleri para swapı işleminde, farklı para birimlerinin karşılıklı olarak değiştirilmesi sonucunda ortaya çıkan gelir tevkifat matrahını oluşturacaktır.

            Buna göre tevkifat matrahı, ilk değişim tarihindeki kura göre hesaplanan değer ile sözleşmede vadedeki değişim için belirlenen kura göre oluşan değer arasındaki farka eşit olacaktır.

            Örnek 2: Bay (B)’nin (Y) Bankası ile yapmış olduğu USD/TL para swapı sözleşmesine ilişkin veriler aşağıda yer almaktadır.

            İşlem Tarihi                    : 25/4/2011

             Vade Tarihi                     : 24/5/2011

            İşlem Tarihindeki Kur : 1,5112

            Sözleşme Kuru                       : 1,5220

            Bay (B) sözleşme tarihinde (sözleşmenin spot bacağı), 20.000.000 USD karşılığı olarak 30.224.000 TL vermiş, vadede ise (sözleşmenin forward bacağı) 20.000.000 USD verip 30.440.000 TL almıştır.

            Bay (B)’nin bu işlemi (30.440.000-30.224.000) 216.000 TL karla sonuçlanmış olup, söz konusu kar üzerinden % 10 oranında tevkifat yapılacaktır.

            Örnek 3: Bayan (C)’nin (Z) Bankası ile yapmış olduğu EURO/USD para swapı sözleşmesine ilişkin veriler aşağıda yer almaktadır.

            İşlem Tarihi                    : 27/5/2011    

             Vade Tarihi                    : 26/6/2011

             İşlem Tarihindeki Kur           : 1,4239

             Sözleşme Kuru                      : 1,4230

            Bayan (C) sözleşme tarihinde (sözleşmenin spot bacağı), 25.000.000 EURO karşılığı olarak 35.597.500 USD vermiş, vadede ise (sözleşmenin forward bacağı) 25.000.000 EURO verip 35.575.000 USD almıştır.

            Bayan (C)’nin bu işlemi (35.575.000-35.597.500) 22.500 USD zararla sonuçlanmış olup, oluşan zararın 257, 258 ve 269 seri numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliğlerinde yer alan açıklamalar çerçevesinde aynı tür işlemlerden doğan karlardan mahsubu mümkün bulunmaktadır.” açıklamalarına yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre, bankadan yapacağınız para swapı işlemlerinde elde ettiğiniz kazanç üzerinden % 10 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması, tevkifat matrahının tespitinde ise ilk değişim tarihindeki kurun dikkate alınması gerekmektedir.

            Öte yandan, söz konusu para swapı işlemlerinin zararla sonuçlanması halinde, oluşan zararın 257, 258 ve 269 Seri No’lu Gelir Vergisi Genel Tebliğlerinde yer alan açıklamalar çerçevesinde aynı tür işlemlerden doğan karlardan mahsubu mümkün bulunmakta olup, bu işlemlerinize ilişkin olarak aynı türden menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarına ilişkin olması şartıyla yıl içinde oluşan zararların tamamını ihtiyari beyanda bulunmak suretiyle mahsup edebileceğiniz tabiidir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[74-14/3]-547 30/05/2014
Konu :

Zorunluluk nedeniyle farklı şehirde oturan eşin ödediği kira giderinin indirim konusu yapılıp yapılmayacağı

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Hava Kuvvetleri Komutanlığında görev yaptığınızı, İzmir’de çalışmakta iken eşinizin özel şirkette çalışması ve İstanbul’da ikamet etmesi nedeniyle İstanbul’a tayin talebinde bulunduğunuzu ancak talebinizin kabul edilmeyerek Ankara’ya tayin edildiğinizi, burada lojmanda ikamet ettiğinizi, ancak eşinizin de İstanbul’da kiracı olduğunu belirterek, lojman kirasının yanında eşinizin ödediği kira bedellerinin de vereceğiniz beyannamede gider olarak gösterip gösteremeyeceğiniz hususunda Başkanlığımızdan özelge talebinde bulunmaktasınız.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinin birinci fıkrasında; “Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır.” hükmü yer almaktadır.

Mezkûr Kanun’un 74’üncü maddesinde; “Safi iradın bulunması için, 21’inci maddeye göre istisna edilen gayrisafi hâsılata isabet edenler hariç olmak üzere gayrisafi hâsılattan aşağıda yazılı giderler indirilir:

  1. Sahibi bulundukları konutları kiraya verenlerin kira ile oturdukları konutun kira bedeli(Kira indirimi gayri safi hâsılattan bu maddenin 1 ila 9 ve 11 numaralı bentlerinden yazılı giderler düşüldükten sonra, kalan miktar üzerinden yapılır; kiranın indirilemeyen kısmı 88’inci maddenin 3’üncü fıkrasının uygulanmasında gider fazlalığı sayılmaz);” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise, “Mükellefler (hakları kiraya verenler hariç) diledikleri takdirde yukarıda yazılı giderlere karşılık olmak üzere hâsılatlarından % 25’ini götürü olarak indirebilir. Götürü gider usulünü kabul edenler iki yıl geçmedikçe bu usulden dönemezler.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümlere göre, sahip olduğunuz konutu kiraya vermeniz sonucu elde ettiğiniz kira gelirinizin beyanında, gerçek gider usulünü seçmeniz halinde istisnaya isabet eden kısım hariç olmak üzere ikamet ettiğiniz lojman için ödediğiniz kira bedelini gider olarak indirim konusu yapmanız mümkün bulunmaktadır.

Ancak, her ne kadar zorunluluktan kaynaklanmış olsa da eşinizin ikameti için ödenen kira tutarlarının kira gelirinizin beyanında indirime konu edilmesi söz konusu olmayacaktır.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[18-14/5]-531 29/05/2014
Konu :

Kumaş parçaları kullanılarak yapılan elişi resim çalışmaları hk.

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda, küçük kumaş parçalarını kullanarak elişi resim çalışmaları yaptığınızı ve bu çalışmalarınızın Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü’nün … tarih ve … sayılı yazısı ile güzel sanat eseri olarak kabul edildiğini belirterek, söz konusu çalışmalar dolayısıyla Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisna hükmünden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 65 ve 66 ncı maddelerine göre, her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancı ve serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenler de serbest meslek erbabıdır.

            Aynı Kanunun 18 inci maddesinde, “Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı  ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap,  CD, disket, resim,  heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

            Eserlerin neşir, temsil, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında alınan bedel ve ücretler istisnaya dahildir.

            Yukarıda yazılı kazançların arızî olarak elde edilmesi istisna hükmünün uygulanmasına engel teşkil etmez.

            Serbest meslek kazançları istisnasının, bu Kanunun 94’üncü maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye şümulü yoktur.”

            hükmü yer almaktadır.

            Yine aynı Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında, “Kamu idare ve müesseseleri, iktisadî kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, zirai kazançlarını bilanço veya ziraî işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçiler aşağıdaki bentlerde sayılan ödemeleri (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecburdurlar” hükmü yer almakta olup, aynı maddenin birinci fıkrasının 2/a bendinde ise 18 inci madde kapsamına giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden %17 oranında gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.

            Diğer taraftan, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın özelge talep formunuza ekli … tarih ve … sayılı yazısında; iznik çinileri, kaftan kumaşları, kilim ve natürmort desenlerinin ısı yalıtım ve küçük kumaş parçaları ile yapılan el işi resim çalışmalarınız5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında güzel sanat eseri olarak değerlendirilmiştir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu hükümlerine göre resim kapsamında değerlendirilerek eser niteliği taşıdığı Kültür ve Turizm Bakanlığından alınan belge ile tevsik edilen, iznik çinileri, kaftan kumaşları, kilim ve natürmort desenlerinin ısı yalıtım ve küçük kumaş parçaları ile yapılan el işi resim çalışmalarınızın satışı, devri, temlik edilmesi, kiralanması, icra ve teşhir gibi suretlerle değerlendirilmesi karşılığında elde edeceğiniz hâsılata münhasır olmak üzere, Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde yer alan istisnadan faydalanmanız mümkün bulunmaktadır. Ayrıca, söz konusu istisna kapsamında bulunan çalışmalarınızın tevkifat yapmak mecburiyetinde olanlarca satın alınması halinde, tarafınıza yapılacak ödemelerden gelir vergisi tevkifatı yapılacağı ve istisna kapsamında kalan bu kazançlarınız için yıllık beyanname verilmeyeceği, diğer kazançlar için beyanname verilmesi durumunda ise bu kazançlarınızın beyannameye dâhil edilmeyeceği tabiidir.

            Öte yandan serbest meslek erbabının, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 153 üncü maddesi uyarınca işe başlamayı vergi dairesine bildirme, 172 ve 210 uncu maddeleri uyarınca serbest meslek kazanç defteri tutma, 236 ncı maddesi uyarınca da mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatları için serbest meslek makbuzu düzenleme mecburiyeti bulunmaktadır.

            Buna göre, serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenlerin, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun yukarıda belirtilen hükümlerinde yer alan yükümlülükleri yerine getirmesi gerekmektedir. Ancak, konuya ilişkin olarak 224 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde, münhasıran Gelir Vergisi Kanununun 18 inci maddesinde belirtilen türden faaliyetlerde bulunan ve eserlerini sadece aynı Kanunun 94 üncü maddesinde belirtilen kişi veya kurumlara teslim eden serbest meslek erbabından isteyenlerin, defter tasdik ettirme ve tutma ile belge düzenleme zorunluluklarının kaldırıldığı açıklanmıştır.

            Bu çerçevede, söz konusu faaliyetinizi mutad meslek halinde ifa etmeniz ve istisna kapsamındaki eserlerinizi Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesinde sayılanlar dışındakilere de satmanız halinde, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 153, 172, 210 ve 236 ncı maddeleri uyarınca işe başlama bildiriminde bulunma, serbest meslek kazanç defteri tutma ve serbest meslek makbuzu düzenleme mecburiyetiniz bulunmaktadır.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[61-2013/544]-1458 27/05/2014
Konu :

Almanya’da mukim firma tarafından Türkiye’de görevlendirilen personele ödenen ücretlerin vergilendirilmesi.

             İlgide kayıtlı özelge talep formu ve ekinin incelenmesinden, Almanya’da …’da Avrupa ve Afrika Bölgesi için İş Geliştirme Yöneticisi olarak çalıştığınız, şirketiniz tarafından Türkiye şubesinde yerleşik olarak bu bölgeler için çalışmak üzere iki yıllığına görevlendirildiğiniz, Almanya’daki … İnsan Kaynakları üzerinden maaşınızın gerçekleştirileceği belirtilerek, Türkiye’de gelir vergisi ödeyip ödemeyeceğiniz ile “Car Allowance” olarak ücretinize ek tanımlanan motorlu araç kullanmak için ödenen miktarın vergilendirilmesinin nasıl olacağı hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmış olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmaktadır.

            Ülkemizle Almanya arasında akdedilerek 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşma’nın “Mukimliği” düzenleyen 4 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

              “1.Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, “bir Akit Devletin mukimi” terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2.1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  1. a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  2. b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  3. c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;
  4. d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir.”

            hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, bir devletin iç mevzuatına göre ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıdaki kriterler nedeniyle o devlette vergi mükellefiyeti altına giren kişiler o devletin mukimi addedilmektedir. Kişinin her iki devletin de mukimi olması durumunda ise, 2 nci maddedeki kriterler uygulanmak suretiyle mukimliğin tespiti yapılmaktadır.

            Diğer taraftan, söz konusu Anlaşma’nın “Bağımlı Kişisel Faaliyetler”i düzenleyen 15 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1. 16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği bir hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer:
  2. e) gelir elde eden kişi, diğer Devlette, ilgili mali yıl içinde başlayan veya biten herhangi bir 12 aylık dönemde, bir veya bir kaç seferde toplam 183 günü aşmayan bir süre kalırsa, ve
  3. f) ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya bu işveren adına yapılırsa, ve
  4. g) ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmazsa yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir.”

            hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, Türkiye mukimi kabul edilmeniz halinde, tarafınıza yapılan ücret ödemeleri Almanya kaynaklı olsa dahi 15 inci maddenin 1 inci fıkrası uyarınca vergilemenin Türkiye’de, iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Almanya mukimi kabul edilmeniz halinde ise, Türkiye’de ifa ettiğiniz hizmetler karşılığında Almanya tarafından ödenen ücretlerin yalnızca Almanya’da vergilendirilmesi için 15 inci maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan her üç koşulun bir arada sağlanması gerekmektedir. Bu koşullardan birinin ihlali halinde, diğer bir ifadeyle;

            – Türkiye’de herhangi bir 12 aylık dönemde 183 günden fazla kalma veya

            – ücretin Türkiye mukimi olan bir işveren tarafından ödenmesi veya

            – ücretin, işverenin Türkiye’de sahip olduğu bir işyerinden ödenmesi

            koşullarından birinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin de bu geliri vergileme yetkisi olacaktır.

            Ancak, Türkiye’de hizmet ifa edecek kişiye yapılacak ücret ödemesinin, Anlaşmaya ek Protokol’ün 6 ncı maddesinde bahsedilen türden bir ödeme olması halinde, 15 inci maddenin 2 nci fıkrası hükümleri uygulama dışı kalacak ve vergileme yalnızca 1 inci fıkra hükümleri çerçevesinde yapılacaktır.

            Diğer taraftan, Türkiye’nin de bu ücret gelirini vergileme hakkının bulunduğu durumda ortaya çıkacak çifte vergilendirme sorunu, Anlaşma’nın 22 nci maddesinin 2 nci fıkrası kapsamında çözümlenecektir. Buna göre, vergilemenin Protokol’ün 6 ncı maddesi çerçevesinde yapılması durumunda, Türkiye’de ödenen vergiler Almanya’da ödenecek vergilerden mahsup edilecek; diğer durumda ise (vergilemenin 15/2 çerçevesinde yapılması halinde) istisna edilecektir.

            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, Almanya mukimlerinin Almanya’da tam mükellef olduklarını ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiklerini Almanya yetkili makamlarından alacakları mukimlik belgesi ile kanıtlamaları ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin noterce veya o ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğini Türkiye’deki vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri gerekmektedir.

            Vergileme hakkının Türkiye’de olduğu durumda;

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 nci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 4 üncü maddesinde;

            “Aşağıda yazılı kimseler Türkiye’de yerleşmiş sayılır:

            1.İkametgahı Türkiye’de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

  1. Bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.)” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre, ikametgahı Türkiye’de bulunan veya bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye’de yerleşmiş sayılacaklarından, elde ettikleri gelirlerin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Kanunun 61 inci maddesi ile ücretin, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Anılan Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, birinci bendinde de  hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanun’un 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükmüne yer verilmiş olup, 95 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının gelirlerini yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Yabancı ülkede bulunan işverenlerce Türkiye’de mukim şahıslara hizmetleri karşılığında yapılacak ödemelerin Türkiye’de vergi tevkifatına tabi tutulması mümkün değildir. Bu nedenle, yabancı ülkelerde bulunan işverenden alınan ücretler (varsa Türkiye dahilindeki kazanç ve iratlarıyla birlikte) bir beyanname ile ikâmetgahının bulunduğu yerin vergi dairesine ertesi yılın mart ayında bildirilir ve vergilendirilir.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre yurt dışında mukim şirket tarafından Türkiye şubesinde çalışmanız karşılığında tarafınıza yapılan ödemeler ile “car allowance” adı altında motorlu araç kullanmak için yapılan ek ödemenin ücret kapsamında değerlendirilerek Türkiye’de gelir vergisine tabi tutulması ve ödemelerin doğrudan doğruya yurt dışından yapılması nedeniyle söz konusu ücretlerin Gelir Vergisi Kanununun 95 inci maddesine göre yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

               Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 84098128-120.04.02[18-2013-17]-252 02/05/2014
Konu :

Mahalli sanatçıların vergilendirilmesi hk.

             İlgi (a) ve (b)’de kayıtlı özelge talep formu ve dilekçede, Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü’nün … tarihli ve … sayılı yazısı uyarınca şahsınıza “Mahalli Sanatçı” ünvanı verildiği belirtilerek, söz konusu belgeye istinaden halk müziği kültürünün tanıtımı ve yaygınlaştırılması amacıyla kurs vermek üzere işyeri açmanız durumunda vergi muafiyetinden yararlanıp yararlanamayacağınız hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun serbest meslek kazançlarında istisna hükmünü düzenleyen 18’inci maddesinde;

            “Müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale, bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür, fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi eserlerini gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket, resim, heykel ve nota halindeki eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat Gelir Vergisinden müstesnadır.

            …”  hükmü yer almaktadır.

            Öte yandan, aynı Kanunun 37’nci maddesinde; her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazançların ticari kazanç olduğu, 46’ncı maddesinde; 47 ve 48’inci maddelerde yazılı şartlara topluca haiz olanların ticari kazançlarının basit usulde tespit olunacağı belirtilmiş olup, anılan maddelerde ise basit usule tabi olmanın genel ve özel şartları açıklanmıştır.

            Diğer taraftan, anılan Kanunun “Serbest meslek kazancının tarifi” başlıklı 65’inci maddesinde;

            ” Her türlü serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır.

            Serbest meslek faaliyeti; sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır.

            …”  hükmüne yer verilmiştir.

           Aynı Kanunun 66’ncı maddesinde ise, serbest meslek faaliyetini mutad meslek halinde ifa edenlerin serbest meslek erbabı olduğu, serbest meslek faaliyetinin yanında meslekten başka bir iş veya görev ile devamlı olarak uğraşılmasının bu vasfı değiştirmeyeceği hükmüne yer verilmiştir.

            Yukarıda yer alan istisnanın uygulanabilmesi için elde edilen gelirin serbest meslek kazancı olması, ayrıca müellif, mütercim, heykeltraş, hattat, ressam, bestekâr ve mucitler veya bunların kanuni mirasçıları tarafından elde edilmiş olması ve kazancın bu kişilerin kitap, resim, heykel ve nota halindeki eserler ile ihtira beratlarının satılması veya bunlar üzerindeki mevcut hakların devir ve temlik edilmesi veya kiralanması karşılığında elde edilmiş olması gerekmekte olup yürüttüğünüz faaliyetin bu kapsamda değerlendirilmesi mümkün bulunmamaktadır.

            Öte yandan, serbest meslek faaliyetinde ana unsur, faaliyetin sermayeden çok kişisel çalışmaya, ilmi ya da mesleki bilgiye dayanmasıdır. Bu kapsamda, ticari bir organizasyon ve sermaye unsuru hakim olmaksızın, şahsi mesai veya mesleki bilgiye dayanarak  halk müziği kültürünün tanıtımı ve yaygınlaştırılması amacıyla kendi nam ve hesabına yapılan kurs faaliyeti, serbest meslek faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. Ancak, öğretmen istihdam edilerek kurs verilmesi halinde ise, ticari bir organizasyon söz konusu olacağından elde edilecek kazancın ticari kazanç hükümlerine göre (basit usulde veya gerçek usulde) vergilendirilmesi gerekmektedir.

            Bu itibarla, şahsi mesaiye ve mesleki bilgiye dayanarak bir işverene bağlı olmaksızın bir işyeri açarak kursiyer öğrencilere halk müziği kültürünün tanıtımı ve yaygınlaştırılması amacıyla kurs verilmesi, serbest meslek faaliyeti kapsamında olup, elde edeceğiniz kazanç dolayısıyla 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 210’uncu maddesi hükümlerine göre serbest meslek kazanç defteri tutmanız ve aynı Kanunun 236’ncı maddesi uyarınca iki nüsha serbest meslek makbuzu düzenleyerek bir nüshasını müşteriye vermeniz gerekmektedir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 38418978-120[61-14/1]-454 29/04/2014
Konu :

İrtibat bürosundan ve tek işverenden elde edilen ücretin vergilendirilmesi

             İlgide kayıtlı özelge talep formunda, Türk vatandaşı olduğunuzu, Danimarka mukimi … şirketinin Türkiye irtibat bürosunda 14.08.2013 tarihine kadar sigortalı olarak çalıştığınızı, 15.08.2013 tarihinden itibaren de 01.07.2013 tarihinde Türkiye’de kurulan … San. ve Tic. A.Ş.’de yönetim kurulu üyesi ve genel müdür olarak çalıştığınızı, ikametgah adresinizin Türkiye olması nedeniyle Danimarka’da gelir vergisinden muaf olduğunuzu belirterek, irtibat bürosundan ve Türkiye’de kurulu şirketten elde ettiğiniz söz konusu ücret gelirleri nedeniyle beyanname verip vermeyeceğiniz hususunda Başkanlığımızdan görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

            193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 inci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 61 inci maddesinde,” ücret işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir” hükmü yer almış olup, aynı Kanunun  94 üncü maddesinde ise tevkifat kapsamına giren ödemeler bentler halinde sayılarak, (1) numaralı bendinde; hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanunun 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılacağı hükme bağlanmıştır.

            Yine aynı Kanunun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendinde, Kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hükme bağlanmıştır.

            Bu hükme göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi kurumların bünyesinde çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere bu istisnanın uygulanabilmesi için;

            1-Türkiye’de hizmet arzeden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbabı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye’de personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi,

            şartlarının bir arada mevcut olması gerekmektedir.

            Bu hüküm ve açıklamalara göre; merkezi Danimarka’da bulunan …’nin Türkiye’de kurulu irtibat bürosunda çalıştığınız dönemde anılan şirketin tarafınıza döviz olarak ödediği ücret, yukarıda sayılan tüm şartların varlığı halinde gelir vergisinden istisna olup, söz konusu ücret ödemeleri üzerinden Gelir Vergisi Kanunu’nun 94 üncü maddesi uyarınca tevkifat yapılmayacaktır.

            Öte yandan,

Gelir Vergisi Kanununun 86 ncı maddesinde;

            “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette;

             …

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil

            …”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Aynı Kanunun “Tevkifata Tabi Olmayan Ücretler” başlıklı 95 inci maddesinin birinci fıkrasıyla ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının; ücretleri hakkında vergi tevkif usulü cari olmayacağı ile ikinci fıkrasıyla bunlar gelirlerini, Kanun’un dördüncü kısmın 2 nci bölümündeki hükümlere göre, yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

           Bu itibarla,  merkezi Danimarka’da bulunan …’nin Türkiye’de kurulu irtibat bürosundan elde ettiğiniz ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 23/14 üncü maddesinde yer alan istisnaya ilişkin olarak 147 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan şartların tamamını taşıyarak gelir vergisinden müstesna olması halinde, Türkiye’de kurulu şirketten elde ettiğiniz ve Gelir Vergisi Kanununun 61, 94, 103 ve 104 üncü maddesi hükümleri gereğince tevkif suretiyle vergilendirilmesi kaydıyla tek işverenden alınan ücret olarak değerlendirileceğinden yıllık beyanname ile beyan edilmeyecektir.

            Diğer taraftan, irtibat bürosundan elde edilen ücret gelirinizin istisnaya ilişkin tüm şartları taşımaması halinde ise Gelir Vergisi Kanununun 95/1 inci maddesi gereğince yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edilmesi gerekmekte olup, Türkiye’deki işvereninizden aldığınız tevkifata tabi ücret geliriniz aynı Kanunun 86/1-b maddesi kapsamında vereceğiniz yıllık beyannameye maddede belirlenen haddi aşmaması halinde dahil edilmeyecektir. Belirlenen haddi aşması halinde ise söz konusu ücret gelirinizin beyannameye dahil edileceği tabiidir.

            Bilgi edinilmesini rica ederim.

Sayı : 62030549-120[23-2013/717]-1173 24/04/2014
Konu :

Yurt dışında mukim kurumdan elde edilen ücret gelirinin vergilemesi

            İlgide kayıtlı özelge talep formunda; Almanya’da ikamet etmekte ve çalışmakta olduğunuzu 2011 yılı içerisinde Almanya’da çalıştığınız firmanın Türkiye’de bağlı ortaklığının bulunduğu şirkette Almanya mukimi firmanın temsilcisi olarak 183 günden fazla çalıştığınızı, adınıza yapılan ücret ödemesinin Almanya merkezli firma tarafından Almanya’daki banka hesabınıza döviz olarak yatırıldığı, Almanya mukimi söz konusu firmanın Türkiye’de herhangi bir ticari faaliyetinin bulunmadığı belirtilerek Türkiye’de bulunduğunuz süre içerisinde tarafınıza döviz olarak ödenen ücret gelirinin Türkiye’de vergiye tabi olup olmayacağı hususunda bilgi talep ettiğiniz anlaşılmakta olup, konu hakkında Başkanlığımız görüşleri aşağıda açıklanmıştır.

            Ülkemizle Almanya arasında akdedilerek 01.08.2012 tarihinde yürürlüğe giren Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması 01.01.2011 tarihinden itibaren uygulanmakta olup, söz konusu Anlaşma’nın “Mukimliği” düzenleyen 4 üncü maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1.Bu Anlaşmanın amaçları bakımından, “bir Akit Devletin mukimi” terimi, bu Devlet, eyalet ve herhangi bir politik alt bölümü veya mahalli idaresi de dahil olmak üzere, o Devletin mevzuatı gereğince ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıda diğer herhangi bir kriter nedeniyle burada vergiye tabi olan herhangi bir kişi anlamına gelir. Ancak bu terim, yalnızca o Devletteki kaynaklardan elde edilen gelir nedeniyle, o Devlette vergiye tabi tutulan herhangi bir kişiyi kapsamaz.

            2.1 inci fıkra hükümleri dolayısıyla bir gerçek kişi her iki Akit Devletin de mukimi olduğunda, bu kişinin durumu aşağıdaki şekilde belirlenecektir:

  1. a) bu kişi, yalnızca daimi olarak kalabileceği bir evin bulunduğu Devletin mukimi kabul edilecektir. Eğer bu kişinin her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi varsa, bu kişi, yalnızca kişisel ve ekonomik ilişkilerinin daha yakın olduğu (hayati menfaatlerin merkezi olan) Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  2.  b) eğer kişinin hayati menfaatlerinin merkezinin yer aldığı Devlet belirlenemez ise veya her iki Devlette de daimi olarak kalabileceği bir evi yoksa bu kişi yalnızca kalmayı adet edindiği evin bulunduğu Devletin bir mukimi kabul edilecektir;
  3.  c) eğer kişinin her iki Devlette de kalmayı adet edindiği bir ev varsa veya her iki Devlette de böyle bir ev söz konusu değilse, bu kişi yalnızca vatandaşı olduğu Devletin mukimi kabul edilecektir;
  4.  d) eğer kişi her iki Devletin de vatandaşı ise veya her iki Devletin de vatandaşı değil ise, Akit Devletlerin yetkili makamları sorunu karşılıklı anlaşma yoluyla çözeceklerdir.”

             hükümleri öngörülmektedir.

            Bu hükümler uyarınca, bir devletin iç mevzuatına göre ev, ikametgah, kanuni ana merkez, yönetim yeri veya benzer yapıdaki kriterler nedeniyle o devlette vergi mükellefiyeti altına giren kişiler o devletin mukimi addedilmektedir. Kişinin her iki devletin de mukimi olması durumunda ise, 2 nci maddedeki kriterler uygulanmak suretiyle mukimliğin tespiti yapılmaktadır.

            Diğer taraftan, söz konusu Anlaşma’nın “Bağımlı Kişisel Faaliyetler”i düzenleyen 15 inci maddesinin 1 ve 2 nci fıkralarında;

            “1.16, 18, 19 ve 20 nci maddelerin hükümleri saklı kalmak üzere, bir Akit Devlet mukiminin bir hizmet dolayısıyla elde ettiği maaş, ücret ve diğer benzeri gelirler, bu hizmet diğer Akit Devlette ifa edilmedikçe, yalnızca bu Devlette vergilendirilecektir. Hizmet diğer Devlette ifa edilirse, buradan elde edilen söz konusu gelir bu diğer Devlette vergilendirilebilir.

  1. 1 inci fıkra hükümlerine bakılmaksızın, bir Akit Devlet mukiminin diğer Akit Devlette ifa ettiği bir hizmet dolayısıyla elde ettiği gelir, eğer:
  2. a) gelir elde eden kişi, diğer Devlette, ilgili mali yıl içinde başlayan veya biten herhangi bir 12 aylık dönemde, bir veya bir kaç seferde toplam 183 günü aşmayan bir süre kalırsa, ve
  1. b) ödeme, diğer Devletin mukimi olmayan bir işveren tarafından veya bu işveren adına yapılırsa, ve
  1. c) ödeme, işverenin diğer Devlette sahip olduğu bir işyerinden veya sabit yerden yapılmazsa

     yalnızca ilk bahsedilen Devlette vergilendirilecektir.”

hükümleri öngörülmektedir.

Bu hükümler uyarınca, Türkiye mukimi kabul edilmeniz halinde, tarafınıza yapılan ücret ödemeleri Almanya kaynaklı olsa dahi 15 inci maddenin 1 inci fıkrası uyarınca vergilemenin Türkiye’de, iç mevzuat hükümlerimiz çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Almanya mukimi kabul edilmeniz halinde ise, Türkiye’de ifa ettiğiniz hizmetler karşılığında Almanya tarafından ödenen ücretlerin yalnızca Almanya’da vergilendirilmesi için 15 inci maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan her üç koşulun bir arada sağlanması gerekmektedir. Bu koşullardan birinin ihlali halinde, diğer bir ifadeyle;

–          Türkiye’de herhangi bir 12 aylık dönemde 183 günden fazla kalma veya

–          ücretin Türkiye mukimi olan bir işveren tarafından ödenmesi veya

–          ücretin, işverenin Türkiye’de sahip olduğu bir işyerinden ödenmesi

koşullarından birinin gerçekleşmesi durumunda Türkiye’nin de bu geliri vergileme yetkisi olacaktır.

Ancak, Türkiye’de hizmet ifa edecek kişiye yapılacak ücret ödemesinin, Anlaşmaya ek Protokol’ün 6 ncı maddesinde bahsedilen türden bir ödeme olması halinde, 15 inci maddenin 2 nci fıkrası hükümleri uygulama dışı kalacak ve vergileme yalnızca 1 inci fıkra hükümleri çerçevesinde yapılacaktır.

            Diğer taraftan, Türkiye’nin de bu ücret gelirini vergileme hakkının bulunduğu durumda ortaya çıkacak çifte vergilendirme sorunu, Anlaşma’nın 22 nci maddesinin 2 nci fıkrası kapsamında çözümlenecektir. Buna göre, vergilemenin Protokol’ün 6 ncı maddesi çerçevesinde yapılması durumunda, Türkiye’de ödenen vergiler Almanya’da ödenecek vergilerden mahsup edilecek; diğer durumda ise (vergilemenin 15/2 çerçevesinde yapılması halinde) istisna edilecektir.

            Anlaşma hükümlerinin uygulanabilmesi için, Almanya mukimlerinin Almanya’da tam mükellef olduklarını ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiklerini Almanya yetkili makamlarından alacakları mukimlik belgesi ile kanıtlamaları ve bu belgenin aslı ile birlikte Türkçe tercümesinin noterce veya o ülkedeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen bir örneğini Türkiye’deki vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmeleri gerekmektedir.

Vergileme hakkının Türkiye’de olduğu durumda;

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 1 nci maddesiyle gerçek kişilerin gelirleri gelir vergisine tabi tutulmuş olup, gelirin bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olduğu belirtilmiştir. Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise Türkiye’de yerleşmiş olan gerçek kişilerin Türkiye içinde ve dışında elde ettikleri kazanç ve iratların tamamı üzerinden tam mükellefiyet esasında vergilendirileceği hükme bağlanmıştır.

            Aynı Kanunun 4 üncü maddesinde;

            “Aşağıda yazılı kimseler Türkiye’de yerleşmiş sayılır:

            1.İkametgahı Türkiye’de bulunanlar (İkametgah, Kanunu Medeninin 19 uncu ve müteakip maddelerinde yazılı olan yerlerdir.);

  1. Bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturanlar (Geçici ayrılmalar Türkiye’de oturma süresini kesmez.)” hükmüne yer verilmiştir.

            Bu hükümlere göre, ikametgahı Türkiye’de bulunan veya bir takvim yılı içinde Türkiye’de devamlı olarak altı aydan fazla oturan gerçek kişiler Türkiye’de yerleşmiş sayılacaklarından, elde ettikleri gelirlerin tam mükellefiyet esasına göre gelir vergisine tabi tutulması gerekmektedir.

            Yine Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendinde, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına, işverenin Türkiye dışında elde ettiği kazançları üzerinden döviz olarak ödediği ücretlerin gelir vergisinden istisna edileceği hüküm altına alınmıştır.

            Konuya ilişkin olarak 147 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “Kanuni ve İş Merkezi Türkiye’de Olmayan Dar Mükellefiyete Tabi İşverenlerce Hizmet Erbabına Döviz Olarak Ödenen Ücretler” başlıklı 1-c bölümünde gerekli açıklamalara yer verilmiştir.

            Buna göre, kanuni ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayan dar mükellefiyete tabi işverenlerin yanında çalışan hizmet erbabına ödenen ücretlere istisna uygulanabilmesi için;

            1-Türkiye’de hizmet arz eden gerçek kişinin bağlı olduğu işverenin dar mükellef kurum olması, bu kurumun da Türkiye’de hiçbir şekilde kazanç elde edecek şekilde faaliyette bulunmaması,

            2-Dar mükellef kurumda çalışan kişinin hizmet erbabı ve yapılan ödemenin de ücret niteliğinde olması,

            3-Dar mükellef kurumun Türkiye’deki personeline yapılacak ödemenin bu kurumun yurtdışı kazançlarından karşılanması,

            4-Ücretin döviz olarak ödenmesi,

            5-Ödenen ücretin dar mükellef kurumun Türkiye’deki hesaplarına gider olarak kaydedilmemesi,

            şartlarının bir arada bulunması gerekmektedir.

            Kanunun 61 inci maddesi ile ücretin, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatler olduğu, ücretin ödenek, tazminat, kasa tazminatı (Mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı, prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olmasının veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunmasının onun mahiyetini değiştirmeyeceği hüküm altına alınmıştır.

            Aynı Kanunun 86 ncı maddesinde;

            “Aşağıda belirtilen gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler için beyanname verilmesi halinde bu gelirler beyannameye dahil edilmez.

            1- Tam mükellefiyette;

             …

  1. b) Tek işverenden alınmış ve tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretler (birden fazla işverenden ücret almakla beraber, birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerinin toplamı, 103 üncü maddede yazılı tarifenin ikinci gelir diliminde yer alan tutarı aşmayan mükelleflerin, tamamı tevkif suretiyle vergilendirilmiş ücretleri dahil)

            …”

            hükmüne yer verilmiştir.

            Anılan Kanunun 94 üncü maddesinin birinci fıkrasında tevkifat yapmak zorunda olan mükellefler sayılmış, birinci bendinde de  hizmet erbabına ödenen ücretler ile 61 inci maddede yazılı olup ücret sayılan ödemelerden (istisnadan faydalananlar hariç) Kanun’un 103 ve 104 üncü maddelerine göre gelir vergisi tevkifatı yapılması gerektiği hükmüne yer verilmiş olup, 95 inci maddenin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinde ise ücretlerini yabancı bir memleketteki işverenden doğrudan doğruya alan hizmet erbabının gelirlerini yıllık beyanname ile bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.

            Yabancı ülkede bulunan işverenlerce Türkiye’de mukim şahıslara hizmetleri karşılığında yapılacak ödemelerin Türkiye’de vergi tevkifatına tabi tutulması mümkün değildir. Bu nedenle, yabancı ülkelerde bulunan işverenden alınan ücretler (varsa Türkiye dahilindeki kazanç ve iratlarıyla birlikte) bir beyanname ile ikâmetgahının bulunduğu yerin vergi dairesine ertesi yılın mart ayında bildirilir ve vergilendirilir.

             Bu hüküm ve açıklamalara göre yurt dışında mukim şirketin Türkiye’deki bağlı ortağı firmadaki çalışmanız karşılığında tarafınıza doğrudan doğruya yurt dışından döviz olarak ödenen ücret işveren firmanın kazanç elde etmesine katkı sağlandığından ve bağlı ortaklık ile yurt dışında faaliyet gösteren şirketin aynı ticari amacı gözettiği de dikkate alındığında, bağlı ortaklık dolayısıyla Türkiye’de ticari bir kazancın olduğu sonucuna varılmaktadır. Dolayısıyla  Gelir Vergisi Kanununun 23/14 fıkrasında yer alan istisnaya ilişkin olarak 147 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yer alan şartların ihlal edildiği anlaşıldığından söz konusu ücret gelirinizin Kanunun 23 üncü maddesinin 14 numaralı bendine göre gelir vergisinden müstesna olması mümkün değildir. Bu nedenle ücret gelirinizin Gelir Vergisi Kanununun 95 inci maddesine göre yıllık beyanname ile beyan edilmesi gerekmektedir.

             Bilgi edinilmesini rica ederim.

AÇIKÖĞRETİM GÜZ DÖNEMİ DÖNEM SONU SINAVI
14 - 15 Ocak 2017

Üye OlŞifremi Unuttum

HAKKIMIZDA
alonot.com; kullanıcılarımızın KPSS & YGS-LYS & ALES & AÖF & YDS gibi sınavlara hazırlanmaları için hem ders notlarına, hem test pratiklere kolayca ulaşıp zaman kaybetmeden en üst düzeyde yarar sağlayabilmeleri amacıyla hizmet vermektedir. Ayrıca Mevzuat&İçtihat&Tezler&Makaleler ve diğer herşeyde! kapsamlı arama yapılabilmesi, aranılan konu ve kavramlara kolayca ulaşılabilmesi ve sonuçlar içerisinde hızla gezilebilmesi amacıyla kurulmuştur. Zamanla öğrencilerin ve kullanıcıların ilgisiyle büyüyen alonot.com sizlerin ilgisiyle ve daha zengin içerikle yayın hayatına devam edecektir. Faydalı olması dileğiyle...
GİZLİLİK POLİTİKASI
alonot.com sitesinde yayınlanan tüm içerik telif yasaları kapsamında koruma altındadır. Site içeriğinin ticari amaçlı ve izinsiz olarak kopyalanması ve kullanılması yasaktır. Ancak, ticari amaçlı olmamak ve link verilmek koşuluyla site içeriğinin kopyalanması ve kullanılması serbesttir. 5846 sayılı kanunun 25. maddesinin ek 4. maddesine göre telif hakkı ihlal edilen öncelikle üç gün içinde ihlalin durdulmasını istemek zorundadır. İçerik sahibinin veya yasal temsilcisinin istekte bulunması halinde, kendisine ait içerik veya dökümanların sitemizden 24 saat içinde yayından kaldırılmasını garantilemekteyiz. Yayınlanan yazı ve yorumlardan yazarları sorumludur. alonot.com hiçbir bildirim yapmadan, herhangi bir zaman değişikliğe gidebilir, bu sitedeki bilgilerden kaynaklı hataların hiçbirinden sorumlu değildir.
Site Yönetimi.
İletişim: alonot.com@alonot.com & alonot.com@gmail.com
Kategoriler
SOLDA SABİT REKLAM